Harun Yahya

Sohbetler (3 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyiciler Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan dün akşam Palet İlkokulu Öğretim Yılı Mezuniyeti töreninde torunları Ömer Tayyip Erdoğan’a mezuniyet belgesini verdi. Cumhurbaşkanımızın ve Emine annemizin torunlarıyla fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Ömer bu olmasın.

OKTAR BABUNA: Ömer Tayyip Erdoğan, evet.

ADNAN OKTAR: Şu öndeki delikanlı, bayağı sevimli. Çok sevimli maşaAllah.

Yalnız Tayyip Hocam kendini çok uykusuz bırakmasın, çok yormasın. Anne biraz ilgilensin. Tayyip Hoca 7 saat en az uykusunu uyusun. 6-7 saat en az. Yemeklerine de çok özen göstersin iftarda sahurda. Ramazan boyunca biraz dinlensin daha Türkçesi. Değil mi? Ramazanda çok hareketlilik olmasa iyi olur. Bayrama kadar dinlensin Tayyip Hocam, bayram da dahil. Çok efor çok hareketlilik olmasın. İyi sağlıklı görünüyor ama daha iyi olur öyle yapsa. Şimdi oruç da tuttuğu için Tayyip Hoca onu yorar. Anneye özellikle ben istirham ediyorum Tayyip Hoca en az 6-7 saat günde uyusun, en az. Çok aşırı bir efora da gerek yok ramazan bitinceye kadar. Değil mi? Bayrama kadar, dinlensin biraz. Bakanlar devreye girsin kardeşim. Bakanlar hareketlensin. Sorumluluğu alsınlar üstlerine.

Dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İrlanda Başbakanı Enda Kenny’nin istifasının ardından İrlanda Başbakanlığına oyların yüzde 60’ını kazanan Hint asıllı Leo Varadkar seçildi. Varadkar, 1993’e kadar homoseksüelliğin suç olduğu İrlanda’nın ilk homoseksüel başbakanı oldu. Bu kişi on gün sonra yeni görevine başlayacak, fotoğrafını da gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Adamı özel görevden almışlardır bunu da özel getirmişlerdir. Sırf homoseksüelliği yaymak, teşvik etmek, doğal göstermek tabii yani dünyayı kıyamete doğru çekmeye çalışıyorlar. Allah’ın gazaplanmasını istiyorlar ve güya Mehdiyet’e karşı Kuran’a göre gayri ahlaki olan homoseksüellikle mücadele vereceklerini zannediyorlar. Yenilecekler, söyleyeyim. Mağlup olacaklar ilimle, irfanla, Kuran ile. Bunu görecekler beklesinler.

Demin iftarımız vardı oraya gittim. Kardeşim dağ-taş insan dolmuş akıl almaz kalabalık. Yani sığmıyor. Her yaştan her meslekten insan,  80 yaşında insan da var 8 yaşında çocuk da var. Kapalı hanımlar var dekolte hanımlar var çarşaflı hanımlar var, maşaAllah. Allah hepsine hidayet, sağlık, sıhhat versin. Samimi güçlü iman nasip etsin Allah. Hepsini Hz. Mehdi (as)’a, Hz. İsa Mesih’e, hepimizi talebe etsin. İslam’ın hakimiyetini Allah göstersin.

ERDEM ERTÜZÜN: Beşiktaş’ın Senegalli yıldızı Demba Ba şampiyonluk sonrası Sultanahmet Cami’ne şükür namazı kılmaya gitmiş ve bunu takipçileriyle paylaşmıştı. Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir sahur programında ise “Namaz ruhu besleyen bir olgu, Rabbimizin bir lütfu ayrıca bir futbolcu olarak benim için oruç tutmanın herhangi bir zorluğu yok. İmanın öyle bir gücü var ki o fiziksel güçten çok daha güçlü” demişti. Son olarak da şampiyonluk kutlamalarında eline mikrofonu alıp taraftarları önce tekbir getirdi “Allahu ekber” dedi. Ardından Beşiktaş tezahüratı yaparak şampiyonluk kutlamalarını başlattı.

ADNAN OKTAR: Aferin Demba Ba’ya, maşaAllah. Allah nurunu artırsın, hidayetini artırsın, sağlıklı, hayırlı, bereketli uzun ömür versin. İslam’a, Kuran’a hizmette onu daim kılsın. MaşaAllah, çok güzel çok faydalı. Güzel örnek olmuş. Hep hayır yolda ilerlemesini Allah nasip etsin.

Fikret Bey nereden böyle?

KARTAL GÖKTAN: Sizi sevenlerin iftarı vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Beni seven kişilerin iftarı. Nasıl kalabalık mıydı?

KARTAL GÖKTAN: Çok kalabalıktı maşaAllah. Muazzam bir kalabalık vardı.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Herkes size çok hürmet, sevgi, saygı, selam iletiyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yani o kalabalığın içinde boydan boya gitmek bile çok büyük vakit alıyor, turlayarak. Ben bir bölümünü gezdim, bitecek gibi değil. Akıl almaz kalabalık. Sevgileri de çok coşkulu. Allah hidayetlerini artırsın. Ne güzel o kadar insanın imanlı olması.

OKTAR BABUNA: Adnan Bey Singapur’dan 4-5 sene önce bir sizi seven bir Müslüman kardeşimiz gelmişti. Çok uzun süre uçak yolculuğu yani bir güne yakın. Geldi, sizinle yarım saat görüştü gece, ertesi sabah yine uçağa binip Singapur’a dönmüştü.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

OKTAR BABUNA: Yani bu bana yeter demişti. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Bir gülü koklarken dikkat et ki solmasın. Bir gülü koparırken dikkat et ki dikeni batmasın. Bir göze bakarken dikkat et ki ağlamasın. Bir kalbi severken dikkat et ki kırılmasın. Unutma güzelim sevgi muhtaç olana değil layık olana verilir” diyor bir hanım kardeşimiz. MaşaAllah.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Putin, Amerikalı ünlü yönetmen Oliver Stone’nun sorularını yanıtladı. Röportajında beş kez suikasta uğradığını korumalarının sayesinde kurtulduğunu ve korumalarına güveninin tam olduğunu söyledi. Stone, Putin’e ihanetin her zaman en yakından geldiğini hatırlatınca Putin de kaderi hatırlatan şu açıklamayı yaptı: “Evet, biliyorum. Ama Rusların bir atasözü vardır. Kaderinizde asılarak ölmek varsa boğularak ölmezsiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel söylemiş. Putin dindar, delikanlı ve kabadayıdır. Hataları, eksikleri var tabii Allah affetsin ama Türkiye açısından, bölge açısından değerli bir insan önemli bir insan. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir köpek kirpiden huylanıyor.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı huylandı. Ne şeker hayvan, bayağı güzel. Yani arkadaşlıkları mükemmel çok çok güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine bir video göstermek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bu beni geriyor ama hakikaten bana zor geliyor şimdi ben bunu elde edemez sevemezsem bu çok zor bir şey. Bunun göbüşüne böyle her yerine acayip bir sevgiyle yaklaşmak lazım. Patilerini bir kere ısırmak çok iyi olur bunun. Her yerini öperim ben bunun bayağı şeker.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Dün Uluslararası Yaşamın ve Evrenin Kökeni Konferansı’na konuşmacı olarak katılan ve sizinle birlikte yayına çıkan The Picture Christians Vakfı’nın kurucusu ve başkanı Jeff Gardner, ABD’de 29 eyalete ulaşan ve Katoliklerin en büyük radyosu olan Relevant Radio’da bir canlı yayına katıldı. Katıldığı programda fahri başkanı olduğunuz Teknik Bilim Araştırma Vakfı’nın düzenlediği evrimin geçersizliğinin ve Allah’ın yaratma sanatının mükemmelliğinin bilim adamlarının katılımıyla anlatıldığı konferansa katılmaktan çok büyük onur duyduğunu belirtti. Vakfın fahri başkanı olarak sizden ve faaliyetlerinizden birkaç kez övgüyle bahsetti. Vakfın tamamının çok dindar Müslüman bayan ve erkeklerden oluştuğunu ve her iki dinin ortak noktaları konusunda çok geniş çaplı toplantılar yaptıklarını ve Katolik olarak ona çok saygıyla davranıldığını belirtti. Kendisinin bugüne kadar hep çatışma bölgelerine giderek orada Müslümanlarla birlik olmak konusu üzerinde çalıştığını ama tam bir sonuç alamadığını bu topluluğun aradığı topluluk olduğunu söyledi. Bugüne kadar hiç böyle bir grup insanla karşılaşmadığını ve her türlü konuyu çok açık fikirle hiçbir baskı olmadan çok rahat konuşabildiğini dile getirdi. Sizin Darwinizm ve komünizm gibi ideolojilerin terörün gerçek kökeni olduğu ve bunun tehlikeli sonuçlarının tüm insanlık için bir bela olması konusunda odaklandığınızı ve bunun da son derece önemli olduğunu söyledi. “Artık gelecekten her zamankinden daha umutluyum” dedi. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok güzel. Hakikaten çok dürüst bir insan, yüzü çok nurlu, çok tutarlı bir insan, kadirşinas, vicdan ehli bir insan. Bu tarz samimi insanlar Hristiyanlar içinde çok fazla. Fakat işte görüşüp tanışıp bağlantı halinde olmak çok önemli.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Putin’in stratejisti Aleksandr Dugin bölgede bir Kürt devleti kurulması ihtimaline karşı şunları söyledi: “Kürtleri manipüle ederek Suriye, İran ve Türkiye’yi yıkmak istiyorlar. ABD Kürtleri kendi çıkarları için kullanıyor. Ancak bir devlet kurulması halinde onları Amerika’ya bırakmadan kendi yanımıza çekmemiz gerekiyor. Mesela Barzani yönetimi Türkiye’ye karşı değil bu konuda Rusya, İran, Türkiye birlikte hareket edebiliriz. Türkiye’yi anlıyorum. PYD, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü tehdit ediyor ancak Türkiye onlara bir kimlik, görev sunabilir. Ortadoğu’da bunu yapabilecek tek güç Cumhurbaşkanı Erdoğan” dedi.

ADNAN OKTAR: Kimlik, görev sunma diye bir şey olmaz. Adamlar komünist,  Allahsız, Kitapsız, Stalinist terör örgütünün elemanları ve o terör örgütünün inancı Marksizm’i, komünist, Stalinist düşünceyi bütün dünyaya hakim etmek. Adamlar hır adamlar değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çinli bir bebek ve köpek arkadaşı tarz yapmışlar çeşitli resimler çekmişler.

ADNAN OKTAR: Ama başka bir köpekle yapsalardı daha iyi olabilirdi. Siyah köpekte o kadar detaylar anlaşılamıyor yani böyle başka bir tür olsa daha değişik olabilirdi. Ama yine de olmuş.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Yalova’da mülteci bir genci arabasına alıp “Neden benim vatanıma geldin öldüreyim mi seni?” gibi sözler söyleyerek tehdit eden parasını gasp eden ve bunu da sosyal medya sayfasında paylaşan Ayhan isimli kişi ısrarla şaka yaptığını söyledi. Ancak mahkeme tutuklanarak cezaevine konmasına karar verdi.

ADNAN OKTAR: Öyle şaka olur mu? Sen adamın kafasına silahı daya, namluya da mermiyi ver sonra de ki “şaka yapım.” Adamı diz çöktür onun gibi bir şey bu. Şaka olur mu? Galiz bir suç. Yani galiz bir hata diyelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Afyon-Emirdağlı Enes ve Celal adlı iki küçük arkadaş tahtadan saz ve org yapıp bir dalın ucuna takılmış bir şişeyi de mikrofon olarak kullanıp neşe içinde “Dolandım da geldim Emirdağ’ından” türküsünü söylemişler. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bayağı yetenekli.

KARTAL GÖKTAN: Sosyal medyada çok ilgi görünce pek çok kişi çocuklara saz ve org almak için adreslerini tespit etmeye ve ulaşmaya çalışıyormuş.

ADNAN OKTAR: Şimdi saz ve org onların ayrı eğitimi olması lazım. Onlarınki doğaçlama. Saz, org ne alakası var? Orgu öğrenecek, sazı öğrenecek bu rahatlığı bu uyumu orada gösteremez. O yıllar alacak bir şey. Ama şu an keyifleri yerinde olduğu için güzel bir görüntü oluşmuş.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Türkiye ve Rusya S 400 füze sistemlerinin sevkiyatına yönelik teknik konularda anlaştı ve savaş uçağı yapımı hakkında görüşmelere başladı. Rusya’nın Aselsan’ı olan Rostec’in Başkanı Sergey Çemezov füze sistemi görüşmelerinin yanı sıra Rusya ile Türkiye arasında beşinci nesil savaş uçağı üretiminde istişare edildiğini söyledi. Türkiye’nin kendi uçaklarının montajını yapabildiğini hatırlatan Çemezov “Tüm bu gelişmeler ışığında yeni ve modern bir şeyler yaratabiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ı kızdırdılar. Tayyip Hocam da gereğini yapıyor. Tayyip Hocam kabadayı, Tayyip Hocam yiğit öğle İngiliz derin devletinin üfürmelerine Osmanlı tokadıyla karşılık veren bir yiğit. Çok iyi yapıyor Rusya ile tam işbirliği halinde olalım. Rusya ile burada uçak fabrikası kuralım, tank fabrikası da kuralım, füze fabrikası da kuralım. Kırıkkale’nin tesislerini genişletelim yer altında ama yer altında. Yerin 200-300 metre yer altında seri üretime geçelim.

Suriye’nin de bölünmesine şiddetle karşı olalım. Suriye’de siyasilerin vize yasağını kaldıralım gelsinler, konuşalım. Gelsinler, konuşalım meseleyi halledelim. Vize yasağı olursa olmaz. Yani nasıl konuşacağız, ne konuşalım o zaman?

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Bu akşam İstanbul Güngören’de iki grup arasında çıkan çatışmada saldırganlar otomatik silahlarla çevreyi taradılar. Haber verilmesi üzerine olay yerine çok sayıda polis ve sağlık ekibi sevk edildi. Çatışmada yaralanan beş kişi ambulanslarla çevredeki hastanelere kaldırıldı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu nasıl iştir? Ben anlayamıyorum. Hayret ediyorum. Yani yer yer sivil polis, polis bulunması lazım. Mahallelerde gizli karakollar da olsun. Mesela bir ev, bir daireyi polis kiralasın. Orada beş-altı polis kalsın. Bir olay anında, anında müdahale edebilsinler. Gizli karakol bence çok caydırıcı bir yöntem. Her mahallede olsun. En az üç-beş gizli karakol. Orada polisler yaşasın, görev alsın. İnsin. Çıksın. Etrafın güvenliğini de sağlarlar. Bu tip şeylerde anında müdahale ederler. Ben mesela çok şaşırmıştım. CHP Genel Merkezi’ne adam kurşun sıktı. Kaçıp gidiyor. Akit Gazetesi’ne kurşun sıktılar. Hem de Molotof kokteyli falan da attılar bildiğim kadarıyla. Çekip gidiyor adamlar. Elini kolunu sallayarak. Otomatik silahla birbirlerini tarıyorlar. Sanki böyle meydan muharebesi gibi. Ben hayret ediyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir arkadaşımızın kedisi var Zeytin. Onun videosu var.

ADNAN OKTAR: Bu kedi değil cin bu. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç tane de resmi var.        

ADNAN OKTAR: Yani alenen cin bu. Kedi çok büyük bir nimet. Çok felaket bir nimet. Tavşan da öyle. Ama kedi mi, tavşan mı deseler. Kedi tabii birinci derecede. Çünkü sevgiye verdiği karşılık mükemmel.

Evet. Arkadaşların sorularından da gönder bana.

KARTAL GÖKTAN: Tamam. Evet görebiliriz.

VTR: Adım Hasan Binici. Ağaca ip bağlayıp da dilek tutma gibi bir şey var mıdır dinde?

ADNAN OKTAR: Bazı insanlara göre her şey var zaten. Akılla bağlantılı bir şey. Muhakeme, yargı. Akli dengenin normalliğiyle bağlantılı oluyor. Ama benim kanaatim onu yapanlar gerçekten inandığından değil de öyle laf olsun diye yapıyorlar. Zaten Allah’a inanan Kuran’a titiz olur. Allah’a inancı zayıfsa şirk konusunda işi eğlenceye dökmüş olabilir. Eğlence kastıyla yapıyorlar, bence inandıklarından değil. Çünkü Allah’tan korkan nasıl yapsın onu? Alenen şirk.

VTR: Ben Burak. Allah her duayı kabul eder mi?

ADNAN OKTAR: İbadet olarak kabul eder. Ama bizim için hayırlıysa onu meydana getirir. Mesela “Ya Rabbi” diyor “bana İstanbul’da falanca okulu kazandır.” Senin için hayırlı olmayacak o. Allah sana hayırlı olanı nasip ediyor. Kaderinde hayırlı olanı. Mesela başka bir yere gidiyor, onun için o hayır olmuş oluyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Yusuf. Cüzi irade diye bir şey var mı?

ADNAN OKTAR: Cüzi irade, cüzi put demektir. Cüzi irade, cüzi şirk demektir. Yani küçük put. Küçük şirk. Yani diyor ki, Allah’ın kontrol edemediği bir alan vardır kaderde insanın bildiği. İnsan bunu yapar diyor. Allah’ın haberi olmaz bundan diyor. Allah’ın kontrolü dışında bir şeyler yapıldığını söylüyor. Biraz daha konuşuyor. “Yok ya Allah’ın haberi olmaz mı? Var.” Kardeşim lafı niye uzatıyorsun? Allah’ın haberi varsa, Allah biliyorsa, Allah yaratıyorsa cüzi irade bitti demektir. Sen lafı hiç dolandırma. Allah biliyor mu, bilmiyor mu? Bilmiyor diyorsan, Allah’ı inkar etmiş olursun. Biliyor diyorsan, cüzi irade diye münasebetsiz bir mantığı geliştirmene gerek yok. Yani dürüst davran. Mesela onu söyleyenlere söylesinler. Desinler ki “Allah, cüzi irade dediğin yani insanın bazı fiillerini bilmiyor mu? Farkında değil mi Allah? Yani en başından haberi var mı yok mu?” Efendim var diyor. Varsa bitti. Ne lafı uzatıyorsun da cüzi irade diye laf çıkarıyorsun? Haberi yok diyorsa, Allah’ı inkar etmiş oluyorsun. Çünkü Allah’ı güçsüzlükle itham etmiş oluyorsun. İnkar etmiş olursun. Evet.

VTR: Adım Bike Karatay. Modern İslam’ı biraz daha açabilir misiniz? Sürekli bundan bahsediyorsunuz yayınlarınızda. Açarsanız daha iyi olur.

ADNAN OKTAR: Modern İslam sahabenin yaşadığı İslam. Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı İslam. Hazreti Musa (as)’nın, İbrahim (as)’in, İshak (as)’ın, Yakup (as)’un, Hazreti Süleyman (as)’ın yaşadığı İslam. Hazret Süleyman (as) İslam’ı yaşıyordu. Ne yapıyordu? Sarayda yaşıyordu. Ne yapıyordu sarayda? En ileri teknoloji kullanılıyordu. Hava vasıtaları vardı. Kara vasıtaları var. Şu an bizim bilmediğimiz bir teknoloji. Hazreti Süleyman (as) zamanında elektrik var. Firavun devrinde elektrik var. Hazreti Yusuf (as) devrinde elektrik var. Resmi var görünüyor yani. Kullandıkları ampullerin resimlerini yapmış adamlar. Elektrikle ilgili yoğun bir çalışma olduğu ama oraya mahsus bir elektrik çalışması olduğu anlaşılıyor. Pil yapmış adamlar. Pil yapmışlar ve lamba var. Aydınlatıyorlar. Her türlü teknoloji var. İşte buna modern İslam diyoruz. Hazreti Süleyman (as) devrinde binanın her tarafı altın kaplı. Akıl almaz bir güzellik. Heykeller, resimler. Mükemmel müzik var. İnsanlar mükemmel güzel, bakımlı. Kadınlar çok güzel. Erkekler yakışıklı. Her yer pırıl pırıl temiz. Ayna gibi parlıyor. Her yerde Allah anılıyor. Her yerde insanlar dürüst. Kapılarda kilit yok. Şu an gördüğümüz gibi dikenli teller falan yok. İşte modern İslam bu. Resulullah (sav) devrinde de hiçbir yerde kilit yoktu. Herkes herkesle arkadaştı, dosttu. Hazreti Ali (kv) herkesle şakalaşıyordu. Sohbet ediyordu. Konuşuyordu. Evet.

VTR: Merhaba ben Süleyman. Totem diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Totem denilen put. Put inançlar. Totemik. Put olan, şirk olan her türlü inanç sistemi. Bu çeşit çeşittir. Mesela adam ağzına bir küçük hap koyuyor. Diyor ki “Bütün ağrımı bu giderecek.” Allah giderecek. O vesile olacak. Eğer o görüntüdeki hapa inanırsan bu şirk olur. Allah’ın gidereceğine inanırsan bu ibadet olur. Yahut Allah adına bir şey uydurursan, yalan uydurursan Allah demediği halde “Allah dedi” dersen, bu şirk olur. Veyahut “şu ayetler neshedildi” dersen, Allah adına hüküm verirsen bu da şirk olur. Veyahut “şu ayet vardı keçi yedi ama bu geçerlidir” dersen, bu da şirk olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Benim adım Burak. Bir sorum olacaktı. Yemin edip tutmadığımda ne yapmam gerekir?

ADNAN OKTAR: Yemin edip tutmadığında onun Kuran’daki karşılığı olan diyeti ödeyeceksin. Ya fakirlere yiyecek yedireceksin. Fakir insanlara kendi doyduğun gibi doyup sofradan kalkmalarını sağlayacaksın. Kuran’da o çok detaylı izah edilmiş. Mesela kurban kesersin. Allah’a bir vaatte bulunursun. “Ya Rabbi” dersin “sana bir kurban adak adıyorum şu işim hallolursa kurban keseceğim” dersin. O kurbanı kesersin. Onun da etini fakirlere dağıtırsın. Hepsi Kuran’da detay detay anlatılmıştır. Evet.

VTR: Adnan Bey’in Atatürk hakkındaki yazdığı kitapları biliyorum kısa bir şekilde Atatürk hakkındaki görüşlerini almak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Atatürk hem Osmanlı döneminde hem cumhuriyet döneminin en mükemmel, en aydın delikanlısıdır. Çok aklı başında bir Osmanlı subayıdır. Çok dindardır Atatürk. Allah’a, dine, Peygamber (sav)’e hayrandır. Açık açık da ifade etmiştir. “Allah’ın dini tam uygulansın, Peygamber (sav)’in sözleri tam uygulansın” yani Kuran’ı kastediyor “tam uygulansın” diyen. Cebinden Kuran ‘ı hiç eksik etmeyen bir insan. Hangi lider sürekli Kuran’ı cebinde taşıyor? Yani ben cumhuriyet döneminde hiç görmedim. Bir tek Atatürk’te vardır. Anıtkabir’de durur o. Deri kaplı Kuran. Cebinde, iç cebinde kalp hizasında taşımıştır her zaman. Her gün hemen hemen hafız efendileri çağırıp Kuran dinlemiştir. Kuran tilavetinden müthiş zevk alan bir insandı. Ve onlara Kuran’ın manasını da soruyordu ve konuşuyordu. İmam hatip liselerini açtırdı. İlahiyat fakültelerini açtırdı. İlahiyat fakülteleri çok büyük ihtiyaçtı o zamanlar. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. Bak yüz bin cami var şu an. Yüz binin üstünde orda görevli imam efendi var, devlet tarafından tayin edilmiş. Atatürk’ün hizmetlerini say say bitmez. Yüz binlerce Kuran dağıttırdı Anadolu’da. Elmalılı tefsiri yaptırdı, ünlü. Elmalılı Hamdi Efendi’ye, ünlü Elmalılı tefsirini yaptırdı. Rica etti. Çok mükemmel bir tefsir. Onu da bastırdı, devlet kanalıyla halka dağıttı. Buhari-i Şerif’i tercüme ettirdi. Onu da herkese dağıttı. Hangi alim hangi hoca yapmış bunu? Abdülhamit yapmamış mesela bunu. Abdülhamit yapmamış ama Atatürk yapmış.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben anketörüm adım Tugay. İnsanlar neden bizden kaçıyor, neden anket yapmak istemiyor onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Anket, insanlar ister de belki bu sevimliye rast gelmemişlerdir. Anket önemli görüyorlar şirketler kurumlar. Sık sık da anket yapılıyor yani. Evet.

VTR: Şiir sever misiniz? Nazım Hikmet’i okuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Şiir tabii çok güzel bir sanat dalı. Resim gibi, müzik gibi çok ihtişamlı bir sanat dalı. Nazım Hikmet’i de rahmetle anıyorum. Çok çok muhteşem bir sanatçı. Muhteşem bir şair. Şiirleri çok çok güzeldir yani ruha derin etki yapan çok candan söylenmiş şiirlerdir. Niye “Allah rahmet etsin” diyorum? Çünkü öyle bir insan Allah’ı inkar edemez. O kadar sevgi dolu bir insan, o kadar asil bir insan Allah’ı inkar edemez ve Allah’ın yarattıklarına bu kadar hayran olan bir insan. O Ceviz Ağacı şiiri mükemmel. O baskıdan da yılmış. Onu da çok güzel ifade ediyor. “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında” diyor. Çünkü polis takibi çok yoğundu. Onun şikayetini çok nezaketli bir dille ifade ediyor. “Gözlerinin yapraklar adedince” olduğunu söylüyor. Çok güzel. “İstanbul’u seyrediyorum oradan” diyor. Bayağı güzel. Yani öyle bir varlık olmayı birçok insan ister. Çok fazla gözü olan, İstanbul’u rahat rahat seyreden, kökü yerde meyveler veren bir ağaç. Çok hoş bir temsil. Çok güzel bir anlatım. Mükemmel bir şair.

Evet dinliyorum.

VTR: Dostlarınızda aradığınız özellikler nelerdir?

ADNAN OKTAR: Aradığım özellik bir tane, samimi olması. Sadece samimi olmalı. Evet

VTR: Merhaba ben Mustafa. Ekonomik durumu iyi olmadığı için ölen insanların sorumluluğu kimdedir?

ADNAN OKTAR: Herkeste olur. Herkes sorumludur. Çünkü İslam’ın hakimiyetine vesile olmayan herkes sorumludur. İslam hakim olsa, açlıktan ölen asla olmaz. Mehdiyet devrinde bilakis zenginlikten ne yapacağını şaşırıyor insanlar Mehdiyet devrinde. Fakirlikten değil. Yani fakirliğin ne olduğunu bile bilmiyorlar. Mal zibil gibi akıyor yani. Sebil, fisebilillah. Mehdiyet’in oluşması için Allah’a dua ediyoruz. Mehdi (as)’nin zahir olması için Allah’a dua ediyoruz. Allah beni de sizleri de Mehdi (as)’ye talebe etsin.

Mesela Nazım Hikmet’in bir şiiri “Ben bir insan, ben Türk şairi, Nazım Hikmet ben.” Çok güzel. “Tepeden tırnağa iman”  bak görüyor musun? “Tepeden tırnağa iman” diyor. Kendisi için. “Tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret ben.” Nefis nefis. Hasret, vatan hasreti ve ümit işte dünya kardeş olur bir gün ama tabii Allahsız, komünizmden ümit var oldular ama kendisi imanlı. İnsanlar adalet içinde yaşasın, mutlu olsun onu istiyor. Ama çaresizlikten gitmiş komünizme sarılmış fakat “ben imanlıyım” diyor. Yani komünizmin o yönünü kabul etmiyor.

Bir insan yemin etti mesela yeminini tutamadı. On yoksulu doyuruyor. Ne kadar güzel. On yoksulu. Ama mükemmel bir doyurma olacak. Öyle hani bazıları yarım ekmekle falan öyle değil. Kendi ailesine uygun gördüğü mükellef bir ziyafetle veyahut o devirde mesela kölelik yaygındı bir köleyi azat etmek. Parasını veriyor sahibine. Mesela diyor ki adam “Elli altın verirsen yahut on altın verirsen özgürlüğünü kabul ederim.” Götürüyor. On altın veriyor. Adama “sen özgürsün” diyor. Adam havalara sıçrıyor. Bu da bir kefarettir, yemin kefareti. Bayağı güzel ve Allah işte köleliği de bu sistemle birçok tedbirle ortadan kaldırmış oluyor. Çünkü bu sistemde köle kalmaz. Veyahut maddi imkanı yoksa üç gün oruç tutuyor. O da olur, üç gün oruç.  Ama bak aç açık insan kalmıyor. Bak yemek yedirmek, köleyi azat etmek. Hep insanları sevindirecek şeyler. Hep güzelleştirecek şeyler.

Evet dinliyorum.

VTR: Sefa Binici. Trafikte gereksiz korna çalan insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evet özellikle çocukların uyuduğu kalabalık yerlerde korna çalmak. Bir de bazı arabaların egzozunu gürültülü yapıyorlar. Yani uzay aracı gibi acayip homurtu çıkartıyor. Bence küçük düşürücü. Yani çok kötü bir sükse yöntemi. Millet oraya bakacak gürültüye. Diyeceksin “Adam ne kadar zengin.” Arabanın içinde zaten görünmüyorsun. Kim olduğun da belli değil. Belli olsan daha da kötü mahcup olacaksın. Çünkü sükse yapmaya kalkıyorsun. Kötü bir yöntemle kendini küçük düşürerek, zenginliğini vurgulamaya çalışıyorsun. Yani muazzam bir homurtuyla “haberiniz var mı ben zenginim” diyorsun. Yani böyle bir gösteriş olur mu? El alemi ne ilgilendirir ayrıca senin zengin olman? Zenginsen hayır işleri yap. Güzellik yap. Onlar sükse olur. Yani arabanın homurtusuyla sükse olur mu? Bayağı rahatsız edici bir gürültü. Yani burada bakan insan onun gösterişçi biri olduğunu, zavallıca bir yöntem kullandığını, kendini mahcup ettiğini düşünür. İnsan onun adına utanır, yani öyle bir şeyde. O zaman elbise giydiğinde de gürültü takan bir şey bulundursun üstünde. Mesela pahalı bir elbise giyiyor. Işıklar yanıp sönsün. Gürültü çıksın üstünde bayağı motor gürültüsü gibi, hepimiz ona bakalım çok zenginmiş diye. Bundan ne farkı var bunun? Çok münasebetsiz bir hareket, araban pahalıysa iyi işte, Allah’a şükret. Hamd et ama şamata yapmana gerek yok. Korna çalınması da doğru değil tabii. Uyuyan çocuklar var, yaşlılar var. Yani herkes yapmış olsa muazzam bir kargaşa olur ama hayati bir konu varsa, adam uyuyor ayakta, arabaya doğru yürüyor. Ona korna mecburen gerekir. Öyle çok uyuyan insan oluyor.

Bak mesela Nazım Hikmet’in yine ünlü bir şiiri: “Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim,/Akarsuyun,/Meyve çağında ağacın,/Serpilip gelişen hayatın düşmanı” bak İngiliz derin devletinin azgınlığını anlatıyor. “Ve elbette ki, sevgilim, elbet,/Dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,/Dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla/Bu güzelim memlekette hürriyet./Bursa’da havlucu Receb’e,/Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman,/Fakir köylü Hatçe kadına,/Irgat Süleyman’a düşman,/Sana düşman, bana düşman,/Düşünen insana düşman,/Vatan ki bu insanların evidir,/Sevgilim, onlar vatana düşman.” Stalinist, komünistlerin yaptığı bu. Mazlum askerleri öldürüyorlar, şehit ediyorlar. Annesine, babasına acı vermeye çalışıyorlar kendi kafalarınca. İnsanların evini havaya uçuruyorlar, arabasını havaya uçuruyorlar. İngiliz derin devleti gidiyor Irak’ta, Suriye’de ne kadar fakir, gariban varsa evlerini havadan bombardıman ettiriyor, yerle bir ediyor. Herkese düşman.  Vatana da düşman, insanlığa da düşman, dehşet saçan mahlûkat, İngiliz derin devletinin psikopatlığını kapalı bir dille anlatmış.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tunsten ışığının kaşifi olan Dr. Colin Fink, Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl öncesinden zıt kutupla bakıra elektrik kaplamayı bildiklerini söylüyor. Mısır’da Dendera’daki Hathor Tapınağı’nın duvarlarında bulunan bu resimlerde görülen figürler günümüzde kullanılan ampullere oldukça benziyor. Bilim adamları bunu hayretle izlemişler.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır da göster.  Aynısı. Bir de zaten piramitlerin iç kısımları karanlık. Orada çalışma yapmış bu insanlar. Resimler yapmışlar, ince detaylarla ilgilenmişler. Normalde o çalışma içerisinde aydınlatacak bir malzeme kullanmaları gerekiyor, mum, çıra gibi bir şeyle aydınlatmaları lazım. Mum yaksalar o isin tavana az da olsa bulaşık olarak iz bırakması gerekiyor. Yahut çıra olduğunda bulaşık olarak iz bırakması gerekiyor, az da olsa. Bunların çalışma yaptıkları yerler, hep zifiri karanlık yerler. Yer altında, yerin üstünde, taşların içerisinde, o piramitlerin içinde geniş alanlarda muazzam resimler yapmışlar. Bu karanlıkta yapamayacağına göre. Bu ışık kaynağı ne olabilir? Elektriğin dışında, ampulün dışında aydınlatma alameti olarak hiçbir şey yok. Çıra kullanmaları mümkün değil. Mum kullanmaları mümkün değil. Yağ kandili kullanmaları mümkün değil. Hepsinde is olması gerekiyor. Milim iz yok. Hiçbir şekilde yanan bir maddeye ait iz yok. Bu da ampulle aydınlatılma yapıldığının açık delili oluyor. Zaten görüntülere de baktığımızda ampul kullanıldığı anlaşılıyor.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Sahur sohbetleri programına katılan Başkan Fikret Orman’a şampiyonluk kutlamasının yapılmayacağının doğru olup olmadığı soruldu. Fikret Orman şöyle cevap verdi: “Maç bitiş saatiyle, iftar saati aynı zamana denk geliyor. Stadın karşısında Dolmabahçe Camii var. İnsanlar teravihe gidiyor. Bizim sanatçılarla orada şampiyonluk kutlamamız doğru olmaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Aferin, güzel, saygılı dolu, nezaketli akıllı bir üslup kullanmış. Olmaz yani, çünkü bir tek oradaki insanları değil, herkesi rencide etmiş olur. Yakışık almaz. Bazen böyle şeylerde sistemi değiştirmek, usulü değiştirmek faydalı olur. .

Evet dinliyorum

VTR: Adım Ömer Olgun, bir sorum vardı. Gündemde doğru yanlışı nasıl ayırt edebiliriz?

ADNAN OKTAR: Samimiyetle Allah kalbine ilham eder. Neyin doğru, ne güzeldir, ne çirkindir sana ilham eder. Alabildiğine samimi olursan çok rahat her şeyi anlayabilirsin. Evet.

VTR: Adım Emre. Sorum her zaman önce bayanlar mı?

ADNAN OKTAR: Tabii, aferin çok güzel bu sözün. Daima önce bayanlar, her yerde sokakta, evde, işyerinde daima hürmet gösterilmesi gereken, saygı gösterilmesi gereken, çok yüksek değer verilmesi gereken mübarek insanlardır kadınlar. Otobüsteyse yer vermek, sokaktaysa rahat geçişini sağlamak, karanlık bir yolda gidiyorsa güvenliğini sağlamak. Mesela dersin “Hanım arkadaşımız buradan geçiyorsunuz ama burası riskli bir yer. Eğer uygun görürseniz biz birkaç arkadaş size refakat edelim. Bak bizim yanımızda hanım arkadaşlar da var. Böylece güvenlik içinde oraya gidersiniz. Takdir sizin” denilebilir. Buna benzer güzel tavırlar gösterilmesi gerekiyor.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba, adım Rana bir soru yöneltmek istiyorum size. Kalite eğitimle mi olur?

ADNAN OKTAR: Kalite sevgiyle olur. Sevgi sanatı, sanat kaliteyi peş peşe getirir.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Ahmet, soyadım Hoş. Öncelikle Sayın Adnan Hocam’a bir şey sormak istiyorum ben. Kedileri neden bu kadar çok seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kediler kendileri kendilerini sevdiriyorlar. Bayağı şekerler. Yani gayri irade seviyoruz. Bakınca insan ruhunda şiddetli bir etkilenme duyuyor. Kediyi seveyim diye kendimizi zorlamıyoruz. Allah kalbimize ilham ediyor. Her şeyleri tatlı, bir kere tip yeter adamlardaki. Arkasından huyu, mesela o tavırları doğrudan sevgiye yönelik. Kendini sevdirmek için yapıyor. Sevilirken çıkarttığı sesler, verdiği karşılıklar hepsi birbirinden tatlı. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir de antik Mısır’dan iki farklı çizim var. Bu resimde, resmin solunda görülen şu dev bir elektrik bataryasından uzanan kabloyla lambalara güç veriliyor. İkinci resimde de ampuller yanarken ki hali resmedilmiş.

ADNAN OKTAR: Evet çok açık görülüyor. Hayır, zaten başka türlü mümkün değil orada, çalışma nasıl yapılsın ki? En ufak bir is alameti yok. Zifiri karanlıkta da tablo yapamayacaklarına göre, değil mi?

OKTAR BABUNA: Evet.

VTR: Ben Hüseyin. Bazı televizyon kanallarında saçma saçma tartışma programları oluyor. Bunların yerine neler sağlanabilir?

ADNAN OKTAR: Çok fazla var o tip. Halk arasında kafa ütüleme derler. Argo tabirle kafa açma. Acayip sıkıcı bir ortam oluyor. Konuşuyor konuşuyor dört saat, beş saat sabaha kadar “Daha konuşacak çok şey var, mesele hallolmadı ama” diyor “konuşmamız lazım” diyor. Beş yüz gün konuşsan yine halledemezsin. Çünkü temeline inmiyor meselenin. Mesela PKK’yla ilgili konuşuyor. PKK’nın oluşmasının tek nedeni Darwinist eğitim. Darwinist eğitimi durdurursan, PKK olmaz, bu kadar basit. Habire alttan alta hem Darwinist eğitime teşvik, hem de PKK’yı durdurmak. Nasıl olacak? Alttan ocağı yakmışsın tencere “Ya nasıl kaynıyor bu? diyorsun. Alttan yakmışsın işte. Darwinist eğitim veriyorsun. Ocağı kapatırsan kaynama da durur bu kadar basit. Evet.

VTR: Adım Taner, bir sorum olacak. Uğurlu sayınız var mı? Varsa kaçtır?

ADNAN OKTAR: Sayılar hep uğurludur. Bir; mesela Allah bir, çok güzel. İki; ikiler İslam’da çok anlamlıdır. Tekrarlayan ikiler özellikler iki iki. Üçler, beş İslam’da önemlidir. Yedi önemlidir. Dokuz önemlidir. Ama önemli olmayan hiçbir sayı yok. Dokuz önemlidir. Evet.

VTR: Merhaba, ben Mücahit. Zonguldak bence dışlanmış bir şehir. Sizce de öyle mi?

ADNAN OKTAR: Zonguldak’la ilgili pek bir bilgim yok. Neden dışlandığına kanaat getirdiğini de bilmiyorum. Bir açıklama yapmak için yarını bekleyeceksin. Biraz bakayım, araştırayım, inceleyeyim yarın cevap vereyim. Evet.

VTR: Üniversitelerde devamsızlık sorunu var. Bu sorun yüzünden son sınıf öğrencisi olmama rağmen mezun durumunda olmama rağmen devamsızlıktan kalıyorum. Sizce bu konuda tolerans gösterilmesi gerekmiyor mu?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii bu kadar katı olunması için bir gerek yok. Eğer başarılıysa öğrenci devam etmemiş olsa bile gerekli bilgiyi o kişide görüyorsalar, yeteri kadar eğitim aldığına kanaatleri varsa bu imtihanda belli oluyorsa ister devam etsin ister devam etmesin. Fark etmemesi gerekir. En azından belirli vakalarda kolaylık göstermesi lazım. Mesela puanı çok yüksekse böyle bir kolaylık gösterilebilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Mehmet Diyarbakırlıyım. Bazı insanlar Kürt-Türk ayrımcılığı yapıyor. Bunun olmaması lazım, çünkü hepimiz kardeşiz beraber yaşıyoruz iç içe. Ne yapmamız lazım ben de bilmiyorum böyle giderse gerçekten iyi olmaz.

ADNAN OKTAR: Kürt diye bir insana bir insan değer vermiyorsa o insan ahlaksız, şerefsiz ve namussuzdur. Haysiyetsizdir. Böyle karaktersizler her toplumda olur. Nasıl katil oluyor, hırsız oluyor, birçok pislik yapan adamlar oluyorsa böyle ırkçı ahlaksız alçak insanlar da olur. Niye değer veriyorsun? Niye önemli görüyorsun? Niye güçlü olduklarına inanıyorsun? Bunlar her zaman azınlık olur. Ve hiçbir kıymeti yok. Kürt-Türk tabii ki kardeştir. Benim kız arkadaşlarımda çok fazla Kürt kız arkadaşım var. Kürt beylerden de kardeşlerimiz var. Hz. İbrahim (as)’in evlatları, Hz. Nuh (as)’un evlatları, hepimiz Hz. Adem (as)’den geliyoruz. Dolayısıyla hiç kaale almasın kardeşimiz, ciddiye alması da doğru olmaz böyle adamları. Nasıl biz bir katili ciddiye almıyorsak bir ırkçı haysiyetsizi de, Kürt kardeşlerimize değer vermeyen psikopatı da değerli görmemesi lazım. Onun üslubunu da önemli görmemesi lazım. Evet.

VTR: Gezi Parkı’nın şu anda etrafı çevrildi. İnsanlar Gezi Parkı’nın 4. yıldönümünü kutlayamasınlar diye. Neden çevrildi? Ya da açlık grevi yapan iki arkadaşımız var. Nuriye ve Semih şu anda cezaevindeler, protesto haklarını kullandıkları için ceza evindeler. Bunu merak ediyorum mesela bunun cevabını verebilecek misiniz? Bir yazar yeni söyledi, her Müslüman biraz terörist olmak zorunda diye, sanırım İsmet Özel söyledi. Ben de bir Müslümanım Tanrı’ya inanıyorum. Her ne kadar fazla ibadet etmiyor olsam da beynamazım, Osmanlı’da bu çok fazla vardı, kafalarına tesbih geçirirdi insanlar ve benden bu kadar derlerdi ve geri çekilirlerdi. Hz. Ömer bir arşın ya da iki arşın kadar duvar ölçüsü bir dini Müslim’in duvarına girdiği için camisini yıktırmaya kalkışmıştı. Bu adaleti gören dini Müslim bir dakika ya bu güzel bir din deyip iman etmişti. Bunlar size doğal mı geliyor?

ADNAN OKTAR: Çok yangın. Tabii iyi niyetli bir delikanlı olduğu görülüyor. Gezi Parkı olaylarının 4. yıldönümü.  Böyle bir olayı yıldönümü kutlanacak bir olay haline getirmenin alemi ne? Ne gerek var? Bu sadece gerilim meydana getirmeyecek mi? Üzüntü meydana getirmeyecek mi? Huzursuzluktan başka ne verecek bize? Faydalı bir yönü varsa söylesinler anlayayım. Orada ağaçlar söküldü tamam, başka yere diktik dediler tamam. Zaten hükümet ondan vazgeçti ayrıca oradaki eyleminden. Onun yerine ağaçlar diktiler. Fazlasıyla ağaçlar diktiler. Dikilmediyse geri kalanı da tamamlatabiliriz. Hadi farz edelim hata oldu diyelim bir hatanın yıl dönümü olur mu? Bu bizlere zarar vermekten, üzüntü vermekten, tedirginlik vermekten başka neye yarar? Niye kutlamamız gereksin? Bana anlatırsalar ben bir cevap vereyim. O arkadaşalar tutuklandı diyorsunuz onların adli dosyasına bakmak lazım bilmiyorum savcılık delilleri değerlendiriyor, mahkeme delilleri değerlendiriyor. Şimdi biz elimizde deliller olmadan, adli delilleri görmeden hakim adına karar verirsek bu olmaz. Benim gördüğüm mahkemeler makul davranıyor. Ama garip bir şey varsa adaletsiz bir şey varsa dosyada uygulamada yanlış bir hüküm varsa o arkadaş söylesin söz veriyorum bak söz bir Allah bir bütün gücümle açıklayacağım, gerekli her türlü hukuki girişimde de bulunacağım, gerekirse avukat da tutarız ne gerekirse yapacağım. Ama bak şurada şu yönden hukuksuz bir tavır var demesi gerekir. Ben durduk yere burada hukuksuzluk var nasıl diyeyim? Bu olmaz. Eskiden haziran olayları olurdu şu olaylar olurdu bu olaylar olurdu sürekli kutlamalar yapılır ve Türkiye acayip gergin olurdu. Bunun bir faydası olmaz. Bu tip şeylerden vazgeçmek lazım. Gerilim meydana getiren, tedirginlik meydana getiren şeylerdense bize huzur veren, sükûnet veren, neşe sevinç veren şeylerin peşinden gidelim. Ama bana makul bir şey anlatırsa bu arkadaşımız konuşurum değerlendiririm. Makul bakarım. Ben katı değilim ama ben burada bir makullük göremedim. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Gezi eylemlerinin 4. Yıldönümünde Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Gezi direnişi 80 sonrası dönemin en demokratik, barışçı ve birleştirici hareketiydi. Haksızlığa karşı susmamayı hatırlatanlara selam olsun” demesine cevaben Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi; “Bu nasıl hak ve özgürlük mücadelesi ya? Bir şehri yakacaksınız yıkacaksınız, polislerimizi şehit edeceksiniz, cam çerçeve her şeyi indireceksiniz ve buna hak ve özgürlük mücadelesi diyeceksiniz. Size ne yapıldı ki hak ve özgürlük mücadelesi veriyorsunuz?” dedi.

ADNAN OKTAR: Ağaç kesildi niye ağaç kesildi demesi bir insanın normal onda bir şey yok. Güzel bir tavır. Ama benim gördüğüm Cumhurbaşkanı’nın evine yaklaşıldı yaklaşık yüz elli metre falan kaldı linç girişimi vardı. Bu dehşet verici burada kutlanacak bir şey yok, biz utançla hatırlayacağımız bir olay bu. Yine Başbakanlık Konutu basıldı Tayyip Hoca’ya ulaşmaya çalıştılar eğer orada olsalar linç edecekler yani şehit edecekler öyleydi görünüm. Polisi darmadağın ettiler polis direnmedi kafasında kukuletalı adamlar hatırlıyorsunuz ellerinde sopalarla falan başbakanlık binasını talan ettiler. Taksim’de. Bunların övünülecek bir yönü yok. Tencere çalıyorlar falan bilmiyorum kanuna hukuka uygunsa. Hoşuna gitmeyen bir şeyi insanlar toplanıp protesto edebilirler izin alsınlar sokağa çıkar olur tencere de olur tava da olur ne istiyorsa yapsınlar. Hukuki olduktan sonra bir mahsuru yok. Hatta faydalı da sessiz bir toplum iyi değil. Rahatsız olduğu bir şeyi ifade edebilirler. Suskun bir toplum olsun istemiyorum ben. Ama mesela ben konuşuyorum itiraz ediyorum haksız bir şey varsa bu yazılı ifade edilebilir. Gösteri yürüyüşü eğer izin alınırsa olur. Toplanırlar bir yerde protesto ederler söylerler. Ama yakıp yıkmak yani polise zarar vermek, devlete zarar vermek, insanları korkutmak dehşet saçmak, yangın çıkartmak özellikle silahlı eylem yapmak rezalet, bunlar olmaz. Bunun teşvik edilecek bir yönü yok. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı resimler vardı Adnan Bey Gezi Parkı olaylarından.

ADNAN OKTAR: Evet göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Devrim cephesinin bir posteri. Yakılan bir otobüs camları kırılmış. Yine devrimci gençlik posteri. Devrim olacak diye yazıyor posterde. Bir başka resim “Yaşasın devrim ve sosyalizm” yazısı var. Yine Taksim’deki Atatürk heykelinin önünde komünist sloganlar, komünist posterler.

ADNAN OKTAR: Adamların komünizmi savunmasında bir şey yok, sosyalizmi de savunabilir, komünizmi de savunabilir; dehşet şiddet bunu istemiyoruz. Polise saldırılması, silah kullanılması işte bomba veyahut ona benzer tahrip edici maddelerle insanları, malları, eşyaları tahrip etmek bu olmaz. Ama gürül gürül bir toplum olsun tabii bu her şeye itiraz eden olabilir tartışan olsun, konuşan olsun. Mesela o iki arkadaşı sürekli söylüyorlar ama hukuki bana hiçbir açıklama yapmadılar. Bir yakını varsa getirsin dosyasında bir hata varsa uygulamada hukuki yönden bir risk yanlışlık gördülerse söz bir Allah konuşacağım burada anlatacağım. Ben çekinmem öyle bir derdim yok. Ama yani niye tutuklandı? Birisi de çıkar ki “niye tutuklanmasın?” diyebilir. Bilmiyoruz ki. Mantıksız yanlış bir şey varsa bunu üstüne dursunlar. Onu getirsinler bize.

KARTAL GÖKTAN: Açlık grevindeki şahıslarla ilgili Süleyman Soylu’nun verdiği bir bilgi var. İçişleri Bakanı “Nuriye Gülmen hakkında yakalama kararı çıkartılmış, 9 Mayıs 2012 tarihinde hapse atılıyor. 1 Nisan 2015’te salındıktan sonra DHKP-C örgütüne üyelik operasyonu sırasında tekrar gözaltına alınıyor ve adli kontrol ile yurt dışı yasağı oluyor. 10 Nisan 2015’te açığa alınıyor. Uzun bir liste var, afiş asma, örgüt adına basın açıklaması, DHPK-C mensuplarıyla aynı evde örgüt adına çalışma ve daha birçok eylem. Bunlar OHAL çıkmadan önce yaşanan şeyler. Yani bu kişinin DHPK-C’yle doğrudan organik bir bağ söz konusu” diyor Süleyman Soylu. İçişleri Bakanı.

ADNAN OKTAR: Şimdi Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi benim bildiğim terör yapan bir komünist hücre. Eylem de yaptıysa, terör örgütü mensubu olmak zaten suç. Eylem de yaptıysa örgüt adına bu da suç olmuş olur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarıyla çatışıyorsa, savcılık iddianame düzenler, mahkeme de ona uymayı uygun görürse cezayı uygular veyahut tutuklama kararı alabilir. Benim burada istediğim kanuna hukuka uygun olmayan ne var onu söylemelerini istiyorum. Bunu söylerlerse söz bir Allah bir savunacağım. Onun dışında olmaz. Mantıklı değil.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: ABD’nin Türkiye’yle paylaşmadığı YPG’ye verilen silahların listesi ortaya çıktı. Verilen silahların bir kısmı şöyle; 6 bin adet biksi makineli silah, 3 bin 5 yüz adet doçka ağır makineli silah, 3 bin adet roketatar silahı, bin adet tanksavar, 235 havan, 3 yüz adet taktiksel olmayan araç. 60 adet standart olmayan araç, 150 adet gece görüşlü koruyucu gözlük, 150 adet mühimmat monte edilmiş kızıl ötesi radar.

ADNAN OKTAR: Türkiye gelenekçi Ortodoks sistemden çok çekiyor. Tayyip Hocam da akılcı şekilde onları dengeliyor ama Türkiye’nin bir an önce çok modern Avrupa’nın en modern ülkesi olması gerekiyor. Çok kaliteli olmamız gerekiyor. O zaman ne bizim Güneydoğumuzda bir devlet kurmaya kalkarlar ne şu olur ne bu olur. Bir kere İsrail’le çok samimi dost olmamız lazım ve bütün ülkeleri sevmemiz lazım. Ve kalitede, sanatta, estetikte Avrupa’nın en iyisi olmamız lazım. Bunu çok kısa sürede kolayca elde edebiliriz. Ve darbeleri de kökten önleyen bir sistem bu. Kalitenin yükselmesi demek darbenin durması demektir. Bunu hükümete rapor olarak da hazırlayıp sunalım. Israrla da üzerinde duralım.

Bugünkü iftardan resim var mı sizde? Bir hayli kalabalıktı maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu çok küçük bir bölümü. Düşünün aşağılara doğru. Bir de üst katı boydan boya dolu. Yani ucu bucağı yoktu. Ben şöyle bir genel turlayıp geçtim. Herkese kısa selam verdim. Ama bitip tükenecek gibi değildi. Üst katlara çıkamadım. Olağanüstü kalabalıktı maşaAllah. Genç yaşlı. Yetmiş, seksen yaşında insanlar var. Sekiz yaşında çocuklar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir köpek, patisiyle kediyi seviyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah hayret. Normalde vahşi hayvan. Saldırması gerekir. Sevmesi tam ahir zaman.

Felaket güzel demek, afet. Mesela afat dersin. Afet çok güzel anlamında. O anlamda kullanılan bir kelime. Muhteşem güzel anlamında. Mesela “dehşet güzel” dersin. Dehşet ile alakası yoktur. Dehşetli güzel, muhteşem anlamına gelir. Güneydoğu’da hatta “Fene güzel”  derler. Fene, fena güzel. Yani çok güzel anlamında.

OKTAR BABUNA: Sayın Kılıçdaroğlu’nun kontrollü darbe iddialarına yanıt eski askeri savcı Ahmet Zeki Üçok’dan geldi. “15 Temmuz öncesinde orduda en güçlü grubun Fethullahçılar olduğunu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı seven çok az ordu mensubu olduğunu belirten Üçok kontrollü darbeyi kontrol etmek için ondan daha büyük bir güç olması lazım. TSK’da Fethullahçılardan daha büyük bir güç yoktu. Bunu Cumhurbaşkanı’nın yaptığı söyleniyor. Ama Cumhurbaşkanı’nın en zayıf olduğu kurum TSK. Söylemler ne yazık ki FETÖ’nün ekmeğine yağ sürüyor.’’ Dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel bir örnekleme yapmış doğru söylüyor.

“Barajda su bitince Allah niye muslukta su yaratmayı kesiyor? Sadece soruyorum.” Kardeşim sebep zinciri var zaten tabii ki. Su boruları var. Baraj var. O sebep zinciri olmadan su orada aklını alacak şekilde aksa, sen zaten mecburen iman edersin. Taştan su aksa iman edersin. O sebep zinciriyle senin olayı makul görmeni sağlıyor Allah. Mesela “Telden elektrik akıyor” diyor. Lamba yanıyor çok makul görüyorsun. Bir kere lamba yanması diye bir şey yok. Çünkü lamba ışık saçmaz. Dışarısı simsiyah karanlık. Bizim bu ışık diye değerlendirdiğimiz olay o fotonları yani dalgaları beynimizin yorumlamasına biz ışık diyoruz. Dışarıda ışık yok. Zifiri karanlık var. Dışarıda ses de yok çıt yok dışarıda. Sesi bizim beynimiz yorumluyor. Bir tek insanın beyni yorumlar sesi. Yani dışarıda sadece dalga var. Ses yok. Çıt yoktur. Uzayda çıt yoktur. Dalga gelir, dalgayı sen bir tek sana mahsus olmak üzere ses olarak duyarsın. Senin ruhun ses olarak duyar, kulaksız olarak. Görmede de aynı şekilde. Elektrik akımını ruhun görüntü olarak görüyor. Ama Işıklı renkli görüntü olarak görüyor. Üç boyutlu, renkli, ışıklı, görüntü. Dışarıda ışık yokken beynin onu ışık olarak görüyor. Dışarıda renk yokken, beynin onu renk olarak görüyor. Yani biraz derin düşünseler Allah’ın muhteşemliğini hemen görecekler. Yüzeysel düşündükleri için göremiyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Ramazanda bir an önce iftar saatinin gelmesini dile getirmek dine göre uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Yani şikayetçi bir üslupla değil de böyle neşe vesilesiyle olabilir. İftarda işte şunları yiyeceğim, bunları yiyeceğim. İşte şöyle iştahım açık bunu diyebilir bir insan. Ama “iftar da bir türlü gelmedi, çok acıktım. Acı çekiyorum.” Bunlar tabii ahlaka Kuran’a uygun değil. Çok çirkin. Yani şikayet etmiş oluyorsun çünkü. Yakışık alan bir tavır olmaz. Ama “iftarda beni göreceksiniz silip süpüreceğim” der. “Tavuklar havalarda uçuşacak” der falan, bunda bir şey yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Oruç tutmanın gerçek amacı nedir?

ADNAN OKTAR: İnsanın tevazuu, mahviyeti, aczini bilmesi, içindeki o taşkın duyguların sakinleşmesi, halim bir insan olarak Allah’ı derin ve samimi düşünecek hale gelmesi birçok hikmeti var tabii. Aç insanların halini düşünüyor, onu anlıyor. Açlığın ne olduğunu anlamış anlıyor. Vücut için de birçok faydası var tabii. Kolesterolü düşürür. Mide dinlenir. Karaciğer dinlenir. Bütün vücut dinlenir. Hücrelerin, mide hücrelerinin yenilenmesine sebep olur. Faydalı o yönden de.

VTR: Hayattaki yaşama amacımız nedir?

ADNAN OKTAR: Allah’ın tek bir amacı vardır, sevgi. Yani kainatı yaratmaktaki tek amacı Allah’ın sevgidir. Sevgi de Allah’ın rızasına uymakla olur. Samimi olmakla olur. Zincirleme. Mesela samimiyet. Samimiyet Allah’ın rızasına uymayı sağlıyor. Allah’ın rızasına uymak sevgiyi sağlıyor. Bütün bu güzelliklerin sebebi de sevgidir. Evet.

VTR: Denizin altında insanoğlunun görmediği alemler var mı?

ADNAN OKTAR: Denizin altında ne varsa zaten insanlar görüyor. Yani iniliyor. En derin yerlere kadar iniliyor. Kameralarla bakılıyor. Güzel bir alem var tabii. Çok hoş bir alem var ama denizin altındaki toprak tabakasının daha altında ne var anlamında diyorsa oralarda matkap ile delinip bakılıyor. En altında magma var. Yani kaynayan magma var. Evet.

VTR:  Ben şu an Müslümanım ama Hristiyan veya Yahudi biriyle bir evlilik yaptım ve eşim Müslüman olmadı. Ben de hala Müslümanım. Bunun bana karşı bir günahı var mı?

ADNAN OKTAR: Hanımların Hristiyan veya Musevi bey ile evlenmesine dair bir hüküm Kuran’da ben görmedim. Ama beylerin Musevi veya Hristiyan bir hanımla evlenmesinin hükmü açık. Allah “evlenebilirsiniz” diyor. Ama kadınlar için de “evlenemezsiniz” diye bir hüküm görmedim. Ama bir daha bakayım Kuran’a.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam fakirler hacca gidemezse ne olur? Bunu öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Gidemezse Cenab-ı Allah’a karşı mazereti açıktır. “Ya Rabbi” der “Ben fakir bir insandım. Param yoktu. Çok istedim. Niyet ettim ama Allah’ın bana ikramı olursa bir imkan elime geçerse gitmek isterim” der. Ama “şu an gidemiyorum” der. Dolayısıyla sorumluluk olmaz tabii ki. Elimizdeki imkan kadar sorumluluğumuz olur. Mesela kolu olmayan bir insan, bir insanı kurtaramadıysa o sorumlu olmaz. Ama kolları varken kurtaramadıysa sorumlu olur. Parası yokken hacca gidemediyse sorumlu olmaz ama parası varken gitmiyorsa sorumlu olur. Evet.

VTR: Sizce çevreyi temiz tutmak için elektrikli arabalara geçiş yapmalı mıyız?

ADNAN OKTAR: Elektrikli araba tabii çok iyi olur. Yani hava bayağı temiz olur. Şehirler özellikle Ankara mesela çok çukur bir yerde. İstanbul’da da birçok semt çukurdur, egzoz dumanından çok havasız oluyor. Elektrikli araba olduğunda hava muhteşem olur, Dumanlı Yaylası gibi olur. Çok iyi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Neden E-5’te bu kadar çok üniversite var? Bilhassa E-5’te neden bu kadar çok üniversite var?

ADNAN OKTAR: Yani yol üstünde mi demek istiyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR:  Daha iyi işte ulacım açısından güzel olur.

KARTAL GÖKTAN: Kampüs daha böyle yeşillik alanları falan tercih ediyor öğrenciler, istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Yeşillik yok mu oralarda?

KARTAL GÖKTAN: Genelde hep otoban olduğu için karmaşık yerler.

ADNAN OKTAR: O tabii çocuklar için iyi bir şey değil. Hemen ağaçlandırılması lazım.

OKTAR BABUNA: On-on beş üniversite varmış bahçesi olmayan, apartman gibi binalar şeklinde.

ADNAN OKTAR: Yani derhal devlet istimlak etsin bitişikteki binaları, özellikle böyle uydurma binalar veyahut kaçak yapılmış binalar, güzel görünmeyen binaları hepsini istimlak edip yıksınlar, oraya geniş alanlar yapıp bağlık bahçelik yapmak lazım, olmaz tabii.

KARTAL GÖKTAN: Videolarımızı izleyelim şimdi daha sonra tekrar beraber olacağız.

VTR: Bediüzzaman Hazretleri, ‘Hz. Mehdi (as) Risale-i Nur’u Bir Program Olarak Neşr ve Tatbik Edecektir’ Diyor

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Çok merak ediyorum da, ruhunuzun en çok zevk aldığı şarkı isminden üç tanesini söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Şarkı isminden, şarkıları mı istiyor?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, hem Iphone’lar hem de Android telefonlar için yeni bir uygulamamız var. İsmi “sesli kitaplar.” Bu uygulamayla kardeşlerimiz hem kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’i, hem de sizin kitaplarınızın çok büyük bir bölümünü telefonlarından baştan sona dinleyebiliyorlar. Ayrıca son çıkan kitap “İngiliz derin devleti” de mevcut bu uygulama içerisinde. Kitap bölümleri ayrı ayrı seslendirilmiş ve kaldığı yerden devam etme özelliği de var. Kardeşlerimiz kitapları okuma imkanı bulamadıkları her yerde arabada, yolda nerede isterlerse sizin kitaplarınıza dinleyerek de ulaşabilirler. Google Play’da ve Aplication Store’da sesli kitaplar olarak aratırlarsa uygulamayı telefonlarına indirip okuyabilirler.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Oda TV Yazarı Müyesser Yıldız, kimsenin bu son helikopter kazasını inandırıcı bulmadığını ve Sayın Devlet Bahçeli’nin bile bu konunun soruşturulması talebinde bulunduğunu yazdı. Şöyle söyledi: “Geçen yıl Hakkari Çukurca’da düşen kobra helikopterimizi hatırlıyor musunuz? Bölgeye takviye için gönderilen taarruz helikopteri kobra düşmüş iki askerimiz şehit olmuştu. Genelkurmay bunu arıza olarak açıkladı. Ancak yirmi dört saat geçmeden PKK’nın kobramızı füzeyle vurma görüntülerini yayınladı. Ve bu füzeleri Rusya’dan aldıkları iddia edilmişti. Peki bu konu ne durumda hala sonuçlanmadı” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii süratle açıklığa kavuşturulması lazım. PKK vurduysa “PKK vurdu” kazaysa “kaza.” Yani halka yanlış bilgi verilmesi ihtimali çok ürkütücü olur, çok çok vahim olur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, ayrıca bizi izleyenler sizin tüm kitaplarınızı Global Yayıncılık’tan da temin edebilirler. Global Yayıncılığın telefon numarası 444 444 1. Ayrıca globalkitap.com adresine girerek de kitaplarınıza ulaşma imkanına sahip olabilirler.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Mesela Türkiye’de et yiyen çok insan var ve hayvan sever de çok insan olduğunu görüyoruz. Ama mesela bu aradaki çizgiyi nereye çekmemiz gerektiğini merak ediyorum ben. Yani evdeki köpek şirinken yenilen kuzu şirin olmuyor da, sokaklarda kafası kesilen boğa yemek olarak görülürken sokakta köpek öldüğü zaman tepki veren bir halkımız var. Bu konuda sadece halkın çizgiyi nereye koyduğunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Çok yaman gençler, çok şeker. Şimdi bir kere burada dini inanç esas olmuş oluyor. Orada bir yemek yeme, helal olma var ve yemek yediğinde de insanlar hakikaten sağlık buluyor, güzel oluyor. Ama orada keyif için hayvana eziyet etme var, orada hayvana eziyet etme yok. Hayvan kesildiğinde zaten bayılır. Zaten acı duymaz hayvan ama kesildiğinde hemen şuuru kapanır. Dolayısıyla orada insanların rahatsız olacağı, üzüleceği bir şey yok. Hayvan acı çekmiyor. Acı çekmediğine göre ve insanlara besleyici bir gıda olarak Allah onlara sunduğuna göre ve aksinde insanlar ölüyor et yemediklerinde. Sağlıklı olmuyorlar hastalıklı oluyorlar. Ama köpeği adam arabaya bağlıyor eziyet ediyor. Bu olmaz tabii ki. Mesela kediyi doğruyor hayvanı, eziyet ediyor. Eziyetle orada meşru olarak onu kesip gıda olarak değerlendirmenin arasında çok büyük fark var. Yani birinde işkence amacı var ve psikopatlık amacı var. Diğerinde beslenme amacı var ve orada acı çektirmeme var. Hayvan acı çekmiyor gözünü bağlıyorlar, ilk bıçak darbesinde zaten hayvan anında bayılır. Beyne kan gitmesi duruyor zaten hayvan acı çekmez. Hadi acı çektiğine inanan için diyelim, acı çekmez hayvanın şuuru kapalıdır, acı nedir bilmez, bilgisayar gibi. Hadi acı çektiğini düşünüyorsan bile ilk bıçak darbesiyle boyna giden kan durmasıyla anında bayılır hayvan, derhal şuuru kapanır ve acı çekmez. Öbüründe acı çektirme var, onda acı çektirmeme var. Onda hayvandan istifade etme var, onda sadece sadistlik var. Arada çok büyük fark var. Evet.

OKTAR BABUNA: Bir son dakika haberi var. İngiltere’nin başkenti Londra’da bir minibüsün yayalara çarptığı bildirildi. Bir kadın görgü tanığı, beyaz bir minibüsün yayaların üzerine direksiyon kırdığını ve en az beş veya altı insana çarptığını söyledi. Ama en son gelen haberler yirmi yaralı. “Londra’da dehşet gecesi” diye veriyorlar haberlerde.

ADNAN OKTAR: Sevgisizlik, gelenekçi İslam anlayışı, Ortodoks kafa. Sen namaz kılmayanı öldürmeyi caiz görürsen ki Diyanet’in kitaplarında yazıyor Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de. Sakal kesen insanın öldürülmesini savunursan, zina eden adamın öldürülmesini savunursan, Avrupa’da serbest cinsellik çok yaygın. Adam diyor ki “Bunlar zina ediyor ben öldüreceğim” diyor “sakalını kesiyor” diyor “Müslüman” ben bunu da öldüreceğim diyor. Zekat vermeyeni öldürmekten bahsediyor hadisler, adam gidip zekat vermediği için adamları öldürmeye kalkıyor. Dinini değiştiren oluyor, ateist oluyor onu da öldürmen gerekiyor diyor, hadis var diyor. Önce o dehşet dolu mantığı savunan uydurma hadisleri ortadan kaldırmak lazım. Ve Diyanet onu kabul etmediğini açıklaması lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Gençler arasındaki dostluk nasıl arttırılabilir?

ADNAN OKTAR: Bir kere zıt fikirlerde bir anlaşma sağlamak lazım. Mesela ateistle Müslüman arkadaş olabileceğini göstermek lazım. Benim mesela çok ateist arkadaşım var. Veyahut Marksist olur onunla arkadaş olabilirsin, dost olabilirsin. Nakşibendi’yle Kadiri, Nurcu, Süleymancı arkadaş olabileceğini göstermeleri lazım. Aslında hükümet önayak olsa arkası gelir. Ama hükümetin bir kere cesur olması lazım mesela bakan bir Nakşibendi şeyhiyle görüşmeye çekiniyor adım çıkar diye. Mesela bir Süleymancıyla görüşmekten çekiniyor adım çıkar diye. Böyle olmaması lazım. Bakan ateist gençlerle de görüşmesi lazım, Nakşibendilerle de görüşmesi lazım, Kadirilerle de görüşmesi lazım yani görüşülmeyen bir insan grubu olmaması gerekiyor. Ahlak bozukluğu dışında. Yani adam mesela çocukların ırzına geçmiş veyahut homoseksüel, homoseksüel eylemleri açıkça yapıyor adam onunla görüşmez tabii çünkü İslam ahlakına göre bu korkunç bir şey. Bunlar olmaz. Ama örnek olunursa bu güzel netice alınır. Olur mu? Olur fakat biraz zor. Ne zaman olur? Mehdiyet devrinde. Mehdiyet devrine ne kadar kaldı? Az kaldı. Biraz sabrederse gençler el ele tutuşup halay çekecekler. Halayda Nakşibendi de olacak Kadiri de, Nurcu da, Süleymancı da, komünist de ateist de hepsi dost olacaklar, arkadaş olacaklar.

Evet dinliyorum.

VTR: Eviyle okulun arasında mesafe olan öğrencilere devlet yardım etmeli mi?

ADNAN OKTAR: Tabii. Ücretsiz öğrencilere otobüs yahut troleybüs neyse devletin vasıtaları ücretsiz olması lazım öğrenciler için. Çünkü ticari bir amacı yok çocuğun öğrenmeye gidiyor, bir geliri de olmayacağına göre ücretsiz olması gerekir.

VTR: Futboldaki sakatlıklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Futbol çok riskli bir spor aslında. Ben mesela bizim çocuklara hiç tavsiye etmiyorum futbol. Ne zaman oynadılarsa birçoğu ayağını kırdı bizim çocuklar, tendon kopması oldu. Çok sert bir spor. Boks, güreş her bünye bunu kaldırmaz. Özellikle boks son derece tehlikelidir. Futbolda da çok fazla ayak kemiklerinde tahribat oluyor, kırılmalar oluyor, çıkmalar, çatlamalar oluyor. Görüyorsunuz futbolcuya çarpıyor çocuk hemen yerde kıvranmaya başlıyor. Çünkü top ayağında gidiyor, ayağına vurması gerekiyor topu almak için yani topa vurması gerekiyor, topa vuracağım diye ayağına vuruyor. Onu ayırt etmek çok güç o anda. Çalım yapacağım diyor illa ki bir şeyler oluyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Halk oyunları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Halk oyunları bağnaz arkadaşların asla kabul edemediği, gelenekçi Ortodoks Müslümanların büyük bölümünün asla kabul edemediği, samimiyetsiz bir itiraz anlayışı içinde oldukları durum. Mesela en gelenekçi dede bile torununun düğününde kalkıp oynuyor. Hacı amcaları kaldırıyorlar gayet güzel kaşıkla falan oynuyor. Ama lafa gelince işte haramdır diyor. Tabii ki çirkin yani halk oyunlarının yasaklanması. Oyuna, eğlenceye, gençlerin neşelenmesine, müziğe tavır alınması vahim bir tavır.

Evet dinliyorum.

VTR: Hayvanlara yönelik cinayetlerin ve tecavüzlerin cezası niçin bu kadar az?

ADNAN OKTAR: Cezası yok bildiğim kadarıyla. Para cezası falan veriyorlar. Mesela bak geçen günler kedi yavrularını kesmişler jiletle, adam mutlaka psikopat oluyor. Diyor ki belediye ilgilensin. Belediye olur mu? Direkt polisin el koyması lazım. Yani savcılığa intikal. Çünkü onu yapan adam cinayet rahatça işler. Jiletle kediyi doğrayan insanı da doğrar o, manyak demektir. İlk planda tanıtılması lazım. Önden yandan fotoğraflarının halka gösterilmesi lazım. Hatta bulunduğu yer de bildirilmesi lazım halk kendini koruması gerekiyor böyle insanlara karşı. Ve hapis cezası da verilmesi lazım işkence yaptığında. Evet.

VTR:  Merhaba, ben hemşireyim. Hastalara karşı davranışlarımız nasıl olmalıdır? Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Hastalar doktorlara nasıl davranmalı, hemşirelere nasıl davranmalı? Hemşireler, doktorlar hastalara nasıl davranmalı? Her iki taraf da çok merhametli, şefkatli olması lazım. Çünkü biri acz içinde, çok zor durumda. Öbürü de onu kurtarabilecek güce sahip, lütufkar, sevecen, koruyan, kollayan halim bir baba gibi, halime bir anne gibi olması lazım doktorların ve hemşirelerin. Ama gelen hastaların da son derece anlayışlı, nezih, hürmetli olmaları lazım. Bir acımasızlık karşılıklı oluyor. Allah korkusu, Allah sevgisi çok yoğun olursa her iki taraf da çok güzel dengelenir. Mehdiyet devrinde hepsi hallolacaktır.

Evet, dinliyorum. 

VTR: Yanınızda bulunan hanım arkadaşlarla ilgili çok eleştiri alıyorsunuz gerek kıyafetlerinden dolayı, gerek söylemlerinden dolayı. Bunları haklı buluyor musunuz? Kıyafet konusu İslam'da çok tartışılan bir şey. Gerçekten de çok fazla açık giyinmiyorlar mı? Ne diyorsunuz bu konuda merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Erkekler çok açık giyiniyor, asıl onlar meseleyi halletsinler. Onlara her şey serbest. Göbeklerinin resmini falan gösteriyorlar yok baklava gibi oldu yok börek gibi oldu falan diye. Sen o kadar kendini gösteriyorsan müsaade et de hanımlar da kendini göstersin. Sana hürriyet var da hanımlara niye hürriyet yok? Yani neden onlara yasak da sana serbest. Diyor ki "Kadınlar tahrik ediyor." diyor. Kadın da erkekten tahrik olabilir, niyet ederse o da tahrik olabilir. Karşılıklı bu. Şu laf mı yani? Bir de sen kendine özgürlük verirken kadınlara özgürlük vermeyeceğine dair mantığı nereden çıkardın? Ve o hakkı sana kim verdi? Bunu hiç düşünmüyorlar. Halbuki bu bir pagan geleneği olarak çok eskiden gelen binlerce yıllık bir pagan geleneği kadınları baskı altında tutmak. Yok örteceksin, yok döneceksin şöyle, yok yürüyeceksin. Sana ne? Sen kendi işine bak. Kadınlar sana karışıyor mu? Dışarıya çıktın, ne yaptın, ne ettin, nereye baktın, nasıl giyindin karışmıyor. Sen de kadınlara karışma. Hiç kadınlarda gördünüz mü; nasıl kıyafet bu, açık giyiniyorsun, niye dekolte giyiyorsun diyor mu? Üstü başı açık. Kadınlar diyebilir; ne yapıyorsun sen, her yerin görünüyor, ört, tesettüre bürün falan diyebilirler. Bunun bir mantığı yok. Ama benim kız arkadaşlarımın örtünmelerini istemelerinin nedeni; benim kız arkadaşlarımın çok çok güzel olmaları, çekici cazibeli olmaları, çok kaliteli ve çok namuslu olmaları ve dindar olmaları. Eğer namussuz ve dinsiz olsalar kimse ilgilenmez. Çünkü ben internete bakıyorum, çırılçıplak kadınlar var anadan doğma. Kimseyi ilgilendirmiyor, adam dönüp bakmıyor bile. Filmler falan, milyonlarca kadının resmi var, milyonlarca anadan doğma, çırılçıplak. Cinsel ilişki halinde var, başka türlü var, her türlü var. Adamlar tiksiniyor, muhatap dahi olmak istemiyor. Hiçbir erkek bakmaz yani bakmıyorlar. Ama benim kız arkadaşlarım olağanüstü etkileyici oluyor. Neden? Bir; beni deli gibi seviyorlar. İki; ben onları deli gibi seviyorum. Onlar bana tutkuyla bağlı, ben onlara gerçek tutkuyla bağlıyım; onlar da bana gerçek tutkuyla bağlı. Bu hiç görülmemiş bir şey. Çünkü oradaki kadınlarda bunu görmek mümkün olmuyor. Çok özür dilerim, kaşar oluyor o kadınların büyük bir bölümü. O çıplak, şu bu falan orada görünen kadınların. Kaşarlaşmış, duygularını yitirmiş, derinliğini kaybetmiş, aşkı bilmeyen, Allah korkusunu Allah sevgisini bilmeyen, tutkunun o deli fırtınasını, o coşkulu fırtınasını hissedemeyen et yığınları, kalıplaşmış et yığınları. Sizde akıl almaz bir tutku var ve bir derinlik var. Benim sizi çok beğendiğimi biliyorlar. Sizin de beni çok beğendiğinizi biliyorlar. Benim sizi çok sevdiğimi, sizin de beni çok sevdiğinizi biliyorlar. Şimdi bu hiç alışılmamış bir şey. Bu asıl şoku meydana getiren, rahatsız eden. Yoksa dekolte kadın milyonlarca var dünyada. Bütün kanallar; yabancı kanallar da öyle, Türkiye'deki kanallarda da birçok kadın dekolte. Birçoğu onları ilgilendirmiyor. Hepsi olmasa da birçoğu ilgilendirmiyor. Çünkü onların aradığı orada yok. Tutku burada gerçekten yaşandığı için kıskançlığın ve ızdırabın kaynağı oluyor. Yani sizin yüzünüzdeki mesela şu duru ve derin bakış hangi kanalda var ve hangi kişilerde var, bana bir yazsınlar. Ben dürüstçe samimi olarak söylüyorum, şu kişide var diye bana yazsınlar. Olabilir, ben göremedim. Ben kabul ediyorum. Olabilir, ben göremedim. Böyle derin bir tutku kimlerde var, bana bir yazsınlar, göreyim. Buradaki bu sevgi metafizik bir şey. Bunu hayretle izliyorlar. İzlenmenin yüksekliğini sebebi de o. Yoksa sizin dekolteniz kimseyi ilgilendirmez. Şimdi git Antalya'ya, kadınlar ip gibi çamaşırlarla geziyor, sutyenlerle geziyor. Sokaklar dolu. Milyonlarca kadın var, kimseyi ilgilendirmiyor. Böyle bir şey yok. Ama siz mesela bir parça, hafif bir göğüs dekoltesi, hafif bir mini etek görünümünde kıyafet giymiş olsanız çok büyük olay oluyor. Dert ne biliyor musunuz? Bakışlarınızdaki derinlik, kalbinizin temizliği, dürüstlüğünüz, namusunuz, iffetiniz, aklınız ama o çılgınca olan sevginiz. Asıl konu bu. Yoksa dekolte kaynıyor, İstanbul şaka gibi bir şey. Televizyon kanallarına bak, şimdi biz gösteriyoruz kanalları. TRT'nin yayınlarında bile kadınlar çok abartılı dekolte giyiniyorlar. Numan Kurtulmuş'un talimatıyla bayağı açık, dekolte kıyafetler giyiyorlar. Müzik, dansın en abartılısı var. Yayınlıyoruz, görüyorsunuz. Adeta sevişmeyi andırır tarzda görüntüler var. Kimseyi ilgilendirmiyor onlar. Büyük bir heyecanla burada gerçek tutku yaşandığı için, dünyada görülmemiş bir şey olduğu için bu kadar hayranlık ve hayret uyandırıyor. Gerçek sevginin oluşmasından kaynaklanıyor olay. Bir daha yayınla o delikanlıyı. 

VTR: Yanınızda bulunan hanım arkadaşlarla ilgili çok eleştiri alıyorsunuz gerek kıyafetlerinden dolayı, gerek söylemlerinden dolayı. Bunları haklı buluyor musunuz? Kıyafet konusu İslam'da çok tartışılan bir şey. Gerçekten de çok fazla açık giyinmiyorlar mı? Ne diyorsunuz bu konuda merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kuşadası, Fethiye, Köyceğiz, git aşağılara doğru Antalya'ya falan; neredeyse çırılçıplak geziyor birçok insan. Kadınların ip gibi çamaşırları yahut işte mayoları, göğüslerine taktıkları mayo da öyle, sutyen de öyle çok çok ince, yok gibi neredeyse. Dönüp kimse bakmıyor dahi. İsterseniz videoya çekip getirelim. Milyonlarca ama milyonlarca kadın, bir tane iki tane değil. Kimse ilgilenmiyor. Ama benim burada arkadaşlarım hafif bir dekolte bile, normal bir dekolte bile olsa yer yerinden oynuyor. Bunun sebebi derin tutku, gerçek sevgi, gerçek Allah aşkıdır. Bu kadar sarsılmanın nedeni bu. Ve gözlerindeki hiç görülmeyen tutku. Asıl gözlerindeki ifade onları çok etkiliyor. Dolayısıyla doğru değil mi, gençler burada bile İstanbul'da deniz kenarında, Bebek'te şurada burada falan bakıyorum deniz kenarında balık tutuyorlar; ufacık bir külot giyiyor, çırılçıplak balık tutuyor. Şimdi dekoltenin en gelişmişi olmuş oluyor. Diyor ki kadın tahrik eder. Erkek de kadını tahrik eder. Etmiyor mu? Etmez diyor mu? Demez. Ama böyle bir olay olmuyor. Çok nadir oluyor. Neden? Çünkü kadın tutkuyla etkilenir, akılla etkilenir, imanla, temizlikle ve güvenle etkilenir. Bunlar olmadığında istediği kadar baklava olsun göbeğinde, isterse açma olsun, poğaça olsun ne olursa olsun kadın etkilenmez. Yok omuzları bilmem ne kadarmış da, yok işte falan feşmekan. Goril daha gelişmiş oluyor. Mesela gençler yırtık pantolon falan giyiyorlar. Nedir amacı? Güya tahrik edecek işte, bazıları için söylüyorum hepsi için demiyorum. Dekolte değil mi, o da dekolte. Sırtını açıyor, göğüslerini açıyor. Bu konuyu yeri geldikçe daha da detaylandırarak anlatacağım.

Dinliyorum. 

VTR: Ben Rap müzikle ilgileniyorum ama herkes söze bakıyor. Kimse alt yapıya bakmıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Alt yapıyı neden dinlemiyorlar sizce? 

ADNAN OKTAR: Rap'te hakikaten akıcı, güzel, şiirsel bir konuşma oluyor, mecburen dikkati oraya gidiyor. Müzik kısmı da o kadar önemli gibi görünmüyor orada. Müziğe ağırlık verilmiyor gibi görünüyor diyelim. Dolayısıyla zaten Rap'in ana özelliği cümleler, kelimeler, anlatım olduğu için makul oraya insanların dikkatinin gitmesi. İster istemez gider. Konuşmayı keser de müziğe ağırlık verirse o zaman insanlar müziğe dikkat verirler. İki şeye birden aynı anda dikkat vermek zordur insanlarda.

Evet, dinliyorum. 

VTR: Allah Kendisi'nin çözemeyeceği bir şifre yaratabilir mi? 

ADNAN OKTAR: Bunu çok söylüyorlar, işte "Allah Kendisi gibi bir Allah yaratabilir mi?" işte "Çözemeyeceği bir şifre yahut yapamayacağı bir şey yaratabilir mi?" Bunlar çocuksu gereksiz sözler. Allah sonsuz akıl. Yani ucu bucağı olmayan bir akıldır. Fakat tabii Allah'a saygı da esastır. Şu bizim muhakeme yargımız o kadar ilkel olur ki Allah'ın karşısında bu sorduğumuz soru, alabildiğine ilkel olur. İnsan aklı Allah'ın aklının karşısında adeta bir hiç. Çok çok zayıftır. Dolayısıyla böyle şeylere değil de Allah'a hayran olarak, derin saygı duyarak olaylara yaklaşmak lazım. Allah'a sevgisini, Allah'a olan saygıyı derinleştirmek çok önemli. Dine yaklaşırken bu tarzda yaklaşmak lazım. Evet. 

VTR: Merhaba ben Eda. Kadınların piercing takması konusunda ne düşünüyorsunuz? 

ADNAN OKTAR: Şahane oluyor, bayağı yakışıyor, çok güzel oluyor. Ama bazen burun ucuna takıyorlar, o çok zor olur. Temizlik yönünden çok zor olur. Bazı vücut noktaları şey, burnunun tam ucu çok şey çünkü hassas bir nokta o. Olmaz. Ama mesela burun yanlarına takıyorlar güzel, yakışıyor. Kulaklarına takıyorlar güzel, yakışıyor. Göbeklerine takıyorlar, yakışıyor. Mikrop kapmaması çok önemli. Bunun dışında güzel bir şey tabii. Evet. 

VTR: Makyaj yapmayı çok seviyorum. Makyajın aşırısı olur mu? 

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. Nasıl tatlı maşaAllah. Olur mu? Makyajın yakışanı vardır. Bir genç kız yakışacağını bildiği halde aşırı olur diyor. Kardeşim sen saçını tarıyorsun, yarısını tara yarısını tarama o zaman. Dersin ki aşırı olur bu. Aşırı saç tarama olmayacağı gibi aşırı makyaj da olmaz. Allah Allah. Ne ise mesela yemek yiyorsun, normal doyuncaya kadar yersin. Makyajda da makyajın bir doyumu vardır, doyum noktasına kadar makyaj yapar kadın. Doymamış bir makyaj aç kalır. Ve dolayısıyla o eksiklik hissedilir o kadının yüzünde.

Sahur yapmayanlar varmış. Yıldırım hızıyla sahur yapmaları için şimdi kısa bir ara vereceğim, devam edeceğiz. 

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarımızı izleyebiliriz. 

Masaüstü Görünümü