Harun Yahya

Sohbetler (9 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bülent Bey hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey siz de hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Hoş bulduk Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne var ne yok anlatın bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Batman’da PKK’lı teröristler Kozluk Belediye Başkanı’nın aracına silahlı saldırıda bulundu. Saldırı sırasında olay yerindeki başka bir araçta olan 22 yaşındaki müzik öğretmeni Şenay Aybüke şehit oldu. Kaçan teröristlerin olduğu araç Bekirhan Belde Jandarma Karakolu önündeki güvenlik güçleri tarafından durdurulmak istendi. Dur ihtarına uymayan teröristler aracı infilak ettirdi. Olay yerinde bulunan iki asker, bir vatandaş yaralandı. Şehit olan Şenay Aybüke’nin resimlerini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Allah onu mübarek ramazanda yanına almış, hem de cennetine almış. Ne büyük şeref, ne büyük güzellik, ne büyük nimet. Allah bizlere de nasip etsin.

KARTAL GÖKTAN: İki şehidimiz daha var bugün. Onların resimleri şu an için yok. Şırnak Merkeze bağlı Milli Jandarma Komando Tabur Komutanlığı Üs Bölgesi’ne PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit oldu askerlerimiz. Üç askerimiz de yaralandı.

ADNAN OKTAR: Kabadayıların resimlerini ne zaman göreceğiz?

KARTAL GÖKTAN: Şu an için yayınlanmamış, birazdan bulursak gösterelim.

ADNAN OKTAR: Allah şahadetlerini makbul etsin, kabul etsin, meşhur etsin. Tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin. Allah bizlere de nasip etsin. Bu kadar şehit varsa büyük bir fütuhat olacak demektir. Her seferinde böyle olmuş. İstanbul’un fethinde de önden çok fazla şehit verdik öncü kuvvetlerle ama akıl almaz şehit verildi. Birçoğu da yanarak, kızgın yağ döktüler o şekilde şehit oldular. Kabadayı ne dinler ya, kızgın yağ döktüklerini gördükleri halde dalıyorlardı yani. Ama sonunda Allah İstanbul’u hediye etti elhamdülillah. Şimdi de büyük bir fütuhat olacak, büyük bir ilerleme olacak onun alameti. Şehitsiz hiç fütuhat yok. Hiç Allah’ın adetullahında yok.

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimizin resmi geldi. Sefa Tiftik.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı, ağabeyinin koçyiğidi.

KARTAL GÖKTAN: Ve Tuncay Zengin.

ADNAN OKTAR: Her ikisi de yakışıklı, her ikisi de aslan. Şimdi yakışıklılık ne kadar oluyor dünyada? Altmış-yetmiş sene, hadi seksen sene. Ahirette ne kadar? Sekiz yüz trilyon sene mi? Yok. Sekiz yüz katrilyon mu? Yok. Sekiz katrilyon sene geçiyor. “Ne kadar geçti?” deniyor. “Daha yeni başladık” diyorlar. Daha zaman hiç geçmemiş oluyor. Ama burada göz açıp kapayıncaya kadar. Şimdi geride kalanlar bazıları aklı zayıf olanlar yahut imanı zayıf yahut bilgisi zayıf olanlar “vah vah” diyor, sanki o sonsuza kadar kalacak. O cennete gitmiş ne mutlu ona. Allah ona garanti vermiş. Senin halin belli değil. İlle ağlamak istiyorsan kendi haline ağla. Şehide ağlanmaz. Allah ayette “…sevinç içindedirler.” (Al-i İmran Suresi, 170) diyor. Sen oturup ağlıyorsun. Şehadet bayramdır, şereftir, yüceliktir, güzelliktir, ferahlıktır. Allah yatak ölümü vermesin. Kabadayının, yiğidin, delikanlının sonu şehadet. Allah şehadet nasip etsin, müminlere en güzel hediye budur, inşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bugün şehit olan müzik öğretmeni Aybüke Yalçın’ın söylediği bir türkünün videosu var Adnan Bey, onu görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, yiğidim benim. Ölmedin ayrıca, şehit oldun. Şehadetini tekrar tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin, Allah meşhur etsin. Allah annene, babana, sevdiklerine uzun ömür versin. Bizler de seni çok seviyoruz. Biz burada kaldık ama imreniyoruz sana. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yine Şırnak’ta düşen helikopterde şehit olan Zeki Koç’un babası Ali Koç’un bir videosu var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Babayı görüyor musun? Kabadayıyı görüyor musun? Bu millete ne yazar ya ister İngiliz derin devleti gelsin, ister deccalın en gelişmişi gelsin mağlup olacakları belli. MaşaAllah amcaya, maşaAllah Allah ömrünü uzun etsin. Ne güzel konuşma, ne güzel şuur, ne güzel Müslümanlık. Veli demek ki, ona Allah böyle güzel sözler ettiriyor.

KARTAL GÖKTAN: Sizin şehitlikle ilgili anlatımlarınızın müthiş etkisi oldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, eskiden şehitlik hiç kimse de temenni de etmezdi. Bak, benden sonra hükümet üyeleri de herkes şehitlik istemeye başladılar. “Allah bize de nasip etsin” hiç cumhuriyet tarihinde denmiş bir şey değildir. Hiç duyulmuş bir şey değil.

Ebu Hureyre’den rivayet: Ebu Hureyre Peygamberimiz (sav)’in biliyorsunuz çok sevdiği sahabelerden. “Resulullah (sav)’in şöyle buyurduğunu işittim” diyor. Yani kulağıyla duyduğunu söylüyor. “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi” bak Peygamber (sav) söylüyor bunu, Hz. Muhammed (sav) bak, “Allah yolunda şehit olup tekrar dirilmeyi, tekrar şehit olup yine dirilmeyi, üçüncü defa yine şehit olmayı Allah’tan çok isterim” diyor. “Güzelliği defalarca yaşamak isterim” diyor. Sünen-i Nesai’de var, cilt 5-6, sayfa 104 ve 405, Sahihi Buhari ve tercümesi, 6. Cilt, sayfa 2645.

Şehitleri tebrik etmek önemli bir İslam terbiyesidir. Tebrik etmek mübarek kılmak demektir, mübarek olmasını istemek Allah’tan. Mübarek kelimesinden gelir tebrik. “Allah mübarek etsin” denir. “Şehadetini Allah mübarek etsin. Tebrik ediyorum” denir. Kendini yerlere atıyor, kafasını duvarlara vuruyor. Delirdin mi be adam ne yapıyorsun? Allah şehadetten bahsediyor, “mutludur” diyor. Sen ne yapıyorsun ya? Yakasını bağrını yırtıyor? Harama giriyorsun, şirke giriyorsun. Aklını başına al. Allah verir, Allah yanına şehit olarak almak istiyor. Sana mı soracak Allah? Yaratırken sana sormadı, yanına alırken de sana sormaz. Ona cennet diliyor, “Allah niye cennete götürdü?” diyor. Ne yapmasını istiyordun? Nasıl olmasını istiyordun? İstesen ne olur ayrıca yani? Allah ne derse o olur. Tebrik demek bir kimseyi eriştiği bir iyilikten dolayı “BarekAllah” diye sevincini bildirmek, yani mübarekliğini Cenab-ı Hakk’ın onu muvaffak kıldığını söyleyerek onu taziz etmek, taziz ve tahsin etmek gerekir. Beğenmek, alkışlamak ve takdir, kıymet vermek değerini, kıymetini anlatmak.

Enes Radıyallahu Anh diyor ki; “Resulullah (sav)’den duydum” diyor “bizzat kulağımla duydum” diyor. “Resulullah ferman etti Nebi (sav) şöyle buyurdu” diyor. “Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki hiçbir şey kendisinin olsa bile” bak, “yeryüzündeki her şey kendisinin olsa” diyor. “Ve her şey onun emrinde olsa bile dünyaya geri dönmeyi hiç kimse arzu etmez” diyor. Ahirete giden, cennete giden. “Sadece şehit, gördüğü aşırı itibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyaya dönmeyi ve on defa şehit olmayı ister.” Bunu duymak istiyor, bu tebrikleri, tahsini, tazizi defalarca duymak istiyor. Mübarek olsun, hoşlarına gidiyor. Şehitlerin en beğendiğidir. Allah Peygamber (sav)’ine şehitlerin en hoşlandığı şeyin ne olduğunu söylüyor. Buhari Cihad Bölümü 21, Müslim İmaret Bölümü 109, Tirmizi’de var. Fezailu’l-Cihad bölümünde yine.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Topkapı Sarayı’nda Hırka-i Saadet Dairesi’ni ziyaret ederek Destimal programına katıldı Adnan Bey. Osmanlı’da her sene Ramazan aynın on beşinci günü Topkapı Sarayı’nda Destimal töreni düzenlenirdi. O dönemde yaşayan hayırseverlere Topkapı Sarayı’ndan bir davetiye gönderilir, Peygamber Efendimiz (sav)’in Hırka-i Saadeti altın bir sandıktan çıkarılır ve sonra Destimal denilen mendiller Hırka-i Saadete dokundurularak misafirlere dağıtılırdı. Cumhurbaşkanımız da Peygamberimiz (sav)’in Hırkasını ziyaret etti.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi burada yapılan bir eksiklik var. Bunun bir adet haline gelmesi lazım. Mehter takımıyla karşılasınlar Topkapı’ya gelişinde. Bunu bir şekilde çekiniyorlar herhalde bazı adamlar dedikodu falan yapar diye. Kardeşim, dedikodu olsun da öyle olsun. “Mehter takımı karşıladı” desinler. Mehterle karşılanması lazım. Ve giderken de yine mehter ile uğurlanması lazım Topkapı’ya gelişinde. Ne zaman Resululah (sav)’in Hırka-i Şerif’ini ziyarete gelirse devletin başı, -Cumhurbaşkanı ya artık Reis-i Cumhur- sen orada mehter ile karşılamıyorsun da nerede kime kullanacaksın mehteri? Sokakta öyle durduk yere mehter olmaz. Olur da asıl yakışan yer budur. Bundan sonra Cumhurbaşkanı geldiğinde Topkapı ziyaretinde Hırka-i Şerif’i ziyaretine geldiğinde mutlaka mehter takımıyla karşılansın, mehterle de uğurlansın. Mehter zaten ayakta dinlenir, oturarak dinlenmez. Yani Osmanlı adeti, bütün Osmanlı padişahları mehter çalarken hiçbir şekilde oturmuyor, ayakta durur, oturmazlar yani. Bir de Külliye’nin açılışında kullanılan o eski dönem askerlerinin kıyafetlerinin eskitilmesi lazım. Yani normal filmlerde, yabancı filmlerdeki tarzda çok usta bir görünüm verilmesi lazım, yani kıyafet gerçek görünümü verilmesi önemli. Yani sonradan usulen kıyafet giydirilmiş gibi değil, gerçekten o dönemin askerinin kıyafeti görünümünde ve kullanılmış kıyafet görünümünde olması lazım. Gıcır gıcır pazen parlıyor, gıcır gıcır ipek parlıyor. Öyle olmaz. Yani metal de öyle gıcır gıcır parlamaz. Kullanılmış görünümde ve gerçek asker görünümünde olması lazım. Bir de sayı daha kalabalık olabilir, yani her askerden her devrin askerinden on asker olması gerekir. Mesela Selçuklular, Gazneliler, Karahanlılar, Uygurlar o dönemin askeri kıyafetleriyle onar asker. Kalabalık olursa çok daha güzel olur.

Bak, Tayyip Hocam da atasına rahmet, şimdi hiçbir cumhurbaşkanı şu ana kadar tebrik etmedi şehitleri. “Evladı şehit olan anneleri ayrıca tebrik ediyorum” diyor Peygamberimiz (sav)’in hadisine uygun olarak Tayyip Hocam. Bazıları “tebrik edilir mi ya?” diyor. Mübarek kılınmasını, mübarek olması için duadır tebrik etmek adam onu da bilmiyor, yani hiçbir şeyden haberi yok bazılarının. Şimdi bak, bir daha söylüyorum. Tayyip Hocamız Topkapı’yı ziyarete geldiğinde, Resulullah (sav) ziyaretinde, Hırka-i Şerif ziyaretinde mutlaka mehterle karşılansın. Ordunun mehter takımının gelmesi lazım, belediyenin değil, ordunun mehter takımı ve çok katlı, yani tam kadro katılmaları lazım çok katlı olarak. Mehterle hoşamedi yapılıp, “hoş geldin” denip mehterle de uğurlanması lazım. Bunu takip edelim, bu mutlaka yapılsın.

Şeyh Nazım Hocam’ın bir mehter dinlemesi var, ayağa kalkıp coşması vardı dünya tatlısı, var mı o sizde? Böyle bir şekerlik olmaz.

Yarın Mehmet Efendi’yi yine ziyarete gidin Şeyh Mehmet Efendi’yi. Çocuklar gitsinler. Bize emanet o. Her ay gidin, ayda bir kere ziyaretine gidin, inşaAllah. Evlatları bize emanet. Kıbrıs’a da her üç ayda bir gidin, iyi olur inşaAllah. Hepsi bize emanet yani. “Büyük oğlum” diyordu bana. “Bana kimse karışmasın” dedi bu tedavi konusunda falan, “bir tek büyük oğlum benimle ilgilenecek” dedi. “Başka kimseyi istemiyorum” dedi. Dünya tatlısı Allah esirgesin “çok vahim bir durumu var” dediler. Uçakla, jet uçağıyla doktor gönderdik, elhamdülillah yıldırım hızıyla böyle. İyi oldu, vesile oldu. Daha ondan sonra uzun süre yaşadı yine. Sonunda da işte ben şeyi bilmedim. Onu bana söyleseler, orada da belki tedbir alabilirdik. Bana hiç söylemediler. Karaciğerinde siroz varmış.  Ben de kilo aldığı için karnında o yüzden biraz kilolu gibi görünüyor zannettim. Son vefatından bir gün önce söylediler siroz diye. Ya kardeşim niye söylemiyorsunuz? Aylar önce, belki karaciğer nakli yapılır, bir şey yapılır değil mi? Kaderinde tabii o ayrı mesele, biz ne yaparsak yapalım o vakit geldi mi şehadet gerçekleşir veyahut ölüm. Ama tebliğ yaparken İslam’ı anlatırken ölürse, İslam’ı yayarken yani Allah canını alırsa ona şehadet deniyor. Bu şehadettir. Ya kardeşim en ağır halinde bile tebliğ yapıyordu inanılır gibi değil. Perişan gibi görünüyor artık böyle, daha hala oğullarına tebliğ yapıyordu, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Her yıl geleneksel olarak sizin katılımınızla düzenlenen A9 TV iftarına bu yıl da birbirinden değerli konuklar katıldı. Bu özel davete İsrail ve Amerika’dan gelen Musevi ve Hristiyan din adamları, Türkiye, Süryani, Ermeni, Musevi, Rum, Ortodoks ve Katolik cemaatlerinin değerli mensuplarının yanı sıra Caferi, Alevi ve Bektaşi camialarının kıymetli isimleri, Nakşibendi, Kadiri tarikatları, Nur talebeleri, Milli Görüş Camiası, HÜDAPAR camiası da olmak üzere muhafazakar kesimin değerli isimleri, önde gelen masonlar, Türk siyasi hayatının saygın isimleri, farklı görüş ve düşüncelerden aydınlar, yabancı ülkelerin Türkiye başkonsolosları, çok sayıda akademisyen ve yine çok sayıda yerli ve yabancı gazeteci ve sanatçı katıldı. Farklı inançlara, dünya görüşlerine, siyasi partilere ve yaşam tarzlarına sahip yaklaşık yedi yüz elli kişinin katıldığı iftar daveti sizin hep eserlerinizde ve yayınlarınızda üzerinde durduğunuz sevginin, dostluğun kardeşliğin ve barışın güzel bir temsili niteliğindeydi Adnan Bey, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Bir Musevi nefreti yaydılar. Bize çocukluğumuzda anlatırlardı işte bunlar böyle çelikten tabut gibi bir şey yapıyorlar sivri iğneler var çok uzun yaklaşık elli santimlik iğneler. İçine çocuğu sokarlar kapağını da kapatırlar. Kan aşağı doğru akar bu tabut gibi şeyin. O akan kanı da alırlar hamur yaparlar ekmek. İşte “Hamursuz bayramı” denilen bayram da budur. O çocuğun kanından, Müslüman çocuğun kanından ekmek yapıp yerler. Böyle anlatılırdı. Ve dünyayı fesada götürmek isteyen böyle fasit, bela arayan, hasta adamlar gibi gösterirlerdi. Onun için akıl almaz bir kitle o mazlum insanlardan hep nefret etti. Akıl almayacak şekilde nefret ettiler. Sonra gece gündüz biz anlatınca, uğraşınca bu konularla o bela azaldı azaldı azaldı çok çok azaldı şu an. Daha da iyi olacak inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Yine iftardan bazı resimler gösterebiliriz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İyi, Allah mübarek etsin, Allah kabul etsin. Hakikaten çok seçkin insanlardı. Fotoğrafını yayınlamadığımız çok önemli zevat da var, çok önemli kişiler de vardı. Fakat güvenlik nedeniyle halen mühim devlet görevinde oldukları için yayınlamadık. Çok efendi insanlar, mübarek insanlar. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat, afiyet versin. Hepsi de şaşırdılar. Bu kadar ayrı fikirlerde insanlar nasıl bir arada oluyorlar, nasıl birbirini bu kadar çok seviyorlar, nasıl böyle bir dostluk, kardeşlik ortamı oluyor diye şaşırdılar. Halbuki gayet normal zaten böyle olması lazım normal hayatın, bunun dışında bir hayat olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Barzani başkanlığında bir araya gelen Kürt partileri, Kuzey Irak’ın bağımsızlığı için 25 Eylül’de referandum yapılacağını açıkladılar. Başbakan Binali Yıldırım “Irak’ta bütün Iraklıların bir devlet olarak yaşamasını istiyoruz. Dolayısıyla bölgemizde yeterince sorun var. Yeni bir sorun alanı oluşturulmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Bu kararın da sorumsuzca olduğunu düşünüyoruz” dedi.  

ADNAN OKTAR: Böyle bir karar alırken Birleşmiş Milletler’e danışmaları lazım. Irak hükümetinden izin almaları lazım. Türkiye’den bir olur almaları gerekiyor. Böyle riskli olur böyle olmamış. Riskli bir şey yapıyorlar şu an. Allah esirgesin kan gövdeyi götürür. Irak hükümeti direkt saldırır. Saldırabilir çünkü “Benim ülkem bölünüyor” der referandum bilmem ne falan dinlemez adam. Üniter bir devlet, yerle bir ederler. Edebilirler yani çok büyük iş çıkabilir, olay çıkabilir. Mutlaka bir izin alınması lazım. İlla madem böyle bir şey var, öyle bir teklif düşünceleri var legal olması için yani sorun çıkmaması için herkesin olurunu almak lazım. Bir de hadi bağımsız olduğunu düşünelim PKK ile nasıl baş edecek? Türkiye’ye baksana adamlar bayağı iş çıkarıyorlar, bayağı zorluk çıkıyor Türkiye için. Barzani nasıl baş etsin? Yerleşik bir yapı olacak askeri gücü şu bu falan belirli. Irak’ta yaşayan Arapların gönüllerini almaları lazım çok fazla Arap var orada. Türkmenler var. Bir çağıralım buraya da Barzani’yi Türkiye’ye yeniden bir konuşalım. Onun temsilcisini çağırmak lazım kendini değil de temsilci, tam yetkili bir temsilcisini. Bu riski neden göze aldılar ben bunu anlamış değilim. Niye böyle bir şeye giriyorlar? Bu konuyu bir araştıralım. Kardeşim mesela Şengal’den bile küçük bir yer Şengal PKK’yı çıkaramıyor Barzani. Bu iş çıkartır. Ama Irak hükümeti Irak bir bütün olursa PKK ile mücadele çok daha kolay olur. Bunu düşünmek lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Köpeklerin yuvasında yatan bir ufaklığın videosu var.

ADNAN OKTAR: Evet. Çocukları tabii böyle köpek, kedi sevgisiyle yetiştiriyorlar. Bu çocuklar tabii daha sağlıklı oluyor, daha sevgi dolu oluyorlar. Ama tabii en çok etkili olacak olan Allah korkusu, Allah sevgisi ile yetiştirmektir.

Bir senenin üstünde ben Şeyh Nazım Hocamız’ın her gün ne yemek yerdi, ne kadar vitamin aldı her gün takip ediyordum. Protein miktarı, yiyecekleri falan her şeyini takip ediyordum.

Bu tehlikeli olur. Barzani. Çünkü bir kısmı Barzani’ye yakın bilinenlerin bir kısmı İran’la birleşmek istiyorlar İran. İran’la bir federasyon yapmak istiyorlar. Şimdi Barzani ortada kalacak çok acayip bir durum olur. Irak karşı olacak, İran da karşı olur, Türkiye zaten riskli bulur haklı olarak. Bir gelseler de görüşsek iyi olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: AK Partili Galip Ensarioğlu, Kuzey Irak’taki referandum için “Kürdistan bölgesel yönetiminde yaşayan Kürtlerin vereceği bir karardır saygı gösterilmeli” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim saygısı maygısı var mı? Paramparça ederler, mahveder, ezerler. PKK’nın kontrolüne girer zannettiği gibi olmaz. Halk garibandır, mazlumdur halk. Hadi oy verdiğini düşünelim, tamam ve referandum yaptın, ayırdın, sınırları koydun, devlet ilan ettin. PKK gelir “Selamun aleyküm” diyecek. Ee? “Yönetime el koydum” diyecek ne yapacaksın? Barzani’nin mücadele edecek bir gücü yok ki adamlar it sürüsü gibi. Çok gelişmiş silahlar verdi Amerika onlara, bir gecede çöker bitirirler öyle bir konu olmaz. Saygıyla bunun alakası yok Ensari, herhalde seyit bildiğim kadarıyla Ensariler, Ensari ailesi. Hangi mantıkla bunu söyledi anlayabilmiş değilim. Onunla da bir görüşmek lazım neye göre bunu söylüyor? Oradaki insanlara acıması lazım. O statüsü belli olmayan tartışmalı bölgeler oralar hep. Türkmen bölgesi var, Arapların olduğu bölge var yani saf Kürt kardeşlerimizin olduğu bölge de değil. Nasıl kontrol altına alacaksın, ne demek? Bir kısmı da İran’a bağlanmak istiyor, nasıl yapacaksın? Çok tehlikeli olur bayağı tehlikeli. Boş yere kan akar Allah esirgesin.

Bu Rum kızlar ne şeker oluyorlar internetten baktım bayağı tatlılar, çok güzel insanlar Rumlar. Neşeleri de çok güzel.

Tayyip Hocam’dan ben istirham ediyorum, hiç kimseden çekinmesin eğer laf söyleyen olursa bana gelsinler ben cevabını vereceğim. Dedikodudan falan belki çekiniyor olabilir gayet makul, çok güzel bir Osmanlı terbiyesi bu, mantıksız hiçbir şey yok, gayet doğru bir hareket. Mutlaka, yalnız tabii Tayyip Hoca kendisi talimat vermesin. Yakınları, başbakan talimat verebilir istirham ediyoruz. Tayyip Hocam mutlaka mehterle karşılansın ve mehterle uğurlansın Topkapı ziyaretlerinde.

Mesela benim canımın gözlerindeki tutkunun nedeni onun kabadayı olmasıdır. Niye kabadayı? Çünkü Allah için yaşıyor, sadece Allah için. O zaman tutku olur. Allah için bir insanın yapmayacağı hiçbir şey yoksa ona kabadayı denir. Kendi için yaşamıyorsa ona kabadayı denir. O da onun için bu kadar güzel ve anlamlı oluyor bakışları maşaAllah.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arog’dan bir sahne var.

ADNAN OKTAR: Yani toplumdaki o korkunç felsefeyi hicvetmiş. Dehşet verici tabii egoistlik, bencilliğin kısa bir özeti toplumda yaygın olan kısa özetini ne kadar korkunç olduğunu hicvederek anlatmış. Dehşet verici tabii böyle bir dünya. Toplumun bazı yerde kuralları var. Genç kızları, genç delikanlıları, insanları mahvediyor. O kuralların altında ezim ezim eziliyorlar ve acı bir dünya oluyor. Kuran’ın ahlakı ile yaşayacağına, şirk sisteminin acı ve dehşet verici, karmakarışık, birbirini boğan, birbirine çatışan, yumak haline gelen çözülmez çirkin felsefesi ile gençler boğuşuyor. Bazı yerlerde, bazı insanlar için diyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri Katar’a tavır alan dört ülke ortak bir bildiri yayınladı. Bu bildiri ile Katar’da bulunan 59 kişi ve 12 yardım kuruluşu yaptırım listesine alındı. Listede Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf Kardavi de var. Kardavi Müslüman kardeşlerin dini liderlerinden birisi. Bahreyn’de ise Katar’ı desteklemeyi suç kapsamına aldı. Hapis cezası getirdi. El Cezire televizyonu da bu ülkelerde erişime kapatıldı.

ADNAN OKTAR: Şimdi yöntem bu değil. Birleşerek olur, birbirinizi ezerek olmaz. Suudi Arabistan nur gibi Müslümanların olduğu bir yer. Katar da nur gibi Müslümanlarla dolu, Birleşik Arap Emirlikleri de nur gibi Müslümanlarla dolu. Birleşirseniz mesele biter. Yoksa sen onu, o seni, sen onu, o seni. Böyle bir şey olmaz. Toptan yok olup gidersiniz Allah esirgesin. Böyle bir yöntem olmaz. İmam Mehdi (as)’ın çevresinde hepsi birleşecek, bu bela da son bulacak. Bu gelişmeler tabii önümüzdeki aylarda şiddetlenecek. Çok büyük olaylar olacak dedik 2017’de. Yer yerinden oynayacak, hadislere göre öyle görünüyor. Irak, Suriye kesiminde de öyle düzelme değil, daha da olaylar karmaşık hale gelecek. Rivayetler onu gösteriyor. Çok büyük çatışma bekleniyor. Melhame-i Kübra dedikleri işte olay o, ona benzer. IŞİD son atağını yapmadı. IŞİD şu an geriye çekildi sadece. Yani silahlarını, malzemelerini daha da artırdı. Adam sayısını da daha da artırdı. Çok esaslı bir çatışmaya girecekler gibi görünüyor. İşte bu Mehdiyet’le sonuçlanacak ve bir daha ne savaş, ne terör, ne anarşi, ne kavga. Allah Kendisi’yle oyun oynatmaz. O şapkalı dedeye siz söyleyin. Allah’ın gücünün farkında değil o. Sen sahte Mehdi (as) çıkaracaksın. Allah da bakacak öyle mi sadece? Öyle zannediyor. Allah’ı güçsüz zannediyor onlar. Allah paçavraya çevirir anında.

Evet, dinliyorum. 

Geçenlerde hanım arkadaşlarımızın düzenlediği iftara katılmıştım. Basında kıskanmışlar. Var mı haberi?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Kız arkadaşlarınızın sizin için hazırladığı iftar davetiyle ilgili CNN Türk, Hürriyet, Gazete Vatan, Milliyet gibi pek çok basın organında haberler çıktı. Bu haberlerde iftar sofrasındaki detayların güzelliğine dikkat çekilmesinin yanı sıra, masada Bey olarak sadece sizin bulunmanız da dikkat çekici bir ayrıntı olarak ifade edilmiş.

ADNAN OKTAR: Nasıl diyor, ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: “Tek Bey olarak kendisinin olması dikkat çekti” diyor masada.

ADNAN OKTAR: Evet, “Önemli bir ayrıntı vardı” diyor. MaşaAllah, ne güzel. Her gece bir iftardayız.

BÜLENT SEZGİN: Yemekte tek erkek olmanız güç gösterisi olarak algılandı diyor.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, doğrudur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var Adnan Bey. İzmir’den kardeşlerimiz Konak ve Karataş sahilinde kitaplarınızdan dağıtmışlar. Ayrıca İzmir Valisi Erol Ayyıldız’a ‘Üst Akıl İngiliz Derin Devleti’ ve ‘Komünist Kürdistan’ tehlikesi kitaplarını hediye etmişler. Valimiz teşekkür etmiş. Sizin çalışmalarınızı çok takdir ettiğini söylemiş ve çok selamlarını iletmiş.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam.

KARTAL GÖKTAN: Bursa’dan kardeşlerimiz 24 Nisan, 3 Mayıs ve 24 Mayıs’ta ev sohbetinde bir araya gelip kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Ayrıca Nilüfer Hatun Caddesi’nde kitap ve 400 adet de broşür dağıtmışlar. Antalya’dan kardeşlerimiz eşi ve kızı ile birlikte 200 adet eserinizin dağıtımını yapmış. 21 Mayıs’ta 50 adet kitabınız ve 500 adet A9 TV broşürü dağıtılmış. İstanbul Suadiye’de yaklaşık 300 adet kitabınızı hediye etmiş halkımıza kardeşlerimiz. Gebze’deki kardeşlerimiz bir araya gelerek Kuran’dan ayetler ve sizin kitaplarınızdan bölümler okuyup sohbet etmişler. İzmir Buca Belediye Başkanı Levent Piriştina’ya ve Buca Kaymakamı Fecri Fikret Çelik’e ‘İngiliz Derin Devletinin İçyüzü’ kitabını hediye etmiş kardeşlerimiz. Adapazarı merkez ve Sakarya’nın Erenler ilçesinde A9 TV broşürü dağıtımı yapmış kardeşlerimiz 20 ve 27 Mayıs tarihlerinde. Hafta sonu kardeşlerimiz Adana’da ‘Müşrikler İstemese de Mehdi’ isimli kitabınızdan 60 adet dağıtmışlar. Bursa’dan kardeşlerimiz 16 Mayıs’ta sohbet etmek için bir araya gelmişler. 18 Mayıs akşamı da 1500 adet PKK’ya çözüm broşürü ve Burdur’da da 45 adet kitabınızı dağıtmışlar. Ankara’da 16 Mayıs ve 8 Haziran tarihleri arasında toplam 6 bin 550 A9 TV ve iman hakikati broşürü ile 130 adet Harun Yahya eseri armağan edilmiş halkımıza. Dağıtım yapılan semtler şöyle; Keçiören Kuyubaşı ve Tepebaşı, Söğütözü, Etlik, Kızılay Meydanı, Ümitköy, Çayyolu, Aktepe, Bahçelievler, Kızılay, Demetevler, Mecidiye, Yeşilevler ve Bakanlıklar. Balıkesirli kardeşlerimiz 17-23-24 ve 27 Mayıs tarihlerinde toplam 651 adet kitabınızı dağıtmışlar Bigadiç ve Balıkesir merkezde. Kardeşlerimiz geçtiğimiz hafta Kayseri’deki Köşk, Barbaros ve Gültepe mahallelerinde 213 adet Harun Yahya eserini halkımıza armağan etmişler. 15 Mayıs’ta Kocamustafapaşa’da çeşitli kitaplarınızdan 37 adet dağıtan kardeşlerimiz 27 Mayıs günü de Bağcılar’da AK Parti, CHP, Saadet Partisi ve Vatan Partisi ilçe başkanlıklarına ‘Üst Akıl İngiliz Derin Devletinin İçyüzü’ kitabından hediye etmişler. Konya’da Karapınar ve Ereğli sakinlerine çok sayıda kitabınızın dağıtımı yapılmış. Ve Hatay’da da Hatay AK Parti ve MHP il başkanlıklarına eserlerinizden vermiş kardeşlerimiz. Hayat merkez ve Afyonkarahisar’da da esnaf ve gençlere birçok kitabınızı hediye etmişler maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah her adımlarına, her nefeslerine sevap nasip etsin. Dağıttıkları her kitabın harfi adedince onlara sevap nasip etsin Allah. Çok güzel hizmet, çok güzel. En mükemmel hizmet bu. Çünkü konuşursun adam unutur ama kitap unutmaz. “Söz uçar yazı kalır” derler. Kitap masanın üstünde duruyor mesela adam sıkılır şöyle açar. İki sayfa okur, bir sayfa okur acayip açılır. Kalbine ferahlık, inşirah gelir.

Tayyip Hocam’la ilgili benim ikinci ricam da milletimizden. Bak diyor ki “Ben sevmiyorum.” Kardeşim sevme. Vatanını milletini sevmiyor musun? Devletini sevmiyor musun? Seviyorsun. O zaman onda ittifak ediyorsun. Sevmiyorsan yine sevme. Ama destekle. Yahut alternatif birisini söyle bize. De ki; “Falanca lider bu iş için hakikaten liyakatli. Tayyip Bey’den çok daha iyi hizmet yapar” de. Ama dürüst olacaksın. Söz bir Allah bir destekleyeceğim seni. Ama yoksa böyle biri, o zaman benim sözümü tut. “Ne yapayım, sevmiyorum?” Kardeşim vatanı, milleti seviyorsun, bayrağı seviyorsun. Allah için, vatan için, millet için Tayyip Hoca’nın şahsını desteklesin. AK Parti’yi desteklesin demiyorum. Yüzde 70-80-90 destek gerekir. İngiliz derin devletiyle o insan mücadele ediyor. Büyük bir mücadele, göğüs göğse bir mücadele var. Hem seyredeceksin hem de diyeceksin ki; “Ben o adamı sevmiyorum” diyeceksin. Yahut o kişiyi sevmiyorum diyeceksin. Bu çok ayıp. Yerine alternatifi de söylemeyeceksin. O zaman nedir zorun? Alternatif söylemiyorsan benim sözümü tut, rica ediyorum, kim olursa olsun, Allah rızası için. AK Parti’yi desteklemek durumunda da olmasınlar. Sevmiyorsa dahi desteklesinler. Ayrıca ne yaptı sana bu insan? Sevmeyeceğin ne yaptı yani? Bana mesela şunu yaptı de anlayayım, yaz buraya gönder.  İftira, hakaret, ipsiz, sapsız laflar çoğu yani boş. Hadi diyelim dediklerine inandın, destekle. Vatan için destekle, Allah için destekle. O zaman boş bırakıyorsun. Diyorsun ki o da yapamaz. Ne istiyorsun o zaman? Bak, Katar olayı da şimdi çıktı. Tayyip Hoca delikanlılık yaptı, kabadayılık yaptı, Türk askerini oraya gönderiyor. Bunu kimse yapamaz. Kimlere meydan okuyor; İngiliz derin devletine, Amerikan derin devletine. Yani İngiliz derin devletinin emrinde zaten Amerikan derin devleti. Yani deccale meydan okuyor, çok hayati bir şey. Seyredersen dinen günaha girersin. Dinsizsen de çok vicdana uygun olmayan bir şey yapmış oluyorsun. Vatan, millet sevgisi dinsizin de vardır. Değil mi? Yani insan vatanını, milletini sever. Vatanı, milleti korumak, müdafaa etmek için kararlı bir lider, azimli bir lider desteklenmezse aksi fitne olur. Orada seviyorsun, sevmiyorsun diye bir şey yok kardeşim, sen bırak onu. Sevip, sevmeme olayı değildir bu. Vatanın, milletin menfaati meselesidir. Alternatifi de söylemediğine göre o zaman istirham ediyorum, dediğimi yap. Yani rica ediyoruz.

Bak, Tayyip Hoca diyor ki, yeni konuşması “Liderler ve körfez halkı, sizlere sesleniyorum. Kardeş kavgasının kazananı olmaz.” Bak, hiçbiri söylemiyor bunu görüyor musun? Bir tek o söylüyor. “Amerika Birleşik Devletleri’nin üssü sizi niye rahatsız etmiyor? İftiralarla bir yere varılmaz. Kriz simsarları daha Körfez krizinin ilk anından itibaren mutluluklarını dile getirdiler. Bizim bu tezgahlarını bozmamız gerekiyor” diyor. Böyle şuurlu, akıllı, dirayetli, kararlı bir Müslüman bir lider var. Çekirdekten yetişme Müslümandır. Tertemiz bir delikanlı. Allah’tan korkması lazım düşmanı olanın. Diyor; nefret ediyorum. Neye nefret ediyorsun? Şeytanın etkisindesin. Neye nefret ediyorsun, zorun nedir yani? Ne yaptı sana? Kafanı mı yardı? Kapına mı dayandı? Ne yaptı sana yani? Hadi farz edelim öyle de olsa, vatanını, milletini sevmiyor musun? Onun için ver desteğini. O zaman alternatif göster. Onu da göstermiyorsun. O zaman destekleyeceksin. Başka çözüm olmaz. Dürüst davranacaksın. Evet, Tayyip Hoca çok güzel konuşmuş.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız bu akşam İstanbul’da iftar davetinde şöyle bir konuşma yaptı Adnan Bey. “Katar’a gıda, ilaç vermemizden rahatsız olanlar var. Kusura bakmayın. Biz Katar’a her türlü desteği vermeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı. Katar’a yönelik ambargoyu da kaldırma çağrısı yaptı.

ADNAN OKTAR: Güzel, bak ne kadar güzel konuşmuş. Diyor ki; “Suudi yönetiminden ricam var.” Bak, nezaketli bir üslup. “Siz Körfez’in en güçlüsüsünüz.” Bak, en güçlü sizsiniz Körfez’de diyor. “Size kardeşliğin bekçisi olmak yakışır, düşmanlığın değil.” Bak, kimsenin ağzında böyle bir üslup yok. Onun ağzında böyle üslup var. Sen neyine öfkeleniyorsun o zaman? Yani öfkelenen bana yazsın kardeşim buraya. Derdi, zoru nedir? Samimi olarak söylüyorum. Davet de edeceğim buraya. Yüz yüze de konuşalım yani nedir zorları ben bir anlayayım. Böyle şey olmaz kardeşim. Sen hem hizmet etmeyeceksin hem hizmet edenin elinden tutmayacaksın. Olmaz öyle şey. Seviyor, sevmiyor olayı değil ki bu kardeşim. Vatanın, milletin, İslam’ın menfaati mevzubahis. Dünyanın refahı, dünyanın huzuru mevzubahis.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanımız Erdoğan dün de askerlerle beraberdi. Kayseri Birinci Komando Tugay Komutanlığı’nda.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır Tayyip Hocam’ı, göreyim. İyi, daha iyi olmuş. Aman anne çok dikkat etsin Tayyip Hocam’ın sağlığına. Yemesi, içmesi, proteini falan, vitamini, minareli hepsine çok dikkat etsinler. Bir de uykusu. Bir de gençler daha çok Tayyip Hoca’ya destek versinler. Daha coşkulu. Tayyip Hocam’ı açar o. Yani daha mümine şevk verir öyle bir şey.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Savunma Bakanlığı Operasyon Dairesi Başkanı General Sergey Rudskoy, Suriye’de iç savaşın fiilen sona erdiğini ilan etti Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bir daha.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Savunma Bakanlığı Operasyon Dairesi Başkanı General Sergey Rudskoy, Suriye’de iç savaşın fiilen sona erdiğini ilan etti. “4 Mayıs 2017 tarihinde Rusya, Türkiye ve İran’ın katılımıyla imzalanan, Suriye’de çatışmasız bölgeler planı meyvelerini verdi. Suriye sathının büyük bölümünde savaş durdu. Dolayısıyla Suriye’de iç savaşın fiilen sonra erdiğini ilan edebiliriz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama hadi seçim yapsınlar? Yapamazlar. Sadece IŞİD çekildi o kadar. Başka bir şey yok. Türkiye’nin gücü de böylece dünyaca teyit edilmiş oldu. Yani bu işi halleden Türkiye. Tayyip Hoca’nın vesilesiyle oldu. Tabii.

Bu arada Pakistan da Katar’a yirmi bin asker gönderme kararı için meclise önerge vermiş. Helal olsun Pakistan’a. Pakistan’a bir alkış.

Suudi, kardeşim tertemiz insanlarsınız. Krallık çok nezaketli, kibar, adabı, edebi bilen insanlar. Nur gibi Müslümansınız. Zorunuza ne oldu, ne gerek? Amerika tehdit ediyorsa, biz varız yanınızda. Rusya var. Tehdit etse kaç yazar yani?

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Katar’a yönelik abluka uygulayan ülkelere çağrı yaparak, yaptırımların esnetilmesi talebinde bulundu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Talimat İngiliz derin devletinden geliyor, Amerika uygulatıyor. Trump gittiğinde o söyledi zaten, başlayın diye. Ama onu da ablukaya aldılar. Trump’ın da korunması lazım. Trump da tertemiz bir Amerikalı, klasik Amerikalı. Yani dürüst Amerikalı. Ama yılan, çiyan üstüne çöktü öyle tipler. Onu da çok iyi korumak lazım.

Mesela bak, “Çanakkale Boğazı’ndan geçen Panama bayraklı kuru yük gemisinin Türk kaptanı O.B. - adı belli de ben onu şimdi söylemiyorum- hakkında telsizden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a küfür ettiği iddiasıyla yasal işlem başladı.” Kardeşim sen nasıl bir insansın? Kendin bir işe yaramıyorsun, bir şey yapmıyorsun. Bir iş yapacak adamı da bize tavsiye etmiyorsun. Başarılı bir insana oturup küfrediyorsun. Bir de bunun ne adını soyadını gizliyorlar? Böyle tipleri direkt ortaya koysunlar. Kanun değişsin. Böyle acayip şeyler yapanları halk bilsin yani böyle şey olmaz.

Bak, Tayyip Hoca diyor ki; “Bıktık biz bu kavgalardan. Müslümanın Müslümanı kırmasından bıktık. Katar’ın teröre destek verdiğine ben şahit olmadım. Biz Katar’a her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.” Adam diyor ki; “İnternette açıklama yapmışsın. Bizim hiç hoşumuza gitmedi.” Adam da diyor ki; “Ben öyle bir konuşma yapmadım, hacklediler”  diyor. Her gün, herkese yapıyorlar bunu. Hacklendiği de ispat da edildi. Buna rağmen adamın üstüne gidiyorlar. O zaman hacki yapan da sensin, üstüne giden de sensin diye insan şüphe eder. Hayır, gerçekten yazmış olsa ne olur? Yazdıysa tamam, düzeltiyorum der. Bir insan hadi bir an öyle düşünse bile sonra düzeltir. Ayrıca ben yazmadım diyor, hacklendiğini de ispat ediyor. Buna rağmen böyle bu şeytani bu artık yani bunun açıklaması yok. Şeytanın oyununa gelmek bu.

Mesela bu Katar Emiri’nin sözünün yayınladığı sitenin hacklendiği iddiasını FBI da inceledi. FBI, resmi kurum. Gerçekten hacklenme olduğunu da tespit etti FBI. Bunu dün açıkladı. Buna rağmen adamın üstüne gidiyorlar. Bu nasıl bir kafa? Amerika’da bayağı bir kitle savaş çağrısı yapıyor Trump’a. Adam zor sakinleştiriyor. İngiliz derin devletinin tahrik ettiği kitleler var. Savaş, savaş, savaş… Adamların gözünü kan bürümüş yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Orhan. Sayın Adnan Bey, insanın iç sıkıntısı nasıl geçer?

ADNAN OKTAR: Su içeceksin, ılık su. Susuzluk sıkıntı verir. Vücudun alarmıdır o. Vücut bir şeyden kurtulmak istediğinde yahut bir şey eksik olduğunda onu alarmla belirtir. Sıkılma varsa vücutta su eksik demektir. İkincisi; serin suyla duş almak ferahlatır. Bir de hareketsizlik, vücudun hareket etmesi lazım. Bu endorfin salgılanıyor. Vücut canlanır. Zaten Eyüp (as) da; “Ya Rabbi ben her türlü çileye senin rızan için, senin sevgin için talibim. Ama şu an benim zikretmemi, Seni anmamı, Sana dua etmemi sıkıntının şiddeti engellemeye başladı” diyor. Yani çok şiddetli bir sıkıntı var diyor. “Bana bir şifa nasip et Ya Rabbi” diyor. Allah’tan istiyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Su iç, ayağını depret, hareketlendir.” Bir de buradan anlıyoruz ki hareket, su ve yıkanmak. Suyla da yıkanmasını söylüyor Allah. Kuran’ın çözümü budur. Allah’ı çok sevmek, Allah’a teslim olmak. Buna rağmen yine sıkıntı olur. Dünyanın boşluğunu, dünyanın geçiciliğini, Allah’ın güzelliğini görmek için insanın buna ihtiyacı vardır. Yoksa dünyayı sever. Dünyayı sevmemesi gerekiyor. Onun için bakın her insanın kusuru olur. Dünyayı sevmesin diye Allah acz vermiştir. Akıl almaz aczler. Her tarafında bir acz. Mesela en güzel genç kıza bakarsın, her tarafı acz doludur. En yakışıklı delikanlıya bakarsın, her tarafı acz doludur. Aksi durumda dünyaya bağlanır, çok bağlanır. Sıkıntılar Allah’a çok yaklaştırır. Zaten kalacağı süre de az olduğu için Allah’a daha teslim olur, daha çok sever. Bir an önce gitmek de ister ama kalıp da güzel ibadetler etmek de ister. Eğer yapacak bir şey yoksa bir an önce gitmek ister. Yani mesela Bediüzzaman diyor ki; “Eğer gitme vakti geldiyse yani yapacağınız bir şey yoksa daha kalmak için ısrar etmeyin” diyor. “Ruhanileri kendinizden soğutursunuz” diyor. “Çünkü onlar sizin dünya bedeninizi değil de ahiret bedeninizi severler, onu görmek isterler” diyor. “Siz dünya bedeninizle ısrarla devam etmek istemeyin” diyor.

Kulumuz Eyyub'u da hatırla.” Diyor Cenab-ı Allah. Sad Suresi, 41. “Hani o: "Herhalde şeytan, bana kahredici bir acı ve azap dokundurdu" diyor bak kahredici yani yüksek acı ve azap. “diye Rabbine seslenmişti.” Cenab-ı Allah diyor ki; “Ayağını depret. İşte yıkanacak ve içecek soğuk (su, diye vahyettik.).” Serin su çıkıyor. Ayağını hareketlendiriyor, bayağı depretiyor yani hızlı hareketler. Oradan su çıkmaya başlıyor. Muhtemelen bir su kaynağının üstünde zaten. Cenab-ı Allah öyle yaratıyor çünkü aklın ihtiyari alınmaz. Oradan su çıkıyor. O suyu içiyor bolca. Yıkanıyor da onunla. Ve ferahlıyor.

Dünyada her şey mükemmel olsa insanlar akıl almaz azar. Büyük bölümü, hepsi demesem de büyük bölümü azar. Ve ahireti hiç istemezler. Dünyadan yıldırıyor Allah ki ahireti istesinler, Kendini istesinler. Çünkü ahireti istemeyince Allah’ı da istemiyorlar. Çok korkunç bir şey. Yani hem Allah’ın verdiğini kullanacak, hem Allah’ı istemeyecek. Çok çirkin.

Allah diyor ki Bakara Suresi 155’te; “Andolsun,” diyor Cenab-ı Allah, yemin ediyor. “Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Çünkü insan yükselmiyor öbür türlü derinleşmiyor. Yani sıradan oluyor. Ancak bu şekilde düşünebiliyor. Yoksa gaflete çok yatkın. Hemen eğlenmek, işine gücüne bakmak ister. Kendi işte evlensin, çoluk çocuğa kavuşsun, çocukları okutsun, oğlanı düğününe hazırlasın, işyerini genişletsin. Allah hiç aklına bile gelmez birçok insanın. Ama böyle olunca, zoru görünce hepsini unutuyor. Sürekli Allah’la bağlantı halinde oluyor. Aslında tam Allah’a bağlansa insanlar felaketler geniş çaplı kalkar. Mesela Mehdiyet devrinde belalar, hastalıklar geniş çaplı kalkıyor. Yani çok büyük çapta kalkıyor. Terör kalmıyor, savaş kalmıyor. Yani felaketlerin büyük bölümü duruyor, kalkıyor ortadan.

Mesela Ahzab Suresi, 69’da Cenab-ı Allah; “Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın;” Allah’ın Peygamberine halk eziyet ediyor, sıkıntı veriyorlar. Konuşarak, ters hareketler yaparak, tehdit ederek, ağır sözler söyleyerek. “ki sonunda Allah onu,” Hz. Musa (as)’ı. “demekte olduklarından temize çıkardı.” Yani bütün iftiralar boşa çıktı diyor Allah. “O, Allah Katında vecihti. Temizdi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Putin, ünlü yönetmen Oliver Stone’un, iki nükleer güç arasında sıcak savaş çıkması halinde üstün olacak tarafın Amerika olup olmayacağı sorusuna; “Böyle bir çatışmada kimsenin hayatta kalacağını düşünmüyorum” yanıtını verdi. Stone’un, Rusya ve Amerika arasındaki ilişkinin değişmesi için umut olup olmadığını sorması üzerine Putin; “Birileri bizi mezarlığa götürüp gömmeye karar vermediği sürece umut daima vardır” cevabını verdi. Putin Stone’un, “Siz kaderinizde ne olduğunu biliyor musunuz?” sorusuna ise şöyle karşılık verdi; “Yazgımızın ne olduğunu sadece Tanrı bilir. Ölüm bir gün hepimizin başına gelecek bir şey. Önemli olan o zaman gelene kadar bu geçici dünyada neleri başardığımız ve hayattan zevk alıp almadığımız” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel konuşmuş. Yani imanla zevk alacağını da anlatmış oluyor.

Mesela bak Bakara 156’da Cenab-ı Allah; “Onlara bir musibet isabet ettiğinde” yani zorluk, imtihan, acılar. “Biz Allah’a ait kullarız.” Yani bu beden tamamen Allah’a ait. Ruh da Allah’a ait. Bak bu çok önemli bir sırdır. Bedenin, ruhun tamamen Allah’a ait olduğunu insan bilse acı insandan tamamen kalkar. Sıkıntı da tamamen kalkar. Ama tam anlamıyla bilirse. “Ve şüphesiz biz Allah’a dönücüleriz.” O’na döneceğiz diyor. Beden kendine ait olduğunu bildiği için, öyle inandığı için insan acı çeker. Yoksa insan başkasının bedeninden acı çekiyor mu, bir başka bedenden dolayı? Çekmez. Allah’a aittir beden. Sana ait değil ki. Sen nereden sahiplendin onu? Ruh da Allah’a ait. Ruhuna ve bedenine sahip çıkmaktan kaynaklanıyor. Yani onu tamamen Allah’a verse ruhunu ve bedenini tamamen Allah’a vermiş olsa acı kalkar ama tam anlamıyla yapması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Cennet ve cehennem tabaka tabaka mı?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Evet, tabaka tabaka. Yalnız cehennemin tabakalarıyla cennetinki aynı değil. Cennette herkes aynı ortamda zevk tabakaları var. Yani zevk alma gücü ayrı oluyor cennette. Herkes aynı, Peygamberimiz (sav), sahabeler, herkesle beraber sofralarda beraber. Ama zevk alma gücü takvasının gücüne göre değişiyor ama herkes kendinin karşısındaki kardeşinin aynı şekilde yaşadığını zannediyor; halbuki aynı yaşamıyorlar. Karşısındaki kardeşi eğer takvaysa o daha çok zevk alarak yaşıyor, daha çok haz alıyor Allah’ın nimetlerinden. Ama cehennemde bölümler vardır. Mesela soğuğun hakim olduğu, sadece sıcağın hakim olduğu, bir de sadece mahalleler şeklinde, cehennem mahalleleri şeklinde yerler vardır. Orada Allah’ı inkar etmiş ama kimseye bir şey yapmamış mesela “her şey tesadüf” demiş ama zarar vermemiş. Mesela zalim böyle şey yapmamış tipler varsa Allah onları kendi inandığı şekilde yaşatıyor orada. Yani boş, ruhsuz bir dünyada onu öyle yaşatıyor. Eğer Allah’ı inkar ederken mesela çok ahlaksızca, pis bir üslupla Allah’a karşı çirkin şey yaptıysa, mesela diyor ki; “her şey tesadüfle oldu, mutasyonla oldu” İşte onlarda mesela başını arkaya çeviriyor Allah. Şimdi insanın yüzü öne dönük ya, o tiplerde baş arkaya dönük yaratılıyor. Yani sırtını görüyor yüzü. Göğüs tarafını göremiyor. Yani yürümeye göre normalde arka arkaya yürüyebiliyor o zaman yürürken başı arkada olduğu için. Ne açıklaması adama sordun mu “bu niye oldu?” desen, “mutasyonla oldu” demesi gerekiyor. Mutasyona inanmıyor muydu? Tamam, “genetik hatalardan oluyor” diyor. İşte, al sana mutasyon. Allah “işte mutasyon öyle olmaz, böyle olur” diyor bela açısından mutasyon olmadığını göstermek için. Mesela gözleri görüyor, Allah gözünü mutasyonla göz görmez. Normalde kör olur mutasyonda. Onun için kör hale getiriyor, göremiyorlar. Ayrıca sırf onu da yapmıyor Allah. Ayaklarında da o mutasyon bozukluğunu meydana getiriyor onların dediği tarzda, yürüyemiyor. Mesela bir ayağı basıyor, öbür ayağı basamıyor. Mesela diziyle basabiliyor, yerde hareket ediyorlar. O şekilde yaratıyor Allah, yani kararlı olanlarda. Fakat Allah’ın hikmeti bu kararlılığı sonsuza kadar devam ediyor bunların. Yani asla değişmiyor. Mesela on trilyon sene geçiyor adam yine öyle aynı kafada. Ama işte Allah onun sırrını söylüyor. Diyor ki; bak “siz onları diri zannediyorsunuz” yani yaşıyor zannediyorsunuz “onlar aslında ölü” diyor Allah. Ama Allah öylesine diyor zannediyor, halbuki doğru söylüyor Allah, yani muhkem hüküm. Yani normal düz Arapça söylüyor. “Ölü” diyor. “Olur mu? Adam yaşıyor” diyor. Halbuki ölü anlamıyor. Şuuru olmayan bir varlık ölüdür, yani şuuru yok, yani makine gibi. Yani bilgisayar gibi adam, o tarz. “Gözü vardır” diyor Allah. “Sen bakar görürsün” diyor. “Onlar görmez” diyor. Yani şuurunda olmayınca göremez. Onu vurgulamak için Allah ayrıca diyor ki bak, “onların kalpleri, kalp gözü kördür” diyor. Ayrıca “kördür” diyor. “Hem gözleri hem de kalp gözleri de kördür” diyor. Yani bir ölüden bahsediyor Allah, işte bunlar cehennemde olanlar. Yoksa açık şuurla, açık şuur bilinçle bir insanın, yani samimi bir insanın cehennemde sonsuza kadar kalacağını iddia etmek Allah’ı inkar etmek olur. Yani Allah’ın gücünü inkar etmek olur. Bu mümkün değil böyle bir şey.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam, dinde mucize görmek isteyen kişilere dini nasıl anlatırız?

ADNAN OKTAR: Mucize var da görmek istemiyor. “Gökyüzünde” adama desen ki bir yerde adam bir odada karşılaşsan, “ya ben sana bir hayat göstereceğim kayanın üstünde bir topluluk var, içi fokur fokur magma kaynıyor, elma kabuğu kadar da ince. Adamlar da üstüne binmişler, saatte jet hızının yüz kat üstünde, bin kat üstünde hızla gidiyorlar.” Desen, adam “ben gözümle görmesem böyle bir mucizeye inanmam” der adam. Gösterirsen ne olur? Normal karşılar. Şu an böyle işte dünya. Adama diyorsun ki; “dışarıda madde yok.” “Nerede?” “Beyninin içinde görüyorsun, mercimek kadar yerde bütün bu alem.” Bu aklın ihtiyarını alacak bir şey bu. Yani makul bir insanın aklının ihtiyarını alır bu. En iman etmeyecek adam iman eder. Ediyor mu? Yok, aklının ihtiyarını almıyor. Mucizeler hep böyledir. Karşılaştığında adam ilk önce şaşırır, alıştığında etkilenmez. Yani hangi mucizeyi gösterirsen göster etkilenmez, ülfet oluşur. Onlara diyor Allah ayette “…onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?” diyor Enam Suresi, 109’da. Yani her türlü mucizeye hemen alışır insanlar. Ancak mümin bir harikalık olduğunu anlar.

Mesela bak Allah Nisa Suresi, 145’te, “Gerçekten münafıklar, ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.” O tabakalardan birisi bu, yani yeraltında onların yeri. Mesela bir kısmının yerüstünde. Mesela Bediüzzaman diyor ki; Peygamberimiz (sav)’in biliyorsunuz dedesi iman etmedi. Fakat çok iyi davrandı Peygamberimiz (sav)’e, yani bayağı saygılı ama destekledi de ama iman etmedi. Normalde cehenneme gidiyor, yani cehennem yeri ama cehennemde Allah onlara özel bir yer oluşturuyor cehennemde, yani dünyaya benziyor. Fevkaladelik de yok ama çok zor bir durum da yok, orada yaşıyorlar. Yani birçok tabakadan bir tanesidir. Mahalleler var, sokaklar var, yani monoton bir hayat var sadece, düz. Ama acı ve azap o anlamda bir şey yok. Sadece cennetle kıyaslamadan kaynaklanan acı çekiyorlar, o kadar. Yani cennetle kıyaslayıp ondan rahatsız oluyorlar. Ama bu tabii çok şiddetleniyor münafıklar için de diğerleri için de. Çünkü kendi hayatlarıyla cennet arasında çok büyük fark oluyor.

Allah vermesin bak mesela Peygamberimiz (sav) bu Katar’la ilgili hadis naklediyor. Tabatabai isimli eser, 158. Hadis, Peygamberimiz (sav)’in hadisi. Hz. Ali buyurdu ki Resulullah (sav)’den naklen, “Katar ile Bahreyn arasında köprü inşa edilir. Tamamlandığında kan dize kadar ulaşır.” Şu an Katar ile Bahreyn arasında kırk kilometrelik köprü birbirine bağlanmak üzere, şu an devam ediyor bu köprü. Bu köprü dünyanın en uzun köprüsü, şu an bu köprü bitmek üzere. Sevgi köprüsü tabir ediliyor bu köprüye.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak, diyor ki Peygamberimiz (sav); “Katar ile Bahreyn arasında köprü inşa edilir. Tamamlandığında kan dize kadar ulaşır.” Yani anlaşılıyor ki bir savaş, bir olay olacak. Hadiste tabii başka olaylar da anlatılıyor, fakat şu an anlatmayacağım. Oradan liderlerinin nelerle karşılaşacaklarını da anlatıyor Peygamberimiz (sav), yani neler olacağını da anlatıyor. Fakat şu safhada anlatmayacağım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cimri olmak dinimizce makul mü?

ADNAN OKTAR: Cimrilik haramdır. Yani birçok ayette belirtilmiştir. Allah o biriktirdikleriyle dağlanacaklarını söylüyor ayette. Yani Allah’ın verdiğini Allah’a dağıtmamak. Halbuki Allah’ın verdiği Allah’a geri iade etmesi lazım. Malını, canını hepsini Allah’a vermesi lazım. Bu konuda çok fazla ayet var. Açık aleni haramdır malı dağıtmamak, cimrilik yapmak. Evet.

VTR: Merhaba ben Hüseyin. Ülkemizdeki spor alt yapılarına yeterli önem verilmediğini düşünüyorum. Nedeni nedir?

ADNAN OKTAR: Alt yapı olsa bile iyi beslenme olmadıktan sonra spor zarar verir. Spor artı iyi beslenme gerekir, yani minerallerin, vitaminlerin, proteinin ustaca ve düzgünce sağlığa en uygun şekilde spor yapan sporculara verilmesi gerekir. Bu olur mu? Genellikle yani bakıyorum atletlere falan çok zayıf oluyorlar, bacakları incecik, kolları incecik. Özellikle o maraton koşan atletler çok çok zayıf oluyorlar. Sporcu beslenmesi apayrı bir olaydır, çok yüksek protein gerekir, uygun oranda da yağ almaları gerekiyor ve vakit meselesi, herkes spor yapmak için vakit bulamaz. Ama ne yapılabilir? Geniş alanlar, boş alanlar oluşturulabilir, oraya da spor aletleri konur. Spor yapmaları için de gençler teşvik edilebilir. Böyle değil de okullarda spor mecburi hale getirilmesi lazım, yani devletin seçenek bırakmadan gençleri spora teşvik etmesi gerekir. Mesela günde beş saat ders yapıyorlarsa çocuklar, iki saat de spor dersi olması lazım. Günde iki saat spor yaptırılabilir gençlere. Yani çünkü giyinip soyunmaları falan en az yarım saat-bir saati alabilir. Bir saat de spor yaptıklarını düşünürsek ancak yeter. Yani çünkü beslenmesi, giyinmesi, soyunması, çünkü duş da alması gerekir spor yaptıklarında. Gençlik tabii sıhhatli yetişmiyor o kadar. Sigara korkunç yaygın gençler arasında. İyi beslenemiyorlar, bir de spor yapmıyorlar. Çünkü spor yapması için genç kız bir neden bulmuyor, yani “niye beğenileyim ki?” diyor. Çünkü beğenildiğinde hakaret görüyor yani mesela kalçası geniş, beli ince, göğüsleri güzel, gösterişli, çocuğa demediklerini bırakmıyorlar. “Bu nasıl kalça? O belin nedir? Omurganı mı kestirdin? Kaburganı mı doğrattın? Nasıl oluyor bu? Niye göğüslerin böyle iri, büyük?” Bundan normal ne olabilir genç kız için? Gayet güzel, Allah onu öyle yaratmış. Yakışıyor da, güzel de. Allah onu cazibeli yaratıyor öyle. Adam tahammül edemiyor, ağırına gidiyor. Yakıştığını gördüğü halde yakışmıyor gibi gösterip en beğendiği şeyi çirkin göstermeye çalışıyor. Mesela kalçasının genişliğini genç kıza çirkin gibi göstermeye çalışıyor bir de ağız birliği yapmış olarak. Nasıl olması gerekiyor? Daracık olması gerekiyormuş kalçası. Omuz çok geniş olması gerekiyormuş. Kolları kalın olması gerekiyormuş. Deli misin sen? Sana ne oldu böyle? Deli değilsin, kıskanıyorsun. Haset ediyorsun, başka bir şey yok. Niye erkeğe çevirmeye çalışıyorsun o çocuğu? Delikanlıları da kadın gibi yapmaya çalışıyorlar kıyafetleriyle, tavırlarıyla, hareketleriyle, oturup kalkmasıyla, yemek yemesiyle, televizyonla, tiyatrolarla falan yoğun homoseksüellik propagandası yapılıyor. Genç kızları da homoseksüel yapmak için teşvik ediyorlar; bu ciddi bir tehlike.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Katar’a Türk askerinin konuşlanmasının önünü açan kanun tasarısı meclisten geçti. Bunun üzerine Adil Serdar Saçan, Katar kriziyle Türkiye’nin tuzağa düşürüldüğünü iddia etti. Twitter hesabından “Katar krizinde hedef doğrudan İran’la Türkiye’yi aynı kazana koydular. Tuzağa düşürüldük bile” dedi.

ADNAN OKTAR: “O akıl sana İngiltere’den mi geldi?” diye bir sorsunlar ona. Sen ne konuştuğunun farkında mısın be adam? Ne diyorsun? “Türkiye ve İran” diyorsun. Ortadoğu’nun iki büyük dev gücünden bahsediyorsun. Rusya’yla da birlikte hareket ediyorlar. Yani Allah’tan başka hiçbir güç bu gücü yıkamaz. İran, Rusya, Türkiye demek dünyanın en büyük süper gücü demektir. Yani üstüne güç yok. Kim kabadayılık yapacakmış? Yapacaksa gelsin görelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Salih Buğra, Kemerburgaz Üniversitesi. Bayanlar gece dışarı çıkmakta çok tedirgin oluyorlar, yani tehlikeden. Bunun önüne nasıl geçilebilir, bu sorun nasıl çözülebilir?

ADNAN OKTAR: Tabii yanlarına ağabeylerini alıyorlar, babalarını alıyorlar. Kız çocuklarını ortaya alıyor onlar. Yani akıl almaz tehlikeli gece, büyük cesaret göstererek yapıyorlar. Olur mu öyle şey? Genç kız isterse gece ceketini alıp çıkacak. İstediği gibi de gider bir lokantada oturur yemek yer. Her yerde hürmet saygı görmesi lazım. Üstelik göğsünü gere gere, açık açık her yere bakarak. Çocukların gözleri sürekli yerde. Bak, herkes dışarı çıksın baksın. Genç kızlar, hangi genç kız etrafına bakarak gidebiliyor. Çok nadirdir. Hep gözleri yerde ve gösterişli güzel bir kıyafet giyemiyor bu çocuklar. Yani genç kız beğenilmekten çok zevk alır, güzel kıyafetten çok zevk alır ama nasıl yapsın çocuk? Demediklerini bırakmıyorlar. Halbuki ne kadar güzel o sokaklar genç kızlarla böyle süslü, bakımlı genç kızlarla dolsa çiçek gibi çiçek bahçesi gibi olur. Çocuklar spor yapmaya da gerek duymuyor genç kızlar. “Kim beğenecek?” diyor. “Beğense ne olur?” diyor. Çünkü beğenen adam zaten saygı göstermiyor. Birçoğu için söylüyorum, hepsi için söylemiyorum. Değer vermiyor. Değer vermiyorsa saygı duymuyorsa o genç kız “niye bakımlı olayım?” diye düşünüyor. “Niye güzel olayım?” diye düşünüyor.

Peygamberimiz (sav) diyor ki “Mehdi zamanında bir kadın Irak’tan Şam’a kadar tek başına yolculuk yapacak. Ayağı otlara yeşilliklere değecek, başında ziyneti olacak fakat ne zarar görecek ne korku duyacak.” Başında ziyneti olacak ne demek? Başı da açık olacak anlamına geliyor. Ziyneti de olacak, yani “takı da takacak, kolyesi de olacak, küpesi de olacak ama hiç kimse ona ilişmeyecek” diyor. Yani “cilbaba gerek kalmayacak” diyor. O kadar güvenli bir ortam olacak ki cilbaba gerek kalmayacak ama şu an cilbab dışarıda mecburi oluyor ve genç kızlar da kendilerine bakamıyorlar bakmıyorlar birçoğu.

VTR: Adım Buket. Sorum da, Türkiye’de neden bu kadar üniversitelerde gereksiz bölümler açılıyor?

ADNAN OKTAR: Buket işte belki hani oradan bir iş çıkar diye düşünüyorlardır. Ne olur, ne olmaz diye yapıyor olabilirler. Çünkü hakikaten gerekli bölümler var. Ama gerekli bölümlerden çıkan insanlara iş yok. O zaman yan işler düşünerek, belki bir şeyler olur diye düşünmüş olabilirler. Ama gençler zaten öyle bölümlere pek itibar etmiyorlar. Dolayısıyla pratikte pek zararlı bir yöntem olmuş olmuyor. Evet.

VTR: Sizce teknik lise mi yoksa düz lise mi?

ADNAN OKTAR: Teknik lise daha iyi tabii. Mesela elektrik lisesi olabilir. İnşaat liseleri olabilir. Çok çok güzel olur yani. Teknik liseden mezun bir genç, kendi evinde de tamirat yapabilir. Her yerde bir şeyler yapabilir. Fabrikalarda çalışabilir. İnşaat özellikle çok çok güzel olur. Sonra o çocuk, inşaat mühendisi olduğunu düşün. Muazzam bir altyapıyla inşaat mühendisi olmuş oluyor. Çok güzel. Mesela elektrik lisesinde okuyan bir çocuk, elektrik mühendisi olduğunda müthiş bir birikim olmuş oluyor. Lise dört yıl desek, yabancı dille beraber. Dört yıl eğitim almış bir insan. Dört yıl da üniversiteye eğitimi, sekiz yıl. Muazzam bir eğitim demektir. Erkenden başlaması çok doğru. Mesela tıp liseleri de olması lazım. Tıp. Lisede başlayacak tıp bilgisi. Yani iyi bir sağlıkçı olarak yetiştirirler lisedeyken. Acil her şeye bakabilecek gibi. Ama devam ettiğinde doktor olarak devam eder. Doktorluk yapar. Tıp fakültelerine devam eder. Dört yıl lise, beş yıl da tıp yani altı yıl. On yıl. Muazzam bir eğitim.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yusuf Kaplan yazısında “Mesele Katar değil, batılıların üç hedefi var” dedi ve bu hedefleri şöyle sıraladı. “Bir: Haritaları sil baştan yeniden çizmek, İslâm dünyasını lime lime, paramparça etmek. İslam dünyasında şehir devletleri, küçük kantonlar icat etmek. İki: İslami hareketlerin, cemaatlerin, oluşumların birbirleriyle irtibatlarını kesmek. Üç: Müslümanları birbirine kırdırmak. Büyük Sünni-Şii mezhep çatışmasını patlatmak.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Gece gündüz anlattığımız da bu zaten. Mehdi (as)’den başka çözüm olmadığını da İslam alemi görüyor. Mehdiyet’in dışında hiçbir çözüm yok. Var diyen bana söylesin. Ancak Mehdi (as)’nin çevresinde toplanırlarsa İsrail de kurtulur, Ermenistan da, Türkistan da, bütün Arap devletleri hepsi kurtulur. Onun dışında bir kurtuluş görünmüyor. Yoksa felaket çemberi her yeri saracak. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Selim. Sokak hayvanlarına yeteri kadar ilgi gösteriliyor mu?

ADNAN OKTAR: Sokak hayvanlarına ilgi gösterilmiyor tabii yeteri kadar. Çünkü akşama kadar o hayvanlar yiyecek arıyorlar. Yani insanların verdiği bir yiyecek yok. Çöplerde orada burada bir rast gelirse, şehir içinde ne bulabilirse onu arıyor. Karnı karnına geçmiş şekilde. Halbuki belediyeler, halk onlara açık alanlarda yiyecek alabilecekleri, bir şeyler yiyebilecekleri hayvan lokantaları oluşturmaları lazım. Kedi lokantası, köpek lokantası, kuş lokantası olması lazım. Değil mi? O lokantada onlara servis yapılması lazım. Hatta oranın resmi garsonları olması gerekiyor. Onları ağırlayacaklar. Ramazanda herkesi topluyorlar, yemek yediriyorlar. Kuşlara? Yok. Köpeğe? Yok. Kediye? Yok. Olmaz. Kedi lokantaları, köpek lokantaları, kuş lokantaları acil ihtiyaç. Bir de ne versen yer onlar. Özenmeye de gerek yok. Artan yemekleri getirip oraya koyacaklar o kadar. Sonra da tazyikli suyla yıkanacak, steril bir şekilde. Nasıl yapılır? Çelik tablalar olur. Delikli çelik tablalar. Yiyecekler onların üstüne konur. Hayvanlar yer bitirir. He akşam da basınçlı suyla yıkanır. Ertesi gün taze yiyecekler getirilir. Lokantalardan artan yiyecekler. Özellikle atılıyor ya sokağa, onları koydun mu oraya. Bir kere martı lokantaları geniş alanlarda şart. Ayı gibiler, martılara bakıyorum kocaman. Geçen gün konuşuyoruz, odanın içine kadar girdi. Bayağı ferah yani. Peynir attık yiyor takur tukur. İyice insanın ta dibine kadar geliyor. Ayağına kadar geliyor. Bayağı şeker hayvanlar. Ama yine de kuşkulu etrafı da izliyor. Canını yakanlar olmasa, onlar o kuşkuyu da duymaz. Ama hayvanlara ani korkutacak şekilde çirkin hareketler yapıyorlar. Onlar da tedirgin oluyorlar. Mesela bak güvercin, bizde evin içine girmiş. Orada yuva yapmış. Kapı açıldığında giriyor. Pervanenin üstüne. Tavanda pervane var, onun üstüne yuvasını yapmış. Pervaneyi de kullanamıyoruz. Kocaman deve gibi olmuş çocukları da. Gayet rahat güvenerek gelmiş. Oturuyorduk, o da tepemizde oturuyor beraber çocuklarıyla ailece.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Fatih. Euro ve Dolar neden bu kadar yükseliyor merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Euro ve Dolar’ın kullanımı yasaklansa isterse arşa çıksın. Arş derken yani atmosferin en üstüne çıksın. İstediği kadar yükselsin. Dolar ve Euro kullanımının yasaklanması lazım. Bütün para birimleri kullanılsın. “Onları kullanmıyoruz arkadaş” dersin. Bu kadar basit. Evet.

VTR: İnsanlar ilkyardımla ilgili nasıl bilinçli hale getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Çok önemli, benim kuzum doğru söylüyor. Mesela aniden adam astım krizine giriyor. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Halbuki astım için çok kolay çözücü ilaçlar var. Her yerde de bulunabilir. Mesela sokaklarda acil yardım kutuları olması lazım. Her iki yüz metrede bir. Her mahallede acil yardım. Mesela üstünde Kızılay’ın işareti olan. Üstü mühürlü. Kurşunlu, mühürlü. Ani bir durumda hemen sökülüp açılacak gibi. İçinde astım krizini çözecek ilaç. Kalp enfarktüsünde kullanılacak ilaç. Veyahut kan kaybında kullanılacak ilaçlar. Ve nasıl kullanılacağı da geniş çaplı mahallede halkı çağırarak anlatılması lazım. Her mahallede eğitim verilmesi lazım. Halkı mahallenin uygun bir yerine çağırıp, muhtar da olacak orada. Mesela haftanın belirli günleri birer saat ders verseler yeter. Mesela kalp masajı nasıl yapılır? Mesela dili boğazına kaçıyor, bilmiyorlar. Seyrediyor. Halbuki dilini mendille tutup çekip çıkartsalar, mendil veyahut havlu gibi bir şeyle kurtulacak adam. Akıl edemiyor dilinin kaçtığını. Anlamıyorlar. Dili boğazına ters dönüyor yani birçok rahatsızlıkta bu oluyor. Ani bir gelişme o, sürpriz bir şey Allah’ın hikmeti. Dil terse dönüyor, nefes borusuna giriyor. Onu çekip çıkarırsa, dil normal adam yaşıyor. Birçok şok olayında falan bu oluyor, dilin boğaza kaçması. Bunun öğretilmesi lazım. Gayet de kolay. Ama bilinmediği için, dili boğazına aktığı için birçok insan ölüyor. Kalp enfarktüsünde de yani. Yahut mesela düşmelerde. Düşüyor adam. Beli incitiyor. Mesela bizim bir tanıdığımız vardı mahalleden komşu. Genç kız, yüklüğe çıkmış. Oradan aşağı düşmüş. Yüklükten. Belini incitmiş. Belini oturtturacağız diye, birisi yukardan tutmuş kızı kuvvetlice. Öbürü de alttan kuvvetlice çekmiş. Belini oturtacağım diye. Kızın belini çıkarmışlar. Felç ettiler çocuğu yani. Bilgisizlik felaket bir şey.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Karanlık Prens lakabıyla bilinen ve CIA’in birçok gizli operasyonunu yöneten Michael D’Andrea, CIA’in İran operasyonlarının başına getirildi. Sertlik yanlısı ve agresif bir kişilik olan ve “Ayetullah Mike” ya da “Karanlık Prens” lakaplarıyla bilinen D’Andrea’nın İran ile ilgili bölüme atanmasının, Trump yönetiminin İran konusunda daha da sertleşeceğinin alameti olduğu belirtiliyor.

ADNAN OKTAR: İran’a hiçbir şey yapamaz Amerika, söyleyeyim. İngiliz derin devletinin rahat hareket edeceğini düşünüyorum kendi kafasınca. Eski kafaya göre hareket ediyor. Yüz sene öncesi gibi yine yaparım diye. Öyle bir şey değil. İran’la Rusya iç içeler. İran’a bir müdahalede Rusya müdahil olacaktır. Ve karşılığı çok acımasız olur. İran’ın Amerika’yı vuracak silahları var. Yani rahatça vurabilir. Ve çok büyük bir olay çıkar yani çok büyük arbede çıkar. Bayağı da tehlikeli olur. Ve İran’a girmesi mümkün değil. İran, çünkü halk Amerika’ya toptan karşı. İngiltere’ye toptan karşı. Yani işgaline karşı. İşgali kabul edecek bir halk değil İran halkı. Yani biraz Türkleri andırıyor onlar. Öyle kolayca hemen gider işgal ederiz, hemen sigara dağıtırız falan kafasındalar. Böyle bir şey olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Abdullah. Odyoloji öğrencisiyim. Bizim bölümümüzde işitme engelli bireylerin rehabilitasyon ve onların tedavileri yapılıyor. Ama Türkiye’de ne yazık ki işitme engellilerin tedavileri doğru düzgün yapılamıyor. Bunun nedeni işitme cihazının maliyetinin çok yüksek olması. Bu konu hakkında siz ne düşünüyorsunuz?  

ADNAN OKTAR: Biz imal edelim. Ne kadar yüksek olabilir ki? Nihayet teknik bir alet. İçinde demir, bakır, alüminyum şu bu var. Yani malzemesi bir lira bile etmez. Bir şey yok malzemesinde. Sadece emek verilmesi ve teknik detaylar önemli. Türkiye Bilimsel Teknik Araştırma Kurumu yetkilileri, bilim adamları yetiştirsinler. Yurtdışından bilim adamı da getirilsin. Tamamen yerli üretim. Bu tarz cihazları yapalım. Hatta geliştirelim. Daha da iyisini yapalım. Konu kökünden hallolur o zaman. Elektroniğe Türkiye en çok dikkat ettiği konu olarak bakması lazım. Elektronik, her türlü elektronik. Asrımızda en mühim konu budur, elektroniktir. O konuda dünya birincisi olalım. Elektronik halledilince o zaman sen uçak da yaparsın, radar da yaparsın, işitme cihazı da yaparsın, hepsini yaparsın. İşitme cihazları genellikle 3 bin 500 lira falan. Fakat devlet sadece 440 lirasını ödüyormuş. Emeklilere elli lira daha fazla ödeme yapıyorlarmış. Çalışan biriyse elli lira daha az kesilerek değerlendiriliyormuş. Dolayısıyla yöntem yanlış. Türkiye’de yapılsın. Maliyeti on liraya bile gelmez. On-yirmi liraya falan mal olur. Çünkü o yapan firma, ona akıl almaz kar ekleyerek gönderiyor. Yani yüzde bin karla falan gönderiyorlar.

İran’da çok fazla muhalif grup var. Ama dış müdahalede hemen ittifak ediyor İran. Tek vücut oluyorlar. Amerika müdahale ederse, cinnet geçirir Amerikan halkına karşı İran halkı. Ve akıl almaz öfkelenirler. Allah esirgesin. Çok tehlikeli gelişmeler olabilir. Bundan kaçınsınlar. Yanlış.

Şimdi kısa bir film seyredelim. Devam edeceğiz yine.

BÜLENT SEZGİN: Evet videomuzla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü