Harun Yahya

Sohbetler (15 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun dün akşam saatlerinde tutuklanmasını protesto etmek amacıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu partililerle birlikte bugün yürüyüşüne başladı. CHP lideri ‘adalet yürüyüşü’ adı altında 23-24 gün içerisinde 404 kilometreyi tamamlayarak Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmayı amaçlıyor. Sayın Kılıçdaroğlu’nun hava çok sıcak olduğu için daha ilk günden yorulduğu görüldü. Ancak kendisi yorulmadığını ve yürümeye devam edeceklerini söyledi. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Şöyle yapsın. Legal bir şey değil mi bu yaptıkları legal mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Hukuka kanuna uygunsa arabayla bir yere kadar gitsinler. Mesela bir ilçeye kadar gitsinler orada insin orada sembolik yürüsün, ne bileyim 100-200 metre falan sembolik yürüsün. Sembolik yürümelerle devam ettirsin. Yaşını da göz önünde bulundurursak ramazanda falan olmaz, inşaAllah. Gıdasına yiyeceğine falan da dikkat etsin. Normal, yani adalet istiyorum der, adalete teşvik edebilir. Onda bir şey yok, Türkiye’de demokrasi olduğunu gösterir o. Avrupa’ya karşı tavrımız da iyi olur. Hukuka uygunsa yani kanuna uygunsa. Ama doğrudan yürüme tarzında sakın ha öyle bir şey o olmaz. Ben rica ediyorum bu şekilde yapmasın. Makam arabasıyla, arabayla da olabilir mesela 50 kilometre gider, 25-30 kilometre gider, bir ilçeye yahut bir köye geldiğinde orada 200-300 metre 500 metre yürüyebilir, 600 metre de yürüyebilir. Sonra yine arabayla devam etsin o şekilde olsun her gittiği yerde. Hukuka uygunsa onun dışında olmaz.

KARTAL GÖKTAN: Bazı fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım. Adalet tamam bunların hepsi güzel bunların bir mahsuru yok. Evet, korumasına çok özen gösteriyorlar gördüğüm kadarıyla o önemli. Yalnız korumalarda otomatik silah da bulunsun. Genellikle otomatik silah taşımıyorlar gördüğüm kadarıyla, tabancayla olmaz. Psikopatlık yapanlar genellikle otomatik silahla bir atağa geçiyorlar. Otomatik silaha karşı tabanca olmaz. En az korumaların yarısında gelişmiş otomatik silah olsun, o şekilde olsun. Normal yani iyi bir görünüm verir Türkiye’ye demokrasinin işlediğine dair. Ama bu şekilde olması şart. Ben tekrar istirham ediyorum bak, çok sevdiğimiz bir büyüğümüz, çok değer verdiğim bir insan. Bir de başını örtsün güneş alnında o şekilde, şapkayla falan bir şeyle başını örterek 500metre, 600 metre falan iyi. Her gittiği yerde o şekilde devam etsin. Bu mutlaka bu şekilde olması gerekir. Tekrar söylüyorum kanuna hukuka uygunsa.

OKTAR BABUNA: Sayın Devlet Bahçeli, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yürüyüş başlatmasının 15 Temmuz’da oluşan milli mukavemeti yıkmak için yapılan ısmarlama bir proje olduğunu ve masum bir tavır olmadığını savundu ve şunları söyledi: “Atalarımız boşuna söylememiş ‘akılsız başın cezasını ayaklar çekermiş.’ İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi hükmünü vermiş kararını açıklamıştır. CHP’nin demokratik ve hukuk çemberinden taşmaması gerekirken mal bulmuş mağribi gibi sokaklara fırlayarak yürüyüşe geçmesi masumane değildir. Merak ediyorum ki İstanbul’dan karşı bir yürüyüş başlarsa karşılaşma ve buluşma noktası neresi ve nasıl olacaktır? CHP’lilere sesleniyorum aklınızı başınıza alın. Muhtemel ve kestirilemeyen hadiseler patlak verirse altından ne sizler ne de ülkemiz kalkar” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok öyle bir şey olmaz. Sayın Kılıçdaroğlu bayağı aklı başında bir insan. Bu tip şeylere karşı da gayet hassas, çok özenli, nezaketli bir insan. Zaten olayın şeklinden de bu görülüyor. Ama adaleti gündeme getirebilir. Bu illaki adaletsizlik olmasını gerektirmez. Adaleti teşvik edecek mahiyette bir yürüyüş de olabilir bu gayet normal.

Ama bu bylock falan olay ne kadar yaygınmış. Hiç ummadığımız insanlarda bylock çıkıyor. Mesela genç kızlar şunlar bunlar hayretler içinde kalıyoruz. Mesela bir genç kız demin anlattılar hostes onda da, bir başkası onda da. FETÖ’nün bir oyunu olabilir bu. Bu insanların başını kasten belaya sokmuş da olabilirler taraftar toplayabilmek için. Çünkü adam hepsine bylock bylock hepsine dağıttırır, adamların hepsini hapse sokturur. Dolayısıyla “bak bunların hepsi benim adamım” der “hepsi de hapishanede” der kendince propaganda yöntemi olarak böyle bir şey düşünmüş olabilirler. Çünkü bunların tabanı yok, böyle taban sağlayacaklarını düşünmüş olabilirler.

Ama adaleti bir insan çıkıp Türkiye’de “Ben savunuyorum adalet olsun” falan desin güzel. Bu adalet olmadığını gösteren bir eylem değil bir daha söylüyorum, adaleti teşvik etmek, adaleti canlı tutmak için olabilir bir mahsuru yok. Ama ben aşırı bir eforu doğru bulmuyorum. Allah esirgesin hastalık olur bilmem ne olur, insan zayıf yaratılmış. Tamam, bir yere kadar gelir mesela bir ilçeye orada iner orada yürür yine o şekilde, onun dışında olmaz. Ben tekrar istirham ediyorum Sayın Kılıçdaroğlu’ndan bu şekilde olsun. Evet.

KATRAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu koruma ekipleri tarafından sıkı bir şekilde koruma altına alındı. Bir fotoğraf var. 12 yakın korumasıyla etrafı sarılı şekilde yürüyor.

ADNAN OKTAR: 12 gayet normal en azından 12 olması lazım. Ama ayrıca dış koruma çemberi de olması lazım, otomatik silahlı dışarıdan da bir koruma çemberi olması lazım. Bu yakın koruma, yakın korumada tamam, yakın korumada otomatik silaha zaten gerek yok, yani mantıksız olur. Ama uzak korumalarda otomatik silah mutlaka olsun. 12’yse mesela 8-10 tane de 8-10 kişi otomatik silahlı dışarıdan bir çemberle devam edebilirler. Çok daha güvenli olur, daha iyi olur.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Edinilen bilgilere göre büyük Kürdistan devletinin kurulmasından yana olan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün, Türkiye’nin Katar’a asker göndermesinin ardından Kürdistan bölgesinde askeri üs kurma kararı aldı. Söz konusu üsler Kürdistan’ın savunulması için Erbil ve Duhok’ta kurulacak.

ADNAN OKTAR: Evet. Bu nasıl, öyle bir devlet var mı ki şu an?

OKTAR BABUNA: Devlet yok.

ADNAN OKTAR: Olursa mı diyorlar nasıl?

OKTAR BABUNA: Evet. Öyle bir şey olduğunda dediğiniz gibi, o anlama geliyor Allahualem.

ADNAN OKTAR: Barzani’nin kuracağı?

OKTAR BABUNA: Evet. Erbil ve Duhok.

ADNAN OKTAR: Evet. Peki Irak ne diyor bu işe? Olur diyor mu? Çünkü Irak hükümeti çok önemli orada.

OKTAR BABUNA: Öyle bir bilgi yok, dediğiniz doğru ama, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Irak hükümeti kabul ediyorsa, herkes kabul ediyorsa yaparlar yani onda bir şey yok. Ama Irak hükümeti bunu vatanın bölünmesi olarak alırsa o zaman haklı konuma gelirler. Ona bir şey diyemeyiz. En önemlisi Irak hükümetinin kararıdır. Onu araştırmak anlamak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kemal Kılıçdaroğlu yürüyüşe başlarken yaptığı konuşmada şunları söyledi: “Umuyorum bizim sesimize kulak verirler. Biz mahkemelerde, hapishanelerde gazeteciler istemiyoruz. Eğer bir bedel ödemek gerekiyorsa o bedeli ben öderim. Az önce bir haber geldi, bir gazeteci arkadaşımızın serbest bırakıldığına ilişkin. Bu bizi mutlu etti. İnşaAllah İstanbul’a vardığımızda gönül ister ki hapiste hiçbir gazeteci kalmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. Normal konuşmalar. Yazıdan dolayıysa, fikir suçlusuysa, onları hakikaten eskiden beri herkes savunur biz de savunuyoruz. Ki yani ‘fikir suç olmasın’ denebilir. Ama devlet de çok ciddi bir tehdit altında. Büyük bir belanın içinden geçiyoruz. Karanlık bir tünelden geçiyoruz adeta. Devletin kendini savunma refleksi makul. Zaten kendini savunmayan bir devlet olmaz. Ama en makul adaletin gösterilmesi teşvik edilebilir. O anlamda da güzel işte “adaleti savunuyorum” diyor. Desin iyi güzel bir mahsuru yok.

Mesela Irak hükümeti Barzani’nin referandum kararına tepki göstermiş. O normal yani o zaman. Bir ülkenin bölünmesini istemeyebilir meşru hükümet. Onların tasdikini almaları şart. Olur mu, bağırttıra çağırttıra ‘biz kurduk’ falan o zaman herkes herkesi böler. Yarın öbür gün Suudi Arabistan’ı da bölerler o zaman birçok parçaya ayırırlar. Olmaz öyle şey. Yani rıza şart, rızasız olmaz. Ama tabii oradaki Kürt kardeşlerimizin de huzurlu yaşaması esas. Daha önce çok eziyet ettiler, çok işkence ettiler. Saddam kitle katliamı yapmıştı çok fazla insanı şehit etmişti, o yönden zulüm. Tabii en azından bir güvence sistemi kurulması lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı Anastasiadis, 28 Haziran’da yapılacak 2. Kıbrıs Konferansı öncesi önkoşul olarak Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesini istemiş. Ümit Zileli Sözcü Gazetesi’nde konu hakkında şunları yazdı: “O zaman ‘bu cüreti nasıl bulabiliyor kendinde?’ diye sormuştum. Meğer yanılmamışım. Ocak ayında yapılan 1. Kıbrıs Zirvesi’nde Türkiye garantörlük sisteminin korunmasını istemiş ve adadaki Türk askeri sayısını yüzde 80 azaltmayı taahhüt etmiş iyi mi? Bu taahhüt Kıbrıs’ın ölüm fermanı anlamına gelir” dedi.

ADNAN OKTAR: Asker sayısını niye azaltıyorlar ki? Bilakis iki misline çıkartsınlar. Olur mu? Yüzde 80 azaltma değil yüzde 80 artırsınlar. Özbeöz kendi vatanımız, kendi toprağımız, tapusu üzerimize.

Yani adam çok münasebetsizlik yapmış. Kardeşim, hadi diyelim öyle bir tavrın var, öyle bir cesaretin var, bunu faş etmeye ne gerek var? Bunun şamatasını yapmaya ne gerek var? Zamanı gelince eğer vatan, millet, devlet için bir görev gerekirse insan ne gerekiyorsa yapar. Onun tanıtımını yapmanın bir alemi yok. Sen çünkü o zaman karşı tarafa malzeme vermiş oluyorsun. Ne gerek var buna?

Dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Mısır’da kanlı bir darbeyle yönetimi ele geçiren Sisi, Katar’a uygulanan ambargonun Türkiye’ye de uygulanmasını istedi. CNN TÜRK’ün haberine göre Sisi söz konusu krizde Katar’a destek verdiğini açıklayan ve bölgede diyalog çağrısı yapan Türkiye’nin de ablukaya alınmasını istedi. Habere göre, darbeci Sisi Kahire’de Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El-Halife’yle yaptığı görüşmede bu konuyu gündeme getirdi.

ADNAN OKTAR: Bunlar yöntem mi Allah aşkına? Ne kadar gereksiz, ne kadar riskli, ne kadar zararlı yöntemler. Birleşmeyi esas alacak, dostluğu esas alacak konuşmalar yapması lazım. Sisi’nin bu atağı hayret edecek bir tavır. Halbuki dese ki “Türkiye’yle dost olalım, herkesle dost olalım, arkadaş olalım, teröre karşı ortak bir cephe oluşturalım, şiddete karşı ortak bir cephe oluşturalım, Avrupai bir dünya anlayışını yayalım, gerçek İslam’ın üstünde duralım, bağnazlığa karşı ortak mücadele edelim” dese bu yapıcı ve faydalı olur. Ama bu, hiçbir anlamı yok.

Tayyip Hoca’yı yalnız bırakmayalım. Mağdur edecek zor durumda bırakacak tavırlardan şiddetle kaçınmak lazım. “Senin yanındayım” de, ama eline silah alıp niye yapıyorsun? Muazzam malzeme vermiş oluyorsun, kendini hedef göstermiş oluyorsun, sevenlerini hedef göstermiş oluyorsun, değil mi? ‘Pençeleyecek aslan kükremez’ derler, değil mi? Ne gerek var? Bir de Allah esirgesin, şimdi o arkadaşı tenzih ederim de, böyle tipler zor bir durumda da araziye geçiyorlar kayboluyorlar ortadan. Bunlara gerek yok. Çünkü burada senin amacın ne oluyor? En iyi ihtimalle morali güzel olsun içi açılsın diye yapmış olabilirsin ama akla başka şeyler de getirir bu. Yani nemalanmak istediği, bir yerlere gelmek istediği düşüncesini de akla getirir. Gereksiz olmuş. İnşaAllah ona tecrübe olur böyle işler yapmaz.

Bak tekrar söylüyorum; Tayyip Hoca siyasi lider olarak çok akıllı yaman, sabırlı, iradeli ve çok imanlı bir yiğit. Bayağı imanlı, İslam’a Müslümanlara çok coşkulu sahip çıkıyor, bayağı candan sahip çıkıyor. Böyle bir lider eğer varsa başka, bak samimi olarak söylüyorum, hakikaten söylesinler ben onu destekleyeceğim söz veriyorum. Tayyip Hoca’nın yerine ben o kişiyi destekleyeceğim. Ama yok şu an, dürüst olsunlar. O zaman bu insana, bu yiğide gereken desteği herkesin vermesi gerekir. Allah için, millet için, devlet için bu şart. “Sempatik bulmuyorum” kardeşim bırak sen ne alakası var? Sen siyasi liderden bahsediyorsun siyasi liderden. Vatanın, milletin huzuru mevzubahis. Vatana, millete faydalı olur mu? Olur, bitti. Sen boş ver sevmeni, değil mi? Öyle bir dert olmaz, öyle bir konu olmaz. Onun için sağ-sol herkes Tayyip Hoca’yı desteklesin. AK Partili olmayabilirsin CHP’li de olabilirsin, MHP’li de olabilirsin, Saadetli de olabilirsin, şahsını güçlü desteklersek bu çok yıldırır, İngiliz derin devletini akıl almaz yıldırır. Onların hep ümidi o, işte “Türkiye’de muhalif bir ekip olsa da şöyle yüzde 50-60 karşıt, bir şeyler yapabilsek. Herkes desteklerse hiçbir şey yapamazlar, nefes alamazlar bu önemli. Bunda hiç taviz vermemek lazım. Ekonomiyi de gayet güzel götürüyor bak, başkası olsa allak bullak olurdu Türkiye. Özellikle bu darbeden sonra falan belini bir daha kolay kolay doğrultamazdı. Ekonomi destroyer gibi gidiyor böyle yara yara gayet güzel gidiyor. Dine, imana, mukaddesata yönelik sözleri çok güzel. Dışarı çıkıyoruz ben ne polis görüyorum ne jandarma görüyorum her yer özgür rahat. Şu bylocklar falan ama haklılar. Ben mesela duyuyorum falanca gözaltına alındı deniyor. Kardeşim, baban olsa orada tarafgir olunamaz baban olsa dahi. Öyle ise öyledir. Vatanın, milletin menfaati mevzubahis.

Benim şahsen bir yakınım bylocktan alınsa FETÖ’yle bağlantılı “ellerine sağlık Allah razı olsun” derim. Zerre fütur vermem yani. “Çok iyi olmuş hayırlı olmuş devlet için, millet için” bayağı da memnun olurum. Çünkü ortalığın yatışması mevzubahis, devletin ayakta durması mevzubahis. Sen oradan onu çekiştirirsen, öbürü oradan onu çekiştirirse FETÖ, FETÖ’nün de üstünde İngiliz derin devleti her yere kollarını sarar. Buna müsaade etmeyelim.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir son dakika haberi var. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın 12 koruması hakkında Amerika’da tutuklama kararı çıktı. Washington Emniyet Müdürü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olayları müdahale etmeden izlediğini gösteren görüntülerin hatırlatılması üzerine, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gözaltına alınmasını gerektirecek herhangi bir kanıta sahip değiliz” ifadesini kullandı. 

ADNAN OKTAR: Yani çok saygısızca bir üslup olmuş ama çok çok münasebetsiz, bayağı ayıp etmişler. Hadi polisler için öyle düşündüklerini kabul edebiliriz. Ama Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’na işte “delil bulamadık tutuklamak için” falan. Sen kimsin, nasıl konuşuyorsun böyle? Nasıl bunu böyle konuşabilirsin? Nasıl bir münasebetsizliktir pervasızlıktır?

İngiliz derin devletinin kolları Amerika’da akıl almaz şımarıklıkla kol salmış. Bu pervasızlık inanılır gibi değil. Mesela “Trump’ı da yargılayacağız” diyorlar “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yargılayacağız, yargılayabiliriz, delil bulursak yargılarız” lafa bak. Bunlara karşı tabii karşı tutuklama gerekiyor mu savcılık buna bir göz atsa iyi olur. Gerekirse kırmızı bültenle aranmaları şeklinde.

Buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Amerika’da PKK yandaşlarının olay çıkarması sonrası müdahale eden 12 korumaya tutuklama kararı çıkarılmasına tepki gösterdi. “Amerika’dayım, PKK, FETÖ’cüler hep birlikte birleştiler, 40-50 metre mesafede şahsıma karşı orada gösteri yapıyorlar. Amerikan polisi hiçbir şey yapmıyor dokunmuyor. Acaba benzer bir şey Türkiye’de yapılmış olsa tavır ne olur düşünebiliyor musunuz? Benim korumalarımdan 12 tanesi için tutuklama kararı çıkarmışlar. Bu nasıl bir yasadır? Bu korumalar beni korumayacaksa niçin ben bunları yanımda Amerika’ya götürüyorum? Amerika’nın Hans’ıyla, George’uyla mı kendimi koruyacağım?” dedi.

ADNAN OKTAR: Burada Trump’a yönelik bir hareket olsa kendi korumaları Trump’ın tavır alır. Her neyse de zaten fazla üstünde durulacak bir şey değil. Ama Cumhurbaşkanı’na karşı kullandıkları üslup olmamış. Tutuklama kararı aldıysa o kendilerini ilgilendirir. Karşı tutuklama kararı da çıkarılabilir belki uygun bir üslupla. Çünkü orada bayağı kepazelik çıkaran tipler oldu. Bir hukuki misilleme hukuka kanuna uygun olarak yapılabilir.

Ama tabii bizim Avrupai olmamız lazım. Avrupa yanlısı olmamız lazım, modern olmamız lazım, kaliteyi ön plana almamız lazım. Bir kısım tiplerin üslubu ‘Avrupa’dan kopalım, müzik olmasın, eğlence olmasın, dans olmasın’ bu çok riskli. Modern olmamızı istemiyor adam, aydın olmamızı istemiyor. Garip bir dünya. Ama pratik uygulamalarına bakıyoruz hakikaten eğleniyorlar da müzik de var dans da var. Ama fiilen “biz bunu istemiyoruz” diyorlar. Bu olmaz. Mutlaka modern olacağız, mutlaka aydın olacağız, mutlaka ilerici olacağız, mutlaka kültürlü olacağız. Kalite her zaman hakim olacak, her zaman her yerde.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Merhaba ben Veysi. Ramazanda havuza ve denize girilir mi?

ADNAN OKTAR: Niye girilmesin? Banyo yapıyorsun, duş yapıyorsun yıkanıyorsun aynısı. Evet.

VTR: Şimdi oruçluyken ağzıma bir şeker attım ama hemen çıkardım, sizce orucum bozuldu mu?

ADNAN OKTAR: Bozulmaz tabii. Niye bozulsun hemen çıkarttığına göre? Çünkü yemek içmek, yeme fiili olmadığına göre oruç da bozulmamıştır. Evet.

VTR: Üzülen insanlara tavsiyeniz nedir?

ADNAN OKTAR: Üzülmek haramdır, Kuran’da açık hüküm var. Tevekkülsüzlük anlamına gelir yani şiddetle direnmek lazım. İnsanın kendisini gaflete bırakması hiç doğru olmaz. Sonra toparlarım diye de gaflete bırakmak doğru olmaz. Kendini üzüntüye iyice bırakıyor, sonra nasıl olsa yaparım diyor. O geçen vakitler çok ızdırap vericidir çok acıdır. Yakışık alacak bir hareket olmaz.

VTR: Merhaba, ben Yüksel. En mutlu olduğunuz an nedir?

ADNAN OKTAR: En mutlu olduğumuz an Allah ile en yoğun bağlantıda olduğumuz an olur. Derin iman insanı mutlu eder. Allah’ı tutkuyla sevmek insanı mutlu eder. En mutlu olduğu şey odur, ondan gerisi hep gelip-geçicidir. Evet.

VTR: Neden büyüklerimizin elini öpüyoruz?

ADNAN OKTAR: Güzel bir adet. Tevazu gösterisi olmuş oluyor. Ona karşı saygını, hürmetini gösteren sembolik bir tavır. Herkes tarafından da kabul edildiği için o sembol saygıyı ifade eden güzel bir jest olmuş oluyor. Evet.

VTR: Sizce merak iyi bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Merak, tabii ki birçok bilimsel buluşlar merakla oluşuyor. Bilim o şekilde ilerler. Araştıracaksın inceleyeceksin, neyin neden olduğunu öğrenmeye çalışacaksın. Allah’ın sanatını zaten biz öğrenmekle mükellefiz. Allah “merak edip araştırın” diyor zaten Kuran’da. Çiçekleri, böcekleri, dağları, ovaları, insanın yaratılışını, geçmişte olan uygarlıkların kalıntılarını her şeyi, ilk yaratılışı, ilk yaratılışa ait fosilleri her şeyi araştırın diyor Allah. Baktığımızda hep Allah’ın sanatını harikasını görmüş oluyoruz.

VTR: Karşı cinsle konuşurken toplum tarafından yanlış anlaşılabiliyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet. Toplum birçok şeye karşı. Toplum içinde birçok yerde bazı yerlerde katı kurallar var ve toplum bu kurallarla kendi kendini eziyor, kendi kendine hayatı zehire çeviriyor. Ama her yerin kuralı aynı olmuyor, her semtin kuralı aynı olmaz. Mesela varoşların ayrı bir kültürü vardır, şehir merkezinin ayrı bir kültürü vardır. Her topluluğun ayrı kuralları oluyor, ama o kurallar genellikle ezici ve insanların mutluluğunu yok edici mahiyette oluyor. Her kural yeni bir pranga demektir. O yüzden Müslümanlık, Kuran insanların üstündeki bütün zincirleri kıran bir sistemdir. O sistemin dışında bir şey kabul etmediğin için yani yeni bir pranga kabul etmediğin için -hukuk kanun ayrı tabii yani devletin kanunları ayrı- onun dışında bir kural kabul etmediğin için, sadece Kuran’a göre hareket ettiğin için alabildiğine özgür olmuş oluyorsun. Ama toplumun kendi icat ettiği kurallarla yaşamaya kalkarsak acı, ızdırap, dertler her tarafı sarıyor o zaman.

Evet.

VTR: Köprüde şu anda iki şerit kapatıldı. Köprüde bir trafik var. Bunu daha hızlı yapamazlar mı? Trafiği açamazlar mı daha hızlı çalışma yaparak?

ADNAN OKTAR: Bu rahatça mümkün. Ben gördüm köprüde yapılan çalışmayı. Bir dozer gelmiş, üç-beş işçi gördüm, gayet sakin yavaş yavaş elindekini ne yapacağını düşünüyor. Bir şeyi bırakıyor sonra yürüyerek ilerliyor. O hızla aylarca süreceği belli oluyor. Orada hem aletlerin çok olması lazım, hem insanın çok olması lazım. Mesela 100 metrelik bir yeri yaparken 100 işçi bile kullanırsın gerekirse. Çok kalabalık insanla yapılması lazım. Biri taşıyacak biri getirecek, yıldırım hızıyla neticelenmesi gerekir. Çünkü o yüzden binlerce insan, yüz binlerce insan mağdur oluyor. Mağduriyetin süratle giderilmesi şart.

Evet.

VTR: Biz üniversite öğrencileri olarak hepimiz ilk 20 bine girip bölüm yazmış olan öğrencileriz. Fizyoterapi bölümü okumaktayız. Şu an ilk 20 bine girmemize rağmen atamalarımız yok. Bu istihdam nasıl açılmalı?

ADNAN OKTAR: Mezun olduğunuz bölümlerle ilgili değil de mezun olmanız güzel, o bölümü bitirmiş olmanız da güzel de illaki o bölümde görev almanız şart değil bir süreliğine en azından. Mesela fizyoterapi mezunudur ona yakın başka bir işte görev verilebilir. Çift meslek elde etmiş olur. Bu şekilde çözüm olur. Mesela coğrafya bölümünü bitirmiş öğretmenlik yapacak, tarih öğretmenliği de yapabilir. Veyahut bir yerde yazı işlerine bakabilir veyahut bir yerin yönetiminde görev alabilir, değil mi? Her yerde görev verilebilir. İllaki kendi mesleği değil, zamanla kendi mesleğine dönebilir belki. Çünkü ilk acil tedbir olarak o olabilir. Mesela fizyoterapi fizik tedavi bölümü. Nasıl olur? Özel klinikler açılabilir ama hastanelerde başka görevler verilebilir ilk planda. Acil olan onlara bir iş bulunması herhangi bir iş. Ama sonra kendi mesleklerine doğru olay ilerletilebilir.

Evet.

VTR: Birçok yerde staj yapan öğrencilere ücret vermiyorlar. Bu sizce doğru mu?

ADNAN OKTAR: Öğrenci ücretsiz olmaz. Öğrenciye her yerde bahşiş verilmesi lazım yahut işte harçlık verilmesi lazım. Mesela bir yerde çalıştı, orada hemen öğrenciye yetecek kadar çok fazla değil ama rahat okuyabileceği rahat beslenebileceği, rahat yatıp-kalkabileceği, rahat giyinebileceği kadar bir ücret ödenmesi gerekir. Ama bu yaygın olması lazım. Mesela akrabası amcası, gitti amcasının evine öğrenci. “Sana gel ben bir öğrenci harçlığı vereyim” demesi gerekir. Mesela bayramda küçük çocuklara hep harçlık verilir. Bilmiyorum bayram şu an değil mi biliyorsunuz her yerde olan bir şey. Öğrenciye de aynı şekilde harçlık verilmesi gerekir. Mesela genç kız tıp okuyor dayısının yanına gitmiş, ver 2-3 bin lira harçlık olarak “sen okuyorsun” dersin “öğrencisin çalışmıyorsun.” Amcasının yanına gider o 3-5 bin lira verir yahut bir sevdiği tanıdığı olabilir arkadaşı olabilir iş yapıyordur işadamıdır “ben seni desteklemek istiyorum bir nevi burs gibi” der. Öğrencileri bu şekilde ayakta tutmak lazım öbür türlü çok zor çocukların işi.

Ziraat fakültelerini artırsınlar bence. Hayvancılıkla ilgili bölümler. Bence ziraata çok ağırlık verilmesi, hayvancılığa ağırlık verilmesi Türkiye’de muazzam iş imkanı sağlar. Uçsuz bucaksız tarlalar, işsiz de kalmaz.

Evet.

VTR: Pilot adaylarına tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Pilot adayı ne yapacak; zaten kazanabilirse çok iyi ama çok fazla testten geçiyorlar, değil mi? Sağlık testleri, onu aşabilmeleri çocukların çok zor. Ama kazanırsa da zaten çok severek okuyorlar, severek bu görevi yerine getiriyorlar. Tavsiyemiz şevkli olmaları, üzülmemeleri eğer kazanamazlarsa da üzülmemeleri.

VTR: Benim tek sorum neden erkekler değer bilmez aldatırlar?

ADNAN OKTAR: Kadının değerini bilmek nasıl olur? Onu Allah’ın tecellisi olarak görmek lazım. Mübarek ve kutsal bir varlık olarak görmek, ona çok saygı duymak, değer vermek, gözünde yüceltmek, koruma hissiyle dolu olmak, onun mutlu yaşaması için kendi çıkarlarını terk etmek. Çünkü bir sanat eseridir kadın. Sanat eserine titiz olan bir insan özelliği göstermek gerekiyor. O zaman Allah zaten zorlukları, yanlışlıkları giderir her şey güzele gider iyiye gider. Genç kız kutsal bir varlıktır. Bunun ilk önce topluma yayılması ve inandırılması gerekiyor. Anne, genç kız, kadın kutsaldır. O zaman değeri çok daha iyi bilinir. Ama şu an gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında kadın bir kere yarım varlık olarak görülüyor. İnsan olarak bile görülmüyor bazı yerlerde. Kadının dediğinin tersini yapılması gerektiğine inanılıyor. Bir de kadın, ahlakı bozan bir varlıkmış gibi lanse ediliyor. Mesela anneye bile adamların saygısı yok. “Annesiyse diz kapağının üstü tahrik eder” diyor. Evladı da aşağılayan bir ifade bu, anneye de hakaret eden bir ifade. Bir evladın anneye duyduğu kutsi duyguyu da ortadan kaldırıyor. Potansiyel ırz düşmanı gibi gösteriyor evladını. Anneyi de potansiyel gayri ahlaki tavır gösterecek bir insan gibi gösteriyor. Üç yaşındaki bir çocuğu bile risk unsuru olarak gösteriyor. Böyle bir inanç düzeyinde, kadına karşı saygı sevgi nasıl olur bir düşünmek lazım. Önce bu gelenekçi Ortodoks anlayışın yaptığı derin tahribatın ortadan kaldırılması lazım, bilgiyle, kültürle, eğitimle.

Evet dinliyorum.

VTR: Almanya’daki Türkler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Onlar orada bütün güçleriyle, gayretleriyle çalışıyorlar. Zor bir ortam onlar için. O kadar da kolay değil. Ama tabii modern bir ülke. Allah kolaylık versin. Ama bazı insanlar tabii kendi aralarında sevgiyi yaşayamıyor Almanya’da. Camileri ayrı. İbadethaneler ayrı. Birbirlerine öfkeyle yaklaşıyorlar. Mesela, Nakşibendi’yse Kadiri’ye, Nurcu’ysa Süleymancı’ya, Süleymancı’ysa Nurcu’ya. Hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın camisine bile gitmek istemeyenler var. Bu tabii ürkütücü ve tedirgin edici. Güzel değil. Almanya’da bütün Müslümanlar birbirini coşkuyla sevip, koruyup kollamaları lazım. Hepsi birbirini evine misafir etmesi lazım. Her gördükleri yerde birbirlerine saygı ve sevgi göstermeleri lazım. Nurcu, Süleymancı, Nakşibendi, Kadiri hiç fark etmez. Hepsi nur gibi Müslüman. Hepsinin birbirine çok saygıyla hürmetle koruyucu bir ruh içerisinde yaklaşmaları farz. Allah’ın emridir.

Evet dinliyorum.

VTR: Doğudaki adaletle buradaki adalet arasındaki farkı sizden öğrenebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Doğuda olağanüstü bir durum var. Yani çatışma bölgesi. Orada adalet kavramı tabii yine uygulanıyor ama sakin olan, kavga gürültünün olmadığı, çatışmanın olmadığı bir ortamda adalet daha makul uygulanabilir. Daha titiz uygulanabilir. Ama sıcak çatışma bölgesinde adalet. Mesela adamı yakalamış teröristi, adamı götürüyor polis. Kaba bir yöntemle götürebilir yani. Adam direniyordur. Tabii ona karşılık kuvvet kullanabilir. Güç kullanabilir. Ama burada olur olay, adam gerekirse kelepçesiz de götürülüyor. Ama orada adamı sıkı sıkıya bağlaması gerekebilir. Şartlara göre, ortama göre bazen biraz değişiklik gösterir adalet. Ama Türkiye’de adalet sisteminin en zor şartlarda bile ben düzgün çalıştığını düşünüyorum. Aldığımız haberler hep o yönde oluyor. Biz de duyuyoruz oradan buradan. Mesela gözaltına alınanlar oluyor, öğreniyoruz. “Size sert kötü bir muamele yapıldı?” mı diyoruz. “Yok” diyorlar. “Çirkin bir söz duydunuz mu?” “Yok.” Gayet makul bir ortam var. Dolayısıyla eski adalet anlayışıyla, şu anki adalet anlayışı kıyaslandığında, şu anki adalet anlayışının iyi olduğunu görüyoruz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bilgisayarda çalışan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bayağı yoğun çalışma halinde. Bayağı şeker.

Evet dinliyorum.

VTR: Toplu taşımalar ücretsiz olup biz gençlerin daha çok gezip ülkemizi yani yaşadığımız şehri güzel bir şekilde gezip tanımamıza olanak sağlanabilirdi.

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii. Ama tabii onu Milli Eğitim Bakanlığı’nın yapması lazım. Öğrencilere yönelik yapılması gerekiyor. Mesela öğrencilerin hepsini trene doldurup bir yere götürebilirler. Şarkılar söyleyerek, eğlenerek, kardeşlik ruhu içerisinde olur. Yakın yerlere özellikle götürüp getirebilirler. Mesela gündüz erken saatte giderler, akşam geri dönerler. Ama yoğun kültürel çalışma olması lazım. Eğitim amaçlı olması lazım. Çok iyi olur.

Doğuda mesela adalet açısından geçen gün Gevaş Emniyet Müdürlüğü’ne yönelik saldırının ardından üç kişi yakalanmış ve terörist oldukları iddia edilmiş. Ama bunlar arazide mantar toplayan kişilermiş. Bazen tabii polis ayırt edemeyebilir. Çok zor Güneydoğu’da faaliyet. Çok çok zor. Polisi o konuda suçlamak bence çok da vicdanlı olmaz. Kasten bir şey yapmaz polis durduk yere. Yanlış bilgi, yanlış istihbarat olabilir yani hatalı teşhis de olabilir. Ama o kadar güç oluyor ki, mantar toplayanla terörist yan yana oluyorlar. Hangisi hangisi, hangisi, hangisi?  O vaziyette polisin hiçbir şey yapmaması gerekir. Mecburen o tip olaylar oluyor ama bazılarında eğer dengesizlik olduysa tabii hukukla kanunla gereği yapılır. Düzeltilir. Dengelenir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Süslü bir köpeğimiz var.

ADNAN OKTAR: Hayret bu kadar tatlı olması. Bu mucize böyle bir varlık olması.

“Kuran’da Musa-Hızır kısasında Hızır’ın adı yok. Musa’ya hocalık yapan bir melekten bahis var. Yoksa orada Hızır’dan bahis yok” diyor. Melek de demiyor Allah aşkına. Niye melek diyorsun? Samimi ol. Nerede geçiyor orada melek diye? “Kullarımızdan bir kulluk buldu” (Kehf Suresi 65) diyor. Adı Hızır ne fark eder? Sen Hızır demeyebilirsin. Ledün ilminin sultanı olan bir insan. İlmi batını bilen bir insan. Sen ona Hızır deme, başka bir şey de. Ahmet de diyebilirsin. Başka bir isim de verebilirsin. Dert değil ama böyle biri var. Melek de değil ayrıca. “Kullarımızdan bir kulu buldular” (Kehf Suresi 65) diyor. Niye dürüst konuşmuyorsun?

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bu akşamki iftar konuşmasında terörle mücadele ve sınır güvenliği için yeni hazırlıkların yapıldığını söyledi. Sayın Erdoğan’ın konuşması şu şekilde. “Türkiye’yi terör örgütleriyle kuşatmaya çalışanların oyunlarının ilk perdesini inşaAllah bozduk. Bu şimdi bir şeyi gösteriyor; bu millet demek ki isterse yapar. Öyleyse gecikme olmadan birçok şeyi yapmamız gerekiyor. Gecikirsek bunlar aleyhe tecelli eder, onun için gecikemeyiz. Adımları anında atmamız lazım. Şimdi bu oyunu tüm sınırlarımız boyunca işlemez hale getirmenin hazırlıklarını yapıyoruz.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam doğru yolda.

Her yerde Allah’ın sanatını herkes birbirine hatırlatması lazım. Mesela bak şimdi yerde halı var. Yün halı. Trilyonlarca koyunun kodu duruyor. Yani genetik kodu mevcut burada halının üstünde. Çünkü tüyü her miliminde bu mebzul miktarda var. Mesela bu çok büyük bir sanat. Görüntü beynimizin içinde oluyor. Ve beynimizin içinde gözsüz gören biri var. Çok büyük bir sanat. Uçsuz bucaksız evren görüntüsü var. Sonu yok. Ve çok karmaşık dağdağalı bir sistem var dışarıda. O, ona çarpıyor, o ona çarpıyor. Ama dünya son derece huzur içinde. Dışarısı kaynıyor. Ama dünya hep huzur içerisinde.   Gök taşlarla dolu ama yine biz huzur içindeyiz. Hücrelerimiz sürekli faaliyet halinde sürekli yıkım ve yenilenmeler var. Her yapılan yeni hücrede, yapılan her proteinde mükemmellik kontrolü yapılıyor vücudumuz tarafından ve sürekli sağlamlık belgesi alınıyor. TSE’nin var ya onun gibi sağlamlık belgesi aldıktan sonra bırakılıyor. Eğer çürük olduğunu söylerlerse hemen ilgili tamirciler gelip tamir edip sağlamlığını onaylatıp garanti belgesini verdikten sonra ayrılıyorlar. Şimdi bunlar bir tane, iki tane, on tane değil onun için müminlerin akşama kadar birbirlerine sık sık Allah’ın sanatını hatırlatmaları lazım. Yalnız böyle hep belirgin değil de hiç ummadıkları yerlerden hatırlatmaları çok daha iyi olur. Mesela akvaryumdaki balıktan efendim mesela oradaki cam sanatı var onu Allah biçimli hale getirmiş özel olarak insan yapıyor gibi görünüyor ama görüntüyü insan biçimlendiremez. “Cennette nasıl olacak?” diyor bak burada bunu yaptığına göre Allah, hususi yaptığına göre “cennette nasıl yapacak?” demenin bir alemi yok, fiilen gösteriyor. Müzik yapıyor Allah, müzik yaratıyor ve müziği hoşumuza gidecek şekilde yaratıyor. Balık yaratıyor balık hoşumuza gidiyor. Eşya yaratıyor eşya hoşumuza gidiyor. Bir de hoşumuza gitmesini de ayrıca sağlıyor. Eşyadan rahatsız olabilirdik hayvanlardan, bitkilerden rahatsız olabilirdik. Hepsini beğeneceğimiz şekilde yaratıyor Allah. Onun için Allah’ın nimetlerini çok fazla hatırlatmak lazım.

Mesela Tevrat’ta Mezmurlar Zebur bölümünde Hz. Davut (as)’a gelen kitapta “Ya Rab Allah’ım harikaların, düşüncelerin ne çoktur” bak “harikaların, düşüncelerin ne çoktur. Bizim için sana eş koşulmaz. Duyurmak anlatmak istesem yaptıkların saymakla bitmez.” diyor. Yolun kenarındaki ottan tut her yerde muazzam harikalar var. Mesela ses, konuşma; dışarda ses yok ama beyin sadece onu ses olarak yorumluyor. Dışarda dalga var sadece o kadar, ses yok. Işık da yok mesela burada spotlar yanıyor falan diyoruz ama dışarda bunu tespit eden bir mekanizmada sadece siyahlık görülüyor. Ses olarak da sadece sessizlik. Siyah ve sessizlik ve hissizlik hakim dışarda. Cisimler hepsi hissiz, hissi yok, bir tek insanda his var. Mesela acıyı, soğuğu algılayabiliyor.

Diyor ki Allah Nahl Suresi 79’da “Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş kuşları görmüyorlar mı? Onları (böyle boşlukta) Allah’tan başkası tutmuyor.” Diyor Allah “Şüphesiz, iman eden bir topluluk için bunda ayetler vardır.” Mühendislik harikası hayvanlar, uçamaz insana öyle kanat versen tepesinin üstüne çakılır. Mükemmel bir uçma güçleri oluyor hayvanların.

İbrahim Suresi 34’te Cenab-ı Allah diyor ki; “Size her istediğiniz şeyi verdi” bakın dikkat edin her şeyi Allah vermiş vaziyette nimet olarak “Eğer Allah’ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz.” O kadar çok nimet var. “Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür.” diyor Allah. Nimetlere değil de imtihanın zorluklarına kafası takılıyor. Trilyonlarca nimet var -ki sayamayacağı kadar çok- onları değil imtihanda Allah’ın aleyhine düşünüyor. Mesela Allah onu bir zorlukla karşılaştırıyor hemen Allah’ın aleyhine düşünüyor. Ama menfaatine uygun olduğunda da hemen Allah’ın lehine düşünmeye başlıyor. İşte “Denizde dalgalar onu sarar” diyor, hemen Allah’tan yana oluyor. “Ama sahile geldiğinde” diyor “dalgalar sakinleştiğinde Allah’ı unutur” diyor Cenab-ı Allah. Onun için genellikle Cenab-ı Allah en yoğun Hz. Eyüp (as) kıssasında sabrın önemini belirtmiştir. Çünkü sevginin, imanın başka türlü anlaşılması mümkün değil. Ahlakın yükselmesi başka türlü mümkün değil. Çile, sabır, irade çok hayati bununla ilgili şimdi bir kitap hazırlıyorum bayağı kapsamlı inşaAllah çok iyi olacak.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Üç köpek üst üste istirahat ediyor.

ADNAN OKTAR: Ama bunları terbiye etmişler böyle, olmaz. Ben hayvanları yorduklarını düşünüyorum gerçi böyle yapan köpekler var. Doğal olarak yapıyorlar ama burada eğitilmişler gibi geldi bana.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir soru var izleyici sorusu.

VTR: Merhaba ben Caner size şunu sormak istiyorum. Doğumdan sonra depresyona giren annelere ne önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Depresyonluk bir şey yok. Genellikle vücutları bozuluyor annelerin ona çok üzülüyorlar, karın çatlakları falan oluşuyor halbuki zaten onun öyle olacağını da biliyor. Çocuk doğuracak bir kadın önceden vücudunun da deforme olacağını bilecek dolayısıyla sonradan üzülmenin bir alemi yok. Onu geriye getirmek de zaten mümkün olmaz. Onu bir imtihan olarak alacak Allah’ın gücünü görmüş oluyor. Allah yeni bir insanın yaratılmasında onu vesile kılıyor. Ama her doğan sonunda ölecek, bozulmayı bırak mezarda tamamen vücudu darmadağın olacak. Kısa bir süre emaneten burada kalmış oluyoruz. Dolayısıyla üzülecek sıkılacak hiçbir şey yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Birçok çocuk esirgeme kurumu var orada anasız babasız öksüz yetim büyüyen çocuklar var. Onlara nasıl sahip çıkabiliriz?

ADNAN OKTAR: Aileler ziyarete gidebilirler, insanlar ziyarete gidebilirler çocukları. Onları ziyaret çok kolaylaştırılması lazım ama tabii ziyarete gelen insanların temizliği, akli dengesine de bakmak lazım. O çocuklara hediyeler getirsinler, halini hatırlarını sorsunlar, onları sevindirsinler. Zaman zaman öyle ziyaret eden insanlar oluyor çocukları, çocuklar da bayağı seviniyorlar çok mutlu oluyorlar. Ben de gitmiştim zaman zaman çok sevecen ve candan tavırları. Sevap olur, güzel olur. Yiyecek dağıtılabilir, oyuncak dağıtılabilir, kıyafet dağıtılabilir. Onların sevinci çok büyük bir nimettir.

Evet dinliyorum.

VTR: Masa başında çalışan işçilerin sağlığıyla ilgili ne gibi çözümler sunabilirsiniz, ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

ADNAN OKTAR: Masa başı tabii çok riskli bir şey. Hiç el ayak vücut hiçbir yer hareket etmiyor saatlerce sabit kalıyorlar. Ara ara iş yerleri on dakika, on beş dakikalık günde belki yedi-sekiz kere zaman aralıklarında hareket mecburiyeti getirmesi lazım. Hızlıca onların hareket edebileceği, yürüyüş yapabileceği, ellerini kollarını kullanabilecekleri, eğilip bükülecekleri sırt hareketi yapabilecekleri gibi ortam sağlaması lazım. Onu mecbur yapması lazım aslında. İşyerinin bir mecburiyeti haline getirmek lazım o başka türlü olmaz. Sağlık açısından hareket son derece önemli. Hayati bir konu. Okullarda mecburi hale getirmek lazım. İşyerlerinde mecburi hale getirmek lazım ve ona uygun zemin hazırlamak lazım. Uzun koridorlarda yürütülebilir, asılabilecekleri gibi yahut işte şınav yapacakları gibi yerler yapılabilir. Veyahut çeşitli spor aletleri bulundurulabilir ama illaki hareket yapmaları gerekir.

Evet dinliyorum.

VTR: Bankaların sürekli müşterileri arayıp rahatsız etmelerine, ne diyorsunuz?

ADNAN OKTAR: O izne bağlı olması lazım hakikaten birdenbire selamün aleyküm. Hayat konforunu, hayat kalitesini bozan bir tavır olmuş oluyor. Çok gereksiz bir hareket zaten televizyonlar reklam yapıyor konuşuyorlar. Ayrıca telefonla aramak saygıya uygun değil bence, rahatsız edici gerçekten. Bir düzenlemeyle ayarlanabilir.

VTR: Merhaba Özcan Kaya. Gençler arasında önemsemek yerine boş vermek, düşünmek yerine umursamamak gibi bir düşünce var, ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çocukları tabii çok baskı ile birçok yerde mutsuz ettiler. Toplum baskısı var. Mahalle baskısı var. Toplumun kuralları var. Her kural her yerde ayrı oluyor. Özellikle genç kızlara muazzam baskı var. Kıyafetine karışıyor, neşesine karışıyor, yürümesine karışıyorlar, hayatlarına karışıyorlar baskının çeşidini say say bitmez. O da gençlerde muazzam bir gerilim ve sıkıntı meydana getiriyor. O zaman biri bir şey dediğinde onu anlamazlıktan geliyor. Bir şey söylendiğinde onu yok hükmünde görüyor. Vurdumduymaz bir hale getirerek vücudunu adeta hissizleştiriyor kendini böylece bir savunma mekanizması geliştiriyor. Bu kadar acı bir duruma gençleri sokmanın bir alemi yok yazık günah. Kuran hürriyeti içerisinde Kuran’ın güzel ruhunu insanlara anlatıp Kuran’ın dışında insanlara toplum baskısı meydana getirecek suni kurallar, suni örfler olmaması için gayret etmek lazım.

Evet.

VTR: Televizyon dizilerinde neden hep aynı yüzleri görüyoruz?

ADNAN OKTAR: Evet herhalde yeteneklerinden dolayı tahmin ediyorum. Ama yetenekli yeni yeni gençler de olabilir onları denemeleri lazım, teşvik etmeleri lazım. Rekabet de kaliteyi artırır.

Evet dinliyorum.

VTR: Devlet hastanelerinde özel refakatçilere özel bir yer verebilir misiniz, verilebilir mi?

ADNAN OKTAR: O çok önemli tabii hastane işi çok hayati bir konu. Hasta zaten fiziki müdahaleden çok ruhi desteğe ihtiyacı olan bir varlık. Zaten morali sarsılmış oluyor, hastanede de yalnız başına olmuş oluyor bu onun için dehşet verici bir şey oluyor. Halbuki yakınları, dostları, sevdikleri de bir odada yanında olmuş olsalar onların da rahatça yaşayacakları bir yaşam standardı verilmesi gerekir, o zaman huzurla oradaki o insan tedavi görebilir. Hastayı yalnız bırakmak bence olabilecek en korkunç olaylardan bir tanesi. Hasta zaten bir imtihan oluyor, ikinci imtihan da yalnızlık öyle olmaz. Hastanelerin sayısını devletin artırması için devlete bütün gücümüzle destek olmamız lazım. Hastanelerin de çok ferah ve geniş yapılması, oda sayısının çok fazla olması, mutlaka refakatçi odalarıyla yapılması da önemli.

Masaüstü Görünümü