Harun Yahya

Sohbetler (16 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler başlıyor, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Tekrar hoş bulduk. İstirham ediyorum buyurun Beyefendi.

KARTAL GÖKTAN: Batman’da Jandarma Karakolu önünde bombalı araçla düzenlenen PKK saldırısında yaralanan Uzman Çavuş Ali Gülnar kaldırıldığı hastanede şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Kabadayıyı göreyim. Hay ağabeyinin aslanı, yakışıklı aslanı. Allah yakışıklılığını sonsuzlaştırmış. Dünyada olsa yaşlanacaktın ve normal bir vefatla vefat edecektin. Ama Cenab-ı Allah seni hemen yanına almış. Ne büyük şeref, ne büyük nimet. Burası imtihan yeri burası kolay değildir. Gittiğin yer kolaylık yeri. Bizi de çağır biz de gelelim. Allah bize de nasip etsin o şerefi. Tebrik ediyoruz, Allah mübarek etsin. Allah şanını, namını, güzelliğini sonsuza kadar cennette devam ettirsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Manisa’da 50’ye yakın asker akşam yemeğinin ardından zehirlenme şüphesiyle hastanelere kaldırıldı. Geçtiğimiz ay içerisinde 1046 asker gıda zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırılmış 1 askerimiz şehit olmuştu. Bu olaydan 4 gün sonra tekrar bir zehirlenme vakası yaşanmış 70 askerimiz hastaneye kaldırılmıştı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bunun çözümü vardır. Yemekhaneye kimseyi sokmayacaklar. Taze yemek olması lazım. Beklemiş çorba, beklemiş yiyecekler, konserveler özellikle çok tehlikeli olabilir. Konserve yiyecek kesinlikle olmasın. Taze birkaç saat önce yapılırsa yemek hiçbir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: PKK yandaşları Erdoğan’ın aracına saldırmak isterken Amerikan polisi olaylara müdahale etmemiş, müdahale etmek Türk korumalara kalmıştı. Olayın ardından Washington Belediyesi çeşitli noktalara Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın korumalarının fotoğraflarının bulunduğu pankartlar astırdı. “Aranıyor” yazısı altında fotoğraflı ilanların resmi bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Tam Amerikan metodu. “Aranıyor” arayan bulur arıyorsanız, değil mi? Nereyi arıyorsunuz? Allah’tan bela arıyorsunuz. Hem Cumhurbaşkanı’nı korumayacaksınız, orada mahcup etmeye kalkacaksınız, belki adamlara linç ettireceksiniz. Kasten olmasa da tedbirsizlikten bu olacak. Adamlar gözü dönmüş şekilde hayvani bir içgüdüyle azgınca saldıracaklar, belki silahlı da olabilir adamlar. Korumalar da seyredecekler. Adı üstünde koruma, tabii ki Cumhurbaşkanı’nı koruyacaklar. Çok ayıp o yaptıkları, çok çirkin. Aramaya kalkarsa o zaman karşılıklı aramalar başlar. Olmaz. Bu çok çok yanlış. O utanç verici durumdan derhal geri dönsünler. O aramayı yakalama kararını falan kaldırsınlar. Bir daha da tekerrür etmemesi lazım. O kargaşada her şey yapabilirler Cumhurbaşkanı’na. Adamlar köpek gibi saldırıyor polis de seyrediyor. Son derece lakaytlar. Adamların saldırı şekli gözü dönmüş bir saldırı. Dolayısıyla korumaların orada aldığı tedbir makul. Yaptıkları doğru değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Amerika gezisi sırasında geziyi takip eden gazetecilerden olan CNN TÜRK yorumcusu Hakan Çelik çıkan olayları anlattı: “Dünyanın en çok tehdit alan liderlerinden biri olan Erdoğan’ı Amerika’nın gözü gibi koruması gerekirken bu kadar yakınına kadar terör yandaşlarının girmesine izin veren Amerikalı polislere ne demeli? Türk korumalarının müdahale etmekten başka şansı yoktu. Eğer İsrail Başbakanı olsaydı bir kere MOSSAD Washington Belediyesi’nin burnundan getirirdi” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Şimdi insanın aklına da geliyor “Acaba kasten mi yaptılar?” diye düşünüyoruz. FBI’ın içinde İngiliz derin devletinin uşağı adamlar olabilir. Onlara yalakalık yapan sahtekarlar olabilir. FETÖ’cülerle işbirliği yaparak PKK böyle bir şey hazırlamış da olabilir. Dolayısıyla bu tip şeylerde gizli koruma da olması lazım. Açık koruma değil gizli koruma da olması lazım. Oradaki yaşayan vatandaşlardan Sayın Cumhurbaşkanı’nı karşılamak üzere gelenler olacak. Ama o gelenlerin de aynı zamanda gizli koruma vasfı olması lazım. Bir insan bariyeri meydana getirirler mesele hallolur. Ben orada Cumhurbaşkanı’nın korumasını zayıf buldum. Çünkü oradaki insan sayısı PKK yönünden güçlü. Halbuki orada çok fazla Tayyip Hoca’dan yana olan, devletini, milletini savunan insan olması gerekirdi. PKK’lıların en az on misli olması gerekir ki güvenlik ortamı olsun. Ortalık bomboş kimse yok sadece PKK’lılar var ve Amerikan polisi var. Son derece tehlikeli. Orada acaba oldubittiye mi getireceklerdi? Orada bir suikast mı düzenlemişlerdi bunu da bir araştırmak lazım. FBI’ın içerisinden İngiliz derin devletine uşaklık yapacak adam çıkabilir. Bir suikast da düzenlenmiş olabilirler, bir linç düşünmüş olabilirler. Silahlı elemanlar olabilir orada. Dolayısıyla polisin orada gevşek davranmasının normal olmadığını görüyorum. Bu konuda Türkiye de bir soruşturma açsın. Cumhuriyet Başsavcılığı olaya el koysun. Suikast hazırlığı ve suikasta teşebbüs suçundan ve komplo tarzında suikast iddiasıyla soruşturma açılsın. Eğer illa ihbar gerekiyorsa yapalım. Bir vatandaşın başvurması gerekiyorsa görüntüler yeterli. Görüntüleri suç unsuru olarak ihbar kabul etsin Cumhuriyet Başsavcılığı. Suikasta teşebbüs, provokasyon tarzında suikast hazırlığı, birçok madde olabilir yani. Ben şimdi kanunun hangi maddesine girer diye bilmiyorum. Derhal soruşturma açılsın. Ve karşı tutuklama talepleri olsun. Oradaki bütün PKK’lılar için bir kere tutuklama talebi çıksın. Gevşek davranan Amerikan polisinin tavırları varsa bu da Amerikan anayasasına, Amerikan hukukuna göre suç teşkil edeceğine göre orada dava açalım. Polislere ve ilgililere dava açalım. Gerekli tedbiri almayanlara da dava açalım. Suikast ihtimali üstüne de araştırma yapmalarını isteyelim. Türkiye ayrı soruşturma yapsın, Amerika ayrı soruşturma yapsın.

Avrupalılara karşı birçok insan var. Halbuki ne kadar sevgi dolular görülüyor bu. Hayvan sevgisi, insan sevgisi. Hristiyanlar bir kere çok mazlum, sevecen ve sevgi doludurlar, çok merhametlidirler. Dinleri öyledir, İslam dininin aynısıdır Hristiyanlık da. O din biraz tahrifata uğramış olmakla birlikte ana yapısını muhafaza ediyor. O yüzden Avrupalılara kin duyanlar, sevgisiz olanlar büyük bir tehlike. Bu büyük bir hatalık veba gibi, veba salgını gibi sevgisizlik hastalığı var. Büyük bir tehlike bu. Buna karşı devletin tedbir alması lazım geniş çaplı.  

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yalçın Bayer Hürriyet’teki yazısında Celal Şengör’ün bir açıklamasına yer verdi. Şengör, Milli Eğitim Bakanlığı’nın yeni lise müfredatında biyolojinin bir saat azaltılıp din dersinin bir saat arttırılmasının modern dünyanın gereklerine ters olduğunu iddia ediyor. “21. Yüzyıl biyolojinin ve jeolojinin yüzyılı olacaktır. Milli Eğitim Bakanlığı herhalde akla ve bilime bu kadar ters bir karar hakkında halka bir açıklama borçludur. Zira bu tür kararlar milletin geleceği için tehlike arz etmektedir” diyor Celal Şengör.

ADNAN OKTAR: Şimdi bak Celal Hoca şöyle düşünsün; biyoloji dersi güzel. Biyolojiye kimsenin bir şey dediği yok. Biyoloji sayısı artırılsın ve çok kaliteli biyoloji eğitimi yapılsın dürüst konuşsun. Antropoloji, jeoloji bunlar mükemmel bilim dalları, bunlarla kimsenin alıp veremediği yok. Darwinizm’i istemiyoruz. Niye? Her şeyi tesadüfle açıklıyor. Bilimle tesadüf iç içe olur mu? Olmaz. Her şeyi sen tesadüfle açıklıyorsun. “Bu nasıl oldu?” “tesadüf” “şu ne oldu?” “tesadüf” böyle bir ilim olmaz, bu samimi bir ifade değil. Bilimle pagan dinini ayıracak. Darwinizm bir pagan dinidir, putperest bir dindir. Her şeyi tesadüfle açıklayan putperest bir din yani sapkın bir dindir. Dolayısıyla dürüst bir eğitimi sonuna kadar savunuyoruz. Ama şöyle olabilir; Darwinizm’i, mesela putperest dinleri anlatırken Darwinizm’in içinde anlatabiliriz. Dinler bölümünde anlatılabilir. Yahut felsefe bölümünde anlatılabilir. Yani sapkın felsefelerde anlatılabilir. Ama daha ziyade pagan dinler, Sümer paganı, eski Mısır paganı içerisinde bu konu anlatılabilir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nden Semih Yalçın Ağabeyimiz MHP’nin İstanbul Anadolu yakasında iftarındaymış. Bizim Seral’le Sedat da oraya gitmişlerdi iftara katılmışlardı. Beraber bir resim çektirmişler. Görebiliyor muyum? Semih Yalçın Ağabeyimiz çok aklı başında devlet terbiyesi almış, derin düşünen, mutedil, tutarlı, kültürlü, konuştuğunda mükemmel konuşan, devlete, millete mükemmel sahip çıkan bir yiğit ülkücüdür, bir yiğit MHP’lidir. Çok değerlidir, çok aklı başındadır, kıymetini iyi bilmek lazım. Aleyhinde konuşanlar samimiyetsiz insanlar, çok samimiyetsizler. Ben üç-beş kişiden itiraz aldım. Sen kimsin o kim? O insanın üslubuna bakıyorum senin üslubuna bakıyorum, Semih Yalçın Ağabeyimiz’in özelliği birleştirici, bütünleştirici olması. Ve son derece mantıklı ve tutarlı olmasıdır. Sayın Bahçeli’ye karşı sadakati, sevgisi, hürmeti de ayrı ona karşı sevgi duymamıza, hürmet etmemize vesile olan bir durum ve güzel bir ahlak. Allah uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin diyoruz. Daima yanındayız. Doğru yolda. Muhaliflerine de Allah hidayet versin diyoruz.

Ali İmran Suresi 160’ta Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınıyorum: “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur” bak “artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur.” Bu Mehdiyet’e yönelik açıklama ayettir. “Allah size yardım ederse” mesela Hz. Mehdi (as) topluluğuna yardım ederse “artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur.” Yani deccaliyet, İngiliz derin devleti seni ve sizleri yenemez, Allah’ın anlattığı bu bak ne diyor: “Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi 'yapayalnız ve yardımsız' bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir?” Yapayalnız ve yardımcısız kalacak kim biliyor musunuz? Deccaldır. Kudüs’te tek başına kalacak bütün adamları terk edecek. İşte deccalın ölümü denilen olay odur. Hz. İsa Mesih (as)’la karşılaşıyor “tuzun suda eridiği gibi erir” diyor. Çünkü metafizik iddialarda o, kendisinin Allah olduğunu iddia ediyor. Hz. İsa Mesih (as)’la karşılaştığında o gösterdiği istidracı tamamen kaybedecek. “Öyleyse” diyor bak Allah “müminler, yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.” Tevekküllü olacak müminler. 

Enfal Suresi’nde de yine Cenab-ı Allah: “…yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi, 2) Diyor.

Sahabeler savaşıyorlardı, iki taraftan saldırıya uğruyorlardı hem üstten hem alttan, iki taraftan, bir avuç. Kat kat fazla düşman ordusu. Kılıç, gürz, ok, mızrak hepsi var adamların elinde. Yani vahşileşmiş ve içkili alkollü olarak saldırıyor adamlar zaten. Müslümanlardan burnu kopan oluyor, çenesi, kolu kopan, iki kolu kopan oluyor, bacağı kopan oluyor. Akşama geliyorlar hepsi sargılı bayağı neşeli herkes. Herkes iman sevinci içerisinde. Ertesi gün bir daha, ertesi gün bir daha kimse fütur vermiyor. Allah aşkıyla insanlar mest olmuşlar. Allah’a muazzam bir teslimiyet, Peygamber (sav)’e vahiy habire geliyor, sürekli geliyor, peş peşe vahiy geliyor görüyorlar zaten vahyin gelişini de görüyorlar. Müthiş bir sevgi ve sevinç ortamı var. Birbirlerine acayip sahip çıkıyorlar. Ama Resulullah (sav)’in vefatından sonra işte o maneviyat azaldı azaldı azaldı. Resulullah (sav) diyor ya “Bir benim zamanım hayırlıdır bir Mehdi’nin zamanı” o kadar.

Ahzab Suresi 10’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Hani onlar” yani küfür topluluğu “size hem üstünüzden, hem alt tarafınızdan gelmişlerdi; gözler kaymış, yürekler hançereye gelip dayanmıştı” diyor. Yani akıl almaz bir korku, gözü kayıyor artık korkunun şiddetinden yani vücut kontrolünü kaybediyor. Gözünün kontrolü gidiyor. “Yürekler hançereye gelip dayanmıştı” demek; kalbi çıkacak gibi atıyor artık. O tedirginlik, huzursuzluk ve korkudan muazzam bir gerilim ortamı var. “..ve siz” şimdi dikkat edin “ve siz Allah hakkında (birtakım) zanlarda bulunuyordunuz.” Adam ne diyor? “Allah olsa böyle bir şey olmazdı” diyor sıkışınca görüyor musun? Bir saat evvel bunu demiyor. Bir saat evvel “Ya Rabbi sana hamdolsun çok şükür” diyor. Ama sıkıştı mı Sevgili’yi terk ediyor. Ne korkunç bir şey. “Kolum koptu” diyorsun, kopan kol senin kolun mu? Allah’a ait. Ruh kime ait? Allah’a ait. Sen ne yapıyorsun, Sevgili’ye nasıl bir tavır bu böyle? İşte Allah’ın en beğenmediği şey bu. Ve en korkunç olan şey budur. Allah vermesin.

Bak Ahzab Suresi 11’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, diyor ki: “İşte orada, iman edenler, sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.”  “İşte orada, iman edenler, sınanmış” imtihan ediyorum diyor Allah, “ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı.” Allah onlara gösteriyor kendi kişiliklerini, herkes kendini görüyor orada. Mesela bir saat önce en takvayım diyen bir saat sonra en takva olmayan olduğunu gösteriyor. Ve Allah hakkında zannını içinden de geçirmiyor açık açık söylüyor. “Biz boşa mı gittik acaba?” diyor “Peygamber demek ki doğru söylememiş” diyor “Allah da yokmuş” diyor haşa “boş yere.” Sonra Allah geriye çeviriyor bu sefer zafer veriyor, dediğine diyeceğine bin pişman oluyor. En fazla şehit veyahut gazi olursun. Sen bunu biliyorsun, bütün peygamberlerde bu sünnet ve imtihanın asıl yapısı içinde bu var. Niye bunu yapıyorsun?

Mesela Peygamberimiz (sav)’i dört cepheden sardılar her yandan. Peygamberimiz (sav) kayboldu küfrün askerlerinin içerisinde. Sahabeler arıyor bulamıyorlar kaybolmuş. Her yerde vefat etti haberi yayıldı. Diyorlar “mümkün değil” girmiş çünkü dört tarafından sarılmış. Adamların elinde kılıç, kargı, ok, gürz her şey var. Ve tek amaçları Peygamberimiz (sav)’i şehit etmek zaten başka bir amaç yok. Hayrettir. Uzun bir süre sonra içlerinden sağ salim çıkıyor. Atatürk “en büyük mucize bu işte” diyor. “Hz. Muhammed (sav)’in peygamber olduğuna dair en büyük mucize budur” diyor. Bütün küfür görüyor çünkü adamlar kendileri de kabul ediyor bunu herkes görüyor biliniyor meşhur bir konu yani.

Bak, Ahzab Suresi 12’de Cenab-ı Allah diyor ki: “Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü"” bak hem Allah’ı hem Peygamber (sav)’i suçluyor görüyor musun? “"Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vaadetmedi" diyorlardı” diyor. Sonra bin pişman oldu yani çok küçük düştüler. Ve kalbinde hastalık olanlar tabii sonra yine düzelme ihtimali var ama münafıklar yine aynı kafada devam ettiler.

Peygamberimiz (sav) diyor ki, Hz. Mehdi (as) devrinde, Hz. Mehdi (as) ve talebelerine yönelik, “Belalar olacak, kaçırılma olacak, sürgüne uğrayacaklardır. Benden sonra Ehli Beytim eziyet sıkıntıyla karşılaşacaklar ve darba” saldırılmaya da “maruz kalacaklardır” diyor. Nerede? Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman. Hz. Ali (kv)’yle başladılar ta o zamanlar. Ehli Beyt’i biliyorsunuz şehit ettiler. Şiiler bunu asla unutmadılar. Bu güzel bu. Bu kınanacak bir şey değil. O alçaklığı, o ahlaksızlığı unutmamaları onların yiğitliğidir, güzelliğidir. Hiçbir Müslüman unutmaz. Sünniler de unutmaz Şiiler de unutmaz, Vahabi de unutmaz tabii unutmayacağız. Ama Sünni-Şii karşıtlığı İngiliz derin devletinin bir oyunudur. Sakın kimse bu oyuna gelmesin. Çünkü iki güçlü ülkeyi çatıştırmak istiyorlar. Türkiye ve İran. Türkiye ve İran çatıştı mı zaten İslam alemi bitti demektir. Birleşti mi İslam dünyaya hakim oldu demektir. Hiç tereddüt etmeyelim, İran’la Türkiye’yi birleştirelim. Suudi Arabistan da birleşsin yani sınırları kaldıralım. Nasıl? Pasaportu, vizeyi kaldıralım, kardeş olalım, ortak bir savunma paktı yapalım. İran, Türkiye, Pakistan, Mısır, Rusya savunma paktı. Türkiye yan gelip yatsın ondan sonra bitti yani kimse kılına dokunamaz. Acayip rahat ederiz. Dünyanın en büyük gücü olmuş oluruz. İslam aleminde de ne kan akıtılır ne terör olur, IŞİD, El-Kaide, Taliban hepsi biter. Ama işte bu Mehdiyet devrinde olacak. Bak bütün istememize rağmen olmuyor. İllaki İmam Mehdi (as), İllaki İmam Mehdi (as). İllaki Seyyidina İsa Mesih (as). Bak her Allah’ın günü “Mehdi gelmeyecek” diyorlar. Nerden diyorlar? İngiltere’den üfürüyorlar. Üfürüyorlar derken nefes veriyorlar yani. Diyorlar “gidin anlatın, Mehdi gelmeyecek deyin” diyorlar. Onlar da anlatıyorlar. Bir kısmı için diyorum tabii.

Katade Bin Numan (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav)’e bir yay hediye edilmişti” diyor ok yayı. “Hz. Peygamber (sav) Uhud Savaşı’nın olduğu gün o yayı bana verdi” diyor. “Ben de Resulullah (sav)’in önüne geçip yayın uç kısmı erinceye kadar ok attım.” Yani sürekli ok attım diyor. “Bir an yerimden ayrılmadım ve yüzümü Resulullah (sav)’in yüzünün hizasına tutarak onu korudum.” Niye yüzünü onun yüzüne tutuyor? Bak ok gelirse benim yüzüme gelsin diye. Görüyor musun ahlakı, delikanlıyı, kabadayıyı? İşte böyle olacak. Kendi için yaşıyor mu? Yok. Allah için yaşıyor. “Bir an yerimden ayrılmadım ve yüzümü Resulullah (sav)’in yüzünün hizasına tutarak onu korudum. Oklarım bittikten sonra ne zaman Resulullah (sav)’e doğru bir ok atıldığını görsem Resulullah (sav)’i korumak için hemen yüzümü okun geldiği tarafa doğru çeviriyordum. Görüyor musun yiğitliği, kabadayılığı? “Benim kafama gelsin” diyor. Ahlak böyle olur. İşte cennette sonsuza kadar övüneceği bir güzellik bu. Yoksa cennet bahçesinde gezersin, yersin içersin. Asıl bunlardır, bu yiğitlikler sonsuza kadar övünç duyacağı güzellikler bunlar.

İran karşıtlığını FETÖ’cüler çok yoğun kullanıyordu. Türkiye bu oyuna sakın gelmesin. FETÖ’cülerin ana argümanı onların tabiriyle argüman neyse, ana konularıydı. Gece-gündüz İran karşıtlığı. Sakın ha. Nur gibi Müslüman onlar. Vahabiler tertemiz, kaliteli, nur gibi Müslümanlar sakın ha. Türkiye Sünnileri nur gibidirler, tertemiz Müslümanlar. Hepsi kardeş aman ha. Tayyip Hocam’dan ben tekrar istirham ediyorum, Pers ırkçılığı iddiasını tamamen bir kenara bıraksın sakın ha. Söyleyenden ispat istesin. İspat yoksa sakın ha.

Rahmetli Atatürk diyor ki: “Hz. Muhammed (sav)’in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir’de kazandığı zafer fani insanların karı değildir. Onun peygamber olduğunun en kuvvetli işareti işte bu savaştır” diyor.

Ama Peygamberimiz (sav) de acayip yiğit. Nasıl dalıyorsun mübarek? Allah’ın hikmetine bak. Direkt adamların içine dalmış. Kumandanlar genellikle kenarda duruyorlar, korunuyor yani savaşın içine girmezler. Resulullah (sav) direkt dalmış içlerine tam orta yerlerine kadar. Hayrettir hiçbir şey olmaması çok büyük mucize. Hepsine vefat etti diye yayılmış sahabe arasında. Bir çıkmış aralarından acayip sevinç. Hiçbir şey yapamamışlar. Bu çok büyük olay aslında bunun hiç üstünde durmuyorlar insanlar, çok fazla üstünde durmuyorlar.

Musab Bin Umeyr, Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu dibinden kaybediyor, kol gidiyor, çöküyor, kopuyor yani. Sancağı bu sefer sol koluna alıyor. Kardeşim, şu kabadayılığa, yiğitliğe bak. Kim yapabilir? Kolu koptu mu bitti bir insan, değil mi? Onun daha o tip bir durumu olamaz, normalde insanlarda olmaz. İkinci bir kılıç yarasıyla sol kolunu da kaybedince bu haliyle kendisini Peygamberimiz (sav)’e siper yapıyor daha hala. İki kolu yok. Görüyor musun kabadayıyı, yiğidi, aslanı? Peygamber (sav)’i korurken vücuduna saplanan bir mızrakla şehit oluyor. Bak. Ne olacaktı yaşasa ne olacaktı? Beş-on sene daha yaşamış olsaydı ne olacaktı? Bu yiğitlik mi, şu mu güzel, o mu güzel? Allah’ın en beğendiği bu işte, bunu yapabilmek. Namaz kılmak kolay, oruç da tutarsın. Bu yiğitliği, şu kabadayılığı yapmak çok önemlidir. Mesela bir kolu gidiyor öbür kolu. İki kolu gitmiş insan ne yapabilir, değil mi? Daha hala göğsünü tutuyor bana gelsin diye. Böyle yüksek ahlaklı insanlar sahabeler. Ama Peygamber (sav)’in de ne kadar büyük peygamber olduğunu buradan anlıyoruz.

Bir de Kuran olmasaydı Allah esirgesin çok zor bir durum olurdu, çok çok zor bir durum olurdu. Ben bakıyorum da Tevrat’a ve İncil’e tahrifat çok fazla var. Doğru yerleri de çok fazla ama tahrifat da çok fazla. Ama Kuran saf vahiy. Allah’ın aklının mükemmelliği her yerinde buram buram görülüyor. Her kelimesi mükemmel Kuran’ın, her yer. Tam insanın aklına, ruhuna şifa. Ama şimdi mesela Kuran’ı okuyan diyor “on kere okudum, yirmi kere okudum.” Öyle bir kitap değil Kuran. Yirmi-otuz kere okumayla alakası yok. Bin kere okusan bile az. Her seferinde yeni bir şey görüyorsun çünkü. Bu Kuran’ın bir mucizesi. Diğer kitapları bir kere okursun, ikincide hepsini anlamış olursun. Kuran’da öyle değil. Bu da çok şaşırtıcı. Mesela kaç yıldan beri ben Kuran okurum her okuduğumda yeni bir şey daha görüyorum. Aynı ayet ama yeni bir şey daha görüyorum. Hayretler içinde kalıyorum.

Abdurrahman Bin Avf, Uhud Savaşı’nda 20 yerinden yaralandı ve 12 dişi kırılmış. Kabadayıyı görüyor musun, yiğidi görüyor musun?

Evet, dinliyorum.

En çok annelerinin hakkı çocukları ısırmak. Yani halk ben istemiyorum. Çünkü çocuklarda alerji yapar o. Şılak şılak öpüyorlar çocukları öyle de bırakıyorlar. Git bari de yıka ılık suyla çocuğun yüzünü. Hiç doğru değil, bunlar körpecikler su gibi onların cildi hemen kızarır, olmaz. Bir tek anneye o hakkı vermek lazım o kadar. Seyredeceksin sadece güzelliğini tatlılığını.

İnsanlarda hayvanseverlik arttı o yönden çok hoşuma gidiyor. Hayvanlar artık daha rahat ediyorlar. Bir de hayvanlara eziyet edenlere çok şiddetli karşılık veriyor insanlar yani hukuki yönden çok kararlı davranıyorlar. O yönden de çok iyi. Ama öyle hayvanların mesela kuyruğunu kesen, ayağını koparan falan böyle tipler oluyor. Onları devlet mutlaka yayınlaması lazım. Bütün televizyon kanallarına gönderilsin, önden yandan resmi yayınlansın. İsmiyle cismiyle, adresini vermesinler ama ismiyle cismiyle bilelim. Her yerde biz onları gördüğümüzde onu hissettiririz onlara. O zulmü onlara hissettirmek lazım ömür boyunca. Çünkü hayvan ömür boyu kuyruğu kopuk yaşıyor. Ömür boyu kolu kopuk yaşıyor. O da ömür boyu bundan rahatsız olduğumuzu bilerek yaşaması lazım. Bunu unutmadığımızı bilecek.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimizin soruları var.

VTR: Benim sorum, Kuran bugüne kadar neden bize hiç Türkçe anlatılmadı?

ADNAN OKTAR: Evet, gelenekçi İslam, Ortodoks İslam anlayışında haram gibi gösteriliyor. “Aman aman sakın” diyorlar. Meal zaten sanki korkunç bir kelimeymiş gibi kullanıyorlar. “Sakın Türkçesini okumayın” diyorlar. “Bizim gibiler kırk yıl okusa bile anlamaz Kuran’ı” diyor. Allah, “Biz Kuran’ı müminlere indirdik” diyor “bunlar Allah’tan korkarlar ve kolayca Kuran’ı anlarlar. Ama kalplerini kararttıklarımız, gözü kör olanlar Kuran’ı defalarca okusalar da anlamazlar” diyor. “Ne kadar okursa okusun anlamazlar” diyor. Sen ne diyorsun? “Ben kırk yıl okusam anlamam” diyorsun. Neyi anlatmak istiyorsun? Tabii ki bu niyetle söylemiyorsun ama çok yanlış.

Bundan sonra Kuran duyulacak, bilinecek ve bütün dünya hayranlıkla Kuran’ı Fransızca da, İtalyanca da, Almanca da anlayıp hayatlarına uygulayacak ve yaşayacaklar.

Evet.

VTR: Büyüklerimizden kul hakkı diye bir şey duyuyoruz. Sizce kul hakkı diye bir şey var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii bir insanı gider öldürürsen, canını yakarsan, gasp edersen o kişi ahirette senden şikayetçi olur kul hakkıdır. Hayvan hakkı da vardır, bitkinin hakkı da vardır. Ağacı sen gider yeşilken güzelim ağacı kesersin ağaç senden hesap sorar. Hayvanın gider kolunu bacağını kesersin hayvan ahirette karşına dikilir hesap sorar. Allah senin de kolunu bacağını koparır ahirette o zaman. Aynı şekilde karşılık alırsın.

Evet.

VTR: Müslümanlar neden birbirleriyle didişiyorlar ve birbirlerine neden yardımcı olmuyorlar?

ADNAN OKTAR: Onu kutsal gösteriyorlar. Mesela Şiilikle uğraşmayı kutsal gösteriyorlar. Yani Sünniliğin üstünlüğü ve Şiiliğin altta olmasını vurgulamak bir Sünni için bazı yerlerde bazı kişiler için takva alameti oluyor. Mesela Vahabiliği çok korkunç göstermek bir Sünni için bir şeref oluyor, bir onur ve dindarlık gösterisi oluyor. Aynı şekilde bir Vahabi için de bir Sünni’yi o şekilde göstermek, bir Şii’yi o şekilde göstermek bir takva alameti ve Vahabiliğe yahut Sünniliğe titizliğin bir alameti olarak gösteriliyor. İşte böyle bir eğitim politikası izledikleri için, bu Şiilerde de var, Vahabilerde de var akıl almaz bir öfke oluyor aralarında. Akıl almaz suçlamalarda bulunuyorlar. Birbirleriyle ilgili çok çirkin menkıbeler, çok çirkin deliller sunuyorlar bazı vatandaşlar, bazı vakalar da bunu yapıyorlar. Bu çok korkunç ve tehlikeli, şeytanın bir oyunu kimse bu oyuna gelmesin. Çok dikkatli olmak lazım.

Evet.

VTR: Hocam, sizi çok seviyorum. Allah aşkıyla sevmek nasıl olur anlatır mısınız? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Şimdi beni seviyorsun, başkasını seviyorsun, çocuklarını seviyorsun? Ne görüyorsun? Beyninde bir insan görüntüsü var. O görüntüye karşı da Allah kalbinde bir sevgi meydana getiriyor. Bunu ne hissediyor? Ruhun hissediyor. Şimdi görüntüyü kim yaratıyor? Allah. Hissettiren kim? Allah. Konuşmayı kim yaratıyor? Allah. Görüntü tamamen Allah’a ait. Beden görüntüsü Allah’a ait. Sen kimi sevmiş oluyorsun? Allah’ı sevmiş oluyorsun. Doğru mu bu? Doğru. Teknik yönden de doğru. İnanç değil bu. Sırf inanç değil. Doğru. Bize “sevdim” dediğinde sen zaten mecburen Allah’ı seversin. Çünkü Allah’tan başka bir şey yok. Hep ya Allah’ın tecellisi vardır ya Allah’ın tecellisi vardır, başka bir şey olmaz. Yani ikinci bir şey olmaz. Her yer tecellidir. Bitkilerde tecelli eder, insanlarda tecelli eder, insanlardaki tecellisi Cemal ismiyle oluyor. Bitkilerde de yine Cemal ismiyle tecelli eder. Güzellik ismiyle. Hayvanlarda tecelli eder. Hepsinin görüntüsü ve sevdirilmek de sevmek de Allah’a aittir. Dolayısıyla Allah aşkıyla seviyorum diyen doğru söylemiş oluyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Manisa'nın Turgutlu ilçesinde park halindeki kamyonun motor bölümüne giren yavru kedi, komşuların bıraktığı not sayesinde fark edilip itfaiye ekiplerince kurtarıldı. Resimler var. Mahalle sakinleri araç sahibine “Aracınızın alt kısmına kedi sıkıştı. Çok uğraştık fakat çıkaramadık. Lütfen itfaiyeyi arayın” notu bıraktı. Notu gören araç sahibinin itfaiyeyi araması sonucunda yavru kedi kurtarıldı.

ADNAN OKTAR: Yakından resmini görebiliyor muyuz? Bu kadar mı var?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yerim seni ben. Bayağı şeker.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Köpek ile çocuğun arkadaşlığı.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı seviyor arkadaşını. Aileler tabii çocuk sevgisini, insan sevgisini, hayvan sevgisini çok güzel vurguluyorlar. Ama sağlık yönünden bir sorun çıkar mı? Ben biraz tedirgin oluyorum. Çünkü çocuğun her yerini yalıyor bu köpek. Ama onlar da zımba gibi hiçbir şey olmuyor maşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Ülkeler toprak için niye savaşıyorlar?

ADNAN OKTAR: Toprağını adam vermek istemez tabii. Bir insanın evine sen zorla girmeye kalkarsan ne yapsın adam, nereye gitsin? Mesela Türkiye’yi almaya kalkıyor adam Güneydoğu’sunu, Türkiye ne yapsın? Gelin alın diyecek hali yok. Tabii ki kendini savunur. Eğer toprağını elinden almaya kalkarsan, vatanını elinden almaya kalkarsan vatan savunması helaldir. Farzdır zaten. Bu gerekir. Ama yeni yerler istila etmek falan anlamında diyorsan ki öyle gibi anlaşılıyor. O tabii ki zulüm yani bu çok mantıksız. Dünya herkese yeter. Onun için bir saldırgan politikaya gerek yok, anlamı da yok.

Evet.

VTR: Merhaba ben Özgür. Dünyada özel günler sadece bir gün kutlanıyor. Örneğin Babalar veya Anneler Günü gibi. Neden sadece bir gün?

ADNAN OKTAR: İşte ticari yönden iyi imkan sağlıyor herhalde. Çünkü günlere yaysalar pek netice alamazlar. Ama yine de iyi yani. Hiç olmayabilirdi. Hiç olmazsa adam senede bir kere annesini hatırlıyor, babasını senede bir kere hatırlıyor. O yönden boş bir şey değil. Ticari yönden de faydası oluyor olabilir, o da kötü bir şey değil. Çünkü hediye götürüp hediye vermek ticareti canlandırıyorsa da o da iyi. Yani anlamı olarak tabii kötü, anlam olarak kötü. Her gün anneler günüdür, her gün babalar günüdür, her gün sevgililer günüdür. O anlamı kabul etmezse onu yapan olabilir yani sembolik anlamda onu kabul ediyorsa olabilir ama hakikaten senede bir kere hatırlanması, senede bir kere düşünülmesi gereken bir şey olarak görüyorsa bu facia. Ama ben her gün düşünürüm fakat aynı zamanda böyle sembolik de bu konuda güzel bir jest, bir ibadet olarak bunu görüyorum diyorsa tamam.

Evet.

VTR: 25 yıllık vilayet Şırnak neden ilçe oluyor?

ADNAN OKTAR: Herhalde oranın PKK’ya karşı korunmasında idari binaların sorun olmaması için düşünülmüş gibi görünüyor. Yani vilayetin korunması başka bir yerde daha kolaysa ve karakolların işte kaymakamlıkların korunması daha kolaysa coğrafi yönden, stratejik yönden daha uygun bir yere alınır. Dolayısıyla orayı il olmaktan çıkarırsın. Ama bu teknik bir nedendir. O ilin mensuplarının ve oradaki siyasi elemanların, siyasi yönetimin korunması amacını güdüyordur, o zaman makul. Onda bir şey yok sadece adı değişmiş oluyor.

Evet.

VTR: Neden bu ülkede İngilizceye ağırlık verilmiyor, yabancı dile, ikinci bir dile ağırlık verilmiyor eğitimler konusunda. Bence buna bir çözüm bulunmalı. Çünkü yüzde 80’imiz İngilizce bilmiyor.

ADNAN OKTAR: Çocukların hepsi sevimli, hepsi birbirinden temizler. Yeni nesil bayağı iyi. Bağnazlığın etkisinde değiller, o hissediliyor. İngilizce nasıl olur? Ama gençler genellikle biliyor İngilizce. Yaygın yani Eminönü’nde jilet satan küçük çocuklar olur böyle mendil satan İngilizce, Rusça, Sırpça, Çince; bilmedikleri yok. Bütün turistlerle anlaşıyorlar. Daha 10 yaşında falan. İngilizceyi zaten mükemmel konuşuyorlar. Yani anlaşamayacakları hiçbir konu olmuyor. Ama dediği de doğru tabii. İngilizce sıkıcı olmayacak şekilde artırılması lazım. Daha pratik, daha kolay hale getirilebilir. Bizde eskiden küçük bir İngilizce kitabı vardı mavi kaplı. Bilmiyorum sizde öyle miydi? İngilizce şu parmak kalınlığında bir karış boyunda bir kitaptı. Orada işte İngiliz kültürünü anlatan, İngiliz örf ananelerini anlatan resimler olurdu. Yöntem olarak çok kötü bir yöntemdi yani çok çok kötü bir yöntemdi. Pratik olarak anlatılabilir yani kolaylık sağlanarak, gençleri sıkmadan, hem Türkçe hem İngilizce kelimeler bir arada kullanılarak olabilir, bazı yerlerde o yapılabilir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, yürüyüşünün ilk günü hakkında “Şimdi hiç yorgun değilim dersem doğru olmaz. Ancak yorulduk diye ah, vah edecek halimiz yok. Bugün toplamda yürüyeceğimiz miktar 22 kilometre olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Yapmasın ben ona söyledim. Tamam artık yeter o. Yani 22 kilometrenin, 20 kilometresini arabayla gitsinler.2 kilometresini de yürüsün. Şapka tak başına dedim. Hastalanırsın, rahatsız olursun dedim. Bak onu yapmış. Başını örtmüş. O iyi oldu güneşe karşı. O olmaz öyle çok şey o. Çok uzun bir yol yani. 22 kilometre değil mi? Hadi 3-4 kilometre akıl alır da, 3 kilometre yine makul. 3 kilometre yeter onun dışında yapmasın. Arabayla gitsin bir şey olmaz. Yine aynı anlama geliyor. Bir şey yok ki onda. Anlatmak istediğini yine anlatmış olacak.

BÜLENT SEZGİN: CHP'li vekillerin yaşı ileri olduğu için sıcaktan etkilendikleri ve çok yoruldukları görüldü Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İşte dediğimi yapsınlar. Bol su içmeleri gerekiyor. Muazzam mineral kaybı da olur. Kalsiyum, magnezyum, tuz, potasyum bunların hepsini yeteri kadar almaları gerekiyor. Protein yönünden de normal beslenmeleri gerekiyor. 2 kilometre, 3 kilometre yürüsünler ondan gerisini arabayla. Sözlerinden dönmüş olmuyorlar. Bir şey bunda. Bu şekilde yapsınlar.

Evet.

VTR: Merhaba, ben psikoloji öğrencisiyim, İstanbul’da yaşıyorum. İstanbul’da psikolojiye bakış açısı genelde psikologlar paragöz falan oluyor. Aslında hak veriyorum da çünkü bir danışmaya sorduğumuzda 400 TL falan alıyorlar. Bence bu konu hakkında psikologlar, psikiyatrlar daha çok anlayışlı olmalı ve insanlara daha çok yardım etmeliler.

ADNAN OKTAR: Evet. Allah senin içine huzur versin, neşe, sevinç versin. Öyle bir şeye ihtiyacın hiç olmasın. Allah seni Kuran’la aydınlatsın, kalbine neşenin, sevincin en güzelini yerleştirsin. Doğru söylüyor. Çok psikolog olsun. Çok psikiyatrist olsun. Biraz devlet yardımı olsun, biraz da halktan da işte 400 TL değil de mesela 50 TL falan alsa yeter. Ne olacak? Hatta 30 TL, 50 TL hiçbir şey olmaz. Ama ne yapar günde 40 kişiye bakmış olsa bayağı yüksek bir para olur, yeter ona, çok çok yeter. Yani çok hasta muayene ederse yeterli olur. Bazısından da para almamak lazım. İşte biraz da onları vakıflaştırmak lazım. Mesela psikoloji vakfı, psikiyatri vakfı mesela psikologlar vakfı olabilir. Bu vakıflara insanlar yardımda bulunabilir. Çünkü bu insanlar zaten azap içinde oluyorlar, acı çekiyorlar. Ama psikolog da tabii sırf bilimsel metotlarla değil de sevgi, merhametle, dostlukla, imanla yaklaşması lazım. Yani Freud’dan şundan bundan konuya girerse olan aklı da gider bazı insanların. Çok tehlikeli olabilir.

Evet.

VTR: Hayatta mutlu olmak için kariyer sahibi mi olmamız gerekli?

ADNAN OKTAR: Mutlu olmak gerçek anlamda Allah’ı çok sevmekle olur. Çok samimi iman ederse bir insan dünyanın en mutlu insanıdır, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur onun dışında, hiç. Her şey de hallolur. Tek konu budur. Allah’ı candan sevmektir. Kariyer falan ne? Acayip sıkılır. Kariyer sahibi olup sıkıntıdan ne yapacağını bilemeyen azap çeken çok fazla insan var. Dünyaları cehenneme dönüyor. Kariyerle olmaz. Coşkun Allah sevgisiyle olur yani derin iman. Sarsılmaz derin bir iman olması lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir videomuz var.

ADNAN OKTAR: Yani konser ekibi muazzam, mükemmel. Mükemmel bir konser.

Toplumda o kadar çok kural var ki. Gençleri onlar akıl almaz sıkıyor. O yüzden psikologlara gidiyorlar. psikiyatristlere gidiyorlar. Hangi bir kuralla uğraşsın çocuk? Gelenekçisinin ayrı kuralı var. Modern olanın ayrı kuralı var. Bilmem kimin ayrı kuralı var. Bir başkasının başka kuralı var. Çocuklar ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Coğrafi bölgelerin ayrı kuralları oluyor. Gelenekler oluyor. Örfleri oluyor. Adetler oluyor. İnançları oluyor. Kendi kendine çıkarttığı kuraldan kurala geçerek çıkarttıkları sistemler oluyor. Çocuklar o kuralların içerisinde adeta incecik bir ipin üstünde yürür gibi yürüyorlar. Yani incecik bir ne diyelim? Kıldan ince, kılıçtan keskin derler ya. Öyle bir ipin üstünde yürür gibi oluyorlar. Ve o da onları müthiş strese sokuyor. Daha özgür, daha rahat bir dünya meydana getirilmesi lazım.

Evet.

VTR: Bir insanın özgürüm demesi için ne olması gerekir?

ADNAN OKTAR: Bir insanın özgürüm demesi için benim görüşüm Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Bak Kuran’ın dışında hiçbir kuralı olmaması lazım. Kuran’ın dışındaki kurallar insanları mahvediyor. Kanunu, hukuku ayrı görüyorum. O kurallar yani toplumun kendi kendine çıkarttığı sistemler, çocuklar onlarla boğuşacağız diye akıl almaz mutsuz oluyorlar. Genç kızlar özellikle çok eziliyorlar bu sistemin içinde. Yani rüyada gibiler adeta. Ne yapsalar suç. Bakımlı oluyor suç, bakımsız oluyor suç, başı yerde gidiyor suç, bakıyor suç, göğsü dik yürüyor suç, sırtını çıkararak yürüyor suç, dışarıya çıkıyor suç, dışarıya çıkmıyor suç, evleniyor suç, evlenmiyor suç her şey suç. Çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler birçok yerde, birçok kişi.

Mesela Türkiye’de her on kişiden biri antidepresan kullanıyormuş. Mesela bu çok korkunç bir rakam. Çünkü bu bakanlığın listesinden elde ediliyor. Bakanlığa gidiyor ya antidepresanlar. Çünkü doktor onu yazdığında antidepresan bakanlığa kaydı yapılıyor. Bakanlıktaki kayıtlara göre Türkiye nüfusunun onda biri. Bir de antidepresanı doktor kontrolü dışında kullananlar var. Bir de onları ekle onun üstüne akıl almaz bir sayı çıkar.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir duyuru yapabilir miyim Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SAZGİN: Mehmet Efe Uysal için Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Pazartesi'den itibaren A Rh negatif (-) trombosit ihtiyacı vardır.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı şeker bir şey. Bayağı yakışıklıymış. Kan grubu tutan kardeşlerimiz bir taksiye atlayıp gitsinler. Bir parça kan alınıyor. Az bir şey. O da sağlık sıhhat yapar. Daha iyi olur. Ama tabii tansiyonu düşük olanlar falan olmaz. Çok düşük tansiyonu yahut kansız oluyor onlarda tehlikeli olabilir. Sağlığı, sıhhati yerinde olanlar kan grubu tutuyorsa Çapa'da hastaneye gidip kan verirlerse çok iyi olur. Çok sevap olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Sağlıkçıyım, alanda 95.yim neden atama yok?

ADNAN OKTAR: Sağlıkçıya nasıl atama olmuyor çok ihtiyaç var sağlıkçılara?

KARTAL GÖKTAN: Aslında Sağlık Bakanlığı 2017 yılında 16 bin 500 personel alımı yapacağını açıklamış. Bunun 4 bini atanmış. 12 bini için de başvurular başlamış.

ADNAN OKTAR: Sağlıkçıya her yerde ihtiyaç var. İnşaAllah olur. Hükümet titiz ama biz yine bildirmiş olalım.

Evet.

VTR: En güzel fotoğraf Türkiye’nin neresinde çekilir?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru. Her yeri güzel Türkiye’nin. Karadeniz ayrı bir güzel. Fethiye, Köyceğiz, Kuşadası nefis. Göreme çok güzel. Yazın ama güzel. Her yeri güzel Türkiye’nin. Çok fevkalade bir ülke.

Evet.

VTR: İnsanlar oruçluyken plaja gidebilirler mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Niye gitmesin? Yıkanıyor. Sabah kalktığımızda oruçlu olarak duş alıyor yıkanıyor. Öğlen duş alıyor, akşam duş alıyor. Havuza girebiliyorsa girer, denize giriyorsa girebilir ama tabii denizin temiz olmasına çok dikkat etmek lazım. Mikrop, bakteri oranı yüksek olan yerlerde girmemek lazım.

Evet.

VTR: Sizce sevgi mi saygı mı?

ADNAN OKTAR: Şimdi saygı bizim Türkiye’mizde ve bazı yerlerde çok yanlış anlaşılıyor. Mesela ben bazen görüyorum geliyor oturuyor iki eli dizinin üstünde, gözü yerde alçak sesle konuşuyor. Bu nedir? Saygı. Bunun saygıyla alakası yok. Saygı yirmi yıldan beri tanıyormuş gibi candan seviyorsan, candan yakınlığın varsa, candan koruma hissi içerisindeysen, çok hürmet ediyorsan, çok değer veriyorsan buna saygı denir. Yoksa” rica ederim arzuhalimi size nasıl bildireceğimi tam ifade edemiyorum efendim. Bir sualim olacak” falan göz yerde, ses kısık, eller dizlerin üstünde böyle bir saygı olmaz. Bu Osmanlı’dan gelen bir gelenektir bu, bunun saygıyla alakası yok. Saygının anlamı insan gönlünde hoşluk meydana getiren, sevgiyi destekleyen, sevgiyi daha artıran sevgiyle olan bağını güçlendiren, sevgiyle ilgili olan her şeydir. Eğer bir şeyden bir insan rahatsız oluyorsa o saygı değildir. İnsanın hoşlandığı her şey saygıdır. Sevgide hoşlandığı her şey saygıdır. Ama mesela bir yaşlı amca gelir falan mesela birisi gelir ayağa kalkarsın bir saygıdır bu. Mesela ben kimsenin elini öpmem kolay kolay o yaşlı haham, baş haham çok temiz bir insan ben kalabalığın içinde elini öptüm. O nedir? Hürmet, o bir saygıdır, onore etmektir. Ama bazen bazı değersiz insanlar oluyor yine mesela alim bilinen birisi vardı hürmeten elini öpmek için eğildim her yerde gidip anlatıyormuş “Adnan Oktar benim elimi öper” “benim büyüklüğümü bilir” anlamında gittiği yerde. İşte “benim talebemdir” ama onu böyle bir gurur ve büyüklenme içerisinde anlatıyormuş. Mesela bu çok yakışıksız ayıp, değersiz bir insanmış demek ki. Kaliteli bir insan böyle bir şeyi asla düşünmez. El öpme hürmettir. Mesela o mason rahip Amerika’da çok ünlü birisi o ve önemli bir rahip geldiğinde her seferinde elimi öpüyor. Hürmetle eğilerek elimi öpüyor. Bu nedir? Saygı ama nasıl bir saygı? Sevgiyi ifade eden bir saygı. Karşılıklı insanların birbirine değer verdiğini gösteren güzel hareketlere, güzel jestlere saygı denir. Sıkıcı olmaması gerekiyor özetle.

Evet.

BÜLENT SEZGİN:  Amerikan Konsolosluğu bu akşam saatlerinde İstanbul’da yaşayan vatandaşlarını Şişli Mecidiyeköy’de olası bir terör saldırısına karşı uyardı. Şişli’de özel bir adreste Türk güvenlik güçlerinin varlığından hareketle vatandaşlarına olası terör saldırılarına karşı dikkatli olması ikazında bulundu.

ADNAN OKTAR: Olabilir, bir yerden polis istihbarat vermiştir olabilir.

Evet.

VTR: Merhabalar, benim sorum imar yasası ile ilgili olacak. Son dönemde yapılan imar yasasındaki değişikliklerin daha önceki hükümet döneminde yapılan değişikliklerle kıyaslamasını yaptığınızda yeşil alanlarla ilgili olumlu veya olumsuz bir değerlendirmede bulunup, bunun gelecek nesillere yönelik artısı veya eksisiyle ilgili bir değerlendirme yapılmasını rica ediyorum. Biraz soru gibi değil ama değerlendirme gibi oldu bu.

ADNAN OKTAR: Hükümetin alacağı hiçbir tedbir meseleyi halletmez. Sadece yaranın, acının şiddetini azaltır. O binaların tamamının yıkılması lazım lamı cimi yok. En az iki yüz bin, üç yüz bin binanın yıkılması lazım. Felaket görünüm. Güzelim İstanbul’u mahvediyor o binaların görünümü. Binaların renkleri bitmiş zaten. Solgun ve bakımsız, görünümleri akıl almaz kötü. Tam bir felaket. Hepsinin sökülüp kaldırılması lazım, güzel böyle yeşillik, bağlık bahçelik yerler haline getirilmesi lazım. Şehir İstanbul’un dışına taşınması lazım. Hatta Valilik bile götürülebilir İstanbul’un dışına götürülür. Büyük merkezler. Mecburen şehir o tarafa doğru kayar. Şehir merkezi turistik olsun daha çok. Bu nasıl bir iştir? Korkunç binaların görünümü. Korkunç, tek kelimeyle korkunç. Büyük bölümü öyle. Hükümet bunu yapamaz nasıl yapsın? Bu ancak Mehdiyet devrinde olabilecek bir şey. Ve en fazla bir-iki yılda biter. Bu büyük bir ruh devrimiyle olabilir, büyük bir aşk, büyük bir sevgi devrimiyle olabilir. Ve bunu halka sevdirerek yapmak lazım. Müthiş arbede çıkar bundan bir-iki tanesini bile yıkmaya kalksan. Sevinç içinde olması lazım. Cennet gibi yerler yaparsın deniz kenarında halk severek o tarafa gider. Bütün resmi binaları İstanbul’un dışına taşırsın. Konu biter herkes mecburen oraya gider işyerleri orada olacağı için. Hastaneler şunlar bunlar hepsini o taraflara doğru çekebiliriz. Mesela beş katlı bina yerine üç katlı bana yapalım diyorlar. Ne fark eder? Ama acıyı azaltacaktır, kiri azaltacaktır ama görünüm kirliliği kalkmayacaktır. Mesela binaların istendiği şekilde boyanması yasaklanıyor. Zaten bina binaya benzemiyor ki boyasan ne olur? Hadi beyaza boyadığını düşün en fazla o olur ne olacak? Hepsi allı güllü zaten şu an ve çok kirli görünüyor. Dehşet verici. Nasıl yapmışlar, kim yaptırtmış? Benim aklım almadı bunu. Nasıl müsaade etmişler böyle bir felakete, nasıl İstanbul’a kıyılmış nasıl böyle mahvedilmiş? İnanılır gibi değil. Mesela yabancıların böyle bir imkanı olsaydı asla böyle bir şey yaptırmazlardı. İsviçre’de, Norveç’te böyle bir şey tahayyül edilemez. Bu nasıl olmuş ben bunu anlamıyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dağ manzarası mı,  deniz manzarası mı?

ADNAN OKTAR: Daima deniz tabii, deniz güzeldir. Yaylalar güzeldir ama ormanlık yaylalar Karadeniz’de hoştur ama deniz ayrıdır. Adı üstünde.

Benim makalelerim varsa oku Fikret duyalım.

KARTAL GÖKTAN: Kuveyt'te İngilizce olarak basılan ilk günlük gazete Arab Times'da “2017 Ramazanı Ayı Nasıl Hatırlanacak?” başlıklı makaleniz gazetede başyazı olarak yayınlandı. Yazınızda Müslüman ülkelerin şu an içinde bulunduğu çatışmalardan bahsediyorsunuz. Kuran'a göre Müslümanların birbirlerinin velisi olduğu ve birbirlerini koruyup kollamaları gerektiğini dolayısıyla İslam dünyasının tek kurtuluş yolunun İslam Birliği olduğunu anlatıyorsunuz.

Amerika'da Hristiyanlara yönelik yayın yapan Christian Media Magazine’de  “Hristiyan, Müslüman İşbirliği İle Darwinizm Bir Kez Daha Çöktü” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Hristiyan, Musevi ve Müslümanların yaratılış delillerini anlatarak imansızlığa karşı ortak mücadelelerinin öneminden bahsediyorsunuz. Evrim teorisinin insanlığa getirdiği belaları dile getirdiğiniz yazınızda 2. Uluslararası Yaşamın ve Evrenin Kökeni Konferansı’nın bu ittifaka güzel bir örnek teşkil ettiğinden bahsediyorsunuz.

Suudi Arabistan'ın önde gelen İngilizce haber sitesi Ridyadh Vision'da  “Depresyona Karşı En Güçlü İlaç Sevgidir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda dünyanın çekişme değil sevgi ortamı olduğunu anlayan bir toplumda depresyon gibi suni hastalıkların bütünüyle yok olacağını belirtiyorsunuz.

“Teröre Karşı Yanlış Mücadele” başlıklı makaleniz  ise Azerbaycan'ın çok okunan haber siteleri News Time, Milli Haber, Dünya Haber, Yeni Haber, Haber TV ve Reportior’da yayınlandı. MaşaAllah.

ADNAN OKTAR: Azerbaycan siteleri acayip şeker, sevimli oluyor. Bazen bana muhalif siteler oluyor. Süper şeker bir dilleri var. Bayağı güzel. Azeriler çok güzel ahlaklı insanlar. Çok asiller. Bayağı güzel terbiyeleri, varlıkları. Azerbaycan cennet gibi bir yer aslında. Allah güzelliklerini arttırsın. En kısa sürede birleşelim. Pasaport, vize kalksın. Ermeniler de çok temiz insanlardır. Onlarla da birleşirsek onlar doğal olarak o güzel ahlaklarını göstereceklerdir. İşgal ettikleri bölgeleri falan öyle bir konu kalmaz. Zaten orada da oturmuyorlar da ayrıca. Ama tabii onu şart haline getirmemek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü