Harun Yahya

Sohbetler (2 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şırnak'ın Uludere ilçesinde güvenlik güçleriyle PKK'lı teröristler arasında çıkan çatışmada Serhat Benek, isimli korucumuz şehit oldu. 3 korucumuz da yaralandı.

ADNAN OKTAR: Serhat'ın kabadayı olduğu her yerinden anlaşılıyor. Koçyiğit Allah mübarek etsin. Tebrik ediyoruz şehadetini. Allah kabul etsin ibadetini. Allah bizlere de nasip etsin. Ne mutlu ona. Ne mutlu annesine, babasına. Demek ki fütuhat yakın. Büyük bir fütuhat yakın inşaAllah. Yalnız tabii bu adamların hakkının avucuna konması konusu önemli. Yani iyi bir atılım ama çok köklü bir atılım gerekiyor. Fakat tabii bunlara en büyük acıyı Darwinizm konusundaki aldıkları darbe verecektir. Hükümet hiç çekinmesin. Tam anlamıyla bu pagan inancını, bu putperest inancı, Hint mitolojilerinde bulunan eski Hititlerde, Akatlarda, Asurlarda bulunan bu ilkel dini kesinlikle bilim diye göstermesin. Ve gereğini yapsın. Tarih kitaplarında yerini alsın. Tarih kitaplarında pagan dini olarak anlatılsın. Ama bilim olarak anlatılırsa bu çok yanlış. O zaman işte şeytan atağa geçiyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Günlerdir arka arkaya AK Partililere yönelik suikast girişimleri oluyor Adnan Bey. Dün Van AK Parti İlçe Başkanı Yardımcısı şehit edilmişti. Ondan kısa süre önce AK Parti Diyarbakır Lice İlçe Başkan Yardımcısı Orhan Mercan şehit edildi. Bugün de AK Parti Hakkari 26. Dönem Milletvekili Adayı Mehmet Fırat'a dün gece suikast girişiminde bulunulduğu haberi geldi. Ancak Mehmet Fırat'ın kardeşi silahlı olduğu için ateş etmiş. Ve teröristler eve giremeden kaçmak zorunda kalmışlar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim otuz kere söylüyorum. Eski milletvekili; otomatik silah bulunsun evde. Bunlar eşraftan aklı başında insanlar. Hiçbir mahsuru yok. En az bin mermi, bin adet mermi. Bir otomatik silah her evde bulunsun. Bu çakallar geldiğinde karşı evlerden de ateş uygulaması olursa adamlar kaçar veyahut yakalanırlar. Bu şart başka türlü zor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Fırat, olayı şöyle anlatmış Adnan Bey; "Alt katta oturan kardeşim evin dış kapısıyla birilerinin yavaşça oynadığını duyup hemen silahına sarılıp beni uyardı. Pencereden baktığımızda evin çok yakınında kendilerini kamufle etmiş kişiler göründü. Kardeşim ateş edince kaçmaya başladılar. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'daki dava arkadaşlarım oldukça dikkatli olmalıdırlar. Güvenlik güçlerine haber verdik ve inceleme devam ediyor" dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii makbul olan kaçırmamak. Adamların kaçması bizim idealimiz değil. Oraya geldiyse adam, ayağına kadar geldiyse artık orada kalması gerekir. Yakalanıp adliyeye teslim edilmeleri lazım. Mümkün mertebe kaçırmasınlar. Ayağına kadar gelen adam nasıl kaçırılır? Tabii orada belki adam yetersizliği vardı. Mühimmat veya silah kalitesi yetersiz olmuş olabilir. Ama yani kapıya kadar geldiyse mutlaka bir uygun tavır sergilenmeli.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bakıcısıyla çok iyi arkadaş olmuş aslan yavrusu.

ADNAN OKTAR: Bizi imrendiriyorlar. O aslan yavrusu benim olsa dehşet bir şey olur. Ama ısırmadık yerini bırakmam ben onun. Patilerini, kollarını, kulaklarını her yerini ısırırım onun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir bebekle ilgilenen köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Allahualem hoşuna gitti herhalde. Kokluyor onu. Aslında yalayacak da utanıyordur o.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aynı isimli kitabınızdan faydalanılarak hazırlanan “Rumilik Tehlike mi?” belgeseli A9 TV ekranlarında yayınlanmaya başlıyor Adnan Bey. Bu belgeselde Rumilik olarak bilinen akımın özünde gayri ahlaki ve Kuran'la tamamen zıt inanışlar olduğu anlatılıyor. Rumiliğin, İslamsız ve Kuransız bir Müslümanlık anlayışı oluşturmak için bazı çevreler tarafından özel olarak kullanılan bir felsefe olduğu dile getiriliyor. Belgeselde yorum yapmadan Mevlana'ya ait olduğu söylenilen kitapların Milli Eğitim Bakanlığı baskıları kaynak olarak kullanılıyor. Kardeşlerimiz bu belgeseli bugün yani 3 Temmuz saat 22:00’de A9 TV'de izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Evet. Amerika'da, Avrupa'da ne kadar homoseksüel, ateist varsa tamamı nerdeyse Rumi tamamı. İngiliz derin devletinin ana ideolojisi Rumilik. Bu Ed Hüseyin'ler falan hepsi Rumi. Ama Hz. Peygamber (sav)'e şiddetle karşılar. Allah'a şiddetle karşılar. Ama biz Rumi'yiz diyorlar. Yani harıl harıl savunuyorlar. Rumilik adına kitaplar, paneller, konferanslar, tiyatrolar düzenliyorlar. Gece gündüz Rumilikten bahsediyorlar. Anlaşılmayacak gibi değil durum.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Akit Yazarı İlhan Oral, erkekler arasında homoseksüelliğin yaygınlaşmasını kadınların fazla bakımlı olmalarının onlara değer kaybettirmesi nedeniyle olduğunu iddia etti. Allah'ın homoseksüelliği haram kıldığı ayet olan kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz.” (Neml Suresi, 55) ayetinde kadınlar hakkındaki bu arızadan bahsedildiğini iddia etti. “Kadınlar öylesine kötülüğe sürüklenmişlerdir ki erkekler kadınlarda aradıklarını bulamayarak kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere varma ihtiyacı hissetmişlerdir. Örneğin İngiltere’de kadınların Lut kavminde olduğu gibi değer kaybına uğramaları yüzünden homoseksüeller birbirleriyle evleniyorlar ve bu tip evlilik kanunun koruması altına alındı. Kadınların cahiliye adetlerindeki teberrücleri aşırı derecede kendilerini daha güzel ve daha şirin göstermeleri erkeklerde bıkkınlığa dönüşmüştür” dedi.       

ADNAN OKTAR: O zaman erkeğe mi yöneliyorlarmış? 

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Kendinde öyle bir konu olmuş mu, öyle bir şey hissetmiş mi? Kendinde hissettiyse kendini tedavi etsin imanla, Kuran’la, akılla ama kendinde hissetmediyse başkaları adına laf söylemesi yersiz çünkü hiç kimsenin öyle bir derdi yok. Bakımlı güzel kadınlar her zaman için sapıklığa karşı bir engeldir zaten oradaki ifade de çok açık Hz. Lut (as) diyor ki: Bak, “benim kızlarım eğer istiyorsanız helaliyle onlarla beraber olun” diyor. Makul olanın o olduğunu söylüyor Allah. Peygamber kızlarının onun dediği tarzda haşa böyle itici, garip, yanlış olduğunu iddia edemeyeceğine göre değil mi? Bak orda onu bile düşünemiyor. Peygamber ne diyor? Peygamber kızını teklif ediyor. “Gelin” diyor “buyurun benim kızlarımla evlenin” yahut işte helaliyle beraber olun. Adamlar kabul etmiyorlar, Lutilik, ahlaksızlık Allah’a isyandan kaynaklanan bir eylem yani çirkin bir eylem. Dolayısıyla kadınları sen bakımsız hale getirirsen, kadınları erkekleştirirsen, kaşını alma dersen işte yüz tüyünü alma dersen, güzelleşme dersen o zaman ne diyor? “Parlak oğlan çocukları” diyor “nefis daha çok arzu eder” diyor “o zaman” o kafaya gidiyorlar Hüseyin Hilmi Işık falan onu yazıyor dolayısıyla yanlış. Bakımlı kadınlar, güzel kadınlar homoseksüelliğe karşı bir settir. Bakımlı güzel kadınlar olmadığı için,  kadınları erkekleştirdikleri için, erkekleri de kadınlaştırdıkları için homoseksüellik yayılıyor ve itiraz eden de olmadığı için hatta makul gördükleri için bazı hoca efendilere bakıyoruz -hoca efendi de demeyelim de insanlara ne desin bilmiyorum- homoseksüelliği meşrulaştırıyor. Birçok hoca meşrulaştırıyor dikkat edin konuşmalarına homoseksüelliğe karşı tavır almıyorlar, homoseksüelliğin aleyhinde konuşmaları yok.  Bak bunu bir tek yapan, köklü ve kararlı yapan bizleriz ve işte tabii vatandaşlarımızdan da değerli insanlar var tabii tavır koyan.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün sizi temsilen Tatarların milli bayramı olan Uğur’la birlikte Sabantuy Bayramı kutlamalarına katıldık inşaAllah. Bazı fotoğraflar vardı kutlamalardan. Müzik ve dans eşliğinde tam bir şenlik coşkusunda geçti. Bu resimde Kazan’dan gelen Tataristan Cumhuriyeti Başbakan Yardımcısı Albert Karimov, kitaplarınızı hediye ettik. Kendisi sizi Kazan’a davet etti. Tataristan Cumhuriyeti Türkiye Temsilcisi Ayrat Gataullin’le görüştük. Kendisi sizi iyi tanıdığını, takip ettiğini söyledi. Gönderdiğiniz kitaplarınız için teşekkür etti. Yine Rusya Federasyonu İstanbul Başkonsolosluğu’ndan Konsolos Dimitri Evdokimov yeni göreve başlamış kendisi. Rusya’yla Türkiye arasında sevgi, dostluk ve işbirliği bağlarının güçlenmesi için yaptığınız çalışmaları, makalelerinizi anlattık. Konsolosluğa davet etti en kısa zamanda. Ayrıca Azerbaycan Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu’ndan Konsolos Hayyam Daşdemirov’la görüştük. Sizi çok iyi tanıyor. Azerbaycan’da çok sevildiğinizi ve takipçilerinizin çok olduğunu, sizin dini anlatırken insanın fıtratına, yapısına uygun anlattığınızı söyledi. Sizinle tanışmak istediğini ifade etti inşaAllah. İdil-Ural Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Gülten Urallı Hanımefendi’yle görüştük. Şöyle bir anısını anlattı. 1987 yılında hastanedeyken siz, sizin bulunduğunuz dönemde tevafukken tanışmış muhabbet etmiş.

ADNAN OKTAR: Kardeşim tanışanlarda ya hapishanede ya tımarhanede tanışıyor, başka yerde hiç tanışma olmuyor mu? Panellere gidiyoruz, konferanslara gidiyoruz dışarı çıkıyorum selamünaleyküm “Hocam beni tanıdın mı?” Diyor evet gözüm yabancı görmüyor seni tanıyorum bir yerlerden diyorum. “Tımarhaneden” diyor. Allah’ım Ya Rabbim bir de şöyle sükseli bir olay olsun yani. Yine biraz daha gidiyoruz “Hocam” diyor “hatırlıyor musunuz?” “Sağmalcılar cezaevinden” diyor. Kardeşim bir önü sonu gelsin bu nedir böyle? Hanımefendiyi tenzih ediyorum da.

Evet, dinliyorum.          

BÜLENT SEZGİN: Şöyle detay verdi. Sizi çok merak ediyormuş. Anneannesi hastaymış hastanede bir gün odasına gittim diyor birden karşımda Adnan Bey’i gördüm diyor. Eniştesi davet etmiş yeğenim seni çok görmek istiyor diye siz de gitmişsiniz buyurmuşsunuz inşaAllah. O sırada hep merak ediyorum niye acaba insanlar bu kadar etkileniyor diye Adnan Bey’den? Gördüğüm anda fark ettim diyor. Bakışları çok derin insanın içine işliyor ifadesi olmuştu inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet sevenler öyle diyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Yine ayrıca Sabantuy Bayramı’nın adetlerinden biri olan sopaya havlu bağlama görevini icra etmiştim. Katılımcılardan birçok kişi ayrıca size sevgi ve hürmetlerini, saygılarını iletmişti Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hepsine aleykümselam, görüşürüz inşaAllah görüşmek isteyenlerle de uygun ortam hazırlarsanız görüşürüz.

KARTAL GÖKTAN: Profesör Aziz Sancar’a telefon açarak onun evrime destek verdiğine dair açıklama isteyen Cumhuriyet Yazarı Orhan Bursalı bugünkü köşesinde Celal Şengör’ün evrimle ilgili anlattıklarına yer verdi. Yazıda şu ifadelere yer verilmiş. “Doğal seleksiyon Sami dinlerin ta Sümer’den beri gelen yaratılış masalıyla çelişir. Doğal seçme kuramı bilimsel bir kuramdır ve gözlemle sınanabilir ve sayısız defalarda sınanmış ve bu sınavlardan başarıyla çıkmıştır. Yaratılış masalı ise nihayet bir masaldır ve gerçekle ilgisinin olmadığı defaatle tespit edilmiştir. Sanırım doğal seçme kuramını yasaklamanın asıl amacı yaratılış masalı hakkında ortaöğretimdeki gençlerimizin kafasında bir sorunun uyanmasına engel olmaktır” deniliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi sen bir şeyi seçersin ama bir şey ortada vardır, şimdi doğal seçme ayrı, evrim ayrı. Şimdi mesela otuz çeşit kurbağa çeşidi vardır ama bir çeşidinin bünyesi zayıftır hava kırk dereceye çıkar o bünyesi zayıf olan kurbağa çeşidi olduğu gibi yok olur bu doğal seçmedir. Biz kurbağanın yaratılışından bahsediyoruz. Nesli tükendi mesela dinozorlar vardı hava değişiminden dolayı hayvanlar telef oldular dinozorlar, kemikleri duruyor ama dinozora baktığımızda matematik mühendisliğinin, fizik mühendisliğinin, geometrinin mükemmel uygulandığını görüyoruz. Simetri, güzellik, estetik her şey tamam hayvanlarda, hayvanın neslinin yok olması doğal seleksiyon dedikleri olay yaratıcı bir sistem değil bunu anlamıyor adamlar. Mesela Çerkezleri sıcak bir bölgeye göndermişler Tokat’a yakın Kazova denilen yer, deniz seviyesinde nerdeyse sıcak bir yer, “hep kırıldı efendim” diyordu Sait Dedem, ölmüşler birçoğu. Bu ne? Oradaki o insan nesli o ortama dayanamıyor ama orada mükemmel insanlar var. Mesela ormanda da bakarsın bazı hayvan türleri bir hastalık yayılır, bir mantar türü hepsi ölebilir. Seleksiyon değil hayvanlar imha olur Allah yok eder ama bir hayvan var ortada canlılar var, mükemmel varlıklar var. Seleksiyonu kimsenin reddettiği falan yok, Darwinizm yanlış diyoruz. Yoktan bir şeyin tesadüfler sonucu meydana gelmesi iddiası yanlış, yoksa mesela balık sürüsü olur sürü gider Kuzey Buz Denizi’ne doğru soğuktan ölür hayvanlar kitle halinde ama bir kısım balıklar soğuya dayanıklıdır yaşarlar. Şimdi burada bir balık yaratılması olayı yok, mevcut balıkların ortama dayanması veya dayanmaması var. Bunun Darwinizm’le şunla bunla falan da alakası yok zaten bu Allah’ın kanunu, var olan bir şey dolayısıyla bunun yaratıcı bir yönü yok, bu balık malık yaratmaz, kuş yaratmaz adamlara bunu anlatamıyoruz. Seleksiyonla sülüsyonla falan alakası yok olayın. Darwinizm yanlış diyoruz biz. Yani suda yahut çamurlu suda tesadüfler sonucu protein meydana gelmesi. Bu proteinlerin sağ elli, sol elli olarak ayrıma uğraması sonra da en uygun protein çeşitlerinin bir araya gelerek aniden karar verip canlanma emri alarak hücre oluşturması ve bu hücrenin de bilinçli bir şekilde ilerleyerek kendine görmek için göz yapması tam renkli olarak dünyayı görmeye başlaması. Duymak için çamurlu suyun kendine mükemmel üç boyutlu ses duyan kulak yapması. Dokunma hissi için özel sistem meydana getirmesi, koklama hissi için özel sistem meydana getirmesi, tatmak için özel sistem meydana getirmesi ve bunun hepsinin bir canlıda oluşması topluca. Bak tam renkli olarak görüyorsun sen beyninde üç boyutlu hatta görüntünün dışarda var olduğunu zannediyorsun. Dışarda var ama görüntü olarak var. Cisim olarak var zannediyorsun beynindeki görüntüyü o kadar net görüyorsun üç boyutlu. Bu sistemin tesadüfen meydana geldiğini iddia ediyorsun yanlış olan bu. Eski mitolojilerden bahsediyorsun. Ya kardeşim eski mitolojilerin tamamı zaten Darwinizm’i anlatıyor. Sümer efsaneleri tamamen tesadüfen meydana gelmiş ilahlardan bahseder. Tesadüfler sonucu evrimleşerek canlıların meydana geldiğini söylüyor. Bir hücrenin içinde tek bir proteini yapmak için enzim olarak hareket eden altmış özel protein gerekiyor, bitti. Bununla matematik olarak bak matematik olarak canlılığın olamayacağı ancak bir yaratıcı tarafından yaratılabileceği matematik olarak bununla ispat ediliyor şu an. Matematik bilimini biliyorsa matematik bilimine göre imkansız, mutlaka bir yaratan olması gerekiyor. Nitekim bak bu Dawkins şu bu falan İngiltere’deki takım alayı birden ne diyorlar? Diyorlar “proteinlerin tesadüfen olması mümkün değil. İlk hücrenin de tesadüfen olması mümkün değil. Nasıl olabilir?” Diyorlar. “Uzaydan gelmiş olabilir” diyorlar uzaylı. “İleri zekalı varlıklar bunu yapıp yer yüzüne göndermiş olabilir” diyorlar. Kardeşim ne konuyu uzatıyorsun? Bir yaratıcının varlığından bahsediyorsun işte. Uzaylıyı kim yarattı? Üstün zekalı uzaylıdan bahsediyor yani çocuk gibi koskoca insanlar, sıkışınca uzaylılara sığınıyorlar. Uzaylılar değil kainatı yaratan Allah’tır.  

Kardeşim yüz ellik yıllık teori Allah aşkına bilimsellikle alakası yok, delil yok. Bak Darwin ne diyor? “Kardeşim” diyor “ben bütün katmanları araştırttım, ara fosil diye bir olaya rastlayamadım” diyor “her yeri aradık. İlerde de arayacaklar” diyor “bu yüz yıl için, eğer katmanlarda yine bir ara fosile rastlanmazsa teori bitti” diyor. “Çok fazla milyonlarca ara fosil bulunması lazım” diyor “çok fazla, yoksa bu teori de yoktur” diyor. Kardeşim aradık bulamadık ara fosil yoksa Darwinizm yoktur. Tek bir tane ara fosil yok.

KARTAL GÖKTAN: Yine bazı haberler var Adnan Bey, evrim teorisini ilmi olarak bitirdiğinize dair haberler gelmeye devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Bakayım, dinleyeyim.

KARTAL GÖKTAN: İtalya’dan Endonezya’ya, İngiltere’den Suudi Arabistan’a kadar dünyanın en etkin gazetelerinde otuz yıldır evrim teorisine karşı verdiğiniz mücadeleyi kazandığınızdan ve başarılarınızdan bahsedilmeye devam ediyor. Flaman Hristiyan Demokrat Partisi’ne bağlı Belçika’nın Flamanca günlük gazetesi Ds De Standaard’da Harun Yahya’nın Yaratılış Atlası kitabı dünya çapında değişim sağlayan müthiş bir başarı elde etti. Türkiye’de evrim teorisi çok zor olduğu için liseye kadar öğretimden kaldırıldı. Belçika’nın Hollandaca konuşulan bölgesi Flanders’te Facebook üzerinde insanların atasının maymunlar olmadığına dair güçlü bir tartışma hakim deniyor bu haberde.

Diğer bir haber, merkezi Yeni Zelanda’da, Yeni Zelanda’nın başkenti Wellington’da bulunan günlük gazete Dominion Post’ta “Evrim teorisi radikal İslam’la karşı karşıya kalınca” başlığıyla bir haber yayınlandı. Haberde, “Anketlere göre batılı ülkelerde Darwin’in teorisi kabul görürken Türkiye’de büyük bir kesimin evrime inanmadığını söyleniliyor” deniyor. “Kendi özel TV kanalı üzerinden gece yayınlarıyla misyonerlik yapan İslami yaratılışçı Adnan Oktar vesilesiyle Türkiye’de evrim karşıtlığı ilginç formlara bürünüyor” denmiş. Ayrıca haberde “İhtişamlı bir görünüme sahip marka takımlı ve altmış bir yaşında olan Adnan Oktar’ın kendisini kurtarıcı olarak gören çok varlıklı takipçileri var” deniliyor. Bir de bazı detaylar var. Programınıza katılan bayanların üniversite mezunu, çok sayıda dil bildikleri ifade ediliyor haberde.

ADNAN OKTAR: Doğru güzel.

KARTAL GÖKTAN: Sizin yaratılışçı fikirlerinizi dünya çapında tüm okullara ve bilim insanlarına bombardıman şeklinde yaydığınızı, kuşe kağıdı basılmış sekiz yüz sayfalık anti Darwinist kitabınız Yaratılış Atlası’ndan on bin adet ücretsiz olarak dağıttığınız ifade ediliyor. Her gün programlarınızda Darwin’in İslami ve ahlaki değerlere olumsuz etkisinden bahsettiğinizi ve görünüşe göre hükümetin de sizinle aynı fikirde olduğu dile getiriliyor haberde.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam aslandır aslan, koçyiğittir, nurlu mümin, muttaki, Mehdiyet devrinin Zülfikar’ıdır, aslanıdır tabii ki milletçe de destekliyoruz, Tayyip Hocam’a Türk milletinden tam destek. Türki devletlerden de tam destek. İslam aleminden de tam destek. Nur gibi Müslüman AK Parti falan değil AK Parti benim muhatabım değil, AK Parti’yle benim işim yok şahsını destekliyoruz dünya çapında, Türkiye çapında destekliyoruz. Sevmeyenler de desteklesin çünkü vatanı seveceksin, milletini, devletini seveceksin. Ne alakası var? Şahsını sevmiyorum diyor bırak şimdi sen onu, öyle denmez. Liyakatli mi, hizmet ediyor mu? Bitti. “Ama sevmiyorum” kardeşim kendini sevdirme mecburiyeti yok onun öyle bir konu yok. Sevmiyorsan o senin kendi sorunun, sevip sevmeme meselesi değil. Allah’ı, Kitap’ı, vatanı, devleti, milleti, bayrağı seveceksin, seviyorsan destekleyeceksin şahsını.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, siz gözün kompleks yapısından bahsetmiştiniz. Darwin’in itiraflarında şöyle bir ifade geçiyor. “Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu.”

ADNAN OKTAR: Ne dedi, ne dedi? Bir daha de bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Siz gözün kompleks yapısından bahsetmiştiniz geçenlerde Adnan Bey, sürekli bahsediyorsunuz. Darwin’in itiraflarında şöyle bir ifade var. “Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu.”

ADNAN OKTAR: Teorisinden soğuttu ya kardeşim şimdi adam aslında Darwin bu konuda bizim Darwinistlerden daha dürüst. Adam diyor ki, “ara fosil yoksa benim teorim biter” diyor dürüst. Bunlar dürüst davranmıyor, ara fosil olmadığını gördüğü halde daha hala tam yol devam etmeye çalışıyor. Adam ne diyor? “Aradım bulamadım, İngiliz devleti aradı, bütün dünya aradı bulamadık” diyor. “Bütün katmanları didik didik ettik aradık bulamadık” diyor “ara fosil yok” diyor. “Milyonlarca ara fosil bulunması lazım” diyor. “Eğer ilerde de bulunamazsa” diyor zaten ümitsiz olarak söylüyor onu çünkü orda bulunamıyorsa zaten yoktur. Şimdi de arandı yok, bütün katmanlar didik didik arandı ara fosil yok. Hayır yok nasıl yok? Milyonlarca olması gerekirken bir tane yok, tek bir tane yok. Konu bitmiş ne uzatıyorsunuz?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Evrimi çürüten yedi yüz milyon fosilden birkaç tanesini ve günümüzde yaşayan örneğini göstermek istiyorum. Bu gördüğümüz ıstakoz fosili 144 milyon yıllık ve günümüzdeki yaşayan örneği. Yine iki yüz altı milyon yıllık karides fosili ve günümüzdeki yaşayan örneği hiçbir değişim yok.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bak fosillerin sayısı ne kadar biliyor musun? Altı ay kadar önce yedi yüz milyonun üstündeydi, yedi yüz milyon fosil, hiçbir şekilde evrim alameti yok, hepsi mükemmel, hepsi yaratılışı ispat ediyor. Matematik mühendisliğinin harikası, geometri harikası, simetri harikası, altın oran harikası alenen yaratılış net görülüyor. Ara fosil görüyor muyuz? Hiç yok. Onun için Orhan Bursalı dedem boş yere kendini yerden yere atıyor. Darwinizm en fazla 2019, 2021 gibi falan yeryüzünden silinecek. Tarih kitaplarında okunacak. Dünyayı aldattı şeytan. Oyun oynadı. Dalga geçti insanlarla. İnsanları küçük düşürdü. Siz tesadüfen olduğunuz dedi. Meyveler, bitkiler, hayvanlar her şey tesadüfen oldu. Tesadüf ilahtır dedi. Yaratıcıdır tesadüf dedi. Darwinizm’in kökeni tesadüftür. Her şeyi tesadüfle açıklar. Tamamı tesadüf. Hatta söylüyoruz. Kardeşim koskoca adamsınız artık ayıp yapıyorsunuz. Her şeyi tesadüfle açıklıyorsunuz. Ne söylersek tesadüf diyorsunuz. “Ya ayıp ediyorsun Adnan Bey” diyor. “Niye ki?” diyorum. “Ben tesadüf der miyim?” diyor. “Tesadüfün mantıksızlığını çocuk olsa bilir” diyor. “Ben bu kadar boş. Bu kadar mantıksız, bu kadar münasebetsiz nasıl konuşurum? Bunu bana yakıştırıyorsun sen bu olacak iş mi?” “Nedir peki? Doğrusu ne?” diyoruz. “Rastlantısal rastlantı denilen bilimsel bir açıklama vardı. Siz bunun farkında değilsiniz Adnan Bey” diyor. Rastlantısal rastlantı. Tesadüfü kibarlaştırmışlar. Rastlantısal rastlantıya getirmişler. Ayıp oluyor artık yapmayın. Hiçbir bilimsel delili yok. Çoluğa, çocuğa bunu dayatmayın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darwin’in bir itirafını daha okuyacaktım Adnan Bey. Şöyle söylüyor; “Bu mükemmel evreni özellikle de insanın doğasını izlemekten mutlu olamıyorum. Her şeyi dizayn edilmiş kanunların bir sonucu olarak bakmaya eğilimliyim. Ve bütün bu kanunlar açıkça her şeyi bilen gelecekteki bütün olayları ve sonuçları gören bir yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir.”

ADNAN OKTAR: Darwin çok darlandı bu konulardan zamanında.

BÜLENT SEZGİN: Evet. Hatta “tavus kuşunun tüylerini görmek, beni hasta ediyor” demişti.

ADNAN OKTAR: Darlanmakta haklı. Çünkü hakikaten yanlış yola girmiş.

Mesela proteinin üçe katlanması gerekiyor kullanılabilmesi için. Ve gideceği yere gitmesi için de binin üzerinde protein gerekiyor. Binin üzerinde protein. Her biri dantel gibi yapılar. Bak binin üzerinde. Ayrıca en uygun açıda üçe katlanması gerekiyor. Adamlar bunu biliyor, anlıyor. Fakat direttikçe diretiyorlar. Türkiye'de millet zeki. Burada tutturamadılar.

Francis Crick var. DNA’yı keşfeden bilim adamlarından birisi biliyorsunuz. “Bugün sahip olduğumuz bilgiler ışığında dürüst bir adamın yapabileceği tek yorum hayatın mucize eseri olarak ortaya çıktığıdır” diyor. Yani “Allah yarattı” diyor.

 Einstein, “Dinsiz bir bilim adamı düşünemiyorum”  diyor. Dinsiz bir bilim adamı düşünemiyorum.

 Planck, “Kesinlikle Allah'a inanıyorum” diyor.

Roger Bacon, “İnancın rahmeti çok büyüktür " diyor. Ünlü bilim adamı.

Mesela Kepler, “Tabiat kitabına göre biz astronomlar yüce Allah'ın din adamları olduğumuzdan bizim Allah'ın şanını konuşmamız gerekir” diyor.

Mesela modern kimyanın kurucusu olan Boyle, ne diyor? “Şanı tabiatı yaratana verin. İnsanlığa iyilik getirmek için bilgiyi kullanın.

Bu tüm zamanların en büyük bilim adamı olarak kabul edilen Newton, süper zeki. Ne diyor? “Bizler Allah'a muhtaç aciz kullar olarak kendi aklımıza göre Allah'ın aklını, büyüklüğünü ve yüceliğini görmeli ve O’na teslim olmalıyız” diyor.

Mesela daha önce biliyorsunuz Francis Collins ateistti. Allah'ı inkar ediyordu. DNA’nın şifresini çözdükten sonra “Ben Allah'a iman ettim” diyor. “Böyle muhteşem bir sistemi Allah'tan başka hiçbir kimse hiçbir şey yaratamaz, yapamaz” diyor. “DNA’nın yapısını görünce net olarak Allah'a iman ettim” diyor. Zaten bu DNA ile ilgili buluşundan sonra bir kitap yazdı. Kitabın adı ne? “Allah'ın Dili” Allah'ın anlatımı olarak kitabını çıkardı. Bu Time Dergisi’ne konuşan Collins diyor ki; “Laboratuvarda çalışırken Allah'ı hissettim. Kesinlikle bizden daha büyük bir güç var. Ben O’na inanıyorum ve O’na tabiyim” diyor.

Richard Dawkins diyor ki 1996 yılında “Proteinler ne dünyada, ne uzayda tesadüfen oluşamaz” diyor. “Ancak bir yaratıcı tarafından olabilir “ diyor. “Kim?” diyoruz. “Uzaylılar” diyor. Ayıp yapıyorsun. Koskoca adamsın, koskoca insansın. Ne uzatıyorsun işte? “Yüksek bir zeka” diyor. “Çok yüksek bir zeka tarafından” Allah desene. “Çok üstün bir zeka” diyor. Bir türlü Allah, diyemiyor.

Fizik profesörü Paul Davies, ne diyor? “Evrenin patlatma hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiş” diyor. İnanılmayacak kadar hassas patlaması. Çünkü biraz fazla olsa, biraz eksik olsa bitiyor. Tam ayarında. “Bu nedenle big bang herhangi bir patlama değil her yönüyle çok iyi hesaplanmış mühendislik harikası bir oluşumdur” diyor. Düzenlenmiş bir oluşumdur.

Bilim adamı Louis Pasteur, ünlü Pasteur biliyorsunuz “Doğayı ne kadar çok incelersem Yaratıcı’nın eserleri karşısında inancım o kadar çok artıyor. Bilim, insanı Allah'a götürür” diyor. Bilim, insanı Allah'a götürür.

Mesela J. J. Thomson var. Cambridge Üniversitesi’nde fizik profesörü süper zeka. Şöyle diyor; “Bilim kalesinin yüksek zirveleri Allah'ın muhteşem işlerini gösteriyor” diyor.  

Telgrafı keşfeden, ilk kamerayı yapan Samuel Morse var biliyorsunuz. Ne diyor? “Bilgim arttıkça dinin ilahi kaynağının kanıtları daha da netleşiyor. Allah'ın büyüklüğü anlaşıyor. Gelecek ümit ve zevkle aydınlanıyor” diyor.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorumuz var.

VTR: Sosyal medyadan öğrendiğim kadarıyla bir bayana kıyafetinden dolayı saldırı olduğunu öğrendim. Buna çok üzüldüm ve korku içerisinde kaldım. Bu konuda vatandaşlar veya hükümet ne yapmayı düşünüyor? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere vatandaş tepkisi çok büyük olsun, makul bir tepki şart mesela otobüsteyse bütün otobüstekilerin tavır alması lazım, otobüs mutlaka karakola çekilmesi lazım. Vatandaşların bir kısmı hanımın etrafında böyle bir çember oluşturması lazım, bir kısmı da o anormalliği yapan şahsı derdest etmekle meşgul olması gerekiyor, çok güçlü bir reaksiyon gösterilmesi lazım. Hükümet de sonuna kadar takip etmesi lazım ve hükümet demeç versin her olayda. Her olayda şahsı ön plana alarak, onu kınayarak, yaptığının çok çirkin olduğunu söyleyerek devletin ve hükümetin kesin kararlı olduğu gösterilsin. Bir de ben şahsım adına garanti veriyorum hanımlara, hukuki yönden de destek sağlarız ne istiyorsa yaparım mesela ben o arabada olsam, o adam da öyle bir şey yapmış olsa o adam kaçamazdı oradan onu söyleyeyim, yüzde yüz karakola giderdi o ve tutuklanırdı, tutuklanır derken neyse icraatı ona göre karşılığını alırdı. Oradan gitmesi bir kere o genç kızı öyle rahatsız edemezdi bir, kardeşim şimdi dolmuşun şoförüne de pek bir şey diyemiyorum ama boş bulunmuştur belki yahut dikkatini veremedi hadi duyamadı falan diyelim. Orda ayna var görüyorsun değil mi? Orda genç kız mağdur, bir de genç kızlar öyle şeyde hemen reaksiyon göstersinler. Bana niçin böyle söylüyorsun falan gibisinden yani duyulsun. Adam mesela arkadan sinsice konuşuyor farz edelim genç kız mesela bağırarak yüksek sesle cevap versin ki, bir konuşma olduğu anlaşılsın. Bir de öyle şeyde hemen 155’in çağırılması ve civar arabalar da yardımcı olsun mesela başka minibüsler falan da varsa o minibüs bir alarm sistemiyle donansın bütün minibüsler. O alarm sistemi çalıştığında diğer minibüsler de dursun o minibüse yardıma gelsinler böyle bir sistem de kurulabilir. Arabanın dışarıda bir yanıp sönen, bağıran bir alarm sistemi olabilir zor durumda kaldığında değil mi? Oradan şoför basar düğmeye arabada mesela sürekli bir ışık çakması olabilir ve sürekli bir alarm sesi olabilir. Kendine has özel bir alarm sesi oluşturulabilir ve o arabanın alarmını gören hemen o arabaya yaklaşıp aşağı iner ve yardımcı olurlar. Yani kalabalık bir destek de sağlanması lazım. Yapanın rezil rüsva edilmesi gerekiyor. Hükümet bu konuda açıklama yapsın arabalara alarm sistemi takılsın, fazla bir şey değil bu, bir kablo ve bir alarm ama yeri, göğü böyle sallayan bir alarm olması lazım. Yapan adam da panik olur öyle bir şeyde ve direkt karakola çekmek, polise haber vermek en yakın noktadan polisin hemen olay yerine gelmesi, vatandaşların şahitlikten çekinmemesi hemen şahitlik yapmaları, böyle densizlere aman vermemek lazım, fırsat vermemek lazım haklı kardeşimiz. Ama ben hanım kardeşlerimin hepsini destekliyorum, yirmi dört saat de emirlerindeyim, hukuki bir destek gerekirse ne gerekiyorsa yaparız.

Evet.

VTR: Benim size bir sorum olacak bu askerlerle ilgili. Gündemde şu an gösterildiği gibi zehirlenme neden bu kadar arttı? Ve niçin önlemi alınmıyor, bunun önüne geçilmiyor? Bir değil, iki değil, üç değil bunun önüne geçilmesini istiyorum.        

ADNAN OKTAR: Şu an durdu. Otuz kere söyledim bayat tavuk, bayat hindi, bayat et, bayat kıyma hastalık yapar. Ondaki bakteriler kim olursa olsun insanı rahatsız eder, hasta eder çözümü taze ettir. Kabadayılara yemek hazırlanıyor kardeşim akşamdan sığırı kesin sabaha yesinler bu kadar taze taze hiçbir şey olmaz. Mesela bir alay, on tane sığır kesersin hepsine yeter olur biter helali hoş olsun. Taze et başka bir konu yok, yemeğin taze olması gerekiyor, bayat yemekten kaynaklanıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cem Küçük, son günlerde hem televizyon programlarında, hem de gazete köşesindeki yazılarında İngiliz parlamentosundan çıkan 15 Temmuz raporunun tamamen yanlış anlaşıldığı, aslında raporun olumsuz bir rapor olmadığı tarzında açıklamalar yapıyor Adnan Bey. Geçen günkü yazısında İngiliz siyasilerin raporda 15 Temmuz’un arkasında kimler olduğunu araştırma çalıştıklarını ve buldukları sonuçların bizim için de önemli olacağını yazmıştı. Bugünkü yazısında ise İngilizlerin raporda FETÖ konusunda kararsız kalmalarının sebebinin bizim onları iyi bilgilendirmememiz olduğunu söylüyor. Hatta raporda Türkiye’nin IŞİD’le ne kadar etkin mücadele ettiğinin anlatıldığı, İngilizlerin yaptıkları bu analizleri buradaki CHP’li vekillerin bile yapamadığını, İngilizlerin bile Türkiye hakkındaki görüşleri bakımından CHP’li vekillerden daha makbul olduğunu belirtiyor.

ADNAN OKTAR: Ama biraz çocukça bakmış olaya, bu kadar safi kalpli olduğunu zannetmiyorum. 15 Temmuz’u yapan zaten İngiliz derin devleti, biraz bilgi verin de konuyu aydınlatalım falan buna nasıl inanıyor? İngiliz istihbaratının bu olaydan haberi olmadığını söylüyor. “Eğer” diyor “bol belge, bilgi gönderirseniz aydınlanır gariplerim” diyor. Amerikan istihbaratına bavullar dolusu belge gönderildi, Amerikan istihbaratı gülüyor. İngiliz derin devletinin etkisi altında olan bir sistem zaten Amerikan istihbaratı. Bize ne belge gönderiyorsunuz zaten adamlar olayın biz zaten içindeyiz diyor İngiliz derin devleti. “Yapan biziz bize niye belge gönderiyorsun?” Diyor. Cem Küçük bilmiyorum niye bu yollara girdi, gurur meselesi yaptı herhalde bu konuyu. Kardeşim bak operasyonu yapan İngiliz derin devleti. İngiliz istihbaratının, MI6’in, MI5’ın Türkiye’deki darbeden haberi olmadığını iddia etmesi Cem Küçük’ün ona yakışmıyor çok ayıp yapıyor. Bilgilendirirsek tenvir olurlarmış, aydınlanırlarmış ve netice bayağı berrak ve güzel olurmuş alay eder gibi. Zaten adamlar bir övme politikası yapıyorlar, bir taktik olarak bunu yapıyorlar. Ed Hüseyin de kendisinin Türkiye hayranı olduğunu, Türkiye’yi desteklediğini, Tayyip Erdoğan’ı çok sevdiğini, can-ı gönülden onu desteklediğini; kardeşim darbe öncesinde darbenin detaylarını anlatıyordu bu adam ve Tayyip Hoca’ya öfke doluydu. Darbe başarısız olunca Türkiye’ye giremeyeceği için, riskli olacağı için Türkiye’ye övgüler yağdırmaya başladı olay bu. İngiliz parlamentosu da İngiliz derin devletinin hakimiyeti altındadır, bilir veya bilmez adamlar. Kraliçe, Kral hepsi İngiliz derin devletinin etkisi altındadır. Zaten İngiltere gibi bir devletin, derin devletinin olmadığını iddia etmek akıllı bir insanın üslubu olmaz. Amerikan’ın da derin devleti vardır fakat İngiliz derin devletine bağlıdır. Almanya’nın da derin devleti var o da İngiliz derin devletine bağlıdır. Avrupa’da muhtelif mafya yapılanmaları yok, bir ana mafya vardır büyük İngiliz derin devleti bütün mafya grupları İngiliz derin devletine bağlıdır ve terör örgütleri de ona bağlıdır. Dünyanın en büyük mafya sistemidir İngiliz derin devleti. Ana felsefesi de Rumilik, Darwinizm ve homoseksüelliktir çok eski yüz elli yıldan beri bu böyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben şöyle düşünüyorum. Şu an için Türkiye’de gençler çoğunlukla siyasetle uğraşıyor bunu ben yanlış görüyorum, çünkü gelişmek için daha çok uzmanlaşmak gerekiyor bu da eğitimle bağlantılı öyle düşünüyorum. 

ADNAN OKTAR: Tabii ki çok doğru ama gençlerin de siyasetten uzak olması çok riskli bir şey yani Türkiye’de ne olursa olsun beni ilgilendirmiyor anlamına geliyor. Az bilsin, çok bilsin siyasetle herkes uğraşıyor Türkiye’de ilgilenir. Dağdaki çoban da ilgilenir profesörde ilgilenir. Siyasi tavrını görüşünü benimsemesine yönelik insanlara bir şeyler anlatırlar. Mesela kahvehaneye gidiyorsun herkes Türkiye’yi kahvehanede idare ediyor ben olsam şunu yapardım bunu yapardım falan gibi anlatıyor. Bunda bir mahsur yok yani siyasetin gençlere vereceği bir zarar yok. Ama genel kültür, okuma, bilgilendirme, olgunlaşma ama doğru bilgiyle bilgilenme tabii ki önemli, hayati doğru söylüyor o yönüyle.

Evet.

VTR: CHP camiasında yapılan adalet yürüyüşünün hak ihlallerine katkısı olacak mıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki demokrasilerde bu tip her zaman faaliyetler olur. Sempatiyle karşılanıyor ben çirkin bulmuyorum kanuna hukuka uygunsa gayet makul tedirgin olacak bir şey yok. Ama sadece ben sağlık yönünden rahatsız olduğumu söyledim “yaşlı insanlar var” dedim “kalp rahatsızlığı geçiren olabilir veyahut başka türlü rahatsızlıklar gelişebilir onun için büyük bir bölümünü arabayla gidin beş-on kilo metreyi yürüyerek gidersiniz” dedim söz anlatamadım bak kaç kişi kalp krizi geçirdi. Ne fark eder aynı netice olmuş olacak, aynı dikkati çekmiş olacaksınız. Gayet açık sıcak havada ne olacağı belli çünkü vücutta muazzam mineral kaybı var her halükarda kalp o kadar zorlaya dayanamaz sıhhatli insan bile dayanamaz kolay kolay. Dolayısıyla güzel Türkiye’yi hoş gösterir bu. Sayın Kılıçdaroğlu da aklı başında bir insan hani bu yok işte ayaklanma şu bu olur diyorlar ama çok mantıksız. CHP’liler çok dirayetli, itinalı, nezih insanlar öyle dengesiz kontrolsüz insan değil bir komünist parti değildir CHP. Komünizme karşı milliyetçi partidir. Özetle bir şey olmaz faydası olur zararı olmaz.

VTR: Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu topraklarda arkasından atıp tutarak konuşmak sizce ne kadar mantıklı?

ADNAN OKTAR: Atatürk konusunda bazı adamlar cesaretlendiler. Çok büyük hata yapıyorlar çok vahim bir durum var. Hükümet bu konuda çok titiz ve dikkatli olsun Tayyip Hocam’dan da ben istirham ediyorum. Bazı münasebetsizler Atatürk’e karşı atağa geçtiler. Asla beceremeyecekleri ve asla başarılı olamayacakları bir oyun oynuyorlar altında kalır ezilirler akıllarını başlarına alsınlar bu milletin tamamı Atatürk’ü sever. Atatürk dindar, mümin, muttaki, milliyetçi, sağlam bir delikanlı, sağlam bir Osmanlı Subayı, sağlam bir cumhuriyet delikanlısı. Modern Türkiye’nin kurucusu valisi nezih kibar bir insan. Yüzde yüz kusursuzdur demiyorum, insan hataları var günahları var ama genel hatlarıyla çok mükemmel bir insan. Gayet de büyük faydası olmuş Türkiye’ye. Böyle sinsice ve akılsızca yavaş yavaş Atatürkçülüğü yok edeceklerini zannediyorlar bizim milletin tamamı Atatürkçüdür. Atatürkçü demek Atatürk’ü seven demektir. Yani aydın, Kuran Müslümanına Atatürkçü denir veyahut sahabe ahlakına da Atatürkçülük diyebiliriz. Atatürkçülüğün adı sahabe ahlakıdır anlaşılması için söylüyorum. Daha Türkçesi Atatürk’e saygısızca, delice, ahmakça bir cesaretle saldırmaya kalkanlar rezil rüsva olurlar hadlerini bilsinler. Bu çok tehlikeli olur ateşle oynamış olurlar o ateş onları yakar. Atatürk çok güzel bir model Türkiye için, gençlik için de çok güzel bir model. Tipiyle, tavrıyla, oturmasıyla kalkması, konuşmasıyla, yiğitliğiyle, delikanlılığıyla her şeyiyle örnektir güzel bir insan. Atatürk’e laf istemiyoruz. Atatürkçülük adı altında dinsizlik propagandası yapmaya kalkan olursa zaten hakkını avucuna koyarız. Çünkü Atatürk mümin muttaki nur gibi bir Müslümandı. Bak Kuran’ı gördünüz hep cebinde taşıyor. Elmalı Kuran tefsirini yaptırdı. İlahiyat fakültelerini kurdurdu. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu. İmam Hatip liselerini kurdurdu. Türkiye’de dinle ilgili bütün müesseseleri kuran Atatürk. Modern İslam anlayışını Türkiye’ye yerleştirilmesinde de bir Hz. Mehdi (as) öncüsü olarak görev yapan kişi de odur. Akılsızca ve aptalca teşhislerle Atatürk’e laf söylenmesini istemiyoruz. Atatürk bütün gücüyle gençliğini, delikanlılığını her şeyini Allah için harcadı. Yoruldu genç yaşında da vefat etti. Daha Türkçesi şehit ettiler benim gördüğüm zehirlediler kininle. İngiliz derin devletinin en öfkelendiği insandı. İngiliz derin devletinin yamakları İngiliz derin devletinin en öfkelendiği insana karşı tavır alıyorlar. Densizlik istemiyoruz. Atatürk namazını da kılıyordu, hutbe de okuyordu, Kuran’ı Arapça üstünden mükemmel okuyan birisiydi hep Kuran harfleriyle yazışıyor Atatürk. Kuran harflerini hep sevmiştir Kuran harflerini dolayısıyla Atatürk’e yönelik karşı tavır bir daha söylüyorum bazı densizlerin deli cesaretiyle yaptıkları ataklar başlarına geçer. Münasebetsizliği bıraksınlar hadlerini bilsinler. Türkiye bildikleri gibi Türkiye değil Türkiye modern aklı başında sahabe İslam’ının yaşandığı bir Türkiye. Sahabe İslam’ını da ilk gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı ortaya koyan da rahmetli Atatürk’tür. Müzik, resim, heykel sanatın bütün dalları özgür düşünce hep rahmetli Atatürk sayesinde olmuştur. Tekrar söylüyorum aman ha, aman ha, aman ha bazı densizler akılsızca ve aptalca cesaret gösteriyorlar. Gücünün çok üzerinde, aklının çok üzerinde gücünün asla yetmeyeceği ahmakça bir işe girişiyorlar rezil rüsva olurlar. Tekrar söylüyorum aman ha aman densizlik yapmasınlar.

Dinliyorum evet.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün cebinde taşımış olduğu Kuran’ı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Rahmetli hayatta hiç cebinden çıkarmadı bu Kuran’ını.

BÜLENT SEZGİN: Ve tesbihi.

ADNAN OKTAR: O tespihini de hiç yanından ayırmıyordu Atatürk. Hatası günahı herkesin olur ama genel yönüyle ana hatlarıyla mükemmel üstü mükemmel birisi. Kibarlık, nezaket, efendilik süper. Bir konuşması vardı filmi var mı, bizde? İran Şeyhin Şahı’yla bir konuşması var. Böyle kibarlık böyle nezaket bu devirde çok nadir rastlanır. Böyle bir görgü.

VTR: Atatürk’ün İran Şeyhi ile Konuşması.

ADNAN OKTAR: Şu kibarlığa bak şu nezakete bak Türkiye’nin neresinde bu görülebilir, çok zor.

Evet.

VTR: Ülkemizde oluşan göçmen krizi nedeniyle bu sorunu nasıl çözebiliriz?

ADNAN OKTAR: Rahmet geldi rahmet, gökten yağmur geliyor rahmet geldi üç milyon aslanımız. Hepsi başımızın tacı nur yağdı Türkiye’ye nur, Suriyeliler nurdur. Allah’a hamdolsun hoş geldiler sefa geldiler bereketleriyle geldiler. İftihar edelim ne güzel üç milyon evladımız oldu. Tayyip Hocam nüfusu artırın demiyor mu? Allah üç milyon evlat verdi bize, üç milyon evlat. O dedi ki “üç çocuk yapın” dedi Allah üç milyon evlat verdi. Allah’a hamdolsun. Onlar bizim evladımız, kardeşimiz nüfusumuza da alalım Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfus cüzdanını taşısınlar. Hepsi bizim canımız ciğerimiz misafir diye de kabul etmiyoruz onları, bu vatanın sahibi onlar. Herkes vatanın sahibi onlar da bu vatanın sahibi. Gönülleri çok rahat olsun bundan sonra Türkiye’deler Allah’ın izniyle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen, Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor Adnan Bey. “Atanın elini öpmek üzere yanına girdim “sen dindar mısın?” diye sordu. “Evet dindarım” dedim. Cevabım hoşuna gitmişti “çok iyi. Allah büyük bir kuvvettir O’na inanmak lazımdır” dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere çok kibar, çok nezaketli, efendi bir insan. Bize çocukluğumuzda abuk sabuk şeyler anlatırlardı. Museviler hakkında da Atatürk hakkında da böyle. Garip garip insanlar vardı. Daha hala da öyle tipler var çok çirkindi üslupları. Baktım üslubuna, Atatürk tabii ki bir insan her insan gibi hataları var ama Türkiye’yi ışık gibi parlatmış. Çok aydın güzel bir Türkiye oluşmuş. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ne soruyorlar “Atatürk’e sen uygunsuz söz etmişsin doğru mu?” diyorlar. Bediüzzaman ne diyor? “Benim böyle bir sözüm olmadı” diyor mahkemede bitti. Bu insan bir tek Allah’tan korkuyor ne çekinecek mahkemeden? Kimseden çekinmez. Doğruya doğru söylüyor. Mahkemede değil dediyse değildir. Daha hala yok öyle dedi böyle dedi. Bırak şimdi sen onları. Mahkemedeki ifade esastır. Resmi ifade esastır. Devletin evrakına geçmiş resmi ifadede ne diyor? “Ben Atatürk’ün aleyhinde bir konuşma yapmadım” diyor. Bitti, bu yeterlidir. Daha bunu irdelersen ayıp edersin. Resmi evrak varken biz dedikoduya itibar etmeyiz.

Evet.

VTR: Daha önce KPSS, LGS, LYS sınavlarına tam saatinde girmek varken neden 15 dakika kuralı geldi, öğrenciler bir dakika geç kalınca sınava alınmıyor bu neden yapıldı?

ADNAN OKTAR: Dakik olsunlar, daha dikkatli olsunlar, titiz olsunlar diye zannediyorum. Çünkü böyle bir şey olduğunda erken gelmeleri gerekir. Yani ihtiyat payı olması lazım. Ben yaptım mı? Ben öyle bir uygulama yapmadım. İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümünü birinci tercih olarak yazmıştım ben imtihana da hazırlanmadım. Kurs falan hiçbir şey yoktu. Ders kitaplarını falan da okumadım ben genel kültürle imtihana girdim “hoş geldin” dediler. “Herkes oturdu dediler siz geç kaldınız” dediler. “Olsun ne olur yani bir şey olmaz” dedik. Polisler de vardı “Tamam buyurun Hocam” dediler. Direkt içeri girdik. Bir dakika değil bayağı geçmişti ben gittiğimde. Dolayısıyla dakik olmaları için alınmış bir tedbir anladığım kadarıyla. Ben olsam yapar mıyım? Ben olsan acırım tabii. Alırım öğrencileri. Bir dakika nedir? Başlamadıysa imtihan geçin deriz. Ama tabii çok titiz olmak lazım çünkü yöneticileri zor durumda bırakırlar, güvenlik zaafı meydana gelir. Bayağı problem olur. Ama para cezasıyla bence bu düzeltilmesi lazım. Mesela geç kaldı farz edelim beş yüz lira para cezası versinler. Veyahut çok mu olur beş yüz lira? Elli lira. Elli lira para cezası versinler gecikme cezası ama o şekilde girsin öğrenciler. Çünkü mutlaka bir yerden caydırmak gerekiyor. Çünkü geç geliyor. İmtihana hazır olacak adam sabah erkenden kalkacak değil mi? Yemeğini yiyecek, kahvaltısını yapacak, dinlenecek, duşunu alacak kafası salim olacak. İmtihan olacak yere de erkenden gelecek. On beş, yirmi dakika öncesinden. Bahçesinde falan bir gezinecek oranın. Oksijenini havasını değil mi bünyesine kabul ettirecek şöyle rakımlı oluyor bazen yüksek oluyor bazen alçak oluyor. O coğrafyaya uyacaksın önce. Ondan sonra da girecek. Ucu ucuna imtihana yetişmek zaten iyi bir şey değil. Soluk soluğa geleceksin olmaz.

Bak Bediüzzaman nasıl hitap ediyor Atatürk’e? Resmi belgeden okuyorum bak, Bediüzzaman Said Nursi rahmetli Atatürk’e nasıl hitap ediyor resmi belge? “Ey Şanlı Gazi zatıaliniz muzaffer ordunun ve muazzam meclisin şahsiyetini temsil ediyorsunuz. İslam kahramanı Paşa Hazretleri’ne” diye başlıyor mektup.

BÜLENT SEZGİN: Haberi vardı gazetedeki.

ADNAN OKTAR: Göster. Bediüzzaman’ı hiç bu konulara hiç dahil etmeye kalmasınlar. Atatürk karşıtlığı hiç akılcı bir hareket değil. Çok çok yanlış. Özgür olalım, demokrasi olsun. Bazı kanunlara kafayı takıyor olabilirler şapka kanunu falan gibi zaten bir kanun uzun süre uygulanmadığında kanunen zaten ilga olmuş oluyor. Mülga hale geliyor. Yani kendinden yok olmuş oluyor bir kanun uzun süre uygulanmazsa. Şapka kanunu da uzun süre uygulanmadığı için pratikte kaldırıldı ama Atatürk onu iyi niyetle yaptı. Çünkü kafasına adam eline geleni geçiriyordu. Kalite görünümü kalkmıştı. Yani kaliteli bir toplum olsun, Avrupai bir görünüm alalım, klas bir görüntü olsun diye Atatürk şapka kanunu çıkartmıştı. Ama pratik tabii uygulanması biraz zor. Ama bence borsalino şapkalar falan yakışırdı kruvaze ceketler. Ne güzel Gazi Hazretleri öncülük yapmış. Değil mi? Humphrey Bogart gibi giyin gez. Ne güzel işte. Daha Türkçesi Atatürk orada çok samimiydi. Kızacak darılacak hiçbir şey yok orada.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün dans ederken resimleri vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göster. Hay maşaAllah Gazimize. Bir kere yakışıklılık had safhada. Kibarlık, nezaket ama sahip çıkmamışlar ben ona hala daha öfkeleniyorum. Kilo hesabıyla kinin gelmiş. Doktora “kardeşim buraya bir gelsene sen” dersin. “Senin zorun nedir? Bu kadar kiloyla kinin. Sen çocuğuna olsa verir misin bu kinini?” O doktora bir soralım kendi çocuğu olsa o kinini verir mi? Vermez. Allah’tan kork zoruna ne oldu? O da Türk doktoru olduğu için güveniyor. Yabancı doktorlar da vardı tabii. Kilo hesabıyla kinin. Vücut bunu kaldırır mı? Karaciğerini mahvettiler. Siroz oldu. Karaciğer bunu kaldırmaz bu kadar kinini kilo hesabıyla. Hangi birini süzsün vücut bunun? Çok toksik bir madde kinin.

Evet, dinliyorum.

 KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey daha önce anlatmıştınız Atatürk’e suikast için gelen Hint asıllı İngiliz casus Mustafa Sagir’i henüz on yaşındayken seçip Londra’ya götürmüşler ve özel bir okulda okutmuşlar. Sagir, Oxford’daki Lincoln Koleji’ne girmiş. Burada dört yıl öğretim gördükten sonra diplomasını alarak Hindistan’a dönmüştü. İngilizler kendisine İngiltere’ye sadık kalacağına, kralın taç ve tahtı tehlikeyle karşılaştığı takdirde bu konuda hayatını bile feda etmekten çekinmeyeceğine Kuran-ı Kerim üzerine yemin ettirmişlerdi.

ADNAN OKTAR: Şimdi de öyle bazı alçakları İngiltere’ye götürüyorlar İngiliz derin devleti orada casus olarak yetiştiriyorlar. Orada kraliyet adına yemin ettiriyorlar, İngiltere Krallığı’na sadık kalacağına, Kral’a, Kraliçe’ye, lordlara ittiba edeceğine, sadakatten asla ayrılmayacağına dair yemin ettiriyorlar. Sonra her türlü alçaklığı, melaneti yapıyorlar. Türkiye’de de var öyle yancılar, Birleşik Arap Emirlikleri’ne oraya buraya falan Türkiye’den oradan buradan kadın gönderiyorlar. O kişilerle ilişkiye sokuyorlar. Onları işte bir şekilde kendi kontrollerine almak için casus kadınlarla onları açmaza sokuyorlar. Şu an yoğun olarak bunu yapıyorlar. Hem Birleşik Arap Emirlikleri’nde, hem Katar’a da, Suudi Arabistan’a da bu tip casus kadınlar gönderiyorlar. Kardeşlerimiz çok dikkatli olsunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün şıklığını gösteren birkaç fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şu olaya bak, şu şıklığa bak. Bak görüyor musunuz kumaşın da hası? Atatürk’ün biliyorsunuz Fransızcası çok mükemmeldi. Fransızca, İngilizce. Şu süse bak, kaliteye bak.

BÜLENT SEZGİN: Dua ederken bir resmi vardı Atatürk’ün.

ADNAN OKTAR: Diyor ki Atatürk, “Türk birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek” diyor. Bak diyor ki, “Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız.” Yani maddi manevi İslam alemi birleşsin diyor ve birleşecek diyor. Uzun uzun bu İslam Birliğini de anlatıyor. Nasıl olacağını da anlatıyor. Sistemi falan bayağı net anlatmış. İsim de veriyor tarih de veriyor. Olacak diyor. Mektubunda ama bu. Bunlar açık konuştuğu şeyler zaten.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün manevi kızı Sabiha Gökçen, Mustafa Kemal Atatürk’ü şöyle anlatıyor; “Ata’nın elini öpmek üzere yanına girdim “Sen dindar mısın?” diye sordu. “Evet dindarım” dedim. Bu cevabım hoşuna gitmişti “çok iyi Allah büyük bir kuvvettir O’na inanmak lazımdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Yazılarda kitaplarda Atatürk’ün dindarlığı pek anlatılmazdı bizim çocukluğumuzda. Sonra ben kitaplar yazdım Atatürk’le ilgili bütün tarihi kaynaklardan buldum. İlk defa birinci hamura Atatürk’le ilgili kitap yazan benim. Hep üçüncü hamura yazılmıştır. Renkli kitap hiç yoktu ilk defa ben renkli kitap yaptım Atatürk’le ilgili. Acayip şaşırdılar dediler “Hep biz üçüncü hamura anlaşılmaz konular şeklinde olurdu birçoğu” dediler. “Ne kadar güzel hazırlamışsın” dediler. Bütün dindarlığıyla ilgili yüzlerce konuyu açıkladım anlattım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe anlatıyor Adnan Bey, “Atatürk ezan dinlemeyi o kadar çok severdi ki büyük bir huşu içerisinde ezan dinler her savaşa ellerini Allah’a açıp dua ederek gidermiş.”

ADNAN OKTAR: Her gün hafız efendileri çağırıp her gün Kuran okutuyor. Vecd içinde böyle istiğrak halinde dinliyor. Acayip hoşuna gidiyor Kuran. Sonra da hoca efendilere soruyor “Kuran’ın anlamı ne?” Yani “Ne anlama geliyor?” diyor. Kendisi de çok güzel okuyor Kuran’ı ama hafız efendileri çağırıyor özel olarak. Günlüğüne bakın her gün hemen hemen “hafız efendiyi çağırdım Kuran okuttum” günlüğüne baksınlar görecekler.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç günlüklerinden sayfa vardı Adnan Bey.  17 Mart 1922 “Karargah avdet saat sekize kadar yalnız kaldım. Mustafa Abdülhalik Bey geldi. Hafıza Kuran okuttuk.”

ADNAN OKTAR: Bu ne bu? Bir insan gece gündüz Kuran okutuyorsa nedir? Bu eski Sovyetler Birliği’nin dağılacağını Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri söylüyor. Aynısını Atatürk de söylüyor. Atatürk’le Bediüzzaman’ın üslupları hep aynı. Bediüzzaman da İslam’ın hakimiyeti için bir tarih veriyor Atatürk’ün verdiği tarih de aynı. Yalnız Bediüzzaman isim gizli veriyor has talebelerine anladığım kadarıyla o bilgi Bediüzzaman’ın gizli mektupları bir yerde yani güvenli bir yerde. Resmi ve güvenli bir yerde öyle söyleyeyim. Resmi ve güvenli bir yerde birçok mektubu. Bilinmeyen birçok mektubu. Kendi el yazısıyla.

Dinliyorum evet.

KARTAL GÖKTAN: Sizin Atatürk hakkında yazmış olduğunuz eserlerinizden bazılarının kapaklarını göstermek istiyorum. Atatürk ve Gençlik, Atatürk Ansiklopedisi 2. Cilt. Atatürk’ün Vatan ve Millet Sevgisi, Samimi Bir Dindar Atatürk, Asker Atatürk, Atatürk’ü İyi Anlamak, Atatürk Ansiklopedisi 1. Cilt Gerçek Atatürkçülük. Bazı kitaplarınız.

ADNAN OKTAR: Bu tarz eser hiç yoktu Allah’ın hikmeti hayret. Bakmıştım o zaman piyasaya hep üçüncü hamur kağıtlar ve işte karmakarışık konular. Ne dindarlığından bahis var ne yiğitliğinden. Çok nadir. Hepsini belgelerle ortaya çıkarttım. Ondan sonra Atatürk muhalifliği Türkiye’de kalmadı.         

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Öncelikle ülkemizi, vatanımızı, milletimizi ve polisleri çok seviyorum.  Ama bu gençlerimizin zehirlenmesi, uyuşturucu kullanmaları gerçekten günümüzde bir genel problemdir. Polislerimizin, hastanelerin, ambulansların buna daha duyarlı olmasını istiyorum.          

ADNAN OKTAR: Şu çocukların nuruna, temizliğine, efendiliğine bak. İlgilendikleri konuların yüceliğine, güzelliğine bak.  Hiçbirinde egoist bir üslup yok. Hep vatan, millet, bayrak. Hep Allah, din, iman, Kitap. Bak hep bizim kutsallarımıza sahip çıkıyorlar, hep bizim kutsallarımızı yüceltiyorlar. Çok güzel. Doğru söylüyor ama tabii imanla çünkü adam niye uyuşturucu kullanıyor? Ahirete inanamadığı için sarhoşa dönüyor. Geleceğini korkunç görüyor. Dehşete kapılıyor, yok olacağını düşünüyor uyuşturucuyla kendini mahvediyor. Halbuki cennetle müjdelense iman hakikatleri anlatılsa, Kuran mucizeleri anlatılsa, Mehdi (as)’nin zahir olacağı, İsa Mesih’in geleceği ona müjdelesek o cennet delikanlısı gibi olur. Onun için AMATEM’le polisle, jandarmayla uyuşturucuyu durdurmak mümkün değil. Durdurulması iman hakikatleriyle Kuran mucizeleriyle olur ve Darwinist eğitimin durdurulması ile olur. Darwinist eğitim gençleri mahvediyor.  Ve ümitsizliğe itiyor. İmanını kaybetmesine ve kendini de kaybetmesine sebep oluyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün Seyyid Rıza ile fotoğrafı vardı. Dersimli aşiret lideri.      

ADNAN OKTAR: Gerçek seyit. Atatürk bayağı klas yiğit bir delikanlıydı. Halis Türk’tür. Özbeöz Türk’tür. Çekik gözlü, vücut yapısından da açıkça görülüyor. Zamanında Trakya tarafına ailesi göçmüş. Orta Asya Türk’üdür, klasik Türk’tür. Ben ırkçı olduğum için değil ama hani merak ediyorlar ya bazen ırkı hangi ırktan diye. Saf Türk ırkına mensuptur.

Evet.

VTR: Son zamanlarda neden bu kadar çok fotoğraf çekiliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Beni kastediyor. Ben ünlü birisiyim. Her ünlü gibi resim çekilirim. Ayrıca arkadaşlarım arasında yakışıklı olduğum söyleniyor. Her yakışıklının da resim çekilmesi gerekir. Kız arkadaşlarım güzel, ben yakışıklı, evler güzel, ortam güzel. Dostlarımız bizi bir arada görmek istiyor, mutluluğumuzu görmek istiyor, yüzümüzü görmek istiyorlar, bizleri özlüyorlar. Yüz yüze görüşemeyince ne yapar? Resme bakar, resimle özlem giderir. Resmin özelliği nedir zaten? Özlem gidermenin bir vesilesi olmasıdır. Onun için sevenler zaten birbirine resim gönderirler. Benim sevdiklerim de bana resim gönderirler, ben onlara resim gönderirim. Bu sevgiyi ifade etmenin zamanımızdaki güzel bir yolu. Eskiden tablo yaparmış eski sanatçılar, sevdikleri insanların tablolarını yapıp hediye ederlermiş. Dolayısıyla resimle, heykelle ifade edilen sevgi anlayışının yerini şu an fotoğraflar aldı. Güzel bir şey. Ona da tavsiye ederim, o da yapsın.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba adım Mahmut Sönmez 19 yaşındayım, Yeditepe Üniversitesi’nde okuyorum. İş güvenliği alanındayım. Dile getirmek istediğim konu iş güvenliği yeni, 2012 yasasında kanunla gelmiş bir bölüm. İnsanlar tarafından pek bilinmiyor. Bu bölüme bir saygı yok, toplumumuzda böyle bir kültür anlayışı yok. Bu bölüme saygı duyulmasını istiyorum, insanlar tarafından farkında olunmasını istiyorum. Tek dile getirmek istediğim konu bu.

ADNAN OKTAR: O da çok nurlu, çok efendi bir delikanlı. İş güvenliği tabii özellikle son zamanlarda ne kadar önemli olduğu ortaya çıkan mühim bir iş dalı, mühim bir görev dalı. Kutsal bir görev, çok önemli. Çünkü inşaatlarda, fabrikalarda mesela kimyasal üretim yapan fabrikalar, elektrik fabrikaları, elektrikle ilgili çalışma yapan fabrikalar yani riski olan her yer ki zaten bu tip tesislerin hemen hemen tamamı risklidir. Buralarda zaten yasal olarak elli kişinin çalıştırıldığı riskli çalışma yapılan yerlerde iş güvenliği için uzman bulundurulması şart. Adam kaale almıyorsa o bilgisizliğindendir. Onu hiç dert edinmesin. Türkiye için çok hayati ve önemli bir konu. Nasıl polis, jandarma önemliyse tehlikeyi ortadan kaldıracak insanlar olması da o kadar önemlidir. Görev de kutsaldır. Önemli mühim bir görev. Kıymetini bilmeyen olabilir ona hiç önem vermemesi yolunu açar.

Dinliyorum.

VTR: Batıya yapılan yatırımların doğuya yapılmamasının sebebi nedir? Hep eksiklikler var. Batının doğudan ne gibi farkı var mesela? Onu merak ediyorum ben.

ADNAN OKTAR: Doğuya yatırım çok yapmak ister hükümet. Çünkü orada sanayi olsun diğer nimetler, daha zayıf, daha güçsüz. Bu hepimizi rahatsız eden bir şey fakat PKK nefes aldırmıyor. Mesela okul yapılıyor yakıyor, fabrika yapılıyor yakıyor, baraj yapılıyor bombalamaya kalkıyorlar. Önce güvenliğin sağlanması gerekiyor. Onun için orada geniş çaplı bir seferberlik şart. Eskiden beri söylüyorum. Ama Binali Yıldırım Hocamız sadece Diyarbakır Sur için yaklaşık iki milyarlık yatırımdan bahsediyor. Mesela Silopi için yedi buçuk milyarlık yatırımdan bahsediyor “Paris değil Cizre” yorumu ile paylaşılmıştı zaten Cizre Belediyesi’nin fotoğrafları. Güzelleştiriyorlar, bir şeyler yapıyorlar, gayret ediyorlar. Tayyip Hocam Güneydoğu konusunda bayağı samimi, Kürt kardeşlerimizi çok seviyor. Biz de, bizler de zaten herkes bilir çok seviyoruz Kürt kardeşlerimizi biraz zaman alacak belki. Ama Mehdiyet devrinde gönüller rahat olsun, sular seller Allah’ın izniyle. Çünkü Mehdiyet, deccaliyeti tamamen kazıyacak. Ne PKK kalacak, ne PYD, ne YPG hiçbir şey kalmayacak. Dolayısıyla her yer cennet gibi olacak.

Evet.

VTR: Iğdır’da yaşıyoruz. Iğdır ova olmasına rağmen hava çöküyor üzerine, temizlenmiyor. Böyle olmasına rağmen kömür kullanımı neden yasaklanmıyor veya neden doğalgaz çalışmaları hızlandırılmıyor? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Nasıl temiz insanlar, nasıl akıllı, nasıl nurlu. Aferin benim aslanıma, dünyalar güzeli maşaAllah. Bak ne kadar insancıl bir talep görüyor musun? Hep vatandaşlar, hep insanlar, hiç şahsi derdinden bahseden yok. Hep vatan, millet. Doğru söylüyorsun. Ankara’da da öyle bir sorun oluyor. Ankara çanak gibi biraz, hep tepesine kalın bir duman çöker Ankara’nın. İnsanlar nefes alamaz. Astım hastaları için falan son derece tehlikeli. Iğdır için de bu doğru. Geçtiğimiz sene Iğdır’da benim bildiğim doğalgaz kullanılmaya başlandı ancak, sadece sekiz bin daireye doğalgaz dağıtabildi hükümet. Geri kalan kısmı henüz tamamlanmış değil ama yapılacak gibi görünüyor. Çünkü sekiz bin daire az değil. İyi olacak inşaAllah, Tayyip Hocam gayretli, her şeyden haberdar.

Evet.

VTR: Hayat kalitemizi daha nasıl yükseltebiliriz?

ADNAN OKTAR: Hayat kalitemizi sanatla, estetikle, güzelliğe olan eğilimimizle, güzelliği takdir etmekle, kadınlara özgürlük tanımakla, sanata özgürlük tanımakla, gelenekçi Ortodoks sistemin yaptığı tahribatı durdurmakla. En hayati konu gelenekçi Ortodoks sistemin yaptığı tahribatı durdurmak, Avrupa Birliği’ne alınmamamızın nedeni, Avrupa Birliği’ne uzun yıllardan giremeyişimizin sebebi gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. Bilimde, sanayide, teknolojide gelişemeyişimizin sebebi de yine gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. O ideoloji bizi mahvediyor, millet olarak kavuruyor, atılım yapmamızı engelliyor. İşte Mehdiyet’le bu ruhu, bu sıkışmış, kabuklanmış ve milletimizin üstüne yapışan bu sistemi Allah’ın izniyle sökeceğiz. Mehdiyet ve Hz. İsa Mesih (as)’ın soluğuyla inşaAllah.

Ne yapalım? Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

Masaüstü Görünümü