Harun Yahya

Sohbetler (11 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK’lı teröristler tarafından rastgele açılan ateş sonucu şehit edilen genç öğretmen Şenay Aybüke Yalçın’ın babası kızını defnederken yaptığı konuşmada “Bu memleket tarihte Türk’tü şimdi de Türk kalacak. Kimse bizi yıldıramaz. Bu vatanı bölmeyi başaramayacaksınız. Ne mutlu Türk’üm diyene” sözleriyle teröre tepkisini dile getirdi. Resimleri gösterebiliriz. Şehidimiz Şenay Aybüke Yalçın ve babası.

ADNAN OKTAR: Baba sağlam delikanlı, maşaAllah. Allah ona uzun ömür versin, sağlık-sıhhat versin. Aslan gibi kükremiş. PKK’ya verdiği cevap çok güzel. Müslüman, muttaki, temiz bir insan. Şehidimizin şehadetini tebrik ediyoruz. Allah mübarek etsin, Allah meşhur etsin, Allah kabul etsin ibadetini. Ne mutlu ona. Allah diyor ayette “mutluluk içindedirler” diyor. Bizi de Cenab-ı Allah o mutluluğa gark etsin, bizlere de şehadet nasip etsin. Babaya, anneye, sevdiklerine de Cenab-ı Allah sabr-ı cemil güzel sabır nasip etsin. Sabrediyorum diyor ağlıyor dövünüyor. Öyle sabır olmaz. Ne sabrı o? O anlamamış. Şehit orada güzellik içerisinde mutluluk içinde. Senin durumun belli değil. Ağlayacaksan sen kendi haline ağla. Cennete de cehenneme de gidebilirsin. O garantilemiş cenneti. Senin durumun belli değil. Dolayısıyla şehide ağlanmaz. Şehit tebrik edilir, mübarek olması Allah’tan istenir. Yani tebrik demek Allah’tan mübarek olmasını istemektir. Tebrik-mübarek aynı kelimelerdir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şangay İşbirliği Zirvesi’nde konuşan Rusya Liberal Demokrat Partisi Başkanı Vladimir Jirinovski, Türkiye’nin bir an önce Şangay İşbirliği örgütüne üye yapılması istedi, savundu. “Şangay’a yeni üyeleri almak için çalışmaları hızlandırmak gerekiyor. Bu bağlamda örgüte üye olmayı arzulayan Türkiye, İran ve Afganistan’ı birliğe dahil ederek bir an önce Şangay’ı genişletmek lazım” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Onun için törene mörene gerek yok. İran’ı almamaları zaten çok anormal bir hareket, daha hala beklemesi. Ne alakası var? İran da, Türkiye de o topluluğun içinde olması lazım Şangay’da. NATO’da da olsun Şangay’da da olsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Jirinovski konuşmasının devamında şunları söyledi Adnan Bey: “Afganistan konusunda da anlaşabiliriz. Tüm yabancı askeri birlikler orayı terk etsin ve Şangay polis birlikleri oraya yerleşsin. Belki böylece ülkede barış sağlayabiliriz. Çünkü 16 yıldır NATO ve Amerika orada bir şey yapamadı. Onlar ülkenin kalkınmasına da engel oluyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Tabii Şangay’ı da kabul etmezler. İslam aleminin birleşmesi gerekiyor. Ama şöyle denebilir; İran zaten Müslüman, Rusya da bir İslam ülkesi, o anlamda derlerse olur. Şangay bir İslam Birliği’dir denmesi önemli. Bunu iyi vurgulamak lazım. Şangay’lar mangaylar NATO’lar şunlar bunların hepsi Hz. Mehdi (as) gelince çıkacak ortadan. Bunlar ortada kalmayacak. NATO ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Şangay ne demek? Diğer ülkelere güvensizliğin adı. Mehdiyet’te ne Şangay kalacak ne NATO. Herkes kardeş olacak, herkes birbirine güvenecek.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da aslen Hristiyan olan bir köy halkı tümüyle Müslüman olup Ehli Beyt’e bağlanmışlar. Hz. Mehdi (as)’ın yolunu bekliyorlar. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Ne güzel ne güzel. Hayret edecek bir güzellik. Böyle Mehdiyet grupları her yerde var. Bu adı konmuş olanlar. Adı konulmamış olanlar bunun on bin misli, yüz bin misli. Her Mehdi talebesi ‘ben Mehdi talebesiyim’ demiyor. Her yerde Hz. Mehdi (as) talebeleri dünyada aktif. Hristiyan oluyor Hz. Mehdi (as) talebesi oluyor, Musevi oluyor Hz. Mehdi (as) talebesi oluyor, mason oluyor Hz. Mehdi (as) talebesi oluyor kimsenin haberi bile yok. Bunlar söylenmez, kalpte olan şeylerdir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Umre ziyaretini yapan bazı Katar vatandaşlarının Suudiler tarafından Kabe’nin de içerisinde bulunduğu Mescid-i Haram’a girişine izin verilmediği rapor edildi Adnan Bey. Böyle bir uygulama tarihte ilk defa görülüyor. Ulusal İnsan Hakları Komitesi Başkanı Ali Bin Damir El-Merri olayı, “Dini ritüellerin yerine getirilmesine ilişkin insan hakları anlaşmalarınca güvence altına alınan hakların açık bir ihlali” şeklinde yorumladı.

ADNAN OKTAR: Bunlar İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle olan olaylar. Müslüman Müslümanı niye sokmasın? Eğer büyük anlaşmazlık bile olsa böyle bir hakkı olmaz. Bunlar hep geçici olan kriz olayları. Mehdiyet öncesi krizler. Bunların sayısı artar artar artar ama Mehdiyet de o arada ilerler ilerler ilerler, sürekli devam ediyor ilerleme. Bak görüyorsunuz her konuşma oraya gidiyor. Mesela böyle bir krizin en çok etkileyeceği alan nedir? Mehdiyet’tir. Çünkü çözümün Mehdiyet olduğu anlaşılıyor bu durumda.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Pakistan bazı yabancı medya kuruluşlarınca ortaya atılan Pakistan’ın Katar’a asker göndereceği iddialarını reddetti. Pakistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Söz konusu yalan haberler Pakistan ve kardeş körfez ülkeleri arasında yanlış anlaşılmaya yok açmayı hedefleyen kasıtlı bir kampanyanın parçasıdır” ifadesi kullanıldı.

ADNAN OKTAR: Olabilir ama gönderirse de gönderir onda acayip bir şey yok. Birbirlerini koruyup kollamaları normal, çünkü halk mağdur oluyor orada. Halkın mağdur olması makul bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında en son yayınlanan makaleleriniz şu şekilde Adnan Bey: Mısır ve Ortadoğu haberlerini okuyucularına taşıyan Mısır’ın önde gelen bağımsız İngilizce yayını Egyptian Streets’de makaleleriniz yayınlanmaya başladı. İlk olarak, “Haçla hilali karşı karşıya getirmek neden yanlış?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda samimi Hristiyan ve Müslümanların aralarındaki sevgi ve dostluk bağlarını güçlendirmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz. Aralarını açmaya ve onları birbirlerine kırdırmaya yönelik tuzakların da bu şekilde bozulması gerektiğini belirtiyorsunuz.

Toplumun materyalizme sürüklenmesine karşı insan ve ailenin manevi değerlerinin koruyucu çizgisiyle ön planda olan Siyasi İtalyan Düşünce Kuruluşu Il Talebano’nun internet sitesinde “Büyük balığın küçük balığı yutması gerekliliği diye bir şey yoktur” başlıklı makaleniz yayınlandı. Sosyal Darwinizm’in ortaya sunduğu bu bozuk mantığın imani bir çalışmayla sonlandırılabileceğini, böylece güçlünün güçsüzü koruduğu bir anlayışın geliştirilebileceğini anlatıyorsunuz. Dolayısıyla Museviler, Hristiyanlar ve Müslümanların materyalizm ve ateizme karşı ilmi mücadelede birlik olmalarının önemini hatırlatıyorsunuz.

1957 yılından beri yayınlanan günlük tirajı 110 bin olan Malezya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Berita Harian’da Malezyaca “2017 ramazanı nasıl hatırlanacak?” başlıklı makaleniz gazetede başyazı olarak yayınlandı. Yazınızda, Müslüman ülkelerin şu an içinde bulunduğu çatışmalardan bahsediyorsunuz. Kuran’a göre Müslümanların birbirlerinin velisi olduğunu ve birbirlerini koruyup-kollamaları gerektiğini, dolayısıyla İslam dünyasının tek kurtuluş yolunun İslam Birliği olduğunu anlatıyorsunuz.

Kanada Ontario’da İngilizce ve Arapça olarak basımı yapılan El-Bilad Gazetesi’nin İngilizce yayınında “Dünyayı değiştirmek isteyenler” başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda, iyilerin ittifakının büyük ve organize olması gerektiğini anlatıyorsunuz. Organize bir hareket olan kötülerin sinsi tuzaklarının ancak bu şekilde engellenebileceğini ve dünyanın ancak bu şekilde daha iyi bir yer haline gelebileceğini belirtiyorsunuz.

El-Bilad Gazetesi’nin Arapça yayınında da “Müslümanlar için bir rahmet ve şifa nimeti oruç” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Azzaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Nimetlerin farkına varılan mübarek ay ramazan” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Hindistan’ın Jammu ve Kashmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’da ise “Yeni nesille daha güzel bir geleceğe” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, genç neslin iyi yetişmesi için her bireyin ferdi olarak büyük sorumluluğu olduğunu, sevgiye dayalı bir konuşma üslubu geliştirilirse bunun gençlere güzel bir örnek olacağını anlatıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bunlar, 1980’lerde hayal dahi edemeyeceğimiz şeylerdi. Darwinizm’in böyle köşeye sıkışması. İnternet diye bir olay yoktu zaten. Birden Allah interneti çıkarttı sırf Mehdiyet’e hizmet olsun, imkan olsun diye Allah o imkanı verdi. Uydu yayınlar çıktı. Şimdi bir de gazetelerle dünya çapında tebliğ. Cenab-ı Allah “Siz Benim yolumda ilerlemek isterseniz Ben size daha fazla gelirim” diyor. “Siz bana bir adım atarsanız Ben size on adım atarım, siz Bana on adım atarsanız Ben size yüz adım atarım” diyor. Yeter ki samimi gayret edilsin. Ama tabii ne yaparsak yapalım Allah’ın bir planı oluyor. O planı ne hızlandırabiliyoruz, ne de bazı olayları öne alabiliyoruz. Şimdi mesela 2019 için Allah’ın bir planı var, 2021 için planı var, 2023 için planları var. Dünyanın bütün imkanlarını bir araya getirsek o neticeyi alamıyoruz. Kim bilir ne büyük olaylar olacak şimdi, önümüzdeki günlerde neler olacak?

Çocukla normal aklı başında bir insanla konuşur gibi olması lazım. Deliyle konuşur gibi konuşuyorlar. Sanki geri zekalıyla konuşuyormuş gibi yahut akıl hastasıyla konuşuyormuş gibi. Çocuk akıllı, çocukla aklı başında konuşulur, saygı duyulur, değer vererek konuşulur, öyle şey olur mu? O zaman çocuk da deliye yatıyor birçoğu yani deli görünümü vermeye kalkıyorlar. Öyle olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicinizin sorusu var.

VTR: Cennet ve cehennemde teknoloji olacak mı?

ADNAN OKTAR: Allah “istediğiniz her şey” diyor. Teknoloji bu dünyada Allah tarafından yaratılıyor. Mesela burada tabletler var, yazılar var Allah yaratıyor yazıyı. Ses, mesela soru soruyor şahıs, dışarıda ses yok. Ses sadece beyne mahsus bir şeydir yani beynin yorumudur. Dışarıda sadece dalga var, dalga olduğu iddia olunuyor o kadar. Dışarı zifiri karanlık, simsiyah karanlıktır ışık falan yok. Işık beynin yorumudur beyin böyle yorumluyor dalgayı. Işık fotonlarını bu şekilde yorumluyor oradan gelen elektrik akımını. Ve renk olarak yorumluyor. Dışarıda ne renk var, ne ışık var, ne ses var. Mutlak sessizlik ve simsiyah karanlık var. Bu beynin yorumu, beyin derken ruhun yorumu. Bunu insanlar tabii anlamazdan geliyorlar. İnsanların kendini bir uyuşturma düzeni olmuş dünyada. Yüzyıllardan beri bu sistem çalışmış. Bu nasıl olmuş? Bir mucize bu tabii. Ama Allah’ın ruhunu fark eden akıllı olan birisi için bunlar bahane olmaz, çok tehlikeli olur. Çünkü yaratılış sistemini biz tam bilmiyoruz yani Allah’ın nasıl yarattığını. Şahısları fert fert de istese yaratabilir Allah. Biz gördüğümüz görüntüden sorumluyuz, görüntüdeki adamlar diye bir iddiada bulunamayız. Yani hangisi var hangisi yok bilemeyiz. Onun için insanların Allah’ı anlamazlıktan gelmeleri hiç kimseye çirkin bir cesaret vermemesi lazım. Bir de dışarıda olan olaylar da insanlarda olumsuz etki yapmaması lazım. Kendine bakacak. Kendinde acayip olan bir şey var mı? Kendinde acayip olan hiçbir şey yok. İnsanlara baktığında ruh sahibi olanlar acayip hiçbir şeyle karşılaşmaz. Ben hiçbir şeyle karşılaşmadım, 63 yaşındayım ben görmedim öyle bir şey. Bilakis son derece mükemmel bir imtihan olduğunu gördüm. Bol nimetler içerisinde Allah’ın ilgi ve alakasını çok güçlü hissediyorum. Çok açık görülüyor herkes de görüyor. Ve muazzam bir destek sağlıyor Allah. Sadece samimi oluyorsun mesele bitiyor. 63 yaşına kadar mesela beni genç tuttu, dinç tuttu, bu çok büyük bir mucize. Etrafımda büyük bir sevgi halesi ve büyük bir insan kitlesi oluşturdu. Allah’ın yaratması olmadan asla olmaz böyle bir şey. Mesela kitaplar, 300’ün üstünde kitap oluşturdu Allah, bu büyük bir mucizedir. Uydu yayını diye bir mantık, bir bilim dalı, bir teknolojik imkan gösterdi Allah. Bununla bütün dünyaya anlatıyoruz. Yani dünya olarak bize gösterilen kişilere her şeyi anlatıyoruz. Bir de yeni yeni isimler var mesela kiminin adı Periskop kimininki teleskop çeşit çeşit. Daha iyi odaklanmak lazım. Boş şeylerle uğraşmamak gerekiyor yani kafayı dağıtmamak lazım. En büyük hata işte “şu da dinsiz bu da dinsiz” falan diye oradan gevşeme alametleri göstermek çok tehlikeli olur, çok yanlış olur ve çok mahcup olur insan yaparsa. Çünkü bu görüntünün mahiyetini biz tam bilmiyoruz. Sadece Allah dediği için iman ediyoruz, dağlar var ovalar var. Doğru, hakikaten bakıyoruz dağ da var, ova da var, ay var, yıldız var. Ama kafamızın içinde olduğunu görüyoruz görüntünün.

BÜLENT SEZGİN: Allah “Yapayalnız yarattığım kulumu bana bırak” diyor Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Onun için ‘bir Allah var bir de ben varım’ gibi de düşünebilir kul. Çünkü imtihan bu şekilde oluyor. Toptan ekip halinde insan olmuyor. Hiç kimseden insan sorumlu olmuyor zaten, kendinden sorumlu oluyor. Tamam, görüntüde insanlar var da yani biz mutlak gerçek olarak Allah ile bağlantıdayız. Bu teknik aletler çok fazla. Arabaya mesela biniyoruz, binlerce araba yolda gidiyor, hepsinde kumanda var, pencereleri açılabiliyor. Fren-gaz pedalı var, soğutma sistemleri var, hepsinde radyo var. Allah çok detaylı düşünüyor insanları, muazzam bir konfor veriyor. Allah’ın aleyhine düşünülmesi çok çirkin çok ayıp. Çok büyük bir rezalet daha Türkçesi. Ama ‘millet yapıyor’ şu bu. Millet derken bazı kişiler yapıyor diye etkilenmek kafayı takmak çok büyük hata olur. İmtihan sistemini bilmiyor çünkü. Allah doğru söylüyor ama sistemin ne olduğu belli değil, belki hiç öğrenemeyeceğiz. Ama her dediği doğru, “Allah vaadinden dönmez” diyor, dediğini de yapıyor.

İslam da hayret edecek şekilde hakim olmaya doğru gidiyor. Daha önce insanlar tahayyül dahi edemezdi, oraya doğru gidiyor.

Teknik aletleri, kromozomları anlatıyoruz ama yani kromozomlarla aynı teknik aletler, saatler şu bu. Mesela kitaplar, kitabın içindeki her harf Allah tarafından yaratılıyor, muazzam bir akıl bu. Mesela gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor. Bu da muazzam bir bilgi, muazzam bir güç, Allah’ın gücü. Allah’a karşı tabii insanlar genellikle çok ayıp ediyorlar büyük bir bölümü. Çok büyük bir bölüm ilgilenmiyorlar Allah’la. Ama buna kızıp kafasını dağıtması bir insanın ayrı bir akılsızlık olur. Yani özetle insanlar şöyle yapıyor böyle yapıyor hiç kafayı takmayın. Mesela şu şunu vurdu, bu bunu kesti. Allah bunları gösteriyor, biz neyin ne olduğunu bilmeyiz. Biz müstakil imtihan ediliyoruz. Biz normal olmakla mükellefiz.

Ben kendime bakıyorum, ne istiyorsam yaptı Allah. Bir de dua, diyor ya ayette “dua edin duanızı kabul ederim, icabet ederim.” Bu doğru yani oluyor bu. Bu hayret edecek bir şey. Ama insanlar tahmin etmiyorlar böyle bir sistemin olduğunu, çok seri olarak olur zannediyorlar. Öyle olmuyor. “Ya Rabbi, bana mal ve zenginlik ver Senin yolunda harcayacağım” diyorsun. O zaman malı veriyor Allah, kesinlikle veriyor hayret edecek şekilde zengin oluyor şahıs. Ama bak oradaki detay çok önemli “Ya Rabbi Senin uğrunda harcayacağım” diyorsun samimi olarak. Samimi olarak onu yapacak olduğunda Allah veriyor malı. Ama Allah verip sen kendi keyfin için harcamaya kalkarsan Allah belanı verir, hastane parası da yaparsın, bela parası da olur ayrı mesele. Ama mantıksız şeyler istenmez tabii Allah’tan. Makul olan her şeyi yapıyor Allah. Ben Allah’tan isteyip de makul olup Allah’ın yapmadığı hiçbir şey hatırlamıyorum, hepsini yapıyor. Onu Hristiyanlar iyi fark etmiş, acayip önem veriyorlar duaya. En çok farkına varanlar Hristiyanlardır. Özellikle evanjelikler çok farkındalar. Protestan olanlar gece-gündüz dua ediyorlar, çok önemli görüyorlar. İsabet ediyorlar doğru o. Müslümanlar; dua öyle hani usulen edilir, bazen olur bazen de olmaz. Öyle bir şey yok, samimi istenen her şey oluyor. Öyle bir şey yok. Allah için olan her şey olur oluyor. Mesela İslam’ın hakimiyetini istersen o da oluyor samimi istersen. Tevrat’ta diyor “11 kişi olsun İslam’ı dünyaya hakim ederim” diyor 11 kişi. Ama samimi çok çok samimi olacak, candan olacak hakimiyeti sağlıyor Allah.

Bizim anlatışımızda, tabii biz daha çok çiçekten, böcekten, kuşlardan, kromozomlardan anlatıyoruz ama elektrik su, elektrik aletlerinin tamamı televizyonlar, her şey işte tesbih, tuzluk aklına gelen her şey Allah’ın varlığının delili olarak keskin delildir maddenin hakikatini bilen için. Maddenin hakikatini de kısa sürede öğrenmek anlamak lazım bu doğru, yani yalan değil. Kendimize suni bir bilgi veriyor değiliz teknik bir doğruluk bu. Yani teknik bir gerçek.

Mesela münafık, durduk yere adam ortaya çıktı zannediyor. Halbuki mesela bize Allah nitelikli münafık yaratıyor. Halbuki alelade münafık da yaratabilir bize de hiçbir faydası olmaz. Olur da az olur faydası. Yani niteliksiz bir münafığın faydası çok az olur. Ama Allah hayret edecek şekilde bizim ihtiyacımıza göre çok nitelikli münafık yaratıyor yani yüksek nitelikli münafık. Mesela o sayede muazzam kitaplar yazdık. Son zamanda oluşan nitelikli münafıklarla ilgili araştırmalarımız, incelemelerimiz, düşünmelerimiz sonucunda muazzam bilgilere ulaştık. Mesela İngiliz derin devletini biz anlayamazdık eğer yüksek nitelikli münafıklar olmasa. Nasıl anlayalım? Aklımızın ucundan bile geçmiyordu. Ben 60 yaşına geldim haberim yoktu, anlaşılacak gibi değil. Ama münafık böyle av köpeği gibidir. Bulur hemen, nerede olduğunu bulur. Onun için münafığı olan hemen onu kendinden uzaklaştırmaya çalışmaması lazım. Onu çok önemli görüp mümkün mertebe yanında tutmaya gayret etmesi lazım Müslümanın. Ne kadar yanında tutabilirse o kadar kardır. Çünkü o kadar fazla bilgiye ulaşırsın. Gönderirsen çok az bilgiye ulaşabilirsin. Mümkün mertebe tutmaya çalışarak arkadaşlığını, bağını kopartmayarak münafıktan gelecek muazzam bilgiyle İslam’a müthiş hizmet edersin. Çünkü şeytanın ilmi onda olur münafıkta olur. Müslüman şeytanla bağlantı kuramaz ama münafık kurar. Onun kurduğu bilgiden şeytanın bütün oyununu çözmek mümkün oluyor. Çünkü münafık şeytanla iç içe olduğu için, kabuk gibi bağladığı için ve yakın dostu olduğu için şeytanın, şeytan ona her türlü bilgiyi veriyor. Mesela İngiliz derin devletine gitmesini söylüyor, git bağlantı kur diyor. Bütün ahlaksızlık çeşitlerini öğretir mesela münafığa. Mesela biz tahmin edemeyiz öyle bir şeyi. Mesela ne kadar karaktersizlik ahlaksızlık özellikleri varsa öğretir.

Nitekim biz “Münafığın Derin Karanlığı” kitabında nitelikli münafıklardan istifade ederek yaptık kitabı. Bütün bilgiye onların sayesinde ulaştık. Yoksa nereden aklımıza gelsin durduk yere? Kuran ayetlerini koruz o kadar “münafık budur” deriz. Ama hayata geçişini nitelikli hatta yüksek nitelikli münafıklarla gördük anladık. Şimdi bak ikinci bir kitabım daha var, üçüncü bir kitap daha var yolda. Çok detaylı olduğu için acele etmiyorum ince ince hazırlıyorum. Mesela bu İngiliz derin devletinin de ikinci ve üçüncü ciltleri var, onlar da çok kapsamlı eserler.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son dakika gelişmesi var. Diyarbakır’da iftar yemeğinden sonra zehirlenen 25 asker ambulanslarla hastaneye kaldırıldı.

ADNAN OKTAR: O konuda sürekli bir devam var. Ona bir çözüm. Askerlerin yemeğinin çok iyi kontrol edilmesi lazım. Yemekhaneye giriş yasak olması lazım. Özel bölümlerden girilerek oraya varılması gerekiyor. Ve yemeklerin taze olması gerekir. Bayatlama ihtimaline karşı tedbir alınması lazım. Bu rahatça elde edilebilir zor bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorumuz var.

VTR: Huruf-u Mukatta hakkında biraz daha bilgi alabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Huruf-u Mukatta o bir sır tabii. Benim anladığım daha çok Hz. Hızır (as)’ın kullandığı bir sır sistemi. Yani Kuran’daki şifreleri Hz. Hızır (as) onunla çözüp ona göre hareket ettiğini düşünüyorum. Biz anlar mıyız? Hele bir Hz. İsa Mesih (as) gelsin ona sorarız. Hz. Mehdi (as) bilir mi bilmez mi onu da görürsek ona da sorabiliriz. Ama benim naçizane kanaatim dünyayı yöneten ekibin, ki bir Musevi grup da var bunun içinde, Kuran’da geçen bir Musevi grup. Adaletle iş gören küçük bir gruptan bahsediyor Allah ayrıca. Bunların Kuran’dan işarete ihtiyacı var. Herhalde onda kullanılıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Körfez ülkelerinin ambargolarına rağmen Türkiye’nin yardım eli uzattığı Katar’da Türk askerleri çok seviliyor. Katar’a destek mesajlarının yayınlandığı günlerde Katarlı öğrencilerin Türk askerlerini ziyaret etiği gün çekilen fotoğraflar paylaşılmaya başlandı. Gösterebiliriz. 23 Nisan’da başkent Doha’daki Türk üssüne giden Katarlı öğrencilerin elinde Türk bayrakları vardı.

ADNAN OKTAR: Türk askerinin orada olması çok güzel. Bir de gereksiz bir sataşma varmış gibi görünüyor. Varsa bir hata oturup konuşulur halledilir. Bu insanlar aklı başında insanlar. Anormal bir şeyi bilerek niye yapsınlar? Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan zengin ve tertemiz Müslümanların yaşadığı ülkeler.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri diyor ki: “Has kuluna” has; seçkin kuluna “bir şifredir” diyor, özel bazı kişilere şifre. “Onlar bir bilgiye ulaşmak istediklerinde” yani bir şey öğrenmek istediklerinde o şifreyi salıp Kuran’ın içindeki her türlü özel bilgiye ulaşıyorlar. Benim anladığım bu. Hz. Hızır (as) özellikle dünyayı yönetmede Kuran’daki bilgiden istifade ediyorlar, işaretlerden istifade ediyorlar. Tevrat’ta da var bu, Tevrat’ta da şifre sistemi var. Mesela dümdüz yazı, şöyle oldu böyle oldu diyor. Ama çaprazdan, yataydan harf sistemlerine bakıldığında hayret edilecek bilgilere ulaşılıyor. Hatta birçok insanın ismine de ulaşılabiliyor. Mesela Amerika’nın başına gelen devlet başkanlarının isimleri, mühim siyasilerin isimleri, siyasi liderlerin isimleri. Eğer yanlış görmediysem yaşadıkları tarihler birçok şey var Tevrat’ta.

Var mı bizim bir çalışmamız vardı Tevrat’la ilgili? Bakayım.

VTR: Tevrat’ta Kodlanmış Olarak Yer Alan Adnan Oktar ve Harun Yahya İsimleri Harun Yahya Kitaplarına İşaret Etmektedir

ADNAN OKTAR: Mesela bu çok hayret verici bir şey. Tevrat’ta böyle bir kodlama sistemi olması. Bilgisayarla buna herkes bakabilir. Bakmanın yöntemi var, bilgisayarda bakıldığında aynısıyla bu şekilde çıkıyor. Hayret üstüne hayret. Huruf-u Mukaatta da bu tarz bir sistemin şifresi. Hz. Hızır (as) bir şeyi öğrenmek istediğinde Kuran’daki onun karşılığı neyse Huruf-u Mukatta’yı yerleştirdiğinde o sistemi çözmüş oluyor Allahualem diyeyim. Öyle gibi görünüyor Bediüzzaman’ın anlattıklarından. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir sorumuz var.

VTR: Türkiye’deki siber güvenlik konusundaki Ar-Ge çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İnternet izlemesi falan değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Telefon izlemesi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Devlet yetenekli maşaAllah. O yönden tebrik ediyoruz. Bir şeyi gizlemek mümkün değil. Gizli bir bilgisayar yazışması yapmak, gizli bir telefon görüşmesi yapmak Türkiye’de de, Avrupa’da da aşağı yukarı imkansız. Mutlaka girilip tespit edilebiliyor. Bu da iyi. Güzel bir şey. Çünkü çok fazla suç örgütü var. Ancak bu şekilde baş edilebilir. Gizlilik ortadan kalktı mı bela da ortadan kalkar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de iftar saatinde Özel Harekat polisleri dua ederek orucunu açarken bir fotoğraf vardı. Diğer arkadaşları da nöbeti devralıyor. Yemekleri kuru fasulye, pilav.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar, aslan. Afiyet şeker olsun. Kabadayılara Allah her türlü güzelliği nasip etsin. Onlar gerçek kabadayı ve gerçek efe. Gerçek yiğit. Onların yedikleri içtikleri helal. Hükümetimiz onların maaşına da zam versin. Yiyeceklerinin güzelliğini daha da artıralım. Banyo yapmalarını daha kolay hale getirelim. Her imkan onlara helal. Çünkü dürüstçe samimice Allah için canlarını teslim etmiş durumdalar Allah’a. Ve canı gönülden vatan müdafaasındalar. Cesaretleri mükemmel. Gayretleri mükemmel. Azimleri güzel. Tevazuları güzel. İmanları güzel. Hepsi güvenilir ve çok efendi. Aslan gibi delikanlılar. Allah onları korusun kollasın. Zafer versin. Allah İslam’ın hakimiyetinde o aslanları öncü kılsın. Vesile etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Değerli Hocam, Kuran’a göre dil eğip bükmek ne demektir?

ADNAN OKTAR: Samimiyetsizce Kuran’ı anlamadan gelmek işte. Mesela açıkça belli Adem (as)’ın cennette olduğu. Anlamazdan gelirsen dersin “Dünyada bir bahçeye gitmişti.” Dünyadaki hangi bahçede acıkma yok? Hangi bahçede susama yok? Nasıl bir bahçeymiş bu? Değil mi? Varsa bütün herkes gider oraya. Güneş insanı yakmıyor nasıl bir bahçe bu? Belli ki cennet. “Ayeti anlamazdan gelip, kendi kafasına göre değiştirme” mantığına dil eğip bükme deniliyor. Evet.

VTR: Hocam, ahir zaman ne zaman?

ADNAN OKTAR: Ahir zaman Tevrat’a göre de, İncil’e göre de, Kuran’ın işaretlerine göre ve hadisi şeriflere göre özellikle tam içinde bulunduğumuz devir. Şu anki içinde yaşadığımız zaman. Evet.

VTR: Selam. “Yaratıcıların en hayırlısıdır” diye Kuran’da bir ibare geçiyor. Bunun anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: En büyük güç türü Kuran’da Allah bu şekilde ifade ediyor. “Yaratıcıların en hayırlısıdır.” Mesela birçok yaratıcı iddiasında bulunan kişi var. İşte şu yaratıyor, bu yaratıyor. En hayırlısı demek; “En doğrusu budur.” Yani diğer yaratıcılar sahtedir. Diğer yaratıcı iddiaları sahtedir. En hayırlısının anlamı: “Gerçek olan O’dur.” Tek bir tane Allah vardır. O anlama geliyor. Evet.

VTR: Selam. Sıkıntı ve ihtiyaç içinde dua etmek ne demektir?

ADNAN OKTAR: İnsan sıkılıyorsa Allah’a dua eder. Sıkıntısı geçer. İhtiyaç içindeyse, Allah’a adayarak istiyorsa, Allah onu verir. Bu oluyor. Ben 63 yaşındayım. Yüzlerce kere, binlerce kere gördüm. Allah için ne istenirse, Allah onu yapıyor. Mucize bu. Çok büyük mucize. Gizli bir mucize. Bilinmeyen. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Pencerede kuşla konuşan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker. Kim bilir nedir zoru? Ben hiç görmedim böyle konuşan kedi.

Evet dinliyorum.

VTR: Yalova’dan Feyzullah. Benim Hocamız’a bir sorum olacak. Şeyh Ahmet Yasin Efendi Hazretleri Hocam’ı çok seviyorum. Sayın Adnan Oktar Hoca Efendi’yi de çok seviyorum. Aileme karşı nasıl davranmam lazım, onların sıcak bakması için nasıl bakmam lazım? Onu soracaktım. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmet Yasin demek, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri demektir. Onun yaşayan bedeni. Dolayısıyla onun evlatları da Şeyh Mehmet Efendi. Şeyh Mehmet Efendi kimdir? Şeyh Nazım Hocamız’ın yaşayan bedenidir. Onlardan parça. Biz bir bütünüz. Ben de Şeyh Nazım Hocamız’ın büyük oğluyum. “Büyük oğlum” diyor bana. Öyle olunca aile içerisinde bir bütünlük var demektir. Herkes herkesin kardeşi demektir. Şeyh Mehmet Efendi’yi sevmeyeni ben de sevmem. Şeyh Mehmet Efendi’ye saygı duyana ben de saygı duyarım. Şeyh Ahmet Yasin’i sevmeyeni ben sevmem. Ona saygı duymayana ben de saygıyla değerlendirmem. Onlar için de bakış açısı aynıdır. Biz bir parçayız. Bütünüz. Aynı sülaleden gelen kardeşleriz. Onlar da hem seyit ve şeriftirler. Şeyh Nazım Hocam da hem seyit hem şeriftir. Şeyh Mehmet Efendi de doğal olarak evladı olduğu için o da seyit ve şeriftir. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da, o da hem seyit hem şeriftir. Aynı silsilenin evlatlarıyız. Din kardeşiyiz. Dava kardeşiyiz. Şeyh Nazım Hocamız’ın çocuklarıyız. Benim en sevdiğim insan Şeyh Nazım Hocamızdır. Ve herkes de onu o şekilde seviyor. Evladı Şeyh Mehmet Efendi mesela dünyalar iyisidir. Şeyh Adnan Efendi vardır. Yine Şeyh Hişam Efendi vardır. Onlar da çok severler. Onlar da evlatlarıdır Şeyh Nazım Hocamız’ın. Dolayısıyla bir bütünlük var. Bunlar dünyanın nuru olan, tertemiz insanlar bu kişiler. Şeyh Bahattin, Şeyhimiz’in küçük oğlu. Ben büyük oğluyum yalnız bak. Bunu Şeyh Nazım Hocam kendisi söyledi. O da dünyalar iyisidir. Çok neşeli, güzel huylu, çok efendidir. Kardeşimizin konuşmasını bir daha göreyim.

VTR: Yalova’dan Feyzullah. Benim Hocamız’a bir sorum olacak. Şeyh Ahmet Yasin Efendi Hazretleri Hocam’ı çok seviyorum. Sayın Adnan Oktar Hoca Efendi’yi de çok seviyorum. Aileme karşı nasıl davranmam lazım, onların sıcak bakması için nasıl bakmam lazım? Onu soracaktım. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Hepsi evlad-ı Resul dersin. Hepsi Hazreti Muhammed (sav)’in evlatları. Hepsi seyit dersin. Hepsi birbirini seviyor, kardeş. Bir bütünler. Ve Adnan Hocamız da dersin, Şeyh Nazım Hocamız’ın büyük oğlu dersin. Yalnız ben hoca değilim. Hoca Efendi diyor kardeşimiz. Ben herhangi bir vatandaşım. Herhangi bir Müslümanım. Benim hocalık vasfım yok. Alimlik vasfım da yok. Halktan bir insanım. Duyduğumu aktarıyorum. Her dediğimi kardeşlerimiz araştırsınlar baksınlar. Yani sözüm doğru mu, yanlış mı değerlendirsinler. İnternette böyle imkanları var. Benim her naklim, her sözüm ayetin dışında ve ayet yorumu dışında yoruma açıktır. Bakabilirler. İnceleyebilirler. Hata yapıyor da olabilirim. Yanlış da yapabilirim. Ben insanım. Uyarırlarsa düzeltirim. Ama doğru bildiğimi söylüyorum. Ama hoca değilim. Alim değilim. Mehdi hiç değilim. Müceddit de değilim. Müçtehit de değilim. Kendi halinde normal bir Türk vatandaşıyım. O kadar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç gündür çok fazla yazar İngiliz derin devletinin oyunlarına karşı hükümeti ve toplumu uyaran yazılar yazıyorlar Adnan Bey. Örneğin Nuh Albayrak, hükümete yakın Star Gazetesi’ndeki yazısında İngilizlerin Osmanlı’yı savaşmadan ajanlarıyla ve istihbarat faaliyetleriyle nasıl parçaladığını anlatıp, bugün de FETÖ’yü kullanarak devşirmeleri yoluyla Türkiye’yi parçalamayı çalıştığını yazdı.

ADNAN OKTAR: FETÖ’sü tetösü kaldı mı Allah aşkına? Tuzla buz oldular. Tayyip Hocam “İnlerine gireceğim” dedi. İnlerine de girdi. Yalnız adamların inlerini de parçaladı. Darmakeşan oldular. Öyle bir şey kalmadı. Samimiyetsizliğin sonu budur. Sen suni mehdilik hareketi olarak ortaya çıkarsan, kendi kendine mehdi icat etmeye kalkarsan Allah başına geçirir. Üstelik de Mehdiyet’i reddederek, İsa Mesih’i reddederek mehdilik iddiasında bulunursan olacağı bu. Her sahte mehdi yerle bir olacaktır. Hiçbir sahte mehdi başarılı olmaz.  Diyor ya “Amerikano Mehdi, İngiliz ama Mehdi.” Allah’ın da görmediğini zannediyor. Sen nasıl bir Müslümansın sen? “Amerikano Mehdi çıkaracak Allah” onu da yaratan da Allah. İngiliz ama Mehdi, onu da Allah yaratıyor. Sahte mehdileri de Allah yaratır. Gerçek Mehdi (as)’yi de Allah yaratır. Ama sen sahte mehdilerin gücüne inanırsan, yenilmezliğine inanırsan çok büyük hata yaparsın. Her sahte mehdi yenilir. Her sahte mehdi yenilecektir, mağlup olacaktır. Hatta rezil rüsva olur. Perişan olur yani. Allah’a karşı bir oyun oynayacaksın sen. Allah’ın Mehdi’sini beğenmeyeceksin sen. Kendin bir suni mehdi çıkaracaksın. Uyanıklık yapacaksın kendi kafanca. Böyle bir kısım enaniyetli, kendini beğenmiş adamları bir araya getireceksin, başlarına da birini getireceksin “Al sana Mehdi” diyeceksin. Allah sana “Al sana bela” der o zaman. O belayı yağmur gibi yağdırır. Tabii Allah demez de anlaşılması için diyorum. Allah’ın Kendi hitabı vardır. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”(Nisa Suresi, 139) Buyuruyor inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet. Sahte mehdilik olmaz. Uyanıklıkla mehdilik olmaz. Gerçek Mehdi’nin dışında bütün sahte mehdilerin yolları kapalıdır. Hepsi rezil oldu. Hepsi yenildi ve mağlup olur. Öyle bir şey olmaz. Bir tek gerçek Mehdi’nin yolu açıktır. Onu da zamanla görürüz. Ayrıca benim mehdilik iddiam da yok. Bir daha söylüyorum. Alametler benziyor. Doğru. Yani bu çok samimiyetsiz olur. Çok münasebetsiz olur. Sen tarif edeceksin diyeceksin “geniş birisi.” Ben geniş vücudum. “Beni kastetmiyorum işte” mi diyeyim yani? Bunu dememe gerek yok. Zaten benim öyle bir iddiam yok. “Vücudu geniş” diyor. Doğru benziyor. “Burnu kalkıktır. Küçüktür” diyor. Doğru. “Sırtında ben vardır.” Benim de var sırtımda. “Göğsünde büyük bir ben vardır” diyor. İşte yaprak kadar; var. Bu mehdilik için yeterli değil kardeşim. Tamamı olsa bile, tamamı yani yüz alametin yüzü de tutsa, bu mehdilik için yeterli olmaz. Mehdilik nasıl bilinir, Mehdi olduğunu? Başarır, bitirir. Sen ister Mehdi de, ister deme zaten bitmiş. Bir alamet vardır. Başarıdır. Başarının dışındaki alametler kalbimize bir ferahlık, hoşnutluk verir. Yani neticelendikten sonra bakarız ki, o insanda aynı alametler varsa bu hoştur tabii. Resulullah (sav)’a karşı sevgimizi daha da artırır. Bir mucizedir. Bunun bir açıklaması yok. Ama işte “Sırtında beni var o zaman Mehdi.” Ne yapalım? “Yani ona uymamız farz.” Böyle bir şey yok. Böyle şey olmaz. Mehdiyet’in delili başarıdır. Çıkar İslam aleminin tamamını birleştirir. İsa Mesih olarak bilinen birisi de gelir. Beraber namaz kılarlar. Ben o şahsa derim ki “Allahualem Mehdi.” O zaman olur. Yoksa o öbür türlü olmaz. Alametler var mı? İşte onun için diyorum. Göğsümü gere gere söylüyorum. Alametlerin hemen hemen tamamı var üstümde. Doğru. Ama bu bir şey ifade etmez. Başka insanlarda da olur bu, olabilir. Hatta daha gelişmiş şekliyle de olabilir. Bunların hiçbir iddia için bir anlamı olmaz. Allah’ın ayeti nasıl olur? İslam’ı hakim etmiş bir insanı da vesile etmiştir. Bu açık artık. Bu inkar edilecek bir şey değil. Bu nettir. Bu kişiye dese ki “Biz bunu Mehdi zannediyoruz.” Tamam haklılar. Ama yok “sırtında ben var.” İşte “bacağında ben var. O yüzden ben bu kişinin Mehdi olduğuna inandım.” Böyle bir şey olmaz. Bu Kuran’a da uygun değil. Akla da uygun değil. Hiçbir şeye uygun değil. Bir mantığı olmaz bunun.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Adnan Bey’e şunu sormak istiyorum. “Geçmiş milletlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” ayeti var. Mehdi talebeleri de çeşitli zorluklar görecekler. Bu zorluklar karşısında nasıl bir tevekkül göstermeleri gerekir? Bunu soracaktım. Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Bizi tutuklamışlardı. Biz de Mehdi öncüsüyüz. Biz de Mehdi talebesiyiz. Ben de Mehdi talebesiyim.  Siz de Mehdi talebesisiniz. Polis arabalarına dolduruyorlardı. Biz gidiyorduk. Elimi yukarı kaldırdım böyle. Hiçbir şey yapamazlar. Hemen anladılar bırakılacağımızı. Gazeteler de dedi “Gayet emin kendinden” dediler. Çünkü Allah yolundayız biz. En fazla şehit oluruz. Ha sen “otuz yıl.” Yat otuz yıl ne olacak? Ne ki? Mehdi talebeliğin hapishanede bitmez. Hazreti Yusuf (as)’un bitti mi talebeliği? Bitmedi. Gayet açık. Devam etti. Ama sahte Mehdiyet, bak açıkça söylüyorum. Boş yere uğraşmasın. Her seferinde rezil kepaze olur. “Yetmedi” dersen Allah daha da belanı verir. Daha da şiddetli olur. Sahte mehdiliğe Allah hiç geçit vermedi. Ve boş yere oynuyorlar. Boş yere uğraşıyorlar. Ve dolayısıyla tevekkül son derece kolaydır. Allah’a güvenirsin. Kardeşim en fazla ne olur? Hapis yatarsın. İlim irfan, gece gündüz ilim irfan öğrenirsin. Ben kitap yazdım hapishanedeyken. Bayağı kitap yazdım hem de. Gayet iyi bir ortamdı. Hatta beni normalde işte isteler açık bir yerde de tutabilirlerdi. Benim kaldığım yer hücreydi. Kendim de kabul ettim. Bir şey demedim. Üç metre eni vardı. Bir buçuk metre de boyu vardı. Üçe bir buçuk. Banyosu falan hepsi onun içinde yani. Hücre, bildiğin çelik demirler var önünde, kapalı. Ben orada dokuz ay kaldım. Gayet de rahattım yani. Namaz kılarken çok zor kılınabiliyordu. Seccade bile anca yetiyordu. Yatak da var. Somya da var. Ama rahat rahat yaşadık. İbadet de ettik. Namazı da kıldık. Benim hiçbir şikayetim de olmadı. Püfür püfür de esiyordu, yayla gibi yani. Tımarhanede de öyle. Benim hiçbir şikayetim olmaz ve olmadı da. Tevekkül ettik mi? Ettim. Nasıl tevekkül ettim? Neşeyle. Mesela benim avukat geliyordu. Beti benzi atıyordu. Eli ayağı boşalıyordu. İsmini vermeyeyim de yani. Ünlü bir avukattı. Ben sakinleştiriyordum her geldiğinde. Diğerleri mesela bizim tanıdıklar falan geliyorlar bembeyaz oluyor elleri yüzleri tımarhanede. Ben neşeli bir şekilde karşılıyordum. Dolayısıyla deli diyorsun deliyi de Allah yaratır. Tımarhane diyorsun tırmahaneyi yaratan kim? Allah yarattı tımarhaneyi. Hapishaneyi kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Gardiyanı kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Seni o hücrenin içine kim sokuyor? Allah sokuyor oraya seni, o hücreden seni kim çıkarıyor? Allah çıkarıyor. Zahiren insan gibi görünür. İnsanın ona takati yetmez müstakil bir varlık yoktur. Gardiyan diye müstakil bir varlık olmaz Allah öyle gösterir sana özel yaratır onu. Alır götürür tutar Kendi istediği kadar Allah sonra çıkarır seni. Mesela sahabiler var hiç çıkmamışlar orada vefat etmişler. Arap caminin orada vardır onların Mezar-ı Şerifleri var. Hiç çıkmamışlar, esir düşmüşler otuz yıl, kırk yıl orada kalmışlar. Vefat etmişler oraya vefat ettikleri yerde gömülmüşler anladığım kadarıyla o kadar. Şu an neredeler? Cennetteler. Ne olurdu yaşasalar? Otuz yıl, kırk yıl fazladan yaşasa ne olur, yaşamasa ne olur? Oradaki sevabı bir düşün, aldıkları makamı bir düşün tarif edilemiyecek bir makam. Otuz yıl bir adam bir yerde hapis yatarsa ne olur onun makamı bir düşün?

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam, Mehdi talebelerinin üç yüz on üç kişi olduğunu biliyoruz, diğer insanlar da Mehdi talebesi sayılacak mı, durumları ne olacak?

ADNAN OKTAR: İlk zer aleminde söz verenler üç yüz on üç kişi yani böyle çekirdekte onlar istesede gidemezler kaderlerinde yok onların. Yoksa bütün İslam dünyanın tamamına hakim oluyor bütün dünya Mehdi (as)’ın talebesidir. Bütün dünyaya Allah Mürşid olarak gönderiyor zaten. Bediüzzaman diyor ya; “Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da, ehl-i beyt-i Nebeviden olacaktır” diyor. Bu demek? En büyük müceddid, müçtehid ne demek? Gelmiş geçmiş “en büyük müceddid” diyor, “en büyük müçtehid, hem hakim hem mehdi hem hem kutb-u azam olarak” diyor, kutup “bir zat-ı nuraniyi gönderecek” diyor tarihini de veriyor yerini de veriyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor açık açık söylüyor. Baktılar ki adamlar konu olacak gibi. İngiliz derin devleti “hemen bir sahte mehdi çıkaralım da kurtulalım bari” dediler. Allah işte böyle belanı verir, tepene geçirir. Sen Allah’la savaşmaya kalkıyorsun öyle mi? Allah seni yerden yere vurur, iflahını keser senin sahte mehdi ile Allah’a karşı savaş; ne kadar akılsızca bir hareket ve ahmakça Allah ile savaşmaya kalkmak. Tabii yapanlar için diyorum kimse onlar.

BÜLENT SEZGİN: Hastaneden bir resminiz vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bak aslan gibiyiz elhamdülillah. O arkadaşlarımız da oranın yirmi beş-otuz yıllık müdavimleriydi. Asıl deli Hüseyin vardı o ortada yok. O çok yamandı kapının ağzında bekliyordu ve sürekli gözünü yumuyor ağzını da öne doğru uzatıyordu böyle gözünü kısıyor elini de uzatıyor para vereceksin o şekilde dışarı çıkma imkanın var. Onu da sıkı tembihlemişlerdi dışarı çıkmak mümkün değildi. Deli Hüseyin’i aşıp kapıdan dışarı çıkmak mümkün değil zaten bas bas bağırıyor ciyak ciyak öyle bir şeyi vardı. O dışarı çıkmama talimatını da göstersene.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz. Adnan Oktar isimli hastanın Mediha Oktar (Annesi) Kenan Oktar (Kardeşi) Vehbi Kahveci (Avukatı) haricinde kesinlikle ziyareti ve telefon görüşmesi yasaktır. Ayrıca kesinlikle dışarı çıkarılmayacaktır.

ADNAN OKTAR: Bak dışarı çıkmak bir tek bana yasaktı. Tımarhanenin içinde tutuyorlar normalde bütün akıl hastaları bahçeye çıkıyor bahçeden de diğer geniş asıl bahçeye de çıkıyorlar. Hatta hastanenin oralarda görürsünüz gezerler de, ana kapıdan da dışarıya çıkıyorlar. Benim bulunduğum o İkinci Abdülhamid döneminden kalma binadan dışarı çıkmam da yasaktı. Taş binanın içinde duruyordum kesinlikle sokağa çıkamazsın diyorlardı, doktorlarla da görüşmeyeceksin diyorlardı yasak diyorlardı. Hemşirelerle görüşme onlarla da yasak. Yıldırım Aktuna geldi böyle general gibi eli arkada bizi dizdi sıraya hepimizi doktorlar ben, ben de aralarında hazır olda hemşireler herkes hazır olda “hiçbiri ile doktorların görüşmeyeceksin” dedi sonra “ayrıca hemşirelerle de görüşmeyeceksin, gelen öğrencilerle de görüşmeyeceksin” dedi o tıp öğrencileriyle. “Peki kiminle görüşeyim?” dedim “Hastalarla görüşeceksin” dedi “akıl hastalarıyla” dedi. Onların ağızlarından homurtular çıkıyor, adamlar ne dediğimi de anlamıyor konuşamıyor da” dedim “o zaman git” dedi “sen hücrene gir” orada kötü böyle yıkık duvarlı hastaların açtığında açılan böyle filmlerde falan olur korku filmlerinde öyle küçük bir hücre, bütün duvarlar falan taşlar dışarı çıkmış delik deşik duvar öyle anlatılacak gibi değil. Dedim “ben bunlarla konuşamam” “o zaman” dedi “sen buraya niçin geldiğini düşün” dedi “gir buraya tefekkür et niye geldiğini düşün” dedi “benim de üstümde güçler var” dedi “ben seni buradan ömür boyu çıkartmam” dedi “vazgeçeceksin” dedi “bu faaliyetlerinden vazgeçeceksin” dedi. Akıl hastasına böyle bir şey denir mi? “Tebliğ faaliyetinden vazgeçeceksin” diyor “ömür boyu çıkartmam seni” diyor “benim yetkim var” diyor. Baktık hakikaten yetkisi de varmış, var yetkisi “yok” dedim “ben devam edeceğim” dedim. Baktılar olacak gibi değil onuncu ayda bıraktılar. Çünkü her halükarda yapıyordum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Akıl hastanesinden görüntüler vardı.

ADNAN OKTAR: Bu bizim işte kaldığımız bölüm. Hastalar böyle dışarda yatıyorlardı bu şekil bahçe içerisinde. Bu tarz insanlar ben olarla ne konuşayım? Mesela bu tarz akıl hastası. Yıldırım Aktuna doktor olduğu halde profesör “git bunlarla konuş” diyor akıl alacak gibi değil. C4 servisi, C4 bir de C3 vardı orada sırf katiller vardı. Orada da tuttular bir süre sonra buraya, burada da katiller vardı. Benim bulunduğumda yedi kişiyi öldürdüler. O zaman kanun hukuk uygulamalarında hatalar oluyordu bir gariplik vardı. Benim dönemime ait hastane kayıtlarının tamamını yok etmişler gidip bakın yok. Niye çekindiler onu da anlamadım. Kim kaybetti? O da belli değil, hepsini kaybetmişler. Demek ki elleri suyun dibine kadar en derinlerine kadar iniyormuş adamların, evet. En son kaldığım koğuş 14A koğuşuydu 14A evet bir evveli 13A idi. Bir de C’ler vardı daha açık yerler vardı oralarda tutmadılar orası tamamen açık herkese açık.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çok sevimli bir eskimo çocuğu var.

ADNAN OKTAR: Gürbüzlüğe bak sen minik fok balıklarına benziyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Köpekle kedinin arkadaşlığı var.

ADNAN OKTAR: Çok şahane bunların halleri. Ne güzel dostlukları, bayağı güzel. Birbirlerine hiç zarar vermiyorlar. Bayağı tatlılar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Selçuk, Adnan Bey’e bir sorum olacak. Bazı insanlar karşılıklı bir şey yapıyorlar. Menfaat beklentisi doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Allah’ın rızası yoksa tabii ki o şekilde yapar. Yani Allah’ın rızasını hedefleyen bir insanda karşılıksız bir şey vardır. Yoksa Allah’ın rızası yoksa karşılıksız bir şey yapmaz. Ya para karşılığı ya bir menfaati vardır. İşte Müslümanlığın güzelliği, derinliği burada. Müslüman sadece Allah’ın rızası için hareket ediyor. Evet.

VTR: Hocam, büyüklere ve küçüklere saygı ülkemizde oturmuş bir konumda mı?

ADNAN OKTAR: Saygı ayrı bir kavram tabii. Saygı Allah korkusu, Allah sevgisiyle olan bir şey. Saygı aşkın bir ifadesidir. Saygı deyince iki türlü anlaşılıyor. Bir, Osmanlı tarzı bir saygı vardır. Adam kapıda durur, hiç oturmaz, büyüğünün yanında oturmaz. Efendimli konuşur, sizli bizli konuşur. Gözüne bakmaz, başı yerdedir. Bu işkence, böyle bir hayat olmaz. “Bu nedir?” dediğinde “saygı” diyor. Bu bana göre bazı yerlerde ciddi bir saygısızlık. Saygıyla bunun alakası yok. Saygı; derin sevgi, derin kollama ve koruma hissine denir. Derin hürmet, derin değer verme; saygı budur. Yoksa tarihi filmlerden görüp, samimiyetsiz hareketler yapmak demek değildir. Sesini kısıyor mesela, çok yapmacık bir şekilde acayip kibarlaşıyor, kırılıp, dökülüyor. Hatta kırılıp dökülme derler. Bu çok küçük düşürücü. Bunun saygıyla alakası yok. Bu bir tiyatro. Yani bir tiyatro sanatçısı geliyor karşına, oyun oynuyor. “Ne yapıyorsun?” dediğinde, “ben saygı tiyatrosunda iyi bir aktristim” veyahut “aktörüm. Çok iyi rol yaparım, oyun oynarım” diyor. Böyle saygı olmaz. Saygı tam anlamıyla samimi bir tavırdır, samimiyettir. Samimiyet de cıvıklık anlamına gelmez. Samimiyet çok değer vermektir. Tam kendi olmasıdır şahsın. Tam içten, candan, olduğu gibi kendini göstermesidir. Hiç yalan söylememesidir. Çünkü yalan söylemeye gerek yok. Söylemeyeceğim diyebilir ama yalan söylemeye gerek yok. Bir konuşmada bir insan işine gelmeyen bir şey olduğunda bunu anlatmayayım der, geçersin. Ama gözünün içine baka baka yalan söylemek çok çirkin. Dolayısıyla saygı kavramı çok yanlış. Mesela yaşlı bir kadına yer vermek, bir anneye yer vermek çok güzel. Bu bir saygıdır. Çünkü onu koruyup kolluyorsun, değer veriyorsun, hürmet ediyorsun. Ama biri geldi oturmuyor, ayakta duruyor. Rahatsızlık veriyorsun sen. Bu bile saygısızlıktır. Soru soruyor, cevap vermiyor. Niye? Saygımdan diyor. Bu da bir ayrı saygısızlık. Yanında tek kelime konuşmuyor, mesela yere bakarak konuşuyor. Bu da bir saygısızlık, bana göre. Böyle şey olmaz. Hayat normal devam etmesi lazım. Yani fıtratı bozuyorsan sen, normal insan fıtratından çıkıyorsan, anormal hareket ediyorsun demektir. Anormal hareketin saygıyla alakası olmaz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yusuf Kaplan, Yeni Şafak’taki yazısında İngiliz derin devletine şöyle dikkat çekti Adnan Bey. “Katar krizinin gerisinde İngilizler var. Haritaları İngilizler yeniden çiziyorlar. İhvan gibi İslami oluşumların kökünü kazıyacak. Müslümanları birbirine kırdıracak planları İngilizler geliştiriyorlar. İngilizlerin iki asırdır iki aşamalı olarak kullandıkları temel strateji şu; genelde İslamsız dünya ve İslamsız İslam. Özel de ise; İslamsız Türkiye ve Türkiyesiz İslam” dedi.

ADNAN OKTAR: Tam, doğru. Hoca biz geniş çaplı İngiliz derin devletine gereken cevabı verdikten sonra Yusuf Kaplan ilk aslanlardan, o ilk atak yapanlardan biri oldu. Helal olsun kardeşimize. O benim dikkatimi çekti. O cesurca İngiliz derin devletine bizden sonra tavır aldı. Biz ana kapıyı sonuna kadar açtık. Ondan sonra aslanlar, Osmanlı’nın evlatları o kapıdan çalakalem o kapıdan girdiler içeriye. Şu an her yerde İngiliz derin devleti yerden yere vuruluyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yusuf Kaplan çözüm olarak da sizin sürekli üzerinde durduğunuz bir konuya değindi Adnan Bey. “Türkiye’nin içerde yapması gereken şey, toplumun kenetlenmesini sağlamak ve laik kesimlerin inanç ve hayat tarzlarını teminat altına alacak, kuşatıcı ve kucaklayıcı bir medeniyet fikri çerçevesinde toplumun yeniden İslamileşmesini mümkün kılacak eğitim, kültür, gençlik, medya hayatında büyük atılımlar yapmak” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel, doğru söylüyor tabii. Mehdiyet’in özetini anlatmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam, bir başkasının başarısızlığına sevinmek nasıl bir ruh hali?

ADNAN OKTAR: Deccal başarısız olur, sevinirsin. Küfür başarısız olur sevinirsin. Tabii sevineceksin. Ama bir Müslümanın, iyi bir insanın başarısızlığına seviniyorsa adam o da deccallığını yapıyordur. O da onun başarısız gibi görünen, hikmetli, hayırlı durumunu ters değerlendirerek, o kişiye yine yardımcı olmuş olur. Yani seviniyorsa Allah sevinene bela verir, sevinilene sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk verir. Başarısızlık denen şey de hayırlı olandır. Mesela bir yere gideceksindir ayağın takılır, düşersin, gidemezsin. Adam sevinebilir buna. Halbuki sen büyük bir dertten kurtulmuşsundur. Ve ömrüne bereket gelir. Onu yapan adam da yani Müslümanın başarısız gibi görünen durumuna sevinen adam da Allah’ın belasıyla kuşatılır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam, kimlere güvenmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Samimi insanlara güveneceğiz. Samimi insanları da Allah bizim kalbimize vahiy eder. Bütün Müslümanlar anlar, samimi, dürüst bir insanı. Mesela bakıyor, samimi bir insan diyor. Anlaşılır. Samimi insan Allah’tan korkar. Kendini Allah’a hibe etmiştir, Allah’a vakfetmiştir. Allah’a kendini bağlamıştır. Evet.

VTR: Hocam, dünya hırsı nasıl gider?

ADNAN OKTAR: Dünya hırsını zaten Allah mecburen gideriyor. İnsanları aciz yaratmış. Yani görüntüden ibaret zaten her şey. Hırsı şöyle olur; aklı zayıfsa hırs yapabilir. Ama hırs yaptığında da bela akıl almaz artar. Dünya hırsı yapanlar hep sinir hastası oluyorlar, ruh hastası olurlar. Ve çok başarısızdırlar. Her işleri terse gider. Sürekli Allah bela verir. Akıl almaz sıkıntılar içerisinde ölür giderler. Ama Allah’a tevekkül eden, dünya hırsı yapmayan sağlık, sıhhat, selamet içinde yaşar. Görevini güzellikle ifa eder ve güzellikle ahirete gider, cennete gider. Evet.

VTR: Ben Arkın Akçakoca, Adnan Bey’e bir sorum var. Gelecek korkusu makul bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki mümin de, Müslüman da öyle bir şey olmaması lazım. Olmaz gerçek Müslümanda. Müslümanın konforu zaten o, tevekkül. Allah Müslümanlara gelecek korkusu olmamasıyla, tevekkülle sağlık, sıhhat bahşediyor. Akli dengesi güçlü olur Müslümanın o yüzden. Ruhi dengesi sağlıklı olur, sinir dengesi sağlıklı olur. Ve Allah işlerini hep rast getirtir. Ama gelecek korkusu içinde olana mesela para biriktiriyor, hastalığına harcıyor. Veyahut birisine kaptırıyor. Yani tabii ki insan para biriktirebilir ama Allah’a hizmet için olması lazım bu. İslam’a, Kuran’a hizmet için olması lazım. Şahsına, nefsine, çıkarına egoistçe bir bakışla yaklaşırsa bu genellikle hep felaketle sonuçlanır. Dikkatlice baksınlar egoist her insan hezimete uğramıştır, mutlaka acı çeker sonunda.

Evet, dinliyorum.

VTR: Taner. Adnan Bey size bir sorum olacaktı, şımarık birisini bu huyundan nasıl vazgeçirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Şımarık bir nevi akıl hastasıdır. Onlara acımak lazım. Dengesiz insanlara rastlanıyor. Hakikaten şımarıyor fakat onların hayatı müthiş acıyla geçer. Çok ızdıraplıdır o insanlar. Her an panik halindedirler onlar. O şımarıklığın nedeni o paniği önlemek için geliştirdiği bir sistemdir. Delice hareketler yapar, delice hareket yapınca daha da sıkılır. Sıkıldıkça daha deli hareketler yapar. Her yerde aşağılanır rezil olur, küçük düşer. Dolayısıyla kendi içinde kendini yok eden bir sistemdir şımarıklık. Hiç ellemesen bile kendinden o ezilir zaten. Ama uyarmak lazım tabii acıyıp. Kuran’la, Kuran ahlakıyla makul bir anlatımla uyarmak lazım. Evet.

VTR: Selam Adnan Hocam benim ismim Fırat. Sürekli her konuda rekabet halinde olmak doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Rekabet kaliteyi artırır iyi olur rekabet. Ama dostane ve sevecen olması lazım. Daha iyiyi elde etme mesela farz edelim İran dost ülke biz onun teknolojisini geçmeye gayret edeceğiz o bizim teknolojimizi geçmeye çalışacak. Ama her ikimiz birbirimizle yardımlaşacağız. Mesela daha temiz olacak, biz ondan daha temiz olmaya çalışacağız. O anlamda olur yani iyilik amacıyla olabilir, dürüstlük amacıyla olabilir. Ezmek amacıyla değil.

VTR: Deryagül Aydın merhaba Hocam. Kendimize güvenmemiz için ne yapmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Allah’a güveneceğiz Allah’a güvendin mi kendine zaten güvenirsin.  Samimi olarak Allah’a güvenmek lazım. Yani ısrarla aklı o çizgide tutmak lazım. Kaymayı, aklın başka yere gitmesine müsaade etmemek lazım.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Sınırsız bir özgürlük mü yoksa kısıtlı bir disiplin mi olması gerekir? Teşekkürler hayırlı yayınlar.

ADNAN OKTAR: Sınırsız bir özgürlük verilebilir de bir başkasının hürriyetini, bir başkasının mutluluğunu gasp etmeyecek ezmeyecek tarzda olması lazım. Yoksa alabildiğine özgür olsun şahıs. Biz şunu yapma bunu yap dememize gerek yok ama tabii kanunlar vardır, hukuk vardır, tüzükler vardır bunlar zaten bu nimetleri elde etmek içindir. Huzuru elde etmek, başkalarının rencide olmasını, ezilmesini, huzursuz olmasını engellemek içindir. Evet.

VTR: Merhaba adım Ali Kemal size bir sorum var Adnan Bey. Biz gençleri topluma nasıl kazandırırsınız?

ADNAN OKTAR: Hep Allah’ın sistemi esastır yani nereye gidersek gidelim Kuran’la karşılaşırız. Ne yaparsak yapalım Kuran’la karşılaşırız. Her şeyin ilacı çözümü Kuran ahlakıdır. Allah’ın rızasını aramak, Allah’tan korkmak, Allah’ı sevmek. Şimdi Allah’tan korkmayan bir genç ne yaparsın ne yapılabilir ona? Allah’ın farkında olmayan bir gençle ne yapabilirsin? Neye yönlendireceksin, neye göre onu eğiteceksin, neye göre ona ahlak göstereceksin? Adam ahlak ama hangi ahlak diyecek ne diyeceksin? Bana göre böyle diyecek o da der ki bana göre de böyle der. Ama Kuran’da ittifak olursa Allah’ın anayasasında ittifak olursa o zaman rahatça anlatırsın. Ve sen de uyarsın o da uyar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Koalalarla ilgili bilgi verecektim resimlerle. Günün on sekiz saatini uyuyarak geçiriyor koalalar. Okaliptüs ağacının üzerinde yaşıyorlar. Çünkü onun yapraklarını yiyerek besleniyorlar. Bu ağacın yapraklarında farklı kimyasal maddeler var. Bu maddeler koala dışındaki bütün hayvanlar için zehirli ve tehlikeli. Ancak okaliptüs yaprakları Allah’ın dilemesiyle koalaya zarar vermiyor. Dişi koala iki yılda bir tek bir yavru doğuruyor ve onu bir kanguru gibi kesesinde taşıyor. Yavru ilk aylarda annesinin kesesinden çıkmaz ve daha sonra bir yaşına kadar annesinin sırtında yaşıyor.

ADNAN OKTAR: Ama şekerlik had safhada. Bir de annesine sıkı sıkıya yapışıyorlar böyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizi çok seviyorum Adnan Bey, size bir sorum olacaktı. Oyuncaklarımla ne kadar oyun oynamalıyım?

ADNAN OKTAR: Sen akıllı bir çocuksun, vicdanlı bir çocuksun. Bütün çocuklar da akıllı ve vicdanlıdırlar. Samimi kanaatiyle onu belirleyebilir. “Şu kadar oynayabilirsin” bu sıkar onu çocuğa böyle bir şey demek doğru değil. Kendine bırakmak lazım, onun vicdanına bırakmak lazım. İyiyi kötüyü anlatırsın ondan sonrasını onun vicdanına bırakmak lazım.

VTR: Selam ismim Kiraz. Maddi zenginliğin bir önemi var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki var. Maddi zenginlik İslam’a çok iyi hizmet etmeni sağlar. Hz. Süleyman (as) çok zengindi, Hz. İbrahim (as) zengindi, Hz. Yakup (as) yani İsrail (as) çok zengindi. Resulullah (sav) zenginlikle İslam’ı çok rahat yayabildi. Hz. Ebu Bekir (ra) çok zengin bir arkadaşıydı. Hz. Osman (ra) da çok zengin arkadaşıydı Resulullah (sav)’ın. Çok büyük faydaları oldular. Çok faydalı insanlar oldular. Zenginlik her zaman eğer müminse kişi çok büyük faydası olur. İslam’ı yaymakta, Allah’ın rızasına ulaşmakta. Mesela fakire fukaraya yardım ediyorsun. Eğitim faaliyetinde bulunuyorsun her yönden faydalı.

BÜLENT SEZGİN: Hz. Süleyman (as)’ın duası var. “Bana kimseye nasip olmayan bir zenginliği nasip et” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde Suudi Arabistan-İngiltere bağlantısına değinen şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey; “Biliyorsunuz gericilik, yobazlık, vahşet, radikal terörizme destek, kadını adeta insandan saymamak denince akla gelen ilk ülkedir Suudi Arabistan. Bunun çeşitli kanıtlarını ta İngiliz eliyle kuruluşundan itibaren yüzlerce kez sergilemiştir de.”

ADNAN OKTAR: Ama bütün gelenekçi İslam böyle. Sünnilikte de Şiilikte de aynı hepsinde var. Kadınlara karşı tavır yanlış bilgi dolayısıyla bütün dünyada İslam aleminde var. Bu Mehdiyet vesilesiyle çözülecek bir hastalık rahatsızlık. Sanki Türkiye’de yok mu? Adam diyor ya üç yaşında çocuğun bacağına aklını takmış “amcası bakmasın” diyor “üç yaşında çocuğun bacağına” diyor. “Kişi annesinin diz kapağının üstüne bakmasın tahrik olur” diyor adam. “Kadının sözünün tam tersini yapın” diyor. Sünni kaynaklarda bunlar.

Selam veren herkese aleykümselam.

VTR: Hocam selam. Güreşi çok sevdiğinizi biliyoruz, güreş hariç hangi sporları seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Badi, badi sporu. Ama çok abartılı olmamak üzere. Çünkü kuvvet ve fizik gelişimi için akılcı spor, bilimsel bir spor dalı. Ve net netice alınır. Ama güreşte de vücut dayanıklılığı çok iyi artar. Pehlivan adı üstünde. Ne omurgası kayar, ne kolu kırılır bayağı dirençli oluyorlar. Normal bir insan çok zayıf oluyor direnci. Mesela merdivenden düşer kolu kırılır. Yahut bacağı kırılır. Ama işte o pehlivanlarda şöyle bir silkelenip kalkıyorlar. Çünkü acayip zorlanıyor onlar maçlarda güreşlerde. Kemikleri, omurgaları her yeri çok muazzam zorlanıyor. Müthiş direnç kazanıyorlar. Mesela bir Brezilyalı turist vardı Taksim’de dövmüşlerdi adamı hatırlıyorsunuz Türkler dövdüler. Kaç kişi birden saldırdılar. Adamın haberi bile yok sopa atıyorlar. Kafasına bütün gücüyle vuruyorlar. İlgilenmiyor sopa atanla. Sonra geriye dönüyor. Hepsini kovalamıştı adam özetle. Bir mana da veremedi “Bunlar ne yapıyor?” diye üstüne kuş konmuş gibi adam. Vücut direnci öyle. Normalde öyle biri sopa yese Allah esirgesin ölür. Linç var alenen linç. Hiç etkilenmedi, vücut direncinin artmasından kaynaklanıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Sizce moda nedir?

ADNAN OKTAR: Moda nedir? Eskiden moda ikide bir değişirdi. Şimdi pek öyle moda falan göremiyorum ben. Var mı? Pek olmuyor. İşte eski püskü bir t-shirt giyiyorlar, pantolon, saçını da kısa kesiyor başka bir stil ben pek göremiyorum. Ünlü moda markalar da eskileri sürekli tekrar ediyorlar ve en iyi olmayan modelleri yeniden basıyorlar birçoğu ve yeniden piyasaya sürüyorlar. Eskiden mesela bir moda çıkardı o favori modası vardı hakikaten etrafı sarmıştı o zaman. Uzun saç moda olmuştu o zaman çok etkili olmuştu. Körüklü ceket vardı, İspanyol paça pantolon. Acayip, hakikaten insanları etkiliyordu olumlu yönde. Şu an öyle bir şey yok benim gördüğüm.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Hocam. Hangi dönemde yaşamak isterdiniz, hangi yılları daha önemli buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav) diyor “Bir benim dönemim hayırlıdır bir de Mehdi’nin dönemi” diyor “İkisinin arasında pek bir şey yoktur” diyor. Ben ne zaman isterdim? Resulullah (sav) dönemini ve Mehdi (as) dönemini tabii ki. Çünkü “İkisi güzeldir” diyor Peygamberimiz (sav).

VTR: Selam Hocam. Vücut geliştirmek bir erkeğe yakışır mı?

ADNAN OKTAR: Belirli bir derecede iyi olur tabii adalenin gücünü artırmak, kemik gücünü artırmak. Çünkü öbür türlü vücut çok zayıf kalıyor riskli olur o. Spora aslında devlet, hükümet o kadar ciddi önem vermiyor. Spor ölümcül etki yapar yapılmaması yani çok tehlikelidir. Bir kere kalbin gücü kalmıyor spor yapmadığında, kasların da gücü kalmaz kaslar erir, kemikler de erir çok tehlikeli bir şey spor yapmamak. Bir de bu hareketsiz hayat var zaten dünyada. Onun için sporu mecburi tutup çok profesyonel bir spor anlayışına gençliği mecbur etmek lazım devlet eliyle.

VTR: Merhaba ben Orhan, Sayın Adnan Bey’e şunu sormak istiyorum: İnsanoğlunun yaratılış gayesi nedir?

ADNAN OKTAR: İşte Allah’a kul olmak, Allah’ın rızasını aramak. Allah’ın rızası da aradığında Allah’ın istediği de sevgisidir. En nihai amaç sevgidir. Allah’ın rızasının amacı nedir dediğinde, Allah’ın amacı da sevgidir.

VTR: Din olmadan ahlaklı olunur mu?

ADNAN OKTAR: Adam diyor ki “Ben” diyor “dindar değilim ama ahlaklıyım” “Ne yapıyorsun?” diyor. Mesela “evlendim” diyor “eşime çok sadığım” diyor “çocuklarımı çok iyi koruyup kolluyorum, haram lokma yemiyorum” diyor “uyuşturucu kullanmıyorum” diyor. Kim öğretti bunları sana? Din öğretmiş. Dini yaşıyorsun sen işte. Mesela komünistlere falan da bakıyorum evlenmiş, eşi var, çocuklarına bayağı titiz, karısına karşı titiz, namus kavramı var, helale harama dikkat ediyor. Bunu sana kim öğretti? Din öğretmiş. Dini sen farkına varmadan bütün yönleriyle yaşıyorsun. Din sürekli hakimdir topluma. Din zayıfladı dedikleri anda bile din, en güçlü şekilde hakimdir topluma.

BÜLENT SEZGİN: Akşam Yazarı Profesör Doktor Yusuf Hacıoğlu da yazısında İngiliz derin devletine işaret etti. Şöyle söylüyor: “Katar oyunu yüz yıl önce İngiltere’nin Osmanlı’ya karşı Arapları kışkırtma çabasına o zaman direnen ve daima Osmanlı’nın yanında yer alan Katar’ın bugün de bu tarihsel refleksi göstermesinden rahatsız olanların tezgahıdır. Bu tezgahı bozabilmenin tek şartı ise İslam coğrafyasının fitne fesattan arındırılacak tüm kuklalardan kurtulacak büyük bir uyanışın başlamasıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Yani Mehdiyet. Evet, demek ki doğru söylemişiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selamun aleyküm Hocam. Kader ile ilgili bir soru soracaktım. Kader dünya için mi geçerli yoksa ahirette de mevcut mu?

ADNAN OKTAR: Ahirette de var tabii kader. Gelecekte ne olduğunu bilmiyoruz cennette. Sürekli sürpriz olaylar oluyor. Allah sürpriz gelişmeler meydana getiriyor, sürpriz nimetler meydana getiriyor “Hiç aklınıza gelmeyen” diyor Allah. O bir kere olup biten bir şey değil sürekli oluyor. Hiç bilmediğiniz bir kokuyla karşılaşıyoruz, hiç bilmediğimiz bir tat, hiç bilmediğimiz bir araç, hiç bilmediğimiz bir nimet devamlı devam eder kaderde.

BÜLENT SEZGİN: Hayvanlar arasındaki dostluk.

ADNAN OKTAR: Allah hayvanlarla dünyayı tabii çok şenlendirmiş. Hayvanlar olmasa tabii çok ciddi bir eksiklik olurdu. Bitkilerle şenlendirmiş, böceklerle de şenlendirmiş, kuşlarla da şenlendirmiş. Ama en güzel varlık kadındır tabii. Çünkü tutkuyla sevilebilecek varlık, derin sevilebilecek bir varlıktır. Ve çok kibar sanatçı bir varlıktır kadın. Sevmekten ve sevilmekten çok hoşlanan bir varlıktır. Onun için en büyük nimet olarak Allah kadını yaratmıştır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Üstadım. Üstadım, Müslümanlar neden birbirlerine güvenmiyorlar, ne zamana kadar bu böyle devam edecek? Bunu sormak istedim inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Herkese aleykümselam şimdiye kadar selam verenlere. Güvenmemek iman zafiyetinden olur. Allah’ı seven bir insan, Allah’tan korkan bir insan basiret, feraset sahibidir. Sürekli Allah’ın vahyiyle hareket eder. Dolayısıyla güvenilecek güvenilmeyecek insanları da bilir. Ama güvenmeme tabii ki olur. Adam münafık tıynetliyse güvenmezsin. Güvenirse de çok tehlikeli olur. Allah onu Müslümanların kalbine vahyeder. Her an müminlere Allah vahiy eder, bütün müminlere kalbine. Hangi hareket doğrudur, hangisi hareket yanlıştır. İnsanlar direniyorlar direnmeseler o zaman işte samimiyet ortaya çıkıyor. Allah’ın vahyine direnmeyen kişiye biz “Samimi insan” diyor. Vahye direnmeyen anlaşılır. Allah’ın vahyine direnen şeytana uyan da anlaşılır. Allah onu kalplere ilka eder, hissettirir.

VTR: Selamun aleyküm Hocam. Armageddon savaşı hadislere göre çıktı mı çıkacak mı?

ADNAN OKTAR: Armageddon yavaş yavaş devam ediyor ama hızlanabilir de, tırmanabilir de daha da yükselebilir 2019’lar, 2018’ler. Çünkü henüz bir hesaplaşma anlamında bir şey olmadı. Şu an ön hazırlıklar var. Mesela IŞİD’e karşı devletler birleştiler bir mücadele yapıldı. Ne yaptı IŞİD? Geri çekildi sadece, cevap vermedi. Şimdi oralara yerleşiyorlar IŞİD’in terk ettikleri yerlere. Oralara silah, mühimmat getiriyorlar, evler kuruyorlar hazırlık yapıyorlar. IŞİD’in özelliği tahrip olan bir yeri yeniden tahrip etmiyor. Mahmur olan bir yeri tahrip ediyor. Çünkü oraların mahmur olmasını bekliyor, silahla dolmasını bekliyor. Dolayısıyla Armageddon tarzı bir çatışmanın zemini gittikçe hazırlanıyor ve yaklaşıyor gibi görünüyor. Hepsi deccaliyetin etkisi altında. IŞİD de, PKK da bütün terör örgütleri deccaliyetin etkisi altındalar yani komutası altındalar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Özgür Mumcu Cumhuriyet’te Kenan Evren’in İngiltere Kraliçesi’nin ziyaretinden bahseden bir yazı yazdı. O dönemde İngiltere’nin İşçi Partisi Milletvekili, Evren’in ziyareti hakkında bir önerge hazırlamış ve 90 kişiye yakın siyasi buna imza atmış. Önergede “General Evren’in İngiltere’yi ziyaretini benimsemiyoruz. Ziyaretin Türkiye’de demokrasi olduğu şeklinde yanlış bir kanı yaratacağı görüşündeyiz. Kendisinin 1980 askeri müdahalesini yaptığını, binlerce sendikacının hapsedilmesine neden olduğunu, Kürt halkına karşı bir savaş yürüttüğünü hatırlatıyoruz” demiş.

ADNAN OKTAR: Ama orada arabayla gezdirdiler ve bayağı da iyi bir karşılama yaptılar. Demek ki o parlamenterlerin üstündeki güç o yüz kişinin üstündeki güç daha büyük güçmüş. Demek ki İngiliz derin devleti daha güçlü evet. Bunu gösteriyor bak yüz parlamenter bir şey yapamıyor.

VTR: Selam, ismim İbrahim Akın. Hocam Musa (as)’nın asası Hızır (as) olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Şekil aldığı için diyorsun değil mi? İstese Hızır (as) tabii öyle bir şey yapar, yapabilir. Mesela Hz. Musa (as)’nın haberi bile yok asayla geziyor ama Hızır (as) her an yanında da olabilir. Çünkü balık şekline de giriyor onu da anlamıyor. İllaki karşısına insan olarak çıkmaz. Kendi elinde taşıyor zaten asayı. Balığı da yanındaki yardımcısı taşıyor genç yardımcısı. “Birden” diyor “suda garip bir şekilde yol buldu gitmeye başladı” diyor. O normal balık zannediyorlar halbuki balık değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’nin hali ne olacak? Ekonomi bitti, ordumuz bitti. Bizi koruyacak ordu kalmadı. Eğitim bitti, nasıl düzlüğe çıkacağız?

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Bitti derken bazı zaaflar oldu anlamında zaaf var çünkü ordu duruyor zaaflar var, eksiklikler var, düzeltilmesi gereken şeyler var. Bunların hepsi süratle düzeltilecek. 2019’lar, 2021’ler Mehdiyet’in en güçlü atak yaptığı yıllardır. O vakitlere girersek hep beraber göreceğiz.

VTR: Çocuklara okutulan tarihin gerçek olduğuna inanıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki, bizim çocukluğumuzda ben hemen anlamıştım çocukken bile anlamıştım, ilkokulda o tarihi anlatılan konuların birçoğunun yanlış olduğunu hissetmiştim, birçok kişi de bilir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir videomuz vardı.

VTR: Kuyruğuyla vuran kedi.

ADNAN OKTAR: Çok sinir bozucudur onun için.  Gözler, bayağı tatlı.

Dinliyorum.

VTR: Gençlerin sosyal medya paylaşımlarına ne diyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çok iyi diyorum. Ama tabii güzel şeyler konuşmak, hayırlı şeyler konuşmak, faydalı şeyler konuşmak gerekir ve okumak.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın temsilciler meclisi Katar’ı teröre destek vermekle suçlayan bir yasa tasarısı hazırlamışlardı. Bu tasarıyı hazırlayanların on üyesinin Birleşik Arap Emirlikleri ve İsrail kaynaklı lobicilerden geçtiğimiz on sekiz ay içinde bir milyon dolardan fazla bağış aldığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: O bağışı da işte İngiliz derin devletiyle bağlantılı kişiler yapıyorlar. Olay bu. Anlattıklarımızın teyidi. Evet.

VTR: Yanınızdaki bayanlar neden bu kadar değerli?

ADNAN OKTAR: Çünkü Allah’ın muhteşem tecellileri, çünkü müminler, muttakiler. Temizler, dürüstler, afifler, haysiyetliler, namuslular, vicdanlılar, Allah’tan korkuyorlar, ibadetlerine titizler. Tertemizler, nezihler, anlayışlılar, kültürlü, görgülüler. Tutkulu derin aşka sahipler. Derin sevgiyle beni seviyorlar, ben de onları derin sevgiyle seviyorum. Bunların bir tanesi bile yeter, birkaç tanesi bile yeter. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Çok fazla sevimli bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Nasıl uslu, nasıl şeker. Hayret bu kadar tatlı olması. Bir de sahipleri çok güzel bakıyor maşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’da büyük bir deprem bekleniyor mu?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın olduğu bir yerde deprem olmaz. Büyük deprem olmaz, olur ama büyük felaket de olmaz. Darbenin olmamasının nedeni de o. Mehdiliktir, Mehdiyet’tir. Yoksa rahat rahat olur, hepsi olurdu, felaket de olurdu. Deprem de olurdu, hepsi olurdu. Set olan Mehdiyet’tir, Hz. Mehdi (as)’dır. Allah onu vesile ediyor. Allah inşaAllah beni de, sizleri de talebe etsin Hz. Mehdi (as)’a. Evet.

VTR: Çocukların sağlıklı oyuncaklar elde edebilmesi için hangi malzemeler kullanılmalı?

ADNAN OKTAR: İşte onu bilim adamları biliyorlar, söylüyorlar. Kullanılmayacak malzemeler belli, kullanılacak malzemeler de belli. Kullanılmayacakları hiçbir şekilde kullanmamaları lazım, kanserojen olanları.

Evet. Şimdi bir kısa sahur arası yapalım, sonra devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet, programımız videolarla devam ediyor.

Masaüstü Görünümü