Harun Yahya

Sohbetler (5 Temmuz 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Sabah şerifleriniz hayır olsun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez İran Takrib-i Mezahib Kurumu Başkanı Ayetullah Şeyh Muhsin Eraki ve beraberindeki heyeti makamında kabul etti. Konuşmasında; “Çocuklar ateşe doğru giderken bizim namazımızda, niyazımızda, kendi halimizde yaşamamız olmaz” dedi ve şöyle devam etti; “Müslümanların vahdet toplantılarını arttırdıkça tefrika çoğalıyor. Şuna inanıyoruz ki, İslam ümmeti arasında bir birlik sağlanırsa dünyanın en büyük gücü İslam ümmetinin olur. İslam ümmetinin birlikteliğini tesisten büyük vecibe olamaz. Bu ziyaretimizde sizlerin de olumlu bakışlarınızla olumlu adımı atmayı umuyoruz. Ulema birlikte olur ve beraber yürürse hümeyra da onları takip eder. Umarım ulema arasında vahdeti sağmayı başarırız” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte Mehdiyet’in temel ataklarından biri budur. Bunu yapacaklar; Mehdiyet’in birinci, temel atağını yapacaklar. Ulemayı, alimleri bir araya getirecekler. Hepsinin dostluğunu, kardeşliğini, sevgisini sağlayacaklar. Bu da Mehdiyet’in bir aşaması.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir kedi vardı, video.

ADNAN OKTAR: Bayağı sevimli, hayret bu kadar tatlı olması. Bir de süper lakayt.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Bunların herhalde bayram günü anladığım kadarıyla.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyicimizin sorusu var.

VTR: Sorum şu; Tesettürlü insanlar tesettürsüz insanlara karışmıyorken, tesettürsüz insanların neden bu kadar tesettürlü insanlara karıştığını çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Karışıyorsa terbiyesizlik yapıyordur, ahlaksızlık yapıyordur. Yani çok çirkin, edepsizce bir tavır. Ama tabii tesettürlü hanımlara tesettürsüzler karışıyordur doğru ama tesettürsüz hanımlara da çok karışan var. Görüyorsunuz haberlerde falan bayağı hatta saldırganca, çirkefçe, ahlaksızca saldıranlar var. Her ikisi de çok yanlış. Tesettür o kadının içtihadıdır, Müslüman bir hanımın içtihadıdır. “Ben kapalı olmak istiyorum” diyor. “Ahzab Suresi’nin hükmünü yerine getirmek istiyorum” diyor. Gayet normal, gerekli bir ibadettir. Saygıyla karşılamak lazım. Kim terbiyesizlik yapıyorsa o kardeşimiz hemen söylesin. Orada da vatandaşlar tesettürlü hanıma destekçi çıksınlar. Mesela terbiyesizce bir laf ettiyse hemen onu karakola götürsünler. O tesettürlü hanım etrafında da bir muhafaza sistemi oluştursunlar. O ahlaksız adamla onu muhatap etmesinler. Polis çağırsınlar. Onlar da şikayetçi olsun. Hep beraber karakola gidip, zabıt tutturup, gereğini yapsınlar. Öyle üç, beş vaka olursa yılarlar, ahlaksızlık yapamazlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Farklı cinslerde çok güzel kuş resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah, renk cümbüşü. Bunların hepsinin tesadüfen olduğunu iddia ediyorlar. Hepsinde mükemmel bir simetri, mükemmel bir sanat, mükemmel bir estetik ve mükemmel bir mühendislik var. Ve katrilyonlarca bilgi bu hayvanların içerisinde kitap gibi yazılmış. Sen, bunu tesadüfle açıklayabilirim diyorsun. Bak vücut tüylerinde bile milyonlarca bilgi kodlu. Hayvanın bütün özellikleri vücut tüylerinde bile kodlu. Tek bir vücut hücresinde İstanbul şehri kadar detaylı bilgi var.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Milletvekili Metin Külünk 7 Temmuz’a dikkat çeken bir konuşma yaptı Adnan Bey. “7 Temmuz’da G20 liderler zirvesi önemli. Bunu ilk kez söylüyorum. G20’den sonra olayları tırmandırmak isteyecekler. Cumhurbaşkanımız’ın oradaki temasları çok önemli. Dolayısıyla kritik iki ay yaşayacağız. Bu iki ayda devletin bekasına sahip çıkanlar hangi partiden olursa olsun önce vatan diyenler, önce bağımsızlık diyenler. Bu mesele bir parti meselesi değil. Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde bugün yaşadıklarımız bir parti meselesi değil. Bu devletin çatısı varsa bizim burada durmamızın anlamı var” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Doğru, güzel söylemiş.

On beş, yirmi gün önce Twitter’da binlerce sahte hesap açıldı, aniden. İngiliz derin devletinin atak yapacağı anlaşıldı. Hemen arkasından işte MAK’ın açıklamaları geldi. Hemen arkasından askerlere saldırılar yoğunlaştırıldı. Hemen arkasından adaletle ilgili anketler yaptık, Türkiye’de adalet yok falan demeye başladılar. Peş peşe provokasyon hazırlıkları dikkat çekti. Veyahut işte bilerek yahut bilmeyerek buna alet olduklarını görüyoruz bu adamların da. Mesela Suriyeliler gitsin diye hiç ortada bir şey yokken işte Suriyeli üç kişi üç tane beş yaşındaki çocuğun ırzına geçti diye haberler yayarak, bu sahte hesaplardan Türkiye’de çok büyük olay çıkartmak istiyorlar. Yani üç milyon Suriyeliye Müslümanların saldırmasını istiyorlar. Böyle bir alçaklığa asla müsaade etmeyiz. Bu sahte hesapların hepsi tespit edilecek. Zannettikleri gibi olmaz. Oynanan oyunu da devlet takip ediyor. Alacakları karşılık tahminlerinin üstünde olacak, onu da söyleyeyim. Yani burası dağ başı değil, Türkiye. Akıllarını başlarına alacaklar. Her oyunu alan karşılığını alacaktır.

Mesela geçenlerde solcular Ankara’da tesettürlü bir hanımın olduğu otobüsün camlarına vurarak, sizi burada istemiyoruz diyorlarmış. Mesela bu çok büyük bir terbiyesizlik, densizlik. Hepsinin gözaltına alınması gerekirdi ve hepsinin ifadesinin alınması. Ve halka tanıtılsın böyle tipler. Bunlar özel. Paralel yapının adamı da olabilir bunlar. İngiliz derin devletinden maaş alıyor da olabilir bunlar. Bunlara bir bakmak lazım. Tesettürlü hanımlara terbiyesizlik yapan olduğunda yiğitler, kabadayılar mutlaka olaya sahip çıksın. Kardeşlerimiz sokakta yalnız bırakmasınlar. Dekolte bir hanıma da laf edildiğinde, ahlaksızlık yapıldığında bütün oradaki kabadayılar, delikanlılar olaya el koysun. Bir kısmı hanımı korurken bir kısmı diğer şahsı alsın, karakola götürsün. Veyahut polis çağırsınlar. Neyse yani hukuka uygun, kanuna uygun o yapılsın.

Taraf’lı Arif Yıldıran; “Tarikatları AKP kapatacak, şüpheniz olmasın. İslamiyet’e katkıları nereden belli? Ölçü ne?” AKP niye kapatsın? AKP zaten tarikatlar ve cemaatlerle güç buldu. Ve her zaman da Tayyip Hoca’yı da, AKP’yi de destekleyen tarikatlar ve cemaatler olmuştur. Osmanlı döneminden beri bu böyledir. Aynı şekilde Adnan Menderes’i, Demokrat Parti’yi destekleyenler de tarikatlar, cemaatler olmuştur. Özellikle Nurcular ve Süleymancılar destekleyerek Adnan Menderes’i ayyuka çıkarttılar. Turgut Özal’ı da tarikatlar ve cemaatler desteklediği için iktidar oldu. Aynı şekilde Tayyip Hoca’yı da tarikatlar ve cemaatler desteklediği için böyle bir güç sahibi oldu. Kıskanmayın, çalışın, sizin de olur. Kıskanmayın ne olur çalışın sizin de olur. İnşaAllah. Tarikatlar, cemaatler Tayyip Hoca’yı desteklemeye devam edecek. Boş yere Soros’un, İngiliz derin devletinin fikirlerini bize getirmeyin. Böyle bir şeye itibar etmeyiz. İslamiyet’e katkıları; Süleymancılar bütün Türkiye’de binlerce Kuran kursu kurdular, koskoca binalar. Cayır cayır Kuran bülbülleri yetişti. On binlerce, yüz binlerce hafız yetişti. “Katkısı nereden?” diyorsun. İşte katkısı. Nurcular imanlı yüz binlerce, milyonlarca insan yetiştirdi. Al sana katkı. Ölçü ne? Ölçü işte Kuran. Kuran’ı seven, İslam’a muhabbet duyan insanların yetişmesi yeterli. Mahmut Hocamız mesela Fatih Çarşamba’da dergahını kurdu. Muazzam bir kitle yetiştirdi. Çok dindar, Allah’ı seven, takva insanlar yetiştirdi. Ölçü, daha nasıl ölçü olsun? İşte al sana ölçü. Sana eline metreyi verecek halimiz yok.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız’ın Mahmut Hocamız’la resmi vardı.

ADNAN OKTAR: Göster. Al sana ölçü. İşte ölçü bu.

KARTAL GÖKTAN: Şeyh Nazım Hocamız’la da var.

ADNAN OKTAR: Al sana ölçü.

BÜLENT SEZGİN: Kırkıncı Hoca’yla.

ADNAN OKTAR: Al sana ölçü işte. Tayyip Hocam nur gibi milli delikanlıdır. Bizim insanımızdır, bizim evladımızdır. Kılına dokundurtmayız. Varsa onu yapacak adam çıksın omzundan kırarız bileğini, kolunu. Onu söyleyeyim. Kanunla, hukukla. Boş yere İngiliz derin devleti salyalarını akıtarak höykürmesin. Hiçbir şey yapamayacaklar. Darwinizm’i de yerle bir edeceğiz, ateizmi de yerle bir edeceğiz. İttihad-ı İslam da oluşacak. Bütün İslam alemi birleşecek. Modern İslam’ı, Avrupa’dan daha ileri bir medeniyeti oluşturacağız.

Var mı yurt dışından hıçkırık sesleri, inlemeler? Hıçkıra hıçkıra ağlıyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Vah vah vah evlatlarım, bunların da mı canları yanmış?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Bu İngiltere’nin en çok okunan günlük gazetelerinden The Daily Telegraph’da, ‘Türkiye’de ilköğretimde artık evrim okutulmayacak’ başlıklı haber.

ADNAN OKTAR: Akıllı telgraf. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Ünlü Yaratılışçı Adnan Oktar” diye bahsediyor. “Evrim teorisinin İslam’ı yok etmek için geliştirilen Avrupa yapımı bir icat olduğunu belirterek bu teoriye karşı kampanya başlattı” deniyor.

ADNAN OKTAR: Deccalın yaptığı, deccalın yaptığı bir oyun. Tesadüf; ne kadar komik bir izah kardeşim. Domates, biber, patlıcan, kabak, fasulye, üzüm falan adam pazara gidiyor. Hayranlık içinde hepsine. İnsanlara bakıyor, hayran. Hayvanlara bakıyor, hayran. Mitokondri, koful, hücreye bakıyor, nefesi kesiliyor. “Nasıl oldu?” diyoruz. “Tabii ki tesadüf” diyor. Bu sefer de Süpermen da çıkıyor; “Rastlantısal rastlantı, ne alakası var tesadüfle?” diyor.

OKTAR BABUNA: Rastlantıların rastlantıya yanılsaması diyor.

ADNAN OKTAR: Hay mübarek hay.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Şimdi yeni haberler de var Adnan Bey. Onları gösterelim.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

KARTAL GÖKTAN: Fransızca dilinde yayın yapan, yılda 12 milyon sayfası görüntülenen Katolik haber sitesi Medias Presse Info’da, ‘Darwin Türkiye’deki okullardan kovuldu.’ Öğrenciler için ihtilaflı olarak değerlendirilen Darwinizm’in artık Türkiye’de okul müfredatından çıkarıldığı ve 2019 yılında da resmi olarak tamamen kaldırılacağı belirtilmiş. Bu, Numan Kurtulmuş’un 2017 Ocak’ta Darwin’in çalışmalarının yanlış ve eski olduğu, artık kullanılamayacağı, öğretilmesinin gereksiz olduğuna dair açıklama yaptığını belirten haberde; “Darwin’e karşı olan bu atağın yeni olmadığı ve sizin 2006 Aralık’ında Yaratılış Atlası’nı yayınladığınızdan ve kitabın 1,5 milyon kopya sattığından bahsediliyor.

ADNAN OKTAR: Ne diyor yani? Evet, devam et.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’nin Darwinizm’in reddinin kabulünden yüksek olduğu dünyadaki tek ülke olduğu, yüzde 50 ret ve yüzde 25 kabul olduğu yer alıyor haberde. Eğer Darwinizm’in doğruluğundan emin olmayanlar da ret sınıfına sokulursa o zaman Darwinizm’in reddinin çoğunluk olduğu üç ülke var. Türkiye, Amerika ve Kıbrıs.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İsviçre’den de bir haber var. İsviçre temelli internet sitesi Le Courrier Türkiye’de evrim teorisinin okullardan çıkarılmasından çok rahatsız olmuş.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, nazik canları hassaslaşıp rencide olmuş yani. Ne güzel yapmışsız işte. Tesadüf putunu indirmişiz aşağıya, pagan dinini kaldırmışız. Güzel.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: ‘Bilim tehlikede’ başlıklı haber yapmış.

ADNAN OKTAR: Paganizm tehlikede desin. Bilimle ne alakası var? Sümer pagan dini tehlikede. Tehlikede de değil ayrıca yerine yerleştiriyoruz. Sen putu almışsın başka yere getirmişsin, biz de putlar tarihi bölümüne koyuyoruz. Putun duruyor, bir şey yok, çekinme.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Makalede tabii sizin isminiz de her zamanki gibi. Harun Yahya.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam diyor ki; “Korkup meydanı bu alçaklara, bu şerefsizlere bırakacak değiliz” diyor. “Biz şehadet makamını en yüce mevki olarak kabul etmiş insanlarız” diyor. Görüyor musun kabadayıyı, delikanlıyı, yiğidi? Helal olsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Van’ın Özalp ilçesinde PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen AK Parti İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Ahi’nin taziyesinde on başı rütbeli bir Mehmetçik Kuran’ı Kerim okudu Adnan Bey. Bu görüntü sosyal medyada şehit Aydın Ahi’nin yeğeni Veysi Gencer tarafından paylaşıldı. Şehidimizin yeğeni paylaşımının yanına şu yorumu yazdı; “Şehit dayım Aydın Ahi’nin taziyesinde imanı ile gönlümüzü fetheden mübarek Mehmetçiğimiz Kuran-ı Kerim okuyarak bizi mutluluk gözyaşına boğdu. Rabbim devletimize, askerimize zeval vermesin. Bu vatan, bu topraklar peygamber diyarıdır. Şüheda kanıyla süslüdür. Kimse unutmasın ki bizi bölemediler, bölemeyecekler.

ADNAN OKTAR: Helal olsun aslanımıza. Kabadayı güzel konuşmuş. Göster. Helal olsun, ağzına diline sağlık, çok güzel okumuşsun. Aslansın sen. Şüheda fışkırıyor memleketten şüheda. Her yer şehit kanı. Çanakkale’de 200 bin şehit verdik. 200 bin kabadayı Allah için canını verdi. Şimdi yine öyle. Kabadayılar ortalığı birbirine katıyor. Elhamdülillah. Ne Türkiye’den toprak veririz, ne dine, imana, mukaddesata zarar getirtiriz, ne de Güneydoğulu, Mardinli, Siirtli annelerimi, bacılarımı PKK alçaklarının eline veririz. Bu köpekler, ağzından salya akan alçak PKK’lı köpeklere annelerimizi, bacılarımızı asla ve asla teslim etmeyeceğiz. Mardin, Siirt, Urfa her taraf, nur gibi annelerimiz bacılarımızı PKK’lı alçaklara teslim etmeyeceğiz.

Bu Suriyeli kardeşlerimize de kafa takmayı bıraksınlar. Çok ayıp yapıyorlar, bu büyük bir günah. İngiliz derin devletinin ajanlarına, uşaklarına tabi olmak çok korkunç olur. Bir avuç alçak internet sitesi oluşturmuş, binlerce. Yaklaşık on bine yakın internet sitesi oluşturmuşlar ve buradan Suriyeli kardeşlerimize yönelik Türk halkını tahrik etmek için, saldırtmak için alçakça, ahmakça ve kahpece çirkin sözler ediyorlar. Hiç kimse oyuna gelmesin. Bu alçaklara itibar etmiyoruz. Suriyeli kardeşlerimiz baş tacı. Diyor ki; yok, “suç işlemiş.” Kardeşim, mesela Almanya’daki Türkler bizim kendi kardeşlerimiz 83 bin 742 vaka işlemişler suç, bak, 83 bin 742 vaka, üç milyon Türk. Suriye’de savaştan çekinip Türkiye’ye gelen Suriyeli kardeşlerimiz üç milyon kişi de 5 bin 727 vaka ile suç işlemiş. Bak, Türkler üç milyon Almanya’da, 83 bin 742 vaka işliyor suç. Suriye 5 bin 727, aynı sayıda insan. 83 bin nerde, 5 bin nerde? Sen o zaman gidip Almanya’ya saldıracak mısın? Türkleri Almanya sınır dışı mı etsin ne yapsın? Böyle münasebetsizlik olmaz. Suç oranı en düşük Suriyeli kardeşlerimizde, yüzde bir Türkiye’deki suç oranına göre. Onların nüfusunu da oranladığımızda suç oranı yüzde bir Türkiye geneline göre. Azmaya kudurmaya gerek yok. Suriyelilere her zaman kapımız açık. Suç işleyen olursa da kanun yakasına yapışır. Oturup seyredecek halimiz yok, gereğini yaparız.

KARTAL GÖKTAN: Bir haber var Adnan Bey konuyla ilgili.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Son haftalarda mültecilere yönelik başlatılan kirli kampanyanın altından Esad ve FETÖ çıktı. Twitter’da Suriyelilere yönelik tahrikleri organize edenlerin FETÖ ve diğer terör örgütlerine yakın hesaplar olduğu belirlendi. Emniyet Genel Müdürlüğü ırkçı kampanyanın büyümemesi için harekete geçti.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, daha demin söyledim. Devlet peşinizde, oyun oynamayın. Ahlaksızlık yapmayın. Hepsi biliniyor, tamamı sahte hesap. On bin sahte hesap açmış FETÖ’cüler, on bin sahte hesap sırf Suriyelileri ezmesi için bazı aklı zayıf kişilerin. Bir de ayrıca güçleri yetmez, kolunu bacağını kırarız densizlik yapanın kanunla, hukukla. Türk milletine savaş açmaya kalkan yerle bir olur. Akıllarını başlarına alacaklar. Kimseye densizlik yaptırmayız. Kanunla, hukukla yakasını indiririz aşağı.

Fikret Bey buyurun.

BÜLENT SEZGİN: Özel Harekat polislerinin Allah zikriyle şınav çektiği görüntüler de sosyal medyada hızla yayıldı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Allah Allah Fatih Altaylı duy.

BÜLENT SEZGİN: Toplu bir vaziyette şınav çeken Özel Harekatçılar hep bir ağızdan “Allah” diye zikrediyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim “kırılmayız vurmayla” diyor “sayılmayız parmakla” diyor. Yanmış PKK. Sırf şuradaki şu kabadayılar yeter onlara. Bak, yer gök Allah diye inliyor. Fatih Altaylı da dedeleri toplamış, “İslamiyet bitmek üzere” falan diye böyle kendi kendilerine kahve muhabbeti yapıyorlar. Üstüne çikolata al Fatih Altaylı. Yenge bizden maşaAllah Fatih Altaylı’nın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: Sizce Türkiye hangi ülkeyi örnek almalı?

ADNAN OKTAR: İtalya’yı örnek alsın. Fransa’yı örnek alabilir. Belçika, Norveç, İsviçre.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Erdoğan Instagram hesabından Tarabya Köşkü’nde çektirdiği beş fotoğrafı paylaştı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Tayyip Hocam çok şık çıkmış. İyi olmuş, güzel olmuş. Yalnız Tayyip Hocamızı annemiz biraz dinlendirsin. Çok yoruyorlar, çok. Oradan oraya oradan oraya, dinlensin ya. Acil olan ne var yani?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Her sene eğitimde bir takım değişiklikler yapılıyor. Bir örnek vermek istersek el yazısıyla başladılar, şimdi normal alfabeye döndüler. Devamlı devamlı değişiklikler var. Çocuklar bunlara adapte olmakta zorluk çekiyorlar öğretmenler de dahil. Bu nasıl düzeltilebilir?

ADNAN OKTAR: Hiç gereksiz. El yazısını öğrensin çocuklar. El yazısı nedir? Birbirlerine sadece bir bağla bağlayacak harfi. Yani karmaşaya ne gerek var? İş çıkartmaya ne gerek var? Tamamen gereksiz oldu o. Yok, “üst sınıflarda öğreteceğiz.” Üst sınıfı alt sınıfı var mı? Gayet kolay. Bize o zamanlar harfleri yazdırmışlardı. “Yandan yatay çizgiyle bağlayın” dediler. Al sana el yazısı işte bu kadar basit. Çocukların kafası karmakarışık oluyor, doğru söylüyor beyefendi. Böyle işlere gerek yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce elektrik olmasa ne olurdu?

ADNAN OKTAR: Elektrik olmasa ne olurdu? Elektriği yeniden icat ederdik. Başka ne yapabilirdik? Elektrik olmasa iyi olmazdı. Elektrik büyük bir nimet su gibi. Suyu nasıl yarattıysa Allah elektriği de yarattı.

Evet.

VTR: Benim sorum şu. Türkiye’de çalışan annelere neden ücretli izin neden dört buçuk ay ile sınırlı? Yurtdışında bu bir seneden üç seneye tercih sebebi olarak değişebiliyor. Anneler hem evde kalıp hem belirli bir miktar para kazanabiliyorlar. Türkiye’de neden bu kısıtlı?

ADNAN OKTAR: Annelik zor. Annelere tabii her türlü destek sağlanması lazım. Annelik dünyanın en zor işidir. En zor kutsal mesleğidir. Bir kere bedenini feda ediyor. Mahvolur doğuran kadın, yani karnı, vücudu her yeri dağılır. Kadın ölüyor yeni bir çocuk doğuyor adeta. Hamilelik dönemi de çok çok eziyetlidir. Yani dokuz ay her gün midesi bulanıyor. Her gün ızdırap çekiyor ve büyük acılarla doğuruyor ve doğduktan sonra çocuğa bakmak her an dikkat vermek gerekiyor. Acayip zor. Özellikle insan yavrusu en aciz varlıktır. Hayvanlarda öyle değil, yavru kendini koruyabiliyor ama insan yavrusu en acizdir. Annelik de en zor kutsal zanaattır. O yüzden anneye devlet ve millet desteğiyle, sırf devlet değil millet de destek olması lazım. Mesela anne doğurduğunda anneyi kutlamak lazım. Farz edelim dayısısın doğurdu, git bir on bin lira ver, annelik hakkı. Amcası, git bir on bin lira ver. Komşususun gider mesela beş bin lira verirsin. Bir kere annelik hakkı diye bir adet çıkarılması lazım. Çok büyük bir olay anne, yani büyük bir cihat yapmış. Kan revan içinde kalmış değil mi? Bütün bedenini kaybetmiş adeta ve sonunda bir çocuk meydana getirmiş, Allah vesile etmiş. O yiğitliğini annenin o kabadayılığına büyük ve güzel bir karşılık vermeli toplum. Mesela dışarıda hamile gördün, derhal ne istiyorsa emrini yerine getireceksin. Ne diyor Hoca? “Utan be” diyor “hamile olduğun için utan” diyor. Sanki annesi onu doğurmadı. Uzaylılar mı getirdi seni? Sen de annenden doğdun. “Utan sokağa çıkmaya” diyor. Annelik şereftir, göğsünü gere gere gezecek sokakta anne ve her yerde de hürmet görecek. Anne doğurduğunda da yağmur gibi para yağması lazım konudan komşudan, çalıştığı yerden, devletten, ancak bakacak çocuğuna, ancak kendini toparlayacak. Evde oturuyor kadın, ne yapsın? Bunu adet haline getirmek lazım. Annelik hakkı diye bir hak ortaya konması gerekiyor. Annelik hakkı. En az mesela insan kazanıyor, beş bin lira maaş aldığını düşünün. Bin lira annelik hakkı verdiğinde Allah üstünden belayı alır. Hastane parası vereceğine üstünden kan gider, kan. Allah belanı üstünden alır. Onun için annelik hakkı önemli.

Evet, dinliyorum.

VTR: YouTuberlık (YouTube’de kanal açıp video yükleyen kişiler) hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gayet iyi işte. Ne kadar çok bilgi, ne kadar çok genel kültür çalışması o kadar kaliteli toplum demektir.

VTR: Boğazlarda kötü koku var mesela bu nasıl giderilebilir? Denizlerde olsun, çevrede çok atık var. Bunlar nasıl giderilebilir?

ADNAN OKTAR: Bak, çocukların hepsi hep güzellik hep iyilik hayır peşindeler. Hiç böyle egoistçe konuşan kişi görmüyoruz, hep hayır. Belediyenin işi, hükümetin işi. Denize kirli pis bir şey atmak pisliktir, terbiyesizliktir, aymazlıktır, saygısızlıktır. Denize kirli hiçbir şey atılmaz. Deniz hayattır, deniz güzelliktir, deniz sanattır. Sanata küfretmektir denize bir şey atmak.

Evet.

VTR: Gençlere kitap okumayı nasıl sevdirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Genel kültürün insanı nasıl güzelleştirdiğini vurgulayarak olur. Yani kültürlü bir insan çok klas insandır. Yani sevilen insandır. Lafı, sözü dinlenir. Akıcı, güzel konuşur. Cahil yüzünden hemen anlaşılır zır cahil. Kültürlü olmak çok önemli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim sorum ülke olarak İngilizceyi ne zaman öğrenebileceğiz?

ADNAN OKTAR: Doğru, İngilizcenin yaygın olarak ama herkes biliyor ufacık oğlanlara bakıyorum küçük çocuklar Kadıköy’de Eminönü’nde falan anında konuşuyorlar, cayır cayır. Bir tek İngilizce değil Fransızca, Rusça hepsini biliyorlar. Bizim millet zeki ve gayretli öğrenirler, biliyorlar.

VTR: Sizce basketbol mu futbol mu?

ADNAN OKTAR: Basketbolun heyecanı daha düşük bence, futbol daha heyecanlı. Daha bağırtıya daha müsait futbol ama gençleri bayağı açıyor. Hakikaten daha zindeler ben bakıyorum onlara daha enerjikler. Maça giderken böyle hımbıl bitkin bir kişi görmüyorum, fırtına gibiler. Ateş gibi yerlerinde duramıyorlar. Yağmur, rüzgar hiçbir şey etkilemiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce en güzel yemeği kadınlar mı yapar erkekler mi yapar?    

ADNAN OKTAR: Ben kadınları daima her konuda korur kollarım. Her zaman puanım kadınlardan yanadır. Tabii ki kadınlar.

Evet.

VTR: Hastaneye geldiğinizde size tedavi hizmeti sunan sağlıkçıya bakış açınız nasıl oluyor?

ADNAN OKTAR: Sağlıkçı melek gibi bir varlıktır, onlara melek gözüyle bakmak lazım, çok sevgiyle, saygıyla, hürmetle bakmak lazım. Koruyup kollamak lazım. Çok kutsal bir meslektir sağlıkçı olmak. Kadın olsun, erkek olsun, yani azgınlık çok ayıp ama hastaya da tabii doktorun çok şefkatli, merhametli olması lazım. Doktorları uykusuz bırakıp böyle yorgun, bitap hale getirmek doğru değil. En fazla altı-yedi saat çalıştırıp doktorları göndermek lazım. Çok doktorumuz olması lazım, çok fazla tıp fakültesi açılsın. Doktor çok yetiştirelim. Bir de hevesli gençleri doktor yapalım. Yani mühendis olmak isteyen adamı götürüp doktor yapmanın bir alemi yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu iktidara yakın ülkücülerin İstanbul’a yakın bir noktada Adalet Yürüyüşü’ne saldırabileceklerine dair duyum aldıklarını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Hayır, öyle bir şey olmaz. Ülkücüler sağlam ve akıllı çocuklar. Onlar yürüyüşünü normal selametle bitirsin. Hiçbir şey çıkmaz, hiçbir şey de olmaz. Biz Kılıçdaroğlu’nun iyi niyetinden de eminiz, huzurlu biteceğinden de eminiz. Böyle münasebetsiz bir şeyi ülkücüler yapmaz. Ülkücüler çok aklı başında, devlet terbiyesi almış, itidali, dengeyi çok iyi bilen, devlete sadık, millete sadık nezih insanlardır. Böyle bir psikopatça, fitneye yol açacak, milleti birbirine düşürecek cahilliğe hiç kimse itibar etmez. İtibar etmeye kalkanın da kolunu bacağını kırarız kanunla, hukukla. Burası dağ başı değil. Türkiye burası. Ülkücüler her zaman olgun ve aklı başında olmuşlardır. Çirkin bir dedikodu. Ama şöyle olabilir; belki provokatif bazı pislik yapmak isteyen FETÖ’cü yahut İngiliz derin devletinin paralı uşağı beş-on çakal toplamış olabilirler. Onları anında darmadağın ederiz, onu söyleyeyim. Yani zannettikleri gibi olmaz. Anında üstlerine çökeriz kanunla, hukukla gereği yapılır, yani derdest de yakalanırlar. Öyle bir şey olmaz. Gönlü rahat olsun inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Konuşmasını okuyayım mı Adnan Bey?

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kemal Kılıçdaroğlu şöyle söyledi: “Ülkücüler içinden hükümete yakın bir grup bu amaçla kullanılacak. İstanbul’a yaklaşılan bir noktada üzerimize saldırtacaklar. Polisin bu saldırıyı önleyeceğini bekleriz. Görünüşte saldırıyı hükümet yaptırmamış, bizim Adalet Yürüyüşü’nden tahrik olmuş bir grup yapmış olacak. Bu da hükümetin eline yürüyüşümüzü İstanbul’a ulaşmadan “toplum kutuplaştı, kamu düzeni tehdit altında” diyerek Olağanüstü Hal gerekçesiyle yasaklama bahanesi verecek” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır, sakince gelir İstanbul’a, kısa bir toplantı yapar gider dağılırlar. Öyle bir şey de olmaz, ülkücüler böyle pis işlere girmez. Bayağı asil ve aklı başındadır ülkücüler. Tarihin hiçbir devrinde böyle bir oyuna gelmemişlerdir. Hiçbir zaman için de gelmezler.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, Darwinizm'i nasıl bitirdiğinizi BBC’de şöyle anlatmışlar.

ADNAN OKTAR: Allah Allah.

Evet dinliyorum.

VTR: Ünlü bir İngiliz kanalında Sayın Adnan Oktar'ın eserlerinin Darwinizm'i yıktığı şöyle ifade ediliyor. Ünlü İngiliz Kanalı Darwin'in tehlikeli fikri belgeseli “Onun etkisi yani (Adnan Oktar'ın) etkisi giderek büyüyor. Şimdi ise yürüttüğü kampanyasını, okullara, üniversitelere ve uluslararası liderlere göndermek suretiyle DÜNYANIN GERİ KALAN KISMINA YAYIYOR.”

ADNAN OKTAR: Devamı var mı?

KARTAL GÖKTAN: Var evet.

ADNAN OKTAR: Bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Dawkins anlatıyor sizin etkinizi.

ADNAN OKTAR: Dinleyelim.

VTR: Türkiye'de bilim adamlarıyla konuştum, onlar yardım istiyor. Oraya geri götüreceğim bir mesajınız var mı? RİCHARD DAWKİNS: Modern Türkiye'nin büyük bir sorunu var. BU DİKKAT ÇEKİCİ BİR ŞEKİLDE BAŞARILI BİR YAZARDAN (ADNAN OKTAR) KAYNAKLANIYOR. İsmini söyleyemeyeceğim. Reklam yapmak istemiyorum. Ama o (Adnan Oktar) seri halinde kitaplar yazdı, yaratılışçı kitaplar (YARATILIŞ ATLASI) kim bilir kaç dile çevrilmişler ve bunlar ücretsiz bir şekilde bütün dünyadaki biyoloji öğretmenlerine her dilde ücretsiz dağıtıldı. Bir biyoloji departmanına giriyorsunuz, bir biyoloji öğretmeninin ofisine giriyorsunuz ve böyle kocaman kitaplar görüyorsunuz. Türkiye'den gönderilmişler. Çok güzel resmedilmiş kitaplar. Sol tarafta bir fosil var ve sağ tarafta da modern bir hayvan var. Her durumda şunu söylüyor, “Bu fosile bakın ve modern hayvana bakın. Gördüğünüz gibi bunlar aynı, bu yüzden evrim yaşanmamıştır.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim ona öyle demezler dedik, peynir ekmek yemezler. İşte katlayıp Darwinizm’i paket halinde hediye ettik. Her yerden dünyanın her tarafından feryatlar yükseliyor. Adnan Bey, bu kadar da olmaz. İşte nazenin canlarının yandığını, onları mahvettiğimi, hoşafa çevirdiğimi falan bu benzer laflar. Kardeşim bak boş bir felsefeyle ortaya çıktınız. Ne diyorsunuz? “Bütün kainat tesadüfen oldu.” Bu nedir? “Bilim” diyor. Tesadüften bilim olur mu? Tesadüften bahsediyorsun. “Yok, tesadüften demiyorum. Nerden çıkarttın ben o kadar akılsızca, o kadar mantıksız, o kadar münasebetsiz bir sözü eder miyim ben? Biz bilim adamıyız” diyor. “Rastlantı koçum rastlantı” diyor. “Asla. Tesadüf demeyiz biz” diyor. “Rastlantısal rastlantı. Hologramik rastlantı” diyor. Ağabeyinin kuzuları bir kısmı. Ne diyelim?

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yaratılış Atlası’nın etkisi, Avrupa Konseyi’nde de basın toplantısında anlatıldı.

VTR: Avrupa Konseyi Basın Toplantısı: “Mesela bu kitabı yayınlamış olan Türk İslami yaratılışçı Harun Yahya da var. Bu 7 ciltlik bir eser, iki cildi yakın zamanda basıldı. Bu kitap Avrupa'nın tüm okullarına ve üniversite kurumlarına dağıtıldı. Fransızca ve İngilizce olarak 2 dilde basıldı. Harun Yahya 700 sayfada resimlerle evrim teorisinin hatalı olduğunu ve hatta 1. ciltte Darwin'in terörün kaynağı olduğunu, 20. yüzyılda diktatörler tarafından gerçekleştirilen tüm vahşetin sorumlusunun Darwin olduğunu yazıyor. Burada şuna dikkat etmek gerekiyor: Bu tarz teorilerin bilim diye okutulması kabul edilemez, buna hayır demek gerekir. Ama yaratılışçılığın bilim olarak sunulmasına izin vermemek gerekiyor. Biz bunu belirtmek istedik.”

ADNAN OKTAR: Dünyanın her yerinden feryat sesi geliyor. Canları acımış. Milleti kandırmaya son. Evrim teorisiymiş falan.

Evrim haberleri var mı, öyle yeni gelişmeleri, eski gelişmeleri falan var mı öyle bir şey?

KARTAL GÖKTAN: Evet. Yayınımızda bahsettiğimiz İsviçre'nin günlük gazetesinde Le Courrier vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Le Courrier 29 Ekim 2007’de de, Yaratılış Atlası’nın Avrupa'da dağıtımı üzerine yine bir haber yapmıştı. Orada da şöyle bahsetmişlerdi sizden.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu.

VTR: Bu programı yapmanızın amacı ne öğrenebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Programı yapmamın amacı deccalın kafasını köpek kafası ezer gibi ezmek. Başka ne yani? İlimle, irfanla, kanunla, hukukla. Deccala şapkasını ters giydirmek. Bir daha da kıllık yapamayacak hale getirmek. Ağzını burnunu yamultmak kanunla, hukukla, ilimle, irfanla.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu.

VTR: Savaşlar için çözüm yıllardır aranıyor ama hiçbir çözüm bulunamıyor, acaba neden ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Çünkü savaşları deccaliyet yönetiyor. Deccalin karşında herhangi bir güç yok. Mehdiyet yok idi. Ama şu an deccaliyetin karşısında Mehdiyet var. Dana gibi böğürterek yerleri böğürterek deccaliyeti, Mehdiyet çökertecek. Ne savaş kalacak, ne kavga, ne hayat pahalılığı. Hayat pahalılığını sağlayan özel bir mekanizma var. Özel bir grup. Yaklaşık 300 kişilik. Bu grup da çökertilecek. Bütün dünyada hayat pahalılığını organize eden grup. Bu da yok edilecek. Muazzam bir zenginlik bütün dünyayı kaplayacak. Herkes kardeş, herkes dost olacak. Savaş lobisi yeryüzünden kalkacak. Savaş diye bir şey olmayacak.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Milyonlarca kadın şiddet gördüğü halde neden çözüm bulunamıyor?

ADNAN OKTAR: Memlekette kabadayılar devrede değil de onun için. Memlekette delikanlılar, kabadayılar devreye girsinler. Sırf hükümetin alacağı tedbirlerle olmaz bu. Bir genç kız mesela bağırıyor “imdat.” Feryat “öldürüyorlar” diyor. Kır kapıyı gir içeriye. Omuzla kır kapıyı gir içeriye. İmdat diyorsa gireceksin. Telefonla polisi arıyor. “Kardeşim sen adres ver bakalım” diyorlar. Adresini veriyor. “Biz sizi arayacağız” diyor. “Emin misin?” diyor. “Hangi adreste” falan diyor. Kadını şehit ediyorlar. Yirmi dakika sonra polis geliyor. Süratle hareket edilmesi lazım. “İmdat” diyorsa kır kapıyı gir. İmdatın açıklaması var mı? “Öldürüyorlar beni” diyor. Neyini seyrediyorsun? Savcılıktan izin mi alacaksın öldürüyorum deyince? “Ölüyorum” diyor. Bilmiyorum ben, kanunen bunun doğru olduğunu biliyorum. Yanlış biliyorsam bana söylesinler, düzelteyim ona göre. Canını da ortaya koyarsın bir kadın için. Kabadayının özelliğidir o. Sokakta oldu mu direkt altına al çök. Al götür, karakola teslim et. Genç kızları hemen koruma altına alsınlar diğer gençler. Böyledir bu iş. Çocuk nasıl yapsın? Diyorlar ki, “aramalı polisi.” Adam kapıya gelmiş, kızla karşı karşıyalar. Telefon açacak diyecek ki, “Polis bey, adam karşımda. Gelir misiniz? Çekip vuruyor zaten adam orada. Böyle şey olmaz. Anında kız “imdat” dedi mi direkt atlayacaksın üstüne. Ve alıp karakola teslim edeceksin. Adamı da mesela dövüp sövüyorsa kadını alıp götürüp karakola teslim edeceksin. Vatandaş yapması lazım bunu. Sırf polisle olmaz. Yanlış biliyorsam bana söylesinler, düzelteyim. Ben böyle biliyorum.

Evet dinliyorum.

VTR: Bazı parklarda gençler çok fazla rahat davranıyor ve aileler bu görüntülerden çok rahatsız oluyor, bu durumdan mustaribiz ama elimizden gelen bir şey var mı acaba ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Rahat derken? Kızlara falan mı sarılıyorlar, sevişiyorlar? Çok ayıp. Genç kızı sokakta dudağından öpmek, oturup sarılmak. Mahcup ediyorsun çocuğu. Çok çok çirkin bir hareket. Diğer aileleri de çok rahatsız ediyorlar. Yakışıksız, nezaketiyle uyarmak lazım. “Kardeşim burada aileler var, çok ayıp. Bak bu genç kızı da böyle milletin içinde mahcup ediyorsun.” Hangi genç kız ister sokakta öyle bir şey? Çok ayıp. Annesi orada, babası orada, çocuğu orada sen karşısına geçmişsin sevişiyorsun. Bu delikanlılığa, dürüstlüğe, insanlığa, Müslüman değilsen bile ateistsen bile yapamazsın bunu. Çok çirkin, çok ayıp yani. Haklılar, doğru söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çocukların daha iyi yetişebilmesi için nasıl bir ortam gerekli?

ADNAN OKTAR: Sevgi, çocukların en büyük gıdası sevgidir. Sevgi, merhamet, şefkat. Sevgisiz ortamda çocuk deli gibi olur. Aklını atar yani. Hasta olur yani, sevgi. Allah korkusu ve Allah sevgisinin olduğu ortam olacak. Sevgiyle yetiştireceksin.

Evet.

VTR: Arkadaşlarımızla toplanıp sinemaya gittiğimiz zaman sinema bileti bir kişi için çok pahalı geliyor bence bu kadar çok pahalı olmaması lazım.

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. Harçlığı az benim canımın. Tabii ki haklı. Lise öğrencilerine daha da düşürsünler. Paso kurtarmıyor mu? Eskiden öyle bir şey vardı. Sinema bize eskiden öğrenciyken gösterirdik düşerdi fiyatı. Olmuyor mu öyle?

KARTAL GÖKTAN: İndirimli fiyat yapıyorlar ama.

ADNAN OKTAR: İyice indirsinler. Mesela 5 lira mı, 10 lira mı? Değil mi? 20 lira mı? Ne oluyor, şeker fabrikası mı kuracaklar? O kadar pahalı olmasına gerek yok, öğrencilerin 1-2 liraya girmesi lazım. 2 lira versin girsin. Genç kız nereden bulsun o parayı? 1 lira versin girsin. Öğrencilere öyle olsun. Öğrenciden para alınır mı? Öğrenciye para verilir, öğrenciden para alınmaz. Öğrenciye her yerde harçlık verilmesi lazım. Amcası, dayısı. İş adamıdır mesela. On tane üniversite öğrencisini görür “gelin çocuklar” dersin sıraya dizersin hepsini. Tak tak hepsine dağıtırsın biner lira. Öğrenci, kitap okuyor o. Nerden çalışıp, nerden bulsun parayı? Öyle bir adet yayılması lazım. Bereket getirir, üstünden bela kalkar daha iyi olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, bu sıcak havalarda ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Yapacak hiçbir şey yok. Kışın gelmesini bekleyeceksin. Hakikaten her evde böyle soğutucular yok. Pahalı da bunlar. Allah vermesin gecekondularda falan vatandaşlar var. Ne yapsınlar garibim? Deniz kenarına gitse pişiyor. Duş alacak arada sırada, duş alabilir. Evin üstü eğer çok fakirse bazen gecekondu oluyor ben onları esas alıyorum. Teneke falan sac kaplı oluyor. Bu ev fırına döner. Evin tavan arasına toprak yığsınlar, temiz toprak. O ısı yalıtımı meydana getirir. Çamur yani samanlı çamur da olabilir samanla karışık çamur. Hem çok ucuza mal olur. Onla kapatsınlar, çok fark atar. Çok ciddi şekilde fark eder. Kışın sıcak olur, yazın da serin olur. Öbür türlü pişerler ama tabii ki bu soğutucular şu anki bunlar olabilir ama bir hayli pahalı herhalde değil mi? Vatandaşın yapabileceği bir şey değil. Bol su içmek lazım. Tuz alımı önemli, su içmek önemli. Eğer varsa imkanın yayla çok iyi olur. Kendi memleketine gitsinler yazın. İki bin metre, üç bin metre yükseklikte yaylalar var. Biz yazın Dumanlı Yaylası’na giderdik, Tokat’a. Jeep’le tırmanırdık. Tırman tırman bitmezdi. Dağlardan geçer gider en sonunda levha vardı Batmantaş işte rakım bu kadar yükseklik falan. Oradan girerdik. Şahaneydi, indiğimizde basınçtan böyle bir acayip olurdu kulağımız. Üç bin metre falan yükseklik. Uzun süre kendimize gelemezdik. Güzel böyle kara tavanın içerisine yaklaşık 700 gram falan tereyağı koyuyorlardı. O nasıl köpürüyor biliyor musun? Taşıyor neredeyse tavadan. İçine 10 tane falan yumurta. Hafif pişiriyorlar. Üzerine de güzel tuz biber, karabiber. Kara köy ekmeği. O ekşili biliyorsunuz şahane bir şey ekşi hamurdan. Sonra biz oltaları alırdık, hemen sokağa çıkardık köyde. Yayla iyidir, eser de orası püfür püfür. Biz dağdan aşağı bir koşardık böyle hava adeta lezzetli gibi, su gibi. Su içiyormuşsun gibi oluyorduk. Çok zevkli oluyordu. Dağdan aşağı koşardık yüksekten.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Güneydoğu’da son 3-4 gündür sıcaklık 45 derecelere ulaşınca hamilelere ve belli yaş üstü insanlara ücretli izin verilmiş.

ADNAN OKTAR: Hamileye zaten izin verilmesi lazım. Nasıl oluyor o? Hamileyse zaten evine gönderirsin. Devlet demiyor mu 3 çocuk yapın diye? Hamilenin işte ne işi var? Orada bir yanlışlık var. Çok acı bir olay. Ne ücreti? Anneye para verilir, anneden para alınır mı? Hem annelik yapacak hem para verecek, olacak iş değil. Onun mutlaka düzeltilmesi lazım. Bizden alsınlar kardeşim. Üç ceket giyiyorsam tek ceket giyerim istemiyorum ben. Annelere versinler. Öyle şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Arkadaşlar arasında neden iyi konuşmak varken sürekli küfredilir?

ADNAN OKTAR: O işte bir akıllı laf atar kırk akıllı çıkaramaz derler. İlk başlangıcı bunun belki otuz, kırk, elli yahut yüz sene öncesine dayanıyor, küfürlü konuşma. Ondan sonra moda olmuş, ondan ona, ondan ona, ondan ona zincirleme gidiyor. Çok çirkin, itici. Mesela benim yanımda kimse küfürlü konuşamaz. O ortamı kabul etmek de çok yanlış. Mesela küfürlü konuştuğunda şaşırsa yanındaki hayret etse irkilse, yapamaz. Ama çok makul görüyor, hoşuna gidiyor. Adam da kuduruyor adeta devam ediyor. Küfürlü konuşulduğunda sarsılması lazım insanın. Çok şaşıracak, ayıplayacak. “Ne yapıyorsun sen?” diyecek. “Nasıl bir konuşma?” falan demesi lazım. Bir daha da yapamaz.

Evet.

VTR: Ben bir spor eğitmeni olarak koşu bandını tercih etmiyorum, doğada yürümeyi tercih ediyorum. Peki, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii ki doğru söylüyorsun. Çünkü temiz hava, güneş, dağ havası çok güzel ama fakir fukara bunu nasıl yapsın? Dağa gitmek çok büyük bir sorun. Burada dağı nerede bulacaksın, nasıl yapacaksın? İflahı kesilir fakirin, çok zor. Yine yürüme bandında biraz yürüyebilir. Caddede de yürüyemiyor, sokakta da yürüyemiyor. İmkanı genişletmek lazım.

Sorulara devam et.

VTR: Bir insanın kişiliğinden önce neden kıyafetine bakılıp yargılanıyor insan?

ADNAN OKTAR: Bak hepsi birbirinden güzeller hanımların. Hiç çekinmeyin istediğiniz gibi giyinin. Mini etek de giyinin, mini şort da giyinin. Size laf söyleyenin zaten aklı zayıftır. Sonuna kadar yanınızdayım, hep yanınızdayız. Dünya sizin, Türkiye sizin. Bizim kendi kardeşlerimizsiniz. Sizin namusunuz da, iffetiniz de bizden sorulur. Dağlar, taşlar her yer sizin. İstediğiniz gibi giyinin. Terbiyesizlik yapan olursa yakasına gereken rozeti iliştiririz, kanunla hukukla. Kendini bilmez densizleri adam yerine koymayın. Adam deli, ahmak. Keşke deli olsa deli yine mazereti var. Haysiyetsiz, şerefsiz, namussuzdur kadınlara rahatsızlık veren, kıyafetinden dolayı. Başörtüsüne ilişen de ahlaksızdır, mini etekli kadına ilişen de ahlaksızdır. Terbiyesiz adamlardır yani. Hiç kaale almayın.

Evrim haberleri var mı? Adamların çektiği ızdırabı duyayım da ben bayağı açılıyorum. Sadistliğimden değil, başarımızın güzelliğinden dolayı. Evet.

VTR: Batı Medyası Bir Kere Daha İlan Ediyor. Darwinizm’i Adnan Oktar’ın 40 Yıllık İlmi Mücadelesi İlmen Yıktı

ADNAN OKTAR: Bizi coşturdular, ihya olduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu.

VTR: İşverenler işçilere neden özen göstermiyor, onların üzerinde pek fazla durmuyor? Daha çok vurdumduymaza getiriyorlar. Nasıl olsa başka işçiler de var o çalışmasa diğeri gelir tarzında bakılıyor.

ADNAN OKTAR: Bir fabrikada çalışan 100 işçi varsa o patron denilen şahsın hepsi evladıdır, öz evladıdır. Kendi evlatlarına bakacak. 2 çocuğu varsa, 100 tane çalışanı varsa, 102 evladı var demektir. Kendi evlatlarına baktığı gibi bakacak. O zaman bereketi olur. O zaman o fabrikadan hayır çıkar. Öbür türlü o fabrika batar. O adamın da sağlığı, sıhhati olmaz. Allah’ın emaneti o insanlar. Onları hayırla, bereketle bağrına basacak. Evladı olarak koruyup kollayacak. Doğru söylüyor benim kardeşim.

Mevlevi kıyafetli homoseksüelleri bir göster.

Bu Suriyeli kardeşlerimizle boş yere uğraşıyorsunuz. Onlar bizim evladımız, bu konu bitti. Türkiye 83 milyon. Öp-öz evladımız, öp-öz kendi kardeşimiz. Türkiye’nin de vatandaşı yapacağız, konu bitecek. Hiç boş yere münasebetsiz çıkışlar yapmayın.

KARTAL GÖKTAN: Homoseksüel Mevlevi kıyafetli kişileri görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bütün dünyada homoseksüeller hep Rumi. Böyle etek giyiyorlar döndükçeo kilotları görünüyor. Dünyanın her tarafında sema gösterisi altında bu homoseksüeller böyle gösteri yapıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Bir insan seviyorsa neden ayrılıyor?

ADNAN OKTAR: Derinliği bilmiyorlar. Ete tabi oluyor ete, ete kemiğe. Mesela kadınla farz edelim evleniyor, sevgi doluyor, soyuyor onu bakıyor et görüyor mantıksız buluyor. Tutkuyu bilmiyor, aşkı bilmiyor. Onun ruhuyla sevgi bağı kurmuyor. Onun ruhunu saramıyor. Halbuki ruh sevilir. Eti seviyor eti seversen Allah belanı verir. Tutku ruhadır, Allah’ın tecellisinedir. Merhamet olur onda, şefkat olur, sadakat olur, vefa olur, sabır olur. Onun gözlerinde kaybolursun sevdiğinin. Sesinde kaybolursun sesinde. Sesinde erirsin. Gözlerinde erirsin, ruhunda erirsin. Ona aşk denir ondan nasıl ayrılacaksın? Değil mi? İnsan sevdiğinin uğruna Allah için ölümü göze alır. O yok bu yok. Kız mesela hastalanıyor terk ediyor, sakatlanıyor terk ediyor. Sen nasıl aşıksın, sen nasıl delikanlısın?

Evet, dinliyorum.

VTR: Beyaz atlı prens bekleyen kızlara tavsiyeniz nedir?

ADNAN OKTAR: Beyaz atlı prens bekleyen hanımların en büyük hatası beyaz atlı prensin atına meraklı oluyor. Prensin elbisesine meraklı oluyor, saçına, gençliğine, mesleğine. Ondan sonra o beyaz atlı prens ona canavara dönüşüyor. Sen beyaz atlıyı değil Allah’ın tecellisini seversen, onun ruhuna girersen, ruhunu seversen, o da senin ruhuna girer senin ruhunu severse tutkuyu ayıracak Allah’ın izniyle hiçbir güç yoktur. Ama sen eti seversen atı seversen, elbisesini seversen et, araba hepsi gidiyor. Sebebi o. Beyaz atlı prens diye bir şey olmaz tutkuyla sevilen Allah’ın tecellisi vardır. Allah için sevmezsen merhamet, şefkat, sabır hiçbir şey kalmaz tepenin üstüne gidersin. Hep hüsran hep acı içinde oluyorlar. Genç kızlar hep yalnızlar. Hiç sevdikleri olmuyor hep arayış içindeler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’deki uçak teknolojisi hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de uçak teknolojisi yok, bunlar acı gerçekler yapmayalım Türkiye’ye bu yakışmıyor. İşte oyun kuran devlet, dünyayı oyunlarıyla dize getiren, öyle bir şey yok. Adamlar oyun kuruyor biz de o oyuna uymuş oluyoruz bir anlamda bu kadar basit. Suriye’de oyun kurdular biz de o oyuna kenardan köşeden tabi oluyoruz konu bu. Oyundan yakayı kurtarmaya çalışıyoruz daha Türkçesi. Uçak teknolojisi kardeşim dışardan uzman getirirsin adam uçak mühendisidir profesördür her şeyini biliyordur en son teknolojiyi biliyordur gelir burada öğretir ondan sonra sen uçak yaparsın. “Biz burada geliştiririz.” Neyi geliştireceksin? Adam geliştirdiğinde kırk yıl daha senden ileri gitmiş oluyor sen geliştirdiğinde. Mesela diyor ki 2023’te diyor ilk şunu yapacağız. Sen onu yaptığında adam 2060’ın programını yapıyor. Onu yapman için o çağın bütün teknolojisini anında o anda alıp kendine ram etmen lazım. Yüz yıl birden atlaman lazım. Yavaş yavaş geliştireceğiz diyor, “TÜBİTAK devreye girdi” diyor, “ODTÜ öğrencileri devreye girdi.” Kardeşim bir şey yapamazsın. Yoktan yonca kopmaz alt teknolojin yok. Alt bilim çalışman yok neyin üstüne kuracaksın? Diyor ya mesela roket yaptı diyor ne roketi yapacaksın? Hazır teknoloji mesela Kuzey Kore yapıyor. Nereden alıyor? Kızıl Çin’den alıyor. Kızıl Çin kimden aldı? Ruslardan aldı. Ruslar kimlerden aldı? Almanlardan aldı. Almanya’daki bütün profesörleri aldı götürdü Almanya esir aldı götürdü. Hepsini kullandı bütün teknolojiyi ele geçirdi. Alman profesörlerin bir kısmını da Amerika kaçırdı götürdü Amerikan teknolojisi şahlandı. Bilim adamıyla oluyor. Bak Almanya’nın profesörlerini iki ülke bölüştü ikisi de süper devlet oldu. Bütün mesele bilim adamlarını almaktadır. Şu an esir alamayacağımıza göre adamları parasını verip götüreceksin başka çaresi yok. Çalışarak bilmem ne. Çocuklar diyor işte çay bardağının içinde yonca yetiştirdi ilk defa diyor bilmem ne. Bırakın bunları Allah aşkına böyle şey olmaz. Daha yeni yani pırpır uçaklar yapıyorlar. 1910’larda yapılan 1920’lerde yapılan uçakları daha yeni yapıyorlar. Böyle bir şey yok yanlış. Bir kere Türkiye’de gelenekçi Ortodoks sistemin kaldırılması lazım bir, sanat ve teknoloji bakanlığı kurulması lazım iki, sanat teşvik edilmesi lazım üç, kalite teşvik edilmesi lazım dört, kalitesizliğe esaslı bir mücadele verilmesi lazım beş. Ve buraya bütün bilim adamlarını toplamamız gerekiyor Türkiye’ye. Başka türlü olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erzurum insanlarını nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Erzurum çaka çaka kabadayı doludur. Çaka çaka. Hepsi delikanlıdır. Elazığ, Erzurum… Anadolu baştanbaşa böyle hep delikanlı, kabadayı yatağıdır. Erzurum dedin mi zaten biter iş. Nerelisin? “Erzurumlu” bitti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mevcut olan kadınlara yönelik toplu taşımada yeni uygulama çıkarılması düşünülen pembe otobüs var. Bunun bir çözüm olup olmadığını merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi pembe otobüs pembe renk falan şimdi biraz garip oluyor yani delikanlı yanlışlıkla orada şoförlük yapacak bilmem ne pembe otobüsün şoförü falan diyecekler. Bu acı bir olay olur, yapmayın, etmeyin. Öyle demeyelim de gri olsun yahut açık mavi olsun, turkuaz olsun hepsi olur da pembe ile delikanlıyı yakmayın. Yazık günah değil mi? Şimdi orada belediye otobüsüyle çocuk gidecek Siirt’ten gelmiş yahut Erzurum, Erzincan’dan pembe otobüsün şoförü dendiğinde o adamın halini düşünemiyorum. Yapmayın Allah’ın aşkına. Pembe olmasın açık mavi olsun. Doğru, hanım otobüsü olması çok güzel. Normal otobüs olsun ama hanım otobüsü Hızır gibi kurtarıcı olur. Hanımlar mesela sıkışık durumda iken birden gelirse hanım otobüsü hakikaten bir kurtuluş, güzellik olur. Her iki hanım kız da çok güzel ayrıca ikisi de çok terbiyeliler tebrik ediyorum.

Evet.

VTR: Çocukların zeka gelişiminde enstrümanın önemi nedir?

ADNAN OKTAR: Enstrümanın önemi nedir? Zeka gelişmişse gelişmiştir. Enstrümanla falan zeka gelişmez. Yani varsa Allah yarattıysa adam zaten zekidir. Yaratılıştan olur o yani sonradan zeka gelişmez. Adam akıllıysa akıllıdır yani zorla böyle ilavelerle eklerle bir şey olmaz. Sadece durumu muhafaza edebilirsin. Mesela adam satranç oynar zekası çalışmış olur. Ama olmayan bir zekayı satranç geliştirmez. Yani benim kanaatim, en azından benim için.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce toplumda ahlak bozukluğu neden var?

ADNAN OKTAR: Allah sevgisini ısrarla ortadan yok ediyorlar. Bir kere bak eğitimde Allah denilemiyor. Mesela biyoloji dersinde Allah diyemiyorsun. Ancak evrimle yaratılma anlatılabiliyor. 2019’da kaldıracağız diyor hükümet, şu an kaldırılmış değil. O da ortaokullarda kaldırılacak. Bir yerde biyolojide diyordu ki “İnsanlardan bir kısmı da yaratılışın bir Yaratıcı tarafından olduğunu iddia ederler” diyor. Bu ifadeyi fazla gördüler bunu da çıkarttılar. Milli Eğitim Bakanlığı’nın çok büyük bir hatası bu. Neden çekiniyorsunuz kardeşim? Ne var bunda? Bak şu kelime diyor ki “Bazı insanlar da bir Yaratıcı tarafından canlıların yaratıldığını iddia eder” diyor. Bunu da çıkarttılar. Çok vahimdir bu çok acı bir olay. Sen bunu çıkarırsan imanlı nesil nasıl yetiştireceksin? Bu kelimeden sen çekinirsen imanlı nesil nasıl yetişecek? Ne var bu sözde?

Evet.

VTR: Adnan Bey’in ben internet üzerinden, masonlar tarafından almış olduğu bir belgeyi gördüm. Hatta derecesi var, üstünlüğü var, bunun hakkında Adnan Bey ne diyor acaba? İnternette bu doğru mu yoksa yanlış mı? Bunu direkt olarak Adnan Bey’e sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: 7 ayrı mason locasından 33 dereceli mason diplomam var. 7 ayrı. İkisi Tapınak Şövalyelerinden 7 ayrı mason locasının 33 dereceli mason diplomam var. Masonluğumla da iftihar ediyorum. Bir tek o bir çakma mason vardı onun belgesini yırttım. Çakma olduğu için o. Onun dışındakiler duruyor.

Evet.

VTR: Üniversite sınavına hazırlanan öğrenciler, istedikleri bölümü kazanamadıklarında tekrar hazırlanmalılar mı yoksa sizce kazandıkları herhangi bir bölüme girmeliler mi?

ADNAN OKTAR: Şimdilik öyle olsun bence. Çünkü ne bileyim coğrafya bölümünü bitiriyor öğrenci bir yerde yine herhangi bir devlet üniversitesinde görev alabiliyor bir şeyler yapabiliyor. Pek fark eden bir şey olmuyor. Yani yine aynı ortam oluşmuş oluyor. Öğretmen olsa zaten hemen öğretmen olamıyor. Dolayısıyla ona tevekkül edip o şekilde devam etsinler. Ama asıl gönül ister ki sevdikleri bölümlerde yeteneğine göre okusun en baştan öyle seçilse çok iyi olur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çok sevimli minik bir kuzumuz var.

ADNAN OKTAR: Yerim seni ben, her tarafını yerim ben senin. Saftirikliğe bak.

Evet, dinliyorum. Sorular gelsin.

KARTAL GÖKTAN: Tamam.

VTR: İnsan kimseden korkmamayı nasıl başarabilir?

ADNAN OKTAR: Kimseden korkmamayı; tedbirli olur insan. Adam elinde mesela silahla geziyor tabii korkma değil bu temkin, dikkattir. Tabii ki bir tek Allah’tan korkulur. Ama yani mesela adam silahla adamların üstüne geliyor yahut silah sıkıyor şimdi adam orada siper alıyordur, değil mi? Yahut yüksek sesle bağırır “Aman dikkat edin” falan der. Şimdi adama “Aa nasıl da korktu” falan diyemeyiz. O refleks olarak savunmaya geçmiş oluyor. Yani korkma ayrıdır adam pısar, felç olur hiçbir şey yapamayacak hale gelir onu ayırmak gerekir. Mesela rengi atabilir adamın rengi atmıştır ama kuvvet bulmuştur rengi attığında. Çünkü kan vücuttan çekilip hayati organlara gidiyor yani adrenalin salgılanıyor o zaman bembeyaz olur adamın yüzü. Ama muazzam güç kazanmış olur ve gereğidir “a bak beti benzi attı” falan dersin, “korktu” falan. Halbuki korkma alameti değildir o cesaret alametidir onu karıştırmamak lazım.

Evet.

VTR: Ülkemizin yatırımları neden sadece metropollere yapılıyor. Diğer küçük şehirlere pek bir şey yapılmıyor?

ADNAN OKTAR: İmkan dahilinde yapıyorlar benim gördüğüm. Mesela Orta Anadolu’ya 13 milyar liralık yatırım yapılacak. Eskişehir, Ankara, Çankırı, Amasra, Çorum, Kayseri benim bildiğim bunlar yani. Mesela aklımda kaldığı kadarıyla da böyle baraj çalışmaları var. Orta Anadolu Gelişim Projesi var. Mesela Anadolu’da baraj yapımları devam ediyor. İyi olacak yani Türkiye 2019’lar 2020’lerde falan bayağı düze rahata çıkacak gönülleri rahat olsun kardeşlerimizin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kulağınıza en çok hoş gelen dil hangisi sizce?

ADNAN OKTAR: Ben hakikaten övünmek için söylemiyorum ama Türkçe çok kibar bir dil. Yani çok akıcı ve rahat, kulağı tırmalamıyor Türkçe. Mesela İtalyanca biraz yorucu yani beyni yoran bir dil. Fransızca da öyle. Sürekli bir ağır müzik var, kibar bir dil ama ağır müzik. Arapça hoştur bir de yani çok zengindir Arapça. Çok müzikli en zengin dil Arapçadır. Ama arkasından benim gördüğüm, Türkçe. Çok dinlendiricidir. Amerikan İngilizcesi de rahat yani İngiliz İngilizcesi biraz yani hoşuma gitmiyor. Normal bir insan fıtratına uygun değil gibi geliyor bana. Amerikan İngilizcesi iyi gibi görünüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençler daha kişilikli hale nasıl gelebilir?

ADNAN OKTAR: Gençlerin kişiliğini, çocukların çok eziyorlar. Yani ilkokulda, ortaokulda, lise de falan çok eziyorlar. Birbirlerinin kişiliğini çok eziyorlar gençler. O onu küçük düşürüyor o onu küçük düşürüyor. Genç kızları küçük düşürüyorlar genç kızlar onları küçük düşürüyor yani bunun sonucunda hepsi birden toptan eziliyor yani birbirlerini ezme makinasına dönüşmüş durumdalar birçok yerde. Halbuki birbirlerini hep onore etmeleri lazım. Mesela güzelliğini, yakışıklılığını, aklını, dürüstlüğünü, iyiliğini akıl almaz mükemmelleşirler o zaman. Ama birbirlerini böyle ezerlerse karşılıklı o çocuklarda moral, irade darmadağın oluyor. Allah korkusu, Allah sevgisi ile ve Kuran ahlakıyla bu mümkün fakat Kuran’ı düzgün anlamaları için yardımcı olmak lazım. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla mahvolur insanlar.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Bir son dakika haberi vardı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Suriyeliler üzerinden infial oluşturmak isteyen sosyal medya hesaplarıyla ilgili soruşturma başlattı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Bak o gün söyledim, “yanınıza kalmayacak” dedim. “Zannettiğiniz gibi değil” dedim. Şimdi gidip hesabını versinler. On bine yakın hesap açmışlar direkt paralelcilerin oyunu. Sokağa çıkıp bunlara aldanmak da çok küçük düşürücü yani çok akıl zayıflığı gerektirir böyle bir şey.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’un en sevdiğiniz ve gitmeyi en çok sevdiğiniz semti hangisidir?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru. İstanbul’un her yeri çok güzel. Ama Bebek güzeldir genelde İstanbul’un, Sarıyer güzeldir yani o istikamet boydan boya güzeldir. Ortaköy’den itibaren hatta Beşiktaş’tan itibaren ta Tarabya’ya kadar Sarıyer falan hepsi çok güzel. Hoş dokusu yani insanın ruhuna çok olumlu bir etki yapıyor. Üsküdar’ın da ayrı bir havası var kendine has ama tabii o istikamette bir üstünlük var benim gördüğüm. Yani Beşiktaş’tan Sarıyer’e, Tarabya’ya kadar oralar çok güzel.

Evet.

VTR: Duymaktan en çok hoşlandığınız söz hangisidir?

ADNAN OKTAR: Tutku, aşk.

Evet.

VTR: Hayat bu kadar güzelken yaşaması neden zor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi doğru söylüyorsun ama öyle güzel günler gelecek inşaAllah. Çok rahat olacaksınız. Genç kızların üzerindeki bu baskı kalkacak. Genç kızlara hayatı cehenneme çevirenlerin gücünü inşaAllah, Allah’ın izniyle ellerinden kanunla, hukukla, ilimle, irfanla, sevgiyle alacağız. Kadınlara baskı kalkacak, kadınlara karşı oyun oynayan kalmayacak. Onları üzen, ezen onların rahat yaşamasını engelleyen bütün çalışmalar durdurulacak.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kahvaltıya gelen kuşlar var.

ADNAN OKTAR: Ne kadar güzeller. Allah Allah, ama özel besliyorlardır herhalde. Değil mi? Normalde bulunmuyor böyle bir kuş. Çok nadir yani.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, ellerinizden öpüyorum hasretle hürmetle. Sizden Ümmeti Muhammed, kendi şahsım ve bütün insanlık adına yürekten duanızı bekliyorum ve bütün dualarımız da sizinle. Sizi çok seviyorum, kelimeler kifayetsiz, aşığım size aslanım benim Muhammed Adnan Hocam, yiğidim.

ADNAN OKTAR: Ne şeker, çok tatlılar maşaAllah. Allah cennette kardeş yapsın. En güzel hedef budur. Allah razı olsun hepimizden, Allah cennette kardeş yapsın. O yeterli olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben bir Atatürkçüyüm, Atatürk hakkında çok fazla bilgim var. Fakat sizin de düşüncelerinizi merak ediyorum. O yüzden bana Atatürkçülük hakkında birkaç fikir verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Aslansın sen Allah nurunu artırsın, doğru yoldasın. Atatürk akıllı gerçek dindardı. Kuran’ı okumuş hurafelerle Kuran arasındaki farkı görmüş, Kuran Müslümanlığının kıymetini fark eden değerli bir din alimidir aynı zamanda Atatürk. Yani Kuran’ı üzerinden okuyabilen, araştıran ve her gece Kuran okuyan, alimlerle bu konularda bilgi teatisinde bulunan, Kuran’ı tefsir eden bir alimdi. Kuran’ın Türkçe mealini ilk yaptıran Atatürk’tür. Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’ye. Elmalılı tefsirini o yaptırmıştır. Buhari-i Şerif’i, Sahih-i Buhari’yi tercüme ettiren yine Atatürk’tür. Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurduran -yüz bin cami var yüz binin üzerinde imam var- Atatürk yaptırmıştır. İlahiyat Fakültelerini Atatürk kurdurmuştur. İmam Hatip Liselerini Atatürk açtırmıştır. Binlerce, on binlerce Kuran’ı Anadolu’ya, Kuran-ı Kerim’i bastırıp Anadolu’ya dağıtan Atatürk’tür. Hep kalbinin üzerinde Kuran taşımıştır, hemen her gece hafız efendileri çağırıp Kuran okutmuştur. Birçok kere camide hutbe verip namaz kıldırmıştır. Kimsenin bundan haberi yok ben buna şaşıyorum. Hutbe okurken görüyorlar resmini de namaz kılarken çekilmemiş resmi. Hutbe irat ediyor imam olarak ve topluluğa namaz kıldırıyor Atatürk.  Ama cumada sadece hutbede resim çektikleri için sadece hutbe okudu zannediyorlar. Namaz kıldıran, hutbe okuyan kıraati de gayet güzeldi Atatürk’ün. Mesela bak bunu da hiç anlatmıyorlar. Namazı da tadil-i erkan ile gayet düzgün kılan bir insan ama rakı da içiyordu içki de içiyordu. Söylüyordu, gizlemiyordu. Hatta dediler “Paşam sen içki içiyorsun biz kapatalım buraları” dediler paravanla “Yok” dedi “benim milletten gizleyecek bir şeyim yok. Atatürk Orman Çiftliği’ni açın” dedi her yeri açtırttı “görsün vatandaş” dedi herkes gördü içki içtiğini “ben içiyorum” dedi. Dinden çıkmaz, günaha girmiş olur. Nur gibi Müslümandı gayet de aklı başında İttihat-ı İslam’ı savunan, Türk- İslam Birliği’ni savunan yiğit muhteşem bir insandı. Allah gani gani rahmet etsin. Onun hakkında uğraşmaya kalkan cücelere gelince bak çok akılsızlık yapıyorsunuz tabir-i caizse belanızı arıyorsunuz, aptallığı ahmaklığı bırakın Atatürk ile uğraşmayı bırakın çapınız da yetmez aklınız da yetmez. O fındık kafanızla, o densiz kafanızla münasebetsizlik yapmaya kalkıyorsunuz -ben farkındayım ne yapmaya kalktığınızın- altında kalır ezilirsiniz. Densizliği bırakın. Tertemiz sahabe Müslümanıdır Atatürk. Mümin ve muttaki bir insandır. Son sözü de “Selam” demiştir. Kim ona selam verdi de o “Selam” dedi bilin bakayım. Kimse ona “Selam” demedi yine “Selam” diyor. Cebrail (as) var yanında, Azrail (as) var. Geldi mi Azrail (as) ne der? “Selam” diyor. Selam ile geldiyse nedir? Cennettir onun yeri. Azrail (as) “Selam” ile geldiyse o adam cennete gidecek demektir o insan. “Selam” diyor o da “Selam” diye cevap verdi o kadar son sözü o. “Selam” dedi gözlerini kapattı.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Atatürk’ün vefatından önceki son konuşması var, Adnan Bey. “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (sav)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim, şu söz bile onun ne kadar açık sarih, samimi bir Müslüman olduğunu göstermek için bol bol yeterli.

Cüce derken kısa boylu anlamında değil. Cüce olmak cennet alametidir. Çünkü onun imtihanı daha ağırdır. Cüce olmak bir şereftir, küçük düşürücü bir şey değil. Dünyada cüce olan ahirette yüce olur. Öyle bir şey olmaz inşaAllah tabii mümin muttaki ise. Bunlar akıl cücesi, mantık cücesi. Sakın oyun oynamaya kalkmasınlar kulağıma haberleri geliyor. Densizlik yapmaya kalkmasınlar.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Atatürk döneminde Milli Eğitim Bakanı’nın getirdiği ateist fikirler işleyen bir kitabın okullarda okutulmak istenmesinden dolayı şiddetle bakanı eleştirmiş ve kitabın yazarı olan öğretmenin de meslekten uzaklaştırılmasını istemiştir, Atatürk.

ADNAN OKTAR: Tabii. Dinsizlere hiç tahammülü yoktu rahmetlinin. “İçki içiyordu” diyor. Sana ne içki içiyorsa?

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün dua ederken resimleri var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Memleket böyle delikanlı görmedi, böyle yiğit görmedi.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’e ait Kuran, Atatürk’e ait tesbih.

ADNAN OKTAR: Bir tek bu değil Kuran’ı. Eksik bu. Bir de büyük, bir karış olan Kuran’ı var. Küçük cep Kuran’ı. O da var ayrı, yayınlamamış onu. O ayrı. İki tane Kuran’ı var.

Evet.

OKTAR BABUNA: Atatürk’e Fransız gazetesinin röportajında, gazeteci devrimlerinin din karşıtı olduğu şeklinde bir yorum yapınca bu yorumu reddedip; “Türk milleti daha dindar olmalıdır. Bütün sadeliğiyle daha dindar olmalıdır demek istiyorum” diye savunmuştur.

ADNAN OKTAR: Helal olsun yiğidimize. Atatürk bir de süper yakışıklı delikanlıydı yani acayip yakışıklı. Yamuk yumuk tipler kıskandılar, haset ettiler. Onun zekasının binde biri onlarda yok. Dangul dungul böyle o zamanki yobaz takımı öfkelerinden ne diyeceğini şaşırmışlardı, kudurmuşlardı. Hiçbir sözleri geçerli değil. Çakı gibi yani bütün Türk gençliği Atatürk’ü çok sever. Hiç tedirgin olmaya da gerek yok. Üç-beş tane kendini bilmez münasebetsizin sözü önemli değil. Onlar haddini bilmiyor, gücünün de farkında değiller. Ama bak erkenden uyarıyorum. Sakın densizlik yapmasınlar. Kanunla-hukukla tepelerini darmadağın ederiz. Yani çok özür dilerim de dangalaklıklarının alemi yok. Haberleri hep kulağıma geliyor. Yani hiç boşa hazırlık yapmasınlar.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışında da yeşil çuha üzerinde Arapça kelime-i tevhid yazılı Sancak-ı Şerif çıkarılmıştı. Yeşil örtü bulunan bir rahlede Kuran-ı Kerim ve Sakal-ı Şerif taşınmıştı. Yol boyunca devamlı tekbirler getirilmiştir. Meclisin kapısında asılı olan iki bayraktan biri bugünkü bildiğimiz Türk bayrağı diğeri ise üzerinde kelime-i tevhid yazan bayraktı. Mecliste herkes yerini aldıktan sonra hocaların bir kısmı hep bir ağızdan dua ve ayetler okurken bir kısmı da Buhar-i Şerif kıraatinde bulunmuşlardı. Bu arada Hacı Bayram Veli Türbesi’nden alınan sancak ve rahle üzerinde getirilen Kuran-ı Kerim ile Peygamber Efendimiz (sav)’in Sakal-ı Şerif’i de kürsüye konmuştur.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdiye kadar iki kere Sancak-ı Şerif açıldı. Üçüncü kere de Mehdi (as) zamanında açılacak inşaAllah. Yıkılacak ortalık heyecandan. Sancak-ı Şerif açıldı mı konu bitti demektir. Yani ikinci bir yol yok. Üstüne bir de Hırka-ı Şerif eklenecek. Üstüne de Seyf-i Şerif -Resulullah (sav)’in kılıcı- görülmemiş bir olay. İmam Mehdi (as)’nin inşaAllah kalp hizasına Seyf-i Şerif’i asacağız, Hırka-ı Şerif’i giydireceğiz. Sancak-ı Şerif’i de sağ eline Allah’ın izniyle. Bak o zaman ümmet ne oluyor? Yıkılacak ortalık yıkılacak böyle coşkudan, heyecandan. İslam alemi böyle bir ayağa kalkacak bir oturacak, bir ayağa kalkacak bir oturacak yani.

Çingenelik bir güzelliktir. Çingene demek nur demektir, üstünlük demektir. Müzik dedin mi çingene aklına gelecek. Sanatın üstadı çingene kardeşlerimdir. Çingene çok dostlarım var. Onlar nur gibi, Türkiye’nin güzelliği. “Çingene deme” diyor. Çingene, çingene, şereftir çingenelik, güzelliktir. Sanatın üstadıdır. Ondan sonra “Roman da demeyeceksin” diyor. Niye? “Hakaret gibi” diyor. Kafanı mı yedin sen? Sen nesin? Sen Allah’ın kulu değil misin? O da Allah’ın kulu. İsim mi fark ediyor yani? Bir de çingene demek zaten sanatçı demektir. Çigan; çingene, güzellik demektir.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Atatürk’ün Kuran’ı öven sözlerinden vardı. Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulus aktarıyor; “Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok etkisinde kalırdı. Ve derdi ki: ‘Ey Büyük Allah’ım, Kuran’a inanmayan kafirdir. Bize nasıl yol gösteriyor? Kuran’ı tüm dünyaya okutmalıyız’ derdi. Sonra o an yanındaki bizlere: ‘Okurken ruhum coşuyor. Size de oluyor mu?’ diye sorardı.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim memleket böyle kibar delikanlı, böyle yiğit delikanlı görmedi. Osmanlı döneminin en kibar delikanlısıydı, en klas ve en görgülü delikanlı. Abdülaziz bir, Atatürk iki. Bunlar sanat insanı, kalite insanı. Atatürk deyince aklına kalite gelecek. Şu konuşmanın güzelliğine bak ya şu İran Şahıyla Şeyh-in Şah’la konuşmaları nezaket, kibarlık efendim tam salon delikanlısı.

OKTAR BABUNA: Bir de siz hep vurguluyorsunuz hem Darwinizm’e hem komünizme karşı. “Komünizm ezilmelidir her görüldüğü yerde” diyor.

ADNAN OKTAR: Bak diyor “Beyler” diyor “şurası unutulmamalıdır ki Türklük aleminin en büyük düşmanı komünistliktir” diyor. “Behemal her görüldüğü yerde ezilmelidir” diyor. Bizim Kurtuluş Lisesi’nin önündeydi komünistler onu kurşunladılar cam çerçeveyi aşağı indirdiler. Bizim okulun önüne asılmıştı. Hemen bir hafta sonra yeniden yaptık gayet mükemmel yeniden hizmete girdi. Komünistler kudurmuşlardı. Orada bir ülkücüyü dövmüşlerdi hatırlarım canım benim bayağı canı yanmıştı çocuğun çok zor durumda kalmıştı. O zamanda ülkücüler çok acı çile çekti. Gençler hiç bilmez bu yeni nesil. Eski kabadayılar eski ülkücüler bilirler. O nesil şu an orta yaşta ve ileri yaştalar ama işte çok iyi bir kadro oluştu o dönemden kalma. O çileyi çeken, o devrin zorluklarını çeken kabadayılar şu an Türkiye’nin her yerindeler. Onların yetiştirdiği talebeleri de mükemmel. Özel harekatı gördün mü aslanları? Bir daha göster bakayım hepsi ülkücü hepsi. FETÖ’cü TETÖ’cü falan kalmadı memlekette.

Özel harekatta da polise de palabıyık olayı yakışır onu bir sağlama alalım. Askere de Güneydoğu’da çarpışan asker için bıyık serbestisi olsun. Ta kulak altına kadar bıraksın. Hz. Ali (ra)’nin bıyıkları pos bıyıktı savaş döneminde. Hani şöyle badem bıyık falan öyle bir şey yoktu. Pos bıyıklı ta kulaklarının altına kadardı Hz. Ali (ra)’nin bıyıkları. Gören şöyle bir titriyordu. Hz. Ömer (ra)’in de öyle pos bıyıklıydı bıyıkları savaş döneminde hep öyleydi. Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Onun için aslanların yine bıyıklarında bu sünnete ittibada güzellik var. Kulak altına kadar yine o eski bıyıklarını bıraktırtalım, yakışır. Değil mi özel harekata baktın mı böyle? Kabadayının şanındandır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün konuşmasını görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şu kibarlığa, şu delikanlılığa bak, şu salon delikanlısına bak, şu güzelliğe bak. Nerede var böyle delikanlı bu zamanda değil mi? Çok küçük bir pasaj yani bu kibarlığından, nezaketinden. Bütün toplantıları güzel, bütün sohbetleri güzel, yemekleri güzel. Şahane delikanlıydı ama kıymetini bilemediler. Oturdular o daracık odada onu yaşattılar rahmetliyi. Ben olacaktım da o da orada yaşayacaktı. Kardeşim nemli, soğuk yere niye götürüyorsunuz? Bu ne sorumluluk, bu ne ferahlık? Geçenlerde açtılar odasını kinin kutuları dolu kilo hesabıyla Allah’tan korkun. O soğuk nemli yere niye koyuyorsunuz başka yer bulamadınız mı? Götür Ankara’ya Atatürk Orman Çiftliği’nin orada güzel yeri var. Orada güzel bir köşk var zaten köşk de var. Köşkte yaşat. Çünkü iklimi güzel iyi yani. Orası nemli buz gibi soğuk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Atatürk’ün Atatürk İlkokulu’na armağan ettiği Kuran-ı Kerim’in fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Şu imzanın güzelliğine bak yaklaştır. Padişah tuğrası gibi değil mi? Çok şahane imzası.

Soru sor soru.

VTR: Kızlar neden erkeklere güvenmez?

ADNAN OKTAR: Bir kısmı çok fazla yalan söylüyor, genç kızlara oyun oynuyorlar, samimi sevmiyorlar. Etine kemiğine bir heves duyuyor. Onun insan olarak derinliğini, onun imanını, aklını, ona şefkat merhametle yaklaşması gerekirken ondan istifade etmek mantığıyla yaklaşıyor. Dolayısıyla çirkin bir durum meydana geliyor, bunlar yakışıksız. Doğrusu; Allah’ın tecellisi olarak görüp, şefkat duyup sevmek o sevgiyi Allah’tan istemek ve onun onurunu, şerefini, namusunu ölümü pahasına korumak. Sen onu değersiz hale getirirsen ne anlamı kalır o genç kızın? O asaletiyle güzel, sen asaletini mahvediyorsun. Oyun oynuyor utanmıyor da onu yapmaya sanki zafer kazanmış gibi. Onun onurunu kırarsan onu ne hale getirmiş oluyorsun?

Evet, dinliyorum.

VTR: Katar krizi neden çıktı?

ADNAN OKTAR: Katar krizi İngiliz derin devletinin bir oyunu. Suudi Arabistan’ı ekonomik yönden çökertmek istediler, Katar’ı çökertmek istediler, Birleşik Arap Emirlikleri’ni çökertmek istediler. Petrolün fiyatını üçte bire düşürdüler. Çünkü bu ülkelerin başka hiçbir geliri yok üçte bir gelirle şu an geçiniyorlar. Birbirleriyle de savaştırıp birbirlerini yok ettirip oralara el koymak istiyorlar. Ne yapacaklar? “Ya” diyecekler “bak Katar ile Suudi Arabistan savaştı. Biz araya girelim bunları yatıştıralım.” Asker çıkaracak diyecek “Bak sizi korumak için biz bu kadar bombardıman yaptık. Suudi Arabistan’ı bombaladık, Katar’ı da bombaladık verin bizim bomba paralarını, verin bizim uçak paralarını.” Dolayısıyla mesela otuz yıllık petrolüne el koyacak, kırk yıllık petrolüne el koyacak Irak’a ve Suriye’ye yaptıkları gibi. Şimdi Irak’ın da Suriye’nin de petrollerine el koydular. “Çünkü biz bu kadar bombardıman yaptık, masraf yaptık verin bizim parayı” diyorlar. Petrol fiyatlarını da üçte bire düşürdüler ya Irak oluk oluk para ödüyor bir türlü ödeyemiyor. Yağmur gibi bütün petrolünü veriyor yine ödeyemiyor. İngiliz derin devletinin bir oyunu bu.

Şimdi kısa bir ara verelim, ilim irfan arası. Ama o arada çok faydalı programlar sunalım. Şu gelenekçilerin başörtüsü konusunu bir açıklayalım, anlatalım. Ümmeti Muhammed başörtüsü diye bir konunun olmadığını görsün. Çarşaf vardır çarşaf -celabibi hum- baştan sona kadar örtmek. Başörtüsü diye bir hüküm yok Kuran’da onu görelim.

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarla yayınımız devam ediyor. 

Masaüstü Görünümü