Harun Yahya

Sohbetler (22 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Batman’dan sonra Şanlıurfa Siverek’ten bir öğretmenin daha PKK’lılar tarafından şehit edildiği haberi geldi. Dört gün önce tatil için memleketi Gümüşhane’ye giderken Tunceli-Pülümür karayolunda PKK tarafından kaçırılan yirmi üç yaşındaki Necmettin Yılmaz isimli öğretmenin aracı ateşe verilmişti. Olayın ardından ortadan kaybolan öğretmenin PKK’lılar tarafından kaçırıldığı ortaya çıkmış, arama çalışmaları başlatılmıştı. Ancak şehit edildiği ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Deccal tarafından şehit edildiyse sevabı ahirette daha yüksek. Çünkü deccalla çatışıyorlar. Deccal insanlara musallat oluyor ahir zamanda. İnsanları öldüreceği, çocukları öldüreceği, kadınları öldüreceği yani şehit edeceği hadislerde geçiyor. Ama tabii esaslı tokat Mehdiyet devrindedir PKK’ya. Yani mahvolacağı dönem Mehdiyet dönemidir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bitlis’in Tatvan ilçesi kırsalında güvenlik güçleriyle PKK’lı teröristler arasında çıkan çatışmada iki askerimiz şehit oldu Adnan Bey. Şehitlerimizi görebiliriz. Uzman Çavuş Şuayip Şilepe, Uzman Çavuş Talat Bildirici.

ADNAN OKTAR: İkisinin de şehadetini Allah mübarek etsin. Yüzlerce, binlerce şehit versek de bir karış toprak vermeyiz. Vatana, millete, dine, imana asla zarar getirttirmeyiz. İngiliz derin devleti, deccaliyet görülmemiş bir abanmayla Türk milletine, İslam alemine saldırıyor. İslam aleminin bir an önce birleşmesi ve deccaliyete karşı topluca karşı koyması gerekiyor. Vakit kaybedilecek gibi değil. Biz sürekli bu uyarımızı yapmaya devam edeceğiz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlene iftar programında sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldi. İftara Üstat Said Nursi Hazretleri’nin talebelerinden Hüsnü Bayramoğlu Ağabey ile Mehmet Fırıncı Ağabeyler de katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağ tarafında Emine Erdoğan Hanımefendi yer alırken sol tarafında Bediüzzaman’ın talebeleri yer aldı.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş. Bu şeffafçılara da çok iyi manevi tokat olmuş. Çünkü bu görüntü “şeffaflaştıralım” sözüne bir cevap, cemaatlere karşı olan insanlara da bir cevap. Tayyip Hocam’a destek önemli, bak, her zaman söylüyorum. Maneviyata sahip çıkan, dine, imana sahip çıkan, İslam alemine sahip çıkan milli bir insan. Böyle bir lider kolay kolay bulunmaz. Değerini bilmek lazım. Seviyorum, sevmiyorum olmaz. Vatanı milleti de mi sevmiyorsun? Devleti de mi sevmiyorsun? Allah’ı, Kitap’ı sevmiyor musun? Seviyorsun. O zaman Allah için, vatan için, millet için, devletin hayır selameti için Tayyip Hoca’nın şahsını desteklemede fütur olmaz. Hiç tereddüt etmesinler.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan teravih namazsını takiben dünyaca ünlü hafızların katılımıyla Beştepe Millet Camii’nde gerçekleştirilen Kadir Gecesi özel programına katıldı Adnan Bey. Programda Mısır’dan, Güney Afrika’dan, Bosna’dan gelen ünlü hafızlar Kuran-ı Kerim okudu. İlahi ve kasidelerin de seslendirildiği programa çok sayıda vatandaş katıldı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bak, nasıl Müslüman adabını biliyor? Çok güzel olmuş. İsabet etmiş. Bunlar hep lehine. Tayyip Hoca’nın hep lehine, gayet güzel. Milletin gönlüne böyle taht kurmuş oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, Bediüzzaman’ın talebelerinin de katıldığı iftarda yaptığı konuşmada sivil toplum kuruluşları için şunları söyledi: “Sizler ülkemizde katılımcı demokrasinin aracı, sosyal barışımızın adeta sigortası olan kuruluşlarımızsınız. Burada şu gerçeğin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Sivil toplum devletin karşıtı değil, bilakis tamamlayıcısıdır. Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun sivil toplumun desteği, yardımı, işbirliği olmadan hedeflerini gerçekleştiremez. Bilhassa milletimizin karşı karşıya bulunduğu sıkıntıların giderilmesinde sizlerin katkısının son derece gerekli olduğunu inanıyorum.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a helal olsun. Bak, Tayyip Hoca güvendiği için sivil toplum kuruluşu önderlerini alıp yanına birlikte yemek yiyor, iftar açıyor. Sen “güvenmiyorum” diyorsun, “şeffaflaştıralım, hesabını araştıralım. Ne yapar ne eder bir bakalım. Güvenemeyiz. Bunlardan her şey gelir” mantığındasın. Bak, Tayyip Hoca da “ben güvenirim” diyor. “Devlet için bu çok önemli” diyor. Bir daha oku.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan, Bediüzzaman’ın talebelerinin de katıldığı iftarda yaptığı konuşmada sivil toplum kuruluşları için şunları söyledi: “Sizler ülkemizde katılımcı demokrasinin aracı, sosyal barışımızın adeta sigortası olan kuruluşlarımızsınız. Burada şu gerçeğin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Sivil toplum devletin karşıtı değil, bilakis tamamlayıcısıdır. Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun sivil toplumun desteği, yardımı, işbirliği olmadan hedeflerini gerçekleştiremez. Bilhassa milletimizin karşı karşıya bulunduğu sıkıntıların giderilmesinde sizlerin katkısının son derece gerekli olduğunu inanıyorum.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim, nefis bir konuşma, nefis. Sık sık yayınlayalım bu konuşmayı. Herhalde adamlar kıvranıyordur yani. Çok güzel konuşmuş, isabet etmiş.

Evet.

 KARTAL GÖKTAN: Pato isimli kuş var Adnan Bey. Bu kuşun tüylerinin rengi ve deseni kondukları ağaç kabuklarıyla aynı. Ağaca konduktan sonra kuyruğunu ağaca doğru yapıştırıyor ve hareketlerini yavaşlatıyor. Böylece Allah’ın ilham etmesiyle mükemmel bir kamuflaj elde etmiş oluyor ve korunmuş oluyor maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Alenen kütük görünümünde. İyi aferin, aklı güzel.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Zaman” kıyamet, yani ahir zaman alametleri “yakınlaşır” yani Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı, Yecüc Mecüc, dabbet-ül arz, duhan zuhuru, “Zaman yakınlaşır, amel eksilir” yani insanlar İslam’ı, Kuran’ı yaşamada fütur verirler, eksik olurlar. “İnsanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır. Hakikaten birçok insan cimri. Mesela bak, Suriyeli kardeşlerimize beş kuruş vermek istemiyor adam. “Herc çok olur” diyor. Bak, “herc çok olur.” Diyor. “Herc nedir ya Resullulah?” diyorlar. Resulullah (sav) de diyor ki; “Öldürmek, öldürmek, öldürmek” diyor. “Hiçbir belde yoktur ki onu deccal orduları çiğnemeyecek olsun.” Yani “dünyanın her yerinde deccal hakim olacak” diyor. Nerede geçiyor bu? Sahih-i Müslim, cilt 8, sayfa 500. Şu an aslanlarımızın şehit olmasının nedeni deccaldır. Deccalın orduları her yerde Müslüman evlatlarına saldırıyor ve onları gece gündüz şehit ediyor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Erzurum’da önceki gün iftar saatine kısa bir süre kala havalı tüfeğiyle karşı apartmanların duvarlarındaki şişeye ateş açan yirmi yedi yaşındaki Ömer Faruk isimli adam, dört yaşındaki ve altı yaşındaki iki minik çocuğu sırtından vurdu Adnan Bey. Olay sonrası kaldırıldıkları hastanede ameliyata alınan çocuklar bugün taburcu edildiler. Adam öldürmeye teşebbüs suçlamasıyla adliyeye sevk edildi. “İftar saati canım sıkıldı tüfeği görünce ateş edesim geldi. Çocuklara ateş etmemiştim” diye ifade verince adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Yaralanan çocukları görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ateş edesi gelmiş öyle mi? Resmi yok mu bu adamın? Böyle tipler hep bilinmiyor ne hikmetse. Bilinse de millet ona göre tedbir alsa olmuyor mu? Herkes biliniyor, herkesin resmi görünüyor. Var mı resmi?

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Yaklaştır yüzünü bakayım. Ateş edesin geldin öyle mi? Adı neydi bunun?

BÜLENT SEZGİN: Ömer Faruk. Yirmi yedi yaşındaki Ömer Faruk.

ADNAN OKTAR: Acaba adliye bunu diğer yönlerden araştırıyor mu bu adamın neci olduğunu? Yani polis bunu bir araştırsa bütün yönleriyle çok iyi olur. Bir daha göster bakayım. Bunu daha detaylı araştırmaları lazım.

Evet, buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan terörü önleme konusunda da sivil toplum kuruluşlarına büyük sorumluluk düştüğünü söyledi: “Gençlerimizin eline silah vererek, zihinlerini iğfal ederek geleceğimize kastedenlere göz yummayacağız. Bunun yolu milli ve manevi değerlerimizle teçhiz edilmiş özgüven sahibi bir gençlik yetiştirmekten geçiyor. Bu konuda özellikle sivil toplum kuruluşlarımıza önemli görevler düşüyor. Terör örgütlerine de uyuşturucuya da kaptırdığımız her gencimizle devletle birlikte sivil toplum kuruluşlarımızın da mesuliyeti olduğuna inanıyorum.”

ADNAN OKTAR: Sivil toplum kuruluşlarının mesuliyeti yüzde doksan beş, o kadar yüksek yani. Doğru söylüyor Tayyip Hoca. Ama sivil toplumu da etkisizleştirmeye çalışıyorlar. “Şeffaflaştıracağız, cam gibi yapacağız, porselen gibi yapacağız” diye ortaya çıkıyorlar. Buna karşı da çok dikkatli olmak lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Melekler Allah’ı hep görürler mi?

ADNAN OKTAR: Meleğin Allah’ı görmesi; tecelli olarak görebilir. Yani Allah ahirette güzel bir insan suretinde tecelli ediyor. O şekilde zamandan ve mekandan münezzeh olarak görebilir. Ama Allah’ın bizzat zatını hiçbir kimse, hiçbir zaman, sonsuza kadar göremez ve bilemez. Yani biz Allah’a iman ediyoruz, inanıyoruz. Fakat nasıldır? Bilmek için Allah olmak gerekir. Hiçbir kimse de Allah olamayacağı için Allah’ı sonsuza kadar insanlar zatı olarak bilemeyecekler ama tecellisi olarak bilirler.

Evet.

VTR: Neden Hz. Muhammed (sav) değil de Hz. İsa (as) geri gelecek?

ADNAN OKTAR: Çünkü Hz. Muhammed (sav) vefat etti. Allah onu ahirete aldı ama Hz. İsa Mesih vefat etmedi. Allah onu göğe aldı bedeniyle. Zaten Kuran ayetlerinde açıkça anlaşılıyor. “Ben onların oyunlarını bozdum. Onların içinden seni tahir ettim. Seni Katıma aldım” diyor. Dolayısıyla Hristiyanlığın yanlış inançlarını da Kuran zaten vurguladığı için eğer öyle bir şey olmasaydı Kuran onu güçlü bir şekilde vurgulardı. Yani “öldü” derdi, fakat ölmediğine dair ayetler çok hakim Kuran’da. Allah “ma katelehu” diyor “ma selebuhu” “asmadılar ve katletmediler. Bilakis” diyor Allah “Ben onu Katıma aldım” diyor. “Yanıma çektim” diyor. “Yanıma aldım” diyor. Dolayısıyla Peygamberimiz (sav) için böyle bir ifade yok ama Hz. İsa Mesih için var. Ve İsa Mesih’e yönelik izahlar hiçbir peygamber için yapılmıyor. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah; “Şüphesiz o (İsa), kıyamet saati için bir ilimdir.” (Zuhruf Suresi, 61) Hz. Muhammed (sav) için söylemiyor Allah bunu. İsa Mesih için söylüyor. “Şüphesiz o (İsa), kıyamet saati için bir ilimdir” Başka? “…sana uyanları” diyor seni sevenleri “kıyamete kadar inkâra sapanların üstüne geçireceğim...” (Al-i İmran Suresi, 55) “Dünyaya hakim edeceğim.” Bu nasıl olabilir? Dünya hakimiyetiyle olur ve İsa Mesih’in gelmesi gerekir bunun için. Başka ne diyor? “Andolsun, Kitap Ehli'nden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur...” (Nisa Suresi, 159) Hepsini sana iman ettireceğim diyor Allah. Bu nasıl olur? Bu da İsa Mesih’in gelişiyle olur. Ve İsa Mesih için “Kıyamet alametidir” demek ne demek? Demek ahir zamanda kıyamete yakın bir zamanda gelecek ve kıyamet alameti olacak. Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı da kıyametin ilk büyük alametidir. Yani Hz. Mehdi (as) geldiyse artık kıyamet çok çok yakın demektir.

VTR: Dünyada işler ne kadar iyi gidiyorsa, ahirette de o kadar kötüye gidecek diye yaygın bir inanış var, sizce de bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Dünyada işler ne kadar iyiye gidiyorsa nasıl gider? Ancak iman ediyorsa gider. İman etmiyorsa mesela Rusya’da işler iyiye gitmedi. Mahvoldu. Hitler’de iyiye gitmedi. Mussolini’de iyiye gitmedi. İslam aleminde de eğer şirk olduğunu Allah görür, bilir, duyarsa ki zaten bilir O da ama yani insanlar tarafından görülecek şekle geldiğinde Allah karşılığını intikamla neticelendiriyor. Hep tarihte böyle olmuş. Dolayısıyla ahrette de iyiler için kurtuluş vardır, kötüler için de helak vardır. Dünyada da öyle kötüler için helak vardır, iyiler için kurtuluş vardır.

VTR: Vahiy meleği olan Cebrail (as), Peygamber Efendimiz (sav)’e günlük konularda da bilgi getirmiş midir?

ADNAN OKTAR: Evet, yani Peygamberimiz (sav) bir konuda karar veremediğinde mühim bir konu olduğunda Cebrail (as) sık sık bilgi veriyordu Peygamberimiz (sav)’e. Ya rüyasında veyahut kendi duyabileceği gibi bir sesle ona seslenerek ne yapması gerektiğini söylüyordu. Bazen de Hz. Dıhye suretinde geliyordu. Mesela bir kere Resulullah (sav) yanına geldi. Peygamberimiz (sav) yanına gelmesini işaret etti. Sahabeler yani durdurmak istediler, Peygamberimiz (sav) “ellemeyin gelsin” dedi. Geldi, Peygamberimiz (sav)’in tam karşısına oturdu, diz dize. Dizini dizine dayadı. Peygamberimiz (sav) ayet okudukça, “doğru söyledin” diyor. Ayet okudukça “doğru söyledin” diyor. Her ayeti okuyuşunda işte buna “mukabele” deniyor. Oradan geliyor mukabele. “Ya Resulullah” diyorlar “bu insan nasıl olur sizin hakkınızda” işte “doğru söyledin” sizi tasdik eden bir insan oluyor” diyorlar. “Siz de bir şey demediniz” diyorlar. “O kardeşim Cebrail (as)’di gelen” diyor. Ama çekip gitmiş, yani artık tespiti mümkün değil. Dıhye’ye soruyorlar. “Ben değildim” diyor. “Ben gelmedim Resulullah (sav)’in yanına” diyor. “Ya herhalde Dıhye geldi” de mesela bir kısmı öyle diyor dinsizler, ateistler. “Gelmiştir de “gelmedim” diyor herhalde” falan diyorlar. Yani aklın ihtiyarı kalkmayacak şekilde olur. Mesela zehirlemeye kalkmışlardı Peygamberimiz (sav)’i. Vahiyle bildirdi Cenab-ı Allah “zehirli” diye, yemedi Peygamberimiz (sav). Ona benzer çok fazla olur.

VTR: Gençler vatansever nasıl olabilir?

ADNAN OKTAR: Allah korkusu olmadan, Allah sevgisi olmadan, Darwinist, materyalist eğitimle vatansever olmak çok zor, çok çok zor.

VTR: Bir insana güvenmek için onu sevmek yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Yok. Aklına, imanına, inancına, güvenilir olup olmadığına bakmak lazım. Seversin ama heves tarzında olur o. Gerçek sevginin oluşması için akıl derinliğini görmek lazım, iman derinliğini görmek lazım, şahsiyetini iyi analiz etmek lazım. Akıllı insanlar akılı insanları çok çabuk teşhis ederler. Akıl zayıflığında yıllarca teşhis edemezler. Yani iki-üç yıl geçiyor mesela nişanlı oluyor bir türlü teşhis edemiyor. Adam üçüncü yılın sonunda doğruyor kadını. Mesela şizofren olduğunu yahut dengesiz olduğunu anlamıyor. Dinsiz olmasına önem vermiyor genç kızlar genellikle bazı kişilerin. Sadece evi, arabası olması, mesleği olması, genç olması onlar için yeterli oluyor ve sonu felaketle bitiyor. Dindar mı, Allah’tan kokuyor mu, samimi mi, dürüst mü, iyi niyetli mi, temiz vicdanlı bir insan mı buna dikkat etmesi gerekiyor insanların.

Evet.

VTR: Her isteyene para vermek uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Az da olsa olur ama çok olmaz da az az verilebilir.

VTR: Günümüzde bir Müslümanın gündelik yaşamını şekillendiren en önemli etken ne olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Vicdanı. Vicdanına göre hareket edecek, Kuran’a göre. Kuran’dan kaynaklanan aklını kullanacak. Aklıyla beraber vicdanını devreye sokacak.

Evet.

VTR: İşim gereği insanlarla yüz yüze çok geliyorum ama insanların birçoğunun yüzü çok asık oluyor neden?

ADNAN OKTAR: İşte çok vesveseli insanlar. Çok korku içinde, tedirginlik içinde yaşıyorlar. Birbirlerine güvenemiyorlar. Karısına güvenemiyor, babasına güvenemiyor, arkadaşına güvenemiyor. Sokağa güvenemiyor, şoföre güvenemiyor. Bakkala güvenemiyor. Güvensizlik akıl almaz bir gerilim meydana getiriyor ve kendini tehlikede, tehdit altında görüyor. O da stres meydana getiriyor onun gerginliğini yaşıyorlar. İmanın, Kuran’ın, vicdanın hakim olduğu Mehdiyet devrinde böyle bir şey olmaz.

VTR: Ülkemiz daha iyi hale gelemez mi?

ADNAN OKTAR: Gelir işte Mehdiyet devrinde inşaAllah. Bir tek ülkemiz değil bütün dünya mükemmel olacak. Zaten ülkemizde biz mutlu olmayız sırf ülkenin kurtulmasıyla. Bütün dünyanın kurtulmasıyla mutlu oluruz. Afganistan’da Müslümanlar ezilirken, Irak’ta, Suriye’de ezilirken, Mora’da, Çad’da, Libya’da Müslümanlar ezilirken Müslüman rahat edemez zaten.

Evet.

VTR: Ülkemizde neden yeşilliğe önem verilmiyor?

ADNAN OKTAR: O da sevgiyle ilgili, kalpte sevgi varsa, aşk, tutku varsa insan o zaman yeşili sever. Yeşile karşı insanın gönlünde cennetten kalma bir tutku vardır. Cennet ruhu cennet ahlakındaki bir insan yeşilliği sever. Yoksa cennet ahlakı olmayan bir insan için yeşilin bir anlamı yoktur.

VTR: Tecavüzcülere neden idam gelmiyor?

ADNAN OKTAR: İdam edersin adam ölür gider. Ama hapse koyarsan ömür boyu nedamet geçirir. Ömür boyu pişman olur. Her gün pişman olur, onu pişman etmek çok önemli. Yoksa asarsın o onun için bir kurtuluş da olabilir onun açısından. Asıl olan onu her gün, her dakika, her saniye pişman etmektir.

VTR: Merhaba Adnan Bey, maddeyi sizin anlayabildiğiniz gibi anlayabilmek için ne yapmalıyız ya da neler yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Gören de beni olağanüstü bir varlık zannedecek. Yani böyle metafizik bir varlığım maddeyi bir tek ben fark ediyorum dünyada. İnsanlar herkes fark ediyor. Beynimizde bir görüntü olarak görüyoruz herkes de bunu görüyor. Benim bir özelliğim, bir harikalığım falan yok. Bu imaj da çok yanlış. Onun sonucunda bir kısmı benim metafizik bir varlık olduğum konusunda samimi kanaat geliştiriyor. Ben insanlardan herhangi bir insanım. Allah’ın herhangi bir kuluyum. Cahil, bilgisini artırmaya çalışan bir Tük vatandaşıyım. Bir fevkaladeliğim yok. Herkes ne anlıyorsa ben de onu anlıyorum.

Evet.

VTR: Tarihin doğru anlatıldığına inanmıyorum ben, gerçek tarihe nasıl ulaşabiliriz? Adnan Hocam bu konu hakkında ne düşünüyor?

ADNAN OKTAR: Tarih tabii ki hiçbir ülke doğru anlatmaz hemen hemen, kendi kafalarına göre anlatırlar, kendi mantıklarına göre anlatırlar. Ama ortalama bütün kitapları okuyarak tarihin doğrusu anlaşılabilir. İnternete giren bir insanın gözünden bilginin kaçması biraz zor. Çünkü oradan kaçsa oradan yakalanıyor, oradan yakalansa oradan kaçan olsa da yine de her halükarda yakalanır.

VTR: Gençlerin daha rahat eğlenebileceği yerleri belediyeler oluşturabilir mi?

ADNAN OKTAR: Ama eğlenmeniz için de güvenlik içinde olmanız lazım. Önce güvenliğinizin sağlanması lazım. Huzurlu olmanız lazım. İçinize huzur, Allah sevgisi, Allah korkusu, kardeşlik ruhu, sevgi, aşk yerleştirilmesi lazım. Yani Allah’ı sevmeniz, Allah’ı aşkla sevmeniz gerekiyor. Ve kendinizi güvende hissetmeniz lazım yoksa stresli olursunuz. Eğlence yerine gidiyor adam kafa göz yarıyor. İnsanlar birbirlerini kurşunluyorlar. Eğlence yerleri gerginlik yeri oluyor. Gazinoya gidiyor adam yanında mafya mensubu öbür tarafta bilme ne. Öbür tarafında bilmem ne sapık. Bazen yani bazı yerlerde. Çok büyük bir risk yaşıyor. Bardaklar havalarda uçuşuyor. Adamın kafasında tabak kırmaya kalkıyorlar. Alkollü insanlar var kontrolsüz hareketler yapıyorlar. Eğlence yeri olması için önce kardeşlik ruhunun, dostluk ruhunun, sevgi ruhunun tam hakim edilmesi lazım. O zaman eğlence oluşur. O zaman sıradan bir yerde bile, çayırlık bir alanda bile eğlenebilirsin. Onun için özel bir sisteme gerek yok. Önce kalplerdeki o huzuru, sevinci, neşeyi sağlamak gerekiyor.

Evet.

VTR: Neden renkli gözlü insanlar daha çekici oluyor, daha ilgi çekiyor?

ADNAN OKTAR: Yok yanlış biliniyor. Olur mu? Siyah gözlü kadınların mesela çok çok etkileyicidir bayağı güzel olur bakışları. Derinliği, tutkuyu çok güzel ifade eder siyah göz. Kahverengi göz de çok güzeldir. O yanlış biliniyor. Her göz rengi güzeldir.

İzmir’de yine mi deprem oldu?

KARTAL GÖKTAN: Evet beş şiddetinde. Ege Denizi’nde İzmir’de olmuş.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav)’e gelen tabi şahsi vahiylerle hüküm olmaz. Kuran’a geçen vahiy geçerli olur. Yoksa mesela Peygamberimiz (sav) Cebrail (as)’le konuşuyor. Ona bazı yiyecekler tavsiye ediyor Cebrail (as) ama bu artık farziyet derecesinde bir bilgi olmaz. Bu Peygamberimiz (sav)’i ilgilendiren bir konu olur. Dolayısıyla Peygamber (sav)’e Cebrail (as) bunu söyledi bizim bunu yapmamız farzdır, bu olmaz. Mesela bazı yiyecekler tavsiye etmiştir Peygamberimiz (sav)’e bu farziyet derecesinde olmaz. Onu yanlış biliyorlar. Cebrail (as)’in Hz. Dıhye suretinde gelmesi nadirdir. Çok nadir olmuştur. O mukabelede gelmiştir. Diz dize çok ünlüdür o bilinen, sahabeler de şaşırmıştır ona. Her söylediğini tasdik ediyor. Yüzüne dikkatlice bakıyor. Peygamberimiz (sav) de ona saygıyla ve sevgiyle bakıyor. Ne derse sürekli tasdik sonra da gidiyor. Bu aklın ihtiyarını aldıracak şekilde olmaz. Hiçbir olay, hiçbir mucize, hiçbir zaman için aklın ihtiyarını alacak yani insanı iman etmeye mecbur edecek şekilde olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Katar’a dair görüşlerinde Suudilere yakın olan Amerikan yönetimi tutum değiştirdi. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, “Katar’la komşu ülkeler arasındaki diplomatik krizin başlangıcından bu yana zaman geçtikçe Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin eylemleri üzerine şüphelerin daha da arttığını söyledi. Bu aşamada basit bir soruyla karşı karşıyayız. Atılan adımlar gerçekten Katar’ın terörizmi desteklediği yönündeki iddialarının sonucu muydu yoksa Körfez ülkeleri arasında uzun zamandan beri var olan sorunlarla mı ilgiliydi?” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hiçbir şey yok. Sadece Müslüman ülkeleri birbirine düşürmek istiyorlar o kadar. Karmaşık olan hiçbir şey yok.  Diyorlar ki işte Katar teröristlere para veriyor. Asıl Suudi Arabistan para veriyor olarak biliniyor. IŞİD’in asıl destekçisi, El Kaide’nin, Taliban’ın destekçisi Suudi Arabistan olarak biliniyor. Çünkü zaten Vahabi görüşlü o teröristler de, inanç olarak Vahabileri andırıyorlar. Suudi Arabistan’ı bu konuda nasıl suçlayamazsak bunun bir mantığı yoksa Katar’ı suçlamanın da bir anlamı yok. Suni olarak oyun çıkarıyorlar sadece Müslümanları birbirine kırdırmak istediler bir deneme yaptılar. Onu da Türkiye bozdu bu oyunu. Beceremediler. Ani bir atakla rezalet çıkaracaklardı. Savaş çıkaracaklardı. Suudi Arabistan’la Katar’ı çatıştıracaklardı beceremediler. Birleşik Arap Emirlikleri de olayın içine girecekti. Birbirlerini kırıp geçireceklerdi. Türkiye’nin üstün başarısı, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın üstün başarısı ile bu oyun engellendi şu an. Ama yine oyun yaparlar onu söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

VTR: İzmir’deki en beğendiğiniz lokasyon nedir?

ADNAN OKTAR: Lokasyon, niye Türkçe söylemedi bu güzel kız bakayım? İzmir’in her yeri güzel, İzmir’in en başta halkı çok güzel. İzmir’deki o manevi atmosfer çok güzel. İzmir’i nasıl birbirinden ayıralım? Her yeri güzel İzmir’in.

Evet.

VTR: İşaret diline ilginiz var mı? Ya da öğrenmek ister misiniz? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İşaret dili şahane bir yöntem. Olabilir çok isabetli bir yöntem. Ama o kadar kolay olduğunu zannetmiyorum. Nasıl zor mudur?

KARTAL GÖKTAN: Zor Allahualem.

ADNAN OKTAR: Zor değil mi? İşitme engelli kardeşlerimizin bu konuda çok yetenekli olduklarını görüyoruz. Yahut konuşma engelli olanlar da. Dolayısıyla bilmekte fayda var tabii. Özellikle siyasi liderler yahut diğer kişiler yanlarında bu konuda çok iyi eğitim almış kişileri bulundurmaları gerekiyor. Evet iyi olur.

VTR: En sevdiğiniz mevsim hangisi?

ADNAN OKTAR: İlkbahar çok güzel oluyor. Çiçeklerin o yeni yeni goncalaşması var ya açıp o çok çok güzel. Bütün her şey körpe. Bir de bütün tabiatta hayret edilecek bir ruh hakim oluyor. Bir şey oluyor yani bir elektriklenme var alışılmışın üstünde bir şey oluyor. Bu insanın bünyesine de etki ediyor. Her şeyde bir heyecan oluyor. Kuşlarda, böceklerde her şeyde. 

Evet.

VTR: Türk sporunda neden yerli oyunculara önem verilmiyor?

ADNAN OKTAR: Herhalde yabancılar tekniği daha iyi biliyorsa yerli olanlara da öğretiyorlardır. İyi olur yabancı eleman her zaman için yabancı bilim adamı, yabancı sporcu. Onların yeteneğini yerli sporcular da görür mukallit olarak taklit ederek daha iyi, daha gelişmiş sistemlere doğru götürebilirler.

Evet.

VTR: Ben sokak sanatçısıyım, müzik yapıyorum. Benim merak ettiğim şey neden sokak sanatçıları gereken değeri görmüyor? Neden insanlar sokak denildiği zaman genelde kötü ve olumsuz şeylere yöneliyor?

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii halbuki sokakta icra edilen müzik nefis oluyor. Onun heyecanı, onun güzelliği ben salonda olan müzikle kıyasladığımda çok daha üstün olduğunu görüyorum. Sokak sanatçısı diye bir şey olmaz. Sanatçı vardır ama sokak sanat için de çok güzel bir yer. Kısa da dinleyebilir uzun da dinleyebilir. O şevk, o heyecan ve aniden karşılaşma bayağı güzel. Bir de dinlemek isteyenler bazen utanıyorlar benim gördüğüm, hiç utanmamaları lazım. Orada bir hale oluşturup sanatçıyı desteklemeleri lazım ama az da olsa harçlık o sanatçılara sunulması onların hakkıdır. Bence sokakların süsü onlar. Sokakların güzelliği, sokak sanatçısı ne kadar çoksa bir ülkede o kadar güzel. Doğru söylüyor delikanlı.

VTR: Kabe’nin küp şeklinde olmasının amacı var mı?

ADNAN OKTAR: Kabe’nin küp şeklinde olmasının amacı dört yön. Dört yöne de düz bir duvar dönmüş oluyor. Ama masonlukta da önemlidir küp. Mikap taş. Birçok hikmeti vardır ama yönler açısından değerlendirebiliriz en çok. Dört yön.

BÜLENT SEZGİN: Ayasofya’da Kadir Gecesi özel programı düzenlenmesi ve sabah ezanı okunmasına Yunanistan tepki gösterdi Adnan Bey. Yunanistan Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada “Dünyadaki bütün Hristiyanların dini duygularına ve bu kültürel mirası yüceltenlere yönelik açık, kabul edilemez bir meydan okuma söz konusu. Böyle bir dönemde dinler arası diyaloğun zayıflatılmak yerine teşvik edilmesi gerekir” ifadesi yer aldı.

ADNAN OKTAR: Burada çok büyük bir hata yapmış konuşan zat. Orada bir güzel ibadet, Allah’a sevgi ifadesi var. Allah yüceltiliyor, Allah’a ibadet ediliyor. Sen diyorsun dinler arası diyaloğu ortadan kaldırdın. Ne alakası var? Allah’a sevgiyi ifade eden her cümle, her konuşma o ibadethanenin tam hakkının yerine getirilmesi demektir. Diyebilir ki belki Hristiyanlar orada ibadet etmiyorlar. Orada gelir ne yapar? Dua eder bir Hristiyan. Musevi gelir dua eder. Edebilir “niye dua ediyorsunuz?” demiyor kimse. İbadet güzel. Bir Hristiyan orada dua etse ben iftihar ederim. Bir Musevi gelip dua etse iftihar ederim. Yanlış. Orada hiç Allah’ın anılmaması niye mutluluk versin?

Evet dinliyorum.

VTR: Öldükten sonra yaşam var mıdır?

ADNAN OKTAR: Öldükten sonra yaşam var mıdır? Zaten şu sistem, gördüğümüz sistem ölecek gibi bir sistem değil. Yani şu bir görüntü akışı var. Bu Allah tarafından insanlara sürekli ilka edilen bir görüntü. Maddeden oluşan bir şey değil bu. Hisler var. Dokunma hissi ve görüntü, ses bunların hepsi algı. Bir kere teknik olarak bunların var olan bir şeyin yok olması mümkün değildir. Sonsuza kadar yok olamaz var olan bir şey. Bu akışı sağlayan güç kesintisiz bunu devam ettiriyor. Mesela altmış yaşına geliyor yine devam ediyor, yetmişine geliyor yine devam ediyor ama mesela sekseninde veyahut doksanında bir gün aniden görüntü netleşir. Daha net hale gelir. Buna ölüm deniyor. Daha önceki hayatı da hiçbir şekilde kaybolmaz. Yani çocukluğundan itibaren o ana kadarki hayatı sonsuza kadar durur. Teknik olarak da mümkün değildir yok olması. Ondan sonraki hayatını bir tek kendi görebilir. Yaşayanlar, arkada kalanlar göremezler. Çünkü herkesin ekranı ayrı. Her insanın ekranı ayrıdır. O sadece kendi ekranındakini görebilir. Diğer kişinin ekranında o kişi görünmez.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “halkı sürekli yaratmakta olan sonra onu iade edecek olan” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet kesintisiz bir yaratma vardır.

Milli İstihbarat Teşkilatı her yeri denetleyebilmeli yani giremeyeceği hiçbir kurum olmaması lazım. Kanun çıkartsınlar. Ordu başta olmak üzere giremeyeceği hiçbir kurum olmasın. Derhal hükümet kanun çıkartsın. Üniversitelere, orduya, polise her yere MİT girebilsin. Olur mu, buraya giremez? Hakikaten de giremiyor. Nasıl olacak o? Mutlaka tedbir alınması lazım.  MİT’e giden kişilerin de, ihbarda bulunacak kişilerin güzel karşılanması ve kolaylık sağlanması çok önemli. Orda ihbarı Allah için, vatan için, millet için yapıyor.  Zorluk çıkartmak olmaz. Yani bekletme olmaz. Hemen ilgilenen memurlar olması lazım. Derhal videoya alsınlar konuşmasını. Şüpheli olabilir ihbar, ayrı mesele ama onun takdiri onlara ait. Ama bekletme olmaz.

Dinliyorum.

VTR: Türkiye’deki Suriyeli sorunu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de Suriyeli misafirlerimiz var. Dehşet, şiddet ortamından kaçıp “imdat” diyerek “Allah rızası için bize yardım edin” diyerek geldiler. Farzdır zaten böyle bir durumda Müslümana yardım etmek. Her Müslüman üstüne farzdır. Allah ayette diyor “Bir Müslüman kardeşinize bir yerde eziyet edildiğinde el birlik onu savunun” diyor. Biz de bu Allah’ın emrini yerine getiriyoruz. Onlar bereketiyle gelir. Güzelliğiyle gelir. Hoş geldiler, sefa getirdiler. Başımızın üstünde yerleri var. Nimet olarak görüyoruz onları. Hepsine de Türk vatandaşlığı verilsin. Bir tek terörist varsa aralarında onları ayırsınlar. MİT, siyasi şube zaten onları tespit eder. Devletin imkanları var. Onun dışındaki kardeşlerimizin hepsini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alalım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gazetesi yazarlarından Batuhan Yaşar 15 Temmuz darbe girişimine destek verdiği oraya çıkan Birleşik Arap Emirlikleri’nin ikinci Gezi planı yaptığı ve bunun için gazeteci Hüsnü Malik’i kullandığını iddia etti. Ayrıca Washington’ın Müslüman kardeşleri terör listesine alması için girişimlerde bulunulacak. Türkiye buradan sıkıştırılacak. Türkiye’nin, Rusya, İsrail ve İran ile ilişkilerinin bozulması için her yola başvurulacak.

ADNAN OKTAR:  Yok ona müsaade etmeyiz, etmedik de başından beri biz bu oyunu biliyorduk zaten. Rusya ile Türkiye’nin arasının düzelmesi için bayağı uğraştık.  Sonunda netice de aldık Allah’a şükür. İsrail ile Türkiye’nin de arasını bozmaya çalışıyorlardı ona da müsaade etmedik Allah’a şükür ve müsaade etmeyeceğiz de. İngiliz derin devletinin bir oyunu bu. Rusya’yla, İsrail ile Türkiye’nin arasını bozmak buna müsaade etmeyeceğiz.

Bütün gençlerin gönlünde yatan budur. Rahat rahat genç kızlar dans edecek eğlenecekler, sohbet edecekler, konuşacaklar, arkadaş olacaklar. Ama bu acayip bir baskı altında ama inanılmaz bir baskı altında. Bir genç kız niye dans etmesin kardeşim? Evde gizli gizli dans edebiliyor. Niye dans edemiyor? Arkadaşlarının içinde dans eder. Ama saygı gösterirsin. Hürmet edersin. İffetine, namusuna titiz olursun. Sağlığına dikkat edersin. Onuruna dikkat edersin. Şeref sahibi olduğunu, onur sahibi olduğunu ona en yüksek duygularla ifade edersin. Onu ölümü göze alarak korursun. Canın gibi korur kollarsın. O zaman hiçbir mahsuru yok. Ama şu an o yasak, bu yasak, şu yasak.

Geçen günler genç kız arabada gidiyor. Arkada bir adam çocuğu rahatsız ediyor yol boyunca. Sonra inerken yüzüne vurarak iniyor. Onun da tabii izzeti nefsine dokunuyor, arkasından çocuk. Onu kabul etmediğini ona ifade ediyor. Rahatsız olduğunu. Adam elini kolunu sallayarak iniyor. Halbuki orada arabadakilerin inip o adamı yakalaması lazımdı. Ondan sonra derdest elini kolunu bağlayıp gerekirse de sürükleyerek karakola götürmeleri lazımdı. Seyretmek olmaz böyle şeylerde. O genç hanım kardeşimize tekrar geçmiş olsun diyorum. Gönlü çok rahat olsun. Gönlü ferah olsun. Türkiye’de istediği gibi özgürce yaşasın. Annesine, babasına da, kendisine de Allah uzun ömür versin. Böyle münasebetsiz adamlar olur. Ender, nadirat da olsa çıkıyor. Ama gönlünde böyle münasebetsizlik yatan çok adam var. Bunların eğitilmesi gerekiyor. Bunlara sevginin, dostluğun, kardeşliğin, kadınlara saygının anlatılması lazım. Genç kız neden eğlenemesin? Kendileri şakır şakır oynuyorlar düğünlerde. Genç kız eğlenemiyor. “O kadın” diyor. Sen de erkeksin. “Tahrik eder” diyor. Seni adam on dokuz misli kadından daha etkileyici görüyor ona ne diyeceksin peki? On dokuz misli kadından daha etkileyici görüyor seni. “Genç” diyor. “Tüysüz delikanlı kadın hükmündedir” diyor. Adam “erkek hocaya gönderilmez” diyor.

Asena da hakikaten Asena’ymış maşaAllah. Altta kalmamış. Aslında o kaçmasa haddini bildirecekmiş Asena. Asena’ya herkes destek olsun. O bizim kardeşimiz, bizim insanımız. Her yerde genç kızları, nerede rahatsız ederlerse el birlik karşılık verelim. Hemen yakalayıp karakola teslim. Adamdaki cesarete bak. Bir genç kızın yüzüne vurmak ne? Bir kere laf ile söz ile çok rahatsız ediyor, arkasına oturmuş. Orada müdahale edilmesi “kardeşim sen ne istiyorsun?” deyip değil mi? Dolmuşu durdurup orada şoförün ve yolcuların o adamı aşağı indirmesi gerekiyordu. “Zorun nedir?” diye. “Niye rahatsız ediyorsun bu çocuğu?” diye. Hele vurması çok büyük bir olay.

Evet, dinliyorum.

VTR: İşverenler çalışanlarına karşı daha vicdanlı olabilirler mi?

ADNAN OKTAR: Çalışanları zaten onların evlatları hükmünde olması lazım. Yani kendi kızı, kendi oğlu gibi görecek. Merhamet ile yaklaşması lazım. Şefkat, onların moralini yükseltmek, onları mutlu etmek, onlara sevinç dağıtmak çok önemlidir. Onlara sürprizler yapabilirler. Gönüllerini alabilirler. Çünkü akşama kadar onun işyerinde çalışıyor. Kolay iş değil. Onun için merhamet, sevgi, dostluk, kardeşlik işyerlerinin temel vasfı olması lazım. Doğru söylüyor hanım kardeşimiz.

Evet.

VTR: İlahilerin dindeki yeri nedir?

ADNAN OKTAR: İlahiler iyi olur. Yani Allah anılmış oluyor. Kalbe bir sürur verir. Hoş olur. Allah’ı hatırlar. Bazı imani konuları hatırlayabilir. Güzel. Yani gerçi bidattir ama güzel bidat. Evet, bidati hasene denir. Bidati hasene. Hasen olan bidat. Mesela mevlit. Mevlit bidattir ama hasenedir.

Evet.

VTR: Kuzey Kore’de insanlar mutlu değil, komünizmin desteklendiği ülkelerde insanlar mutlu değil, peki hala neden komünizm savunuluyor?

ADNAN OKTAR: Komünizm neden savunuluyor? Darwinizm neden savunuluyorsa komünizm de o yüzden savunuluyor. Darwinizm savunulduğunda zaten komünizm gelişir. PKK’nın gelişme nedeni de Darwinizm’in savunuluyor olması. Darwinizm bir pagan inancı, bir putperest inançtır. Geçmiş put inançlarda, putperest inançlarda hepsinde kainatın, canlıların, çiçeklerin, hayvanların, bütün yaratılmışların tesadüfler sonucu yaratıldığı iddia edilir. Putperest inancın zaten ana özelliği budur. Dolayısıyla gençleri putperest inançla yetiştirmeye kalkmak doğru olmaz. Bilimsel delillerle konuşmak doğru olur. Her zaman söylüyorum, biyoloji bilimdir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK hakkında şunları söyledi. “Cudi'de vuruyoruz, Gabar'da vuruyoruz, Bester Dereler'de vuruyoruz, vuracağız. Onlar silahlarını gömene kadar biz onları gömeceğiz, Kandil'e kadar uzanacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: Kandil’de evet. Ama asıl Darwinizm’le vurmak lazım tabii. Darwinist, materyalist inancı çökertirsek Türkiye’de, PKK’nın beynini dağıtmış oluruz beynini. Allah diyor “Hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder.” (Enbiya Suresi 18) diyor. Küfrün beyninin dağıtılması lazım. PKK bir küfürdür. Beyni de Darwinizm’dir. Darwinist felsefe üstüne kurulan komünist, Stalinist bir harekettir. Komünist, Stalinist hareketi yok etmenin tek yolu Darwinist inancı yok etmektir. Bu da bilimle olur. Biyoloji, paleontoloji, arkeolojinin bütün dalları, mikrobiyoloji hepsi devreye sokularak. Binlerce bilim adamımız var. Darwinizm yerle bir edilmesi lazım dünya çapında.

Mesela Sümer inançlarında, ilk başta bir su karmaşası inancı var Sümer putperest dininde. Birden bir Lahaul ve Lhamo adlı sözde putlar ortaya çıkıyor tesadüfler sonucu. Lahaul ve Lhamo ilk önce kendi kendilerini var ediyorlar. Aynı Darwinizm’de olduğu gibi. Daha sonra da evrimleşerek diğer maddeleri ve canlıları oluşturuyorlar. Bu putperest inanca biz niye inanmak mecburiyetindeyiz? Ve bilim diye niye bu insanlara sunuluyor? Mesela Babil putperest inancında da Enuma Elish Yazıtları’na göre canlılık tatlı su putu Apsu ve tuzlu su putu Tiamat ile başlıyor. Ve tesadüfler sonucu kainat yaratılıyor, gelişiyor, canlılar oluşuyor. Put inançlar bunlar. Putperest pagan inançları. Bunları gençlere bilim diye dayatmaya kalkmak çok yanlış olur. Biyoloji bak tekrar söylüyorum bilimdir. Fizik, kimya bilimdir. Tarih bilimdir. Jeoloji, paleontoloji hepsi bilimdir. Darwinizm putperest pagan inancıdır. Pagan inançların anlatıldığı tarih derslerinde anlatılabilir. Putperest inancın detaylarının anlatıldığı tarih anlatımlarında çok makul. Ama bilim olarak gerçekmiş gibi anlatılması çok çok yanlış. Büyük felakete neden oluyor.

Evet.

VTR: Ülkenin sosyoekonomik durumu nereye gidiyor?

ADNAN OKTAR: Bunca baskıya, bunca oyuna rağmen Türkiye zinde bir ekonomiye sahip. Hayrettir yani. Bu Tayyip Hoca’nın dışında birisi olsaydı benim kanaatim yani Ecevit döneminde var ya sokakta insanlar bağırıyorlardı “Kurtar bizi Ya Rabbi.” Onun bin beteri olurdu. Tayyip Hoca’nın pratik siyaset anlayışı, siyaset tecrübesi, cesur atak tavırları vesile oldu. Ekonomi bence diğer dünya ülkelerine göre mükemmel. Bayağı iyi gidiyor.

Mesela Mısır putperest inancında da yılan, kurbağa, solucan ve diğer hayvanlar su baskınlarıyla taşan Nil Irmağı’nın çamurlarından tesadüfen oluştuğuna inanıyorlar. Ve insanların da bunlardan ürediğine inanıyorlar, geliştiğine evrimleştiğine inanıyorlar. Peki sen bununla aynı konuma geliyorsun, bu nasıl bir ilim oluyor? Pagan inancı, putperest inancı nasıl kabul ediyorsun? Bunun bilimle ne alakası var? Her şeyi tesadüfle açıklıyorsun. “Mitokondri nasıl oldu?” diyoruz. “Tesadüf.” “Koful?” O da “tesadüf.” “Hücre zarı?” O da “tesadüf.” “Zigot?” “O da.” Alay mı ediyorsun sen? Tesadüf neyi yapar ki? Portakal, muz, çilek, elma ağacı, çiçekleri, meyvesi hepsi tesadüfen olmuş. İnsanlar, bitkiler, böcekler bütün kainat ne varsa gördüğümüz her şey tesadüfen olmuş, onların inancına göre. Zekamızla alay eder gibi bir üslup. Çok ayıp.

Dinliyorum.

VTR: Kadıköy’deki sanat etkinliklerini nasıl buluyorsunuz, ilgilenebiliyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Resim sergileri güzel. Müzikle ilgili çalışmaları güzel. Sanat adı altında homoseksüellik propagandası yapılmadığı müddetçe, Darwinist propaganda yapılmadığı müddetçe hepsi birbirinden güzel. Yani mühim olan o.

Evet.

VTR: İnsanların psikolojisini bozup da ramazanda içirecek kadar ne derdimiz var?

ADNAN OKTAR: Evet ama içki zaten psikolojisini bozan bir insanın, psikolojisini düzeltmez. Daha da berbat hale getirir. Bedenen ruhen çökertir. Bir de insanların mutlu olmamasının nedeni, Allah’tan uzak olmaları. Allah sevgisinin hakim olduğu toplumlar cennet gibi olur, cennet toplumu gibi olur. Dolayısıyla Allah korkusunu, Allah sevgisini, imanı ve inancı yaymak, Allah’ı insanlara sevdirmek, Allah korkusunu yaymak en hayati konu.

Evet.

VTR: Birçok genç arkadaşımız bir sene boyunca çalışıp sınava bir dakika geç kalınca içeri alınmıyorlar. Sizce bunun değiştirilme imkanı var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii bir disiplin açısından bu gerekiyor ama bir telafi yolu da olması lazım. Belki para cezası verilebilir. Yani mesela belirli bir harç ödettirilir. Çünkü o disiplin çok hayati. Israrla geç kalıyorlar. Bir umursamazlık. O zaman herkes geç kalır. Geç kalmaya biraz daha ilave yapar, daha da geç kalır. O içinden çıkılmaz bir durum meydana getirir. Dolayısıyla bir para cezasıyla o kişileri üç-beş dakika, bir-iki dakikayı telafi edebilirler diye düşünüyorum. Çünkü para cezası da caydırıcı olur. Çünkü orada amaç caydırmak oluyor zaten. Yani imtihana almamanın amacı, kişiyi caydırmak oluyor. Caydırmak için para cezası da caydırıcı olur. Para cezasıyla kabul edebilirler.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP ve Sayın Kılıçdaroğlu’na yönelik şöyle bir konuşma yaptı Adnan Bey. “Birileri İstanbul’a yönelik yürüyecekmiş. 15 Temmuz gecesi neredeydin? Açıklamalarında ne diyor? ‘Oteller kapalıydı, Belediye Başkanımız’ın evine konuk oldum’ diyor. Şimdi de "örtülü darbe girişimi" diyor. FETÖ'nün söylemi bu. Ey Kılıçdaroğlu, Grup Başkanvekili'nin yaptığı "Cumhurbaşkanı'nın üç buçuk milyar dolar serveti var" açıklamasını ispatlayamazsanız alçaksınız, namustan yoksunsunuz.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Üç buçuk milyar dolar serveti nerede harcayacak? Hadi olduğunu farz edelim, ne yapacak? Bir mantığı yok ki. Tayyip Hocam öyle bir serveti olsa fakire fukaraya dağıtır zaten. İlk yapacağı şey o. Bosna’ya, Irak’a, Suriye’ye. Nerede fakir fukara gariban varsa onlara dağıtır. Şahsi parayı ne yapsın? Bütün genç ömrünü İslam’a, Kuran’a, Allah’a, Kitap’a adadı. Allah için bin bir çile çekti. Gencecik delikanlıyken, yaşlı bir insan oldu. Dolayısıyla öyle bir parayla onun işi olmaz Tayyip Hoca’nın. Yani olayda bir mantık yok. Farz edelim öyle bir parası olsa, zaten dindar mukaddesatçı bir insan. Nerede harcayacak? Sade bir hayatı var. Ne yapsın? Eğlence meraklısı olsa zaten Cumhurbaşkanı olmaz, kendi aleminde yaşardı. Öyle bir şeyi yok. Dolayısıyla mantığına bakarız biz olayların. Yani iddiaya değil de mantığına bakarız. Bütün genç ömrünü Allah’a, Kitap’a, İslam’a, Kuran’a hasrettiğine göre. Gençlik çok önemlidir. Gençliğini tamamını Allah’a hibe ettiğine göre, dünyadan beklediği bir şey yok demektir. O zaman parayı ne yapsın? Değil mi? Paranın bir amacı olması lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Kılıçdaroğlu yürüyüş yapıyor Ankara’dan adalet için. Adalet nerede?

ADNAN OKTAR: Zor şartlardan geçiyoruz. Tabii ki bir adaletin uygulanmasında sakin, huzurlu bir ortama göre daha olumsuz şartlar oluşuyor. Ve adalet hakikaten daha zor uygulanıyor. Mesela sanıklar uzun süre emniyette tutuluyor. Normalde yirmi dört saatte bırakılıyordu eskiden. Ama Türkiye’de bir darbe girişimi oldu. Türkiye tamamen elden gidecekti. Ve devlet şu an kendini korumaya devam ediyor yani savunma refleksi devam ediyor. Adaletin buna rağmen düzgün gittiğini düşünüyor. Çünkü benim bildiğim vakaları oradan biliyorum. Yani üç-beş vaka var oradan biliyorum. Mesela farz edelim şahısta ByLock çıkıyor. Normalde tutuklanır. Ama mahkeme tutuklama vermiyor. Gözetimli serbest bırakıyor. Bu nedir? Adalettir bu. Mesela savcı tutuklama istiyor ama mahkeme tutuklamayı reddediyor. Gözetimli serbestlik. Yani benim bu konuda verebileceğim örnekler var. Ama arkadaşların adaletsizlikle ilgili iddialarının da tamamı boş olduğunu zannetmem. Ama bu zor şartlarda yani binlerce, on binlerce vakanın içerisinde titiz bir adalet uygulaması bazen kolay olmaz. Zor olur. Yani sıçramalar hatalar oluyordur. Olmuyor demiyorum. Oluyordur. Ama onu Türkiye’nin güç şartlarına versinler artık. Olağanüstü şartlara vermeleri lazım. Yoksa biz de duyuyoruz kenardan köşeden. Ama nadirattan duyuyoruz. Ama telafisi mümkün. Üst mahkemeler var, Anayasa Mahkemesi var, AİHM var.

Evet dinliyorum.

VTR: Yaz geliyor, insanlar tatile çıkıyor, biz de arkadaşlarımızla bunu tartışıyoruz, acaba tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Yaz günü ne yapalım diyorsun. Tatile çıkabiliyorsan çık. İyi olur. İşte arkadaşlarınla gezersin. Ama bazı yerler var çok güzel zaten. Köyü çok güzel mesela ırmağı var, dağları. Diyor “tatile çıkacağım” diyor. Zaten adam tatile oraya gelir. Sen niye tatile çıkıyorsun? Cennet gibi yer. Bayağı güzel. Ama belki mekan değişikliği bazı insanları rahatlatıyor. “Tebdil-i mekanda hayır vardır” derler. Onu dinlendiriyorsa olabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Munzur’da barajlara ne zaman dur diyeceğiz?

ADNAN OKTAR: Neden acaba baraj istemiyor kardeşlerimiz? Baraj deniz gibi. Çok güzel. Yani su zapt ediliyor. Balık oluyor. Tekneyle geziliyor. İnsanlar o suya girebiliyorlar. Ne yönden acaba istemiyorlar?

KARTAL GÖKTAN: “Baraj yapılırsa burası izole olacak. İnsanlarımız, kültürümüz yok olacak. Bir daha buraya gelemeyeceğiz.” Diyorlarmış.

ADNAN OKTAR: Niye? Bilakis. Baraj kenarında bir insanın evi olsa şahane. Bayağı güzel. Baraj demek, göl demek. Göl manzaralı ev. Bir de tekne ayarlarsan kendine çok şahane. Güzel gözle baksınlar. Yani negatif yönlerini düşünsünler, pozitif yönlerini düşünsünler. Pozitif yönleri ağırlıklıysa bence pozitif yönleri tercih etmeleri lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: PKK’nın liderlerinden Mustafa Karasu yazısında, Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’i hedef gösterdi. Şöyle söylüyor. “Şu anda Türkiye’nin en faşist zihniyetli siyasi partisi Vatan Partisi’dir. En faşist karakterdeki siyasi figür ise Doğu Perinçek’tir.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Bu propaganda gibi bir şey olmuş. Bir adama faşist diyorlarsa, o sağlamdır zaten. Doğu Perinçek’e faşist diyorlarsa doğru yoldadır. Hele ki bunu bir PKK’lı diyorsa daha da sağlamdır. Perinçek milli konularda titiz bir insan. Kibar, kültürlü bir insan. Benim kanaatim o gerçeğinde yani iç dünyasında iman ediyordur da. Belki dış dünyasında komünist, materyalist gençleri de vatana millete faydalı hale getirmek için böyle bir siyaseti ledüni olarak hak görmüş olabilir bir ihtimal. Ben imansız olduğuna inanmıyorum.

Evet.

VTR: Mağazalara gelen müşteriler biraz daha mütevazı ve güler yüzlü olabilirler.

ADNAN OKTAR: Evet onu zaman zaman anlatıyorum. Hakikaten rahatsız edici. Sanki oradaki insanlar ona hizmet etmeye mecburmuş gibi. Tafrayla, öfkeyle oradaki çalışan insanlara çirkin tavırlar göstermek, birçok yerde birçok insanca moda olarak adeta uygulanıyor. Hakikaten asık yüzlü giriyor. Sinirli ve iki saat sorguluyor. Hırpalıyor. Onu indirttiriyor onu koyduruyor, Onu indirttiriyor onu koydurtturuyor ve sonra da çok çirkin ifadede bulunuyor. İşte “bu zaten çürük. Şu zaten çok kötü. Bu niye böyle pahalı satıyorsunuz? Bizi mi kandırıyorsunuz?” Böyle saygısızca ve çirkin. Almayacaksan sessiz sedasız kibarca çıkar gidersin. Oradaki insanları üzmenin alemi ne? Onları mutazarrır etmenin, huzursuz etmenin alemi ne?  Bu da yine Allah sevgisinin, Allah korkusunun azlığından kaynaklanıyor. Halbuki o insanlar üç-beş metrekare yerde akşama kadar hayatlarını geçiriyorlar. İnsanlara iyilik etmek için, onların ihtiyaçlarını gidermek için gayret ediyorlar. Her gelene şefkat sevgi göstermesi, selam vermesi, hal hatır sorması ve kolaylaştırıcı olması lazım. O insanları yormak, hırpalamak günah. Çok acımasız bir hareket. Zaten ayakta akşama kadar. Bütün ömrü öyle geçiyor. O insana merhamet etmek, saygı duymak bir ibadet olur. Güzellik olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Mutlu olmanın sırrı nedir?

ADNAN OKTAR: Mutluluğun sırrı iman. Allah’ı çok seven insan dünyanın en mutlu adamıdır. Allah’ı en çok seven, dünyanın en çok mutlu olan insanıdır. Allah’tan en çok korkan, Allah’ı en çok seven, en çok iman eden kimse, o dünyanın en mutlu, en iyi insanıdır. Ve o insanın da her dediği olur, onu söyleyeyim. Yani meşru, imani her hedefi oluşur. Bir kişi dahi olsa. Allah diyor “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Ali İmran Suresi, 139) diyor. Ama samimi iman varsa.

Evet dinliyorum.

VTR: Başkasından çok kendi iç sesinizi dinliyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Başkasını da dinler insan, kendi iç sesini de dinler. Orada bir oranlama yapmak doğru olmaz. Duruma göre vicdanının sesinden insan gereğini yapar. Başkasının konuşması zaten hep vicdana danışılarak değerlendirilir. Biri mesela “bana yardım et” der. Hemen vicdanına başvurursun, yardım edersin. Veyahut biri bir şey yapıyordur. O vicdani muhasebeyle hemen onunla ilgili karar verirsin. Mesela küsmüşsen küslüğünü kaldırırsın. Dargınlığa son vererek güzelliğe çevirirsin. Öfkeliysen öfkeni yatıştırırsın. Bunlar hep vicdani kararlardır. Yani vicdanın emrine uymak çok önemlidir. Çünkü vicdanın emri Allah’ın emridir. Vicdana Allah vahiyle seslenir. O samimi kararla vicdanın doğru bilgisini hayata geçirmek lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Komik hayvanlar vardı.

ADNAN OKTAR: Komikten çok şeker bunlar. Bir de hepsi gülüyor bunların, o da çok şaşırtıcı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Trabzon, Uzungöl bir betonlaşma oldu. Eski halini de biliyorum, şimdiki hali inanın içler acısı. İstanbul da öyle. Bu betonlaşmaya nasıl bir çözüm bulabiliriz?

KARTAL GÖKTAN: Siz geçtiğimiz günlerde göstermiştiniz resimlerini.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam buna el atsın. Bu çok facia, inanılır gibi değil. Bunu nasıl yaptılar? Ve buna kim, nasıl cesaret etti? Ben bunu anlayamadım. Dehşet verici bu nasıl olur böyle bir şey? O güzellik nasıl bu hale getirilir? Yani gerekirse olay mahkemeye intikal ettirilsin. Bu eski haline çevirelim. Yani aynısıyla eski haline çevirelim. Bu hakikaten büyük bir ızdırap vesilesi. Ben İstanbul’un ancak Mehdiyet devrinde düzelebileceğine inanıyorum. Çünkü bir manevi devrim gerekiyor bunun için, manevi büyük bir atak. Şevkle, severek insanların bunu yapması gerekiyor. Yani ağlatarak, bağırtarak, üzerek olmaz. Bütün bu biçimsiz evlerin tamamının yıkılması lazım İstanbul’da. İstanbul’u kirleten, güzelliğini bozan, her yapının, her şeyin yıkılması lazım. Bağlık bahçelik, son derece güzel bir şehir olabilecekken meydana gelen durum dehşet verici. Ama bunu hükümetin yapabileceğini zannetmiyorum. Çünkü hükümetin aleyhine muazzam bir malzeme oluşturur bu. Ancak Mehdiyet’in meydana getireceği o coşkulu sevgi atağı ortamında bunun olacağına inanıyorum. Zaten Peygamberimiz (sav) de diyor; “Mehdi sizin yirmi yılda yapacağınız imarı bir yılda yapar.” Çünkü manevi destek var. Mehdi (as) siyasete karışmaz. Yani hükümete karışmaz, devlete karışmaz. Mehdi (as) bir maneviyat önderi, sevgi önderidir. Sözünün geçerliliği sevgiye dayalı oluyor. Yani baskıya dayalı değildir.

VTR: Bazı insanların Türk yerine Türkiyeliyim demesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gereksiz. Bir Alman’a sorsan; Ben Almanım diyor. Almanyalıyım demiyor. Bir Fransız’a da sorsan; ben Fransız’ım diyor. Ve övünerek, iftiharla söylüyor. Ben Fransalıyım demiyor. Bu nereden çıktı? Mesela bir İtalyan sevinçle, iftiharla ben İtalyan’ım diyor. Mesela Faslı oluyor ama ben İtalyan’ım diyor. Morolu, Çadlı oluyor ama ben İtalyan’ım diyor İtalya’da yaşadığı için. Ayıp yapıyorlar bence, yakışmıyor. Biz Türk’üz. Yani Türkiye’de olan, Türkiye sınırları içerisinde kendini Türk gören Ermeni, Rus, Sırp, Hırvat, Çerkez, Türk, her kim olursa olsun o Türk’tür. Her ülke için de bu geçerlidir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Küresel Barış Endeksinin 2017 yılı raporuna göre savaş ve terörün Türkiye’ye verdiği zarar yaklaşık 200 milyar dolar.

ADNAN OKTAR: İşte Mehdiyet devrinde bu 200 milyar dolar fakire, fukaraya gidecek. Şu an terörün durdurulması için harcanıyor. Terörün tek sebebi de Darwinizm ve materyalizmdir. Darwinist, materyalist felsefeyi devletin ortadan kaldırması gerekiyor.

İmam Ali (ra) hutbesinde insanlara şöyle buyurdu; “Mehdi (as) insanlara yanında yeni bir kitapla zahir olur. Bu kitap kafirlere çok ağır gelir. Yahudilerin büyüklerini ve hahamlarını davet eder. Onlara Tevrat’la ders verir. Hristiyan din adamlarını da davet eder. İncil, Zebur ve Furkan’ı hazır eder. Bu kişilerle tartışır ve açıklamalarını ister. Ve kendisi onlara anlatır. Onlara Allah’ın ve Peygamber’in emirleriyle hüküm verir. Daha sonra da şiddetli ihtilafların olduğu, ittifakın da az olduğu bu ümmete döner.” Bak, Müslümanların arasında ittifak olmayacak o dönemde diyor. “Kendilerinin alim, fakih, filozof olduğunu zanneden birçok kişi değişik beldelerden ona gelir. Mehdi onların arasında ihtilaf ettikleri konularda hak ile hükmeder. İffetli kadın ona zahir olur, tanır. Hainleri ortaya çıkarır. Bilmedikleri halde dinde fetva veren fetva ehlini etkisiz hale getirir.” İşte onların yaptıklarının boş olduğunu, yanlış olduğunu anlatır diyor. “Onlara tabi olanlara perişanlık vardır.” Yani gelenekçi Ortodoks inanç içerisinde olup, batıl inançlara dalanlara perişanlık vardır. “Çünkü din eksik miydi ki onu tamamladınız? Yoksa eğri miydi ki onu düzelttiniz?” Çünkü adam öyle diyor zaten. Eksikti biz onu tamamladık diyor. Eğriydi düzelttik diyor. Hadislerle düzeltiyoruz diyor. Kuran yetersiz diyor. Ve Hz. Ali (ra) söylüyor bunu. Hz. Ali (ra)’ın niye şehit edildiğini anlıyor musunuz? Bunları dediği için işte şehit edildi, bağnazlar tarafından. “Yoksa halk ihtilafa hevesliydi de siz onlara mı uydunuz? Yoksa halkın işleri doğruydu da siz mi saptınız?” (Cifr Kitabı, 479.) Hz. Ali (ra)’ın, 1400 yıllık kitap.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Mehdi (as) devrinde alemde viran olan bir yer kalmayacak. Mehdi (as) her yeri onaracak, abad edecek, imar edecek, güzelleştirecektir.” (El-Mehdiyil Mev'ud, cilt 1, sayfa 264)

“Kıyam edecek kaim Mehdi Hz. Ali (ra)’ın soyundandır. Mehdi bu yeryüzünü yeryüzünden başka bir hale getirecektir.” Yani çok değiştirecektir diyor.

Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Mehdi (as) ortaya çıktığında anlattığı hususları Museviler ile Tevrat’ın esasına göre tartışacak ve delillendirecektir. Bunun sonucunda büyük bir kısmı (Musevilerin) İslam olacaktır.” (Bihar-ül Envar)

Mesela bak Tayyip Hocam, biz diyoruz ya savunmada her şeyi kendimiz yapalım. Roketleri, uçağı falan. “Savunma alanında her şeyimizi kendimiz yapmadan bize huzurlu bir uyku yok” diyor. Çok güzel. İşte “Tayyip Hoca’yı niye destekliyorsun?” diyor. Desteklerim ben böyle lideri. Yani bütün silahlarımızı, her şeyimizi biz kendimiz yapalım diyorsa o millidir, o doğru yoldadır. Oradan, buradan alalım falan diyorsa bu olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde öğrencilerin topladığı 400’den fazla imza ile artık erkekler ve kadınlar aynı lavaboyu kullanacak. ODTÜ’de modernleşme adı altında yapılan bu uygulama cinsiyetsizleştirme olarak adlandırıldı. Kapılara bu konuyla ilgili özel yazılar asıldı. Bu gördüğümüz fotoğraf. Geçtiğimiz ay da homoseksüel yürüyüşü düzenleyen ODTÜ’lüler yürüyüş boyunca homoseksüellik ve transseksüellik karşıtlığını eleştiren sloganlar atmıştı.

ADNAN OKTAR: ODTÜ’yü kontrol etmek zor oluyor. ODTÜ’ye giden mesela komünist hazır bir toplulukla karşılaşıyor. Onlara uymaya kendini mecbur hissediyor. Mesela diyor ki adam; lavaboları beraber kullanacağız. Tamam diyor, hep beraber kullanalım. Aksini söyleyemiyor. Komünistler diyor ki; hadi yürüyüş yapacağız. Tamam diyor en önde ben yürüyeyim o zaman diyor. Yani bir mahalle baskısı var ODTÜ’de. Yalnız bu durumu eskiden beri Türkiye yaşıyor. ODTÜ’ye bir çözüm bulunması lazım. Hükümet buna çok rahat çözüm getirebilir. Hep böyle rahatsızlık veren bir sistem. Darwinist propaganda orada adeta dayatma şeklinde anlatılıyor. Bu tip garip görüşler, garip yanlış görüşler dayatma tarzında anlatılıyor. Yeni gelen gençler de mecburen kabul ediyorlar. Mesela orada şimdi toplanmışlar gönüllü olarak bunu yapan insan pek olmuyor. Uydum kalabalığa çünkü eğer aksini yapsa aralarında rahat yaşayamayacak. Onlar da mecbur kalıyorlar bunlara uymaya. Bunun mutlaka bir çözümü vardır. Hükümet bunu düşünsün ODTÜ’de bu sıkıntılar, bu insanların huzursuz yaşaması, okula giden öğrencilerin huzurlu olamamasına kökten bir kolaylık sağlasınlar. Benim aklıma geliyor bir şeyler ama kendileri daha iyi bilirler diye düşünüyorum.  

BÜLENT SEZGİN: Mimar Sinan Üniversitesi’nde de aynı şekilde cinsiyetsiz tuvalet.

ADNAN OKTAR: Mimar Sinan’da da öyle komünistler eskiden beri benim dönemimde de okulu sürekli elden ele kontrolde tutuyorlar komünist öğrenciler. Yeni gelen öğrenciler mecburen onlara uyuyor. Ben gittiğimde akademiye hep Anadolu’dan gelen gençlerdi. Adamlar komünizmin k’sini bilmezlerdi. Ama o kalabalığın içinde mecburen onlara uymak durumunda kalıyorlar. Öğretmenler de çok zor durumda kalıyor, onlar da onlardanmış gibi oluyor bir kısmı. Kendilerini öyle gösteriyorlar. Zor bir hayat oluyor. Bunlara kökten bir çözüm rahatça sağlanabilir. Yani öğrencilerin özgürlüğünün sağlanması, görüş özgürlüğünün sağlanması çok önemli. İstediği görüşü istediği gibi savunsun. Mecbur oluyor mesela Maocular orada yazı dağıtmaya kalkmışlardı İGD’liler acayip olay çıkartmışlardı. Kabul etmemişlerdi. Dini anlatmak kabul edecekleri bir konu değildi. Yani duruma göre şekil alıyorlar. Ben orada anlatıyordum İslam’ı, dini ellerinde falçatalarla bir grup geldi parkalı, askeri parkalarla “sen” dediler “burada dini anlatmayacaksın.” Peki o zaman dedim felsefi tartışma yapıyoruz zaten. Din de diyemeyiz felsefi tartışma. Marksizm’in geçersizliğini anlatıyorum, Darwinizm’in geçersizliğini anlatıyorum. “Getirin liderlerinizle konuşayım o zaman” dedim “onlarla tartışalım” dedik. “Hayır o da olmaz” dediler. “Nasıl yapacağız?” dedik. “Anlatmayacaksın” dediler. Ben buna rağmen yine anlattım. Her yerde hem kitap dağıttım hem anlattım. Bu baskı sisteminin kalkması gerekiyor. Orada istedikleri gibi Marksist propaganda yapıyorlar, PKK’nın propagandasını yapıyorlar. Darwinizm’in geçersizliği niye anlatılamasın? Materyalizmin geçersizliği niye anlatılmasın? Komünizmin eleştirisi neden yapılamasın? Bu, kolayca hükümetin sağlayabileceği bir durum. Bunu vatandaş yapamaz, bunu hükümet yapabilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: ODTÜ’de PKK paçavrası ve PKK yazıları bu şekilde var, olmuş zamanında.

ADNAN OKTAR: Bak mesela bunlar rahatça engellenebilir istense. PKK’nın orada cirit atmasına müsaade etmesinler.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’da körfezde geçen gemiler denizi kirletiyor. Balıklara zarar veriyor. Eskisi kadar balık bol değil, halkımız bol balık yiyemiyor. Ben bu Rus gemilerinin, yabancı gemilerin buradan geçmesine karşıyım.

ADNAN OKTAR: Hanımefendinin konuşması çok önemli, çok hayati. Gemilerin burada herhangi bir atık madde boşaltmasının suç olması lazım. En baştan en sona kadar geçişin tamamlanıncaya kadar hiçbir şekilde atık maddeyi denize salmalarına müsaade etmesinler. Bunun tespiti eğer mümkünse bu tespit edilsin ve gereken tedbirler alınsın. Hanımefendinin dediği çok çok önemli, çok hayati bir konu. Boğaz zaten güzelliğiyle ünlü, temizliğiyle ünlü. Adam burada eğer atıkla boğazı kirletiyorsa zaten o görgüsüz birisidir, sevgisiz birisidir, dost değildir, Türkiye’yi sevmiyordur, güzelliği sevmiyordur. Dolayısıyla cezaya müstahaktır. Böyle kişilere çok yüksek para cezası kesilsin. Ve denizi temizleme cezası da ayrıca verilsin. Çok fazla önlem alınabilir.

Evet.

VTR: Beşiktaş önümüzdeki yıl şampiyonlar ligi gruplarından çıkabilir mi?

ADNAN OKTAR: Beşiktaşlılar bunu duymasın. Hepsinin şampiyon olması için gayret etmek lazım, teşvik etmek lazım. Şaka olarak söylendiği için bu konuyu geçebiliriz.

VTR: İnsanlık neden bu kadar karamsar?

ADNAN OKTAR: Karamsar olmak; Allah’tan insan ümidini keserse karamsarlık denizinin içine düşer. Uçsuz bucaksız bir denizdir o. O karamsarlık simsiyah bir dünyada uçsuz bucaksız onu yutmaya devam eder. Sanki bir balığın karnına düşmüş gibi o dünya içerisinde çırpınır gider. Çözüm; Allah’ı coşkun sevmek, Allah’a inancını pekiştirmek, Allah’tan korkusunu artırmak o zaman dünyası pırıl pırıl aydınlanır. Nur gibi olur. Allah’ı sevdiğinde Allah dostu olduğunda bir insan Allah onu dost olarak gördüğünde o insanın artık sırtı yere gelmez. Dünyada da ahirette de mutlu ve sevinç içindedir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir videomuz vardı.

ADNAN OKTAR: Hırlıyor mu o? Allah bu hayvanlara ne kadar güzel nimetler vermiş. Mesela kedide var bu. Sevgiyi bu şekilde kutluyor. Yani sevginin teşekkürü olmuş oluyor, sevilmenin teşekkürü olmuş oluyor. Muhteşem bir şey. Çünkü sen sevdiğinde o sevginin bir alametini görmek ister. Mükemmel gösteriyor hayvan.

Evet.

VTR: Günden güne gelişen teknoloji ile beraber insan ilişkilerinin giderek bozulduğu ve robotlaştırıldığı günden güne herkesin de takip edildiği, izlendiği, dinlendiği yeni bir devre gidiyoruz.  Bu devirde insanların birbirine ne kadar güvenebileceği ya da ne kadar iyi anlaşabileceği bunun bir kesinliği yok ve çok hızlı bir ilerleme katediyoruz. Bununla beraber acaba insan ilişkileri nasıl bir boyuta erişecek?

ADNAN OKTAR: Bak çocuklar hep aklı başında görüyor musunuz? Halktan konuşan herkes aklı başında. Hiç kimsenin egoist bir ifadesi yok. Ve çok isabetli teşhisler hakikaten çok önemli konulara değiniyorlar. Boş konularla ilgilenen hiç kimse yok. Mesela bu delikanlının da samimi olarak rahatsızlığını dile getirdiği konu çok veciz, gayet önemli. Sevgisizliğin dünyayı nasıl mahvettiğini ve dolayısıyla da bu gence de nasıl zarar verdiğini görüyoruz. Bak hepsi bundan yangınlar çünkü Allah korkusu, Allah sevgisi kalktığında insana sevgi de kalkıyor. Materyalist görüş hakim olduğunda, Darwinist, materyalist görüş hakim olduğunda insan artık bir hayvan türü gibi kabul ediliyor. Hatta daha da beter robot gibi. Bak bu gencin söylediği gibi bir madde, bir taş gibi, toprak gibi görülüyor ve değersiz görülüyor. O yüzden acımasızlık, merhametsizlik, egoistlik, bencillik bütün dünyayı pençesinin içine almış durumda. Bundan kurtuluş Mehdiyet’ledir İsa Mesih’in manevi soluğuyladır. Kuran’a, İslam’a dönmekledir. Kuran’ın yeterliliğini kabul etmekledir. Hepsinin üstünde Allah’ı coşkun sevmek, Allah’tan korkmakla. O zaman dünya pırıl pırıl ve aydınlık olur. Yakın bir zamanda zaten bu kurtuluşu güzelliği görecekler.

BÜLENT SEZGİN: Rusya Dışişleri Bakanlığı IŞİD lideri Ebu Bekir El Bağdadi’nin öldüğünün neredeyse kesin olduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Nasıl anladık? Neyi sağlayacak bu? Bağdadi gider Şami gelir.  Şami gider Kahirevi gelir. Dolayısıyla lider öldürmekle bir yere varılmaz fikren mücadele esas. Fikri mücadele esas. IŞİD’le mücadelede Kuran’ın yeterliliğinin anlatılması gerekiyor. Fikri mücadele gerekiyor. Ama tabii sana adam saldırıyorsa sen kendini savunabilirsin ayrı mesele. Ama bu çözüm değil çözüm olmadığını da görüyorlar. Fikri mücadeledir çözüm.

VTR: En sevdiğiniz renk nedir?

ADNAN OKTAR: Yeşil, cennet rengi yeşil. Evet.

VTR: Moda sizce nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Moda hayatın bir rengi aslında. Güzel moda olması. Bir şey moda oluyor herkes o tarz giyiyor. Göze hoş geliyor. Ama abartmamak lazım moda diye. Ekonomik yönden kendini sıkıntıya sokmak veyahut bedenini, çevresini sıkıntıya sokmak doğru değil. Moda ama eskiden daha güçlüydü şu an o kadar güçlü bir moda akımı ben pek görmüyorum. Eskiden mesela favori modası vardı her yeri kaplamıştı. Uzun saç modası vardı her yeri kaplamıştı. Demirel öncülüğünü yapıyordu Süleyman Demirel. Böyle geniş derin favori uzun saçla modern sağın liderliğini ilk güzel vurgulayan kişiydi. İspanyol paça işte körüklü ceketler. En çok poliüretan ayakkabılar. O devirde çok revaçtaydı. Sonra benim gördüğüm moda o kadar güçlü değil. Şu an değil mi? O kadar güçlü bir moda akımı göremiyorum. Çok sade işlevsel giyiniyor insanlar. Moda kalktı artık. Yani güzel giyinme değil de mutsuzluk hakim olduğu için, insanlar güzel görünmeye ihtiyaç duymadıkları için modaya da önem vermiyorlar. Güzel giyinen insan dışarda çok nadir. Güzel giyinen bir genç kıza adam rahatlık vermiyor. Dövmeye kalkıyor, vuruyor, hakaret ediyor. Modanın olması için genç kızların güvenlik içinde olması, onların güzelliğinin takdir edilmesi, saygı görmeleri, hürmetle yad edilmeleri gerekiyor. Böyle bir ortamda moda pek olmaz. Dünyanın hiçbir yerinde modanın olduğunu ben pek görmüyorum.

Evet.

VTR: İstanbul’u mu daha çok seviyorsunuz Ankara’yı mı daha çok seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İstanbul tabii ki. Kayıtsız şartsız İstanbul. Arada boyut farkı var. Ankara-İstanbul arasında.

Evet.

VTR: Akraba düğünlerine gider misiniz?

ADNAN OKTAR: Gider miydiniz? Gidiyordum evet. Teyzemin oğulları falan evlenirlerdi düğün var derlerdi. Küçükken de öyle benim düğün kıyafetim ayrıydı. Günlük kıyafetim, bayram kıyafetim de ayrıydı. Kravatım özeldi, kopçalı kravatım vardı bir karış falan, küçük. Yelek falan. Ayakkabıyı erkenden hemen boyardım, parlatırdım iyice. Kadifeyle, kadife sürünce biliyorsunuz iyice parlak oluyor. Saçı falan tarardım ve olağanüstü yakışıklı olduğum kanaatine varırdım. Düğüne göğsümü gererek giderdim. Düğün zevkli oluyor, bayağı güzel bir şey düğün. Düğünün bitmesi kötü. Onun için düğünün geceli gündüzlü devam etmesi önemli. Düğün en az üç gün, normal yedi gün devam etmesi lazım. O zaman düğün doyurucu olur. Yani öyle akşam düğün oldu, sabaha bitti. Öyle düğün olmaz. Bir de gece de davulun çalması lazım. Davul, zurna. Yer gök inleyecek gece. Uyuma olmaz düğün zamanı. Ben giderdim gece ikide, üçte bile düğün devam ederdi.

Buyurun devam edin.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın Minnesota ve Wisconsin eyaletlerinde zenci şüphelileri öldüren iki polisin yargılandığı davalarda suçsuz bulunması siyahilerin tepkisini çekti. Olaylara ilişkin yayınlanan videolar, videoları analiz eden uzmanlar polislerin aşırı şiddet kullandığı kanısında. Yılbaşından bu yana Amerika’da 460 kişi polis tarafından öldürüldü.

ADNAN OKTAR: İşte o da sevgisizlikten başka bir şey değil.

Selami Ankara’dan yazmış. Tokat’ta bile merdivenleri homoseksüel bayrağı renkleriyle donatmışlar güya. Çok çirkin millete böyle dayatma yapmak. İnsanları bu kadar huzursuz etmek. İnsanlar haklı olarak homoseksüellikten tiksiniyor istemiyorlar inançlarından dolayı imanlarından dolayı. Millete bunu dayatmanın alemi ne?

“Sizin karşınızdaki arkadaşlar, hanımlar bacak bacak üstüne atmışlar. Adaban yanlış değil mi?” En azından Türk örfüne uygun olup olmadığını soruyor. Uygun tabii. Örfü biz belirleriz. O toplum, o topluluğa göre olur o. Bazı yerlerde hakikaten olmaz. Mesela bir gelenekçi alim bir hoca onun karşısında ayrıdır. Eli öpülür, hürmet edilir. Yerde oturulur, diz üstü yerde oturulur, söze başlanmaz. Bu bir sevgi gösterisidir. Ama buradaki insanlar modern insanlar, modern Türk örfüne tabi olmuş insanlar. Modern Türk örfünde bacak bacak üstüne atmak son derece normal güzel bir tavır. Rahatlatıcı bir tavır. Karşı taraf onu adaba uygun bulmuyorsa zaten onu söyler. Ama karşımdaki insanların rahat olması benim de rahat olmamı sağlar. Onların huzuru benim de huzurum demektir. Ben örfe muhalif bir yönünü görmüyorum. Örf sürekli gelişir. Modern Türk örfünde bacak bacak üstüne atmak gayet güzel. Ama gelenekçi Ortodoks bir şeyh efendinin ben ziyaretine gitsem ne yaparım? Giderim elini öperim, yerde otururum, diz üstü otururum. Söze başlamam onun konuşmasını beklerim. Yani o duruma göre değişir.

Ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü