Harun Yahya

Sohbetler (23 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan 430 bin Suriyeli mültecinin yaşadığı Şanlıurfa’da mülteci kardeşlerimizin de bulunduğu bir iftara katıldı ve şunları söyledi: “Sizler duygularını yitirmiş, kalbi nasırlaşmış bir dünyanın vicdanı oldunuz. Sizler mazlumlarla dayanışmanızla herkese bütün dünyaya örnek oldunuz. Sizler günümüzün ensarları olarak paylaşmak nedir, kardeşlik nedir, komşuluk hakkı neyi gerektir dünya aleme gösterdiniz. Böyle bir milletin mensubu ve evladı olmaktan şeref duyuyorum. Rabbim birliğimizi, beraberliğimizi, uhuvvetimizi güçlendirsin diye dua ediyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte millet böyle bir lidere hep ihtiyaç duydu ta eskilerden beri. Aslında gayet normal bir şeydi bu. Lüks bir şey gibi gösterdiler millete. Millete benzeyen bir insanın milleti idare etmesinden normal ne olabilir? Tabii ki Müslüman evladı olduğuna göre Müslüman gibi konuşacak. Çok güzel olmuş, çok isabetli hoş konuşmuş. Allah yolunu açık etsin. İyi gidiyor Tayyip Hocam.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Şanlıurfa’daki konuşmasında şunları söyledi: “Veren el alan elden hayırlıdır. Biz sizi seviyoruz. Ne Arap’ın Türk’e ne de Türk’ün Arap’a üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak Allah’a olan ittika ile-yakınlık iledir. Öyleyse biz bölücü olmayacağız. Arap’mış, Türk’müş, Kürt’müş bu ayrımı yapmayacağız. Çünkü biz Allah’ın hükmüyle “sizi kabileler halinde yarattık, birbirinizle iyi anlaşasınız, tanışasınız” hükmü gereğince biz kabileler halinde ayrıyız ama hiçbirinin hiçbirine üstünlüğü yok. Üstünlük ittika ile” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bu da çok iyi olmuş yerli yerince olmuş. Özellikle bu konu hayati bir konu. Zaman zaman mükerrer tekrar edilmesinde fayda var. İyi yapmış Tayyip Hocam. Çünkü geçenlerde bu konuya değinmiştik. O da dolaylı yoldan bir açıklama yapmış ama çok faydalı önemli.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Konuşmasının devamında Sayın Erdoğan şunları da söyledi: “Siz Suriye’den gelen kardeşlerimize ensar oldunuz. Oralardan kovulanlara siz Mekke-Medine arasındaki gibi ensar oldunuz. Kardeşlerim şunu bilin; biz bugüne kadar kimsenin huzurunda eğilmedik. Biz sadece Allah’ın huzurunda eğiliriz. Rabiamızı Kılıçdaroğlu gibiler bilmezler ama biz biliriz. Birincisi tek milletiz, ikincisi tek bayrak, üç; tek vatan. Gabar’sa Gabar, Cudi’yse Cudi her yerdeyiz. Hüküm ortada, kesinlikle “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler ancak bilemezsiniz” bitti. Onlar bizimle beraber ve şehadet makamların en yükseği” dedi.

ADNAN OKTAR: O da çok güzel olmuş. Zaman zaman tekrar etmesinde çok büyük fayda var. Çünkü sürekli şehit veriyoruz. Ara ara ben de sürekli o konuyu dikkat ederseniz tebrik ederek, takdir ederek, mübarek kılmak isteyerek dua ediyoruz. Evet, hepsi güzel bu konuşmaların, yerli yerinde gerekli.  

Ama Rabia konusuna Tayyip Hocam, Mısır’da yanlış anlaşılma olacağı için, Mısır’ın bütününe talip olduğumuz için, hepsini sevdiğimiz için bence pek girmese iyi olur. Çünkü biz İhvan’ı da diğerlerini de hepsini de bütün Mısır’ı tek olarak görüyoruz. Rabia deyince akla İhvan geliyor. Benim kanaatim gerek yok. Zaten sahip çıkıyor ve çıkacak da. Bizim Mısır’daki bütün Müslümanları sevdiğimizi herkes bilir. Ayrım yapmıyoruz. Dolayısıyla bence o konuyu o kadar gündemde tutmaması gerekir. Gerçi “o anlamda söylemiyorum” diyor, “tek devlet, tek vatan, tek millet, tek bayrak o anlamda söylüyorum” diyor ama. Rabia kelimesi Rabia meydanını çağrıştırdığı için bence gerek yok. Mısır bunu yanlış anlar. Biz Mısır’ın diğer yüzde 50’sini de istiyoruz çünkü. Sırf yüzde 50’sini değil tamamını istiyoruz, hepsini seviyoruz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Erzurum’da evinin penceresinden havalı tabancayla ateş ederek sokakta oyun oynayan 4 yaşındaki Sümeyye Boz’la, 6 yaşındaki İkra Kaya’yı sırtından vuran Ömer Murat Akçay “İftar saati canım sıkıldı tabancayla ateş edesim geldi” diye kendini savunmuştu ve serbest bırakılmıştı. Ancak ardından Cumhuriyet Savcılığı’ndan yapılan itiraz üzerine tutuklandı. Aileler ise “çocukları gürültü yaptığı gerekçesiyle ateş edildiğini düşünüyor. Çocuklardan biri yarım santimle felç olmaktan kurtulmuş. Fotoğrafları vardı Ömer Murat Akçay’ın.

ADNAN OKTAR: Evet, böyle tipleri iyice tanıtmak lazım. Bir de bak ben söylüyorum, bu adamın altından bayağı bir şey çıkabilir. Bunu diğer yönleriyle de bir araştırsınlar. Yani olay pek normal değil. Adamın araştırılmasını dün de söylemiştim. Ama savcılığa da teşekkür ediyorum. Mahkemeye de teşekkür ediyorum. Yerli yerinde olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Bir de yakalandığındaki konuşması var.

ADNAN OKTAR: Evet. Hayır her yönüyle anlaşılıyor. Bunda bir şey var bu adamda. Üslup falan her şeyinden anlaşılıyor, tipinden de anlaşılıyor. Bir fevkaladelik var bir araştırsınlar. Böyle tipler hep özel oluyorlar görüntüleri, tavırları, konuşmaları falan.

O genç kıza musallat olan da. Onda da çok iyi oldu savcılık tutuklama kararı verdi süper isabet oldu Allah razı olsun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, kurbağaların gözlerinde bulunan retina hücreleri özellikle küçük koyu renkli veya hareketli bir cisim geçtiğinde beyne daha fazla sinyal gönderiyorlar. Yani kurbağaların gözleri adeta özellikle sinekleri görebilmeleri için yaratılmış, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yalnız bunların tip bayağı komik değil mi? Karton film gibi adamlar. Bir de büyük bir enerjiyle akşama kadar bağırıyorlar kudurmuş gibi böyle nefes almadan. O neden icap ediyor o da belli değil.

Köyde biz suya girerdik ve her köşe başında bir kurbağa olurdu hazır vaziyette atlamaya hazır. En ufak bir harekette hemen atlıyorlardı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Adnan Hoca’nın ramazan ayında bazı hocaların televizyona çıkıp bir ayda 500 milyar, 600 milyar alması hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum. Onu soracaktım.

ADNAN OKTAR: Bence çok acı, çok ürkütücü, çok yakışıksız ve çok ayıp. Meslekleri var zaten profesör şu bu, maaş alıyorsun. Allah rızası için seni ramazanda televizyona çıkarıyorlar. Gayet güzel tebliğ imkanın var niye para alıyorsun? Ne kadar ayıp ne kadar ayıp inanılır gibi değil. Hatta adam arabada oturuyor “parayı getirdiniz mi?” diyor “getirdik de biraz eksik” diyorlar “o zaman tamamlayın ondan sonra görüşelim” diyor, pencereyi kapatıyor çekip-gidiyor adam. Allah sana imkan vermiş televizyondan binlerce milyonlarca insana ulaşıyorsun tebliğ yapıyorsun. Tebliğ parayla olur mu, Allah’ı anlatmak parayla olur mu? Ayette Allah o kadar çok vurguluyor ki “sizden ücret istemeyenlere tabi olun, sizden ücret istemeyenlere tabi olun.” Sürekli Allah tekrar ediyor. Bu nasıl bir mantık, o parayı nasıl kullanabiliyorsun sen? Nasıl bir mantıkla yaklaşıyorsun da bunu makul görüyorsun?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Baykuşların kulakları yaratılışları gereği kafalarında simetrik olarak bulunmuyor. Bir kulakları diğerinden daha yüksekte. Bu sayede baykuşlar süper stereo olarak dinleyebiliyorlar sesleri ve ses çıkaran canlıları görmeseler bile onların nerede olduklarını sesin kaynağına göre tam tespit edebiliyorlar. Allah bu özellikleriyle baykuşları mükemmel avcılar olarak yaratmış, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Ama bunlar çok çok özel varlıklar yani bazı hayvanlar çok orijinal oluyor. Bu en orijinallerinden. Bir de garip sesler çıkaranları var, garip hareketler yapanlar var. Çok da akıllılar.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir esnafımız tezgahına bir yazı yazmış Adnan Bey, onu gösterecektim. “Karnı aç olup parası olmayan çekinmeden isteyebilir.”

ADNAN OKTAR: Şu terbiyeye, ahlaka, güzelliğe bak. Bu insan ne kazanır da ne dağıtabilir? Ama bak gani gönüllü. İşte zenginlerimiz de bu şekilde olması gerekiyor. Güzel bir örnek.

Biri bir şey desin konuşalım, sohbet edelim.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Adnan Bey’e bir sorum olacak; televizyon programlarında yanınızda bayanlar oturuyor. O bayanların oturuş şekli Kuran’a uygun mu, İslamiyet’e uygun mu? Adnan Bey’e bunu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: İslam’ı, Kuran’ı size o kadar korkunç gösterdiler ki. O kadar hayatı öldüren, o kadar sevinci neşeyi öldüren, bilimi sanatı öldüren, hayatın bütün yönlerini çökerten bir sistem gibi gösterdiler. Ve sizler de İslam’dan korkup dediniz ki “Biz 60-70 yaşına geldiğimizde İslam’ı yaşamaya başlarız, gençliğimizde yaşamak istemiyoruz. Çünkü hayatı öldüren bir sistem olarak gösteriliyor. İslam hayattır, neşedir, sevinçtir, güzelliktir, özgürlüktür. Toplumun meydana getirdiği bütün kuralları ortadan kaldırır. Tek kural meydana gelir, Kuran’ın kuralları olur kafan da rahat eder. Toplumun kurallarıyla insanlar mahvoluyor dünyanın her tarafında. Ruh hastalıkları, sinir hastalıklarının falan kökeni bu, toplumun koyduğu kurallar, bundan dolayı rahat yaşayamıyorsunuz. Kanun hukuku demiyorum toplumun koyduğu kurallar. Nefes aldırmıyorlar. Genç kızların bu kadar neşesiz olması, gençlerin bu kadar neşesiz olmasının nedeni bu. Stresin, hastalıkların kökeni de bu. Kuran özgürlüğü içinde olmuş olsak son derece mutlu ve rahat yaşayacaksınız. Dünyanın en ileri ülkesi oluruz. Ekonomide, sanatta, bilimde her yönde akıl almaz ileri gideriz. Ama bu tutucu sistemle adım atamıyoruz. Ne sanatta ilerleyebiliyoruz, ne bilimde, ne estetikte, ne güzellikte. Çok az ve yavaş ilerleyebiliyoruz. Çünkü ağır kurşundan yükler var üstümüzde, ağır zincirler var. Kuran bu zincirleri kırıyor işte. Dolayısıyla kardeşlerimizin İslam’a, Kuran’a uygun olmayan hiçbir yönleri yok. Burada güvenlik içindeler kimse onları rahatsız etmiyor, üzen yok. Rahatsız eden olsa o zaman Allah diyor “cilbabla örtünürler” kapanırlar ama burada özgürler. Saygıda, hürmette en ufak bir kusur olmuyor, güven içindeler. Dolayısıyla kadınların güven içinde olduğu yerde kadınlar alabildiğine özgür olabilirler. Ama güven içinde olmayınca, mesela görüyorsunuz minibüste oturuyor genç kız şortla oturuyor, gayet normal de kıyafeti yani çok kısa da değil. Adam geliyor arkadan hem konuşarak onu rahatsız ediyor, gelip bir de suratına vuruyor çocuğun. O da maşaAllah yiğitmiş altında kalmamış. Peşinden geliyor ama çocuk tabii izzeti nefsine düşkün. O kardeşimizin sonuna kadar yanındayız. Ona uzanan elleri ta bileğinden kırarız, omzundan kırarız onu söyleyeyim. Ona kim yeltenecekse ona göre aklını başına alsın. Kanunla hukukla ne gerekiyorsa yaparız. Kimse münasebetsizlik yapamaz onu bilecekler.

Şamil Tayyar, on dakika önce Twitter’da FETÖ’nün yürüyüş öncesi mensuplarıyla paylaştığı mesajda “Asıl mücadele alanı İstanbul, buradan yurda yayılacak ve sürecin adı altın dönem.” Yok, Kemal Kılıçdaroğlu çok aklı başında insandır. CHP’liler de çok aklı başında insanlar. Densizlik dangalaklık yapan misliyle onun karşılığını alır. Öyle münasebetsizlik yapacak adamı kanun hukuk yerden yere çalar. Aklını başına alacak herkes. Sayın Kılıçdaroğlu da daima fitneyi yatıştıran insandır, makul insandır. Dolayısıyla tedirgin olmaya gerek yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bazı insanlar oruç tutarken İstanbul’daki insanların çoğu neden oruç tutmuyor?

ADNAN OKTAR: İstanbul çok kalabalık bir şehir, büyük bir şehir, hasta olan çok fazla insan vardır. Sen mesela hiç ummuyorsun ama mesela bel fıtığı oluyor ilaç alması gerekiyor adam yürüyemiyor gün içinde. Veyahut midesinde rahatsızlık oluyor ülser şu bu falan. Yani bu gergin sistem, gergin hayat, kurallar, gelenekçi Ortodoks sistemin baskıları insanları çok rahatsız ediyor. Dolayısıyla bu da psikolojik hem de bedensel sorunlara neden oluyor. Hastalık o yüzden çok arttı son zamanlarda. Birçok nedenden insanlar ilaç kullanıyorlar veyahut aç kalamıyor. Mesela genç kız tansiyonu düşüyor. Genç kızlarda kansızlık yaygın benim gördüğüm, dışarıda topluma baktığımda. Kansızlık yaygın, B12 vitamini düşük, demir oranı düşük, tansiyonları zayıf oluyor. Dolayısıyla sokakta düşer birden Allah esirgesin trafikte şurada burada çok büyük zarar meydana gelebilir. Yahut araba kullanırken tansiyonunun düştüğünü düşün, baygınlık geçirdiğini düşün büyük felakete sebep olur. Onun için oruç tutmayan insan sayısı çok olabilir bunda bir şey yok. Kızdıracak bir olay da değil. Ama buna mukabil Türkiye’de benim gördüğüm en az dörtte üçü oruç tutuyor. Bu çok yüksek bir miktar. O yüzden rahatsız olmaya gerek yok.

Evet.

VTR: Ben dövme yaptırmayı düşünüyorum da tavsiye ettiğiniz bir dövme şekli veya figürü var mı acaba?

ADNAN OKTAR: Bunlar ne kadar sevimli tipler. Yani her biri birbirinden sevimli. Dövme ne olur? Aslan dövmesi olur, evet ona onu tavsiye edelim. Ama dövme yapan kişinin kullandığı iğne bir başkasında kullanılmış olmaması lazım bir. Bir de kullandığı boyanın çok steril boya olması lazım, mümkünse ilk ona açılan boya olması lazım. Bilmiyorum nasıl onu steril tutabilir başka türlü? Çünkü iğneyi içine soktuğunda yahut enjektörü içine soktuğunda o bakteriyi almış oluyor. Yahut virüsü almış olur. Boyanın yeni açılmış olması gerekir yani özetle. Kendine has boyası olması lazım. Bir de o işlem yapılmadan önce antisepte edilmesi lazım cildinin o kısmının çok önemli o. Bir de alerjik bünyesi olabilir, o maddeye karşı alerjisi olup olmadığını önden tespit etmesi gerekir. Çok küçük az bir miktar cilt altına verilerek ciltteki reaksiyona bakmak lazım. Bu 48 saat süre olarak iyi olur tespit açısından. Eğer 48 saat süre içerisinde kızarma, alerji, şişme falan olmuyorsa alerjik değildir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan, Sayın Erdoğan’ın Külliye’de ramazan davulcularıyla karşılanması konusuna itiraz eden bir yazı yazdı. Sayın Erdoğan’ın davulcularla karşılanışının fotoğrafını yayınlayarak altına da şu eleştiriyi getirdi: “Fotoğraftaki üç yanlış, bir; çok kurgusal çok çalışılmış gibi bir imajı var. İki; Erdoğan gibi yapaylıkla pek işi olmayan bir lidere hiç uymayan bir zorlama. Üç; geleneksele vurgudan ziyade ‘bir tek o’ algısına vurgu var” dedi.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır hiç doğru değil. Bu çok yapmacık zorlama bir açıklama olmuş. Asıl bu açıklama çok sentetik biraz da sıradan durmuş. Bu, mehtere hazırlık Tayyip Hocam’a ben açıkça söyleyeyim. Tayyip Hocam benim bu fikrime güzel baktı benim gördüğüm aklı yattı. İnşaAllah Topkapı’da Hırka-i Şerif ziyaretlerinde Tayyip Hocam’ı çok katlı mehter takımıyla karşılayacağız. Gayet güzel olur, yabancı basında her yerde çok büyük sükse olur, faydalı olur. Ona bir ön hazırlık gibi olmuş bu. Osmanlı bir görünüm var, Osmanlı adetine uygun. Zaten bir yaratıcı tavır bu, yani orijinal bir hareket olmuş. Güzel. Çirkin olan hiçbir yönü yok, estetik olmayan hiçbir yönü yok. Tabii ki hazırlıklı olacak. Sokaktan alıp getirip davulcuyu orada “hadi vur oğlum davula” denmez. Cumhurbaşkanı geliyor tabii ki hazırlık yapacaksın. Çok gereksiz zorlama bir açıklama olmuş.

Evet.

VTR: Bayramınız nasıl geçecek?

ADNAN OKTAR: Mümine her gün bayramdır. İslam’a hizmet varsa, müminleri seviyorsan, Allah’ı seviyorsan, Allah’a aşıksan, güçlü bir imanın varsa dünyanın en iyisi sensin. Başka ne nimet aranır yani? Yoksa bayram demeyle bayram olmaz. Hani bir şarkı var “Bayram benim neyime kan damlar yüreğime” diyor onun gibi. Adamın içinde bayram olmadıktan sonra bayram ona etki etmez. İmanla bayram olur, Allah’a coşkun sevgiyle bayram olur. O varsa bütün günlerin bayramdır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Adnan Oktar’ın programının amacı nedir? Bunu öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Amacı; ben Allah’ı seviyorum, Allah’tan korkuyorum. Allah’ın fark edilememesine de şaşıyorum. İmtihan olarak Allah’ın böyle gösterdiğine inanıyorum. Çünkü çok bariz ve açık Allah’ın varlığı, çok çok açık yani aleni. Yani dünyanın ana konusu, bir numaralı konusu Allah olması lazım. Çok çok gerilerde konu haline getirmişler. Ben buna hayretler içinde bakıyorum. Her gün hayret ediyorum sabah akşam. İman, Allah’ olan sevgi, Kuran’a olan inanç normal bir insanın benim görüşüme göre tek konusudur, ana konusudur. Gece gündüz bu konuyla ilgilenir. Dolayısıyla ben de gece gündüz bu konuyla ilgileniyorum. Ve benim karşımdakiler Allah’ın tecellisi olan varlıklar, şu an ben Allah’ın tecellilerini görüyorum. Allah Cemal ismiyle tecelli ediyor. Bu ileride daha da çok anlaşılabilir insanlar tarafından. Biz bunu anlatmaya devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: “Allah sizi yaratandır” diyor “size suret verdi, suretinizi de güzel yaptı” buyuruyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Şu an deccaliyet dünyaya homoseksüelliği hakim etmek istiyor. Kadınları erkekleştirmek erkekleri de kadınlaştırmak istiyorlar. Ve akıl almaz abanıyor deccal bütün dünyanın gözü önünde, bunu hala anlamıyor insanlar. Dehşet verici bir yapı meydana getirmeye çalışıyorlar. Her yerde homoseksüel bayrakları, her yerde homoseksüellerin desteklenmesi, dünyanın birçok yerinde, resmi devlet binalarında, cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlık binaları her yeri homoseksüel bayraklarıyla doldurmak istiyorlar. Bak savundukları adamlara bakın yani inanılır gibi değil. Kardeşim, sen böyle insanlarla nasıl yaşamak istiyorsun? Bu insanların içinde sen nasıl çoluğunla çocuğunla rahat yaşayacaksın? Senin 7 yaşında kızın olsa bunların arasına nasıl bırakacaksın? 10 yaşında oğlun olsa bunların arasına nasıl bırakacaksın? Bunlarla yaşamasını nasıl isteyeceksin? Karını, dedeni, anneanneni bu insanlarla nasıl muhatap edeceksin? Çocuğunu okula gönderiyorsun öğretmeni bu olacak, böyle birisi olacak. Okulun doktoru böyle olacak, müstahdemi böyle olacak, sokaktaki satıcı böyle olacak. Simit aldığın adam böyle olacak, fırıncı bu şekilde olacak. Bu dehşet verici bir hayat. Bunu nasıl kabul ediyorsunuz nasıl savunuyorsunuz? Ne yapmak istiyorsunuz? Nereye varmak istiyorsunuz? Böyle bir hayat nasıl istenir? Hastaneye gidiyorsun düşün, doktorlar böyle, devlet dairesine gidiyorsun adamlar böyle. Manava gidiyorsun böyle, kasaba gidiyorsun böyle. Böyle bir dünyada insan ne olur? Yaşayabilir mi bir insan? Ve canhıraş bunları savunuyorlar canhıraş. Fransa’da, İngiltere’de hepsi ittifakla bunları savunuyorlar. Devlet görevlerine bunları getiriyorlar, belediye başkanlıklarına bunları getiriyorlar. Adamlar cumhurbaşkanı da yapacaklar yakında. Başbakan yapıyorlar. Polisin, askerin içine bunları sokuyorlar. Ne olur böyle bir toplum? Kuran’da, Tevrat’ta ve İncil’de Allah’ın lanetlediği, çok çirkin gördüğü, iğrenç bir fiil olarak belirtiliyor homoseksüellik. Bunu ısrarla insanlara dayatmanın alemi ne?

Evet, dinliyorum.

VTR: ODTÜ mü Boğaziçi mi?

ADNAN OKTAR: Boğaziçi daha sükselidir tabii. ODTÜ’nün belki eğitimi daha kaliteli bilinir. Ama Boğaziçi’nin de süksesi, “Boğaziçiliyim” diyorsa bir genç kız yani ayrı bir havası vardır işin doğrusu bu. Ha Jaguar arabası var ha Boğaziçi’nde okuyor arada fark yok. Tabii biraz şaka var olayın içinde. Ama Boğaziçi hakikaten seçkin okullarımızdan birisidir. O okulun havasına girer öğrenciler. Her okulun ruhuna giriyorlar. Mesela ODTÜ’ye gidenler genellikle solcu ve komünist zihniyete karşı daha yatkın oluyorlar bir kısmı. Mesela Ankara Dil Tarihi Coğrafya ülkücülerindi. Yine Gazetecilik Yüksek Okulu falan vardı Ankara’da, orada ülkücüler daha çok hakimdiler. Ama ülkücülerde akıl almaz bir cesaret oluyordu. Ben böyle kabadayılığın kitabını yazan insanları çok nadir görmüşümdür. Hakikaten çok cesur delikanlılar, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Üniversite gençliği gittiği şehirde yerli kesim tarafından neden hoş karşılanmıyor?

ADNAN OKTAR: Bekar genellikle hiç güvenli görülmez. Anadolu’nun bazı yerlerinde, gelenekçi Ortodoks kesimde hep bir risk grubu olarak görülür. “Aa bekar mı, bekarsa…” falan diye. Onlara ayrı yer temin edilir. Bekar odası, bekar evi. Bekara mesela ev verilmez, değil mi? Bekar genellikle ikinci sınıf vatandaş muamelesi görür bazı yerlerde. O kültürle, görgüyle ilgili bir şey. Halbuki evli de olur adam ahlaksızlık da yapabilir her şey yapabilir. Bekardır da çok dürüst, çok efendi olur. Dolayısıyla mantıklı değil, o doğru. Eğitimden kaynaklanıyor. Gelenekçi Ortodoks eğitimin etkisi. Bunlar zamanla Mehdiyet devrinde tamamen ortadan kalkacak. Sevgi, barış, kardeşlik ruhu ve özgürlük ruhu her yere hakim olacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Sokak hayvanları için en son ne yaptınız?

ADNAN OKTAR: Sokak hayvanları için benim tavsiyelerim oluyor. Zaten yayınlarda da görüyorsunuz hatırlatıyorum. Onlara barınaklar yapılması. Hatta barınaklarının alt kısımlarının ısıtıcılarla kışın ısıtılması. Yiyecek verilmesi, onlara lokantalar yapılması o yönde benim çalışmalarım oluyor. Lokantalarda kalan yiyeceklerin hayvanlara verilmesi, onların onunla beslenmesi gibi buna benzer.

VTR: Uluslararası hukuk, hukuk mudur?

ADNAN OKTAR: Tabii, yani bütün ulusların güvenini sağlayacak bir şey olduğu için. Mesela AİHM insanların en sonunda en çok güvendiği mahkemelerden birisi AİHM. Mesela çok sıkışan insan “Ben AİHM’e giderim” diyor. AİHM’den medet umuyor. Onun için uluslararası mahkemeler tabii ki güven verici. Bizim mahkemelerimiz de güven verici ama uluslararası mahkemelerin de güvenlik yönü, güven verici yönü de açık aşikar.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Britanya’nın önde gelen gazetelerinden The Guardian, Türkiye’de evrimin müfredattan kaldırılmasını sayfalarına taşıdı. “Bu ve benzeri değişikliklerin çocukların seküler konseptlere uzak kalmasına sebep olabileceğine değinen haberde İslamcı seküler tartışması iki ay önce küçük bir oy farkıyla Recep Tayyip Erdoğan’ın kazandığı referandumun düzenlendiği, Türkiye’yi bölen aydınlardan sadece biri” denildi.

ADNAN OKTAR: Yok yok, onların gönlü rahat olsun. Evrimin karşısında olan tek güç biziz. O kokuda bir kere dürüst ve rahat konuşabilir. Kendini sıkmasına gerek yok. Zaten biraz sıkıştılar mı direkt söylüyorlar, “İstanbul-Ankara, Adnan Oktar orada” diyorlar. Lafı uzatmaya gerek yok. Biz bu putperest dini, bu pagan dinini anlatılmasın diye dışlamadık öyle bir şey söylemiyoruz. Biz bütün pagan dinlerinin genel kültür olarak öğretilmesini isteriz. Eski Yunan’da, eski Hitit’te, Sümerler’de, Akadlar’da bir inanç sistemi olarak tesadüflerle yaratılma var. Yani aynı Darwin’in dediği tarzda var. Son derece mantıksız, münasebetsiz bir inanç sistemi. Bütün bitkilerin, hayvanların, insanların canlıların tamamının tesadüflerle yaratıldığına inanan bir pagan dini. Genel kültür olarak bilinsin, dinler tarihinde öğretilebilir, ama bilim diye biyolojinin içinde öğretmeye kalkarsan bu olmaz. Biyolojiyi anlat, antropolojiyi anlat, paleontolojiyi anlat hepsini anlat. Bilim dallarının tamamını anlat ve alabildiğine anlat ve alabildiğine yay. Ama pagan dinini tarih dersinde pagan dinleri bölümünde anlatacaksın. Biz sadece tasnifin doğru yapılmasını istiyoruz o kadar. 

VTR: Biliyorsunuz ki şu anda bir yürüyüş var ve bu yürüyüş Ankara’dan başladı İstanbul’a doğru geliyor. Ve bu yürüyüşün ne çatısı altında, hangi isim çatısı altında olduğunu söylerseniz sevinirim.

ADNAN OKTAR: Cumhuriyet Halk Partisi bir eylem yapması gerekir parti olarak. Yani dikkat çekecek bir şey söylemesi lazım muhalefet olduğuna göre. En makul nedir? Bu, diye düşündü benim kanaatim. “Adalet istiyoruz” soğukkanlı sakin bir ifade “adaletin daha iyi olmasını istiyoruz” diyor, tamam kimse de bir şey demez buna. Yürüyüş de hakikaten gündemde kalmalarını sağlıyor. Yani hiçbir hareket yoksa CHP’de bu hoş karşılanmaz diye düşünürler CHP tabanında. Bir şeyler yapalım, en iyisi nedir? Bu, diye düşündüler benim kanaatim. Ve böyle bir yürüyüşü gerçekleştirdiler ve devam ettiriyorlar. Bunda bir şey yok benim gördüğüm. Yani felaket senaryolarına gerek yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Suriyeli mülteci çocukların resimleri var.

ADNAN OKTAR: Onlar bizim canımız, onlar bizim özbeöz kardeşimiz. Hepsine sahip çıkacağız kim ne derse desin. Baksana şu tatlılığa şu şekerliğe bak, gözlerindeki anlam çok güzel. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şanlıurfa’nın Siverek İlçesi’nde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyareti için görevli özel harekat polislerini taşıyan zırhlı araç devrildi Adnan Bey. Kazada 6 özel harekat polisi yaralandı. Trabzon’un Yomra İlçesi’nde de kontrolden çıkan polis aracı devrildi. Kazada araçta bulunan 7 özel harekat polisi yaralandı. İki aracın da devrilme sebepleri hakkında tam bir açıklama yapılmadı. Polis aracının bilinmeyen bir sebepten devrildiği söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Böyle olaylar esrarengiz bırakılmaması lazım. Mutlaka aydınlığa kavuşturulsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sanatçılar sanat hayatlarını icra ettikten sonra neden devlet tarafından sahiplenmiyorlar? Neden bir maaşa tabi tutulmuyorlar? Neden yok oluyorlar? Bunu önce bir kendimize sonra devlete sormamız gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Bu çok doğru sözün. Onu dört yıldan beri ara ara ben tekraren anlatıyorum. Sanatçıların taltif edilmesi, takdir edilmesi onların sanat gücünü çok artırır. Özellikle yaşlandıktan sonra yahut icra-ıı sanat edemeyecek hale geldikten sonra bir sanatçıyı unutmak milli bir felaket. Böyle bir şey olmaz. Dolayısıyla sanatçıları madalyayla ödüllendirmek, beratla ödüllendirmek, sık sık gündeme getirmek, takdir etmek, onları onurlandırmak onore etmek onların sanat gücünü, sanatçının sanat şevkini artırır.

Evet.

VTR: Faturalar yukarıda bakıldığı zaman 40 TL diyelim, aşağı indiği zaman 80’lere varıyor. Türk halkı niye bununla ilgilenmiyor? Veya ne bileyim baştakiler niye bununla ilgilenmiyor, niye hiç kimse bunu umursamıyor? Ben bunu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Umursanıyordur da gündeme gelmemiş olabilir. Tabii orada küçük bir miktarken altta büyük bir miktarla neticelenmesi özellikle fakir halkın sırtına bu yükün binmesi yakışık alacak bir şey değil. Tayyip Hocam bu konuyla ilgilenir benim kanaatim. Çünkü TRT payı şu payı bu payı muazzam bir yekun tutuyor. Buna bir tedbir alınabilir. Veyahut açıkça karşılığı budur denebilir. Bazen öyle oluyor hakikaten, mağazada da bir şey alınıyor, buna vergisiyle şununla bununla bilmem ne kadar diyor. Kardeşim, başından söylesene. Mesela bin TL diyor. Ee alırken? Vergisi-algısıyla beraber iki bin TL diyor. En başından söyleyeceksin. Diyeceksin, bunun karşılığı iki bin TL.

Evet.

VTR: Adnan Oktar kendini Mehdi olarak mı görüyor?

ADNAN OKTAR: Demek ki biraz yayılmış. Mehdilik kim ben kim? Ama ahir zamanda bir Mehdi gerçek. Hz. Mehdi (as)’ın geldiğine inanıyoruz. Hz. İsa Mesih (as)’ın da geldiğine inanıyorum. Hatta Amerika’da görev yaptığına inanıyorum şu an. Mormonların içinde olduğunu düşünüyorum hatta. Bu kadar detay vereyim. Hz. Mehdi (as)’ın da vazife başında olduğunu görevine devam ettiğini düşünüyorum. Ama ben Kuran harflerini daha yeni yeni öğrenmiş, yani Kuran’ı düz Arapçasıyla bile okuyamayan zır cahil bir insanım. Yani fıkıh bilgim birkaç mealden ibarettir. Dini eğitim almadım. Hz. Mehdi (as) en büyük müceddid ve en büyük müçtehid olacaktır, “hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid, hem Kutb-u azam olarak” diyor “bir zat-ı nuraniyi gönderecek. O da ehl-i beyti nebeviden olacaktır” diyor Said Nursi Hazretleri. Dolayısıyla benim ne hocalığım mevzubahis, ne alimliğim, hele hele ki hiç Mehdiliğim mevzubahis değil. Öyle bir iddiam da olmadı. Öyle bir iddiam olmayacağına yemin de ettim defalarca, hatta lanetleştim de. Ama Mehdiyet’i her anlatana Mehdi yakıştırması yapılır. “Acaba kendini mi ima ediyor?” diyebilirler. Özellikle eşkalini anlatırken tam kendimi anlatıyormuşum gibi oluyor. O zaman tabii ki bir şüphe meydana gelir. Ama benim böyle bir iddiam yok. Beni görüyorsunuz alemci, kendi halinde normal bir Türk vatandaşıyım. Öyle bir iddiam hiçbir zaman için olmadı, olmayacak da. O konuda beyanlarım çok fazla.

Evet.

VTR: İnsanlar neden sürekli “eski ramazanlar artık yok” diyorlar?

ADNAN OKTAR: Eski ramazanlar aslında Osmanlı dönemini kastediyorlar yoksa bizim çocukluğumuzun ramazanlarıyla şu anki ramazanlar o kadar farklı değil. Yani eğer 60’ları, 70’leri falan kastediyorlarsa bir farklılık yok. Aynı evlerde oturur sofrada yemek yerdik. Yine mahyalar olurdu, camiye gidilirdi. Şu anda da camiler dolup taşıyor yani öyle bir ifade yok ama Osmanlı dönemi kastediliyorsa bu doğru. Yani evlerin konumu, sokakların konumu, hayat tamamen değişik olduğu için ciddi bir farklılık var, bu anlamda doğru ama Mehdiyet döneminde bu da olacak onu da söyleyeyim, inşaAllah.

VTR: Sizce cinsel suçlarda ülkemizde idam cezası uygulanmalı mı, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Vatana ihanet ediyor adam onda idam olmayacak, adam öldürecek onda idam olmayacak. Sadece cinsel suçlarda idam olacak. Yani hepsinde idam gerekebilir. Ama Allah ayette cinayet karşıtı olarak, yani cinayetin misillemesi olarak o şahsın katledilmesi söylenir Kuran’da. Yani idamdır, bir insanı birisi öldürdüğünde onun karşılığı idamdır. Ama “Affederseniz daha hayırlıdır” diyor Allah. Ne olabilir? Müebbet olabilir. Çünkü defalarca pişman olacaktır. Adamı sen öldürürsen, asarsan adam kendini kurtulmuş olarak görür. Ama mesela yetmiş yaşına kadar, seksen yaşına kadar hapishanede onu tutarsan binlerce, milyonlarca kere pişman etmiş olursun, bu önemli.

Evet.

VTR: Kadıköy daha bakımlı hale nasıl getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Seni sevimli seni, bak, bir tek Kadıköy’ü düşünüyorsun. Olmaz. Bütün İstanbul daha bakımlı hale getirilsin. Kadıköy de fena değildir aslında. Ama binaların tabii görünüşü çok ürkütücü, yol boyunca çok biçimsiz bir mimari anlayışı İstanbul’a muazzam hakim olmuş ve akıl almaz estetik yönden çökertmiş. Güzelim şehir ne hale getirilmiş. Bu acı manzarayı her gün görüyoruz. Mehdiyet devrinde bütün o binalar yıkılacak ve yerine bağlık bahçelik cennet gibi bir ortam yapılacak. Mehdiyet’in bir güzelliği de budur ve çok kısa sürede olacak bu. Bu ancak manevi güçlü bir devrimle olur. Maneviyat devrimi gerekir, bu da Mehdiyet’le mümkün. Yani sevgiyle, barışla, kardeşlikle, gönül rızasıyla, aşkla olacak işlerdir.

Evet.

VTR: Kullandığımız internetin hızı neden bu kadar düşük? Daha hızlı olamaz mı?

ADNAN OKTAR: İşte 2017’deyiz ama sanki 1817’lerde gibiyiz, bir acayip durum. Bu devirleri de hatırlayacağız, çoluğa çocuğa anlatacağız. “Yavrum” diyeceğiz “siz muazzam bir teknoloji yaşıyorsunuz ama biz zamanında süründük” falan diyeceğiz. Bu devirler de geçecek inşaAllah.

VTR: Her hayvanın eti yenilir mi?

ADNAN OKTAR: Her hayvanın yenmez. Domuzun yenmez. Allah’ın adı anılmamış bir yiyecek yenmez. Zararlı hayvanlar yenmez mesela, belli zarar vereceği, onları yiyemezsin. Temiz olan yiyecekler yenir.

Evet.

VTR: Hocam Doğu’dan gelen kardeşlerim neden hep inşaatta çalışıyor?

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı. Benim canlarım iş bulamıyorlar herhalde kolay. İnşaatlarda genellikle köyden gelen gençler hep inşaatlara giderler. Biz köyde çocukluğumuzda orada tatil yapardık. Oranın gençleri olurdu hep İstanbul’a çalışmaya giderlerdi. O zaman pantolonların üst tarafı daha genişti, alt tarafı bacak kısmı dar. Köy delikanlısı, gücü kuvveti de yerinde oluyor onların, tarlada falan çalıştıkları için, yani şimdi muhasebe bürosunda çalışsa hem az para kazanır ama inşaatlarda iyi para kazanılıyordu o zaman. Bilmiyorum şu an nasıl? Onlar inşaatlarda çalışırlardı. Para biriktirip babalarına gönderirlerdi, ailelerine gönderirlerdi. Kendileri de gıcır gıcır giyinmiş gelirlerdi Güneydoğulu aslanlarımız da herhalde hem kolay iş buldukları için olabilir hem de daha doyurucu bir kazanç sağlıyor olabilir bir ihtimal. O yüzden inşaatlarda çalışıyorlar. İyi beslenirlerse, güvenliğe de dikkat edilirse inşaat sağlık yönünden iyi. Demir büküyor, kolları falan çelik gibi olur.

Evet.

VTR: Bazı insanlar günlük yaşantısında zora sokuyorlar bazı işleri. Bu işleri nasıl pratik çözüm ile çözebilirler?

ADNAN OKTAR: Bazı işleri zora sokma zaten dünyada bir hastalık. Bütün dünyada bir hastalık bu. Gayet kolay bir şeyi iki saat ağdalandırarak, tengellendirerek açmaz gibi gösteriyor. Yani bu eğitimde var, her yerde var. Çok pratik kolayca çözülecek, neticelendirilecek bir şeyi muazzam yayıyorlar. Mesela yolda küçük bir çalışma yapılıyor, anlatmıştım daha önce de. Bir greyder getirmişler. Üç kişi var, üç-dört kişi var. Adam elinde bir telle indi aşağıya. Bir şeyler yapıyor, yani ölü sistem tamamen. Yani o kafayla aylarca sürer. Getir iki-üç tane greyder, iki yüz kişi getir, bir haftada bitir. Ne uğraşıyorsun yani?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsrail'in İstihbarat ve Ulaştırma Bakanı Yisrael Katz, Kral Selman'a İsrail Başbakanı Netanyahu'yu ülkesine davet etmesi çağrısında bulundu. “Kral Selman’a İsrail Başbakanı Netanyahu’yu ülkesine resmi ziyaret için davet etmesi çağrısında bulunuyorum“ diyen Katz, “Donald Trump sizin ülkenizi ziyaret ettiğinde, ne kadar misafirperver olduğunuzu gördük. Kendi veliahtınızı da Tel Aviv’e gönderebilirsiniz.” dedi. İsrail Savunma Bakanı Lieberman da geçtiğimiz günlerde Suudi Arabistan ile tam diplomatik ilişkilerin başlaması çağrısında bulunmuştu. Lieberman, “Filistin ile barış görüşmeleri başlamadan önce ılımlı Sünni Müslüman ülkelerle bir barışın sağlanması şart.” demişti.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey arkadaşlarımız Ermeni Kilisesi’nin iki ayrı davetine sizi temsilen katıldılar. İftar davetine katılan arkadaşlarımız Aylin Atmaca ve Elvan Şahin’in davete ilişkin notları şu şekilde. Büyükdere Ermeni Kilisesi Vakfı Başkanı Murat Süme ve Alen Çalıkyanı Kilisesi’nin 169. Kuruluş Yıldönümü kutlaması davetine katıldık. Ayıca kilise cemaatiyle ayin sonrası birlikte yemek yedik. Size sevgilerini ve selamlarını ilettiler. Bizim iftarımıza da katılmışlardı. İftarımızda çok mutlu olduklarını ve iftarımıza katılan herkesin yüzünde mutluluk gördüklerini ifade ettiler. İkinci davete ise Ermeni Kilisesi’nin davetine Cihat Gündoğdu ve Mehmet Yıldırım katıldı. Bu da bir sahur davetiydi. Vakıf Başkanı Murat Süme ve vakfın mütevelli heyeti de vardı sahurda, bayağı kalabalıkmış. Katıldığımız için çok teşekkürlerini ilettiler. Sarıyer Belediye Başkanı’nın katkılarıyla kilisenin bahçesinde yapıldı sahur. Sarıyer Belediye Başkanı ve Kilise Vakfı Başkanı Murat Süme’yle de arkadaşlarımız röportaj yaptı.

ADNAN OKTAR: İyi güzel olmuş. Dolayısıyla “eski sahurlar, eski iftarlar nerede?” sözü yanlış. İftarlar çok gelişti, sahurlar çok gelişti. Her yerde vatandaşlar birbirlerine güzel ziyafetler veriyorlar, iftarı sahuru birlikte açıyorlar. Dolayısıyla Osmanlı ile kıyaslayabiliriz, onun dışında güzel.

KARTAL GÖKTAN: Çırağan’daki iftar davetinize de katılmışlardı. Oradaki resimleri de gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Ermeniler, Rumlar, Ortodokslar, Protestanlar, Katolikler, Museviler, hepsi kardeşimiz, hepsi canımız, tertemiz insanlar. Türkiye’nin süsü onlar, Türkiye’nin güzelliği. Hepsini çok seviyoruz. Onlara muhalefeti de çok çirkin görüyoruz.

Rakun olayı çok şahane. Adam telefonu alıyor yıkıyor, fincanı alıyor yıkıyor. Ne bulursa yıkıyor. Titizliği de çok güzel. Kendini de yıkıyor, her şeyi yıkıyor.

Şimdi ümmet-i Muhammed’i bırakıp da gitmek istemiyorum ama sahur yapmamız gerekiyor. Ne yapalım? En azından bir süreliğine, evet.

BÜLENT SEZGİN: Evet, videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü