Harun Yahya

Sohbetler (24 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Adnan Oktar’la Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Fikret Bey nasılsınız?

KARTAL GÖKTAN: Çok iyiyim teşekkür ederim, siz nasılsınız?

ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ederim. Siz Bülent Bey?

BÜLENT SEZGİN: Allah’a şükür çok iyiyim Adnan Bey.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul Valiliği tarafından yapılan açıklamada LGBT üyeleri tarafından yapılacak homoseksüel yürüyüşüne izin verilmeyeceği açıklandı. Valilik tarafından yapılan duyuruda; “Valiliğimize usulüne uygun bir başvuru yapılmamıştır. Bu arada yine sosyal medya platformlarında bu çağrıya karşı toplumun farklı kesimlerinden çok ciddi tepki gösterildiği görülmektedir. Yürüyüşe başta katılımcılar olmak üzere vatandaşlarımızın ve gezi amacıyla bölgede bulunacak olan turistlerin güvenliği ve kamu düzeni açısından izin verilmeyecektir” dendi.

ADNAN OKTAR: Valime helal olsun. Yakışanı yapmış. Yaptığı zaten hem güzel ahlakın bir gereği hem bir ibadet hem fitneyi yatıştırma. Adamların halini, şeklini görüyorsunuz.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir videomuz vardı.

ADNAN OKTAR: Yani tatlılıktan… Şekerliğe bak şunların. Oyun çıkarıyorlar kendilerine. Bir de minicik canıyla öbürü silindir gibi ezer onu.

KARTAL GÖKTAN: Bir videomuz var. Bir ufaklık kuşuyla beraber yemek yiyor.

ADNAN OKTAR: Şu beraber yemek yeme işi muazzam bir olay. Kedisi de çok komik oluyor, köpekte de hepsinde çok komik oluyor. Ama rakun çok komik hayvan, bayağı şeker onlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suyu çok seven papağan var bir tane.

ADNAN OKTAR: Ama yıkama kabı da çok komik olmuş onun.

Bütün dünyada bir cinnet tarzında homoseksüel destekçiliği var. Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Ne istediğinizin farkında mısınız? Dünyayı ne hale getireceğinin farkında mısınız? Şu adamların bir resmini göstersene. Bu adamları adam cumhurbaşkanı yapacak, başbakan yapacak, hastanede doktor yapacak, çocuğuna öğretmen yapacak. İlkokulda bunlar çocuklara ders verecekler. Kantinde satışı bunlar yapacak. Çocuklara yiyeceği bunlar hazırlayacak. Kahvehaneler bunlarla dolacak. Kasap bunlar olacak. Bakkal bunlar olacak. Sokakta bu adamlarla muhatap olacağız güya. Muayeneye giden adam bunlarla karşılaşacak. Bak kadın dekoltesine şiddetle karşılar. Ama homoseksüellerin her yerini açmasını sevinçle ve iftiharla karşılıyorlar. Kadınların makyaj yapmasına şiddetle karşılar. Homoseksüellerin makyaj yapmasını sevinçle karşılıyorlar. Yok diyor abartılı makyaj yapmış diyor. Mesela kadın makyaj yaptığında, homoseksüeller makyaj yaptığında çok güzel buluyor. Onlar ne yaparsa çok güzel buluyor. Mesela renkli peruklar takıyorlar, onu da çok güzel buluyor. Kadınlar yapsa demediklerini bırakmıyorlar. Kuran’da açıkça ayetlerle haram kılınmış, Allah’ın “iğrenç” olduğunu söylediği bir fiil. Erkeğin, erkeğin pisliğini karıştırması. İğrenç bir fiil olarak belirtiliyor Kuran’da. Tevrat’ta aynı şekilde. İncil’de aynı şekilde. Üç semavi dininin üç kitabında da Allah’ın lanetlediği bir fiil olarak belirtiliyor. Şu duruma bak. Sokakları bunların doldurmasını istiyorlar. Ve çılgınlar gibi bunları savunuyorlar. Mesela Amerikan devlet başkanı bakıyorsun bunları savunuyor. Beyaz Saray homoseksüel renklerine büründürülüyor. Büyükelçiliğe homoseksüel bayrağı asılıyor. Her yerde homoseksüellerden bahsediliyor. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de Müslümanlar katlediliyor. Adamların umurunda bile değil. Varsa yoksa homoseksüellerin desteklenmesi. Şu duruma bak yani.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’da homoseksüel çiftlerle birlikte yaşayan doksan beş bine yakın çocuk var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Çoluk çocuğu da ufacık el kadar çocukları bunlara teslim ediyorlar. Bir yaşında, iki yaşında, üç yaşındaki çocukları bunlara teslim ediyorlar. Çocuklar da sonra söylüyorlar. Yani çocukların ırzına geçildiğini çocuklar da anlatıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: İstatistiklere göre homoseksüel ebeveynleri olan çocukların yüzde yirmi dokuzu, kendi ebeveynleri tarafından cinsel istismara maruz kalıyor. Bu oran sadece kaydedilebilmiş olan vakalarda.

ADNAN OKTAR: Çocuk nasıl, el kadar çocuk kime şikayet etsin? Üç yaşındaki çocuk kime şikayet etsin? Çocukları okullara götürüp getirecek servislerde bunlar görevli olacaklar. Okul kantininde bunlar görevli olacak. Öğretmen bunlar olacak. Bunu nasıl istersiniz? Dünyayı kıyamete sürüklemek istiyorlar. Şu duruma bak. Camileri bunlarla dolduracaklar. Kiliseleri bunlarla. Sinagogları bunlarla dolduracaklar. Düşün yani. Mesela namaz kılmaya gidiyor Müslüman, caminin içi bunlarla dolu. Böyle bir hayat olur mu? “Kadın dekoltesine şiddetle karşıyız” diyor adamlar. Homoseksüeller hakkında tek bir kelime etmiyor adamlar. Mesela cemaatler, dini gruplarda da ben homoseksüellerin aleyhine Kuran’ın hükmünü belirterek açıklama yapan çok az insan görüyorum. Şu duruma bak yani. Askeri böyle insanlara teslim edecekler. Polis bunlardan olacak. Böyle bir durumda insan sokağa çıkabilir mi? Böyle bir dünyada yaşanır mı?

Her beş homoseksüelden biri AIDS virüsü kapıyormuş. Fakat uzun yıllar içerisinde çıktığı için haberleri olmuyormuş. Akıl almaz yaygın AIDS virüsü homoseksüeller arasında.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığı Arşiv Müdürü Muhammet Safi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hesabından paylaşılan “Savunma alanında her şeyimizi kendimiz yapmadan bize huzurlu bir uyku yok” ifadelerinin yer aldığı tweeti alıntıladı ve “Her eve bir otomatik tüfek ve bin mermi projesi şart” diye yazdı. Muhammet Safi’nin bu paylaşımı büyük tepki topladı ve silahlanma çağrısı olarak yorumlandı.

ADNAN OKTAR: Niye? Kanunla hukukla olursa olur. Niye olmasın? Yani devlet askere silah veriyor. Kaç bin? Mesela dört yüz bin asker var. Dört yüz binine silah veriyor. Üç yüz bin polis var. Üç yüz bin polise de silah veriyor. Vatandaşa da verir silah. Niye vermesin? Yani bir fevkaladelik vardır. Vatan savunması mevzubahistir, verir. Yani niye vermesin? Kanunla olduktan sonra, hukukla olduktan sonra her eve bilgisayar verdiğine göre devlet gerektiğinde değil mi yardım yaptığına göre eğer vatan savunması mevzubahisse olur. Yani bir fevkalade durum varsa olur. Orada rahatsız olunacak bir şey yok. Zaten vatandaş ruhsatlı olarak silah alabiliyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Evrimci Richard Dawkins bir konferansta İslam hakkında şöyle söyledi. “Eğer dünyada farklı dinlerin meydana getirdiği etkiye bakacak olursanız, dünyadaki en kötü dinin İslam olduğu anlaşılır. (İslam’ı tenzih ederiz) İslam’ı değiştirmek çok önemli. Çünkü tabii ki tüm Müslümanlar kötü değil. Tam aksine İslam’dan en çok zarar görenler de Müslümanlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Onun da bir şeyden haberi yok. Gelenekçi Ortodoks Müslümanlarla muhatap oluyor.  O anlamda doğru söyledikleri. Hakikaten asma, kesme, doğrama, kadınlara hayat hakkı yok gibi neredeyse. Gülmesi yasak, oturması yasak, konuşması yasak, makyaj yapamaz. Sürekli kapalı bir hayata mecbur. Neşesinin yasak olduğu bir toplum. Yani kadının neşesi yasak. Ama tabii ki onlar Kuran Müslümanlığının bizim tarafımızdan savunulduğunu bildiği için açık kapı da bırakıyorlar. Yani el aleme insanlara mahcup olmamak için hani “iyileri de vardır” diyor. Gelenekçi Ortodoks İslam kasıp kavuruyor ortalığı. Tabii ki Kuran Müslümanlığı kurtuluştur. Mehdiyet’tir. Ferahlıktır. Berekettir. Bütün dünya için bir ferahlıktır. Bütün dünyanın üstündeki zincirlerin, ağır baskının kalkması demektir.

Bu homoseksüel yürüyüşünün engellemesinde en mühim etken biziz Allah’a çok şükür. Bakın valilik açıklamasında zaten “yoğun protesto” diyor basında. Bizden başka karşı olan yok. Çok nadir. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: İnsan neden çok sever?

ADNAN OKTAR: Çünkü yaratılış amacımız o. Yani bünyemiz, ruhumuz onun için yaratıldı. Sevgi için yaratıldık biz. Yani nihai amacı insanın sevgidir. Mesela Allah’a kulluk; kulluktaki amaç da sevgi. Yani en son nihai amaç sevgidir. Evet, yani zincirleme bir sistem var mesela Allah’tan korkmak… Allah’tan korkup Allah’ı çok sevmek, sonra Allah’a kul olmak, Allah’ın hükümlerini yapmak. Amaç ne en sonundaki amaç? Sevgi. Son nihai amaç tek amaç yaratılış amacımız kainatın ve bizlerin yaratılış amacımız sadece saf sevgidir.

Evet.

VTR: İnsanlar neden sosyal medyada kısaltılmış kelimeler kullanıyor?

ADNAN OKTAR: O yakışıksız oluyor, gereksiz bir özenti ve dindarlar da bunu yapıyor. Ona da şaşıyorum “Slm”, “Selam” desene ne güzel bir kelime, değil mi? “Teşekkür ederim”, saygıya uygun değil “tşk” bu ne demek yani? Her konuyu uzun uzun konuşuyorsun hiçbirinde mahsur görmüyorsun saatlerce yüzlerce, binlerce kelime yazıyorsun en hayati güzel kelimeleri kullanmıyorsun. Bunun bir mantığı yok.

Evet.

VTR: İstihdam neden bu kadar çok torpille yönetiliyor? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu eskiden beri var. Yani dünyanın her tarafında da vardır. Bilinen bir yöntem ama ana sebebi benim kanaatim güvenilir insanları göreve getirmek. Yani biri mesela diyor ki; “Benim bir tanıdığım var çok tecrübeli Amerika’da eğitim yapmış yeğenim” diyor, “güvenebilirsiniz,  bunu müdür olarak alın” diyor. Adam da gözü kapalı alıyor ona güvendiği için. Ama tanımadığı birini aldığında sürpriz olay oluyor yani halk tabiriyle “yakasına yapışacağı bir adam” olmuyor. Yani Asarcık'ta Nacicik diyelim. Bulunamıyor sonra. Bu haklı bir şey mi? Değil yani çok düzgün bir hareket değil. Düzgün olan liyakat esasıdır. Yani adam yetenekliyse, akıllıysa, becerikliyse görevi ona vermek lazım. Ama insan tanımak da kolay olmuyor tabii. Mesela iktidarlar hep kendi tanıdıklarına görev verirler. Yani genelde böyle olur. Türkiye için demeyeyim de ben. Dünyanın her tarafında öyledir. Çünkü adam ne yaptığını bilmiş oluyor. Mesela farz edelim hizmetçi alacaksa tanınmış tanınan birisi güvence verilen birisini almak istiyor. Hiç bilmediği birini alıyor çocuğunu dövüyor, evini soyuyor, evini yakıyor. Yani tahmin etmedik bir şey yapabiliyor. Yani insan tanımak zor oluyor. Ama onun dışında tabii insanlar çok mağdur oluyorlar. Liyakat esası, iyi araştırma esası ana konu olması lazım bu konularda.

Evet.

VTR: Her yerde neden kıdemli insanlar, kıdemsiz insanları ezmeye çalışıyor?

ADNAN OKTAR: O benim eskiden beri dikkatimi çeken bir şey. Mesela kapıcıları bazı apartmanlarda çok eziyorlardı ben görüyordum. Yani mesela zavallı bir kadın oluyor ama kapıcıya karşı çok çirkef ve saldırgan oluyor veyahut alt kadroda bir memur oluyor adam akıl almaz acımasız oluyor. Bu bir ahlaksızlık çeşidi dinsizliğin, imansızlığın, Allah sevgisi olmamasının, Allah korkusu olmamasının acı sonuçlarından bir tanesi. Bu değişecek mi? Tabii ki Mehdiyet’e doğru süratle gittiğimiz için Hz. İsa (as) Mesih devrine süratle gittiğimiz için hepsi kökten değişecek ve çok güzel ihtişamlı bir dönem başlayacak. Yani Altın Çağ.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ankara’da kalan nadir Bizans dönemi eserlerinden biri olan tarihi Bizans Duvarı, Ankara Belediyesi tarafından geçen sene yıkıldı Adnan Bey. Yıkılma gerekçesi olarak insanların üzerine duvardan taş düştüğü söylendi. Ancak Ankara Büyükşehir Belediyesi, yıkılan Bizans Duvarı’nı alelade bir istinat duvarına çevirdi. Görüldüğü gibi. Bazı çevreler duvarın hemen önünde Ankara Evleri adlı konutların yapıldığını ve tarihi duvarı yıkmalarının bununla ilgili olduğunu iddia ediyorlar. Duvarın son hali sıradan bir site duvarı gibi. Fotoğrafta gördüğünüz gibi.

ADNAN OKTAR: Evet, onu bir araştıralım çok garip bir durum tabii, çok şaşırtıcı. Evet.

VTR: İnsanlar bir savaş çıkacağını düşünüyor. Acaba nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Savaş zaten devam ediyor şu an. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışından milyarlarca insan rahatsız. Müslümanların kendileri de rahatsız, onları da boğan bir sistem. Muazzam çatışmalar oluyor işte katliamlar oluyor. Bu gelenekçi sistem ortadan kalkmadan bu acılar dinmeyecek gibi görünüyor. Bu gelenekçi sistemi ortadan kaldıracak olan da Mehdiyet’tir ve Hz. İsa Mesih’dir.

Evet.

VTR: Toryum hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Toryum, iyi has da yani radyoaktif kirlilik açısından çok tehlikeli. Çok tehlikeli radyoaktif atıklar oluşturduğu tespit edildi biliyorsunuz, toryumun. Onun için radyoaktif şeylerden kaçınmak lazım.

Evet.

VTR: Merhaba ben Halil, Adnan Oktar’ı izliyorum son zamanlarda çok başarılı, bu başarısını neye borçlu çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden sevimli bunların. Bu nedir böyle? Çünkü rastgele rastladıkları kişilere soruyorlar. Hepsi birbirinden sevimli, kızlar da delikanlılar da, maşaAllah. Ve çok şuurlular, bilinçliler. Mantıksız, münasebetsiz hiçbir şey yok. Başarının tamamı Allah’tan. Allah insanların kalbine ilham eder yani vahiy eder, bütün insanların, hem doğruyu hem yanlışı. Bu yanlış diye bildirir, doğrusunu da bildirir. Ben inşaAllah doğruya uyuyorumdur, inşaAllah samimiyimdir. O yüzden de Allah başarı veriyor inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bazı insanların sosyal medya hesaplarında çok fazla takipçisi olmasına rağmen günlük yaşantılarında hiç arkadaşları yok. Sizce bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: İşte insanlar güvenilmez hale getirildiler. Yani egoist, bencil hale getirildiler. Kendi çıkarının peşinde oluyor. Arkadaşıyla karşılaştığında herhangi bir noktada çıkarıyla çatıştığında arkadaşını harcıyor. Ya çirkin bir söz ediyor ya canını yakıyor ya onu tersliyor. Yahut saldırıyor yahut dövmeye kalkıyor. O yüzden insanların samimi arkadaşı olmuyor. Yani dışarıda insanlarla konuşanlar, görüşenler bunu hemen görebilirler. Genç kızların çok nadir özellikle güzel genç kızların çok nadir arkadaşları oluyor. Bir-iki tane. Onlara da yarı yarıya güveniyorlar. Yalnız yaşıyorlar genellikle. Bir tek o sosyal medyada geniş çevresi olanlar değil, çevresi olmayanlar da yalnız yaşıyor. Gençlerin üzerinde gelenekçi Ortodoks sistemin baskısı var. Ayrıca toplumun kendi kuralları var, her yerde ayrı ayrı. Her yerde demesem de birçok yerde gençler ağır baskı altındalar, psikolojik baskı altındalar. Ve o yüzden de çok sıkılıyorlar, sevgiyi yaşayamıyorlar. Özellikle bu konunun mağduru genç kızlar. Ne aşkı ne tutkuyu ne sevgiyi yaşayamıyorlar. Ve yalnız kalıyorlar. Yazık o benim canlarım o güzel bedenleriyle o şekilde ölüp gidiyorlar. Yani güzel bir çiçek gibi açıyorlar. Sonra solup çiçek gibi yok olup gidiyorlar. Bu Mehdiyet devrinde durdurulacak, bu bela son bulacak. Sevgiyi doyasıya yaşayacaklar, tutkuyu, aşkı doyasıya yaşayacaklar. Hiçbir toplum baskısı olmayacak. Gelenekçi Ortodoks sistemin baskısı olmayacak. İstedikleri gibi giyinecekler, istedikleri gibi eğlenecekler. Ve kimse de kimseye acı vermeyecek, rahatsızlık vermeyecek, huzursuzluk vermeyecek.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Homoseksüellerle ilgili birkaç istatiksel bilgi vardı Adnan Bey. Yapılan bir araştırmaya göre homoseksüellerin yüzde 28’i binden fazla kişiyle cinsel ilişki yaşıyor ve hastalık bulaştırıyor. Amerika’da hükümet HIV virüsüyle mücadele etmek için yılda 24 milyar dolardan fazla harcama yapıyor. Amerika’da eşcinsel çiftlerle birlikte yaşayan 94 bin 627 tane çocuk bulunuyor. İstatistiklere göre homoseksüel ebeveynleri olan çocukların yüzde 29’u kendi ebeveynleri tarafından cinsel istismara maruz kalıyor. Bu oran tabii sadece kaydedilmiş olanlar. Homoseksüeller normal bireylere göre yüzde 50’den daha fazla depresyona girme eğilimi gösteriyor ve madde bağımlısı oluyorlar. İntihar etme oranları ise yüzde 200’den daha fazla.

ADNAN OKTAR: İncil’de, Kuran’da, her yerde Allah çirkin bir eylem olduğunu söylüyor. Mesela Romalılar 1. Bölüm İncil’de, 26/28’de; “İşte böylece Allah onları utanç verici tutkulara teslim etti. Aynı şekilde erkekler de kadınla doğal ilişkilerini bırakıp birbirleri için (homoseksüel ilişki için) şehvetle davrandılar. Erkekler erkeklerle utanç verici ilişkilere girdiler. Ve kendi bedenlerinde sapıklıklarına yaraşan karşılığı aldılar. Her türlü haksızlık, kötülük, aç gözlülük ve kinle doldular” diyor.

Yine Petrus’un 2. Mektubu 2/6-7’de; “Allah Sodom ve Gomorro kentlerini homoseksüel eylemlerinden dolayı yakıp yıkarak yargıladı. Böylece Allahsızların başına geleceklerine bir örnek verdi.”

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yavrusunu besleyen bir maymun vardı.

ADNAN OKTAR: Bu maymunların tamamı çok komik adamların.

Bu trafik kazalarında yollar gereksiz tıkanıyor. En fazla birkaç dakikanın içinde arabaları kenara çeksinler. Saatlerce millet bekliyor. Çok uzun beklemek durumunda kalıyorlar. Bir de çekici değil de diğer arabaların da herhalde gücü yeter küçük arabaları çekmeye. Bir ip bir şey bağlayıp falan artık neyse ona göre hazırlık yapıp veyahut her noktada çekici bulundurmak olabilir. Yol boyunca her bir kilometrede bir çekici bulundurulabilir. Arabalar hızla kenara çekilmesi lazım. Hemen fotoğrafını çekip yıldırım hızıyla konuyu hiç uzatmadan plakası belli zaten gönder gitsin adam gidiyorsa. Ufak tefek çarpmalarda zaten tutmaya gerek yok. Yani fotoğraf çekip göndermek lazım. Ama büyük çaplıysa da kenara çekip almak ve yolu açmak gerekiyor. Bunların biraz hızlı olması gerekiyor.

Bir de bu minibüslerde, taksilerde, bazen de şahıslar kendi üstlerinde kesici silah bulunduruyorlar. Mesela bıçak, sustalı bıçak, kama, hatta saldırma falan. Veyahut jilet, kesici aletler, yani tornavida falan gibi. Bunu ne amaçla taşıyorsun? Biriyle karşılaştığında, kızdığında adamı yaralamak veya öldürmek amacıyla taşıyorsun. Bu son derece tehlikeli bir şey. Bir kere azmetmişsin, hazırlık yapmışsın. Hele silah taşımak yani ruhsatsız silah taşımak; belli ki birini vuracaksın yani. O amaçla yapıyorsun. Cinayete hazırsın demektir. Allah esirgesin. Minibüslerde, taksilerde, orada burada, şahısların üstünde bıçak, sopa, kesici alet bulunması çok çok riskli. Bu konuda devlet yayın yapsın. Yani TRT ve diğer televizyonlar da yayın yapsınlar. Kesinlikle bundan kaçınılsın. Hemen hemen birçok arabada var. Adam sopa bulunduruyor yahut kesici alet bulunduruyor. En ufak bir şeyde kızdı mı hemen gidip… Sopayla adamın kafasına vursan Allah esirgesin beyin kanaması olur, ölür. Yani ne yapmak istiyorsun, neyi amaçlıyorsun? Bir de bıçak; her sinirlendiklerinde birbirlerine bıçakla saldırıyorlar. Süper tehlikeli bir şey. Ve çok bilinçsizce, bir Müslümanın yapacağı bir tavır olmadığı da açık ve çok çirkin bir eylem. Gece gündüz eğitimle bu beladan insanları kurtarmaya çalışmak lazım. Tabii asıl imanla olur ama şu an geçici tedbir olarak bunları söylüyorum. Yoksa Allah sevgisi, Allah korkusuyla hallolur.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var. İzmirli kardeşlerimiz 11 ve 21 Haziran tarihleri arasında Konak, Göztepe, Karataş, Alsancak sahili ve Aydın merkezde halkımıza çok sayıda eserinizi dağıtmışlar. Ayrıca Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil’e halk arenası programı bitiminde sizin Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınızı hediye etmişler. Ankara’da geçtiğimiz hafta içerisinde iftar öncesi kitap dağıtımı yapmış kardeşlerimiz. Bandırma’da kardeşlerimiz farklı günlerde birçok kitabınızı hediye etmişler halkımıza. Bursalı kardeşlerimiz 12 Haziran’da bir araya gelip Münafığın Derin Karanlığı kitabınızdan bölümler okumuşlar. Gebze’deki kardeşlerimiz 10-17 Haziran tarihleri arasında Cumhuriyet Meydanı’nda fosil sergisi düzenlemişler. Sergiye yoğun bir katılım olmuş. Uşak’ta kitaplarınızdan 200 adet dağıtılmış. Geçtiğimiz hafta içinde kardeşlerimiz sohbet için toplanıp Kuran ve kitaplarınızdan okumuşlar. Ayrıca Nevşehir ve Kayseri’de 120 adet kitabınızı ve bin adet broşür dağıtmışlar. 18 Haziran’da 100 adet Harun Yahya eserinin Malatya’da dağıtımı yapılmış. Antalyalı kardeşlerimiz Kadir gecesinde çeşitli eserlerinizden 100 adet armağan etmişler halkımıza. 18 Haziran’da Pendik Üst Kaynarca Mahallesi’nde 120 adet Harun Yahya kitabı dağıtılmış. Bir kardeşimiz 30 adet Müşrikler İstemese de Mehdi kitabınızı Sefaköy’de dağıtmış. Kardeşlerimiz 18 Haziran’da Kayseri Talas ve Alparslan Mahallesi’nde halkımıza eserlerinizden 100 adet kitap hediye etmişler. Ankara’dan kardeşlerimiz geçtiğimiz günlerde Çukurambar, Esad Caddesi Akay Yokuşu, Yeşiltepe, Yeni Mahalle, Aydınlıkevler, Güneşevler, Çankaya Köşkü çevresi, Ümitköy ve Etlik Antares’te 110 adet Harun Yahya eseri ve 3 bin 150 adet broşür dağıtmışlar. 13 Haziran’da iftarda buluşup sohbet eden Balıkesirli kardeşlerimiz 21 Haziran’da da Burhaniye’de 412 adet kitabınızı halkımıza armağan etmişler. Son olarak Adapazarı’ndan bir kardeşimiz de Merkez’de ve Erenler ilçesinde A9 TV broşür dağıtımı yapmış çeşitli günlerde.

ADNAN OKTAR: Evet soruları alalım yine.

VTR: Askerde devreciliğin önüne geçilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Herhalde üst devreler alt devrelere daha tahakküm eden bir üslup içinde oluyorlar bazen herhalde. Onları rahatsız ediyor olabilir. İşte çayımı götür, şunu getir, buraları temizle falan, subay gibi bir görüntüde kendilerini hissediyor olabilirler. Ama yatılı okullarda da var değil mi o devrecilik?

KARTAL GÖKTAN: Evet var.

ADNAN OKTAR: Ama çok komik bir şey. Sevgiye çevirmek lazım bunu, şefkate çevirmek lazım. Üst devreler alt devrelere ağabeylik, babalık, kardeşlik yapması lazım, onlara kılavuzluk yapması lazım, onlara hizmet eden olması lazım. Delikanlılık, kabadayılık odur, fedakarlık yapmak güzeldir. İsa Mesih talebelerinin ayağını yıkıyordu. Üst devreler de ne yapacaklar? Kardeşlerine hizmet edecekler. Asıl onların çayını onlar getirsinler, onlara yardımcı olsunlar, onlara derslerinde, her şeyde kılavuzluk yapabilirler. Dolayısıyla tahakküm değil de hizmet ehli olsalar çok daha iyi olur. Hepsi için değil ama bir kısmı herhalde arkadaşlarını rencide ediyor anladığım kadarıyla.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Avrupalı homoseksüeller gösterilerinde genellikle semazen kıyafetleri giyerek dönüyorlar Adnan Bey. Birkaç ay önce Almanya’da homoseksüellerin semazen gösterisi vardı. Pembe semazen kıyafetleri giyen, peruklu, sakallı, makyajlı homoseksüeller.

ADNAN OKTAR: İşte Rumi’nin kitaplarında homoseksüellik ballandıra ballandıra anlatıldığı için İngiliz derin devleti ve onun peşinden gidenler veyahut işte durumu bilmeyenler de bütün güçleriyle Rumiliğe destek veriyorlar. Rumilikte zaten adam açıkça söylemiş, “bizim yolumuzda” diyor “Müslümanlık diye bir şey yok” diyor, “bizde” diyor, “haram diye de bir şey yok” diyor. Dolayısıyla adamlar işte bu tarz içerisinde Rumilikle Müslümanlara yaklaşıp Müslümanları fesada götürecek bir politika izliyorlar. Gece gündüz uyarmamıza rağmen bir kısım insanlar daha hala uyanamadı. Ama uyandıracağız.

Evet dinliyorum.

VTR: Hiç canlı olarak maç izlemeye gittiniz mi?

ADNAN OKTAR: Mahalle maçı izledik, profesyonel bir maç seyretmedim. Ama mahalle maçında bizzat bulunduk oyuncu olarak. Plastik toplar vardı uydurma, onlarla da oynuyorduk ama normal klasik futbol topu da almıştık köye giderken. Köyde harman yerinde iki takım yapıyorduk. Ama goller çok fazla oluyordu. Normal maçlarda en fazla 3-5 falan oluyor, orada işte 60 gol, 40 gol falan, rezalet boyutlarda bir gol atma oluyor. 1-1,5 saat içerisinde yağmur gibi gol yağıyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de ligin en iyi takımı kim?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru. Ben Fenerbahçe’yi de, Beşiktaş’ı da, Galatasaray’ı da, illerin takımlarını da hepsini destekliyorum hepsi faydalı. Sağlık sıhhat için de çok iyi. Ama tabii ayak kırma, bacak kırma olmaması lazım. Ona çok dikkat etmek lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de yağmur yağdığı zaman sel sorunu çok oluyor fakat Avrupa’da böyle bir şey gözlemlenmiyor. Bunun önüne nasıl geçilebilir?

ADNAN OKTAR: Ben yanlış mı gördüm? Fransa’da falan adamlar botla falan mahallelerin arasında geçiyorlar. Özellikle orta Avrupa’da falan çok rastlanan bir şey. Çözümsüz mü? Bence çok kolay çözümü var, gerek görmüyorlar. Zaten olur bunlar, her zaman oluyor gibisinden. Böyle kanallarla, barajlarla rahatça önlenebilecek bir durum, bentlerle, setlerle çok güzel tedbirler alınabilir. Yani alıştık diyorlar biz. Yüzlerce yıldan beri bu böyle zaten gelir sel basar buraları, bu hep olur, biz de buraları temizleriz mantığındalar benim anladığım. Bence çok riskli. Ve çok yanlış.

Evet.

VTR: Devlet Bahçeli’nin bir buçuk, iki yılda fikirleri neden değişti? Çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Devlet Bahçeli çünkü İngiliz derin devletini gördü de onun için. Daha önce klasik siyaset uyguluyordu. Ama İngiliz derin devletini bütün açıklığıyla ortaya koyunca yahut o görünce felaketin boyutu anlaşılmış oldu. O da her akıllı insan gibi, her milletini seven insan gibi, devletini seven insan gibi devlet terbiyesine yakışacak şekilde particiliği kenara bırakıp devletin ve milletin menfaatini ön plana aldı. Doğru yaptı. Her zaman öyledir. Ama tehlikenin büyüklüğü ilk defa görülmüş oldu.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Fransa’da sel anını gösteren bir fotoğraf var. Avrupa’dan başka bir sel görüntüsü.

ADNAN OKTAR: Evet. Bunun çok fazla örneği var.

Evet dinliyorum.

VTR: Küçükken hangi mesleği istiyordunuz?

ADNAN OKTAR: Küçükken subay olmak için müracaat etmiştim askeri okula. Sonra okul müdürü vardı, beyaz saçlı bir müdür. Beni çağırdı “Oğlum” dedi. “Askerlik biraz zordur” dedi. Nezaketiyle böyle bir şeyler anlattı. “Tamam” dedim ben de. Yani daha Türkçesi beni vazgeçirtti o zaman, o dönemde. Bir hayır vardır inşaAllah. Doktorluk falan onları düşünüyordum ama benim tabii sanat asıl en hoşuma giden şey sanattır. Sanat ve felsefe Allah’a çok şükür her ikisinin de okuluna vasıl olduk.

Evet dinliyorum.

VTR: En son denizde ne zaman yolculuk yaptınız ve denizde yolculuk yapmayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Deniz çok zevkli. Yani en zevkli yolculuk odur. Denizde, yani çok heyecan verici. Bizim meşhur güzel bir yat vardı biliyorsunuz. Daha yeni devrettik. Böyle mavi ışıklar saçıyor. Denizi de aydınlatıyor ve sürati de çok yüksekti. Bir de çok güzel içini dizayn ettirmiştim. Onunla turluyorduk. Reina’ya falan ben genellikle o tekne ile gidiyordum. Yani yat ile gidiyordum. Reina’da herkes kapılara pencerelere dökülüyordu. Yani gelişim ayrı bir olay oluyordu. Gidişim ayrı bir olay oluyordu. Yani insanlar eğlenceyi falan bırakıp sadece o konuyla ilgileniyorlardı. Ben Reina’dan çıkıyordum. Çok şaşırdığım bir olay oldu. Birisi geldi omuzlarımdan şöyle tuttu beni. Ama genç kız tutmasıydı, hissettim. Döndüm çok güzel bir genç kız. Neden yaptığını anlamadım. Böyle şeker. Bana bakıyor tavşan gibi. Şaşırdım yani amacının ne olduğunda bilmiyorum. Sonra çıktık geldik. Herhalde sevgisinden anladığım kadarıyla. Kanı kaynadı herhalde. Ama yüzündeki ifade çok güzeldi. Yani çok sevgi doluydu.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Oğulcan. İnsanların birçok korkusu vardır, sizin de bir korkunuz var mı?

ADNAN OKTAR: Benim tabii bir korkum var, Allah korkusu. Onun dışında korkum olmaz. Haramdır zaten.

Evet.

VTR: İki yıl öncesine kadar iktidarı bu kadar sıkıştıran ana muhalefet şimdi neden bu kadar yetersiz oldu? Benim sorum bu.

ADNAN OKTAR: Muhalefet gördü ki konu öyle iktidar muhalefet falan değil. Türk devleti direk hedefte. Bütün partiler hedefte ve Türk milletinin tamamı imha edilmek isteniyor. Dehşetli bir durum var. Herkes akıl almaz bir teyakkuza geçti. Yani şu anda benim gördüğüm AK Parti hükümeti hani diyorlar ya “devlet partisi oldu” falan. Çünkü devleti korumak ana mesele haline geldi. Yani iktidar için de muhalefet için de ve gizli veya açık tam bir mutabakatta Türk milleti İngiliz derin devletine karşı müthiş bir gard aldı. İngiliz derin devletini millet gördü. Deccaliyeti gördü. Deccalın Türk milletini yok etmek istediğini Mehdiyet’i yok etmek istediğini anladılar. Var gücü ile millet Mehdiyet ruhuyla şu an karşılık veriyor. Konu bu.

Evet.

VTR: Merhaba ben İlker. Sizce bu ülkenin başına gelmiş en iyi lider kimdir?

ADNAN OKTAR: Yani geçmişe bakarsak tabii ki Atatürk. Hem aklıyla, hem dirayetiyle, karakteriyle, modern İslam anlayışıyla, Kuran Müslümanlığıyla, cesaretiyle, yiğitliğiyle, kalitesiyle, klaslığıyla, temizliği ile en mükemmel lider odur.

Evet.

VTR: Hayat sizce sıkıcı mı?

ADNAN OKTAR: Dindar olunmaz ise hayat sıkıcı değil cehennem. Ancak dindar olunarak, Allah’ı severek, Allah için yaşanarak hayat güzel olur. Onun dışında alenen cehenneme döner. O şekilde Allah’ı seversen, derin seversen, aşk ile seversen, dünya cennete döner. Yani ne kadar imanlı isen cennetin gücü o kadar artar dünyada. Ne kadar imanın zayıfsa cehennemin gücü de o kadar artar. Yani dünya cehennemi o insana döner. Eğer çok imanlıysa, Allah’ı çok seviyorsa, dünya cenneti o insana döner. Allah insanlığa o zaman yağmur gibi nimet yağdırır. İnsanları sevdirir. Zenginlik verir. Bereket verir. Bolluk verir. İç huzur verir. Güzellik verir. Sağlık sıhhat verir. Neşe verir. Alenen olur bu. Çok açık görülür. Ama tabii perdeler arkasında olur bu. Allah’ın gizli perdeleri vardır. Onun arkasında olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de nöbet sırasında terör örgütü PKK tarafından yapılan terör saldırısında yaralanan sözleşmeli Er İsmet Sevinç -görebiliriz- hastane de şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Bir daha benim aslanımın adını an söyle.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’de nöbet sırasında terör örgütü PKK tarafından yapılan terör saldırısında yaralanan sözleşmeli Er İsmet Sevinç hastanede şehit oldu.

ADNAN OKTAR: İsmet seni tebrik ediyoruz. Aslanım benim. Allah mübarek etsin. İmrendik, imrendik. Allah bize de nasip etsin. Allah annene babana uzun ömür versin. Elinden yüzünden nur akıyor görüyorsun değil mi aslanımı? MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Aşk ile sevgi arasındaki fark nedir?

ADNAN OKTAR: Sevginin en samimi şekline aşk denir. En doğru şekline aşk denir. Bir de heves tarzı sevgi vardır. Yani usulendir. Çıkarıyla çatıştığında terk eder. Yahut saldırganlaşır. Ama hoşuna gidiyordur, hoşlanıyordur. Çıkarına uygun görüyordur. Ama aşkta, tutkuda çılgınca bir bağlılık vardır. Ölümüne bir sevgi vardır. Allah için sevmek o şekilde olur.

Evet.

VTR: Ucuz imitasyon güneş gözlükleri göze zarar vermiyor mu?

ADNAN OKTAR: Tabii. Ultraviyoleyi süzebilen cam olması lazım. Ucuz gözlükler ciddi şekilde göze zarar verir. Hiç itibar etmesinler. Kaliteli gözlük olması lazım. Sertifika mecburiyeti getirildi benim bildiğim Sağlık Bakanlığı tarafından. Sertifikası olmayan güneş gözlüklerini almasın vatandaşlar. Mutlaka sertifika sorsunlar. Varsa alsınlar. Yoksa çok riskli olur. Çünkü ultraviyoleyi süzmüyor o uydurmacalar, olmaz.

Evet sorulara devam edelim

VTR: Bayram tatilinde nereye gideceksiniz?

ADNAN OKTAR: Bayram tatilinde eve gideceğiz. Evden buraya buradan eve. İsa Mesih gelinceye kadar, Mehdi (as) gelinceye kadar devam edeceğiz. Mehdi (as) çıkıncaya kadar. Şu an dünya hercümerç ben tatil yapmış olsam o tatil yerinde kemiklerim çatırdar herhalde sıkıntıdan. Müthiş vicdan azabı çekerim. Çok ağırıma gider. Irak’ta Müslümanlar öldürülecek. Suriye’de Müslümanlar şehit edilecek. Her yerde şehitler vereceğiz. Ben gideceğim tatile bacaklarımı uzatacağım denize karşı. Öyle denizi seyredeceğim. Olacak iş değil. Ben yapamam. Ama başka insanlara bir şey demem. Saygı duyarım. Yer yerinden oynuyor. İslam aleminde her gün yüzlerce, binlerce insan şehit ediliyor. Homoseksüeller olmadık anormal hareketler yapıyorlar. Birçok yerde dünyanın birçok yerinde. Ateizm Darwinizm kasıp kavuruyor dünyayı. İngiliz derin devleti oyun üstüne oyun oynuyor. Türkiye daha yeni büyük bir felaketin ucundan döndü. Ben gidip tatil yapacağım. Mümkün değil. Vicdanım asla elvermez. Sonuna kadar devam. Evet inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce üniversite gençliği neden bu kadar hareketli?

ADNAN OKTAR: Eskiden hareketliydiler şimdi o kadar hareketli değiller. Bir de boş durmak istemiyorlardı tabii. Eskiden sol çok güçlüydü Türkiye’de. Darwinizm çok güçlü bir ideolojiydi. Hem devlet tarafından çok güçlü propagandası yapılıyordu. Hem basın bütün gücüyle destekliyordu. Sol muazzam zemin bulmuştu. Ama biz Darwinizm’i ezdikten sonra sol çok garibanlaştı. Hatta acınacak hale geldi diyebilirim. Bütün Avrupa’da da öyle oldu. Sol, sağa benzeyen bir sol haline geldi ve sol bitti. Gidin sorun. Kendileri de söylerler. Bu Darwinizm yıkılmasından kaynaklanıyor.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Dünyanın yedi harikasından biri olan Ürdün’deki Petra Antik şehri 1812’de İsviçreli bir gezgin tarafından keşfedildi. Bu kentteki binaların muhteşem bir mimari yapısı var. Bu binaların tamamı kırmızı renkli blok kayalar oyularak inşa edilmiş. Çölde dümdüz arazideki kayaların içinde yer alan iki bin yıllık amfi tiyatrolar, saraylar, mezarlar ve evler hala sapasağlam duruyor. Allah Kuran’da Semud kavminin düz arazide köşkler kurduğunu, kayalardan evler yonttuğunu şöyle bildiriyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın Ad kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde güç ve servetle yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlarından evler yontuyordunuz. Şu halde Allah’ın nimetlerini hatırlayın yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.” (Araf Suresi,74)

ADNAN OKTAR: O gezginden önce burayı gören olmamış mı?

KARTAL GÖKTAN: Evet o keşfetmiş.

ADNAN OKTAR: Öyle toplu iğne falan değil ki bu görünmesin. Uçsuz bucaksız bir yapı. Yol üstünde üstelik. Şaka gibi ama yine de inanalım tabii.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Michael Robin, Twitter hesabı üzerinden yaptığı bir paylaşımda Sayın Erdoğan’ın Katar’a verdiği destek üzerinden meydana gelen gerilimle ilgili olarak Arap ülkelerinin buna karşılık PKK’yı destekleyebileceği imasında bulundu. Robin paylaşımında “Eğer Erdoğan terör destekçisi Katar’a yardım ederse Arap ülkeleri acaba PKK’yı desteklemeye ne zaman başlarlar?” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Kendince yol mu gösteriyor? İşte bak Arap ülkeleri birleşse Mehdiyet çatısı altında birleşseler, Mehdiyet’i esas alan, İsa Mesih’in nüzulünü esas alan yani Kuran’a göre tam kardeşlik ruhuyla birleşseler, İttihad-ı İslam olsa böyle Michael Robinler falan bunların hiçbiri bu tip bir konuşma yapamaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bazı dersler internetten alınabiliyor. Sizce okuldaki dersler mi yoksa internet üzerinden aldığımız dersler mi daha yararlı oluyor?

ADNAN OKTAR: Her ikisi de olabilir. Çünkü internetten de anında soru cevap olduğu için. Ama tabii öğrenciyi okul daha psikolojik olarak doyurur. Yani öğrenciyim diyebilmesi için, internet öğrencisiyim derseler pek o kadar süksesi olmaz. Boğaziçi Üniversitesi’ne kadar gidecek orada değil mi? Yolda yürüyerek gidecek. T cetveli falan olacak kitapları elinde olacak. İşte o üniversiteli kıyafetleri var klasik boğaza sarılan şallar falan onları ben pek tavsiye etmem de yani. Ama kendine has postal gibi ayakkabılar var saç sakalın karışık olması, saçın uzun olması, gözlük. Okumaktan artık gözler gözlüğe muhtaç hale gelmiş. Öyle sükseli oluyor gibi geliyor bana. Okul bitsin de genel kültürleri yüksek olsun, kendilerini  iyi yetiştirsinler nasıl oluyorsa olsun fark etmez aslında.

Dinliyorum.

VTR: Fenerbahçe’nin stadı bir sene içerisinde neden bu kadar boşaldı?

ADNAN OKTAR: Herhalde terör korkusu falandır.

KARTAL GÖKTAN: Çok başarılı olmayınca gitmediler pek bu sene.

ADNAN OKTAR: Öyle mi? Olabilir ama birçok nedeni vardır tek bir nedeni yoktur.

Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz gömleğinizin rengi nedir?

ADNAN OKTAR: Evet ben tabii genel olarak yeşil rengi severim ama beyaz benim çok beğendiğim renk beyazdır. Siyah severim. Peygamberimiz (sav)’in de sevdiği renklerdir beyaz, siyah ve yeşil.

Evet.

VTR: Türkiye’de çeşitli programlar, konferanslar yapılıyor ben de birçoğuna katıldım. Hepsinde kadın hakları neden bu kadar kısıtlanıyor, Türkiye’de neden ekonomik olarak kadınlar yetersiz, bir erkeğe bağımlı yaşanıyor vs. şiddet bunlardan bahsediliyor. Hepsinde bir karara varılıyor ya da varmıyor. Konferanslar yapılıyor fakat bunların hepsinin yapıldığı yerler ekonominin başkenti, sanayinin başkenti İstanbul, İzmir gibi yerler fakat hiç kimse gidip olayın yerinde böyle bir proje başlatmıyor. Hiç kimse mesela atıyorum bir Doğu’ya kadınların çok fazla şiddet gördüğü sadece çocuk yapsın, evde şunu bunu yapsın denilen yerlere gidilip bir proje başlatılmıyor ben bunu merak ediyorum neden yapılmıyor? Neden hep reklam peşinde, kanallarda duyurulsun, fakat hiç gidip uygulama yapılmasın bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Bak ne kadar şuurlu maşaAllah. Canım benim aferin. Çok candan tavrı. Bu devletin yapabileceği bir şey de değil bütün milleti yapacağı bir şey. Yani toplu bir ruh devrimi gerekiyor. Toptan, cümleten. Milletin mecmu tamamı, cumhurun tamamı Allah’tan korkan, Allah’ı seven, Allah’ın yarattığı bu muhteşem varlıklara, bu dünyanın en büyük nimetine saygı duyan, kadını yücelten değer veren, iffetine, onuruna, sağlığına, sıhhatine, neşesine, sevincine, her türlü güzelliğine destek veren, yardımcı olan, koruyup kollayan bir toplum anlayışının hakim olması lazım. Kadın dövmeyi adam açık açık övüyor. Nasıl döveceğim? Bir de sırıtıyor adamlar bir kısmı. Veyahut gülüyor diyelim. Bir kere kadını ikinci sınıf görme mantığı hakim gelenekçi Ortodoks sistemde. Aklının yarım olduğuna inanıyorlar. Zaten felaket buradan başlıyor. Suudi Arabistan’da Allah esirgesin kadın insan mı değil mi onu tartışıyor adamlar. Bir kabus yaşanıyor dünyada. Allah’ın verdiği en güzel nimete karşı bir nankörlük var. Bu, Mehdiyet devrinde kökünden temizlenecek normal mecrana oturacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: AKM’nin Opera binasına çevrilmesi ne kadar doğru sizce?

ADNAN OKTAR: Zaten o amaçla kullanılıyordu yani sanat amacıyla kullanılan bir yer. Opera da sanatın çok önemli bir dalı, mühim bir dalı. AKP hükümeti döneminde opera binası yapılıyorsa bu iftiharla değerlendirilsin. Çünkü hükümet gelenekçi Ortodoks sistemin baskılarına rağmen opera binası yapıyor ve müzik üniversitesi kuruyor. Sanata büyük katkıda bulunuyor. Bu takdir edilmesi lazım. Atatürk Kültür Merkezi adı üstünde kültür, kültürün en önemli yönü nedir? Sanattır. Sanatın da en mühim şubelerinden biri de operadır. Abdülaziz de rahmetli operaya çok önem veriyordu. Atatürk de operaya çok önem verdi. Tayyip Hoca da operaya çok önem veriyor. Güzel bir şey bu, takdir edilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Değişik görüşlerin bir araya geldiği Geleneksel A9 TV İftarı başlığıyla The Jerusalem  Post’un bugünkü sayısında yazınız yayınlandı Adnan Bey. Makalede Çırağan Sarayı’nda gerçekleşen Musevi, Ermeni, Müslüman, Katolik, Anglikan ve Ortodoks mezhep ve dinlerine mensup seçkin yedi yüz elli misafirin katıldığı iftar davetiniz anlatılıyor. Ayrıca Likud Partisi’nden Milletvekili Haham Yehuda Glick’in size hitaben “Tüm dinlere saygının, her insana sevgiyle yaklaşmanın ve Allah’ın ahlakının dünyaya yayılmanın önderi” sözleriyle gönderdiği video mesajına da yer verildi.  Musevi misafirlerimize hitaben Kuran’da Musevilerin yaşama hakkının olduğu ayeti okumanıza da yer verilen yazınız şu cümleyle som buldu; “Allah’ın izniyle yakın bir zamanda iyilerin ittifakı dünyayı barış yurdu haline getirecektir.”

ADNAN OKTAR: Evet İmam Mehdi (as) ve yine imam İsa Mesih o da imamdır her ikisi dünyaya imamlık yapacaktır inşaAllah. 

BÜLENT SEZGİN: İftarımızdan bazı fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Evet bakayım. Şeyh Nazım Hocamız’ın aslanları onlar. Çok sadık maşaAllah. Vefalılar. Allah yollarını açık etsin, ömürlerini uzun etsin hidayet versin.

VTR: İşyerlerinde dövmeli insanlara karşı neden bu kadar çok ön yargı var?

ADNAN OKTAR: Kıskanıyorlar da onun için. Canları tatlı dövme yaptıramıyorlar. Onlar yiğitlik yapıp dövme yaptırıyorlar onlarda var bizde niye yok gibisinden. Onlar da gitsin dövme yaptırsın kıskanacakları bir şey yok. Genç kızlara özellikle müthiş yakışıyor bayağı çekici ve güzel oluyorlar. Laf, hiç itibar etmesinler.  Ne desinler? Kıskanma ne olur çalış senin de olur desinler. Onlar da gayret etsinler dövme yaptırsınlar.

VTR: Sizce Türkiye’nin neresinde en iyi iftar açılır?

ADNAN OKTAR: En iyi iftar bahçe olacak bahçe. Amasya’da, Turhal’da, Tokat’ta. Bahçeden güzel domatesleri biberleri toplayacaksın. Tokat, Turhal, Amasya oralar çok güzel. Bursa’da andırır Tokat’ı. Kastamonu, Anadolu’nun bütün şehirleri güzeldir. Özellikle Karadeniz. Karadeniz cennet. Orası ayrı bir yer. Antalya, her yer güzel. Türkiye çok güzel bir yer çok çok güzel her yeri çok güzel. Ama güvenlikle güzel olur güvenliğin sağlanması lazım. Genç kızlar göğsünü gere gere, etrafa baka baka, süslü, bakımlı, dekolte sokaklarda gezmedikçe güvenlik sağlanmış sayılmaz. Güvenliğin alameti budur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Eski CHP Milletvekili Aykan Erdemir, Türkiye’nin YPG politikaları konusunda daha esnek düşünmesi gerektiğini söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlarından İlnur Çevik’in “PYD bir Barzani olamaz mı?” sözlerine atıfta bulundu. “Türk hükümeti bence PYD konusunda esneyebilir. Cumhurbaşkanı Erdoğan seçmenine her şeyi kabul ettirebilir sonra u dönüşü yapsa bile halk alkışlamaya devam eder. Bu nedenle bunun Erdoğan’la esnekliği mümkün olabileceğini düşünüyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Bir gün biz iyi esneyeceğiz beklesinler. Öyle bir esneyeceğiz ki ta ciğerlerine kadar gireceğiz. PKK’nın da YPG’nin de. Beklesinler biraz. İnşaAllah.

Çocuk çok büyük nimet. Ama çok özenli olmak lazım. Çocuk sakatlanabilir, her an ölebilecek bir varlık. Çok özen göstermek lazım. Yani bir çift akıllı gözün kesintisiz çocuğu takip etmesi lazım. Yatarken bile orada birisinin bulunması gerekiyor. Allah esirgesin bazen tükürüğünden kendi boğuluyor. Çok riskli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çocukları sevimli buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tabii Allah çocukları fıtraten çok şeker ve tatlı yaratır, onların korunması için. İçgüdüsel olarak onlara bir zırh olsun diye Allah çocukları çok abartılı şekilde tatlı yaratır. En zalimin bile merhamet edeceği şekilde olur çocuklar. En gaddar, hayvan bile mesela aslan oluyor hayvan çocuğu görüyor ellemiyor gidip yalıyor. Hiçbir şey yapmıyor. Kurt falan bile öyle, vahşi hayvan bile şefkatli davranır çocuğa.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü