Harun Yahya

Sohbetler (30 Mayıs 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz A9 TV ekranında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Nerelerde yayınlanıyor başka?

KARTAL GÖKTAN: Şu an uyduda yayındayız. Mobil uygulamamızdan izleyebilirler. İnternetteki hesaplarımızdan izleyebilirler, www.harunyahya.org sitesinden, www.a9hd.com.tr sitesinden, Facebook’ta “Kanal A9” adresinden, Twitter’da “ A9 TV Kamera”, Scorpe’de “ A9 TV Kamera” adresinden yayınımız takip edilebilir.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Darbe Komisyonu’nun raporunda cemaatlerin akredite edilmesi önerildi.  Raporda şu ifadelere yer verildi; “Cemaat yapılarının çoğu açık, şeffaf olmaktan uzak olup genellikle faaliyetlerini gizlilik içinde ya da denetimlerden uzak şekilde yürütmektedir. Bu oluşumların sosyal ve dini meşruiyet, denetim, hukukilik, mali yapının şeffaflığı gibi kriterler bakımından akredite edilmesi hukuki düzenlemeler gerektirmektedir. Böylece gizli, gizemli programlar izleyen yapılanmaların kamu yararı çalışması adı altında zararlı faaliyetler yürütmesine göz yumulması engellenmiş olur” dendi.

ADNAN OKTAR: Evet. Orada Fethullah Gülen terör örgütünün meşruiyetini sağlayacak bir zemin hazırlayabilir bu tip mantıklar. Şöyle; Fethullah Gülen cemaati tamam tehlikeli bir cemaattir ama bütün cemaatler tehlikelidir, hepsi devlet için bir tehdittir mantığı oluyor. Bunun bir kurnazlık olma ihtimali var. Şöyle yani hükümet FETÖ çetesinin üzerine gitti, doğru. Ama bir tek FETÖ çetesi değil ki aynı yapılanma bütün vatan zemininde mevcut.  “Tarikatlar, cemaatler aynı mayadan, aynı kökten, aynı sistemden geliyor ve hepsinde aynı karakter var. Aynı felakete sebep olacak yapıda olduğu için hepsine FETÖ çetesine nasıl titiz davranılıyorsa bu yapıya da aynı şekilde titiz davranılması gerekir” yani “Türkiye çapındaki yapıya titiz davranılması gerekir” şeklinde de anlaşılabilir bazı insanlarca. O zaman hükümet bütün Müslümanlara karşı mücadele eden bir hareketmiş gibi algılatmak isteyen kişilerin sözü yerine gelmiş olur. Yani FETÖ çetesi ne diyordu? “Hükümetin derdi biz değiliz yani hedefi biz değiliz. Hükümetin hedefi İslam yani bunlar Türkiye’yi parçalamak, bölmek istiyorlar. İslam’ı da Türkiye’den kaldırmak istiyorlar. Dolayısıyla ilk bize pençe attılar yahut ilk bize gereğini yaptılar. Arkadan bütün cemaatlere bunu yapacaklar” diyorlardı. Bu çok yaygındı biliyorsunuz o zamanlar biz de bunun iftira olduğunu söylemiştik. Şimdi bu raporda bütün Müslüman cemaatlerin tamamının örtülü, anlaşılmaz, esrarengiz yapılanmalar olduğu, maddi yönden de gelirlerinin kuşkulu olduğu dolayısıyla denetime açık bir haline getirilmesi gerektiği ifade olunuyor değil mi, yanlış anlamadıysam? Evet, yani cumhuriyet tarihinde hiçbir hükümet bütün Müslüman cemaatlere karşı tavır almamıştı. Böyle gösterilirse bu İngiliz derin devletinin istediği yapı olmuş olur. Yani bütün cemaatlere hükümet tavır almış. Yani Müslümanlara umumi bir saldırı var gibi algılanmasını istiyor olabilirler bazı çevreler. Raporu hazırlayanlar iyi niyetli olabilir ama adamlarda bu amaç olduğuna göre Fethullah Gülen terör örgütünün yahut işte FETÖ çetesinin diyelim en kurtarıcı sistem olarak gördüğü bu yapıyı, bu açılımı riskli görmek lazım. Çünkü Müslümanlar mesela farz edelim Mahmut Hoca cemaati, oraya ne yapacaksın? Hoca var, hocanın izlenmesi gerekiyor. Mahmut Hoca başta olmak üzere ne yaptığı, ne ettiğine gidip bir müfettiş orada tespit edecek, kimlerle görüştüğünü. Gelen kişilerin isimleri tespit edilecek. Bu Mahmut Hoca cemaatine para veren adamlar tek tek fişlenecek, tespit edilecek ve paranın kaynağı sorulacak. Nereden aldığı? Gerekirse de kayyum atanacak. Eğer hesaplar o kadar dengeli görülmezse. Akış yani gelir ve gider arasında harcamalardaki yapıda bir dengesizlik görülürse kayyum atanacak. Yani bütün Müslüman cemaatlere kayyum atanması mevzubahis olacak ve her yerde devlet müfettişi, camide devlet müfettişi gittikleri yerde yani resmi müfettişler veyahut polis böyle bir durumda vatandaş da tedirgin olacağı için tabii para vermek istemeyecektir, uğraşmak istemez öyle bir şey ile. Çünkü para verene de “Parayı nereden verdin? Gel senin hesapları inceleyeyim” dersen adam durduk yere başına iş açmak istemez. Yani her şey öyle milimi milimine olmaz Türkiye’de. Dolayısıyla para vermek istemez ve dolayısıyla da yani resmi müfettişin olduğu bir camiye de gelmek istemez. Her girenin kaydının yapıldığı bir yere de kimse gidip orada “ben gelip kaydımı vereyim, annemin adı şu, babamın adı şu, şurada otururum şu işi yaparım” diye bir beyanat vermek istemeyecektir. Doğal olarak cemaatlerin tamamı dağılacaktır. Yani cemaat diye bir şey kalmayacaktır. Arkasından Müslümanlık diye bir şey kalmaması mevzubahis olabilir yani böyle bir tehlike mevzubahis olabilir. Bir tek serbest olan PKK örgütleri mesela çünkü devletin denetimine tabii olmayan tek yapı o ve onlar da alabildiğine özgürler. Üniversitelerde orada burada her yerde örgütlenmiş durumdalar. Açık açık bağıra bağıra Öcalan’ın resimlerini göstererek propaganda yapıyorlar. Türkiye’nin bölünmesi için bütün cemaatleri zan altında bırakan bir açıklama bu ve hepsinin illegalmiş gibi görülmesine sebep olacak bir açıklama.

Volkan Senemoğlu, “Yeni bir mezhep yarattığınızın farkında mısınız? Gelecekte Şiilik-Sünnilik gibi bir mezhep oluşturuyorsunuz. Bu kesinlikle bir gerçektir. Köhne ve gerici bir İslam anlayışına karşı modern İslam. Bugün bu köhneliğin ve gericiliğin saldırılarına uğramanız normaldir ancak gelecekte dünya daha globalleştiğinde İslam’ın güçlü bir mezhebi olarak yerini alacaktır bu İslami düşünce. Buna da büyük ihtimalle Hoca’nın talebeleri Adnancılık diyeceklerdir. Her ne olursa olsun yenilen İslam ayağa kaldırılacağına inanmıyorum. Ama eski İslam anlayışına karşı hareketinizin olduğunu da görüyorum” diyor. “Görünen o ki kazanmaktasınız. Çünkü toplumu yöneten burjuvazi sizi eski dünyanın karanlığına karşı bir alternatif ve kendi yaşam biçimine karşı da sıcak buldukları ortada olan bir gerçeklik. Bu tahlillemeyi Adnan Beyefendi’nin duymasına ve görüş bildirmesi çok isterdim. Ancak böyle bir şansım yok. Ama eminim ki manifestosu bu tahlilin dışında değil.” Manifesto. Volkan Senemoğlu. Yeni bir mezhep değil. Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı İslam neyse biz aynısını savunuyoruz. Tayyip Hocam’ın görüşü de aynısıdır. Peygamberimiz (sav) zamanında mezhepler yoktu. Kuran vardı sadece. Herkes Kuran’a uyuyordu. Peygamberimiz (sav) de Kuran’a uyuyordu. Dolayısıyla bir mezhep değil. “Adnancılık” diye de bir şey yok. O espri olarak söylenebilir. Ben onu şaka olarak söylüyorum arada sırada. “Küçük minik Adnancı” falan diyorum. Ama Kuran talebesi olmak vardır. Peygamberimiz (sav) de Kuran talebesiydi. Ben de bir Kuran talebesiyim. Bütün Müslümanlar Kuran talebesidir. Dolayısıyla modern İslam demek, sahabe İslam’ı demektir. Tabii ki toplumun bütün kesimlerine bakıyorum. Hepsi destekliyor beni. Gelenekçi Ortodoks olanlar bile bilinçaltında destekliyorlar. Çocukları falan tam benim görüşümde zaten. Ama onlar eski sistemden çıkamadıkları için biraz bunalıyorlar ama bilinçaltında hatta bir kız arkadaşım vardı görüştüğüm konuştuğum. Koyu Katolik dindarların olduğu bir topluluk içinde. “Adam haklı” diyorlarmış. O kadar.

“Adnan Baba her şeyden önce çok kültürlü bilgili bir insan. Yaradan uzun ömürler versin. Bir Adnan Hoca bir daha gelmez.” Tabii ki hiçbir insan bir daha gelmez de ama çok değerli, çok akıllı birçok insan var. Gittiğim birkaç yer oluyor böyle. “Baba hoş geldin. Baba” çok komik bir ifade.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey.

OKTAR BABUNA: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da, her zaman olduğu gibi makaleniz ana sayfalarından yayınlandı. Bugün yayınlanan “Suriye barışı için tek çözüm” başlıklı makalenizde İran, Türkiye ve Rusya’nın bölgede güç sahibi olmalarının, İngiliz derin devletinin en işine gelmeyen durum olacağını anlatıyorsunuz. Bu yüzden üç ülkenin güçlü bir dostluk, ittifak ve işbirliği içinde kenetlenmelerinin önemini vurguluyorsunuz. Özellikle de “İran ve Türkiye’nin Sünni-Şii ayrımı gözetmeden, kardeşlik bağlarını güçlendirmede kararlı olmalarını, sınırlarını açarak ekonomik, siyasi, sosyal ve stratejik alanlarda en üst düzeyde işbirliğine gitmeleri gerektiğini tavsiye ediyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Güzel.

OKTAR BABUNA: İngilizce Gulf Daily News Gazetesi’nin kardeş yayını olarak bilinen Arapça yayınlanan Akhbar Al-Khaleej Gazetesi’nde “Geçmişte ve günümüzde ramazan” başlıklı yazınız yayınlandı. Tüm Müslümanların heyecanla beklediği ramazan ayını, geçmişte nasıl karşılandığını anlattığınız makalenizde; günümüzde ve yine tüm Müslümanları sevgi, fedakarlık, kardeşlik duyguları içinde toplu iftarlar, teravih namazları ve bayram kutlamaları vesilesiyle bir araya getirdiğini anlatıyorsunuz.

Birleşik Arap Emirlikleri’nde yayınlanan ve ülkenin en büyük gazetelerinden biri olan The Gulf Today’de “Ramazan ruhların eğitildiği mübarek bir ay” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda “Ramazan ayında tüm müminlerin, hiçbir mezhep ayırımı yapmadan birbirlerinin iftarlarına gitmelerini, birbirlerini güzellikle Allah aşkıyla, muhabbetle ağırlamalarını” tavsiye ediyorsunuz.

The Gulf Today’de ayrıca “İmtihan güzeldir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; Allah’ı güzel bir tevekkülle, karşılaşılan her olayın hayrını baştan peşinen kabul ederek, güzel bir sabırla sabretmenin insanın hem kendisine hem de çevresine huzur vereceğini anlatıyorsunuz.

Ürdün’ün başkenti Amman’dan yayın yapan bağımsız, günlük İngilizce gazete The Jordan Times’da “Ramazan’ı beklerken” başlıklı makaleniz yayınlandı. Myanmar, Suriye, Irak, Afganistan, Yemen, Filistin ve daha birçok Müslüman ülkesinin içinde bulundukları zor şartlar altında oruçlarını tutacaklarını ve her zaman olduğundan daha fazla yardıma ihtiyaçları olduğunu hatırlatıyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El Rayah’da “Ramazan’ın sıcaklığı” başlıklı yazınız yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Avokado yiyen bir kedimiz var.

ADNAN OKTAR: Büyük bir iştahla yiyor. Garip ama yemesi. Çünkü onun öyle lezzet bulacağı bir şey de değil.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hayvanlarla çocukların arkadaşlığına dair resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Çok şahane bir birleşik meydana geliyor. Buna şaşıyorum. Çok yakışıyor böyle çocuklarla birlikte. Bir cennet derinliği oluyor. Çok güzel. Hayvan çok güzel bir süs. Dünyada çok büyük bir süs.

Soru soran kardeşlerimizi göster.

VTR: Bilgisayar oyunları insanları asosyalleştirir mi?

ADNAN OKTAR: Gereksiz o kadar çok yorulmak. Saatlerce çocuklar bellerini eğiyorlar. Havasız, hareketsiz. Asosyalleşme zaten olabilir de sağlığını da kaybedebilir. Yani kemiklerde erime meydana getirebilir. Çünkü vücut sürekli hareket etmesi lazım ki kemik ve kas sistemi güçlü kalsın. Sürekli hareketsiz bir vücut, zamanla erir. Kemik ve kas erimesi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Hayatınız boyunca en çılgınca yaptığınız şey neydi?

ADNAN OKTAR: Hayatımda çılgınlık yapmadığım gün yok ki. Hangi birini anlatayım. Çılgınlık güzeldir zaten. Monoton bir hayat güzel değil. Renkli olmak lazım. “En” dersek diğerlerine saygısızlık yapmış oluruz. Yani öbür çılgınlıklarım sanki hafifmiş gibi olur. Onun için çok fazla. Ama tabii kimseye zarar vermemesi önemli. Şahsa zarar vermemesi önemli ama çılgınlık güzeldir.

VTR: Suçlu insanların işledikleri suçlardan pişman olmaları nasıl sağlanır?

ADNAN OKTAR: Eğer Allah’tan korkmuyorsa, Allah’ı sevmiyorsa, inanmıyorsa zaten pişman olmaz o. Mümin Allah’a inanan, Allah’ı seven, pişman olur. Vicdanlıdır çünkü. Vicdan azabı çeker. Allah’tan utanır. Allah’a karşı kusur işlediğini düşünür. Ve çok özenli olur. Dikkat eder.

VTR: Bir arkadaşımız babasından dört yaşından beri tecavüze uğruyor. Ve bunu yıllar sonra arkadaşımızla karşılaştığınızda oturup konuştuğunuzda öğreniyorsunuz. Ve eşinden şu anda şiddet görüyor. Ve kendisi de uyuşturucu bağımlısı. Size bunu anlattığı zaman sizin tepkiniz ne olurdu? Ve ne yapardınız?

ADNAN OKTAR: Şefkat göstermek lazım. Koruyup kollamak lazım. Olanla ölene çözüm aranmaz zaten. Olmuş bitmiş. Ama onun üzülmesi için bir neden yok. Çünkü orada suçlu olan babası. Yani onun yaptığı bir suç yok. O masum konumda. Genç kızlarda bu çok büyük bir hata oluyor. Mesela tecavüze uğruyor. Ömrü boyunca onun ızdırabı içinde. Kardeşim sen bir suç işlememişsin ki. Yani ortada bir suç yok. Ve sen masumsun. Hiçbir suçun yok. Dolayısıyla üzüleceğin bir şey de yok. Bazen toplumda “kız tecavüze uğramıştı ya” ailesi babası falan ters hareketlerde bulunuyorlar. O çocuk bir suç işlememiş ki ters harekette bulunuyorsun. Saygıda hürmette en ufak kusur olmaz. Hatta bir nevi üstün konumdadır. Çünkü ona sabrettiği için, Allah onu öyle imtihan ettiği için üstün konumda olur ve saygı duyarsın. Kaybedilen hiçbir şey olmaz. Orada üzülmek çok büyük bir hata. Kuran’a, İslam’a uygun bir hareket değil. Ama tabii tolumun da eğitilmesi lazım bu konuda. Zarar görmüş. Mesela bir genç kız vardı. Canım benim. O apartmana girerken bir çakal çocuğu götürüp orda kendince onu kullanmaya kalkmış. Çocuk başını önüne eğiyor. Göğsünü gere gere gez. Aslan gibi delikanlı kızsın. Orda ahlaksızlık yapan o haysiyetsiz, namussuz, şerefsiz adam. Senle ne alakası var? Sen masum bir insansın. Tertemiz nur gibisin. En fazla senin ne durumda olduğunu düşünenler vardır diye düşünüyorsundur yani nasıl diye. Kötü insanların düşünmesine hiç önem verme. İyi insanlar seni baş tacı olarak görürler. Kötü insan seni zaten her halükarda kötü görür. Ne yaparsan yap kötü görür. Evet.

FETÖ mahkemelerinde şehit aileleri yalnız kalıyor. Ülkücü gençler, diğer Saadet gençliği, birçok insan eğer mahkemece mahsuru yoksa orada bulunmasında büyük fayda var. Gelebilenler yani durumu müsait olanlar, aileleri yalnız bırakmayalım. Bu adamlar dil çıkarıyor bilmem ne falan feşmekan. Orda sloganlar yeri göğü inletmesi lazım. Bu ahlaksızlara haddini bildiren bir üslup olması gerekir. Haysiyetsiz herif. Orada şımarıyor. Tabii kanuna hukuka uygun nasıl olur onu bilmiyorum. Onu özenle tanzim ettikten sonra, hukuka kanuna uygun hale getirdikten sonra esaslı bir gövde gösterisi olursa çok iyi olur.

Bizim aslanlarla bir resim çektirdik. Figo sende yok değil mi bu resim?

KARTAL GÖKTAN: Var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hepimizin hidayetine vesile oldunuz. Allah sonsuza kadar cennette kılsın beraber inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah. MaşaAllah. Elhamdülillah.

OKTAR BABUNA: Elhamdülillah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hanım arkadaşlarla olan var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Allah’ın aslanısınız maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Mesela bu arkadaşlarımın hemen tamamı en az otuz yıllık. Otuz beş yıllık. Otuz yedi yıllık arkadaşlarım var içlerinde. Bu gençler de öyle. Bunlar yani yaşı ortaya çıksın istemem ama en az otuz yıllık arkadaşlarım. Çoğu yirmi beş yıllık, yirmi yıllık. On yıllık olanlar var.

Sorular devam etsin.

VTR: Türkiye’de, Gürcistan’da nasıl olabilir bizim politika? Herkesin gitmesini istiyoruz biz. Çünkü şu an politik durum çok kötü. O yüzden herkes artık olmaya gitmek istiyoruz. Yeni gelmesi gerekiyor. Bizim öyle durum. Gürcistan’dan kadınlar geliyorlar Türkiye’de çalışıyorlar. Kendi çocuklarını bırakıyorlar. Gürcistan’da o çok kötü. O yüzden bizim şu anda politik insanlar, herkese gitmek istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Nasıl sevimli, nasıl tatlı. Allah Gürcistan’a ekonomik yönden güç versin. İmkan versin. Gürcü kardeşlerimize zaten biz artık bir beraber olduk. Tek ülke biliyorsunuz. Hem vize, hem pasaportun kaldırıldığı. Direkt nüfus cüzdanıyla giriliyor Gürcistan’a. Bir tek orada var. İnşaAllah sıradan hepsi de o şekilde olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim sorum, Türk Futbol takımı son yıllarda neden iyi durumda değil?

ADNAN OKTAR: Geriye çekilen bir güç, ileriye güçlü atak yapacak demektir. Beklesinler geliyoruz. İnşaAllah.

VTR: İsmim Umut. Hiç eğitim almayan birinin kaliteli olması mümkün müdür?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav)'in bir eğitimi yoktu, üniversite mezunu, lise, ortaokul hiçbir eğitim almadı.  Hz. İbrahim (as) da eğitim almadı. Hz. Nuh (as) da eğitim almadı. İnsanlığı da eğitimi Allah vahiyle kalbine ilham eder. Ona arif kişi denir. Kalbine ilka olan güzel davranışlarla yaşar. Adam üç üniversite mezunu olur, hayvan gibidir, yani çok görgüsüz ve vahşi olur. Ama hiçbir eğitim almamış bir insan arif, olgun, derin bir insan olur. Bütün mesele, bütün konu Allah'a kalbi derin yakınlık, Allah korkusu, Allah sevgisidir. Eğer o tam anlamıyla varsa, Allah o kişiyi zaten sürekli kontrol altında tutar ve eğitir ve mükemmel olur. Dolayısıyla çok kaliteli olur.

VTR: Bir evde, evli olan bir çift. Kadının sözü mü geçmeli, erkeğin sözü mü geçmelidir? Evin reisi kim olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Evin reisi annedir yani doğal olarak annedir, her şeye hakim ama bunun içinde tabii nezaket ve sevgi de vardır. Anneye ağırlık verilmesi lazım. Kadına hürmet eski Türk adetidir. Mesela Göktürklerde kadın çok yüce bir varlık olarak ele alınıyordu. Yüce biliniyordu ve ailenin reisi konumundaydı. Eski bir adet bu. Ama İslam ahlakına geçtiğimizde kadının baskı altındayken, kadının tam aksine kurtulmuş, rahatlamış bir insan konumuna getirdiğini görüyoruz. Kuran'daki bütün hükümler diyorlar ki “erkekler için.” Allah diyor ki erkeklere “siz mücadeleye gidin, siz çalışın.” Bu ne demek? Kadına bakın ve kadın rahat etsin. Mesela kadın savaşa gitmiyor “gitmeyin” diyor, erkek gidiyor. Mesela “kadına” diyor Allah “mehir verin, para verin, kadını evden çıkartmayın” erkeğe söylüyor Allah. Hep kadının rahatlığı için emirler. Bütün emirler Kuran'da hep erkeğedir ve hep kadının rahatı içindir, kadının konforu içindir. Dolayısıyla kadın kutsal bir varlık olduğu için, değerli olduğu için ailede hürmeten, nezaketen onun sözünün geçmesi güzel olur.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Çağatay. Günümüz şartlarında bir iş sahibi olabilmek için bir torpil gerekli mi? Torpil olmadan bir iş sahibi olamıyor muyuz biz?

ADNAN OKTAR: Torpil tabii tepeden inme, kolay işe yerleşmenin yollarından biri olarak ben çocukluğumdan beri bilirim. Biz de vesile olmuştuk işte, o hindinin gelmesi olayında öyle olmuştu. Ama şu faydası oluyor torpilin, o adama güvence veren birileri oluyor. Yani “yamukluk yapmaz, anormallik yapmaz, her yönden güvence veriyorum” diyor. Güvence hayatidir bir işyeri için. Çok önemli. Ama öbür türlü bilmiyor adam tanımıyor, işe alıyor, ne çıkarsa falan gibi oluyor. Liyakat esası önemlidir. Tabii ki torpilde insanlar mağdur olurlar yani makul, vicdanlı bir yol değil. Liyakatı varsa, güvenilirse o kişiye işin verilmesi doğru olan, adil olan odur tabii. Ama bu dönemde ben torpil, morpil pek olacağına ihtimal vermiyorum. Ama bazı yerlerde tabii devlet görevlerini hükümet iyi tanıdığına, güvendiğine görev veriyor olabilir. O da mecburi yani başka türlü riske girmek istemiyor olabilirler. Ama buna rağmen torpil şu an hükümetin kabul ettiği bir sistem değil. Yani en az uygulanan yöntemdir geçmiş hükümetlere göre, benim kanaatim. Evet.

VTR: Adım Macit. Benim sormak istediğim konu: Şu an AKP iktidarındayız ama AKP iktidarında olduğumuz için sadece AKP'lilere yardım ediliyor. Mesela örnek veriyorum, CHP, MHP iktidarının olduğu yerler, mesela İzmir özellikle yatırım çok daha az yapılıyor İstanbul’a göre. Tabii İstanbul metropol olabilir ama yine de çok haksızlık bence ve saçma.

ADNAN OKTAR: Öyle bir şey pek olmaz. İzmir çok büyük bir şehir. Metropol bir şehir yani. Sanayinin ağırlıklı görev aldığı, hizmet ettiği bir yer. Bu belgesel olarak sunulursa inandırıcı olur. Şahsi kanaat gibi geldi bana. Bir de İzmir çok fazla AK Partilinin olduğu bir yer, MHP'nin de kalelerindendir İzmir. Her yer ülkücü kaynar. Sağ hakimiyeti vardır aslında İzmir'de. Hükümet hadi diyelim sağcılara daha çok önem veriyor diye düşünelim.  İzmir'in yüzde yetmişi sağcıdır. O zaman bir anlamı yok. Sadece AK Parti olarak bakmaz AK Parti hükümeti. Sağcı mı, solcu mu diye düşündüğünü düşünelim. Yüzde yetmiştir sağcı. CHP'nin içinde de çok fazla sağcı vardır. Bir de hükümet kendine laf söyletmek istemez. Böyle riskli işlere girmez yani Tayyip Hoca bu konuda çok titiz, biliyorum ben. Yani çok özen gösteriyorlar. Dedikoduya sebep olacak, fitneye sebep olacak şeylerden çok kaçınıyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Betül. Küçükken en iyi olduğunuz arkadaşınız, en yakın tanıdığınız arkadaşınız kimdir?

ADNAN OKTAR: Yani kız arkadaşlarım oluyordu, aşık olduklarım oluyordu. Onları soruyor herhalde. İlkokulda vardı aşık olduğum kızlar. Yani evlilik hayalleri falan da kuruyordum küçükken. Ortaokuldan gelirken yolda yine bir kız vardı, beni görünce kapıya çıkardı falan, bir şeyler olurdu böyle. Çok fazla, sayısı çok fazla olunca nasıl sayayım? Biraz zor olur.

Evet dinliyorum. 

VTR: Adım Furkan. Kadınların erkeklerden daha üstün bir yanı var mı?

ADNAN OKTAR: Sanatçı yönleri üstündür. Grift düşünür çok ince detay düşünürler yani erkeklerin göremeyecekleri çok ince detayları görürler. Sabır ve dayanıklılık güçleri yüksektir. Yani çok sabırlıdır kadınlar. Dayanma güçleri yüksektir. Yani tahammül gücü yüksektir. Güzel varlıklar. Mesela çok temizdir kadınlar, temizliğe daha dikkat ederler. Sanatçı ruhları çok önemli bence. Çok güçlü bir sanatçı ruh vardır kadınlarda. Renkleri, detayları daha güzel görürler. Sesleri daha detaylı duyarlar. Merhametlidir kadınlar, çok çok merhametlidir, daha merhametli olurlar. Say say bitmez, çok güzel varlıklardır kadınlar. Çok değerlidir. Kıymetlerinin iyi bilinmemesi deccaliyet sebebiyle oluyor. Zaman gelecek, Allah'ın bu büyük nimetleri çok yükseklerde olacaklar, baş tacı olacaklar. Cennette de hep onlar sultan gibidir. Cennetin en büyük nimetidir kadınlar. Evet.

VTR: Ben Merve Çakal. Metroda çok kavga oluyor ve çok kalabalık. Bunu nasıl çözebiliriz bilmiyorum. Yani devamlı her sabah ve her akşam gerçekten çok kalabalık.

ADNAN OKTAR: Metronun çapı genişletilebilir. Çok fazla metro oluşturulabilir. Taşıma araçlarının sayısının iyice genişletilmesi, artırılması gerekiyor. Yani iki misline, üç misline çıkartılırsa biter.

VTR: Merhaba ben Aysun. Kadıköy'de yaşıyorum. İnsanlardan çok hayvanlara değer vererek, insanların bu kadar ikinci plana atılması hoşuma gitmiyor açıkçası. Ülke olarak bu konuda hayvanları da koruyup kollamalı ama insanları daha ön plana almalıyız diye düşünüyorum. Kaldı ki bu semtte sokakta kalan birçok insan aç sokakta yatarken, hayvanlara daha çok değer verilmekte.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu güzel hanımlar, bu vicdanlı hanımlar bu örneği çok kullanıyor. Ama bu riskli olur, bak çıkamıyorlar içinden. Hayvanlardan örnek vermemeleri lazım. Yani şöyle diyebilirler mesela "Zalimlere, gaddarlara, insanlara imkan verilebiliyor, onlar" işte "ihya ediliyor" falan denebilir. Efendim, mesela "bomba yapmak istiyor adam, onunla ülkeleri bombalamak istiyor. Suudi Arabistan gidiyor onlara milyonlarca dolar para veriyor" bunlar örnek olarak verilebilir. Hayvanlar zaten ancak desteklenecek hale geldiler. Ancak korunuyorlar. Daha yeni elde ettik bunu. Şimdi o zaman "a yapmayalım" derler. Yani o suç gibi görünür, yanlış anlar insanlar onu. Öyle yapmasınlar da, hayvanlardan örnekler vermeyelim. O hiç olmaz öyle bir örnek çünkü onlar zaten ağzı var dili yok. Aç insan yine bir şey bulur, bir şekilde bir yiyecek bulur ama onun imkanı yok ki ne diliyle anlatabiliyor ne eliyle anlatabiliyor hiçbir şey yapamıyor. Onun muhtaçlığı daha şiddetlidir. Daha öncelikli olmuş oluyor dolayısıyla. Ve onun yiyeceği nedir? Nihayetinde bir avuç bir şey. Elbise falan da istemiyor bir şey de istemiyor. Bir avuç, iki tane yarım ekmek versen o onu hırlayarak yer büyük bir iştahla. Onu yapmasınlar yanlış oluyor o iyi niyetle yapıyorlar ama hiçbir kimse hayvanlardan örnek vererek açlığı veyahut insanlara ilgisizliği anlatmasınlar onun çapı kötü bir boyuta doğru gidebilir. Mesela ağlayan yalvaran bir kediye adam ters davranabilir bu sefer. Yanlış anlarlar. Daha ziyade silaha yatırım yapan ülkelerden örnek verseler iyi olur. Amerika mesela milyarlarca Dolar harcıyor silaha, İslam ülkeleri, zengin Arap ülkeleri milyarlarca Dolar silaha para harcıyorlar. O örnek yeterli. Ona yapacaklarına fakire fukaraya yardım yapılsın, mazlumlara yardım yapılsın denmesi daha iyi olur. Hayvan en garibanı seçiyorlar. En güçlü olanı seçmek lazım. En garibanı niye seçiyorsunuz örnek olarak? Yanlış oluyor. İyi niyetle yapıyorlar ama yanlış oluyor. Evet.

VTR: Mete Aslan. Başkanlık diktatörlüğü getirir mi?

ADNAN OKTAR: Ben Tayyip Hoca’yı çok insancıl, çok mazlum görüyorum. Mesela bak biz istediğimiz gibi eğleniyoruz gelenekçi Ortodoks bir yapı çok yaygın olmasına rağmen, hanımlar mini etekle geliyorlar, dans ediyorlar. Şarkı söylüyoruz. Heykel kullanıyoruz, resim var. İstediğimiz gibi konuşuyoruz, istediğimiz gibi giyiniyoruz. Kimse de bize müdahale etmiyor. Bazı sahte üslupların dışında öyle bir tavır hiç görmedik ve görmüyoruz da. Tayyip Hocam’dan eğer böyle bir şey bekliyorlarsa o çok temiz bir insan. Bayağı vicdanlı, aklı başında bir aile babasıdır. Çok merhametlidir Tayyip Hoca. Bilmiyorum nasıl anladılar, nasıl değerlendiriyorlar da çok çok merhametlidir. Bayağı vicdanlı bir insandır.  Allah’tan çok korkar, İslam’a, Kuran’a da bayağı titizdir. Gece gündüz o Allah Allah Allah başka bir şeyi olmaz onun kafasında bir görüşü düşüncesi yok. Şahsi de hiçbir çıkarı, hiçbir hedefi yok. Ben açıkça söyleyeyim. Bir hata yanlış bir şey yaptığında da eleştiriyoruz derhal yerine getiriyor derhal. İki-üç gün sonra ama bazen iki-üç yıl sonra yapıyor. Bazen gecikmeli oluyor onun da bir hikmeti vardır, bir sebebi vardır. Belki devletin imkanları olmuyor. Ama yapıyor eninde sonunda yapıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Rıdvan Rusya’dan geldim. Putin’i nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Putin kabadayıdır, delikanlıdır. Tipik kabadayıdır. Zeki delikanlıdır. Vicdanlıdır, Haktan yanadır tavrı. Hataları yok mu? Çok galiz hatalar yaptı var hataları oluyor. Rus devletinin birçok elemanının hatası var. Mesela Suriye’deki olaylarda bombalamalar falan çok büyük hataları, çok büyük yanlışları var. Daha açıkçası büyük günahları var doğru bu. Ama genele baktığımızda dünya geneline baktığımızda Putin’in hakikaten dürüst, samimi, Allah’tan korkan biri olduğunu görüyoruz. Hep dindarlardan yanadır, Müslümanları korur. Musevileri korur, Hristiyanları korur. Kabadayı ve yiğittir. Dünyevi de bir hırsı yok yani dünyayla da bir bağı yok. Akşama kadar devlet işleriyle uğraşıyor. Bütün gençliğinden beri öyledir. O yönüyle biraz Tayyip Hoca’ya da benzer. Ama vicdan yönünden daha yüksektir Tayyip Hocam tabii. Kıyas olmaz. Ama hata günah yönüyle bakarsak o zaman hiç kimseyle bağlantı kuramayız. Öyle değerlendirmemek lazım. Özetle iyi bir insandır. Ben Putin’i en çok sevmemin nedeni biz Rusya’dayken müftüyü çağırdık Rusya müftüsünü beraber yemek yiyoruz yemeğe çağırdık, Putin’i de davet ettik. Tek başına kabadayı gibi delikanlı gibi geldi. Korumaları falan yok. Korumaları dışarda bıraktı biz varız sadece içerde ve Rusya müftüsü var. Kamera sadece bizim kameramız. Rusya müftüsüne kendi eliyle yemek yedirdi pilav. Tavuklu pilav vardı bayağı uzun uzun yemek yedirdi. Bayağı hürmetlidir. Nezaketi çok iyi bilir. Adabı edebi çok iyi bilir. Hürmetkar bir insan. Vicdanlı mesela diyor ki “Suriye sakın bölünmesin” diyor “Suriye bölünürse Türkiye bölünür” diyor. “Biz bunu istemiyoruz” diyor. Doğru söylüyor. Türkiye’nin politikası zaten geniş çapta o yüzden değişti. Yoksa Suriye konusunda Türkiye elastiki düşünüyordu biraz. Toprak bütünlüğünü kabul ediyordu ama pek o anlama gelmiyordu. Hükümetin görüşü o yöndeydi daha Türkçesi. Devlet demeyelim de hükümetin görüşü o yöndeydi. Ama şu an çok katı şekilde Suriye’nin bütünlüğünü savunuyor Türkiye. Daha önce tamam bütün ama içinde çeşitli bölümler de olabilir falan gibi anlamıştım ben o üslubu. Şu an kesin kararlılar. Hiçbir şekilde istemiyorlar. Evet.

VTR: Ben şunu merak ediyorum cennete gittiğimizde eğer gideceksek şayet sevdiklerimizle, eşlerimiz dostlarımızla gerçekten birlikte olacak mıyız?

ADNAN OKTAR: Tabii yani cenneti hak edenlerle beraber oluruz. Cennet çok akıllı bir yerdir. Cennetin tamamı akıldır zaten. Allah’ın aklının hakim olduğu bir yerdir cennet. Ölüm anından itibaren hiç insanı tedirgin edecek, nasıl gereksiz korkuları yaşayacaklarını falan zannediyorlar. Öyle bir şey olmaz Müslümanda. Ölme anında, ki çoğu kişi de beden ölümünden önce ölürler. Yani adam gözü anlamsızlaşıyor falan yaşıyor zannediyor halbuki çoktan ölmüş oluyor. Hatta böyle konuşmaları da bazen abuk sabuk da olur. Mesela garip şeyler konuşur. Ama bazen de son ana kadar şuuru açıktır. Son ana kadar şuuru açık olanlar da hep mesela Peygamberimiz (sav)’de öyle “Refik-i Ala’ya” dedi. Elini kaldırdı o mübarek sağ elini yani “Yüce Dosta” dedi. Eli düştü. O kadar. Bak vefat edeceği anı biliyor. Mesela rahmetli Atatürk “esselamun aleyküm” dedi. Giden insan söyler selamun aleyküm. Değil mi? Biz çıkarken ne diyoruz? Selamun aleyküm diyoruz. Gelinde de aleykümselam. Osmanlı terbiyesinde yetiştiği için o, Osmanlı terbiyesinde gelen de selam verir giden de selam verir. Bak son sözü açıyor gözünü “selamun aleyküm” diyor gözünü kapatıyor. Ne demek selam? Gidiyorum diyor. Selamun aleyküm. O verdiği selam da Müslüman olduğunu gösteriyor. Var ya bazı ağzı bozuk tipler. Ağızlarını bozuyorlar. Bak değil mi? Selamun aleyküm. Küfür içinde olan bir insan selamün aleyküm der mi? Niye desin? Hele öyle bir anda hiç asla demez. Ve sürekli hastalığı süresince hep Peygamberimiz (sav)’i övdü, hep İslam’ı, Kuran’ı övdü. Ve “çok titiz davranılsın, Kuran tam uygulansın, İslam Peygamberinin dedikleri harfiyen yerine getirilsin” dedi. Vefatından on beş gün önce. Kısa sürelerde yoğun böyle konuşmaları var. Hepsi yayınlandı biz de yayınladık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan FETÖ’nün darbe girişimi sırasında başkentte şehit olan Cuma Dağ’ın ailesini ziyaret ettiler. İftarı birlikte açtılar.

ADNAN OKTAR: Yalnız Tayyip Hocam çok güzel olmuş da iftarlara gidiyor güzel Allah razı olsun oruç tutuyor da kendini çok yormasa mı acaba ramazan boyunca? Değil mi? Çünkü oruçlu ağızla bu kolay değil. Oradan oraya oradan oraya Allah muhafaza bünyesi zayıf düşebilir. Takdir onun ama ben anneye söyleyeyim daha Türkçesi Emine anneye. Tayyip Hocam ramazan boyunca hareketli hayatını biraz azaltın. Oraya buraya gitme işlerini yani yürüme çok fazla efor gerektiren şeyleri durdursun. Değil mi? Yurt dışı seyahatler şunlar bunlar ramazan boyunca değil mi? Hasta olabilir Allah esirgesin.

KARTAL GÖKTAN: Bir de Mehmetçiklerimizin iftarından bir resim var, iftar vaktini beklerken.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan onlar. Ağabeyinin kuzusu onlar, onlar nur. Onlar nur hepsi nur onların maşaAllah. Hepsi kabadayı hepsi aslan maşaAllah. Allah ömürlerini uzun etsin sağlık sıhhat versin. Bak çok da mütevazi sofraları da. Bal şeker onlar. Allah sizlere güç kuvvet versin, onlara sağlık sıhhat versin.

Sorular gelsin dinliyorum.

VTR: Erkeklerin bakımlı olması İslam açısından önemli mi?

ADNAN OKTAR: Erkek kadın herkes bakımlı olacak tabii. Temiz olacak, eli yüzü düzgün, tıraşı düzgün değil mi? Tırnakları her şeyi tertemiz olacak. Peygamberimiz (sav) öyleydi. Çok bakımlıydı. Bütün peygamberler bakımlıydı. Aklı başında insan zaten bakımlı temiz olur. Bir bozukluk olmadıktan sonra bir insanda aksi olmaz zaten.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslam’dan önce çarşaf var mıydı?

ADNAN OKTAR: Tabii. Hristiyanlıkta, Musevilikte kara çarşaf var. Musevi hanımlar İsrail’de çarşafla geziyorlar. Tarihi resimlere de bakın hep çarşaflıdırlar. Hristiyan kadınlar da hatta şu anda da Sicilya’da hanımlar Hristiyan hanımlar hep siyah çarşafla geçerler. O bütün dinlerde kadınların korunması için Allah tarafından mümin kadınlara tavsiye edildiği anlaşılıyor. Ama dekolte bir hanımın rahat etmesi için tedbirdir. Kuran’da Allah kadınların dekolte olduğunu kabul ediyor zaten Allah. Dekolte kıyafetiniz var ama dışarı çıkarken sizi rahatsız ederler kötü insanlar olabilir, yanlış insanlar olabilir size sarkıntılık yapmak isterler, kötü söz söylerler bundan korunmak için güzelliğinizi dekoltenizi örtün diyor çarşafla. O beladan kurtulduktan sonra yine açacak, yine dekoltesini yaşayacak kadın. Kuran’ın hükmü budur.

VTR: Peygamberlerin dereceleri farklı olur mu birbirlerinden diğer peygambere karşı. Her peygamberin ayrı mı mertebesi var?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii açık ayet var Allah “derecelerle farklı kıldık” peygamberleri diyor. “Aralarında dereceler vardır” diyor Allah.

VTR: Ölüm bir yok oluş mu?

ADNAN OKTAR: Şu an zaten mesela ben altmış üç yaşındayım altmış üç seneden beri her gün uyuyorum. Her gün ölüyorum her gün diriliyorum. Hiç yok olmadım olmam da. Yine uyur insan yine dirilir dirilmişken bir daha uyuduğunda o uyku net uyku olmuş oluyor. Yani çok canlı keskin bir uyku olmuş oluyor. Ona ölüm deniyor. Yani kesintisiz devam eder. Mümkün değildir ruhun ölmesi teknik olarak da mümkün değildir. Var olan bir şey asla yok olmaz. Allah’ın kanunudur zaten. Bir kere hatıralarımız da yok olmuyor mümkün değildir. Ne görüntü yok olur ne ses yok olur. Bunların hepsi bir şey, bir şey olan bir şey asla kaybolmaz. Sonsuza kadar durur ve bize bu görüntüyü gösteren güç kesintisiz olarak bu görüntüyü sonsuza kadar bize devam ettireceğini söylüyor. Zaten durması için de bir neden yok. Evet.

 VTR: Türkiye’de yaşanan din gerçekten Müslümanlık mı yoksa Arap kültürüne özenmek mi?

ADNAN OKTAR: Arap kültürüne özenmek çok yoğun tabii. Arap kültürü de daha önceki müşrik inançlardan kaynaklanarak gelişmiş. Yani Sümer inançları, Mezopotamya’daki inançlar, Hitit inançları o devrin bütün inançları. Onların etkisi altında kalmışlar. O putperest inançları İslam’a sokarak bir sahte hadisle varmış gibi göstererek insanlara yaşatmışlar. Halen de yaşatıyorlar veyahut yaşatmaya çalışıyorlar. Evet

VTR: Merhabalar öncelikle buradan Adnan Hocamız’a selamlarımızı gönderiyoruz. Çok merak ettiğimiz daha doğrusu toplumun merak ettiği bir soruyu sormak istiyoruz. Kuran-ı Kerim’i herkes kendine göre yorumluyor biz hangisine uymalıyız? Ve buna uymamız için yapmamız gereken şeyler nelerdir? Benim merak ettiğim bu.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Bak çocukların hepsi çok samimi görüyor musun? Hepsi dürüst kadın olsun erkek olsun hepsi dengeliler. Yeni nesil mükemmel çok çok güzel elhamdülillah. Çünkü Mehdiyet çağındayız, Mehdiyet’in ruhu Allah’ın hadi ismi herkesi sarmış. Ve bu açıkça yüzlerinden görülüyor. Allah hadi ismiyle tecelli ediyor. Kuran’ı açtıklarında bu delikanlılar var ya hanımlar gençler görüyoruz hepsi aklı başında hepsi Kuran’ı tek anlarlar başka türlü anlamazlar. Gönülleri çok rahat olsun. Mesela namazı anlatalım tek anlarlar. Başka türlü yani mesela yüz kişi olsun biz burada anlatalım muhalif anlayan olmaz. Mealini açıkladığımızda Kuran’ın anlamını açıkladığımızda tek türlü anlanır. Mesela zekatı açıkladığımızda ayetle tek şekilde anlaşılır. Üç-dört şekilde anlaşılmıyor Kuran. O konuda anlatım yapanlara inanmasınlar. Öyle değil. Kuran çok açık sarihtir. Çok keskin sarih açıktır. Anlaşıldı. Mesela ben buraya geldim ne anlıyoruz? Birisi buraya gelmiş. Kuran’da bunun kadar açıktır. Mesela “Namaz kılın” diyor açık net. Zamanlarını belirtiyor açık ve net. Hiç karmaşık imalı kapalı bir hüküm yoktur. Kapalı ve imalı olanlar Allah’ın hükmü değildir buna inanmasın kimse. Kuran’da hüküm açık ve muhkem olması gerekir. Açık ve muhkem hükümlerden biz sorumluyuz. Kapalı ve imalı konularla imalardan anlam çıkaranlara uymasınlar. Çünkü o Allah’ın hükmü olmaz. O onun zekasının bir ürünü olur. Allah’ın hükmü olması için açık sarih hüküm olması lazım. Muhkem, keskin, anlaşılır Allah’ın açıklaması olması lazım. Evet.

VTR: Arkadaşımın sorduğu bir soru “ben niçin dine inanayım ki?” diyor “beni ikna edin” diyor. Bazı şeyler anlattığın zaman inanmıyor. İki şu ana kadar bütün din alimleri işte cemaat hocalar falan filan ikna edemediler onu. Diyor ki “ben istemez miyim cennete gideyim? Beni ikna edin” diyor. “İstemez miyim” diyor “aptal mıyım? Var olduğunu bile bile ben inkar edeyim” diyor. Nasıl ikna edebiliriz acaba?

ADNAN OKTAR: Benimle görüştür. Konuşsun. Samimi bulmuyordur konuşmalarını. Bir kere üst perdeden konuşuyor bir kısmı. Böyle sanki cennete gitmiş oranın sultanı olmuş gibi bir halleri var. Üst perdeden bağıra çağıra zaten kendinden çok emin hepsini tenzih ederim bir kısmında ukala enaniyetli bir üslup oluyor. Oradan zaten o kişiye yanaşmak mümkün olmaz. İkincisi samimiyetsiz bir üslup var sesini, yüzünün şeklini her şeyini değiştiriyor. Doğal konuşmanın dışında yapmacık konuşuyor. Onda da inanmakta zorlanır insanlar. Ve de delil vererek konuşmuyorlar. Akılcı delil veremiyorlar. O zaman da olmaz. Ama bazı insanlara da tabii delil versen de inanmazlar onu söyleyeyim. Allah öyle yaratmamıştır. Hayret edici şekilde inanamaz, inanmaz. Özel yaratılmıştır özel yaratılmış bir varlığı çevirmek mümkün değildir. Dünyadaki bütün insanlar bir araya gelse bütün mucizeleri göstersen, mesela gökte La İlahe İllaAllah yazsa bile inanmaz. Öyle bir şey olmaz. Allah’ın onu Müslüman yaratması ve cennetten buraya getirmesi gerekiyor. İman etmesi için Allah’ın onu Müslüman yaratmış olması ve cennetten buraya gelmiş olması gerekir.

Mesela bak Sicilyalı kadınların resimleri var. Mesela bunlar koyu Katolik insanlar bu hanımlar. Bu hanım da Katolik.

VTR: Benim adım Kamil Bulut. Ben şunu merak ediyorum, Adnan Hoca’ya bunu sormak istiyorum. Dünyada yaşanan her şeyin insanların bir imtihanı olduğu söylenir. Şunda kendi kafamda bu soruya bir cevap bulamadım. Bir buçuk yaşında tecavüze uğrayan ya da akıl sağlığı belli bir yaştan sonra bozulan insanların üzerindeki imtihan baskısıyla bizim üzerimizdeki imtihan baskısını kıyasladığımızda onların acaba isyan etmemek için sebepleri nedir ya da bunların ki nasıl bir imtihan? Bunu bana açıklayabilirse çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Beynimizin içinde biz bir şey görüyoruz mesela bin kişinin katledildiğini görüyoruz beynimizin içinde. Aynısını rüyamızda da görüyoruz, bin kişi katlediliyor adam hopluyor bayağı panik oluyor “vah vah” diyor. Ertesi gün bir uyanıyorsun bin kişi katledilmemiş, sadece sen orada imtihan olmuşsun. Beyninin içindeki görüntünün ne olduğunu sadece Allah bilir, sen dışarıda ne olduğunu bilemezsin. Beyninin içinde o görüntüyü görürsün. Bir buçuk yaşındaysa zaten canı çok önceden alınır. Çocukların canı çok çok önceden alınır. Yani hiçbir çocuk ölüm acısını duymaz. Öyle bir şey olmaz. Zaten imtihan diye bir konu olmaz, bitmiş imtihanı çocuğun sabi zaten. Onlar cennetten getiriliyor yine cennete götürülüyor, o kadar. Sadece göstermek için Cenab-ı Allah getirir, gösterir ve geri götürür. Herhalde anlamıştır kardeşimiz ama detaylandırabilirim daha da. Akıl hastası olan kişi de mesela kırk yaşında akıl hastası, kırk yaşında ölmüş oluyor. Yürüyor olması, konuşuyor olmasıyla alakası yok, birçok insan ölüdür. Dünyadaki insanların ölü olduğu bir gösterilse insanlara insanlar yaşayamazlar çok korkarlar. Mesela işyerindeki insanların birçoğu ölü oluyor haberi olmuyor yani zombi, bildiğin ölü normal. Yok. Robot gibi özel yaşatılıyor. O da öyle yani mesela kırk yaşında akıl hastası oluyorsa kırk yaşında ahirete gitmiş oluyor. Bedeni kalır seksen yaşına kadar yaşar. O önemli değil ikinci beniyle yaşar. Mesela daha önce de söylemiştim hipnoz altında da o oluyor da rüyada da olur. Ama yani kimse denemesin. Rüyada bir insan konuşmaya başlar normal konuşuyor, bağıra bağıra konuşuyor. “Niye öyle söylüyorsun ki?” desen cevap veriyor. “Şu sebepten” diyor. Mesela “Yok ben orada yoktum” desen “Olur mu? Ben seni orada görmüştüm” diyor. “Peki gördüysen benim orada suçum ne?” diyorsun, onu da anlatıyor. Tamamen şuuru kapalı. Tamamen kapalıdır, ikinci benle konuşur, ikinci beninde konuşur. Yani ikinci ben birçok insanda hayat şeklidir ama insanlar farkına varmazlar yani bütün ölüler ikinci benden konuşurlar. Gerçek beni değildir o ikinci bendir. Evet.

VTR: Merhaba ben Enes. Benim size bir sorum olacaktı. Tüm İslam aleminde ramazanın ilk günü aynı ayda başladı bu birleşmenin bir habercisi olabilir mi acaba?

ADNAN OKTAR: Evet eskiden öyle herkes kafasına göre ben erken başlarım şu sonra başlar. En sonunda söylene söylene söylene en sonunda kanaat getirdiler aynı anda başlıyorlar ama yine bazı yerlerde bazı kişiler farklı. Ama bu İttihad-ı İslam’ın ilk ışıklarıdır tabii ki. Ama İttihad-ı İslam aniden ve çok hızlı gelişme gösterecek, böyle yavaş yavaş gelişme göstermeyecek. Bunlar ön işaretler denebilir. İttihad-ı İslam’ın özelliği odur zaten. Çok süratli, ani tırmanan bir gelişme olmasıdır.

VTR: Bir insan Allah’a inanıp dine inanmazsa ne olur mesela?

ADNAN OKTAR: Ama bir mantığı olmaz. Şimdi “Allah var” diyorsun tamam, “insanlardan haberi yok” diyorsun “olaylardan haberi yok, kainattan haberi yok.” Allah olmuyor ki anlattığın, başka bir şeyden bahsediyorsun sen. Aciz bir varlıktan bahsediyorsun. Yani insanın bile kainattan haberi var, insanın bile insandan haberi var ama senin söylediğin Allah olmuyor zaten bir ilah oluyor bir değişik ilahtan bahsediyorsun. Onun Allah’ın gücüyle hiç açıklanamayacak şekilde dünyadan ve dünyadaki insanlardan haberi yok. Olmaz. Eğer “Allah dünyadaki insanları görüyor, biliyor içini dışını her şeyini biliyor” diyorsan o zaman şunu diyorsun, “hiçbir amacı yok” diyorsun “Allah’ın.” Yani mesela bardağın amacı var, ayakkabının amacı var, gözlüğün amacı var, ceketin amacı var, arabanın amacı var her şeyin amacı var” diyorsun “ama kainatın amacı yok” diyorsun, “hiçbir amaç olmadan yapmış Allah” diyorsun. Yani “Allah’ın hiçbir gayesi yokmuş” diyorsun. Bu olmaz yani bu kadar mantık çöküntüsü olmaz. Arkadaşımız için demiyorum da genel açıdan söylüyorum. Allah tabii ki “her şeyi Ben bir gayeyle, bir amaçla yarattım” diyor. Olayları da tek tek, kaderi de bir amaçla yaratıyor. Mesela ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor. Gölgeyi ayrı yaratıyor Allah bu çok zor bir şey.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Furkan. Sorum üniversiteler nasıl daha çok sevilecek hale gelir?

ADNAN OKTAR: Demek ki pek sevmiyor. Niye sevemiyor? Çünkü çok soğuk yüzleri. Yani beton, bakımsız, havasız, eski, eşya yok, güzellik yok, bitki yok sadece mekanik bir ses veyahut işte düzgün bir ses sürekli bir şeyler anlatıyor bir binanın içinde. Halbuki öğrencilerin gittikleri yerler cennet gibi olması lazım yeşilliğiyle, akvaryumlarıyla, güzelliğiyle arkadaş ortamında çiçek gibi tertemiz de giyinmeleri lazım. Aile gibi olmaları lazım sınıfta da, kızlar erkekleri, erkekler kızları koruyup kollaması lazım. Arada müzik dinleyip eğlenmeleri lazım o aralarda. Devletin onlara kaliteli yiyecekler vermesi lazım, ucuz. Yani yediklerinde onlara zarar vermeyecek yiyecekler olması lazım, zarar vermeyecek içecekler sunulması lazım. Ve sohbet ortamı mesela biz burada ne yapıyoruz? Sohbet ortamı eğlenceli bir ortam. Mesela eğitim oluyor burada, bu da bir üniversite. Ama hiç kimse sıkılmıyor, herkes eğleniyor, kimse kendini bir zorluk içerisinde, bir sıkıntı içerisinde hissetmiyor. Dikkatinizin dağılacağını düşündüğümde müzikle dikkatinizi yeniden açıyorum. Mesela dansla yeniden dikkatinizi açıyorum yoksa böyle kesintisiz bir ders hiçbir üniversite yapamaz bunu. Böyle üç saat, dört saat, beş saat hiç kimse yerinden kıpırdamadan. Mesela izleyenler de öyle, televizyondan izleyenler nefes almadan izliyorlar, hiçbir üniversite eğitiminde bu olmaz. Demek ki üniversite eğitimi açısından bu ideal bir yöntem ki bizim imkanlarımız sınırlı olmasına rağmen böyle. Bir de imkanlarımızın geniş olduğunu düşünün, bir de daha özgür olduğumuzu düşünün muazzam canlı bayram ortamı gibi ortam olur, düğün ortamı gibi bir ortam olur. Gençler de rahat dinlerler öğrenirler. Ve pratik bilgiler mesela öğrettiğim bilgiler hiç unutacakları gibi değil, her anlattığım akıllarında kalıyor. Mesela dışarıya çıkıyorum gençlerle konuşuyorum hepsinde sevgi çok coşkulu maşaAllah kız olsun erkek olsun her yaşta bir de, her dediğimi hatırlıyorlar. Ta zamanında bir şey söylemiş oluyorum o sorunun cevabını soruyor yeniden.

Evet dinliyorum.

VTR: Mustafa Kumral. Acaba Türkiye’de kitap okuma oranını artırmak için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Kitap okuma ama şimdi okunan kitabın da zevkli olması lazım. Çocukları hafakan basıyor kitap okurken, inme iniyor. Kitabın akıcı, faydalı, pratik, hakikaten gençlerin kullanabileceği gibi bilgilerle dolu olması lazım. Aç kurt gibi okurlar o zaman, aç kurt gibi dinlerler, zevkli bir ortam meydana gelse. Hepsi için demiyorum da bazı insanlar için bunu söylüyorum. Yani sevinçle, aç kurt gibi demeyelim de sevinçle, coşkuyla.

VTR: İsmim Recep. Markalar neden bu kadar pahalı?

ADNAN OKTAR: Markaların niye pahalı olduğunun aslında anlamı ortada da. Şimdi yani biraz bir sır ama açıklayalım da bari sır olmaktan çıksın. Demek istediği şu; bir insanın, marka bir kıyafet giyiyorsa “ben zenginim” demek istiyor bu kadar basit yani özetle budur. Teşekkür ederim. Tek anlamı bu, başka bir anlamı yok. Evet.

VTR: Fazla uyumak insana ne sağlar?

ADNAN OKTAR: Bitkinlik sağlar, dikkat dağınıklığı, huzursuzluk, konsantrasyon güçlüğü. Başka bir şey sağlamaz. Evet.

VTR: Yalnızlık insanı olgunlaştırır mı?

ADNAN OKTAR: Tabii, eğer akılcı düşünüyorsa Allah’ı severek, Allah’a sığınarak düşünüyorsa olgunlaştırır ama öbür türlü şizofren bir yapıya doğru götürür. İçine kapanır asosyal ve dengesiz olabilir. Ama Allah’ı seviyorsa mesela Peygamberimiz (sav) yalnız Hira Mağarası’na çekiliyordu, candan tefekkürleri oluyordu. Mesela tarikatlarda çilehaneler vardır. Yalnız kalır orada şahıs kırk gün hiç kimse ile görüşmez. Bazen de camilerde itikafa çekilirler, Kuran’da da var. Yalnız kalır, derin düşünür. Tefekkür eder. Kendini analiz eder. Eksiği kusuru var mı onları düzeltir. İmanını derinleştirir. Ama Allah ile yoğun bağlantıyla olur bu. Allah’ı çok severek olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar çok utangaç. Ne yapmalı bunun için?

ADNAN OKTAR: Utangaç, iyi utangaç olmaları, kötü bir şey değil. Ama tabii bazen utangaçlık konuşma yeteneğini bozdurabilir, samimi sevgisini ifade etmesini engeller yani iki türlü utangaçlık var. Bir; adam birisi hayasızlık yapar, insan onun adına utanır kızarır yani oradan geri gider; bu faydalı. Ama mesela iltifat ediyor utanıyor, bir şey konuşuyor utanıyor, bir şey söyleyemiyor. Sevdiğini söyleyemiyor yani bu negatif etkisi. Yani negatif utangaçlıktır bu, olumsuz utangaçlık, bu bir zarar. Orada açıkça şeytanın oyuncağı olmuş oluyor. Olur mu? Sevgi gürül gürül anlatılır. Coşku gürül gürül anlatılır. Kelime eksiltilmez. Mesela “seviyor musun?” diyorsun. “Sence?” diyor. Yani böyle bir cevap olur mu? Ağırına gidiyor. “Tabii seviyorum” de yani. Utanılacak bir şey yok onda. Gurur yapacak bir şey de yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Hasan. Bir insanın Allah’ı kavramaması mümkün müdür?

ADNAN OKTAR: Açık şuurda, açık düşünme gücünde normal bir zekada yani ikinci bir ihtimal sıfır ihtimaldir. Derhal anlar. Yani biz Allah’ın varlığının delillerini anlatıyoruz ama öyle bir şey olmaz. Mesela odada otursun normal düz beyaz duvara baksa bile dümdüz duvar beyaz hiçbir şey olmasa bile hemen anlar Allah’ın varlığını yani makul bir zeka, makul bir düşünme ufkunda Allah hemen anlayacağımız şekilde yaratmıştır imanımızı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Oruç tutmak insana ne sağlar?

ADNAN OKTAR: Oruç tutmak mahviyet sağlar. İnsan daha mütevazı, daha Allah’a boyun bükücü olur. Şefkate, sevgiye daha açık olur. Diyorlar ya “oruçlu adamın kafası dumanlı, zaten öfkeden delirmiş vaziyette.” Bilakis oruç insandaki siniri kaldırır yani sinirlilik halini kaldırır, tatlı bir sakinlik verir insana. Hiçbir şey olmaz. Sadece mahviyet, tevazu ve sükunete sebep olur. Yani rahat ve arı düşünmeyi sağlar. Evet.

VTR: Hocam merak ediyorum kaza namazı var mı?

ADNAN OKTAR: Kaza namazı Kuran’ın üslubunda hiç öyle bir şey yok Allah’ın anlattığı şeyde. “…namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” (Nisa Suresi, 103) Adam ne diyor? “Yok sen Allah’ın ne dediğine bakma. Vakitli olarak farz kılmış gibi görüyorsun kendini ama öyle bir şey yok. Geri vakte doğru da gidebilirsin” diyor. Yani “vakitli kıl ayrı da” diyor “vaktin gerisine doğru da gidebilirsin” diyor. Allah diyor ki “vakti geldiğinde kılacaksın” Vakitli olarak. Vakti geçtiyse. Abdest yoksa namaz olmaz. Vakti girmediyse de namaz yoktur. Yani sen adam sabah namazını öğlen kılıyor, “borç kılıyorum” diyor. Allah’ın dediğini beğenmiyor. Bak, Allah “vakitleri belirlenmiş bir farzdır.” dedi mi bitti. Artık onun geçtiği görülüyor. O vakitte kıldın mı sen? Kılmamışsın. Şimdi bak “sabah vaktinde” diyor iki rekat namaz kılacak farz namaz. Kıldın mı? Kılmadın, geçti. Artık öğlen onun kazasını yapamazsın. Öyle bir şey olmaz. Bitmiş o. Ertesi gün sabahına da yapamazsın. Ertesi gün sadece o günün farzını kılabilirsin, o kadar.

VTR: Beşiktaş’ın şampiyonluğu hakkında genel olarak Beşiktaş hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Beşiktaş, aslan Beşiktaş adı üstünde ama bütün takımları takdir ediyoruz. Hepsini seviyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençlerin reşitliğe ulaşınca ailelerinden ayrılmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yani ailesinin konumuna bağlı. Eğer ailesinin yanında rahat ediyorsa, huzurluysa mesele yok. Ama ailesi baskı yapıyorsa, babası alkolik oluyor baskı yapıyor, annesi sadist oluyor yüzüne çocuğun kezzap atmaya kalkıyor, jiletle doğramaya kalkıyor. Dövmeye kalkıyor, sövüyor hakaret ediyor. Her gün aşağılıyor. Burnundan getiriyor. “Git kendine koca bul” diyor. Yani hatta çirkin tekliflerde bulunuyor. Bir genç kız, bir delikanlı böyle bir şeye tahammül edemeyebilir. Dolayısıyla ayrılıp bir işe girip kendini kurtarabilir. Yani tamamen bağını kesmesine gerek yok ama eziyeti durdurabilir. Yani kendine eziyetin durması onun menfaatine bir durum. Hiçbir insan kendine eziyet yapılmasını istemez. Yani eziyet ve işkenceye uğrayan bir insanın başka bir kurtuluşu yoktur zaten. Ama yine de tabii acıyarak yaklaşmak lazım. Arada sırada da olsa hal hatır sorarak dengede tutarak devam etmek faydalı olur. Evet.

VTR: Gösterişli iftar sofraları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gösterişli iftar sofrası o da olur, Müslümanların gücünü göstermesi açısından kalitesini göstermesi açısından, ehli küfre, delalete bir sükse, bir ihtişam olur. Yani Müslümanlar çünkü hep gariban ezik biliniyor. İşte müzikten anlamaz, resimden anlamaz. Yemez, içmez, sofraları fakirdir. Yerde oturur. Üstündeki kıyafetler işte ucu ucuna onu idare edecek kadardır. En fazla iki takım elbisesi olur. Ayakkabıları bakımsız olur. Karısı da bakımsız olur. Kaşı gözü birbirine girmiş, eli yüzü tüylü olur. Deodorant kullanmaz. Ağzı da kirli olur falan, öyle inanıyorlar. Hatta onu makbul görüyor ağzının kirli olmasını. “Ağzını yıkasın, tertemiz olsun” demiyor. Ağzının kirli olmasını savunuyor. Çok korkunç bunlar. Bence genel tamamen her yere hakim değil de sembolik olarak Müslümanların gücünü gösteren, ihtişamını gösteren zengin sofralar çok iyi olur. Bir de mesela seçkin davetlilerin vardır, profesörler geliyor, doçentler geliyor. Adamlar mesela korumaya ihtiyacı olan insanlar oluyor. Mesela ünlü şahıslar, yani herhangi bir yerde ona yemek yedirsen hayatını riske atmış olacağın kişiler oluyor. Onlar için lüks otellerde esaslı koruma oluyor, güçlü koruma oluyor. Oralarda yemek verilirse onlar güvenle gelebiliyorlar. Yani daha rahat oluyorlar. O yönüyle iyi, güzel. Bir de saraylar Müslümanların olsun yani Müslümanlar sarayları kullansınlar, o yönüyle de güzel olur. Küfrü, deccaliyeti kızdırmak için de güzel olur. Çünkü Müslümanlar oralara gelemez, yiyemez. Mesela kaliteli bir arabaya binemez, kaliteli bir evde oturamaz, kaliteli eşya kullanamaz. Hep sürünür, ezilir, küfredilir, bağırılır, çağırılır. İşte “gerici” denilir “yobaz” denilir gibi bir inanç var idi. Biz bunu patlattık yerle bir ettik. Dümdüz oldular. Zaten şu anki feryatlarının dertlerinin kökeninde de o var. Yani bu kadar bağırmalarının nedeni o. Yani “Nasıl olur da bu nimetlere siz kapıyı açarsınız? Bu nimetler bizimdi. Nasıl bizim elimizden alırsınız? Biz kenarda kaldık. Müslümanların eline geçti bu nimetler. Güzel kadınlar, güzel evler, güzel arabalar, güzel elbiseler, güzel olan her şey nasıl sizin elinize geçer? Nasıl güzel müzik dinlersiniz? Nasıl güzel eğlenirsiniz? Bizimdi bunlar. Bizim elimizden aldınız. Vah vah bize” kafasındalar. Onun için bazı cahil cühelayı da ayaklandırıyorlar. Onlar da onların matemine eşlik ediyor. Halbuki adamların derdi onları ezmek zaten. Velhasıl kelam küfrü ve münafıkları kızdırmak zevkli bir şeydir, şifadır. Yani dört kalem pirzoladan daha zevklidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu ramazanda hangi iftara davetlisiniz?

ADNAN OKTAR: Ramazanda en az elli yüz iftar daveti alıyoruz ama hep her iftara gitmem ben. Arkadaşlarımın iftarlarına veyahut güvenli gördüğüm iftarlara giderim ve gidiyorum. Her sene giderim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kimya bölümü öğrencileri için tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Kimya çok zevkli Allah’ın sanatıdır kimya. Kimyayı çok zevkle öğrenmek lazım. Kimyacılar mutlaka bir laboratuvarda olması lazım. Simyacı gibi de çalışmaları lazım. Benim bir kimya laboratuvarım vardı, bayağı eğlenceli ama tabii ki sakatlamamak şartıyla kendini, zarar vermemek şartıyla. Kimya ilmi Allah’ın muhteşem sanatlarından bir sanattır. Kimyacının özelliği Allah’ın sanatını görmesi açısından çok önemli.

VTR: Türkiye’deki kalıplaşmış yemek kültürünün dışına nasıl çıkabiliriz?

ADNAN OKTAR: Zaten her şey alışkanlık Türkiye’de olsun, dünyada olsun. Alışkanlıklardan mesela örnek olarak verirsek ne olur? Yağlı yiyecekler, ağır yiyecekler, tatlılar, her yemek üstüne tatlı yenmesi, sağlıksız yiyecekler, doymuş yağ asitleri yani molekül yapısı zararlı olan yağlar. En çok Türkiye’de bunlar kullanılıyor. Hamur işleri, pek ilgilenen de olmuyor. Halbuki sürekli uyarılması lazım halkın. Zaman zaman anlatıyoruz, uyarıyoruz ama daha özenli olunması lazım. Yemek kültürünün tamamen değiştirilmesi gerekiyor tabii. En sağlıklı hale getirilmesi lazım. Doğru söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ramazanda iftarla ilgili söylenmek doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Yani “Ne biçim yemek, ne biçim şey” falan, yani duruma göre. Şimdi tabii normalde bir şey denmez ama mesela iftar açacak adama sadece su getirmiş bir de kuru ekmek getirmiş ama “sana çok iyi sofra hazırladım” diyor adam. Adam yani normal beslenebilecekken, normal yiyebilecekken, ben abartılı bir örnek olarak veriyorum, biraz da ona mesela tereyağı getirmiş. Tereyağı ve ekmek getirmiş. Adam da normal beslenmesi gereken bir insan. Mesela kolesterolden kaçınan bir insan. “Bu olmadı” diyebilir. “Ben şimdi bu sofraya oturamam, çünkü bana zarar verir” diyebilir. Mesela ekmek ona şekeri varsa dokunabilir, tereyağı da kolesterolü yüksekse dokunabilir. Orada reddedebilir. Ama bir de normal bir sofraya böyle hani ekabirlikten kaynaklanan, büyüklük hissinden kaynaklanan bir tavırla tavır koyarsa bu çirkin olur tabii. Yani şımarıklıktan kaynaklanan bir tavır olursa çirkin olur. Ama tıbbi nedenlere dayanıyorsa makul olur, doğru olur. Evet.

VTR: Egemen Demirsoy ben. Neden İslam doğru din? Neden İslam’ın doğru din olduğunu düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Diğer dinlerle kıyasladığımızda anlıyoruz zaten. Hristiyanlıkla, Musevilikle kıyasladığımızda değişmediği her yerinden anlaşılıyor. Mantıksız hiçbir yer yok. Hepsi tutarlı ve hepsi de iki dindeki eksiklikleri, yanlışlıkları çok düzgün düzenleyen, o hataları gideren üslup içerisinde Allah tarafından indirilmiş. Çelişki yok. Yani hiçbir çelişki yok. 6666 ayet içerisinde hiçbir çelişki, mesela Tevrat ve İncil’in çelişkileri çok fazla var ama Kuran’da yok. Hiç yok. Bir de hayret edilecek şekilde modern bilimin yeni bulduğu gerçekleri 1400 yıl önce bildirmiş. Mesela yerin göğün birleşik olduğunu söylüyor ilk başlangıçta Cenab-ı Allah, “sonra ayırdık” diyor. Mesela bu yeni bulunan bir şey, bilinecek bir şey değil. Bir de hiçbir dediği Kuran’ın yanlış çıkmamış. Yani 6666 ayetten hiçbiri 1400 yıldan beri yanlış çıkmamış. Yani “bak, burada hata yapılmış, burada yanlıştır” diye hiç kimse ortaya çıkmadı. Yok. Bir de benzeri edebi yönden yapılamıyor, o da çok şaşırtıcı. Edebiyatçılar bunu bilir tabii, herkes bilmez. Yani edebiyatla, şiirle ilgilenen herkes bilir. Benzeri yazılamıyor, hazırlanamıyor. Bu deliller yüzlerce, binlerce çoğaltılır ama benim anlattıklarım şimdilik kardeşimize yeter.

VTR: İsmim Ahmet Kalebaşı. İmsak vaktinin doğru saati nedir?

ADNAN OKTAR: Diyanet’in dediği doğru. Diyanet açıklıyor. Diyanet’in sitesi var. Diyanet’in sitesinde gösterilen imsak vakitleri doğru. Namaz vakitleri de doğru.

Mesela kainat sonsuzdan beri var zannediyorlardı. Allah “öyle değil” dedi. “Ben yoktan var ettim” dedi. “Olur mu ya?” dediler. “Yoktan ne var edilir?” 1400 yıldan beri acayip şaşırıyorlar. Yani “müthiş mantıksız” dediler. “Bu kadar olur mantıksızlık” Yani “madde maddeden olur. Nasıl olur ya?” dediler. “Yoktan var olur mu?” dediler. Sonra Big Bang teorisi çıktı. “Nasıl oldu?” dedik. “Çok özür dileriz” dediler. “Sıfır hacim sonsuz yoğunlukta bir şeyden oldu.” Nasıl sıfır hacim? Sıfır hacim ne demek? Türkçe konuşsana, “yoktan var oldu” desene. Sıfır hacim ne demek? “Sıfır hacim” diyor. Sıfır hacim yok işte, Allah’ın dediğinin doğru olduğu ortaya çıktı.

VTR: Adım Yasin Mercan. Sorum şu olacak. Neden insanlar dini görüşleri olarak farklı görüşlere bu kadar kapalılar yani kapalı bir kutu olarak duruyorlar. Farklı bir dini görüşe bu kadar kapalılar, saldırganlar.

ADNAN OKTAR: O doğru yani çok elastiki ve rahat düşünmek lazım. Ama ben çok elastiki düşünüyorum. Mesela bak, İncil’i okuyorum, İncil ile ilgili kitaplar da yazıyorum. Tevrat’ı da okuyorum, Tevrat ile ilgili kitaplar da yazıyorum. Doğru kısmına “doğru” diyorum. İncil’in doğru olan hükümlerinin hepsini kabul ediyorum. Kuran’ın da daha önce yetersiz olduğunu düşünüyordum Allah affetsin. Hadislerle Kuran’ın bir bütünlük içinde olduğunu düşünüyordum. Ancak yani hadislerle anlaşılır hale geleceğini düşünüyordum Ve Allah’ın hükümlerinin hem Kuran’a ve hem hadislere bölündüğünü, yani Kuran’da yarı yarıya Allah’ın hükümlerinin olduğunu, yarı yarıya da hadislere bölündüğüne inanıyordum. Sonra inceledim baktım ki, Kuran’da bütün hükümleri var. Katı değilim bak vazgeçtim, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından vazgeçtim. Katı olsam bırakmazdım. Yani ama genel olarak delikanlının dediği doğru. Çok katı oluyor insanların çoğu mesela Katolik ise hiç bırakmıyor Katolikliği. Ortodoks ise Ortodoksluğu bırakmıyor. Halbuki mezhepleri falan da inceleyebilir. Yani onun doğru yönlerini de alabilir. Mesela Katolikliğin doğru yönleri olabilir, Protestanlığın doğru yönleri olabilir, Museviliğin doğru yönleri olabilir değil var yani. Onları da alabilirsin.

VTR: Merhaba, Mehmet ben. Hz. Eyüp (as)’ ün hastalığı bir hastalıktı?

ADNAN OKTAR: Sinirsel bir hastalık yani öğle itici bir hastalık peygamberlerde olmaz. Yani anlattıkları şeyler çok kötü. Peygamberlere izafe ettikleri şeyler çok kötü. Çünkü o peygamberlik görevi yapıyor zaten dolayısıyla olmaz. Ama zaten ayetin hükmünden de anlıyoruz sinirsel olduğunu “soğuk su iç” diyor Allah, “yıkan ve ayağını hareketlendir” bu sinirsel rahatsızlıklarda insana rahatlık verir. Yani iç sıkıntısına şiddetli sıkıntıda verir. “Ya Rabbi” diyor yani “seni zikredemeyecek hale geldim” bu da yine şiddetli sinirsel sıkıntıda olur. Nitekim su içtiğinde hakikaten ferahlık olur insanlarda az su içmek sıkıntı yapar. Soğuk suyla duş yapmak da hakikaten stresi alır, rahatlatır ve hareket. Hareketsizlik de insanda stres yapar. Yani ayetin işaretinde de bunu anlıyoruz. Evet.

VTR: Merhaba, ismim Mustafa.  Ben şu anda insanlara, Müslüman kardeşlerimize kızmış olduğum konulardan bir tanesi birbirlerine “Selam” vermiyorlar. Kuran-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz Allah (cc) söylemiş olduğu ilk sözlerden bir tanesi de budur. Cennetteki ilk söz “Selam”dır. Ama biz bunu bir kere dünyada verelim. Çünkü kardeşliği pekiştiren kalpler arasındaki bağı kuran bir kelime çünkü Allah’ın rahmetini dilemektir bunu yaparsak çok mutlu olurum diye düşünüyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Aferin, benim canıma bak melek gibi aferin. Çok güzel. Tarikatlar hakikaten birbirlerine selam vermiyorlar, sokakta yürüyen insana hakikaten selam vermiyorlar. Göz göze dahi gelmiyorlar. Halbuki dışarıda tanısın veya tanımasın birbirine selam vermesi lazım, sevgi göstermesi lazım. Ne olur solcu da olabilir, başka partiden de olabilir, başka tarikattan de olabilir. Sevgiyi, selamı yaygınlaştırmak çok önemli, tebrik ediyorum kardeşimizi. Evet.

VTR: Ben Emrah. Arkadaşımla buraya gezmeye geldim. Bakıyorum mesela buraya hiç oruç gelmemiş bu ayda mesela kısa etek giyiniyorlar kiminin eline bakıyorum su var, sigara var bir şeyler yiyip içiyorlar. Yani bu Müslümanlık nerede?

ADNAN OKTAR: Ama bunu ölçü olarak alman yanlış olmuş. İyi niyetle yapıyor ama yanlış. Çünkü su içiyorsa yahut yemek yiyorsa hasta olma ihtimali çok yüksek. Yani Türkiye’de on binlerce böbrek hastası var, yüz binlerce, yüz binlerce tansiyon hastası var, yüz binlerce mide hastası var veyahut kanser hastası tedavi görüyor. Tedavi gördüğü için yiyor. Veyahut akciğer enfeksiyonu oluyor o yüzden yiyor. Dolayısıyla toplumun içinde orucunu bozan çok fazla insan görecektir. Öyle diyelim bozan derken yani oruç tutmayan bu son derece makul Kuran’a da uygun. Mesela dayanamıyor olabilir ayrıca. Allah “dayanamayanlar tutmasın” diyor. “Hasta olan da tutmasın” diyor. Sen bunu demekle “hasta olan dünyada olamaz” efendim “dayanamayan da olamaz” anlamına gelen bir söz kullanmış olursun. Dolayısıyla mantığın yanlış ayrıca mini etek de giyiyorsa haram olan bir şey değil helal olan bir kıyafet ama mağdur oluyorsa kadın, baskı görüyorsa ondan dolayı sokakta, laf atılıyorsa iffetine yönelik çirkin eylemler varsa tabii tamamen kapanması lazım. O doğru ama mesela Kuşadası’nda, Fethiye’de, Köyceğiz’de şortla genç kız geziyor yahut bikini, mayoyla geziyor. Gezer hiçbir şey olmaz. Ramazan olması olmaması bir şeyi değiştirmez. Ramazanda helaller haramlar değişmiyor. Yani Ramazan ayı helalleri haram hale getirmez haramları da helal hale getirmez. Ramazan diğer aylar gibi bir aydır yani helaller haramlar açısından hiç fark etmez. Dolayısıyla yeni bir hüküm ortaya çıkmaz Ramazanda. Bikini, mayoyla gezmesi helalse bir genç kızın, gezer ve Antalya’dan tut İzmir’e kadar her yer tatil köyleriyle dolu. İnsanlar, hanımlar orada mayoyla geziyorlar. Beyler de şort veyahut işte tek bir parça mayoyla geziyorlar. Kuran’a göre bunun haramlığı yok,  helal olan bir kıyafet. Ama mayoyla gelse mesela Beyoğlu’nda gezmeye kalksa bir kadın olmaz. Örtünmesi gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Muhammed. İnsanların eşyalarını satıp hacca gitmek daha çok sevap mıdır?

KARTAL GÖKTAN: Sanırım, eşyalarını satıp hacca gitmeleri daha çok mu sevaptır?

ADNAN OKTAR: Yok yani zaten ya eşya satılır ya mal satılır bir şey yani yahut bankadaki parası vardır onu alıyordur. Eğer eşyası derken tarlası vardır gereksiz görür satar. Evi vardır çok fazla, mesela on tane evi vardır satar hacca gider. Çok makul bu yani para hareketlenir zaten eşyadan da kaynaklanabilir. Eşyadan da para elde edilebilir, hazır bir yerde birikmiş parası olur o da olabilir değişen bir şey olmaz.

VTR: Ben Adem. İslam’ı hangi kitaptan daha iyi öğrenebilirsiniz?

ADNAN OKTAR: İslam’ı en iyi Kuran’dan öğreniriz. Ama dürüst, samimi okumak lazım samimi yaklaşılması lazım Kuran’a.

Başörtüsü konusunu yine yeniden dinletelim. Çünkü o çok şahane oldu. Yani o konu kökten hallolmuş gibi görünüyor. Hiç kimse başörtüsüyle ilgili sormuyor ama yine çok nadir insanların bilmediğini görüyoruz. O yayına devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza videomuzla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü