Harun Yahya

Sohbetler (1 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler sevgili izleyicilerimiz. A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Buyurun canım kardeşim.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ta helikopterin düşmesiyle şehit olan 13 askerimizin kimlikleri belli oldu. Şehitlerimizin fotoğraflarını görebiliriz. Şehit tümgeneral Aydoğan Aydın. Şehit Kurmay Albay Gökhan Peker. Şehit Albay Oğuzhan Küçükdemirkol. Şehit Binbaşı Koray Onay. Şehit Yarbay Songül Yakut. Şehit Yüzbaşı Serhat Sığnak. Şehit Yüzbaşı İlker Acar. Şehit Yüzbaşı Nuri Şener. Şehit Üsteğmen Abdulmuttalip Kesikbaş.  Şehit Uzman Çavuş Hakan İncekar. Şehit Başçavuş Fevzi Kıral. Şehit Başçavuş Mehmet Erdoğan. Ve Şehit Uzman Çavuş Zeki Koç.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin hepsine. Allah mübarek etsin şehadetlerini. Cenab-ı Allah annelerine babalarına sabr-ı cemil, uzun ömür nasip etsin. Bu güzel şehadetlerini tebrik ediyoruz, tahsin ediyoruz, takdir ediyoruz, taziz ediyoruz. Allah da, Cenab-ı Allah da tebrik etsin, tahsin etsin, takdir etsin, taziz etsin. Ne mutlu onlara. İmreniyoruz. İftihar ediyoruz onlarla. Fakat olayların tekerrür etmemesi için bir kere bu kadar çok personeli birden götürmemek gerekiyor. Az personel götürülsün helikopterle. Yani mesela en fazla üç kişi. Helikopterin sağlığı açısından da iyi olabilir bu. Bir de gerekli diğer tedbirleri almak.

Evet buyurun.

OKTAR BABUNA: Sayın Devlet Bahçeli, Şırnak’ta 13 askerimizin şehit olmasıyla sonuçlanan helikopter kazasının araştırılmasını talep etti. “Kazanın tüm yönleriyle aydınlatılması temennimdir. Sık sık meydana gelen helikopter kazaları milletimizin kafasında soru işaretlerine yol açmış, kuşkuları arttırmıştır. Bu itibarla her ihtimal hesaba katılarak, her iddia dikkate alınarak Şırnak Şenoba’dan Türkiye’nin üzerine düşen çığ kaldırılmalı, bundan sonra benzeri keder verici milli vicdanları heder eden vakaların yaşanmasının önüne geçilmeli, önü de kesilmelidir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Evet tabii. PKK da kendince “biz düşürdük” falan diye iddialarda bulunuyorlar. Hem de onlara cevap olur. En kısa sürede konu aydınlığa kavuşturulsun. Doğru söylüyor Sayın Bahçeli. Şehitlerimizi Allah rahmetiyle nuruyla sarsın. Bizler onları bu yüksek mertebelerinden dolayı tebrik ediyoruz, tahsin ediyoruz, takdir ediyoruz ve taziz ediyoruz. Allah da tebrik etsin, tahsin etsin, takdir etsin, taziz etsin. Bazı kendini bilmezler yahut bilgisi az olanlar, İslam’ı, Kuran’ı tanımayanlar kelimeyi de anlamıyor. Şahadeti de anlamıyorlar. Tebrik demek: Bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “barekAllah” diye sevincini bildirmek anlamındadır. Mübarekliğini belirtmiş oluyorsun. “Mübareksin” diyorsun. Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek taziz ediyorsun. Yani sevgiyle tazim ediyorsun, açıklıyorsun, anlatıyorsun. Tebrik edilmeyi adam acayip görmüş. Komünist siteler hayretler içindeler. Bir de “niye dövünmüyorsunuz?” diyor. “Niye üzülmüyorsunuz? Niye matem içinde değiliz?” Biz şehide seviniriz. Şehadetine seviniriz. Allah diyor ki “Onlar sevinç içindeler” diyor. Onun sevincine biz üzülelim mi? Allah “sevinç içindedirler” diyor ayette. Kuran ayeti bu. “Sevinç içindedirler.” Sen de burada “üzüntü içinde olalım” diyorsun. Allah sevinç içinde olmamızı söylüyor ve “Onlar sevinç içindedir” diyor. Kuran’dan haberin yoksa, imanın yoksa benim sana bir sözüm yok. Ama iman ehliysen bu tuzaklara düşme. Bu hataları yapma. Mesela Tayyip Hocam da bu konuda bilgili olduğu için iman ehli. Ne diyor bak? “Evladı şehit olan anneleri ayrıca tebrik ediyorum.” Diyor. Ben ne yapıyorum? Şehitleri tebrik ediyorum. Allah da onları tebrik etsin diyorum. Mübarek etsin.

Evet diliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir papağan var. Dolanıyor ortalıkta keyifle.

ADNAN OKTAR: Kedinin de papağanın da hepsinin delisi güzel oluyor.

Kuran’da Hazreti İsa (as) için Cenab-ı Allah diyor ki “Çamurdan kuş biçiminde bir şey yap” diyor. Hazreti İsa (as) da ırmağın kenarına geliyor. Orada balçık var. Balçığı alıyor. Katı balçık. Onu elinde şekillendiriyor ki sanatçıdır aynı zamanda Hazreti İsa Mesih duvarcı ustasıdır. Marangozdur da. Alıp biçimlendiriyor. Kuş biçiminde bir varlık. Yani heykel. Küçük bir heykel. “Üfür ona” diyor Allah. Üflüyor. “Bırak” diyor. Bırakıyor. İsa Mesih geriye çekiliyor. Pır kuş uçup gidiyor. Nerede evrim? O kuşun nesli şu an devam ediyor. Kardeşim bak, asasını attığında hemen yılan oluyor. Kuyruğundan tuttuğunda da asa oluyor. Nerede burada evrim? Bildiğin yılan. Ciğeri var. Kan akıyor içinde. Eti var. Kaburgaları var. Bildiğin yılan. Asa anında yılana dönüyor. Hani nerde burada evrim? Zer aleminde bütün kainat yaratılmış önceden. Bir kere evrimi bu kökten bitiren bir olay. “Bir anda yarattım” diyor Allah. Zer aleminde hepsini. Evrim falan yok. Ayrıca İsa Mesih, Allah’ın Hay ismiyle “Ya Hay” diyor. “Bismillah Ya Hay” diyor.” Bir kere üfürüyor. Koyuyor. Bildiğin kuş. Bak o kuşun soyu devam ediyor. Hani nerede burada evrim? Niye bahsetmiyorsunuz bundan ya iki kelime?

Bak Tayyip Hocam diyor ki şehitler için, “İnanıyoruz ki şehadet makamına ulaşmış olan bu şehidi uğurluyoruz. Ne mutlu onun ailesine, ne mutlu onun tüm yakınlarına.” Mutluluk sebebidir şehadet. Mutluluk. Komünist bazı siteler yazılar yazmış. Öbür siteler de hiç, az bilgileri var. Hiç araştırtma, soruşturmaları yok. Onlar da coşmuşlar. “Adnan Oktar böyle dedi” diye. Dediysem güzel dedim işte. Doğru diyorum. Kuran’a göre doğru söylüyorum. Mesela yine Tayyip Hocam diyor ki “ Ne mutlu size evladınız şehit oldu. Şehitler tepesi hiç boş kalmayacak” diye konuşuyor. Doğrusunu söylüyor. Kuran’a göre öyle konuşması lazım.

Mesela Nuh Özdemir’in eşi diyor ki, Şehidimiz Nuh Özdemir. Şehit oldu bu aslanımız. Nuh Özdemir’in eşi “Ne mutlu bana ki şehit eşiyim” diyor. “Mutluluk duyuyorum” diyor. Adam “Nasıl mutlu olursun ya?” diyor. Kardeşim şehadet alemine giden bir insan “Mutludur” diyor Allah. Mutlu. Onun mutluluğuna senin katkın ne olur? Sen de mutlu olarak katkıda bulunabilirsin. Azap içindedirler demiyor Allah. Acı içindedirler demiyor. Mutlu olurlar diyor. O yüzden biz şehitlerimizi tekrar tebrik ediyoruz, tahsin ediyoruz, taziz ediyoruz. Allah onların mübarekliğini artırsın, güzelliklerini artırsın. Bilgisi olmayanlara ben bir daha öğretiyorum. Tebrik demek: Bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “barekAllah” diye sevincini bildirmek. Mübarekliğini açıklamak. Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek taziz etmek. Yani o sevinci açıklamak. Tahsin etmek demek: Beğenmek. Alkışlamak. Tezyin eylemek. Güzelleştirmek. İyi ve güzel bulmak. Takdir etmek: Kıymet vermek. Değerini, kıymetini, lüzumunu anlamak ve anlatmak. Cenab-ı Allah’tan biz ne istiyoruz? Tebrik etmesini, tahsin etmesini, takdir etmesini ve taziz etmesini istiyoruz. Ve bizler de tebrik ediyoruz aziz şehitlerimizi. Taziz demek o da sevgiyle anma anlamındadır. Tazim, taziz.

Bunlar istiyor ki biz her şahadette içimize kapanalım, dövünelim, ağlayalım, ümitsizliğe kapılalım, umutsuzluğa kapılalım. İşte çaresizlik edebiyatı yapalım. Biz de diyoruz ki isterseniz yüz bin şehidimiz olacak şekilde bizle mücadele edin, isterseniz iki yüz bin şehidimiz olacak şekilde bizimle mücadele edin size bir karış toprak vermeyiz diyoruz. Biz Çanakkale’de iki yüz bin şehit verdik ama Çanakkale’yi vermedik. İstanbul’u da vermedik aynısı. O zamanlar insanların gözünden damla gözyaşı dökülmüyordu. İki yüz bin şehit, kısa sürede verdik iki yüz bin şehit. Rahmetli Atatürk dedi ki; “Evlatlarım, ben burada sizi çatışmaya müsademeye çağırmıyorum. Doğrudan şehit olmaya çağırıyorum” dedi. Çünkü yüzde yüz şehit olacaklar gibi görünüyor hakikaten gelen birim tamamıyla şehit oldu. Artık lise öğrencileri bile geldi onlar da şehit oldular.

OKTAR BABUNA: Okullarda kimse kalmamış.

ADNAN OKTAR: Tabii. Baktılar ki İngiliz derin devleti iş sıkı vazgeçtiler.

Şehitlik sevinç vesilesidir, güzellik makamıdır Allah onların sevinç içinde olduğunu söylüyor. Onların sevincine biz de sevinçle karşılık veririz. O makamlarının mübarekliğini Cenab-ı Allah bize Kuran’da açıklıyor. Biz de onların mübarek olduğunu söyleriz. Mübarek olmaya ne denir, mübarek olana? Tebrik edilmiş, aynı kelime kökeninden gelir. Bir insana “Mübarek olsun” dersen nasıl dersin? “Tebrik ederim” dersin. Aynı kelime. Aynı anlam.

Bilgisizlikten bambaşka ruh halindeler. Yani acayip bir bilgisizlik var. Hayret ediyor, diyor “şehide sevinilir mi?” diyor. “Üzülünür” diyor. “Herkes üzülüyor. Sen de üzülsene” diyor. “Matem ve yasa gir. Neden matemden, yastan kaçınıyorsun?” diyor. Matem ve yas şirktir. Peygamberimiz (sav) haram kılıyor. Müslümanın böyle bir tavrı olmaz. Allah’ın kaderini beğenmemek, Allah’ın nimetini beğenmemektir. Şehitlik nimettir. Güzelliktir. Allah “Sevinç içindedir” diyorsa, anlamı ne bunun? Nimet içindedir. Sevinç içindedirler diyor. Sen de oturup “üzülsene” diyorsun. Allah bize de nasip etsin. Sen çekiniyor olabilirsin. Biz istiyoruz. Allah bize nasip etsin. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlikle ilgili AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir’in bir açıklaması var Adnan Bey. Resmini de görebiliriz. “Ne mutlu şehitlik mertebesine erişenlere” diyor, AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ne güzel. Peki aynı internet sitesi yayınladı bu haberi de. Ben de aynı ifadeyi kullanıyorum. Benimkine şaşırmış. AK Parti Milletvekili söyleyince de, herhalde ona şirin görünmek için de onu da sevinçle yayınlamış. Onu tebrik ediyor. Göster bir daha. Konuşmasını da yayınla.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti Erzurum Milletvekili İbrahim Aydemir “Ne mutlu şehitlik mertebesine erişenlere” diyor.

ADNAN OKTAR: Tamam mutluluk vesilesi bu demek ki. Mutluluk duyulan bu bir güzelliğe Cenab-ı Allah nasıl bakmamızı ister? Tebrik gözüyle, tahsin gözüyle, taziz gözüyle bakmamızı ister. Biz de Allah’ın tebrik etmesini, tahsin etmesini, taziz etmesini istiyoruz. Ve meşhur etmesini istiyoruz. Ve makbul bir ibadet olan şehadeti bizlere de nasip etmesini istiyoruz.

OKTAR BABUNA: Adnan Bey sizin söylediğiniz, hatırlattığınız bir ayeti okumak istiyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah yolunda öldürülenleri sakın 'ölüler' saymayın. Hayır, onlar, Rableri Katında diridirler, rızıklanmaktadırlar.” (Ali İmran Suresi, 169) “Allah'ın Kendi fazlından onlara verdikleriyle sevinç içindedirler. Onlara arkalarından henüz ulaşmayanlara müjdelemeyi isterler ki onlara hiçbir korku yoktur, mahzun da olacak değillerdir.” (Ali İmran Suresi, 170)

ADNAN OKTAR: İşte buna inanmadığı için bir tanesi de bir sitede Marksist site “Şok eden gerici açıklama” diyor. Kuran’la yapılan açıklamayı “Şok eden gerici açıklama” diyor. Gerici nasıl olur? Gerici. Sümer felsefelerine inanıyorsa bir insan, bütün kainatın tesadüflerle yaratıldığına inanıyorsa, beş bin yıl önceki Sümer inançlarına pagan inancına dönüyorsa geriye döner budur. Biz ilerinin en ilericisiyiz. Gerici nasıl olur? Pagan inançlarına tabi olan. Beş bin yıl öncesine dönene denir “gerici” diye. Geriye dönmüştür.

Peygamberimiz (sav) diyor ki, “Yas tutma cahiliye işlerinden biridir.” Yani şirk cahiliye işlerinden biridir diyor. Yine Sahihi Müslim’de “Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler” diyor Peygamberimiz (sav). “Ölü için yas tutmak insanı küfre sürükler.”

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milletvekillerimizin ve bakanlarımızın bir açıklaması var Adnan Bey. Onu yayınlamak istiyorum. Şehitlikle ilgili.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR: AKP Milletvekili Taner Yıldız: “Benim amacım Allah nasip ederse şehit olmaktır. Bunu açıkça söylüyorum.”

AKP Çevre Bakanı Mehmet Özhaseki: “Biz pes etmeyiz. Hepimiz birer şehit namzetiyiz. Allah nasip ederse ben de şehit olayım inşaAllah sizler de olun.”

AKP Urfa Milletvekili Seyit Eyyüpoğlu: “Bunlarla bizi korkutamazsınız. Urfa için şehit olmaya her an hazır vaziyetteyiz. Ben ve parti teşkilatımız, onu göze alıyoruz. Şehit olmayı göze alıyoruz.”

AKP Orman Bakanı Veysel Eroğlu: “Şehitlik şerbeti içmeye hepimiz hazırız.”

ADNAN OKTAR: Evet. Bu Marksist siteler, solcu siteler falan bu konuyu tam anlayamıyorlar. Tekrar tekrar anlatıyorum ki biraz kavrasınlar diye.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Putin, Fransa Le Figaro Gazetesi’ne “Avrupa’da Ortadoğu’da bombalar patlıyor. Siz oturmuş benden korkuyorsunuz” dedi ve şunları söyledi. "Rus tehdidiyle ilgili mitler üretilmemesi, 'hibrit savaşlar' çıkarılmaması gerekiyor. Kendiniz bir şeyler uyduruyorsunuz, sonra da bunlarla kendinizi korkutuyorsunuz. Avrupa'da bombalar patlıyor, Paris'te bombalar patlıyor, Rusya'da bombalar patlıyor, Belçika'da bombalar patlıyor, Ortadoğu'da savaş var. İşte biz bunlar üzerine düşünmeliyiz. Ancak biz Rusya'nın ne gibi tehditler oluşturduğunu tartışıyoruz" dedi.

ADNAN OKTAR: Hibrit, nedir bu kelime? Anlamı ne?

OKTAR BABUNA: Hibrit; Tam homojen olmayan. Düzgün olmayan. Karışık. Bir oradan bir buradan birleşik.

ADNAN OKTAR: Putin doğru söylüyor. Rus tehdidi diye bir şey yok. Atıyorlar yani. Rusya barışçıl yaklaşıyor. Daima barışçıl. Hayır, Suriye’de falan olaylar var tabii. Vahşet büyük katliamlar oluyor. O ayrı mesele de. Ama genel üslup olarak Rusya’nın öyle bir niyeti yok.

OKTAR BABUNA: Siz söyledikten sonra Rus yönetimi İngiliz derin devletine dikkat çekmeye başladı.

ADNAN OKTAR: Evet. Herkes İngiliz derin devletini anladı. Birkaç kişi anlayamadı. İki-üç kişi. Onlara da anlatmaya çalışıyoruz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İnternet siteleri ramazan ayında ekranlara çıkan hocaların ne kadar ücret aldıklarını yayınladı. Buna göre yine en çok konuşulan isim Nihat Hatipoğlu oldu. Hatipoğlu 600 bin lirayla en yüksek ücreti alırken, onu 400 bin lirayla Mustafa Karataş izliyor. Fatih Çıtak ise ramazan ayı boyunca çıktığı programdan 150 bin lira kazanıyor.

ADNAN OKTAR: Hocalar zam yapmışlardır benim kanaatim. Bir de ışık mışık kaval sesi falan da veriyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir papağan var. Bisiklete biniyor.

ADNAN OKTAR: Bisiklet de uydurma bir bisiklet. Yoksa o ayağı iyi kullanır da mekanizması iyi değil.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Şamil Tayyar bir televizyon kanalına yaptığı değerlendirmede  "Şu an Kılıçdaroğlu FETÖ'ye rehin. FETÖ ile mücadele ederken bir taraftan da Kılıçdaroğlu'nun FETÖ'den kurtarılması gerekiyor.” Dedi. Tayyar, Erdoğan'a da gerçek bilgilerin aktarılmadığını savunarak, "15 Temmuz gecesini evde koltuğunda geçirenler bugün ahkam kesiyor. Türkiye'nin her yerinde görülen çatı davalarında bir problem var. Cumhurbaşkanımıza yargının iç yüzüyle alakalı gerçek bilgiler aktarılmıyor" ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Aktarılsın. Hükümet ellerinde olduğuna göre aktarılsın. Yani yakınılacak bir şey yok.

Yalnız bu helikopter kazaları çok fazla oluyor. Gerçekten tele takılmış da olabilir ama başka bir şey de olabilir. En ileri teknoloji neyse onu uygulayalım. Helikopterler de eski model helikopterse kullanmayalım. Değil mi? En ileri teknoloji uygulansın ve bu tip olaylar olmasın.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Ramazanda oruç tutan arkadaşlarımız var, çevremizde insanlar var. Bunlar “başım ağrıyor, karnım acıkıyor” gibi şeyler dile getiriyorlar. Bunlar doğru mu?

ADNA OKTAR: Yok. Öyle yanıp yakınarak oruç tutulmaz. Öyle bir şey olmaz. Çok çirkin o. Yakışık almaz. Ve ibadetin ruhuyla da alakası yok. Onu sıradan insanlar söylüyorlar, o tip bir şeyi. Başı ağrıyorsa ilaç alır. Yakınacak bir şey yok. Veyahut oruç tutmaz. Orucunu bozabilir. Yahut karnı ağrıyorsa yine ilaç alır. Ama bu doktora söylenir. Önüne gelene “Oruç tuttum karnım ağrıdı. Oruç tuttum başım ağrıdı.” Zaten Allah diyor “Zorlanıyorsanız tutmayın” diyor. Yani böyle herkese gidip şikayet edin diye bu ibadeti Allah bize emretmemiş. Ve kolaylığını da göstermiş. Alabildiğine kolaylık sağlamış Allah. Çok geniş açılımlı bir kelime de kullanmış Allah.  Bak diyor “ Zorlanıyorsanız tutmayın.” Karın ağrıması zorlanmadır. Baş ağrısı zorlanmadır. Bozarsın orucunu dolayısıyla baş ağrın da kalmaz, karın ağrın da kalmaz. Mesele biter. Ama gidip bunu orada burada anlatmaya kalkarsan, İslam’ın aleyhine propaganda yapmış olursun. Ve samimiyetsiz bir hareket olmuş olur ve inandırıcı da değil ayrıca. Çok rahatsız edici ve ayıp, çirkin bir ifade olmuş olur. Şikayet doktora yapılır. Uluorta herkese yapılmaz. Evet.

VTR: Kuran neden Arapça?

ADNAN OKTAR: Arapça çok zengin güzel bir dil. Dünyanın en zengin dilidir Arapça. Fasih bir dildir. Kelime karşılıkları olayı tam anlatacak gibidir. Fiil çekimleri olsun, lügat zenginliği açısından olsun dünyada kabul gören en büyük, en güçlü lisandır. Dolayısıyla Allah bir şeyi bize anlattığında “anlayamıyorum, anlayamadım, iki anlamı var” gibi bir anlam çıkmıyor. İfade çok net olmuş oluyor. O yüzden Allah Arapçayı Kuran’a uygun görmüş ve renkli ihtişamlı bir dil. Kuran okunduğunda insanların nefesi kesiliyor. İtalyanca olsa mesela Fransızca olsa çok daha değişik olurdu. Ama Arapça olması müthiş bir zenginlik, ihtişam ve güzellik katmış oluyor. Ve anlatım çarpıcılığı, anlatım sürati açısından da çok uygun bir dil. Evet.

VTR: Ülkemizde şu anda içinde bulunduğumuz Ramazan ayında dinimizden çokça bahseden hoşgörünün tam olarak yaşanmaması ve özellikle oruç tutmayan vatandaşlara karşı veya çiftlere yapılan bu kötü davranışlar hakkında siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hep sevgisizlikle ilgili. Allah korkusu olmaması, Allah’a karşı görevlerini yerine getirmeyen insanların çok olması veyahut az olmasına göre durum değişiyor. Allah sevgisinin çokluğu meseleyi halleder. Allah’ı seven Allah’ın yarattığı kulu da çok sever. Ve Kuran’ı da iyi tanır, Kuran’ı da bilir çünkü Cenab-ı Allah “hastaysanız tutmayın” diyor. Hasta olmayan insanlar vardır. Hasta olanlar vardır. Bunun ayrımı yapılamayacağına göre orucunu da bozan insanlar olacaktır o zaman. Çünkü Allah diyor bak “Hastaysanız tutmayın. Zorlanıyorsanız tutmayın.” Zorlanıyorsanız tutmayın denilen insanlar büyük bir kitle oluyor. Hastaysanız tutmayın denilen insanlar da büyük bir kitle oluyor. Müslüman olmayanlar da büyük bir kitle olmuş oluyor. Veyahut olayın şuurunda olmayabilir adam. Meselenin şuurunda olmayabilir. O da ö yönden tutmuyordur. Dolayısıyla burada gerginlik çıkartmak, münasebetsiz sözler yapmak, münasebetsiz sözler etmek yakışmaz. Müslümanın tavrı bu olamaz. Çünkü cezasını Allah verecek. Bu dünyada biz çirkin sözlerle insanları rencide etmek durumunda olamayız. Adama diyeceğiz ki “Niye oruç tutmuyorsun?” Adam da “ben hastayım” diyecek. Tek tek sen sorgulama memuru değilsin öyle şey olmaz. Sen hüsnü zan etmekle mükellefsin, “Demek ki bir rahatsızlığı var tutamıyor” diyeceksin. Evet.

VTR: Sabrın sevabı var mıdır?

ADNAN OKTAR: Sabır zaten Allah “Sabredenler cennette nimetlere kavuşur” diyor. Sabrı Cenab-ı Allah çok hayati bir konu olarak belirtiyor. Müminler hep sabırla imtihan olur, zorluklarla imtihan olurlar. Mesela bir acıyla karşılaşır sabreder o ona üstünlük kazandırır. Ama sabır yoksa o insan zaten sevilemez. İnsan sevdiğinin yaptığı bir hataya sabreder onun sevgisini muhafaza etmiş olur. Yahut bir zorlukla karşılaşır sabreder üstünlüğünü, değerini kat kat artırmış olur. Allah zaten ayette diyor ki “Sabredenlerden başkası kavuşamaz bu nimete” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Sabırlılardan yazılmak, sabırlı olmak Müslümanlıkta çok hayati bir ahlak üstünlüğüdür. Evet.

VTR: Bazı hocalar var, Kuran’da bazı ayetlerin hükmünün kaldırıldığını söylüyorlar sizce bu doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç bir iddia. Kuran’a ilave yapmak, çıkartma yapmak bak kimi diyor ki “üç yüz ayet çıkarıldı” diyor. Kimi “yüz ayet çıkarıldı” diyor. O üç yüz ayetle adam muhatap olmuyor. Kimi de diyor ki “üç ayet çıkarıldı.” Her biri kendi kafasına göre şu kadar ayet çıkarıldı diyor. Bunun hesabını verecekler tabii çok ağır bir suçtur bu. Bir kısmı da ilave yapıyor “aslında ayet vardı ama Peygamber unuttu” diyor. Yahut “keçi yedi” diyor “yaprağa yazmışlardı keçi yedi” diyor “o yüzden Kuran’a konmadı ama ayet” diyor. “Kuran ayeti” diyor. İlave yapıyor. “Bir kısmının da hükmü çıkarıldı” diyor. Yani Kuran’ı hem eksiltiyorlar hem de ilavelerle bambaşka şekle sokmaya kalkıyorlar. Bunu anlamayan da o kadar çok insan var ki. Bunu ibadet gibi kabul ediyor, çok büyük bir hata.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fakir insanlar hacca gidemiyorlar günah işlemiş olurlar mı?

ADNAN OKTAR: Zaten maddi durumu yerinde olmayana niye farz olsun? Onu yapabilecek güçte olması lazım dolayısıyla onun için günah olmaz tabii ki. Evet.

VTR: İsmim Yavuz. Dün akşam köprüdeki yakılan Fenerbahçe bayrağımızın yakılmasını nasıl değerlendiriyor Beşiktaş taraftarı acaba, kendilerine bunu yakıştırıyorlar mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki ham bir hareket. Kültürlü, görgülü, sevgi dolu bir insan bunu yapmaz. Fenerbahçe de iftihar ettiğimiz bir futbol takımı. Beşiktaş da aynı şekilde, Galatasaray da aynı şekilde. Hepsi birbirine şefkatle sevgiyle bakıp hoş bir rekabet ruhu içerisinde olmaları lazım. Ve sevecen bir rekabet olması lazım. O sevgisizliğin, merhametsizliğin, uzaklığın, ruh zayıflığının bir alameti.  Çok çirkin tabii çok ayıp yani yapan kendini küçük düşürmüş olur. Evet.

VTR: Ben Ayşe. Dünyanın en zengin insanı olsaydınız ilk paranızla ne yapardınız?

ADNAN OKTAR: Bol bol kitap dağıtmak, Kuran dağıtmak, insanları eğitmek çünkü en acil olan imandır. Ama Allah esirgesin açlıktan ölmek üzere olanlar olursa onlara yiyecek getirirsin tabii. Soğuktan donmak üzere olan varsa yahut sıcaktan ölmek üzere olanlar varsa acil onlara tedbir alınır ama en büyük ihtiyaç eğitimdir. İmani kitaplardır. Allah’ın rızasını, rahmetini, cennetini savunan, anlatan, iman hakikatlerini anlatan, Kuran mucizelerini anlatan, Darwinist, materyalist felsefenin geçersizliğini anlatan akılcı, Kuran’a uygun kitapların dağıtılması, okutulması, teşvik edilmesi en hayati konu. Çünkü PKK’yla mücadelede meseleyi kökten bitirecek tek yöntem budur. Kültürel ataktır. Darwinizm, materyalizmi sen yerle bir edersen mesela biter. PKK diye bir şey de kalmaz. Evet.

VTR: Merhaba ben Hüseyin. Sormak istiyorum Mersin turizm açısından çok önemli bir nokta üstelik deniz kenarı ve kıyı kenarı olmasına rağmen hiçbir yatırım yapılmıyor. Öncelikle bu soruyu sormak istiyorum Mersin’e ne zaman yatırım yapılacak?

ADNAN OKTAR: Devletten istiyor herhalde. Devlet değil de özel sektör asıl yapması gerekir, meşhur edip tanıtmak gerekiyor. Cazip hale getirmek gerekiyor. Ben derim ki Mehdiyet devri. Mersin’le kalmaz, Türkiye’yle de kalmaz bütün İslam alemi cennet gibi olur. Kısa sürede. Üç-beş yılda biter.

Evet inşaAllah.

 VTR: Hamide. Kadınların bale yapmasını nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bale yapan hanımlar daha güzel oluyorlar fizik olarak. Tavırları, el kol hareketleri daha hoş oluyor. İleriki yıllarda hemen hissediliyor bale yapan bir kız. Benim hanım arkadaşlarımda da bale yapanlar çok çocukluğunda, hemen hissediliyor. Faydalı bir spor. Faydalı bir sanat. Çok iyi olur, bayağı güzel olur.

VTR: Kardelen. Türkiye’deki demokrasi eksikliği nasıl giderilebilir?

ADNAN OKTAR: Demokrasi eksikliği Türkiye’de eskiden beri bir sorundur. Yüksek bir demokrasiye tam geçemedik ama bayağı da yakınız. Ama şimdi olağanüstü hal var tabii darbe tehlikesi halen devam ediyor mu acaba diye düşünenler bile var. Dolayısıyla demokrasinin tam yerleşmesi biraz zaman alabilir. Ama Mehdiyet devrinde demokrasinin tam adı konulmuş olacak bütün dünyada. İsa Mesih’in yardımıyla. Evet.

VTR: Çamlıca’daki bütün antenlerin kaldırılıp uzun bir tane yapılması daha iyi mi oldu, daha kötü mü?

ADNAN OKTAR: Estetik görünümüne bağlı. Kule genellikle insanların hoşuna gider uzun kule. Biraz da süslenirse fena olmaz. Ama çok fazla anten güzel durmuyor hakikaten. Çalı gibi duruyor. Tek bir tane daha düzgün, daha estetik, daha derli toplu duruyor. İlave süsler de yaparlar tahmin ediyorum. Evet.

VTR: Biz ne zaman Türkiye’de rahat bir şekilde giyinip dolaşabileceğiz, bunun için ne yapılması gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bu konuda güzel açıklamalarda bulunuyor ama bağnazların, gelenekçilerin, Ortodoks Müslümanların samimi olarak bazı inançları uygulamak istediklerini görüyoruz. Ama inançları yanlış. Bu yanlış inançları onlara anlatmak gerekiyor. Yanlış olduğunu biz uzun süreden beri anlatıyoruz ciddi bir yol aldık. Mesela başörtüsünü savunmuyorlar o kadar hiç duymuyorum. Anlatım önemli, eğitim önemli. Genç kızlar da zaten sahil kentlerinde, şehir merkezinde, bazı semtlerde daha rahat hareket ediyorlar. İstedikleri gibi giyinsinler bence. Ama tek gezmesinler. O daha güvenli olur ama istedikleri gibi giyinebilirler. Çok da yakışmış kıyafeti tebrik ediyorum bayağı güzel bir hanım. Çok acı tabii öyle şık ve güzel giyinememesi hanımların, istedikleri gibi makyaj yapamamaları. Mahalle baskısından çekinmeleri pek hoş bir şey değil. Tayyip Hocam bak diyor ki; “Acaba tek bir kişi var mıdır kim acaba bu ülkede ben şu şeklide yaşamak istiyorum da yaşayamadım veya şöyle giyinmek istiyorum da giyinemedim diyen var mı?” diyor. Bizzat Cumhurbaşkanı güvence verdiğine göre genç kızlar da cesur olsunlar istedikleri gibi giyinsinler. Her yerde bir risk oluyor, her yerde bir baskı modeli olabilir umursamasınlar bence. Hürriyetlerini gereksiz baskı altında hissetmesinler. Biz burada RTÜK’e karşı dikkatli oluyoruz ama bunda haklıyız çünkü adamlar iki de bir on dört bin lira ceza veriyorlar. Bu nedir? RTÜK’teki mantık değiştirilirse bu olmaz. Nasıl değiştirilecek? Bunun için de bir yeniden yönetmelik düzenlenmesi gerekiyor. Mesela insanların kılığına kıyafetine karışılmaması, müziğe karışılmaması, istediği inancı istediği gibi anlatması konusu tüzükte yer alabilir yani şunu diyor RTÜK; “Eğlence varsa din anlatamazsın, dini anlatıyorsan eğlence olamaz.” Dini anlatıyorsan müzik olamaz diyor. Dans olmaz. Müzik ve dansın olduğu din olmaz diyor özetle. Şimdi bu çok acı bu. Müzik ve dans hayatın bir parçasıdır. Kendisi diyor zaten Numan Kurtulmuş “müzik hayatın bir parçası” diyor. Hayatın parçası olduğuna göre din de hayatın kendisi olduğuna göre dinin içinde neden müzik olmasın, neden dans olmasın? Neden hanımlar istedikleri gibi dekolte giyinemesin? “Gelenekçi İslam anlayışında olan kişiler” diyor “bundan rahatsız oluyorlar.” Kardeşim biz de onlardan rahatsız olursak ne olacak o zaman? Ben de diyeceğim ki “Adamın inançlarından, tavırlarından, kılığından kıyafetinden, üslubundan rahatsız oldum” desem ben ona acıyorum şefkat duyuyorum. O da kaliteli insanlara, sanatı, estetiği severek isteyerek uygulayan insanlara saygılı olacak. Ama bunu işte kanunla tüzükle sabitlemek gerekiyor. Hükümet bunu yapabilir ama şu an gelenekçi Ortodoks kesimi de karşısına almak istemiyor herhalde. Dengede tutmaya çalışıyor. Ama eğiterek bu rahatça elde edilir. Mehdiyet devrinde bu eğitimle kökten çözülecektir. Ama hanım kızlar son derece rahat olsunlar isteyen şort da giyinsin, isteyen mini etek de giyinsin. İstedikleri gibi gezsinler. Bakımlı da gezsinler. Saçını boyamak isteyen saçını da boyasın, makyaj yapmak isteyen makyaj da yapsın. Sokakta RTÜK olmaz istedikleri gibi rahat giyinebilirler. RTÜK’ün kontrolündeki sistemde bu bana mantıklı gelmiyor tabii. Hayret ediyorum. Açıkça söylüyor diyor “müzik ve dans varsa orada din anlatılamaz.” Neye göre? “Bana göre öyle” diyor. Mahkemeye itiraz edebiliyor musun? Edemiyorsun. “Bana göre öyle” diyor. “Bana göre de değil” diyemiyorsun. İşte bunun düzeltilmesi gerekiyor buna hükümet el atması lazım. Yani RTÜK’ün tüzüğü, kanunu, hukuku, felsefesi, bakış açısı kökten yenilenmesi gerekiyor. Bir acayiplik var. Kardeşim ben Allah’ı anıyorsam neden müzik olmasın? Müzik varken de neden din olmasın? Mesela düğüne gittik biz müzik var, dans var Allah’tan bahsedemeyeceğiz. Nasıl oluyor bu? Niye Allah’tan bahsedemeyelim? Köylerde davul zurnayla gelini indirirler dans vardır, eğlence vardır, tekbirlerle salavatlarla indirirler gelini hiçbir şey olmaz. Müzik de dans da dinin içindedir yani dinle beraber yaşanır. Ama bizim dememiz bir tavsiye niteliğinde oluyor tabii. Ama bir an önce RTÜK’ün kanunu, tüzüğü değişse çok iyi olur.

Psikolojik olarak baskı yapıyorlarsa onu umursamamaları lazım genç kızların. Devam etsinler çok fazla sayıda olursalar etki tamamen ortadan kalkacaktır. Sayıları az olursa tek tük olunca herhalde işte bakışlarıyla konuşmalarıyla rahatsız edenler oluyor. Aslında onlar da adli yönden zor durumda bırakılabilirler böyle kişiler. Ama herhalde uğraşmak istemiyorlar. O zaman kaale almayın direkt istediğiniz gibi giyinin sokakta göğsünüzü gererek gezin. Çünkü halk müsaade etmez öyle münasebetsiz konuşanlara. Kaçamak böyle bir şey yapabilirler. Bizim milletimiz aydın, kültürlü ve görgülü ben her gün sokağa çıkıyorum dışarda genç kızların hemen hemen büyük bölümü yüzde doksanı, yüzde doksan beşi modern giyimli kızlar. Kimse de bir şey dediği yok. Başörtülü hanım kızlar da gayet efendi bir şekilde kendilerine saygı duyulacak bir nezaketle gelip gidiyorlar kimseye karıştıklarını ben görmedim. Bence daha rahat olsunlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Şansım Tutku Aydoğan. Türkiye’deki eğitimin doğru şekilde uygulandığını düşünmüyorum üniversitelerde. Lisans eğitimi vereceğiz diye formal eğitim verip sosyal anlamda eksik bırakıyorlar bizi, biz de bu sefer üniversiteye gitmek yerine sosyalliği dışarda arıyoruz, bu konuda siz ne düşünüyorsunuz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Eğitim ta ilkokuldan itibaren o çocuğun yönleneceği yönde gitmesi lazım. Mesela mühendislikse direkt mühendisliğe göre eğitilmesi, tıpsa doğrudan tıpa göre. Tıp liseleri olması lazım, mühendislik liseleri olması lazım. Veyahut mesela dil, tarih, coğrafya liseleri olması lazım. Yahut felsefe liseleri, sosyoloji liseleri olması lazım. Veyahut sanat liseleri olması lazım. Mesela iç mimari dekorasyon, resim, heykel liseleri ta liseden başlaması lazım. Akademi de devam etmesi lazım. O zaman üç yıl lise üç yıl da akademi, altı yıllık eğitim. Yahut dört yıl. Dört yıl da akademi eğitimi yahut üniversite eğitimi diyelim. Yani yedi yıllık eğitim mükemmel olur. Gençlerin genellikle hep problem olarak gördükleri konu bu. Bir de sıkıcı bir eğitim politikası izleniyor. Çocukları eğlendirerek, zevkle, şevkle, neşeyle eğitmek mümkünken ve pratik eğitmek mümkünken pratik eğitime önem verilmeyip teorik, sıkıcı, ezberlemeci bir yöntem uygulanıyor. Çocuklar da bundan rahat istifade edemiyorlar. Evet.

VTR: Deniz Kalkavan. Etrafınızdaki insanları nasıl yanınızda tutuyorsunuz? Çünkü insanları yanınıza çekmek ayrıdır, yanınızda tutmak ayrıdır. Yani bu tutuş aşaması, bu süreç nasıl işliyor?

ADNAN OKTAR: Tabii bütün güç Allah’ındır, kalpler Allah’ın kontrolündedir. Allah insanlara her gün sürekli vahyeder. Bütün insanlara vahyeder. Güzel olanı onlara söyler, yanlış olandan da insanları sakındırır. Ayette bu açıkça belirtilmiş, şeytandan Allah’a sığınırım. “Sonra ona (nefse) fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)” (Şems Suresi, 8) Bak fücurunu ve ondan sakınmayı. Hem fücurunu söylüyor “bu yanlış” diyor Allah, hem de ondan sakınmayı söylüyor ama insanlar dinlemiyorlar. Mesela kardeşlerime Allah kalplerine vahyediyor. Diyor ki; “Birbirinizi sevin. Sizi seveni de sevin.” Yani mesela ben onları çok seviyorum. “Siz onu sevin, o da sizi sevsin” diyor. Allah kalbimize vahyediyor. Ve bir sevgi bağı, bir sevgi elektriği oluşturuyor. Bu samimi Allah korkusuyla pekiştirildiği için, Allah’ın aşkıyla pekiştirildiği için tutku derecesinde bir derinlik oluşturuyor. Yani zevkle derin bir hazla sevmeye dönüşüyor. Mümin bu sevgiden hem derin haz alıyor hem de ibadet olarak bunu yaşamış oluyor. Evet.

VTR: Denizden çıkan her şey yenilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Şakayla cevap verelim önce. Kum yenmez, eski ayakkabı çıkıyor bazen. Denizden çıkan zararsız, zehirli olmayan her canlı yenir tabii. Yani zehirli olmadıktan sonra, zararlı olmadıktan sonra karides, yengeç, midyeden tut aklına gelen her şey yenir. Ama bazı balık türleri zehirli oluyor, bazı yengeç türleri falan zehirli oluyor. Dikkat etmek lazım.

VTR: Merhaba ben Berk. Ben Ermeni asıllı bir Türk vatandaşıyım. Şunu merak ediyorum; İnsanlar birbirlerine neden bu kadar öfkeliler ve neden saygı duymayı bilmiyorlar birbirlerine?

ADNAN OKTAR: Bu Darwinist eğitimle elde edildi. Yani bunu İngiliz derin devleti yaparken, yani deccaliyet bunu yaparken Darwinizm’i masum bir görünümde insanlara sundu. Dedi ki; “bu bilim, biyoloji bilimi.” “Allah Allah” dedik. “Nasıl bir biyoloji bilimi bakalım” dedik. Canlıların, bitkilerin, hayvanların, insanların her şeyin yaratılışında bütün ana detayların koful, mitokondri, golgi cisimciği, sitoplazma şu bu ne varsa hepsini tesadüflerle açıklayan bir tesadüf bilimi, yani bir pagan dini, bir putperest din. Bütün hayatın ilahının, yaratıcısının tesadüf olduğunu iddia eden, tesadüfü insanlığa ilah olarak sunan, yaratıcı olarak sunan bir sistem dünyaya oturdu. O da insanlardan din duygusunu aldı, Allah korkusunu aldı, büyük bölümünden Allah sevgisini aldı. Onun sonucunda insanların kalbinde sevgi kalmadı. İnsanlar o zaman birbirlerini solucandan üremiş veyahut bir mikroptan üremiş, tesadüfen oluşmuş biyolojik boş varlıklar olarak, et yığınları olarak görmeye başladılar. O zaman da tahammülsüzlük, saldırganlık, sevgisizlik ve nefret çok şiddetli boyutta zeminde revaç buldu. Şimdi iman atağı yapıldığı için, Kuran dünyaya hakim olmaya başladığı için, iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle mükemmel bir din anlatımı yapıldığı için artık deccaliyet adım adım geri gidiyor ama son kere adamlarıyla kendini kurtarmaya çalışıyor. Çok zavallı konuma düştü görüyorsunuz deccaliyet. Son ataklarında bak kenarda, köşede ufak tefek pürüz çıkartmaya kalkıyor. Her gördüğümüz pürüzü hemen tornada tesviye ediyoruz. Anında yani kopup gidiyor ilimle, irfanla, kanunla, hukukla. Ve çok zavallı konuma geldiler. İlerlemeye devam edeceğiz. Yani bu biraz daha devam edecek ve sonuçta dümdüz düz ovaya, doğru yola çıkacağız. Evet.

VTR: Merhaba, ben üniversite pazarlama bölümünden mezun oldum. Fakat mezun olduğumdan beri iş bulamıyorum. Bu konuda düşüncelerinizi merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Özel sektörü çok teşvik etmek lazım. Yaratıcı sanayi anlayışı, yaratıcı sanat anlayışı, yaratıcı güzellikler her yeri sarması lazım. O zaman istihdam gelişir. İstihdam gelişince de çok fazla iş çıkar. Şu an insanların büyük bir bölümü içine kapandılar. Genellikle yani boş işlerle zengin olmak eğiliminde oluyorlar yani maceraperest oluyorlar. Yani üretime dayalı değil de boş işlerle hayatını idame ettirmek istiyorlar. Üretici bir sistemin içine girilmesi için insanlara moral, heyecan, hürriyet, şevk verilmesi lazım ve teşvik edilmeleri gerekiyor. İşte devlet müşevvik bir politika izliyor. Ama bu yeterli olmuyor. Asıl ruhların canlandırılması, ruhların heyecanlandırılması gerekiyor. Bu da tam anlamıyla Mehdiyet’le olur. Yani coşkulu bir iman, coşkulu bir heyecan, müthiş bir Allah korkusu, müthiş bir Allah sevgisi, derin iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle, Darwinist, materyalist felsefenin yeryüzünden silinmesiyle olur. Bunun sonucunda toplumda bir canlılık, aktivite, müthiş bir heyecan meydana gelecektir. Yaratıcı telif gücü artacaktır, bunun sonucunda istihdam artacak. Çok fazla işyeri, iş yapan insanlar olacaktır. İşsizlik de kalmaz. Evet.

 VTR: Okulumuzda insanlar küçük düşmekten fazlasıyla korkuyor. Bunu önlemek için neler yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Zaten gençlerin arasında biraz yaygın o, yani birbirlerini küçük düşürmek. Zeka oyunlarıyla, imalı laflarla, argoda ona laf sokmak falan diyorlar yahut başka tabirlerle anılıyor. İnce ince alay etmek, yani onu zaten bir zeka gösterisi olarak görüyor. Mesela bir genç kızla tanışıyor, onunla ince ince alay ediyor. O genç kız yakalıyor onun alayını o da ona ince bir alayla cevap veriyor. Dolayısıyla dostluk, sevgiden ziyade sinsi, gizli, acımasız bir küçük düşürme savaşı oluyor. Bu, tek açıklama yapacak olursak ahlaksızlıktır, terbiyesizlik ve vicdansızlıktır. Bir genç kızı küçük düşürmeye çalışmak, mahcup etmeye çalışmak aşağılık kompleksi içinde olan basit insanların özelliğidir. İnsanların birbirini onore etmesi lazım, yüceltmesi lazım, saygı duymaları, değer vermeleri gerekiyor. Ama bu tabii Allah korkusu, derin iman ve Allah sevgisiyle olur. Bu da yine Mehdiyet’e yolunu çıkartıyor olayın. Bütün bu konular dikkat ederseniz Mehdiyet’le sonuçlanıyor. Yani bir manevi muazzam bir devrim, manevi muazzam bir ayaklanma, manevi müthiş bir inkişaf gerekiyor, bu da Mehdiyet’tir işte. Sevginin, bilimin, aklın, kalitenin, nezaketin, klaslığın, Allah korkusunun, Allah sevgisinin coşkulu gelişmesini biz bu kelimelerle ifade ediyoruz. Evet.

 VTR: Hangi üniversitede okudunuz?

ADNAN OKTAR: Fındıklı Güzel Sanatlar’da okudum. 1979, 80, 81, 82, 83’e kadar, 1983’e kadar. 1983’de İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümüne girdim. Orada da biraz okudum. Çaka çaka komünistlerin kontrolündeydi okul. Sonra işte kendi araştırmalarımız, kendi kitap çalışmalarımız başladı. Asıl üniversite eğitimini ben kendi kütüphanemle sağladım. Yani okuldaki eğitimle onu sağlayamayacağımı çok açık gördüm. Çünkü oradaki felsefe eğitiminde okuduğun kitaplar sınırlı, belirli, konular da sınırlı belirli. Hatta ben felsefe bölümüne kayıt yaptırdıktan sonra beş-on gün kadar gitmemiştim. O süre içerisinde çocuklar İslam Felsefesi dersini görüyorlardı benim gitmediğim süre içerisinde, yani önemli bir ders olarak o okutuluyordu İslam Felsefesi dersi. Benim gittiğim gün Felsefe Ana Bilim Dalı hocası vardı, o geldi bana baktı, çocuklara baktı. Ama zaten müthiş gergin bir ortam, yani herhalde dümdüz edeceğimi tahmin ettiler böyle. “Çocuklar bir şey söyleyeceğim, çok önemli, buna çok titiz dikkat edin” dedi. “Ben bir süreden beri size İslam Felsefesi dersi okutuyordum biliyorsunuz” dedi. “Şu andan itibaren İslam Felsefesi dersinin okutulmasını kaldırıyorum” dedi. Biz gelirsek İslam Felsefesi dersi kalkıyor, biz gelmezsek devam ediyor. “Yalnız” dedi “bu konuda illa soru sormak isteyen olursa sınıfta sakın sormaya kalkmasın kalabalıkta bana” dedi. “Bunu da yasaklıyorum” dedi. Yani “derste bu konunun tartışılması, konuşulması, bu konuda fikir beyan edilmesini yasaklıyorum” dedi. “Sadece benim odama gelip özel olarak teke tek gelip sorabilirler konuşabilirsiniz” dedi. “Teşekkür ederim” dedi. Yani tehlikenin büyüklüğünü kavramış demek ki.

OKTAR BABUNA: Sizin namınız önden gitmiş.

ADNAN OKTAR: Ben gitmeden namım gitmişti zaten. Zaten söylediler “Sen daha gelmeden namın geldi okula.” dediler Darmaduman edeceğimi anlamışlar demek ki, iyi o da iyi.

Enes radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Cennete giren hiçbir kimse yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyaya geri dönmeyi arzu etmez” diyor. “Hiç istemez” diyor. “Dünyaya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar, ikram” İşte “Allah mübarek etsin” diyorlar. “Tebrik ederiz” diyorlar. Bu hoşuna gidiyor şehidin. “İkram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.” Diyor Peygamberimiz (sav). Nerede geçiyor? “Buhari’de Cihad bölümünde, Müslim’de İmare bölümünde. Tırmizi’de ayrıca geçiyor, 13. Cilt, 25’te.

Fikret Beyefendi buyurun sizi dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları.

ADNAN OKTAR: Rica edeyim.

VTR: Nur nedir ve bazı insanlar neden nurludur?

ADNAN OKTAR: Nur nedir, bazı insanlar neden nurludur? Doğru nur pek açıklanabilen bir şey değil. Mesela zenci oluyor yahut esmer oluyor ama yine nurlu oluyor. Çünkü bir ışık mevzubahis değil. Çünkü nur deyince genellikle insanlar beyaz sakallı, beyaz yüzlü, biraz yüzü parlayan, ışık saçan insan gibi düşünüyorlar. Öyle değil. Nur; insanın munis olması, zarar vermeyecek bir insan olduğunun anlaşılması, yüzündeki huzur, güvenilirlik ifadesi, yüzündeki nezaket, mahviyet, enaniyetten uzak olması yani dürüstlük ve samimiyetin yüzünden açıkça belli olması.

VTR: İnsanlar neden kibirlidir?

ADNAN OKTAR: O tabii Allah’ın varlığının bir delili, bir mucizedir bu. Çünkü insan bu kadar aczin içinde çok korkup, sinip çok zavallı olması lazım normalde. Ama akıl almaz bir enaniyet ve akıl almaz bir büyüklük hissi bütün dünyada yaygın. Yani onu ona ilka etmek çok güç normalde bir insana, yani “büyük ol, büyüklük hissiyle dol” falan desen adamı ikna edemezsin. Ama doğal olarak fıtratında var Allah’ın hikmeti hayret edilecek şey. O da imtihanda gereken bir şey aslında. Çünkü ona karşı mücadele etmesi gerekiyor. Normalde öfke de olmaması lazım, öfke de insanın haddi değil. Yani aczine göre öfkelenememesi gerekiyor. Kin ve intikam hiç olmaması gerekiyor yine aczine göre, o da çok şaşırtacak bir şey. Allah’ın varlığının delilidir onlar. Eğer bu konu ayrıca anlatılırsa, tek tek analiz ederek anlatılırsa Allah’ın varlığının harika delili olduğu anlaşılır ama bu tabii çok özenli anlatılması gereken bir konu. Yani birden bunda gaflet perdesi, ülfet perdesi kalkmaz. Genişleterek, sağdan soldan, ileriden, geriden anlatarak konu ortaya konabilir. Öyle çok konu var, yani doğrudan anlatılamıyor, anlatmak isteyen de eğer ilk başta anlatamazsa hiç girmiyor o konuya. Halbuki öyle değil. Önden bir ilk atış, ilk vuruş şeytana yapılması lazım. Bir kısa da olsa küçük yüzde beşlik bir anlatımla konuya girilmesi lazım. Sonra yüzde yedilik, onluk kenardan, yine üstten, yine sağdan, yine soldan o yavaş yavaş ilerlenerek tamamen sarılacak bir sistem. Yani bina yapıyor gibi yapılması lazım. Tek bir anlatımla bitecek gibi değil. Bir de anlatırken demagoji ve gereksiz konuşmaların da olmaması gerekiyor. Çünkü demagoji çok şeytani bir şey boş konuşma, o zaman mevcut anlatım da boşa gider. Mesela bazı alimler, hocalar kitaplarında süslüyorlar konuşurken demagoji yapıyorlar bütün anlatım gidiyor. Adamın beyni uyuşuyor bu sefer. Öyle değil; detay detay girmesi lazım. Mesela enaniyet, saldırganlık, kin, öfke Allah’ın varlığının mucizeleri. Yani insanın buna takat getirememesi gerekiyor normalde. Ama neden takat getirememesi gerektiği anlatıldıktan sonra mucize olduğu anlaşılır.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki insanlar neden mutsuzlar?

ADNAN OKTAR: İstanbul’da biraz daha yoğunluk olabilir belki ama diğer illerde de insanlar mutsuzlar. Ama İstanbul’da iki zıt insan grubu daha yoğundur yani en azgın deccal grupları yine İstanbul’da yoğundur, en gelişmiş, en ileri, en yükseğe çıkmış Mehdiyet grupları da İstanbul’dadır. Onun için hep ulema, evliya hep İstanbul’da ittifak etmişlerdir. Hep İstanbul’a gelmişlerdir. Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Abdülhakim Arvasi Hazretleri, yani bütün son asrın sultanları hep İstanbul’da yoğunlaşmışlardır. Hatta en sonunda Menzil Şeyhi o mübarek Hoca Efendi de bu taraflara getirildi. Yani hatta şu an vekilleri de yine İstanbul’a geliyorlar. Sahabenin en yoğun toplandığı yer yine burasıdır. Sahabe mezarlarının en yoğun olduğu yer İstanbul’dur. Hz. Musa (as) ile Hızır (as)’ın buluştuğu yer yine burasıdır. Bir şey var ki Mehdiyet yurdunda insanlar buluşuyor. Ama tabii mutsuzluğun asıl kökeni Allah korkusunun olmaması, Allah sevgisinin olmamasıdır, yine çözüm Mehdiyet’le bitecektir.

VTR: Adnan Hoca’ya sormak istediğim bir soru var. Ben din anlayışınızı pek anlayamıyorum. Bana tam olarak din anlayışınızı açıklayabilir misiniz acaba?

ADNAN OKTAR: Dini öyle karmaşık, öyle ilaveli, öyle ekli hale getirdiler ki, yani insanlar din diye, İslam diye bambaşka bir şey öğrendiler. Yani düşünün üç yüz ayet çıkartıyor, üç yüz ayet. “Üç yüz ayet neshedildi” diyor. Bir de “başka ayetler var” diyor “ilave, onları da keçi yedi” diyor. Yahut “Peygamber unuttu” diyor. “Şimdi onları ilave edersek, bunları çıkarırsak Kuran normal hale gelir” diyor. Yani şu anki Kuran’ı kabul etmiyor adam. Biz mevcut Kuran’ı kabul ediyoruz, yani bizim özelliğimiz, o yüzden şaşırıyorlar. Kuran’ın bütününü kabul ediyoruz ve Kuran’ın dışında hiçbir şey kabul etmiyoruz. Sadece Allah’ın hükmünün olduğu Kuran’ı kabul ediyoruz. O da Kuran’ın hükmüyle sabit. Allah diyor “Ve şüphesiz o (Kur'an), senin ve kavmin için gerçekten bir zikirdir. Siz (ondan) sorulacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 44) Peygamber (sav)’e diyor. “Sadece Kuran’a uy” diyor Peygamberimiz (sav)’e. Bak “sünnete uy” demiyor. “Kendin sünnet oluştur” demiyor. “Kendin ayrı hüküm çıkart” demiyor. Allah Peygamber (sav)’ine diyor ki “sadece Kuran’a uyacaksın” Peygamber (sav)’ine. Peygamber (sav) de bak şikayet ediyor. Bak, “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kur'an'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.” (Furkan Suresi, 30) diyor. Yani dinin bu hale gelmesinin nedenini Peygamber (sav) açıklıyor zaten. Yani mevcut dinin bozulmasının nedenini Peygamber (sav) açıklıyor ayette Kuran’la. “Rabbim gerçekten benim kavmim, bu Kuran'ı terkedilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.” Diyor. Neye sarılıyor? Hurafeye sarılıyor. Hurafe diniyle bizim yaşadığımız gerçek İslam dini çatışıyor. O yüzden bize bakan “bu adam dinsiz herhalde” diyor. “Çünkü müşrik dine hiç benzemiyor” diyor. “Bu şirk dinine hiç benzemiyor. Bu putperest dine, ilavelerle, eklerle, çıkartmalarla bambaşka hale getirilmiş müşrikliğin hakim olduğu, Kuran’la müşrik dinin karıştırıldığı dine hiç benzemiyor” diyor. “Ya bunlar dinsiz, ya dinden haberleri yok” diyor. Yani bunu diyen adamlar şimdi bakın sahabeyi getirelim bu asra, aynısını onlara söylerler, aynısını. Hatta haşa Peygamber (sav)’e bile aynısını söylerler, “dinle alakası yok bu insanın” derler. Biliniyor yani onunla ilgili hadis de var. “Ahir zamanda insanlar görseler sahabeleri bunlar delirmiş herhalde der” diyor. Yani “bunların dinle alakası yok, mecnun olmuşlar herhalde derler” diyor. Aynısını işte görüyoruz ahir zamanda. Bizim özelliğimiz Kuran’ı tavizsiz savunuyor olmamız. Ne ilave kabul ediyoruz, ne ek kabul ediyoruz. Ne çıkartma kabul ediyoruz, ne ekleme kabul ediyoruz. Hiçbir şey kabul etmiyoruz. Kuran’ın bütününü kabul ediyoruz. Yani sahabe döneminin aynısını istiyoruz. Bakın eleştiri getirenlere diyorum ki “Kuran’dan ayet var mı eleştirinde?” “Yok” diyor. “Nereden var?” “Buhari Şerif’ten var” diyor. Bana eğer Kuran’la konuşmuyorsan Buhari Şerif’le olmaz. Benimle Kuran’la konuşacaksın. “Kuran’a göre doğru muyuz?” diyoruz. “Evet” diyor. “Hadise göre delalettesiniz” diyor. Ben Kuran’a göre doğruysam bak, Allah bana diyor ki ayette “Sizi sadece Kuran’dan soracağım” diyor. Ben o zaman kurtulurum Allah’ın izniyle. Tabii ümit ve korku arasında olur o ayrı mesele, çünkü Kuran’ın hükmünü yapmış olsak bile samimi miyiz değil miyiz bir de ondan sorgulanacağız.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ankebut Suresi’nin 51. Ayetinde Allah şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?”

ADNAN OKTAR: Adam “yetmiyor” diyor işte. “Kendilerine okunmakta olan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” diyor Allah. O devirde de zannediyorlar ki şu andaki müşrik din anlayışı o zaman yok zannediyorlar. Şimdi isim vermeyeyim de şu meşhur bir tip var ya onun gibi adamlar o dönemde zaten yoğun vardı bunlar ve baş belasıydı onlar. Aynı Musevi hurafelerini alıyorlardı. Yahudilerden gelen hurafeleri, Hristiyanlardan gelen hurafeleri alıp Peygamber (sav)’e baskı yapıyorlardı. “Sen bunu kendinden ilave etsene” diyorlardı. “Hadis şeklinde ilave etsene” ayet var. Peygamber (sav) diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım. “Benim bunu kendimden böyle bir şey ilave etmem mümkün değil. Allah bana ne vahyederse ben ona uyabilirim” diyor. Yani “Kuran’a uyabilirim” diyor sadece. Yani zannedilmesin ki eskiden yoktu böyle tipler. Şu anki müşrik Müslüman tipi o devirde de vardı. Ve Peygamber (sav)’e baskı yapıyorlardı. Hatta Peygamberimiz (sav)’i Cenab-ı Allah uyarıyor diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım, “az da olsa onlara uyacaktın” diyor. “Ben müdahale ettim” diyor Allah. O kadar çok baskı yapıyorlar. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı o zaman da vardı. Yani İslam’ı bambaşka hale sokmak istiyorlardı. Nitekim Peygamberimiz (sav)’in vefatından sonra derhal dediklerini yapmaya başladılar. Kısa bir süre sonra, birkaç yüz yıl süre sonra başladılar.

VTR: Yurtdışında üniversite okumak daha mı ayrıcalıklı?

ADNAN OKTAR: Yani tabii ki bir kere baskı görmüyor adam. Mesela bir genç kız mini etek giyiyor kimse karışmıyor, istediği gibi makyaj yapıyor kimse karışmıyor. İstediği gibi müzik dinliyor kimse karışmıyor. Heykel, resim her şey serbest, fikrini istediği gibi ifade ediyor. Bir kere en başta bunu ister bir insan. O yüzden yurtdışını istiyor birçok genç. Bakımsız, kirli gecekondular, şunlar bunlar falan görmüyorlar, sokaklar görmüyorlar. Bunun için de ister. Okullarda komünist, terörist tehlikesi yok. Bu yönden de ister. Eğitim kalitesi biraz daha yüksek oluyor tabii bu yönden de ister. Bunlar düzenlenemez mi, düzeltilemez mi? Tabii ki süratle düzeltilip düzenlenebilir çünkü çok güzel bizim ülkemiz ama hükümetin biraz nefeslenmesi gerekiyor. Hükümete değil Tayip Hoca’ya güçlü bir destek gerekiyor, fikri destek de gerekiyor. Eğer sabreder gayret edersek biz çok daha iyisini yapabiliriz ama Mehdiyet devrinde mükemmelinin olacağını da biliyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Toplumdaki ahlaki bozulmaya ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ahlaki bozulmanın tek nedeni Darwinist, materyalist eğitim sistemi, Allah’ın inkar edilmesi, bir de Allah’ı inkar eden Darwinist sistemin de zorla sanki Kuran’da varmış gibi göstermeye çalışmak için gariban adamları kullanmaları ve Allah’ın varlığını, birliğini Milli Eğitim’in ana konu olarak anlatmaması. Halbuki Kuran mucizelerini, Allah’ın varlığını, birliğini Milli Eğitim imkanlarıyla bütün gençlere anlatmak lazım ana dersler olarak. Kuran mucizeleri, Allah’ın varlığı, birliği, iman hakikati her safhada ve her yerde anlatılması lazım. Darwinist, materyalist Allah’ı inkar eden sistemin de geçersizliği anlatılması lazım. Bu yapılmış olsa cennete döner. İşte bu Mehdiyet devrinde olacak bir güzellik. Evet.

VTR: Yağmur yağdıktan sonra ülkemizdeki birçok şehri su basıyor. Bunun önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Yağmur yağdığında su basıyor her yere. Ama her yerde oluyor Avrupa’da da oluyor. Tuna taşıyor her yeri su basıyor. Teknik olarak mümkün değil mi? Çok rahat mümkün, çok rahat yapılır. Yani bent yapılır, suyu tahliye edecek büyük kanallar yapılır, baraj sistemleri yapılır. Yapılmayacak bir şey değil. Basarsa bassın mantığından kaynaklanıyor. “Her zaman basıyor ne olacak ki?” falan diyorlar, ondan. Yoksa yani mesela farz edelim bir yeri su basıyor. Kaç metrede basıyor? Elli metrede basıyor, yüz metrelik bir engel yaparsın basmaz. Bu kadar basit. Mesela Meksika sınırına engel yapılıyor, Türkiye sınırına engel yapılıyor, istendiğinde oluyor yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Günümüzdeki eğitim sistemi ezberci bir sistem mi?

ADNAN OKTAR: Hem nasıl, tam klasik ezberci sistem. En iyi ezberleyen zaten işi bitiriyor. Her yerde, hukukta ezber sistemi var, tıpta ezber sistemi var. Alenen ezberliyorlar. Yani öğrenmeye dayalı değil. Halbuki tıpta bazı ana bilgiler öğrenilmesi lazım yani fuzuli bilgilere ihtiyaç yok. Hukukta da ana bilgilerin ezberlenmesine gerek yok. Ana konuların öğrenilmesi gerekiyor, öyle olmuyor. Biz tarih dersinde yok Hannibal’in dedesi ebesi hepsini tek tek öğrenirdik. Adam kaçta doğdu, hangi dağa çıktı, nereye gitti? İflahımız kesilirdi.

Evet dinliyorum.

VTR: Televizyon programlarında birçok ünlü isim çeşitli programlar yapıyor yemek üzerine. Sağlıklı tavsiyeler veriyorlar. Siz Canan Karatay’ın tavsiyelerini size göre uygun buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canan Hanım’ın dediklerinin büyük bölümü doğru benim kanaatim. Ama kolesterolü yüksekse “oh çok iyi” diyor. Adamın damarlarında kolesterol plakları oluşuyor. Damarı tıkanıyor, enfarktüs geçiriyor. “Yok yok bir şey olmaz” diyor. Ben anlayamıyorum yani ne demek istiyor yani. Çok şeker bir hanım. Çok candan. Şeker konusunda haklı. Şeker, ekmek falan o konularda doğru söylüyor. Pirinç falan onlar hakikaten riskli yiyecekler. Yağlar da, doymuş yağlarla doymamış yağlar dengeli alınması gerekiyor. Mesela “Kuyruk yağı istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” diyor. Ben ona katılmıyorum. Çok tehlikeli olur. Mesela “Yumurta istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” diyor. O da tehlikeli olur. Ben ona katılmıyorum. Çünkü muazzam kolesterol yükselir. Makul yenmesi lazım. Tereyağı da öyle “bol bol tereyağı yiyin” diyor. O da riskli olabilir. Benim kanaatim. Bilmiyorum, araştırsınlar. Bir de kolesterol yüksekse tıbbi metotlar da düşünülmesi gerekir. Yani plaklar oluşturduysa damarında, şakası olmaz. Tamam, kolesterol faydalı bir şey aynı zamanda ama tehlikeli de bir şey. Benim şahsi kanaatim bu. Bunu araştırsınlar. Doktorlara sorsunlar. Benim kendi öz bilgim bu. Bana ait bir bilgi bu. İnsanlar yapsın demiyorum. Değil mi? Yani illa olsun demiyorum. Ama araştırabilirler. Bakabilirler. İnceleyebilirler. Ben böyle düşünüyor olabilirim.

OKTAR BABUNA: Zaten kanaatinizi soruyor.

ADNAN OKTAR: Şahsi kanaatinim evet. Yani insanlar uygulasın demiyorum. Çünkü hiç belli olmaz. Doktora da sorar. Hakikaten kolesterole ihtiyacı da olabilir vücudunun. Veyahut hakikaten bir mahsuru yoktur. Yani benim öğrendiğim bilgim. Kendim, toplanan bilgi bu.

Evet dinliyorum.

VTR: Televizyonlarda birçok hoca var. Herkes farklı bir şey söylüyor. Sizce en doğal en iyi hoca hangisidir size göre?

ADNAN OKTAR: EvvelAllah benim tabii ki. En iyi hoca insanın kendi vicdanıdır. Kendi aklıdır. İnternete girin bakın. Vicdani kanaatinizle en doğrusu hangisiyse Allah sizin kalbinize ilham eder. Allah sizi eğitir zaten. O konuda bir mürşit aramak gerekirse, mürşit Kuran’dır. Kuran’ı anlamak istiyorsan da Allah’a sığınırsın. Allah sana öğretir. Bir şeyin doğrusunu öğrenmek istediğinde Allah insanların kalbine onu ilham eder. Nasıl yapar? Kitap okutturur. Araştırttırır. Düzenletir seni. Düzgün hale getirir. Ve farkına varırsın. Hangi hoca, hangi alim, hangisi doğru konuşuyor hemen anlaşılır. Ve anlamasını da Allah açar. Evet.

VTR: İnsanlar kadere inanmazlarsa Müslüman olurlar mı?

ADNAN OKTAR: İnanmasa da kader var. Teknik bir gerçek bu. Yani bilimsel bir gerçektir. Tek bir an var. Tek bir an vardır. Onun dışında geçmiş ve gelecek denen zaman akışı, bizim beynimizdeki inancın adıdır bu. Bu bir inanç biçimidir. Yani beynin bir şeyi bir şeye göre kıyaslamasıyla zaman ortaya çıkıyor. Normalde zaman yok. Tek bir an vardır. Sonsuz uzun zaman, sonsuz kısa zaman içinde olup bitmiştir. Dolayısıyla sonsuz uzun zaman, sonsuz kısa zaman içinde olup bittiğine göre kader bilimsel bir gerçek oluyor. Bunun inkar edilecek bir yönü olmuyor.

Evet dinliyorum.

VTR: İstersek sahabeler gibi olabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: İstersek sahabeler gibi de oluruz. Daha da yükselme imkanımız var. Allah yükselmenin yolunu kapamamıştır.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba. Size bir sorum olacak. İslam’ın beş şartını yapmak acaba yeterli midir?

ADNAN OKTAR: İslam’ın şartı 6666 ayetin hepsinin yapılmasıdır. Beşe nasıl indiriyorlar ben onu anlamadım. Kim yapmış bunu? Nasıl olmuş? Ben bunu anlayamadım. İslam’ın şartı beş diyor. Peki, 6600’ün üstünde ayet var. Onlar ne olacak? Çok fazla hüküm var. Bu klasik gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının, dini kendince disipline etmesinden kaynaklanıyor. Kendi dediklerine getirecekler konuyu. Evet.

VTR: İsmim Okan Cihan. Kendim Aleviyim. Aleviler hakkında ne düşündüğünüzü bilmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Alevi demek, yiğit demektir. Alevi demek, Hazreti Ali (kv)’yi seven demektir. Aleviler sanatçı ruhlu, sevgi dolu, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, aşk insanlarıdır. Özgür düşünürler. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının dar kalıpları içinde değildirler. Sahabe İslam’ına karşı içlerinde bir özlem vardır. Hazreti Ali (kv) devrinin güzelliğine bir özlem vardır ruhlarında. Dolayısıyla tertemiz güzel insanlardır. Evet.

VTR: Dinin en büyük sırrı nedir?

ADNAN OKTAR: Dinin en büyük sırrı aşktır. Allah aşkıdır. Diğer detaylar, her şey sadece aşk içindir, sevgi içindir. Mesela Hızır (as) var aşk içindir. Musa (as) gelmiş aşk için. Hazreti Muhammed (sav) gelmiş aşk için. Allah kainatı yaratıyor aşk için. Hepsinde derin sevgi amacı vardır. Başka bir şey yok.

VTR: Ben dövmeciyim. Bazı insanlar bana gelip soruyorlar “dövme günah mıdır?” diye. Sizce günah mıdır?

ADNAN OKTAR: Mantıksız günah olması çünkü cildin altında. Cildin üstünde olsa, yağlı boyayla boyansa abdest olmayacağı için tamam makul. Çünkü onu çıkartması gerekir. Yani vücudunu, kollarını mesela yağlı boyayla boyarsa ve öyle gezerse bu haram olur. Çünkü bilerek abdest almamış oluyor. Ama cildin altının boyanması, cilt altında bir desen meydana getirilmesi hiçbir mahsuru yok. Günah olması için de bir neden yok. Abdeste mani değil. Çünkü cilt altında. Onlar boş laf. Onu söyleyen zaten delil gösteremez. Bana Kuran’dan delil göstersinler. Evet.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav) hiç fakirlik çekti mi?

ADNAN OKTAR: Ayette, şeytandan Allah’a Sığınırım. “Seni fakir bulup” Sen fakirdin diyor. Ben seni fakir buldum. Ve “Seni zengin ettim” diyor. Ayet. “Seni delalette buldum. Hidayete yönelttim” diyor. Dalle; Delalet. Diyor Allah. “Delalette buldum. Seni hidayete yönelttim. Ve seni şöhret yaptım” diyor. Dünyada tanıttım. Herkese tanıttım, şöhret yaptım diyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Acaba çekilişten çıkan evler haram mı, haram değil mi?

ADNAN OKTAR: Çekilişten nasıl ev çıkıyor?

OKTAR BABUNA: Kurayla. Piyango gibi.

ADNAN OKTAR: Mesela yüz kişi para yatırıyor. İki kişiye ev çıkıyor oradan. Böyle olursa kumar olur bu. Yani zar atıyorlar. Kime çıkarsa, o evi alıyor. Bu kumar tabii ki. Hiç fark etmez ki. Mesela para koyarlar ortaya desteleriyle. Zar atar adam. Ona çıkar. O da alır. Paraları alır götürür. Alenen kumar olmuş olur tabii. Evet.

VTR: Sizce ölüm nasıl bir andır? Uyku gibi bir şey midir?

ADNAN OKTAR: Daha keskin. Yani şu hayat uyku gibi gelecek ölenlere. Öldüğünde. Ama net samimi kanaati gelir. Alenen uyku yani. Zaten dikkatlice bakılırsa uykuya çok benziyor. Akılcı bakıldığında alenen bir ekran var. Elips bir ekran. Üç boyutlu gibi görünüyor ama aslında enine ve boyuna. Sadece net görüntülü bir rüya olduğu açık görülüyor. Zaten kalkan ilk sözü o. “Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı?” Yani kim uyandırdı bizi? Nedir olay? Ama müthiş bir netlik var. Keskin netlik var. Bunu bir türlü çıkaramıyorlar. Bu hayatla o hayatın arasındaki farkı. O kadar keskin ki, bu hayatın net rüya olduğuna inanıyor. Samimi. Haklı da. Çünkü hakikaten öyle. Ama durumu anlamıyor yani. Ölüm olmuş mu, olmamış mı? Onu anlamıyor. Çünkü ölümü sezemediği için, bilemediği için bilmiyor. İlk aşamada biliyor. Fakat sonra bilmiyor, hatırlamıyor. Sonra işte bir noktadan bir kişi bağırıyor yüksek sesle. Bir sütuna doğru diyor. Boş bir alan. Çok geniş bir alan. Oraya doğru insanlar koşmaya başlıyorlar, topluca. Yani konuyu öğrenmeye çalışıyorlar, meseleyi. Oraya gittiklerinde cehennemin sınırına gelmiş oluyorlar. Cehennemin kenarına. O zaman işte diyorlar “Eyvahlar bize. Vaat edilen buydu” diyorlar. “Vaat edilen ölüm olmuş. Biz de ahirete gelmişiz.” Ama bir kısmı da daha hala terslik yapıyor. Aksi konuşuyor. Daha hala münasebetsiz. Daha hala Allah’a inanmakta diretiyor. Bunu anlamak pek mümkün değil tabii. Orda bir felsefe, bir mantık oluyor onlar açısından. Biz oraya gidince bunu anlarız. Ama şu an tahmin yürütebiliriz ancak. Evet.

VTR: Merhaba. Türkiye’de gençler de ramazana uyuyorlar mı?

ADNAN OKTAR: Gençler arasında çok yaygın. Dışarı çıktığımızda bunu görüyoruz. Hatta benim gördüğüm, yani eğer yanlış görmediysem ateistler bile oruç tutuyor. Çok yaygın oruç. Hiç namaz kılmayanlar bile oruç tutuyor. Mesela bir kere de olsa, hayatta bir kere de olsa bayram namazına gidiyorlar. O çok iyi. Kendilerine güvenleri geliyor. Ama gençler arasında oruç çok yaygın. Genç kızlar arasında da namaz yaygın. Ama muntazam beş vakit kılamasalar da. Yani mesela sabah namazı kılan çok fazla genç kız var. Yahut sadece akşam namazı kılan çok fazla genç kız var. Ama yapamıyorlarsa sırf sabah ve akşamı da kılsalar olur. Ama yapabiliyorlarsa beş vakit mükemmel. Ama olmuyorsa, üç vakit. Olmuyorsa iki vakit. Olmuyorsa bir vakit. Evet.

VTR: Günümüz gençliğini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bayağı akıllı, aydın ve çok mantıklılar. Yani böyle dengesiz, münasebetsiz, garip bir genç ben göremiyorum. Hepsi makul. Çok nadir psikopat oluyor. Onlar da zaten izole yaşıyorlar. Böyle izbelerde şurada burada. Deli muamelesi görüyorlar. Ama yayına çıkarttığımız arkadaşlar rastgele konuşulan insanlar. Hepsi akıllı. Bir de yeni nesil çok düzgün. Fizik olarak da daha iyiler. Biraz boylarında da uzama olmuş yeni neslin. Fizik olarak daha gelişmişler, o çok güzel. Zihin yapıları iyi. Muhakeme yargıları güzel. Bir de anlayış, sevgileri, nezaketleri, saygı hürmet anlayışları, dostluk anlayışları güzel. Gelenekçi Ortodoks sistemle aralarında çelik perde oluştu. Gelenekçi Ortodoks sistem, gençlere ulaşamadı. Çok iyi oldu. Allah korudu onları. Nur gibi tertemizler. Şu an beyaz kağıt gibiler. Saf gerçek İslam’ı tertemiz alabiliyorlar. Rahmetli Atatürk’ün çok büyük payı oldu bunda. Bak gelenekçi sistem hiç yanaşamıyor onlara. Hiç. Evet.

VTR: Emanete ihanet etmemek nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Mesela bir hanım arkadaşın var. O Allah’ın sana emaneti. Eğer ırzına, namusuna, sağlığına, sıhhatine zarar verirsen ihanet etmiş olursun. Allah’a ihanet etmiş olursun. Ama onun onurunu, şerefini, aklını, sağlığını, sıhhatini korursan, hayatını dahi ortaya koyarak onu aziz ve yüce bilirsen, Allah’ın emanetine saygı göstermiş oluruz. Mesela bir kedi. Allah’ın sana emaneti. Ağzı yok. Dili yok. Değil mi? Bir derdini anlatamıyor. Bir emanettir. Eğer onu aç bırakırsan, canını yakarsan, soğukta yahut sıcakta onu hastalandıracak bir sistemin içine onu sokarsan emanete hıyanet etmiş olursun. Sana para verilir saklaman için. Saklayamaz batırırsın. Hıyanet etmiş olursun emanete. Mesela mücevher verirler saklaman için. Kaybedersen yani güvenlik tedbiri almaz da zarar verirsen hıyanet olmuş olur. Yani ihanet etmiş olursun. Zarar vermiş olursun. Tabii elinde olmayan nedenler ayrıdır.

Şimdi bir on dakika kadar ara verelim. Her yerden yayın devam etsin fakat biz olayın içinde olmayacağız.

KARTAL GÖKTAN: Evet yayınımız videolarla devam ediyor. 

Masaüstü Görünümü