Harun Yahya

Sohbetler (6 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Siz de hoş geldiniz. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gaziler Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde tedavi gören 15 Temmuz gazilerini ziyaret etti. Gaziler Cumhurbaşkanımızı görünce çok sevindiler. Sayın Erdoğan hepsiyle tek tek ilgilendi. Gazilerin ellerini sevdi, sarıldı. “Sizi bize bağışlayana Allah’a hamdolsun” dedi ve hepsine sevgi gösterdi. Görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Yalnız biz gazilerimize yurdun çeşitli yerlerinde büyük tesisler yapabiliriz dinlenmeleri için. Ailelerine. Mesela Bolu’da olur. Bolu’nun havası güzel. Ankara Kızılcahamam’da olabilir. Böyle on bin metrekare, on beş bin metrekare alan üstüne geniş tesisler değil mi? Hep gaziler orada olsunlar. Halka da açık olsun halk da yani gazileri tebrik etmek isteyenler, onlara hürmetlerini ifade etmek isteyenler. Ama tabii oraya boş gidilmemesi şartıyla. Öyle bir şey yapalım. Hükümete de dilekçeyle başvuralım. Ankara Kızılcahamam, Bolu Abant’ta çok iyi olur. Yine birkaç yerde daha olabilir. Antalya çok sıcak Antalya değil de. Karadeniz’de olabilir bir de. Karadeniz güzel böyle Hemşin, Çamlıhemşin. Oralar yeşillik güzel yerler böyle büyük tesisler hepsini ağırlayalım. Çünkü vatanın sorumluluğunu üstlerine almışlar. Allah için gazi olmuşlar çok büyük olay. Herkes bu konuda yükümlülük, sorumluluk sahibi. Hepimiz sahip çıkmakla mükellefiz. Ailelerine de kendilerine de. Hiç unutmamamız gerekiyor. Allah ömürlerini uzun etsin. Mesela o mavi tişörtlü yiğidimiz emniyet müdürlerimizden. FETÖ özellikle şehit etmek için uğraşmıştı. Kabadayının şahıdır o. İnşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İçişleri Bakanlığı Suriyeli kardeşlerimize yönelik saldırılarla ilgili bir açıklama yaptı Adnan Bey. “Suriyeli misafirlerimizle gerek kendi aralarında gerekse vatandaşlarımızla zaman zaman yaşanan gerginlikler son günlerde çarpıtılarak abartılarak toplum içinde infial yaratacak bir dille aktarılıyor.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi konuyu uzatmaya gerek yok. Suriyeli kardeşlerimizin aleyhine konuşma yapanların hepsine kanuni takibat yapılsın. Hepsi kamuoyuna gösterilsin bu adamların. Bunların büyük bölümü FETÖ’cü. Büyük bölümü PKK’lı. Büyük bölümü vatan haini, büyük bölümü satılmış, büyük bölümü de ahlaksız, büyük bölümü psikopat, büyük bölümü de cins adamlar. Bir kısmı da cahil adamlar. Bir kısmı da her türlü yola gelen, her türlü yönlendirmeye gidecek tipler. Dolayısıyla bunlarla en güzel kanunla baş edilir. Beş bin kişi beş binine de dava açmak lazım. İnternetten tespit edip ve kamuoyunun önüne çıkartmak lazım bunları televizyona. Millet görsün. Suriyeli kardeşlerimize laf istemiyoruz bu kadar. Onlar bizim vatandaşımız, kardeşimiz, dostumuz, baş tacımız. Yok plajda beş kişi laf attı diyor. Suriyeli kardeşlerimizin suç işleme oranı Türkiye geneline göre, onların üç milyon olduğunu düşündüğümüzde hesap ettiğimizde seksen üç milyona göre oranlandığında yüzde bir suç işleme oranları yüzde bir. Münasebetsizliği bıraksınlar. FETÖ ortalığı karıştırmak için kendince oyun oynuyor. Biz Suriyeli kardeşlerimizi seviyoruz. Ne yaparsanız yapın bu değişmez. Ahlaksızlık yapmaya kalkarsanız da kafanızı ezeriz. Kanunla hukukla kafanızı ezeriz bu kadar. Densizlik istemiyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bu yılın ilk altı ayında iki yüz dört kadın erkekler tarafından öldürüldü. Sadece geçen ay Türkiye’de otuz beş kadın öldürüldü. Bu kadınları öldürenlerin yüzde yirmisi eşleri. Yüze on dördü erkek arkadaşları, yüzde on dördü akrabası, yüzde altısı oğlu, yüzde üçü babası, yüzde üçü eski kocası. Yani öldürenlerin tümü kadınların ailesinden olan erkekler.

ADNAN OKTAR: Şimdi şöyle de olabilir illerde, ilçelerde eşi tarafından tehdit gören kadınlar internette bir liste yer yapalım, bir site burada fotoğraflarını yayınlasınlar adreslerini de versinler. Ben falanca adreste oturuyorum bu adam da beni tehdit ediyor diye, adamın da resmini koysunlar. Adamın da adresini de versinler. Ve vatandaşlardan da koruma talep etsinler. Vatandaştan da destek istesinler. Hep polis, hem jandarma, hem de vatandaş desteği. Mesela mahallesinde bir hanım eşinde ayrılmış kadını tehdit ediyor. Mahallenin kabadayıları yok mu? Onlar bu işle ilgilensin. Hanım mesela dışarı çıktığında eşi gelirse adam, hanım ya bağırarak veyahut telefonla bildirsin mahallenin kabadayıları, delikanlıları gelsin adamı uzaklaştırsınlar. Tehdit ediyorsa orada zabıt tutsunlar karakola teslim etsinler. Eşini koruma altına alsın. Eşinin önüne geçerler hiçbir şey yapamaz. Eğer kudurgun hareketler de yaparsa ona göre de karşılığı verilir kanunla hukukla. Delikanlılara kabadayılara çok iş düşüyor bu konuda. Hukukla kanunla gereğini yapmak lazım. Onların boynuna bir vecibe. Başkasının kızı, karısı, annesi bana ne denemez bu çok büyük bir ahlaksızlık olur. O da senin annen, o da senin kardeşin. Sen bir delikanlı olarak onu korumakla mükellefsin olmaz öyle şey. Değil mi? Allah sana imkan vermiş, güç kuvvet vermiş. Bir genç kızı yalnız bırakmak, korumasız bırakmak korunmayı istediği halde korumamak zulümdür. Ahlaka sığmaz, vicdana sığmaz. O adam göğsünü gere gere gezemez öyle bir adam.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Din adına televizyonlarda konuşan hocalar sürekli kadınların aleyhine fetvalar veriyorlar. Nurettin Yıldız birkaç gün önce yine kadınlar hakkında “dövün” fetvası verdi. “Yuvaların dağılmaması için kadıların dövülmesi gerekir yeter ki kol kırılsın yen içinde kalsın” dedi. Yine birkaç gün önce Yeni Akit Yazarı İlhan Oral erkekler arasında homoseksüelliğin yaygınlaşmasını kadınların süslenip aşırı şirin görünmeye çalışarak kendi değerlerini düşürmelerine bağladı. Cübbeli Ahmet de kadınlara yönelik, “Akıllı kadın kocana iyi davran ki o da sana iyi davransın. Herifi raydan atlatma sopayı yiyeceksin ondan sonra geleceksin hoca efendi böyle oldu şöyle oldu” şeklinde açıklama yaptı. Ömer Tuğrul İnançer de bir süre önce hamile kadınların sokakta dolaşmasını ahlaksızlık olarak yorumlamış “Böyle karınla sokakta dolaşılmaz, bu terbiyesizlik” açıklaması yapmıştı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu adamları bilmiyorum da genellikle gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde İngiliz derin devletinin emrinde olan alçaklar var. Çok az bir paraya dinini, imanını, kendini satıyor. Köpek gibi yönleniyorlar. Bu kişiler için demiyorum genelde böyle tipler var. Bunlar kadın düşmanlığıyla homoseksüelliği geliştirmek istiyorlar ve birçoğu da homoseksüel bu hocaların. Şimdi görünmüyor ama bunlar gerçekten homoseksüel. Hatta bir tanesi demişti “film çıkacak yakında” demişti “homoseksüel ilişki filmi” dedi. “Sakın inanmayın ha” dedi. Adam homoseksüel. Homoseksüelliği işte bu tarzda yayıyorlar. Kadın düşmanlığıyla, kadın nefretiyle, kadınların güzel bakımlı olmasını engelleyerek, kadın dekoltesini engelleyerek. Kadının makyajlı olmasını engelleyerek. Çünkü çekici bir kadın, güzel bir kadın homoseksüelliği ortadan kaldırır. Peygamber Hz. Lut (as) ne diyor? “Bakın benim kızlarım var” diyor “güzel, bakımlı, temiz. Gelin onlarla helaliyle ilişkiye girin” diyor.  “Ama homoseksüellik yapmayın” diyor. Demek ki güzel kadın, cazibeli kadın homoseksüelliğe karşı set. Peygamber söylüyor o setti açıklıyor. Homoseksüelliğin çözümü olarak onu gösteriyor. “Benim güzel kızlarım var” diyor. “Gelin onlarla helaliyle ilişkiye girin homoseksüellik yapmayın” diyor. Homoseksüelliğin ilacı bakımlı, güzel, cazibeli kadınlardır. Çünkü o zaman erkeklerin kafasında kadın yücelir. Değerli olduğu, tutkuyla sevileceği, aşkla sevileceği düşüncesi hakim olur. Ondan sonra böyle bir ahlaksızlığa, vicdansızlığa, zulme eğilim göstermezler. Kadınları erkeklere itici gösteriyorlar. Her tarafını örtüyor, makyaj yaptırmıyor, bakımsız, kirli, parfüm yok. Ben aşağılamak kastıyla söylemiyorum ama gerçekten böyle. En nezaketli şekliyle söylüyorum. Ter kokan, eli yüzü tüylü, kaşları birbirine girmiş bakımsız. Adam zaten onu diyor öyle kadınlar olmazı lazım diyor bak dikkat ederseniz. İşte öyle kadın olduğunda homoseksüellik yayılıyor. Bakımlı kadının olduğu, güzel kadının olduğu hiçbir toplumda homoseksüellik yayılmaz. Güzel huy, güzel ahlak hakimse, Darwinist materyalist düşünce yoksa, Darwinizm materyalizm yerle birse, Allah sevgisi, Allah korkusu hakimse, kadınlar bakımlı ve güzelse, kadınlar kadına benziyorsa, erkekler de erkeğe benziyorsa orada homoseksüellik yayılmaz. Kadınları çirkinleştirerek homoseksüelliği geliştiriyorlar, homoseksüelleri süslüyorlar. Homoseksüellere makyajı teşvik ediyorlar. Homoseksüellerde dekolteyi teşvik ediyorlar. Her tarafları açık görüyorsunuz homoseksüellerin. Rengarenk boyuyorlar. Kendilerine göre işte kadının da üstünde süslendiklerini düşünüyorlar ki tiksinti verici görüntüleri birçoğunun. Eylemin kendi tiksinti verici zaten Kuran’a göre. Dolayısıyla homoseksüellik propagandasında kadın makyajını yasaklayıp homoseksüel makyajını teşvik ediyorlar. Kadın dekoltesini yasaklıyorlar homoseksüel dekoltesini teşvik ediyorlar. Sokağa bakın çılgınca homoseksüel dekoltesi teşvik ediliyor. Homoseksüellerin dekolte giyinmesini isteyenlere bakın kadınların dekolte giyinmesine şiddetle karşılar.

“Adnan Bey yaşlanmamanızın sırrı nedir, açıklar mısınız” diyor Tuğçe. Yaşlanmamanın sırrı imandır. Allah’ı çok sevmektir, Allah’tan çok korkmaktır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan başlattığı yürüyüş yirmi birinci gününe girdi. İstanbul’da sonlandırılacak yürüyüş İngiliz yayın kuruluşu BBC tarafından büyük bir toplum hareketi olarak gösterilmeye çalışılıyor. 2013 yılında çıkarılan Gezi Parkı olayları sırasında eylemcilerin arasına katılarak alandan canlı yayınlar yapan İngiliz Mark Lowen da Adalet Yürüyüşü’ne katıldı. İngiliz muhabire konuşan CHP İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke ise bu yürüyüşün Gezi Parkı olaylarının devamı olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Olmamış yani çok riskli bir ifade. Aman sakın bütün Türk milletini karşılarına alırlar. Öyle değil. Ne diyorsun? Adaletin güçlenmesini istiyorum diyorsun. Normal her zaman adalet biraz defoludur dünyanın her yerinde adalette biraz defo vardır, eksiklik yanlışlık vardır. Teşvik edilmesi lazım adalete insanlar. İşte daha adalet olsun daha çok adalet olsun diyebilir. Biz o anlamda diyoruz yani Gezi’nin devamı dersen bütün Türk milletini karşına alırsın ve destekçin de olmaz. Daha önce de hataları olmuştu Hanımefendi’nin yanlış çıkışları olmuştu. Daha önceki öbür hanımefendi de aynı hataları işlemişti ve CHP’ye bu ifadeler zarar verir. Sayın Kılıçdaroğlu’nun böyle bir ifadesi olsa tamam. Kılıçdaroğlu’nun yaptığı samimi bir hareketi sen çok riskli bir harekete çevirmiş oluyorsun. Ne demek Gezi’nin devamı? O zaman yeniden başlat Gezi’yi o anlamamı getiriyorsun? Taksim’e pankart astılar “komünist idare istiyoruz” dediler. Cumhuriyet Halk Partisi milliyetçi bir parti olduğu için biz beğenip seviyoruz. Gezi’yle ilgili fotoğraflar var mı anneye bir gösterelim? Kardeşim bak Gezi’de yapılanlar bunlar. Bunun neyini takdir ediyorsun? Bunun devamı diyorsun. Oluyor mu bu? Sen kıymetli bir insansın, kibar bir insansın, değerli bir insansın. Sen bunun devamı diyorsun bunun devamı denir mi şu rezaletin?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son günlerde CHP’nin yürüyüşüne HDP’liler de destek çağrısı yaptı ve beraber yürümeye başladılar. Sayın Devlet Bahçeli bu duruma Twitter hesabından tepki gösteren bir açıklama yaptı. Ayrıca AK Parti’ye yakın Ülkücüler İstanbul’a gelindiğinde bir saldırı düzenleyecekler iddiasına da yanıt verdi. “CHP’nin karanlığa doğru adım atmasına PKK destek vermektedir. FETÖ omuz vermektedir. Türk düşmanları el vermektedir. Millet ise yoktur, Ülkücüleri provokasyonla bir ve aynı kümede yorumlamak ise bir defa akıl dışılık, ahlaki eksiklik, art niyetlilik, sakat ve sorunlu bir iddiadır. Bu çürük iddia ise içeriğini ispatlayacak seviyede asla değildir. Ülkücünün sokakta, yolda işi yoktur, boşa harcayacak vakti hiç yoktur. CHP lideri provokasyon arıyorsa provokatör görmeyi umuyorsa şöyle bir etrafını kolaçan etmeli yan yana yürüdüğü nursuzlara odaklanmalıdır.”

ADNAN OKTAR: CHP tabii kendi hareketi olarak biliniyordu yani bu yeni ilave olmadı bu. Biz CHP hareketi olarak kabul ediyorduk. Ve makul görüyorduk ama şu an olayın rengi şekli bir acayibe doğru gitmeye başladı. Yakışıksız oldu bu, gereksiz oldu. HDP yapıyorsa ayrı kendi yapar. HDP’yi CHP’nin içerisine katmanın kokteyl yapmanın alemi ne? Mantığı ne? Bak CHP’nin iktidar olmasını biz istiyoruz ama böyle olmaz, milletin manevi değerlerine sahip çıkarak olur. Bu bir CHP hareketi olarak başlayıp bitmesi gerekiyordu. CHP temiz bir parti CHP’ye kir bulaşmasın biz bunu istemiyoruz. Milleti rencide etmenin alemi yok. Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi’nin kontrolünden çıkıyor gibi görünüyor bu hareket. O zaman bu bizi rahatsız eder bu doğru bir şey değil. Millet himayesi var şu an bir anlamda. Demokrasi istiyor, adalet istiyor bu makul. Ama sen ne yapıyorsun? Bir partiyi daha yapıştırdın. Bir kokteyl olmuş oldu. Bu neyin gösterisi oldu o zaman? CHP’nin adalet istemesi bambaşka bir çizgiye gitti. Arkasından da diyor ki Gezi’nin devamı diyor. Şimdi ne istiyorsun o zaman? Ne yapılmasını istiyorsun? Nereye getirmek istiyorsun işi? Bu bu kadarla kalsın yakışık almıyor bu üslup. Kemal Kılıçdaroğlu kibar nezaketli bir üslup kullandı “biz başlatıp orada bitireceğiz” dedi. Tek ifadesi var “Adalet” tamam. “Bir provokasyon da olursa alkışlayarak karşılık verin” diyor bu da nezaketle.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli ayrıca Suriyeliler konusunda şunları söyledi Adnan Bey; “Suriyeli mültecilere yönelik kışkırtmalara kontrolsüz eylem ve tertiplere herkesin dikkat edip uyanık davranmasını bilhassa temenni ediyorum. Softa alaturka, züppe alafranga mantığından çok çektik. İhtiyacımız olan milli ruh, milli duruş, milli şuurdur. Kavuşma ve kaynaşmadır.”

ADNAN OKTAR: Bu mübarek insan ne kadar güzel konuşuyor ben hayret ediyorum. Her konuşması güzel. Şu üslubun güzelliğine bak kalıp gibi. Ben entel dantel züppelerden bahsediyorum ya her zaman. Onu çok güzel bir Osmanlıcayla süsleyerek kalıp gibi oturtturmuş. Nefis konuşmuş. Ağzına, diline sağlık bayağı yakışmış.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir kedi hangi bardağın altında top olduğunu her seferinde buluyor.

ADNAN OKTAR: Hayret ama dikkatini bile vermiyor. Çok şeker hayvan, maşaAllah. Dünya şartları mesela insan bunu çok öpmek istiyor. Ağzını burnunu her tarafını öperim ama leş gibi herif, insan öpemiyor da bunları. Mesela bizim Sarman da bana sürekli trip atıyor. Hem yanıma geliyor, hem kendini sevdirmek istiyor, bir de küskünlüğü de var. Bir garip, çok fazla ilgi göstermemi istiyor. Kardeşim sabahtan akşama kadar ben seninle nasıl ilgileneyim? Hanımı da şimdi bir şeyler yapmaya başladı gelip. Yine hamile o, hanımefendi. Daha yeni çocuklarını yetiştirdik, okula kaydettirdik falan. Baktı devlet maşaAllah ilgileniyor, bir daha. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir kedi vardı. Kapıyı açmayı başarıyor.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, aferin. Ama gösterirlerse yapabilir. Ama benim kedim hiç göstermeden yapmıştı, ben çok şaşırmıştım ona. Büfenin üzerine çıkmıştı, patisini uzattı kapının koluna bastırdı, küt diye açtı, çıktı. Demek ki daha önce de yapıyormuş onu. Ne zaman öğrendiğini de bilmiyorum. Çok akıllı hayvandı. Hep Allah öyle akıllı kedileri nasip ediyor. Mesela bu Sarman da öyle, ben böyle deli bir kedi görmedim, hem deli, hem çok akıllı, değişik bir şey yani. Konu komşunun da bahçesine gidiyor, milleti de ziyaret ediyor, geziyor.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye Satranç Federasyonu’nca bir otelde şehit ailelerinin çocuklarına yönelik satranç eğitim projesi düzenlendi. Bu organizasyonun açılışını da Cumhurbaşkanı’nın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi yaptı. Sayın Emine Erdoğan’ın satranç organizasyonunun fikir annesi olduğu ve öncülük ettiği de öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Şehit ailelerine, gazi ailelerine köy yapalım, tatil köyleri. Tatil köyü, uçsuz bucaksız, mesela yaylalık yerlerde de olur. Var ya ahşaptan, köy evleri gibi, bin ev, iki bin ev orada yaşasınlar. Ağırlayalım. Mesela insanlar oraya ziyarete de gitsin. Gönüllerini alsınlar ama tabii “ben geldim” gibisinden değil de, oraya yiyecek getirenler olsun, halı, kilim getirenler olsun, o ailelere hediye getirenler olsun. Öyle bir şey yapalım. Yani beni, o rahatlatır çünkü şehit, gazi ailelerinin çok ilgilenilmesi insanı psikolojik olarak rahatlatan bir şey. İlgilenilmemesi de beni çok sıkıyor, rahatsız ediyor. Çünkü her şeyini vermiş kardeşim. Can aziz, canını vermiş, çocuğunu vermiş. Sen, evinde düğün, bayramın peşindesin, işinde gücündesin. Vurulmuş bak, konuşamıyor, kolu kopmuş, bacağı kopmuş evinden çıkamıyor. Niye evinde dursun? Mesela püfür püfür sen yaylada güzel evinde oturuyorsun. Onlar gitsinler. Ben tatile gideceğime, onlar gitsin. Çünkü benim kolum, bacağım kopmamış. Onun kolu bacağı kopmuş. Kolay iş değil ki bu, kolu bacağı kopmuş olarak evde oturmak. Niye otursunlar? Ormanlık çok geniş yerlerimiz var. Çok güzel bir arazi üzerine iki bin ev, üç bin konutluk ferah, böyle bahçeli köy evleri yapalım Osmanlı tipi. Kardeşlerimiz gelsinler, yazın mesela orada kalsın, dinlensin, canı istediğinde yine gitsinler. Onlara bir değişiklik, güzellik olur. Evlerinde oturması beni rahatsız ediyor. Kardeşim ayağı kopmuş, akşama kadar evinde oturuyor, şimdi bu rahatlatıcı bir şey mi? Kimsenin de gidip geldiği yok. Bu kızdırıcı, bu beni rahatsız ediyor. Böyle olmaz. Gidip, göreceğiz, elini öpeceğiz, tebrik edeceğiz. Onların mesela bir yardım kutusu olur. Oraya bin lira atacağız, iki bin lira atacağız, orada para toplanacak. Onunla mesela koyun getirip keseceksin yiyecek, içecekler. Oraya fasıl getirip eğlendireceksin, hoşlarına gidecek. Hafız efendiler gelsin, Kuran okusunlar. Değil mi? Güzel bir ortam yapalım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kediyi sahiplenmiş bir köpek var.

ADNAN OKTAR: Kediyi tabii Allah koruyor ama hayvan kendini kontrol edemeyebilir, çok iri köpek. Bu kediler de çok küçük. Dişi batar bilmem ne falan, bir şey olabilir. Hayvanın bir yerini yakalar, birden boş bulunur ısırır falan, bence riske sokmamak lazım hayvanları.

Kadın dekoltesi homoseksüelliğe karşı bir yöntemdir. Güzel kadınların olduğu toplumda homoseksüellik gelişmez. Bakımlı kadınların, kaliteli, akıllı kadınların olduğu toplumda homoseksüellik gelişmez. Bakımsız, pejmürde, çökmüş, içine kapanmış kadınların olduğu toplumda homoseksüellik gelişiyor. Hz. Lut (as) Peygamber zamanında, Hz. Lut (as) kızlarını çözüm olarak gösteriyor homoseksüelliğe karşı. Güzel kadın, bakımlı kadın, temiz kadın homoseksüelliğin çözümüdür.  Toplumda bakımlı, güzel kadınlar olunca erkekler onlarla evlenmek için can atarlar. Yani onu bir nimet olarak görür. Adam kadınla evlenmek istemiyor, nefret ediyor kadından. Dövmek veya öldürmek istiyor. Kadını yüce hale getirmek, üstün hale getirmek, asil, mübarek bir varlık olarak sunmak, büyük bir ideal haline getirmek homoseksüelliğin çözümüdür. Bir genç güzel bir kadınla evlenebilmek için can atacak. Eski romanlara, hikâyelere bakın. Bir genç kıza kavuşabilmek için adam, ne yapacağını şaşırırdı eskiden. Şimdi kadın düşmanlığı teşvik ediliyor. Cayır cayır habire kadın şehit ediyorlar. Buna karşı da hanım kardeşlerimiz bir internet sitesi kursunlar. Kendilerini tehdit eden adamların resimlerini isimleriyle yayınlasınlar. Bilelim biz bu adamları. Mesela bizim kendi mahallemizdeyse o hanıma biz yardımcı oluruz. Adam saldırmaya kalkarsa önüne çıkarız. Deriz “ne yapıyorsun?” yani, “Biz müsaade etmiyoruz. Hanım arkadaşımıza yanaşmayacaksın” deriz. Zorla yanaşmaya da kalkarsa alır karakola götürürüz. Çözüm mü yok yani? Delikanlı, kabadayı böyle bir şeyi seyretmez. Bir kadın bir kabadayının, delikanlının olduğu mekânda öldürülüyorsa, şehit ediliyorsa o insanın delikanlılığı, kabadayılığı hiçe gitmiş demektir. Yiğitliği hiçe gitmiş demektir ve o sorumludur orada ondan. O cinayetten o sorumlu olur. Senin kız kardeşini öldürüyorlar nasıl buna göz yumuyorsun? Bunu nasıl kabul ediyorsun? Ha seni öldürmüş, ha onu öldürmüş ne farkı var yani? Niye müsaade ediyorsun buna? Bir kişiyi önlemek o kadar mı zor? Bin bir çeşit çözümü var. Ürkeklik, korkaklık delikanlıya yakışmaz, kabadayıya yakışmaz. Bu nasıl bir kafadır? Şakır şakır, geceli gündüzlü kadın şehit ediliyor, yağmur gibi. Hayır, benim canlarım söylüyorlar, diyorlar ki “beni öldürecek adam” diyor, söylüyor. Mesela dolmuşta o, gidiyor genç kız. Ben çok rahatsız oldum. Dolmuş şoförü, arkada görüyorsun işte aynadan hanım kızı rahatsız ediyor. Çek karakolun önüne. Açıklamana da gerek yok. Adamın haberi bile olmaz senin karakola götürdüğünden. Değil mi? Yol tıkalı dersin, alır karakolun önüne götürürsün, karakoldan da polis çağırırsın. Zaten önünde oluyor karakolun “Bu arkadaş rahatsız ediyor hanımefendiyi” dersin, bitti. Ne yapıyorsa yapsın. O şoföre bütün şoförlerin yardımcı olması lazım. Onu gören diğer şoförler de oraya gelsin. Onun için bir alarm sistemi olsun arabalarda. Dolmuşlarda, taksilerde alarm sistemi olsun. Mesela yeşil bir ışık, güçlü bir yeşil ışık sürekli yanıp sönsün ve güçlü bir ses. Yani burada bir olay var.  Bütün oradaki esnaf bir dayanışma içine girsin. Hemen o çocuğu, o delikanlıyı koruyup kollasınlar. Mesela üç bin beş bin kişilik taksi şoförü kadrosu oluyor, hepsi birden onu desteklesin. Adam o zaman onu göze alamaz. Kalabalıkla karşı koymak önemlidir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İki gün önce Van-Hakkari karayolunda teröristlerce yapılan saldırı sonucunda yaralanan Uzman Jandarma Çavuş Emrah Ceylan tedavi gördüğü Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Hastanesi’nde şehit oldu.

ADNAN OKTAR: Kabadayım yakışanı yapmışsın. Sana da imrendik. Allah mübarek etsin şehadetini. Kardeşlerin bayağı güzel bir ortamda, güzel bir hayat yaşıyorlar. Dünya şartları çok zor, biz burada kaldık. Memnun değil miyiz? Memnunuz. İmtihan olduğumuz için hoşumuza gidiyor elhamdülillah ama imreniyoruz sizlere. Ne mutlu sizlere, ne mutlu sizlere, diyor ki Allah “mutluluk içindedirler, sevinç içindedirler” diyor. Allah sizin o şehitlik sevincinizi bize de nasip etsin. Kabadayılığınıza, delikanlılığınıza da hayranız. Helal olsun size.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Avrupa’daki Türkler sizce örf ve adetlerinden uzaklaşıyor mu?

ADNAN OKTAR: Bilakis benim gördüğüm daha titiz ama gençlerde biraz, mesela Almanya’ya gidiyor tipik Almancı tipi alıyor, şekil şemail, üslup falan. “Ben iyi beslenemediğimi düşünüyorum” diyen vardı ya, onu bir göstersene. Tipik o tarza girdiler bir kısmı, o yönden kötü ama bir evvelki kuşak devam ettiriyor örfünü, ananelerini devam ettiriyorlar. 

VTR: Ata Demirer film sahnesi.

ADNAN OKTAR: Şimdi böyle bir nesil yetişti hakikaten var, bayağı da çoklar. Ama bu tabii örfümüze ananemize uyun demek gençleri etkilemez, öyle olmaz. Kuran’a davet edersek olur. Kuran ahlakına davet edersek olur. Örf, adam din değil ki, neye uysun örf? Bir manevi bağı olmadıktan sonra onun bir anlamı olmaz, imana davet etmek lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Aynı ürün Avrupa’da bu kadar ucuzken bizde niye pahalı?

ADNAN OKTAR: Herhalde devlet vergi alıyor anladığım kadarıyla, ondandır. Sen şahane bir araba alıyorsun, devlet de diyor “Sen o kadar zenginsen, biraz da devlete ver” diyor. Haklı yani. Değil mi? Madem sen bize sükse yapacaksın, o zaman devlete de bir güzellik yap, bir sükse yap. Devlete verdiğin parayla da sana hayranlık duyalım. Diyelim “Bu ne kadar cömertmiş ki devlete oluk oluk para verdi” diyelim. Ama devlete para vermiyorsan süksen olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir ufaklık ve arkadaşlarının keyfi yerinde.

ADNAN OKTAR: Çocuklara anneler aileler çok güzel bakıyor, o beni çok sevindiriyor. Bayağı titiz bakıyorlar ama hayvanlara da çok güzel bakıyorlar. Fakat hayvanlarda böyle olağanüstü şeyler yapmakla ilgili çalışmalar beni tedirgin ediyor. Ben hayvana eziyet yapıldığını düşünüyorum o zaman. Bir hayvan nasıl kıpırdamadan sırt üstü yatar? Hadi o yatıyor diyelim. Yavrusu da hiç kıpırdamadan nasıl bacakları yukarda yatar? Bir şey yapmışsın. Eğer ona uyku ilacı falan verdiysen, onu uyuşturacak ilaç falan verdiysen, Allah senden sorar bunu. Bu, zulüm bu, yapma bunu, ben bunu eğlendirici bulmuyorum. Yahut hayvana gel diyor geliyor, hayvan ayakta duruyor. Hiç kıpırdamıyor, korkuyla bakıyor. Ne yaptın o hayvana da o hale geldi? Beni eğlendirmiyor bu. Doğal hareketleri çok önemlidir hayvanın. Bırak kendini normal yaşasın. O sana yapıyor mu öyle bir eziyet? Yapmıyor. Sen de ona öyle eziyet etme.  

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suyu görünce yüzmeye çalışan bir köpek var.

ADNAN OKTAR: Canım benim, içgüdüsel, çok tatlı, dünya tatlısı bayağı şeker. O bütün köpeklerde var demek ki içgüdü olarak. Kedilerde falan da, hepsinde oluyor olabilir.

Şu martıya gıcık oldum. Bir Seyfi var, martı Seyfi. Buraya geliyor. Bütün bizim oradaki balıklar vardı havuzdaki, yarısını yemiş. Şimdi ben ne diyeyim bu Seyfi’ye? Burası balık hali mi? Sana kim dedi git balıkları ye diye? Sanki onun emrine verdik. Baktık balıkların yarısı yok. Adam yalanıyor. Ben bu Seyfi’yle bağlantımı koparmayı düşünüyorum. Ben böyle bir olay görmedim. İnanılır gibi değil.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir erkek için sizce uzun saç mı, kısa saç mı?

ADNAN OKTAR: Uzun saç da güzel oluyor. Kısa saç da olur. Yakışır. Yani ikisini de ara ara kullanmak lazım. Sürekli uzun saç iyi değildir, saçı biraz dinlendirmek lazım ama ara ara da uzun saç iyi olur. Saça kına iyi gelir kına. Peygamberimiz (sav) zamanında da. Kına çok iyi gelir. Kınaya alıştırmak lazım saçı Çok besleyicidir kına. Resulullah (sav)’in tavsiyesi. Besleyici, antiseptik bir maddedir aynı zamanda, saçı rahatlatır. Özellikle hanım kardeşlere tavsiye ederim. Kına iyi olur.

Evet.

VTR: Deniz ürünleri hakkında ne düşünüyorsunuz, en sevdiğiniz balık ürünü nedir?

ADNAN OKTAR: Kılçıksız balık olduktan sonra hiç sorun yok. Hamsi de çok iyi pişerse zaten kılçık sorunu kalmıyor. Balık hakikaten güzel bir nimet ama bütün mesele löp et olması veyahut çok iyi pişip kılçığının kalmaması yani kılçıklı çok rahatsız edici. Yengeç de güzel. Karides de güzel.

VTR: Sağlığınız için nasıl önlemler alıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sağlığım için spor, iman, sevinç, iman sevinci. Bak bir şey söyleyeyim. Bütün arkadaşların haberi olsun. Bir sır söyleyeyim. Allah için yaşarsanız yani bütün benliğinizle Allah için yaşarsanız, çok kapalı söyleyeyim ama çok iyi bir hayat yaşarsınız. Bak çok iyi bir hayat yaşarsınız. Yani istediğiniz gibi hayat yaşamış olursunuz. Çok imanlı ve Allah’a tamamen adanmış olursa. Detayı var ama söylemeyeyim. Bu kadarı yeter. Bu onun için yapılmaz, ayrı mesele, ben iyi bir hayat yaşayayım diye bu yapılmaz. Onun sürpriz hediyesidir bu, Allah’tan gelen hediyesidir.

Bir kere kadın güzelliği çok teşvik edilmesi lazım, dekolte teşvik edilmesi lazım, kadının bakımlı olması nefis bir varlık olması lazım kadının. Erkek hayran olacak kadını gördüğünde, âşık olacak. Değil mi? Ona ulaşmak için gayret edecek. Şimdi değer vermiyor adam. Bakımsız, pejmürde, perişan kadınlar dolu, çok fazla. Genç kızlar, yazık canlarıma. Çünkü güzel olsa hakaret görüyorlar, bakımsız oluyor yine hakaret görüyor. Neye uğradıklarını şaşırdılar. Annesi geliyor “git koca bul kendine” diyor. Çocuk bakkaldan peynir mi alıyor, nasıl yapsın? Mesela gözüne bir kalem çekiyor, amcası bir görüyor “Sen kötü yola mı düştün ya?” diyor “Nereden icap etti bu böyle? Senin zorun ne? Anlat bakalım.” Diyor. Telefonuna falan bakıyorlar. “Ya” diyor “bir şey var bunda” diyor “durduk yere bu gözünü boyamaz” diyor. Saçının rengini açıyor “Abo” diyor ağabeyi askerden dönüyor geliyor “seni vururum” diyor tehdit ediyor. Çocuklar neye uğradıklarını şaşırıyorlar. Bakımsız olursa yakasını bırakıyorlar. Mesela kilolu, bakımsız, perişan olursa birde gelip bir iş yerinde çalışır onlara para getirirse birçok kişi öyle istiyor. Erkek gibi olsun, erkek gibi konuşsun, bakışları da erkek gibi olsun. Babası mesela iftihar ediyor kızı erkeğe benzediğinde. Kadına benzemesini istemiyorlar. Kadına benzemediği ortamda da homoseksüellik çığ gibi yayılmaya başlıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet’te Anlatan Adam müstear isimli yazar “Milletçe maymundan gelmek istemiyoruz” başlığı altında bir yazı yazdı. Yazısında ne yaratılışın ne de evrimin okullarda dayatma şeklinin öğretilmemesi gerektiğini ve seçimi gençlere bırakmak gerektiğini savundu. Şöyle devam etti “Her iki düşünceyi de çocuklara hakkaniyetle tüm detaylarıyla iki düşüncenin de birbirini karalamasına müsaade etmeden anlatalım. Gençleri özgür fikirlerle dünyaya salalım. Tek bir fikir dayatılınca tartışmayan, karşıt fikirleri duymayan, enjekte edilen fikirleri mutlak gerçek gibi algılayan nesiller yetişiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Kim olduğu belli değil.

BÜLENT SEZGİN: Hayır. Anlatan Adam müstear isimli.

ADNAN OKTAR: Şimdi dediği doğru, yaratılış da anlatılsın, evrim de anlatılsın. Ama hepsi mesela yaratılış, dinle ilgili bölümde anlatılsın. Mesela felsefe dersinde, sosyolojide hepsinde anlatılabilir. Aynı şekilde Darwinizm de en mükemmel dinler tarihi bölümünde anlatılır. Böyle bir pagan dini. Mesela adam Lahaul ve Lhamo’ya inanıyor yani tesadüf ilahı. “Bir gün” diyor “boşluk vardı. Boşluğun içinde birden tesadüfen Lahaul ve Lhamo isimli tesadüf ilahları oluştu ve sonra” diyor “bu canlıları meydana getirdi ve evrimleşerek bunlar şu anki insanları meydana getirdi” diyor. Mesela bu bir inanç. Adam buna inanır biz saygı da duyarız buna. Ama putperest inanç içerisinde bunun anlatılması lazım. Bir de mesela hak dinler var Hristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık; burada da bu hak dinleri anlatırsın. Putlar, put inançlar anlatılmasın demiyorum ben. Bütün detay mesela Lahaul ve Lhamo çok detayları var bu put inancın. Çok kapsamlı bir inanç sistemi. Mesela Sümer varoluş efsanesinde bu Enuma Eliş Yazıtları’nda canlılık tatlı su putu, Apsu ve tuzlu su putu Taimat’ın ilkel su içinde birdenbire ortaya çıkmasıyla başlıyor tesadüfler sonucu. Yani “İki tanrı meydana geldi” diyor “Apsu ve Taimat.” Bak bunlar da tesadüf ilahı. Şimdi Darwinistler de tesadüf ilahı meydana getirmişler. Biz inançlarına saygı duyuyoruz ama demagoji yapıyor. Mesela diyor ki “Bu ilahın ismi tesadüf” diyor. Senin ilahının ismi tesadüf diyoruz değil mi bunu anla saygıyla dinleyeceğiz. “Yok ben tesadüf demedim” diyor. Ne dedin diyoruz? “Rastlantısal rastlantının objektif gösterisi” diyor. Lafı niye süslüyorsun? Niye zekamla alay ettiğini düşünüyorsun? O kadarcık bir aklın vardır. Bak zekamızla alay edecek kadar aklın yok bunu yapma. Zekamızla alay edecek gücün de yok. Bunu zaten yapamazsın tahayyül dahi edemezsin. Sadece acınacak bir durumdasın o kadar biz sana acıyoruz yapma bunu. Bütün Müslüman aleminin, bütün insanlığın zekasıyla alay ettiğini zannediyorsun. Bu senin haddine değil. Bunu yapacak gerçekten ne zekan var ne de aklın var. Bizimle oyun oynamaya kalkma. Çünkü oyun oynamak için de alay etmek için de zekaya, akla ihtiyaç var. Ama bu tip bir alay olmaz. Bu derece bir münasebetsizlik olmaz. Hiç kimseyi kastetmiyorum genel anlamda söylüyorum. Yapacakları dürüstçe “Evet arkadaş biz tesadüf putuna inanıyoruz. Bir put meydana geldi ve bundan işte kainat meydana geldi” bunu diyorsan dinleyelim. Ha bunu bize bilim olarak anlatma. Çünkü biz ne sorsak “Tesadüf” diyorsun. Niye tesadüf diyorsun? “Yok rastlantı dedim ben tesadüf demedim” diyor. Kardeşim münasebetsizliği bırak artık koskoca adamsın. Mesela diyor ki “Ben buraya geldim” diyor “yok ben demedim” diyor “şahsım buraya geldi” diyor. “Ben öyle demedim” diyor. Ha ben demişin ha şahsın demişsin, ha tesadüf ha rastlantı. Niye bizim vaktimizi alıp kendini de mahcup ediyorsun?

Evet, dinliyorum.

VTR:  Avrupa standartlarına göre Türkiye neden bu kadar fakir?

ADNAN OKTAR: Çünkü gelenekçi Ortodoks sistem var da onun için kalite de olmuyor o yüzden. Gelenekçi Ortodoks sistemde bir kere kadın ikinci sınıf varlıktır hatta insan gibi bile görülmez. Kadının hep dediğinin tersi yapılır. Kadının bakımlı güzel olması büyük bir tehlike olarak görülür. Kadının cazibesi, kadının ihtişamlı olması, zengin olması, kilit görevlerde olması asla düşünülemez. Dolayısıyla heykel yasaktır, müzik yasaktır, dans yasaktır. Hayatın bütün güzel yönleri yasaktır. Böyle olunca sanat olmayınca bilim olmuyor. Sanatla bilim iç içedir. Bilim olmayınca da gelişme olmuyor. Gelişme olmayınca da mağlubiyet ve ezilme geliyor arkasından çöküş Allah esirgesin. Onun için gelenekçi Ortodoks sistemin ortadan kalkması gerekiyor. Kuran İslamlığının dünyaya hakim olması gerekiyor.

Evet.

VTR: Afrika ülkelerinde neden kapitalizm ve sömürgecilik hakim?

ADNAN OKTAR: Çünkü o insanları insan yerine koymuyorlar da onun için. Kendilerini insan olarak görüyorlar Anglosakson ırkının gerçek insan ırkı olduğunun, Afrika ırklarının ilkel, daha gelişmemiş ara tür olduğuna inanıyorlar. Yani maymunla insan arası tür olduğuna inanıyorlar. Türk kavminin de aynı şekilde maymunla insan arasında daha gelişmemiş bir ırk olduğuna inanıyorlar. O yüzden üstün ırklar tarafından bu ırkların ya yok edilmesi veyahut kullanılması fikri var. “Şu an kullanıyoruz” diyorlar “ama zamanı gelince de yok edeceğiz” diyorlar özetle bakış açıları bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: İyi günler. Ülkemizin insanları merak ediyorum neden yurt dışına tatili tercih ediyorlar?

ADNAN OKTAR: Yurtdışını çünkü kaliteli buluyorlar. Heykeller, sanat, resim, mimari, temiz yollar, bakımlı bahçeler, güzel giyinen insanlar, temiz insanlar, medeni modern tavır gösteren insanlar, dekolte hanımlar, bakımlı güzel hanımlar adam orada yaşamak ister. Burada bakıyor hanımlar bakımsız. Kaşlarını almamış, makyaj yapmamış, saçına bakım yapmamış, tamamen kapalı, gözü yerde, dışarıda sarımsak soğan heykelleri, sucuk heykelleri, buz gibi insan yüzleri, mimari yok. Gecekondular, biçimsiz evler, bakımsız duvarlar, bakımsız kirli yollar. Adam “Ben burada yaşamak istemiyorum” diyor. Nereye gitmek istiyorsun? “Sanatın, estetiğin, kalitenin olduğu yerlere gitmek istiyorum” diyor. Peki diyorsun “sen istiyor musun?” “Yok ben karşıyım” diyor. “Heykel gördün mü tükürürüm” diyor. “Resim gördüm mü tükürürüm” diyor. “Ama hayranım oraya da” diyor. Mesela “Kadınlar başı açıksa nefret ederim. Hiç hoşlanmam” diyor. Ama başı açık hanımların, dekolte bakımlı kadınların olduğu yere gitmek istiyor. Orada yaşamak istiyor. Yani dediği ile yaşadığı farklı.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de güneş sistemi enerjisine neden önem verilmiyor yeteri kadar?

ADNAN OKTAR: Herhalde yeni yeni ama güneş enerjisi için Türkiye çok müsait. Gittikçe yayılarak, geliştirilerek hakim bir enerji şekline gelebilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Kadınların Türkiye’de dayak yemeden özgürce dolaştığı Türkiye ne zaman gelecek?

ADNAN OKTAR: Canım benim, güzel huylum benim. Tesettürü de yakışmış. Allah korkusu, Allah sevgisi hakim olduğun da. Yani biyoloji dersinde bile kısa bir açıklama vardı. Evrimi uzun uzun anlattıktan sonra diyor ki “buna karşıt canlıların üstün bir akıl tarafından yaratıldığını iddia edenler de vardır” diyor. Allah demiyor. Sadece bu kadar. Kardeşim dikkat edin bu Türkiye’de biyoloji ders kitaplarından çıkarıldı. Çıkarttılar bunu. Bu ifadeyi çıkarttılar. Bir satırdı bunu çıkarttılar. Bu ifadeyi çok gördüler Türk milletine. Bak diyor ki uzun uzun evrimi anlatıldıktan sonra evrim teorisi Darwinizm anlatıldıktan sonra “buna karşıt canlıların üstün bir akıl tarafından yaratıldığına inananlar da vardır.” Niye çıkartıyorsun bunu? Ne diyorsun? “Evrim teorisine karşı canlıların üstün bir akıl tarafından yaratıldığını iddia edenler de var” diyorsun. Niye rahatsız oldun da bunu çıkarttın? Hiçbir biyoloji kitabında yok şu an bu ifade, çıkarıldı. Ama evrim yine anlatılıyor. O kelime kullanılmadan 2019’da çıkaracağız diyorlar. Liselerden çıkaracak, üniversitelerde yine okutacağız diyor. Bak üniversite öğrencisine okutacağız diyor.  Asıl komünisti, teröristi zaten üniversitede çıkıyor. Orada okutmaya devam edeceğiz diyor. PKK’lısı, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi üyeleri bilmem ne hep üniversitede çıkıyorlar zaten. 

Evet dinliyorum.

VTR: Düşünceler maddeden doğuyorsa, düşünce maddeden bağımsız bir şeyi kavrayabilir mi?

ADNAN OKTAR: Maddeyi iddia ederken, maddenin varlığını iddia ederken düşünceyi kullanıyorsun. Benim düşünceme göre madde var diyorsun. Madde ile sen bağlantı kurmuş değilsin. Madde ile ilgili iddian ne? Diyorsun ki bir görüntü var elimde görüntü var, bir hayal şeklinde bir görüntü var. Dokunma hissi var, koklama hissi var, duyma hissi var diyorsun. İşitme hissi var diyorsun ben bu duyuların toplamından dışarda madde olduğunu zannediyorum diyorsun. Maddenin varlığı konusunda bir bilgin yok. Beş duyudan kaynaklanan ruhuna sunulan, beş duyudan ruhuna sunulan bilgilerden dışarda bir madde olması gerektiğine iman ediyorsun. Madde bir iman vesilesidir. Yani senin gözün ile gördüğün, duyduğun, bildiğin bir şey değil. Bir inanç. Dışarda bir madde vardır diyorsun. Olması gerekir diyorsun.  Gördün mü bu maddeyi? Yok, beynimde öyle görüyorum diyorsun. Olması gerekir diyorsun. O zaman şöyle de, dışarda bir hayal olarak görüntü var ben de o hayali ruhumda görüyorum de. Bunu dediğinde bilimsel açıklama yapmış olursun.  Maddeden bahsettiğinde o bir din olur. İnanç olur artık. Yani ben iman ediyorum diyorsun. Delilin var mı? Delil yok. Madde ile sen nerede bağlantıya geçiyorsun ki. Beyninde olan görüntüye nasıl madde diyebiliyorsun? Ne zaman gördün maddeyi yani? Dışarda görmüyor musun? Dışarda dediğin beynindekine işaret ediyorsun yapma. Diyor ki “aya bak aya” diyor. Hangi aya bakıyorum ben? Beynindeki aya. Aya bak dediğinde sen beynindeki aya bakarsın. “Güneşe bakıyorum” diyor. Beynindeki güneşe bakarsın. Bir kere güneş simsiyah, güneşin ışığı yok. Sen ışıktan bahsediyorsun. Güneşin ışığı yok simsiyah. Foton gönderiyor sadece o kadar. Sen ışığı nereden çıkartın? “Beynimde ışık olarak görüyorum” diyor. O zaman dışarıdakinden bana bahsetme. Dışardakinden bana inanç olarak bahsedebilirsin. Ben de inancına saygı duyarım. Ruhun görüyor görüntüyü. Yani görüntüden ibaret olan insan görüntüyü görür. O kadar. Yani gölge varlık olan insan gölge varlık olan alemi görür.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir ufaklık karpuz yemek için orijinal bir yol bulmuş.

ADNAN OKTAR: Bu mesela yirmi yaşına geliyor delikanlı oluyor. Bu filmi de duruyor çok şahane oluyor görüntüsü.

Suriyeli kardeşlerimiz de çok dikkatli olsunlar. Dışarda provokasyona sebep olacak şekilde hareket etmesinler. Plajlarda orada burada falan çok özenli davransınlar. Bu sevgi karşıtlarına, dostluk karşıtlarına, iyilik güzellik karşıtlarına malzeme vermesinler. Sıfır olsun malzeme hiç çıkmasın. Bunlara laf ettirmeyin. Suriyeli kardeşlerimden ben istirham ediyorum. Rica ediyorum. Fitne olacak yerlerden uzak dursunlar ve kaçınsınlar. Bunlara konuşma imkanı iftira atma imkanı vermesinler. Namus insanların en hassas olduğu konu ya bak Suriyeli kardeşlerimizi ezmek için namus konusundan yaklaşıyorlar. Namus ve aile konusundan.  İşte genç kızlara bakıyorlar bilmem ne o bunlara serbest oluyor. Onlara yasak oluyor. Suriyeli kardeşlerim zaten öyle bir şeye yeltenmezler. Öyle ortamlardan kaçınsınlar. Bunlara hiçbir şekilde malzeme vermesinler özetle.

Suriyeli kardeşlerimiz ailelerin olduğu yerde plajlara gelmesinler. Beylerin girdiği yerden girsinler. Onlara laf gelecek, söz gelecek. Ne gerek ailelerin içinden gidiyorsunuz? Yapmayın onu. Değil mi? Kadın kız aile olanların. Orada gençlerin bekarların girdiği yerler oluyor, ayrı yerler. Oralardan girin. Bu tip sözlerin oluşacağı ortamlardan kaçının. Bütün Suriyeli kardeşlerimizi mağdur edecek bir sistemin ateşlenmiş fitili olmuş oluyorlar. Hatta bizde o şüphe de meydana getirebilir. Kasti mi yapıyor diye düşünebiliriz. Ne gerek var kardeşim? Denize gireceksen gir. Köşeden bir yerden değil mi? Ayrı bir yerden, hanımların olmadığı bir yerden girin. Bundan kaçının. İstirham ediyorum. Normalde çok efendiler. Çok terbiyeli saygılılar. Milyonda bir de olsa böyle olaylar oluyor. Hiç olmasın. Bu adamlara malzeme çıkarmayın.

Kadın dekoltesini yasaklayıp, homoseksüel dekoltesini teşvik ederek homoseksüelliği dünyaya hakim etmek istiyorlar. Kadınlar istediği gibi dekolte giyinsinler. Bakımlı olsunlar. Güzel olsunlar. Cazibeli olsunlar. Homoseksüelliğin karşısındaki en büyük güç kadınlardır. Kadının olmadığı yerde, bakımlı kadının olmadığı yerde homoseksüellik gelişiyor. Kadınları lahana gibi bakımsız kirli yani kötü söz de etmek istemiyorum ama güzel kokmayan, kirli varlıklar haline getirip bakımsız, kilolu, içine kapanmış, ters bakışlı, huysuz hale getirip homoseksüelliği teşvik ediyorlar. Homoseksüeller böyle kadın gibi giyinir, dekolte giyinir, neşelidir falan havası veriyorlar. Cıvıklık yapar falan. Ve böylece bütün güçlerini homoseksüelliği destekliyorlar. O resimlerini göster. Bu homoseksüelleri destekleyenlerin hepsi dekolteye karşı bakın. Şu makyaj politikasını görüyor musun? Mesela bir kadın böyle makyaj yapsa yeri yerinden oynatırlar. Bu şekilde dekolte giyinse, saçlarını böyle boyasa dışarıya çıksa yeri yerinden oynatırlar. Ama homoseksüellerde bunu alabildiğine destekliyor devletler. Bu homoseksüel destekçileri inanılmaz derecede dekolteye karşı kadınlarda. Bakımlı olmalarına da karşı. Bu homoseksüel gelenekçi hocaları da devreye sokarak, kadınları çok çirkin kötü hale getirmeye çalışıyorlar. Ve bunların kapısını açmaya çalışıyorlar. Kadınların dövülmesini teşvik ediyorlar. Dövülmesini teşvik etmek, öldürülmesini teşvik etmeye getiriyor. Felaketin kapısı sonuna kadar açılıyor. Bakın görüyor musunuz? Bir kadın bu tarz makyaj yapsa yeri yerinden oynatırlar dünyada. Homoseksüellerde bu çirkin korkunç görünümü bütün gücüyle teşvik ediyorlar. Halbuki kadın bu tarz makyaj yapabilir. Bu veyahut buna benzer. Ama bak, erkeğin yapması durumunda çok korkunç bir görüntü oluyor. Yani fıtratı bozmuş oluyorlar. Bir kadının böyle dışarı çıktığını düşün, yeri yerinden oynatırlar. Homoseksüelliği hakim etmek için gelenekçi hocalar bir yandan, ateistler bir yandan, Rumiler bir yandan bütün güçleriyle uğraşıyorlar. Bak görüyor musun? Mevlevi kıyafetleriyle homoseksüeller dans ediyorlar. Rumiliği en çok homoseksüeller savunuyor. Ama ben Anadolu Mevlevilerini tenzih ediyorum. Tabii onlar bu konudan hiç habersizler. Beş vakit namazında tertemiz insanlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Askerlerimiz Allah’ı zikrederek şınav çekiyorlar.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan. Kabadayılara helal olsun. Kabadayılığın kitabını yazıyorlar kitabını. Helal olsun kabadayılara. Yalnız kabadayılığın şanına yakışır bir hayat da onlara sunmak bize yakışır. Büyük köyler, yaylalık yerlerde köyler oluşturalım gazi ve şehit aileleri için. On bin kişi, on bin. Yirmi binse yirmi bin kardeşim. Parasını biz vereceğiz. Beş ceketim olacaksa bir ceketim olsun. Bunu istiyoruz. Toprak yolda yürüyeyim ama o olsun. Uzatmaya gerek yok. Parasıyla değil mi? Ben sıkılıyorum öbür türlü. Ben, gazi evinde oturuyorsa ben bundan sıkılırım. Orada kuzular olsun, tavşanlar olsun. Eğlensin. Orada rahatlasın. Gezsin. Orada domates, biber olsun. Değil mi? Arabasıyla gitsin oraları sulasın. Bir şeyler yapsın. Evin içinde otursunlar istemiyorum ben. Bu beni sıkıyor. Bunalıyorum yani. Şehit ailesi akşama kadar annesi babasına bakıyor. Babası annesine bakıyor. Şehidin resmi duvarda. Ben böyle bir hayat istemiyorum. Çıksın anne baba, orada biz onlara bakalım. Gençler de gitsin gönüllü yardımcı olsunlar. Genç, herkes gider yardımcı olur. Yiyecek içecek zibil gibi akıtırız Allah’ın izniyle.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Maddi imkansızlıklar neden kişilerin ideolojik fikirlerini yok saymasına neden oluyor?

ADNAN OKTAR: Maddi imkansızlıklar. Nasıl oluyor böyle bir şey? Yani parası yoksa fikrini yayamıyor anlatamıyor gibi mi, onu mu demek istiyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet galiba.

ADNAN OKTAR: Niye? Dernekler var. Partiler var. Mesela komünistse, komünist partisi var. Ülkücüyse, Milliyetçi Hareket Partisi var. Orta sağsa, AK Parti var. Ilımlı orta solsa, Cumhuriyet Halk Partisi var. Partiler içerisinde ideolojik mücadelesini rahatça yapabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Geçtiğimiz nisan ayında referanduma gidildi. Başkanlık sistemi ile ilgili kabul edildi bu. Bunun ülkemize getirileri ve götürüleri neler olacaktır?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocamı köşeye sıkıştırmak istiyorlardı. Kabadayıya oyun oynamak istiyorlardı. Buna müsaade etmedik. Bu kadar basit. Karmaşık bir şey yok. Elini kolunu sallayarak istediği gibi cumhurbaşkanlığı yapacak. Milletin başı. Türk milletinin lideri. Cumhurun başı. Sen gidip İngiltere’den kokmuş elini, iltihaplı elini ona uzatmaya kalkarsan, kolunu kırarız. Sen oyun oynarsan, biz de sana karşı taktik yaparız. Onu başkan yapmamızın nedeni ne? Oyun oynamamanız. Ben mutlak başkanlık sistemini istemedim. Dedim “ben onu kabul etmiyorum” dedim. “Partili cumhurbaşkanlığı olursa kabul ederim ama anayasada bölünmeye kapıyı tamamen kapatırsanız.” Tayyip Hocam bunu tam anlamıyla yerine getirdi. Ben de dedim “tamam, Allah hayırlı kılsın.” Tayyip Hoca bizim insanımız. Tertemiz nur gibi delikanlı. Efendi, terbiyeli, kendi halinde, güzel aile terbiyesinde yetişmiş, nezih bir delikanlıdır. Öyle vicdansızlık yapacak, yok diktatörmüş ne alakası var? Sabah akşam vatanı milleti için uğraşıyor. Ne zoru kardeşim? Diktatör olsa ne çıkar sağlayacak ondan? Ne yapsın yani? Bütün ömrünü İslam’a verdi, vatana millete verdi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine bazı fotoğraflar vardı Adnan Bey. Askerlerimiz namaz kılıyor. Çelik kuvvet namazda. Ordumuz dua ederken. Özel harekat namaz. Operasyon sonrası şükür namazı. Polisimiz.

ADNAN OKTAR: Yeni gençler yaman; Özel Harekat. Bir de fizik falan Rambo gibiler. MaşaAllah aslan gibi. Omuzlar kol falan yani bir doksan, bir doksan beş falan. MaşaAllah.

Evet.

VTR: Merhabalar. Adnan Bey’e şu sorumu sormak istiyorum. Ülkemizde kadına verilen değerin hiç olmamasına rağmen, kadınların bu sessizliği niye?

ADNAN OKTAR: Canım benim. Dünyalar güzelim. Kadınların gücü olmuyor. Bunu erkeklerin yapması gerekir. Dünyalar güzelisiniz ama böyle bir kahpe sistem var sizi ezen. Yani acımasız bir sistem var. Bunu acayip tezgahlamışlar. Tarihi kökenleri de var, oturtmuşlar. Bunu götürüyorlardı buna müsaade etmeyeceğiz. İstediğiniz gibi giyinin. İstediğiniz gibi gezin. Ama sizi ezmeyi durduramadık o doğru. Yani ezenleri durduramadık. Ama haberimiz olmuyor sizden de. Yani bir internet sitesi kurun. Veya devlet bunu yapsın, bir şekilde yapsın. İsminizi cisminizi resminizi koyun. Sizi rahatsız eden çakalların resmini de koyun. Koyun resminizi. Adresini de verin. Biz adamları bilelim. Ondan gerisini siz kabadayılara delikanlılara bırakın. Hükümet de desteklesin bu sistemi. Böyle bir itlik yaptığında, o adamı olduğu yerde yere çaksınlar. Yani elini ayağını bağlayıp, götürüp karakola teslim etsinler. Zor bir şey değil bu, çok kolay. Herkes birbirine yardım edecek. Basit bir şey. Adam durağa geliyor. Çakal. Sine sine köpek gibi. Beline takmış bir silah. Hanım kızı tehdit ediyor önce. Kızdırmaya çalışıyor. Tersleşiyor. Birden silahı çekiyor, kurşunu yağdırıyor. Onun elinden silahını almak son derece kolay. Yere yatırırsın betona sırt üstü. Elini kolunu da bağlarsın. Götürür karakola teslim edersin. Zor bir şey değil. Bunu yapacak çok fazla milyonlarca insan var. Sadece iyi organize edilmeleri gerekiyor. Bunu hükümet yapması lazım. Şimdi bunu yaparken biraz, tabii bunu kanunla hukukla desteklemek gerekiyor. Mesela bu internet sitesi çok önemli. Çok şahane olur. Mesela farz edelim bizim mahallede bir genç kız. Farz edelim. Diyor ki, falanca sokakta bir çakal var. Beni tehdit ediyor. Polis de gider. Gençler de giderler polisle beraber. Gel arkadaş dersin. Çıkarırsın. Gel şöyle bir otur. Bu kızı tanıyor musun, bu hanım kızı dersin. Sen bunu tehdit ediyormuşsun, doğru mu bu dersin. Onu da konuşturursun. Onu da konuşturursun. Sen bunu bundan sonra, bu kız arkadaşımızı tehdit etmeyeceksin. Sen onu tehdit ettiğinde bizi tehdit etmiş oluyorsun. Devleti tehdit etmiş oluyorsun. Yani devleti tehdit kabul edilmesi lazım. Bunu kabul etmiyoruz diyeceksin. Eğer herhangi bir şekilde yaparsan, biz seni engelleyeceğiz dersin. Bu kadar. Mesela diyor ki; Ben silahımla seni vuracağım. Tamam. Böyle bir iddiada bulunmuş olabilir. Evine gecenin üçünde girersin. Somyanın altını, döşemeleri her yeri söker çıkartırsın. Yatağın yorganın altlarını sökersin hepsini. Savcılık talimatıyla. Kaplamaları da sökersin. Her yerde silah ararsın. Bulamazsın. On gün sonra, bir hafta sonra bir daha gelirsin. Yine silah ararsın. Bir daha sıkıysa desin bakayım göreyim. Yani yıldırmak denen bir olay vardır. Yıldırılması lazım. Adam çakallık yapacak imkanı buluyor. Değil mi? Polis mesela hatta icap ederse, polis ayakkabısını çıkarttırır, ceketini çıkarttırır. Yani bilmiyorum da, savcılık talimatıyla arama yapar. Usulü budur. Hatta yanlış anlaşılmasın da çamaşırına kadar çıkarttırıyor polis. Yani çamaşırı kalıyor bir tek. Üstü başı hepsini çıkarttırıyor. Arama yapıyor. Tekrar tekrar, tekrar tekrar yaparsın. Sokakta arama yaparsın.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mehterandan bir resim var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Palabıyık.

ADNAN OKTAR: Kabadayıların en azından böyle olması lazım bıyıkları.

KARTAL GÖKTAN: Evet. Hazreti Ali (kv)’nin temsili resimleri var.

ADNAN OKTAR: Böyle değil. Bu savaş hali değil. Bu normal hayattaki. En az böyleydi güzelliği. Gri gözleri doğru. Kaş, göz, vücut yapısı, görünüş olarak doğru. Tarife tam uygun. Burnu küçüktü. Kalkık burnu. Gözündeki sürme doğru. Kaş yapısı olarak doğru. Bu doğru, bu resim. Ama bıyığı çok gürdü. Böyle değil. Savaş halindeyken dudağını kapatıyordu. Kalın, çok kalın. Kulak altına kadar yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Haberle ilgili resimleri tekrar gösterebiliriz. En üste gördüğümüz saldırgan kişi Musa Güler. Şehit polis İdris Büyükdönmez. Şehit Avukat Özgür Aksoy. Eski eş Emine, yaralı.

ADNAN OKTAR: Bir de “öldü” yazmışlar. Buda kızdırıcı bir ifade, öldü diye. Allah için mücadele eden bir insan nasıl ölüyor? Şehit olur.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Asya’dan Süleyman Kösmene, Mehdi (as)’nin şu anda iş başında olduğuna dair şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey. “Sadece rivayetleri değil, hadisatı bile inceleyen adam görür ki Mehdi aleyhisselam yeryüzüne gelmiştir ve hizmetini ortaya koymuştur. O şu an iş başındadır. Süfyan da yeryüzüne gelmiştir, o da tahribatını yapmıştır. Ve o da şu an işbaşındadır, tahribatına devam etmekle meşguldür. Bundan sonra kıyamete kadar artık âlem ve hadisat bir Mehdi daha beklemiyor. Mehdi bekleyenlere sözümüz yok. Beklemeye devam edebilirler. Ama âlem beklemiyor. Çünkü hadisat almış atını, Üsküdar’ı çoktan geçmiştir. Mehdi aleyhisselamın zuhurunu gizlemiş, ifşa etmemiştir. Alametlerini perdelemiş, izhar etmemiştir. O gözüktüğünde de hizmetleri, mesajları ve yolunun parlaklığı herhalde göz kamaştırır derecede olacak, artık onu örtmek kabil olmayacaktır.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Yeni Asya’nın iddiası Said Nursi’nin mehdi olduğu ve kendisini hissettirmediği, gizlediği mealinde. Bediüzzaman yalancı bir insan değil. Doğru bir insan. Ondan daha da akıllı olduklarını iddia ediyorlarsa ki bu da çok ayıp. Bediüzzaman Mehdi (as)’nin kendinden yüz yıl sonra geleceğini söylüyor. Açıkça belirtiyor, yüz yıl sonra. Ve çıkacağı yerin İstanbul’da olduğunu söylüyor. “Darwinizm’e materyalizme karşı mücadele edecek” diyor Mehdi (as). Bak “Mehdi (as), Darwinizm’i materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Birinci vazifesi budur” diyor. “Ben onun pişdar bir neferiyim. Öncü bir askeriyim. Ona yer hazır eden dümdarıyım” diyor. Sen diyorsun ki, “yalan söyledi” diyorsun. Biz de diyoruz ki “doğru söyledi.” Yani aradaki fark bu. Sen “doğru söylemiyor” diyorsun,” yalan söylüyor.” Biz de “doğru söylüyor” diyoruz. Mehdi (as)’nin İstanbul’da çıkacağını uzun uzun anlatıyor. “Onun geldiği zamanda teknoloji ileri olacak. İletişim vasıtaları yüksek olacak.” İnternet, radyo, televizyon her türlü imkan olacak diyor. “Benim vaktimde gelmesi mümkün değil” diyor. Ayrıca sen burada anlamazdan geliyorsun. “Mehdi geldiğinde en büyük müceddid, en büyük müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutbu azam olacak” diyor. Bediüzzaman ne zaman hakim görevi gördü? Ne zaman mutlak müçtehid oldu? En büyük müceddid, en büyük müçtehid ne zaman oldu? “Şafi mezhebine tabi olan bir mukallitim” diyor Bediüzzaman. Şafi mezhebine tabi olan bir mukallit en büyük müceddit ve müçtehid olduğunda haram olur. Kendi mezhebiyle amel etmesi lazım. Bunu herkes bilir. Başka mezhebe uyamaz. Sen diyorsun ki, İmam-ı Şafi’den, İmam-ı Hanbel’den, İmam-ı Malik’ten daha üstündür diyorsun, Bediüzzaman’ın ifadesine göre. Ama Şafi’ye uymuş oluyor. Bu da dürüst bir ifade değil. Hiçbir zaman için hakimlik görevi yapmadı Bediüzzaman. Her zaman mahkum oldu. Ve bu da onun bir şerefidir ayrı mesele. “Ey büyük kumandan” ne zaman kumandan oldu? Ve “bütün dünyaya hakim olacak” diyor Bediüzzaman. Ne zaman bütün dünyaya hakim oldu? Ve onun zamanında deccaliyet tamamen yok olacak. Bediüzzaman diyor ki, “Deccal benim zamanımda dünyaya hakim oldu” diyor. Yok oldu demiyor. Bak “Deccal benim zamanımda dünyaya hakim oldu” diyor. Halbuki Mehdi (as) zamanında tamamen yok oluyor.

Bediüzzaman diyor ki, “Ahir zamanda tabiun ve maddiyun felsefesinden” yani Darwinist ve materyalist felsefelerden “Tevellüt eden bir cereyan-ı nemrudâne.” Yani Darwinist, materyalist, Marksist cereyan. “Gittikçe ahir zamanda felsefeyi maddiye vasıtasıyla” yani Darwinist, materyalist felsefe vasıtasıyla “intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti Allah’ı inkar edecek bir dereceye gelir.” Benim zamanımda bu oldu diyor. Ben bunu bitirdim demiyor Bediüzzaman. “Mehdi” diyor Bediüzzaman “her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini, materyalist ve Darwinist felsefeyi tam susturacak tarzda imanı kurtaracaktır” diyor. Bediüzzaman Darwinizm’in D’sine girmedi. Hiç karışmadı. Direkt Mehdi (as)’ye bıraktı. “Ehli imanı delaletten muhafaza etmek. İman edenleri sapıklıktan korumak da Mehdi’nin bir görevi olacak” diyor. Emirdağı Lahikası sayfa 259’da.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, “Suriyelilere vatandaşlık verilecek mi?” sorusuna şöyle cevap verdi. “Vatandaşlık kazanmanın şartları kanunlarla belirlenmiştir. Bu şartların başında da kuşkusuz edepli olmak, bu millete devlete bağlılık gelecek. Sınırlarımızda geçirdikleri süre onlar için ciddi bir sınavdır. Üç milyondan fazla sığınmacı içinden ince eleyip sık dokuyarak belirlediğimiz nitelikli kardeşlerimize vatandaşlık vereceğiz. Ancak haddini aşanlar da hak ettikleri şekilde hukuk önünde cezalarını alırlar. Gerekirse bu kişileri sınır dışı dahi ederiz. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Sapla samanı karıştırmamak lazım.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Başbakanımız nur gibi insan. Herkese vatandaşlık verilecek. Sadece teröristlere vermeyeceğiz. Bu kadar basit. Teröristlere vatandaşlık hakkı vermeyeceğiz. Ben vatandaşlık verilsin her dediğimde bu konu gündeme geliyor elhamdülillah. Bak geçen sefer de söyledim, iki gün sonra Tayyip Hocam açıklama yaptı. “Bütün Suriyelilere vatandaşlık vereceğiz” dedi. Yamuk yumuk adamlar, bilgisiz insanlar böyle bazı it kopuk, sevgisizler, bazı yanlış yönlendirilmiş kişiler de ortaya çıktılar. “Aman sakın. Suriyelileri kovalım” falan dediler. Biz ısrarla devam ettik. Ama bak ben yeniden gündeme getirince elhamdülillah, bak yine Başbakan gündeme getirdi. Bu adamların ağzını kilitleyelim Sayın Başbakanım. Verelim bir an önce Türk vatandaşlığı belgesini. Nüfus cüzdanlarını dağıtalım. Konu kökünden bitsin. Ama kardeşlerimiz de gidip plajlarda orada burada, ailelerin içerisinde laf getirtmesinler kimseye. Başka denize girecek yer mi yok kardeşim? Değil mi? Ailenin içine niye giriyorsunuz? Yapmayın bunu. Üç-beş kişi, yani genelde hiçbiri yapmıyor ama bazıları ya bilgisizliği, ya tecrübesizliklerinden böyle bir şey yapıyorlar. Buna yaklaşmasınlar. Bu doğru bir şey değil. Yani ailelerin olduğu yerde, ailelere oturup bakmalar bilmem ne. Genç kızlara bakmalar. Üç-beş kişi de olsa “sinek küçüktür ama mide bulandırır” derler. Böyle bir şeyden kaçınsınlar. Bütün Suriyeli kardeşlerimizi mağdur durumda bırakıyorlar. Git, kenardan bir yerden gir denize. Kimsenin sana bir şey dediği yok. Ailelerin içinde de yapmasınlar böyle bir şeyi.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: Türkiye’de tarım ve hayvancılık nasıl ayaklandırılabilir, nasıl daha iyi güçlendirilebilir?

ADNAN OKTAR: Tarım ve hayvancılık bir kere çok zevkli ve güzel bir meslektir. Uçsuz bucaksız arazilerimiz var. Suriyeli kardeşlerimize dağıtalım arazileri hayvan da verelim beslesinler. Besicilik yapsınlar. Milyonlarca sığır, koyun, davar bunlar yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce kebap ızgara demektir. Nefis peynirler demektir. Ve güzel domates, biber sebze demektir. Teşvik edelim tarımı ve hayvancılığı. Avrupa Birliği’nin o sözüne Türkiye kanmasın ve kabul etmesin. Her yerde tarım ve hayvancılık olsun. Modern tarım teknolojilerine de gerek yok biz normal babadan öğrendiklerimizle de yaparız. Domates biber için makineye gerek yok elimizle çapayla ekeriz. Mühim olan devam etmesi. Biraz el kol hareketi iyidir.

Dinliyorum.

VTR: Galatasaray yöneticilerini destekleyenlere sesleniyorum. İki yıldır futboldan zevk alamıyoruz Galatasaraylı olarak. Ne görüyorsunuz bu yönetimde söylerseniz mutlu oluruz.

ADNAN OKTAR: Yönetimle alakalı mıdır? Daha başka şeylerdir. Ama tabii takımlarda genel bir kasılma oldu son olaylardan dolayı, bu terör olaylarından şundan bundan dolayı bunların hepsi düzelir. Teknik adamların futbolcuların da tabii etkisi oluyor olabilir ama düzeleceğini umarak beklemeleri gerekir. Çünkü onlar da insan nihayetinde bir başarısızlık varsa zaten yönetimde kalmazlar. Düzelir iyi olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Öncelikle Adnan Hoca’ya selamlar söylüyorum. Bir sorum var, onun fikirlerine göre özgürlük nedir?

ADNAN OKTAR: Özgürlük Kuran’ın sınırları içerisinde -ki Kuran’ın sınırları o kadar azdır ki, haramlar o kadar azdır ki- alabildiğine coşkuyla hayatı yaşamak. Alabildiğine özgür olmak. Kadınların da, genç kızların da, delikanlıların da. Mesela biz özgür olsak ne olur? Sokaklarda toplanırız hep beraber şarkı söyleriz. Bir kere sabahlar olmaz İstanbul’da. Her yerde fasıl olması lazım. İnsan nasıl evinde oturur şu havada? Evinde oturuyor adam inanılır gibi değil. Darbuka, kanun, klarnet, keman korsun güzel hoparlör de korsun yıkarsın İstanbul’u. Deniz kenarları her yer dolar. Herkes evinden yiyecek getirir birbirine ikram eder kardeşçe dostça, genç kızlara saygı hürmet gösterirsin. Onun namusuna, şerefine, haysiyetine özen gösterirsin çiçek gibi onlar da orada gezerler. Nefis bir ortam olur. Genç kıza laf atılmaz, genç kızlar öldürülmez özgürlük olduğunda. Ama hükümet yapmıyor mu? Tayyip Hoca delikanlının hasıdır, kabadayının gerçek hasıdır. Ama tek başına yapacağı bir şey yok bizim de desteklememiz lazım. Ama Mehdiyet dönemindeyiz, Hz. Mehdi (as) şu an hayatta onun bereketi şu an dünyayı sarmış durumda her şey güzel olacak. Özgürlük şahane bir şeydir kardeşim. Bağıra bağıra şarkı da söylersin, eğlenirsin de, koşarsın da ama herkese iyilik yaparsın en güzel özgürlük herkese iyilik yapmaktır, herkese dostluktur. Mesela şehit ailelerini bağrına basarsın, onları gezdiririz konvoyla, şehit annelerini arabalara bindiririz beş bin şehit annesinin beş binini de arabalara bütün Türkiye’yi gezdiririz özgürlük değil mi Allah Allah? Parası onu götürenler herkes üstlenir der ki ben bir şehit ailesini gezdireceğim. Konvoyun başıyım ben. İkinci sen, üçüncü, sen, dördüncü sen yemesi içmesi hepsi benden diyecek. Götür gezdir kardeşim Bodrum’dan başla Kuşadası, Fethiye Köyceğiz, Ölüdeniz her yerden götür getir. Değil mi? Gazileri koyalım arabalara gezdirelim. Özgürlük budur.

İnsan böyle bir güzel insan için ne yapmaz? Mesela böyle tatlı bir varlığa adam Allah ömrünü uzun etsin onun için demeyeyim de başka hayali varlık mesela adam gözünün önünde öldürüyor. O öldüğünde sen ömür boyu öldün demektir. Her gün öleceksin demektir senin gözünün önünde. İnsan her şeyi göze alır kardeşim. Her şeyi göze alır. Sen nasıl onu kabul edersin? Bir genç kızın, bir kadının öldürülmesini kabul etmek ne demek? Sokağın kenarına çarpıyor araba geçip gidiyor oradan Allah senin müstahakkını versin diyeceğim yani ne diyeyim bilmiyorum. Nasıl bunu kabul ediyorsun, nasıl bir vicdandır bu? Git koş işte sana Allah ibadet imkanı vermiş sahip çık. Hemen koy bir taksiye götür hastaneye. Bir emek ver, bir sevap kazan, Allah’ın rızasını kazan. Bu nasıl bir kafadır?

KARTAL GÖKTAN: Sinekkuşları 3 gram ağırlığında. Saniyede ortalama 200 defa kanat çırpabiliyor. Yüksek manevra kabiliyeti var havada asılı kalabiliyor. Saatte 90 kilometreyi aşan bir sürati yakalayabiliyor. Sırtüstü ve yan durarak uçabiliyor. İnişe geçmişken u dönüşü yapıp tekrar yükselerek pike yapabiliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şu kuyruk var ya deminki kuyruk göster. Bak hayvana hiçbir faydası yok sırf süs bu. Hayvanın aleyhine bu. Süs, Allah onu öyle süslemiş.

KARTAL GÖKTAN: O kadar hızlı kanat çırpıyor ki insan gözüyle görülmüyor neredeyse. Sinekkuşunda tempolu yaşam biçimine uygun kusursuz bir tasarım var maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

“Suriyeliler eve gitsin. Suriyeliler” işte Türkiye’den çıksın.” Peki sen savaş bölgesinde olsaydın ne diyecektin? “Aman Türkiye bizi kardeş olarak kabul etsin Türkiye’de yaşayalım” diyecektin. Egoistliğin diğer anlatım şekli bu. Kendinde olsa ne yaparsın diyorum. “Ben istemem tabii ki” diyor “beni Türkiye’de tutsunlar isterim, beni sınır dışı etsinler istemem” diyor. Suriyeli? “Ama onun gitmesini isterim” diyor. Bak “Suriye’den sen gelseydin ne olurdu?” diyoruz. “Allah muhafaza” diyor “Türkiye bizi geri gönderse asla istemezdim” diyor. Suriyeli? “O gitsin” diyor. Kardeşim egoistçe bu. Bu ahlaklı bir insanın yapacağı bir şey değil bu. Normal bir insanın söyleyeceği söz de değil bu.

Çocuklara tiyatro festivali yapmışlar. Peki ne öğretiyorsunuz çocuklara? Hiçbir şey. Allı güllü kıyafetler, allı güllü şapkalar, garip garip konuşmalar. Çocuğun orada bir şey öğrenmesi lazım, güzel bir şeyler öğretmesi lazım. Neyi öğrettiğinizi bana bir öğretin de anlayayım. Bomboş şeyler.

Evet, dinliyorum soru sorabilirsiniz.

VTR: İnşaat sektörüne neden inşaatçı olmayan herkes karışıyor, kebapçı bile bir inşaata giriyor?

ADNAN OKTAR: Acayip sevimli. Hepsi çok şekerler bayağı güzel insanlar kız olsun erkek olsun hepsi güzeller maşaAllah delikanlılar, yeni nesil çok güzel. Kebapçı niye giriyor? Ama şimdi bak sen “Kebapçı niye giriyor?” diyeceksin arkası gelir ondan sonra. Adamın daha önce herhangi bir mesleği olması onun inşaatçı olmasını engellemiş oluyor. Özgür olsun insanlar, atılımcı olsun. Ne güzel köfteci inşaat yapsın inşaatçı köftecilik yapsın. Zenginlik olsun yani bunda bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de gazetecilik mesleği hakkında ne düşünüyorsunuz, gazetecilik mesleğini daha kalifiyeli bir hale nasıl getirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Evet, gazetecilik Türkiye’de biraz boğuldu tabii. Çünkü gazetelerde iş bulmak, gazetelerde yazı yazmak çok zor. Çünkü çok az bir yazar var. Şöyle olabilir; çok kültürlü kaliteli insanların sayısı artırılabilir. Onlar amatör gazetecilik yapabilirler, kendileri internet siteleri kurarlar ve fikirlerini yayabilirler, gazeteden ziyade kitap da çıkarabilirler. Kültürlü görgülü insanların sayısını artırmak çok önemli. Adam “Gazeteciyim” diyor ama bilgisi yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde insanlar niye ötekileştiriliyor, ben bunu bir türlü çözemedim, buna ne gerek vardı?

ADNAN OKTAR: İşte bu sevgiyle olur. Sevgi de Allah korkusuyla, Allah inancıyla olur. Öbür türlü zaten adam ötekileştirmek için fırsat kolluyor. Kendi mahallesinden olmayan, kendi sokağından olmayan, kendi ırkından olmayan, kendi mesleğinden olmayan herkese tavır koyma taraftarı. O sevgisizlikten kaynaklanan bir şey. Mesela o arkadaşımızda belli ki bir sevgi ve merhamet anlayışı var, bir güzellik anlayışı var. Ama bu imanla olur, Allah korkusuyla olur, bir coşkuyla olur, bir dostluk anlayışıyla. Özetle Mehdiyet’le olur. Mehdiyet ruhuyla bunların hepsi çözülecektir. Böyle iyi insanların sayısı da gittikçe artacaktır. Zaten görüyoruz sorularda “İnsanlar egoist değil” hep insanların iyiliği için konuşuyorlar, hep çevrenin güzel olması için konuşuyorlar. Bu da Mehdiyet’in adım adım ilerlediğini gösteriyor Türkiye’de. Hiç gördünüz mü egoistçe bir üslup? Hep candan, hep iyi niyetli ve hep aklı başında, hep temiz insanlar, hep barış insanları. Mesela kavgacı, azgın, ters, münasebetsiz bir kişi görmüyoruz olsa yayınlayacağız zaten, öyle bir şey olduğunda yayınlıyoruz ama yok.

Evet.

VTR: Kapalı alanlarda parfüm sıkılması ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Örneğin astım hastası olan veya bundan rahatsız olan kişiler var, bunun hakkında düşünceleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: O çok doğru tabii çok riskli astım hastalarında çok şiddetli reaksiyon meydana getiriyor ama astım hastaları için başka maddeler de çok tehlikeli oluyor. Mesela oturup alkolle dezenfekte ediyor alkole müthiş alerjisi oluyor boğulacak gibi oluyor yahut duman veyahut tozlu, dumanlı bir ortam veyahut küflü bir malzemeyi orada açıp sergiliyor, orda o insanda muazzam alerji meydana getiriyor. Astım hastalarının durumunu düşünerek çok özenli olmak lazım zaten astım hastasına dokunan da diğer insanları da rahatsız eden şey olmuş oluyor aynı zamanda. Bak diğerinde ölümcül bir etki yapmıyor ama rahatsız ediyor mesela bazen bayanlarda yahut beylerde de oluyor parfümü alıyor artık avuç hesabıyla kafasına sıkıyor, sırtına, boynuna ya kardeşim öyle parfüm kullanılır mı? Parfüm pirinç tanesi kadardır en fazla, çok küçük vücudunda mesela uygun gördüğü elinin üstüne de olabilir herhangi bir yere sürerek çok az dağılmış bir koku olması lazım. Mesela çiçeğin kokusu güzel niye? Çünkü dağılmış hafif bir kokudur, ağır bir koku çok rahatsız eder güzelliği de kaybolur öyle bir kokunun anlamı da kalmaz. Parfümü kullananlar en büyük hatası çok fazla kullanmaları. Ne kadar bol kullanırsam o kadar iyi olur zannediyor, ne kadar bol kullanırsan o kadar kötü olur, ne kadar az olursa o kadar iyi.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün Tuzla Tersanesi’nde katıldığı törende “İnşaAllah biz uçak gemimizi de yapacağız, bunda da kararlıyız hiçbir endişe taşımıyorum” diye konuşmuştu. Can Ataklı, yerli uçak gemisi yapılmasını eleştiren bir tweet attı. “Yerli uçak gemisi yapılacakmış. Üç tarafı deniz olan Türkiye zaten uçak gemisi gibi değil mi? O gemiyi nerede kullanacağız?” Diye sordu. Ancak bu paylaşımla sosyal medyada büyük tepki çekti.

ADNAN OKTAR: Canım uçak gemisi niye faydalı olmasın? Mesela biz Katar’a asker gönderiyoruz, uçak gemisini Katar’ın önüne çekmiş olsak acayip sükse. İki-üç tane uçak gemisi Türkiye’ye gönderse Katar’ın önüne çekilse mesela üstünde de yüz tane jet uçağı yani kahredici bir kuvvet, büyük bir kuvvet.

Evet.

VTR: Benim sorum şu şekilde olacak. Arkadaşlarımız yani erkeklerden bahsediyorum, neden özgüven problemi yaşıyoruz, çekiniyoruz dilediğimiz şeyi bir kıza veya bir insana anlatırken neden çekiniyoruz? Bu kadar.

ADNAN OKTAR: İnsanlar insanları çok eziyor, gençler gençleri eziyor, kızlar kızları eziyor, genç kızlar erkekleri eziyor, erkekler kızları eziyorlar. Bir ezme mantığı var işte bu sevgi ve dostluk, kardeşlik mantığına dönerse o zaman coşkulu bir sevgi anlayışı, coşkulu bir arkadaşlık anlayışı ortaya çıkar herkes huzur içinde olur. Gençleri muazzam bir açmaza soktular, bu Mehdiyet’le çözülecek bu açmaz, bir kilitlenme oldu. Mesela genç kızlar hep alay edilme korkusunda, gençler alay edilme korkusunda. Ben görüyorum gençleri mesela bir kız arkadaşı var hemen hanım kıza çaktırmadan kendince, sezdirmeden alay edecek bir söz söylüyor, o onu eğer sezemezse onun zaferi olmuş oluyor. Bir genç kızla alay etmek ne demek? Sen mahvetmiş oluyorsun. O güzelliği de mahvediyorsun, kendini de mahvediyorsun. Genç kızla alay edilir mi? Genç kız yüceltilir, ona en güzel sözlerle iltifat edilir, teşci edilir, takdir edilir mübarek bir varlık. Niye küçük düşürmeye kalkıyorsun? Küçük düşürdüğünde onu mahvedersin kendini de yüz misli daha küçük düşürürsün. Böyle bir yanlış kilitlenme sistemi var o yüzden o kilit sistemin içine gidenler adeta bir fırtınaya tutulmuş gibi onun içinde savruluyorlar, bir boğulma sistemi var bunu Mehdiyet’in çözeceğini müjde olarak veriyorum hadisler onu gösteriyor.

Tunç Mani, “Dördüncü boyut nedir? Geçiş mümkün müdür?” Kardeşim şimdi tabii ki var ama bu boyut değiştirmesi Allah’ın gücüyle oluyor. Biz zaten görüntü varlığız öyle kendi kafamıza göre bir şey yapacak durumumuz yok ama bütün her yeri esir doldurmuş durumda, esir de akıllı bir madde, Allah’ın aklı hakim esire, sürekli şekil alıyor. İnsan şeklinde görünür, hayvan şeklinde görünür bir şey şekillenir biçim verir. Dördüncü boyut öldüğümüzde dinç bir ferahlıktan adam uyanmış olarak yani bu hayat bize çok flu gelecek öldüğümüzde, çok flu, net samimi inanacağız uyandığımıza zaten dikkatlice bakılırsa uykuya felaket benziyor, uykuyla çok küçük bir nüans farkıyla ayrılıyor görülüyor bunun uyku olduğu. O öbür net kalkmada ama insan hakikaten tam uyandığını zannediyor onda, halbuki o da uyku da ama eğer biri hatırlatmazsa onu anlayamaz Allahualem.

Büyük cami çok güzel bir şey İstanbul’a yakışır. İstanbul’a küçük küçük camiler değil de her yapıldığında on küçük cami yerine bir büyük cami daha iyi. Hayır sahipleri mesela on ayrı kişi birleşip böyle Ayasofya’dan daha büyük dev camiler çok çok iyi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na hitaben şunları söyledi Adnan Bey. “Yolları yaptık güzel güzel, tıpış tıpış yürüyorsun ya yol olmasaydı? Dağlarda kaybolup gidecektin. Ana muhalefet Partisi Genel Başkanı yürüyüş yapıyor, on dokuz gündür yürüyor. Aslında bir bakıma bu yürüyüşün bir faydası oldu, o da nedir? Yaptığımız yolların kalitesini öğrenme fırsatı oldu, başka türlü anlayamazdı. Biraz zahmetli bir iş oldu ama benim ona tavsiyem şöyle İzmit’ten bu tarafa gelirken Kurtköy sapağından bir Yavuz Sultan Selim yoluna da gir orayı da bir gör” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok ya Sayın Kılıçdaroğlu devlete, millete sadık, efendi, milliyetçi bir insan sağlamdır. Kılıçdaroğlu’ndan bir bozukluk çıkmaz da etrafında öyle bazı tipler oluyor onlar saygıda kusur ediyorlar yahut bilmişlik yapanlar oluyor yoksa Kılıçdaroğlu iyi, CHP’yi güzel temsil ediyor. Sürekli değiştirelim kafasında. Değiştireceksin kimi getireceksin? Kim var? Onu da söylemiyorlar habire değiştirelim, değiştirelimle olmaz.     

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: Beş, on yıl sonrasında insanların duygu durumu nasıl olacak? Depresyon durumu nasıl olacak ve o inşa ettiğimiz gökdelenlerden bir bir kendimizi atacak mıyız acaba? Merak ediyorum. 

ADNAN OKTAR: Canımın içi, Allah sana uzun ömür versin, Allah saklasın. Olur mu? Gayet güzel yaşayacaksınız, huzurlu yaşayacaksınız. Mehdiyet’in kardeşlik duygularının coşkusunu en güzel şekilde Allah size ilka edecek. Ruhunuzda bu güzelliği yaşayacaksınız. Dünyalar güzelisin bir daha öyle sakın konuşma. Tamam bir uğursuzluk görüntüsü var deccaliyetin bir azgınlığı var ama hep aklı başındasınız, bütün gençlik aklı başında sadece o onun bir feveranı, bir sevgi feveranı gerekiyor o kadar. Hükümet de aklı başında bir hükümet dolayısıyla öyle ümitsizliğe kapılacağınız, üzüleceğiniz, sıkılacağınız hiçbir şey yok, biraz sabırlı olun, biraz sabırlı olun. 2019’lar. 2021’ler ferahlık yılları inşaAllah. Sen de huzur içinde, güzellik içinde uzun ömürlü yaşayacaksın inşaAllah. Allah ömrüne bereket versin. Sakın sakın bir daha öyle sözler etme.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’dan yayın yapan Die Zeit Gazetesi’ne konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Almanya konuşmama izin vermeyerek intihar ediyor” dedi. Erdoğan, “Almanya ve Türkiye’nin birbirlerine ihtiyacı var. FETÖ destekçilerini Türkiye’ye iade etmediği sürece Almanya’yı teröristleri koruyan ülke olarak göreceğiz. Almanya Başbakanı Merkel ile bir sorunum yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi ben işin asıl kökenini söyleyeyim, Türkiye’de bir kalite eksikliği var. Amerika ve Avrupa işte Suudi Arabistan da dahil Birleşik Arap Emirlikleri, Dubai şu bu falan o zor şartlarda bile kaliteyi ön plana alıyorlar. Mesela Suudi prensler hep kaliteyi ön plana alıyor, çalıştıkları işyerlerinde o büyük AVM’lerde hep mini etekli kızlar görev alıyorlar ultra modern bir dünya var. Özgürlükçü olmayı istiyor Amerika. Özgürlüğü savunan bir ülkedir Amerika dolayısıyla İngiliz derin devleti de güya özgürlükçülük adı altında korkunç bir dünyayı savunuyor. Homoseksüellik, Rumilik, Darwinizm’in hakim olduğu mutsuz bir dünyayı savunuyor ama güya iyilik amacıyla yapıyor. Mesela diyor ki, “Kaos içerisinden düzgünlük çıkar” diyor. “Biz her yeri yakıp yıkalım sonra onun içinden güzel bir sistem çıkar” diyor mahvediyor dünyayı akılsızca. Şimdi Almanya’nın, Amerika’nın, Avrupa’nın bizim lehimize dönmesi için Türkiye’nin ultramodern olması lazım, bak bunu yapsınlar en ufak bir sorun çıkmaz. Katar’a da karşı olmalarının nedeni gelenekçi İslam’dır. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. FETÖ’yü de darmadağın eder o zaman Tayyip Hoca ve hükümet, Amerika’yı da yanına alır hiçbir şey yapamazlar. Amerikan kamuoyunu yanımıza almak çok önemlidir yoksa İngiliz derin devletini biz yanımıza alamayız, almayız zaten hasmımız öyle bir şeyi kabul etmeyiz. Ama Amerikan halkı özgürlükçüdür ama Türkiye’de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı ve tutucu bir sistem var, bak genç kızlar falan hep bunalmış vaziyetteler, mini etekle gezemiyor, dekolte giyemiyor. Homoseksüellere abartılı şekilde özgürlük veren sistem kadınları da abartılı şekilde ezmek istiyor görüyorsunuz. Mesela nerde dekolte bir hanım varsa ya saldırıyorlar ya bir şey söylüyorlar, ısrarla homoseksüelleri ön plana çıkartmak istiyorlar. En renkli, en cıvcıvlı, en çirkin felsefeyi onlarda görüyoruz ama kadınlardaki yasaklamaya dikkat edin ve “kadınlar güzel olursa” diyor adam “homoseksüellik yayılır” diyor. Halbuki tam tersi olduğunu biliyor. Kadınlar güzel olursa homoseksüellik durur. Böyle bir bozukluk var felaketi buradan anlamaları lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Son dakika haberine göre, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye ile müzakereleri dondurma çağrısı kabul edildi.

ADNAN OKTAR: Onların dondurmasıyla bir şey olmaz. Türkiye Avrupa’dan daha ileri, daha aydın olacak onlar bize katılacak, biz onlara katılmayacağız.

Mesela diyor ki, “çatı alevlere teslim oldu, Antalya rüzgara teslim oldu, Ankara doluya teslim oldu, İstanbul kışa teslim oldu” ya başka laf bilmiyor musunuz siz? Sürekli “teslim oldu” diye söylüyorlar. Türkçe zengin birçok kelime, birçok cümle var “teslim oldu, teslim oldu, teslim oldu” gece gündüz bunları duymayalım. Bu nasıl bir gazetecilik? Nasıl bir televizyon anlayışı? Nasıl bir dil anlayışı? Ben bunu anlamış değilim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu.

VTR: Türkiye’de kadına uygulanan psikolojik baskı neden erkeğe uygulanmıyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak bütün bu hanım kızlar, bu tatlı varlıklar, bu güzel varlıklar hep yangın. Kadına akıl almaz bir baskı var, erkek alabildiğine özgür. Mesela erkeğin fuhuş yapma ihtimalini sıfır görüyor adam yapsa da “helal olsun” diyor “erkek adam” diyor “yapsın, ne olacak?” Diyor. Ama genç kızı potansiyel her şey yapacak birisi olarak görüyor. Bak demin bir genç kız geldi konuşuyorum, yine içerde de bir genç hanım kız kardeşim var. Babası, ağabeyi herkes baskı yapıyormuş, hep potansiyel tehlike olarak görüyorlar. Dışarı çıktığında mutlaka bir şey yapar kafasında, saçını boyadıysa bitti, açık renk boyadıysa zaten ikinci bir ihtimal vermiyor gözünü boyadıysa ikinci bir ihtimal vermiyor. Dudağını boyadıysa ikinci bir ihtimal vermiyor. Dekolte giyindiyse zaten gitti olarak görüyor. Kapalı da giyinse sokağa çıktığında zaten “bir şeyler aramaya gidiyorsun herhalde” diyor. Bu çok korkunç bir zihniyet. Baksana adam diyor ki, “adam” diyor “buluğa erdiğinde” diyor “anasından bilmem ne umduğu zamandır” diyor. Bak kadını, anneyi ne kadar mağdur duruma sokuyor görüyor musun? Annesini de potansiyel enseste yatkın sanki böyle fuhuş için can atan bir varlık gibi gösteriyor. Onun için diyor “sakın” diyor “bacağını örtsün” diyor. “Görürse bacağını dizinden üste bitti” diyor. Aslında dizin üstünde dediğim bunların kendi icadı, öyle de demiyor aslında dizinin altını da kabul etmiyor onlar ama o da çıkmış diyor ki “dizinin üstüne baktın mı tahrik olur anan da olsa” diyor “kız kardeşi de olsa” diyor. Hepsini potansiyel tehlike olarak görüyorlar kadınların ve akıl almaz ezmeye kalkıyorlar ve homoseksüelleri de alabildiğine destekleyen bir sistem var görüyorsunuz. Makyajına, dekoltesine hepsine teşvik ediyorlar ama kadınların dekoltesini, bakımlı olmasını, güzel olmasını, sevgiyi yaşamalarını, özgür olmalarını da alabildiğine istemeyen, baskılayan korkunç bir sistem var işte bu Mehdiyet devrinde ortadan kalkacak. Bak benim canlarımın yangınlığını görüyor musun? Hep aynı konular, hep canlarının yandığı konular aynı ve hepsi de dünyalar güzeli.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul neden bu kadar pahalı bir şehir merak ediyorum? 

ADNAN OKTAR: İstanbul’un her yeri pahalı değildir herhalde de merkezi yerler pahalıdır ama pahalılıkta da biraz herhalde kalite artıyor ondan oluyor olabilir. Mesela kirazın en iyisi oluyor, karpuzun en iyisi oluyor. Mesela Bebek’te pahalı benim gördüğüm, Etiler’de de pahalı ama varoş semtlerde daha ucuz gördüğüm kadarıyla.

Evet, dinliyorum.

VTR: En çok şehir havasını mı seviyorsunuz köy havasını mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki köy. Kıyas olur mu? Batmantaş’ta biz daha çok Köroğlu tabir edilen bölgeye giderdik yüksek, oksijen, hava nefisti. O havayı insan içine çekmesi gıda gibiydi bayağı güzel. Orda bazen oğlak keserlerdi, ızgara falan yaparlardı güzel bir ortamdı, güzel bir köy. Ama diyor ki, “turistik köy yapalım.” Kardeşim sen bir köyü turistik yaptığında o köy olmaktan çıkar başka bir şey olur, orayı sen otel haline getirmiş olursun. Köy doğal köy olacak, ellerinde böyle alüminyum sopalarla homoseksüeller bilmem ne, entel dantel takımını oralara götürüyorlar bazı yerlere dağda, tepede ne kadar ürkütücü bir şey dağda bir homoseksüel. Çoluk çocuk orda nasıl gezeceksin sen? Arkasından PKK’lı komünistler ellerinde alüminyum sopalar yahut başka materyalist, dinsiz, Allahsız adamlar. Allah’ın o kadar güzel yarattığı manzaraları, o kadar güzel yarattığı meyveleri yiyorsun ve Allah’a isyan ederek oralarda geziyorsun. Oraları manen hoş olmayan bir çizgiye getirmiş oluyor bu kişiler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Saçlarınız neden bu kadar bakımlı?

ADNAN OKTAR: Saçlarım niye bu kadar bakımlı? Teşekkür ederim. Müslüman tabii temiz olacak, bakımlı olacak ama etrafında arkadaşlarınca yakışıklı olduğu söylenen bir gencim. Alenen övünemiyorlar “arkadaşlarım öyle diyor” diyor. Söyle Allah Allah. “Yakışıklıyım” de ne var yani?

Evet, dinliyorum.

VTR: En çok kime benzetiliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kime benzetiliyorum en çok? Dedeme Hz. Ali (kv)’ye diyorsun. Evet inşaAllah ona benzerim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Rusya ile Türkiye’nin ilişkisi ne kadar samimi?

ADNAN OKTAR: Rusya samimi bir ülke. Türkiye de samimi. Bayağı samimi. Rusya çekineceğimiz bir ülke değil. Putin delikanlı, kabadayıdır. Yiğit delikanlı, var hataları kusurları da. Çok iyi bir insan. Rus halkı çok güzel insanlardır. Çok efendidir Ruslar. Terbiyelidir öyle egolu enaniyetli üst perdeden insanlar değiller. Rusya’da öyle züppe pek bulamazsın. Avrupa’dan çok daha iyi benim kanaatim kişilikleri. Dolayısıyla Rusya’yla dostluk çok hayati. Hatta Rusya’yla biz sınırları kaldıralım. Pasaportu vizeyi kaldıralım çok sıkı fıkı dost olalım. Yani birbirimizin parçası gibi olalım. Rusya büyük bir nimettir Türkiye için. Türkiye de Rusya için, Rusya Türkiye için büyük bir nimettir. Hiç düşünmeyelim.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Dünyanın en ünlü yazılım şirketlerinden birinin kurucusu olan Bill Gates Alman Şansölyesi Merkel'in göçmenlere yönelik açık kapı politikasını eleştirdi. Gates bu politikanın Avrupa’yı baskı altına alacağını ve Afrikalıların kıtaya ulaşmasının zorlaştırılması gerektiğini söyledi. Almanya gibi ülkelerin Afrika’yı terk ederek denizaşırı ülkelere daha iyi bir hayat yaşamak için göçenlerle başa çıkmayacağını söyledi.

ADNAN OKTAR: Şimdi o tabii biraz düşünülmesi gereken konu şöyle ki; Afrika’da Avrupa meydana getirmek lazım. Yani Avrupa’ya gelmelerini engelleyip Avrupa’yı Afrika’ya taşımak lazım. Afrika çok güzel bir yer. Eğer orada bir Avrupa meydana getirirse Avrupa kendisi de kullanır o insanlar da orada kalırlar. Ama tabii insanlar hep kaliteyi, güzelliği, zarafeti, klaslığı arıyorlar. Ve dolayısıyla herkes orayı cennet gibi görüyor. Çünkü sanat ve kalite insan ruhunun en çok aradığı güzelliktir. Türkiye’den de akın akın Avrupa’ya gitmek istiyorlar. Türkiye’de sanat ve kaliteyi bulamıyorlar. Gelenekçi Ortodoks sistem buna müsaade etmiyor. Gelenekçi Ortodoks sistemi, Türkiye aşması şart; o zaman Avrupa’nın en kaliteli devleti oluruz. Bak 1940’lardan beri Türkiye bir türlü gelişme gösteremiyor. Almanya savaşa girdiği halde, Japonya savaşa girdiği halde yerle bir oldukları halde akıl almaz bir kalite, akıl almaz bir teknoloji, akıl almaz bir zenginlik elde ettiler. Biz savaşa girmediğimiz halde zor ayakta duruyoruz zor. Bunun sebebi Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıdır. Mahvediyor Türkiye’yi. Mutlaka kurtulmamız lazım. Ve mutlaka Kuran İslamlığı, sahabe İslamlığıyla, özgür Mehdiyet ruhuyla yaşamamız gerekiyor.

Evet.

VTR: Neden bu çocuklar başıboş dolaşıyor sokaklarda, kimsesiz, sahipsiz?

ADNAN OKTAR: İşte bak bir annelik ruhunun güzel bir insanın güzel bir konuşması. Bu insan nedir? İşte bak Mehdiyet ahlakı bu. Bu sahabe ahlakı çocuklara şefkat, merhamet. Egoistçe bir soru sormuyor görüyor musunuz? Çıkar için soru sormuyor hep insanlık için, hep sevdikleri için. Güzel söylüyor. Çocukların cenneti Mehdiyet devridir. Adeta cennet hayatı yaşayacakları devir Mehdiyet devridir. Ona da çok az kaldı. Türkiye o yolda gidiyor. Merhametli bir devletiz, merhametli bir milletiz. Üç milyon Suriyeli kardeşimize biz bakıyoruz. Bu merhametin imzasıdır. Merhametin kitabını yazıyoruz elhamdülillah. Kuran’dan öğrendiğimiz kadarıyla Allah’ın bize bildirdiklerini uygulamış oluyoruz.

BÜLENT SEZGİN: Yeniçağ Yazarı Batuhan Çolak son yazısında şunları söyledi Adnan Bey; “FETÖ’cülerin hapishanelere doldurulmasıyla birlikte adi suçlular serbest bırakılmaya başlandı. Cezaevinden çıkanlar aynı gün yeni suçlara başlıyorlar, bulaşıyorlar çünkü yakalansalar dahi çok kısa süre cezaevinde kalıp denetimli serbestlikten faydalanacakları için bunu bir kariyer haline getirmiş durumdalar. Özellikle taciz, tecavüz ve kadınlara yönelik şiddet olaylarının temelinde bu sorunlar yatıyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor gerekirse yeni hapishaneler açılsın o sistem durdurulsun, doğru. Birçok bina var birçok yer var, tesis var hapishaneye çevrilebilir. Adam mesela çocuk, kadınlara saldırmış taciz etmiş adam yine aynısını yapıyor, aynısını yapıyor. Yıldırıcı ve caydırıcı olmaz, onun için o gerekir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Türkiye’ye ilk birayı kim getirdi?

ADNAN OKTAR: Abdülhamit. Abdülhamit döneminde Bomonti kardeşler Abdülhamit de fetvayı verdi imzaladı. Burada milyonlarca litre bira yapıldı Türkiye’de. On milyon litre Abdülhamit döneminde, on milyon litre bira üretiliyor. Türkiye’nin nüfusu zaten ne kadar o dönemde? On milyon litre bira üretiliyor düşünün.

Dinliyorum.

VTR: Almanya Erdoğan’a karşı neden konuşma izni vermiyor?

ADNAN OKTAR: Şimdi İngiliz derin devletiyle Türkiye ciddi bir çatışma halinde. İngiliz derin devleti zaten dünyaya saldıran, bütün dünyaya saldıran bir sistem. Şimdi göreceksiniz Katar’a da saldıracak ve Arap ülkelerini birbirine kırdıracak. Ve en sonunda da Türkiye’ye saldırmayı düşünüyorlar. Almanya’yı da kontrol altında tutuyor şu an İngiliz derin devleti. İngiliz derin devleti ne derse onu yapıyor Almanya. Ama kendisi Türkiye’ye yaklaşırken son derece anlayışlı, işte darbeye karşı Türkiye’yi koruyan kollayan bir yöntem kullanıyor. Bu kendince eskiden beri kullandığı Abdülhamit döneminden beri kullandığı bir metot. Hep Türkiye’yi kolluyor gibi hareket ediyor ama İngiliz derin devleti kanalıyla Türkiye’yi sırtından vuruyor ve acımasızca İslam alemine saldırıyor İngiliz derin devleti.

VTR: Ben Selami. Afrin’i ne zaman fethediyoruz?

ADNAN OKTAR: Afrin’i ne zaman fethediyoruz? Afrin fethedilse bile orada sadece o insanlar refah ve huzur içinde yaşarlar. Yani Türkiye toprağı olmaz Afrin. Öyle bir şey olmaz. Türkiye’nin fethedeceği hiçbir yer yok. Ama Türkiye tabii güçlü bir ülke, karadan da orayı rahatça indirebilme gücüne sahip. Yerleşik sistemleri darmadağın edecek güce sahip Türkiye. Türkiye gerilla mücadelesine karşı gücü aktif olamıyor. Çünkü illegal bir yapılanma ve insanların nerede olduğu belli değil yani sabit hedefi yok. Ama Afrin’de hedefler belli yer belli. Burada son derece dezavantajları var. Türkiye’ye yüklenmiş olsa yarım saat, bir saatte darmadağın eder. O yüzden şu an panik halinde PKK ve YPG. Yer altına tüneller kazıyorlar bilmem ne falan. Yer altında köstebek de tünel kazıyor ama yer altında boğuluyorlar. Senin yer altına gitmen Türkiye’nin önünü kesmez. Seni orada kör köstebek gibi boğarlar. Densizlik yapmayacaksın orada yakalanacaksınız tek tek ve hepinizi o tünellerden çıkarıp hapse göndereceğiz. İnşaAllah.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Avusturya mültecilerin İtalya sınırından içeri girmesini önlemek için askeri mürettebatı bölgeye yönlendirdi Adnan Bey. Fotoğraflar vardı. İtalya’yla sınır olarak bilinen Brenner Geçidi’ne asker yolladı. Mültecilerin sınırı geçmemesi için de bölgeye dört zırhlı araç ve yedi yüz elli asker gönderildi.

ADNAN OKTAR: Canım halkla çatışacak halleri yok oraya mülteci gelirse yürüyerek geçer. Öyle bir şey olmaz. Fakat Avrupa’nın yapacağı Afrika’da Avrupa meydana getirmek. Süratle. Yoksa o akış devam eder.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü