Harun Yahya

Sohbetler (20 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz Hoş Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz. Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Van’daki KCK ana davasında aralarında Van eski Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya’nın da bulunduğu on üç kişiye verilen ceza Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nce bozuldu. Yargıtay suç olarak gösterilen PKK’lı teröristlere taziye ziyaretlerinin terör örgütü propagandasına dönüştürülmeyen insani mülahazalarla gerçekleştirilen taziye ziyaretleri olarak değerlendirdi. Ayrıca Nevruz, Kürt dil bayramı, 8 Mart anayasa referandumunu boykot mitingleri gibi eylemlerde yapılan konuşmaların suç sayılmasının kanuna aykırı olduğu vurgulandı. Bunlar arasında “Sırtımızı YPG’ye dayıyoruz” gibi konuşmalar da var. Bunları siyasi parti faaliyeti kapsamına aldı.

ADNAN OKTAR: Hukuk konusunda bir şey diyemeyiz çünkü yargı kararı ama PKK’ya aman vermemek lazım, göz açtırmamak lazım. Hiçbir eylemine müsaade edilmemesi lazım. Çünkü Türk milletini, Türk devletini yıkmaya yönelik bir hareket olduğuna göre hiçbir konuda en ufak bir sızıntıya müsaade edilmemesi temel yöntemlerden biri olması lazım.  

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Asena Melis Sağlam Çarşamba günü bindiği Pendik-Aydos minibüsünde saldırıya uğradı. Sağlam’ın iddiasına göre saldırıyı gerçekleştiren kişi “Ramazanda böyle giyinmeye utanmıyor musun?” diyerek yüzüne yumruk attı. Üniversiteli genç kız Asena Melis Sağlam olayı şöyle anlattı; “Sol çenemde aniden bir ağrı hissettim. Çünkü cama çarptım kök dişim kırıldı. Saçımı tuttu çekti kafamı eğip yumruk attı. Yumruktan sonra ben yere düştüm yardım bekledim kimse gelmedi. Şoför arkasını dönüp izliyordu. Bana saldıran kişi kaçtı ama kimse gitmedi peşinden” dedi.

ADNAN OKTAR: O adamı mutlaka yakalasınlar. O minibüs şoförünün ifadesi alınsın. Eşkâli zaten adamın bellidir. Nerede binmiş nerde inmiş kameralardan tespit etsinler. O adamı da teşhir etsinler ayrıca görelim, bilelim. Böyle tipler hep meçhul kalıyor gizli kalıyorlar.  

KARTAL GÖKTAN: İfadesi alınıp serbest bırakılmış saldırgan.

ADNAN OKTAR: O da çok ilginç. O nasıl oldu? Onu da bir araştırmak lazım. Onun dosyasını avukatlar bir baksın incelesinler. O saldırganlığı daha da artıracak gibi görünüyor bu adamlar. Daha köklü tedbir alınması gerekiyor. Yani yanına bırakılmaması lazım. Kardeşimize Allah sağlık sıhhat, uzun ömür versin. Daha neler yapılabilir hukuki ona bir bakalım. Bırakılması belki kanuna göre makuldür olabilir. Çünkü herhalde alınan rapor fazla bir yaralanmayı ifade etmediği için tutuksuz yargılanacak olabilir. Ama normal bir durum değil. Bu adamın tanıtılması da gerekiyor ayrıca. İsmi, cismi, görüntüsü. O yine yapabilir dışarda başka insanlara da saldırabilir. Tanınmaması iyi bir şey değil. O hanım kızın da böyle adamlardan yılmaması lazım. Sonuna kadar yanındayız. Ama bunun hazmedilmesi diye bir konu olmaz bunu daha geniş çapta değerlendirmek lazım. Daha gündem yapmak lazım. Bu kişiyi de gündem yapmak gerekiyor. Bir de unutulmaması gerekiyor ehemmiyetle üzerinde durulması gerekiyor. Çok önemli olan şeylerden biri de bu tip kişilerin mutlaka basında, televizyonda halka tanıtılması. Çünkü halk bilmez yine bu adamlarla muhatap olabilirler. Bunlar her yerde belayı saçıyor olabilirler. Şimdi adam cesaret bulacaktır tutuklanmadığı için yine gider başkasına saldırır. Yine aynı olay olur yine gider başkasına saldırır yine aynı olay olur. Dolayısıyla adam buna devam eder. Belki de yargılanma aşamasında da genç kıza yine saldırmayı da düşünebilir. Böyle şeylerde böyle değerli insanları yalnız bırakmamak lazım. Halk desteği gerekir. Mesela şoförün seyretmesi çok ayıp, orada diğer kişilerin seyretmesi çok ayıp. O kişiyi anında etkisiz hale getirmeleri gerekiyordu. Elini kolunu bağlayıp gerekirse yahut elini kolunu tutup polise teslim etmeleri gerekiyordu. Bu olmamış seyredilme olayı. Bu adamın da yanına kalması diye bir konu olmaması gerekiyor. Siyasetçilerimizin de bu olaya yakından ilgiyle bakmalarını istiyoruz. Bu konuda demeç vermelerini, bu konuyu takip etmelerini istiyoruz. Bu kızdırıcı bir durum. Gereğini yapsınlar rica ediyoruz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin istifasını isteyen MHP’li muhalifler geçtiğimiz yıl Olağanüstü Genel Kurulu toplayarak bazı karalar almışlardı Adnan Bey. MHP’li muhalif isimlerin düzenlediği korsan genel kurulda alınan kararlar mahkeme tarafından yok sayıldı. MHP’nin 19 Haziran 2016’da yapılan Olağanüstü Genel Kurulu’nun iptalinin bu genel kurulda alınan tüm kararların yokluğunun tespitine karar verildi.

ADNAN OKTAR: Dolayısıyla yapacakları bir şey yok şu an. Allah doğrunun yardımcısıdır. Hayırlı olsun.  

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mahkeme kararıyla bundan sonra MHP’de siyaset yapamayacak olan Meral Akşener bu yaz yeni parti kurmak için çalışacak. Meral Akşener geçtiğimiz günlerde bugüne kadar iki bin kişiyle görüştüğünü vurgulayarak “Yaptığım istişarelerden çıkan sonuç yeni bir parti kurulmasıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. MHP’liler MHP’de toplanıyorlar. Ülkücülerin yeri MHP’dir. Dolayısıyla ondan bir şey çıkmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan geçtiğimiz günlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin köprüyü homoseksüel renkleriyle renklendirmesinin Kadir Topbaş’ın damadının FETÖ’den tutuklanmasıyla bağdaştıran bir yazı yazdı. “Acaba LGBT’nin gökkuşağı sembolüne 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nde yer vermek damat Ömer Faruk Kavurmacı’nın yeniden tutuklamasına mütevazi bir belediye tepkisi mi?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Belediye ben yapmadım karayolları yaptı diyor karayolları da kabul ediyor. O zaman belediyenin üstüne gitmenin alemi ne? Ne alakası var? Ayrıca tepki niye göstersin? Hukuk kanun ne gerekiyorsa onu yapar. Hukuk bir şeyi güzel vurguladıysa gerekli şekilde vurguladıysa onda bir hayır vardır. Kimsenin de ona bir sözü olmaz. Belediye Başkanı niye tutukladılar falan da demedi ayrıca. Bir camianın, bir topluluğun içinden FETÖ’cü çıkabilir adamlar gizlice her yere sızmışlar. Belediyenin içinde de FETÖ’cü olabilir. Birçok yerde olabilir. O diğer kişileri ilgilendirmez.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Papağan balıklarının çok ilginç bir özelliği var. Geceleri solungaç boşluklarının üst kenarlarındaki salgı bezlerinden jelatinimsi bir madde salgılıyorlar. Bu madde bir süre sonra balığın tüm vücudunu saran şeffaf bir uyku tulumu halini alıyor. Uyku tulumu papağan balığını koku yoluyla kendisini bulan müren balıklarından koruyor.

ADNAN OKTAR: O çok garip. Çok büyük bir tabaka üstünde oluşan tabaka. Çok hayret verici bir şey o. Büyük bir mucize bu. Her birinin ayrı bir özelliği oluyor bunun da böyle bir özelliği var. Bunu evrimle devrimle anlatmaya kalkıyorlar. Her birinde ayrı bir sanat oluyor, her birinde ayrı bir özellik.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ahmet Hakan CHP’nin yürüyüşüne tepki göstererek “Enis Berberoğlu’nun tutuklanması gibi kararlar yargı kararıdır bu karara saygı duymak gerekir” diyenlere yönelik bir yazı yazdı. “Refah Partisi’nin kapatılma kararı bir mahkeme kararıydı ama zerre kadar saygı duymadılar haklı olarak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve mahkemelerin verdiği saysız türban yasağı kararları mahkeme kararlarıydı. Ama hem saygı duymadılar hem de sokağa çıktılar haklı olarak. Şimdi bakıyorum da bütün bunları yapanlar mahkeme kararına saygı duymak zorundasınız falan diyebiliyorlar” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Türkiye olağanüstü bir dönemden geçiyor şimdi bir partinin kapatılmasıyla bunun arasında çok büyük fark var. MİT tırları durdurulmuş, MİT mensupları “biz MİT mensubuyuz” diyor kimlik gösteriyor adamlar bas bas bağırıyorlar ve çok kaba bir üslupla “aşağı in” diyorlar. Bu çok ürkütücü. Ve arkasından bunun fotoğraflarını yayınlıyor adamlar. Kamyonun içinde ne var ne yok. Devlet sırrı diye bir şey kalmıyor. Sen ne biliyorsun devletin nereye ne götürdüğünü? Sen ne karışıyorsun, sen MİT’e güvenmiyor musun? O zaman MİT’i kapatsın devlet senin kafana göre. Senin istediğin bu. O zaman bütün devlet kurumları kapanması gerekiyor. Devletin kalkması gerekiyor senin kafana göre. Olur mu öyle şey? Bu münasebetsizlik. Devlet bir şey yapıyorsa devlete güveniyorsan bunu gizli tutmak durumundasın. Bütün cümle aleme bütün dünyaya faş etmenin bir alemi yok. CIA her türlü faaliyeti yapıyor kimsenin haberi oluyor mu? Olmuyor. MOSSAD yahut Rus gizli servisi, Çin gizli servisi birçok şey yapıyor kimsenin aklının ucundan dahi geçmez devlet sırrını ifşa etmek. Akıl almaz bir ferahlık. Devlet tabii ki kendini savunacak. Hukuka ve kanuna da güvenmeleri lazım. Burada o benzetme olmamış. Bir olağanüstü dönemden geçtiğimizi görmesi gerekiyor. Devleti yıkacaklardı, milleti yıkacaklardı, hükümeti yıkacaklardı. Devlet kendini koruyor şu an. Burada akılcı değerlendirmek gerekiyor. Senin yakının olabilir, arkadaşın olabilir, tanıdığın olabilir, çocuğun olabilir bu işe bir şekilde bulaştıysa koruma diye bir olay olmaz. Devleti koruyacaksın, milleti koruyacaksın. Akraba koruması olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Can Ataklı Sözcü’deki yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CHP’nin yürüyüşünden dolayı çok öfkeli olduğunu yazdı. İddiaya göre Sayın Erdoğan bu yürüyüşe nasıl bir tepki vermesi ve önlem almasına dair kararsız kalmış. “Müdahale etsek tepki büyüyebilir bu kez önlemek zorlaşır. Müdahale etmesek İstanbul’a çok büyük bir kalabalıkla girebilirler. Bu da bizi zora sokar. Bana zarar vermeyecek biz çözüm bulun” diyormuş.

ADNAN OKTAR: İstanbul’a mı geliyorlar şu an?

BÜLENT SEZGİN:  Evet.

ADNAN OKTAR: Yok canım. Kemal Kılıçdaroğlu çok aklı başında bir insan. Bayağı dengeli öyle münasebetsiz şeyler izdiham falan kargaşa öyle bir şeyler yapmaz. Şu ana kadar da bayağı efendice gidiş gelişi. Kanun hukuka uygunsa hiçbir mahsuru yok. Çok nezaketliler, çevresindekiler de çok olgun aklı başında insanlar. O tip kargaşadan şiddetle çekinen bir insan Sayın Kılıçdaroğlu. Öyle bir şey olmaz Tayyip Hocam rahat olsun. Ama tabii ki devlet olarak, hükümet olarak her şeyde bir ihtimal üzerine durmak gerekir. O ihtimalin üstüne tabii ki devletin başı olarak, cumhurun başı olarak duracaktır. Ne yapsak acaba diyecektir. Nasıl davranalım diyecektir. Ama bence bir şey çıkmaz. Hiçbir sorun olmaz. Ama yine gerekiyorsa devlet tedbir alsın.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sizi temsilen Şeyh Mehmet Efendi’yi Kıbrıs’taki dergahında ziyaret etti İbrahim ve Altuğ. Sizin hediyenizi taktim ettiler kendisine.

ADNAN OKTAR: Dergahın güzelliğine bak yaklaşık iki yüz yıllık falan dergah, çok eski bir dergah. Hatta daha da eski olabilir. Şeyh Nazım Hocamıza bayağı benziyor Şeyh Mehmet Efendi. MaşaAllah çok mütevazi çok şeker insan, güzel huylu insan.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Mehmet Efendi de çok selam ve sevgilerini iletti. Hediyenizi çok beğendi teşekkür etti.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Ben hep Şeyhimize böyle hediye gönderirdim. O tatlı da bana gömleğini neyi var neyi yoksa artık duvardaki fesliğe varıncaya kadar acayip şeker bir şey. Hatırlıyorsunuz değil mi? Neyi var neyi yoksa hepsini vermişti. Cübbesi, tesbihi, fincanı, kaşığı, çatalı hepsi bende maşaAllah. Ara ara kardeşlerimiz gitsinler Şeyh Mehmet Efendi Hocamızı da ziyaret etsinler, dergahı ziyaret etsinler. Ömür boyu devam edecek bir gelenek bu. Onlar var oldukça biz var oldukça devam edecek bir gelenek inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Mehmet Efendi de şunları söyledi Adnan Bey, “Allah’a, Peygamber (sav)’e inanmayan çok insan var. Biz onlara yetişemiyoruz Adnan Efendi yetişiyor onlara. Ayrıca dünyanın dayanacak hali kalmadı her şey bitti artık Mehdi bekleniyor” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah elhamdülillah. Bu aile mübarek bir aile. Tertemiz çok efendi asildirler. Hiç dünya malına dünyaya asla tenezzül etmeyen insanlar. Bazı anlayışsız insanlar paldır küldür dergaha gidiyor yan gelip yatıyor falan. Ben bir daha söyleyeyim, dergah ziyareti böyle olmaz. Dergaha giderken orada insanlar var, orada fukara insanlar var, ihtiyaç içinde insanlar var, halktan oraya gelen, ziyarete gelen insanlar var. Dergahtaki bu nezih insanlar bütün güçleriyle, bütün candanlıklarıyla onlara iyilik yapmak, güzellik yapmak, yiyecek sunmak, düzgün bir ortam sağlamak için gayret ediyorlar. Ama gidenlerin anlayışsızlık yapması hiç yakışık almaz. Gidenin eli boş gitmesi bir kere çok çirkin. Orada dergahta olan insanlara ihtiyacı olan şeyleri götürmeleri gerekir. Ne bileyim orada havluya ihtiyaç olabilir, çoraba ihtiyaç olabilir, yiyeceğe ihtiyaç olabilir. Isınma için, aydınlanma için birçok konuda ihtiyaç olabilir. Bu konularda anlayışlı ve akıllı davranmaları lazım. “Selamun aleyküm ben geldim” olmaz. Ve oraları düzenlemek, temizlemek ve bakımını yapmak değil mi? Bu mübarek aile hangi birinize yetsin ne yapsınlar yani? Çok kibar insanlar tabii hiç şikayetçi değiller hiçbir şey demiyorlar ama ben diyorum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yumurta kabuklarında bizim göremediğimiz küçük gözenekler var. Civcivler bu delikler sayesinde dışarıdan oksijen alıyorlar. Yumurta içindeki su buharı da bu deliklerden dışarıya çıkıyor. Bu gözenekler en ideal ölçüde yaratılmış maşaAllah. Daha küçük olsalar civcivler hayatta kalamayacak. Daha büyük olsalar yumurta nemsizlikten kuruyacaktı.

ADNAN OKTAR: Hava hakikaten geçiyor mudur? Allah Allah hayret. Bunların gayreti inanılır gibi değil tak tak tak patileriyle kendilerini temizliyorlar, kaşıyorlar. Orasını burasını temizliyor normal tavuk gibi daha yeni çıkmışken. Felaket gayretliler yem buldu mu hemen bağırmaya başlıyorlar cik cik cik koşarak. Uyanıklık zaten had safhada. Annelerinden asla ayrılmıyorlar. Kıyamet koparıyorlar annelerinden ayrıldıklarında. Anneleri de zaten acayip bir ruh hali içerisinde oluyor tüyleri kabarmış, müthiş cesur oluyor o da çok büyük bir mucize. Daha evvel korkak olan çekingen olan bu hayvan köpeğin üzerine atlıyor yavruları falan geldiğinde inanılır gibi değil. Kedi köpek falan acayip korkuyor anne tavuklardan.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP yürüyüşüyle ilgili, “Ülkemizin tarihinden, geleneğinden bihaber birileri milletimizi utanmadan 'Bu millet adam olmaz' diye aşağılıyordu. Milletimiz 15 Temmuz'da cevabını verdi. Birilerinin elinde kartonla aradığı gibi bir adalet değil bizim aradığımız. Bizim aradığımız adalet 250 şehidimizin kanıdır. Şimdi İstanbul’a yürüyorlar yolları açık olsun. Hükümetimiz anlayış gösterdiği için bu yürüyüşe devam ediyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel yani akılcı ve doğru. Hakikaten 250 şehidin adaletini arıyoruz ve yaptıkları zulmün, acımasızlığın adaletini arıyoruz doğru. Hakikaten halktan insanlar aşağılanıyordu dindarların epey bir bölümü aşağılanıyordu. Şimdi gururla göğüslerini gere gere geziyorlar. Bu da hakikaten hükümetin çok büyük icraatlarından, faydalı güzel faaliyetlerinden birisi. Bunlar doğru.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emekli MI5 ajanı John Hopkins hastane yatağında ölmek üzereyken Prenses Diana’yı öldürdüğünü itiraf etti. 1973 ve 1999 yılları arasında İngiliz istihbaratı adına gerçekleştirilen 23 suikastın içinde Diana suikastının de yer aldığını söyledi. Öldürdükleri insanlar içinde Prenses Diana’nın ilk kadın olmasının dışında kraliyet ailesi tarafından öldürülmesi için emir verilmesi bakımından da özel bir durum olduğunu belirtti. Ölüm döşeğindeki eski ajan, Prens Philip için ise “Eğer psikiyatristler kendisini incelerlerse kesinlikle psikopat olduğuna dair teşhis koyarlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak İngiliz derin devleti çözülüyor görüyorsunuz. Dediklerimizin doğru olduğunu görüyorsunuz. Bu çok küçük bir bölümü, çok çok küçük bir bölümü. Cinayet olduğunu da zaten söylemiştik Prenses Diana'nın. Şehit edildiğini söyledim çünkü Müslüman bir kadındı, dindardı. Müslüman olduğu için şehit edildi. İslam dinini kabul etmişti gizlice. Eşi de Müslümandı. Bu İngiliz derin devletini çok kızdırdı. Ve cinayet. İngiliz derin devletinin acımasız, vahşi ve gaddar olduğunu biliyoruz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Can Ataklı yazısının devamında biraz önce okuduğumuz, “Sayın Erdoğan’ın CHP yürüyüşüyle ilgili bir konuda daha düşünceli olduğunu iddia etmiş. Bunun sebebi de Sayın Erdoğan'ın 7 Temmuz’da FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik ciddi bir operasyon düşünüyor olmasıymış. Bu operasyon sadece AK Parti’yi değil diğer partileri de kapsayacakmış ancak CHP’ye de uzanan bu soruşturmanın yürüyüşle aynı zamana denk gelmesi yanlış anlaşılma olur mu kuşkusu yaratmış. İddiaya göre Cumhurbaşkanı danışmanları da Sayın Erdoğan’a, “Kılıçdaroğlu yürüyüşünün FETÖ’ye destek olduğu algısını yayalım, toplumda yeterli desteği bulursak CHP operasyonunu başlatalım” diyormuş. Ancak Erdoğan henüz kararını vermemiş” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam ilhamla hareket eden aklı başında bir insan. Fitnenin nereden çıkacağını bilir nasıl olacağını tahmin eder. Akılcı hareket ediyor adım adım ilerliyor. Ama bence FETÖ akıl almaz korktu. Bir daha öyle kolay kolay ortaya çıkacağını zannetmiyorum. Türkiye'de net olarak bitti. Türk halkının tamamı karşı çünkü. Hiç kimse desteklemiyor, eskiden geniş destek vardı. Şu an bütün halk kesimlerinden herkes karşı. Zemini sıfır şu an Türkiye'de. Dolayısıyla o ine girme olayı tamam anlamıyla oluşmuş oldu ama tabii hükümetin çok tetikte, teyakkuzda, dikkatli olmasında fayda var. Her türlü tedbiri almasında fayda var.

Alt kattakiler içki şişesi değil. Onu bir çocuklar yaklaştırıp göstersinler. Ne yazıyor orada? Şurup. Dolayısıyla bunların hiçbiri içki değil. Hiçbirinde alkol yok, alkolle de alakası yok. Dolayısıyla haram olan bir fiili zaten Müslüman icra etmez. Alkol son derece zararlı, tehlikeli bir madde. Bunu düşünmek yersiz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Doğu Perinçek CHP’nin adalet yürüyüşüne karşı tepki gösterdi. Şunları söyledi; “Savaştayız, on kişinin haksızlığa uğraması bir şey ifade etmez. Haksızlık yok mu? Elbette var. Onları gidermek için biz de çaba sarf ediyoruz ancak Türkiye çok kritik bir mücadele veriyor. Bu süreçte yapılan haksızlıklar görmezden gelinebilir. Zaten cezaevindekilerin tamamı PKK'lı ya da FETÖ'cü. Yetmiş bin kişi içerideyse haksızlığa uğrayan yedi yüz kişi yoktur. Şu an yargı tarafsız ve 'AK Parti'nin yargısı' tartışmaları yersiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Ben hayret ediyorum. Bütün konuşmaları bir Marksist’in konuşması gibi değil. Böyle tam vatanını milletini seven makul bir Müslümanın konuşması gibi. Hayır bir de cenaze namazını da kılıyor Doğu Perinçek. Abdest alıyor ama aynı zamanda İslam’ı eleştiriyor, dine karşıyım diyor. Ben hayret ediyorum ona. Koyu milliyetçi mesela bayağı güzel şu fitneyi yatıştıran tavrı. Özetle faydalı bir insan. Ama inşaAllah dindar yönü ağır basar. İslam'ı, Kuran’ı savunur. O zaman onun partisi birinci parti olur onu söyleyeyim.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: FETÖ’cü polislerin ağabeyi konumundaki bir kişi itirafçı oldu. Açıklamasında Gülen’in “Allah evlerine ateşler salsın” bedduasının kendilerine döndüğünü, darbe kalkışması sonrası bütün dengelerinin bozulduğunu, işinden olduğunu ve itibarını kaybettiğini belirterek, devlete sığınmak istediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bize Fethullah Gülen deyince işte kelebeklerden, kuşlardan bahseden, karıncayı dahi ezmeyen, merhametli, şefkatli bir adam olarak gösteriyorlardı. Sonra karşımıza gözü dönmüş, azgın bir katil ordusu çıktı ama görülmemiş bir şey. Tanklarla vatandaşları ezen, havadan otomatik silahla halkı tarayan, her türlü acımasızlığı, zulmü yapan mahlûkat. Hayret ediyorum bu insanları İngiliz derin devleti ne hale getirdi böyle ve ne kadar kısa sürede bu hale getirdi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mavi düğme polipi denizanası olarak bilinen Porpita Porpita bu gördüğümüz. Pasifik, Atlantik ve Hint Okyanuslarının tropikal sularında yaşayan bir denizanası türü. Taşıdığı altın oran, renk tonları ve diğer tüm detaylardaki uyumuyla çok hayranlık uyandırıyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Muhteşem bir şey. Bu canlılar pek bilinmiyordu, son zamanlarda bunlar tanınmaya başladı. İnsanlar kırk-elli yıl önce hayvan türlerini sayısını az olarak biliyorlardı. Şu an akıl almaz çok sayıda hayvan türüne rastlandı ve gittikçe de artıyor sayısı.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin bir sorusu var.

SORU VTR: Allah’ın sevdiği kullar kimlerdir?

ADNAN OKTAR: Allah Kendi’ni seveni sever. Kendi’nden korkanı sever. Kendi’ne saygı duyanı sever. Söylediklerini yapanı sever. Dolayısıyla Allah’a muti, itaatli olan bir insanı Allah sever. O zaten sevgi alametidir, Allah’ın istediği sevgidir. Kendi’ni seveni sever Allah, özetle.

Evet.

VTR: Türki Cumhuriyetler dünyada tek bir çatı altında birleşebilir mi?

ADNAN OKTAR: Türki Cumhuriyetler dünyada tek bir çatı altında birleşebilir mi? Mesela Almanlar Almanya’da birleşebilir mi? Fransızlar Fransa’da birleşebilir mi? Bunun gibi oluyor. Tabii ki Türklerin çoktan birleşmesi gerekiyordu. Kavim olarak da, inanç olarak da, örf anane gelenek olarak da her yönden birler. Suni bölünmüş durumdalar. Tabii ki birleşecekler. Bu birleşmenin adı biliyorsunuz, Turan olarak bilinir. Turan eninde sonunda olacaktır. Türki Devletler birleşecek, pasaport, vize kalkacaktır. Ayrı ayrı cemahiriyeler, cumhuriyetler tarzında olacaktır fakat kardeşlik, bütünlük tam olacaktır.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, ismim Ali Ergen. Size bir sorum olacak. Bu işi severek mi yapıyorsunuz, insanlara bu güzel şeyleri göstermeyi? Veya nasıl başladınız?

ADNAN OKTAR: Tabii ki ibadet olduğu için en haz duyduğum, en çok hoşuma giden, Allah’a sevgimi ifade eden güzel bir faaliyet İslam’ı yaymak. Nasıl başladım? İşte lise son gibi akademiye yönelik çalışmalarım vardı. İmtihana girdim kazanınca, Ankara’da faaliyetlerim vardı ama daha atak bir faaliyet İstanbul’da oldu. Gittikçe de Allah geliştirdi. O’na yaklaşana Allah daha fazla yaklaşır. Yani Kendi’ne yaklaşana çok daha fazla yaklaşacağını Allah defaaten söylüyor.

Evet.

VTR: Hayırlı akşamlar Hocam. Dışarıda dilenen ya da mendil satan fakir çocukları gördüğümüz zaman çok üzülüyorum. Onlar için ne yapabiliriz? O an için orada bırakmayıp ne yapabiliriz? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Onların en çok yiyecek ve kıyafete ihtiyacı var. Kıyafet verilmesi lazım, yiyecek, bir de barınma yerleri. Barınma ihtiyaçları var. Onlar sağlanırsa, o insanlar pek bir şey istemezler. Az miktarda da olsa onlara harçlık vermek, onların doğal ihtiyaçlarını karşılamalarında, temel gereksinimlerini karşılamalarında kolaylık olur.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Gaziantep’ten Mesut. Tarikatlarda şeyhleri çağırmak mesela bir mefta olsun “yetiş şeyhim” gibi olmadığı halde çağırmak şirk midir?

ADNAN OKTAR: “Yetiş Şeyhim” tabii olmaz, çocukça bir hareket ve alenen şirk, Allah’tan istenmesi lazım. Yakışık alacak bir tavır değil. Allah’a karşı da çok çirkin bir cüret olmuş oluyor. Allah’ı esas almayıp, Allah’ın herhangi bir kulunu esas almak tabii ki sarih ve açık olarak şirk olur. Aman sakın, öyle şey olmaz.

VTR: Selamun aleyküm Hocam. Ben Muharrem. Kader sadece dünya için mi geçerli?

ADNAN OKTAR: Kader bilimsel bir gerçektir zaten. Gerçi tabii dinlerin anlattığı bir gerçektir ama bir dinsizin de kabul etmeye mecbur olduğu açık, bilimsel bir neticedir.  Çünkü zaman bir algı biçimi, beynin bir şeyi, bir şeye göre kıyaslamasından kaynaklanıyor, geçenlerde de anlatmıştım. Mesela bakın şimdi, bir ses duyduk. Bir daha ses duyduk, iki. Bu iki sesi kıyasladığımızda beynimizde, kafamızda, aklımızda inanç olarak zaman meydana geliyor. Zaman bir inançtır. Kafada oluşan bir imaj ve inançtır. Boş uzayda zaman ve mekan yok. Algı biçimidir. Mesela biz diyoruz ki; uzay sonsuz büyük, bulunduğumuz evren çok büyük diyoruz yahut sonsuz olmasa da çok büyük diyoruz.  Bir başka varlık bütün bu evreni avucunun içinde misket gibi görebilir, misket küçüklüğünde görebilir. Ama bize göre çok büyüktür yani izafi oluyor. Zaman da izafidir, sonsuz uzun zaman, sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiştir. Buna kader deniyor. Yani bunun inançla bağlantısı var fakat aynı zamanda da bilimseldir. Bilim adamı da bunu inkar edemez. Mesela Einstein’a da sorulduğunda aynı cevabı alırsınız. Frank’a sorulduğunda da aynı cevabı alırsınız, kime sorsanız aynı cevabı alırsınız.

Evet.

VTR: Merhaba ben Ömer, benim sorum: ateist ahlaklı, dindar ahlaksız olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii. Ateisttir ama çok merhametli, şefkatli olabilir. Saygılı, kibar, temiz olabilir. Kimseye bir kötülük yapmaz. Ama dindardır, fitne fücurdur, çok ahlaksızdır, dedikodu yapar. İnsanların canını yakar, gider karısını döver, kızını döver zulüm yapar, insanları dolandırır ama sakalı göbeğinde gezer. Yani bu bir ölçü olmaz. Ama tabii Allah’ı inkar etmek başlı başına bir ahlak eksikliği olarak Kuran değerlendirir. Kuran’a göre Allah’ın inkar edilmesi büyük bir zulümdür ve nankörlüktür. Zulüm, cahillik ve nankörlüktür Kuran’a göre. Çünkü bu kadar açık aleni delillerle Allah’ın varlığı görüldüğü halde Allah’ı inkar ediyorsa bu bir zulüm olur. Dolayısıyla bir ahlak eksikliği olmuş oluyor Kuran’a göre. Ama her sakallı, her cübbeli yahut işte her namaz kılan iyidir, güzeldir, güzel ahlaklıdır diyemeyiz. Ama genele oranla tabii ki dindarlar daha güvenilir, daha kabili hitap oluyorlar. Ama tabii bağnaz oluyor, gelenekçi Ortodoks oluyor laf söz dinlemez saldırgan insanlar da olabiliyor. Ama her halükarda acımak lazım insanlara. Ateist de olsa acımak lazım. Gelenekçi, müşrik mantıkta da olsa yahut Ortodoks İslam anlayışını da savunsa hepsine acıyarak akılcı şekilde yaklaşmak lazım. Doğruyu akılcı şekilde anlattığımızda birçoğu doğru yola gelir.

Evet.

VTR: İsmim Ahmet Ömer Özgür. Dünyada tek bir kişi kalsa bile ahlaki değerlerden bahsedilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii. Tek bir kişi kalsa bile o kişi ahlakı uyguluyorsa yani mesela kendine saygısı vardır etrafını düzgün tutar, çok temizdir, kendine eziyet etmez, kendini üzecek rahatsız edecek bir şeyler yapmaz, ibadetlerini yapar, hayvanlara Allah’ın yarattıklarına güzel davranır, mesela bitkilere güzel davranır, çiçeklere güzel davranır, kedilere, kuşlara, güvercinlere, karıncalara her şeye güzel davranır. Bu da yüksek ahlakı gerektiren güzel davranışlar olur.

Evet.

VTR: İsmim Erdem. Amerika biliyorsunuz Erdoğan’ın korumalarına dava açtı. Niye böyle bir şey yapıyor? Onun dışında zaten herhangi bir başka bir ülke olsa İsrail’de olsa ya da Fransa olsa böyle bir şeye kalkışamazlardı bence. Bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Yok. Mesela Pakistan yapsa yaparlardı. İran veyahut Malezya yani herhangi bir Ortadoğu ülkesi olsa yaparlardı ama İsrail olsa yapmazlar hakikaten. MOSSAD ajanları mesela oradakileri dövseydi bence sorun çıkmazdı. Ama Fransa yapsa çıkabilirdi bence. Bu tabii inançtan kaynaklanan bir şey. Çünkü Trump biliyorsunuz kızı Musevi, kendisi de Musevi inancına karşı saygılı ve İsrail’e karşı sevgi dolu ve İsrail lobisi tarafından desteklenen birisi. Muhtemel bir ihtimal bir soruşturma olmazdı ama olabilirdi de çünkü Amerika’da kurumlar özgür. Mesela FBI şikayetçi olur, mahkemede dava açabilir, Trump da bunu durduramaz. İsrail de olsa durduramaz. Bu gözle bakmak lazım. Bence olay Trump’ın kontrolünde değil. Yani Trump’ın kasten yaptığı bir şey yok. Amerika’daki sistem böyle, bu şekilde işliyor. Daha Türkçesi yani bu bağımsız yargı ve polisin bir nevi bağımsız olması diyelim her ülke için aynı neticeyi verebilir yani özetle. Olabilir yani. Orada olağanüstü bir durum oldu. Hakikaten bir suikast hazırlamışlar benim gördüğüm. Polis de tabii can havliyle ve coşkuyla Cumhurbaşkanı’nı korumak istedi ama onu korurken Amerikan yasalarına göre de bir ihtimal suç oluşmuş olabilir. Yani görünüşte bir suç oluşmuş olabilir. Meşru müdafaada aslında suç olmaz ama meşru müdafaayla karşı atağı tam değerlendiremedikleri için bir gözaltı kararı verip, ifadeleri alıp ona göre neticeyi belirtmek istiyor olabilirler. O da böyle hoş olmayan bir netice meydana getiriyor sonuçta. Burada Amerikan hükümetinin hatası var tabii. O azgın saldırganları hiç yaklaştırmaması lazım. Çünkü ciddi bir suikast ihtimali var orada. Orada hata yaptılar. Polisin atağını ben gördüm filmde, orada muhtemeldir olabilir yani suç oluşmuş olabilir Amerikan yasalarına göre olabilir. Çünkü ani hareketler bu, ani refleksle yapılan hareketler. Onların hepsi kanuna hukuka uygun olmuyor olabilir bazen. Biz bilmiyoruz Amerikan hukukunu. Dolayısıyla o kadar tedirgin olunacak bir konu da değil bu. Yani bir şey çıkmaz bundan. Ama Amerikan hükümeti “Biz burada hatalı olduk, hata yaptık, mühim bir devlet başkanı geldi onu korumada zaaf gösterdik. Türk polisi de atak yaptı ama bazı yerlerde hukuku, kanunu aşmış olabilirler” deseler bu makul olabilirdi. Ama çıtları çıkmıyor. Yaptıkları hatayı kabul etmiyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Murat. Benim sorum; her şey nasıl oluştu?

ADNAN OKTAR: Aslında işin doğrusu bizim anladığımız anlamda madde yok. Bu açık görülüyor. Kendimiz de görüyoruz. Esirin şekil almasından oluşan görüntü bir madde var öyle söyleyelim. Görüntü gibi, hayal gibi. Biz görüntü gibi diyelim. Yani gölge varlık olarak bir madde var. İlk insanın yaratılışı tek seferde tamamının yaratılması şeklinde oldu zer aleminde. Yani bütün kainattaki insanlar gelmiş geçmiş en sona kadar insanlar bir seferde ani yaratıldılar. Sonra dünyaya anneden oluyor gibi, babadan oluyor gibi sunulmaya başladı ve devam ediyor şu an. İlk başlangıçta hiçbir şey yoktu, boşluk vardı. Sadece esir vardı. Esir, boşluk. Sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyden bütün kainat bir anda oluştu. Ona big bang deniyor biliyorsunuz. Ama ben açıkça söyleyeyim hiçlikten, boşluktan oluşur bütün varlık, evren. Yoktan var etti Allah yani. Şu anda da madde denilen şey görüntü gibi gölge bir varlıktır. Ama ben insanları da tabii ürkütecek şekilde de anlatmak istemiyorum. Fakat bütün bu sistem, esir aynı zamanda Allah’ın aklını da içinde içeriyor. Allah’ın aklı her yerindedir, esirin içindedir. Yani Allah’ın aklı esire hakimdir. Her şey şekilleniyor Allah’ın dilemesiyle. Şimdilik bu kadar diyeyim.

Evet.

VTR: Ailesi fakir ve dışlanan gençlere tavsiyeniz nedir?

ADNAN OKTAR: Ailesi fakir ve dışlanan. Dışlıyorsa zaten ahlaksızlığından dışlıyordur. Ahlaksız adamın dışlaması dışlama olmaz. O, hayvan hükmündedir yani hayvanın dışlaması. Mesela köpeklerin yanına gittiğinde köpek saldırır insana, yaklaşamazsın. “Köpekler beni dışlıyor” diyemezsin. Yani insan değerlidir. Fakir olması onu daha da yüceltir. Dolayısıyla fakir insan benim için kutsaldır, değerlidir. Mütevazı olur çünkü, halden anlar. Hepsi için demiyorum ama genelde öyledir. Ama fakir diye bir insanı tahkir eden insan alenen ahlaksızdır başka bir açıklaması yoktur. Ahlaksızın da tahkiri olmaz. O sadece ahlaksızlık yapmış olur, fakir yücelmiş olur. Başka bir şey olmaz. Ve dışlama diye de bir konu olmaz. Allah onu o beladan, pislikten korumuş olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Herhangi bir mezhebe tabi olan insanları neye göre tekfir etmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Tekfirden şiddetle kaçınmak lazım. Yanlış bilgilendirilmiş olabilir, yanlış eğitilmiş olabilir. “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” diyorsa Müslümandır o. Bu yeterlidir. Yani onun üstünde bir delil aranmaz. Bak, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah.” “Allah’tan başka ilah yoktur, Allah tektir. Muhammed de onun Resulüdür” diyorsa o insan Müslüman’dır. Tekfir şeytanın oyun oynaması için ortaya attığı bir tuzak. Şeytanın tuzağına kimse gelmesin. Yani şirk içinde olabilir ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Kasten yapmıyor. Yanlışlık yapıyor ama bilgisizlikten kaynaklanıyor. Onun için tekfir kafasıyla değil, sadece bilgisiz Müslüman, eksik eğitilmiş Müslüman olarak görmek lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Metrodan inenlere neden öncelik verilmiyor?

KARTAL GÖKTAN: Kapı açıldığında bir anda binmek isteyenler hareket ediyorlar içeriden çıkmak isteyenler çok zorlanıyor.

BÜLENT SEZGİN: İnmeden binmeye çalışıyorlar. Çıkamıyor.

KARTAL GÖKTAN: Acele davranıyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok anormal hareket. Olur mu? Zaten inen olduğunda onlar daha da rahat binecektir. Dolayısıyla çok yersiz gereksiz bir egoist çirkin bir tavır olmuş oluyor, çok yakışıksız. Bunu her yerde uyarı levhalarıyla açıklasın belediyeler. Yani o belki akıllarına gelmiyor olabilir o telaş içinde bir kısmının, bunun bir egoistlik olduğunu bilmediğini düşünüyorum. Ne yapacak? Bekleyecek. O insanlar inecek, indi mi o da rahatça binecek. Daha ne istiyor? Acelesine ne oldu yani neden gerekiyor?

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “Geleceğimiz adına atılacak en önemli adım eğitim sistemimizi, din eğitimini üstlenen mekanizmaları ve dini müesseseleri yeniden gözden geçirmek olmalıdır. Bugün bizler İslam coğrafyasını yeniden barış ve kardeşlik yurdu haline getirmek için çalışmalıyız” dedi.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de cemaatleri, tarikatları şeffaflaştırarak mı başlayacak? Onu yapacağına iman hakikatleri yayınlasın. Diyanet’in uçsuz bucaksız imkanları var. Kuran mucizelerini yayınlasın, Darwinizm’in geçersizliğini anlatsın, komünizmin çirkinliğini anlatsın kitaplarla. PKK’nın ahlaksız, alçak bir yapı olduğunu kitaplarla anlatsın, halka dağıtsın ve sık sık hutbeler verilsin. Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili hutbe, PKK’nın ahlaksızlığı ile ilgili hutbe, materyalizmin yanlışlığı ile ilgili hutbeler. Kuran mucizeleri ile ilgili, iman hakikatleri ile ilgili hutbeler, böylece çok büyük netice alırız. Yüz binin üzerinde cami var, yüz binin üstünde de Diyanet İşleri görevlisi var. Bu muazzam kadroyu çok şahane değerlendirebilir. Benim öyle bir yetkin olsa yani herkes tahmin eder öyle bir imkanı nasıl kullanacağımı ve muazzam bir tebliğ yapılır, yer gök oynar. Çok güçlü imana sahip muazzam bir nesil yetiştirilir.

Evet.

VTR: Türk askeri soydaşlarına Türkmen Dağı’nda sahip çıkmazken neden Araplara sahip çıkmaya çalışıyor?

ADNAN OKTAR: Türkiye Türkmenlere yardım etti fakat bu gizli bir faaliyettir. Milli İstihbarat Teşkilatı olsun, Özel Harekatçılar olsun, başka birimler diyelim yani illaki hep isim isim saymayayım da Türkmen kardeşlerimize çok yoğun destek sağladılar. Türkmenler Türk hastanelerinde tedavi gördüler. Hepsi Türkiye’ye getirildi. Ayrıca askeri destek de verildi. Tabii devletin kendine has yöntemleri vardır. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın, Genelkurmay’ın kendine has, özel, hukuka uygun yöntemleri vardır bu yöntemlerle gerekli destek verildi. Kardeşimizin gönlü rahat olsun. Araplar, Türkmenler bizim için hepsi bir, hepsi bizim kardeşimiz, hepsi bizim canımız.

Mesela MİT tırları olayının nedeni Türkmenlere destekle ilgilidir. Ama devleti rahat bırakmıyorlar, hükümeti rahat bırakmıyorlar. Yoksa MİT tırları oluk oluk yardım malzemesi götürüyordu Türkmenlere. Müsaade etmediler ve çok çirkin, münasebetsiz bir eylem içine girdiler. Bilmiyorum siz o filmi seyrettiniz mi internette, insan çok öfkeleniyor. MİT mensuplarına yapılan o münasebetsiz tavır inanılır gibi değil.

Evet.

VTR: Sizce günde kaç öğün yemek yenmelidir?

ADNAN OKTAR: İki iyi bence, bir sabah bir de işte ikindi vaktinde falan yahut akşam. O kadar. İkindi iyi bence bir sabah, bir de ikindi. Öğleden biraz sonra benim kendi kanaatim.

VTR: Hocam ben şey sormak istiyorum. Türkçe ibadet yapılabilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii. Neden olmasın? Ama tabii Allah’ı Arapça Kuran’daki gibi ismiyle anmak çok güzel olur. Ama yapamıyorsa, yani bilmiyorsa tabii ki Türkçe olur. Mesela “Ya Rabbi çok büyüksün, Allah’ım çok büyüksün, Allah’ım çok yücesin” dersin ama “Allahu Ekber” dersen o Arapça olur. O da güzel. Ama Allah isminin geçmesi çok önemli. Çünkü “Öyleyse akşama girdiğiniz vakit de, sabaha erdiğiniz vakit de Allah'ı tesbih edip (yüceltin).” (Rum Suresi, 17) diyor Allah ayette. Dolayısıyla Türkçe de olur tabii. Çünkü anlaması çok önemlidir. İbadetin lezzeti derinliği, anlamasındadır ve en önemli yön onun şuurunda olmaktır.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde farklı mezhep gruplarından esnafla iftar sofrasında bir araya geldi. Davete FETÖ örgütünün 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde Ankara ve İstanbul’daki önemli devlet kurumlarının önünü kamyonlarıyla kapatan şoförler de davet edildi. İftar davetine araçlarıyla gelen şoförlerin fotoğrafları var. Kamyonlarını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önüne park etmeleri 15 Temmuz darbe girişimi sırasında yaşananları hatırlatan görüntüler ortaya çıkardı.

ADNAN OKTAR: Yani onlar da işte görünmez kabadayılar. Kabadayıların bir kısmı görünür, bir kısmı da görünmez. 15 Temmuz akşamı Osmanlı’nın evlatları, Cumhuriyet’in evlatları gerçek kabadayılar sokaktaydı. O dede nasıl tatlı o? Hani komutanla konuşmasını anlatıyor ya çok şeker. O da tam tipik kabadayı işte o.

Vural Batman, “Adnan Bey her şey güzel, fakat canlı yayında neden hanımefendilere dans yapmalarına müsaade ediyorsunuz ve kendinize bazı insanları düşman ediyorsunuz?” diyor. Ya adam kızdırmak çok zevkli bir şey, yani münafık kızdırmak, pis insanları kızdırmak, akılsızları kızdırmak, kadın düşmanlarını kızdırmak, kadın özgürlüğüne karşı kahpece ve alçakça mücadele edenleri kızdırmak, kadınlara saldıranları arabalarda orada burada mağdur edenleri kızdırmak ve kadın hürriyetini onlara göstermek, kadınların özgür yaşamasında dünyanın ne kadar güzel olacağını göstermek, kadınların ne kadar muhterem ve tatlı varlıklar olduklarını göstermek, onların da neşeye, sevince, dansa, müziğe iştiyakla yaklaşan, sevinçle yaklaşan ve kat kat hak eden varlıklar olduklarını göstermek boynumuzun borcu. Çünkü eğlence pavyonlar, gazinolar erkeklerin oluyor, diskolar erkeklerin oluyor, düğünler erkelerin oluyor bazı kafalarda, bazı insanlarda. Eğlenen, oynayan erkekler oluyor, plajda istediği gibi gezen onlar oluyor, istediği işi istediği gibi yapan onlar oluyor. Kadınlara her şey yasak. Yok öyle şey. Erkekler oynar. Erkek oynuyor ama adam onu da istemiyor. Yani hiçbir şeyi istemiyor. Hayatı istemiyor, neşeyi istemiyor, gülmeyi de yasaklıyor adam ve kadınlara karşı akıl almaz bir nefret birçok bağnazın yönü, özelliği, karakteri. Buna müsaade etmeyeceğiz. Kadın özgürlüğünü göstermek şart. Kadınların neşesini göstermek şart. Bakımlı, güzel bir kadının nasıl olacağını ve aynı zamanda iffetli, namuslu, nezih kadınların ne kadar nurlu olacağını da göstermek çok önemli. Bak, buradaki hanımların yüzünde hayret edilecek bir nur var. Herkes şaşırıyor. Terbiyeleri, efendilikleri, nezaketleri. Hiç kimseyle bir adları çıkmış mı bir yerde, uygunsuz bir yerde herhangi biri görülmüş mü? Hepsi birbirinden efendi, birbirinden nezih, kültürlü, görgülü, tamamı üniversite mezunu, en az iki yabancı dil bilen, olağanüstü yetenekli, nezaketli, tertemiz insanlar. Pis insanların, hasut insanların kızdırılması ibadettir ben söyleyeyim. Hayasızların, ahlaksızların kızdırılması ibadettir. Çünkü bir namussuzun namusluyu görmesi, bir pisin temizi görmesi, karaktersizin karakterliyi görmesi ve onun mutlu yaşadığını görmesi, sevinç içinde yaşadığını görmesi ehli küfrü yani pis insanları kahreder. Allah’tan onlara bir azap bu. Bak, diyorsun “kızdırıyorsun” diyorsun kasıtlı yapıyorum zaten. Allah onları bu şekilde helak etmiş oluyor. Allah diyor ki ayette “…öfkenizle ölün.” (Al-i İmran Suresi, 119) diyor Bak, “…öfkenizle ölün.” Müminlere olan öfkelerinden dolayı Allah onların ölmesini istiyor. Biz de onlara aynı zamanda hidayet de istiyoruz. Allah çünkü hidayet de istiyor onlar için.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir anne bebeği ile spor yapıyor.

ADNAN OKTAR: İşte bu şeker annenin özgürlüğü. Ne var bunda? Yok bilmem “dizinin üstünü görse kahrolur insan ya, kendini kaybeder” diyor. Zaten böyle tiplerin çoğu homoseksüel, erkek çocuklarına ilgi duyan ahlaksız insanlar. Annesinin diz kapağının üstünden tahrik olan adam zaten homoseksüellik de yapar, ahlaksızlık da yapar, namussuzluk da, hepsini yapar yani. Üç yaşında çocuğa tecavüz etme gözüyle bakan adam ne yapmaz? Her türlü ahlaksızlığı yapar benim kanaatime göre.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü Adnan Bey. Türkiye, mülteci barındıran ülkeler arasında 3,1 milyon kişiye ev sahipliği yaparak en üst sırada yer alıyor. Fotoğraflar vardı ülkemizdeki mültecilerden.

ADNAN OKTAR: İşte bu Tayyip Hocam’ın merhameti, şefkati, akıllılığı, Müslüman ruhu. Diktatör olsa bu kişileri alır mıydı? Diktatör egoist, bencil olur, sevgisiz olur, merhametsiz olur.

O hanımefendiyi arabada rahatsız eden, tekmeleyen adam vardı ya, onu mutlaka takip edelim. Yani adli yönden de takip edelim. O hanımefendinin ailesini de aynı şekilde cesaretlendirmek lazım. Gönülleri rahat olsun. Yanlarındayız. Türk milleti böyle ahlaksızlıklara prim vermez, zulme prim vermez. Buna benzer kim yaparsa yapsın zulme müsaade olmaz. Yani bir genç kızı darp etmek, canını yakmak, kıyafetinden dolayı saldırmak ahlaksızlıktır. Ahlak eksikliğidir yani.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: En sevdiğiniz araba modeli nedir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki Jaguar. Yahut Porsche ikinci olarak. Evet.

VTR: Türkiye’de sanatsal amaçlı, içinde en azından müzik faaliyetleri içeren bir film neden yapılmıyor, nadir sayıda yapılsa bile neden tutmuyor?

ADNAN OKTAR: Doğru diyor ama sanat Türkiye’de bu olaylar yüzünden bir durgunluk dönemine girdi. Yani sanat ve sanatçı pek ortada yok. Ciddi şekilde bir kasılma var. Şu belaları bir başımızdan atalım sanat da, estetik de, güzellik de Türkiye’nin en bariz vasfı olarak kendini gösterecektir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merak ettiğim neden programınızda sürekli Rus mankenler oluyor, çekimlere sürekli onlar katılıyor?

ADNAN OKTAR: Sırp mankenler de oluyor ama Rusya bize daha yakın olduğu için daha çok Rus mankenler geliyor. Ama Makedon, Sırp değil mi? Çeşitli milletlerden de mankenler oluyor. Ukrayna’dan da özellikle gelenler oluyor. Ama Ruslar hakikaten çok güzel insanlar. Ukraynalılar da güzel insanlar. Romenler de güzel, dünya insanları güzel, insanlara düşmanlık çok korkunç, kadına düşmanlık çok korkunç. Kadınların istediği gibi yaşayamaması çok korkunç. Bu insanlardaki huzuru yok eder. Kadınlar istediği gibi yaşasın özgür olsunlar.

Herkes,  her şey çiçek gibi olması lazım, çok güzel olması lazım. Bakıyoruz pis pis adamlar bir elinde rakı şişesi, bir elinde şarap şişesi, mezbelelik gibi yerler, arkadaşları homoseksüel, ağızlarında pis laflar, üstü başı leş gibi kokar. Ondan sonra işte ben dekolteye karşıyım diyor. Şuna karşıyım buna karşıyım zaten senin sevgiden, sanattan güzellikten anlayacak halin kalmamış ki. Enkaza dönmüşsün sen.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dışarıda gezen bir kadına bakılması doğru mu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bakılır ama hürmetle, saygıyla, bir sanat eserine bakar gibi. Bir çiçeğe bakar gibi.  Mesela sokakta çiçekler görüyoruz sevgiyle bakıyoruz, koruma hissiyle bakıyoruz. Güzel bir çocuk görüyoruz koruma hissiyle sevgiyle bakıyoruz. Kadın da çiçektir, güzel bir varlıktır onu takdirle, hürmetle, saygıyla yad ederek izzetine, şerefine, onuruna bütün gücüyle destek vererek, saygı duyarak olur. Onun dışında olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce bir erkek kadına çiçek almalı mı, ne sıklıkla almalı merak ediyorum açıkçası?

ADNAN OKTAR: Kadınlar çiçekten çok hoşlanır kendileri de zaten çiçek gibidir. Kadını çok onore eder çiçek. Sıklığı duruma göre değişir. Eğer ciddi bir hata yaptıysan sık sık. Eğer hatan yoksa onun mutlu olacağı anlarda olur.

Evet.

VTR: Sizce bir kadın erkek için her şeyi yapar mı?

ADNAN OKTAR: Tabii çok seviyorsa, çok saygı duyuyorsa, tutkuyla bağlıysa kadınlar çok kabadayı, yiğit varlıklardır. Allah esirgesin ölümü bile göze alır kadın. Çok yamandır kadınların sevgisi.

Evet.

VTR: Merhaba, muhteşem güzel bir kadın mı, yoksa çok akıllı bir kadın mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki akıl. Akılla güzellik zaten iç içedir. Akıllı kadın güzeldir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de kadınların özgür bir yaşam içinde olması için ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Bir kere tabii hükümet çok iyi, güçlü tedbirler alabilir ama asıl halkın eğitilmesi, insanların eğitilmesi, Allah korkusunun, Allah sevgisinin yayılması, kadınların kutsal olduğunun iyice hissettirilmesi gerekiyor. Kadın çünkü iffetiyle, namusuyla çok güzeldir. Onuruyla çok güzeldir, asaletiyle çok güzeldir. Saygı duymayla kadın çok güzel olur, hürmetle güzel olur, koruyup kollamakla güzel olur. Çiçeği nasıl koruyup kolluyorsun? Aynı. O şekilde koruyup kollamakla güzel olur. Kadına en ufak bir zorluk, sıkıntı vermemek için toplumu eğitmek lazım. Her yerde hürmet gösterilmesi ayrı bir zevktir. Kadın güzelliğini kat kat katlayan bir güzelliktir. Mesela bir kadın bir yere geldiğinde oturuyorsa insan ayağa kalkar. Değil mi? Yer verir. Bir yiyecek varsa en iyisi kadına ikram edilir. Bir yerde en güzel oturacak yer, köşe kadına ikram edilir. Arabada en rahat edeceği yer kadına ikram edilir. Kadınlar her zaman baş tacı edilmesi gerekir. 

Evet.

BÜLENT SEZGİN: İtalya’dan bazı bina resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: İşte sanat bunlar, kalite dediğimiz şeyler bunlar. İşte insanların akın akın Avrupa’ya gitmek istemesinin nedeni de bu sanatı görmek, bu temizliği, bu kaliteyi görmek. Türkiye’de bu olursa insanlar akın akın Türkiye’ye gelir o zaman.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden kameradan korkar?

ADNAN OKTAR: Çeşitli nedenleri oluyor. Bir kere bazen bakımsız olabilir yani güzel çıkmak, güzel görünmek ister. Ondan çekinir. Bir de kameradaki görüntü bazen kötü niyetle kullanılıyor. Kameradaki görüntüyle kötü bir konu birlikte anlatılıyor. O arada o kişiye de bir anlamda hakaret edilmiş oluyor veyahut o rencide edilmiş oluyor ondan çekiniyor olabilirler. Kötü bir haberin konusu olmak istemiyor olabilirler. Yani insanlara güvenmediklerinden oluyor yoksa güvenseler sevgi ortamı, dostluk ortamı olsa kamera güzel bir şey. İnsanlar bunu severek kabul ederler. Ama iyi niyetle olması önemli. 

Evet.

VTR: Şekerli gıdalar ne kadar tüketilmeli?

ADNAN OKTAR: Yani eğer yanlış anlamadıysam hiç tüketmemek gerekiyor, hiç. Bayağı tehlikeli bir maddeymiş. Eğer anlattıkları doğruysa. Bütün vücutta zehir etkisi yapıyor. O yüzden nişastalı besinler tüketmek daha iyi olur. İşte barbunya, bezelye gibi besinlerle şeker almak daha doğru  olur.

VTR: Türkiye’de iç barış ne zaman sağlanacak ve nasıl?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de iç barış yine sevgiyle olur. Yatıştırıcı olmakla olur. Kışkırtıcılara hiç itibar etmesin insanlar. Kışkırtıcı sözleri mutlaka yatıştırmak lazım. Dikkat ederseniz ben her kışkırtma sözünü mutlaka yatıştırıyorum. Ve ancak böyle dengeyi sağlayabiliyoruz. Mesela CHP yönünden kışkırtma olduğunda bazı CHP’liler hemen yatıştırıyoruz. AK Parti yönünden kışkırtma olduğunda hemen yatıştırıyoruz. Mesela sert sözleri düzeltmeye çalışıyoruz, halimliğe davet ediyoruz. Anormal atakları normal ataklara çevirmeye çalışıyoruz. Bütün toplumun bunu yapması gerekir.

Eğer bütün insanlar sevgiyi, güzelliği, estetiği ararsa gönüllü olarak evlerinin güzel olması için gayret ederler. Sokakların güzel olması için gayret ederler. İstanbul’un, Ankara’nın görünümü bazı yerlerde içler acısı çok korkunç. “Ne yapalım benim evim” denmez. O evi başka bir yere taşımak lazım. Onun için de bir proje uygulanması gerekiyor. Geniş çaplı proje, onun için de yine insanlara sevginin, iyiliğin güzelliğin, estetiğin önemi anlatılmalı, bunun bir felaket değil bir iyilik, güzellik olduğunu iyi hissettirmek çok başta gelecek konular olması lazım.

Evet.

VTR: Ülkemizdeki işsiz sayısı ne kadardır? Ve bu işsizlere iş bulmak için neler yapmak lazım? Ne kadar sürede bu işsizler iş bulur?

ADNAN OKTAR: Yaklaşık eğer yanlış bilmiyorsam üç buçuk-dört milyon işsiz var Türkiye’de. Tarıma, ziraata ağırlık verilmesi lazım. O kadar çok iş imkanı olur ki. Onların yan sanayileri gelişecektir. Onun ucu bucağı olmaz. Ve müthiş bir üretim patlaması olur. Satışı kolay, ticareti kolay, tüketimi gerekli malzemeler olduğu için, hayati malzemeler olduğu için tarım, ziraat ön plana alınması gerekiyor Türkiye’de. Avrupa Birliği ne dedi? “Aman tarıma, ziraata önem vermeyin.” Tam tersinin yapılması lazım. Bu İngiliz derin devletinin aklı gibi görünüyor. Tarıma ve ziraata önem vermeme iddiası çünkü hayret edilecek bir şey bu. Tarım ve ziraat asıl Türkiye’yi kalkındıracak yok diyorlar gerek yok diyorlar. Biz tarıma ve ziraata son derece uygun bir ülkeyiz. Ve çok fazla istihdam alanı geliştirir, çok fazla insanın işsiz kalması engellenir böylece.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Hazal. Metrobüse binerken çok sorun yaşıyoruz çok kalabalık olmasından dolayı, insanların kabaca davranışlarından dolayı sıkıntı çekiyoruz, bunun için ne yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Çok fazla uyarı levhası olabilir. Bir de sürekli sözlü anons olabilir metrobüslerin olduğu yerde. Yani kadınlara öncelik tanınması, saygılı olunması, acele edilmemesi, şahısların inmesinin beklenmesi, indikten sonra binilmesi gibi konular hem yazılı hem sözlü sürekli yayınlanırsa vatandaş da orada yardımcı olur. “Bak duymuyor musun?” der “Adam ne diyor? Buradaki yazıyı görmüyor musun?” Diyebilirler. Tabii yahut daha halim bir üslupla olabilir daha sevecen bir üslupla olabilir. Olur.

Ramazan ayında açık alanda dondurma yedikleri gerekçesiyle iki çocuğu uyaran bir kişi varmış görebiliyor muyuz? Bu tip olaylarda provokasyon da olabiliyor. Bu tip adamların dinle imanla alakası da olmuyor. Özellikle bunları videoya alıyorlar yayınlıyorlar ve onun altında Müslümanlara akıl almaz hakaretler eden ateist, komünist, PKK’lılar oluyor. Ateistler pek yapmaz da daha ziyade PKK’lılar bu işleri yapıyorlar. Buna çok dikkat etmek lazım. Provokatif hareketler olarak bu tip şeyleri ramazan aylarında özellikle çok yapıyorlar. İşte bu gelenekçi Ortodoks bir vatandaşa benziyor. Ama bu özel hazırlandığı da anlaşılıyor çünkü videoya alınması, adamların iyi korunup kollanması, dikkat edilmesi gerekir bu tip şeylerde. Çünkü hem kamera hem bu adamlar yani üç hususun bir araya getirilmesi gerekiyor. Bu sarıklı cübbelilerin bir araya getirilmesi gerekiyor. O çocukların oraya getirilmesi gerekiyor ve kameranın hazır tutulması gerekiyor. Bunun bir provokasyon olduğu çok açık belli. Bu tipler genellikle bazen hakikaten münasebetsizlik yapabiliyorlar. Gereksiz müdahalelerde bulunabiliyorlar. Ama zamanlama bir oyun gibi görünüyor. Ama tabii öyle tipler de var kendini hakikaten mücahit gören, yaptığının çok iyi olduğunu iddia eden tipler de oluyor. Hakikaten çok mutlu oluyor yaptığından. Onu emr-i bil maruf nehy-i anil münker olarak görüyor. Halbuki çocuk hasta da olabilir rahatsız da olabilir. Veyahut inanmıyor olabilir, veyahut başka bir dinden olabilir. Sana ne? Adam yerse yer. Burası Müslüman ülke, Müslüman ülkede yemek yenmez diye bir konu mu var nereden çıkarttın sen onu? Yani “Müslüman ülke dekolte giyemezsin, müzik dinleyemezsin.” Oruç tutmuyor adam hastalığından dolayı “yok bunu yapamazsın.” O zaman adam hasta olacak daha beter hasta olacak. Su içmezse yemek yemezse hasta olur. Belki başı ağrıyor, belki antibiyotik tedavisi görüyor. Sana ne? Ne yapıyorsa yapsın.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü