Harun Yahya

Sohbetler (10 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Katar’ı tecrit eden ülkelerden biri olan Bahreyn’in Dışişleri Bakanı Şeyh Halit Bin Ahmet Türkiye’ye geldi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’a bir ziyaret gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da görüştüğü Bahreyn Dışişleri Bakanı’na, Katar krizinin ramazan ayı bitmeden sonlanması gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Hayırla bitmesi lazım. Hiç gerek yok böyle şeylere. Dedikoduyla falan hareket etmeye gerek yok. Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan. Birleşik Arap Emirlikleri bunlar muhteşem güzellikler, muhteşem insanlar, tertemiz Müslümanlar. Zengin ülkeler, Allah bereket vermiş. Kardeşiz sakın ha sakın. Kavga, gürültü, gerilim kesinlikle istemiyoruz. Bilakis birleşeceğiz kardeş olacağız. Nijerya’yı bile olayın içine dahil etmişler Katar’a karşı. Nijerya çok gariban ülke. İngiliz derin devleti bir telefon ediyor bitiyor olay. Tabii direkt telefon etmiyorlar birine telefon ettiriyorlar konu kapanıyor. Diyorlar ki işte “Tayyip Hoca’yı da beğenmiyoruz.” Kardeşim, sen ne yapıyorsun? Türkiye’nin böyle sıkışık döneminde, İslam aleminin sıkışık döneminde Müslümanlara sahip çıkan bir insan sen iftihar et, sevinç duy. Öyle kararlı bir insan var başında lider olmuş ne güzel Allah sana iyi bir lider vermiş. Artık seviyorum sevmiyorumu bırak. Devlet işinde bu konu böyle olmaz. Sevmeye sevmemeye göre değildir, devletin ali menfaatlerine göre seçersin sen cumhurbaşkanını. Sevmeyle ne alakası var? Mecbur değil ki o kendini sana sevdirmeye. Devletin ali menfaatlerine uygun mu değil mi? Uygun, bitti. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Katar konusunda Rusya da devreye girdi Adnan Bey. Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, “Siyaseten başka ülkelerin ikili ilişkilerine karışmayız. Ancak ortaklarımız arasındaki ilişkilerin kötüleşmesi bizi memnun etmez. Rusya her türlü anlaşmazlığın müzakere masasında çözülmesinden yana. Taraflar doğrudan diyalog yoluyla birbirlerinin kaygılarını anlayabilir ve endişelerini gidermek için yollar arayabilir” dedi. Amerikan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Katar’a yönelik ablukanın gevşetilmesi çağrısınaysa körfez ülkelerinden bir cevap gelmedi.

ADNAN OKTAR: Doğrusu bu.

Tayyip Hocam elinden geldiğince maddi olarak kalkındırmaya çalışıyor, halka şefkat duyuyor. Mesela bu kadar terör var kriz var, yine de emeklilere, memura zam yaptı. Erbakan Hocam da böyle bereketliydi. En zor şartlarda bile memura, işçiye zam yapmıştı. Hatta dediler ki “Parayı nereden bulacaksın?” dediler “Ben bulurum” dedi, hakikaten de buldu. Öyle az-boz zam değil yarı yarıya zam yaptı hem de, yüzde elli zam yapmıştı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bahreyn Dışişleri Bakanı’yla görüşen Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Katar’a kurulan askeri üs hakkında şunları söyledi: “Şunu özellikle vurgulamak isterim; Katar’da kuracağımız üssün amacı bütün körfez ülkelerinin güvenlik ve istikrarına katkı yapmaktır. Bu anlaşma herhangi bir körfez ülkesini de hedef almamaktadır. Bu süreç başladığında da zaten körfez içinde buna benzer sorunlar da yaşanmamıştır.”

ADNAN OKTAR: Özetle; Türkiye güçlü olursa hiçbir sorun çıkmaz. Türkiye çok iyi arabulucu. Güçlü olması için de güçlü, kararlı bir yönetim gerekiyor. Lideri bütün gücünle desteklersen hiçbir sorun çıkmaz. Hiçbir dünya ülkesi de yanaşamaz. Halk bir liderin etrafında birleştiyse oraya kimse yanaşmaz. Ama yok işte şu yok bu bahanelerle lideri yıpratmaya kalkarlarsa bu çok riskli olur. Böyle olmaz. Zaten yıpranmaz Allah’ın izniyle bir şey olmaz da. Bak tekrar rica ediyorum; sağ olsun, sol olsun dürüst davransınlar, vatanını milletini seven, bayrağını seven, Türkiye’nin bölünmesini istemeyen, FETÖ’ye karşı olan herkes tek bir kişide birleşmek durumunda. Öbür türlü Türkiye risk altına girer. Tayyip Hoca bayağı dürüst yaman bir delikanlı, dindar, vicdanlı da, halka son derece şefkatli davranıyor, mütevazi davranıyor hiç enaniyet kibir yapmadı mesela cumhurbaşkanı olduktan sonra. Hiç karakterinde değişiklik olmadı. Hep her zamanki Tayyip Hocamız. Öyle özel bir havaya falan hiç asla girmedi girmez de, tenezzül de etmez öyle bir şeye. Onun için öfkelenenler bir daha ellerini vicdanlarına koysunlar bu beladan kurtulsunlar. Bu öfke belasından kurtulsunlar dürüst karar versinler. Bir de hadi diyelim şeytan nefes aldırmıyor bir öfke duyuyorsun veyahut sevmiyorsun. Vatanı, milleti, devleti sevmiyor musun? “Seviyorum” diyor, bitti. Vatan, millet, devlet için bir kişinin yanında saf bağlayıp tek vücut olarak hareket etmek çok hayatidir. Ve vatanın milletin de hep lehine hareket ettiklerini de gördük.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir gözü sarı bir gözü mavi Van kedilerinin neslini koruma altına almak için Van kedisi evi bulunuyor Adnan Bey. Van kedilerinin evleri son derece bakımlı, temiz ve konforlu, erkek ve dişi kediler için ayrı bölümler var. Ayrıca yemek odası, açık hava kafesi, doğum odası gibi odaları da var.

ADNAN OKTAR: Nazlı kediler, böyle çok nazik oluyorlar. Doğumda da, normalde kediler üç-beş yavru doğurabiliyorlar, bunlar genellikle bir yavru doğuruyorlar. Çok özenli bakılması gerekiyor.

Arda Turan, Arda çok temiz bir delikanlı, efendi bir delikanlı. Dindar olduğu için bazı kesimler onu oyuna getirmeye çalışıyorlar. Bir adam, bir arkadaş bir bey diyelim, Arda Turan’la karşılaşmış, herhalde onun bir şekilde damarına bastı yani onu sinirlendirecek bir şey yaptı. Ama bunu benim anladığım ustaca yapmış, o da herhalde yakışıksız sözler söylemiş. Boş bulunmuş olabilir delikanlı çocuk. Oruçlu ağzıyla belki uykusuzdu, belki yorgundu boş bulunup ağzından bazı sözler çıkmış olabilir. Bunu bu kadar büyütmenin alemi ne? Her insanda rastlanabiliyor ani bir sinir patlaması oluyor sonra pişman oluyor. Çok ayıp yapıyorlar. Bir anlık siniri bu derece büyütmek, tadını çıkartmak yakışık almıyor ayıp oluyor. Ya provokasyonsa bu, kasten sinirlendirildiyse. Mesela birisi önceden gitmiş sinirlendirmiştir, sonunda da o vatandaş esaslı şekilde sinirlendirmiştir, o da boş bulunup sinirlerine hakim olamamış olabilir. İnsanlık hali. Bu kadar büyük reaksiyon gösterilmesi yakışık almıyor. Önce göklere çıkarıyorlar sonra birden en aşağı tabakaya indirmeye kalkıyorlar. Bu, Türkiye’de adam harcama sistemi çok şiddetli ve güçlü çalışıyor. Bu yakışık almıyor. Arda gibi bir delikanlıyı bu memleket kolay kolay yetiştirmez. Dolayısıyla milli takımdan alınmasını ben doğru bulmuyorum, şahsım adına doğru bulmuyorum. Onun da ayrılmasına gerek yok. Meselenin tatlıya bağlanmasında fayda var diye görüyorum.

Mesela o gazeteci daha önce de o çocuğu sinirlendirecek yazılar yazmıştı “Aile meselelerini kampa girerken geride bıraksın” diye. Sen ailesine ne karışıyorsun? Seni ne ilgilendirir ailesi? O senin ailene karışıyor mu? Ne kadar münasebetsiz bir söz. Çocuğun izzetinefsine yönelik çirkin, yakışıksız sözler edince çocuk da çok gerilip hani üstüme gelmesin diye boş bulunup o tip tavırlar göstermiş olabilir. Bunun bu şekilde büyütülmesini ben hiç doğru bulmadım. Çok uygun bir tavır değil. Şefkatle davranmak lazım. Sanki başka insanlar sinirlenmiyormuş gibi. O gazeteci sinirlenmiyor mu? O futbolcular, o diğer oradaki kişiler sinirlenmiyor mu? Zaman zaman insanlarda o tip tavırlar olabiliyor. O da genç delikanlı. Boş bulunmuşsa bir kereliğine mahsus olmuş olan bir şey için bu kadar kapsamlı bir reaksiyon ve böyle aleyhte propaganda hiç hiç yakışık almamış. Hiç doğru değil. Derhal düzeltilmesi lazım. Meselenin tatlıya bağlanması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Belçika’dan minik takipçileriniz Eslem ve Muhammed bugün “İslam terörü lanetler” broşürü dağıtmışlar. O sırada diğer bir takipçiniz olan küçük kardeşleri Burak Süleyman o da parkta onları izliyormuş. O da annesi.

ADNAN OKTAR: Bunlar biraz fazla tatlı değil mi?

Arda Turan daha öce “abdest almadan maça çıkmam” diyor konuşmalarında. Böyle dindar bir delikanlı. “Plajda da Kuran okuyorum” diyor, ki en doğrusunu yapıyor. Her zaman tavsiye ettiğimiz bir tavır. “Plajdan kalkıp-gidip namazımı kılıyorum” diyor. Bak benim sürekli gençlere tavsiye ettiğim bir güzellik bu. Çünkü plaja giden dini unutur mantığı var. Niye unutsun? Plaj da Allah’ın nimeti, namaz da Allah’ın nimeti, niye birbirinden ayırsın?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan’ın haber kanallarından olan El-Arabiya’ya ait Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı terör destekçisi gibi göstermeye çalışılan bir haber yapıldı Adnan Bey. Sayın Erdoğan’ın Hikmet Yar’ın dizinin önünde oturduğu fotoğrafı paylaşıldı. El-Arabiya fotoğraf için, “Erdoğan, bölgesel askeri diktatörler ve Hikmet Yar ve Gannuşi’yle İslami bir bağlantı kurarken” yorumunu yaptı. Suudi kanalı ilk paylaştığı fotoğrafı paylaştıktan üç saat sonra yeni bir fotoğraf daha paylaştı. O fotoğrafta “Erdoğan, Kabil kasabı Hikmet Yar ve Gannuşi’yle bir araya gelerek İslamist ideolojiyi anlatıyor” şeklinde bir ifade kullanıldı.

ADNAN OKTAR: Çok çok ayıp yapmışlar. Ne alakası var? Biz de her türlü insanla görüşüyoruz, onun fikrini kabul ediyoruz anlamına mı gelir? Ben Mesela Musevilerle görüşüyorum, Hristiyan’la da, masonla da görüşüyorum hatta HÜDAPAR mensuplarıyla da görüşüyorum, ne demek yani fikirlerinin hepsini kabul ediyorum anlamına mı geliyor? Görüşür fikir alır, onların hedeflerini anlar, yanlış yönleri varsa onları söyler, doğruları varsa onları tasdik eder. Siyasi lider tabii herkesi tanıyacak, bu ne demek? Çok büyük hata yapmışlar çok yanlış. O hatalarını dolaylı yoldan anlatan bir yazı yazalım, bunu da yayınlatalım. Çünkü bunun bir mantığı yok. Ben mesela gidip bir komünistle görüşürüm, ateistle de görüşürüm komünist mi olmuş oluyorum, ateist mi olmuş oluyorum ben? Peygamberimiz (sav) putperestlerle görüştüğünde putperest mi oluyordu? Hristiyan’la görüştüğünde Hristiyan mı oluyordu, Musevilerle görüştüğünde, Musevilerden birçok kişiyle görüştü Musevi mi oldu? Ateşe tapanlarla görüştü, ateşe tapan mı oldu Peygamber (sav)? Bütün Mekke müşrikleriyle görüşüyordu. O putların isimleri hepsi Kuran’da geçer. O putların müntesibi olan insanların hepsiyle gece-gündüz sohbet ediyordu, konuşuyordu, tebliğ yapıyordu. Konuşmak görüşmek demek o insanların fikirlerini olduğu gibi kabul etmek anlamına gelmez. Onların doğrularını alırsın yanlışlarına da katılmazsın veyahut uyarır anlatırsın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var. Danimarka’da kardeşlerimiz Erhan ve Filiz bugün fosil sergisi düzenlemişler. Finlandiya’da da kardeşimiz Yeşim, Pori şehrinde eserlerinizden hazırlanan “İslam sadece sevgi ister” broşürlerinizden 500 adet ve ayrıca sizin “fosiller evrimi yalanlıyor” kitabınızdan da 20 adet dağıtmış, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bu küçük bir hizmet gibi görülüyor, ama etkisi katlanarak artan muazzam bir hizmete dönüşüyor. Bak Yaratılış Atlası’nı biz Avrupa’ya gönderdik yıllar oluyor. Daha hala hangi profesörle görüşsek “Yaratılış Atlası’nız bizde” diyor, “masamda, odamda arkadaşlarım okuyor herkes okuyor” diyor. Yıllar önce gönderdiğimiz kitap daha hala aktif olarak görevde. Ama kitabı da çok sağlam yapmıştık. Ne güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’den kargo uçaklarıyla gönderilen gıda ürünleri Katar’a ulaşarak raflardaki yerini aldı. Resimler var. Türkiye’den kargo uçaklarıyla gelen tavuk, yumurta, süt ve yoğurt gibi ürünlerin ulaştığını sosyal medya hesaplarından halka duyuran marketler raflardaki Türk ürünlerinin altına da “Türkiye’den hava yoluyla gelen ürünler” diye yazdı.

ADNAN OKTAR: Güzel.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’de yapılan son seçimde mecliste rekor sayıda homoseksüel milletvekili seçildi Adnan Bey. Bundan böyle 45 homoseksüel milletvekili parlamentoda görev yapacak.

ADNAN OKTAR: Bir dahaki sefer herhalde daha yüksek düşünüyorlardır.

Churchill’in kadın ajanlarını görebilir miyiz? İngiliz derin devletinin elemanları bayanlar.

KARTAL GÖKTAN: Evet görebiliriz. Churchill 2. Dünya Savaşı sırasında aralarında Hintlilerin de olduğu çeşitli milletlerden 60 kadın ajanı savaşı yönlendirmek için kullandı. Bu kişiler Anne-Marie Walters, Christine Granville, Vera Atkins, Virginia Hall, Hint kökenli Noor Inayat Khan.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi kısa saçlı görüyor musun üniforma gibi, askeri kıyafet gibi. Onlarda bu bir gelenek. Kısa saç kadınlara yakışıyor güzel hoş da ama bunlarda o mesleğin bir alameti. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Nancy Wake, Violette Szabo, Odette Sansom, Cecil Witherington ve Eliane Plewman bu kişilerden bazıları.

ADNAN OKTAR: Hepsinde aynı karakter aynı kişilik. İngiliz derin devleti zaman zaman böyle bombalanacak yerlerin haritalarını kendi ajanlarına hazırlatıyorlar, halktan biri yapmış gibi yahut sıradan bir habermiş gibi onu aralarında yayıyorlar. Yani Müslümanların hassas gördükleri noktalar, mesela nerelerin vurulması gerektiğine dair harita. Onu ajanlarına hazırlatıp sanki sıradan bir olaymış gibi sunarak zemin hazırlıyorlar. Mesela bakıyoruz ki 20 yıl sonra o haritaya yönelik operasyon yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım.

Churchill Türklere karşı zehirli gaz kullanımının iyi olacağını söylüyor. Diyor ki haşa Türk milleti için: “Barbar bir kabileye karşı silahlarımızın bütün avantajlarından niçin yararlanmayalım ki?” diyor. Yani Türk milletine karşı kullanılması için. Ayrıca diyor ki Churchill: “Zehirli gaz medenileşmemiş kabilelere ve dik başlı Araplara karşı kullanılabilecek en iyi bir silahtır” diyor zehirli gaz için.

Çanakkale Savaşı’nda beceremeyince bu sefer zehirli gaz denemesi yapmaya kalktılar. İngiliz askerlerine Çanakkale’de gaz maskesi dağıtıldı bütün askerlere gaz maskesi dağıttılar. Ama bizim aslanlar bastırınca silip-süpürdüler ne gaz kaldı ne toz kaldı hepsi dümdüz oldu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’deki erken genel seçimin dikkat çekici bir diğer yanı da seçilen kadın milletvekili sayısındaki artış oldu. Resmi olmayan sonuçlara göre 196 kadın aday 650 sandalyeli parlamentoya girmeyi garantiledi. Böylece 2015 genel seçiminde ulaşan 191 kadın milletvekili sayısının da üstüne çıkılmış oldu.

ADNAN OKTAR: Kadın milletvekili sayısı artsın. İngiliz parlamentosunda kadın milletvekillerinin çoğalması bizim lehimize güzel. Fakat İngiliz derin devletinin kontrolü sorun. İngiliz derin devletinin yaptığı rezillikler ve deccaliyet problem. Yoksa kadın sayısı artsın diyoruz biz zaten, bütün dünyadaki parlamentolarda artsın çok çok güzel olur.

İngiliz derin devleti bir şey yapacakları vakit önce kendi münafıklarına onu yazdırıp söyletiyorlar. Sonra da ondan alıntıymış gibi basına yayıyorlar. Mesela Müslümanların bombalanacak bölgelerini bir münafığa hazırlatıyorlar, diyorlar “falanca adam bunu demiş, adam haklı” diyorlar. Harita, o haritayı alıp etrafa yayarak hedef gösteriyorlar, demin anlattığım konu. Buna çok dikkat etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Kıbrıs’tan Sedef. Sorum şu; gündemdeki olaylardan dolayı Kıbrıs’ta da savaş çıkma olasılığı var mı?

ADNAN OKTAR: Türklere saldırmaları gerekir. Öyle bir şeyde adanın tamamını alırız ortalığı düzeltmek için ve orada adaletin tesisi için. Çünkü geçen sefer hakkımız vardı. Ada bizim üstümüze zaten, hukuken bizim malımız Kıbrıs. Tapusu üstümüze, Osmanlı tapusu var. Ve garantörüz biz Kıbrıs’ta. Eğer öyle bir olay olursa garantörlük hakkımızı kullanır bütün Kıbrıs’ı alırız, ortalığı yatıştırırız sonra da geri çekiliriz dengeyi sağlarız. Ben böyle biliyorum hukuki haklarımızı, yanlış biliyorsam bana söylesinler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Adım Loannis, Yunanistan’dan geliyorum, Almanya’da yaşıyorum. Sayın Adnan Oktar’a bir sorum var. Almanya’da yaşayan yabancılara daha kötü, Almanya’yı ziyaret eden yabancılara ise daha iyi davranıldığını ve Almanya’da diğer yabancılara daha fazla yardımda bulunulduğunu düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Her yerde bir sevgisizlik var. Bir tek Almanya’da bir sorun yok. Bütün Avrupa’da var, Amerika’da var, Türkiye’de var, Arap ülkelerinde var. Egoistlik, bencillik, sevgisizlik bütün dünyayı kasıp kavuruyor. Dolayısıyla yabancılara karşı da sevgisiz ve acımasız hatta tavırlar sergilendiğini görüyoruz. Buraya turistler geliyor, bir şey satacaksa adam en pahalı şekilde satmak istiyor. Bir yere götürecekse en pahalı şekilde götürmeye çalışıyor. Çirkin sözler ediyorlar, rahatsız ediyorlar. Ama bir tek o değil, Mısır’da falan da öyle, Arap ülkelerinde de öyle. Genellikle turistler hep gerilim içinde tedirginlik yaşıyor. İtalya’ya gidenler de öyle, “Aman cüzdanınıza dikkat edin” diyorlar, “aman şuna dikkat edin, aman buna dikkat edin.” İşte Darwinist eğitimin meydana getirdiği felaket.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Hocam, ben Müslüm. Güzel konuşmak için ne yapmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Samimi olmamız gerekir, samimi. O anda aman samimi olayım diye uğraşacaksın. Samimiyetsiz böyle yalan söyleyerek konuşmalar, lafı kıvırmalar, sözü değiştirmeler bu olmaz. Ama tabii tehlikeli riskli bir insansa tabii ki siyaseten dikkatli konuşulur ayrı mesele. Ama dürüst samimi bir insanla konuşurken dürüst ve samimi bir üslup olması lazım. Hiçbir şeyi gizlemeden açık açık dostça, arkadaşça konuşmak lazım.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben Hacer Demirtaş Kastamonu’dan. Gerçekten her şeyde hayır var mıdır yoksa bu bir avunmak mıdır?

ADNAN OKTAR: Müslüman için her şeyde bir hayır oluyor bu doğru. Mesela ayağı kırılır Allah onu başka hastalıklardan korumuş olur, daha güçlenmesini sağlar Allah. Veyahut bir yere gidecektir gidememiştir onda hayır olur. Bir şey söyleyecektir söyleyememiştir unutmuştur hayır olur. Ev alacaktır başka yerden bir ev alır, mesela güzel bir manzaralı yerdeyken başka manzarası eksik olan bir yerden yer alır ama onun için o hayır olur. Ve doğru bu görülüyor. Gözle görülen bir şeydir tespit edilen zamanla o yaşanan bir şey. Evet.

VTR: Merhaba Hocam, ben Kastamonu’dan Berna. Bir insanın kalbinde hastalık olması ne demek?

ADNAN OKTAR: İçinin samimiyetsiz olması, vicdanının doğru kullanılmaması, vicdanıyla oynaması, vicdanının sesini dinlememesi. Vicdanında Allah’ın ona vahyettiği bilgiyi kabul etmemesi, direnmesi ona karşı. Mesela bir insana güzel bir cevap verecekken şeytani bir tarzda ters cevap vermek. Mesela bir soruya doğru cevap verirken bunu da rahatça yapabileceğini bilirken ters, aksi, yalan bir üslupla cevaplandırmak gibi.

VTR: Merhaba ben Leyla Sinop’tan bir sorum var Hocam size. Dünya hayatı bir oyun mudur? Bunu öğrenmek istiyorum sizden inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Allah Katında bir oyun ve eğlence. Allah önem vermiyor. “Eğer” diyor “Ben oyun ve eğlence dilemiş olsaydık şanımıza uygun yapardık” diyor cennette mükemmel yapıyor. “Buradaki gibi böyle yarım, eksik olmazdı” diyor Allah. Burada tamamen usulen “Ama adamlar, insanlar buna kapılıyorlar” diyor Allah. “Halbuki Benim rızamı arasalar Ben aslını en güzelini onlara zaten vereceğim cennette” diyor. “Ama burada kendilerine suni şeyler çıkarıp kendilerini avutuyorlar” diyor. Yanlış bir bakış açısıyla Allah’ı unutup eğlenceye dalıyorlar ama “Eğlenceleri de eğlenceye benzemiyor” diyor “böyle eğlence olmaz” diyor anlamı budur.

VTR: Merhaba ben Züleyha şöyle bir sorum var. Bakara Suresi’nin 37. ayetinde Hz. Adem (as)’in Rabbinden bir takım kelimeler aldığını söylüyor, bu kelimeler nelerdir?

ADNAN OKTAR: Pratikte kullanacağı her şeyin Allah ismini söylüyor ona. Mesela orada bir kabı var farz edin taştan kap veyahut herhangi bir kap “Bunun adı kap” diyor. Mesela “Bu ağaç, bu el, bu burun.” Yani pratikte konuşabileceği her şeyi öğretmiş oluyor.

VTR: Muzaffer Çiçek selam Hocam. Ruh sahibi bir insan cehenneme gider mi?

ADNAN OKTAR: Eğer şuurundaysa varlığının yani “Ben benim” diyebiliyorsa ki Tevrat’ta buna dikkat çekilir “Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin.” Bu masonlukta da kullanılan bir açıklamadır. İnsanın kendini bilmesi hatta derler “Sen seni bilmezsen” derler değil mi? “Sen seni bil sen seni” derler. İnsanın kendini bilmesi yani şuurunda olması ruh sahibi olduğunu gösterir Allah’ın ona ruhundan üfürdüğünü, kutsal ruh, Ruh-ul Kudüs ile desteklendiğini gösterir. Böyle bir varlık zaten Allah’tan şiddetle korkar aksi hiçbir şekilde olmaz. Ruhunun varlığının farkında olan bir insan dünyada hiçbir insan Allah’ı inkar etmez bu tarzda bir insan. Mümkün değildir imkansızdır. Bilinci olup da şuurunun farkındaysa “Ben gördüğümü görüyorum, duyduğumu duyuyorum, hissettiğimin farkındayım” diyorsa dünyanın hiçbir döneminde, hiçbir tarihinde hiç kimse Allah’ı inkar edemez ve etmemiştir. Gücü takati yetmez mümkün değildir. Ama şuur kapalıysa benliğinin farkında değilse rahatça inkar edebilir. Aklı zayıftır, şuuru kapalı inkar eder çok rahat, diri diri adamın gözüne bakıyor adam inkar ediyor görmüşsünüzdür. Konuşma mantık örgüsü de çok çok bozuk oluyor. Müslümanlar da çok geriliyorlar konuşurken çok heyecanlanıyorlar kızarıyorlar falan öfkeleniyorlar. Halbuki adamın ruhu yok anlamıyorlar ölü olduğunun farkında değiller. Diri olan birisi asla Allah’ı inkar edemez. Allah’ı inkar edemediği için de mecbur olur samimi normal Müslüman olmaya. Dolayısıyla ruhu olan samimi bir insanın cehenneme gitmesi haramdır zaten böyle bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Hocam, sizi severek takip ediyorum, çok seviyorum. Ezel aleminden biraz bahsedebilir misiniz, daha geniş kapsamlı olarak? Çok teşekkür ediyorum sevgiler.

ADNAN OKTAR: Ezel alemi derken zer alemini kastediyor evet o şekilde geçiyor. Kuran’ın başka ayetlerinde de var o “Sizi ilk yarattığımız gibi” diyor Allah. İlk yaratma zer alemindeki yaratmadır. Bütün insanlık tek bir kerede bir anda yaratılmıştır bütün kainatta yaşayan insanlar. Gelmiş geçmiş bütün insanlar Adem (as)’den kıyamette son canını verecek kişiye kadar. Kıyamette biliyorsunuz son olarak canını verecek birisi daha var. Bir de Hz. Adem (as) vardır biliyorsunuz ilk baştaki. Bu insanların tamamı bir anda Allah tarafından zer aleminde yaratılmıştır. Allah hepsine hitap etti, topladı, bir araya getirdi. “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi “Evet Bele” dediler “evet Rabbimizsin” dedi bütün insanlık. Sonra Allah müstakil sözler aldı. Mesela peygamberleri topladı bütün peygamberleri hepsi var peygamberlerin tamamı. “Ben size” dedi “bir elçi göndereceğim. Ona yardım edeceksiniz, destek olacaksınız” dedi. Peygamberimiz (sav)’e de Allah hatırlatıyor “Bak sen de vardın” diyor “seni de çağırdım, Musa’yı, İsa’yı da çağırdım. Nuh da hepsi ordaydılar” diyor peygamberlerin ulul azm peygamberler. “Ve sizden bir söz aldım Ben büyük bir söz” diyor “ve ‘bu sözümü alıp kabul ettiniz mi?’ diye sordum” diyor Allah “siz de ‘evet, aldım kabul ettim’ dediniz” diyor. Bu sözü Allah açıklıyor diyor ki “Ben bir elçi göndereceğim siz de ona yardım edeceksiniz” Peygamberimiz (sav)’e Allah bir elçi o zamanlar göndermedi kendi zamanında. Sonra kimi gönderiyor? Elçi derken nezir, dini tebliğ eden, anlatan olarak Mehdi. Peygamber (sav) Mehdi (as)’ye yardım ediyor mu Peygamberimiz (sav), nasıl ediyor? Mucizeleriyle. Diyor ki “İki uçlu kuyruklu yıldız çıkacak, kaşı şöyle olacak, gözü böyle olacak, sırtında ben olacak, bacağında ben olacak, göğsünde ben olacak” Bu nedir? Peygamber (sav)’in o kişiye yardımı. Mucizeleriyle yardım ediyor Allah’ın dilemesiyle. Hz. İsa (as)’ya Allah söz aldı “Ben” diyor “bir nezir, bir elçi göndereceğim” kitaplı değil peygamberden bahsetmiyor. Bahsettikleri zaten Allah’ın kitaplı peygamberler “Kitaplı olmayan” diyor “bir tebliğci göndereceğim. Ona” diyor “yardım edecek misiniz?” “Edeceğim” diyor Hz. İsa (as) da söz verdi. Nasıl yapacak o sözünü ahir zamanda? Mehdi (as)’ye yardım ederek. O sözünü yerine getirmek için geliyor şu an. Zer alemine bakan başka Kuran ayetleri de var Kuran’da. Bu ayet aynı zamanda tabii bütün peygamberlerin bütün elçilere yardım edeceğine işaret etmekle beraber bu yönü de var.

Evet, dinliyorum. 

BÜLENT SEZGİN: Katar vatandaşlarını, Katar’a ambargo uygulayan ülkelere hakaret edilmemesi ve İslami kurallara uygun davranılması yönünde uyardı. İslam dininin kurallarına göre de yapılması gerekenin hak ve doğru olanı güzel bir şekilde anlatmak olduğunu vurguladı.

ADNAN OKTAR: Doğru, güzel demişler.

“Musa şöyle bir karşılık verdi” diyor Çıkış bölümünde İncil’de Mısır’dan Çıkış bölümde. “Musa şöyle bir karşılık verdi: İsraillilere gidip ‘beni size atalarınızın Tanrı’sı gönderdi’ dersem ‘adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?” Allah “De ki” diyor “Ben, Benim” bak “Ben, benim. İsraillilere de ki: Beni size Ben, Benim diyen gönderdi.” İşte burada bene dikkat çekiliyor bu ayetlerde Tevrat’ta başka yerde de var. “Ben ben olduğum için benim, sen de sen olduğun için sensin” Allah ayette diyor ki şeytandan Allah’a sığınırım "Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?" Onlar: "İkrar ettik" demişlerdi de "Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım," demişti. (Ali İmran Suresi, 81) Bak orada insanlık yaratılmış, bütün insanlık dil biliyor dil, konuşmayı biliyor. Hani “İlkel insanlar falan” diyor ya ilkel insan falan yok. Tam teşekküllü insan var. Ne zaman? Daha kainat yaratılmadan. Daha kainat yok, Hz. Adem (as) yok, peygamberler yok, kimse yok daha. Başka bir alemde bütün insanlığı yaratıyor insanlar da gayet güzel fasih konuşuyor ve “Hepsi nefis sahibiydi” diyor Allah ayette, nefisleri var. Gayet güzel konuşuyorlar. Akıllı, boyu posu var, yakışıklı, düzgün tam peygamber kendi görünümünde bütün peygamberler kendi görünümünde. Gayet hoş bir görünümdeler ve mükemmel konuşuyorlar, muhakeme ve yargıları mükemmel, cevap şekilleri mükemmel.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Feride. Hocam vicdanımızın örtülmemesi için ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Allah’tan korkmalı ve samimi olmalıyız, çok samimi olmalıyız.

VTR: Merhaba adım Eray. Dinsiz insanlar kalpten sevebilir mi yani maddiyatı ön plana almadan?

ADNAN OKTAR: Dinsiz için hayat çok boştur. Dinsizi biz tahayyül dahi edemiyoruz. Dinsizi de Allah konuşturur. Dinsizin açık şuuru bizim anladığımız anlamda olmaz. Açık şuur, bilincini kendi şuurunu bilir tarzda bir şuur olmuyor. O yüzden rahatça inkar ediyor. Yoksa inkar edecek gücü olmaz. Bir insan buna takat getiremez. Açık şuurla nasıl inkar etsin akıl almaz korkar, tahayyül dahi edemez. “Nasıl olur acaba?” diye düşünecek takati bile olmaz. Dolayısıyla dinsiz insanları Allah özel olarak ikinci benle konuşturur. İkinci bendedir onlar birinci bende olmazlar.

BÜLENT SEZGİN: Hocam Allah ayette şöyle buyuruyor “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlersin. (Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” (Münafikun Suresi, 4) diyor.

ADNAN OKTAR: Evet yani “Sadece et ve kemik kitlesi halindedirler” diyor Allah, onun görünümündedirler. Şuuru kapalı olur. Bizim anladığımız anlamda bir şuura sahip olmuyorlar. Sorduğunda tabii “Tıbben bilinci açık” derler. Ama varlığının farkında değildir. “Gördüğümü görüyorum. Benim içimde bir iç göz benim gördüğümü görüyor” tarzında bilemez. Zaten anlatılsa da dikkat ederseniz o kişiler onu kavrayamıyorlar. “Ya ne demek istiyorsun?” diyorlar. Çok ilginç “Ne demek?” diyor. Mesela “Karşıda cisim var ben de onu görüyorum” diyor “nasıl konuşuyorsun ki?” diyor “ne demek istiyorsun?” diyor. “Beyninin içinde şu an” diyorum “olur mu canım?” diyor “tamam, o karşıda sen de beynimin içinde görüntü olarak görüyorsun ama karşıdasın sen” diyor. Anlamadığı anlaşılıyor oradan, oradan da rahatça anlaşılır.

Mesela yine Hasidik Musevilerin söylediği bir söz var “Eğer ben bensem bende sen olduğun için sen sensin. Çünkü ben benim o zaman ben de ben değilim sen de sen değilsin. Eğer ben bensem ben ben olduğum için sen de sensin. Çünkü sen sen olduğun için o zaman ben benim sen de sensin.” Bu şuurun açıklaması yine yani kademeli açıklaması. Açık şuurun açıklaması.

Tevrat’ta Çıkış bölümünde yine okudum. Ve bunu Hristiyanlar da kabul ediyor biliyorsunuz Tevrat, Museviler için de yine İncil’in hükmünde olan bir kitaptır reddetmezler. “Musa şöyle karşılık verdi İsrail’e gidip ‘beni size atalarınızın Tanrı’sı gönderdi’ dersem ‘adı nedir?’ diye sorabilirler. O zaman ne diyeyim?” diyor Allah’a. Allah “Ben benim” dedi. “İsraillilere de ki: Beni size Ben, Benim diyen gönderdi” Bir şey daha olması lazım Tevrat’ta onu da bulamadılar herhalde. Bu masonlukta da çok önemli bir açıklamadır. Masonlar da bunu kullanırlar. 19.dereceden sonra masonlukta maddenin olmadığı açıklanıyor müntesiplerine. Çok açık şuuru olduğunu anladıkları kişilere yani ruh sahibi olduğuna inandıkları kişilere 19.derecede bunu açıklıyorlar maddenin olmadığını, maddenin beyinde bir görüntü olduğunu, görüntü olarak dışarıda da görüntü olarak yaratıldığını. Tabii onun hissedeceği şekilde bu anlatılıyor o tefekkür hücresine sokuluyor. Tefekkür hücresinde bir insan kafatası var, tuz var, bir kapta da kükürt bulunuyor. Tamamen siyahla kaplı böyle siyah kumaşla kaplı bir oda tek mumla aydınlatılıyor tefekkür odası. Oraya götürüyorlar orada bu anlatılıyor. Onun önce düşünmesi sağlanıyor orada anlatılıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kıskanan insanlardan nasıl korunabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kıskanan insanlara iyi davranılırsa biraz da sabırlı olunursa dengede tutulabilirler. Kıskananı kızdırmak doğru olmaz zaten kıskanmış üzülmüş. Ona iyi davranmak, ilgi, alaka göstermek onun dengelenmesini sağlar.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Zeynep. Mehdi (as)’ın tüm halk tarafından anlaşılması hangi tarihte olacaktır?

ADNAN OKTAR: Yavaş yavaş Allah sezdirecek birdenbire olmaz. Zaten o hiçbir zaman için “Mehdiyim” demez öyle bir iddiası da olmaz. Ama halk ya aydınlandıkça şuuruna olayın daha çok varacaklar. İslam aleminin birleşmemesinin bir felaket olduğunu mesela bak şu anda da görüyorlar Allah onu özellikle yapıyor şu an. Gördünüz, adamlar İslam ülkeleri İslam ülkelerine karşı birleşiyor birbirlerini ezmek için. Bütün İslam ülkelerinde bu şiddetli reaksiyona sebep oluyor. Şu an yer yerinden oynuyor. Mesela önce Allah, Irak ve Suriye’de Müslümanların birleşmesi için Müslümanlara işaret verdi şimdi bu işareti verdi. Bu sürekli devam edecek ve sürekli insanlar bilinçlenmeye devam edecekler. Bir süre sonra büyük olayların arkasından birleşmenin mantıklı ve doğru olacağını kabul edecekler. Dolayısıyla da bir şahıs etrafında sevgiyi anlatan, sevgiyi seven güvenecekleri bir şahıs etrafında Müslüman alemi birleşecek ittifak edecek. Bunun içinde Birleşmiş Milletler de olacak, NATO’nun da desteklediği bir kişi olacak bütün İslam ülkeleri Suudi Arabistan, Pakistan, Hindistan hepsi destekleyecek. Masonluğun desteklediği bir insan olacak, tapınak şövalyeleri de destekleyecek. Yani bütün uluslararası herkesin desteklediği bir insan olacak. İsrail, Filistin kavgası derhal sona eriyor. Bütün bölgede İsrail çok rahat yaşayacak, Filistin çok rahat yaşayacak. İslam ülkelerinin sınırları kalkacak yani pasaport ve vize kaldırılacak. Terör bütün dünyada bir anda duracak. PKK terörü dahil. Bütün terör tamamı kalkacak. Mutlu, rahat, çok zengin hayat modeli başlayacak. Ama sonra tabii bir süre sonra İsa Mesih’in çıkışıyla bu Hristiyan alemine de tamamen yayılacak. Hristiyan alemi de Kuran’a tabi olup ama yine Hristiyan kalacaklar ama Kuran’a tabi olmuş Hristiyanlık olacak. Yine İsa Mesih’i peygamberleri olarak alacaklar çünkü onun ümmeti onlar. Yani La İlahe İllaAllah İsa Resulullah Muhammed Resulullah diyecekler. O şekilde. O zaman zaten Allah kalplere vahyedecek Mehdi (as)’yi. İsa Mesih’i nasıl kalplere vahyedecekse Mehdi (as)’yi de kalplere vahyedecek. Biz de zannı galiple kanaat getireceğiz. Zannı galiple yani mesela dışarda insan bir şey görüyor karar vermekte tereddüt ettiği vakit zannı galiple karar veriyor güçlü zanla. Güçlü zanla karar vermiş olacaklar. Ama Allah’ın kalplere vahyetmesiyle olacak bu. Evet.

VTR: Merhaba ben Jülide. Adnan Bey, ölülerin arkasından mum yakmak doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki hemen anlaşılıyor son derece mantıksız münasebetsiz bir hareket. Mumla ölünün ne lakası var? Evi aydınlatmak istiyorsa yaksın. Ama ölüyü ilgilendiren bir şey olmadığı belli. Eğer inanıyorsa bir şeylere yahut inanmaya çalışıyorsa onlar da şirk olur. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Eserlerinizden faydalanarak hazırlanan belgesellerden bir daha yenilendi. İsmi “Canlılığın temeli karbon” bu belgeselde yeryüzündeki birçok şeyin arabamızın lastiklerinden bilgisayarımıza, kullandığımız doğal gazdan selüloza, yediğimiz etten hücrelerimizin içindeki DNA’ya kadar her şeyin temelini oluşturan karbon atomunun mucizevi özellikleri anlatılıyor. Karbonun birçok yönden diğer elementlerden farklı özellikleri var. Bu farklılıklar onu yaşam için vazgeçilmez hale getiriyor. Bu belgeselde karbon elementinin muhteşem yaratılış delillerine şahit olacaksınız. Kardeşlerimiz bu belgeseli yarın akşam saat 21:30’da A9 TV’de izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

Peygamberimiz (sav) “Yedi yer vardır” diyor “her yerde sizin peygamberleriniz gibi bir peygamber, Adem gibi bir Adem, Nuh gibi bir Nuh, İbrahim gibi bir İbrahim ve İsa gibi bir İsa vardır.” Yedi yer vardır diyor.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Batıda bembeyaz bir toprak alan vardır onun aydınlık olan sahası veya aydınlanmış olan alanı güneş yürüyüşüyle kırk gündür. Orada Allah’ın yarattıkları vardır ki göz kırpacak an bile Allah’a asla isyan etmezler. Hepsi Allah’a boyun eğmiş durumdalar.”  İşte zer alemi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Katar’a ambargo uygulayan tüm ülkelere ambargo uygulayarak hava sahasını bu ülkelere kapattığını duyuran Fas Kralı Altıncı Muhammet, “Diğerleri gibi boynuna Amerikan tasması geçirmeyen Katar’ı zalimlere yem etmeyeceğiz” açıklamasında bulundu.

ADNAN OKTAR: Kabadayının, yiğidin hasıymış. Tebrik ediyoruz kabadayı böyle olur. Güzel, Tayyip Hocam misali yani güzel. Amerika’nın da alakası yok Amerika zaten gariban adamın üstüne çöktüler şu anda Trump’ın. Bilmiyorum olayları takip ediyorsunuzdur şimdi onu görevden almaya hazırlanıyorlar. İngiliz derin devletinin istediklerinin birçoğunu yaptı hatta kızına homoseksüelleri bile destekletti ama adamlar bir kere kafayı taktılar ona. Onu görevden alırlar gibi görünüyor. Evet.

VTR: Merhaba ben Aleyna. Yusuf kıssasına göre Mehdiyet’in hangi aşamasındayız?

ADNAN OKTAR: Tabii elimde kesin bir bilgi yok ama son aşamada olduğumuz görülüyor. Her yerde mesela şu olayların hepsi Mehdiyet bağlantılı. Şu duyduğunuz son gazete haberleri, radyo haberleri var ya bütün olaylar her türlü gelişme, Trump’ın iktidara gelişi, Putin’in gelişi, Tayyip Hoca’nın gelişi tamamı Mehdiyet’le bağlantılı. Aslında uzun bir liste olarak da verebilirim. Dikkatlice bakın hepsi Mehdiyet’le iç içe grift yapılar. Evet.

 BÜLENT SEZGİN: Yine en son hadiste yeni yapılan köprüden bahsetmiştiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Tabii, açık söylüyor Peygamberimiz (sav) aynısı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Ölüm önceden hissedilir mi?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Çoğu kişi biliyor. Ben akrabalarımdan falan biliyorum bilmeyen hemen hemen yok gibidir çok nadirdir. Hepsi söyler önceden. Hatta “ağzından yel alsın” falan diyorlar aileler. “Ben öleceğim gibi hissediyorum” diyor. Biliyorlar yani Allah’ın hikmeti çok yaygındır. O ne biçim söz falan diyorlar değil mi?

VTR: Hocam merhaba, adım Vildan bir sorum olacak. Önceden ölmüş insanlar da kıyameti görebilecekler mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ayette Cenab-ı Allah bütün insanlığa “hepiniz göreceksiniz” diyor.

VTR: Seferi iken namazı nasıl kılmalıyız?

ADNAN OKTAR: Seferiyken namazı kısaltacaksın. Ama seferilikten çıktıktan sonra yine normal devam edeceksin.

VTR: Çok canımız yansa da yine de insanları affetmeli miyiz?

ADNAN OKTAR: Tabii af mühim bir ibadettir. Senin canını yakan, o insanları aksi hale getiren, seni kızdıran Cenab-ı Allah’tır zaten. Allah yaratıyor. Affetmen için yaratılıyor o olay özel meydana geliyor. O zannediyor ki rastlantı olarak, rastlantı olmuyor o. Özel yaratılır o insanlar sen de onu affettiğinde sana Allah affettirir.

BÜLENT SEZGİN: “Sen af yolunu benimse” diyor Allah ayette.

ADNAN OKTAR: Tabii. Çünkü o zaman cennet ahlakını alamamış oluyor. Cennette rahat yaşayamaz olmaz öyle.

VTR: Merhaba ben Beytullah. Türkiye’de gençlerin istihdam edilmesinde vasıf mı yetkinlik mi daha ön plana çıkmaktadır. Siz bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bir; iş şu dönemde iyi yönetilmesi isteniyorsa ilk aranacak şey o şahısta o kişi milli mi değil mi ona bakmak lazım. İkincisi; milletini seviyor mu tamamını ona bakmak lazım. Eğer Allah’tan korkuyorsa samimiyse, milletini seviyorsa, milli bir ruha sahipse işlerde o kadar zorluk çıkmaz. Zaten o işlerde mesela farz edelim bakan, çok teknik bilgiye sahip olmasına gerek yok zaten bakanlığın emrinde binlerce teknik eleman var. Hiçbir şeye ihtiyacı yok. Sadece bakanın milli olmaya ve bütün vatandaşları sevmeye ihtiyacı vardır. O kadar başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Yani liyakat aranıyorsa aranacak liyakat sadece millilik ve bütün milleti sevmek o kadar. Bu varsa tamamdır. Ondan geri başka bir şey aramaya gerek yok. Yetenekli, ne yetenek olacak? Allah verecek yeteneği. Zaten elemanlar var Allah ona feraset basiret verir o zaman. Samimi olursa doğruları o görür zaten. Çünkü o zaman şevk oluyor, heyecan olur. Bir insanın şevke, heyecana, sevgiye ihtiyacı vardır. Bu varsa her şeyi yapar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir ayet okumak istiyorum. Nur Suresi 22. Allah şöyle buyuruyor; “Affetsinler ve hoş görsünler. Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” Buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Af yoksa, o adamda af ruhu yoksa o zaman cennete gitmesinin bir anlamı yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam’a şunu sormak istiyorum. Bozuk bakış nedir?  Tarif eder misiniz lütfen?

ADNAN OKTAR: Bozuk bakış; nefret dolu, kin dolu, rahatsız etmeye yönelik, sevgisiz bakış. Allah “gözlerin hain bakışını bilir” diyor. Gözünde açıkça hissedilir o nefret dolu bakış. Bunu insan bilebilir mi? Bilecek şekilde yaratılmıştır. Biz nasıl gül kokusunu, et kokusunu nasıl ayırt ediyorsak, pis bakışı da ayırt edecek şekilde yaratıldık. Hemen biliriz. Yani “Ne yapmamız gerekiyor?” dememize gerek yok. Allah hemen kalbimize onu hissettirir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Allah münafıklara söylüyor Hocam. “Neredeyse seni bakışlarıyla devireceklerdi.”

ADNAN OKTAR: Tabii yani, o hemen anlaşılır. Mümin onu hisseder. Zaten münafık bir yere geldiğinde, her yer elektriklenir. O şeytanla beraber geldiği için, şeytanın ağırlığı her yeri kaplar. Müslümanlar hemen hissederler. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Kedileri çok seviyorum ama halk arasında şöyle bir şey var “kediler nankördür” diye. Bu gerçekten doğru mudur? Merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Nankör niye olsun? Hayvan olduğu için detaylı insan gibi düşünemez sadece. Menfaatini düşünür. Acıktığında yemek arar. Uykusu geldiğinde uyur. Bilemez ondan gerisini yani sen neleri düşünüyorsun, ne yapıyorsun? Mesela benim kedim olurdu. Ben yatmaya çalışırdım akşam. Uyuyacağım. Yorgun oluyordum. Mesela okuldan geliyordum. Birçok şey yapmış oluyordum. Gelir ayağıma yorganın altından ayağımla oynamaya başlardı. Ben onu durduramazdım. Oturup iki ayağıyla bu sefer tutup, arka ayaklarıyla hafif hafif ısırarak. Yani hayvan o sen şimdi ona sinirlenemezsin ki. Nasıl diyeceksin? “Ben okula gideceğim yarın. Uykusuzum. İşine bak.” Falan yani. Başkası mesela hayvana tekme atıyor. Kızıyor. Orada anlayışla, egoistlikle falan alakası yok. Hayvan bilmez. Orada seni sever o. Sevgi gösterir. Acıktığında da bağıra bağıra söyler acıktığını. Ne yapsın? Dili yok. Dolayısıyla böyle bir ifade çok yanlış. “Nankör” falan diye bir konu olmaz. Her hayvanda aynı reaksiyonlar olur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sahibi yemek yerken büyük bir iştahla onu izleyen bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Yüzündeki zavallı ifade çok tatlı. Şimdi bu hayvana sen desen ki “Ne tepemde duruyorsun? Rahatsız ediyorsun.” Bunun bir mantığı olur mu? Zavallı hayvan. Yemeği düşünür o anda. “Sahibi” lafı biraz beni rahatsız ediyor. Niye sahip? Arkadaşı olabilir. Kedinin kardeşi olabilirsin. Arkadaşı olabilirsin. Sahibi diye bir şey olmaz. Sahip, büyüklük hissi veren bir şey. Yani hayvanı kaale almayan bir şey. O çok tatlı bir varlık kedi. Köpek de öyle. Tavşan da öyle. Sahibiyim ne demek yani? Kardeşi olursun. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Saadettin. Adnan Bey’e şunu sormak istiyorum. Bir insanı dış görünüşüne göre değerlendirmek doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Tabii ki dış görünüşüne göre değerlendirebilirsin. Adamın konuşmaları, üslubu, kıyafeti. Adamın üstünde başında kan var mesela, eli ayağı boşanmış manyak gibi bakıyor. Şimdi “Arkadaş ben seni dış görünüşüne göre değerlendiremem. Canım kardeşim gel buyur. Bizim eve, yemeğe davet ediyorum.” Dersen, adam seni doğrar. Biz dış görünüşle mükellefiz zaten. Kalbi, Allah bilir. Dış görünüşünden anlarız. Mesela kokusu, bakışı. Mesela adam leş gibi kokuyor. Belli ki bir anormallik var. Mesela bayağı pis bakıyor. Dengesiz. Yürüyüşünde anormallik var. Kıyafetinde bir gariplik var. Bela geliyorum diyor. Tabii ki temkinli olacaksın. İllaki doğru olmayabilir ama haklı olarak şüphelenirsin. Evet.

VTR: Selam. İnsanlar arasındaki samimi sevgi nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Nasıl olur? Sen samimi olursan, karşındaki samimiyetsizse de sana bir zarar veremez. Ama sen samimi olmakla mükellefsin. Samimi sevgi ille olur mu? Olmayabilir de. Yani karşındaki insanın akıllı olması gerekir. İki akıllı insan arasında samimi sevgi olabilir. İki samimi insan arasında olabilir. Böyle bir uyum da çok nadir rastlanır. İnsanlardan genellikle biri, samimiyetsiz olduğunu bilir. Bu çok rastlanan bir şeydir. O yüzden insanlar mutlu değil zaten. Her yerde mutlu insan neden bulamıyoruz? Samimi insan bulamadıkları için. Samimi insanın azlığından insanlar mutlu olamıyorlar. Evet.

VTR: Adım İlhan. Adnan Bey’e sormak istiyorum. Kendini övmek güzel bir şey mi acaba?

ADNAN OKTAR: Doğruysa söyleyebilir canım. Mesela “ben yalan söylemem” der doğrudur. “Samimiyim” der. Doğruysa söyler. Ama işte “Ben pek akıllıdırım” falan diye ipsiz sapsız dengesiz bir üslup olmaz. Hakikaten doğruysa onda bir mahsuru yok. Mesela “Vicdanlı bir insanım” dersin. Kendini tanıtmak önemli. Ama aksini yaptığında o adam anlar, o ayrı mesele. Merhametliysen söylemen lazım. Dürüstsen söylemen lazım. Çünkü aksini yaptığında zaten hain konumuna düşersin. Karşındaki haklı olarak, o zaman senden kopabilir. Veyahut ona göre tedbir alabilir. Ama baştan kişiliğini insanın açıklaması gerekir zaten. İyi ve kötü yönlerini söylemesi lazım. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Donald Trump “Katar, tarihsel olarak çok üst düzeyde teröre destek vermektedir. Terörizmin finansmanını durdurmalıyız. Görüşmelerimiz sonrasında Katar'a terörün finansmanını sona erdirmesi için çağrıda bulunmaya karar verdik” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Katar eğer teröre destek veriyorsa ellerinde belge olması lazım. Belge varsa bütün kamuoyuna açıklasınlar. Onlar da derhal vazgeçsin. Tahminle olmaz. Daha önce de “Irak’ta silahlar var. Atom bombası var” falan dediler. Sonra baktık hiçbir şey yokmuş. Böyle olmaz. Belgeyi açıklarsın. Ortaya korsun. Herkes de görür ve ona göre tedbir alınır.

Şimdi şu başörtüsü konusunu bir işleyelim. Devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzla programımız devam ediyor. 

Masaüstü Görünümü