Harun Yahya

Sohbetler (2 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. A9 TV ekranlarında Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ta şehit olan Yüzbaşı İlker Acar, Balıkesir’de baba ocağında binlerce vatandaşımızın katılımıyla toprağa verildi. Resimleri görebiliriz. Şehidimizin oğlu Yiğit Efe de Türk bayrağıyla babasını uğurladı.

ADNAN OKTAR: Şekerliğe bak sen. Allah ona uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Şehidimizin güzelliğini ahirette hep beraber göreceğiz, cennette. Şehitler çok övülürler, çok tebrik edilirler, en çok hoşuna giden de odur şehitlerin. Peygamberimiz (sav) diyor “Hiçbiriniz dünyaya geri dönmek istemezsiniz hiç kimse” diyor. Çünkü cenneti gören bir daha dönmek istemez. “Ama şehitler dönmek ister, çünkü o tebriki takdiri yeniden duymak isterler” diyor. Biz de onları tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin şehadetlerini, Allah makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Hayranız onlara, Allah bizlere de nasip etsin. İftihar ediyoruz onların güzelliğiyle. Ne güzel kullarmış ki Allah onları seçti. Allah bizlere de nasip etsin, Allah yatak ölümü vermesin, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Diyanet’in hazırladığı 2017-2021 eylem planında Diyanet öncelikli olarak şu sorunlara dikkat çekmiş: Dine yönelik ilgi ve alaka artarken ahlaki değerlerdeki aşınma giderek yaygınlaşıyor. İlahiyat ve İmam Hatip Lisesi mezunu sayısının kontrolsüz bir şekilde artması beraberinde kalite ve nitelik sorununu getirdi. Dernek ve vakıfların kontrolsüz şekilde cami ve Kuran Kursu inşa etmesi problemli. Diyanet üzerinde siyasi etkinin olduğuna dair toplum genelinde bir algı var.

ADNAN OKTAR: Her yere cami açılsın, dernek de açılsın Müslümanlar çoğalsın. İster tarikat şeklinde ister cemaat şeklinde her ne olursa olsun Allah’a inananlar çoğalsın. Kalitesini onlar değerlendirecek durumda mı? Dolayısıyla Müslümanlık çoğalsın. Hatta satanist bile olsa hiç olmazsa şeytana iman ediyor, şeytandan onu İslam’a Kuran’a geçirmek kolay. Tamamen imansızlık kötü. Nakşibendi ne güzel. Mesela keşke bir Nakşibendi topluluğu olsa da gitsek sohbetlerini dinlesek, zikirlerini dinlesek, o mecliste bulunsak. Güzel insanlar. Yok “şeyhini seviyormuş” tabii sevecek “saygı duyuyor” tabii duyacak. Saygı duymadığı yere adam niye gitsin?

Mesela Hz. İsa Mesih (as). Bir insan saçını kızıla boyayabilir istese, kızıl renge boyayabilir ama annesiz babasız olamaz, değil mi? Annesi babası olmaması olacak iş değil. Mesela göz rengini değiştiremez, gri. Mesela vücudunun çilli olmasını sağlayamaz. Mehdilikte de öyle bazı alametler istense oluşturulabilir ama Hz. Mehdi (as)’ın yüzlerce alameti var. Gökte alametleri var, gökte olan alametler bir kere  asla olmaz, olacak iş değil. Kuyruklu yıldız çıkmaları, güneşte olan alametler, ayda olan alametler. Bedende olan alametleri de, mesela bacaklarının ayrık olması. Yani geniş olması “uyluğu geniştir” diyor. Uyluğu nasıl genişlesin ki bir insanın “uyluğu geniştir” diyor. “Omuzları geniştir” diyor “vücudu geniştir” diyor mesela “alnı geniştir” diyor. Bu sonradan yapılacak bir şey değil, düzeltilecek bir şey değil. Ama bazı şeyler dediğim gibi mesela sakal biçimi o olabilir, değiştirilebilir. Ama eskiden beri gelen bir sakal biçimiyse bu da bir delil olur ayrıca. Habersizse böyle bir hadisten ve o ilhamla Allah onu ona yaptırdıysa o da bir delil olur. Ama hadi diyelim orada kuşku duyduklarını düşünelim, göğsünün üstünde el ayası büyüklüğünde, yaprak büyüklüğünde bir ben olmaz. Anadan doğma öyle olması lazım doğuştan. Omzunda ben nasıl oluşsun? Alnında iz, diyebilir işte ameliyatla bir yara izi oluşturdu, o da olabilir ona bir şey demem. Ama bu bir paranoid şüphe olur. Çünkü iç alametler dış alametler yüzlerce, en fazla birkaç tanesi sonradan meydana getirilebilir. Öbürlerini nasıl açıklayacaksın hepsi bir kişideyse, değil mi? Mesela Hz. Mehdi (as)’ın gözleri yeşil, nasıl değiştirsin? Göz değişmez. “Burnu küçük, kalkık küçük burnu vardır” diyor. Nasıl değiştirsin? Değişse zaten bilinir o, hani öyle bir şeyle olsa bilinir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eserlerinizden faydalanılarak yeni bir belgesel daha A9 TV ekranlarında yayınlanmaya başlıyor. “Canlılar dünyasında vazgeçilmez işbirliği simbiyoz” belgeselin ismi. Bu belgeselin içeriği evrimciler için çok büyük bir açmaz. Farklı canlı türünün birbirine fayda sağlayarak yaşamlarını sürdürmesi Darwinizm’in sonu demek. Darwin’in bu konuda bir itirafı da var, şöyle diyor: “Eğer bir türdeki herhangi bir yapıya ait bir parçanın başka bir türe faydalı olmak üzere oluştuğu kanıtlanabilirse bu benim teorimin sonu olur.” Kardeşlerimiz bu belgeseli yarın akşam yani 3 Haziran akşamı saat 21:30’da A9 TV ekranlarında izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Evet güzel.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Sayın Devlet Bahçeli, Genelkurmay Başkanı Akar’ın eleştirilere hedef olmasının doğru olmadığını belirterek şunları söyledi: “Şu anda çok yönlü bir savaş hali var. Suriye, Irak, ABD ve Almanya ile uğraşırken komutanı tartışmaya açmak tarihi hata olur. Komutanı incitmemek lazım. Daha FETÖ’nün kim olduğunu tespit etmeden her şeyi Genelkurmay Başkanı Akar’a yüklemek doğru değil” dedi.

ADNAN OKTAR: Akar Paşa sağlam paşa. Akar Paşa’da yanlış olan bir şey yok. Beş vakit namazında nur gibi Müslüman, gayet de efendi, soğukkanlı delikanlı bir koçyiğit. Nezih bir insan, mütevazi, herkesle konuşan görüşen tam Anadolu delikanlısı. FETÖ’yle tetöyle onun işi olmaz. Dolayısıyla FETÖ’ye karşı olduğu için bir kısım zevat kendilerince tavır koyuyorlar. Hiçbir etkileri olmaz. Mühim olan milletin onu sevip sayması, desteklemesidir. Paşamızın gönlü çok rahat olsun. Doğru yolda olan bir insana kimse bir şey yapamaz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yine Sayın Devlet Bahçeli, Hulusi Paşa hakkında şunları da söyledi: “Genelkurmay Başkanı doğrudan darbenin muhatabıdır. O gece itilip-kakılıyor. Ona bunu yapanları bırakıp onunla uğraşmak doğru değil. Eleştirecek adam mı kalmadı? Sayın Akar bana göre terörle mücadelede önemli işler başaran bir kahramandır.”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Zaten Sayın Devlet Bahçeli böyle bir şey dediyse o insan sağlam adamdır. Ben Bahçeli’nin garanti verdiği insana güvenirim. Zaten elinden yüzünden nur akıyor tertemiz insan belli iyi birisi olduğu, dürüst birisi olduğu. Ki gazi oldu bu son olayda, değil mi? Gırtlağını sıktılar yaraladılar, tehdit ettiler bir şeyler yapmaya kalktılar. Hiç etkilenmedi.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İstanbul Fatih’te bir parkta yavru kedilerin sürekli jiletle kesilmiş halde bulunduğu haberi sosyal medyayı ayağa kaldırdı. Bir sosyal medya kullanıcısı aynı parkta sürekli özellikle yavru kedilerin karnı ve bacaklarının henüz kimliği belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından kesildiğini ifade etti ve fotoğraflarını paylaştı. Fatih Belediyesi’nden bu vahşi işkenceler ile ilgili işlem başlatması beklendiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Belediye değil polis devreye girsin. Satanist falan da olabilir onu yapanlar. Onu yapan adam da keser. Bayağı bir şey yapmıştır onlar. Parmak izinden giderek, çünkü mutlaka parmak izi kalmıştır. Genetik bilimle ilgili, tıbbi araştırmalarla ilgili, adli tıbbın çok gelişmiş imkanları var oradan tespit etsinler kim olduğunu, kimler olabileceğini.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Rüya gören bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Allah hoşumuza gitsin diye yaratıyor. O kadar çok detay yaratıyor ki Allah. İnsanlar eşyayı Allah’ın yarattığını bilmedikleri için eşyayı normal görüyorlar. Halbuki fincanı Allah yaratıyor. Bu televizyon kumandaları, telefonlar, o yol boyunca görülen arabalar, arabaların içindeki bütün düzenek en ince detayına kadar Allah tarafından yaratılıyor. Yol kenarındaki otlar, onların içindeki kromozomlar, kromozomlardaki intizam. Onu biliyorsunuz kontrol sistemleri var, mitokondriler, kofullar, kofulların mükemmelliği bunların hepsini kontrol eden Allah’tır. Allah’ın aklı çok büyük. Ama insanların Allah’a yaklaşımı çok sathi. Melekler takdir ediyorlar Allah’ı. Ama onlar takdir edecek şekilde yaratılmış zaten. İnsanların çok detaylı Allah’ı takdir etmeleri gerekiyor. Orada dünya çapında büyük galiz bir suç işleniyor şu an yani çok büyük bir hata yapılıyor. Vicdan bozukluğu dünyanın yüzde 99’unda hakim. Bu çok büyük bir suç. Samimi bir ortamda bu bir insana sorulduğunda çok utanır, bayağı utanır. Bu kadar sanatı, bu kadar detayı görmezden gelmek, anlamazdan gelmek… Mesela milyonlarca araba var hepsine Allah fren sistemi yapmış, benzinlik yapıyor, yeraltına petrolü koymuş oradan da benzin hazırlanıyor. Yeraltındaki petrolün de hiçbir açıklaması yok, hepsi birbirinden harika. Görme harika, duyma harika, dokunma harika. Beş duyu insanda toplanmış. Hayvanlarda da var ama hayvan şuurunda olmuyor. Ben şaşırıyorum büyük bir olay var aslında, çok büyük bir hata yapılmış. İnsanlar çok büyük bir hata yapmışlar. Zamanla bu hatayı daha çok fark edecekler ama fark ettikçe de utanacaklar, utandıkça da daha fazla fark edecekler. Allah’ın sanatını anlamazdan gelmek çok çirkin. Nasıl yapmışlar bu hatayı, nasıl olmuş bu, bu çok büyük bir mucize. Allah diyor ya ayette “insan zalim ve cahildir” diyor ve “nankördür” diyor. “Eğer hak ettikleri gibi bir karşılık verecek olsaydık bir kişi kalmazdı yeryüzünde” diyor. Mesela bak yerde halı var yün halı o, o yün de koyun yünü. Şimdi baksak bütün o alınan koyunların genetik kodu duruyor hepsinde. Bu çok büyük olay. Genetik kodu yünün içinde duruyor. Burada en az 3-4 trilyon 5-10 trilyon koyunun kodu vardır yani kromozom kodu. Ve bundan rahatça da koyun olabilir, trilyonlarca koyun oluşabilir. Bunu anlamazdan gelmek çok garip çünkü koyunda çok fazla detay var. Göz, burun, kaş, yürüme şekli, sütü nasıl yapacak, nasıl sindirecek, vücudunun yağ sistemi nasıl olacak, kas sistemi nasıl olacak hepsi belli.

Hac Suresi’nde Cenab-ı Allah 74’te, şeytandan Allah’a sığınırım: “Onlar, Allah'ın kadrini” yani yüceliğini büyüklüğünü “hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir.” Bu, Allah’ın sanatını hakkıyla takdir çok önemli. Bu, dünyada işlenen en büyük suç şu an benim gördüğüm. Dünya çapında bütün insanlığın işlediği vicdani çok büyük bir hata, büyük bir suç. Halen bu suç işlenmeye devam ediyor. Mesela arabaya biniyor, bağıra bağıra gidiyorlar, arabada onu götüren Allah haberi yok. Arabada mesela müzik açıyor o müziği de Allah yaratıyor. Yani kullarının konforuna o kadar çok önem veriyor ki Allah. Mesela hastalık yaratıyor, ilaçlar yaratıyor çeşit çeşit. Mesela ayağı ağrıyor onunla yürümesi için araba yapıyor. Mesela bir şey oluyor onu karşılayacak karşı tedbir ve imkan yaratıyor. Bilgisayarlar yarattı şu an ahir zamanda. Bütün insanlar bilgisayarla ilgileniyor. Çok basit bir sistemle açıklıyorlar. Halbuki bilgisayarın işlemesi mucize, açıklanacak gibi değil. Onların açıklamasıyla açıklanacak gibi değil. Onlar da bilmiyor yapanlar da, bu neticenin nasıl çıktığını anlayamıyorlar. İçini açıp baktığımızda çok uydurma parçalar var. Lehimlenmiş bakır teller falan küçük böyle ince numaralı gibi görünen tablolar bu kadar. Sonuçta trilyonlarca bilgiye ulaşıyorsun buradan. O trilyonlarca bilgiyi de Allah yaratıyor. Yazıları yaratıyor, kitaplardaki bütün harfleri yazıyor. Kromozomların yazılma şekliyle kitabın yazılma şekli aynı. Mesela kitaplarda milyonlarca bilgi oluyor, kromozomlarda da aynı düzgünlükte yani kitaptaki düzgünlükten daha da düzgün harf sıralamaları var kromozomda. Aynı düzgünlükte orada da yazılmış. Bunlar çok harika.

Yusuf Suresi 105’te Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” Muhatap dahi olmuyorlar. Manavın önünden geçiyorum akıl almaz güzel meyveler, hiçbiri birine benzemiyor. Kokuları tatları hepsinin ayrı mükemmellikte. Mesela yiyecek satılan dükkanlar, gofretleri falan hepsini yaratan Allah’tır. Üstüne bir de paket yapıyor Allah hazırlıyor. O peynirler şunlar bunlar bütün yiyecekler satılan hepsini yaratan Allah’tır. Ekmekler, yol boyunca gördüğümüz bütün mağazaların içindeki bütün eşyaların tamamını yaratan Allah. Muazzam bir detayla kullarına nimet sunuyor insanlar ilgilenmiyor bu çok ürkütücü bir şey. Bundan çok utanıp, sürekli bu beladan kurtulmak için Allah’a dua etmek lazım. Çok çok büyük bir hata yapılıyor. Ben Allah’ın merhametine hayret ediyorum. Böyle bir durumda direkt kıyamet kopar. Çok büyük olay bu. Yani bu kadar nimet olacak ve bu kadar da ilgisizlik olacak inanılır gibi değil.

Ama bu çok hayati bunun üstünde çok duralım. Şu an dünyadaki en büyük problem bu. Bir de üstüne üstlük akıl almaz bir şey daha söylüyorlar, yani bütün insanların kanı-iliği çekiliyor. “Bütün bu gördüklerinin tamamı tesadüfen oldu” diyor. İnsanlar, bitkiler, hayvanlar, meyveler, çiçekler. Alay eder gibi “hepsi tesadüfen oldu” diyor. “Bu nedir?” diyoruz “nereden çıkarttın?” “Bilim, bilimin en yüksek şekli işte” diyor. “Sen bilime mi karşısın?” diyor. Ne cesaret bu? Bu nasıl bir kafa bu nasıl olmuş hayret edilecek şey bu.

Bunu sürekli gündemde tutarsak yavaş yavaş insanların aklındaki açılma artacaktır. Bu ülfet hali bu gaflet hali açılacaktır. Sürekli uyarmak, örnekler vererek uyarmak.

Her arabada hemen hemen soğutma sistemi var. Mesela bak buraya da Allah soğutma sistemi koymuş sırf rahat edelim diye. Aslında mantığı da makul değil soğutma sisteminin. Her şeye bir sebep yaratmış, sebeplerin hiçbiri mantıklı değil. Mesela görmeye gözü yaratmış, gözün mantığı sıfır hiç alakası yok. Gözle bir şeyin görülmesi mümkün değil. Onu bilimsel olarak hazırlayalım. Gözle görmenin imkansızlığını bilim adamlarıyla da görüşerek raporla onlardan da mütalaa alarak anlatalım. Gözle net bir görüntü imkansızdır. Flunun flusu çok berbat bir görüntü oluşur. İki görüntü de üst üste geldiği için tamamen batar. Bir de görüntü ters zaten iyice batar. Yani hiçbir şey olmaması lazım. Böyle üç boyutlu görüntü olacak bir de bu üç boyutlu görüntüyü birisi gözü olmadan şuuruyla görecek. Asıl gören o olacak. Ve bilim asıl görenden bahsetmiyor, görmeyen kör olan gözden bahsediyor. Ama olan gözden bahsediyor. Halbuki asıl gören gözü kimse anlatmıyor. Asıl gören gözü anlatsana bize bilim adamıysan sen. Onun hakkında bilgi yok.

Mesela bugün duş yapıyorum, betonun içinden su çıkıyor. Orada yaratılıyor su. Millet barajdan geliyor diyor. Barajdan falan geldiği yok, orada yaratılıyor. “Musa” diyor ya “asasını vurdu, kayalardan su fışkırdı” aynı yöntem, aynı sistem geçerlidir. Cennet sistemi dünyada var fakat sebeplerle akıl almaz örtülmüş vaziyette. Ama Allah’a karşı çok ayıp yapılıyor, çok büyük bir ayıp yapılıyor. Çok çirkin bir tavır sergileniyor. Allah affetsin. Çok vahim. Bunun bir an önce düzeltilmesi lazım. Dünya çapında derhal vazgeçmeleri lazım. Ve Allah’tan özür dilemeleri gerekiyor. Yani affetmesini ve özür dilemeleri gerekir insanların. Bu nasıl bir şeydir, bunu nasıl görmezler? Açıklama da çok vahim, en kötü açıklamayı yapıyorlar. “Tesadüfen oldu” oldu. Bari onu deme. Madem kafan kapandı “Gaflete düştüm” dersin “göremedim” diyorsundur belki. Arkasından böyle bir yalan o kadar berbat bir durum oluyor ki anlatamıyorum. Alenen yalan. “Tesadüfen oldu.” Tesadüf ne yapar?

Mesela Cenab-ı Allah’ın yarattığı ilaçlara bakıyorum. Alerji, aslında hiç adı konulmuyor ama bayağı bir dert alerji. Adamın bacağı kaşınıyor, sırtı kaşınıyor, elinde yüzünde sivilceler çıkıyor, yüzü kızarıyor, gözü kızarıyor bayağı bir dert. Alerji ilacını alıyor geçiyor. Ufacık bir ilaç. Dua mahiyetinde Allah öyle yaratmış. Hastalığı da şifayı da Allah yaratıyor. Ama bak ‘olmasaydı ne olurdu bir düşünün’ gibi yaratıyor Allah. Yani bu sistem olmasaydı. Mesela ayağı kırılıyor alçıya alınıyor geçiyor. Normalde geçmemesi lazım o kırık öyle kalması gerekir. Allah onu yaratmış mesela kısa sürede kaynıyor. Allah, ‘aksi olsaydı nasıl olurdu bir düşünün’ gibi yapıyor Allah. Mesela akciğer enfeksiyonu hemen öldürür. Akciğer doluyor ölür. Antibiyotik alıyor tertemiz oluyor bitiyor. Allah mesela ‘size kısa sürede ölüm gelebilir’ diyor ‘ama bak ilaç aldığınıza bunu vesile ediyorum’ diyor Allah ‘sizi kurtarıyorum. Aksi bir dünyanın da nasıl olacağını bir düşünün’ diyor Allah. Eczaneler çaka çaka ilaç dolu bir o kadar da hastalık var. Hemen hemen her ilaç hastalığa iyi geliyor. Mesela başı ağrıyor bir ilaç alıyor ağrısı gidiyor. Allah vesile ediyor. Ama tabii putlaştırmamak lazım ilacı. Mesela farz edelim karaciğerinde kist, açıyorlar kesip-alıyor geçiyor. Ama alınamayacak olsa, öyle bir imkan olmuş olmasa onu sarar. Allah orada onu Kendini hatırlatmak için yapıyor. Aslında Allah hakkıyla takdir edilse dünyada dert kalmaz ben söyleyeyim. Allah’ı unuttukları için çok fazla dert ortaya konuyor. Çok ayıp yapıyor insanlar, Allah’a karşı çok büyük bir ayıp yapılıyor. Ama yani tarif edemeyeceğim kadar büyük bir ayıp yapılıyor. Bunun dünya çapında hemen düzeltilmesi lazım. Çok büyük bir hata yapmışlar. Bir de üstüne üstlük ‘tesadüf’ onu deme bari. Alay mı ediyorsun sen? Zekamızla alay mı ediyorsun? Tesadüf neyi yapar? “İnsanlar, bitkiler, hayvanlar alayı tamamı” diyor. Mesela badem ağaçları dünyanın her yerinde aynı oluyor. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca meyve veriyor, protein yapıyor, doğal yağlar yapıyor, her vitamini her şeyi yapıyor. Nasıl? “Tesadüfen oldu” diyor. Bu açıklanacak gibi değil, çok büyük ayıp yapıyorlar ve çok büyük günaha giriyorlar.  

Mesela bu MR cihazları var, röntgenler. Bilemezsin ki, ayağın kırılır bilemezsin, bir yerde bir ur olur göremezsin nasıl göreceksin? Ya kesip bakacaklar, zaten berbat bir şey olur eğer bir şey de yoksa, varsa da yine berbat bir şey kesip bakmaları. Hiç kesmeden ne var ne yoksa içinde her şey görülüyor. Allah yaratıyor. MR cihazı diye onu yapan Allah. Mesela röntgende her şeyin görülmesi Allah’ın bir mucizesi. Niye görünsün ki?

OKTAR BABUNA: Mantığı yok dediğiniz gibi, göstermesi imkansız normalde.

ADNAN OKTAR: Tabii. Ne var ne yok hepsini gösteriyor. Kolaylık olsun diye Allah onları gösterip müminlere nimetini sunuyor ama nimetten anlamıyor birçok insan. Çünkü dert verilmese nimet anlaşılmıyor. Özellikle veriyor Allah. Allah’ı düşünmek istememek çok korkunç bir şey ve çok ayıp çok çok çirkin. Bunun dünya çapında düzeltilmesi için yeri göğü ayağa kaldıralım. Müthiş büyük bir hata yapılıyor. Anlamazdan geliniyor. “Herkes yapıyor” diyor. Herkes dediğin kafanın içinde gösteriliyor sana yapma etme. Nerenin herkesi? Aklını aç.

Allah çok şefkatli, çok affedici. Böyle bir topluluk olacak mahveder normalde Allah. Müthiş bir ihanet var müthiş bir ihanet var. Yerle bir eder normalde yapmıyor Allah bekletiyor. Son derece sabırlı Cenab-ı Allah, sonsuz sabır özelliği var.

Adiyat Suresi’nde “Gerçekten insan, Rabbine karşı nankördür.” (Adiyat Suresi, 6) “Ve gerçekten, kendisi buna şahiddir.” (Adiyat Suresi, 7) bu dehşet verici bir durum. Bak “insan” diyor görüyor musun? “Rabbine karşı nankördür ve gerçekten kendisi de buna şahittir” diyor. Bunu bilmeyen hiç kimse yoktur. Allah’ın hakkıyla takdir ettiğini müminin istemesi ve görmesi lazım.

Homoseksüel taklidi yapan oğlanları da koyuyorlar o filmi bizim yayınlamamız mümkün değil, batırıyorlar onunla. Delikanlı adam homoseksüel taklidi yapar mı? O bile çok korkunç, ürkütücü.

Türkiye’deki eğlence kültürü çok güzel, yemek kültürü de çok güzel. Dostluk kültürü de çok güzel. Ama sevginin çok yaygınlaşması lazım. Sevgiyi bütün dünyaya yaymak lazım sırf Türkiye’de değil, Allah’ın dilemesiyle.

Sürekli sohbet olmaz. Ehli tarik bile zaman zaman teganniyle kalpteki o bast halini çözerlermiş. Ehli tasavvufun özelliğidir.

KARTAL GÖKTAN: Bir sincap var. Yiyeceğini kızın saçlarına saklıyor.

ADNAN OKTAR: Deliliğe bak. Bir daha göster bakayım. Acayip tatlı. Yerim seni ben. Gayrete bak.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çeşitli meyve resimleri göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bunlar tesadüfen olmuş Darwin’e göre. Hep tesadüfler sonucu oluyormuş. Hepsinde ortak özellik; şeker var, yağ var, karbonhidrat var, protein var. Hemen hemen bütün protein cinsleri oluyor. Vitamin cinsleri, en yararlı mineraller. Zararlı mineral yok. Faydalı mineraller var. A vitamini, E vitamini, C vitamini, B kompleks vitaminleri, K vitaminine kalıncaya kadar. “Nasıl oldu bu?” diyoruz. Tadı mükemmel, kokusu mükemmel, görünüşü, kıvamı mükemmel. “Tesadüfen oldu” diyor. Ahirette bakayım bu cesareti gösterebilecekler mi?

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Orgeneral Hulusi Akar’ın darbe komisyonuna verdiği yanıtlar basına yansıdı. Sayın Akar darbeciler tarafından alıkonuluşunu şöyle anlattı; “Odamda çalışmakta iken zorla alıkonuldum. İçeriye girenlerden birisi ayağa kalktığım esnada beni iterek sandalyeye oturmamı sağladı. Ve o sırada arkadan bir başkası elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem de burnumu kapatarak nefes almamı engelledi. Bu esnada kolunu boğazıma doladı ve sıktı. Muhtemelen boğazımdaki yara bu esnada oluştu. Ellerimle burnumu açmaya çalışırken bir başkasıysa plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Kelepçe özellikle sol bileğimi aşırı sıktı ve yaraladı” dedi.

ADNAN OKTAR: Paşamıza güveniyoruz. Paşamız aslan, gönlü çok rahat olsun. Hatta Paşamızın görev süresini uzatsınlar. Paşamız koçyiğit, bayağı efendi, nezih bir insan, delikanlı da, kabadayı da, koçyiğit de. Kim ne derse desin hiç muhatap olmasın. Adamların işine gelmiyor çünkü onun dindarlığı. Dindar bir paşa. Namazında, niyazında bir insan. Onun için Paşamız hiç kaale almasın. Normal faaliyetine devam etsin.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Siz geçen hafta söylemiştiniz, Akşam Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Kelkiklioğlu’nun yarınki yazısı da bu konuda. “Demokrasi nöbetlerini mahkeme önlerine taşıyalım. Takım elbiseleri giyip, bıyık altı gülümsemelerle mahkeme salonlarına girerlerken bu milletin nefesini enselerinde hissetmeliler. Bu davalara sahip çıkmak vatani görevdir. Nasıl Ömer Halisdemir vatan görevi gereği canını ortaya koyduysa, gencecik bedenler tankların önüne yattıysa, bizler de en azından mahkeme salonlarını doldurup, hainlerin bu pişkin oyununa dur demeliyiz.” Yarınki yazısı.

ADNAN OKTAR: Evet. Bir de dil çıkartarak, sırıtarak, hayasızca ve ahlaksızca şehit yakınlarını rahatsız etmeye çalışıyor bu şerefsizler. Gerekli tedbir nasıl alınır? İki türlü alınır. Bir; oraya çok fazla kardeşimizin gitmesi. O Ülkücülerden de ben rica etmiştim. Saadet gençliğinden de olur, CHP, AK Parti gençliğinden de olur. Gitsinler. Tabii yine demokratik sistem içerisinde, kanun-hukuka uygun olarak bu ahlaksızlara haddini bildirecek bir görüntü sergilenmesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Masadaki peyniri alan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Gözler nedir onda? Gözündeki ifade çok hoş. Bir daha göster bakayım. Şaşılaşıyor gözleri. Hayırlısıyla bir alsaydı.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, camiye çocuk getirilmesine karşı çıkanlara cevaben şunları söyledi; “Eğer ümmetin istikbalini kuracak bir yavrumuzun zihninde cami, namaz ve cemaatle ilgili yanlış bir iz bırakacak şekilde ona kötü davranacaksanız teravinizi evinizde kılın. Çocuğun camideki sesi gürültü değildir. Allah’ın nimetidir” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Türkler yabancılara karşı iyi davranıyor mu?

ADNAN OKTAR: Bilmiyorum ki nasıl davranıyorlar? Türkiye’de bazıları kötü davranıyor, bazıları da iyi davranıyor. Duruma göre değişiyor. Onu yabancılara sormak lazım.

VTR: İsmim İdil, ben psikoloji bölümü okumak istiyorum. Bununla alakalı bana verebileceğiniz tavsiyeler nelerdir?

ADNAN OKTAR: İdil bayağı güzel, çok şeker. İdil ne yapacaksın? Üniversite seçiminde psikoloji bölümünü başa yazacaksın. İyi çalışacaksın. Oluyor değil mi öyle? Bizim zamanımızda öyleydi. Biz de dua ediyoruz sana Allah istediğini nasip etsin. İnşaAllah. Evet.

VTR: Kendini beğenmişlikten insanlar nasıl kurtulur?

ADNAN OKTAR: İnsan kendini beğenmezse çatlar, ölür derler. Yaygın o. İmanla, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur. Ama hakikaten iyi bir yönü varsa, o yönünü beğensin. Ama olmayan şeylerden dolayı kendini beğeniyorsa bu akıl hastalığıdır. Allah ıslah etsin. Dengesiz, acı bir durum. Yani insan böyle insanlarla karşılaşınca, dengesiz bir insanla karşılaştığını fark edip, tedbirli oluyor tabii ki. Ama iman hakikatleri, Kuran mucizeleriyle iştigal ederse, araştırır, incelerse, Allah’ı çok sever, Allah’tan çok korkarsa hiçbir şeyi kalmaz. Evet.

VTR: Televizyonda birçok dedikodu programı oluyor. Biz bunları izlemek istemiyoruz. Ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Direkt bizim kanalı açacaksın. Hemen A9. Kurtuluş o. Evet.

VTR: Toplu taşıma araçlarında hamile ve yaşlı kadınlar ayakta kalıyor. Bu sorun için gençlere tavsiyeniz nelerdir? Bu konu hakkında bilgi alabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Hamile kadın varken bir genç arabada oturuyorsa o kadar küçük düşürücü ki, o kadar utanç verici ki. O kadar kendini aşağılamış olur ki tarif edemem. Yani ne büyük ızdıraptır o. O değil hatta bir genç kız da olsa, bir anne, yaşlı da şart değil, genç kız da olsa ayakta durmasını kabul etmemesi lazım. Hürmeten yerini ona vermesi lazım. Bu bir asalettir, delikanlılıktır, diğerkâmlıktır. Aksi kalplerde burkuntu meydana getiriyor. O insana karşı antipati meydana gelir. Sevgini şartı fedakarlık, güzel ahlak. Ama bu da tabii Kuran ahlakıyla, Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle olur. İman hakikatleri öğrenmek, Kuran mucizeleri öğrenmek, imanını güçlendirmek insanın aklının, vicdanının, ahlaki seviyesinin yükselmesini sağlar. Evet.

VTR: O kadar savaş olurken insanlar neden hala uyuyor?

ADNAN OKTAR: İşte İngiliz derin devletini iyice kavramak, imanla, Kuran’la, Müslüman kardeşliği ruhuyla ittifak ederek tavır almak gerekiyor. Tabii gidip tepelemek değil de fahş etmek, deşifre etmek, kapatmaya çalışanların da hatalarını onlara anlatmak çok önemli. Evet.

VTR: Suriye meseleleri Ramazan’da düzelir mi?

ADNAN OKTAR: Suriye meseleleri Ramazan’da düzelmez tabii. Mehdi (as) çıkıncaya kadar da düzelmez. Evet.

VTR: Merhaba ben Kenan. Günümü daha çok bilgisayar oyunları ile geçiriyorum. Sizce kaç saat geçirmeliyim?

ADNAN OKTAR: Ne kadar sevimli şey bu böyle. Ağabeyinin kuzusu. Yani vicdani kanaatin yeterli olur. Kendi vicdanını kullan, samimi vicdanını kullan. Olaylar seni sürüklemesin. Sen olayları sürükleyeceksin. Zaman da kıymetli olduğu için zamanını en güzel şekilde, mühendis gibi kullanman lazım. Zaman mühendisi olmak lazım. Evet.  

VTR: Merhaba ben Volkan, motosiklet almayı düşünüyorum. Tavsiye eder misiniz?

ADNAN OKTAR: Volkan, ağabeyinin kuzu, motosiklet çok tehlikeli. Volkan çok güzel delikanlı, yakışıklı delikanlı. Ama motosikleti alıp da yani kırk-elli yaşına kadar yaşayan çok nadir oluyor. Hep -Allah esirgesin- motosikletle kazalar ölümle neticeleniyor. Çok fazla oluyor. Yani zaten olmaması mucize oluyor. Çünkü açıkta gidiyor. Bayağı riskli yani. En azından yaralanma oluyor. Soğuk algınlığına da sebep olur ayrıca. Yani bayağı zararları var. Tavsiye etmem.

VTR: Merhaba ben Metin. En güvenilir ulaşım yolu hangisidir? Hava yolu mu, kara yolu mu yoksa tren mi?

ADNAN OKTAR: Bence tren. Tren iyi, bayağı güzel. Yalnız o trene ters oturma çok garip bir şey. İnsanın psikolojisi bozulur. Bir şey ters ters gidiyor. Sırt üstü adam gider mi? Geniş, yataklı vagonlu böyle yemekli vagonlar olacak. Lokanta görünümünde, görünümünde değil de lokanta şeklinde. Yiye, içe, gezerek, eğlenerek gideceksin. En iyisi trendir. Evet.

VTR: Türkiye’de hastanelerin verdiği hizmet açısından ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hepsi mi sevimli bunların? Hepsi birbirinden sevimli. Kız da erkek de hepsi sevimliler, maşaAllah. Hastane tabii Allah kimseyi hastaneye mecbur etmesin. Hastane pek iç acıcı bir yer değil tabii kimse istemez. Ama çok bakımlı hastaneler son zamanlarda. Güzel, temiz, ucuzluğunun iyice arttırılması, devlet desteğinin yükselmesi gerekiyor hastanelere. Tedavinin daha süratli yapılması, doktor sayısının arttırılması, hemşire, personel sayısının arttırılması, bunun için de bütçeden büyük ödenek ayrılması gerekir. Ve daha kaliteye önem verilmesi gerekiyor. Evet.

VTR: Gençler evlenmekten niye bu kadar kaçıyorlar, mesuliyetten niye bu kadar uzaklaşıyorlar? Bizim devredeki insanlar, bizim çağdaki insanlar bunu çok rahat karşıladı. Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Evlilik güzel de şimdi gençler bir kere kendini özgür hissetmiyor. Mesela bir genç kız; dışarı çıksın, baksınlar yani bunu sağlamasıyla tespit etmek mümkün. Hangi genç kız gözünü yerden kaldırıp etrafına bakabiliyor? Yani beğeneceği birisiyle karşılaşma ihtimali olmuyor ki bir genç kızın. Gözü yerde gidiyor. Ve hangi genç kız kendisini beğendirmek istiyor? Kendini beğendirmek isteyene kötü gözle bakıyorlar. Hayır, bu geçersiz, kötü gözle bakan zaten ahlaksızdır yani zaten namussuzdur o önemli değil de genç kızlar bunlara tahammül edemiyor. Mesela saçları bakımlı, cildi düzgün, makyajlı, üstü başı düzgün, kıyafeti düzgün bir genç kız sokağa gitti mi, mahalleye giriyor. Birçok yerde olmadık laf ediyorlar o çocuklara. O kadar yılıyor ki o çocuklar, ne spor yapmak istiyorlar, ne kendilerine bakmak istiyorlar. O sıkıntıdan dolayı birçoğu kilo alıyor. Adaleleri de gelişmiyor. Fiziki yönden de gelişemiyorlar. Ciltleri de çok bozuluyor sıkıntıdan. Güzel olma isteği kalmıyor çocukların. Bu çok korkunç bir şey. Dünyanın en güzel varlıklarını baskıyla adeta yok eden bir sistem var bütün dünyada, Türkiye’de de var. Çok geniş çaplı olmasa da geniş çaplı var. Bu beladan gençleri kurtarmak lazım. Mesela ben ara ara dışarıya çıkıyorum, bakıyorum. Genç kızların büyük bölümü kilolu. Yeni hayret edecek şekilde kilo almışlar. Ve mutlu değiller. Yani yüzlerinde sevginin, huzurun, güvenliğin alameti yok. Korku içinde geziyor. Kendilerini güvende görmüyor. Mesela tek başına gezmek onlar için çok riskli oluyor. Halbuki bir genç kız göğsünü gere gere, etrafına bakarak, şık ve temiz olarak, hatta mini etekle de, çok şık bir kıyafetle de rahatça gezmesi lazım. Etrafındaki güzelliklere bakması lazım. Sevmek istemesi lazım ve sevilmek istemesi lazım. Çocuklar hem sevmekten korkuyor hem sevilmekten korkuyor. Erkek çocukları da ağır baskı altındalar. Onlar da kadınların bakımsız olması gerektiğine inandırılıyor. Mesela mini etek giyerse çok yanlış olacağı, saçları bakımlı olursa çok yanlış olacağı. Kendi kardeşlerine de baskı yapıyorlar. Bir genç kızın başına babası bela oluyor, ağabeyi bela oluyor, küçük kardeşi bela oluyor, dayısı bela oluyor, amcası bela oluyor. Hatta dayısının çocukları bile bela oluyor. “Sokakta nereye gidiyorsun böyle? Ne yapıyorsun?” İşte “ağzını burnunu kırarım senin” falan. Çocuklar da hayata küsüyorlar. Ne kendilerine bakıyorlar, ne etrafla ilgileniyorlar. İçlerine kapanıyorlar. Onların o sanatçı ruhu, o güzel ruhu ta bazen mezara kadar açılamıyor. Tutkuyla hiç kimseyi sevemiyorlar. Aşkla hiç kimseyi sevemiyorlar. Hiç kimseye aşık olmadan, hiç kimseye tutku duymadan ölüp gidiyor o güzelim varlıklar. Ruhları yanıp gidiyor yani. İşte bu deccaliyetin bir oyunu. Bu oyunu bozacağız. Her yere sevgi hakim olacak. Aşkı, tutkuyu genç kızlar en yüksek, yüksekliğin de üstünde en yüksek güzellikte yaşayacaklar. İnşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Televizyondaki sağlıklı beslenme programlarını yeterli buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: O sağlıklı beslenme programları eziyet millete. Şunu yeme, bunu yeme. Ispanağı ısıtırken kırk dereceye getir aniden soğut, üstüne limon sık, arkasından biraz karbonat dök. Yutarken gözünü yum. Böyle yemek kültürü olur mu? Hepsi eziyet. Her yiyecek için akıl almaz kurallar çıkartıyorlar. Yok tuzu şöyle kullanacaksın, ekmeği şöyle ısıracaksın. Dört lokmada yutup bitireceksin falan. Böyle şey olur mu? Onu yeme bunu yeme. “Bunu yerken şu sana zararlı” diyor. “Çileği çok dikkatli yiyin” diyor. “Üçten fazla çilek yemeyin” diyor. Bazısı, “hiç yemeyin, çok zarar verebilir, tehlikeli” diyor. “Kuşkonmaz yerseniz iflahınız kesilir” diyor. “Aman ha” diyor. Kuşkonmazın zararları diye bölümler var. “Dereotu; Aman belanı mı arıyorsun? Dereotu yenir mi?” diyor. Hatta bir kısmı; “ölürsünüz fazla yerseniz” diyor. Çok çok akılcı, doğru bir anlatım tarzı henüz ben görmedim. Mehdiyet devrine kalacak gibime geliyor bana o da. Çünkü birbirleriyle çelişiyor. Çok fazla birbiriyle çelişiyor.

Şimdi bir yerli film seyredelim.

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarımızı izleyebiliriz şimdi. 

Masaüstü Görünümü