Harun Yahya

Sohbetler (9 Temmuz 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bitlis’in Tatvan-Hizan karayoluna PKK’lı teröristlerce tuzaklanan el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 2 askerimiz şehit oldu, 1 vatandaşımız yaralandı. Patlamanın ardından bölgede geniş çaplı operasyon başlatıldı. Hakkari’nin Yüksekova İlçesi’nde PKK’lı teröristlerce iş makinelerini taşıyan konvoya düzenlenen saldırıda ise 4 kişi şehit oldu, 1 kişi yaralandı. Şehitlerimizden asker şehitlerimizi görebiliriz, işçi şehitlerimizin resmi yok.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimiz Recep İnce. Şehidimiz Halil Ateş.

ADNAN OKTAR: İki kabadayıyı da tebrik ediyoruz. Allah şehadetlerini makbul etsin, kabul etsin. Allah annelerine babalarına uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin. Dünyaya zaten şehit olmaya gelmişler, görevlerini yapıp gitmişler. Buraya geliş amaçları şehadet, onun için geliyorlar, onun için yaratılmış. Görevini yapınca gider. Herkes gidecek ama onların gidişi sağlam gidiş, güzel bir gidiş, o yüzden imreniyoruz. Allah bütün ümmeti Muhammed’in imrendiği bu güzelliği bize de nasip etsin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dün gece CNN TÜRK’te evrim konusu konuşuldu Adnan Bey. Profesör Sinan Canan, Doç. Sultan Tarlacı evrimi anlatırken özellikle ‘rastlantısallık’ kelimesini kullanırken ödlerinin koptuğunu söylediler. Rastlantı kelimesinin yerine ‘biyolojik donanım kodlu bazı değişimler’ ifadesini ve ‘programlı rastlantı’ kelimelerini kullandı. Açıklamaları şöyle: “Bir canlı türünün yeni bir biyolojik özellik kazanmasının altında bildiğimiz kadarıyla şu yatıyor; bazı özellikler bunlar kesinlikle rastgele olmayan süreçlerle yani biyolojik donanıma kodlu bazı değişimlerle değişiyor. Biyolojik olarak değişim programlı rastlantısallıkla oluyor. Burada tehlikeli bir kelime kullandım; rastlantısal kelimesi. Programlı rastlantısalı özellikle kullanıyorum. Rastlantı derken ödümüz kopuyor çok tepki alıyor. Ben bunu dini hassasiyetlerle dinleyenler için şunu söyleyeyim; Allah’ın yarattığı evrende rastlantısal diye bir şey olamaz ne olursa olsun. Her zerre ilimle hareket ettiği için. Ne olmuşsa zaten bir emirle olmuştur. Bizim işimiz nasıl olduğunu anlamaya çalışmak” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel. Demek ki şuursuz bir olay yok. Her şeyi bir üstün, güçlü, her şeye hakim Allah yaratıyor. Nezaketiyle onu anlatmışlar. Güzel. Demek ki faydalı oluyoruz.

‘Programlı rastlantısallık’ diyor öyle mi? Şimdi, programlı demek ne demek? “Bir güç bir program yapmış” diyor. O zaman rastlantı lafını kaldır koçyiğit. Programlıysa planlayan var demektir. Yani “Allah yarattı” diyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan G 20’de bir gazetecinin, Türkiye’de düşünce suçundan hapiste olan gazetecileri sorması üzerine şunları söyledi: “Ben şiir okuduğum için cezaevine girmiş bir kişiyim. Fikir özgürlüğünü gayet iyi bilirim. Ama siz benim şiir okuduğum için hapse girdiğimi bilmiyorsunuz. Bilseydiniz bu soruyu bana sormazdınız. Fikir özgürlüğü konusunda hassasım. Şunu da özellikle bilmenizi istiyorum. Bir basın mensubu olarak tanıdıklarınızın büyük çoğunluğu teröre yardım ve yataklık eden kişilerdir.”

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş. Tayyip Hocam yaman delikanlı, aklı başında. Türkiye’nin dik başlı olmasını sağlıyor iyi gidiyor. Ama kaliteye önem versin Tayyip Hocam. Kalite çok önemli, en hayati konu odur dünyada kalitedir. Türkiye’nin kaliteye ihtiyacı var. O konunun üstüne gitsin, mutlaka bir bakanlık oluşturulsun. Kalite sanat bakanlığı çok etkileyici olur, gelişir devamı gelir. O bir adını koysun bu işin arkası gelecek.

Evet. Soru gelsin bana sorulara cevap vereyim.

VTR: Adalet anlayışınızı neye göre belirliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Adalet anlayışımı neye göre belirliyorum? Vicdana göre belirlenir. Vicdan. İnsan vicdanıyla çelişiyorsa Allah kalbine ilham ediyor demektir. Herkes vicdanına başvurursa o zaman adalet mükemmel hale gelir. Vicdanın önüne engel koymamak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde çok fazla üniversite mezunu var. Fakat herkes kendi branşının dışında başka mesleklere itilmek zorunda kalıyor. Farklı yerlere yönelmek zorunda kalıyorlar. Bunun açıklanmasını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Gerçi bu soruyu sormuştunuz ama yine cevap verebiliriz. Bu, gelişmekte olan ülkelerde mecburi olarak oluşan bir durum. Çünkü birçok yer daha eksik ve gelişmemiş oluyor. Ama iyi yönü çok kültürlü, görgülü insanlar yetişmiş oluyor. Gönül ister ki Türkiye’de herkes üniversite mezunu olsun. Zaten üniversite mezunu olmayan kimse kalmasın. Lise mezunu olmak Türkiye’de kabul edilecek bir şey değil.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Putin G 20 zirvesinde bir saat süren ikili bir görüşme gerçekleştirdi. Zirvede Putin’in Erdoğan’a hitaben söylediği “Sayın Cumhurbaşkanı, büyük ölçüde sizin duruşunuz sayesinde Suriye’deki durumu iyiye doğru değiştirmek mümkün oldu. Bu süre içinde terörist oluşumlara büyük darbe indirildi ve çözüm süreci ciddi biçimde ilerledi” sözleri damga vurdu. Putin ayrıca “Sizin ve tüm meslektaşlarınızın duruşunu, müzakere sürecindeki tüm partnerlerimizin duruşunu takdir ediyoruz” dedi.

ADNAN OKTAR: Önce Türkiye’yi başka türlü yola çekmek istediler. Tayyip Hoca oyunu anladı, doğrudan Suriye’nin bütünlüğünü savunan, karşı tarafın oyununu bozan bir politika izledi. Ondan sonra zaten adamlar delirdiler. Ondan sonra darbeyle falan devirmeye kalktılar. Çünkü dayatma yaptı onlar. Tayip Hoca bunları idare etmek için dedi ki, “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” dedi. İşte “Çözüm sürecine de taraftarım” falan gibi konuştu bunları bir süre idare etti. Ama bunlar böyle azgınlaşmaya başlayınca Tayyip Hoca direkt tavrını koydu. Tavrını ortaya koyunca İngiliz derin devletinin klasik yöntemidir, laf-söz dinlemediğini anladıklarında ya suikast yaparlar ya darbe yaparlar. Acemice ve ahmakça bir darbe yaptılar, ellerine yüzlerine bulaştırıp rezil kepaze oldular. Tayyip Hocam’ın konumunu daha sağlama almasını sağladılar. Kendi oyunlarına kendileri düştü aslında. Şu an çaresizlik içinde kıvranıyorlar. Millet desteği de var. Ama aslında en çok şaşırdıkları her şey başarısız oluyor, ne yapsalar başarısız oluyor. Bunun nedeni Mehdiyet’in bereketidir. Yaptıklarında normalde netice almaları gerekir. Bütün Ortadoğu ülkelerinde bu tip bir teknik uygulandığında hemen netice alıyorlar. Ama burada Mehdiyet’i bunlar hesap edemedi. Veyahut hesap etse de durduramadılar. Adamlarını ortaya çıkardılar “Mehdi yok Mehdi gelmeyecek” şu bu falan ama Mehdiyet daha da gelişti o zaman. Şu an Mehdiyet’in peş peşe harikalarını görüyor insanlar. Ha şimdi biz bunu anlatmıyoruz ayrı, ama zamanı gelince anlatacağız. Darbede olan harikalar nelerdi, diğer olaylarda meydana gelen harikalar nelerdi insanlar buna müthiş hayretle bakacaklar ve çok şaşıracaklar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Zeynep. Nur nedir, bazı insanlar neden nurlu görünür?

ADNAN OKTAR: Zeynep kendisi de nurlu, maşaAllah. Nur zencide de olur, beyaz insanda da olur. Yüz parlaklığı yüzün beyazlığı değildir nur. Yüzdeki güven ifadesidir. Yani yüzdeki o asalet, masumluk dürüstlük ifadesidir. Onu hal ehli olanlar, mana ehli olan insanlar görürler. Yoksa ışık, parlaklık anlamında değil.

Evet.

VTR: Sayın Cumhurbaşkanımız camilere, türbelere gidiyor oraları ziyaret ediyor, dertlerini dinliyor falan ama peki neden bir tiyatroya, operaya, baleye o tarz yerlere gidip neden onları izlemiyor? Sanata biraz dana neden değer verilmiyor? Onları yapmasın demiyorum tabii ki camilere gitsin, türbelere gitsin, sohbetlere katılsın hatta yardım da etsin oralara. Ama bir yeri boş geçmemek lazım.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor çok güzel olur. Tayyip Hocam, mesela Osmanlı sultanlarından birçoğu operaya gidiyordu Abdülaziz başta olmak üzere. Sanat ve sanat etkinliklerine katılmak çok hayati. Tayyip Hocam kendisi dahi bu işlere katılabilir. Mesela küçük bir modern resim çalışması yapabilir, operaya gidebilir veyahut kendi evinde yahut işte saraya da gelirler külliyeye orada küçük bir müzik resitali olabilir yahut ona benzer bir şeyler olabilir. Çok yakışır, Avrupai bir görünüm verir. Doğru söylüyor. Tayyip Hocam’ı zaten sık sık uyarıyoruz hatırlatıyorum yani sanata önem vermesini, kaliteye önem vermesini. O gencin sözü önemli. Bir daha yayınla o kardeşimizi.

VTR: Sayın Cumhurbaşkanımız camilere, türbelere gidiyor oraları ziyaret ediyor, dertlerini dinliyor falan ama peki neden bir tiyatroya, operaya, baleye o tarz yerlere gidip neden onları izlemiyor? Sanata biraz dana neden değer verilmiyor? Onları yapmasın demiyorum tabii ki camilere gitsin, türbelere gitsin, sohbetlere katılsın hatta yardım da etsin oralara. Ama bir yeri boş geçmemek lazım.

ADNAN OKTAR: Aslında çok güzel olur. Baleyi belki bu gelenekçi Ortodoks kesim tepkiyle karşılayabilir ama onun da bir çözümü bulunabilir. Tayyip Hoca tabii dengeye de dikkat ediyor. Çünkü gelenekçi Ortodoks kesimi iyi dengede tutuyor. Onları himaye de etmiş oluyor. Onları pek üzmek de istemiyor benim gördüğüm. Tam ayarında hareket etmek istiyor. Fakat operanın hiçbir mahsuru yok, opera olur. Baleye de, balerinleri çağırıp tebrik edebilir. İlla bale gösterisi izlemesi şart değil. Mesela balerin hanımları çağırıp onlara sevgisini saygısını takdirini belirtebilir, onları teşvik edebilir, onlara sağlayacağı imkanları söyleyebilir. Bu tip şeyler olabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kaç yaşındasınız?

ADNAN OKTAR: 63.

VTR: Niye bu kadar ünlüsünüz?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben sizi, maşaAllah. Hakikaten çarşıya gidiyorum nefes alamıyorum. Resim çektiren sevenlerin önü-arkası yok. Geçen gün büyük bir çarşıdayım, kapısına çıktım araba bekliyorum, neredeyse sıraya girdiler böyle. Arabaya binmesem önü-arkası gelecek gibi değil. Sevgileri çok hoşuma gidiyor. Ben de onları çok seviyorum. Hepsine karşı sevgim muhabbetim çok coşkulu. Hepsiyle dostum, hepsiyle arkadaşım, hepsine de sevgilerimi sunuyorum. Bizim milletin insanları çok güzeldir, hepsi güzeldir fakat baskıdan dolayı, bazı hoş olmayan durumlardan dolayı gerginlik ve acı içinde oluyorlar bir kısmı. Onları da Allah’ın izniyle çözeceğiz, inşaAllah. Hükümetin o yönde candan atakları var. Bilhassa Tayyip Hoca’nın güzel gayretleri var. İyi olacak, inşaAllah.

Evet.

VTR: Merhabalar Adnan Bey. Şöyle bir sorum olacak. Adım Cihan. Yapmış olduğunuz programda bir amacınız, bir vizyonunuz var mı, mantığı nedir?

ADNAN OKTAR: Asıl amaç tabii ibadet. Yani Allah’ın rızasını kazanmak, Allah’ın sevgisini kazanmak. Sevginin dünyaya hakim olması, Türkiye’ye hakim olması, acının kalkması. Ben insanlarımızı mutlu görmediğimde tabii mutlu olmuyorum hoşuma gitmiyor. Mutlu olmaları için gayret ediyorum. Sevinç içinde yaşamaları, sevgi içinde yaşamalarını istiyorum. Bilhassa kadınlara yapılan baskıdan çok rahatsız oluyorum. Dekoltenin özgürce olmasını istiyorum, başörtüsünün özgürce olmasını istiyorum. Kadınlara her yerde saygı hürmet gösterilmesini istiyorum. Kadının cinayeti değil, kadının dövülmesi değil kadına kaba söz bile söylenmesinin imkansız hale gelmesini istiyorum Türkiye’de. Özetle sevginin hakim olmasını istiyorum amacım bu.

Evet.

VTR: Biz asgari ücret alıyoruz, biz de aile geçindiriyoruz. Milletvekilleri de aile geçindiriyorlar. Onlar niye 15 milyar maaş alıyor da biz niye 1.300 lira alıyoruz? Bu adalet mi?

ADNAN OKTAR: Bizim milletimizin insanları hepsi sevimli. Bayağı çok hoş insanlar. Tabii ki onların da vicdanı sızlıyordur. Sizin, herkesin insan huzurlu olarak yaşamasını ister. Bu sosyal adalet Mehdiyet devrinde oluyor. Peygamberimiz (sav) bunu çok keskin ifadelerle, yaklaşık yüze yakın hadis var, en meşhur özelliği Hz. Mehdi (as)’ın sosyal adaleti sağlamasıdır. Fiili adalet ve sosyal adalet sağlaması en meşhur özelliği. Hep adalet adalet adalettir. “Mal sahah üzere dağıtılır” diyor Peygamberimiz (sav). “Herkes zengin olur” diyor. O döneme doğru gidiyoruz. Ama bu dönem 7 veya 9 sene sürecek bu dönem.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sizin birkaç gün önce Hürriyet Gazetesi ve Aydın Doğan’a hitaben Suriyelilere yönelik aleyhte politikaların işe yaramayacağını söyleyerek eleştirmenizin ardından, Hürriyet yazarları Suriyelileri savunan yazılar yazmaya başladılar Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Güzel. Her yerde etkimiz oluyor demek ki.

BÜLENT SEZGİN: İnşaAllah. Dün Ahmet Hakan da bu konuda güzel bir yazı yazmıştı hatırlarsınız. Hürriyet yazarı Mehmet Özdoğan da Demet Akalın’ın Suriyelilere “evinize dönün” çağrısına cevaben şunları yazdı: “Dönmeyecekler. Çünkü şu an tam olarak o rahatsız olduğunuz Suriyeli evine nasıl döneceğini bilmiyor. Evi bıraktığı yerde mi ondan da bihaber. Burada kalmak onların seçimi değil. Yemeklerini yiyeceksiniz, sofralarına oturacaksınız, birlikte şarkılar söyleyeceksiniz. Sonra birisi çıkacak ‘sen değil miydin Suriyeliler evine dönsün yazan’ diyecek seneler sonra. Ve çok gecikmiş bir özür dileyeceksiniz büyük ihtimalle. Belki de bunun için 14 sene beklemenize gerek yoktur Demet Hanım” diye yazmış.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor iyi güzel söylemiş. Sevginin insanları insanlara merhamet eder. Suriyelilere merhamet etmemek çok korkunç. “Evine dön” diyor. Evine dönmesi için yol gerekiyor, evine dönmesi için ışık gerekiyor. Evine dönmesi için evi olması gerekiyor. Evi dümdüz olmuş, yollar harabeye dönmüş, yol kalmamış, ışık kalmamış, su kalmamış “git evine ne yapıyorsan yap” diyorsun. Bu vicdanın kabul edeceği bir şey değil. Ben böyle insanların ileride utançla bu sözlerini hatırlayacaklarını defalarca söyledim. Bu yazar arkadaş da bu ifadeyi aynısıyla tekrarlamış. Demek ki çok güzel etkimiz oluyor. Daha yeni söyledim çünkü bu konuyu.

Evet.

VTR: İnsanız sonuçta canlıdır, ölebilir, ölüm her zaman vardır. Ölüye sevinmek iyi bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Ölüye insan sevinir mi? Psikopatsa sevinir. Bir manyaklık falan varsa hastalık varsa sevinebilir. Normal bir insan ölüye şefkat duyar, saygı duyar. Üzülünmez de sevinilmez de, Allah’ın emri yerine gelmiştir. Bir ibadet heyecanı duyabiliriz. İbadet şevki duyabiliriz. Yani Allah’a karşı ibadetini bitirdiği için cennete gitmesini umarız. Ama şehitse şehide seviniriz. Şehadetine seviniriz “ne mutlu ona şehit olduğu için” deriz. Ama ölünün durumu belli olmadığı için yani normal ölümde ümit ve korku arasında oluruz. Allah’a dua ederiz ama ibadetini bitirdiği için o ibadetini bitirmesine saygı duyarız.

Evet.

VTR: Beş dakika sonra öleceksiniz ve yanınızda sadece bir müzik çalar var. Hangi şarkıyla gitmek isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Çok sevimliler bunlar. Ufukları akıl almaz geniş. Tek bir seçenek var öyle mi? Ceddin Deden falan olur herhalde. Mehter Marşıyla gitmek güzel olur, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Ben Ebru. Pembe otobüsler bence çözüm değil. Bunun yerine Türkiye’de cezaların daha çok arttırılması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye çok fazla özgür bir ülke. Ne kadar eleştiri gelse de cezalar çok hafif. Özellikle kadın hakları konusunda. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli dediğin doğru da cezayla netice pek alınamıyor. Dünyanın her tarafında çok acımasız cezalar uygulanıyor. En güzel çözüm kadına sevginin saygının yüceltilmesidir. Kadın sevgisi Allah sevgisinden bağımsız olmaz. Allah’ı coşkuyla seven bir insan Allah’ın en mükemmel tecellisi olan kadına müthiş değer verir ve saygı duyar. Bir kere kadını korumayı bütün toplumun yapması lazım. Yani adam eylemini yapamaması lazım. Ceza ne zaman geliyor? Eylem yapıldıktan sonra. Eylem yapıldıktan sonra cezayı versen ne olur cezayı vermesen ne olur? Ama adam yapıyor yani. Ceza da eylemi durdurmuyor. Mesela kadın öldürüyor şehit ediyor kadını, cezası ne? Müebbet. Adam ne yapıyor? Çekip vurup öldürüyor. İstediğin kadar ceza ver. Diyorlar ki ceza müebbedini hücre hapsine çevirelim.” Adamı istersen bir metrelik yerde tut sen yapıyor yani. İnsanların kadınlara karşı sevgisini saygısını en yüksek noktaya getirmek için derin Allah sevgisini, derin Allah korkusunu insanların kalbine nakşetmek lazım. Bunun için de iman hakikatleri, Kuran mucizelerinin anlatılması lazım. İnsanların imanının derinleştirilmesi lazım. Özetle Mehdiyet gerekir. Mehdiyet’in olduğu ortamda kadınları kimse öldüremez, dövemez, sövemez ve ezemez. Kadın kutsal bir varlıktır. O kutsal yerini Mehdiyet döneminde alacaktır. Dolayısıyla şu an mesela otobüslerde hanımlara saldıranlar oluyor, dövmeye kalkan oluyor falan. Seyrediyorlar biz görüyoruz filmde, orada kamerayla tespit edilmiş oluyor görüntüler. Halkın epey bir bölümü seyrediyor. Halbuki öyle bir şeyde -daha önce de söyledim- arabanın karakola çekilmesi gerekir kapıların kapatılıp. Adama dersin “yolu şaşırdım yolu bulmaya çalışıyorum” dersin. 155 arabasının yanına da götürebilirsin. Mesela en yakın nerede polis arabası sorarsın, şurada, tamam oraya götürürsün. 155’in olduğu yere indirirsin, hanımı ayrı birisi korur ve adamı yaptığına yapacağına yüz bin kere pişman etmek lazım. Oradaki diğer minibüslerin de olay yerine gelmesi lazım, onlar da inecek. Oradaki müşteriler de inecekler. Adamı ayıplayacaklar, hanımı koruyacaklar. Bunu yaptığımızda bu tip olaylar mümkün değil bir daha olmaz. Cezanın bin misli daha etkili olur. Ama hanım kardeşimizin tabii canı yangın, haklı. Ama çözüm böyle olursa daha güzel olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, “Suriyeliler kardeşimizdir” etiketi dünden beri listede. Şu anda da ikinci sırada. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Böyle hayırlara vesile oluyoruz. Allah hayırlarımızın artmasını bizlere nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine Hürriyet Gazetesi’nden Deniz Sipahi de Suriyelilerle ilgili olan nefret söylemini kınamış Adnan Bey. Şöyle yazıyor: “Bir süredir bu nefret söylemi, suçlayıcı açıklamalar çok arttı. Gördünüz mü Sakarya’da yaşananları? Kriminal olaylar Suriyelilere özel mi? Sakarya’daki vahşeti nasıl açıklayacaksınız? Bu nefret söylemini yayanlar ne diyecekler çok merak ediyorum?”

ADNAN OKTAR: İşte bu olayla bunlar şok oldular korktular Allahualem. Bu suça dahil olmamak için tek tek ehli vicdan olanlar kendilerini göstermeye başladılar. Çok gecikmiş bir tepki. Aylarca yıllarca sustular daha yeni konuşuyorlar. Bunun olması için bir kadının şehit olması mı gerekiyordu? Ama geç de olsa düzelmiş olmaları, doğruyu görmüş olmaları, hayrı hakikati savunuyor olmaları güzel, tebrik ediyorum.

Evet.

VTR: Enaniyetten nasıl arınırız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi nurlu kardeşim. Sen zaten onu söylediğin an enaniyetten kurtulmuş olursun. Yani enaniyeti istemediğini söylemen enaniyete vurulmuş bir darbedir. Mesela diyorsun ki “Ya Rabbi şeytandan Sana sığınıyorum” o zaman zaten gerekli tedbiri tam anlamıyla almış oluyorsun. Enaniyetten de nefret ettiğini söylemen çok esaslı bir ataktır. Enaniyetlik bir hali yok insanın. Etten kemikten oluşmuş, sudan oluşmuş bir varlık ve kısa süre dünyada kalıp toprak olacak, ahirete gidecek bir varlık. Enaniyet yapması zaten mucize ayrıca da komik. Yani aciz bir varlığın enaniyet yapması hayret verici. Ama mümin enaniyete karşı bir konuşma yaptığında, enaniyete karşı nefretini açıkladığında en güzel tedbiri aldığını görmüş oluyoruz.

Evet.

VTR: Adalet Yürüyüşü’nün asıl amacı nedir?

ADNAN OKTAR: Adalet Yürüyüşü’nün asıl amacı Kemal Kılıçdaroğlu Hocamız’ın bir şeyler yaptığını göstermiş olmasıdır. “Ben de boş değilim bir şeyler yapıyorum, dikkati üstüme çekiyorum, ben de diğer liderler gibi elimden geleni yapıyorum. Beni görevden almanıza gerek yok. Esaslı bir çalışma yaptım, tarihe geçecek bir çalışma yaptım, Gandi’yi geçtim, Gandi’den daha fazla yürüdüm.” Yani iyi niyetle yapmış. Adalet konusuna da hakikaten biraz daha dikkati çekmiş oluyor. Adalet daha da titizleşir böyle bir şeyde. Hiçbir şey yapmamasındansa o onu deşarj etmiş oluyor. Yani boşta durmak onu sıkmıştır germiştir. Konuşamamak onu bunaltmıştır. Konuşuyor ama bir şey olmuyor pek. En iyisi yürüyeyim dedi hem stres atmış oldu hem deşarj olmuş oluyor, hem dikkati çekmiş oluyor. Hem tarihi bir olay olmuş oluyor dikkat çekilmiş oluyor. Renk geliyor yani iyi güzel, bir şey yok. Türkiye renkleniyor. Tek faydası adaletin önemine biraz daha insanlar özen gösterirler o.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kedimiz vardı.

ADNAN OKTAR: Bu da eziyet. Hayvan uykusuz belli ki. Onu oraya oturtmuşlar hayvanı, hayvan dengede duramıyor yazık-günah. Halbuki onu rahat bir yere koysalar hemen uyur. Ben böyle şeylerden rahatsız oluyorum, hoşuma gitmiyor. Hayvanın zorlandığını gördüğümde bu bana vicdan azabı veriyor.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Güzel çocuklar var.

ADNAN OKTAR: Çocuk ne büyük nimet, çok güzel varlıklar. Ama hep ailelerin inhisarında oluyor. Yani çocukları biraz ailelerin diğer insanların da sevmesi için teşvik etmeleri lazım. Ama tabii çocuğu sevmede steril olmaya çok dikkat etmek gerekiyor. Canını yakmamak çok önemli. Hırpalamamak önemli. Ama en azından söz olarak, mesela mağazalarda falan iltifat etmeyi aileler sağlaması gerekir. Çok şeker oluyorlar. Ama ben görüyorum, insanlar utanıyorlar çocuklara iltifat etmekten aileleri rahatsız ederiz gibisinden temkinli yaklaşıyorlar, dikkatli yaklaşıyorlar. Dolayısıyla çocuklar hep yalnız kalıyorlar benim gördüğüm. Mağazalarda çocuklarla hiç ilgilenilmiyor. Dışarıda da çocuklarla ilgilenilmiyor. Aileler mesela babası kucağına alıp “benim oğlum çok güzel değil mi?” diye sorması lazım. O zaman ona çok iltifat eden olur. Teşvik olması lazım. Veyahut çocuğa oyuncak almak isteyen oluyordur, hediye akmak isteyen olabilir onlar da çekiniyorlar. Biraz teşvik edilmesi lazım. Onun bir yolunun ve yönteminin geliştirilmesinde fayda var. Çocuklar hak ettikleri ilgi ve alakayı görmüyorlar. O da beni yoruyor hoşuma gitmiyor. O kadar güzel çocuğa nasıl iltifat edilmez? Nasıl övülmez? Çıtı çıkmıyor insanların. Geziniyor mağazanın içinde çocuk, herkes işinde gücünde. Sanki alelade bir olay oluyor muş gibi. Çok önemli, çocuk fevkalade güzel bir varlık. Ve tatlı da, mesela olmadık yaramazlıklar yapıyor, koltuğun üstüne çıkıyor, oradan oraya atlıyor bir şeyler yapıyor, koşuşturuyor. Bir şeyler var kaykaylar, onlarla mağazaların içinde süratle geziyorlar. Millet zor iskifliyor kenardan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Aylin. Sağlık çalışanlarına şiddet nasıl durdurulur?

ADNAN OKTAR: O çok anlattığım bir konu. Bir kere sağlık çalışanlarının en çok şiddete maruz kaldıkları yer acil servis oluyor. Acil serviste iki ayrı yerde bu değerli insanların sığınabilecekleri çelik kapılı beton sığınak olması lazım. Silahlı saldırı olabilir yahut odunla tahtayla saldıranlar, bıçaklı saldırı yapanlar oluyor. Çelik kapıyla bağlantıyı tamamen kesecek bir sistem oluşturulursa, etrafı da yine çelikle korunmuş yahut betonla korunmuş, polis gelinceye kadar onlar orada kalabilirler. Ayrıca güvenlik elemanı değil de tecrübeli özel harekatçı bulunması lazım. En az iki özel harekatçı bulunsa iyi olur acil servislerde. Böyle tam donanımlı otomatik silahlı tabancalı özel harekatçı orada kenarda bir yerde bekleyebilir. Varlıkları o gelecek çakallara azgınlara ciddi caydırıcı etki yapacaktır. Yani varlığını bilmek bile etkiler. Ama hadi diyelim azgın bir güruhla karşılaştık, o zaman o hanımlar, doktor beyler o sığınaklara girebilirler. Kapıyı da kilitlerler. Orada da her türlü yiyecek, havalandırma şu bu falan hatta banyo ihtiyaçlarını bile karşılayacakları gibi bir durum olması lazım. Belki yarım saat, bir saat orada kalma mecburiyetleri olabilir bir muhasara olduğu için. Evet, böyle bir tedbir alınabilir.

Çocuk severken tabii çocuğa elle dokunmak hiç olmaz. Çünkü eli kirli bir yere dokunmuş olabilir, bir kimyasal maddeye dokunmuş olabilir, çok riskli bir şey. Hiçbir şekilde çocuğa elle temas olmaz. Fakat sözle iltifat etmek çok güzel. Kalabalıkça mesela herkesin ona ayrı ayrı iltifat etmesi çocuğu açar. Daha kendine güvenini getirir.  

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce mültecilerin de oy hakkı olmak zorunda mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki tabii ki. Hem vatandaşlık verilsin hem de oy hakkı olsun.

Evet.

VTR: Grafiti ülkemizde neden illegal?

ADNAN OKTAR: Çok güzel maşaAllah yüzü. Herkes güzel ben dikkat ediyorum. Yeni neslin böyle güzel olması çok sevinç verici, maşaAllah.

Duvar yazısı siyasi slogan olursa tabii olmaz. Çirkin oluyor. Her yer mesela güzel duvarlar, süslü duvarlar çirkin yazılarla doluyor. Kin dolu nefret dolu yazılar. Öyle olmazsa, sevgiyi ifade eden resimlerle birlikte sevgiyi ifade eden yazılar olursa olur tabii. Ama onun için de belediyeden izin alınması lazım.

Ara ara hafız efendi getirtelim de yanık yanık böyle Kuran okutalım, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Merhaba Adnan Bey. İbadetleri hangi ruh haliyle yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Samimi olacağız sadece.  İşte “huşu içinde namaz kılman gerekiyor” diyor. Adam elini kalbinin üstüne koyuyor, kendinden geçmiş gibi bir şeyler yapıyor, gözünü kapatıyor. İşte “vecd-istiğrak halindeyim, yanıma yanaşma kendimi kaybettim” falan. Münasebetsizlik bunlar. Sadece samimi olacağız o kadar başka bir şey yok.

VTR: Bu ülkede Anayasa Mahkemesi tarafsız mı?

ADNAN OKTAR: Çok sevimli bir delikanlı. Güneydoğulu tahmin ediyorum. Biraz kızgın anladığım kadarıyla.

Tabii şimdi olağanüstü şartlar var. Anayasa Mahkemesi tabii devletten yanadır. Dolayısıyla da hükümete karşı da bir tavrı olmaz yani devlet yanlısıdır. Ama benim gördüğüm alenen bir anormallik yapmıyorlar. Makul kararlar çıkıyor. FETÖ konusunda hükümet haklı. Hakikaten çok alçak, çok şerefsiz bir yapılanma. Yani hükümete herkes yardımcı olsun, bu FETÖ konusu Türkiye’den sökülüp-atılsın. Tayyip Hoca burada sonuna kadar haklı. Cumhuriyet Halk Partisi de, Sayın Kılıçdaroğlu da Tayyip Hoca’ya bu konuda yardımcı olsun. FETÖ konusunda hükümete yardımcı olsun. Çünkü karşımızda FETÖ yok İngiliz derin devleti var, FETÖ’yü kullanıyor. Bunlar avanakça ve ahmakça gitmişler İngiliz derin devletine yakayı kaptırmışlar. Yuları o boyunlarına dolamışlar. Adamların köpeği olmuşlar konu bu. Birçok akılsız da onların ByLock programına girmiş. İşte “merak ettim.” Kardeşim, başka merak edecek konu bulamıyor musun? Ne kadar akılsız insansın sen. ByLock’tan oradan buradan görüşme yapıyor. Tabii ki hükümet devlet mahkemeler yakana yapışacaktır. Her densizlik yapan hesabını verecek. Pardonu olmaz bu işin. “Merak ettim.” Merak edip hırsızlık yapacaksın, merak edip adam öldürüyor, merak edip soygun yapıyor, merak edip ByLock. Ben niye girmiyorum ByLock’a? Niye başkası girmiyor da sen giriyorsun?

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden güzel film yapamıyoruz?

ADNAN OKTAR: Neden güzel heykel yapamıyoruz? Neden güzel resim yapamıyoruz? Neden güzel opera yapamıyoruz? Neden güzel bale yapamıyoruz? Neden güzel binalar yapamıyoruz? Neden güzel bahçeler yapamıyoruz? Ucu bucağı yok. İşte onun için diyorum Kalite ve Sanat Bakanlığı kurulsun. Çözüm ne? Bence direkt Mehdiyet başka çözümü yok yani. Hükümet elinden geleni yapıyor bu kadar oluyor. Tayyip Hoca’nın iyi niyetine ben inanıyorum ama Mehdiyet’in manevi desteği şart. Başka türlü olmaz.

Evet.

VTR: Gençlerimizin bilinçsizliği neden bu kadar yüksek seviyede?

ADNAN OKTAR: Gençler bilinçsiz değiller aslında çok bilinçliler de adeta sarhoş oluyorlar yani öyle bir baskı ortamındalar ki bütün dünyada akıl almaz bir baskı var. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Genç kızlar bilhassa o baskıdan sarhoş gibiler. Gelecek korkusu var mesela hepsinin bir evlenme baskısı altında olduğunu görüyorum. “Git kendine koca bul” diyorlar. Çocuk ne yapsın? Gidip bakkaldan peynir alır gibi alacak hali de yok. Öbür türlü “Yalnız kalacaksın” diyor çocuğu korkutuyor. De “Müslümanlar seni korur. Allah korur” de. Çocuk panikleşiyor bu sefer elin itine kopuğuna da razı oluyor. Herkese razı olacak hale geliyor. Adam ağzını, burnunu kırıyor yine sesini çıkartmıyor. Bu sefer bir kere ölecekken ömür boyu binlerce kere ölüyor. Adam bıçağın altına yatırıyor, dövüyor, sövüyor mahvoluyor. Mesela farz edelim 50 sene yaşayacaksa çocuk 15 sene yaşayabiliyor. Mahvediyorlar. Böyle olmaz bu sevgisizlik, bu şefkatsizlik kalkması lazım, kadınlara baskının kalkması lazım. Bir kere ahlaksızca ve alçakça bir kadın nefreti yayılıyor. Bunun çözümü de yine Mehdiyet’tir. Kadınlar dünyanın en güzel varlıklarıdır, en kutsal varlığıdır, muhteşem süstür. Cennet güzelliğidir, cennet varlığıdır kadınlar. Cennetin en büyük nimetidir yani insan olarak en büyük nimetidir. Dolayısıyla bütün sosyal baskıların gençlerin üstünden kalkması lazım sadece Kuran’ın ölçüleri kalması lazım ama hadisin değil, Kuran’ın ölçüleri. Sadece Kuran’ın ölçüleriyle yaşadıklarında akıl almaz özgür olurlar. Bütün toplumun baskıları kalkar. Mahalle baskısı kalkar, aile baskısı kalkar çünkü ailelerin de kuralları oluyor. Aşiretin kuralı oluyor, mahallenin kuralı oluyor, şehrin kuralı oluyor, ülkenin kuralı oluyor her yerde kurallar kanunlar. Resmi kanunları demiyorum yani uydurma kanunlar. Kendine göre usuller, adaplar. Onun için de çocuklar adeta sarhoşa dönüyorlar çok acı çekiyorlar ve genç kızlar hep mutsuz. Ben görüyorum. Hep başları önde ve hepsi tedirgin, gergin, ne olacağını bilmemenin verdiği bir boşluk içerisinde yaşıyorlar çok büyük bir kitle. İnşaAllah bu Mehdiyet ile son bulacak.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a G 20 Zirvesi’nde Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğu soruldu, Adnan Bey. Sayın Erdoğan şöyle cevap verdi: “Teröristleri cezaevlerinden bırakma yetkisi bizde değildir. Türkiye bir hukuk devletidir. O söylediğiniz kişi bir teröristtir. Öyle bir terörist ki benim Kürt kardeşlerimi sokağa döküp, ondan sonra sokağa döktüğü Kürt kardeşlerimi, 53 Kürt kardeşimi yine Kürtlere öldürten bir teröristtir. Bu sadece suçlarından bir tanesidir, buna benzer daha nice suçları vardır. “Bizim arkamızda PKK var, bizim arkamızda PYD var, YPG var” gibi meydan okuyan bir kişidir. Şu anda zaten yargıdadır. Yargı onlarla ilgili ne karar verirse başımızın üzerindedir" dedi.

ADNAN OKTAR: Ama her şeyi Tayyip Hoca’nın üzerine bırakıyorlar böyle olmaz. Adalet Bakanı konuşsun diğer bakanlar konuşsun. Değil mi? Yani konuşacak çok fazla insan var. Bütün yükü Tayyip Hoca’nın üstüne bırakıyorlar böyle olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Zıplayan kuşlar.

ADNAN OKTAR: Süsleri çok güzel, iki tarafı da simetrik süsler. Simetriye hayvanın hiç ihtiyacı yok.  Yani evrimle hiç açıklanamayan bir konu simetri. Kelebekte en uç noktada bir nokta oluyor sağ kanadında öbür kanadının da en uç noktada yine o nokta oluyor. Mesela bir ovallik oluyor öbür tarafta aynı ovallik orada oluyor. Hayvana hiçbir faydası yok bunun ve evrimle asla açıklanamayan bir konu. Zaten evrimle hiçbir konu açıklanamıyor da her yerinde açmazdalar.

BÜLENT SEZGİN: Güzel öten bir kuş vardı, Adnan Bey.

ADNAN OKTAR:  Senin yerim o ağzını o gayretini de yerim senin. Hayır, niye icap ediyor acaba bu kadar bağırması? Yiyeceğim o gaganı senin, kırt diye ısıracağım o gaganı senin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Doğa. Neden erkekler gece istediği saatte dışarı çıkarken, kızlar çıkamıyor?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzel yüzünü, sen çok nurlu bir kızsın. Doğru söylüyorsun. O bizi de çok rahatsız eden bir şey. Genç kızlara baskı bir tek o yönde değil ki. Makyaj yapamıyor, saçını boyayamıyor, mini etek giyemiyor, mini şort giyinemiyor, dekolte gezemiyor, göğsünü gererek gezemiyor. Akşam çıkmak zaten çıktı mı bitti, akşam çıkıyorsa.

Halbuki bak Peygamberimiz (sav) diyor ki “Geceli-gündüzlü dışarı çıkacaklar kadınlar” diyor “Hz. Mehdi döneminde. Geceli-gündüzlü.” ve “ayaklarına otlar değecek başlarındaki süsleriyle gidecekler” diyor. “Başlarındaki süsleriyle.” Yani başörtüsü olmadığı da oradan anlaşılıyor, ayaklarının da açık olduğu anlaşılıyor ve “Şam’a kadar gidecekler” diyor. Yani istedikleri yere istedikleri gibi gidecekler ve istedikleri yerde istedikleri gibi eğlenecekler diyor. Bu tabii çok acı bir bela olarak bütün Ortadoğu’nun üstüne oturmuş vaziyette sırf Türkiye’nin değil. Bütün Ortadoğu’nun üstüne oturmuş vaziyette. Bu dert kalkacak inşaAllah. Yani sırf meseleyi hükümete bırakmakla olmaz. İnşaAllah, Mehdiyet’in manevi desteği ile hükümete çok büyük fayda sağlayacak Tayyip Hocam’ın da öncülüğünde çok güzel neticeler alacağız. İnşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Berra. Niye Türkiye’de sanata önem verilmiyor ve genelde insanların dış görünüşlerine bakarak yeteneklerine değil de insanların dış görünüşlerine bakarak insan seçiyorlar?

ADNAN OKTAR: Genç kızların hepsi çok güzel dikkat ediyor musunuz ve çok şuurlular, çok akıllılar. Canımın içi sanata değer verip önem verilmesi tabii çok hayati bir konu büyük bir bela yani sanata derken kaliteye önem verilmiyor. Kalite eksikliği var. Gençler de bunun acısını buram buram çekiyorlar tabii sanat yoksa kalite yoksa güzellik olmamış oluyor. Güzellik yok olunca hayatın anlamı kalmamış olur.  O yüzden güzellik ve sanata hükümetin çok önem vermesini istirham ediyoruz, çok rica ediyoruz. Mutlaka bir bakanlık kurulsun. Tayyip Hocam’a dilekçeyle de başvuralım.

Dış görünüme göre de ama şöyle oluyor mesela adam yetenekli ama mesela üstü başı perişan eli yüzü kaymış. Diyorlar ki “muazzam bir teknisyendir” adam yani ama şizofren bakışlı falan. Adamı alırsın adam su borusuna kendini asıp intihar ediyor yani çok tehlikeli yahut orada bir olay çıkartabilir bir şey çıkarabilir. Ama adam mesela eli yüzü düzgün, bakımlı, ayakkabısı temiz, üstü temiz yani dengeli bir insan olduğu anlaşılıyor. Konuşmaları düzgün ama fazla da yetenekli olmayabilir. O tercih edilir tabii. Yani önce ruh hali esastır. Yani kişiliği, karakteri çok önemli olur yetenek yine bir şekilde temin edilebilir ama öbürü çok vahim bir durum. Tabii ben uç bir açıklama yapıyorum ama anlaşılsın diye yapıyorum.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Çizgi film izleyen bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Ama böyle olmamış. Şöyle olsa çok güzel olurdu; o küçük bir televizyon gibi sehpa yapıp onu koysaydı, değil mi? O da onun karşısında böyle oturuyor havasında olsa yanına da yiyecekler falan koysalar. Ona patisini uzanıp alsa falan dehşet bir şey olurdu. Ama yine de olmuş, güzel.

Evet.

VTR: Türkiye’deki eğitim sistemi neden sürekli değişiyor?

ADNAN OKTAR: Deneme yapıyorlar, belki daha iyisini buluruz gibi. Benim kanaatim. Tabii hazır plan sunmak lazım hükümete. Raporlar sunmak lazım. Yardımcı olmak lazım. Hükümetin siyaset hizmet yönü çok güzel. Tayyip Hoca’nın özellikle siyasetteki şevki çok güzel.  Ama sürekli bir fikir vermek, şevklendirmek, yardımcı olmak, destek olmak çok hayati. Yoksa denemelerle vakit geçiyor.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan G 20’de “Kuzey Suriye’de sözde bir Kürt devleti kurma girişimi olursa biz bunu kabul etmeyiz” dedi. “Sınırlarımızın hemen yanı başında terör örgütlerinin desteklenmesi, silahlandırılması bölgede terör adacıkları oluşturulmasına kesinlikle sessiz ve tepkisiz kalmayacağız. Kuzey Suriye’de bir sözde Kürt devletine müsaade etmeyiz. PYD tehdidine müsaade etmeyiz. Afrin bizim için tehdittir. Gerekli cevabı vereceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Yalnız biraz silahlanmayı geliştirmemiz gerekiyor. Türkiye yapabiliyorsa atom bombası yapsın. Bir de kıtalar arası roket çok önemli onu yapmaya çalışalım. Uçaksavar roket çok önemli onu yapmaya çalışalım. Ama tam isabet. Tanksavar roket yapalım. Bunlara ağırlık verelim.

Lider olarak, baş olarak Tayyip Hoca çok iyi. Yani şevki iyi, gayreti de iyi, çalışkanlığı da iyi şu an için çok iyi. Daha iyi birisini bulursalar o zaman söylesinler bana. Ama şu an bütün Türkiye’nin desteklemesi gerekir diye düşünüyorum. AK Parti’yi değil. Tekrar tekrar önemli olduğu için söylüyorum. Sık sık söylüyorum. AK Parti mecburiyeti yok. AK Parti’yi istiyorsa desteklemesin. Ama Tayyip Hoca’yı lider olarak milli lider olarak desteklemek benim kanaatime göre farz. Benim şahsi kanaatim, benim inancım.

Evet.

VTR: Bu röportajları almaktaki amacınız neydi?

ADNAN OKTAR: Amacımız tabii Allah’ın rızası, rahmeti, cennetidir. Hepsinin başında Allah’ın rızasıdır. Dünyanın sevgi yurdu olması, dünyanın cennet gibi olması. Özellikle kadınların ben özgür ve rahat olmasını istiyorum. Yine erkekler özgürlüğü buluyor bir şekilde elde ediyorlar ama kadınlar dünyada çok eziliyorlar. Dünyanın yarısı kadın.  Allah’ın kullarının yarısı kadın. Allah’ın kullarının yarısı eziliyor. Huzursuz ve baskı altında bunun bir an önce hallolması gerekiyor.

Evet.

VTR: İsminizin anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: Adnan, Adnan çok eski tarihlerden beri hatta Tevrat’ta da geçen bir Adnan cenneti vardır. Oradan geliyor. Hatta eski Hitit yazıtlarında eski bütün yazıtlarda da var Adnan o çok gariptir. Cennet ismi olarak Adnan beş bin yıllık yazıtlarda bile var. Çok eski yazılarda var. Sümer yazıtlarında rastlanıyor. Birçok eski din kalıntılarında Adnan geçiyor. Adnan cenneti olarak da geçiyor. Peygamberimiz (sav)’in bilinen en son dedesinin ismidir Adnan, Peygamberimiz (sav)’in soyadı Adnan’dır biliyorsunuz.  Muhammet Adnan’dır. Her insanın adı soyadı olur ya Peygamberimiz (sav)’in de soyadı Adnan’dır. Muhammet Adnan. İbranice mesela Aden diye geçiyor Adnan. Arapçada Adnen.  Sümer yazıtlarında Adin diye geçiyor. Akatlarda Adinu. Hepsinde hemen hemen cennet anlamına geliyor. Adonay. İlk dünya kurulurken Mehdi (as)’nin ismi ve Adnan cenneti Allah tarafından yaratılıyor. İlk daha kainat yaratılmadan önce.  Mehdi (as)’nin ismi yani Moşiyah’ın ismi ve Adnan cenneti.

Evet dinliyorum.

VTR: İleride hayatınız hakkında film çekilmesini ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Yani iyi olur. Çok güzel kızlar çok hanım, şekerler hepsi maşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Şeyma. Sormak istediğim soru şu, erkekler toplu taşıma araçlarında veya vesaire yerlerde kadınlara her türlü sözel taciz, temas olarak taciz etmekte utanmıyorlarken, kadınlar niye bunu dile getirmekten utanıyorlar?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, dünyalar güzelim. Tabii ki genç kız utanır. Adam kepaze zaten. Onu göze alarak yapıyor. Gidiyor kadına sürünüyor, bir şeyler yapıyor. Yani onu rahatsız edecek şeyler yapıyor. Kızcağız, canımın içi orada dese ki “niye böyle bir şey yaptın?” Adam hayasız “nereden çıkartın?” der. “Benim elim oradaydı çarptı elim” der. Yahut alenen yapsa bile “niye yalan söylüyorsun bana iftira atıyorsun? Ben öyle bir şey yapmadım” der. Diyebilir yani o genç kız da onu göze alamıyor. Onun için orada onu koruyacak diğer vatandaşlardır, diğer kişilerdir. Bir genç kızın kendini tek başına koruması çok zordur. Oradaki delikanlılar, kabadayılar onu hem görecek hem de gereğini yapacaklar. Ben bir kere otobüste gidiyordum. Ortaköy’e eve giderken güzelce bir genç kız geldi. Otobüste ilerledi. Bir yaşlı bir adam böyle biraz da patolojik bir tip. Ellerini sarkıttı kıza doğru yaklaştırdı ellerini gördüm. Ben adama çok dik ve çok sert bakmaya başladım. Benimle göz göze geldi korktu ve elini geri çekti. En azından bu şekilde yapılabilir. Vatandaş müdahalesi çok önemlidir. Nasıl görmez insan? Görüyordur. O görmese başkası görür. Ve yer açmak. Onlara mutlaka oturacağı bir yer temin etmek gerekir. Bir genç oturup, genç kız ayakta iken oturarak seyahat ediyorsa çok ayıp yapıyor demektir. Kendini küçük düşürür. Mahcup etmiş olur. Delikanlılığına yakışmaz. Kabadayılığına yakışmaz. Kalkıp “buyurun efendim” diyecek. Yüz yüze, göz göze gelmeden hiç ilerleyip gidecek. Teşekküre gerek yok. Zaten görevi yani. Teşekkürlük bir şey yok. Mutlaka hanımlara yer vermek lazım. Zaten hanımlara beyler yer vermiş olsa hiçbir hanım ayakta kalmayacağı için konu da kökünden hallolmuş olur. Ne olur ayakta gitsen ne olur? Sen delikanlı adamsın. Değil mi?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Meraklı bir kedicik vardı.

ADNAN OKTAR: Şu tipteki delilik yani nefis bir şey. Zaman zaman gözlerine delilik ifadesi geliyor. Her zaman olmuyor.

Evet.

VTR: Son günlerde Suriye meselesi hakkında Twitter’da başlatılan kampanya hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Suriyeli kardeşlerimiz hakkında onlara yönelik hakaretler, onların yurt dışına gönderilmesini istemeler, gidin başınızın çaresine bakın ne yapıyorsanız yapın, sizi burada istemiyoruz demeler, vicdan sahibi Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir insanın yapacağı bir şey değil. Ama vicdanı çürüdüyse, vicdanı tefessüh ettiyse, çöktüyse aklına bir şey olduysa bir insanın bunu diyebilir. Diyordur. Ama bu Türk halkını temsil etmez. Türk halkının yüzde 99,99’u böyle korkunç bir kelimeyi, korkunç bir cümleyi, korkunç bir teklifi yapmaz ve kendine yakıştırmaz.

Evet.

VTR: Merhabalar Adnan Hocam, sizi severek takip ediyoruz. Arkadaşlarımız geldiler burada bizimle röportaj yapıyorlar, sağ olsunlar. Sizi çok sevdiğimizi söylüyoruz, ailecek takip ediyoruz programlarınızı, Türkiye’de farklı bir tarz yarattınız. Ben öncelikle şunu söyleyeyim, kendim ben inanç yönünden sizin gibi düşünmeyen bir insanım, ateist olduğumu söyleyebilirim veya deist ama şunu sorayım size, fikirlerinizin, hedeflerinizin gerçekleşebileceğini düşünüyor musunuz? Dünyada bir İslam Birliği olur mu veya en azından Türkiye’de böyle bir şey olur mu, bu konuda sizin görüşlerinizi bekliyorum. İnternetten takipçinizim, görüşürüz sevgiler.

ADNAN OKTAR: Ben de bütün ateist delikanlıları çok seviyorum. Ateist hanımları çok seviyorum. Çok arkadaşım var ateistlerden. Bayağı da saygılı hürmetliler. Vicdanları da çok temiz nezih insanlar. İnanamıyor olabilir, Allah hidayet vermemiştir. Belirli bir vakit vardır. Allah onları bekletiyordur. Ben onları saygı ile değerlendiriyorum. Ama bu kardeşimizin üslubundan da görüldüğü gibi İttihad-ı İslam her an kapıda. Bakın İttihad-ı İslam ne getirecek bize. Bütün kadınlar özgür olacak. Bütün inançlar özgür olacak. Müthiş bir sosyal adalet olacak. İnsanlar bir tek Allah’tan korkacak. Bütün sosyal baskılar, mahalle baskıları kalkacak. Her yer cennet gibi olacak. Mahalleler, sokaklar, bağlar bahçeler tertemiz olacak. Bütün insanlar birleşecek, savaşlar duracak. Terör ve anarşi olmayacak. Kavga olmayacak. Bu konuda biz herkesle hemfikiriz. Ateistlerle de hemfikiriz. Marksistlerle de hemfikiriz. Müslümanlarla da, Hristiyanlarla da, Musevilerle herkesle hemfikiriz. Bunun olmaması için şu an hiçbir engel yok. Sadece Allah’ın meydana getireceği bazı olaylar var. Bunu tetikleyecek bazı olaylar var onları bekliyoruz. Yani Allah’ın yaratacağı olaylar, insanların yaratacağı olaylar değil. Zaten bunlar devam ediyor ve olacak. Dolayısıyla mesela bir insan ateistse dürüstçe ateistim diyorsa o insan dürüst insandır. Gizleyip dinsiz olduğu halde Müslümanım diyorsa ahlaksız ve alçak olan odur. İşte korkunç olan odur. Öbürü dürüst bak ne diyor? “Ben ateistim” diyor. Hiçbir mahsuru yok. Dost olursun arkadaş olursun, yemek yersin, konuşursun, beraber eğlenirsin. Oyun oynamıyor sana. Ama münafık çok tehlikeli. Oyun oynuyor sana. İnanmadığı halde inanıyorum diyor. Biz bunu istemiyoruz.

VTR: İbadetlerin belirli bir zamanı var mıdır?

ADNAN OKTAR: İbadetlerin bazen vakitlerini Allah belirler. Bazen de Kuran’da belirlenen vakitler olur. İşte beş vakit namazın vakti belli. Sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı. Evet ama mesela bir çocuğu birisi öldürüyordur. Öldürmeye kalkıyordur. Senin onu kurtarman farz. O ibadetin vakti girdi demektir. Ölümü göze alıp oraya gideceksin. Şehit de olursan olacaksın.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan bugün de “Suriyeli düşmanlarına sesleniyorum” başlıklı bir yazı yazdı. “Suriyeli düşmanları size sesleniyorum. Siz var ya siz Nazi Almanya’sında yaşasaydınız Yahudileri gestapoya ihbar edip bahşiş kapanlardan olurdunuz. 1907’lerin Amerika’sında yaşasaydınız siyahların hakkını savunanı zenci sevici diye aşağılardınız. Sırbistan’da yaşasaydınız Müslüman nefretinden gözünüz dönerdi. Siz var ya siz. Bir Suriyeli bir kadını taciz edildiğinde genelleme yapıp bütün Suriyelileri tacizci ilan edersiniz. Kendi ırkınızdan biri bir Suriyeliye tecavüz edip katlettiğinde suç bireyseldir dersiniz. Yalan yanlış bilgilerle Suriyelileri tecavüze laik nesneler haline getirirsiniz.”

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş. Ahmet Hakan ara ara böyle çok çok güzel konuştuğu oluyor. Tarihi güzel konuşmalarından birisi de bu olmuş.

Evet, bir soru daha alalım.

VTR: En beğendiğiniz oyuncu kimdir?

ADNAN OKTAR: Yani eskilere gidelim. En eskilere. Humphrey Bogart. Kardeşim böyle sanatçı dünya görmedi. Charlton Heston. Eskiden varmış sanatçı. Şu an sanatçı nerede bana göstersinler. Varsa söyleyin. Lee Van Cleef mesela böyle bir olay yok. Değil mi?

Kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolarla devam ediyor.

Masaüstü Görünümü