Harun Yahya

Sohbetler (29 Haziran 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum Fikret Bey.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’de şehit olan Özel Harekat Polisi Ali Mevlüt Dündar için memleketi Karaman’da düzenlenen törene 15 bin kişi katıldı. Törenden fotoğraflar var. Şehidimiz aynı zamanda 15 Temmuz gazisiymiş. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Şırnak’ta görevliyken geçici görevle Ankara’ya geldiği ve havalimanını ele geçirmeye çalışan askerlerle müdahale ettiği ve askerlerin başındaki generali gözaltına alırken çıkan arbedede düşüp kolunu kırdığı ve koluna platin takıldığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Hem gazilik hem şehitlik. İki yönden iki nurlu yani zinnureyn. Tebrik ediyoruz şehadetini de gaziliğini de Allah mübarek etsin. Zaten her halinden mükemmel birisi olduğu anlaşılıyor. Hayat şeklinden anlaşılıyor yiğitliği, kabadayılığı. İnancını beğendik, düşüncesini beğendik. Yakışıklılığı zaten tam cennet yakışıklılığı. Allah mübarek etsin, Allah anasına babasına uzun ömür versin. Allah yatak ölümü vermesin. İşte delikanlının kabadayının sonu şehadet. Güzelliği burada. İmtihan ortamının balla neticelenmesi, güzellikle neticelenmesi. Allah’tan her müminin isteyeceği budur. Tekrar tekrar tebrik ediyoruz şehadetini. Allah mübarek etsin. Allah annesine babasına sabr-ı cemil nasip etsin. Babaları da kabadayı yalnız, baba da kabadayı, hakiki kabadayı, maşaAllah. Hayran oluyoruz Allah bize de nasip etsin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şehidin cenaze aracına alınması sırasında amcası Sami Dündar “Hiç kimse ağlamasın. Şehidimizi buradan Karaman’a düğüne gider gibi konvoyla götüreceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal helal, yedi ceddine rahmet olsun, helal çok güzel konuşmuş.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimizin ve iki kardeşinin ikinci isimleri Muhammed.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peygamberimiz (sav)’in yanına gittiler miydi Muhammed’leri hep bir arada göreceğiz, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca şehidimizin annesi Şerife Dündar da naaşı götürülürken “Hiç ağlamıyorum. Bir Muhammed’im var bir Muhammed’im daha var.”

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, anne de kabadayı. Anneyi de tebrik ediyoruz, maşaAllah elhamdülillah. Şanları yürüsün, namları yürüsün. Cennette karşılaştığımızda inşaAllah Allah nasip ederse bu güzel hatıraları bize anlatacaklar. En güzel hatıra kabadayılık hatırasıdır, yiğitlik hatırasıdır, maşaAllah. İftihar ediyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Başka bilgiler de var şehidimizle ilgili. Bir fotoğrafta şehit polisimiz Ali Mevlüt Dündar, Muhsin Yazıcıoğlu şehidimizin mezarı başında dua ediyor. Ayrıca şehidimiz Instagram hesabında paylaştığı bir fotoğrafta da şu notu düşmüş yanına: “Bu coğrafyadaki Müslümana karşı bitmeyen zulme Allah’ın gazabı yakındır. Rabbim bize bu zulme dur diyen güç olmayı, Zülfikar olmayı nasip etsin.”

ADNAN OKTAR: Zülfikar’ın hası oldun hası, cennet kuzusu maşaAllah. Senin şehadetinle taçlanacak İttihad-ı İslam. Sen şehit olmazsan olmuyor işte, illaki Cenab-ı Allah onu istiyor. Her gazanın sonu fetih. Büyük bir fütuhat var, inşaAllah. Büyük bir güzellik olacak. Dünya çapında İslam dünyaya hakim olacak, hiç görülmemiş bir şey. Bu aslanların şehadeti üzerine kuruluyor, Allah’ın adetullahı. Çünkü Allah sevildiğini böyle görmek istiyor. Kabadayı niçin ortaya çıkıyor? Allah için. Aşkı ne? Allah aşkı. Allah aşkı için ne yapıyor? Can aziz, onu Allah’a veriyor. “Ya Rabbi ben seni çok seviyorum” diyor. Allah da bunu gördüğünde kuluna sonsuz cennet nasip ediyor. Yoksa burada iki günlük dünyada yok çekmiş yok senetmiş, yok şuymuş yok buymuş, bununla uğraşmaya biz gelmedik, buraya imtihana geldik. Annesine babasına ne mutlu. Ne güzel ahlaklı insanlarmış ki böyle güzel konuşmuşlar. Akrabaları da delikanlı, aile olduğu gibi kabadayı yani çok güzel çok beğendim. Allah hepsine uzun ömür versin bereket versin, onur duyuyoruz, şeref duyuyoruz hepsiyle.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Daha önce bahsetmiştik Adnan Bey. Şehidimiz Oğuzhan Küçük’ün babası Alaaddin Küçük “Oğlum şehit oldu diye mutluyum. Ayıp olmasa güler-oynarım” demişti. Bu sözlerine yöneltilen eleştirilere Ahmet Hakan bir cevap yazısı yazdı. Ancak yazısında bu sözleri savunmak yerine “Şehidimizin babasıdır mazur görmek gerekir” tarzında bir üslup kullandı.

ADNAN OKTAR: Anne de babası da hepsi aile mükemmel güzel konuşuyorlar, hepsi doğru yolda. Baba bilhassa kabadayıların sultanı çok güzel konuşmuş. En güzel konuşan o helal olsun. Allah ağzına, diline, ömrüne sağlık versin. Tam hakkıyla Kuran’a uygun konuşan o olmuş. Mübarek bir konuşma tebrik ediyoruz. Baba, babaların babası en doğru yolda olan insan, en mükemmel konuşan insan. Kuran’a en uygun konuşan o olmuş. Gerçek kabadayı gerçek aslan.

KARTAL GÖKTAN: Şehit babası Alaaddin Küçük bugün düzenlenen şehit polisimiz Ali Mevlüt Dündar’ın cenaze törenine de katılmış.

ADNAN OKTAR: Kabadayıya yakışan budur tabii. Çok güzel. Böyle insanlar olduğu müddetçe deccal buraya adım atamaz. Deccalın tepeleyicisi bu yiğitler, bunlar ahir zaman sahabeleri. Resulullah (sav) diyor ki: “Benim kardeşlerim ahir zamanda gelecekler” diyor. Sahabeler diyor ki “Biz kardeşin değil miyiz Ya Resulullah?” diyorlar “siz benim sahabemsiniz” diyor “kardeşlerim ahir zamanda gelecek” diyor “ne mutlu onlara” diyor. İşte kastettiği bu yiğitler, bu aslanlar. Ve şehadetin çok olacağını söylüyor Peygamberimiz (sav), hatta çok yüksek bir sayı vermiş “üçte bir” diyor “üçte bir oranında şehadet olur” diyor. Çokluk ifade ediyor tabii orada, ifadesi bu. “Arkasından fetih gelir” diyor, “İttihad-ı İslam olur, Mehdi zahir olur” diyor. Bu aslanların hepsi ahir zaman aslanı. Sevabın en çoğunu alıyorlar. Şehadette en mükemmel sevap almanın yolu-yöntemidir. Babayı tekrar tebrik ediyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız sizi temsilen Fas Krallığı İstanbul Başkonsolosu Muhammed Sbihi ve Başkonsolos Muavini Bayan Hibat Alafozi ile görüştüler. Başkonsolos A9 TV’yi ve sizi çok tanıyor. Saygı ve sevgiyle bahsediyor. “Çalışmalarınıza destek vermeye hazırız” dedi kendisi. Birçok konuda sizinle benzeri görüşleri paylaştığını ve çalışmalarınızı gönülden desteklediğini ifade etti. Özellikle vurguladığı noktalar şunlar: Bağnazlık ve terörle mücadelede eğitimin önemi. Özellikle gerçek İslam’ı anlatacak din adamlarının yetiştirilmesi. Müslümanların her dinden insanlara karşı kucaklayıcı olması. Farklı dinlere mensup kişilerin bir araya gelmeleri. İslam’ın modernlik, sevgi, barış, hoşgörü, kaliteye önem veren yönleri.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Bir kere Fas Kralı çok kaliteli bir insan, çok modern bir insan. Fas’ı zaten cennet gibi yaptı bayağı güzel bakımlı bir ülke. Fas gençliği de modern gençlik, aydınlar. Tunus, Cezayir de öyle inşaAllah. Her şey çok güzel olacak. Bu Akdeniz’in güzel ülkeleri daha da güzelleşecek cennet gibi olacak. Değerli görüşlerinden dolayı tebrik ediyoruz, orada ismi geçen herkesi, başta Elçi’yi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Profesör Aziz Sancar, kendisine bir panelde evrim konusu sorulduğunda “Ben Müslümanım, Allah’a inanıyorum. Evrim olmuş olmamış fark etmez. İsteyen inanır isteyen inanmaz” demiş ve üstü kapalı olarak evrime inanmadığını açıklamıştı. Sonrasında sosyal medyada hakkında bir linç kampanyası başlatıldı. Hatta Nobel’in kendisinden alınması gibi konular gündeme getirildi. Bunun üzerine sözlerini geri alan bir açıklama yaptı. Cumhuriyet Yazarı evrim taraftarı olan Orhan Bursalı Aziz Sancar’ı telefonda arayarak evrime inanıp inanmadığını bir kez daha sorup yanıtını köşesinde yayınladı. Aziz Sancar şöyle diyor: “Bir gencimiz bilim ve inanç konusunda soru sordu ona şu yanıtı verdim: ‘Ben Müslümanım ve Allah’a inanıyorum. Evrime inanmak gibi bir şey yoktur. Evrim bir gerçektir ve inanç meselesi değildir. Ancak sözlerim çarpıtıldı yanlış yansıtıldı” dedi.

ADNAN OKTAR: Allah’a inanıyorum diyor bitti. Allah’a inanıyorsa zaten evrime inanmıyordur. Ne lafı uzatıyorsunuz? Allah’a inanıyorsa Allah’ın yaratmasına inanıyordur. Allah’ın yaratmasını Cenab-ı Allah bir kere hiç itiraz edemesinler diye Hz. Adem (as)’ın çamurdan yaratılmasını anlattıktan sonra bu çamurdan yaratılmanın nasıl olduğunu tarif etmek için Hz. İsa (as)’a Allah diyor ki: “Çamurdan kuş biçiminde bir şey yap. Hz. İsa (as) da iki eliyle yapıyor. Cenab-ı Allah da bak insan suretine girip iki eliyle insan yaratıyor çamurdan. Yani insan heykeli meydana getiriyor porselen kuru balçıktan. Ama tabii Allah’ın yaptığı heykelin ne kadar mükemmel olacağını tahmin edersiniz. Kusursuz mükemmellikte yapıyor kuru balçık, porselenden. Aynısını Cenab-ı Allah bir benzerini diyor ki Hz. İsa (as)’a “şimdi de sen yap” diyor “kuş biçiminde bir şey yap” diyor “üfür” diyor kuş uçuyor. Bildiğin kuş oluyor. Yani iç organları var ve onun soyu devam ediyor şu an o kuşun. Şimdi orada ne vurgulanıyor? Bak Allah diyor ki “Heykele Ben ruhumdan üfürdüm.” Hz. İsa (as)’a diyor ki “üfür.” Üfüren kimdir? Allah’tır. Hz. İsa (as)’ı Allah vesile olarak kullanıyor orada. Yani o üfürüm Allah’a aittir. Ama Hz. İsa (as)’ı vesile olarak kullanıyor. Allah’ın bir tecellisidir Hz. İsa Mesih (as). Onun için haşa “Allah’tır” diyorlar. Halbuki tecelliyle Allah’ın Zatı ayrıdır. Hristiyan kardeşlerimizin en büyük hatası Allah’ın Zatı olarak değerlendirmeleri, tecellidir Allah’ın tecellisi. Bak, çamurdan kuş biçiminde bir şey yapıyor üfürüyor, Allah’ın ruhu geçiyor heykele, bildiğin çamur. Koyuyor geriye çekiliyor kuş uçup-gidiyor. Aynısı işte, Hz. Adem (as)’ın yaratılışıyla bu anlatış aynısıdır. Kokuşmuş balçık diye balçığı da aşağılayıp kendilerince o balçıktan kurtulmaya çalışıyorlar. Allah koktuğundan falan bahsetmiyor. Mis gibi tertemiz balçık. Balçığın koktuğu falan yok, balçık normal balçık ve kuru balçık, porselen çamuru. Ve “kurumuş” diyor. Hz. İsa (as)’ın yaptığı da aynısıdır. Balçık çamurundan kuş biçiminde bir şey yapıyor oraya koyuyor üfürüyor, oraya bıraktıktan sonra uçuyor. Cenab-ı Allah ne yapıyor? İnsan biçiminde bir heykel yapıyor üfürüyor “gel buraya” diyor geliyor. Birbirinin aynısı hiçbir fark yok, olayın aynısıdır yani tıpatıp aynısı. Ayette Allah’ın uygulamasının pratiğiyle de nasıl olduğunu gösteriyor. İki tane açıklaması var; biri diyor ki “balçıktan insan yaptım” diyor Cenab-ı Allah “İki elimle yaptım balçıktan heykel, üfürdüm ruhumdan ona” diyor Allah “gel dedim geldi” diyor Allah. Hz. İsa (as) ne yapıyor? Tıpkısının aynısı. Hiçbir anlatım farkı yok ve yaratılış tekniğinde de hiçbir farklılık yok aynısı. Balçık kullanıyor yine, yine üfürüm var üfürüyor Hz. İsa (as). Üfürülen Allah’ın ruhudur. Allah Hz. İsa (as)’ı vesile ediyor. Hz. İsa (as) insandır Allah’ın bir kulu, vesile ediyor. Ne oluyor kuş? Milyonlarca sene bekliyor mu? Yok. Derhal uçuyor. Cenab-ı Allah çamurdan insan yapıyor üfürüyor ne oluyor? “Gel buraya” diyor geliyor derhal. Aynısıdır. Dolayısıyla lafı evirmeye çevirmeye gerek yok. Sancar Hoca da hiçbir şekilde evrim gibi tesadüfe dayalı bir safsataya asla inanmaz. Darwinizm işte bütün dünyada böyle bir baskı sistemi kurmuştur. Öğretmenler, profesörler herkes bu sisteminin içinde. Bu sistemi yıkan Allah’a çok şükür biz olduk.

Şeytan da bu çamuru aşağılıyor kendince. Diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim?” (İsra Suresi, 61) Bunlar da diyor ki “kokuşmuş çamurdan olacağına maymundan olsun daha iyi” diyor. “…Biz insanı, süzme bir çamurdan yarattık.” (Müminun Suresi, 12) diyor, kokuşmuş demiyor Allah, tertemiz süzme bir çamur “salsalin” porselen çamur tertemiz. Niye kokuşmuş olsun? Sen porselen tabakta yemek yiyorsun. Kokuşmuş mu o, kokuyor mu porselen tabak? Kabul etmeyecekler ya, Allah’ın beğendiğini beğenmiyor. Allah çamuru beğeniyor, balçığı salsalini beğeniyor “ondan insan yarattım” diyor. Ama onlar diyor ki “kokuşmuş bu, bundan olmaz, maymundan olması lazım” diyor. “Onu kabul edeceğime maymunu kabul ederim” diyor. Şeytan da beğenmiyor çamuru, salsalini beğenmiyor yani balçık çamurunu beğenmiyor.

Mesela göz, insan gözü kırk ayrı kompleks parçadan oluşuyor kırk ayrı parça. Bu kırk parçanın aynı anda çalışması gerekiyor, yoksa göz iptal yani kör oluyor. Kırk ayrı sitemin aynı anda devreye girmesi lazım. Darwin “Tepem atıyor gözün yapısını düşündükçe” diyor. Bak göz devreye giriyor bir de gözün oluşturduğu görüntüyü gözsüz gören bir göz daha var. Evrimin hiç açıklayamadığı, yanına dahi yanaşamadığı. Gözsüz gören gözden hiç bahsetmiyorlar, asıl gören göz o. Gerçek gözden bilim hiç bahsetmiyor, kör olan gözden bahsediyor, görmeyen gözden. Gören gözden bahsetmiyorlar. Hiç duydunuz mu gören gözden bahsettiklerini? “Orayı bilemeyiz orası felsefenin alanı” diyor. Bilemiyorsan niye anlatıyorsun o zaman? Konu bitmiş. Sen gözü anlatmıyorsun ki, görmeyen bir gözden bahsediyorsun sen. Gören gözü bana anlatsana sen, bilimle anlat. Gözsüz gören kim? Anlat bakayım.

Tesadüf diye bir güç çıkmış cansız maddeleri bir araya getirip ona can vermiş, ruh vermiş. Çamur bir süre sonra kendine bir göz yapıyor. “Aa ne kadar renkli bir dünya varmış” diyor “bütün cisimleri görüyorum” diyor çamur bir süre sonra. Çamur bu sefer de kendine kulak yapıyor “Aa ne güzel etrafı duymaya başladım” diyor. Çamur yine kendine el yapıyor “Aa dokunuyorum hissediyorum ne güzel” diyor. Çamur kendine burun yapıyor tesadüfler sonucu “Oh mis gibi gül kokuyor” diyor tesadüfen meydana gelmiş gül “Ne güzel kokuyormuş” diyor. Kendine portakal, limon, mandalina yapıyor tesadüf, sonra gidiyor onları yiyor “Ne güzelmiş tatları bunların” diyor. Tatma hissini alıyor tesadüfler sonucu. “Eğer buna inanmazsanız Müslüman olmazsınız” diyor öbürü de çıkıyor, “imanın şartı bu” diyor. İngiltere’den üfürüyorlar bunlar da burada konuşuyor. Bundan sonra mümkünatı yok, ben onları bir kere yakaladım. Bak, Milli Eğitim müfredatından çıkarılıyor 2019’da evrim teorisi diye bir şey yok.

Hz. Musa (as) asasını bir atıyor saniyesinde yılana dönüşüyor. Nerede evrim var burada?

Evet, yeni kitaplarım da peş peşe çıkıyor. “İncil’de Sevgi” evet. Hristiyan kardeşlerimize de, Müslüman kardeşlerimize de faydalı olacak bir kitap. Kuran’a uygun İncil hükümleri, İncil ayetleri burada yazıyor.

Yine “Rumilik Tehlike mi?” İngilizcesi. Çünkü yurt dışında asıl Rumilik hakim. İngiltere’de şu an adeta resmi din gibi Rumilik. Bütün ateistler, dinsizler, homoseksüeller yüzde 90’ı Rumi şu an. Bütün Avrupa’da, Amerika’da da. Ateist, homoseksüel ve İngiliz derin devleti mensuplarının hemen hemen tamamı Rumiler. Çünkü nasıl, ne diyor? “Bizim yolumuz açık bir yol” diyor. “Bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. “O yüzden” diyor “Rumi de olsan gel, homoseksüel de olsan gel, dinsizsen de gel fark etmez çünkü bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. “Yeter ki gel herkes gelsin” diyor. Açın bakın. Ben Mevlana Celaleddin Rumi kendi yazdı bunu demiyorum bilmiyorum, kim yazdıysa bu kitabın içinde bunlar var. Mesnevi denen kitapta var bu. Bu kitap İngilizce “Rumilik Tehlike mi?” kitabı şimdi Avrupa’da da çok etkili olacak. Hem de yorum da yapmıyorum, olduğu gibi Rumi’nin izahlarını olduğu gibi koyuyorum hiç yorum yok. Dehşet verici açıklamalar. Hiç yorum yok olduğu gibi kitabından alıntı. Ama okuyan dehşete kapılıyor.

Bak diyor ki: “Rumilik” yani bizim alemimiz, bu alem diyor “Müslümanlıktan da dışarıdır” Müslümanlıkla alakası yoktur diyor. “Orada ne Müslümanlığın işi vardır” diyor “ne de kafirliğin” diyor. Kafir de olmazsın diyor. Yani inkar ettiğinde kafir de olmazsın diyor. “Ama Müslümanlıkla bizim bağımız yok” diyor. “Kamil kişi” yani Rumi olan “kafir bile olsa o küfür din ve şeriat haline gelir” diyor. Kafirlik din ve şeriat haline gelir diyor. “Gelin, kim olursa olsun gelsin” diyor. Evrimi uzun uzun anlatıyor Mevlana kitabında. Darwin’den daha kapsamlı anlatıyor evrimi “evrim var” diyor.

“Mevlana bir işin yapılmasını emreder. Şeyh Muhammed Hadim ‘inşaAllah-Allah’ın izniyle yaparım’ deyince” Mevlana da bağırıyor ‘a aptal söyleyen kim?’” diyor. “Ben söylüyorum zaten” diyor “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor “ben zaten Allah’ım” diyor “Allah’a inşaAllah denir mi?” diyor.

“Allah’tan vasıtasız olarak verilmeyen ilim, gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup-gider.” Ne demek biliyor musun? Allah’tan doğrudan doğruya Zatıyla bağlantı kurarak alınmadıysa diyor vahiy, yani Cebrail (as) kanalıyla aldıysan ne olur diyor “gelini süsleyen kadının ona sürdüğü renk gibi diri kalmaz uçup-gider.” Öyle bir din kalmaz diyor. İslamiyet için bunu söylüyor. “Aracıyla, Cebrail (as) kanalıyla geldiği için uçup-gider, ama doğrudan geliyorsa bende olduğu gibi” diyor kendisi için. “Allah’tan ben çünkü doğrudan aldım” diyor, “bu kitabın zevali yoktur” diyor.

Şimdi mesela Konya’ya gitsek Mevlevi, beş vakit namazında mümin muttaki insanlar Mevleviler. Adamın haberi yok böyle olaylardan. Onun için biz Anadolu Mevleviliğini tenzih ediyoruz. Bilmez adam şeriata tam uyar, İslam’a uyar, helale harama uyar. Ama burada ne diyor Mevlana’nın kitabında? Kim yazdıysa bilmiyorum, “Bizim yolumuzda” diyor “Rumi olan için haram diye bir şey yoktur” diyor. “Şarap da içse bir şey olmaz” diyor. Açık açık yazmış. Ama git Anadolu Rumilerine yani Mevlevilerine, bildiğin muttaki, gelenekçi Ortodoks Müslümandır. Koyu Sünni, hiç İslam’dan taviz vermeyen insanlardır. O yüzden ben onları tenzih ediyorum. Ha bunu Mevlana söyledi mi? Belki Mevlana kendi halinde gariban bir insandı, mazlum bir alimdi. Bunu sonradan eklemiş olabilirler. Belki Hülagü döneminde eklediler. Çünkü Hülagü İslam deccalıydı. Belki o bu kitapları zorla böyle yazdırtmış da olabilir. Çünkü onun devri. Hiç bilmiyoruz.

“Mustafa’yı” diyor Peygamberimiz (sav) için Mustafa diyor “ayrılık derdi kaplardı” diyor. “Daraldı mı kendisini dağdan atmaya kalkardı.” Sık sık intihar etmeye kalkardı diyor Peygamberimiz (sav) için. “Cebrail gelirdi ‘Sakın yapma, kün emrinde sansa nice devletler takdir edilmiştir’ deyince” yani mal-mülk, devlet “takdir edilmiştir deyince yatışır kendini atmaktan vazgeçerdi.” Ama kriz şeklinde sık sık gelirdi intihar isteği diyor. “Sana mal-mülk verilecek denince vazgeçerdi” diyor. “Ama benim böyle bir özelliğim yok ben öyle bir şey yapmam” diyor “ama Mustafa yapıyordu” diyor. “Mustafa’ya” diyor, ismiyle konuşuyor zaten, “Cebrail kanalıyla din geldi” diyor “öyle bir din kalmaz” diyor. “Bana doğrudan Allah’tan geldi” diyor. Mevlevi oluyor bakıyorsun insanlar, bu konuyu anlatsan aklı gider. “Nasıl olur olacak iş mi?” Ama var, inanılır gibi değil ama var.

Mesela bak “Zevk veren her şey” diyor “şu aşağılık kişilere bir delil elde edip aldanmasınlar diye nehyedilegelmiştir. Yoksa şarap, çenk, güzel sevmek ve sema haslara helaldir.” Rumi olduktan sonra istediğin gibi şarap içebilirsin diyor. “Aşağılık kişilere haramdır şarap” diyor. Müslüman şimdi şarap içmiyor ya, o aşağılık olmuş oluyor haşa. Rumi çok yüksek olmuş oluyor. Ona şarap helal olmuş oluyor. Müslümanlara hakaret etmiş oluyor. İman edenlere hakaret ediyor Kuran’ı reddetmiş oluyor. Allah’ın hükmünü kabul etmemiş oluyor. Bilmiyorum o mu yazdı başkası mı yazdı dehşet verici. Kim yaptıysa yani.

Emine Aşan, “Aslanlarınızda dövme var, dövme günah değil mi?” Niye günah olsun nereden çıktı? Birisi bir taş atıyor kırk akıllı çıkaramıyor. Niye günah olsun? Kadınlara da bayağı güzel yakışıyor, erkeklerde de olur öyle bir şey olmaz. Cilt altında bir şey. Ama steril olması lazım uygulamanın, onun dışında bir sorun yok. Bir de alerjik olabilir ona çok dikkat etmek lazım.

Bak, “Eğer” diyor Mevlana’nın kitabında “Eğer Şems-i Tebrizi şarap içiyorsa ona her şey mubahtır.” Helaldir ona diyor. “Çünkü o deniz gibidir. Eğer bunu senin gibi” hakaret ediyor kardeşine “biri bunu yaparsa ona arpa ekmeği bile haramdır” diyor. Ama “arif kişi olduysa artık şarap da helal, haram olan her şey helaldir ona artık tamam” diyor “ermiş o artık” diyor. Bazı sapkın tarikatlarda da var o “şeriat- tarikat-hakikat” diyorlar. Şimdi şeriattan tarikata geçiyorsun, şeriat Kuran yani o gidiyor. Tarikata geçiyorsun, tarikattan da hakikate geçiyorsun, hakikate geçtin mi, ne tarikata ihtiyaç kalıyor ne şeraite Kuran’a ihtiyaç kalıyor. Her türlü harama giriyorsun. “Ne oldu?” diyorsun “hakikate erdim” diyor. Müthiş bir sapkınlık şekli. Biz olmasak bunlar demek ki kasıp-kavuracaktı ortalığı. Allah’tan ki Cenab-ı Allah bize imkan verdi, elhamdülillah.

Bak, Rumilik adı altında İslam dinini yok etme projesi var. İşte FETÖ’cülerin de kullanacakları din buydu. Yani gizli bir din bu. Bütün ateistlerin, İngiliz derin devletinin kullanmak istediği din Mevlevilik, Rumilik. Ama Anadolu Rumiliği değil, Anadolu Mevleviliği değil İngiliz Rumiliği. Yani koyu ateistlik üstüne kurulu, homoseksüel felsefe üstüne oturtulmuş koyu evrimi savunan bir sistem. Ama bu kitaplarda çıkıyor. Mevlana’nın kitaplarından bunun delilleri çıkıyor. Kim yapmış kim etmiş bilmiyorum. Tehlike büyük.

Şeyh Seyyid Sultan Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin mübarek eşi Seyyide Sekine Validemiz vefat etmiş. Allah gani gani rahmet etsin. Allah mekanını cennet etsin. Adıyaman Menzil Köyü’ne bugün defnedildi. Rabbimiz cennette kardeş etsin. Allah gani gani rahmetiyle sarsın. Sevenlerine uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin.

Bora kardeş dans helal. Kelebekler dans eder, kuşlar dans eder. Atomlar dans eder. Atomları görsen sen de onlara uyar dans edersin. Bütün kainat dans eder. Allah her yeri hareketli, canlı yaratmıştır. Hepsi Allah aşkıyla coşar. Dolayısıyla dansı size çirkin gösteren gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı sizi içine kapalı, asosyal, sevgisiz, samimiyetsiz, sevinçsiz insanlar haline getirmek istiyor. Bazı tabii gelenekçi Ortodoks sistem sahipleri. Böyle bir oyuna düşmeyin, böyle bir oyuna gelmeyin.

Necmi, “Bütün erkekler Adnan Oktar’ı kıskanıyor ilk sırada ben” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yaklaşık bir toplu iğne başı büyüklüğündeki mikroskobik canlılar diatomlar. Bu canlının çapı sadece yirmi beş mikron. Yirmi beş mikron bir toplu iğne başı büyüklüğüne denk geliyor. Bu canlıların birçok önemli fonksiyonu var. Oksijen üretmekten birçok canlının temel besini olmasına hatta insanlık için çok önemli bir enerji kaynağı olan petrolün de oluşum sebebi diatomlar. Allah canlılık için olmazsa olmaz derecede öneme sahip olarak yaratmış bu mikroskobik canlıları. Görünümleri de son derece hassas açılara sahip mükemmel bir matematik ve tasarım harikası olarak karşımıza çıkıyor.

ADNAN OKTAR: Muazzam bir geometri var, muazzam bir simetri var, muazzam bir mühendislik.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu kontrollü darbe iddiasını neden ortaya attığını şöyle açıkladı Adnan Bey; “Bilinen, önlenmeyen ve sonuçlarından yararlanılan darbeye kontrollü darbe denir. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “hangi önlemleri alacaksanız parlamentoya getirin” dedik yapmadılar. Adil Öksüz olayı her seferinde kapatılmak istendi. Biz verdikleri hiçbir sözü tutmadılar. Saraya gittik yargı bağımsızlığı konusunda görüş birliğine vardık. Kanun hükmünde kararnameler OHAL dolayısıyla Başbakan’la görüştüğümüzde “çok kısa bir süre için uygulayacağız” dediler. Biz ona rağmen karşı çıktık. Bütün partiler darbeye karşıysa niye OHAL dedik? Öyle anlaşılıyor ki kanun hükmünde kararnameyle ülke yönetilecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Darbe doğru çünkü İngiliz derin devleti müdahalesi var. Kontrollü darbe nasıl olsun? İngiliz derin devleti olayın organizatörü. Olayın organizatörü İngiliz derin devleti olunca darbenin gerçek darbe olması kaçınılmaz olur. İngiliz derin devletinin işine gelecek bir şey değil bu. Yapabileceklerini zannettiler yapamadılar helak oldular. Yani Mehdiyet’i hesap etmediler. Hızır (as)’ı düşünmediler, İsa Mesih’in duasını düşünmediler.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey yeni bir uygulama başlattılar saat 02:00 ile 08:00 arası gece internetten izlenen videolar ve benzeri şeyler kotadan sayılmıyor.

ADNAN OKTAR: Yalnız benim dikkatimi çeken dünya çapında bütün homoseksüel gruplar kadın dekoltesine şiddetle karşılar. Ne kadar homoseksüel varsa bakıyorum, şiddetle kadın karşıtı. Kadınların makyaj yapmasını istemiyor homoseksüeller. Dekolte giyinmesini istemiyorlar. Böyle cazibeli olmasını istemiyorlar. Ama kendilerinin halini görüyoruz. Göster. Evet yeterli. Bak altını çizerek söylüyorum. Ne kadar homoseksüel varsa kadın dekoltesine karşı. Ne kadar homoseksüel varsa kadınların bakımlı, güzel makyaj yapan, saçını boyayan, cazibeli kişiler olmasını şiddetle istemiyorlar. Sorun. Bütün bu homoseksüellerde hep kadın karşıtlığı vardır. Sadece kendilerinin kadın gibi giyinmesini istiyorlar ve kendilerinin kadın gibi dekolte olmasını istiyorlar. Bu bir felaket. Buna çok dikkat etmek lazım.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Günümüzde yaşadığımız toplumdaki baskılara karşı kadınlar nasıl korunabilir? Mesela daha geçen gün yaşadığımız Melisa Sağlam’ın minibüste yaşadığı olayın bir daha yaşanmaması için neler yapmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Gençlerin çok kararlı, azimli olması gerekiyor. Mesela minibüs şoförü hemen otobüsü durdurması lazım. Yahut dolmuşunu. Hemen polis çağırması lazım. Adamı da “Beyefendi beş dakika bekleyin” diyecek. Değil mi? Ondan sonra oradaki otobüstekileri de indirmeyecek. Halkı da çağıracaklar. “Burada bir olay var. Biz de bu beyden şikayetçiyiz. Şahidiz biz de.” Derler. Kaçmaya kalkarsa zaten halkı peşinden tahrik eder. Teşvik eder, yakalatırsın. Ondan sonra “Buyurun karakola” dersin. Hatta minibüsü direkt karakola çekmesi lazım. Hiç indirmeden. Değil mi? Adam mesela baktın rahatsız oldu. Bir anormallik var. Vurduğunu gördüğün an “Bir dakika hanım kardeşim” dersin. “Karakola gidiyoruz” dersin. Bu kadar. Son sürat. Ayrıca polis de çağır. 155’i de ararsın. Burnundan getirmek lazım. Minibüs, herhalde boş bulundu kardeşimiz. Yoksa o da delikanlıdır yani öyle bir şeyi hazmedecek bir insan değildir. Böyle şeylerde refleks çok güçlü olması lazım. Hanım kızlara böyle bir şey yapıldığında, kimse, oradaki herkes sorumludur. Herkesin üstüne bir yükümlülüktür. Adamı derdest tutup doğru karakola. Zaten oradan sürekli polis arabaları geçiyor. Telefon ettin mi 155’e “Efendim burada bir olay var. Hemen gelir misiniz?” dersin. Bitti.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir arkadaşımızın kedisi var. Adı Tarçın.

ADNAN OKTAR: Bayağı uslu bir şeye benziyor bu. Burası da yuvası, çok iyi. Kedinin mutlu olması demek, insanların mutlu olması demektir. Kediye ne kadar iyi bakarlarsa, hayvan ne kadar mutluysa dostları, sevenleri de o kadar mutlu olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Ben milli kicboksçuyum. Bayanların sizce daha fazla kick boksa yönlendirmeli miyiz? Bayanlar kendini daha iyi koruyabilmeli mi? Cevaplar sizde.

ADNAN OKTAR: Bayan değil de delikanlıların görevi o. Kabadayıların görevidir. Bir kadına ahlaksızlık, terbiyesizlik yapıldığında, kabadayılar devreye girecek delikanlılar. Hukukla kanunla meseleyi halledecekler. Polise de biraz daha geniş yetki verilmesi lazım bu konularda. Hanımlar istediği gibi, mini şortla da mini etekle de bakımlı çok güzel. Genellikle homoseksüeller karşı çıkıyorlar. Yani yüzde doksan dokuz homoseksüel bu adamlar. Yani dekolte karşıtları, güzel kadın karşıtları, bakımlı kadın karşıtları, makyajlı hanım karşıtları genellikle bakın, hep homoseksüeldir. En az yüzde doksan dokuz yani. Onun için meseleyi irdeleyen kardeşlerimizin yapacağı ittifak etmektir. Mesela diyorum, minibüste gidiyorsun. Otobüste gidiyorsun. Şoför hemen kapıları kapatacak. Halkın hepsi tavır alacak. Genç kızın etrafında da çember oluşturmak lazım. Bir dakika falan dersin. Onun önüne geçersin. Hiçbir şey yapamaz. Ve gerekirse de yere yatırırsın adamı. Elini kolunu da bağlarsın. Götürür karakola teslim edersin. Gençlerin çekingen olmasına gerek yok. Allah o kuvveti, o gücü verir. Onun da kalbine korku salar. Orada çekingenlik çok çok çirkin olur. Orada her şeyi göze alacaksın. Gereğini yapacaksın. Gerekli hukuki tedbir neyse o uygulanacak.

Evet.

VTR: Üniversite okuyan öğrenciler kredi borçlarını daha kolay nasıl ödeyebilirler?

ADNAN OKTAR: Kredi borcu. Öğrencinin kredi borcu mu alınır Allah aşkına? Zenginse bir kerede ödesin. Yoksa yoktur yani. Öğrenciden kredi borcu almak yani yersiz bence. Gereksiz. Ama çok iyi bir işi vardır. Çok para kazanıyordur versin o zaman ayrı mesele. Ama kendini zor idame ettiriyor. Bir de kredi borcu ödeyecek. Öğrenciden kredi borcu alınmaz. Hibe edilsin.

Evet.

VTR: Bizler bayram geldiğinde büyüklerimizi ziyaret ederdik. Ama neden şu anda öyle bir ziyaret olmuyor veya büyüklerini ziyaret etmiyorlar?

ADNAN OKTAR: Aslında bu çok zevkli ve çok güzel bir şey. İnsanlara bunu sevdirmediler. Yani seyahate gitmeyi sevdiriyorlar. Denizin kenarına gittin oturdun. Sandalyeyi koydun. Deniz sana bakıyor, sen denize bakıyorsun. Şırak şırak dalga vuruyor. Ne var bunda? Git dedenin, hacı dedenin elini öpersin. Onun hikayelerini dinle. Hacı annenin elini öp. Değil mi? Git teyzelerin elini öp. Gayet güzel. Sana onlar takılsınlar böyle. Nerede kaldın diye paylasınlar. Güzeldir bu, çok hoş. Mesela lokum versin ye. Ondan sonra uzun uzun anlatsın. Ne konuşuyorsa dinle. Hoştur onların gönlünü almak. Onları neşelendirmek güzel bir şey. Mutlu etmek. Hediye. Mesela fakir oluyor bazen. Mesela rahatça bozduracağı şekilde altın al götür. Kardeşim hastane parasını Allah üstünden kaldırır, ona altın olarak vermiş olursun. Hastaneye harcayacağın parayı oraya vermiş olursun. Allah üstünden belayı savar. Onun için mazlum insanlara, yaşlı insanlara sevgi göstermek ilgi alaka bayağı zevkli. Bizim çocukluğumuzda nefis olurdu. Bütün mahalleyi gezerdik biz. Annem, babam, ben beraber. Özetle eski bayramlar güzel. Misafirlerin yanından çok ayıp çekip gitmek. Dedene gidebilirsin. Mesela Kastamonu’dadır. Gider elini öpersin gelirsin. Ama bütün akrabalar gezilir. Kardeşim böyle olmaz. Çok ayıp yapıyorlar. Yani bayağı ayıp bence. Yakışmıyor. Bayram kısa sürer, bayram ziyareti. Zaten derler de. Bütün evler limon kolonyası kokardı. Yani çam kolonyası. Bir de kırmızı bir kolonya vardı. O dehşet vericiydi onun kokusu. O daha da facia bir şeydi. Bir sürdün mü de çıkmazdı o yani. Akşama kadar giderdi. Özetle güzel günler. Kurban bayramı şahane oluyordu kardeşim. Kavurma kokusu sabahleyin cayır cayır. Kuyruk yağı. Mesela hiçbir şeyi zayi edilmezdi. Böbreği, akciğeri, karaciğeri, dalağı, sırtı mırtı ne varsa hepsini güzel ala doğrardık. Cazır cazır kızarırdı böyle zeytinyağlı. Sabah çıtır ekmek de gelirdi francala. En son kurban kavurma bittiğinde ateşten indirdiğinde salça karıştırılır. Ona hafif böyle biraz ekşilik versin, renk versin diye. Kardeşim bin bir türlü lezzet içinde. Akciğerin lezzeti ayrı olur. Karaciğerin lezzeti ayrı. Kuyruk yağının lezzeti ayrı. Eti yerken acayip dünyalara giderdin yani. Tuzunu da bol, bir de karabiber ekilirdi üstüne. Yarım ekmek arası, içi boşaltılıp. Ye babam ye. Ondan sonra bayrama da gidersin, seyrana da gidersin.

VTR: Çocuklarına çok büyük bir özveriyle, çok vefalı, hakikaten onlara değer vererek, onları büyütüp besliyorlar. Ama ne yazık ki günümüzde bu çocuklar neden ailelerine karşı bu kadar duyarsız ve ilgisizler?

ADNAN OKTAR: Annenin hükmü ağır. Allah esirgesin direkt cehenneme gider. Bak “annenize öf dahi demeyeceksiniz” diyor Allah. Öf. Allah vermesin bunayabilir de. Bunar, abuk sabuk da konuşabilir. Kuran onu ima ediyor zaten. “Çocukluğuna döndürürüz” diyor. Çocukluğuna döndürmek bunamak demektir. “Böyle bir durumda” diyor “Öf dahi demeyeceksiniz” diyor. Kardeşim sen de o hale geleceksin. Nerenin öfü? Sana da öf diyecek o zaman. Olur mu öyle şey? Allah seni imtihan ediyor. Onun karşılığı cennet. Anne mübarektir. Anne kuzu gibi bir varlık. Hürmet et. Seni dinden çıkartıyorsa, dinine muhalefet ediyorsa velayetin olmaz. Senin Allah’ına, dinine, mukaddesatına, Kitap’ına, müminlere saldırıyorsa annelik vasfı kalkar. Yani velayet olmaz. Ama senin dinine ilişmiyor ama Hristiyan. Ayağının altını öpersin. Ateist ama senin dinine ilişmiyor. Ayağının altını öpersin. Mesela babası farz edelim şarapçı. Meyhanede sızmış. Ama senin dinini ellemiyor. Alır arabayla meyhaneden getirirsin babanı. Hürmet edersin. Ama dinine saldırdı mı bitti. O zaman velayet yok. Kuran’ın hükmü açık.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Poşetin içinde bir kedi vardı güzel.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Ama Allah vermesin bir şey olsa, sahibi acayip ızdırap çeker. Dünya böyle geçici.

Evet.

VTR: Parkları akşam belirli saatlerden sonra güvenli hale getirmek için neler yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Çok doğru söylüyor. Tabii, anne mesela çalışıyor. Akşam hava alacak, çocuğuna da hava aldıracak. Parkın içine tinercisi, iti kopuğu, homoseksüeller, mafyası, gaspçısı doluyor. Olmaz. Oraya kabadayıları salsınlar akşam. Özel harekat, polis. Otomatik silahlı iki polis olsa, orada dinlensinler. Halk da onlara yemek ikramı da yapabilir. Orada bir yerde kendilerine yer yapsınlar. Yaz mesela, otursun sohbet etsinler. Vardiyalı. Üç saatte bir nöbet. Polis mutlak. Bir kere mahalle için de gerekiyor polis. Ne olur ne olmaz. Polise çok değer vermek lazım. Polisi koruyup kollamak lazım. Halk da bakması lazım polise. Yani onu da devlet teşvik etsin. Mesela çatışmaya girmiş, kabadayılar. Dört tane kuzuyu kızartırsın fırında gönderirsin. Helal olsun aslanlar dersin. Pilav yaptırır yedirirsin. Üstüne de güzel şıra. Aslanları beslesin millet. Buna da imkan açmak lazım. Akşama bizdesiniz diyecekler kabadayılara. Hepsini alıp getireceksin. Mesela oranın büyük konak sahibi olan zenginleri falan kabadayılara baksın. Bir kere sofranın hakkı onlarındır. Bir de üstüne diş kirası verilir, yemek yedikleri için. Teşekkür mahiyetinde diş kirası da gerekir. Yeniçeri’ye öyleydi. Osmanlı döneminde güzel konaklarda ağırlanıyor, yemek yiyorlar. Padişah yemek yedirttiriyor. Üstüne altın dağıtılıyor diş kirası olarak. Çünkü dişini yorduğu için, emek verdiği için üstüne de altın veriyorsun. Öyledir kabadayılara. Mesela birer Reşat altını verir gönderirsin. Askeri, polisi milletin kucaklaması lazım her yerde. Bunun kapısı açılsın. Suiistimal edilecek bir şey değil bu. Bir şey yok. Yemek yiyor. Ne var yemekte? Gani gani helal olsun. Altın hepsine dağıtıyorsun. Burada bir insan kollama yok ki bir kişi kollamak bir çıkar da yok. Değil mi? Hepsine ver bir şey yok. Böyle bir yol açılsın yani.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir rakun daha vardı o da köpeği sevmeye çalışıyordu.

ADNAN OKTAR: Deliliğinden bıktım senin. Hayvanlar ne yapacağını şaşırıyor. Hayvan ne yapsın yani bu deliyle. Teslim olmuş durumda. Rakun dehşet bir olaymış. Böyle bir şeyden bizi niye haberdar etmediler?

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu zamanda evlilik çok zor, 2 tane oğlum var, güven yok. Evlilikler çok zor. 2-3 ay sonra hemen ayrılıyorlar, anne babalar üzülüyorlar.

ADNAN OKTAR: Bu çok korkunç. Ben de dün bir kız arkadaşım geldi, konuştum hakikaten öyle. Dindar gençlere güvenebilirler, dindar Allah’tan korkan. Yobaz değil, yobaza güven olmaz. Yobazın şakası olmaz zaten dövmek için alıyor adam, “döveceğim” diyor. “Dövsün” diyor. Çocuk düşürmüş, adam tekme ata ata ağır yaralıyor çocuğu. Çocuk, karnındaki çocuğu düşürüyor. Çocuk şehit oluyor, karnındaki “olsun evladım” diyor, “git yine seni dövsün bir şey olmaz” diyor. “Kocandır dövecek seni” diyor. Aman ha. Psikopata böyle Allahsız, Kitapsıza sakın ha yanaşmasınlar. Allah’tan korkuyorsa, Allah’ı seviyorsa, Allah’a teslim olmuşsa, iyice ahlakını, dinini anladıktan sonra evliliği kabul etsinler. Yoksa ne bir kaşık, bir tabak yemek. Anneleri çocuklarını göndermesinler. “Git kendine koca bul” diyor. Terbiyesizlik yapma, ayıp yapıyorsun ahlaksızlık yapma. Sen ona ömür boyu bakmakla mükellefsin. “Git kendine…” çocuğu evden kovmak çok ayıp, çok çirkin izzetinefsiyle oynuyorsun. Delikanlı kızın izzetinefsiyle oynanır mı? Hakaret ediyorsun. “Git kendine…” çocuk da ne yapacağını şaşırıyor sokaklarda geziyor. Ne yapsın adama rica mı etsin beni alın mı desin ne desin? Genç kıza bu denir mi? Çocuklar kabus yaşıyorlar adeta. Sokağın baskısı ayrı, amcası ayrı sıkıştırıyor, babası ayrı sıkıştırıyor. Potansiyel namussuz gibi görüyorlar mesela güzel bir kız oldu mu gösterişli bir kız oldu mu? “O ne biçim yürüyüş?” diyor. Kadın gibi yürüyor işte nasıl yürüsün? “Niye gözünü boyadın, niye saçını boyadın?” Mesela spor yapıyor vücudunu güzelleştiriyor, “Amacın ne senin?” Yani potansiyel kötülük kaynağı gibi görüyor. Çocuklar da adeta deliye dönüyorlar. Ne yapacaklarını şaşırıyorlar yani bir cehennemin içine konmuş gibi. Bırak, özgür yaşasın nur gibi varlıklar. Günah böyle baskı yapma. Elleme rahat yaşasın çocuklar. İnşaAllah bu dönem de gelecek. Çok rahatsız oluyoruz tabii böyle şeylerden.

Evet, dinliyorum.

VTR: Amerika’da ve Avrupa ülkelerinde yazılım daha ön planda ve yazılım çok gelişmiş durumda ülkemizde bu durumu nasıl geliştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Yazılım tabii çok hayati, harp sanayisinde, sanayide her yerde ana konu. Yani roket sanayisinde, silah sanayide, tank, top, uçak hepsinde. Hayır, yazılımcı çocuklar da var da fakat icra edecekleri yerleri yok. Açıkta kalıyorlar benim gördüğüm yani bir iş bulamıyorlar. Yazılım yani Türkiye’de öyle gelişkin değil. Gelişkin olması için yurtdışından teknik eleman getirmemiz lazım. Mühendisler getirmemiz lazım yani pratik uygulamayı göstermek için. Yani sanayisini kurup kullanım alanını oluşturup yazılımcıyı ondan sonra getirmek lazım çünkü yazılımcı açıkta kalıyor öbür türlü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye kendi arabasını üretecek potansiyelde değil mi?

ADNAN OKTAR: İşte o çok acı yani çok. Mesela kendi uçağımızı, tankımızı, roketimizi hepsini rahatça yapıyor olmamız lazım. Biz, II. Dünya Savaşı’na da girmedik bir savaş da yaşamadık. Sadece I. Dünya Harbi’ni yaşadık. Almanya en ağır şekilde savaşa girdi mahvoldu, Türkiye’yi elli kere katlar. Yani gelenekçi Ortodoks sistem bizi mahvetti. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bizi mahvetti. Bilimsel gelişmeyi, teknolojiyi, sanatı yok etti. Bunu devlet milli bir sorun olarak görmesi lazım. Kuran’a dayalı İslam olması lazım. Gelenekçi Ortodoks sistem içine kapanmayı, bir lokma bir hırka yeter kafasını insanlara dayatıyor. Kadınların dekoltesini kabul etmiyor, güzel giyinmelerini kabul etmiyor, resmi, heykeli, sanatı, müziği, dansı hiçbir şeyi kabul etmiyor. Hayatı öldürüyor adeta bir anlamda.

Evet.

VTR: Bizi Mersin’den bir arkadaşın vesilesiyle çağırdılar, kredi çekemiyoruz. Ufak tefek kredi kartı takıntılarımız vardı. Arkadaşlarımız bizi çağırdı buraya geldik. Dediler ki “Sana 180 milyar, 200 milyar üstü kredi çekebiliriz” dediler. Ben de dedim ki nasıl yapacaksınız? Dediler “sana 18 ay geriye dönük sigorta yaparız bu vesileyle yürür gidersin, çekersin” dediler. Biz de inandık. Zaten denize düşersin de yılana sarılırsın ya o hesap. Tamam. Dediler, açtı ekranı 18 ay. Ben sigortalıyım, 2016’nın 1. ayında başlamış benim sigortam. Şu ana kadar devam ediyor, tamam gittik başvurduk bankaya. 40 milyar kredi çektik, onaylı çekildi 15 milyar bankaya borcumuz vardı öbür bankaya onu ödedik. Geriye kalan parayı 24 milyar parayı adamlar tak koydu. Ne oldu hayırdır? Sigorta parası kesiyoruz biz bu sigorta işlemini yaptırmak için 25 milyar para ödüyoruz. Bir şey de diyemedik tamam bundan sonrakileri siz alacaksınız yalnız biz yüzde 15 sizden komisyon alıyoruz. Tamam, gittik hiçbir banka onay vermedi. Çektikleri kredi, bizim 15 milyar borç, oldu 40 milyar. 13 milyar biz bankadan çektik, onun da 5 milyarına el koydular. 8 milyar para ile geri dönüyoruz onu da zaten yolda yollukta harcadık, bitti olay hepsi bu. Biz çarpıldık yani savcılığa gittik bir dilekçe verdik geldik gittik hadi güle güle.

ADNAN OKTAR: Böyle mazlum vatandaşların ezilmesine hükümet asla müsaade etmez. Çok vahim bir olay bir de böyle mağdurların mağduriyeti devlet tarafından tazmin edilsin. Çünkü iyi niyetli olduğu anlaşıldıktan sonra oyuna getirilen vatandaşa bankaların imkan tanıması lazım, devletin imkan tanıması lazım. Yani biz bunu seyretmeyelim ve bunu yapanlar da eğer hukuk ve kanun açısından suç işlediyse en ağır şekilde cezalandırılsın. Bunlar mazlum insanlar yani bunların canını yakmak, bunların canını yakarak bir şeyler kazanmak çok korkunç. Çok büyük bir vicdansızlık, devlet vatandaşın intikamını alsın. Devletin görevi bu, hükümetin görevi, devlet kimsenin yanına bırakmasın bu tip böyle yapılan çirkin eylemleri. Mazlum ne yapsın? Kendince bilememiş, bilgisizliğinin etkisiyle bir olayın içerisine girmiş. Danışmakta daima fayda var.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsviçre’nin köylerinden görüntüler vardı.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yavru bir lama var fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Ben bunu yutarım, kulaklarını da ısırırım. İyi ki yanımda değil bu benim, ısırmadık yerini bırakmam ben bunun. Kulakların şekerliğine bak sen hayret, çizgi film gibi.

Homoseksüeller kadınlara çok öfkeli yani büyük bir bölümü o yüzden dekolteye de şiddetle karşılar. Yani kadınları rakip gibi görüyor homoseksüeller onun için kadınların dekolte giyinmesini, makyaj yapmasını, gösterişli olmasını hiçbir şekilde istemiyorlar. Kadın homoseksüeller de öyle. Dekolteden hiç hoşlanmaz onlar. Yani dikkat edin muhaliflere, muhalif olanlara büyük bir bölümünün bu tarzda olduğunu göreceksiniz.

Evet, şimdi ne yapalım? Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü