Harun Yahya

Sohbetler (3 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet beyler buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Bugün Van’da PKK tarafından araziye tuzaklanan patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 güvenlik korucusu şehit oldu 1 güvenlik korucusu da yaralandı. Hakkari’nin Çukurca İlçesi’ndeki terör saldırısında da PKK’lı teröristlerce tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 1 askerimiz şehit oldu. Şırnak Uludere’de üs bölgesinin yapım işinde çalışan işçilere de bu sabah saatlerinde bir grup PKK’lı terörist tarafından silahlı saldırı düzenlendi. 2 işçi şehit oldu, 3 işçi yaralandı. Toplam 4 şehidimiz 6 yaralımız var.

BÜLENT SEZGİN: Şehitlerimizi gösterebiliriz.  Şehit Korucu İsmail Deniz. Şehidimiz Oğuzhan Sezer.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah şehadetlerini makbul etsin. Bizim milletin özelliği odur. Yüz binlerce şehit vermiştir tarih boyunca, milyonlarca şehit vermiştir. Gaznelilerde de, Osmanlılarda da kesintisiz şehadet vardır Allah’ın hikmeti. Selçuklularda. Öyle yüz bin, iki yüz bin, üç yüz bin şehit, böyle bir, iki, on değil çok çok fazla şehit. Allah’ın imtihan yeri için koyduğu kanunlardan birisi. Bir kısım kullarını daha erken alıyor yanına ve onlardan imtihanı kaldırıyor. Mesela burada imtihan zordur normalde ama bir kısım kullarından imtihanı kaldırıyor. Tabii bu hem büyük bir şeref hem büyük bir kolaylık hem de bir nimet. Ama zahiren bakan bunu bir felaket gibi görür. Halbuki buraya zaten ahirete gitmek için geliyor ama adam onu unutuyor buraya sonsuz yaşamaya geldiğini zannediyor. Kısa bir eğitime geldiğinden haberi yok. Onun için çok şaşırıyorlar şehadet olduğunda “nasıl oluyor?” diyor “ben kalacağım o gidecek” diyor. Kalacağı kanaatinde halbuki kendi de gidecek haberi yok. Çok kısa bir süre sonra kendi de gidecek. Ama onun gidişi sağlam değil, cennet de olur cehennem de olabilir. Ama şehitlerde nimet olarak mutlaka cennet. Bu nimetten Allah birçok sevdiği kulunu mahrum etmiyor. Bizlere de nasip etsin. Önemli bir nimet.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ege Denizi’nde Yunanistan sahil güvenliğinin Türk kargo gemisine ateş açması sonucu büyük bir tehlike atlatıldı. Yunan güvenlik botu geminin kontrolü için Rodos’a çekilmesini istedi. Türk gemisinin kaptanı bu talebi kabul etmeyip “İstiyorsanız uluslararası sularda gelip kontrol edersiniz. Rodos’a yanaşmayacağım” dedi. Bunun üzerine Yunan güvenliği geminin güvertesine 36 mermi isabet edecek şekilde ateş açtı.

ADNAN OKTAR: Hepsi toptan organize bir hareket. Bunlar bir ihtimal 7 Temmuz’u falan düşünüyor olabilirler yani kargaşa çıkartmak için. 7/7/2017 ya onlar böyle o tip rakamlara takıntılılar. Öyle bir kafa düşünüyor olabilirler. Gelecekleri varsa görecekleri de var. PKK’nın azmasının da onlara bir faydası olmayacağını görecekler. Bin pişman olacaklar yaptıklarına. Azıtma emri İngiltere’den geliyor yani toptan, Yunanistan’a aynı emir, PKK’ya aynı emir, FETÖ’ye aynı emir. Burada bazı sağcı bildiğimiz, Müslüman bildiğimiz üçkağıtçı, düzenbaz İngiliz derin devletinin elemanlarına da emir aynı yerden geldi. Halk haberi bile olmuyor Müslüman zannediyor. Halbuki İngiliz derin devletinin uşağı adam. Toplu bir saldırı var. Ama Mehdiyet toplumu olduğumuz için onca olumsuzluklar olsa da mümkünü yok aksi, Mehdiyet ilerlemeye devam edecek. Hz. İsa Mesih (as)’ın çıkışının durdurulması mümkün değil. Hz. Mehdi (as)’ı çıkışının durdurulması mümkün değil. İslam’ın hakimiyetinin durdurulması mümkün değil. Normalde çok zor görünüyor değil mi? Ama hayret edecek şekilde ilerliyor. Kıskandıklarından, haset ettiklerinden panik oldular. İşte “Türkiye’de Müslüman kalmadı, Müslümanlık yok oldu, Darwinizm her yere hakim oldu.” Peki öyleyse niye bu kadar telaş ediyorsunuz, değil mi? Huzur içinde oturun evinizde sakin olun, bu telaşın amacı nedir?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Abdülkadir Selvi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde camide rahatsızlandığı ana dair bir yazı yazdı. O günden bir gece önce Sayın Erdoğan Urfa’da çok yoğun bir programın ardından gece yarısı İstanbul’a dönmüş. Biraz istirahat etmesi gerekirken sabah namazını kılmak üzere Mimar Sinan Camii’ne gitmiş. Sonra da camide kalıp bayram namazı saatinin gelmesini beklemiş. Bu sırada rahatsızlanmış ve “Allah Allah” diyerek hafifçe yana doğru devrilmiş. Abdülkadir Selvi bu olanları yazısında anlatıp Erdoğan’ın o zamandan beri hiçbir şey olmamış gibi aynı yoğunlukta çalışmaya devam ettiğini söyledi. Özal’ın durumunu hatırlatarak Sayın Erdoğan’ın sağlığının sağlık ekibinden önce Emine Erdoğan Hanım’a emanet olduğunu ve Sayın Erdoğan’ı ona rağmen korumak gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylemiş. Yalnız Tayyip Hoca’nın kolesterol seviyesini bir öğrenelim onu bilmiyoruz. Vatandaş olarak biz bilelim. Yüksekse düşürürüz düşer yani, tansiyon durumunu bilelim ve şeker durumunu bilelim. Bunun devlet sırrı olacak bir yönü yok. Tedavisi de son derece kolay. Düşürülmesi de düzenlenmesi de teknik olarak mümkün olan bir konu. Biz vatandaş olarak bunları takip etmek istiyoruz. Bir yerde bu yayınlansın görelim. Haftalık veyahut günlük olarak yayınlansın. Annemizden de ricamız Tayyip Hoca’ya istirahat konusunda her türlü desteği sağlasın. Sağlığına dikkat etmesi konusunda da çok özenli olsun.

Bir atak var benim gördüğüm. Dozunu gittikçe artırarak devam ediyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu da bu oyunun farkına vardı onun için uyardı halkı “sakın provokasyon şu bu olmasın” gibisinden.

Mesela “Suriyeliler sınır dışı edilsin” diye bir etiket var. Bu kasten yapılmış gibi görünüyor. Suriyeliler 3 milyon aslan, 3 milyon dost. “Falanca kadına sarkıntılık etti” diyor. Türkiye’de sarkıntılık vakalarına bir baksınlar hapishaneler dolu. O Suriyeli kişiler mesela 3 kişiyse en az 30 bin kişi vardır hapishanelerde kadına sarkıntılıktan. 3 kişiye karşılık 30 bin kişi. Peki biz “bu adamlar sınır dışı edilsin diyor muyuz?” Demiyoruz. Hapiste yatıyor bu adamlar. Onun için Suriyeli kardeşlerimizi böyle kolay gören üslup istemiyoruz. Kimse bu Twitter’daki olaya destek vermesin. Bilakis “Suriyeliler kardeşimiz” diye karşı etiket yapalım. Böyle münasebetsizlik istemiyoruz. 3 milyon insanın içinden 3 kişi suç işleyebilir, 30 kişi de suç işleyebilir. Bu sınır dışı edilmelerini gerektirmez. Eğer sınır dışı edilmesi gerekiyorsa hapishanelerde en az 30 bin kadınlara tecavüzden yatan adam var en az 30 bin, onları sınır dışı etmek gerekir o zaman. Böyle münasebetsizlik olmaz, böyle provokasyon olmaz. Çirkin. Provokasyon olsun diye yapmamışlardır ama derin düşünerek, ince düşünerek değil bu hareketler çok yanlış. Bu üslup, bu tavır FETÖ’ye yardım olur, İngiliz derin devletine yardım olur. Çok münasebetsiz gereksiz ataklar. Suriyeli kardeşlerimize çok özen göstersinler. Provokasyonlara gelmesinler, daha da özenli olsunlar toplum içindeki yaşantılarında. Bazı fırsatçılara malzeme çıkarmasınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kosova’da Gilan Bölgesi’nde aşırı sıcaklar yüzünden yaşlı bir adam yolun ortasında arabasının yanında bayıldı. Ancak adamın bayıldığını gören hiç kimse durup adama müdahale etmesi. Arabalı veya yaya olan insanlar yanından geçip-gittiler. Görüntüleri basında yayılan bu olay büyük tepkiye sebep oldu. Bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Kosova’da da Darwinist eğitim var. Zaten komünistlerin hakimiyetindeydi zamanında. İnsani duyguların gelişmesi güçlenmesi için iman hakikatlerinin, Kuran mucizelerinin anlatılması lazım. Derin imanlı gençlik yetiştirilmesi lazım. Egoistlik bencillik de çok aşağılanması lazım.

Her yıl mesela Taksim’de yılbaşı kutlamaları olur, turistleri hep taciz ederler biliyorsunuz. Ben hiç Suriyeli görmedim orada, değil mi Suriyelileri suçluyorlar ama? Bu taciz edenlere bakıyoruz Suriye’yle alakası yok. İşte “mini şortla geziyordu” diyor saldırıyor veyahut “mini şort giymişti” diyor tecavüz etmeye kalkıyor. Bunların hiçbiri Suriyeli değil Türkiye’den adamlar. Ee sınır dışı mı edeceğiz bunları? Böyle garip tavırlar, yanlış tavırlar FETÖ’ye, İngiliz derin devletine destek anlamına gelir. İyi niyetle yapıyor olabilir bir kısmı. Çok büyük bir hata yapıyorlar. İstemeseler de bu anlama gelir. Düşünmek istemesek de anlamı buraya doğru çıkıyor.

Tayyip Hocam bir darbe nöbetinden bahsediyor o doğru. Hatta onu bugün söyleyeyim diye düşündüm. Bunlar 7’lere meraklılar, 7’ler, 12’ler falan kutsal sayılar olarak gördükleri için. Kuran’da da geçen sayılar ama masonlukta da önemlidir. 7/7/2017 mesela onlar için önemli bir tarih. Bir pislik, bir rezillik yapmaya kalkabilirler. İyi demiş Tayyip Hoca, istihbaratı doğru. “15 Temmuz’dan itibariyle yeniden sokakta darbe nöbeti başlatacağız” demesi isabet.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir grafik var Adnan Bey. Türkiye’de 2015-2016 yıllarında kadın ölümlerinde bölgelere göre artışı gösteren bir grafik. 2015 yılında 75 olay olmuş Marmara Bölgesinde, 2016’da 77 olay olmuş. Karadeniz’de 30 olay olurken 2015’te kadın ölümü, 2016’da 45 olarak yüzde 50 artış olmuş. Ege Bölgesi’nde yüzde 52 artış olmuş. Güneydoğu’da yüzde 28.

ADNAN OKTAR: Bunların hiçbiri Suriyeli değil. Türkiyeli insanlar, Türkiye’deki vatandaşlar. Dolayısıyla Suriyeli kardeşlerimize azgınca saldırmaya kalkmak, terbiyesiz sözler etmeye kalkmak yakışık alacak insanlık değil. Allah bize 3 milyon kardeş nasip etti. Helal-i hoş olsun, yedikleri içtikleri helal. Türkiye’de biz onları kardeşimiz olarak bağrımıza bastık. Nüfus cüzdanı da vereceğiz Allah’ın izniyle Türkiye’de bizimle beraber dostça yaşayacaklar. Kimsenin münasebetsizlik yapmasını istemiyoruz, herkes aklını başına alacak. İlgili kişilere söylüyorum.

Sümer inanışında Sümer putperestliğinde Lahaul ve Lhamo adlı putlar tesadüf putları vardı tesadüf. Tesadüfen oluşan putlar bunlar. İlk başta su karmaşasına, su kaosuna inanıyorlar. Yani hiç akıl yok hiç bir şey yok, bunun arasından birdenbire Lahaul ve Lhamo adlı putlar ortaya çıkıyor. Lahaul ve Lhamo putları ilkönce kendi kendilerini var ediyorlar tesadüfen daha sonra da evrimleşerek tesadüfler sonucu diğer maddeleri ve canlıları oluşturuyorlar. Aynısı değil mi? Tıpkısının aynısı. Bu nerede anlatılır o zaman? Biz bunu biyoloji dersinde mi anlatacağız? Şimdi Lahaul ve Lhamo putlarını biz biyoloji dersinde anlatabilir miyiz? Anlatamayız. Darwinizm’i nasıl anlatıyorsun? Aynısı, tıpatıp aynısı. Putperest Sümer dinlerini anlatamadığın gibi onu da anlatamazsın.

Mesela Sümer varoluş efsanesinde de yine canlılık tatlı su putu Apsu ve tuzlu su putu Tiamat’ın talimatlarıyla, tesadüf putlarının ortaya çıkmasıyla canlılık meydana geliyor. Ve aynı, onlarda da evrim iddiaları aynı. Kardeşim, şimdi zekamızla alay mı ediyorsunuz?

Bu daralwinizm (Darwinizm) bitti. Çünkü daralwinin en büyük hatası ne? Bilimsellikle alakası olmaması, delile dayalı olmaması. Nasıl bir bilimdir ki, adam diyor ki önce “delilim yok” diyor “eğer delil bulunursa benim teorim doğru olacak” diyor. Önce delili ortaya korsun sonra teoriyi ortaya korsun. “Bak buna dayandırarak söylüyorum” dersin. “Aradık bulamadık” diyor. Bulamadıysan yoktur. “İleride de bulunamazsa benim teorim yattı” diyor. Aradık yok. Asıl ismi daralwinmiş. Daralwinken Darwin şekline gelmiş.

Darwin diyor “Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş yavaş gelişmelerle türemişse” diyor “neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde” diyor “her şey mükemmel” diyor. Yani “Bir matematik mükemmellik var, geometrik mükemmellik var, simetri mükemmelliği var ve altın oran var bu niye öyle?” diyor “ve ara form da yok” diyor. “Sayısız ara geçiş formu olmalı” yani milyonlarca. “Fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil?” Yani “jeoloji bir süreç ortaya çıkaramamıştır” diyor “iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkaramamıştır” diyor. “Belki de bu benim teorime karşı” Darwinizm’e karşı “ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır” diyor. Kardeşim, itirazı mitirazı kalmış mı? Ara fosil yoksa bitti. Kendin diyorsun zaten “yoksa yoktur” diyorsun “yoksa bitti teori” diyorsun. Yok işte.

Öcalan cayır cayır Darwinizm’i savunuyor. Yani PKK düşüncesinin Darwinizm’e dayandığını kendisi söylüyor. Stalin aynısını söylüyor, Marks aynısını söylüyor. Onun için 2019’a kadar Darwinizm’in kaldırılmasını beklemenin bir alemi yok. Uğursuzluk getirir. Allah’a, dine karşı bir ideoloji, kasten ortaya atılmış bir ideoloji. Derhal kaldırılsın ve derhal dinler tarihi bölümünde okutulsun. Putperest pagan dinleri bölümünde genişçe anlatılabilir. Mesela bu geçmiş pagan dinlerinde onun benzeri diğer dinler de anlatılabilir. Çünkü aynı Darwin’in tarif ettiği gibi pagan dinleri var aynısı. O dinlerle beraber Darwin’in anlattığı pagan dinini de anlatılabilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Merhabalar. Ben oyun bağımlısıyım 4 yıldır. Nasıl kurtulacağımı da bilmiyorum. Herkes bırak bırak diyor. Ailem de bayağı ısrarcı ama ben bırakamıyorum. Tavsiyeniz var mı bana?

ADNAN OKTAR: Yani bir ideali olması lazım, bir inancı, bir derinliği olması lazım. En güzel en doğru inanç Allah’ı sevmek, Allah’a bağlanmaktır. Bunun dışında bir inanç ideoloji olmaz. Çünkü Allah kainatı yaratırken Kendi kanunlarını bize anlatıyor. Dünyayı nasıl kullanacağımızı ve kendi bedenimizi nasıl kullanacağımızı, bizim amacımızın ne olduğunu bize anlatıyor. Eğer biz kendi amacımızı bilmezsek, dünyanın amacını bilmezsek, kendi bedenimizi nasıl kullanacağımızı bilmezsek her türlü yalpalama olur. Kimi bonzai içer, kimi işte oyun bağımlısı olur, kimi başka bir şey olur, kimi anarşist olur, kimi komünist, kimi PKK’lı oluyor Allah vermesin. Ama bir insan tam Allah’a kul olur da Allah’ın ne dediğini tam anlarsa hayatı çok düzgün olur. Derin ve akıllı bir hayat içerisine girer. Hayatı tam disipline olmuş olur. Ama dünyanın en güzel, en rahat, en özgür disiplini bu. Kuran’ın disiplini hayatın en özgür halidir. İnsana en yüksek özgürlüğü veren Kuran’ın disiplinidir. En az yasağı olan en fazla hürriyeti olan sistemdir. Onun için de çok huzurlu olur bu değerli kardeşimiz.

Evet.

VTR: Erkeklerin bayan kuaförü olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bayanlar rahat edemezler. Bayanlara bayan kuaför olsa daha rahat ederler. Kadın çekinir fıtratı itibariyle. Tanımadığı birisi saçını, değil mi? Hanımlara yönelik bir meslek olması daha iyi olur.

VTR: Sosyal medyanın günlük yaşama etkisi nedir?

ADNAN OKTAR: Sosyal medya çok hayati. Eskiden gazeteler çok etkiliydi ama şimdi sosyal medya gazete etkisinin belki yüz misli güce sahip oldu bu da iyi bir şey.

Evet.

VTR: Okullarda neden yeni başlayan öğrencilere çömez muamelesi yapılır?

ADNAN OKTAR: Çok şeker çok güzel, maşaAllah. Çok samimi konuşmuş çömez diye. Yeni gelenleri çömez mi gözüyle görüyorlar bazıları? Herhalde bir gelenek. Şefkatle yaklaşmaları lazım. Çömez demeleri zaten hiç olmaz. Çırak-kalfa-usta konumu bilinçaltında olabilir belki. Ama ağabeylik hakimiyeti olması lazım. Ağabey-kardeş, büyük ağabey ve kardeş mantığı daha doğru olur. Ağabeylik sistemi, “sen ağabeyimsin bu da senin kardeşin. Kardeşini eğit yardımcı ol, koru-kolla, şefkat göster, hürmet et. Sen de ağabeyinin nasihatlerini dinle tecrübelerinden istifade et.” O tarz olması lazım.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Finlandiya ve Danimarka’dan haberlerimiz var. Taner kardeşimiz Finlandiya’da Turku şehrinde fosil sergisi düzenlemiş.

ADNAN OKTAR: Finlandiya.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Çok iyi yapmış. Çok faydalı. İnsanların bilinçaltında bilinç üstünde derin etkilendiği sergiler. Bu tip sergiye bir kere gelen bir daha Darwinist olmuyor zaten. Çünkü gözüyle görüyor kulağıyla da işitiyor. Çok faydalı.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’da da Erhan ve Filiz kardeşimiz birlikte Kopenhag’da bu sefer fosil sergisi yapmışlar.

ADNAN OKTAR: Kopenhag, çok iyi. En önemli yerler. Çünkü Danimarka’da ateizm Darwinizm çok yaygın. Ama bak çok olgun insanlar. Nezaketiyle o sergiyi izliyorlar. Türkiye’de ne yapıyordu adam? Taşı ısırmaya kalkıyordu. Gerçi biraz ehlileştiler o tipler ama. Şimdi taşın yanına gelince uslu uslu bakıyorlar. Eskiden hart diye ısırıyorlardı bayağı iş çıkıyordu.

Çanakkale’de şehit olan Suriyeli kardeşlerimizin listesi var gösterebilir muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Evet görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak, burada gördüklerin hep Suriyeli. Hep Halepli görüyor musun? Sen “Suriyelileri sınır dışı edelim” diyorsun. Bak Çanakkale’de onlar Allah için, vatan için, bayrak için gelip çatışıp şehit olmuşlar. Hep Suriyeliler bak görüyor musun? “Suriyeliler evine dönsün” diyenler, “sınır dışı edilsin” diyenler bu Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizin kemiklerini sızlatmak istiyorlar herhalde. Çok ayıp yapıyorlar. Sızlatamazlar. O şehitler kalkar, onların ayıbını, yanlışını aktarır gerekirse.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünyada o kadar aç insan varken yediğimiz yemeği, yaptığımız sofrayı resmini çekip paylaşmak doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Canım kardeşim, o zaman lokantaları da kapatmak lazım. Çünkü lokantaların vitrinlerinden nasıl yemekler yaptıkları görünüyor bir de kokusu da geliyor. Dönercilerin hepsinin betonla çepeçevre sarılması gerekiyor. Izgara yapanların dükkanlarının tamamen granit kayalarla örülmesi gerekiyor. Hiçbir şekilde hiçbir yerde yiyecek resmi yayınlanmaması gerekiyor. İnsan hayvan değil. İnsan iradesi olan varlıktır. Yemeği görür beğenir hoşuna gider. Orada vahşi bir reaksiyon göstermez bir insan. Kaliteli aklı başında bir insanın bu şekilde düşünmesi yersiz olur. Kardeşimiz bir fikir jimnastiği yapmış kötü niyetle söylememiş ama çok çok yanlış. O zaman manavların hepsinin kapatılması lazım. Şarküterilerin hepsinin kapatılması lazım. AVM’lerdeki yiyecek reyonlarının hepsinin kapatılması lazım. Hiçbir yerde yiyecek satılmaması lazım. Manavda adam elma, armut, muz görüyor, o zaman ne diyecek? “Adamın canı çeker” diyecek. Manavın etrafını çelik duvarla sarman gerekiyor. Hiç mantığı yok.

Evet.

VTR: Bilgisayar hayatımızda her an olmalı mı?

ADNAN OKTAR: Her an derken, olmalı ama mesela yiyecek olmalı hayatımızda ama her an değil ara ara. Bilgisayar da ara ara ihtiyacımız olduğu anda olmalı.

VTR: Çocuklukta ihmal edilmek ileriki dönemde özgüven eksikliğine sebep oluyor, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evet, hakikaten o çocukların yüzünden, üslubundan, konuşmalarından çok açık belli oluyor, derin bir travma oluyor o hayret edilecek bir şey. Çocuk mesela bazen yetimhanede yetişiyor, ilgi-alaka görmediği oluyor bazen, ruhunda derin etki oluyor. Onun için çocuklara herkesin sevgi şefkat göstermesi lazım. Benim oğlum benim çocuğum değil her çocuğa herkes kendi çocuğu gibi sahip çıkması lazım. Herkesin çocuğu herkesin çocuğudur. Herkes herkesin çocuğunu kendi çocuğu gibi koruyup-kollaması lazım. Manen onun çocuğudur, onun evladıdır, kardeşidir. Mutlaka sahip çıkması lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, İngiltere’de Kraliçe’nin 91. doğum günü kutlaması töreni sırasında bir asker baygınlık geçirdi. Bu 21 Nisan haberi. Ve yüzüstü yere düşmüştü. Bunu gören tören kıtasındaki askerler hiçbir şekilde yerlerinden kıpırdamadılar. Videoyu gösterebiliriz. Törene devam ettiler. Uzun süre asker yerde yüzüstü kaldıktan sonra acil yardım ekibi bölgeye geldi. Ancak onlar da töreni bozmamak için uygun adım yürüyerek hiç acele etmeden askerin yanına gidip müdahalede bulundular. Buna benzer bir olay geçtiğimiz aylarda yine gerçekleşmişti.

ADNAN OKTAR: Gereksiz, münasebetsiz bir hareket. Halbuki orada arkadaşlarının 3-4 kişinin hemen yardımcı olup hal-hatır sorup, çünkü lokal bir vaka. En azından tansiyonuna bakabilirler, bir şeyler yapılabilir. Törene sekte gelmesin diye bu tip bir hareket tek kelimeyle münasebetsizlik.

Mesela Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizin mezar taşları var. Rakka’dan, Hama’dan ve Halep’ten gelmiş. Göster. Mesela Halep’ten gelmiş Suriyeli kardeşimiz Çanakkale’de şehit olmuş. Hama’dan gelmiş bak şehit olmuş. Rakka’dan gelmiş şehit olmuş. Yine Halep’ten gelip şehit olmuş. Bak hep Suriye, Suriye, Suriye.

Çanakkale’de Anzak güçlerini püskürten ilk askerlerin üçte ikisi bugün Lübnan, Ürdün, Suriye ve Filistin denilen bölgelerden gelen Suriyeli Araplar. Hepsi Suriyeli. Ve Çanakkale’yi savunurken şehit olan 87 bin Türk askerinin birçoğu Arap. Çok büyük bir bölümü Arap. Rakka, Hama ve Halep’ten gelip Çanakkale’de şehit olan kardeşlerimizin isim listeleri uzayıp gidiyor çok çok fazla. Biz çok küçük bir bölümünü gösterdik.

“Sınır dışı edilsin” sözü İngiliz derin devletinin bir talimatı olabilir. Bu söze kimse uymasın. İngiliz derin devleti Türkiye’yi karıştırmak istiyor. Tayyip Hoca’ya da çok sıkı sahip çıkalım. Bir oyun oynamaya kalkıyorlar. O bizim evladımız, bizim insanımız. İngiliz derin devletine karşı tavır aldığı için o kabadayımıza, delikanlımıza şiddetli bir kin ve husumet duyuyor İngiliz derin devleti. Onu korumak bizim üstümüze vecibe, farz yani. “Bir mümin kardeşinize deccal saldırdığında, tuğyan saldırdığında el-birlik onu koruyun” diyor. Tayyip Hocamız’ın kılına dokundurtmayız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Toplu taşıma araçlarında erkekler çok rahat oturuyor. Kadınlar bu konudan çok rahatsız. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ah benim canlarım. Çocuklar o kadar rahatsızlar ki. Bak adı konmamış bir facia yaşanıyor. Adam bacağını ayırıyor. Bu çok büyük terbiyesizlik, çok büyük bir saygısızlık. Mesela genç kızın üstüne yatıyor böyle. Çocuk şimdi ayağa kalksa orada ezilecek rahatsız olacak. Adama toparlan dese adam ters aksi anormal birisi olduğu belli. Çünkü zaten yapmaması gerekiyor. Çocuk kenara çekiliyor daha hala üstüne yatıyor. Orada vatandaşların uyarması lazım. Kulağına eğilip “kardeşim biraz daha derli-toplu otursan yakışık alır” diye, değil mi? Özellikle böyle tipler çekinirler. Mesela “bu benim kız kardeşim” dese, birden sahip çık “o benim kız kardeşim, biraz rahatsız oluyor. Biraz derli-toplu otursan güzel olur” diyebilir. Veyahut rahatsız olduğunu tespit edip ona da hissettirebilir. Ama bir tek kişinin üstüne bırakmamak lazım bunu. Herkes bunu desteklemesi lazım. Mesela bir kişi bunu söylediğinde herkes “evet doğru söylüyorsun, hakikaten yakışık almıyor ayıp oluyor” falan dese, hangi biriyle baş etsin hemen toparlanır. Yani uyaran insanları tek bırakmak doğru olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Birçok genç paten kayıyor sokaklarda. Sizce paten kaymak bir spor mu? Ve bu paten kayan gençler hakkında ne düşünüyorsunuz, güvenli bir şey mi yapıyorlar?

ADNAN OKTAR: Genç diyorsun paten diyorsun. Gençle paten zaten iç içedir. Bir de ustaysa hiçbir şey olmaz Allah’ın izniyle. Boş caddeleri seçsinler.

Biz teyzemlere giderdik Levent’e, bomboş olurdu Levent. Gençler caddelerde büyük bir zevkle paten kayarlardı. Gençlerin en sevdiği olaylardan bir tanesi. Ama genç işi bu, belli bir yaşın üstünde bu olmaz. Düşer kemiğini kırar bilmem bir şey yapar çok riskli olur. Paten, ne bileyim mesela 12-13-14 yaş işidir. Bence 20-22 yaşındaki bir genç için bile olmaz benim kanaatim. Çok körpe olması lazım kemiklerinin ki düştüğünde de hiçbir şey olmasın rahat hareket edebilsin. Çünkü elastikiyeti de yüksek oluyor, refleksi de yüksek oluyor. Ama zevkli güzel. Daha da uygun hale getirilirse böyle tartan pist tarzında falan olursa gençler için en ideal sporlardan birisi paten.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: İki sevimli köpek vardı. “Hadi yatağınıza gidin” diyor.

ADNAN OKTAR: Ben böyle bir disipline hareketi beğenmiyorum. Bu hayvanlar bunu öğreninceye kadar bunların bazen canlarını yakıyorlar. Huzurlu bir hareket değil bu. Hayvanın özgür olması güzel. Ben şahsen hiç hoşlanmıyorum. Bunu eğitirken bu hayvanın çektiği çileyi ben düşünemiyorum. Bırak nasıl yapıyorsa yapsın. Bunlar özgür güzel oluyorlar. Özgürken bunları yaptığı hareketler çok şık tatlı. Mesela hayvan yatıyor sırtüstü bacağını ayırmış hiçbir yeri kıpırdamıyor. Yavrusunu da üstüne yatırmışlar o da hiç kıpırdamıyor. Bu çok ürkütücü. Hayvana uyku ilacı da vermiş olabilirler. Bayağı berbat bir durum. Ben bunu eğlendirici bulmuyorum. Doğal yaşaması önemli hayvanın.

Evet.

VTR: Emekli maaşına artış yapılamaz mı?

ADNAN OKTAR: Bugün Başbakan bir açıklama yaptı herhalde, değil mi? Bir şeyler yapacak hükümet. Tayyip Hocam emeklilere karşı da, işçilere karşı, memurlara karşı da çok şefkatli. Kendisi de fakir bir kökenden geliyor çok çile çekmiş bir insan. Fakirin fukaranın halinden anlayan bir insan. Temmuz ayı enflasyonuna göre herhalde ayarlayacaklar. Zam gelecek, inşaAllah.

Evet.

VTR: Çok kilolu insanlar kilo vermek için fitnes salonlarına gidiyor veya spor yapmak istiyor. Bir an önce zayıflamak istiyor. O insanlar yürüyüş bantlarını kullanıyor koşmak için veya yürümek için. Çok kilolu insanlar bu yürüyüş bantlarını kullanmalı mı? Onlar için ne kadar sağlıklı veya değil? Bunu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Yürüyüş bandı iyi de yani çok hızlı, kilolu bir insan özellikle taşikardisi olanlar için bence riskli. Bilmiyorum yine doktorlarına sorsunlar da. Makul mutedil adımlarla yürünmesi lazım. Bir de en iyi spor az yemektir ben söyleyeyim. Bak, en iyi spor az yemektir. Bir kere şeker hiç yemeyeceksin, ekmek de yemeyeceksin hamur işi hiçbir şey yemeyeceksin, yapılacak sporların en makbulü budur. Vücut acayip dinlenir çok da iyi olur. Ama hiç hareketsiz kas tehlikelidir. Ayak kaslarını hiç hareket ettirmemek, omuz kaslarını hiç hareket ettirmemek. “Ne olacak ki?” diyor bazen. Genç kızlar sürekli bilgisayarın başında oturuyor, gençler de yani her şey olur. Ayak eklemlerinde bozulmalar başlar, omurgada bozulmalar başlar, kol eklemlerinde bozulma başlar, bayağı riskli. Mutlaka vücudun çalıştırılması gerekiyor bir şekilde. Her şeyi bahane edip vücudu hareketlendirmek lazım. Ama çok fazla yormak da çok tehlikeli, hem eklemler aşınır vücut yıpranır. Hem de kemik sistemi bozulabilir. Tam orta ayarda makul bir hayat yaşamak lazım.

Evet.

VTR:  Hocam bizim yıllık çalıştığımız kalfalarımız bizim bayramlık izinlerimizi veriyor ama bunu taşeron firmalar vermiyor neden acaba?

ADNAN OKTAR: Benim canlarımın tabii can yangınlıkları çok fazla. Fakat Tayyip Hocam böyle haksızlıklarda çok titiz. Başbakan da çok titiz. Biz buradan duyurmuş oluyoruz. Ama bir daha yayınlayalım da ilgililer bir daha duysunlar.

VTR: Hocam bizim yıllık çalıştığımız kalfalarımız bizim bayramlık izinlerimizi veriyor ama bunu taşeron firmalar vermiyor neden acaba?

ADNAN OKTAR: Halbuki taşeron firmalar bu canlara az da olsa harçlık dağıtsa, para dağıtsa bereketini görürler. Bu mazlumlara para verilmedi mi Allah esirgesin, o parayı yine onlar harcıyor. Nereye harcıyorlar? Hastaneye harcıyorlar. Adliyeye harcıyorlar. Bir şeyin yıkılmasına harcıyorlar. Bir şeyin bozulmasına harcıyorlar. Öbür türlü o para bereketli olur, bereket getirir. Böyle garibana, mazluma, fakire fukaraya harçlığından keserek sıkıntı vermek doğru değil. Onları sevindirmek bereket getirir, ferahlık getirir. Diyor “param gidiyor.” Paran gitsin. Sana bereket gelecek. Sen yap. Öbür türlü kazandığın paranın hayrını görmezsin. Öbür türlü hayrını görürsün. Bereket gelir parana.

Evet.

VTR: Lisans ve ön lisans arasında çok ayrım yapılıyor. Her iş konusunda da olsun, normal konularda da olsun. Bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Lisans ve ön lisans. Makul. Orada üniversitesine göre de seçim yapıyor adam. Mesela ODTÜ mezunuysa daha önemli görüyor. Yahut Boğaziçi mezunuysa daha önemli görüyor. Ön lisansla lisans arasında da fark görebilir. Bunda garipsenecek bir şey yok. Temeline bakarsan tabii ki insanın asıl yeteneği, samimiyeti çok önemlidir. Kabiliyetli olması çok önemlidir. Ama pratikteki uygulama bu şekilde oluyor. Yani o da olsa aynısını yapar. Mesela farz edelim, herhangi bir isim vermeyeyim de. Bir okul, Anadolu’dan bir okuldan birisi mezun. Öbürü de Robert Koleji mezunu. Adam tabii ki oradaki adamı seçer. Yani marka olduğu için. Bir isim olduğu için onu seçer. İnsanların bilinçaltında vardır bu. Adamın yeteneği olmasa da onu seçer yalnız. Kardeşimiz haklı. O doğru söylüyor da; yetenek zekası, çalışkanlığı, kabiliyeti, dürüstlüğü ayrıca fark edilecek bir şey. Bunu önemli görmüyorlar tabii ki. Yani asıl önemli görülmesi gereken şeyi önemli görmüyorlar. O tip şeyleri önemli görüyorlar. Dolayısıyla zamanla düzelecek şeyler bunlar. Mehdiyet devrinde diyelim inşaAllah.

Evet.

VTR: Ben bir öğrencinin geleceğini egolu bir öğretmenin kişilik sorunlarıyla mahvetmesini istemiyorum.

ADNAN OKTAR: Bunlar acayip sevimli bu gençler. Şimdi bir öğretmeni vardır, egolu bir öğretmen. Onun canını yakmıştır. Şimdi ismini de veremiyor. Ama dolaylı yoldan ona gıcık olduğunu uygun bir şekilde ifade etmiş. Egolu öğretmene müdürle konuşabilir. Dersin “bu adam çok egolu enaniyetli. Kendini büyük görüyor. Tepeden bakıyor. Bizlere karşı şefkatsiz sevgisiz bir üslubu var. Siz nezaketiyle kapalı bir üslupla bir uyarsanız çok faydalı olur diye umuyorum” dersin. O da bir ara uygunuyla konuşur. Müdür olarak hakkı. Şimdi ama ben buradan uyarmış oldum. Hocasına da işaret gitmiştir. O hangi hoca olduğu zaten malumdur o. Ama müdüre söylese çok daha iyi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Evlilik programlarının kesinlikle yayınlanmasını istemiyorum. Kalkmasını istiyorum. Ailemize, örf ve adetlerimize uygun bir program olmadığını düşünüyorum ve çocuklarımın izlemesini istemiyorum kesinlikle. Bu programların kesinlikle ve kesinlikle kalkmasını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Hepsi ayrı bir şeker. Şu tatlılığa bak sen. Acaba neye sinirlendi? Yalnız tabii ben burada bu güzel hanımı tenzih ediyorum ama bazen hanımlar mutlu pek evlilik yapamıyorlar veyahut evlenemiyorlar. Evlenecek adam bulamıyorlar. Bulsalar da gıcık oluyorlar bazılarına. Evlilik programlarında çok ideal eşler bulduklarını düşünüyorlar. Çünkü hepsinin parası pulu var. Hepsinin mesleği var. Ama sanal olarak var tabii, hayali olarak. Hepsi güzel huylu. Hepsi şakacı, konuşkan ve hepsi alttan alan. Mütevazi. Normal hayatta ağzını burnunu kıracak tipler bir de beş kuruşu olmayan tipler belki. Yani hiç mesleği de olmayan, orada burada yiyecek arayan tipler belki. Bazıları için diyorum. Hepsi için demiyorum. Çok nadir de olsa olabiliyor. Ama orada ideal bir insan portresi çiziliyor. Bazı genç kızlar da çok imreniyorlar. İşte parası bol. Kapıda araba bekliyor. Kız onu paylıyor azarlıyor ama o çok alttan alıyor. Halbuki direkt kafa atar, ağzını burnunu da kırar çocuğun. Yani boğmaya kalkar bazıları. Öyle bir şey olmaz. Onun için öyle bir tipe de kavuşamayınca çok öfkeyle o programlara karşı oldukları oluyor. Ama bu genç kız için gerçekten mutaassıp olabilir. Hakikaten görünüşü bazen iç açıcı olmuyor. “Hadi yukarı çıkın beraber” diyorlar. “Gidip konuşun.” Hakikaten bütün toplumda burukluk meydana geliyor. Yani iki kişi bir odada “gidip konuşun, karşılıklı çay için. Hatta gidin dışarda ne yapıyorsanız yapın. Konuşun, görüşün, anlaşın gelin” diyorlar. Bu da tabii Türk örfü demeyelim de, genel örf anlayışına yani beynelmilel örf anlayışına hatta ahlak anlayışına zıt bir görünüm veriyor. Çünkü bir burkuntu meydana geliyor herkeste. O yüzden hanımefendi haklı. Ama ben tabii genel bakmak durumundayım. Hepsini değerlendiriyorum. Bu kadar diyelim.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Beyaz bir sevimli köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Evet güzel bakıyorlar, seviniyorum. Temizlikleri bakımları güzel.

Evet.

VTR: Dünya siyasetçileri neden çocuk istismarı ile ilgili bir tavır sergilemiyor ya da nereye kadar böyle gidecek? Bunu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Dünya siyasetçilerinin epey bir bölümü homoseksüelliği destekliyor ve bizzat homoseksüeller. İngiliz derin devletinin hakimiyeti var dünya siyasetinde. Dolayısıyla çocukların konumu dehşet verici şu an. Homoseksüel evli adamlara güya evli olan adamlara, iki homoseksüele çocuk teslim ediyorlar dört yaşında. “Senin olsun” diyorlar. Sekiz, dokuz çocuk veriyorlar. Adamlar da alenen ırzına geçiyor bir kısmı. Hiçbir sorun çıkmıyor. Yine veriyorlar çocukları. Yani dehşet verici bir dünyaya doğru gidiyor bazı gelişmeler. Bunu gösteriyor. Bu da Mehdiyet’in bu belaya “dur” diyeceğini gösteriyor.  Yani bu hamiyet hissini sonunda feveran edecek ve Mehdiyet’le sonuçlanacak. İnsanlar çocukları baş tacı edecek. Çocuklar çok iyi korunup kollanacak. Ne ırzlarına geçilecek, ne ezilecekler. Ne de homoseksüellerin eline teslim edilip, bir kısmı için diyeyim, mahvedilecekler.

Evet.

VTR: Cumartesi günü de tüm sektörlerde tatil yapılabilir mi?

ADNAN OKTAR: Olabilir ama serbest bırakmak lazım. Yani illa her yer kapanacak tatil olacak. Mesela o çok rahatsız edici. Pazar günü çıkıyorsun bütün her yer kapalı. Çarşı pazar, düşün manavlar kapalı. Şehir ölü yani. Bu dinlenme mi? Bu yorgunluk bu. Yani mutluluk yok edilmiş oluyor. Kahvehane kapalı. Lokanta kapalı. Bakkal kapalı. Dükkan kapalı. Mağazalar kapalı. Her yer kapalı. Hayat ölmüş. Ee? “Dinleniyoruz” diyor. Dinlenme diye bir şey yok ki orada. Hayatı söndürmüşsün. Öyle olmaz. Yani hayata canlılık veren her müessesenin açık olması lazım. Bazı yerler olabilir. Ama hayatın felç olması nasıl dinlendirici olsun? Benim görüşüm tabii. En azından benim için. Hakikaten insan pazar gününün olmasını istemez. Sabah bir kalkıyorsun manav kapalı. Dükkan kapalı. Bütün kepenkler inmiş. Sanki matem havası var. Her yer kapalı. Felç hayat yani. Pazar dinlenme, eğlenme günü değil mi? Ben manava gideceğim, meyve almak istiyorum. Lokantada yemek yiyeceğim. Gezeceğim. Her yer hareketli olsun, canlı olsun. Serbest bırakılsın bence. Baskı olmasın. Tabii ki insanların dinlenmeye ihtiyacı var. O doğru. Ama münavebeli olabilir. Mesela bir başka ekiple devam edebilirler.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanı Erdoğan milli savunma gemisi Kınalıada Korveti denize indirdi ve yaptığı konuşmada şunları söyledi. “Savunma sanayisinde acil ihtiyaçları karşılayacak kadarı dışarıdan temin yoluna gitsek bile milli imkanlara dayanmalıdır. Şayet on beş yıldır bu yöntemi takip etmiyor olsaydık, bugün ülkemize uygulanan örtülü ambargolar sebebiyle terörle mücadelemizi yürütemez hale gelirdik. Art niyet kokan olumsuzlukların haberini alıyorum. Türkiye’de savunma sanayisindeki atılımlarını engellemeye yönelik tutumlara müsamaha göstermemiz söz konusu olamaz. Askeri gemi inşası, denizaltı inşası savunma sanayi alanında iftihar verici başarı ortaya koyduğumuz bir alandır. İnşaAllah biz uçak gemimizi de yapacağız. Bunda da kararlıyız. Hiçbir endişe taşımıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Bizim önce uçak yapmamız lazım. Taşınacak şey mi yapacağız, yoksa onu taşıyacak şeyi mi yapacağız? Önce taşınacak şeyi bir yapalım. Uçağı yapalım. Roketi yapalım. Uçak zaten kendi kendini taşır. O çok önemli. Ama güzel bu atılımlar. Fakat en hayati şey, bir uçağı sıfırdan kendimizin en son teknolojiyle yapmamızdır. Türkiye’nin en hayati konusu budur. Bir; Türkiye’nin atom bombası yapması, en hayati konulardan birisi. Atom bombası ve hidrojen bombası yapması. İki; çok gelişmiş jet uçağı yapabilmesi. Üç; uzun menzilli, güdümlü, ağır silah taşıyan yahut nükleer başlık taşıyan roketlerin olması. Türkiye’nin süper devlet olması için ana şartlar bunlar. Yani en az üç yüz, beş yüz atom bombası olması lazım Türkiye’nin. Atom bombası ve hidrojen bombası. Ve en az bin, iki bin kıtalararası roketi olması lazım. Ses hızını defalarca aşacak kadar güçlü bir hıza sahip, kıtalararası balistik başlık taşıyan veyahut diğer türde roketler olması.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hıçkırığın ne olduğunu anlamaya çalışıyor bir köpek.

ADNAN OKTAR: Kızıyor hıçkırdığı için. Hep kabadayılıkla halletmiş ya meselelerini. Hıçkırığı da korkutmaya çalışıyor. Ne oluyor bana? Niye musallat oldu falan.

Mesela tanksavar füze, tank yapmaktan daha önemlidir tanksavar füze. Tek atışta tankı tamamen etkisiz hale getiriyor. Tank, işin doğrusu hantal bir savunma silahıdır. Tankın içine sen askerleri dolduruyorsun. Adam tek bir mermiyle durduruyor tankı, etkisiz hale getiriyor. Onun için tanksavar, uçaksavar en hayati silahlardır. Türkiye’nin en başta çok gelişmiş tanksavarlara, uçaksavarlara ihtiyacı var. Yani asla şaşmayan, tam on ikiden vuran uçaksavarlar. Mebzul miktarda. Ve gelişmiş radar sistemleri. Yani yabancı bir cismi anında yakalayan radar sistemi. Ve ses hızını aşan, defalarca aşabilecek hızda olan jet uçakları. Nükleer başlıklı kıtalararası roketler. Süper devlet olmanın şartı bunlardır. Ve imanlı bir toplum. Allah’a çok şükür milletimiz imanlı.

Evet dinliyorum.

VTR: Şu anda CHP Lideri Kılıçdaroğlu adalet için yürüyüş düzenledi. Peki insanlar adalet için başka hangi yollara başvurabilir?

ADNAN OKTAR: Televizyonlarda konuşma yapabilirler. Dilekçe gönderebilirler. Adaletle ilgili bir sorun varsa, bir tedirginliği varsa Adalet Bakanlığı’na, İçişleri Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanlığı’na, Başbakan’a her yere dilekçe gönderebilirler.

Bu Türkçü yazar, ülkücü yazar görünümünde Suriyelileri hedef alıp halkı provoke eden FETÖ’cü hesaplar var. Çok dikkatli olsun vatandaşlarımız. Bak tekrar söylüyorum. FETÖ’cü, ülkücü görünümlü, Türkçü görünümlü sahte hesaplar var. Buradan Türk milleti Suriyeli kardeşlerimize karşı provoke ediliyor. Ve başka provokasyonlar da yapıyorlar. Sakın aldanmasınlar. Bak ülkücü görünümlü, milliyetçi görünümlü, sahte hesaplardan Suriyeli kardeşlerimize karşı halkı kışkırtan, çalışma yapan FETÖ’cüler var. İngiliz derin devleti mensupları daha Türkçesi. Çok dikkat etsinler.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de insanlar ne kadar mutlu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki mutlu değiller, ben onu görüyorum. Ama dünya mutlu değil. Çünkü deccaliyet var. Deccal dünyayı kaplamış vaziyette. Deccal zaten biz mutlu olalım diye ortaya çıkmadı. İnsanları mutsuz yapmak için ortaya çıktı deccal. Deccalın görevi budur. İnsanlardan mutluluğu, sevgiyi almak, dostluğu, kardeşliği almak, ahlakı almak. Onun yerine homoseksüelliği, Rumiliği, Darwinizm’i, sevgisizliği, ırkçılığı, kardeş düşmanlığını, azgınlığı ortaya koymak için şeytanın ilkasıyla ortaya çıkarılmış, metafizik azgın bir güçtür deccaliyet. Buna karşılık şu an Mehdiyet’in bir atağı var. Türk milleti Mehdiyet etrafında birleşmiş vaziyette. Hükümet de Mehdiyet yolunda hareket eden bir hükümet. Devletimizin vasfı da Mehdiyet ahlakına uygundur yapısı.

Evet.

VTR: Sporun insan hayatındaki önemi nedir?

ADNAN OKTAR: Spor son derece hayati ama spor iki uçludur. Bir ucu insanı keser. Bir ucu insana fayda sağlar. Aşırı sporda hem kemik yapısı bozulur, hem kaslarına zarar verebilir. Kas erimesi yapabilir. Ayrıca eklem bozuklukları, kalp bozuklukları, ritim bozuklukları ve Allah esirgesin daha da ağır hastalıklara sebep olabilir. Vücut direnci kırılıp, vücutta ummadık büyük hastalıklar da gelişebilir. Sporu akılcı yapmak lazım. Abartmadan. Tam vücudun ihtiyacı kadar olmasına dikkat etmek lazım. Nasıl yemeği çok dikkatli yiyoruz, tam vücudun ihtiyacı kadarsa, sporu da vücudun ihtiyacı kadar yapmak lazım. Mesela yol boyunca atletle, şortla koşuyor bir delikanlı, bu havada. Kaç kilometre? On beş kilometre. Mahvolur vücut. On beş kilometre koşulur mu? Beşiktaş’tan başlıyor ta Sarıyer’e kadar koşuyor. Koş da koş. Ne olur vücut? Yani bir kere mineral dengesini de altüst etmiş olur vücudun. Çok tehlikeli bir hareket. Tam ihtiyaç kadar olması lazım.

Evet.

VTR: KTM’lerde askerler için yatacak yer çok az. Bu sorun nasıl giderilir?

ADNAN OKTAR: Askerlerimiz bizim canımız. Askerlere devletin en iyi imkanları sunulması lazım. Yemede, içmede, yatmada ne gerekiyorsa yapalım yani bize spor tesisi falan, şunlar, bunlar biz istemiyoruz. Biz toprak yolda da yürürüz. Önce askere rahatlık, huzur sağlansın. Geniş mekanlarda istedikleri gibi yatsınlar, dinlensinler. Askerlerimiz bir yerden bir yere sevk edildiklerinde o sevk edildikleri yerlerde ağırlama noktaları olması lazım. Mesela Kayseri’den Ağrı’ya gönderiliyor ama arada bir yere uğramaları gerekiyor. O uğrama ve konaklama yerlerinde çok özenli bakım gerekir. Oralarda mağdur edilmemeleri lazım. Ona göre tesisleri genişletelim, gereği yapılsın.

Evet.

VTR: Ağrı için yeni bir hastane istiyoruz, araştırma hastanesi istiyoruz. Zorunlu kaldığımız için Erzurum’a falan gidiyoruz. O yüzden tek ricamız bu, yeni bir hastane. Dile getirmeye çalışıyoruz. Araştırma hastanesi.

ADNAN OKTAR: İnşaAllah, gayet makul. Allah rızası için istiyorsun. Ağrı Devlet Hastanesi yılsonuna kadar açılacak inşaAllah. AK Parti Ağrı Milletvekili Cesim Gökçe inşaatı tamamlanmak üzere olan Ağrı Devlet Hastanesi’ni yılsonuna kadar bitireceğini söylemiş. Biz de Cesim Hoca’nın bu sözünü bir an önce yerine getirmesini bekliyoruz. O söz verdiyse yerine getirir. EvvelAllah delikanlı sözünden dönmez.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ankara Demetevler’de Suriyeli bir vatandaş bir kadını taciz etti diye halk sokağa dökülmüş ve bir Suriyeli dövülmüştü. Ankara Valiliği Demetevler’de çıkan olaylarla ilgili açıklama yapmıştı Adnan Bey. Polisin aldığı tedbirle şu an olaylar yatışmış. Ancak sosyal medyada “çatışma var, ölümler var” diye yanlış bilgi yayıldı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu İngiliz derin devletinin oyunu. Suriyeli kardeşlerimizi deccalın eline teslim etmemizi istiyorlar. Yani Suriye’ye geri gönderip, orada ezdirip onları katlettirmek, kitle katliamı istiyor adamlar. Bu tip olaylar yani kadınlara, kızlara, hanımlara yönelik tavırlar Türkiye’de zaten var yani binlerce vaka var. Hapishaneler dolu böyle adamlarla. Bunun yüzünden Türkiye’de insanlara linç yahut saldırı büyük olaylar meydana getirilmiyor, uygulanmıyor. Böyle bir şey olduğunda bunun cevabını hukuk verir. Sokakta bu işler halledilmez. Ama genç kızlarımıza sokakta, her yerde sahip çıkalım. Biri bir densizlik yaptığında mesela bir genç kızı birkaç kişi korurken birkaç kişi de o densizlik yapan adamı yere yatırıp alıp karakola götürsün. Şahit olsunlar. Mahkemeye çıkaracaksın mahkemede de şahit olsunlar. Böyle yıldırılır yani hukukla yıldırılır. Sokağa çıkıp bağırıp çağırmakla yıldırma olmaz. Eğer onu yapacaksan işte sokaklarda bak genç kızlara mini etekli, mini şortlu kızlara saldırıyor adamlar. Seyretmişsiniz birçok yerde. Madem öyle kabadayıydınız, yiğittiniz niye o genç kızı orada yalnız bıraktınız? Minibüste yalnız bırakmışlar o genç kızı. Filmi var, bakıyor adamlar. Bırakın bunları, böyle şeylere gerek yok. Kanunla, hukukla hepsi hallolur. Anında müdahale edersin. Ne malum adamlara para verilip özellikle provokasyon yapmaları için dövülmeyi de göze alarak provokasyon da yaptırabilirler o zavallı insanlara cahilliğinden istifade ile yahut tehditle de yaptırabilirler. Ne malum provokasyon olmadığı? Bir de suç işleme oranı Suriyeli kardeşlerimizde Türkiye geneline göre yüzde bir falan oranında yani suç işleme oranı. Bak, nüfusa oranla üç milyon kişiyi seksen üç milyona göre kıyasladığımızda suç işleme oranı Türkiye’de yüzde doksan dokuzsa orada yüzde bir. Suriyelilerde yüzde bir. Bu yüzde bir yüzünden onlara saldırmaya kalkıp eğer sınır dışı etmek istiyorsan o zaman yüzde doksan dokuzumuzu da sınır dışı etmeye kalkacaksın demektir, Türkiye’nin yüzde doksan dokuzunu da sınır dışı etmen gerekir o zaman. Böyle bir mantıksızlık olmayacağına göre bu işleri kanun, hukuk çözer. Münasebetsizliğe gerek yok. Don Kişot gibi olay çıkartmaya da gerek yok. Cahil adam olabilir, aklı zayıf, akıl hastası da olabilir, dengesiz de olabilir kanunla, hukukla halledersin. Mazlum, alakasız, tertemiz Suriyeli kadınlara, Suriyeli el kadar çocuklara saldırarak, günahsız insanlara saldırarak üç tane densizin çıkarttığı olayı büyük bir felakete çevirmeye kalkarsan buna müsaade etmeyiz. Suçun muhatabı kimse git onunla konuş. Onu alırsın adliyeye teslim edersin, biter. Sen ceza verme mercii de değilsin. Sen kimsin de ceza veriyorsun? Burası hukuk devleti. Sokağa dökülerek olmaz bu işler. Kanuna teslim edersin. Burası dağ başı değil yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Valimizin twitleri vardı konu ile ilgili gösterebiliriz. Ercan Topaca, “Yenimahalle ilçemizde büyük olaylar olduğu konusunda asılsız haberler yayılmaktadır. Gençler arasında küçük bir tartışma yaşanmıştır. Demetevler Parkı’nda gençler arasında çıkan tartışmada Iraklı bir Türkmen hafif yaralanmış ve tedavisi yapılarak taburcu edilmiştir. Sosyal medyada provokasyon amacıyla yayınlanan yalan haberlere itibar edilmemesini, polisin uyarı ve ikazına uyulmasını istirham ederim.”

ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. Kabadayılardan, delikanlılardan benim ricam genç kızlara sokakta taciz veyahut ona benzer rahatsız edecek bir olay olduğunda delikanlıca, aslanca tavırlarını koysunlar. Genç kızı birkaç kişi korurken o densiz kimse koluna girip alıp götürüp karakola teslim edin. Tutun bir taksi atın içine götürün karakola teslim edin. Yahut polis çağırın 155’ten. Hepinizin telefonu var. “Arkadaş” dersiniz “burada bir adam var. Bir genç kıza rahatsızlık veriyor. Adam taciz etmeye kalkıyor. Biz de şahidiz. Burada duruyoruz. Adamı şu an burada tutuyoruz. Gelin” dersiniz. Bu kadar. Kanuna, hukuka uygun hareket etmek lazım. Kanun hukuk ne diyorsa o. Hukuk devletiyiz biz. Hukukun dışında böyle delice hareketler yapmaya kalkmak Türk devletini yıkmaya yönelik bir harekettir. İyi niyetle yapılmış olmaz. Hukukla, kanunla halledeceğiz her şeyi.

Evet.

VTR: Üniversite sınavlarında sizce yetenek sınavları kaldırılmalı mı? Bence kaldırılmamalı. Çünkü puanı olup insanlar yetenekleri olmadığı halde bazı insanların önüne geçip eğitimini farklılaştırabiliyor okulların. Bence ben böyle düşünüyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Genç kızlar, genç delikanlılar dikkat ederseniz son derece akıllılar. Gayet güzel insanlar, millet olarak da güzel insanlarımız Allah’a çok şükür, akılları da çok güzel, imanları da çok güzel. Bak, hepsinde bir iman nuru var. Bunların içinde bir tane imansız insan yok. Hepsi ehli iman, sadece yobaz değiller ve bağnaz değiller. Adamlar diyor ki; “Yobaz sayısında, bağnaz sayısında azalma oldu, İslam elden gidiyor” diyor. Yobazlık elden gidiyor sevin. “Bağnazlık elden gidiyor” diye ağlıyor. Kardeşim, deccaliyet gidiyor Türkiye’den, deccaliyet. İslam gitmiyor. İslam’ın özü geliyor. Sahabe İslam’ı geliyor. Yobazlık yok oluyor Türkiye’den. Bunlar da “İslam gidiyor” diye bas bas bağırıyorlar çünkü yobazlığı İslam zannettiği için. Atatürk’ten Allah razı olsun, kökünü kuruttu en dipten. Büyük kolaylık sağladı bizlere de.

Evet, hanımefendinin sözü doğru, yetenek çok önemli. Bunu uzmanları tespit etsin. Aşkla, şevkle bir insan bir şeyi yapıyorsa aşkla, şevkle yapacağı işe yönlendirmek lazım. Mesela tıptan hoşlanıyor bir genç kız. Baktın normal bir akla sahip, normal bir zekaya sahip, hakikaten de şevkli, bırak tıp okusun işte. Öbürü mesela mühendis olmak istiyor ama tıpı kazanıyor. Yani usulen seçtiği için orayı kazanıyor, hadi tıpa gidiyor. Neden hoşlanıyorsa, neyi aşkla, şevkle yapacaksa oraya gitsinler. Bu tespit edilsin. Bir şekilde halledilsin. Doğru söylüyor.

Evet.

VTR: Özel güvenlikle alakalı ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Özel güvenlik güzel faydalı ama polis gibi olmuyor. Daha cesur olması lazım özel güvenliğin yani gücü kuvveti yerinde olması lazım. Mesela adam farz edelim banka önünde adam içeri giriyor bankayı soymak için -hepsini tenzih ederim- özel güvenlik kaçıyor, “ne yapayım silahı vardı?” diyor. Mesela şu Reina’da olan olayda “ne yapabilirdim ki?” diyor. Koskoca adamsın bir kişi içeriye giriyor, belinde de silahın var. Neyini seyrediyorsun? Vur ayağından indir aşağı. “Ne yapabilirdim kaçmanın dışında?” diyor. Ya kardeşim, seni oraya niye koydular? Sen orayı koru diye koydular ve yetkilisin de. Vur topuğundan indir aşağı. Yahut tabii o durumda o “seni vururum” desen dinlemez, yani vurmanın dışında bir yol olmaz. Bilmiyorum kanuni yönünü de. Yani mesela ayağından vursa çöker o. Yani hiçbir şey yapamaz. Veyahut silah tutan kolunu omzundan vursa ama tabii çok özenli olmak lazım çünkü omzundan vurayım diye kalbinden vuruyor mesela, o olmaz. Çok riskli bir şey tabii Allah vermesin. Ama mümkünse ayağından, yani bel altından vurarak. Elinde otomatik silahı ateş ederek içeri giriyor. Belli adam yani katliam yapmaya gelmiş, şimdi acabası yok bunun, belli vuracak. Çek vur işte dizinden vur yahut ayağında vur. Bilmiyorum kanun, hukukunu da yani böyle olması lazım diye düşünüyorum.  Özel güvenliğin daha cesur olması lazım. İnsanların daha çok güvenmesi lazım. Mesela okullarda özel güvenlik oluyor. Öğrenciler üstlerine yürüyor, adamlar geri geri gidiyor. Olmaz, polis ne yapıyorsa aynısını yapması lazım. Mesela PKK’lı öğrenciler üstlerine gidiyor, onlar geri geri gidiyor. Halbuki Osmanlı ordusu gibi darmadağın etmesi lazım onları Allah’ın izniyle. Bir de bedenen çok kuvvetli olması lazım özel güvenlikçilerin yani tek eliyle bir adamı havaya kaldıracak kadar gücü olması lazım. Tuttu mu adamı adam bir daha kurtulamaması lazım, yani acı kuvveti olması gerekiyor, birinci şart o olması lazım. İkincisi de cesur olması lazım. Mesela Reina’da adam akıl almaz katliam yaptı. Herkes susmuş. Belinde silah olan bir kişi yok mu orada? Bu nasıl iştir ben anlamıyorum ki. Habire kaçıyor köşelere mesela yılların tecrübeli korumaları orada kapıda. Hepsinin belinde silah var, yani resmi olarak alınmış devletten izinle aldığı silah. Senin zaten orada hakkın var. Yani sen o vatandaşları korumakla mükellefsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Pazarcılık daha iyi hale nasıl getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Pazarcılık daha geniş zemine belki oturtulabilir. Ama genelde iyi pazar yapısı yani halkın hoşuna gidecek gibi. Bence düzgün yani bir şey yok. Değil mi? Yani sokaklar falan tam ayarında, meyve, sebze satışları da gayet güzel oluyor. Bence iyi, bir şey yok. Yani aksayan yönler ne olabilir onları söylerseler. Belki pazar bittikten sonraki temizlik süratle yapılabilir. O olabilir yani orada bir tek aksama mevzubahis.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir insanın mutsuzluğu başka bir insanı neden mutlu eder?

ADNAN OKTAR: Şimdi duruma göre bu. Mesela PKK’nın mutsuz olması tabii ki Türk milletini mutlu eder. Ama Türk milletinin aleyhine bir şey olduğunda PKK seviniyor. Ama bazı insanlar ahlaksız oluyor. Mesela kendi arkadaşının okulu kazanamamasına seviniyor veyahut arkadaşının boşanmış olmasına seviniyor. Veyahut çocuk sakat doğuyor, ona seviniyor. Mesela bunlar alçaklık, ahlaksızlık bu ayrı mesele yani ikiye ayırmak lazım. Yoksa zalimlerin bozguna uğraması tabii ki iyilerin, dürüstlerin hoşuna gider.

Evet.

VTR: Küçük işletmeler genelde artık çalışamaz duruma geldi. Hep genelde büyük firmalar ön planda olduğu için küçük esnaflar iş yapamaz durumda. Ne olacak bu hal?

ADNAN OKTAR: Küçük esnaf, geleneksel küçük esnafın zaten devlet ve halk tarafından korunması lazım. Mesela nalbanttan tut semerciden çık. Bakır mesela yahut demir üstüne çalışma yapan küçük esnaf var elişi sanatçıları var, onların hepsinin devlet tarafından korunması lazım. Zaten bildiğim kadarıyla vergi alınmıyor, bu iyi bir destek. Başka da ayrıca sermaye yönüyle de desteklenebilir ve oralarda çıraklık eğitimi alanlar sırf oranın maaşı değil de devlet tarafından da ayrıca maaş verilebilir. Mesela kalaycılık yani yok olmak üzere olan meslekler bunlar, mesela kalaycıya devlet ayrıca destek sağlaması lazım. Yani vergi almadığı gibi orada çırak olarak yetişen kişiye de ilave para verilebilir. Veyahut işte telkari işçileri falan ona benzer hepsi yani, Edirnekari çalışma yapanlar.

Evet.

VTR: Eğitim sistemindeki yoğun tempo yüzünden öğrenciler kendilerine zaman ayıramıyor, sosyalleşemiyorlar. Bu konu hakkında bir şeyler yapılabilir mi?

ADNAN OKTAR: Bak, şekerliği görüyor musun, güzelliği, efendiliği? Hepsi böyle çok temiz, efendiler. Bir de hep insanların menfaati, iyiliği, güzelliği. Hakikaten gençler yoğun tempodan dolayı bedenen de tam gelişemiyorlar, ruhen de çok sıkıntılı, stresli yaşıyorlar. O yüzden alerjik cilt bozuklukları oluyor, çocukların hepsinin elleri yüzleri sivilceli sıkıntıdan. Eklem bozuklukları oluyor, boyunların boyun fıtığı oluşuyor, omur fıtığı oluşuyor. Vücut aşırı hareketsiz olduğu için omuz başlarında, kollarında falan, her yerlerinde eklemlerinde bozukluk meydana geliyor ve adale zafiyeti oluyor veyahut abartılı kilo alıyor çocuklar. Ben bakıyorum genç kızların birçoğu kilolu çocuklar. Zaten kız olmak onlara bir suç gibi gösteriliyor. Tek amaçları işte bazıları için söylüyorum hepsi değil de. “Git bir iş bul, zengin de bir koca bul, bol para kazan. Getir bana para ver” diyor annesi yahut babası. Özetle olay bu. Ve “bana da bakacaksın” diyor. Çocuk habire okul kazanabilmek için zorlanıyor, üniversiteyi kazanabilmek zorlanıyor, ayrıca koca bulmak için de zorlanıyor. Canhıraş habire koca arıyorlar dört koldan. Halası ayrı arıyor, dayısı ayrı arıyor, bir de eve görmeye geliyorlar. Sap gibi adam mesela geliyor, çocuğun karşısına dikiyorlar. “Oğlum ne kadar para kazanıyorsun?” “Şu kadar.” “Evin var mı?” “Var.” “Hadi git kız beraber bir yemek yemeye gidin. Adam seni bir anlasın, tanısın” diyor. Çocuğu gece bilmem kaça kadar götürüyor. Adam diyor ki; “benim hiç aklım yatmadı” diyor. Çünkü babasında fazla para yok bakıyor, çocuktan da para çıkacak gibi değil. “Aklım yatmadı” diyor. “Bir de pek beğenmedim” diyor. Yani “baktım da beğenmedim” diyor. Bu sefer yeni bir macera daha başlıyor. Yani bak, herkesi tenzih ediyorum, bazı kişiler için bunu söylüyorum. Bu çok korkunç bir genç kız için. Çocuklar artık içine kapanıyor. Sokakta mesela dik yürüyor, “sen nesin de dimdik yürürsün? Başın önünde git” diyor. Başı önünde gidiyor, “ya sen suç mu işledin niye başını öne eğiyorsun?” diyor. Göğsünü öne doğru eğiyor “niye kamburunu çıkarırsın?” diyor. Göğsünü dikiyor. “Amacın ne? Neyi belli etmek istiyorsun?” diyor. Sen çocuğu delirtecek misin? Ne istiyorsun yani? Makyaj yapıyor. “Amacın ne?” diyor. Makyaj yapmıyor. “Ölü gibi nedir senin bu suratın bakımsız böyle?” diyor. Çocuklar sıkıntıdan birçoğu kilo alıyor ve genç kızların büyük bir bölümü mutsuz, akıl almaz baskı altındalar, yani potansiyel günah işleyecek varlık olarak görüyorlar. Ağabeyi, dayısı, amcası… Mesela ağabeyinden kurtuluyor, dayısı devreye giriyor. Dayısı yolda karşılaşıyor, tokatlıyor. “Ne işin var senin burada sokakta ne geziyorsun yalnız başına?” Çocuklar ne yapacağını şaşırmış vaziyetteler. Yani bin bir türlü baskı. Bu konuda kitap hazırlıyorum, yani herhalde birkaç aya kadar çıkar. Bu felaketi dile getireceğim.

Evet.

VTR: Toplu taşıma araçlarına insanları yönlendirmek için nasıl teşvik edilir?

ADNAN OKTAR: Toplu taşıma araçlarını rahatlatmak lazım, sayılarını artırmak lazım. Yani seyahat kolay olması lazım eğer sıkışık ve zorsa tabii ki tercih etmezler. Bu da ayrı bir sorun. Bak iki türlü kardeşimiz de “teşvik edilsin” diyor ama bir kısmı da “çok kalabalık çok canımız yanıyor” diyor. En iyisi işte yer altı ulaşımının geliştirilmesi ve toplu taşıma araçlarının sayısının iki-üç misli artırılması. Gerekirse özel şirketler devreye sokulur. Ve rahatça bunları elde edebilirler. Yeraltına yol yapımını özel şirketlere bırakabilirler. O ona göre para alır, ona göre taşıma yapar.

Evet.

VTR: En sevdiğiniz tatlı nedir?

ADNAN OKTAR: En sevdiğim tatlı klasik baklavadır tabii. Bir Türk'ün ikinci bir seçimi olamaz. Cevizli, fıstıklı baklava. İkinci kadayıftır ünlü Türk tatlısı. Üçüncüsü sütlaç cevizli. Dövülmüş cevizli sütlaç. Kardeşim keşkülün hasını Ankara'da yaparlardı. Ankara'da, Ulucanlar’da bir de Denizciler Caddesi’nde. Denizciler Caddesi’nin başında eski aile bahçesi vardı. Onun altında bir pastane vardı. Sırf keşkül yapıyordu. Bak dikkat edin. Sadece keşkül olaya bak. İhtisas dalı yani. İşte börekler, çörekler öyle bir olay yok. Adam benim ustalığım bu diyor keşkül. Kardeşim Allah sizi inandırsın daha caddeye girer girmez acı acı keşkül kokusu sarardı. Yani ızdırapla insanlar içine dalardı. İşte bu yasaklanabilir. Bu keşkül kokusu hakikaten dayanılacak gibi değil. Büyük bir ızdıraptır yani. Vatandaş gayri ihtiyari içeri giriyordu. Kardeşim kıvam, görünüm anlatamam yani. Yaşamak lazım. Alüminyum kaplardaydı. O kadar süslü falan değildi. Yüzü ay krateri gibi olurdu mübareğin. Sarı renkli biraz. İçine konan yumurtadan oluyor. Üstüne dövülmüş ceviz konurdu bir tatlı kaşığı kadar. Soğuk olmazdı. Ilık olurdu. Buzdolabı falan yok o devirde. Bir kere keşkül buzdolabına konmaz. Ölür keşkül buzdolabında olmaz öyle şey. Kardeşim değerlerimizi ne hale getirmişler. Olaya bak sen. Büyük kontrplak koyuyorlardı. Üstüne keşküller, üstüne yine kontrplak yine keşküller dağ yığılıyordu. Yutkunacak bir şey yok. Kardeşim bak tek keşkül yiyen hakikaten zorlanıyordu, dayanamıyordu. Yine bir keşkül daha yiyordu. Çok zordu. Takır takır kazımalar falan olur olurdu artık falan yani. Izdırap çekiyorlardı insanlar. Mecburen ikinci keşkül geliyordu. Eski Ankara döneri, eski keşkül hükümet bu konulara da el atsın. Tayyip Hocam’ı gerçi çok yoruyoruz ama bunlar da çok önemli.

Fakat Tayyip Hoca’nın sokak nöbeti işi doğru onu yapsın. Yapılması lazım. 7’ler bu adamların kafaya taktığı bir tarihtir. Dikkat etmek lazım. 07/07/2017 falan tabii yapacakları varsa görecekleri de var. O ayrı mesele de. Fakat halkı tahrik etme eğilimleriyle beraber olunca bu dikkatimi çekti. Halk bir kere son derece sakin olsun. Suriyeli olayı bir kere bu yatsın. Bu provokasyon, oyun. Bunu kim yaparsa hata yapar. Ve ayrıca bunun hukuki sorumluluğu da olur. Vatanseverlikle bunun alakası yok. Bu samimiyetsizliktir.

Sayın Kılıçdaroğlu da selametle bitirsin bu yürüyüşü. Normal güzergahında devam etsin ve selametle bitirelim. Aman ha Türkiye'nin içinde kargaşa olmasın. Adalet eleştirilebilir. Daha iyi olması için. Vahim bir adaletsizlik yok. Ama hakikaten adalette bozukluklar ben bazen görüyorum, duyuyorum. Diyorum ya adam mesela şikayet etmiş. Baştan sona küfür. Yazan adam ne diyor? “Deliller subut bulduğu için, açık olduğu için delil gerekenin yapılması için savcılığa tevdiine” diyor. Şimdi biz bu adamı şikayet edeceğiz. Bu inanılır gibi değil. Adam küfür ediyor. Senin oğluna, anana, bacına bunu dese sen ne yaparsın? Adamın gider yakasına yapışırsın. Nasıl savcılığa sen bunun tevdi ediyorsun? Niye savcının vaktini alıyorsun? Sıfır delil, hiçbir delil yok. Hiçbir şey yok. Adam sadece küfür etmiş. Bu küfrün hamisi olmuş oluyorsun. Sen de sorumlu oluyorsun. Yani bu küfrü savunmakla sen de suçlu konuma düşüyorsun kanunen. Ne yapıyorsun sen?

Evet dinliyorum.

VTR: Dünya üzerinde birçok ırk yerine sadece tek bir ırk olsaydı ne olurdu?

ADNAN OKTAR: Biraz renksiz olurdu dünya. Allah renk olsun diye ırkları yaratmış. Sırf hoşumuza gitsin diye. Mesela Japon ırkı çok ilginç. Zenciler çok ilginç. Renk oluyor. Bitkileri de çok renkli yaratıyor. Mesela böcekleri, hayvanları, insanlar hiç birbirine benzemez mesela. Hayvanlar benzer. Hayvanlar bayağı benzer. Böcekler falan tıpkısı oluyor. Kelebekler de her şeyi benzer. Ama insanlar birbirine fıtraten de, kişilik yönünden de akıl almaz bir zenginlikle benzemez. Hiçbir insanın karakteri hiçbir insana hiçbir şekilde benzemiyor. Uzaktan yakından alakası olmuyor. Bu çok büyük bir mucizedir. Her insanın fıtratı kişiliği dünyada ilk oluyor, ilk gördüğü orijinal yani tamamen orijinal oluyor. Halbuki mesela 7 milyar falan insan var. Mutlaka birbirine benzeyen insanlar olması lazım olmuyor. Ciddi şekilde farklı oluyorlar. Kişilikleri bambaşka oluyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli ceylan yavruları vardı süt içerken. 

ADNAN OKTAR: Mesela bu güzel. Mutlulukları da çok güzel. Bunların sevincini, severim ben sizi. Keyfe bak ayakları görüyor musun? Keyiften kafayı yemiş vaziyetteler. Afiyet olsun. Fabrika gibi çalışıyorlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “Suriyeliler sınır dışı edilsin” etiketi dünya sıralamasında 4’ncü sırada olmuş Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: İsterse bilmem kaçıncı sırada olsun. Yani bunu dışarıdaki FETÖ’cüler destekleyince adam birinci de yapabilir. İngiliz derin devletinin desteklediği, FETÖ’cülerin desteklediği bir etiket tabii ki yükselir. Çünkü Türkiye'yi kendilerince karıştıracaklarını zannediyorlar. Bir kere Suriyeliler bizim dostumuz, kardeşimiz. Özbeöz kardeşimiz. Kıllarına dokundurtmayız. Sıkıysa bir tavır göstersinler de göreyim. Münasebetsizliğe hiç kimse yeltenmesin. Ve yiyemeyecekleri bir sofraya da oturmasınlar. Densizlik istemiyoruz. İngiliz derin devleti tarafından destekleniyor şu an o etiket. Ve izleniyor bu. Zannettikleri gibi olmaz. Kimsenin yaptığı da yanına kalmaz onu söyleyeyim. Kanunla, hukukla ne gerekiyorsa yapacağız. Bu etiketin yapılmasını kimler sağladı? Kimler teşvik etti? Bunun içindeki paralel yapının elemanları kimler? Yarın, bir gün bunların hepsi teker teker ortaya çıkacak onu söyleyeyim. İngiliz derin devletinin şımarıklığı bitmez. Biz bunlardan etkilenmeyiz. Binlerce, milyonlarca sahte hesapları var bu adamların, İngiliz derin devleti mensuplarının. Hindistan'da, Pakistan'da, Türkiye'de birçok yancıları var Türkiye'de. Türkiye'deki yancıları da oraya, buraya gönderiyorlar. Genç kızlardan da onların yancıları var. Hatta Katar’a, Suudi Arabistan'a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne böyle kadın fahişeleri gönderiyorlar İngiliz derin devleti mensupları. Oradaki insanlarla bazı politik kişilerle yatıp kalkmalarını sağlayıp, onları tehdit altına alıp onları avuçlarının içine alıyorlar. Bayağı bir oyun oynanıyor şu an oralarda.

Evet dinliyorum. Sorular devam etsin.

VTR: Sizce kadına yakışan en güzel saç rengi hangisidir?

ADNAN OKTAR: Benim kanaatim hiç uzatmadan söyleyeyim. Tabii ki açık renkler yakışır kadına. Yani sarışın renkler. Ama bazen de siyah hakikaten eğer o kadın güzelse çok nefis yakışıyor. Mesela benim kız arkadaşlarımın birçoğu saçları siyah. Hakikaten çok yakışıyor. Kumral da güzel oluyor. Kadın çok mübarek bir varlık. Ne olsa saçı yakışıyor. Yani kendi güzelse saçı da zaten ona çok yakışıyor. Güzel oluyor. Kendinin güzel olması için huyunun güzel olması yeterlidir. Genç kızlar boşa üzülüyorlar. Ben güzel değilim diye. Ahlakları kişilikleri güzel olsun Allah’ın onları nasıl değiştirdiğini kendileri de görecekler. Eğer değişmezlerse gelip bana söylesinler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde kod yazılımı nasıl geliştirilir?

ADNAN OKTAR: Ülkemizde kod yazılımı nasıl geliştirilir? Fikret nasıl geliştirilir?

KARTAL GÖKTAN: Siz daha önce tarif etmiştiniz yurt dışından bu işi en iyi bilenlerin en iyi sistemi getirip örnek alınarak yapılabilir demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet bunun dışında olmaz. Türkiye’de biz kendi imkanlarımızla deneyerek bilimi geliştiremeyiz. İşte TÜBİTAK’ın katkılarıyla OTDÜ’lü öğrenciler geldiler icat yaptılar. İcat odaları var işte erlenmayer şişesinde bilmem ne buldu, gazozla şunu karıştırdı şunu buldu falan. Bazı vakalar için söylüyorum. Çok garibanca duruyor ben orada sadece acıma hissi duyuyorum. Altmış yıl önce keşfedilmiş şeyleri yeni keşfediyor gibiler ve tebrik ediyor. Ben anlatım ya hiç unutmam füze yapmış çocuk bütün gazetelerde yer aldı. Bir karış kadar füze içine pamuk barutu doldurmuş sonra da en son kısmında patlıyor paraşütü var o paraşütü açılıyor. Çok ilkel bir roket. Bilmem ne üniversitesinden öğrenci bilmem ne geliştirilmiş roket yaptı. Türkiye’nin işte geleceğinin ufku açıldı. Büyük buluş diye. Bu garibanlıktan başka bir şey değil. Yüzlerce yıl önce Çinliler yapmış roketi adam şu an yapıyorum diyor. Çinliler iki bin yıl önce yapmış, şimdi roket yaptı diyor. Ben ne diyeyim buna? En güzeli teknolojide en ileri olan ülkelerden en gelişmiş bilim adamlarını yani uçak mühendisi olanlar, bilgisayar mühendisi olan insanlar yani bizzat imalatında görev alan insanlar onları alıp burada üniversitelerde hoca yapmak lazım. Çözüm budur bunun dışında olmaz. Biz kendimiz icat yaparak neyi icat yapacak da neyi bulacaksın? Allah aşkına. Bu hayali bir tavır olmuş oluyor. Tamam icat yapabilirsin ama hazır icat var bulunmuş senin onlardan haberin yok önce onları bir öğren. Onları bir hayata uygula. Uçak yapamıyoruz jet uçağı önce bir onu yapalım. Adamını getirelim mühendislerini burada göstersinler nasıl yapıldığını biz kendimiz yapalım. Bunu tabii genel anlamda söylüyorum bazı özel noktalar için bunları söylüyorum.  

Evet.

VTR: Haydarpaşa banliyö tren hattı ne zaman açılacak?

ADNAN OKTAR: Haydarpaşa 2018 falan diyorlardı benim bildiğim. Ama aslında o kadar beklemeye gerek yok. Haydarpaşa çok bekledi çok ağır çalışıyorlar. Yani birçok yerde olduğu gibi mesela ben görüyorum orada bir işçi demir kitlesini alıyor iki arkadaşıyla yavaş yavaş getiriyorlar tırak diye bırakıyorlar. Sonra biraz bekliyor sonra üç-beş kişi daha geliyor yavaş yavaş biri harç karıyor. Böyle olur mu? Orası arı kovanı gibi kaynaması lazım. Akıl almaz süratle olması lazım. Haydarpaşa çok hayati bir yer. Bekletmenin bir alemi yok. Birkaç ayın içinde bile istense bitirilebilir en fazla birkaç ayda. Ama bir ferahlık eski gelenekçi kafadan kaynaklanan zamana yayma kafası var bu yanlış.

Evet, dinliyorum.

VTR: İş görüşmelerindeki biz size daha sonra döneceğiz kelimesi ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Bir daha seni işe almayacağız. Gelmene gerek yok anlamına gelir. Ama tabii gerçekten de durum değerlendirmesi yapıp arayacağız anlamına da gelebilir. Ama kibarca unut artık bu işi, bu konu bitti anlamına da gelebilir. Ama hüsnü zan etmek lazım ümit iyidir. Ümidi kaybetmemek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Harem Otogarı’nın kaldırılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Harem çok eski bir yer. Dursun sembolik olarak bir şey olmaz. Ne var? Biz eskiden oraya giderdik Harem’den araba vapuruna binerdik. Hatta otobüsten aşağı da inerdik denizi seyrederek olay yerine gelirdik. Fakat tabii trafiği o bölgede rahatlatmak açısından başka yerlere de taşınabilir. Ama bence direkt yer altından geçsin. Herkes olduğu yerde dursun. Ama acil olmasını istiyorlarsa tabii o tedbiri almalarında bir mahsur yok.

Evet.

VTR: Memur alımlarında mülakat geldikten sonra daha çok torpilleşme olmaya başladı. Atamalar da artık olmuyor. İki yüz kişi alınıyorsa bunun yüz ellisi torpille geçiyor. Ellisi kendi hakkıyla geçebiliyor. Bunun için bir çözüm üretebiliyorsanız çok seviniriz.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu FETÖ olaylarından dolayı hükümet benim kanaatin tanıdıkları bildikleri adamları işe alıyorlar. Güvenlik nedeniyledir bu. Ama yine de yüzde elli de tanımadığı bilmediği kişileri alıyorsa bunu olumlu karşılamak gerekiyor da olabilir. Çünkü kötü niyetle yapmıyor hükümet bunu. Ona torpil demeyelim de tanıdığı bildiği kişileri, güvence verilebilecek kişileri nasıl diyeyim soruşturulmuş araştırılmış kişileri işe alıyor olabilirler. Ama kimsenin mağdur olmaması için de hükümetin gayret ettiğini düşünüyorum. Bir de bunun önüne geçmek için zaten KPSS sınavı yapılıyor bildiğim kadarıyla. Değil mi? Devlet görevlileri için KPSS sınavı. Sınavda yüksek puan alan kişiler memur olduğuna göre sorun yok demektir. Ama sınavdan sonra mülakat da gerekiyorsa o aşamada torpil mi diyelim yoksa tanıdığı güvendiği kişiler mi diyelim onları işe alıyor olabilirler. Belki liyakatli görüyor olabilirler. Ama mesela PKK’lı falan havası varsa adam bile bile de o havaya girmez yani o tavra girmez. Fakat yine de mağdur olanlar bir yere isimlerini bildirilerse devlet onlara gereken yardımı yapacaktır hükümet. Ama PKK’lı olduğu açıkça belliyse almaz yani. Devlet niye alsın hükümet?  Değil mi? Veyahut FETÖ’cü olduğu açık açık belli adamın ne yapsın nasıl davransın? Ama mazlumlara zarar gelmemesi için tabii tedbir alınması gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mobilya üretiminde hangi tasarımları örnek alabiliriz?

ADNAN OKTAR: İtalyan. Mobilyada en iyi seçim İtalyan. Zaten Osmanlı döneminde de dikkat et hep İtalyan sanatı esas alınmıştır. Edirnekariye falan da baktığımızda yine İtalyan sanatının bir devamı olduğunu görürüz. Sanatı bir yerden almak kötü bir şey değildir güzel bir şeydir. Ama alır geliştirirsin mesela Edirnekariyi Osmanlı geliştirdi ama kökeninin İtalyan sanatına dayandığını görüyoruz.

Evet.

VTR: Modifiye neden yasak?

ADNAN OKTAR: Şimdi bu aşırı egzoz sesi falan yapıyorlar tabii ki bu olmaz. Uzay aracı gibi yer gök inliyor. Sokakta görüyoruz bu tip bir şey halkı rahatsız edeceği için olmaz. Çok yüksek müzik sesi oluyor, bas araba sallanıyor yıkılıyor adeta tabii ki buna da müsaade edilmez. Ama bunun bağımlıları var. Yani halkı rahatsız etmedikten sonra kimse bir şey demez. Ama rahatsız edecek bir şey olursa tabii ki gerekir. Mesela araba jantlarına falan alengirli şeyler takıyor diğer arabalara takılacak tarzda böyle. Garip antenler etrafında uzay aracı gibi. Yani kimseye rahatsızlık vermemeleri için. Modifiye değil de niye değiştirilmesi yasak, arabalara ilave yapılması yasak dese Türkçe konuşsa daha iyi olur. Çünkü modifiye biz Türk halkına, Anadolu halkına modifiye dersek bir anlamı olmaz, olmaz. Daima Türkçe.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir öğretmen bütün dersleri anlatamıyorken bir öğrenci neden bütün dersleri anlamalı?

ADNAN OKTAR: Çocuk yerden göğe kadar haklı aslanım benim. Ama genel kültür tabii önemli bir şey. Öğretmende genel kültür düşük olabilir. Ama öğrenciye yakıştıramıyor demek ki öğretmenler. Öğrenci daha her şeyi bilen, genel kültürü bu yüzyıla daha uygun ileri çağdaş medeniyet seviyesini yakalamış insanlar olarak onlara gereksinimli olduğu belli.

Evet.

VTR: Bir Suriyeli 1200 lira alırken bizim emeklimiz 900 lira alıyor. Adam buraya ömrünü adamış devleti milleti için. 15 Temmuz darbe girişiminde bütün hep emeklisiydi, genciydi, çoluğuydu çocuğuydu oradaydı. Ama ben bir tane Suriyeli görmedim. Ben de gittim Boğaz Köprüsü’ne de gittim Taksim’e de gittim ülkemiz için. İlk gece kimse yoktu Suriyelilerden. Ne ünlüsü vardı, hep garibanlar. Emekli, işçi, fabrikada çalışanlar, hep alt tabaka. Üst tabakadan kimseyi görmedim. Ben isterdim ki ülkenin emeklisi iyi para alsın, Suriyeliler değil. , Suriyeliler değil. Yani bizim hakkımızı Cumhurbaşkanı yedirmesin ben onu istiyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi canım kardeşim bu insanlar evini bırakmış, arabasını bırakmış, elbisesini her şeyini bırakmış. Buraya gelmiş. Ama sen burada evin var, imkanın var, akrabaların var yerleşik hale gelmişsin. Sen 800 lirayla 900z lirayla yine geçinebilirsin bir dereceye kadar ama o insanın hiçbir şeyi yok. Adam ev kirasına mı versin, üstüne başına mı versin, sağlığına mı versin hiçbir şeyi yok. Sen yine sigortalısın sigortadan bakımın yapılıyor bu insanların hiçbir garantisi yok. 1200 lirayla ancak hayatlarını idame ettirebiliyorlar ve çok perişan hayat şartları. O yüzden Suriyelilerden örnek vermek bence doğru değil hem günah hem ayıp hem de yakışmıyor ama kardeşim de artık bir kere söylemiş ama bence bundan sonra hiç o tarz bir örnek vermesin. Kendi Suriye’den gelmiş olsa ailesi Suriye’den gelmiş olsa böyle bir konuşma yapar mı? Asla yapmaz asla. Biraz egoistçe bakmaktan kaçınmak lazım. Şefkatle sevgiyle yaklaşmak lazım. Suriyeli kardeşlerimiz ayrıca 15 Temmuz gecesi zaten olay yerine yakın olanlar eğer bilgilendirildiyse onlar yiğit insanlar, vatan millet için her şeyi yaparlar. Ama bilmiyor etmiyor şimdi çadırların içerisinde darbe yapıldı. Dışarıya çıksa korkar devlete karşı suç işleyeceğini düşünür. Bilmiyor ki ne yapması gerektiğini. Ama işte “çıkın” dedi Tayyip Hocam onu duyunca orada burada insanlardan çıkanlar oldu. Suriyeli insanlardan tabii ki vardır çıkan insanlar. Ama halk bilgiye ihtiyaç duyar böyle bir şeyde yani ne yapması gerektiğini bilmez. Yine de fıtraten vicdanen akıllarıyla güzel tavırlar sergilediler. Ama kimse onları yönlendirmedi Allah vahyetti kalplerine. Yoksa ne eğitimini aldılar darbeye karşı ne de bildikleri bir şey vardı. Eğitimsiz oldukları halde muazzam darbeye karşı direndiler. Suriyeli kardeşlerimiz de hata yapmaktan çok çekiniyorlar devlet karşı, hükümete karşı. Bilmediği etmediği bir ortamda oraya çıkıp nasıl ne yapacağını nereden bilsin? Eğer bilip öğrenirse gösterilirse gereğini yaparlar. Yiğitliklerine, dürüstlüklerine kimse bir şey diyemez.

Evet şimdi kısa bir ara verelim devam edelim.

 BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü