Harun Yahya

Sohbetler (7 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne mutlu bize. Buyurun, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu İngiliz The Guardian Gazetesi’ne yazı yazarak, Türkiye’den ve Sayın Erdoğan’dan şikayetçi oldu. Türkiye’deki yönetimi ‘sert bir otoriter rejim’ olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu; “Geçen yılın Temmuz ayında Türkiye’de bir darbe girişimi yaşandığını, bundan beş gün sonraysa AK Parti’nin OHAL ilan edip, ülkeyi kararnamelerle yönetmeye başladığını, doğru düzgün bir neden açıklanmadan 105 bin kamu çalışanının işten atıldığını yazdı. Adaletsizlik, keyfilik ve ayrımcılık AK Parti rejimini tanımlayan özellikler haline geldi. Bundan dolayı önce adalet istiyoruz. Her gün on binlerce Türk vatandaşı adalet istemek için yürüyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Muhalefet olarak böyle bir eleştiri yapması normal. Yani bunu çok anormal bir şey olarak görmek yersiz. Bu Avrupa’da bizim için bir sükse. Demokrasinin var olduğunu gösterir. Bir mahsuru yok. Yani muhalefet, muhalefet görevini yapacaktır. Bu tip konuşmalar yapmaları da gerekir. Bunda şaşacak, kızacak, üzülecek bir şey yok. Faydası olur bunların, zararı olmaz.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan France 24 Kanalı’na röportaj verdi. Barzani’nin referandum kararının doğru olmadığını ve bundan pişman olacaklarını belirtti. “Barzani buna hazır olmadığı gibi bu referandum Irak’ın toprak bütünlüğüne de yönelik bir adımdır. Böyle bir adımdan sonra parçalanma başlar. Diğerleri bunu takip eder” dedi. Sunucunun; “benzer bir referandum Türkiye’de olur mu?” sorusuna ise; “Türkiye’de böyle bir adımı atmak biraz sıkar” diye yanıt verdi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam mı diyor bunu? Tayyip Hocam’daki üslup dehşet. Tam delikanlı üslubu. Bir daha dinleyeyim bakayım.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan France 24 Kanalı’na röportaj verdi. Barzani’nin referandum kararının doğru olmadığını ve bundan pişman olacaklarını belirtti. “Barzani buna hazır olmadığı gibi bu referandum Irak’ın toprak bütünlüğüne de yönelik bir adımdır. Böyle bir adımdan sonra parçalanma başlar. Diğerleri bunu takip eder” dedi. Sunucunun; “benzer bir referandum Türkiye’de olur mu?” sorusuna ise; “Türkiye’de böyle bir adımı atmak biraz sıkar” diye yanıt verdi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun Tayyip Hocam’a. Delikanlının hası, kabadayının da hası, efenin de hası. Ama onlar anlıyor mudur? Onların kültüründe bu ne anlama geliyor? Türkçe öğrenmeleri lazım bunu anlamaları için. İyi demiş, güzel demiş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Erdoğan Türkiye’nin eyalet sistemi ya da başka bir isimle asla bölünmeyeceğini ya da referandumun söz konusu bile olamayacağını ifade eden şöyle bir açıklama yaptı; “Türkiye’de böyle bir adımı atacak olanlar şu ana kadar atardı. Şu an bedelini çok ağır ödüyorlar. Türkiye’nin böyle bir adımı atacak ne bir zemini var ne de bu tür bir yapılanma var. Irak’ta bir eyalet var. Eyalet böyle bir adımı attı. Türkiye üniter bir yapıya sahiptir. Türkiye’nin bu üniter yapısını kimsenin zedelemeye ne gücü yeter ne imkanı vardır. Bugün Güneydoğu’da herkes huzur içinde. Türkiye’nin bir güzelliği var. Türkiye’de Kürtçülük yoktur. Türkiye’de Kürt vardır, Türk vardır, Laz vardır. Hepsi iç içedir. Bir biz defa biriz, beraberiz, kardeşiz. Bu farklılığı orada görebilirsiniz ama bizde göremezsiniz. Onun için de Türkiye böyle bir şeye asla giremez. Böyle bir şeye de fırsat vermeyiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor Tayyip Hocam. Zaten öyle bir sorunun sorulması bile münasebetsizlik. Dolayısıyla Tayyip Hocam cevabı kalıp gibi oturtturmuş. Güzel olmuş.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Kanada Ontario’da İngilizce ve Arapça olarak basımı yapılan El Bilad Gazetesi Arapça yayınında ‘Yeni nesille daha güzel bir geleceğe’ başlıklı makalenizi yayınladı. Yazınızda; Genç neslin iyi yetişmesi için her bireyin ferdi olarak büyük sorumluluğu olduğunu, sevgiye dayalı bir konuşma üslubu geliştirilirse bunun gençlere güzel bir örnek olacağını anlatıyorsunuz makalede. El Bilad Gazetesi’nin İngilizce yayınında da ‘Suriye’de her altı saatte bir, bir çocuğun öldüğünü biliyor musunuz?’ başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Bağdat’ta bulunan bağımsız ve sol çizgiye sahip Arapça günlük gazete Almada’da ‘Kabile kültüründe kadın ve gerçek İslam’ başlıklı makaleniz yayınlandı. İslam aleminin bağnazlığın da etkisiyle kabile kültürünün ağır zulmü altında eziliyor olduğunu anlatıyorsunuz. Bu yüzden Müslümanların zincirleri kıran ve ağır yükleri indiren Kuran’ın özüne dönmesi gerektiğini belirtiyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Rayah’da ‘Avrupa’da vahim tablo’ başlıklı yazınız yayınlandı. Yazınızda; Kiliselerin büyük oranda kapanması veya özel mülklere dönüştürülmesinin vahameti üzerinde duruyorsunuz. Avrupa’nın maneviyatın gelişmesini sağlayacak sağlam, akılcı, bilimsel tedbirler alması gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan, tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Keshmir Reader’da ‘Kutuplaşma nereye kadar?’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; Kutuplaşmanın altında sevgisizlik yatan küresel bir problem olduğunu anlatıyorsunuz. Sadece sevgiyi konuşarak, uzlaşıyı öğreterek, öfkeden uzaklaştırarak bunu değiştirmenin elimizde olduğunu belirtiyorsunuz.

Ünlü yazarların, analistlerin yorumlarına yer veren, Rusya’dan Vestnik Kavkaza haber sitesinde yazılarınız yayınlanmaya başladı. İlk olarak ‘Türkiye-ABD ilişkileri ve YPG sorunu’ başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; Obama döneminden beri devam eden YPG’nin silahlandırılması konusunda dostumuz ve müttefikimiz olan Amerika’nın strateji değiştirmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Terörün ana kaynağı olan diyalektik zihniyetin bilimsel delillerle anlatılmasıyla hem YPG’nin hem de tüm komünist terör örgütlerinin uğruna savaştıkları sahte inançların yok olacağını dolayısıyla terörün de sonunun geleceğini belirtiyorsunuz. Amerika’nın da bu ilmi mücadelede yerini alması gerektiğini vurguluyorsunuz. Bu yazınız ayrıca Amerika’dan yayın yapan bağımsız yayın organı ve aynı zamanda düşünce kuruluşu Eurasia Review’da da yayınlandı.

Ürdün’ün ilk bağımsız Arapça gazetesi El Ghad’da ‘Trump ve İslam dünyası’ başlıklı makaleniz yayınlandı.

Pakistanlı tanınmış TV programcısı Zain Khan’ın yönettiği Tactical Talk sitesinde üç makaleniz yayınlandı. ‘Rus sınırında NATO silahları’ ‘Türkiye-Rusya önemli ittifak’ ‘Rohingyaların acılarını dindirelim.’

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Azzaman’da ‘Müslümanlar bayramların mutluluk kaynağı olmasını özlemle bekliyor’ başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde ‘Geleneksel A9 iftarı, Ramazan 2017’ başlıklı yazınız yayınlandı. MaşaAllah, bu kadar.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir videomuz var.

ADNAN OKTAR: O nesi o, onu niye yapıyor? Yani hem gezeriz hem spor yaparız falan mı?

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: MİT ve Genelkurmay 2004 yılında devlet içindeki FETÖ’cü yapılanma tehlikesiyle ilgili olarak MGK’da bir önlem planı hazırlanması kararı almış ve bunu hükümete iletmiş. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, o dönemde durumu Başbakan’a açtığını, gelen yazıyı dosyaya kaldırmaya karar verdiklerini, hiçbir işlem yapmadıklarını ve bütün toplumsal, siyasi riski hükümet adına Başbakan’ın kendisinin, hukuki riski ise kendisinin üstlendiğini söylemiş. Ertuğrul Özkök yazısında Ömer Dinçer’in bu açıklamasını tekrar hatırlatarak; “Günün başbakanı o gün bu kararı uygulamamanın siyasi sorumluluğunu almış. Ömer Dinçer de hukuki sorumluluğunu üstlenmiş. Merak ediyorum, acaba bugün de aynı sorumlulukları yükleniyorlar mı?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi o dönemde Müslümanlara karşı yapılmış kasti bir hareket olma ihtimali vardı, eski gelenekten gelen. Çünkü Müslümanlardan öfke duyan bir üslup geleneksel olarak devam ediyordu. Herkes bunu biliyordu. İşte Süleymancılar büyük tehlikedir, kafalarının ezilmesi gerekir falan gibi. Yahut mesela Menzil cemaati havadan kontrol ediliyordu, uçakla fotoğrafları çekiliyordu. Şurada sarımsak tarlası var, şurada soğan tarlası var, şurada sığırlar var falan böyle stratejik, etrafını çembere alarak hazırlık yapılıyordu. O dönemi bildiği için Tayyip Hoca, mümin muttaki temiz bir insan, delikanlı insan bu Nurculara karşı yakışıksız bir bakış açısı var herhalde. Kıskandıkları için böyle yapıyorlardır diye düşünmüş olabilir bazı kişilerin. Yani ilgili emniyet mensupları, MİT mensupları değil de onun içerisindeki küçük bir hizbin, küçük bir topluluğun bu görüşte olduğunu düşünmüş olabilir. Kıskançlığa dayalı Müslümanları mağdur etmek için kasten yapılmıştır diye düşünmüş olabilir, iyi niyetle. Ne bilsin adamların böyle kahpelik yapacağını, çakallık yapacağını? Herkes iyi niyetliydi. Ki herkes de koruyup kolluyordu. Kimse ses çıkarmıyordu. Türk milletinin sırtında bunlar yükseldi ama adamlar manyak çıktı. Psikopat çıktılar. Ahlaksız çıktılar. Yani orada Tayyip Hoca’nın suçlanacak bir yönü yok. Yine yapıyorlar öyle. Mesela diyor “Menzil cemaati şöyledir. Süleymancılar böyledir. Şeffaflaştıralım. Bu adamlara güven olmaz.” Habire rapor getiriyorlar. Yine kaale almıyor. Doğru yapıyor. Yine kaale almıyor ama bunların böyle çakallık yapacağını tahmin etmedi. İlk kahpelik bu. İslam aleminde görülen böyle bir kahpelik yok, böyle bir çakallık yok. İslam tarihinde ilktir böyle bir kahpelik. Bu derece çakallık yapan, bu derece ahlaksızlık yapan hiçbir İslami grup olmamıştır. İslami görünümlü. İngiliz derin devletinin, deccaliyetin yancısı olarak alçakça bir oyun oynamışlardır. Halkı havadan otomatik silahla taramalar, tank ateşi açmalar, tankla çoluğu çocuğu ezmeler, hamile kadınları ezmeler, akıl almaz kepazelikler. Akıl veriyor oradan da bir çakal. Diyor ki “ Hiç hiç hiç acımayın” diyor adam. “Mavi ışık yanıp sönüyor” diyor.  “Onlar polis arabasıdır. Basın kurşunu” diyor. “Polisse mutlaka vurun. Hiç bekletmeyin” diyor. Bak ahlaksıza bak. Alçağa bak. Haysiyetsiz namussuza bak. Akla bak yani. Çok büyük bir terbiyesizlik ve vicdansızlık. Tayyip Hoca nereden bilsin? O tertemiz Anadolu delikanlısı. Hep Müslümanları koruyup kolladı, her zaman için. Hiçbir zaman için de Müslümanlara söz getirtmedi. İyi niyetle almış dosyayı kenara koymuş. Oyun oynuyorlardır belki hani, kıskançlıktandır yahut ona benzer yani küçük bir hizbin bir vesvesesi olarak düşünmüş olabilir. O ne dedi? “Sırtımızdan vurdular bizi” dedi. Hiç aklının ucundan geçmedi. En güzel yerlere onları getirdi. Geniş yetki verdi. Salahiyet verdi. Okullar açmaları için yurtdışında gitti gezdi. Yani sırtında gezdirdi adeta. İnanılmaz bir kahpelik. İnanılmaz bir kin. İnanılmaz bir nefret ve inanılmaz bir ahlaksızlık yaptı adamlar. Kardeşim deccaldan bile azgınlar. Deccal bile bu kadar azgın olmayabilir. Bu kadar karaktersizlik görülmemiş. Dolayısıyla Tayyip Hoca’nın burada suçlanacak bir yönü yok. Tayyip Hoca’yı biz sonuna kadar koruyup kollayacağız milletçe. AK Partili olması şart değil kardeşim. CHP’li de olabilir. Komünist de olabilir. Herkes Tayyip Hoca’yı vatan için, millet için, bayrak için, Allah için, Kitap için, Allah’a inanmıyorsa insanlık için desteklemek durumundadır. Başka da bir yolu yok. Uzatmaya da gerek yok. Sonuna kadar da yanındayız. Gayet de iyi gidiyor. Zırh delici mermiyle ateş ediyor halka adam havadan. Alçağa bak. Köpek herif. Biz sana o helikopteri onun için mi verdik? O silahı onun için mi verdik sana? Olmadık pislik. Tayyip Hocam dürüst delikanlıdır. Dürüst. Hüsnü zan eder ama pislik yapan da oldu mu yakasına çöker. Olay bu.

““Mülteciler sorun olacak” diyen insanları anında “ırkçı” etiketini yapıştırdılar.” Ya kardeşim tabii ki ırkçıdır. Çünkü bak diyoruz ki kendisine “Sen Suriye’de olsaydın, Türkiye seni almasaydı ister miydin?” “Yok istemezdim” diyor. “En iyi şartlarda bana sahip çıkmasını isterdim Türk olarak” diyor. Arap olarak olunca? “Kesin koymamamız gerekir” diyor. Bu nedir? Irkçılığın dibe vurmuş şeklidir. Başka bir anlamı yoktur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz gecesinden bahsettiğiniz konuşmanın videosu var.

ADNAN OKTAR: Bak “polisleri vurun” diyor. Ahlaksızlığa alçaklığa bak. Hepsinin çoluğu çocuğu var. Köpek. Allah için, vatan için, millet için canını ortaya koymuş. “Polisi vur” diyor. Kahpeliğe bak. PKK’dan ne farkın var alçak herif? PKK bile senin kadar kahpe değil. Çünkü PKK “düşmanım” diye ortaya çıkıyor açıkça. Sen “dostum” diye gelip vuruyorsun. PKK’dan bin kere daha alçaksın yani. Böyle kahpelik olmaz yani. Değil mi? PKK söylüyor “Ben düşmanım” diyor. Bu ne diyor? “Ben dostum” diye geliyor. Sen ona kendi silahını veriyorsun. Tankını veriyorsun. Beline silah takıyorsun, adam çekip seni vuruyor. Böyle bir ahlaksızlık görülmedi yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Fransız televizyonuna da Katar’la ilgili şu açıklamayı yaptı. “Biz her zaman haklının yanında olmalıyız. Bu on üç madde yaptırıma gelince, on üç maddelik yaptırım bir devleti devlet olmaktan çıkarma yaptırımıdır. Katar bir devlettir. Asla kabul edilmez. Öyle maddeler var ki, bu maddeler ‘Ben seni devlet olarak tanımıyorum. Devlet olarak işlevlerinden vazgeçeceksin’ demektir. 'Türkiye'nin oradaki üssünü kaldıracaksın' diyorlar. Böyle bir şeyi Katar istemedikten sonra biz asla yapmayız. Hatta Suudi Arabistan için de üs kurmayı teklif ettik. 'Değerlendireceğiz' dediler.”

ADNAN OKTAR: Tabii canım orada aşağılama alakasıyla olduğu belli. Gözü dönmüş tam tipik İngiliz derin devletinin dili üslubu ve yani 1800’lerdeki üslup aynısı. Aynı çirkin itici üslup yakışmamış. Onu zaten Suudi Arabistan yapmaz öyle bir üslubu. Birleşik Arap Emirlikleri de yapmaz. Yani hiç onların dili üslubu değil. Onları ilgilendirmez de ayrıca Katar. Adamlar ne yaparsa yapsın. Onları hiç ilgilendirmez. Onları rahatsız eden bir yönü de yok. Dolayısıyla orada bir gariplik var. İngiliz derin devletinin etkisini oradan kaldırmak gerekiyor. Bütün mesele İngiliz derin devletinin tepelenmesinde ama daha henüz iyi anlaşılabilmiş değil. Bu haftadan itibaren, bu günden itibaren İngiliz derin devletine karşı yoğun bir çalışma yapalım. Halka tanıtım konusunda çok yoğun bir gayret gösterelim.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Kılıçdaroğlu hakkında şu eleştiriyi getirdi. “Ben Kılıçdaroğlu’nun bir adalet anlayışına sahip olduğunu düşünmüyorum. Şu anda yürüyor. Yürürken aslında kamu düzeni de bozuyor. Halbuki yürümek yerine pekala miting yapabilir. Tutturmuş adalet. Senin adaletle ne işin var? Biz partimizi bunun üzerine kurduk. Bu kadar adil isen sen kendi partinde genel başkanlığa aday olanları ne diye anında yedin? Partimizin kapatılma girişimi esnasında ne dediler? O zamanki genel başkanları ‘Hamdolsun ki Ankara’da yargıçlar var’ dediler” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Tayyip Hoca’nın da böyle açıklama yapması gerekiyor. Çünkü o da bir siyasetçi. Bir yürüyüş varsa, bir şeyler varsa, eğer sessiz kalırsa bu çok garip ve çok dikkat çekici olur. Kendi usulüyle, kendi üslubuyla tabii ki o da onu eleştirmesi gerekir. Normal akışı yani siyasetin normal akışı. Üslup da nezaketli. Garip, yanlış olan bir şey yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bazı tarihi resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Rumelikavağı vapur iskelesi 1930’lar. Cihangir sırtlarından tarihi yarımadaya bakış, 1940 yılları. Cephede yaralanıp gazi olan bir Mehmetçik ve hastabakıcı yiğit Türk Kadınları, Çanakkale 1915. İkinci İzzettin Keykavus tarafından yaptırılan, İnce Minareli Medrese’de yer alan eşsiz taş işçiliği, Selçuklu Konya.

ADNAN OKTAR: Şahane.

KARTAL GÖKTAN: Biraz kestirip yorgunluğunu atmaya çalışan bir hamal, 1937.

ADNAN OKTAR: Benim çocukluğumda böyle hamallar vardı. Bu tarz yani üstü başı yırtık, Ankara’da çok fazla vardı. Perişan yani böyle. O sırta takılan, o bir şey var yapılmış düzenek yapılmış. Onlar yaygın olarak kullanılıyordu ama şu an kullanılmıyor. Ben onu görmüyorum. Var mı öyle hamal? Yok değil mi? Ben hiç görmüyorum.

KARTAL GÖKTAN: Galata Köprüsü’nde bir seyyar satıcı, 1930’lar. Yine İstanbul’dan bir görüntü.

ADNAN OKTAR: O zaman kıyafetler şıktı. Yine o günlere dönmemiz gerekiyor. Evet diniyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir de belediye otobüsünde seyahat eden yolcuların bir resmi var. Orada da insanların yine şıklığı ve temizliği dikkat çekiyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ya eskiden bayağı şıklığa önem veriyorlardı. Bunu yeniden gündem yapmak lazım. Çok acı bir olay böyle olması. Hiç hoş bir şey değil.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan Katar ile ilgili açıklamasına şöyle devam etti. “Katar’ı adeta terör devleti olarak kabul etmek asla mümkün değil. On beş yıllık başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı dönemimde Katar’ı hep teröre karşı mücadele veren bir ülke olarak tanıdım. Kimse bize yalan yanlış şeyleri yutturmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Katar hakikaten çok modern bir ülkedir. Teröristle, IŞİD’le El Kaide ile ne alakası var? Hatta Suudi Arabistan için deniyor IŞİD’e para veriyor, El Kaide ye para veriyor diye. Katar öyle bir şeyi asla kabul etmez. Mantığı da yok. Aleyhine de bütün yöneticileri son derece modern insanlar. Nerden bağlantı kuruldu ben bunu anlayabilmiş değilim. Katar’ın uzaktan yakından alakası yok o tip şeylerle. İngiliz derin devletinin bir oyunu. Suudi Arabistan’a o konuda sahip çıkmak lazım. Birleşik Arap Emirlikleri’ne de sahip çıkmak lazım. Yani “Niye böyle diyorsunuz?” değil de “Size bunu söyletenlerin biz yakasına yapışacağız” demek lazım. Çünkü onların tehdit altında olduğu anlaşılıyor. Suudi Arabistan eskiden beri tehdit altında olan bir ülkedir. Zor hayat şartları içerisinde yaşıyor. Mesela milli gelirini üçte bire düşürdüler. İngiliz derin devletinin oyunu bu. Bakın petrol fiyatlarını üçte bire düşürdüler. Sırf Suudi Arabistan’ı çökertmek için. Bu çok ciddi bir oyundur. Birleşik Arap Emirlikleri’ni de çökertmek için yapılmış bir oyun. Ama bunu yetersiz gördüler şimdi ne yapıyorlar? Müslümanları Arap zengin devletleri birbirine çatıştırmak istiyorlar, savaşa sokmak istiyorlar. Yani Türkiye, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri birbirine girecekler kendi kafalarına göre. Bu oyuna karşı bu değerli kardeşlerimizi uyarmak görevimiz. Buna en kısa sürede devlet el koyacaktır, hükümet el koyacaktır. Gereğini de yapacaktır. Çünkü bizim sadece yazılarla, gazete yazılarıyla uyarmamız yeterli olmaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Türkiye de bazı insanlar neden bilinçsiz?

ADNAN OKTAR: Bilinçsizliğin nedeni Allah’ın farkına varamıyorsa bir insan, Allah’ı sevemiyorsa, Allah’tan korkmuyor zaten kendinin de farkına varamıyor demektir. Ölü olduğu anlaşılır. Ölü olduğunda ölü şuursuzluğu meydana gelir. Ona halk arasında “bilinçsiz” tabir ediliyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Allah diyor “gözleri vardır görmez, kulakları vardır işitmez” şeytandan Allah’a sığınıyorum “kalp gözleri” yani şuur bilinçleri de “kapalıdır” diyor Allah. “Siz onları canlı diri zannedersiniz oysa onlar ölüdürler.” Diyor. Konu bu. İmanla, Allah korkusu, Allah sevgisiyle insanda bilinç oluşur. Allah’ın ruhunu taşıdığını hisseder. Ben benim der kendi varlığının farkındadır. Ama bilinç kapalı olduğunda zaten Allah’la bağlantı da yoktur o kişide.

Evet.

VTR: Sizce tarih tekerrür eder mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki benzeyebilir bazı olaylar. Ama tıpatıp değildir. Mesela darbeler olur ama her bir darbenin vasfı başka türlü oluyor. Her olay her seferinde yepyeni olur. Tıpatıp aynısı olmaz. Ona yakın olabilir belki. Ama tekerrür deyince tabii insanların aklına aynısı gibi olur geliyor. Mecburen yaklaşık olaylar olur. Mesela insanın adımları da benzer, hayatı da benzer, konuşmaları benzer, bakışları benzer, yemesi içmesi benzer. Dolayısıyla hayatın birçok yönünün tekrar tekrar birbirine benzemesinden normal bir şey olamaz.

Evet.

VTR: Mutluluk parayla gelir mi?

ADNAN OKTAR: Mutluluk parayla gelir mi? Kısmen. Çünkü mesela fakire fukaraya yemek yedirtirsin mutlu olursun. Medreseler okullar açtırırsın mutlu olursun. Kitap dağıtırsın parayla, milyonlarca kitap dağıtırsın mutlu olursun. İnsanlara kıyafet alırsın. Güzel şeyler alırsın. Sevdiklerine hediye alırsın. Onları mutlu edersin. Onları güzel bir evde barındırırsın. Güzel evler, güzel eşyalar olur. Sevdiklerini mutlu edersin sen de mutlu olursun. Ama iman olmayınca bunların hiçbir anlamı olmaz tabii. İmanla bunlar anlamlı olur.

VTR: Çok zor kazanılan arkadaşlıklar neden hemen bitiyor?

ADNA OKTAR: O doğru söylüyor benim canım kardeşimin samimi ifadesi. Hakikaten bir insanla dost olmak için çok uğraşıyorlar. Arkadaş olmak için falan ama ufacık bir şeyde bir anda birbirlerine olan saygıları sevgileri yok oluyor. İşte Kuran’ın aldığı tedbir, Allah’ın aldığı tedbir nedir? Affı tut, iyiliği emret, kötülerden yüz çevir. Af müminin vasfı. Af olduğunda sevgi devam eder. Af olmadığında sevgi devam etmez. Yani çok kısa süreli oluyor. Çünkü af kavramı yok insanlarda, affetme.

Evet dinliyorum.

VTR: Dünya çapında mülteciler sorun olmaktan ne zaman kalkacak?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as) devrinde. Yoksa sürekli mülteci çıkacaktır. Suriye’de bir kişi kalmaz. Hiç kimse de evine dönmez. “Suriye kurtların, tilkilerin mekanı olacak” diyor Peygamberimiz (sav). “Vahşi hayvanların mekanı olacak” diyor. Ne demek bu? Yani teröristlerin, anarşistlerin, kavgacıların, kan dökenlerin mekanı olacak. Dolayısıyla bu kan durmaz Mehdi (as) çıkmadan.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Yunus. Sosyal medyada konuşulan Ayasofya konusu siyasiler içerisinde de konuşuluyor mu? Ayasofya’da ne zaman namaz kılacağız?

ADNAN OKTAR: Ayasofya’da namaz kılmak psikolojik etki yapar. Sadece manevi bir heyecan. İlk gün kılarlar. İkinci gün de kılarlar. Üçüncü gün sabah namazında elli kişi olur. Dördüncü gün yirmi kişi olur. Beşinci gün on kişi. Diğer günler de imamla müezzin kılar ve cami de bomboş olur. Camilerin içini dolduracak şuurlu Müslümanlar yetiştirmek çok önemli. Ayasofya’nın açılması hiçbir şeyi değiştirmez. Darwinist propaganda devam ettiği müddetçe, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı Türkiye’yi kasıp kavurmaya devam ettiği müddetçe, genelevler açıkken, içki fabrikaları cayır cayır çalışıyorken, biyoloji dersinde “Allah yarattı” demek mümkün değilken, ima etmek dahi mümkün değilken. Bak diyor ki biyoloji dersinde “Bütün bu kainattaki canlılığı bir Yaratan meydana getirmiştir diyenler de var” diyor. Bu ifade Talim Terbiye Kurulu tarafından çıkarıldı yok şu an. Sen açtığını düşün Ayasofya’yı açtın Darwinist propagandaya devam ediyorsun, biyoloji dersinde daha “Allah yarattı” diyemiyorsun. İyi yüz bin genelev kadını var, milyonlarca litre rakı, şarap üretiliyor. Kumar sistemi ta Abdülhamit döneminden beri devam ediyor bu dediklerimin tamamı Abdülhamit döneminde başladı halen devam ediyor. Açsan ne olur? Mümin olan, Müslüman olan bir insan bütün Müslüman kardeşlerinin birlik beraberlik içinde olması için gayret eder. Dolayısıyla Ayasofya’nın açılmasıyla kapanmasıyla hiçbir alakası yok. Ha ne zaman açılacak dersen Ayasofya’nın açılışı İsa Mesih’ledir ve Mehdi (as) iledir zaman açısından soruyorlarsa. Çünkü o devirde İslam tam anlamıyla yaşanacak.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Çocuklarda hayvan sevgisi.

ADNAN OKTAR: Çocukla küçük hayvan yahut hayvan çok güzel bir sevgi tablosu ortaya koyuyor ama nefis oluyor iki misli etkisi artıyor. Hatta üç, beş, on misli.

KARTAL GÖKTAN: Bir de bir video var. Bir ufaklıkla köpeğin dostluğu.

ADNAN OKTAR: Anneler babalar böyle hayvan sevgisini çocuklara çok güzel anlatıp öğretiyorlar ve çocukların ahlakına da bu çok olumlu etki yapıyor. Ama tabii steril olamaya çok dikkat etmek lazım. Ne de olsa ne yaparsan yap köpeğin steril olması çok zor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ismim Muhammed. Türkiye’nin Katar’a insani yardım ve askeri yardım yapması dünyayı Türkiye’nin gözünde ya da Türkiye’yi dünyanın gözünde nasıl bir yargıya sevk ediyor? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Tabii İngiliz derin devleti gıcık olmuştur. Çünkü onun oyununu bozan çok kızdırıcı bir hareket. Normalde Tayyip Hoca olmasaydı Katar gitmişti şu ana kadar yani paramparça edeceklerdi. İngiliz derin devletinin bir numaralı gelir kaynağı haline gelecekti Katar. Şu ana kadar paramparça etmişlerdi orayı bittiydi orası. Ama Türkiye’nin müdahalesiyle orada Türk kabadayıları olduğu için şu an adım atamıyorlar. Argo tabiriyle tırstılar. Ama Türkiye’nin tabii bunu yanına bırakmak istemeyeceklerdir. O yüzden de ben diyorum Tayyip Hoca’ya desteği tam hızıyla Türk milleti devam etmesi lazım. Tayyip Hoca’nın yanında olursak hiçbir şey yapamazlar. Kararlı bir liderlik, 83 milyon insan, yapacakları hiçbir şey yok. Bir de Türkiye’nin siyasi nüfuzu yüksek yani Türki devletlere etkimiz de çok yüksek, Arap ülkelerine etkimiz de çok yüksek. Bir de bilinmeyen Türkiye’nin bir yönü daha vardır yani gizli olan bir yönü daha vardır dünyayı korkutan, ürküten Mehdiyet bağlantılı, Hızır (as) bağlantılı tarif edemeyecekleri metafizik bir yönü daha vardır Türkiye’nin asıl o onları çok korkutuyor, tedirgin ediyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mardin halkını nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Mardin’in halkı, yiğittir candır, temiz insanlardır. Mardin zaten şehir olarak da çok güzel bir şehir. Hepsi haysiyetli, namusuna titiz, vatan millet sevgisini coşkunca yaşayan, sabırlı, nezih, kibar insanlardır, güvenilir insanlardır.

Evet.

VTR: Ben Muhammed. Hemşirelere yıpranma yapı ne zaman gelecek?

ADNAN OKTAR: Hemşirelere de doktorlara da her zaman herkesin sahip çıkması lazım. Ayrıca hastanelere vakıflar kanadıyla da destek olunabilir. Mesela hastanenin vakfı olur hemşireler orada çok güzel yemek yiyebilirler, efendim oradan ne bileyim hamilelik yardımı alabilirler, hastalık durumunda hastalık tedavisi için zaten devlet gereğini yapıyor ama moral yardımı olarak da maddi destek sağlanabilir. Her hastanenin yahut hastane gruplarının da ayrıca vakıfları olsun. Bu vakıflara halk para yatırabilsin. O zaman daha kolay olur. Çabuk emekli olması; kendine bırakmak lazım. Beş yıla karşı bir yıl yıpranma hakkı getirileceği açıklanmış zaten bakanlık tarafından. Uykularını rahat almaları sağlanabilir. Bir de eleman sayısı çoğaltılabilir. Mesela hemşire kaç saat, altı saat nöbet tutuyor. Sekiz saat yahut on iki saat mesela on iki saati altı saate indirebiliriz eleman sayısını artırarak. Bu da yıpranmayı ortadan kaldırır. On iki saat nöbet tutan bir hemşire altı saat nöbet tuttuğunda rahatlamış olur. En iyi eleman sayısını artırarak olur.

VTR: Öğretmen atamalarında mülakat ne zaman kalkacak? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Ama mülakat olmazsa PKK’lı girebilir, efendim FETÖ’cü girebilir yahut akli dengesi yerinde değildir adamın bir nevi psikopattır, sevgisizdir, kabadır yahut dengesiz başka öyle özellikleri olabilir. Mülakatta fayda var. Mülakattan çekinmenin bir mantığı yok. Devlet kendini tabii ki koruyacak. Öğretmen olacak insanın makul bir insan olması gerekir. Mülakattan neden çekindiğini de ben kardeşimizin anlayamadım, hiçbir mahsuru yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine bir izleyici sorusu var.

VTR: Ben gençlere şunu söylemek istiyorum, herkesin farklı bir ideoloji inanışı vardır. Ancak herkes okuduğu, bağlı olduğu değerleri okurken anlıyor mu, sahiden anlayarak, bilerek, isteyerek mi inanıyordur yoksa ona ihtiyaç hissettiği için mi inanıyordur?

ADNAN OKTAR: Bazen mahallenin konumuna göre şekil alıyorlar. Bazen okulun konumuna göre şekil alıyorlar. Okulda mesela adamlar komünistse o da komünist oluyor. Veyahut mahallede bir mafya yapılanması varsa o da o mafya yapılanmasına uygun hareket ediyor. Dine karşıysa sokaktakiler o da dine karşı görünüm alıyor. Mahalle baskısı çok etkiliyor bazı insanları. Güçsüz insanlar mahalle baskısına pek dayanamazlar. Dolayısıyla müstakil kişilik kolay kolay gelişmez. Ancak güçlü bir Allah korkusu, Allah inancı ve Allah’a olan sevgiyle gelişebilir.

VTR: Adalet yürüyüşü hakkında İstanbul’da engelleme yapılacağına dair söylentiler var bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yok, bence hükümetin öyle bir niyeti olsa en başta müsaade etmezdi. Zaten olağanüstü hal var yasaklardılar. Bir mahsuru yok. Gayet selametle başladı gayet selametle de sonuçlanır. Hükümet de gayet titiz. Mesela IŞİD şu bu falan bir şeyler yapmak istediler anında yakalandı. Çok titiz bir güvenlik önlemi alınıyor. Hükümetin hiç işine gelmez öyle bir şey. Hükümet ne kadar demokrat olduğunu, ne kadar özgürlükçü olduğunu da bu vesileyle göstermiş oldu.

OKTAR: BABUNA: Samsun’da leptin (tokluk) hormonu eksikliğiyle sürekli kilo alan ve otuz beş kiloya ulaşan Yağız isimli bir bebek zatürre teşhisi ile hastaneye yatırıldı Adnan Bey. Bebeğin ailesi yurtdışından temin edilecek ilacın bürokrasiye takıldığını belirterek “İlacın bir kutusu 12-13 bin lira. Alım gücümüz yok ne yapacağımızı şaşırdık” dedi. Annesi dün sosyal medya hesabından çağrıda bulundu. Annesi şöyle diyor “Yoruldum evrak hazırlamaktan, ret yemekten. Yeter bitsin çok mu zor bir Yağız’ın ilacını Türkiye Cumhuriyeti olarak temin etmek?” diye seslendi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ın haberi olursa asla müsaade etmez hemen tedbir aldırır. Sağlık Bakanlığı’nın da haberi yoktur. Sağlık Bakanlığı’na hemen telgrafla durumu bildirmek lazım. İnternetle de bildirmek lazım. Bakanlığın haberi olursa hemen kolaylık sağlarlar öyle bir şey olmaz. Hükümet böyle şeylere çok titiz.

VTR: Son günlerde gençler arasında kahve tüketimi çokça sıklaştığını düşünüyorum, özellikle sınava hazırlanan gençler ya da üniversitede vize final döneminde olan gençler çoğunlukla kahve tüketimini çok yaygınlaştırdılar. Kahvenin belirli fiziksel ve psikolojik zararlarının olduğunu düşünüyorum. Mesela psikolojik olarak kalp çarpıntısı yapıyor, kişide panikatak hissetmesine yol açıyor. Gençler arasında kahvenin bu kadar tüketilmesi doğru mu?

ADNAN OKTAR: Çok az içsinler içeceklerse bile. En küçük fincanlar var ona yarım doldurulursa kahve olabilir. Ama çarpıntısı olan zaten hiç içmesin. Taşikardisi olan, tansiyonu olan sureti katiyede olmaz. Hemen fırlatır tansiyonu. Taşikardiyi de bayağı kontrolsüz hale getirir yani kalp çarpıntısını. Riskli, panikatakta da olağanüstü tehlikeli olur. Hiç gerek yok. Ama bir şey yoksa olabilir az bir şey kahve içebilir insan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim merak ettiğim nokta şu; Toplum olarak neden bu kadar özentiyiz, yani şu şekilde örneğin bir yoldan geçtiğiniz zaman bakıyorsunuz on dükkan görüyorsanız sekizi mesela yabancı isim olarak görüyorsunuz. Mesela ben Fatih taraflarında okuyorum, yukarı taraflara çıktığım zaman dükkan isimleri hep Arapça, ya da bu taraflarda yoldan geçtim mesela İngilizce, Fransızca neden bunlar önlenmeye çalışılmıyor?

ADNAN OKTAR: Bence özgür olsun. Arapça yazılar, Arapça pankartlar Arap olan turistleri herhalde olumlu etkiliyor. Onları cezbettiği için onlar daha kendilerine yakın görüyorlardır öyle dükkanları oraya gidiyorlardır. Fransızca, İngilizce olanlar da daha janti entel görünüyor. Janti entel olanlar da oralara gidiyorlar anladığım kadarıyla. Psikolojik bir tatmin meydana getiriyordur. Özgürlük olsun. Hoşuna gidiyorsa o isim kullansın bir şey olmaz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Farklı cinste böcek resimleri var.

ADNAN OKTAR: Hepsi verniklenmiş gibi. Özellikle de çok şaşırtıcı o yönü. Bu kadar parlak bu kadar kaliteli renkler.  Ve muhteşem bir simetri. Simetriye hayvanın hiçbir ihtiyacı yok. Evrimle hiç açıklanacak bir şey değil. Hepsi mühendislik harikası. Ve hepsinde altın oran var. Zaten iç aksamı nefes kesici. Hücreleri nefes kesici. Her bir hücre en az İstanbul şehri kadar. O kadar karmaşık, girift ve o kadar detaylı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz burada Türk vatandaşı kimliği istiyoruz. Ama vermiyorlar bize. Buraya mecburi geldim memlekette savaş var. Türk vatandaşlığı istiyorum verilmiyor. Burada hastane çok sıkıntı. Adam hasta oluyor hastaneye gidiyoruz ama ilaç verilmiyor.

ADNAN OKTAR: Bu canlarımıza mutlaka Türk vatandaşlığı verilsin. Hükümet çok candan, samimi bir kararla “Türk vatandaşlığı vereceğiz” dediler. Adamlar hurra bağırmaya başladılar. Hükümet de geri adım attı. Hiç geri adım atılacak bir şey yok. Ama Suriyeli kardeşlerimizin güzel yönlerini, onları dost bildiğimizi, kardeş bildiğimizi çok vurgulayalım ki, kalbinde hastalık olan sevgisiz insanlar da kalplerinde onlara karşı bir sevgiyle bakış açısı geliştirebilsinler. Önce bunu sağlayalım. Yani Suriyeli kardeşlerimizi bir sevdirelim insanlara. Çünkü sevgisiz çok insan var. Kendini dahi sevmiyor. Komşusunu sevmiyor Suriyeliyi hayli hayli sevmez adam. Hiç kimseyi sevmiyor zaten. Dolayısıyla sevgisiz insanların da biraz sesler çok çıktığı için hükümet de temkinli davranıyor. Suriyeli kardeşlerimizi sevdirecek ne gerekiyorsa yapalım. En hayati konu bu şu an.

Evet.

OKTAR BABUNA: Karar Yazarı Mevlana İdris yazısında Suriyeli kardeşlerimiz hakkında şunları söyledi. “Suriyeli mültecilere dönük kampanya hız kesmeden sürüyor. Çanakkale’deki mezar taşlarında Halepli, Şamlı, Beyrutlu, Bosnalı yazan aziz şehitlerin ruhaniyetinden utanmalı. Bizim birbirimize benzetmemiz diye bir şey varsa bunun temelinde çeşitliliğimiz ve farklılığımız var. Bu anlamı parçalamaya kimsenin hakkı yok. Türkiye kötülerin her türlü çabalarına rağmen bir insanlık adası, bir anlam limanı olarak kalmaya devam edecek inşaAllah.”

ADNAN OKTAR: Konuşmalarımız herkese cesaret veriyor, güzel örnek oluyor. İki gün önce anlattık bu konuları. Onun ardından birçok kişi böyle güzel demeçler verdi. Suriyeli kardeşlerimize sevgiyi yükseltelim, her yerde onları övelim, onların güzel yönlerini anlatalım. Nefret insanlarındaki o nefret duygusunu yok edelim.

Fikret Bey sual eden kardeşlerimizden yine bize…

VTR: Sulukule’de birçok haberlerde gördüğümüz kadarıyla kentsel dönüşümden dolayı insanların çoğu yerinden, yurdundan oluyor. Kendi kültürlerinden yoksun edildiler. Başka yerlere başka evlere taşınmak zorunda kaldılar. Kendi kimlikleri unutulması için yapılmış bir hareket diye düşünüyorum ben mesela. Tarlabaşı’nda da kentsel dönüşüm yapılıyor. Madem bu tür kentsel dönüşümler yapılıyor eski tarihi yerlerde, neden o eski tarihi yerlerde güvenlik yeteri kadar sağlanmıyor. Örneğin mimarlık öğrencileri ya da başka kültüre meraklı olan insanların gezmesini isterdim ben mesela görmesini isterdim, o insanların nasıl yaşadıklarını görmelerini isterdim.

ADNAN OKTAR: Sulukule’de hayat çok acı, çok korkunç. Fakir çocuklar, fakir kadınlar, perişan insanlar. Her yeri olmasa da birçoğu öyle. Bıçaklanan kadınlar, dövülen insanlar, korku içinde yaşayan insanlar. Bakımsız sokaklar, bakımsız evler. Oradaki kardeşlerimiz sanatçı ruhlu tertemiz insanlar. O insanlar iyi, güzel hayat şartlarını yaşamaları gerekir. Bir kere Sulukule’nin boydan boya yıkılıp yeniden Osmanlı mimarisi ile güzel, düzgün evler olarak imar edilmesi lazım. Orada perişan bir gecekondu yapılanması var. Evler son derece sağlıksız. Steril bir ortam çok nadir. Çocuklar o hastalıklı, zorlu ortamda en acı şartlarda yaşıyorlar. Tek kelimeyle dehşet verici. Oranın gezilecek, iftihar edilecek, örnek alınacak bir yönü yok. Orada sadece acı ve dehşet var. Dolayısıyla o kardeşlerimize deniz kenarında, geniş, ferah bir muhitte bahçeli, güzel evler vermek lazım. Onlar sanatçı insanlar ve konargöçer olarak da yaşamışlar zamanında. Onlar müzikten, sanattan, estetikten hoşlanan kişiler dolayısıyla yeni bir mekanda, yeni bir ortamda rahatça yaşayabilirler. Oranın da tamamen Osmanlı kültürüne uygun bağlık bahçelik güzel yerler olarak yeniden imar edilmesi ve düzenlenmesi gerekiyor. Ürkütücü bir görüntüden sıcak, sevecen bir görüntüye çevrilmesi lazım. Tarlabaşı da öyle. Tarlabaşı’nın epey bir bölümü dehşet verici. Hapçılar, uyuşturucu müptelaları, mafya mensupları, fakir insanlar, ezilen insanlar, acı içinde yaşayan insanlar, steril olmaktan çok uzak hastalığa davetiye çıkaracak kirli ortamlar. Dolayısıyla Tarlabaşı’nın da boydan boya yıkılarak yeniden orijinal vasfında bağlık bahçelik temiz olarak imar edilmesi lazım. Oradaki de tertemiz vatandaşlarımızı da alıp deniz kenarında geniş ferah, bahçelikli evlere yerleştirilmeleri lazım.  Bu ne zaman olur? Mehdi (as) devrinde olur. Tayyip Hocam da yapar. Tayyip Hocam’la Mehdi (as) devri zaten iç içe.  Mehdi (as) devrinin insanıdır Tayyip Hocam. Dolayısıyla Tarlabaşı’ndaki dehşeti görmek, Sulukule’deki veyahut öbür harap olmuş yerlerdeki gecekonduda yaşayan vatandaşlarımızın perişanlığını görmenin sanatsal, estetik yönden değil de acı ve ızdırabı bilmek yönünden bir anlamı olabilir. O canlarımızı, o güzel insanlarımızı o felaketten kurtarmak bizim için bir insanlık görevi, Müslümanlık görevidir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sulukule’den bazı resimler var Adnan Bey. Sınırlı bir bölgede değişim yapıldı. Üç yüzden fazla bina yıkıldı. Yerlerine altı yüz kırk konut yapıldı. Bu eski görüntüsü. Tarihi ve kendine has görüntüsü kalmadı diye şikayet edenler varmış.

ADNAN OKTAR: En az böyle, daha da güzel yapılabilir, daha da temiz yapılabilir. Ağaçlıklı, bağlıklı, bahçelikli bir de üst üste değil. Her yere ev yapmanın bir alemi yok. Geniş bahçeler yaparak ferah rahat. Çingene kardeşlerim benim canlarım onlar bağı bahçeyi sever. Onlara fasıl ortamı için geniş bahçe gerekir. Güzelden bağlık. Üzüm bağının içinde çalarlar. İcra ederler. İç içe evler olmaz. Zaten zor şartlarda yaşadılar. Çingene demek sevgi demektir, güzellik demektir. Estetik demektir. Tevazu demektir, sanat demektir. Çingenenin diğer ismi güzelliktir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Makyajla kadın güzel olur mu?

ADNAN OKTAR: Zaten makyajla kadın güzel olur. yoksa makyajsız erkek çocuğu gibi oluyorlar, bayağı şekerler yani. Makyajsız kadın normal erkek çocuğu gibi şeker, düzgün bir insan görünümündedir. Makyajla kadınsı derinliğini alır. Makyajı da Allah yapar onlara, Allah süsler. Cennette doğal makyajlı olacaklar. Burada da kadınların makyaj yapması çok elzem. Genç kızlar dışarıya hep makyajlı çıkmaları lazım. Ama homoseksüel egemenlik ne diyor? Homoseksüel şiddet grupları “Kadınlar sakın makyaj yapmasın, dekolte giyinmesin, güzel olmasın. Homoseksüeller makyaj yapsın, homoseksüeller dekolte giyinsin, homoseksüeller özgür olsun” diyor. “Kadınlarda özgürlük de olmasın, makyaj da olmasın, güzellik de olmasın, dekolte de olmasın” diyorlar. Homoseksüel lobisi dünyayı inim inim inletiyor. Gelenekçi Ortodoks bir kısım Müslümanları da yedeğine almış vaziyetteler bu lobi. Onlar da haberleri bile yok bu lobinin etkisinde olduklarının farkında bile değiller. Fatih Altaylı’ya kalıncaya kadar bütün güçleriyle dekolteyi, güzelliği, kadın özgürlüğünü engellemeye uğraşıyorlar. Mesela Fatih Altaylı bunu asla kabul edecek birisi değil. Ama homoseksüel lobisi ona da baskı yapıyor. Ama onun farkına varmadan o baskının altına giriyor. Ve dolayısıyla gelenekçi Ortodoks sistemle birlikte Cübbeli Ahmetlerle falan birlikte dekolteye karşı tavır alıyor. Dekolte baskısı altında kadınlar tamamen örtülüp, baskılanırken onun yerine homoseksüelleri bütün gücüyle ortama çıkartarak, topluma dayatarak muazzam bir homoseksüel hakimiyeti meydana getiriyorlar. Her tarafı açık homoseksüeller ortada boy atıyor. Abartılı makyajlarıyla, abartılı renklerle kadınlara göz açtırmayarak, kadınların güzelliğinin yerini bu homoseksüel korkunçluğu, homoseksüel dehşeti ve homoseksüel yanlışlığı, hatası yerini alarak biçimsiz bir görünüm meydana getiriyor. Bütün dünyada ve Türkiye’de de buna çanak açılıyor. Bak görüyorsunuz resimlerde homoseksüel dekoltesine ne kadar önem veriyorlar. Kadınlarda olsa cinnet geçirirler ama bunları alkışlıyorlar, tebrik ediyorlar, takdir ediyorlar. Kadın makyajına şiddetle karşılar. Homoseksüel makyajını bütün güçleriyle teşvik ediyorlar. Kadınlar en ufak makyaj yaptığında sokakta olmadık baskı görüyor. Ama homoseksüeller yaptığında alkışlanıp takdir görüyorlar. Devlet başkanları destekliyor, başbakanlar, bakanlar herkes destekliyor. Ama kadın dekoltesine karşı da İngiltere’deki muhafazakarların dışında solcular, komünistler bile kadın dekoltesine karşı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Günümüz eğitim sisteminde ara sınıflarda birçok gereksiz sınıf var mesela ikinci-üçüncü sınıf, altıncı-yedinci sınıf gibi burada gördüklerimizi dördüncü sınıfta sekizinci sınıfta görebiliyoruz. Tekrar daha detaylı görüyoruz. Bu ara sınıflar neden var? Eğitim süreleri daha kısa olabilir.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii. Çok hantal bir eğitim sistemi var. Birinci sınıfta gördüğünü ikinci sene de görüyor, üçüncü sene de aynı şeyi görüyor. Ortaokula geçiyor aynı konuları bir daha görüyor. Liseye geçiyor bir daha aynı konuları görüyor. Halbuki bir seferde çok doyurucu gayet güzel yetiştirilebilir. Filmlerle, pratik anlatımlarla, genel kültürün önemi iyi vurgulanarak coşkuyla, sevinçle gençlere bilgi verilebilir, eğitilebilirler.

VTR: Sizce sarışın mı, esmer mi?

ADNAN OKTAR: Her ikisi de güzel oluyor. Sarışın tabii daha cazibeli ama esmer de bakıyorum çok çok güzel oluyor. Bayağı güzel. Mesela bak benim canım esmer olağanüstü güzel, olağanüstü cazibeli. Sarışının da ayrı üstünlüğü oluyor özetle esmerin de oluyor. Tabii derinliği, iffeti, tutkusu, aklı, imanı, afifliği, afife olması, nezih olması, klas olması değerini kat kat artırmış oluyor. Mesela böyle bir saç kadına çok güzel oluyor ama bunu homoseksüellere vermek istiyorlar. Kadının saçı boyamasını, makyajı şunu bunu falan. Kadınlara akıl almaz baskı yapıyorlar. Halbuki kadına yakışır makyaj, saç güzelliği, saç bakımı, dekolte kadına yakışır. Homoseksüelde dehşet verici oluyor. Görüyorsunuz en çirkin fiil olarak Allah Kuran’da belirtiyor homoseksüelliği. Benim sözlerim Kuran’a göre. 

VTR: Biz Çorum’dan geliyoruz ailece bayram gezmesi için. İstanbul’daki bu tarihi dokunun bozulması yeni binaların İstanbul’un siluetini bozmasının önüne geçilmesi gerekiyor bunun için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Artık olmuş bu felaket sadece şu an durdurdular da ama felaket olduktan sonra durdurdular. 12 Eylül’de durduruldu. Ta Kenan Evren zamanında durduruldu. Ama felaket bitmişti mahvolmuştu İstanbul. Baştan sona bu İstanbul’u bozan binaların yıkılması lazım. Ne zaman olur? Benim kanaatim Mehdiyet devrinde olacaktır.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: 15 Temmuz’da doksan bin camide minarelerin ışıkları sönmeyecek, Türkiye genelindeki doksan bin camide 15 Temmuz’u 16 Temmuz’a bağlayan gece saat 00:13’te selalar okunacak. Minarelerin ışıkları sabah namazına kadar açık kalacak.

ADNAN OKTAR: Çok iyi yapmış kim düşündüyse ki Tayyip Hocam düşünmüştür çok iyi olmuş.

Şimdi yavaş yavaş biz gidelim. Namaz kılalım sonra geri gelelim.

KARTAL GÖKTAN: Videolarla devam ediyoruz. Tekrar görüşmek üzere.

VTR: Bedavacı Kültür

KARTAL GÖKTAN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Fransa’dan güzel bir haber var. Fransa’nın tanınan Müslüman sitelerinden Oumma İslami eğitimle ilgili yayınladığı makalede size geniş yer verdi. Makaleyi görebiliriz. Makalede sizden şu şekilde bahsediliyor. “1990-2000 yılları arasında Avrupa’da Harun Yahya ve bir çok selefi alim tarafından geliştirilen evrim karşıtı hareketi unutmamak lazım. Fransızca konuşulan ortamlarda oldukça revaçta olan ünlü vaiz Harun Yahya şüphesiz bu hareketin sembol isimlerinden biri. Maddi gücünün yadsınamayacağı bir gerçek. İngilizce, Arapça, Türkçe, Almanca ve benzeri dillerde basılan eserleri Yaratılış Atlası’nın 2007’de çok geniş dağıtımını hedefleyen bir tanıtım ağı başlattı. Bu eserin dağıtımına tepki olarak başını sosyalist Guy Lengagne’nin çektiği kültür bilim ve eğitim komisyonu tarafından “Eğitimde yaratılışçılığın tehlikeleri” başlıklı rapor hazırlandı. Dönemin İçişleri bakanı Gilles de Robien, atlası hemen okullardan çıkarttırdı ve Paris’in altı üniversitesinde profesör olan biyolog Hervé Le Guyader’in kitabın içeriğini incelemesi için görevlendirdi. Kısa bir süre sonra ise Avrupa Konseyi Parlamenterler Toplantısı’nda Atlantik ötesinden gelen uluslararası yaratılışçı hücum bünyesinde dağıtılan bu tarz eserlerin geçmişe radikal dönüşe sebep olabileceği endişeler dile getirildi. Yaratılış Atlası’nın dağıtımını üstlenen Bilim Araştırma Vakfı’nın önemli maddi imkanlara sahip olduğunu biliyoruz. Harun Yahya’nın sitesinde beyaz bir kostüm içinde çekilmiş resimleri var. Sitesinde bulunan biyografisinde Adnan Oktar’ın 1956 yılında Ankara’da doğduğu, 1979’da Mimar Sinan’a girerek güzel sanatlar okuduğu, burada karşılaştığı materyalist duruşlar karşısında dini tebliğe başladığı ardından Yahudilik ve Masonluk kitabının yayınlanmasına takiben kendisine yapılan bir komplo sonucunda akıl hastanesine kapatıldığı bilgileri yer alıyor. Sitede evrim teorisinin sözde geçersizliği, ateizm tehlikesi, Kuran’ın bilimsel gerçekleri, tarih ve politika hakkında çok fazla sayıda makale kitap ve video bulunuyor. Ve bunlar ücretsiz olarak indirilebiliyor” diye sizden bahsetmişler.  

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bunlar bu sene böyle bir dahaki sene daha da artacak, bir dahaki sene daha da artacak. 2021’lerde konu bitmiş olacak. Ne evren teorisi ne şu, hiçbiri. Dünyaya yalan yok bundan sonra.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Bugün Demirtaş tutuklandığından beri 245 gün sonra ilk defa mahkemeye çıkartılacaktı. Kelepçeyle mahkemeye getirilmek istenmiş kendisi de kelepçe takmayı kabul etmediği için mahkemeye götürülememiş.

ADNAN OKTAR: Demirtaş. Ama bütün mahkumlara yapılıyorsa ona da yapılması lazım. Onun da ağrına gidecek bir şey yok.

KARTALGÖKTAN: PKK tarafından aracı yakılarak kaçırılan ve on beş, yirmi gündür kendisinden haber alınamayan sınıf öğretmeni Necmettin Yılmaz hala serbest bırakılmadı. Resmi var. Bu da yakılan aracı.

ADNAN OKTAR: Aracının daha alasını alırız o mesele değil de Necmettin Hoca’yı bırakmaları önemli. O bölgede dağı taşı aramak lazım.

Dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Hayrettin Karaman İslam’da homoseksüelliğin haram kılındığına dair bir yazı yazdı. Ve bu durumu Lut kavminin ayetlerini anlatarak izah etti. Yazısından bir bölümde de şöyle diyor; “Sapıkların Peygamberi dinlemek yerine onu ve diğer salih müminleri ülkeden kovmaya kalkışmaları bugün de benzerini batıda gördüğümüz ibretlik bir zihniyet ve davranıştır. İnsan haklarına dayalı demokrasilerde bir kimsenin ateist ve eşcinsel olma ve oluşları savunma hakları varsa böyle olmayanların da kendi değerlerine dayalı olarak ateistlere ve eşcinsellere kötü bakma hakları hatta Müslüman iseler vazifeleri vardır. Laik devlet Müslümanın elini dilini bağlayabilir ama kalbini, bakışını, kanaatini bağlayamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Homoseksüellik hakkında biz konuşma yapmadan önce kimsenin çıtı çıkmıyordu. Allah’a şükür bizden sonra hoca efendiler yavaş yavaş homoseksüelliğe karşı konuşmaya başladılar. Bekliyoruz Cübbeli’den diğer alimlerden hocalardan da bekliyoruz. Homoseksüelliğe karşı tavır alsınlar. Asrımızın büyük felaketi. Kadın dekoltesini yasaklayıp homoseksüel dekoltesini teşvik ediyorlar. Kadın makyajını yasaklayıp homoseksüel makyajını teşvik ediyorlar. Kadın hürriyetini durdurup homoseksüel hürriyetinin peşine geçiyorlar. Kadınlara hürriyet, kadınlara dekolte, kadınlara makyaj. Homoseksüelliğin haram olduğunu da her yerde anlatacağız ve anlatmaya devam edeceğiz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Biz izleyici sorusu var.

VTR: Türkiye’deki belli firmalar ünlü yıldızlara ücret ödeyeceğine gerçekten kotalarımızı sınırsız şekilde yapsalar daha iyi olur. Ünlü yıldızlara para ödüyorlar onun yerine alt yapı yapsalar da gelişmemiş ilçelerimize de iyi şekilde altyapı sunsalar bizim için daha iyi olur.

ADNAN OKTAR: Haklı tabii. Doğru söylüyorsun. Bütün delikanlılarımız nur gibi yüzleri dikkat ederseniz. Çok efendi, akıllılar. Kızlar çok güzeller, delikanlılar yakışıklı. Hepsi de çok efendi saygılılar. Hiçbiri egoist değiller hepsi de isabetli doğru konuşuyorlar doğru söylüyor canım kardeşim. Bir kere internet büyük bir üniversite. Üniversitenin tam anlamıyla kapısının açık olması lazım. Öğrenci geliyor kapıdan geri dönüyor. Neymiş? Kotaymış. Kotayla bu iş önlenmemeli. Gece on ikide birde açacak televizyonu interneti istediği gibi istediği yere ulaşacak genç. Eğitimin kapısı kapanmaz.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Adnan Bey fikirleriniz anlattıklarınız çok etkili olmaya devam ediyor. Yeni Akit’ten Ali Erkan Kavaklı Abdülaziz’i İngiliz derin devletinin devirdiğine dair şöyle bir yazı yazdı; “Darbeler Osmanlı devletini bölmek, parçalamak ve yok etmek için batı emperyalizminin başlattığı stratejik savaşlardır. İngiltere tarafından desteklenen darbeciler ilk darbeyi Sultan Abdülaziz’e vurdular. Sultan Abdülaziz donanmayı modernize ederek dünyanın en büyük donanmalarından biri haline getirmiş, ekonomiyi iyileştirmiş, bankalar kurmuş, üniversiteler açmış. Padişahın dünya Müslümanlarının halifesi olduğu fikrini İslam dünyasına yaymaya başlamıştı” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte her yerde anlaşılıyor fakat çok az da olsa yazarlar bunu anlamıyorlar, anlatmaya devam edeceğiz. İyi kavramalarını sağlayacağız.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mardin ilimizden birkaç görüntü var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Mardin güzeldir.

KARTAL GÖKTAN: Kilise ve cami yan yana.

ADNAN OKTAR: Çok tarihi, güzel bir şehirdir.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Obama döneminden ayrılmasından hemen önce 1969’da homoseksüel yürüyüşlerinin ilk başladığı New York’taki Stonewall Inn isimli bir barın önüne Amerika’nın ilk homoseksüel anıtını diktirdi. Bu resimde pankartın sağında, lacivert takımlı bayan Obama’nın danışmanı Valerie Gerard, pankartın solunda kongre üyesi Jerrold Nadler görülüyor. Ellerindeki pankart homoseksüel anıtın Amerika İçişleri Bakanlığı’nın onayıyla ulusal anıt olarak kabul edildiğinin bir belgesi.

ADNAN OKTAR: Kadın dekoltesine karşı bunlar. Kadının makyaj yapmasına karşı, süslü olmasına karşı. Ama homoseksüellerin dekoltesini bütün gücüyle destekliyor. Makyaj yapmasını homoseksüellerin göklere çıkarıyorlar. Saçlarını boyamalarını, kısa giyinmelerini, açık giyinmelerini bütün güçleriyle destekliyorlar.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İngiltere Prensi William İngiltere’nin en çok satan homoseksüel dergisine kapak oldu. Kendilerinden utanmamaları, gurur duymaları yönünde homoseksüel propagandası yaptı. Dergi çalışanları olan homoseksüelleri Kensington Sarayı’nda kendi mekanında ağırladı Prens.

KARTAL GÖKTAN: Onun da resimlerini gösterebiliriz. Bu yapılan kapak, Prens’le ilgili. Ve Kensington Sarayı’ndaki homoseksüel dergi çalışanları kendi mekanında Prens’i ağırladılar.

ADNAN OKTAR: Mesela bak bu Prens’e sorsan kadın dekoltesine şiddetle karşıdır. Ama homoseksüellerin -ki göster resimlerini- bak bu adamları destekliyor. Dünya çapında siyasetçilerin destekledikleri adamlara bak. Kadınlar böyle dekolte gezse yeri göğü birbirine katar bunlar. Kadınlar böyle rengarenk giyinseler yeri göğü birbirine katarlar. Gelenekçi hocalar da aynı şekilde birçoğu şiddetle karşı kadınların dekolte giyinmesine, güzel olmalarına karşı, bakımlı olmalarına karşı ama homoseksüellik konusu oldu mu; erkekler kadından eğer sakalı, bıyığı yoksa 19 misli insanı daha tahrik eder, daha etkiler diyor. Örtülü olarak homoseksüellik propagandası yapmış oluyorlar. Bunlar yarın bir gün kasap olacak, bakkal olacak, hakim, savcı olacak, öğretmen olacak, öğrenciler bunlara teslim edilecek ilkokul öğrencileri. Kapıcı olacak. Bakkal olacak; bakkaldan bunlar peynir kesecek, bilmem şunu bunu verecek, o insanlar yiyecek. Ve hepsi de Rumi bunların. Yani bu homoseksüellerin yüzde 99’u Rumi. Mevlana Celaleddin Rumi’yi destekliyorlar. Peygamberimiz (sav)’e şiddetle karşılar. İslam dinine şiddetle karşılar. Ama hemen hemen hepsi öyle Rumi eteği takıp sürekli dönüyorlar. Döndükçe de külotları görünüyor. Dünyanın her tarafında Rumiliği yaymak istiyorlar. Mevlana Celaleddin Rumi’nin kitaplarının birçoğunda da homoseksüellik uzun uzun anlatılıyor. Ve bizim yolumuzda Müslümanlık yok diyor. O yüzden bu adamlar da bütün güçleriyle destekliyorlar.

Mevlana Celaleddin Rumi Anadolu’da tabii beş vakit namazında, mümin, muttaki, Kuran’a tam bağlı bir Müslüman olarak bilinir. Ama Milli Eğitim Bakanlığı’nın bastırdığı kitaplarda ve bizim gördüğümüz iki yüz-üç yüz yıllık, Rumi’ye ait olduğu iddia edilen kitaplarda; “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. “Rumi olan her türlü harama girebilir. Şarap da içebilir” diyor. Yani “Mevlana Celaleddin’in yolunda olan, Mevlevi olan kim varsa şarap da içebilir, her türlü harama girebilir ve Müslümanlıkla da bizim ilgimiz yok” diyor. “Kim olursan ol gel. Kafir de olsan, homoseksüel de olsan, kim olursa olsun gelsin” diyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Sosyal medyada neden kızlara bu kadar çok talep gelirken gerçek hayatta hiçbir kıza talep gelmiyor? Yani ben bunu anlamış değilim. Reel hayatta kızlara içinizden gelenleri açıklarsanız daha hızlı bir şekilde çözüm bulmuş olursunuz. Hem böylece bir kızı havalara sokmamış da olabilirsiniz.

ADNAN OKTAR: Fikret özetle sen, ne demek istiyor bu yakışıklı delikanlı?

KARTAL GÖKTAN: Sosyal medyada çok fazla mesaj gönderen oluyor bayanlara. Herhalde onu kastediyor. Gerçek hayatta yüz yüze konuşarak daha rahatlıkla iletişim kurulabilir demek istiyor galiba. Çok mesaj gelince bazen bayanlarda farklı etkisi olabiliyor.

ADNAN OKTAR: Yani gururlanıyor mu ne diyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ben büyüğüm, muhteşemim falan mı?

KARTAL GÖKTAN: Çok övgü aldığında kimisi -siz daha iyi bilirsiniz- biraz farklı bir tepki verebiliyor.

ADNAN OKTAR: Hanımlar özgür olsun. Nasıl düşünüyorsa düşünsün. Kendini beğeniyorsa da beğeniyordur. Övgü alıyorsa övgü alsın, bir mahsuru yok. Yani serbest hayatta da arkadaşı varsa onla da görüşüyor, konuşuyordur. Övgü almasının bir mahsuru yok. Bu yakışıklı delikanlıyı üzen bir kız olmuş herhalde benim anladığım. Yahut bazı kızlar üzmüşler. Onla ilgili bir konuşma gibi geliyor bana. Ama kadınların özgür olması gerekiyor. Şimdi oradan yeni bir özgürlük daraltması uygun olmaz. Yani iltifat eden ediyorsa etsin. Hayranlık duyan varsa hayranlık duyduğunu belirtsin. O bir genç kız için onore edici olabilir ama kızlar aklı başında oluyorlar yani nasıl hareket edeceğini daha iyi takdir eder kendileri. Yani daha Türkçesi bu yakışıklı delikanlının üzüleceği bir şey yok. Hanım kızların temkinli, dikkatli olmaları da gayet normal. İtinalı olmaları normal. Çünkü bin bir tehlike var. Dengesiz insanlar var. Irzına, namusuna, haysiyetine yönelik eylemler yapıp o genç kızları ortada bırakıp, mahcup ediyorlar. Kalplerini kırıyorlar. Onlar da tabii buna karşı çok özenli ve dikkatliler. Yani bin bir türlü yerden bin bir bela gelince o riski durdurmak için gayret ediyorlar. Genç kızların korunması, kollanması hayati bir konu. İltifat, her yerde iltifat alsınlar. Her yerde hürmet, saygı görsünler. Her yerde onurları, şerefleri, namusları korunsun. Bir genç kız onuruyla, şerefiyle güzeldir, namusuyla güzeldir. Namusunu kirletip, ondan sonra da o kızı, o güzel varlığı üzecek sözler etmek çok adice olur, çirkin olur. Bu yakışıklı delikanlı da zaten hanımların onore edilmesine karşı değildir, zannetmiyorum. Şımarık kadın ahlakı tabii çok kötü bir şey. Bazen kızlar tabii şımarık bir karakter gösterebiliyorlar. Ama öyle bir şeyde bir delikanlının öyle bir hanımla bağlantı kurması mecburiyeti yok. Öyle bir şey hissederse onu kendi haline bırakır. Dolayısıyla da o genç kız halini düzeltmek durumunda kalır. Özetle onurlarına çok dikkat etmemiz gerekiyor genç kızların. O delikanlımızın da haklı yönleri vardır. Yani şımarık, münasebetsiz, etrafına karşı bazen kaba yahut ağır bir tabir olacak ama küstah davranan hanım kızlar olabiliyor. O da gençleri herhalde üzüyordur. Ama şefkatle, sevgiyle onların dengelenmesine, kendilerine saygı duymalarına özen göstermek gerekiyor.

Evet.

VTR: Bu sene Türkiye’de beysbol ligi ilk defa kurulacak. Yaklaşık 10 tane takım var. Bursa’da da bir beysbol sahası yapılacak yakında ciddi atılımlar var. Ülkemizde beysbol sopaları maalesef sadece kavga için satılıyor. Maç için oynanabilecek sopalar bulmak gerçekten zor. O yüzden bunların eldivenler dahil sopalar dahil toplar dahil ve tutucu ekipmanları falan yurt dışından geliyor. Beysbol çok konsantre isteyen bir spor. Eğer konsantreniz yoksa kesinlikle oynayamazsınız. Benim için çok zevkli bir spor. Kendim de oynuyorum. Fakat Türkiye’de sizce bu spor nasıl karşılanır?

ADNAN OKTAR: Beysbol biraz zor bir spor bildiğim kadarıyla. Biraz da riskli bir spor. Yani kolay oynanacak bir spor değil. Ama biraz sükseli yani böyle modern bir görünümü var. Beysbolcular da böyle modern görünüm verdikleri için sükse yönünden tabii galibane bir stil içinde oluyorlar. Ama benim bildiğim en iyi spor mümkünse yüzme. Badi iyi spordur, hem kas geliştirir hem vücudu dengeli geliştirir ama bilimsel çalışılması lazım. Abartılı badi de yanlış tabii yani öyle işte göbeğini baklava gibi yapacak başka bir yeri pırasa gibi yapacak bunlar gereksiz. Makul bir fizik makul bir güç elde etmek için badi sporu bence faydalı.

Evet.

VTR: Bulgaristan vatandaşıyım, 3 yıldır Türkiye’de yaşıyorum ikametli bir şekilde. Suriyelilere çok kolay bir şekilde vatandaşlık sağlanıyor neredeyse bir hafta, on gün içinde vatandaşlık ve çalışma izni çıkıyor ama ben özbeöz Türküm, Osmanlı Türküyüm buna rağmen bana vatandaşlık verilmiyor. Her sene ikamet için bir dünya param alınıyor bir dünya evrak isteniyor çalışma izni çıkmıyor. Biz neden kendi vatanımızda ikinci üçüncü sınıf muamelesi görüyoruz?

ADNAN OKTAR: Benim canım benim güzel huylum benim. Bu durumu Sayın Başbakan’a bildiririz, İçişleri Bakanlığı’na da bildiririz. Buradan da zaten dinliyorlar. Bulgaristan’da Türk vatandaşı olmak niye zor? Tüm ülkeler için vatandaşlık şartları ortak resmi inceleme yapılıyor. Suriyelilerde kolaylık verildiğini zannetmiyorum ama veriliyorsa da onu örnek vermek doğru olmaz. O zaman oraya baskı yapılmasını istiyorum yahut onların elinden bu hakkı alsınlar anlamına gelir. Öyle değil de benim hakkımın verilmesini istiyorum sadece tek başına yeterli yani kıyas yaparak yapılması doğru değil. Geçenlerde de kediye köpeğe yemek veriyorlar, fakirlere niye vermiyorlar? Şimdi adam ne yapar? Kediye köpeğe zaten verilmiyor hayvanlara hiç vermez yanlış olur. Mesela burada da Suriyelilere vatandaşlık verilecekse vatandaşlık verme faaliyetlerini askıya aldırırsın bu konuşmayla olumsuz etki yapar. Ama bu güzel hanımın sözü doğru bunu kolaylaştıracak kanun çıkabilir. Ama her ülke için geçerli bu Bulgaristan’dan gelen efendim Arnavutluk’tan gelen, Suriye’den, Irak’tan gelen her vatandaş için bu mümkün. Sadece genel kolaylaştırılmasını istemesi yeterli. Biz de ilgili mercilere bunu duyuracağız kardeşimizin gönlü müsterih olsun inşaAllah bir kolaylık yolu olur. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir eşekle arkadaşlığı kızın.

ADNAN OKTAR: Hayret Allah’ın hikmeti hakikaten sevgi gösterisi çok şeker. Ama iyi rast gelmiş böyle çok hoş.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden empati yapmazlar ve hayatın daha güzel yaşanması ve olması için bence empati yapmalılar.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor beyefendi bak her insan güzel Türkiye’de görüyor musunuz? Hep böyle iyilik olsun güzellik olsun ve çok aklı başında bir milletiz. Gayet tutarlı bir millet bak dengesiz bir kişi yok görüyorsunuz. Empati tabii ki son derece faydalı güzel. İnsanın doğruyu bulmasında en iyi yöntemlerden birisidir. Haklı muhterem arkadaşımız.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Gazetesi Hürriyet Gazetesi’nin son bir haftadır düzenli olarak Suriyeli mültecilerin aleyhine kışkırtıcı haberler yaptığını bu haberlerin adalet yürüyüşü ve dışarıdan Türkiye’ye yönelik bir tehdit dalgasıyla aynı zamana denk gelmesinin belirli bir proje dahilinde olduğunu iddia etti. Haberde şu ifadelere yer verildi; Suriyeli vatandaşları hedef gösteren gazete dünkü nüshasında Yeşilköy ve Florya sahillerine gidenlerin çoğunun Suriyeli olduğunu belirterek “sahillerin duman altı olduğunu ve halkın şikayetçi olduğunu öne sürdü” dedi ve Hürriyet’in son bir hafta içinde yaptığı haberlerin kupürlerini yayınladı.

ADNAN OKTAR: Yok biz Suriyeli kardeşlerimizi çok seviyoruz onların kılına dokundurtmayız. Boş yere uğraşmasın Hürriyet. Onlar bizim vatandaşımız canımız, kardeşimiz onlar bizim parçamız. Üç milyon Suriyelinin hepsini Türk vatandaşı yapacağız üç milyon daha evladımız oldu hepimize hayır ve bereket getirecek şekilde.

Evet.

VTR: İnsanlar yok dese de adaletsizlik var. Adalet saraylarında insanlar adalet arıyorlar. Eşitsizlik var dünyada genelde Türkiye’de çok çok var bu.

ADNAN OKTAR: Ama Hükümet elinden geleni yapıyor. Bizler de elimizden geleni yapıyoruz, herkes elinden geleni yapacak. Adalet gittikçe Türkiye’de oturuyor bak olağanüstü hal olmasına rağmen adalette saygın ve aklı başında bir adalet anlayışı var. Ama tabii ender nadirattan garip şeyler oluyor, acayip şeyler oluyor ben de takip ediyorum. Fakat kardeşlerimiz ellerinde somut delil olursa söylerlerse biz burada gündeme getiririz. Ben bir tek Allah’tan çekiniyorum Allah’tan korkarım. Rahat rahat anlatırım. Benim de kulağıma gelenler oluyor ama çok flu binde bir yüzde bir öyle geniş oturmuş kesif bir adaletsizlik yok Türkiye’de ama dikkatlerini çeken olaylar varsa hemen söylesinler hemen gereğini yapalım hukukla kanunla.

Evet.

OKTAR BABUNA: Kılıçdaroğlu yürüyüşün yirmi üçüncü gününde saat on iki sularında Gebze tarafından İstanbul’a giriş yaptı. CHP Liderinin İstanbul’a girişinde Mehter marşı ve tarihte kurulmuş on altı Türk devletinin bayraklarıyla karşılandı. Görüntüleri izleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu iki türlü ihtimal var eğer bunu AK Partililer yaptı ise mükemmel bir şey olmuş. Çok anlamlı olmuş. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi yaptı ise çok çok güzel bir atak iki yönden de mükemmel. Ama birinci ihtimal ise hakikaten çok eğlenceli ve hoş olmuş. CHP’yi de bu çizgide görmek tabii insanı mutlu ediyor hoşumuza gidiyor.

Evet.

VTR: Bir hafta tatile gitmek istiyorum en düşük otel yedi-sekiz bin lira, bunu nasıl ödeyebiliriz? Bizim çok güzel sahillerimiz var, çok güzel dağ otellerimiz var, tatil köylerimiz var ama gerekli ilgi yok. Türk turizminin biraz daha ön plana çıkması için kendi vatandaşlarına çok güzel kampanyalar yapmasını tavsiye ediyorum.

ADNAN OKTAR: Bizim millet çok şuurlu gayet güzel bu kardeşimizin konuşması çok hoş. Doğru tabii oteller çok pahalı ise moteller falan var. Biz bir kere Kuşadası’na gitmiştik. Evler var müstakil evler vatandaşa ait evler o evlerden birini kiralamıştık o evde kalmıştık. Fakat duvarlar kertenkele doluydu. Benim kanım iliğim çekildi. Dediler “ne var ki hayvan mübarek” dediler “dursun.” “Biz burada yatacağız nasıl olacak?” dedik. Zor işler. Çok makul görüyorlar on beş-yirmi tane kertenkele var duvarda. Makul fiyatlar elde edilebilir tabii vatandaş da bundan istifade eder. İyi bir organizasyon, iyi bir planlama ve bu bilgilerin olduğu bir internet sitesi gerekiyor. “En ucuz nerede tatil yapılabilir?” Vatandaş için. Mesela “Yüz liraya yapılabilir mi? Elli liraya nerede yapılır? Otuz liraya nerede yapılır?” Böyle çeşit çeşit fiyatlara göre bir internet sitesi olsa çok iyi olur. Vatandaş oraya girip oradan tespit eder oraya da gider öyle kolay olur. Öyle bir şey yapsınlar. Hükümetin yapabileceği bir şey bu. Turizm Bakanlığı ayarlasın bunu. Ucuz fiyatı kabul edenler orada o siteye girsinler. Kendini tanıtmak isteyen de oraya gitsin oraya gitmek isteyen de oradan bakıp ona göre bir yer seçebilir.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sakarya’nın Kaynarca ilçesinde özel bir tavuk şirketinde çalışan iki kişi işyerinde çalıştıkları Suriyeli uyruklu bir kişiyle henüz bilinmeyen bir nedenden tartıştı. Tartışma sonrası dün akşam iki şahıs Suriyeli işçinin dokuz aylık hamile eşini Merkez Mahallesi’nde bulunan evlerine gelerek zorla kaçırdı. Kadına tecavüz ettikten sonra başına taş ile vurarak yanındaki 10 aylık bebeğini de boğarak öldürdü. İki şahıs yakalandılar ve suçlarını itiraf ettiler.

ADNAN OKTAR: Yalnız bu kadar vahşi olmaları çok ürkütücü. Bu kadar gözü dönmüş yetişmiş insanlar olması da çok ürkütücü. Hükümet bu olağanüstülüğe karşı diğer muhalefet partilerini de toplayıp Türkiye’de laik eğitim güzel ama dinsiz eğitim gibi olmuş oluyor bu. Vatandaş kendi kendini eğitsinle olmuyor. Devlet vatandaşı dindar yetiştirecek şekilde Allah’tan korkacak şekilde, Allah'ı sevecek şekilde yetiştirsin. Yoksa bu felaket her tarafı saracak gibi görünüyor.  Şu vahşetin, kepazeliğin boyutuna bak yani. Bunda bir şey yok. Laiklikle çatışan bir yönü de olmaz bunun. Bu devlet güvenliği. Bununla ilgili kanun çıkartılsın. Devlet anayasaya da koysun. Vatandaşı Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle yetiştirecek bir sistem kurulsun. Yani şeri hukuk değil. Şeri hukuku öğretmesin devlet. Ama Allah'ı sevdirmeyi devlet üstüne alsın. Allah’tan korkmayı devlet üstüne alsın. Böyle bir görev alsın. Bunu anayasaya koysunlar. Halk oylamasına sunulsun bu. Referandum yapılsın. Ve vatandaş Allah korkusuyla, Allah sevgisiyle yetiştirilsin.  Bu kepazeliklerin önü arkası gelmiyor. Bu müthiş bir rezalet. Ayrıca Suriyeli kardeşlerimize de bütün Türkiye çapında herkes sahip çıksın. Her yerde koruyup kollayalım. Çok büyük bir ahlaksızlıktır bize sığınmış insanlara alçakça ve insafsızca saldırmak. Çok büyük bir kahpeliktir. Orada muazzam bir zulüm vardı. Can azizdir canını kurtarmak için imdat diyerek Allah rızası için gelmiş bize sığınmışlar sen de burada onu yumruklamaya kalkıyorsun. Bu çok büyük bir ahlaksızlıktır. Şerefsizlik ve namussuzluktur. Vatandaşlarımıza, kardeşlerimize sahip çıkalım. Suriyeli kardeşlerimize sahip çıkalım. Suriye de bizim Osmanlı döneminde ilimizdi zaten bize ait bir yerdi. Kendi evladımız, kendi çocuğumuz. Bizi ayırdılar. Suni sınırla ayırdılar. İngiliz derin devleti cetvelle çizdi ve ayırdı. İngiliz derin devletinin cetvelle çizmesiyle ayrıldılar onlar. Bakın cetvel çizmesidir. Hatta adam öksürüyor öksürürken eli titriyor haritada bozukluk oluyor onu bile kabul etmişler. Churchill öksürüğü diyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sanal gerçeklik hakkında ne düşünüyorsunuz? Sanal gerçeklik bize ne kazandırır?

ADNAN OKTAR: Düşünce ufkunu genişletir. Düşünme ufkunun gelişmesi beyin kapasitenin gelişmesi istenen bir şey. Biz insanlarda zaten ilk planda istediğimiz şeylerden biri de bu. Dünyaya bakış açısının, ufuk açısının, düşünme ufkunun limitsiz genişlemesi, müthiş bir beyne sahip olması. O yönden çok faydalı olur. Kardeşlerime de selam ediyorum.

VTR: Sağlık alanlarında diğer bölümlere daha çok rağbet oluyor, daha çok alım oluyor. Cerrahi teknikerler daza az oluyor ya da hiç olmuyor, bu alımların yükseltilmesini istiyorum. Mesela devlet almıyor diyelim, niye özel hastaneler bizi dışlıyor, niye hoş görmüyor? Bize yardımcı olsunlar. Bizim önümüzü açsınlar. Bizim de bunlara ihtiyacımız var. Bizi ikinci plan, ikinci adam yerine koymasınlar.

ADNAN OKTAR: Pek tabii ki. Eğer böyle bir durum varsa bunu araştıralım kardeşimizin bu sözü üzerine ilgili devlet kurumlarına dilekçeyle de başvururuz. Ayrıca yazılı, sözlü de konuyu gündeme getiririz. Ameliyat esnasında cerrahın kontrolü altında ameliyat ekibine yardımcı olan teknik eleman bu kardeşlerimiz. Çok önemli görev yaptıkları görev. Mesela lambayı, neşteri, makası falan hazır hale getiriyorlar. Tabii ki bu cankurtaran, canın kurtulmasına vesile olan mübarek insanlar nasıl ikinci planda olur, nasıl önemsiz olur? En az cerrah kadar önemliler. Hepsine saygı duyuyoruz. Bir bozukluk varsa giderilmesi için hükümetin ilgili birimlerine rica ederiz, bildiririz. Ona göre de gereği yapılır.

Evet.

VTR: Ülkemizde ihracatı hala kağıt fatura ile kullanan birçok şirket var. Ve 1 Temmuz’da e-ihracata (elektronik ortamda) geçme zorunluluğu ortaya çıktı. Bunların ertelenmesi gündeme gelecek mi? Şu an hala halihazırda olmayan şirket var.

ADNAN OKTAR: İhracat faturaları Benim bildiğim bilgisayara geçirilecek. Öyle bir şeyler duymuştuk. Hükümet çok atak bu konuda, çok dikkatli. AK Parti hükümeti özellikle yaman yani. Ticaret konusuna çok önem veriyorlar. Bilgisayar üzerinden fatura işlemleri yapılacak. Biraz beklerseler gerekli düzenlemeler olur. Ama biz de takip edelim.

Evet.

VTR: Nasıl bu kadar yakışıklısınız?

ADNAN OKTAR: Allah kalbine coşkun bir sevgi vermiş. Sen bir aynaya bakıyorsun kalbindeki o nuru görmüş oluyorsun. Allah nurunu artırsın.

Evet dinliyorum.

OKTAR BABUNA: MİT’e gelen bir ihbar üzerine Uluslararası Af Örgütü’yle bazı derneklerin toplantı yaptığı Büyükada’daki otele polis operasyon düzenledi ve dokuz kişi gözaltına alındı. Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty’nin yaptığı açıklamada, “Uluslararası Af Örgütü’nün Türkiye direktörü de dahil Türkiye’nin önde gelen bazı aktivistlerinin hiç sebepsiz bu şekilde gözaltına alınmalarından dolayı çok rahatsız ve öfkeliyiz. İdil Eser ve onunla birlikte gözaltına alınanların derhal ve koşulsuz serbest bırakılmaları gerekiyor” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Siirt'in Baykan İlçesi Kaymakamı ve aynı zamanda Belediye Başkan Vekili olan Mehmet Kocabey'in makam otomobilinin geçişi sırasında el yapımı patlayıcı infilak ettirildi. Saldırıda herhangi bir can kaybı yaşanmadı. Bölgede geniş kapsamlı operasyon başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Çok fazla kamera sistemiyle yollar denetlensin bakılsın. Akşam çalışma yapıyor bu köpekler. Gece görüş özellikle, gece gören kameralar her yere yerleştirilmesi lazım.

Suriyeli kardeşlerimiz ailelerin olduğu yerlerden uzak olsunlar, hanımların olduğu yerlerden uzak olsunlar. Dedikodudan kaçınsınlar. Denize gireceklerse koydan falan oradan bir yerden kenardan denize girsinler. Hanımların olduğu yerlere gitmesinler. Dedikoduya sebep oluyor. Gereksiz dikkat çekmiş oluyorlar. Biz onları çok seviyoruz. Onları koruyabilmemiz için onlara zıt olan adamlara malzeme vermesinler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kızların savunma sporu yapması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kızların savunma sporu yapması makul olabilir ama kızları delikanlılar, kabadayılar koruyacak. Her genç kızın namusu her Türk delikanlısından sorulur. Her yerde onlara titiz davranmamız lazım. Özellikle biri tarafından tehdit edildiyse bir genç kız, o mahallenin gençleri bu konuda çok titiz olması lazım. Bir genç kız namusuyla, iffetiyle çok güzel olur. Adam ona zarar vermeye kalkarsa bu konuda sorumlu delikanlılardır. Çok özen gösterecekler. Özellikle tehdit edilen hanımların etrafında koruyucu bir çember oluşturmak her delikanlının boynunun borcudur. Bak geçen gün polisimizi avukatı adam çekip vurdu. Orada kabadayı delikanlılar gereğini yapabilirlerdi. O cinayete de engel olabilirlerdi.

Evet dinliyorum.

VTR: Beyoğlu’ndaki tramvay hattı ne zaman tamamlanacak?

ADNAN OKTAR: Biraz ağırdan alıyorlar hakikaten. O da kardeşlerimizi çok sıkıyor. Mesela daha hala köprüyü yapamamışlar. Ne var bunda bu kadar uzatacak? Kardeşim geceli, gündüzlü çalışır bitirirsin. Yüz işçi, yüz elli işçi verir bitirirsin. Bir şirkete havale ediliyor. Şirketin de umurunda bile değil. Yavaş yavaş sakin sakin ben yolda gördüm bir işçi eline kablo almış yürüyor. Orada dozer var duruyor. Dozer zaten hiç çalışmıyor kimse yok içinde. Bakınıyor “ne yapsam acaba?” falan diye. Böyle bir olay yok.  Bir gariplik var. Her şeyi kendi haline bırakmak olmaz. Mesela tramvay yolu, “arkadaş” dersin “yeteneğin varsa şu kadar sürede yapacaksın” dersin. Çok rahat yapabilirler isteseler. Kararlılık gerektiren bir konu. Bu tramvayı alt yapı çalışmaları nedeniyle yapamıyorlar. Ama bu da istense hızlandırılabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sakaryaspor gibi Kocaelispor gibi, Altayspor gibi büyük kulüpler neden hala ikinci ligde, üçüncü ligde sürünüyorlar? Bu takımların süper ligde birinci ligde olmaları lazım. Ama neden hala buralardalar?

ADNAN OKTAR: Gayret ediyorlardır imkanları dahilinde. Yakında duyarız birinci ligde çıktıklarını inşaAllah.

VTR: Sizce İmam hatipler kapatılmalı mı? Ne kadar gerekli?

ADNAN OKTAR: İmam hatiplerin bir mahsuru yok. Hiç olmazsa yine öbür liselerde hiç dinden imandan bahsedilmiyor. Din dersi var ama işte “Bedir Savaşı nasıl, Uhud Savaşı nasıl?” sure öğretiyorlar. İman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılıp, Allah’a sevgi, Allah korkusu anlatılması gerekirken bu olmuyor. İmam hatiplerde de yine çocuk ben imam hatip öğrencisiyim dediğine göre dini kitaplar almak durumunda oluyor. Dini öğreniyor, İslam’ı öğreniyor. Bir mahsuru yok yani. Ben imam hatipli olmanın meydana getireceği bir riski göremiyorum. Söylüyorlar mı mesela şu yönden mahsurlu falan demiyorlar mı? Hiç yoktan daha iyi bir eğitim almış oluyorlar. Din konusunda biraz daha titiz eğitim almış oluyorlar. İyi yani kötü bir yönü yok. Riskli bir şeyi varsa söylerseler düşünebiliriz araştırabiliriz.

KARTAL GÖKTAN: Balo salonlarından resimler, görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Mason mabedi gibi yapmışlar ama güzel olmuş.

Aman Suriyeli kardeşlerimiz hanımlardan falan uzak dursunlar. O plajlarda falan da hanımların olduğu yerlerden uzak dursunlar. Bak buradan iftirayı kullanmak istiyorlar onlara karşı. Çok çok çok rica ediyorum özen göstersinler. Biraz sabırlı olsunlar. Bir yol, bir kolaylık bulacağız onlara inşaAllah.

İmam Hatipler de; bir bakın bakayım var mı İmam Hatiplerden bir rahatsızlığı bu insanların? Nedir yani duydunuz mu hiç?

OKTAR BABUNA: Duymadım ben, evet.

ADNAN OKTAR: Ne olabilir yani? Dini biraz daha detaylı anlatıyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, Mine ben. Deniz ulaşımının daha çok kullanılmasını istiyorum. Kadıköy’den gece eğlenceden dönüyoruz. Ve geç vakitte dönemiyoruz o yüzden. Erken dönmemiz gerekiyor. Deniz ulaşımını daha çok kullanmak istiyorum. Gece geç saatlere kadar atıyorum bire-ikiye kadar olsun.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor bu güzel hanım. Deniz ulaşımı hakikaten zayıf İstanbul’da benim gördüğüm, çok çok zayıf. Çok yoğun olması lazım. Binlerce tekne olsun. Yüzlerce sahilden insanlar karşıdan karşıya geçsinler. Gayet güzel. Hem denizin güzelliğini görmüş olurlar hem ulaşım kolaylaşır. Çok hayati, güzel bir konuya değinmiş hanımefendi. Biz de o konu üzerinde duralım. Doğru söylüyor.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Tarihi resimlerimiz var. 30 Ağustos 1952 Zafer Bayramı kutlama etkinlikleri kapsamında Erzurum’da Nene Hatun’la çekilmiş fotoğraf. 1910’larda İstanbul, 1920’lerde İstiklal Caddesi, 1924 İstanbul, Ankara Ulus Meydanı. Atatürk’ün bastırdığı Bozkurtlu paralar; beş ve on lira, 1927. Karaköy Atlı Tramvay, 1910’lar. Ayasofya 1854. Cumhuriyet tarihinin ilk kuşak bestecilerinden. Onuncu Yıl Marşı, Lüküs Hayat opereti gibi eserleri yapan Cemal Reşit Rey ve öğrencileri.

ADNAN OKTAR: Eskiden o akordeonla söyleyen bir sanatçı vardı. Biz bayılırdık o zamanlar. O zaman Türkiye’de müzik falan bir şey yoktu. Orhan Baba vardı, polis radyosu vardı. En kaliteli müzikleri oradan dinliyorduk. İşte TRT 1 vardı. TRT 2 çıkmıştı sonra, hayret etmiştik. Lambalı radyoları açardık böyle bayağı beklerdik. Bir dakika falan radyonun ısınmasını beklerdik. Sonra birden radyoya hayat gelirdi.

Evet, soruları yine alalım.

VTR: Hayat çok pahalı evladım. Belediyeden yardım almasak hayatımız kötü. Ne yapacağız bilmiyorum. İstediğimizi alamıyoruz. Çoluk çocuk işsiz duruyor. Yetiştiremezsek ne yapacağız ben de bilmiyorum. Hadi bakalım görüşürüz. Hadi Allah’a emanet.

ADNAN OKTAR: Bu ne şeker insan, maşaAllah çok tatlı. Bu fakir insanlara birkaç zengin çok kolay yani orta derecede bir zengin bile çok rahat onları mutlu edecek hayat yaşatabilirler. Zekat, sadaka, fitre müessesesini çok iyi gündeme getirmek lazım. Zaten Allah, ihtiyaçtan arta kalan diyor. Bu insanları sevindirmek ne kadar güzel olur ne kadar zevkli.

KARTAL GÖKTAN: Filistin Cephesi’nde savaşırken 1917’de İngilizlere esir düşen 10 yaşındaki Mehmetçik.

ADNAN OKTAR: Aslan, aslan, ağabeyinin aslanı. 10 yaşında onlara esir düşmüş. Bayağı şeker, muhteşem. Görüyor musun kabadayıyı? 10 yaşında maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstiklal Caddesi’nden bazı görüntüler var Adnan Bey. Mevcut halinden çok şikayet edenler oluyor.

ADNAN OKTAR: İstiklal Caddesi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Hangi belediyenin kontrolünde burası?

OKTAR BABUNA: Beyoğlu Belediyesi.

ADNAN OKTAR: CHP mi?

KARTAL GÖKTAN: Yok, AK Parti.

ADNAN OKTAR: O zaman nasıl oluyor? Olmaz. Belediye Başkanımızdan rica ediyoruz. Derhal temizlesin oraları. Olmaz öyle şey. Gece-gündüz temizlik yapılacak. Demin temizledik olmaz. İki saat, üç saat içinde bile kirlenebilir. Orada sürekli temizleyen bir mekanizma olması lazım. Burası büyük bir yer.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim.

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü