Harun Yahya

Sohbetler (14 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Hoş Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Terör örgütü PKK’yla mücadeleye devam eden Mehmetçik Kato Dağı’nda bir askerin okuduğu akşam ezanıyla birlikte iftar yaptı. Askerlerimizin Kato Dağı’nda ezan okurkenki görüntüsünü görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Aslında ezanı yaygınlaştırmak lazım. Hoparlörle dağda, bütün arazide, her yerde PKK’ya dinletelim ezanı. Bayağı moralleri bozulur. Mehter bir, ezan iki. Onları çok darlandırıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davasında yargılanan eski Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni ve CHP Milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı Adnan Bey. Mahkeme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan müebbet hapis cezasına çarptırılmasına hükmetti. Cezada indirime giden mahkeme 25 yıl hapis cezası verdiği Berberoğlu’nun tutuklanmasına karar verdi.

ADNAN OKTAR: Kanun, hukuk eğer yanlış işliyorsa zaten üst mahkemeler var, Anayasa Mahkemesi var, AİHM var. Dolayısıyla mahkemelere güvenmek gerekir. Fakat mahkemelerin hızlanması çok önemli. Hakim ve savcı sayısını arttırsınlar. Bu son durumda çok fazla kişi olduğu için mahkemelerde bir ağırlaşma, sorgulamalarda ağırlaşma oluyor. Bunun süratli olması lazım. Mesela gözaltına alınan kişi en fazla yirmi dört saat kalsın, gitsin. Ya tutuklanır yahut serbest bırakılır. Yani olağanüstü şartlarda tamam biz makul görüyoruz ama olağanüstü bir dönemden geçiyoruz. Fakat süratlendirmek de mümkün. Avukatlardan yine hakim ve savcı alınabilir, daha önce olduğu gibi. Birçok çözüm üretilebilir.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını protesto etmek için Ankara’dan İstanbul’a yürüyeceklerini belirterek; “Artık bıçak kemiğe dayandı. Böyle bir adalet mi olur? Hangi yargıç ne kadar ağır ceza verirse sarayın gözüne o kadar gireceğini düşünüyor” dedi. “OHAL kapsamında da yasaklanırsa?” sorusu üzerine ise; “Yasaklasınlar, daha da büyür. Rezaleti görür bütün dünya. Türkiye’de bununla ilgili olumsuz haberler çıkarmaya çalışacaklar. Bunun farkındayız” dedi.

ADNAN OKTAR: Kemal Kılıçdaroğlu genelde çok aklı başında, makul bir insan. Yani konuşmalarının çoğu da makul. Ama burada hukuki bir cevap vermesi gerekir. Yürüme; tamam yürüsün. Bu Türkiye’de özgürlük olduğunu gösterir. Eğer kanun, hukuka uygunsa yürüsün. Ama yanlışlık varsa onu hukuki delillerle çürütmesi gerekir. Yani hukuki cevap verilmesi lazım. Onun dışında yürümeyle olmaz. Müsnet, açık deliller gerekir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına sert tepki gösterdi. “Bu dosya Erdoğan’ın uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanmasının ana zeminini oluşturan bir dosyadır. Gün gelecek milletvekilimizi tutuklama kararı veren bu dosya sebebiyle Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Daha önce de söyledim. Haksız, mantıksız bir şey varsa delillendirsinler, açıklansın. Yani kamuoyuna da duyursunlar. Dünya kamuoyuna da duyurabilirler, eğer hukuka kanuna uygunsa. Bilmiyorum. Mahkemeler ona göre bir değerlendirme yapar. Anayasa Mahkemesi’ne artık güvensinler. Hadi diyelim orada da mesele hallolmazsa AİHM var. Dolayısıyla asıl sorun bence süratlendirme. Mesela 15 Temmuz’dan bir hafta sonra gözaltına alınan, on iki aydır iddianamesi hazırlanmayan kişilerden bahsediliyor. Türkiye’de binlerce avukat var. Hakim ve savcı olarak alsınlar. Yani süratlendirilsin. Davaların süratle neticelendirilmesi iyi olur. Burada mantıklı bulmadıkları nedir, biliyor musunuz? Yani söylüyorlar mı? Bu kişinin tutuklanmasında yahut işte ceza almasında şu nedenler…

KARTAL GÖKTAN: İtiraz etme imkanı tanınmadı deniyor. Hemen mahkeme sırasında tutuklanma kararı alınıp, cezaevine gönderilmesi.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi mahkeme ceza verirse -eskiden beri bu böyle- tutuklama kararıyla beraber veriliyor. Yani sanık oradaysa sanık orada hemen tutuklanıyor. Çok eskiden beri bu böyleydi. Yeni çıkan bir şey değil bu. Çünkü bak daha önce zaten tutuksuz yargılanmış. Yani bu çok güzel bir şey. Hukukun dürüstlüğü açısından çok güzel. Ağır ceza talep edilmesine rağmen ki ağır cezada tutuklu yargılanıyor normalde, tutuksuz yargılanmış. Sonra ne olmuş? Cezayı vermiş mahkeme. Cezayı verince artık Yargıtay safhası beklenmiyor. Daha önce de böyleydi yani yeni çıkan bir şey değil. Ama varsa yine bilmiyorum yani hukuksuz garip bir şey, söylesinler. Biz mesela duyuyoruz, orada falanca gözaltına alındı, feşmekanca gözaltına alındı. Devlet kendini savunuyor. Ben onu mantıksız göremem. Yani ya lakayt kalacak ya kendini savunacak. Nasıl olması gerekiyor? Çünkü MİT’in kontrolünde bir operasyon var, bir çalışma yapılıyor. Sen onu çarşaf çarşaf yayınlıyorsun. O zaman MİT diye bir şey kalmamış oluyor senin açından. MİT’in özelliği gizliliğidir. MİT garanti verdiğine göre sen de o kuruma güvendiğine göre bir bildikleri vardır demen gerekir. MİT’in içine gir o zaman fotoğrafları çek yayınla. O mantığa geliyor. Olur mu öyle şey? O zaman MİT’in belgelerini de yayınlaman gerekir. Bütün gizli belgelerini yayınlayacaksın. Devletin gizliliği de vardır, açıklığı da vardır. Gizli yönünün gizli kalması gerekir. Ben o fotoğraflarda ayrıca bir silah falan görmedim. Benim gördüğüm borular, şunlar, bunlar falandı. Yani sadece iddiadan ibaret kaldı. İçinde mesela obüs topları, roketler, şunlar bunlar görmedim. Velev olsa bile bütün dünya silah yardımı yapıyor oraya. Hadi Türkmenlere silah gönderdiklerini düşünelim kendilerini korumak için. Ne var bunda? Öldürmeye geliyorlar, onlar da kendilerini korumak için caydırıcı mahiyette silah bulundurabilir. Kanun, hukuka uygunsa. Hukuk içerisinde makulse olabilir bu. Mahkeme daha ne yapsın? Bak tutuklama yapmadan tutuksuz yargılamış. Mahkeme karar almış, karar alınca tutuklamayla beraber zaten karar alınıyor. Yeni bir uygulama görmedik ki biz burada. Ne var bunda, acayip olan nedir ben bunu anlamış değilim. Karşı deliller varsa söylesinler. Hukuka, kanuna uygunsa ben onların yanında olayım, konuşayım. Makul olmayan ne var ben anlamadım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Vekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasını eleştiren Gürsel Tekin; “Bu bir siyasi karardır. Biz bu siyasi karara itiraz ediyoruz. 81 ilde protestolar yapacağız” dedi. CHP İstanbul İl Örgütü’nün de tüm iftar programlarını iptal ederek Maltepe Cezaevi önünde nöbet başlatılacağı bildirildi.

ADNAN OKTAR: Ama makul bir şey söylesinler. Mesela bak Kılıçdaroğlu konuşuyor, makul şeyler konuşuyor. Benim hoşuma gidiyor, takdir ediyorum. Ama makul olmayan bir şeyin neyini savunacağız şimdi? Mahkeme karar verdiğinde delili var, dosyada bir şeyler var. Kendi kafasından karar vermiyor. Delilsiz karar verdiler diyorlarsa dosyayı açıklasınlar o zaman. Dosyada hiçbir delil yok diyebilirler. Yani hukuka uygunsa, kanuna uygunsa, bilmiyorum, şu aşamada. Hukuk delilleriyle konuşulmasında fayda var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Grup Başkan Vekili Bülent Turan, Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasının ardından CHP’lilerin meclisi terk etmesine tepki gösterdi. Turan; “Ne oldu da terk ediyorsunuz? Meclisi terk etmek size görev veren millete haksızlık yapmak demektir. Burayı terk etmek milletvekili ruhuyla bağdaşan bir yaklaşım olmaz. Dokunulmazlıklar kaldırılırken evet diyeceksiniz, sonra burayı terk edeceksiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Olabilir yani bu demokratik tepki olarak yapabilir. Bunda bir şey yok. O, Türkiye’nin hareketliliğini gösterir. Özgürlük olduğunu gösterir, meclisin özgür olduğunu gösterir. Onda bir şey yok.

Mesela Katar krizinde ne dedi Sayın Kılıçdaroğlu? “Türkiye taraf olmasın.” Makul. Mesela, “Cumhuriyet ve demokrasi İslam’la en uyumlu yönetim” diyor. Çok güzel, doğru. Yüzünde de samimi bir ifade var, güzel.

Şöyle olabilir bilmiyorum ben hukuku tam yani; Yargıtay kararından sonra tutuklama daha makul görüyor olabilirler belki. Ama bilmiyorum yani belki mahkemeye bir istihbarat gelmiştir, kaçma şüphesi falan gibi. Olabilir mesela MİT bilgilendirmiştir. Dosyayı biz hiç bilmiyoruz. Mahkemeye sunulan, hakimlere sunulan bilgileri bilmiyoruz. Çünkü bazen de tutuklamaya gitmiyor hakim, sanık kaçıyor yurt dışına. O zaman hakimi görevden alırlar. Veyahut disiplin soruşturması açılıyor veyahut işte hakkında konuşmalar oluyor. Biraz daha makul bakmak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eserlerinizden faydalanılarak hazırlanan bir belgesel daha yenilendi. ‘Yaşamın Hassas Döngüleri’ yeni belgeselin ismi. İçtiğimiz suyun arıtılması, soluduğumuz havanın oluşması, tarım yaptığımız toprağın verimli bir hale gelmesi, yediğimiz besinlerin üretilmesi, kullandığımız eşyaların ham maddelerinin oluşması ve daha sayısız faaliyet, doğada bulunan maddelerin sürekli olarak bir döngü halinde tekrar kullanılmasıyla gerçekleşir. Bu belgeselde kardeşlerimiz, Allah’ın bir nimet olarak yaratmış olduğu doğadaki bu hassas döngüleri izleyebilirler. ‘Yaşamın Hassas Döngüleri’ belgeseli yarın saat 21:30’da A9 TV’de yayınlanacak inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.

Belki hani yurt dışına çıkış yasağı konsa yeterli olabilirdi diyenler de olabilir. Hakimi sen oraya o yetkiyle koymuşsun. Şimdi birçok insana tutuklama kararı veriyor. Bu gibi konularda zaten ağır ceza direkt tutuklu yargılıyor. Veyahut böyle karar verildiğinde hemen tutuklama kararı alınıyor. Yapmaya da bilir. Ama kanunsuz bir şey değil. Kanuna uygun bir şey yani hukuka uygun bir şey. Bence öyle yer yerinden oynatacak bir şey yok bunda. Bilmiyorum yani benim ilk gördüğüm bana öyle geliyor.

Şöyle düşünülebilir belki hani; Yargıtay bu tutuklamayı bozarsa, bu şahsın yattığı cezanın telafisi yok. Ama bu çok oldu. Herkeste oluyor. Biz de yattık. 9 ay yattık çıktık, yine bir 9 ay yattık yine çıktık. Hepsinden beraat ettik. Ne oldu? Yanımıza kar kaldı yattığımız tabii ki. Hukuk içerisinde bu tip şeyler oluyor, olaylar olabiliyor. Fakat tabii davanın hassasiyeti, ehemmiyeti de göz önünde bulundurularak belki böyle bir tavır konmuş olabilir. Ama tabii gönül ister ki asıl Yargıtay safhasından sonra, Yargıtay onadıktan sonra tutuklama kararı olsun. En güzeli budur. Mesela biz onlardan hakikaten haksız yere yattık, boş yere. 9 ay yattık, yine bir 9 ay daha yattık. Kusura bakmayın da demiyorlar ama işte beraat ettiniz diyorlar. Peki ne olacak yattığımız? Yattığınız yanınıza kalmış deniyor. Ama devletin de işte zor durumda olduğu da ortada. Biraz daha makul değerlendirmek gerekiyor. Çok zor bir durum var çünkü hükümet açısından, devlet açısından.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Tutuklama kararı sonrası Enis Berberoğlu adliye koridorunda konuştu Adnan Bey. Şöyle söylüyor; “Hukukun katledildiğini defalarca gördük. Olmadık bir işten böyle bir mağduriyet yarattılar. Bunu yaratanlar utansın. Siz beni unutmayacaksınız. Ben de sizi unutmayacağım.”

ADNAN OKTAR: Yani neden şey gördü anlamadım. Her neyse de yani o da kendini savunsun, anlatsın. Mektup olarak da gönderebilir. Makul görmediği, yanlış gördüğü ne varsa söylesin. Hukuka, kanuna uygunsa biz burada yayınlarız da, söyleriz de, konuşuruz da. Benim de iddianamem aylarca bekletildi, 6-7 ay beklettiler. Biz çıtımızı çıkartmadık, yattık. Sonra da 9 ay da cezaevinde bekledik. Sonra da beraat ettik. Oluyor. Tabii bunlar olmasa daha güzel. Fakat Türkiye’nin zor bir dönemden geçtiği de bir gerçek.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kuş vardı.

ADNAN OKTAR: Hayret bu kadar akıllı olması. Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı Yasin Aktay, Katar olayının İslam dünyasına kurulan bir tuzak olduğunu yazdı. “Hamas’ı ve Müslüman kardeşleri terörist diye niteleyen ve bunlara destek veriyor diye Katar’ı da cezalandırmaya kalkan bir Suudi Arabistan belki farkında değil ama kendisini hedef alan bu büyük operasyonun düğmesine bizzat kendisi basmış oluyor. İçinde Dünya İslam Alimler Birliği Başkanı, 91 yaşındaki Yusuf El Karadavi’nin de bulunduğu bir terör listesi yayınlamak, açık söyleyeyim Suudi Arabistan’a karşı kurulmuş tuzağın en önemli işaretidir. Karadavi’ye savaş açanın İslam dünyasında hiçbir meşruiyeti kalmaz.”

ADNAN OKTAR: Yani adam dengeyi kurduysa, zannettiğiniz gibi olmaz. Şii-Sünni düşmanlığı şiddetle körükleniyor. Böyle bir ortamda karşı taraf zorluk çekmez. Deccaliyete karşı en güzel çözüm, Sünni-Şii kardeşliğini tesis etmek. Sünni-Şii el ele olması. Mesela Şii alimler gelsin, Sünni alimler gelsin. Birbirlerine sarılsınlar, ellerini havaya kaldırsınlar. Birlikte yemek yesinler, birlikte namaz kılsınlar. Deccaliyete meydan okusunlar. Bunu yapalım. Acil olan bu. Her cemaatten, her tarikattan insanlar bir araya gelsinler. El ele bir zincir oluştursunlar. Nakşibendi, Kadiri, Süleymancı, Nurcu, Şii, Alevi, Bektaşi, hepsi. Sıradan böyle el ele bir zincir oluştursunlar. Böyle bir resim çektirsinler. Biz her yerde beraberiz. İleri gelenleri. Konu kökünden hallolur. Şunu yapsalar bile biter. Yani yapacak hiçbir şey kalmaz. Yani gerçekten canları yanıyorsa bu durumdan, huzursuzsalar bunu yapmaları lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP Genel Başkan Yardımcısı Zeynep Altıok, AK Parti döneminde yöneticilerin ve bürokratların kadına yönelik söylemlerini raporlaştırdı. Raporda, AK Partili siyasilerin kadınlar hakkında kullandıkları sözlerden örnekler verildi. Bülent Arınç’ın mecliste bir kadın vekile; “Hanımefendi bir sus, bir kadın olarak bir sus” demesi, “kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak” sözleri. AK Parti Ünye Tanıtım ve Medya Başkanı Süleyman Demirci’nin; “Örtüsüz kadın perdesiz eve benzer. -Estağfirullah- Perdesiz ev ya satılıktır ya da kiralıktır” sözleri. Melih Gökçek’in; “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın. Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün” gibi sözlerine yer verildi raporda.

ADNAN OKTAR: İşte gelenekçi Ortodoks İslam’ın bu riskli yönünü biz gördük. Bu darbelere de zemin hazırlayan bir mantık, Türkiye’nin işgaline de zemin hazırlayan bir mantık, Avrupa’nın, Amerika’nın bize karşı tavır almasına da zemin hazırlayan bir mantık, dünyada yalnız kalmamıza da vesile olacak bir mantık. Biz bu mantığı bozmak için bütün gücümüzle uğraşıyoruz. Adamlar çok ince yerden yakalamış. Öbürü diyor ki “Üç yaşındaki çocuğun bacağını amcası sakın görmesin” diyor, öbürü diyor ki “dizinden yukarısı annesiyse de tahrik eder” diyor. Akıl almaz bir öfke meydana gelir dünyada böyle bir kafaya karşı ve yalnız kalırız kimse de yanımızda olmaz Allah esirgesin. O yüzden en büyük mesele gelenekçi Ortodoks İslam’ın yaptığı tahribatın durdurulması. Tayyip Hoca modern görüşe sahip bir insan ama tek kalıyor. Ben de onun için söylüyorum bak “Şahsını destekleyelim.” AK Parti’yi desteklemiyor olabilirsin, şahsını da sevmiyor olabilirsin ama milli bir liderin etrafında insanların kenetlenmesi gerekir. Başka türlü olmaz.

Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nun sahip çıkan efendim demokrasiyi savunan, cumhuriyeti savunan veyahut işte kendince mağdur olduğunu düşündüğü kişileri savunan tavırları normal yani muhalefet lideri olarak bunu yapması lazım. Yoksa Türkiye ürkütücü görünür. Muhaliflerin olması lazım. Yıkıcı olmadan yapıcı bir muhalefet son derece faydalı olur.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Ben bir çocuğum, savaşların olmasını istemiyorum, çocuklar ağlamasın.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını. Mehdi (as) devrinde, Mehdi (as) devrinde inşaAllah İsa Mesih zamanında.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Refik. Televizyon programlarında erkeklerin kadın kılığında rol yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Dehşet verici dehşet. Bir delikanlının, aklı başında bir insanın yapacağı bir şey değil. Çok ürkütücü sadece ızdırap verici, onun adına utanç duyduğumuz hatta korkunç bulduğum olaylar. Fıtratı tamamen bozan ve homoseksüel propagandası görüntüsü veriyor çok kötü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Birçok meal var, Adnan Oktar meali de olacak mı, olacaksa ne zaman olacak? Gerçekten çok merak ediyoruz. Bekliyoruz.

ADNAN OKTAR: Onu dün akşam konuştum tashihteydi. “Ya” dedim “zaten ne yaparsak yapalım yine hata olabilir. Ama başlangıçta diyelim. Biz hata yapmış olabiliriz.” İnsanım hata yapabilirim. O gözle değerlendirerek de bu meal dedi ya, kelime teknik açıklama aynı zamanda meal olmuş oluyor. Bu Kuran-ı Kerim mealini o şekilde değerlendirin. “Bu Kuran-ı Kerim mealine o gözle bakın” diyerek “yayına verelim” dedim dört ciltlik süratle hazırlanıyor şu an. Yani hata ihtimali çok olabilir, harflerde hata olabilir, kelimelerde hata olma ihtimali var açıklamalarda olmuş olabilir insanlık hali. Ama genelinde yüzde 99,99 tamam yani. Ama ben çok titiz olduğum için iyi incelenmesini istiyordum redaktör bakıyordu onu kaldırdık şu an bu şekilde basacağız.

VTR: Selamlar Adnan Bey, sizi severek çok takip ediyorum. Biz kadınlar olarak toplumda gereken değeri göremiyoruz, kadınların toplumda hak ettiği değeri görmeleri için neler yapılabilir? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bir kere gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının kökten kaldırılması lazım. Çünkü gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında bak diyor ki “Allah dayak cezasını bahşederek kadını onurlandırmış” diyor. Bir kere kadın potansiyel her an sopa yemesi gereken bir varlık olarak görülüyor bu çok korkunç bir şey. Ayrıca diyor ki “Kendi ananız bacınız da olsa diz kapağının üstü tehlikeli” diyor. Kadın hem cinsel bir obje gibi yani tehlikeli cinsel obje gibi yani insanların başını belaya sokacak bir varlık gibi gösteriliyor hem de sık sık sopa atılması gereken bir varlık gibi ve söylediğinin tersinin yapılması gereken bir varlık. Rumi’nin kitaplarında da var bu “Tersini yapın” diyor kadın diyecek ki “hadi hep beraber yemek yiyelim” “olur mu ya yemiyoruz” diyeceksin, “hadi dışarı çıkalım” diyor “yok çıkmıyoruz vazgeçtik” diyeceksin. Böyle sevimsiz ve korkunç bir üslup var. O yüzden dünya da bunun farkına varmaya başladı. İşte İslamofobinin nedeni bu. Mehdiyet’le bu ortadan kalkar, bunun dışında kalkacak gibi görünmüyor. Şii-Sünni ayrımı inanılır gibi değil nur gibi Müslümanlar. Vahabi, Sünni, Şii, Alevi, Bektaşi bunlar çok değerli insanlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan öncülüğünde bazı Körfez ülkelerinin Katar’a ambargo uygulama kararının ardından Türkiye’nin gıda takviyesi Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız etti. Söz konusu ülkeler Katar’a askeri ve insani ihtiyaçları taşıyacak olan gemilerin Süveyş Kanalı’ndan geçişini engellemek için hukuki yolları araştırmaya başladılar.

ADNAN OKTAR: Hayırdır inşaAllah. Kardeşim orada çoluk çocuk, kadınlar var aç bırakacaksınız, sen ne yaptığını zannediyorsun? Bu yöntem mi şu? Oturur masada halledersin bak yine Mehdiyet. Yine Mehdiyet’e ihtiyaç var, yine İsa Mesih’e ihtiyaç var.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben boyutlar hakkında bilgi almak istiyorum, ismim Saliha.

ADNAN OKTAR: Şimdi biz kaç boyutluyuz? Şu elips ekrana bakıyoruz bir en var bir de boy var. Derinlik var gibi görünüyor ama aslında belli iki boyutlu olduğu belli. Üçüncü boyut bizi bayağı net seyrediyor şu an üçüncü boyutta olanlar yani onların önündeyiz şu an. Bir de üçüncü boyuttakilerle doğumumuz ve ölümümüz de onların gözünün önünde Allah’ın dilemesiyle doğum ve ölüm. Üçüncü boyut tabii bu Allah’ın dilemesiyle Allah’ın istediğine gösterebileceği bir durum. Mesela Peygamberine gösteriyor Allah. İkinci boyuttan çıkarıyor üçüncü boyuta geçiriyor gelmişi geleceği tek bir an olarak görebiliyor bir an olarak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Neden halkın sorularını yanıtlamaya karar verdiniz?

ADNAN OKTAR: Hoşuma gidiyor. Onların nelere dikkat çektikleri, neleri önemsedikleri, neleri araştırdıkları toplumdaki genel kanaati öğrenmemi sağlar. Genel kültür durumunu, genel anlayışı yansıtır. Onun için ben zaten birisiyle karşılaştığımda hep bana soru sormasını isterim. Ama bayağı da ilginç tiplerde işte “Soracak soru bulamıyorum” şeklinde cevaplar olur. Veyahut “Birden aniden böyle bir şeyle karşılaşınca aklıma gelmedi.” Normal bir insan binlerce yüzbinlerce soru gelir aklına. Nasıl bir insanın aklına soru gelmez? Kafanı bomboş tutuyorsan aklına hiçbir şey gelmez tabii ki. Neden aklına bir şey gelmesin? Hiç olmazsa şurada insanın binlerce konu aklına gelir, yüzbinlerce konu aklına gelir en azından “Bu halıyı nereden aldınız?” dersin “güzelmiş renkleri” falan dersin. “Kayseri mi Bünyan mı?” falan. Konu biter mi? “Kahve hoşmuş” dersin efendim değil mi kahvenin hakkında bilgi sorabilirsin her şey olur. Dolayısıyla merak araştırma, inceleme güzel bir şey. Kardeşlerimizin sorularından onların kişiliğini de anlamış oluyorum. Neleri merak ettiklerini, toplumda nelerin önemli görüldüğünü de görmüş oluyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Semiha Kulaç. Sizi neden bu kadar çok seviyorlar?

ADNAN OKTAR: Samimiyim ondan seviyorlardır bir de diğerkamım yani kendim için yaşamıyorum sevdiklerim için yaşıyorum bu alışılmış bir şey değil. Ve bir de tutkudan, aşktan delicesine haz duyuyorum, sevgiden çok şiddetli haz duyuyorum bunun da etkisi vardır. Allah’ı çok seviyorum her şeyin üstünde bunun çok etkisi vardır.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Ferdi. Gördüğüm en şık giyinen insansınız bu şıklığı nasıl sağlıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bir kere Allah, Cenab-ı Allah “Mescitlere giderken en güzel kıyafetlerinizi giyinin” diyor Allah, ayette teşvik ediyor. Bir kere Allah’ın emri bu bir. Peygamberimiz (sav) diyor ki “Allah nimetini kulunun üstünde görmek ister” bu iki, hadis olarak. Üç, ben belirli bir topluluğun, belirli bir arkadaş grubunun ağabey olarak gördükleri bir insanım. Tabii ki Müslüman olarak da ayrıca her yönüyle örnek olmak durumundayım. Güzel kıyafet, güzel söz, güzel yiyecekler, güzel evler her şey Müslümanın özelliği. Cennet de güzel, cennet kıyafetleri güzel, biz de cennette güzel olacağımıza göre cenneti burada başlatmak en doğrusu olur adeta diyelim.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Derya. Bende unutkanlık çok fazla başladı. Acaba unutkan olmamak için ne gibi bir çözüm getirebilirsiniz? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Unutkan olman iyi kafan dinlenir. Vücudun kendini savunmasıdır unutkanlık. Boş şeyleri insanın kafası tutmak istemez. Sürekli unutarak beyni rahatlatır Allah’tan bir nimettir. Hiçbir şeyi unutmasan çok sıkılırsın rahatsız olursun. Bir de dikkati keskinleştirmekte de elde edebilirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İçişleri Bakanımız Sayın Süleyman Soylu liderliğindeki heyet, jandarma teşkilatının kuruluşunun yıl dönümü dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti. Sayın Süleyman Soylu jandarma teşkilatının giderek artan küresel güvensizlik ortamında vatandaşımızın can ve mal güvenliğini temin etmek için gece gündüz demeden görev başında olduğunu belirterek jandarmanın destan yazdığını söyledi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş konuşması doğru söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, adım Abbas. Bir sorum olacak. Gençliğe yönelik devlete ve hükümete ilk olarak neyi tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Gençliğin iman hakikatleriyle yani Kuran mucizeleriyle, Allah’ın varlığının delilleriyle yetiştirilmesi lazım ve Darwinizm’in geçersizliğinin de Darwinizm anlatılarak açmazlarıyla beraber gençlere anlatılması gerekiyor. Yoksa bu PKK kafası, ateist kafa gittikçe yayılır Allah esirgesin. Cübbeli mantığı zaten gelenekçi Ortodoks İslam’la dinsizlik muazzam yayılıyor. Adam Cübbeli’yi bir okuyor onun kitaplarına bakıyor adam dinini imanını kaybediyor. Mesela diyor ki adam “Annesinin bacağına insan bakamaz” diyor “baktı mı tahrik olur” diyor “dizinin üstüne.” Adamın ne dini ne imanı kalıyor. “Üç yaşında çocuğun bacağına amcası bakamaz” diyor adamın olan imanı da gidiyor. Yani bu adamların tahribatı akıl almaz oluyor. Bizler olmasak Allahualem din iman tahribatı akıl almaz boyutlarda olacaktı. Darwinizm’in de kalesi olurdu Türkiye. Ama bizim sayemizde Darwinizm yerle bir oldu.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben İskenderun’dan Züleyha. Bir sorum olacaktı, Cumhurbaşkanımızla tanışmak ister misiniz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocamı ben severim çok da güveniyorum saygı duyuyorum. Fakat küfür ve delalet, deccaliyet bunu muazzam malzeme olarak kullanır, her türlü iftirayı atabilirler, oyun oynayabilirler. Onun için ben bizim çocuklara da “Gördüğünüzde hiç gözünüzü kaçırın geçin” diyorum hiç yahut “Sadece selam verin geçin” diyorum. Akıl almaz iftiralar atarlar hem Cumhurbaşkanı’na yönelik hem bize yönelik. İşte “Adnan Hoca’yla ne konuştu, ne yaptı, neler söyledi?” İftiranın kapısı sonuna kadar açık. Küfür deccaliyet atakta bekliyor. Görevi de çok zor Tayyip Hoca’nın. Burada yapılacak sevenlerini artırmak, destekçilerini artırmak; iyilik yapılacaksa bu. Yoksa gidip konuşup neyi konuşacağız? Gizli bir şey olsa çok gizli bir şey olsa zaten ulaştırırız. Ama genellikle devletin istihbaratı her türlü bilgiyi sağlıyor. Ben gizli ne bileceğim de anlatacağım neyi aktaracağım yani? Ha konuşuruz görüşürüz, ahirette asıl bizim görüşeceğimiz yer, Tayyip Hocam’la ahirette görüşeceğiz. İnşaAllah cennette. Ama bu dünyada da İslam’ın hakim olması, Mehdi (as)’nin zahir olmasında Tayyip Hocam da ben de efendim Mehdiyet çizgisinde inşaAllah güzel hizmetler veririz. Fakat işte önüne gelen çekilip Tayyip Bey’le, kardeşim Türkiye 83 milyon her aklını esen gidip görüşmeye konuşmaya kalkarsa ki gidip konuşanlar da çok vaktini alıyorlar iki saat ayrılmıyor. Memleket işleriyle mi uğraşsın, bu konuyla mı uğraşsın? Ben bazen görüyorum mesela tanıdıklarım “Ya” diyorlar “gidip Tayyip Bey ile görüşeceğim konuşacağım.” Bana geldiklerinde zaten en az iki-üç saatimi alıyorlar Tayyip Hoca’ya gitseler ne yaparlar bilmiyorum bazı vakalar için söylüyorum. Kesintisiz konuşuyor nefes almadan şöyle bir insanın ağzını açacak bir şey söyleyecek “Evet” diyecek bile takati kalmıyor kesintisiz konuşma. Bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı içinde de yaygındır bilinir bu rahatsız edici boyutlarda olur bu. Tayyip Hocam’a iyilik yapacak olan vaktini almasın. Yapacaksa bolca insanlar destekçi hale getirsin, taraftarını çoğaltsın. AK Parti taraftarı değil Tayyip Hoca’nın taraftarı, bunu sağlasın yeterli.

VTR: Selam Hocam, ben Arzu. Çile ve zorluk insanları Allah’a nasıl yaklaştırır?

ADNAN OKTAR: İnsanlar tabii şımarmaya, gevşemeye çok yatkın. Belalar, dertler tabii çok iyi konsantre olmasını sağlar Allah’a. Öbür türlü insanlar Allah’tan uzaklaşıyorlar yani daha çok dünyayla meseleleri halletme eğilimine girerler. Ama Allah Kendine yaklaştırmak için kuluna, sevdiği kuluna, acıdığı kuluna dertler, hastalıklar verir ki Kendine yaklaşsın da cenneti kesinleşsin diye. Çünkü öbür türlü cenneti tehlikeli olabilir. Allah’ın rızasına nail olmama ihtimali var. O yüzden bu Allah tarafından bir nimet olarak sunulur. Belalar, dertler, çileler ve herkes bilir bela, dert, çileyle karşılaşan insanlar hep Allah’a daha çok yaklaşırlar bunu bilmeyen yoktur.

VTR: Merhaba ben Dilara. Allah insana neden ruhundan üflüyor ve bu ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Ruhundan üflemek demek Allah’ın ruhunun o insanda olması demek. Ve anlamı çok açık yani Allah o kişide tecelli etmiş oluyor, Allah’ın tecellisi olmuş oluyor. O bilinç, o varlık zaten başka türlü açıklanamaz. Allah görüyor bizim gözümüzle görür, bizim burnumuzdan aldığımız kokuyu da bilir. Bizim dokunduğumuz dokunun veyahut dokunduğumuz cismin ne olduğunu, nasıl bir kıvamda olduğunu hissetmemizde de aynısı Allah bilir. Bütün duyularımızı bilir. Bu nedir? Allah’ın ruhunu taşıdığımızı gösterir. Aynısını Allah da bilir aynısını.

VTR: Merhabalar Adnan Bey, ismim Tuana. Benim size bir sorum olacaktı. Allah ayetlerinde gizlinin de gizlisini bildiğini buyuruyor, gizlinin gizlisi ne demektir?

ADNAN OKTAR: Bilinçaltı. Mesela insanlar der ki “Ya ben yemek yemek istemiyorum” diyor ama bilinçaltında yemek yemek ister. Mesela der ki adam “Ben hiç sevmiyorum” der ama aslında seviyordur bilinçaltı. Mesela “Allah’a inanmıyorum” der ama bilinçaltında inanır ayette zaten söylüyor Allah “Zulüm ve büyüklenme dolayısıyla inkar ettiler” diyor “aslında bilinçaltlarında kabul ettiler” diyor putperestler için de Allah onu söylüyor. Hz. İbrahim (as)’de olan olayda putperestler bilinçaltında söylüyorlar haklı olduğunu ama açık ifadede başka türlü konuşuyorlar.

VTR: Merhaba Adnan Bey, bir sorum olacaktı. Tütsü yakmanın manevi ve ruhani bir değeri var mı?

ADNAN OKTAR: Tütsü güzel kokuyor ama onun dumanına gerek yok. Güzel parfüm olan fitilli gereçler var gayet güzel kokusunu salıyor etrafa onlar daha iyi bence. Tütsünün dumanı sigara dumanı gibi evi, insanı rahatsız edebilir. Alerjik de olur ayrıca bence ona gerek yok. Ha onun dışında ruhani hiçbir önemi yok tabii boş.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Ömer Toprak. Sorum şu: Şu ana kadar dünyaya gelmiş olan ve gelecek olan bütün insanlar içerisinde en mükemmeli Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’dir diyebilir miyiz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Tabii öyle bütün kaynaklarda o şekilde. Kuran’da öyle olduğunu anlıyoruz. Cenab-ı Allah, “Habibim” demesi zaten ifadenin şeklinden de anlaşılıyor yani coşkun bir sevgiyi ifade eden bir hitap şekli. Zaten yaşantısı, çilesi hayatından da bu anlaşılıyor doğru.

BÜLENT SEZGİN: Londra’nın batısında bulunan Latimer Road'da 24 katlı bir bina alevler içinde kaldı. Binayı saran alevlerin söndürülmesi tam on saat sürdü Adnan Bey. Görgü tanıklarının ifadesine göre binada bulunan bazı insanların camlardan aşağı atladığı bilgisi de geldi. En az 6 kişi hayatını kaybetti 50’den fazla yaralı var.  

ADNAN OKTAR: Büyük binalarda olsun, diğer binalarda olsun yangına karşı hiç tedbir alınmıyor tamamen ortada bırakılıyor insanlar. Mesela o 11 Eylül’deki yangından da insanlar hep kendilerini attılar. Kardeşim nasıl yangın merdiveni bulunmaz? Her yerinde bulunması lazım binanın. Dikey, helezon şeklinde, her şekilde olabilir incecik bir metal nihayetinde.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, benim adım Eflin. Cennette neler olacak?

ADNAN OKTAR: Şekerlik normal mi? Bayağı tatlı değil mi? Cennette şimdi bak burada bakıyoruz tabletler var mesela şöyle bir fincan var hoşumuza gidecek bir fincan. Bunu sorsan, işte “İtalya’da bilmem ne usta yaptı” falan diyorlar normalde öyle zannediliyor. Beynimizin içinde oluşan bir şey bu. Hadi dışarıda olduğunu farz etsek bile, bizim bunu görmemiz mümkün değil yani dışarıda ışık yok ve renk yok. Bak dışarıda ışık yok ve renk yok. Neyi göreceksin? Beyin bunu renk ve ışık olarak yorumluyor. O zaman yaratılış kime ait? Allah’a ait, tamamen Allah’a ait. Onun için bütün eşyaları, her şeyi yaratan Allah’tır. Buradaki insanları yaratan da Allah’tır, bitkileri yaratan da Allah’tır, renklerini, parlaklığını, gölgelerini de yaratan Allah’tır. Dolayısıyla buradaki bütün detayları Allah yarattığına göre cennetteki de bütün detayları Allah yaratacak yani yaratmış hazırda şu an. Mesela şu camdan süsler dışarıda bunlar renksiz ve ışıksız, renksiz ve ışıksız. Peki, sen bunun neyini göreceksin o zaman beyin bunu bu şekilde yorumlamazsa, renk ve ışık olarak yorumlamazsa neyi göreceksin? Sırf karanlığı göreceksin. Duyu da beyine giden bir algı. Duyu diye bir şey de yok elektrik akımı geliyor sadece. Koku da öyle nasıl alacaksın öbür türlü? Beyninin içinde işte mercimek kadar yerde Allah cennet gibi bir ortam meydana getiriyor. Ha mercimek kadar mı? Belki mercimek kadar da değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Dua yaparken ayakta mı olmalıyız, oturarak mı olmalıyız?

ADNAN OKTAR: Ayette Allah “Uzanmışken” diyor “yan gelip yatmışken, ayakta, otururken Allah’ı anın” diyor. Yan yatmışken de Allah’a dua edebilirsin, oturarak da dua edebilirsin, istediğin gibi dua edebilirsin. Ayette o konu detaylarıyla anlatılmış.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim adım Yılmaz. Kader konusunu anlayamadım bana anlatabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Şimdi zaman bak şimdi, şimdi bir ses duyacağız bir ses, bir daha ikisini kıyasladık. Nerede? Beynimizde. Kıyaslayınca ne oldu? Kafamızda bir inanç meydana geldi. Bu inancın adı nedir?  Zaman. Beynin yorumuna diyoruz zaman diye. Dışarıda boş uzayda zaman yoktur. Mekan da tamamen izafidir. Mesela uçsuz bucaksız evren diyoruz. Bir başkası için bizim evrenimiz toplu iğne başı kadar. Tam anlamıyla toplu iğne başı kadar bütün evren. Ama bize çok büyük geliyor. Zaman da izafidir, mekan da izafidir. Sonsuz kısa zaman içerisinde sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah. Buna kader diyoruz.  Bilimsel açık net izah budur. Buna da hiç kimse itiraz edemez.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Adnan Bey, ben Duygu Altun. Öncelikle sizi çok seviyorum bununla başlamak istedim. İkinci konu da şu Huruf-u Mukattaa konusunda hem Hz. Mehdi (as) hem de Hz. İsa (as) bilgi sahibi mi, bu sırlara vakıf mı? Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Ben Mehdi (as)’yi görmedim ama ona talebe olmak istiyorum. Ama bak görmeden de onun talebesi olunabileceğini de gösterdim. İsa Mesih’i de görmedim ama hayatta olduğunu biliyorum ve inanıyorum. Mehdi (as)’nin de hayatta olduğuna inanıyorum ve biliyorum. Huruf-u Mukattaa’yı bilip bilmediklerini onları gördüğümüzde öğrenebiliriz onlara sorduğumuzda. Ama Huruf-u Mukattaa, Hızır (as)’ın yapması gereken işlerde Kuran’dan bilgi aldığı bir şifre sistemi gibi görünüyor. Ve Hızır (as)’ın ve ekibinin. Ne yapmaları gerektiğini, bir şey konusunda nasıl hareket etmeleri gerektiğini anlamak için başvurdukları bir sır sistemi olabilir Allahualem.

Cennette istediğimiz her şey olur. Bu dünyada da istediğimiz oluyor ama sebeplere bağlı. Mesela müzik sebebe bağlı her şey sebebe bağlı.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Esra. Kuran’da secde ayeti geçtiği zaman secde yapmalı mıyız? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bir şey kaybetmeyiz. Güzel olur, bir hürmet ifadesi olur. Mesela “Onlar” diyor “Allah’ın ayetlerini duyduklarında hemen secdeye kapanırlar.” Tamam işte ayeti duymuşsun kapan gayet güzel. Açık bir farziyet var gibi de görünüyor. Çünkü “Ayetleri duyduklarında kapanırlar” diyor ayetleri duymuşsun. Tabii o anlamda söylemiyor ayet onu yani Allah’a itaat ederler, iman ederler, ne gerekiyorsa yaparlar, tereddüt etmezler o anlamlara da geliyor. Ama zahir anlamına da göre de hareket etmekte fayda var.

Güven Park’ta olup CHP’nin yürüyüşüne destek vereceklerini açıklamışlar sol örgütler. TKP falan da katılacakmış. Güven Park şimdiden kapatılmaya başlanmış. CHP milletvekilleri, “Park katılsa da orada olacağız yürüyüş olacak” açıklaması yaptılar diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Sevgi. Hamileyken tutmadığımız oruçları kaza yapmamız gerekiyor mu?

ADNAN OKTAR: Öyle görünüyor ayete göre “Hastayken tutmadığınız oruçlarınızı tutun” diyor. Ama dayanamıyorsa işte fidye olarak fakir doyurması gerekir.

VTR: Merhaba Hocam, kıyamet alametleri ne demektir?

ADNAN OKTAR: Kıyamet olmadan önce olan insanların açıkça göreceği, alenen, elle tutulur fiziki olaylar ve diğer şahısların zuhuru, insanların zuhuru, olayların zuhuru.

BÜLENT SEZGİN: Fatih Kumkapı’da dün iftar saatinde üç kişinin ölümüyle sonuçlanan otel yangınındaki ağır bilanço gün ağarınca ortaya çıktı Adnan Bey. Otelin yangın merdivenlerinin asma kilitle kilitlenmesi ve kilidin de açılmaması için telle sarılması dikkat çekti. Fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, çok acı bunlar. Kilitliyorsan zaten öyle bir sistem yapmana ne gerek var? Ama müfettiş sistemi olması lazım. Müfettişlerin sık sık gelip kontrol etmesi gerekiyor. Biraz başıboş bırakılıyor.

“Nüfuzlu damatlar hakkında delil vardı ama hepsi serbest.” Ya kardeşim damadı olur bilmem ne olur bir kere suç varsa kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Devlet bu konuda bayağı titiz, hükümet de titiz. Adam yok işte akrabasıymış yok tanıdığıymış öyle bir olay olmaz. Benim de en yakınım olsa gitsin hapis yatsın yani öyle hiç gözünün yaşına bakılmaz böyle şeyde. Yani ya devlet başa ya kuzgun leşe derler. Olur mu öyle şey? Devlet elden gidecekse zaten her şey elden gider. Böyle bir ortamda devlet kendini tabii ki meşru zeminde koruyacaktır. Benim yakınım, benim tanıdığım böyle bir şey olmaz. İsterse ağabeyin, dayın olsun fark etmez, varsa suçu yatacak yoksa da çıkar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, geçtiğimiz bir günlerde Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen iftar davetinde Museviler, Hristiyanlar ve Müslüman liderlerin sizin vesilenizle aynı iftar sofrasında buluşması İsrail’in önde giden gazetelerin de haber konusu oldu. “Tevrat ayetleriyle konuşan Müslüman lider, İsrailler Müslüman lidere dostluğu için şükranlarını sunuyorlar.” Bu The Times Of Israel Gazetesi İsrail’in en çok okunan İngilizce yayınlarından, Facebook’ta bir milyonun üzerinde takipçisi var. Bu gazetede “Tevrat ayetleriyle konuşan Müslüman lider” başlığıyla yayınlandı haber.

ADNAN OKTAR: Tamam.

KARTAL GÖKTAN: Diğer haberi gösterelim. Israel Today Gazetesi’nde çıkan haberi görüyoruz, başlık şu şekilde “İsrailliler Müslüman lidere dostluğu için şükranlarını sunuyorlar.” Israel Today Gazetesi 80 ülkede takip ediliyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu haberi baştan ikisini de ayrı ayrı göster.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz günlerde Çırağın Sarayı’nda gerçekleşen iftar davetinde Museviler, Hristiyanlar ve Müslüman liderlerin sizin vesilenizle aynı iftar sofrasında buluşması İsrail'in önde gelen haber gazetelerin de haber konusu oldu. The Times Of Israel Gazetesi “Tevrat ayetleriyle konuşan Müslüman lider” başlığıyla iftarla ilgili konuyu haberleştirdi. Ve resimlere yer verdi. Israel Today Gazetesi ise “İsrailliler Müslüman lidere dostluğu için şükranlarını sunuyorlar”  başlığıyla konuyu haberleştirdi.

ADNAN OKTAR: Bu fotoğrafın aslını gösterin. Bu dergiden değil de orijinalinden. Yine o derginin logosunu da yeniden göster. Çünkü önemli bunlar.

BÜLENT SEZGİN: Derginin logosu. Israel Today’de çıkan haber fotoğrafı.

KARTAL GÖKTAN: Bir gazete daha var haber yapan. Breaking Israel News.

ADNAN OKTAR: Logosunu yaklaştır yine.

KARTAL GÖKTAN: Buradaki başlık da “Önde gelen Musevi, Hristiyan, Müslüman liderler geleneksel Dinlerin Birliği Toplantısı’nda İstanbul'da bir araya geldiler” şeklinde.

ADNAN OKTAR: Bir daha baştaki yazıyı göreyim.

KARTAL GÖKTAN: İsrail'de Tevrat'ın ışığı altında yayın yapan ve Ortadoğu'ya İsrail'den son dakika haberlerini okuyucularına taşıyan Breaking Israel News Gazetesi. “Önde gelen Musevi, Hristiyan, Müslüman liderler geleneksel Dinlerin Birliği Toplantısı’nda İstanbul'da bir araya geldiler” diyerek çırağındaki iftar davetinizi haber yaptı. Bu haberlerin içeriğinde de sizin Tevrat pasajlarından örnekler vererek konuşmanız, Kuran ayetleriyle İsrail’in o topraklarda yer alacağını açıklamanız, Hz. Süleyman tapınağının yeniden inşa edileceğini açıklamanız ve İsrail Likud Partisi’nden Haham Yehuda Glick’in size gönderdiği ramazan mesajının çok dikkat çektiği anlatılıyor. Resimde Haham Jeff Seidel’ı görüyoruz. Burada programınıza konuk olmuştu. Ve Amerikan kilisesine bağlı Rahip Kissam yanında.

ADNAN OKTAR: Aynı zamanda yüksek dereceli mason.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet. Toplantımızda da çok sayıda mason vardı. Aynı zamanda Hristiyanlar, Katolikler, Ortodokslar, Süryaniler, Nakşibendiler, Kadirilerden vardı. Saadet Partisi’nden, AK Parti’den, CHP'den insanlar vardı. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Birkaç resim daha var. Yayınınızdan sonra Haham Jeff M Seidel’a hediye takdim ederken. İsrail Üst Hahamlık Mahkemesi’nden hakimlik yetkisine sahip Haham Abraham Sherman.

ADNAN OKTAR: Çok tatlı o, acayip güzel huylu bir insan. MaşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin.

KARTAL GÖKTAN: Her dinin önde gelenlerinin isimleriyle Çırağın Sarayı iftar davetinden fotoğrafınız. Yine iftar davetinden konuklarınızı gösteren birkaç fotoğraf ve arkadaşlarınız.

ADNAN OKTAR: Evet güzel.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü