Harun Yahya

Sohbetler (12 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret Bey hoş geldiniz. Buyurun dinliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak’ta güvenlik güçleriyle PKK arasında çıkan çatışmada bir korucumuz şehit düştü. Resmini görebiliriz. Abdurrahman Avcı.

ADNAN OKTAR: Hay kabadayı hay. Allah mekanını cennet etsin. Daha da güzelleştirsin. Kabadayının yüzünden belli kabadayı olduğu. Allah şehadetini makbul etsin, kabul etsin, mübarek etsin. Tebrik ediyoruz. Allah bizlere de nasip etsin. Cennet senin gibi heybetli delikanlılarla dolu. Allah yatak ölümü vermesin.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Ege’nin Karaburun açıklarında 6.2’lik bir deprem oldu. Marmara ve Ege’yi de etkileyen deprem Yunanistan’da yoğun olarak Atina’da, ülkemizde ise Çanakkale, İzmir, Bursa, Tekirdağ ve İstanbul’da hissedildi. Büyük depremin ardından 4.9 büyüklüğünde artçı depremler meydana gelmeye başladı.  Depremde can kaybı olmadı. Ancak Midilli’de iki kişinin enkaz altında kaldığı ancak kurtarıldığı bilgisi verildi. Sadece bir yaşlı teyzemiz hala enkaz altındaymış kurtarma çalışmaları devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Vardır bir hikmeti. Her şey hikmetle olur. Allah sağlık sıhhat, afiyet versin bütün insanlığa.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Beş büyüklüğünde artçı depremlerin süreceğine işaret eden Jeofizik Profesörü Ahmet Ercan, depremin iki atom bombası büyüklüğünde enerji boşalttığını ancak enerjinin tamamının boşaltılmadığına dikkat çekti. “Büyük bir depreme gebedir. Zamanına ilişkin bir şey söyleyemem altı buçuk büyüklüğüne kadar bir deprem daha meydana gelebilir. Kentsel dönüşüme önem vermemiz gerekiyor” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyorlar tabii ama o çok zor. Ancak Mehdi (as) devrinde. Çünkü binlerce ev var hepsinin kaldırılması gerekiyor. Ve şehrin yayılması gerekiyor geniş alanlara doğru.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İzmir’de evlerinin önündeki parkta üç gün önce kaybolan ve dedesinin cep telefonuna gelen, “Polise haber vermeyin torununu öldürürüz” yazıldığı mesajdan kaçırıldığı belirlenen on yaşındaki Ceylin Atik en son su içerken görüldüğü karşı apartmandaki komşuları S.T.’nin evinde yapılan aramada ölü bulundu. Komşu ilk ifadesinde “Ceylin yere düştü öldü ben de korktum sandığa sakladım” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok münasebetsiz bir ifade. O vildan, cennet vildanı o cennete gitmiş. Ama adamın ifadesi bir acayip. Polis anlar, savcılık anlar.  

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Kadınların ekonomik özgürlüğü hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: O çok önemli bir konu. Genç kızlar yetişince annesi babası birçok yerde işte “git kendine koca bul, git kendine iş bul.” Kız çocuğu ne yapsın? Pazarda satılan bir şey değil ki bu. Nereden bulsun olacak iş mi şu? Hitap şekli ne kadar çirkin. Ve çok yaygın bu, genç kızlara ezici bir üslup kullanılıyor. Erkeklerin çalışma imkanı çok daha kolay oluyor ve hareket imkanları da çok daha kolay oluyor. Kız çocuklarının çok iyi korunup kollanması lazım. İşyerlerinde hanımlara öncelik tanınması gerekiyor. Çok iyi korunup kollanmaları gerekir. Sevgi, şefkat, saygı, hürmet gösterilmesi lazım. İffetlerine çok titiz koruyucu bir ruhla yaklaşmak lazım. Tabii ki bu nasıl olur? Güçlü bir devlet politikasıyla olur. Mehdiyet devrinde bu tam anlamıyla olacaktır, bu kolaylıkla da olur. Ama şu an teknik tedbirlerle nasıl yapılabilir ne kadar yapılabilir? Ancak tavsiyelerde bulunabiliriz. Ama Mehdiyet devrinde gürül gürül bir kadın özgürlüğü bütün dünyayı kaplayacak.

Evet.

VTR: Merhaba ben tenis antrenmanından geliyorum. Tenis hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Spor gençler için çok faydalı. Tenis de refleks açısında çeviklik açısından iyi bir spor dalı. Ama sırf tenisle bırakmamaları lazım tabii tenisçi aynı zamanda halter de çalışması lazım. Atletizm de yapması lazım. İyi beslenmesi lazım yani tek spor dalına tek yönlü yüklenmek doğru değil. Mesela bu futbolcularda bacak kısmı ve üst kısmı arasında çok farklılık oluyor. Üst kısımları pek gelişmiyor. Hâlbuki onlarda da halter çalışılsa, vücut kaslarının hepsi çalıştırılsa daha oranlı bir vücut gelişecektir. Tek yanlı vücut geliştirecek sporlardan kaçınmak lazım. Mesela sırf kürek belirli kaslar gelişiyor olmaz. Bütün vücut kaslarını orantılı geliştirmek lazım.

VTR: Merhaba ben Onur. Güzellik yarışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Olur, genç kızların hoşuna gider. İyi olur. Onları güzelliğe teşvik eder, bakımlı olmaya teşvik eder. Ama çok yerde çok fazla yapılması lazım. Kaybeden de olmaması lazım hepsine bir ödül verilebilir çeşit çeşit. Eğer yarışmaya girdiyse zaten güzeldir o. Yarışmadan hiçbir şey kazanamadan dönen bir genç kız olmaması lazım. Çeşitli bahanelerle onları da kraliçe ilan etmekte fayda var. Kendilerine daha iyi bakmaları açısından çünkü kadın, takdir edilmek ister. Güzelliğinin, aklının, ruh derinliğinin, sevgisinin, nezaketinin, sanatçı ruhunun her yönünün takdir edilmesini ister. Takdir edilmediğinde ölü gibi oluyor o çocuklar. Çok ızdırap içinde yaşıyorlar, çok sıkıntılı içine kapalı bir dünyada çile çekiyorlar. O yüzden spor yapmaya da gerek duymuyorlar, kendilerine bakmaya da gerek duymuyorlar. Her zaman söylüyorum sokağa çıktığımızda isteyen herkes bakabilir hangi genç kız göğsünü dimdik dikmiş ve etrafına rahat rahat bakarak yürüyor bana bir söylesinler ben pek göremiyorum. Hep gözleri yerde. Hiç kimseyle göz temasına geçmiyorlar, hiç kimseyle yüz yüze bakmıyorlar olağanüstü dikkat ediyorlar. Çünkü sıkıysa bir yapsın. Mesela birisine bakıyor adam peşine takılıyor. “Niye baktın o zaman?” diyor. Ham, görgüsüz, hayvan gibi insanlar yeterli sayıda var. Hatta yeterliliğin de üstünde var. Yani bu çocukların tedbir alması açısından. Mesela güzel bir fiziğe sahip oluyor başı belaya giriyor çocuğun. Dışarı çıkamıyor. Boylu boslu vücudu düzgün dışarı çıkamıyor. Acayip musallat oluyorlar. Hele bakımlıysa iki misli, üç misli musallat oluyor adam. Saçlarını boyadıysa, makyaj yaptıysa zaten hemen hemen hiç kurtarırı yok. Böyle bir hayat olur mu? Çocuklar içine kapanıyor küsüyorlar hayata hiç kimseyle arkadaş olmuyorlar. Ben soruyorum genç kızlara çok genç kızlardan arkadaşım oluyor özel sohbet ediyorum. “Arkadaşın var mı?” diyorum. Bir veya iki tane. “Güveniyor musun?” “Güveniyorum” diyor. Sonra bakıyorum ki onlara da güvenmiyor biraz daha konuşturduğumda. Güvenmiyor. Annelerine daha çok güveniyorlar benim gördüğüm, babalarına ve annelerine güveniyorlar. Onlara da tabii anne sevgisi, baba sevgisi şeklinde. Sevgisini bütün gücüyle kullanacak bir zemin bulamıyorlar. Bütün yönleriyle. Gençlerde de bakıyorlar eli yüzü düzgün boyu posu yerinde onunla bir şekilde arkadaş oluyor sonra çocuğun başına bela oluyor. Daha üçüncü safhasında bela oluyor. Rahat davransa bir bela, rahat davranmasa bir bela. Rahat davranmazsa çocuğu mahcup edecek, üzecek, korkutacak hatta tehdit edecek ne varsa yapıyor. Rahat davranırsa demediğini bırakmıyor. Her türlü hakareti ediyor. Çocuklarda ne yapacaklarını bilemiyorlar o yüzden. Nasıl davranacaklarını bilemiyorlar. Rahat davranmak derken mesela rahat rahat sevgi gösteriyor, sevecen davranıyor, arkadaşça konuşuyor, o.

Genç kızların hayatı benim gördüğüm dünyanın hemen hemen her yerinde cehennem gibi demeyeyim ama çok ızdırap içinde rahat değil çocuklar. Rahat görünmeye çalışıyorlar ama değiller. Huzurlu görünmeye çalışıyorlar ama içlerinde acayip bir fırtınayı yaşıyorlar. Nasıl yaşamasın bela kol geziyor. Bir de fakir ailelerde çok büyük bir risk oluyor. Kız çocuğu delikanlı oluyor artık on dokuz yaşında “kızım git kendine koca bul” sen deli misin nasıl bir laf bu, nereden bulsun çocuk? “Kimi bulursan bul zengin birini bul” zengin. Ahlaksız da olsa namussuz da olsa fark etmiyor. Zengin olsun “Al bunu ne yapıyorsan yap.” Mesela o hoca efendiyi gördünüz kız diyor ki “dövdü” diyor eşinin dövdüğünü söylüyor. Bu dövmenin sonucunda esaslı bir travma oluyor ve çocuğu düşürüyor. Adam sille tokat, yumruk, tekme dövüyor.  Çocuğu mahvediyor ve çocuk bunun sonucunda ağır yaralanıp çocuğu düşürüyor o derece. Adam bunun sonucunda “annenin evine niye gittin?” diyor. “Olur mu?” diyor “evde kalman lazımdı” diyor. “Dövülmeye devam” diyor yani adam dövsün seni. “Dövmesine itiraz etmenin anlamı yok” diyor. Öbürü de diyor ki arkadaş “biz dövdüğümüzde kadın eğer savcılığa gidip şikayet ederse savcının hakkı yoktur” diyor “bizi engellemeye bize ceza vermeye. Ne karışır savcı istediğimiz gibi döveriz” diyor. “Elimiz sopaya alıştığı için” diyor böyle çirkin bir gülme şekliyle gülüyor onlar da gülüyorlar orada. Öbürü de diyor ki “Hz. Ömer de dövüyordu zaten ona da o giderdi” diyor hep beraber gülüyorlar. Hz. Ömer (ra)’e de iftira atıyor, Hz. Ömer (ra) hayatta bir kadın dövmesi mümkün değil haramdır çünkü. Peygamberimiz (sav) değil dövmek kaba bir söz bile söylememiştir hanımlarına. Hatta küstüler darıldılar hanımları Peygamberimiz (sav)’le konuşmadılar, Peygamberimiz (sav) meşrutada kaldı bayağı uzun süre meşrutada kaldı buna rağmen hanımlarına hiçbir çirkin söz söylemedi. Sadece ayette belirtilen, şeytandan Allah’a sığınırım “Eğer Allah ve Resulünü istiyorsanız Allah için devam edin.” Yani ibadet kastıyla evlendiyseniz, amacınız Allah’ın rızasının en çoğuysa devam edin. “Eğer dünyayı istiyorsanız gelin sizi yararlandırayım” yani elimdeki mevcut paradan vereyim “ve güzel bir salıverme tarzıyla sizi salayım” yani boşayayım sizi diyor. En fazlası budur Peygamber (sav)’in yaptığı ayette belirtilmiştir. Dövme sövme yoktur. Dolayısıyla tabii genç kızlar, o Allah’ın yarattığı o muhteşem varlıklar adeta dünyanın hemen hemen her yerinde açıkça söyleyeyim cehennem hayatı gibi bir hayat yaşıyorlar. Hemen hemen hiçbir yerde sevgiyi bulamıyorlar. Tutkuyu yaşayamıyorlar. Gençlerin büyük bölümü epey bir bölümü homoseksüel. Mesela yakışıklı boylu boslu delikanlı evlenmek istiyor aklından geçiyor işte eli yüzü düzgün hayal ediyor yani bir şekilde tanışıyor bakıyor homoseksüel. Öbürüne gidiyor o da homoseksüel. Özellikle eli yüzü düzgün gençler arasında Avrupa’da akıl almaz yayılmış vaziyette. Büyük bir felaket. Habire de İngiliz derin devleti bunu teşvik ediyor. Diyor ki “kızım eğer koca bulmazsan sana gelecekte kim bakacak? Biz ölürüz” diyor. “Sen de sokakta kalırsın mahvolursun” diyor. “Git kendine ne olursa olsun bir koca bul” diyor. O da gidiyor artık alkolik de olsa ahlaksız da olsa gidiyor birini buluyor. Adam da en sonunda ya öldürüyor ya dövüyor, ya sakatlıyor, ya boşuyor. Çocuklarıyla ortada kalıyor kadın. Birçok vakada böyle. Onun için kadınların ekonomik yönden güçlü olması hem devletin hem ailenin bir görevi. Yani kendi mesleği olması, kendi gücü olması, kendini koruyacak pozisyonda olması çok önemli. Bunun sağlanması.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Tarabya’daki Huber Köşkü’nde sanat ve spor dünyasının önemli isimleriyle iftar sofrasında bir araya geldi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Dedim ben Tayyip Hocam modern delikanlıdır dedim. Dediğim doğru muymuş? Çok iyi yapmış. Bunu daha da sıklaştırsın Tayyip Hocam özellikle dekolte hanımlar başı açık bu tarz da yani bu şekilde sanatçılarla sohbet etsin konuşsun. Şarkı türkü de olsun ortamda. Modern bir insan bunu çok daha iyi vurgulasın. Çok doğru yapıyor güzel yapıyor.

Evet.

VTR: Hocam merhaba ben Nurşen. Sevgiyi o kadar güzel anlatıyorsunuz ki tekrar anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Sevgi dünyadaki en büyük lezzet, en büyük zevk, en büyük nimet. Allah’ın tek istediği bütün kainattan tek istediği sevgidir. Meleklerden, cinlerden, insanlardan tek istediği sevgi. Allah’ın da onlara karşı tek istediği sevgidir. Allah yarattıklarını sever, yarattıkları da Allah’ı sever. Yoksa hayat bomboş olur. İstediği kadar köşkü olsun, deniz olsun, baraj olsun, araba olsun hiç fark etmez. Kainat sevgiyle güzel. Cennet sevgiyle güzeldir, dünya da sevgiyle güzeldir. İmanın amacı, kainatın amacı her şeyin yaratılış amacı sadece sevgidir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumburbaşkanımız’ın iftarda bir konuşması vardı Adnan Bey; “Kültürü, sanatı, sporu belli kesimlerin tekelinde tutma saplantısının ülkemize hiçbir faydası olmadığı gibi tam tersine bu tavır her alanda üzüntü verici bir sığlığa yol açmıştır” dedi. “Teessürle belirtmem gerekir ki Türkiye’nin gücü ve kapasitesiyle kültür, sanat ve spor alanında bulunduğumuz yer uyumlu değildir.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam iyi bunları söylüyor olması da çok güzel. Ama bir sözümü yapsın bunu yerine getirsin; sanat ve kalite bakanlığı. Kalite ve sanat bakanlığı. Kaliteyi yavaş yavaş yükseltecek bir çalışma hiç olmazsa adı konulmuş olur. Buna eleman da bulur bunu yapacak gönüllü çok fazla insan çıkar. Zaten bakanlık tam yetkili olsun da demiyoruz. Teşvik etsin. Teşvik ederek basına demeçler vererek kalite Türkiye’de akıl almaz yükseltilir. En büyük sorun Türkiye’de şu an kalite sorunu. Ortadoğu’nun da en büyük sorunu kalitedir. İnsanların Avrupa’ya gitmek istemesinin nedeni de kalitedir. Kalitenin yüksekliğidir.

VTR: Merhaba ben Umut Uysal kendim kanun sanatçısıyım. Enstrüman olarak kanun hakkında neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Umut, bayağı iyi bir yoldasın. Kanun mükemmel bir çalgıdır. Mükemmel bir saz. İyi bir kanun ustası çok büyük bir nimettir. Büyük bir güzelliktir. Yolun doğru. Kendini iyice geliştir. Bir gün seni de çağıralım. Şöyle güzel bir kanunla icra bekliyoruz.

Evet dinliyorum.

VTR: Sosyal evrim nedir?

ADNAN OKTAR: Sosyal evrim tarihin akışı, komünistlerin iddiası var o tarzda. “İlk” diyorlar “Biz Kabataş çağını yaşadık. Kadın ortaktı. Din yoktu. Aile yoktu. Devlet yoktu.” Karşı oldukları şeyleri görüyor musun bak? “Devlet yoktu” diyorlar. “Din de yoktu. Aile de yoktu.” Nereden biliyorsun? Peygamberler var o dönemde. Nasıl olmuyor yani? Olmayacak bir açıklama bu. “Kadın da ortaktı” diyor. Yani anne bacı mefhumu da yoktu diyor. Kadın ortaktı. “Sonra” diyor “toplum biraz daha ilerledi. Sonra feodal toplum oldu. Sonra sanayi devrimi oldu” diyor özetle kısaca. “Sonra da kapitalist toplum oldu. Şimdi kapitalist toplumdan ilk toplum modeline döneceğiz” diyor. Yani komünist toplum modeline. Bu modelde ne olacak diye sorduğumuzda “Bir kere din olmayacak” diyor. PKK’nın dediği gibi. “Aile olmayacak” diyor. Yine PKK’nın dediği gibi. “Ahlak olmayacak” diyor. Ahlak olmayacak. “Din aile ve ahlak bunlar olmayacak” diyor. “Devlet olmayacak” diyor. “Kadın da ortak olacak” diyor. “Yiyecek ortak olacak” diyor. Bunun adı ne? “Komünist sistem” diyor. İşte PKK’nın yapmak istediği bu. Zannediyorlar ki sadece Güneydoğu’da bir komünist devlet kurmak istiyorlar. Değil. Onlar Türkiye’yi de, Yunanistan’ı da, Rusya’yı da hepsini komünist yapmak istiyorlar. Tehlikenin büyüklüğünü anlayamadılar. Onun için buradaki monşerler boğaza karşı böyle viskilerini yudumlarken “Verelim Güneydoğu’yu” diyorlar. “Zaten işimize yaramaz orası. Verelim. Boş yere de masraf ediyoruz. Onlar ne yapıyorlarsa yapsın orada” diyor. O senin viski bardağını adam ileriki dönemde elinden alır ve o bardağını kırar senin. Aklını başına al. Belanın çapını anlayamıyorsun. Bir de “İşimize yaramaz” diye. Vatan toprağının işe yarayanı yaramayanı diye bir konu olmaz. Her yeri güzeldir vatanın. Bir de peygamberler diyarıdır o senin beğenmediğin yer. Onun için bu adamların üstünlüğü dönemi kapandı. Tayyip Hoca’nın devriminden sonra. Bir nevi işte sosyal devrim denilen olay budur aslında. Tayyip Hoca tam bir devrimcidir. Devrim yaptı yani. Millet iktidar oldu. Daha önce milleti iktidara müsaade etmiyorlardı. İlk defa millet gerçek anlamda iktidar oldu benim gördüğüm. Oluyordu ama tam olmuyordu. İstendiği gibi olmuyordu. Şimdi devletin bütün kademelerine milli olan insanları getiriyorlar. Bu çok güzel. Şimdi liyakat; ya kardeşim adam yetenekli, bilgili oluyor. İngiltere’de yetişmiştir. İngiliz derin devleti onu çok mükemmel yetiştirmiştir. Kurt gibi her şeyi biliyordur. Ama adam milli değildir. Yaramaz, yaramaz. Onda liyakat diye bir şey olmaz. Milli olmayan adam liyakatli olamaz. Milli olacak. Milletini sevecek. Bu kadar. Ondan gerisi kolay. Devletin zaten mekanizması var. Devlet zaten gereğini yapar.

Evet dinliyorum.

VTR: İkiz kulelerle ilgili ben bir video izlemiştim. Sizce bu saldırı doğru mu?

ADNAN OKTAR: Pek öyleye benzemiyor. Bir kere hava savunma sistemi Amerika’da çok güçlüdür. Yani şehrin merkezine böyle balıklama uçak dalması, yabancı bir cismin girmesi mümkün değil. Anında havada vururlar. Binaların çöküş şekli şu bu falan hepsi karanlık olay. Baştan sona kadar karanlık. Bir de olayı gerçekleştiren adamların tek tek kimlikleri ceplerinden aşağı düşmüş. Binadan aşağı. Polis de bulup getirmiş, sıradan. Her şey buhar olmuş. Adamlar da buhar olmuşlar. Adamların kemiğinin kırıntısı kalmamış. Hepsi buhar olmuş. Ama kimlikler olduğu gibi gıcır gıcır duruyor. Milletin zekasıyla alenen ve açıkça alay ediyorlar aslında.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Benim adım Fatih. Gelecekte veya geçmişte bir olaya şahitlik etmek isteseydiniz hangi olay olurdu? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Tabii her Müslüman Peygamberimiz (sav)’in zamanını ister. Herkesin gönlünde o yatar. Benim de gönlümde o var tabii ki.

VTR: Ben Atatürk’ü çok seviyorum. Çok iyi bir lider kendisi. Siz bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Atatürk tabii Allah’ın özel inayetine mazhar olmuş çok özel bir insan. Bütün hayatı on dokuzla kodlu. Muhteşem bir insan tabii. Bayağı akıllı. Allah gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını onun kanalıyla Mehdiyet İslam’ına çevirmiş. Yoksa biz burada oturacağız, konuşacağız, dekolte giyineceksiniz, müzik olacak mümkün değil. Yani hanım arkadaşlarımız olsaydı diyoruz. Şu an burada yoklar zaten. Bir de olduklarını düşün. Haşa. Dekolte giyecek. Makyajlı olacak. Karşımızda oturacak. Olacak iş değil. Anında RTÜK on dört bin lira cezayı keserdi yani Allah’ın izniyle. Belki de yani bilemiyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan geçtiğimiz günlerde 15 Temmuz girişimi için şunları söylemişti. “Darbe girişimi olduğu zaman Körfez’de kimlerin buna sevindiğini çok iyi biliyoruz. Birilerinin istihbarat örgütleri varsa, bizim de var. Kimlerin o geceyi nasıl geçirdiğini çok iyi biliyoruz. Türkiye’de ne oldu, ne oluyor, bitti mi, gidiyor mu, darbe neticeye ulaştı mı, ulaşıyor mu? Bunu takip edenleri çok iyi biliyoruz. Nasıl paralar harcandığını çok iyi biliyoruz.” Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Mehmet Acet, bu konuşmada Sayın Erdoğan’ı işaret ettiği ülkenin Birleşik Arap Emirlikleri olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Ama işte gereği yapılsın. Bu tip deliller savcılığa sunulsun. Savcılık burada adı geçen kişiler kimse, ilgili kanun maddelerine göre tecziye edilmeleri için ilgili mahkemelere iddianame gönderebilir. Eğer isterseler. Bunu bir an önce yapsınlar.

Evet.

VTR: Merhaba ismim İlker. Sizi çok güldüren geçmişte bir anınız oldu mu? Bunu çok merak ediyorum. Hayırlı ramazanlar.

ADNAN OKTAR: Kendimizi kaybederek güldüğümüz çok olay oldu ama burada nasıl anlatalım? Hatta ben Allah esirgesin kontrolden çıktım böyle. Dua ederek yukarıya çıktım. Aklım attı güleceğim diye. Yani katıldım artık gülmekten. Yine bir olay daha vardı. O da krizler şeklinde geliyordu. Olay her aklıma geldiğinde böyle. Yahut konu gündeme getirildiğinde. Yahut işte görüntüsü oluştuğunda diyelim. Olmuştu. Ama tabii bir başkasının da mahcup olması mevzubahis olabiliyor bu tip şeylerde. Onun için söylemem. Söyleyemeyiz.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ayşe Damla Ertekin. Siz kendinizi nasıl geliştirdiniz?

ADNAN OKTAR: Nasıl süslü, nasıl güzel, nasıl yakışmış. Kendimi nasıl geliştirdim? Badi yaparak mı diyeyim? Ne diyeyim? Tabii ki Kuran’la, İslam’la ve düşünerek tefekkürle inşaAllah.

Evet.

VTR: Selam Hocam. Ben Hatai. Azerbaycan’dan geldim. Bir sorum olacak. İncil’de Hz. İsa (as) diyor ya; ‘Samimi imanla, hiç şüphe etmeden o dağa kalk yerini değiştir dersen, o dağ kalkıp yerini değiştirir.’ Bu nasıl bir iman anlatabilir misiniz inşaAllah?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Mesela burada bir tesbih var. Tespihi havaya kaldırmak istiyorum. Koluma emir verdiğimde, kolum kaldırıyor bu tesbihi. Ben buna nasıl iman ediyorum değil mi? Ama nasıl bir iman? Kesin iman. Yani eminim mesela, mümkün değil bunun kalkması. Allah’ın dilemesiyle böyle mutlaka tutarım bu şekilde olur. Bu tarz bir iman olduğunda, eşya ona göre hareket eder. Mesela biz burada yürümek istiyoruz. Normalde yürüyemez insan. İman ettiğimiz için yürüyoruz. Yürümesi diye bir şey olmaz. Hiçbir şekilde yürüyemez. Kas bir kere emri dinlemez ve onun görüntüsü de oluşmaz. Senin ruhun emir veriyor. İman ediyorsun. O imanı madde algılıyor ve ona göre hareket ediyor. Mesela arabaya biniyoruz. Benzini varsa araba normalde gider. Yani emin oluyoruz. O da gidiyor. Emin olduğumuz için. Normalde götüren Allah’tır. Biz ona inandığımız için. O tarz bir imanda yani o şekilde iman edilirse oradaki kanun aynı orada da geçerli olur. Yani Allah’ın kanunu. Cennetteki kanun geçerli olur. Mesela cennette kuş oluyor. “Buraya gel” diyorsun. Geliyor. “Şimdi bana masa ol” diyorsun kuşa. Masa oluyor. “Şimdi kızar onun üstüne kendini koy” diyorsun. Kızarıp kendini ortaya koyuyor. Yiyorsun. Kemikleri kalıyor. “Şimdi toparlan uç” diyorsun. Toparlanıp uçuyor. Kemikleri bir anda toparlanıyor. Kuş olup uçuyor. Ama sen buna nasıl iman ediyorsun cennette? Kesin iman ediyorsun bunun olacağına. Kesin iman ettiğin için de oluyor. Bilmem anlatabildim mi? Yüzde yüz iman edilirse olur. Mesela cam. Cama taş attığında kırılır. İman ediyorsun. Kesin iman. İncecik cam. Belli kırılacağı. Normalde cam kırılmaz. Allah kırar camı. Kırılması için bir neden yok. Zaten elini bile kıpırdatamazsın. Ama kırılacağına iman ettiğin için cam kırılıyor. Ama mesela eğer senin imanına göre o cam mutlaka kırılmayacaksa ama yani o tarz bir imanın varsa o cam kırılmaz o zaman. Öyle düşünün. Taşı attığında kırılmaz. Mesela dağ; normalde dağı getirtemez. Ama cennet imanı olursa, cennet imanında ne yapıyorsun? Dağa “Gel” dedin mi, gelir. “Git” dedin mi gider. İstediğin gibi. “Düz ol” diyorsun. Düz olur. Ne istiyorsan yapar. Ama yüzde yüz olacağını biliyorsun. O tarz bir iman olursa dağa “Gel” dersen gelir. Ama sen biliyorsun ki, dağ hiçbir şekilde gelmez. Asla olmaz diye inanıyorsun. O yüzden de gelmez. O şekilde. Yani Allah’ın bir kanunu.

BÜLENT SEZGİN: Süleyman kısasında, Sebe Melikesi’nin tahtını getiren birisi var. Kitaptan ilmi olan birisi. Aynı mantıkta mı acaba?

ADNAN OKTAR: Yok o daha ayrı. O cinler kanalıyla yapıyor. Kuran’da da onun ilmi var. Ama bilen için. Mesela Hızır (as)’ın yaptığı bir şey. Hızır (as) yapıyor. Ama tabii birbiriyle bağlantılı.  Tamamen ayrı değil. Birbiriyle bağlantılı.

Evet.

VTR: Merhabalar. Özellikle merak ettiğim bir soru var. Allah bir ruh mudur? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Allah’ın mahiyetini biz hiçbir şekilde sonsuza kadar bilemeyeceğiz. Bu gösterdiği görüntünün dışında ve cennette de gösterdiği görüntünün dışında mahiyetini sonsuza kadar bilemeyiz. Allah’ı bilmek için haşa Allah olmak lazım. Onun dışında bilinemez. Hiçbir varlık da Allah olamayacağı için bilemez. Sonsuza kadar da bilinemeyecektir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bilgisayarı çok dikkatli izleyen bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Ama hayvan bitkinleşmiş biraz. O bana hep kuşkulu geliyor böyle şeyler. Yani hayvanın sağlığı açısından beni tedirgin ediyor. Mesela kedide oluyor. Hayvan büyük bir dikkatle izliyor. Patisiyle kuşu yakalamaya çalışıyor. Bunlar sıhhatli hareketler. Ama donukluk varsa, hiçbir hareket etmiyorsa hayvana bir şey olmuştur. Ya yorgundur. Ya ilaç verilmiştir. Veyahut başka bir şey.

Evet.

VTR: Merhabalar. İsmim Esma. Samimiyet için çabalarken nelere dikkat etmeliyiz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Samimiyet dünyanın en kolay ibadetidir. İnsanın yapabileceği en kolay ibadettir. Allah’ın da istediği ibadete bak. “Sadece” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Samimi olan kullarım kurtulur.” (Taha Suresi 112) Diyor. Olabilecek en kolay ibadeti, en kurtaran netice olarak söylemiş Allah. Ama samimiyet de tabii insanın çıkarlarıyla muazzam çatışmalar olur. Çıkarıyla çatıştığında, çıkarını tercih etmeyecek. Öyle olmaz. Mesela samimi bir insan kendi için yaşayamaz. Ancak sevdikleri için yaşayabilir. Mümkün değildir. “Hem ben samimiyim, hem egoistim.” Olmaz. Kendi için yaşayamaz. En başta oradan başlıyor konu. Sadece Allah için yaşar.

Evet dinliyorum.

VTR: Onlarca Müslüman ülkesinde, mesela Afrika’da sahursuz iftarsız Müslüman kardeşlerimiz var. Orada oruç tutuyorlar. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Fakir olduklarını söylüyor. Yani yiyecek bulmakta zorlanıyorlar. Çok yaygın tabii. Şimdi Irak’ta, Suriye’de çatışma bölgelerinde su da yok, yiyecek de yok. Ekmek bulmaya çalışıyorlar. Yani et falan zaten yok da sadece ekmeği bulmaya çalışıyorlar. Müthiş bir perişanlık var ama “İttihad-ı İslam olsun” dediğinde, “Müslümanlar birleşsin” dediğinde ‘nereden çıkarttın?’ diyor. Hayret edilecek. Hatta bazen çok zor durumda bir Müslüman bile “nedir amacın?” İşte “Bir Avrupa’ya gideyim. Zengin olayım. Hayatımı yaşayayım. Onu istiyorum. İdealim.” Diyor. “Ben Müslümanları kurtarayım. Burada hepimiz perişanız. Ben de perişanım. Bu perişanlıktan hep beraber kurtulalım. Müslümanlar birleşsin. Allah’ın rızası için yaşayalım.” Diyeceğine “Bir şekilde ben kendimi Avrupa’ya bir atsam da hayatımı kurtarsam. Ondan gerisi beni ilgilendirmiyor.” Diyor. Bu belayı celbeder böyle bir şey. Bela daha da artıyor bu durumda. 

Evet dinliyorum.

VTR: Allah ile sürekli bağlantı halinde olmak ne demektir?

ADNAN OKTAR: Allah’ı unutmamak. Gece gündüz kendisini yaratan her an, her yaptığını halk eden Allah’la yoğun bir irtibat. Unutmaktan Allah’a sığınmak, unutmaktan çok utanmak Müslümanın vasfı olması lazım. Çünkü mesela şu an konuşuyorum, bu konuşmayı Allah yaratıyor. Dışarıda benim sesim yok, ses dalgası var sadece. Beyne geliyor, beyin içindeki görünmeyen kulak, ruh olan kulak o elektrik akımını ses olarak duyuyor. Kim yapıyor? Allah yapıyor. Sen O’nu nasıl unutursun o zaman? Mesela çok sevdiğimiz biri var. O kim? Allah’ın tecellisi. Kimi seviyorsun sen? Allah’ı sevmiş oluyorsun. Güzel yemekler, hepsi Allah’ın tecellisidir. Güzel eşyalar, hepsi Allah’ın tecellisidir.

Evet dinliyorum.

VTR:  Harun Kaplanoğlu. Merhabalar. Tüm günahlar bağışlanır mı?

ADNAN OKTAR: Tabii, eğer samimiyse bağışlanmayacak günah olmaz. Her ne olursa olsun, her türlü günahı Allah bağışlar, samimi tövbe ediyorsa. Zamanında olması lazım, can boğazına gelmiş, canı çıkarken olursa, olmaz o.

Evet.

VTR: Hocam benim sorum, samimiyet için önemli olan şeyler nedir?

ADNAN OKTAR: Samimiyet için, çıkarınla çatıştığında mağlup olmayacaksın. İlk alameti kendi için yaşamamaktır, samimiyetin ilk alameti, en keskin alameti. Şahsın bütün hayatını, tamamını, her şeyini Allah’a adamasıdır. Her şeyi Allah için yapmasıdır. Allah’ın rızasının en çoğunu arayarak yapmasıdır. Bunun adına samimiyet denir. Her nerede olursa olsun. Mesela okulunu seçiyor Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Mesela bir yiyecek alacak Allah’ın rızasının en çoğuna göre. Bir iş takip ediyor, Allah’ın rızasının en çoğuna göre, her seferinde aynı ölçüyle hareket etmesi lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Annesinin şarkısını dinleyen sevimli bir bebek vardı.

ADNAN OKTAR: Acayip komik, acayip şeker, bakışa bak sen. Bir de büyük adam gibi bakıyor, eli çenede çok şeker. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben İrem. Ben uyumayı çok seviyorum ve günün çoğu saatinde uyuyorum ve bu kadar uyuyan insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Genç kızlar, çocuklar çok sıkılıyorlar. Muazzam bir stres içinde oluyorlar. Uyku bir uyuşturucu gibi oluyor, yani uyuşturucu madde gibi oluyor. Yani onu uyuşturuyor. O sıkıntılarından, acılarından kurtulmak için uyuyorlar. Ne kadar çok uyursa o kadar çok kurtulmuş oluyor. Çünkü sokağa çıktığında kimseye bakamıyor, sevgi bulamıyor. Tehlike buluyor, tehdit buluyor. Hepsi için demiyorum da bazı yerlerde, bazı kişiler için diyorum. Korkuyu buluyor, huzursuzluğu buluyor, stresi buluyor. Mağazaya giriyor yine stres, adam bir şey söylüyor, imalı bir laf sokuyor ona kendince. Çocuk ne diyeceğini şaşırıyor, o da ona tabii bir şey söylemek durumunda kalıyor.  Çirkin bir söz ediyor mesela orada asabı bozuluyor, dışarıya çıkıyor. Bir lokantaya gidiyor, garsonla karşılaşıyor, orada da yine asabı bozulacak bir şeyler oluyor. Sokakta gidiyor adam araba korna çalıyor, rahatsız etmek için veyahut arabayı üzerine sürüyor. Hakaret eden, telefon çalıyor, telefonda arkadaşı münasebetsiz bir şey söylüyor.  Yani binlerce örnek verebilirim. O sevgisizlik, o gerilim, o kendini koruma içgüdüsü onu içine kapatıyor. O zaman uyku onun en güzel dostu oluyor. Bu dünyadan kurtulmanın yolu oluyor o, o kadar beladan. Uyuduğunda o belaların hepsinden kurtulmuş oluyor. O dünyada öyle bir şey olmuyor ona, kimse ne küfür ediyor, ne bağırıyor, ne çağırıyor. Git kendine koca bul diyen de yok. Hiçbir şey de yok. Hatta bilinçaltında özlediği şeyleri görüyor bir parça rahat ediyor. Onun için onu mümkün mertebe on iki saate, on beş saate çıkartmaya çalışıyor becerebiliyorsa on sekiz, on dokuz, yirmi saat bile uyuyor. Bu çocuklara bu kadar eziyet ederseniz -bazı kişiler için diyorum- sonucunda olan bu olmuş oluyor. Bu hem ayıp hem günah hem de vicdansızlık. Bu insanları bu kadar zora sokmak, bu tertemiz varlıkları Allah’ın yarattığı bu büyük nimetleri melek gibi tertemiz insanları böyle dehşet verici bir hayat içerisinde yaşatmak çok korkunç.

Evet.

VTR: Selam. İnsanlar kan dökmeye neden meraklı?

ADNAN OKTAR: İnsanlar kan dökmeye neden meraklı? Allah’tan korkmayınca, Allah’ı sevmeyince, Allah’ın yarattığına değer vermeyince içine öfke ve kin duygusu şeytan tarafından ilka olunuyor. O zaman insanları vurmak, öldürmek, yaralamak filmlerin de etkisiyle, romanların da etkisiyle, sokağın da teşvikiyle kan dökmeyi, insan öldürmeyi, insan yaralamayı bir erdem gibi görmeye başlıyorlar. Bir yüksek tavırmış gibi, güzel bir ahlak anlayışıymış gibi görmeye başlıyorlar. Kimi havadan bombardıman yapıyor, kimi karadan bombardıman yapıyor, kimi silahla vuruyor. Geçen dün televizyonda vardı adamlar uyuşturucu satmak istiyorlar mahallede oradaki esnaf da kabul etmiyor. Adamlar hemen bellerinden silahı çıkarıyorlar rastgele önüne gelene ateş ediyor. Umurunda bile değil kurşun neresine geliyor ölüyor mu, sağ mı kalıyor? Hiç umurunda değil yani hepsini öldürmek istiyor. Amaç ne? Sadece uyuşturucu satmak. Uyuşturucu satınca ne olacak? Para kazanacak. Para ile ne yapacak? Yiyecek alacak falan üst baş alacak. Sırf bunu yapmak için o insanları rahatça öldürebiliyor. Bu neden? Darwinist, materyalist eğitimin ateist ruhlar meydana getirmesi bunun sonucunda da insanların vicdanında çökme meydana gelmesi. Halbuki hükümet devlet Darwinist, materyalist eğitimi kesinlikle yasaklasa onun yerine yaratılışı anlatıp iman hakikatlerini, Kuran mucizelerini anlatmış olsa muazzam netice alırız. Bu ancak işte Mehdiyet döneminde olabilecek bir güzellik.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Siz daha yeni söylemiştiniz Adnan Bey Sosyal Güvenlik Kurumu yaklaşık üç milyon vatandaşın kullandığı işitme cihazında ücretsiz satış dönemi başlattı.

ADNAN OKTAR: Daha yeni söylemiştim.

BÜLENT SEZGİN: Evet Hocam.

ADNAN OKTAR: Ücretsiz olsun bundan para alınmaz dedim bak hemen dua mahiyetinde ne diyorsak oluyor elhamdülillah. Şu ana kadar bizim söyleyip de olmayan hiçbir konu hatırlamıyorum.

Evet.

VTR: Merhaba ben Yağmur. Çin’de insanlara fazla değer vermiyorlar ama pandalara çok değer veriyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İşte komünist sistem bunu getiriyor. Çin’de Darwinist, materyalist eğitim var, ateist eğitim var. İnsan sevgisi yerine hayvan sevgisi aşılanıyor. İnsanı bir nevi hayvan olarak görüyorlar bir nevi değil, hayvan olarak görüyorlar. Evrimleşmiş fakat makineleşmiş bir hayvan gibi o yüzden Çin’de insanlar sevgiyi, tutkuyu, derinliği yaşayamıyorlar. Robot gibiler zaten yüzlerine baktığınızda bazılarında dehşet verici bir ifade var. Son derece anlamsız, mat ve boş bakışlarla yaşıyorlar tamamen mekanikleşmişler bu dehşet verici.

BÜLENT SEZGİN: Sevilen bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Severken o göz kapakları arkaya gidiyor ya acayip şeker oluyorlar o zaman. Patilerini Allah çok güzel yaratıyor her şeyi güzel bunların. Mesela bıyığı olması çok komik, burnunun konumu, sıcak olması tüylü pon pon olmaları. Arka ayakları ayrı komik, ön ayakları ayrı komik, kuyrukları ayrı komik çok şeker hayvanlar.

Şu yazar sevme edebiyatını bir kere kaldırsınlar böyle bir şey olmaz. Orhan Pamuk “Ağabey dehşet ya” diyor kardeşim adamın yazdığı yazıları kendi bile anlamıyor, bırak şimdi doğru dürüst samimi ol. Ama iyi yönleri var mıdır? Vardır olabilir mesela insancıl doğru kısımları o kısmını beğenirsin. Mesela ben Bediüzzaman’ı severim. Yazar mı? Yok alimdir, yazar diyemeyiz alimdir. Neyini severim? Samimiyetini severim. Ben her fikrine tabi değilim Bediüzzaman’ın, her fikri doğrudur demiyorum. Ama genel anlamda takdir ettiğim en güzel yönü samimiyeti, candanlığı ve imanı, Allah’a olan sevgisi, fedakarlığı, diğerkamlığı. Mesela o kendi için yaşamıyor Allah için yaşıyor. Samimi nasıl olunur?” diyor ya mesela güzel bir örnek. Talebelerine de mesela Sungur Ağabey’e evlenme dedi ona rağmen gitti evlendi. Birçok ağabeye dedi “siz haslar evlenmesinler” dedi. Ne kazandın, ne gerek var? Evlenme dediyse senin Üstad’ın. Çünkü bütün dikkatini bu konuya ver diyor. Diğerleri evlensin bir şey demiyorum diyor. Ama haslar evlenmesinler diyor. Onu kırmanın alemi ne?

Evet dinliyorum.

VTR: İyi günler Sayın Adnan Oktar Bey. Bir sorum var size inşaAllah. Çevrede duyduklarım kadarıyla bazı insanlar İsra Suresi’nin 71. Ayetini, her topluluk her grup kendi imamlarıyla seçmesi gerektiğine örnek gösteriyor bu doğru mudur? Ayeti açıklar mısınız, teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Her topluluğun tabii ki bir önderi var. Mesela Musevilerin var, Hristiyanların var, Nuh topluluğunun yani bütün peygamberler o topluluğun imamı idi ve hepsi imamlarıyla ahirette çağırılacaklar. Bizim de imamımız Hz. Muhammed Mustafa (sav)’dir. Ama emir sahipleri olmuş mudur sonra? Tabii ki emir sahipleri de olur, arkasından emir sahipleri de gelmiştir. Ama imamlardan kasıt belli ki peygamberler. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İki arkadaş vardı.

ADNAN OKTAR: Bak deliliği çok şeker bunun mesela çok sıhhatli bu. Yüzündeki ifade falan ona büyük eğlence çıktı. Nefis bir şey çok şahane. Bunun göbüşünü her yerini ısırmak lazım.

Rumlar çok şeker insanlar bayağı neşeliler. Çok güzel insanlar. Rumlarla biz bağlantımızı çok güçlendirmemiz gerekir. Türkiye sınırlarını açsın pasaport, vize kalksın. Yani bayağı şeker insanlar neşelidir, dışa dönüklükleri çok güzel.

Evet Fikret Bey, dinliyorum.

VTR: Çok klasik olacak ama İstanbul’un trafik sorununu kim çözer?

ADNAN OKTAR: Kim çözer? Tayyip Hocam çözer. Yer altından tünel, yollar yapılacak. O kadar, başka bir şey yok.

VTR: Merhaba ben Hakan Fidan. Adnan Bey’e sorum şu, esir maddesini açıklayabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Laboratuvarda tespit edilmiş bir madde değil. Teorik olarak bilim adamları olması gerektiğini söylüyorlar. Bediüzzaman da var diyor. Tesla falan hepsi söylüyorlar. Şu an etrafımızdaki bütün cisimler esirin şekil almasıyla biçim alıyor olabilir öyle söyleyeyim. Dağlar, ovalar, her yer, eşyalar. Esir Allah’ın aklını taşıyor yani Allah’ın ruhunu taşıyan bir madde gibi görülüyor. Cennette de mesela bir şeye emir verdiğinde derhal şekil alıyor. Dağa diyorsun ya “gel” diyorsun. Dağ esirden oluşuyorsa söz dinleyip geliyor, öyle düşünün. Bu tip bir madde. Akıllıdır esir. Son olarak bir çalışma yapıldı bilimsel bir çalışma biliyorsunuz. Gözlemlendiğini anladığında tavrı ayrı oluyor, gözlemlenmediğinde tavrı ayrı oluyor. Bu da akıllı olduğunu gösteriyor.

Bediüzzaman diyor ki; “Fennen ve hikmeten sabittir ki, bu haddi yok feza” yani sonsuz “feza-yı alem, nihayetsiz bir boşluk değil, belki ‘esir’ dedikleri madde ile doludur.” Yine Hud Suresi 7.ayetteki ‘arşı su üzerindeyken’ ifadesinin esir maddesine baktığını söylüyor Bediüzzaman. Çünkü uçsuz bucaksız fezada bir sudan bahsediyor Allah. İşte kastedilen bu su esir. Mesela Hz. Musa (as) denizin kenarına geliyor. Deniz suyunun tamamında esir hakim. Söz dinliyor, Allah bir şey söylediğinde, geriye çekiliyor. Ama Firavun gelirken Allah “ilerle” diyor. Hemen ilerliyor, basıp içine alıyor. Mesela Hz. Musa (as)’nın asasında ahşap bir anda yılana dönüşüyor. Allah’ın dilemesiyle her şey akıllıdır, her şeyi yapar. Allah’ın aklının olmadığı hiçbir yer yoktur.

Evet.

VTR: Merhaba, paralel evren ve dejavu hakkında ne düşüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Paralel evren cennet işte. Cennet, cehennem, ahiret, zer alemi. Bir tane değil paralel evren. Çok paralel evren var. O da bizim alemimizin. Diğer alemleri bilmiyoruz. Dejavu da kaderi, Allah’ı hatırlatıyor. Benim en iyi hatırladığım, bizim Ortaköy’deki evin üst tarafında bir cami varmış. Ben o camiyi hiç görmedim. Bir arkadaşım vardı. “Yukarda bizim dostlar, arkadaşlar var oraya bir gidelim” dedi. Tamam dedim. Bir merdiven aralık bir merdivenden çıktık çıktık, bayağı yüksek. Çıkmaya başlayınca caminin zemin kısmına ulaştık. Bir anda camii belirdi çok iyi hatırladım o sahneyi. Ama orada ben biriyle tartışmıştım. Aklıma geldi biriyle tartışacağım şimdi dedim. Birisi geldi adam durduk yere tartışmaya girdi. Alenen, ben daha bir şey demeden tartışma ortamı meydana getirdi ama aynısıydı. En iyi hatırladığım o dejavu. Ondan geri oluyor da böyle flu ama orada sonraki olacak olayı da hatırladım. Hem binayı hatırladım. Binayı bayağı iyi hatırladım şeklini falan netti yani. Birisiyle de o köşe kısımda tartışıyordum. Hakikaten o köşe kısımda tartıştık. Ama ben özel olarak tartışayım demedim. Adam tartıştı zaten, tartışmaya girdi direkt. Başlattı mecburen cevap verdik.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam. Ben Mustafa Çeliker, Bursa’dan. Adnan Bey’e Kuran’a göre tutkuyu nasıl anlamak gerektiğini soruyorum. Bize kendi tutkularından biraz somut bir örnek verebilir mi?

ADNAN OKTAR: Kendini tamamen Allah’a vermiş bir insan, dünyadan tamamen çekilmiş bir insan egoistlikten vazgeçmiştir. Başka bir insan modeline girmiş oluyor. Böyle insanlarda tutkunun kapısı açılır. Sadece onlara mahsus olmak üzere. Diğer insanlara verilmez. Onun için dünyada tutkuyu bilen insan çok nadirdir, çok çok nadirdir. Kendi için yaşayan bir insana tutku verilmez. Ona kapanır o, tamamen kapanır. Sırf Allah için yaşayan, Allah’ın rızasını sürekli arayan ama Allah’ın rızasının en çoğunu arayan insanlara verilen özel bir nimettir. Onların yüzünde belirir bu. Ses tonundan, konuşmasından anlaşılır. İki tarafta o yetenek varsa iki taraf birbirini anlarlar. Kadınlarda tutkuya muazzam yetenek vardır fakat tutku duyacakları birisini bulamazlar. Tutkuyu yaşayacakları bir insanı bulamazlar. Çünkü insanların büyük bölümü egoist olduğu için, bencil oldukları için onlarda kilitlenmiş oluyor o. Dolayısıyla yaşayamazlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayırlı akşamlar, ismim Ali Fahri. Adnan Bey’e saygılarımı sunuyorum, kendisine şöyle bir sualim var. Acıkan ruh mudur, beden midir? Bunu merak ediyorum. Cevap verirse sevinirim, saygılarımı sunuyorum.

ADNAN OKTAR: Acıkan tabii ki ruh. Beden acıkmayı bilmez. Kimyasal reaksiyonlar olur, o kadar. Tamamen şuuru kapalıdır bedenin. Beden bir cisimdir, maddedir. Taş nasılsa, kapı nasılsa beden de öyledir. Ruhtur acıkmayı hisseden.

Evet.

VTR: Merhaba, adım Tuncay. Özellikle Kuran meali ile ilgili kitap hazırlandığı söylenmişti. Özellikle Adnan Bey de sözlük olarak, Kuran’da meali değil kelime karşılığı olduğunu söylemişti. Bu kitap ne zaman çıkacak? Özellikle sabırsızlıkla bekliyoruz, teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bu kitap ben tek bir nüsha olarak kendime bastırdım 4 cilt. Bende var ama kamuoyuna sunulması için, halka sunulması için çok titiz bir daha gözden geçiriyoruz. Tek bir harf hatası bile olsun istemiyoruz. Cümle, mantık hatası olsun istemiyoruz. Ama bir, iki aya kadar neticelenir. Tekrar tekrar gözden geçiriyoruz. Bu üçüncü kere gözden geçirme. Çünkü Allah esirgesin Allah’ın kitabı. Herhangi bir kitapta hatanın bir mahsuru olmaz. Ama Kuran’da bir hata yaparsan çok vahim olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir son dakika haberi vardı. Gözaltına alınan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Pervin Buldan serbest bırakıldı.

ADNAN OKTAR: İyi, güzel. Tutuklanma da hayırlıdır, bırakılma da hayırlıdır. Tutuklanan eğer Müslümansa hayır vardır. Kafirse tutuklansa da hayırsızdır, bırakılsa da hayırsızdır. Bırakılması da beladır, tutuklanması da beladır.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Çektiğiniz çilelerden bahseder misiniz, açıklar mısınız?

ADNAN OKTAR: Her an olur Müslümanda çile, zorluklar olur. Bir kısmı bilinir bir kısmı bilinmez. Mesela Hz. Eyüp (as) çile çekiyordu ama zahiren anlaşılmıyordu. Hz. Musa (as) da aslan gibiydi görüntüsü, bayağı yapılı. Muazzam çile çekiyordu ama dışardan bakan anlayamazdı. Çok heyecanlı, telaşlı bir ruha sahip. Çok çabuk irrite olan bir insan. Muazzam korkular içinde yaşıyor ama dışardan baktığında anlayamazsın. Mesela hep o evleninceye kadar ve peygamberliğinin en son aşamalarına kadar hep telaş, hep gerginlik, hep heyecan içindeydi. Zibil gibi münafık vardı cemaatinde, zibil gibi çok fazla. “Ya Rabbi” diyor “ben anca kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor artık anlayın durumu bak. On binlerce insan var. “Ben bir tek kardeşime söz geçirebiliyorum” diyor. Felaketin boyutunu anlayın. Buna rağmen yine onlara irşat yaptı, toparladı. Kendi küçük bir cemaati vardı ayrı Hz. Musa (as)’nın. O cemaat şu anda devam ediyor. Gizli bir cemaattir. Ona Kuran’da işaret edilir. Musevi bir topluluğun adaletle iş gördüğü ve adaleti temin için gayret ettiği ayette belirtilmiştir. Hz. Musa (as) tarafından hazırlanmış gizli bir topluluktur bu. Halen bu topluluk görevde, ayette belirtilen bu topluluk.

O konuşan arkadaşı bir daha yayınla.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Çektiğiniz çilelerden bahseder misiniz, açıklar mısınız?

ADNAN OKTAR: Herhalde hocamızın demek istediği, arkadaşımızın demek istediği işte hapishane, tımarhane falan onları kastediyor. Çile sırf hapishaneyle, tımarhaneyle olmaz. Çile bilinmez, bilinen bir şey değildir. Adam tımarhanede olur yine anlayamazsın. Görünüşün on misli, yüz misli bir etki de meydana gelmiş olabilir. Oradaki sıradan bir insanın etkilenmesiyle bir başka insanın etkilenmesi aynı olmayabilir. Çile izafi bir şeydir. Mesela etkilenme gücü bir insanın çok yüksektir. Onun çilesi daha güçlü olur. Hz. Eyüp (as) diyor “Ya Rabbi şeytandan bana dayanılmaz bir azap ve acı dokundu.” Diyor. Baktığında normal duruyor bir şey yok. Eli yüzü düzgün bir Peygamber. Ama onun yanındaki insana bakıyorsun gayet sıhhatli, gayet sakin duruyor. Nereden anlayacaksın çekilen azabı, çileyi? Allah biliyor. İnsanlar onu bilemez. Dolayısıyla ben bir çile çektiysem, çile yaşadıysam onu ben ve Allah bilirim. Ama zahir kısmı anlatılabilir ama o çileyi anlatan bir bölüm olmaz o. Çünkü hapishaneye giren binlerce insan vardır. Tımarhaneye de giren yüzlerce, binlerce insan vardır. Çilenin izafi olduğunun bilinmesi lazım. Şahsın algı gücüne göre, şahsın ruh gücüne göre olayın çapı değişir. Ama mesela diyor ki Hz. Yusuf (as) hapishaneye girdi. Onunla beraber oradaki insanların var olduğunu söylüyor Allah. Hapiste çok insan var bir tek o değil. Ama Hz. Yusuf (as)’da etkisi çok şiddetli oluyor. Çile yönü çok yüksek. Mesela adamlarda birse onda bin oluyor farz edelim, çok yüksek bir çile oluyor. O bilinmez ama bizim bildiğimiz ne kısmıdır? İşte karanlık taş bir zindanda uzun süre kaldığı için, 7 yıl kaldığı için zorlanmıştır, sıkılmıştır, bunalmıştır. Kimseyle görüştürülmüyor, yiyecekler pek iç açıcı olmuyor. Havasız, basık bir ortam. Saman yattıkları yerler. Bunu biz biliriz. Onun çektiği çileyi biz bilemeyiz. Biz hayalimizde canlandırdığımız kısmını bilebiliriz. Bizim tahminimizin bin misli, on bin misli olabilir yahut yüz misli olabilir, onu bilemeyiz.

Evet.

VTR: Türkiye hala daha neden kendi işletim sistemini yapmadı?

ADNAN OKTAR: O ne demek?

KARTAL GÖKTAN: Bu bilgisayarlarda çalışan yazılımların olduğu sistemi kastediyor.

ADNAN OKTAR: Türkiye yapamıyor mu bunu?

KARTAL GÖKTAN: Şu ana kadar bir bilgi yok bu konuda.

ADNAN OKTAR: Öyle bir babayiğit çıkmadı diyorsun. Dışarıdan bilim adamı getirmek lazım Türkiye’ye. Uçak mühendisleri, makine mühendisleri. Mesela araba motoru konusunda, uçak motoru konusunda mühendis, bilgisayarlarla ilgili mühendis. Avrupa’nın, Amerika’nın, Almanya’nın en iyi mühendislerini mesela orada bin lira maaş alıyorsa buraya elli bin lira maaşla getirmek lazım. Ancak onlar öğretir insanlara. Öbür türlü öğrenemezsin. Mesela kendi kendilerine burada uçak geliştirmeye kalkıyorlar. Planör yapıyor en fazla. 60 yıl öncesinin teknolojisini yeni bulabiliyor. Füze yapmaya kalkıyorlar. Bazı şahıslar için söylüyorum yani kişi, fert olarak söylüyorum. Epey oluyor ben hiç unutmam. Bir genç roket yaptı diye seviniyorlardı. Küçük bir roket yapmış. 30-40 santimlik bir roket, küçük. Göğe çıktı diyor, havaya çıktı. Seviniyorlar ona. Kazasız belasız indi diyor. Herhalde küçük de bir paraşüt yapmış üstüne. Bu çok alelade bir teknoloji. Barutu doldurursan demirin içine uçar yani. Tepesine de paraşüt koyarsan onu da bir patlayıcıyla açılacak hale getirirsen son aşamada açılır. Olağanüstü bir akıl gerektiren bir şey değil. Bayağı bayılmışlardı gazeteler falan muazzam teknoloji diye. Halbuki çok ilke bir teknoloji o. Dünyada gelişen roket teknolojisine göre Çin’in yaptığı eski 3 bin, 4 bin yıl önce yaptığı roket belki daha ileridir ondan. Adam kara baruttan yapıyor. Dolayısıyla öyle olmaz, bilim adamı getirtmek gerekiyor. Kendi kendimize yavaş yavaş çözerek çıkartmamız diye bir sistem pek olmaz. Bu çok zordur. Hazır bilimi alacaksın. Onun üstüne geliştirebilirsin.

BÜLENT SEZGİN: TÜBİTAK’ın bazı çalışmaları varmış Adnan Bey işletim sitemi ile ilgili. Pardus diye bir sistem geliştirmişler ama çok yaygınlaşmamış henüz.

ADNAN OKTAR: Pardus. Yok, yani hep çok geriden geliyor onlar. Çok daha ilkel oluyor. En ileri teknolojiyi bilen bilim adamlarını getirtirsin. Burada da herkese öğretir. 30-40 sene, 50 sene uğraşmana gerek kalmaz. Direkt bilgiye ulaşmış olursun. Hz. Süleyman (as) ne yapıyor? En iyi bilenleri yanına getirttiriyor konuyu hallediyor. Tevrat’ta da öyle. Dünyanın her tarafından bilim adamlarını getirttiriyor, sanatçıları getirttiriyor. Uğraşmıyor yani.

Namazı kısaltmak ancak seferiyse olur. Yoksa namaz kısaltma diye bir şey olmaz. Oruçta azaltılması diye bir konu olmaz. Allah ay diyor yani ay olarak, ramazan ayı diyor. Çok açık, sarihtir. Dolayısıyla namaz kılmak istemiyorsa adamın bunu başka şekle getirmesinin bir alemi yok. Kılmıyorsa kılmaz. Ama namaz sabittir, açıktır hükmüyle meşhur bir konu. Oruç da öyle meşhurdur. Bilinen bir şey. Yok 3 gün, yok 10 gün. Nereden çıkartıyorsun onu? Ay diyor, ramazan ayı diyor. “Ramazan ayına ulaşırsanız” diyor, ay. Nasıl anlamıyorsun?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhuriyet Yazarı Orhan Bursalı Türkiye’de iktidar koltuğunda oturanların evrim tarafından ezilip geçileceğini iddia edilen şöyle bir yazı yazdı.

ADNAN OKTAR: Kim bu evrim? Yani Darwin dedeleri gelip bir şeyler yapacak diyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Bakın bize, iktidarda kaç yüz yıl öncesinin düşüncesi oturuyor ve toplum çarkını geriye döndürmeye uğraşıyor. Yaşadığımız derin sorunların temelinde önemli ölçüde bu var. Ancak evrim her açıdan ve çok yönlü hızla koşuyor özellikle günümüzde. Bunun önünde duracak olanlar ezilip geçilecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok yok İslam hakim olacak. Mehdi (as) çıkacak. İsa Mesih çıkacak. Materyalizm nasıl şu an eziliyor kendisi de seyrediyordur. Sol nasıl ezildi yok oldu? Bütün Avrupa’da sol nasıl eziliyor? Türkiye’de sol nasıl yok oldu? İşte bu bizim vesilemizle oldu. Evrim teorisi ortadan kaldırıldığı için solun da ideolojik dayanağı kalmadı yerle bir oldu ve olmaya da devam edecek. Bütün dünyada sol can çekişiyor. Bunun vesilesi biziz.  Çünkü Darwinizm’i yıkınca onların asıl ana temelini yıkmış olduk. Sessiz sedasız hepsi şu an can çekişiyor. Bursalı Hoca da bunun farkında. Son bir kurtuluş olarak belki bir kurtarışı olur diye evrime yandan destek olmaya çalışmış ama ölüye destek versen de ölü ölüdür. Yapacağı bir şey yok.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Katar’da yaşamını yitiren bir Suudi’nin cenazesini yasak nedeniyle akrabaları almaya gelemeyince, yüzlerce Katarlı cenazeye gitti. Doha yönetiminin cenazeyi Suudi Arabistan’a gönderme girişimi yine Suudi Arabistan tarafından engellendi. Yüzlerce Katarlı saygılarını göstermek için cenazesi defnedilen ve hiç tanımadıkları Suudi vatandaşın cenazesine katıldılar.

ADNAN OKTAR: Evet ama işte Müslüman alemini bak İngiliz derin devleti ne hale getiriyor? Nasıl birbirlerine düşürüyor, nasıl açmaz meydana getiriyor? Halbuki Suudi Arabistan’ı hiç ilgilendiren bir konum da yok orada. Yani talimatla olayın olduğu belli. Suudi Arabistan’ı bu beladan kurtaralım. Suudiler tertemiz Müslümanlar. Onların başına bela olmuş bir sistem var.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önceki haberin videosu vardı Adnan Bey Katar’daki Suudi’nin cenazesi.

ADNAN OKTAR: Olabilir canım bir ülkede vefat eder oradaki Müslümanlar kıldırır. Niye illa Suudi Arabistan’a gitmesi gerekiyor? Değil mi? Orada Allah’ın arzı yani. Dünyanın neresinde olursa olsun fark etmez. Kıyamette hepsi zaten darmadağın olacak dümdüz olacak. Ne mezar kalacak ne başka bir şey kalacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Kişi ölümünden sonra hemen öldüğünü bilir mi? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Tabii ölüm anında biliyor zaten çünkü zaten Azrail (as) geliyor. Müslümana güzel görünümlü bir insan şeklinde gelir ve yanında diğer sevdikleriyle geliyor. Yani açık ve aleni olarak canını alacağını söylüyor. Ama müminin kalbinde bir korku olmaz o an. Gayet rahattır zaten canını alması demek alıp götürüyor beraber gidiyorlar. Öyle sarsıcı, boğucu hiçbir şey olmaz Müslümanda.

VTR: Selam Hocam. Söz verip de sözden geri dönmenin yükümlülüğü var mı?

ADNAN OKTAR: Doğru bir şey değil, söz haram olur.  Sözünde durması lazım mümin. Ama bu kasten ise, elinde olmayan nedenlerden sözünde duramıyorsa o ayrı meseledir. Onun bir sorumluluğu olmaz.

Küfürde ölüm anı çok felakettir, çok rahatsız edicidir. Müminde öyle bir şey olmaz. Zaten birden görüntü netleşir hemen uyanır. Rüya gibi gördüğü elips ekran kalkar çok net bir görüntü oluşur. Orada da çok nezaketli bir şekilde Cebrail (as), işte Azrail (as) kişinin konumuna göre ama tabii asıl Azrail (as) gelir. Mesela Peygamberimiz (sav)’in vefatında Cebrail (as) de vardı. Cebrail (as), Azrail (as), Mikail (as) melekler oluyorlar durumuna göre. Ama normalde Azrail (as) olur ve yanında sevdikleri olur, daha hoşuna gitsin, onun içine huzur versin diye. Sevdikleri olur normal kalkar giderler bu kadar. Sorgulaması falan vardır müminin ama onlar usulendir çok çok kısa sürer usulendir. Yaptığı iyilikler hatırlatılır. “Bunları yaptın mı sen?” diyor Allah. “Evet yaptım Ya Rabbi. Sen zaten daha iyi bilirsin Ya Rabbi yaptım” diyor o kadar. Ve ilk sorgulandığını zannediyor.

Ölmeden evvel Cebrail (as) geldi mesela Peygamberimiz (sav)’in vefatından önce. Cennette onun için hazırlanan güzellikleri anlattı. Hatta melek-ül mevt (Azrail) kapıda beklemektedir diyor Peygamberimiz (sav)’in yanında. Cebrail (as) biliyorsunuz Peygamberimiz (sav)’i çok seviyordu. Peygamberimiz (sav)’in dostuydu çok sevdiği. Mahbubu yani. “Eğer izin verirsen” diyor “Azrail gelmek istiyor” diyor Peygamberimiz (sav)’e vahiyle. Yani bu bir nezaket Allah onu sevdiği için yoksa Melek-ül mevt hiçbir şekilde hiç kimseden izin almaz. Gelir canını alır zaten görevi o onun. Sadece Peygamberimiz (sav)’e mahsus izin istedi. Peygamberimiz (sav) de izin verdi. Peygamberimiz (sav)’in aralarında kalbi bir konuşma yani içten bir konuşma oluyor. Bir dıştan konuşma olur bir de kalpten gelen sesle karşılıklı konuşmadır. O tarz bir konuşma. Uzun sürdü Peygamberimiz (sav)’in hastalığı. O dönem içindeki bir konuş bu. O konuşma tabii onun hoşuna gidiyor Peygamberimiz (sav)’in. Rahatlatır ama aklın ihtiyarını kaldırmaz. Çünkü bir insan ses de duyabilir, bir görüntü de görebilir aklın ihtiyarını kaldıran bir şey değil ama Peygamberimiz (sav) onun bir gerçek olduğunu biliyordu. Kalbinde tabii çok büyük bir kuvvet, ferahlık ve rahatlık duyuyordu. En son elini yukarıya kaldırdı tam ölüm anını bildiği için “Refik-i Ala’ya” yani “Yüce Dost’a” dedi. Elini kaldırdı eli birden düştü. Ve canı alındı Cenab-ı Allah tarafından. Hz. Ömer (ra) oradaki reaksiyonları onun klasik tavrı onun çocuksu tatlı bir kişiliği var. “Kim Hz. Muhammed öldü derse onun öldürürüm” diyor. Halbuki vefatı oluşmuş görüyor zaten kendisi de biliyor. Ama öyle bir tatlı kişiliği var.

Buyur, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, İzmir’den Rıdvan. Çocuğumuza dinimizi nasıl anlatabilirim?

ADNAN OKTAR: Çocuğuna nasıl dinini anlatırken onu büyük bir insan olarak görerek anlatacaksın. Saygıyla, değer vererek. Deliyle konuşur gibi değil. Hani diyor ya “bu çocuk” ne demek istiyorsun sen çocuk demekle? Aklı yok demeye getiriyorsun. Normal biri değile getiriyorsun çocuğa hakaret etmiş oluyorsun. Çocuk onu duydu mu o da ona karşı cevap verir sana. O zaman o da kendini dengesiz, o da saygı duymuyor bu sefer.  O da kendine deli modu yakıştırıldığı için onların layık olduğu şekilde karşılık vermeye başlıyor bu sefer. Halbuki çocuğa saygı duyulursa, değer verilirse çocuk da saygı duyarak, değer vererek karşılık verir.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Sizin gibi dinamik ve genç olmak için ne yapmamız gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Herkese aleykümselam. Sürekli selam verenler oluyor. Selam veren herkese aleykümselam diyorum. Dinç olmak imanla olur. Allah’ı çok seviyorsan o sende müthiş bir hırs meydana getirir, karalılık meydana getirir. Büyük bir dikkatle sürekli Allah’ın huzurunda olduğunu bilerek Allah’a sürekli hizmet etmek istersin. Her anında Sevgili’ne, En Yüce Sevgili’ye en fazla sevgi göstertmek istersin. Hürmetini, sevgini, saygını her vesileyle ifade etmek istersin. O zaman o tabii sende dinçlik meydana getirir. Dikkat keskinliği meydana getirir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Katar’la diplomatik ilişkilerini kesen ülkeler arasına giren Kuveyt, sorunun çözümü konusunda istekli olduğunu açıkladı. Bu durum Katar’la ilişkileri kesince “LNG yani sıvılaştırılmış doğal gaz satışında Amerika ve Rusya’ya muhtaç olan Kuveyt Katar’la ilişkileri düzeltmek için geri adım attı” şeklinde yorumlandı.

ADNAN OKTAR: Bir şey yok hepsi kardeş, hepsi tertemiz insanlar. Hepsi aklı başında insanlar ama İngiliz derin devleti oyun oynuyor hepsiyle, baskı yapıyorlar. Hepsi İngiliz derin devletine karşı bir tavır alırsa konu kökünden biter.

Evet.

VTR: Merhabalar Hocam, ismim Enes. Hocam size sorum akıl hastanesine ilk girdiğinizde ne hissetmiştiniz?

ADNAN OKTAR: Akıl hastanesine ilk girildiğinde ne hissedilir? İbadet sevinci. Belli ki Allah imtihan ediyor. Mesela hapishanede de bayağı hoşuma gitmişti çünkü çok sükseli bir şey. Kuran’da belirtilen bir şey. Hz. Yusuf (as)’un karşılaştığı bir olay. O suni olarak yapılacak bir şey de değil. Doğal olması lazım. Gidip cam çerçeve kırıp hapse girecek halimiz yok. Doğal bir şey olması gerekiyor. Doğal olduğu için çok hoşuma gitmişti tabii. İkisi de çok hoşuma gitmişti. İbadet yönüyle.

Evet.

VTR: Merhaba Hocam ismim Meltem benim sorum şu olacak. Üniversitede okuyan gençlerin çok fazla boş vakti oluyor, bu boş zamanlarını nasıl değerlendirebilirler? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bence spor, en çok spor. Beslenmeye, spora çok ağırlık vermesi lazım ve çocukluktan itibaren spor hayati bir şey. Devlet bunu mecburi hale getirmesi lazım. Burada devlet politikasında bir hata var. Hükümetler bu konuda kesin kararla bunu hayata geçirmesi lazım. Çünkü spor yapılmadığında eklemlerde hastalık oluyor. Bel, omurlarda hastalık oluyor. Çok yaygın gençlerde bel fıtığı, boyun fıtığı. Sporda bunlar olmaz. Eklemlerde, diz eklemlerinde, kol eklemlerinde, omuz eklemlerinde bozukluklar; bunlar da olmaz. Kolesterol yükselmesi olmaz. Adale erimesi olmaz. Dayanıklılık olur. Güçsüz bir gençlik oluşur. Halbuki öbür türlü Osmanlı döneminde aslanlarımıza bakıyoruz Yeniçeriler falan sallıyor ortalığı içeriye girdi mi böyle. Akşama kadar spor yapıyorlar. Yeniçeride spor çok önemliydi. Hem de böyle modern aletlerle değil keçe pala sallayarak böyle. Kayayı kaldırıyor mesela büyük kayalar. Onlarla spor yapıyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Altın çağdaki teknolojiden bir örnek verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Yani bir teknoloji olacak ben onu önceden bileceğim onu söylüyor değil mi? Tahmin edebilirim bilemem. Hastalıklar mesela kansere çare bulunabilir. Sarılık taşıyıcısı insanlar bana çok mantıksız geliyor hatta söyledim tanıdığımız var sarılık, sarılık aşısı yapılsa çünkü sarılığı taşıyor, taşıyıcı ama vücudu yenememiş. Şimdi sağlam adama ne yapıyorlar? Hasta olan baygınlaştırılmış sarılık virüsü veriliyor vücut onu yeniyor. Ölü olan sarılık virüsünü yeniyor. Aynısını ona verin değil mi onu da yensin. Yok diyorlar sarılık birden onu sarabilir aksi olabilir. Sen normal adama da verdiğinde adamda bir şeyler olabilir. Nevri bozulabilir ayarı bozulabilir. Bunu en azından teorik olarak incelemeleri lazım. Pratik yapmıyorlarsa tamam insanda denesinler demiyorum da böceklerde falan deneyebilirler, çeşitli hayvanlarda deneyebilirler. Çünkü insan kurtulacak sonucunda.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben İzmir’den Yiğit. Altın çağda nüfus çok mu olacak, az mı olacak?

ADNAN OKTAR: Nüfus gittikçe azalır. Kıyamet yakın çünkü. Nüfus özellikle hicri 1506’dan sonra falan ciddi şekilde düşer. Bir de ahlak bozulacak o yüzden aile kurumu olmayacak o yüzden de çocuk olmaz.

VTR: Selam Hocam, ben Ramiz. Neden Mehdi (as) üzerinde çok duruyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çünkü Mehdiyet devrindeyiz çünkü Peygamberimiz (sav) çok fazla üstünde durmuş. Çünkü Hz. Musa (as) çok üzerinde durmuş. Tevrat’ta Cenab-ı Allah çok üzerinde durmuş. Resulullah (sav)’ın yüzlerce, binlerce hadisi var Mehdi (as)’yle ilgili. Ahir zamanın da bütün alametleri çıkmış, fiili alametler mucize olarak görülmüş. Bunu görmezlikten gelmek ahirette sorumluluk getirir. İslam aleminin kurtuluşu da Mehdiyet’e bağlı olduğuna göre, İslam alemi mahvolduğuna göre şu an hatta süründüğüne göre kurtuluş da Mehdiyet olduğuna göre tabii ki kurtuluş olan Mehdilik gündem olacaktır.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhuriyet Gazetesi PKK’lılar için terörist ifadesi kullanmamaya özen gösteriyor. Son olarak Hakkari’deki PKK’lı teröristler saldırı düzenlemişlerdi. Cumhuriyet bu saldırıyı internet sitesinden “PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırı” şeklinde duyurdu ancak daha sonra durumu fark eden Cumhuriyet editörleri haber metnini düzelterek terörist ifadesini sildiler. Haber “PKK’lılarca düzenlenen” şeklinde düzeltildi.

ADNAN OKTAR: PKK. Ama bu çok ürkütücü. Bunu neden yaptıkları. Eğer destekliyorlarsa ve bu çok dehşet verici ve çok büyük bir suç olur. Desteklemiyorlarsa bu üslubun anlamı ne? Bence savcılık bunun üstüne gitsin. Cumhuriyet Savcılığı bunu bir suç unsuru olarak alıyor mu almıyor mu bilmiyorum ama bana göre çok garip bir durum. Gereği yapılsın.

Evet.

VTR: Adnan Bey selam. Bazı gördüğümüz rüyalar zer alemi ile ilgili olabilir mi? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Zer alemi ile ilgili rüya gören ben hiç duymadım. Olabilir ama yazılı veya sözlü duymadım. Makul yani olabilir. Aklın ihtiyarını alacak bir şey değil. Herkese yine aleykümselam diyorum selam verenlere.

Evet.

VTR: Hocam Allah korkusu Kuran’a titizlik göstermek midir?

ADNAN OKTAR: Tabii. Kuran’ı titizlikle hayata geçirmekle kendini gösterir Allah korkusu.

VTR: Selam Hocam ben Azize. Bir hadisin gerçek olup olmadığını nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: İki türlü olur, biri Kuran’a uygunsa doğrudur. Mesela diyor ki Peygamberimiz (sav) “Namazı kılın, namaz kötülükleri giderir.” Kuran’a bakıyoruz uygun tamam doğru. İkincisi mesela diyor ki Peygamber (sav) “Ahir zamanda Mehdi devrinde iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak. Diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek ve parlak olacak.” Bakıyoruz bilim adamlarının çektiği fotoğraflara iki uçlu bir kuyruklu yıldız var. Parlaklığı hakikaten diğer kuyruklu yıldızlardan daha fazla ve hakikaten aksi istikamete gidiyor diğer yıldızların. Doğru mu? Hadis sahih mi? Sahih. Hadisin de üstünde olay bir gerçek artık. Sahih mi de diyemeyiz. Sahih hadis de denmez buna. Sadece gerçek Peygamber (sav)’in gerçek bir sözü olmuş oluyor.

Evet.

VTR: Selam Hocam, ben Hüseyin Uçak. Hazreti İsa (as) en son göğe çekildiğinde, kavminin onu gördüğü son görüntüyle mi tekrar yeryüzüne dönecek ve biz de onu en son o fiziki görüntüsüyle mi tanıyacağız? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Herkese aleykümselam. Tabii o an. İsa (as)’ın göğe çekilmesi belki bir saniye sürdü bir saniye sonra döndü fakat 2000 yıl geçti. 2003 yıl. Bak Tevrat’taki o kodlamada dikkat ederseniz 2003 harfte bir dikkat ettiniz mi ona? 2003 harfte birdir. Hz. İsa (as) ile ilgili zaten konular Mehdi (as) ile ve İsa (as) ile ilgili konular çıkıyor. 2003 harfte bir. Aynı kıyafetiyle, üstündeki bozuk parası biraz yanında para var madeni para. Üstündeki beylik kendi eşyaları aynası, tarağı, biraz da para. Üstündeki kıyafeti aynı orijinaldir. Her şeyi, saçı o zaman ki saçı. Ama şu an gördüğümüzde modern bir delikanlı olarak göreceğiz. Böyle bir tabiri caizde olur mu olmaz mı bilmiyorum da jön gibi böyle çok yakışıklı Avrupai bir delikanlı. Yaşı ileri olmasına rağmen çok dinç genç olacak. Mesela elli yaşındayken otuz yaşında gibi görünecek. Sarışın, gri gözlü, geniş omuzlu atletiktir İsa Mesih. Elleri uzun, ince parmakları kibar. Çok zeki, şakacı, hoş sohbet, mütevazi tatlı bir insan. Öyle enaniyet hiç. Hani insan Hz. İsa (as)’yı gelince çok acayip bir şey yapacak falan zannediyor öyle değil çok tatlı bir insandır inşaAllah.

Evet. 

VTR:  Merhaba Adnan Bey, ismim Orhan Evren. Hazreti Mehdi (as)’ın ölümünden sonra talebelerinin durumu ne olacak?

ADNAN OKTAR: Talebeleri de yavaş yavaş birer ikişer onlar da dünyaya bağlanacak değil onlar da vefat edecekler. Hepsi tükenecek ve bitecek. Ama o arada zaten İsa Mesih devrede olacak. Ama İsa Mesih de Mehdi (as)’den kısa bir süre sonra o da vefat edecek. Mehdi (as)’nin son talebeleri de kalabilir. Ömrü uzun olanlar vardır onlar da vefat ettikten sonra toplumda akıl almaz bir bozulma başlıyor. Süratle başlayacak. Yıldırım hızıyla bir bozulma. Katlamalı iki, dört, sekiz, on altı öyle gelişecek.

Evet.

VTR: İsmim Dursun Kızıltaş. İnsanlara iman hakikatlerini anlatıp da tebliğ yaptığımızda, bunlara ne gerek var diye cevap veriyorlar. Bunlara nasıl bir tebliğ metodu kullanmalıyız?

ADNAN OKTAR: Ne gerek var? Allah’tan gerek var diyeceksiniz. Kuran’da Allah’ın bize emri. Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker. Ve iman hakikatleri Kuran’da çok fazla vardır Allah ayette “Dağları düşünün, çiçekleri, böcekleri düşünün, hayvanları düşünün, bitkileri düşünün” diye sürekli emir verir Allah. “Bunları tefekkür edin Benim varlığımı görün” diyor Allah. Ayet var. Ne kadar? Çok fazla yüzlerce. Bu ayetlerin hükmünü yerine getirmiş oluyoruz. Adam “ne gerek ver?” Tabii ki inanmadığı için o an o devirde tabii ki ne gerek var diyecektir. Bana göre şu an gerek var mahsuru yoksa anlatayım diyeceksin bu kadar. “Hayır anlatma arkadaş ben kaçarım” diyorsa o ayrı mesele. Veyahut itiyorsa veyahut çirkin sözler ediyorsa dinlemeyeceğim diyorsa o ayrı. Ama dostluk kurup nezaketiyle anlatabiliyorsan Allah’ın emri olduğunu gösterebilirsin. Çok fazla ayet var.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim bir sorum olacak. Kadere teslim olmak mücadeleyi bırakmak mıdır?

ADNAN OKTAR: Yo, şu an mesela biz kaderi yaşıyoruz. Bu sorular da kaderde cevaplarım da. Bazen tutukluk da oluyor ya konuşmalarımda o da kaderde oluyor. Yine yeniden gelsem dünyaya yine aynı şekilde orada o noktada tutukluk olur. Kaderin dışında bir şey olmaz.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Zeynep Kaymaz. Nefis hep kötülüğü mü emreder?

ADNAN OKTAR: Evet ama Allah vahyediyor biz de iyi olanı biliyoruz, Allah kalbimize vahyeder. Hem fücuru, nefsin fücurunu Allah bize hissettiriyor hem de ondan kurtulmayı bize bildiriyor. Örneklerle de anlatılabilir. Mesela adam ters bir şey söyler adam ona küfrederek karşılık verebilir ama hemen Allah’a sığınıyor diyor ki “ben ona güzel cevap verirsem onu kazanabilirim, İslam’a yaklaştırabilirim” diyor. Nefsine hoş gelmesine rağmen nefis işte orada fücuru o şekilde emrediyor. Çirkin bir söz söyleyip deşarj olacakken yapmıyor sabrediyor güzel cevap veriyor. Onu biraz geriyor güzel cevap verirken. Ama işte o gerilmesi ona fayda veriyor. Deşarj olmuş olsa zarar verir. Bedenen, ruhen, aklen ahiret yönünden de zarar verir. Öbür türlü bedenen ruhen her yönden fayda meydana gelmiş oluyor ahireti için de.

VTR: Selamlar Adnan Bey. Bir insan Allah’a olan sevgisinin ve saygısının, korkusunun arttığını nasıl anlar?

ADNAN OKTAR: Gece gündüz Allah’a hizmet ediyorsa anlar. Kendine hizmet etmiyor da Allah’a hizmet ediyorsa anlar ama kendine hizmet ediyorsa o zaman kendini o yönüyle de anlar. Bütün hayatını Allah’a adamak esastır. Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah diyor bak “Hayatın bütün yönlerinden çekilerek sadece Allah’a yönel” diyor ve “işinden boşaldığında yeniden kalk ve yorul” diyor.  Peygamberimiz (sav) mesela hiç kendisi için yaşamamıştır. Hiç, bir an bile. En çok benzeyen de Hz. Ebu Bekir (ra)’dir, Peygamberimiz (sav)’e ahlak yönünden en çok benzeyen.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selamün aleyküm Adnan Bey benim bir sorum olacak. Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’i görenler ve ona tabi olanlar sahabe unvanını alıyorlar. Hz. Mehdi (as)’ı görenlerin unvanı ne olacak? Merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Onlar da Mehdi (as) talebesi olmuş oluyor. Peygamberimiz (sav) söylüyor isimlerini onların zaten. “İsim isim de talebelerinin ismini biliyorum” diyor. Söylüyor da aslında sahabelere şu şu şu diye söylüyor. Ama “aklımda kalmadı” diyor sahabe. “Hepsini saydı isimlerinin” diyor. Bayağı net bu ortamı anlatıyor. Bu yaşadığımız asrı anlatıyor.  Bütün olayları. Araçlarını da anlatıyor da yalnız onların anlaması için uygun bir şekilde anlatıyor. Mesela “Mehdi (as)’ın bir atı var gözlerinden ışık saçıyor” diyor.  “Kendiliğinden gidiyor at” diyor. “Allah Allah” diyor onlar da heyecanlanıyorlar. Mesela “atı siyah” diyor, “beyaz da bir atı var” diyor. “Metal rengi atı var” diyor anlatıyor. Aktarılanı kendisinin değiştirme hakkı oluyor Peygamber (sav)’in yani değiştirerek anlatıyor. Cebrail (as) doğrudan anlatıyor. Peygamberimiz (sav)’in de yorumlayarak anlatma hakkı oluyor. O kendine göre yorumlayarak anlatıyor. Sahabelerin en çok merak ettiği Mehdi (as) asıl. Onu bir türlü anlatmak istemiyorlar. Gece, gündüz, akşam, sabah selamun aleyküm Mehdi (as). Hz. Musa (as)’da da öyle. İkide bir Mehdi (as)’ı gündeme getiriyor Hz. Musa (as). Mesela diyor ki Cenab-ı Allah “Git Firavun’a tebliğe git” diyor. “Ben gitmeyim Mehdi gitsin” diyor. “Sen Beni göremezsin” diyor. “Peki Mehdi (as) görebilir mi?” diyor? Böyle bir üslubu var. Çok şeker yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıklamasına göre içte ve dışta tüm saldırı ve baskılara rağmen Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde beş büyüdü Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, adım Cengiz Kılınç. Hallacı Mansur neden öldürülmüştür? Acaba yanlış mı anlaşılmıştır, yoksa anlaşılmamış mıdır?

ADNAN OKTAR: Bu devri bir düşünün şu gelenekçi tipler var ya. “Adam eğer herhangi bir hata yaparsa” diyor kendine göre hataları var. Mesela sakalını kesiyor “öldürülür” diyor “ve şehrin çöplüğüne atılır, çöplüğe atacağız” diyor “hazırım ben de yapacağım” diyor yani. O kafada yetiştirilmiş adamlar. Kim bilir ne dedi adam çok ters yorumlayıp direkt öldürtmüş olabilir. Çok korkunç o devirlerdeki hayat. Bir kişi bir kişinin öldürülmesine hüküm verebiliyor. O zaman savcı yok, mahkeme yok, itiraz edemiyorsun. “Vay zındık vay, vay kafir vay” diyor “vurun kellesini” diyor bitiyor. Osmanlı’da da var. Mesela Osmanlı’da adam general rütbesinde. Mesela adam bir şey konuşuyor bir anda cinnet geçiriyor karşısındaki daha yetkili olan “bire kafir git abdestini al” diyor. O kadar adamın sadece abdest almasına yönelik bir imkan sağlıyor ona.  Abdestini alıyor adamın boğazına ipi sarıp boğuyorlar. O da kim bilir mesela “En-el Hak” diyor. “Ben Hakkım” diyor. Her yerde Allah tecelli ediyor anlamına gelen bir söz. Her yerde Allah vardır. Her yerde Allah tecelli eder. Vay sen misin? Hemen katline. Yanlış anlaşıldım dese de kurtarırı olmuyor. “Dedin mi, demedin mi? Dedin duydum” diyor bitti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir evden ayrılırken Allah ısmarladık demek ne kadar doğru?

ADNAN OKTAR: Allah ısmarladık. Allah'a emanet ol demek lazım, daha iyi olur. Ismarlama biraz Türkçedeki anlamı bir şeyi adam istediğinde mesela terziye ısmarlıyor yap diyor bunu hazırla gibi. Üslup olarak “Allah'a emanet ol, Allah seni korusun” daha güzel o üsluptansa benim kanaatim.

VTR: Allah’tan korkmayan birisiyle ticaret yapmak ne kadar doğru? Veya doğru mu?

ADNAN OKTAR: Allah ayette bir kısım ortakların tehlikeli ve yanlış olduğunu söylüyor. Tehlikeli, yanlış ortaklara karşı Allah dikkat çekiyor. Ticari ortak anlamında söylüyor zaten Cenab-ı Allah. Allah’tan korkmuyorsa belli ki bir şey yapacak demektir. Sana neden sadakat göstersin. Allah’tan korkmayan hakkı savunma konusunda neden itinalı olsun diye düşünür bir Müslüman, öyle düşünmesi lazım.

Bir de arkadaşlar genellikle hep Hocam diye hitap ediyor. Ben hoca falan değilim. Herhangi bir Türk vatandaşıyım. Alimlikle, hocalıkla bir alakam yok. Müceddit, müçtehit falan hiç değilim. Alim değilim. Alim medresede eğitim görür. İlahiyat eğitimi alır. Mezun olur, diploma alır ben ona alim derim. Ben zır cahil bir insanım. Şimdi oturup alim dersen doğru konuşmamış olursun. Hocalık iddiam da yok. Okuduklarımı naklediyorum. Ve kesin doğrudur da demiyorum. Kuran ayetleri dışında açıkladıklarım hep “İncelensin araştırılsın doğru olduğunu tespit edin ona göre kanaat getirin” diyorum. Çünkü internetten bakabilir şahıs, düşünebilir. Kendi aklı var. Ama Kuran ayetleri açık naklettiğim. Hatta ayeti de acaba doğru naklettim mi acaba diye de ona da bakabilir, inceleyebilir. Doğruluğunu tespit edebilir. Ama hocalık iddiam hiçbir zaman için olmaz. Mantığı olmaz bunun. Çünkü ben hocalık oluşturacak tarzda bir eğitim almadım.

VTR: Siz daha önce Cumhurbaşkanımız’ın şahsının desteklenmesini söylemiştiniz. Neden şahsının desteklenmesini söylüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam milli liderdir. Milli bir insan milletin lideri. Tek bir liderin etrafında milletin toplanmasında çok büyük fayda var. İngiliz derin devletine, deccaliyete karşı mücadelede buna ihtiyacımız var. Ama CHP’li de olabilir, MHP’li de olabilir ama bir lideri lider kabul etmek çok önemlidir. Adam “beğenmiyorum, sevmiyorum” diyor. Sevme senin çocuğun değil o, kardeşin de değil. Türk milletinin bir ferdi, milli bir insan. Ama Türkiye'nin lehine, Türk milletinin lehine, devletin lehine, ordumuzun lehine çok faydalı çalışmalar yapıyor görüyoruz. Net netice var. Eğer dikkati bölersek, eğer böyle bir destek olmazsa yani tek bir kişinin etrafında millet bütünleşmezse İngiliz derin devletine muazzam malzeme vermiş oluruz. Riskli olur. Mesela ne dedi 15 Temmuz’da? “Halk sokağa çıksın” dedi. Bu nedir? Milli lider. Milletin başı. Cumhurun başı. “Çıkın” diyor. Millet de çıkıyor. Kuran’a uygun bir hareket olmuş oluyor bu. Milletin bir başının olması Kuran’a uygun olan bir şeydir. O yüzden legal bir lider ayrıca. Biz seçerek getirdiğimize göre. Başka partiden olsun şahıslar, başka partileri desteklesinler. Şahsını sevmiyorsa dahi lider olarak desteklemeleri gerekir. Vatanın, milletin menfaati buradadır. O zaman o güç bulabilir. Manevra kabiliyeti o zaman yüksek olur. Yoksa söz dinletemiyorsa nasıl olsun? Deccaliyete karşı nasıl mücadele verelim?

VTR: Allah hakkında olumsuz konuşmaların olduğu bir ortamda tavrımız ne olmalı?

ADNAN OKTAR: Eğer fitneye sebep olmayacaksa uzaklaşmak lazım. Nezaketiyle uzaklaşır. Mesela bir bahane bulur. “Bir yere yetişmem gerekiyor” dersin. “Çok özür dilerim, kusura bakmayın” dersin uzaklaşırsın.  Ama bazen de olur. Çok riskli olur ayrılması falan tehlikelidir. Orada durabilir. Ölümcül bir tehlike varsa ayrı.  Ama ölümcül bir tehlike yoksa oradan uzaklaşması gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Mehdi (as)’ın iki tane gaybeti hakkında soracaktım.

ADNAN OKTAR: Evet, Peygamberimiz (sav) “İki kere insanlarının gözünden kaybolur” diyor. Muhtemelen hapis edilecek iki kere öyle gibi geliyor bana. Veyahut ona benzer bir olay olacak. Zaten Peygamberimiz (sav) öyle açıklıyor. Gaybeti nedir diyor? Hz. Yusuf (as)’a benzemesi yani “zindan” diyor zaten açıkça söylüyor Peygamberimiz (sav). “Zindan yönüyle Yusuf (as)’a benzer” diyor. Kaybolmasının da o şekilde olduğunu söylüyor. Muhtemelen bu. Ama gördüğümüzde Mehdi (as)’ı nasıl anlayacağız? İslam alemini birleştirecek. İsa Mesih ile birleşecek. Bir arada kardeş olarak mücadele verecekler. O zaman bu şahıs diyeceğiz Allahualem Mehdi (as) gibi, Mehdi (as)’a benziyor, Mehdi (as) olabilir diyeceğiz o kadar.

Şimdi ümmeti Muhammedi sahura davet ediyorum. Bir güzel yemeğimizi yiyelim sonra duruma göre devam ederiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü