Harun Yahya

Sohbetler (5 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Hoş Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Yemen, Maldivler ve Libya gibi ülkeler El Kaide, IŞİD, Hamas gibi örgütlere destek verdiği gerekçesiyle Katar’la ilişkilerini toplu olarak kestiler Adnan Bey. İran bu karar için Amerika’yı suçladı. “Katar’la ilgili karar Trump’ın Suudi Arabistan’a yaptığı ziyaretin bir sonucudur” dedi. Bu kararın Katar üzerinden Türkiye’ye uzanacağı yorumunda bulunanlar var. Çünkü Türkiye de Hamas’a destek veriyor. İkinci aşama olarak Türkiye’ye tavır alınabilir diyorlar. Türkiye konu ile ilgili telefon diplomasisi başlattı.

ADNAN OKTAR: İşte Türkiye gelenekçi İslam değil de Kuran İslamlığını savunması lazım. Hamas çizgisi, El Kaide falan zaten Türkiye kabul etmez öyle bir çizgiyi de. Fakat Diyanet de gelenekçi Ortodoks sistemi savunuyor. Yani klasik Sünni inancın hadislerini savunuyor. O hadislerde namaz kılmayanın öldürülmesi var. Oruç tutmayanın, zekat vermeyenin, sakalını kesenin öldürülmesi hükümleri var o kitaplarda. Diyanet, Kuran kökenli bir İslam anlayışını savunması lazım. Katar’la Suudi Arabistan’ı Türkiye barıştırsın. Tayyip Hocam devreye girsin. Bu çok riskli bir gelişme. Müslümanları birbirine düşürecekler. Büyük bir oyuna hazırlanıyor İngiliz derin devleti, bir karanlık oyun peşinde. Buna hemen müdahale etmek lazım. Müslümanları ikiye bölmeyi düşünüyor İngiltere’deki İngiliz derin devleti. Ciddi bir oyun hazırlıyorlar. Rumi bir cephe oluşturmak istiyorlar. Bir de koyu Sünni ve gelenekçi mantıkla Şiiliği, koyu Şii inancı çatıştırmaya çalışıyorlar. Şimdi esaslı bir hazırlık var. Buna müsait de çok fazla adam var. Hükümet bu konuda çok titiz olsun. Mesela bu Katar’la olan olayın hemen çözülmesi gerekiyor. Bu Katar’la İngiliz derin devletinin anlaşamamasının nedeni, bu modern Katar devletini kuran şu an yönetimde olan Al Sani ailesi İngiltere ile işbirliği yapmayı reddetti başından beri, kabul etmediler. O yüzden işgal edildiler önce. Katar 1971 yılında bağımsızlığını daha yeni ilan etti, 1971 yılında ilan etti. O yıla dek, o yıla kadar İngiltere orayı yönetiyordu. İngiliz derin devleti oraya hakim olamadığı için şu an orayı imha edecek, işgal edecek bir politika hazırlıyorlar. Türkiye bu oyunu bozması lazım. Suudi Arabistan da bu oyuna gelmesin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bülent Arınç’ın damadı Ekrem Yeter’in FETÖ operasyonları kapsamında gözaltına alındığı öğrenildi. Arınç konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Bir süreç var. İnşaAllah en kısa sürede bir haber alacağız. Damadımıza her bakımdan güveniyoruz. Kesinlikle bir ilişkisi olmadığına inanıyoruz. Kendisini sevinçle bekliyoruz.” dedi.

ADNAN OKTAR: Sevinçli başka şeyler de olacak biraz beklerse inşaAllah. Dediğimiz ne varsa doğru çıkıyor görüyorsunuz.

Türkiye ile Katar’ın arası çok iyi bu aralar. Türkiye’de muazzam yatırımlar yapıyor, Türkiye de Katar’a çok büyük yatırımlar yapıyor. Müthiş bir ekonomik bağlantı var aramızda. Şimdi İngiliz derin devletini bu çok rahatsız etti. Bunu ortadan kaldırmak istiyorlar ve Katar’ı çökertmek istiyorlar yani dize getirmek istiyorlar, İngiliz derin devletinin kontrolüne sokmak istiyorlar. İşte İttihad-ı İslam, Mehdiyet olsa bunu hiç yapamayacaklar. Ama bak tek tek olunca rahatça ezebiliyorlar. Suudi Arabistan bu oyuna gelmesin. Türkiye bütün gücüyle devreye girsin, gereken yapılsın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Abdülkadir Selvi kısa bir süre önce Yunanistan’a kaçmak üzere Rodos’ta bekletilen FETÖ’cüler arasında bir konuşma geçtiğini ve bu konuşmaya göre FETÖ’nün 15 Haziran’da yeni bir darbe girişiminde bulunacağının anlaşıldığını yazdı. “Darbe paranoyası içinde değilim ama 15 Temmuz öncesinde de darbe yapamazlar diye kestirip atmak yerine o konuda derinleşebilseydik bunlar başımıza gelmezdi. 15 Temmuz duruşmalarını görmüyor musunuz? Nasıl bir özgüven içindeler. Belli ki kulaklarına bir şey fısıldanmış.” dedi.

ADNAN OKTAR: Ben söyledim ama bilmiyorum yapıyorlar mı? Ordu içerisinde darbeye karşı askerlerin eğitilmesi lazım. Özel eğitim almaları lazım yani darbeyle ilgili bir atak gördüklerinde subayların, erlerin, erbaşların neler yapması gerektiğine dair çok kapsamlı bilgilendirilmeleri lazım. Mesela füze ile ilgili bölümde olan ne yapması gerekir, tankla ilgili bölümde olan ne yapması gerekir, halk neler yapması gerekir? İngiliz derin devletinin şakası olmaz. Bu eğitimin bekletilmesi de hiç doğru olmaz. Polisin ayrıca eğitilmesi lazım, özel harekatın iyi eğitilmesi lazım. En ufak bir kıpırtıda derhal karşılık verilmesi lazım. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir üst lige yükselen İzmir’in Göztepe takımı taraftarı tekbirlerle destek verdi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Çok güzel. Gençlere güzellik gelmiş, güzelleşmişler. Etki her yerde görülüyor adım adım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti vekili Orhan Miroğlu darbe sanıklarını yönlendiren bir üst akıl olduğunu söyledi. “Üst akıl derken bir takım insanlar rahatsız oluyorlar ama burada bir üst akıl var. Bu sanıklara örgütsel bir davada nasıl bir tutum takınmalarını vaaz ediyorlar. Bunun mekanizmalarını nasıl oluşturuyorlar onu bilmiyorum ama birçoğunun toplu ve aynı yerde tutuluyor olmalarının da bu konuda imkan yarattığı açıkça görülüyor. Görünen şu ki bu darbeyi gerçekleştiren örgüt bu defa bu davaların geleceği bakımından yeni bir sayfa açıyor. Dört başı mamur bir plan var. Bu davaların Türkiye’nin dış ilişkilerini etkilemesi bakımından da.”

ADNAN OKTAR: Ben söyleyeyim yani onların o konu yattı. Türkiye’de bütün halk bu Gülen örgütüne karşı, işte terör yapılanmasına karşı müthiş bilenmiş vaziyette. Eskiden çok sempati topluyorlardı Gülenci olmasa bile iyi gözle bakıyorlardı. Ama şu an korkunç bir nefret var yani kıpırdamaları mümkün değil. Ama tabii moral verirler her zaman için olur bu tip hareketlerde. İşte “Bir gün kurtulacaksınız, bir gün bir şey olacak” der. Çünkü o kadar emek vermişler, bir anda hareket yerle bir olmuş. Ağırlarına gidiyordur.

Buyurun, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Parti vekili Orhan Miroğlu, darbe davalarındaki sanıkların son derece rahat hareket ettiklerini, sorulara çok sistematik cevap verdiklerini ve adeta birinin onları kurtaracağından emin olduklarını söyledi. Ayrıca davaya kamusal ilginin ve toplumsal hassasiyetin de az olduğunu ve bu durumun sanıkları rahatlattığını öne sürdü. “Örneğin salonda mağdurların on avukatı varken, sanıkların otuza yakın avukatı var. Bu durum onları rahatlatıyor.” dedi.

ADNAN OKTAR: Rahatlatma değil de mahkemeleri çabuk sonuçlandırsınlar, uzatmaya gerek yok. Çünkü sanık yakınları ne yapacak adamlar? Küfredecek hali yok, dövecek halleri de yok. Nasıl deşarj olsun? Ne söylesin? Hiçbir şey yapamazlar. Orası hukuki bir bina. Fazla bir şey yapılacak gibi değil. Avukatlık da bir konu yok. Var da usulen, hükmen. Birkaç celsede bitirsinler, uzatmaya gerek yok. Hepsi ilgili yere sevk edilsin. Sanık yakınları da mağdur olmuş olur. Uzatılması doğru değil. Bilgiye ulaşmak için sorguluyorlarsa o ayrı mesele. Ama bence birkaç celsede bitirilsin, konu da kökünden bitsin. Katil hapisten çıkması diye bir konu olmaz. Onu unutsunlar. Mehdi (as) çıksa da kurtulamazlar onu söyleyeyim. İsa Mesih gelse de kurtulamazlar. Her halükarda yatacaklar. En hafif cezayı almış olur zaten.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdurrahman Dilipak yeni kabine değişikliği konusunda hükümete tavsiyelerde bulundu. Ne tip insanların kabineye girmesi gerektiğiyle ilgili çok fazla madde sıraladı. Ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şöyle bir uyarıda bulundu. “Bugün Erdoğan gitse, Fethullah Gülen gelse Gülen’e tabi olacakların sayısı az değildir, bugün olanlardan sonra bile. Halkın beklentilerine tatminkar bir cevap vermek gerek. İnşaAllah korktuğumuz başımıza gelmez.” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok yani milletin hiç saygısı kalmadı. Eskiden öyle değildi. Çok büyük bir kitle saygı duyuyordu. Şu an direkt katil olarak biliniyor, cinayet işlemiş insanlar olarak biliniyorlar. Olay ortada, görünüyor. Bir de üslup halen devam ediyor zaten. Adamların üslubunda çirkef ve saygısız, kin dolu üslup net. Türk milletinden nefret ettikleri anlaşılıyor adamların. O yüzden gereğinin yapılması lazım. Uzatılmaması lazım. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Diyanet’in Din İşleri Yüksek Kurulu’na, “Haram para ile hac olur mu?” şeklinde bir soru sorulmuş. Din İşleri Yüksek Kurulu da, “Pek uygun değildir ama hac geçerli olur.” diye cevap vermiş.

ADNAN OKTAR: Zaten yine o bir derecede daha da çirkin sorular soruyorlar. Ölüyle bilmem ne olur mu, şu olur mu, bu olur mu? Çok korkunç şeyler. Akıl almayacak korkunçlukta. Tiksinti vereci şeyler. Gayet ciddi ona da cevap verenler de oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici soruları var.

VTR: Türkiye’de yapılan inşaatları nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çok kaba, büyük bölümü çok kaba, estetikten uzak. Mimari kalite, mimari sanat anlayışı yok, işlevsel. İnsan hayretler içinde kalıyor. Ben bazen çarşıya, pazara gidiyorum. Yol boyunca eski biçimsiz evler. Ve çok tahrip olmuş ve çok kirli, estetikle uzaktan yakından alakası olmayan, o Brezilya’daki gecekonduları andıran yığılmış beton yığınları. İstanbul’a bu yapılmaz. Bu çok acı ve çok ürkütücü. Mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Ama bunu yapacak olan Mehdi (as)’dır, İsa Mesih’tir. Mehdiyet devrinin uygulamaları olacaktır bunlar. Yoksa hükümetin binaları yıkması olacak iş değil, çok zor. Ama Tayyip Hocam iyi bir kararlılıkla ortaya çıkarsa ileriki yıllarda olabilir. Ama Mehdiyet’in manevi desteğinin şart olduğu görülüyor. O fizik kısmını Tayyip Hocam alasını yapar ama ikna kısmını zor yapar diye geliyor benim aklıma.

Evet, dinliyorum.

VTR: Uzay sonsuz mudur?

ADNAN OKTAR: Evet sonsuz. Bizim evrenimiz sonlu ama bizim evrenimizin bittiği yerde sonsuzluk devam ediyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yetkililer tarafından anayasa nasıl bu kadar kolay ihlal edilebiliyor?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca’yı mı kastediyor? Kimi kastediyor? Anayasa, birçok kanunda ihlal olabilir ama mesela Tayyip Hoca AK Partiliydi zaten, biliniyor. Fakat bağımsız, tarafsız falan dediler. Bir zorlamaydı bu. İşte anayasayla bu değiştirildi. Ama halen anayasayı ihlal eden kişiler varsa fert fert uyarılmaları lazım, hatırlatılması lazım. Belki kanun maddeleriyle de tecziye olabilir yani o tip bir şey de olabilir.

Mesela bak Topkapı Sarayı’nda 16. Yüzyıldan kalma İznik çinisi. Çiniyi matkapla oyup yangın alarm butonu yerleştirmişler. ‘Yangında cama kırınız’ diyor. Estetik anlayışı böyle. Dinozor heykeli yapıyor. Sarımsak, soğan heykelleri.

Dinliyorum.

VTR: Bildiğiniz üzere on üç tane şehit verdik. Benim kafama takılan soru bu şehitler ne zaman son bulacak, yani bu memleket ne zaman şehitler vermek zorunda kalmayacak diye sormak istiyorum ben.

ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam olunca,  Hz. Mehdi (as) zahir olunca hiçbir şekilde olmaz.

VTR: Sayın Hocam yanınızdaki bayanlar sizi neden bu kadar çok seviyor?

ADNAN OKTAR: Çünkü ben samimiyim, Allah’a iman ediyorum. Kendimi İslam’a, Kuran’a adadığım için, Allah yolunda yaşadığım için, dünyadan geçtiğim için, Allah için insanları çok sevdiğim için ve egoist, bencil bir ruhu asla kabul etmediğim için, sevdiklerim için yaşadığım için Allah kalplerinde bir sevgi oluşturuyor. Yani onların iradesiyleymiş gibi görünüyor ama Allah vahiy ile sevdiriyor. Kalplerine vahyediyor insanların. Bütün insanlara Allah vahyeder, her insanın vicdanına vahyeder. Sevgiyi de vahyeder. Yani şahıs kendi iradesiyle sevgiyi elde edemez. Kendi iradesiyle elde ediyormuş gibi görünür. Yaratan Allah’tır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Efekan. Oruç tutuyorum çok boş vaktim oluyor. Zaman geçirecek böyle film ya da eğlenceli bir şeyler önerebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: En iyi ne olabilir senin için? Kitap okuma olabilir, spor olabilir, genel kültürünü artırırsın. Genel kültürünü artırırsan konuşkanlığın artar, sözün sohbetin yerinde olur, dünyayı çok daha iyi kavrarsın. Allah’ı, dini daha iyi anlarsın. O yüzünü de değiştirir yani yüzündeki ifade de, kültürlü bir insanın yüzü değişik olur, daha belli olur yani arif bir görünüm alır. Boş zamanlarında en güzel işte spor, sporla değerlendirebilirsin.

VTR: Ben emekliyim, emekli maaşım bana yetmiyor. Ne yapmam lazım?

ADNAN OKTAR: Çok sevimli. Ne yapacaksın? Sabredeceksin, Allah’a dua edeceksin. “Ya Rabbi” diyeceksin. “Ben kendimi Sana adadım, bana imkan ver. Bana güç ver. Senin için daha fazla hizmet edeyim” diyeceksin. Kendin için değil Allah için iste, o zaman Allah verir.

VTR: Merhaba ben Merve. Sınavlar çok zor oluyor. Daha kolay olamaz mı?

ADNAN OKTAR: Nasıl sevimli, nasıl tatlı, sesin güzelliği, yüzün güzelliği her şeyi çok güzel. Sınavların zor olması. Ama o zorluk gençlerin genel kültürünü, beyin kapasitesini daha güçlendirir. Yani kolay olur ama zeka gelişimi, beyin gücünün artması, hafızanın güçlenmesi için zor soru olması daha iyi. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan Diyanet’in “Haram parayla yapılan hac geçerli olur” cevabına ilişkin şunları yazdı Adnan Bey: “Din İşleri Yüksek Kurulu “Haram parayla hac olur mu?” sorusuna şu cevabı vermeliydi. “Şu merak ettiğin şeye bak, haram parayla haccı aynı anda düşünebilen kirli bir muhayyileyle bizim hiç işimiz olmaz.” Çok merak ediyorum Din İşleri Yüksek Kurulu bu tür buram buram saçmalık ve buram buram hikmetsizlik kokan sorulara hak ettikleri cevabı vermeyi ne zaman öğrenecek?” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu sefer çok güzel olmuş, doğru söylüyor. Yani bu derece münasebetsiz bir soru olduğunda ağzının payını vermesi lazım Diyanet’in. Gelenekçi hocalara öyle soruyorlar. Mesela “Ölünün üstüne su damlarsa oradan gelen suyla biz abdest alabilir miyiz?” Yani çok ipsiz sapsız bir soru. Yedire yedire cevap veriyorlar ona, yedire yedire yani. Olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Müşteriler her zaman haklı mıdır sizce?

ADNAN OKTAR: “Müşteriler her zaman haklıdır”dan kasıt saygılı, kibar bir üslupla sakinleştirin, yani kavga, gürültü olmasın, gereksiz gerginlik öyle bir işyerinde yakışık almaz. Her an o tip bir insanla karşılaşabilirsiniz. Her zaman gerginlik ortamı olabilir. Ama siz alttan alırsanız meseleler güzel vuzuha kavuşur, rahat edersiniz. Anlamı bu. Yoksa tabii ki haklı değil. Yani haklı görüntüsü verip yatıştırmak kastediliyor. Yani adam mesela deli deli hareketler yapar “haklısın” dersin “doğru söylüyorsun. Bir dahaki sefere dediğin gibi yaparız” dersin gönderirsin. Oturup onla uğraşırsan cam, çerçeve falan orada çalışanlar var. Sorun çıkabilir.

VTR: Üniversite olarak iki karar arasında kaldım. Bir antrenörlük, iki aşçılık. Hangisini seçmem gerektiğini bilmiyorum. Yardımcı olursanız sevinirim.

ADNAN OKTAR: Ya ne sevimli şeyler bunlar. Aşçı olursan kilo alırsın. Antrenör olursan bol spor yapacağın için, temiz hava alacağın için daha sağlıklı olursun. Ama sen herhalde modern bir aşçı olacağın için, bilime önem veren bir aşçı olacağın için yemek yemeyi kontrollü hale getireceksindir. Kaloriyi çok iyi hesaplayacaksındır. Konuşurken bir yutkundu çünkü dikkatimi çekti. Onun için aşçı olman daha iyi olur gibi geliyor bana, çünkü aşçılıkta gibi senin gönlün. Öyle hissettim.

VTR: Dışarıda üretilen ürünleri yemek zararlı mı?

ADNAN OKTAR: Bizim arkadaşlarla ben dışarıya çıkıyorum. Gençler genellikle zinde sağlıklı ama çok kilo almışlar. Çok kilo almalarına sebep oluyor dışarıdaki beslenme stili. O hazır gofretler, şunlar, bunlar, çikolatalar, hamburgerler. Daha çok böyle doğal yiyecekler, sebze yemekleri, zeytinyağlı yemekler, temiz ürünler, sağlıklı gıdalar daha akılcı olur. Yani yağda kızarmış patates, otuz kere kızartmışlar simsiyah yağın içinde pişmiş, onu çocuklar yiyor genç kızlar, genç delikanlılar, hep sonra bakıyorum ciltleri bozuluyor. Birçoğunun cildi bozuk. Bu tarz yiyeceklerden kaçınmak lazım. Şimdi uzun uzun anlatabilirim ama.

Dinliyorum.

VTR: Ramazanda oruç tutanlara sizce saygı gösteriliyor mu?

ADNAN OKTAR: Nasıl olabilir saygı diye uygun olmayan? Yani bir alaycı bakış olabilir. Yani mesela yemek yiyordur ona alaycı gözlerle bakıyordur bu olmaz. Ama adam normal kendi halinde yemek yiyorsa “sen saygısızlık yapıyorsun” diyemeyiz. Çünkü hasta olabilir adam, rahatsız olabilir yahut inanmıyordur. Yani onu biz saygısızlık olarak algılayamayız. Ama özel mimiklerle gözüne bakarak, yüzüne bakarak böyle abartılı yeme görüntüleri veriyorsa bu tabii ayıp, çirkin, münasebetsizlik, onunla da zaten muhatap olmaması lazım Müslümanın. Bunun nasıl olduğunu ben anlayamadım, yani arkadaşımızın demek istediği nedir? Çünkü yemek yeme saygısızlık değildir. Adam hastaysa yiyecek tabii ki.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar bir sorum olacak size? İnsan bilincinin kaynağı nedir sizce?

ADNAN OKTAR: İnsan bilincinin kaynağı Allah’ın ruhudur, Allah her insana ruhundan üfürüyor. “Ruhumdan üfürdüm” diyor Allah. Allah’ın ruhuna bilinç denir. Evet.

VTR: Merhaba ben Samet. Baklavanın kökeni sizce neresidir?

ADNAN OKTAR: Samet sorduğun soru. Ne diyelim Samet’e? Türkler öyle zevklidir, Türkler yapmıştır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Hocam sizleri gençler olarak hepimiz izliyoruz. Severek takip ediyoruz. Size bir sorumuz var. Fitne tam olarak nedir?

ADNAN OKTAR: Fitne asıl kelime karşılığı imtihandır. Mesela bir şeyle karşılaşırsın, zor bir durumdadır. “Ya Rabbi beni bu fitneden koru” dersin yani karar veremiyorsundur, zordur seçenek. Mesela bir yanda bir hasta vardır, bir yanda da bir hasta vardır. İkisi de ağır durumu ama hangisine karar vereceksin kurtarmak için. Birini hastaneye götürebilecek konumda oluyorsun, diğerini hastaneye götürecek konumda olmuyorsun. Mesela bir kişiyi taşıyabilecek kadar gücü var, yani iki kişiyi taşıyamaz. İşte bu mesela bir imtihandır, fitnedir, ağır bir imtihandır. Çünkü öbürünün ölme ihtimali var onu taşırken. Bu tarz zor durumlara, zor imtihanlara fitne denir. Ama bir de ikinci anlamı şudur: Mesela biz şu an huzurlu yaşıyoruz. Fethullah Gülen Hareketi çıktı bir darbe yapmaya kalktılar. Bu nedir? Fitne. Çünkü devletin başı var, halk tarafından seçilmiş bir meşru cumhurbaşkanı var, hükümet var. Meşru hükümete, meşru devlet yapısına karşı yapılan silahlı ayaklanmaya fitne denir ve hükmü de çok ağırdır. Kuran’da hükmü en ağır cezadır. “Fitne, katilden beterdir.” diyor onun için Peygamberimiz (sav). Ayette de aynı şekilde fitnenin katilden beter olduğu ifade edilir.  

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Büşra. Hosteslik bölümü okuyorum İstanbul’da. Staj yaptım fakat insanların bakış açıcı çok farklı. Bunu nasıl değiştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Genç kızlara zaten pek bir rahatlık vermiyorlar. Güzel olması zaten başlı başına, başına bela oluyor çocuğun, güzel giyinirse ayrı başına bela oluyor. Dekolte giyinirse ayrı başına dert çıkarıyorlar. Etrafına bakarak yürürse bu da bir suç oluyor. Bakımsız pejmürde oluyor, o da bir suç oluyor. Yani çocuklar ne yapacaklarını bilmiyorlar. Müthiş bir sevgisizlik, kadın karşıtlığı birçok yerde kadınları çok zor durumda bırakıyor. Kadınlar Allah tarafından tutkuya göre, aşka göre yaratılmıştır. O güzel canlar ne tutkuyu, ne aşkı yaşamadan büyük bir çoğunluğu vefat edip gidiyor yahut yaşlanıp gidiyorlar. Yani sakatlanıyor, hastalanıyor vefat edip gidiyor. Mesela hostes olmak, yani hakikaten çok baskı yaparlar bir genç kıza. Hostes; daha adını duyar duymaz adam bıyık altından gülüyor, halbuki çok zor bir görev, çok fedakarane gayret ediyor o çocuklar ama benim gördüğüm duyduğum hepsini tenzih ederim de hostes dendi mi bir imaj var yani klasik. Ama genç kızlara karşı zaten genel toplumda her yerde olmasa da birçok yerde muazzam baskı var. O yüzden ben çocukları görüyorum dışarıda genç kızları hep başları yerde, mutsuz, neşesiz ve korku içindeler. Her an bir tehlikeyi bekliyorlar, her an bir kötülük yapılması korkusu içindeler. Yani böyle özgür, rahat, huzurlu yaşayan bir genç kız ben pek göremedim dışarıda. Onlardan bu korkuyu kaldırmak, onları özgür kılmak Mehdiyet devrinin bir güzelliği. İstediği gibi giyinecek, istediği gibi gezecek göğsünü gere gere, dimdik. Hatta bak göğsünü gere gere de gezemiyor bir genç kız, o da utanç vesilesi onlar için. Kabul edemiyorlar. Yani ayıp görülüyor. Çocukların çoğu kambur o yüzden genç kızların, hep sırtlarını çıkararak geziyorlar. Normalde çakı gibi olması lazım sırtlarının. Genç kız, göğüsleri belli olacak diye. Halbuki Allah’ın onlara verdiği bir süs. Ne çekiniyorsun? Dimdik yürü. Yürüyemiyorlar. Hep böyle göğüslerini içine çekerek, öne eğilerek yürüyor o çocuklar ve hepsinin sırtında bombe oluşuyor. Zamanla bu daha da gelişiyor. Yazık günah değil mi? Genç kız göğsünü gere gere dimdik yürüyecek etrafa bakarak, neşe içinde sevgiyi arayacak, sevgi sunacak, hürmet görecek, her yerde saygı duyulacak, herkesin hürmet göstermesi bir kadına mecburidir. Saygı göstermesi mecburidir. İslam ahlakının bir gereğidir. Ve kadına her türlü fedakarlık yapılır. Kadını koruyup kollamak erkek için büyük bir nimet ve güzelliktir. Yani bir zevktir. Nasıl bir çocuğu koruyup kollamak insana mutluluk verirse bir kadını da koruyup kollamak mutluluk vesilesidir. Ama adamlar tam tersine çevirmişler mesela “sekreterim” diyor kız çocuğu, bıyık altından gülmeye başlıyor adam. Sekreter olmak da suç, yani hemen böyle gayrimeşru iş yapan bir insan kafasıyla bakıyor bazı akılsız, görgüsüz, cahil insanlar. Yahut hemşire, ona da kötü gözle bakıyor. Bu onun görgüsüzlüğünü, kalitesizliğini, akılsızlığını ve vicdansızlığını gösterir. Zalim ruhların özelliği bunlar. Genç kızlar da çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler. Yani ne yapsa suç. Babası ayrı cezalandırıyor, annesi ayrı cezalandırıyor, ağabeyi, dayısı herkes devrede. “Ya” diyor “belalı bir dayım var” diyor “o da devreye giriyor.” Yani illaki o çocuğu ezecek birileri oluyor. Huzur içinde çocukların yaşaması, genç kızların yaşaması bir ülkenin kalitesini gösterir. Yani medeniyetin yüksekliğini gösterir, kalitenin yüksekliğini gösterir. Genç kızlar ne kadar huzurlu, güzel yaşarsa o toplum o kadar huzurlu ve güzel olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Katar konusundaki gelişmelere ilişkin Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, Kuveyt Emiri Şeyh Sabah El Ahmed El Sabah ve Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz Al Suud ile telefonda görüştü Adnan Bey, son dakika haberi.

ADNAN OKTAR: Çok iyi yapmış, bizzat gidip de görüşe de edebilir. İngiliz derin devleti büyük bir oyun hazırlıyor, yani çok kahpece bir oyun hazırlıyor. İslam alemini mahvetmek istiyorlar. Gelenekçi Şiiliği ve gelenekçi İslam’ı, Ortodoks İslam’ı tırmandırıp fanatik hale getirip iki tarafı birbirine kırdırmak istiyorlar. Müslümanlar bu oyuna gelmesinler. Kuran Müslümanlığıyla meseleleri en güzel halde halledelim ve bütün İslam alemini, dünyayı cennete çevirelim.

Ben canlı yayında 12:00 civarında Katar konusunu işledim, yani 12:15 gibi, 01:17’de telefon trafiği haberi geçildi. Yaklaşık bir saat sonra benim konuşmamdan, maşaAllah. Hep böyle oluyor, yani hep dua mahiyetinde oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Halep’teki bir hava saldırısının ardından enkaz altından çıkarılan beş yaşındaki Ümran’ın görüntüleri çok konuşulmuş ve küçük çocuk Suriye savaşının simgesi haline gelmişti. Küçük Ümran’ın son halinin fotoğrafları yayınlandı. Herkes küçük çocuğun sağlıklı ve mutlu olmasına çok sevindi, ailesi ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Bayağı tatlı, maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Doğan Haber Ajansı da Adnan Bey, “Katar’da raflar boşaldı” başlıklı bir haber paylaştı ve bu başlıklı haberin de 2012’de Amerika’da yaşanan Sandy Kasırgası’na ait fotoğrafı paylaştı.

ADNAN OKTAR: Bak, orada da ekonomik kriz de düşünüyorlar demek ki. “Raflar boşaldı” falan diyorlar ya.

KARTAL GÖKTAN Aslında doğrusu bu. 2012’de Amerika’daki kasırgada olan bir hadiseyi Katar’da olmuş gibi göstermişler.

ADNAN OKTAR: Yani ekonomik kriz oluşması için yapıyorlar Katar’da ve savaşta tabii güçsüz düşecek falan garip bir durum. Yani bunun iyi takip edilmesi, aydınlar tarafından bütün dünyaya duyurulması gerekiyor. Mesela bu da çok samimiyetsiz, çirkin bir hareket, bunun da duyurulması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bütün insanların üniversiteyi bitirmesi gerekir mi?

ADNAN OKTAR: Yani iyi olur tabii aydın bir kitle, kültürlü insanlar çok çok iyi olur. Ama eğitim çok önemli tabii, Darwinist eğitirsen üniversiteyi bitirse bile Darwinist eğitimin etkisi altında kalıyor, ondan kurtarmak çok önemli insanları. Gerçekçi bilim, akılcı bilim uygulanması lazım. Paleontolojik deliller doğru gösterilmesi lazım, bilimsel gelişmeler doğru aktarılması lazım. Mesela mikrobiyolojideki gelişmeler, paleontolojideki gelişmeler, yeni bulunan bulgular olduğu gibi aktarılması lazım. Samimiyetsizce her şeyi tesadüfle açıklayan bilim karşıtı Darwinist teori artık bu yaptığı yakışıksız eylemlerden vazgeçmesi gerekir.

Katar üç tarafı denizle çevrili konumu çok güzel bir yarımada. Katar’ı mahvetmek istiyorlar. Twitter’da “Türk ordusu Katar’a” diye etiket yapmışlar dördüncü sırada, oradaki amaç ne o da belli değil. Türk ordusunun Katar’da ne işi var, ne amaçla bu söyleniyor, bunu da anlayabilmiş değilim. Yani iyi niyetle mi kötü niyetle mi söylenmiş ben bunu anlamadım. Katar’ı yalnızlaştırmak istiyorlar, Türkiye’yi yalnızlaştırmak istiyorlar. Rusya’yı yalnızlaştırmak istediler. Halbuki bu yalnızlaştırılmak istenen ülkeler birleşse konu bitecek. Tayyip Hocam Katar için “kara gün dostu” diyor. Katarlılar çok temiz insanlar. Katar’ı hedef göstermek, dolaylı olarak Türkiye’yi yeni bir operasyon için hedef göstermek anlamına geliyor. Çok dikkat etmek lazım. Katar 15 Temmuz olayında ilk baştan beri Türkiye’nin yanında yer aldı. 15 Temmuz’da Suudi Arabistan’ın darbeden haberi olduğunu açıkladı. “Suudi Arabistan darbeden haberdardır” diyor. Ama “haberdardır” derken birçok kişi haberdardı zaten. Yani haberdar olması önemli değil, biz Suudi Arabistan’la dostuz, yani onlarla biz muhalif olmak niyetinde değiliz. Katar’ı da seviyoruz, Suudi Arabistan’ı da seviyoruz. Ama Türkiye-Rusya arasında gerginlik yaşanırken Katar kimseden çekinmeyip Türkiye’nin yanında yer almıştı o devirde, yani çok dost, delikanlı bir ülke. Bu Birleşik Arap Emirlikleri de çok sert bir ülke, yani hepsi olmasa da mesela o lüks otellerde Endonezya’dan gelen Müslümanlar çalışıyorlar. Köle gibi çalıştırıyorlar bazı yerlerde. Batılılar gelip orada fuhuş yapıyorlar, her yer için demiyorum ama çok Müslümanları ezdikleri bir yer Arap Emirlikleri. Ama tabii onlara da sahip çıkıp düzgün hale gelmelerini sağlamak lazım, karşımıza almamamız gerekiyor. Katar’da biliyorsunuz Türk ordusunun üssü var, daha da bu güçlendirilebilir. Yani o arkadaşlar o anlamda diyorsa olur, tabii yani Türk ordusu Katar’a iyice sahip çıkabilir, o anlamda güzel olur.

Bizim Katar’la ilişkilerimiz son zamanlarda çok iyi. Bu Katarlı şirketler biliyorsunuz Digiturk, Finansbank gibi dev Türk şirketlerini satın aldılar. Türkiye’de gıdadan inşaata kadar pek çok alanda faaliyet gösteriyorlar. 2016 yılında Türkiye Katar’a 421 milyon dolarlık ihracat yaptı buna karşın Katar’dan yapılan ithalat ise 271 milyon dolar oldu, yani çok iyi bağlantımız Katar’la. Katar’a çok iyi destek gerekiyor. Ve Suudi Arabistan’ı da zorluyorlar benim gördüğüm. Hiç çekinmesin Suudi Arabistan, Katar onların dostu, kendi kardeşleri, Arap, Müslüman tertemiz insanlar. Onlara da yazı yazalım, yazı gönderelim, aralarını düzeltelim.

BÜLENT SEZGİN: İbrahim Kalın’ın bir açıklaması var Cumhurbaşkanı Sözcüsü, Katar konusundaki açıklamasında “Sorun müzakere ve diyalog yoluyla çözülmelidir. Tatsızlığın çözümü için diplomatik temaslara başlanmıştır.” İfadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Tatsızlığı tada çevirecekler demek ki güzel. Tayyip Hocam gerekeni yapsın.

Masaüstü Görünümü