Harun Yahya

Sohbetler (10 Temmuz 2017; 10:00)

(MP4) Video

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk siz de hoş geldiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hoş bulduk.

ADNAN OKTAR: Neler var haberler?

KARTAL GÖKTAN: Şehitlerimiz var Adnan Bey. Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde devriye görevi yapan asayiş ekiplerine teröristlerce düzenlenen silahlı saldırı sonrası çıkan çatışmada ağır yaralanan üç polisimizin ikisi şehit oldu. Görebiliriz. Şehit polis memuru Bayram Bozdoğan ve şehit polis memuru Hayrettin Mennan.

ADNAN OKTAR: Bayram ile Hayrettin. Allah gelin demiş gitmişler. Şehit gelmişler şehit gitmişler. Zaten adı konmuş gelmişler. Vakti gelince Allah şehadet makamına çağırmış. Çünkü büyük bir mekan şehadet makamı. Büyük bir yer. Yani oranın da mutlaka dolması gerekiyor. Allah oraya da bu güzelleri tek tek çağırıyor. Allah bizleri de çağırsın inşaAllah. Evet, tebrik ediyoruz şehadetlerini. Allah makbul etsin, kabul etsin. Annelerini babalarını da tebrik ediyoruz şehit annesi babası oldukları için, o asaleti paylaştıkları için. Allah nuru ile sarsın. Onlara uzun ömür versin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Adalet Yürüyüşü’nde İstanbul’a ulaştı. Ve İstanbul’da büyük bir miting yaptı Adnan Bey. Bugüne kadar CHP’nin yaptığı en kalabalık miting deniliyor. İstanbul Valisi’nin görevlendirdiği on beş bin polis güvenliği sağladı. Bazı fotoğraflar vardı miting alanından.

ADNAN OKTAR: İşte Sayın Kılıçdaroğlu iş yapmıyor falan diyorlardı. Yaptı işte. Gayet iyi dikkat çekti. Bundan sonra kimse bir daha bir şey yapmıyor demesin. Kılıçdaroğlu’nu seviyoruz. Samimi insan. Hem de iyi bir spor oldu ona, yazın hakikaten çok yaramıştır.

Bugün 10 Temmuz ne bugün?

BÜLENT SEZGİN: Sevgi Bayramı.

ADNAN OKTAR: Sevgi Bayramı.

KARTAL GÖKTAN: Siz ilan etmiştiniz.

ADNAN OKTAR: Bütün milletimize kutlu ve hayırlı olsun. 10 Temmuz Sevgi Bayramı. Her yıl coşku ile kutlayacağız. Önümüzdeki yıllarda daha geniş kutlanacak. Şu an tabii daha dar alanda kutlanıyor ama bir dahaki yıl ve önümüzdeki yıllardan itibaren daha geniş alanlarda kutlanacak. 10 Temmuz Sevgi Bayramı. Tekrar milletimize hayırlı uğurlu ve kutlu olsun.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kılıçdaroğlu miting alanında on maddelik çağrıda bulundu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı çağrılar şöyle. “Darbe girişiminin siyasi ayağının ortaya çıkarılması iktidar tarafından bilinçli olarak engellenmektedir. Bu siyasi ayak ortaya çıkarılmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Şimdi öyle bir şey mümkün ama tabii ki iktidar kendini sağlama alarak, adamların çirkeflik yapmasını engelleyerek, onların etrafını kilitleyerek ilerlemesi lazım. Yani birdenbire ortaya çıkıldığında bu adamlar can havli ile hükümete karşı atağa geçebilirler. Ve dolayısıyla pislik ahlaksızlık yapabilirler. Onun için hükümetin tabii ki akılcı hareket etmesi gerekiyor. Her şeyin bir sırası var. Nitekim daha hala operasyonlar devam ediyor. Bu mümkün böyle adamlar ben de tahmin ediyorum. Bazı kişiler var aklımda ama bunların muazzam çevresi var. Bir kısmının ne bileyim geniş imkanları var. Mesela basın yayın gibi mi diyelim efendim ona benzer mi diyelim? İmkanları olan şahıslar. Cazgırlık yapmamaları için temkinli, akılcı; çevrelerini de hesaba katarak, ön kollarını kırarak ilerlenmesi lazım. O konuda hükümeti sıkıştırmak doğru olmaz. Yani hükümetin bir bildiği vardır. Benim kanaatim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: “İktidar tarafından 15 Temmuz darbe girişimi fırsat bilinerek OHAL ilan edilmiş ve 20 Temmuz saray darbesi yapılmıştır. OHAL kaldırılmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Şimdi OHAL; darbe yapılmış Türkiye mühim bir dönemeçten geçiyor. Büyük bir çete İngiliz derin devleti çetesi hükümeti, devleti, milleti ele geçirmeye kalkmış. OHAL olmasından daha doğal ne olabilir? OHAL’siz de idare edebilir hükümet. Ama OHAL ile daha akıcı daha kolay olur. Dolayısıyla OHAL’in gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu fevkaladelikten dolayı. Ama OHAL’in meydana getirdiği rahatsızlıklar tamir edilebilir. Onları söyleyebilir. Sayın Kılıçdaroğlu yoksa gerektiği açık. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Sırf hükümete muhalif görüldüğü için bütün haklarından yoksun kılınan akademisyenler ve tutuklu milletvekilleri derhal serbest bırakılmalıdır.”

ADNAN OKTAR: Hayır öyle bir şey yok. Olur mu? Adamlar alenen suç işlediğine dair iddialarla dolular. Adam paralel yapı ile bağlantılı farz edelim. Örnek olarak veriyorum hayali vaka. ByLock kullanmış. Yirmi-otuz kere görüşmüş. FETÖ’cülerle bağlantıya geçmiş. Birçok şeyi ayarlamış, düzenlemiş şu bu falan. Suç savcılığın iddiasına göre oluşmuş. Bunun kararını mahkeme verecek. O zaman “şu suç işlemez.” Ben mesela biliyorum etrafımda insanlardan görüyorum. Adam mesela ByLock kullanmış bilmem ne, helal olsun hükümete elinden geleni yapsın. Savcılık, mahkeme ne gerekiyorsa yapsın. Bir açıklaması yok. “Merak ettim de girdim.” Başka merak edilecek şey bulamıyor musun ByLock’tan başka? Niye başka siteleri merak etmiyorsun da ByLock’u merak ediyorsun? Böyle şey olmaz. Dolayısıyla adamlar suç işlemedi dememiz için mahkemenin delilleriyle açıklayarak mahkeme kararını açıklaması gerekir. O zaman herkes masum olur. Yani belirli kişiler masum ise herkes masum. Belirli kişilerin masumluğu iddia ediliyorsa delillerini söylesinler hukuka kanuna uygunsa yayınlayalım. Sonuna kadar savunacağım söz bir Allah bir. Delili varsa. Kanuna hukuka da uygunsa onu savunmak, savunacağım. Ama şuna dokunma buna dokun böyle olmaz. Yani suç işleyenin ayrıcalığı olmaz. Varsa gereği yapılır. Ama diyorum bak adaletsiz bir şey görüyorlarsa söylesinler. Gürül gürül buradan söyleyeceğim söz veriyorum. Allah adına da yemin ediyorum. Yani açık açık söyleyeceğim gerçekten adaletsiz bir durum varsa kanuna hukuka uygunsa bunun açıklaması açıklayacağım. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “OHAL koşullarında yapılan anayasa değişikliği yani referandum gayrimeşrudur.”

ADNAN OKTAR: Canım yani olağanüstü bir ortam varsa OHAL içerisinde referandum yapılıyor. Peki referandumun OHAL dışında yapıldığını düşünelim. Neyi değiştirecek bu? Daha güvenlik tedbirleri az olmuş olacak. Yani OHAL’in referanduma olumlu bir etkisi yok ki. Referanduma olumsuz etkisi olur OHAL’in. Olumlu etkisi olmaz. Buna rağmen bir galibiyet varsa, bir kabul varsa ona saygı duymak lazım.  O zaman demokrasinin kuralları değişir. Yani çoğunluğun dediği olduğuna göre onu kabul edeceğiz. Bir de anayasa değişikliğinde bizi rahatsız eden bir şey varsa yine getirsinler gündeme hakikaten samimi olarak söylüyorlarsa, vatan millet, aleyhine görüyorlarsa söz bir Allah bir ben buradan açıklayacağım.  Kanun hukuka uygun bir konumdaysa açıklayacağım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oyun oynayan köpekler vardı.

ADNAN OKTAR: Bunların arkadaşlığı şahane.

Bir kere OHAL olması PKK baskısını ortadan kaldırdı halk seçime rahat gelebildi. OHAL olmasaydı PKK baskısından Güneydoğu’da nasıl bir oy kullanma imkanı olurdu bir düşünsünler. Mesela 7 Haziran seçimlerinde PKK baskısı yüzünden halk doğru düzgün oy kullanamadı o zaman. Veremedi oyunu. Güneydoğu’da acayip terör estirdiler. Ben hatta dedim ki “OHAL ilan edilsin ondan sonra seçim yapılsın” dedim o dönemde “OHAL ilan edilsin” dedim. Nefes aldırmıyorlardı, OHAL’in gölgesi altında halk seçime gitti bayağı güvenli oldu. O da yanlış. Bunlar güçlü alternatifler değil. Güçlü anlatımlar değil. Ama Adalet Partisi döneminde de efendim CHP döneminde de her zaman karşılıklı bir eleştiri oluyordu eskiden beri. Bu da klasik siyasetin eleştirisi olarak düşünüyorum.  Yani yerli yerinde bir eleştiri değil bu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nca FETÖ soruşturması kapsamında Başbakanlık ve bağlı kuruluşlarda altısı aktif görevde olan kırk üç kişi hakkında gözaltı kararı verildi. 

ADNAN OKTAR: Kırk üç kişi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet devlet kendini savunuyor, titiz de davranıyorlar. Bak samimi söylüyorum en yakınım olsun gözünün yaşına bakmam. Gitsin yatsın. Hakikaten hiç acımam yani. Çünkü devlete millete kasteden bir çeteye birisi destek verdiyse yatsın yatabildiği kadar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Benim sorum şu ki, diyelim Nijerya’da veya başka bir baltanın girmediği bir ormanda, herhangi bir yerde adam herhangi bir şekilde Müslümanlığı öğrenemiyor, öğrenemeyecek eline öyle bir imkân geçmeyecek, bunun sorumluluğu nedir?

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Samimi ise cennete gider. Sadece samimi ise cennete gider. Ama orada ruh sahibi biri varsa oraya din mutlaka girer. Ruh sahibi olan insanın olduğu yere din girmemesi mümkün değil. Çünkü ruh sahibi din ile beraber yaratılıyor. Yaratılırken din ile imanla beraber yaratılır. Ve mutlaka din ile buluşur o. İkinci bir ihtimal olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Allah Kuran’da şöyle buyuruyor “Siz nerede olursanız olun Allah mutlaka sizi bir araya getirip toplayacaktır.”

ADNAN OKTAR: Evet orada da o gerçeğe Allah dikkat çekiyor.

KARTAL GÖKTAN: Sarman’ın güneşte biraz uykusu gelmiş uzanmış.

ADNAN OKTAR: Çok şeker bir hayvan bu. Orijinal olması çok hoş. Bir de bayağı gururlu da böyle. Küsmeyi falan da biliyor. Küstü mü sırtını dönüp oturuyor.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanların mutlu veya mutsuz oluşu dini inançlarına mı bağlıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii eğer imanı güçlü ise Allah’ı çok seviyorsa mutsuz olması mümkün değil. Ama iman zafiyeti olduğunda -hatta dindar bazı insanlarda bile iman zafiyeti olur- iman gafletine düştüğünde mutsuz olur, neşesi kaçar. Sıkıntı içinde yaşar. Onun bir süre sonra geçeceğini bekler. Halbuki öyle bir şey olduğunda hemen alarm haline geçip şeytanın ona oyun oynadığını bilip şiddetli bir atakla onu hemen püskürtmesi lazım o hali. Ama birçok insan o hali muhafaza edip bekliyor.  Günlerce, haftalarca, aylarca öyle hasta yaşıyor. Çok büyük hata o. Şeytan atağa geçtiğinde mümin fark ettiğinde derhal şiddetli karşı atakla onu ezmesi lazım. Hemen silkelenip o bataktan çıkması gerekir.

Evet.

VTR: İslamiyet’in dışındaki dinler gerçek midir?

ADNAN OKTAR: Musevilik gerçektir tabii. Yaklaşık dört bin yıllık bir din. Hak din Hz. Musa (as)’nın getirdiği din. Hz. İsa (as)’nın getirdiği din de iki bin yıllık, gerçektir ama bazı değişiklilere uğramıştır. İsa Mesih diyor ki mesela “Siz Allah’ın oğullarısınız. Ben de Allah’ın oğluyum” diyor. “O bizim Babamız” diyor Allah için. Sevgi ifadesi ile söylüyor. Adam bunu duyunca ne diyor? “Baba, oğul, kutsal ruh. Üç tane Allah var” diyor. Baba, oğul, kutsal ruh. Bir başkası da “Meryem” diyor. Kardeşim orada belli ki bir benzetme yapıyor. Allah’ı sevmesi için insanların, “Babamız” diyor. “Yüce Babamız.” Güzel bir ifade Allah’ı sevmek için. Sevgi ifadesi. O gerçek organik baba anlamında demiyor onu İsa Mesih. Tevrat’ta geçiyor bu var. Yani “Babanız” diyor Allah, baba diye geçiyor Allah. Sevgi ifadesi, kolay Allah’ı sevsinler, anlasınlar diye. Mesela Musevilere de “siz Allah’ın oğullarısınız” diyor. Sevgi ifadesi ile bu söylenmiş sözler. Gerçek oğul anlamında değil. Müteşabih anlamı ile olur ama gerçek anlamı ile küfür olur. Bu değişiklik var Hristiyanlıkta. Ama benim görüştüğüm Hristiyanlar diyorlar “biz tabii ki bunun gerçek bir babalık, gerçek bir oğulluk anlamında değil müteşabih olduğunu biz de biliyoruz” diyor. O zaman bir mahsuru yok. Dolayısıyla İsevilik de Muhammedi olmak şartı ile yani Peygamberimiz (sav)’in doğru, dürüst bir peygamber olduğunu kabul edilmesi şartı ile geçerlidir. Musevilik de Hristiyanlık da her ikisi de hak dindir. Tek şartı La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah, Musa Reslullah, İsa Resulullah diyecekler bu kadar. Onun dışında kendi dinlerine tabi olabilirler bu kadar.

Evet.

VTR: Dinimizde insan öldürmek günahken, neden en çok savaşlar Müslüman ülkelerde oluyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi Allah nurunu artırsın. İşte gelenekçi Ortodoks sistem şeytanın desteklediği bir sistem oluyor. Gelenekçi Ortodoks sistemde bir Sünni’nin bir Şii’yi öldürmesi sevap oluyor. Kendi kafalarına göre, hurafelerine göre. Vahabi zaten dinsiz imansız oluyor zaten onu da öldürmesi caiz oluyor. Ve bütün Alevi mezhepler tamamı ayrıca Sünni mezhep içerisinde olup da kendi kafalarına uygun olmayanlar tamamının katli vacip oluyor. Yani mesela IŞİD ve El Kaide’ye göre IŞİD’e göre Nakşibendi battı mahvoldu. Yani kafir. Katli vacip. Kadiri katli vacip. Bak Sünni bunlar. Ama katli vacip onların kafasına göre. Gelenekçi Ortodoks sistem dehşet verici bir kafadır. Dehşet verici bir mantığı vardır. Çok bozuk bir mantıktır. Kuran Müslümanlığı İslam anlayışının en doğru uygulanmasıdır. Yani sahabenin yaptığı gibi yapılması lazım. Kuran Müslümanlığı olduğunda Vahabi de, Sünni de, Şii de hepsi can kardeşi olurlar. Dolayısıyla bir oyun oynadı şeytan bize Müslümanları Vahabi, Sünni, Şii diye ayırdı. Ve İslam alemini böyle mahvediyor. Müslümanların böyle fırkalara ayrılacağını Allah Kuran’da belirtiyor. Ve “onlardan hesap soracağım” diyor. “İslam’ı böyle fırkalara ayıranlardan hesap soracağım” diyor Allah. “Dinimiz tek bir” diyor Allah. “Dininizi bölmeyin” diyor bölmüş adamlar. Ama bu düzelecek tabii bunu beklerlerse görecekler. Mehdiyet devrinde kökten düzelecek.

Sinan Oğan dürüst davranması lazım. Suriye karşıtlarının alenen ırkçı bakış açısına sahip oldukları belli. Tweetleri de belli. Onlarla birlikte yazıyor. Aynı mantıkta bir üslup kullanıyor. Dürüst olması gerekir. Ahmet Hakan da derli toplu, bayağı samimi yazmış. Ayrıca “gitsin savaşsın” diyorsun. Kime karşı savaşacak o da belli değil. Nereye savaşacak yani kimin yanında? Rus ordusuna karşı mı savaşsın? Amerikan ordusuna karşı mı savaşsın? Suriye devletine karşı mı savaşsın? IŞİD’e, El Kaide’ye karşı mı savaşsın? Kimin kiminle savaşacağı belli değil orada. Her şey birbirine girmiş durumda.

Ayrıca Suriyeli kardeşlerimiz de bu sahillerde falan bu adamlara malzeme çıkartmasınlar. Böyle yerlerden uzak dursunlar. Madem bunlar bu mantığı kullanıyorlar. Özellikle ailelerin olduğu yerlerde kesinlikle denize girmesinler. Bunların yeni bahaneler üreteceğini tahmin ediyorum ama hiç olmazsa bu bahanelerini yok edelim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Tarihi yapıtlar neden gerektiği gibi korunmuyor acaba?

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma. Tarihi ağaçlar da korunmuyor. Adam mıh çakıyor. Satılık ilanı çakıyor bin yıllık ağaca. Kimse de bir şey demiyor. Yirmi ikilik çiviyle çakıyor. “Usulüyle badana yapılır” diyor. Adam onu çakmış. Kiralık ev istiyorsanız diyor, onu çakmış çiviyle ağaca. Ağacın dibine deterjanlı su döküyor adam. Nerede pis bir şey varsa, kimyasal, zararlı bir şey varsa ağacın dibine döküyor. Kimsenin de bir şey dediği yok. Halbuki bu ciddi şekilde kanunla korunması gereken bir mesele. Ağaçların korunması, tarihi eserlerin korunması cezai yaptırımlar gerektiren meseleler. Ağacın dibine kimyasal madde dökmek suç olsun. Ağaca çivi çakmak suç olsun. Bunlar en kısa zamanda Kültür Bakanlığı tarafından uygulanabilir. İçişleri Bakanlığı tarafından uygulanabilir. Kanunla yerine getirilsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Müslüman kadın denilince akla ne gelmeli?

ADNAN OKTAR: Müslüman kadın deyince Allah’ı çok seven, Allah’tan korkan, son derece özgür, istediği gibi giyinen, istediği gibi gezen, neşeli, sevinçli, bakımlı, tertemiz, kaliteli, iffetine düşkün, insanlar tarafından sevilen, saygı duyulan, nezih, adeta bir çiçek gibi tertemiz, asil, naif bir varlık akla gelmesi lazım.

Evet.

VTR: Neden İETT saatlerine çok fazla dikkat etmiyor?

ADNAN OKTAR: Yani otobüs vaktinde gelmiyor.

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Özen gösteriyorlardır tahmin ediyorum da ama yollar tıkalı falan oluyordur. Kaza oluyordur. Kasten yapmazlar. Ama daha özenli olmaları için biz rica etmiş olalım.

Evet.

VTR: Benim yeni bir yeğenim olacak da ona kız ismi düşünüyoruz kız olacak. Tavsiye ettiğiniz bir isim var mı?

ADNAN OKTAR: Bir cennet ismi verelim. Firdevs Rana olsun ismi. Evet. Yani ikisinden birini seçsinler. Ya Rana yahut Firdevs.

VTR: Düğünlerde neden takı takılır?

ADNAN OKTAR: Düğünlerde neden takı takılır? Güzel ahlakın bir gereği olarak. O sevdiğin insanlara yardımcı olmak, onların mutlu olmasını sağlamak. Onlara maddi bir katkı olsun, güç sağlasın diye takı takılıyor. Ama tabii o biraz mahcup edecek tarzda oluyor. Gençleri oturtuyorlar. İğneyle paralar takılıyor üstüne. Damada da geline de. Bağıra bağıra söyleniyor. Şunu şu verdi, şunu şu verdi. Garip bir konum oluyor. Çocukları mahcup edecek bir görüntü oluyor. Aslan gibi delikanlı. Aslan gibi delikanlı kız. Şimdi dayısı şunu verdi. Amcası bunu verdi. Bunun şamatası yapılmaz. Gidildiğinde orada masaya bırakırsın. Kutu içinde bırakılır. O da der “Niye zahmet ettiniz? Teşekkür ederim” der. Bu şekildedir. Klasik hediye verme yöntemi vardır. Ama milletin karşısına oturtturup böyle iğneleyerek, paraları üzerine dizerek yani dolarlar, marklar, eurolar bütün her tarafı para oluyor. Altınlar her tarafından sarkıyor. Para müzesi gibi, altın müzesi gibi garip bir görüntü oluyor. Canlı manken gibi onlar da orada duruyor. Böyle aslan gibi delikanlıları, kızları mahcup etmenin bir alemi yok. Bunun bir düzenlenmesi lazım. Bir akıllı bir güzel bir yol bulmuş ama kırk akıllı onu çıkaramıyor benim gördüğüm. Düzenlenmesinde fayda var. Böyle olmaz. Mahcup ederek olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Televizyon izleyen bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Allah o kadar mükemmel bir yüz ifadesi veriyor ki bunlara. Yani saflık o kadar yakışıyor ki tarif edemem. Olabilecek en güzel ifade. Çocuk saflığı var. O da insanın çok hoşuna gidiyor.

Evet dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz meyve nedir?

ADNAN OKTAR: Öyle zor bir soru ki. Şimdi kiraz desem kayısı küser. Kayısı desem şeftali küser. Şeftali desek hurma küser.

Evet dinliyorum.

VTR: Yağmurlu havalar altında el ele gezen çiftler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Filmlerden etkileniyorlar. Yağmur altında bir insan ne olur? Hastalanır. Kafası ıslanacak. Rüzgar, yağmur. Bir anlamı yok. Ama yabancı filmlerde bunlar muazzam olaylar olarak gösterildiği için. İşte kumsalda el ele koşmalar. Ağacın çevresinde dönmeler. Böyle klasik hareketler. Güzel bir sevgi gösterisi olarak biliniyor. Halbuki sevgi kalpte ve derinlerde olan bir duygudur. Gözle ifade edilir. O ses tonuna yansır. İnsanın elektriğine yansır. Her yerden anlaşılır. Ama yağmurda koşmak kolay bir şey değil. O kız arkadaşı belki onun hoşnut olduğunu düşünerek yapıyor. O da onun hoşnut olduğunu düşünerek yapıyor. İki taraf da boş yere eziyet çekmiş oluyorlar. Halbuki itiraf etseler “Bu işte bir anlam yok. Biz bu işi yapmayalım” deseler olur.

Evet.

VTR: Almanya’daki G20 zirvesinin amacı nedir?

ADNAN OKTAR: Ben de pek anlamadım. Ara ara toplanıyorlar. El sıkışıyorlar. Sohbet ediyorlar. Hal hatır soruyorlar. Sonra dağılıyorlar. Her zaman olur bu tip toplantılar. Hiçbir netice de çıkmaz. Kıbrıs toplantıları da öyledir. Diğer NATO toplantıları da öyledir. Sadece bir ayaküstü tanışma, görüşme, hal hatır sorma başka bir şey yok.

Evet.

VTR: Sizce gençliğin amacı ne?

ADNAN OKTAR: Gençliğin amacı ne? Gençlik geniş bir yapı. Yani bazı gençlerin amacı boş oluyor. Bazılarının dolu oluyor. Bazılarının faydalı, bazılarının faydasız oluyor. Soru geneli kapsadığı için ben de genel bir cevap vereyim. Türk gençliği özellikle son yıllarda çok şuurlu. Politik tahlilleri samimi oluyor. Vicdanları güzel. Bir de güzelleşti Türk gençliği. O da benim çok hoşuma gidiyor. Yani genç kızlar daha güzelleştiler. Boy olarak da daha uzun. Daha sağlıklı. Daha fizikleri düzgün hale geldi. Delikanlılar da aslan gibiler ve vicdanlılar. Mesela bu 15 Temmuz’da da gördük. Hep kabadayılarla doldu İstanbul sokakları. Çok fazla kabadayı yetiştirdik maşaAllah. Şehadetin önemini bilen, Müslümanlığı içinde derin yaşayan, yobazlığa karşı ama gerçek Müslümanlığı savunan modern Müslümanlar gelişti. Her yer modern Müslümanlarla doldu. Hakikaten bağnazlık kalmadı. Yapılan anketlerde bağnaz gelenekçi Ortodoks Müslüman pek görülmüyor artık. Gittikçe eriyorlar yaptığımız programlarla. Son gösterdiğimiz filmlerle özellikle. Ciddi şekilde erozyona uğradılar. Ama buna karşılık modern İslam anlayışı, Kuran Müslümanlığı çığ gibi yayılıyor maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Beraber uyuyan bir kedi ve köpek var.

ADNAN OKTAR: Şunların mutluğuna bak. Acayip şeker ikisi de. Ben bunları öpmeden duramıyorum. Acayip bir his. Neden insanın öpme hissi var? Ben anlayamadım. Benim kedim vardı mesela, ağzını öperdim. Artık dayanamıyordum. Küçük yavruyken.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Serdar ben. Sadece Bayburt’un neden gelişmediğini çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Bayburt’la ilgili Başbakan’ın bir açıklaması olmuştu. Yirmi üç ilde çalışma yapacağını söylemişti Başbakanımız hatırladığım kadarıyla. İçinde Bayburt da vardı. Bir plan dahilinde yapacaklar herhalde. Bayburt zaten kabadayısıyla, delikanlısıyla ünlü bir yerimiz. Ünlü bir beldemiz. Güzel olacak inşaAllah biraz daha beklerseler. En fazla üç-beş yıl var. Hiç kendilerini sıkmasınlar.

Evet.

VTR: Merhaba. Ben Aleyna. Neden Türkiye’de Marvel ve DC gibi çizgi roman karakterler yok? Mesela neden Kaptan Türkiye yok?

ADNAN OKTAR: Ne var bizde? Malkoçoğlu var herhalde. Mançakoğlu. Kara Murat var. Ustura Kemaller var. Tarkan var. Ama biraz herhalde o kadar entel değiller. Belki oradan, hani böyle et oluyor mesela budu elinde falan yiyor. Ayranı kırbadan içiyor. Yani daha kibar olmalarını sağlayabiliriz. Sorun entellik sorunu. Başka bir şey yok. Çünkü Tarkan, Malkoçoğlu, Kara Murat bunlar entel değil. Ustura Kemal hiç değil. Onu ayarlayabiliriz.

Evet.

VTR: Ülkemizdeki kaçak işçilere nasıl çözüm bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kaçak işçileri legal hale getirmek lazım. Geldiyse ihtiyacı var demektir. Kardeşimiz demektir. Genellikle yakın ülkelerden geliyorlar. Ermenistan başta olmak üzere çeşitli ülkelerden zor durumda oldukları için fakir olan kardeşlerimiz geliyorlar. Onlar zaten bizim kendi evlatlarımız. Kendi kardeşlerimiz. Legal hale getirecek tedbirleri devlet alabilir. O zaman o kelimeye gerek kalmaz.

VTR: Merhaba. Ben Derya. Ülkemizde neden bu kadar İmam Hatiplere veya böyle okullara bu kadar ilgi gösterilip en güzel yerlerde yapılıp bu kadar desteklenip bizim okullarımız sosyal bilimler okulları olsun, Anadolu liseleri olsun neden bu kadar ilgi görmüyor veya neden bilime bu kadar ilgisizler? Sosyal bilimlere, sanata, bilime, her şeye neden bu kadar ilgisizler? Sadece her şeyi dine bağlamaya çalışıyorlar?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de çok uzun yıllardan beri, yaklaşık yüz elli yıldan beri bir dini eğitim yok. Darwinist eğitim oldu. Onun sonucunda nesilde manevi bir çökme meydana geldi. Yani psikolojik bir çöküntüyle de kendini gösterdi bu. Mutsuz insanlar gelişti. Devletin de elinde başka imkan yok. Ancak legal olarak İmam Hatiplerle gençleri dindar yetiştirme imkanları var. İmam Hatipler de aslında işin doğrusu o kadar dindar da yetiştiremiyor gençleri yani. Çünkü resmi bir anlatım. Soğuk bir anlatım var. Allah sevgisi, Allah korkusu pek anlatılmıyor. Teknik konular anlatılıyor. Bedir Harbi nerede oldu? Uhud Harbi nasıl oldu? Sure ezberletiliyor. Arapça öğretiliyor. Yani böyle iman hakikatleri, Kuran mucizeleri anlatılmıyor. Derin imana yönelik bir çalışma yok. Ama hükümetin elinde de başka bir güç yok. Bu şekilde dindar gençler yetiştirebileceklerini düşünüyorlar. Okulları da cazip yerlerde yapıp, teşviki biraz daha artırmayı düşünüyorlar benim kanaatim. Çünkü İmam Hatip deyince birçok genç “aman ne işim var?” mantığında olabiliyor. Yani “İmam olup da ne yapacaksın? Ölü mü yıkayacaksın? Mezarda dua mı okuyacaksın?” Böyle alaycı münasebetsiz izahlarla karşılaşıyorlar. Onun için hükümet her halükarda teşvik etmek istiyor olabilir iyi niyetle. Zaten İmam Hatip mezunları, İmam Hatip olarak pek görev yapmıyorlar. Ne yapıyorlar daha çok? Mühendis oluyorlar. Doktor oluyorlar. Siyasetçi oluyorlar. Vahim bir şey değil yani. Yanlış olan bir şey yok. Olsa dikkatimizi çekerdi. Eğer varsa yani riskli yanlış olan garip bir husus varsa, bunu söylerseler biz de ona göre uyarırız, hatırlatırız. Sosyal bilimler zaten İmam Hatiplerin ders programı çok ağır. Her türlü ders en nitelikli olarak öğretiliyor benim bildiğim. Yani biyoloji, tarih, felsefe her şey öğretiliyor. Üstüne din eğitimi var. Din eğitimi derken dini teknik olarak anlatıyorlar zaten iman hakikatleri, Kuran mucizeleri tarzında da değil. Eğer o da olmazsa yani imani yönden bir zaaf Türkiye’yi olumsuz bir noktaya götürebilir. Yani PKK’nın gücü çok artabilir. Denge unsuru olarak gerekiyor. Kardeşimizin gönlü müsterih olsun. Yanlış bir şey olsa görürüz.

Evet.

VTR: Hala üniversite öğrencisi misiniz?

ADNAN OKTAR: Halen evet üniversite öğrencisiyim. Fındıklı Güzel Sanatlar Akademisi yani Mimar Sinan Üniversitesi’nde öğrenciyim. Öğrenci belgem tapu gibi. Pasom da var otobüs için. Hepsi tamam. Yani hiçbir sorun yok. Ama okuldaki PKK’lıları hükümetin çıkartması gerekiyor benim rahat orada okumam için. O PKK’lılarla ben okumak istemiyorum. Onlar oradan çıksın.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar ilaç kullanımı konusunda ne kadar bilinçli?

ADNAN OKTAR: İlacı haşa Allah gibi görüyor insanlar. Yani böyle her şeyi tedavi eder her şeyi, öyle bir şey yok. İlaç insanı birçok yerde sakatlar. Birçok vakada da hasta eder. Mesela antibiyotik kullanıyor, böbreklerini hastalandırıyor. Ağır böbrek hasarı meydana getirir. Ağır karaciğer hasarı meydana getirir. Bir de Allah esirgesin mesela akciğer enfeksiyonunda yoğun olarak antibiyotik kullanıyor. Akciğerde bu sefer mantar gelişiyor. Mantar daha facia bir şey. Yani mikroptan daha tehlikeli. Onun tedavisi daha güç. Dolayısıyla öyle dümdüz bir mantıkla hareket etmek doğru değil. Bir enfeksiyon varsa mikrobun türünü tespit etmek lazım. Yani bio-kültür yaptırarak o mikrobun hangi antibiyotiklere hassas olduğu tespit edilmesi lazım. Ondan sonra antibiyotiğin kullanılması etkileyici olur. Yoksa gözü kapalı “getirin şunu alayım” olmaz. Psikolojik sıkıntı içinde oluyor. Mesela kendi kafasına göre “ver bana bir ilaç” diyor alıyor. Öyle o da olmaz. Doktora danışmak en önemlisi. Doktora danışarak hareket etmek lazım. Ama bazen doktorlar da yağmur gibi ilaç yağdırıyor. Bir reçete baştan sona kadar destan gibi oluyor. Mesela adamın farz edelim dişi ağrıyor. Dişi için antibiyotik. Ağrısı için antibiyotik. Ağrısının midesindeki rahatsızlığı engellemek için ilaç. O ilacın etkisini hafifletmek için başka bir ilaç. Karmakarışık adam çorbaya dönüyor. Bu sefer de zehirleniyor. Yani daha uzmanlaşma tıpta daha derinleşme ve doktorların birbirlerine tecrübelerinin aktardığı bir sistem internet üzerinden kurulması lazım. Mesela doktor diyecek ki “Ben şu ilaçları kullandım. Adama şu zarar verdi” diyecek. O da diyecek ki “Ben şu ilaçları kullandım o da şuna zarar verdi. Ama şu ilacı kullandığımda çok faydalı oldu” diyecek. Öyle binlerce, on binlerce, milyonlarca hastanın şifa sonuçlarını hangi ilacı kullandığında, nasıl tedavi ettiğinde, nasıl netice aldığını yazarlarsa onların ortalamaları da bir yerde toparlanır ve doktorlar o ortalamadan istifade edip hastaları tedavi ederler. Yani çünkü yaygın bir tecrübe olmuş oluyor. Her birinin tecrübesi ayrı hiçbiri birbirinin tecrübesinden istifade edemiyor. Bunu internet ortamına getirmedikleri için. Mesela bir profesörün on bin hastalık tecrübesi var. Yani senin on bin hastalık tecrübeni öbürünün on bin hastalık tecrübesi ile birleştirirsek yirmi bin hastalık tecrübesi olmuş oluyor. Bu daha zengin bir tecrübe olur. Onun için doktorların tecrübe sonucu elde ettikleri bilgileri internette bir havuzda toplamaları için Sağlık Bakanlığı bir girişimde bulunsun. İstirham ediyoruz.

Evet dinliyorum.

VTR: Çiçek alarak kızları etkileyebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Çiçek alarak kızları etkileyebilir misin? Tabii ki genç kızlar çiçekten etkilenirler. Severler çiçeği. Hoşnut olurlar. Ama yani sığır gibi bir adam elinde çiçek ile gelirse o kız o çiçekten de korkar. O kişiden de korkar. Yani o kişinin en iyisi o çiçeği bir yere bırakıp çekip gitmesi. Yani o genç kız onu görmeden o çiçeği görürse o çiçeği sever. Ama adam sığır gibiyse o çiçek o sığırı kurtarmaz. Onun için genç kızları sevenlerin bir kere genç kızları koruma duygusu çok güçlü olacak. Yani onun sağlığını, sıhhatini, iffetini, akıl sağlığını, ruh sağlığını, beden sağlığını, neşesini, sevincini, sağlıklı yaşamasını sağlayacak bir mantık, fikir ve eylem içinde olması lazım. O zaman sevdiği anlaşılır. Mesela kediyi bile adam diyor ki “çok seviyorum kediyi” diyor. E seviyorsun hayvanın sen temizliğine dikkat ediyor musun? Yok. Yiyeceğine dikkat ediyor musun? Yok. Sokağa bırakıyorsun vahşi kedilerin önüne.  Neyini seviyorsun sen o zaman? Onun için bir genç kızı da seven önce onun iffetine, namusuna, dinine, imanına, mukaddesatına zarar getirmeyecek. Sağlına sıhhatine huzuruna dikkat edecek. O bir çiçek gibi. Çiçeği korur kollar gibi özen gösterirsen, o çiçeğin güzelliğini Allah sana gösterir. Ama ne güzel çiçekmiş deyip hayvan gibi üstüne basar ezersen o zaman o sana nasip olmaz. Onun için genç kızları her yerde koruyup kollamak delikanlıların boynuna borç. Her kabadayının boynuna borçtur genç kızları koruyup kollamak. Her yerde onların haysiyetini, onurunu koruyup kollayacaklar. Her yerde onlara sevgi, saygı gösterecekler, hürmet gösterecekler. Mesela farz edelim sıcak bir havada gölgelik bir yer var “buyurun hanımefendi siz burada durun” diyecek. Tercih edecek onu. Mesela otobüste ayakta gidiyorsa “hanım kardeşim buyurun” diyecek. Hiç yüzüne bakmadan “Buyurun. Buyurun efendim” diyecek. O kadar. Hemen ilerleyecek. Teşekkür beklemeye de gerek yok. Yani onu bir tanışma vesilesi olarak almayacak. Saygı gösterecek. O zaman sevdiğine inanırım.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim merak ettiğim gençler kendi aralarında birbirlerine neden reis, başkan gibi kelimeler kullanarak konuşuyorlar? Neden isimleriyle değil de? Bana özentilik gibi geliyor.

ADNAN OKTAR: Bazen aralarından birisi daha çakal oluyor. Birkaç kere adam bıçaklamış oluyor. İtlik yapıyor. Tehditkar oluyor. Onunla baş edemeyince onun hakimiyetini kabul edip işte reis falan gibi onu öyle idare ediyorlar benim anladığım. Yahut başkan yahut polat bilmem ne falan. Kabadayılık özentisi. Bunlar adilik. Küçük insanlar yapar bunları. Basitlik bunlar. Yetersizlikten kaynaklanır. Sıradan insanların tavırları. Ama lakap olarak, şaka olarak diyorsa o ayrı mesele. Onun bir önemi yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Üniversite tercih zamanı yaklaştı. Puanım yüksek. Sizce hangi bölümü seçmeliyim?

ADNAN OKTAR: Doktorluk. Doktorluğu seç.

Evet dinliyorum.

VTR: Üsküdar gelenekçi düşünce yapısına sahip. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Üsküdar deyince zaten tabii insanın aklına hep Osmanlı geliyor. Cumbalardan taşan ud sesi, kanun sesi akla geliyor. Aslında o görünümü versinler Üsküdar’ın tamamına. Ama turistik bir belde olmasını istemiyorlar. Gerçekten yaşanan bir yer olsun. Ama her yeri buram buram Osmanlı koksun. Çok güzel olur. Gelenekçi. Evet doğru. Biraz yoğunluk var ama birçok semt var öyle gelenekçi kardeşlerimizin yoğun olduğu. Onlar da Türkiye’nin bir süsü. Onlar da çok gerekli. Gelenekçi kardeşlerimiz olmasa Türkiye’nin dengesi ciddi şekilde bozulur. “Niye varlar ki?” mantığı çok yanlış olur. Var olmalarında hayır var.

Tayyip Hocam’a da Reis diyorlar. Ama Tayyip Hocam’a olur Reis de. Önüne gelene. Biraz da mafya kafasıyla reis diyorlar bazıları birbirlerine. Bazen de iyi niyetle diyorlar. Yani o kadar üstünde durmamak lazım. Ama çok yaygınsa, bu tabii itici durur. Yani anormal bir hareket.

Evet dinliyorum.

VTR: Mustafa Kemal Atatürk inançlı birisi miydi?

ADNAN OKTAR: Mustafa Kemal Atatürk tabii İslam alimi diyebileceğimiz derecede bilgiliydi. Fıkhı çok iyi biliyor Atatürk. Kuran’ı çok iyi bilir. Baştan sona defalarca okumuş bir insan. Hutbe veren, namaz kıldıran, namaz da kılan, cebinde Kuran taşıyan, her gece hafız çağırtıp hafızları dinleyen, ilahiyat fakültelerini kurduran, imam hatipleri kurduran, Elmalılı tefsirini yaptıran, Buhari Şerif’i tercüme ettiren say say say. Sabaha kadar sayarım. Onun kadar dindar Osmanlıda yoktur. Onun kadar İslam’a hizmet eden Osmanlıda yoktur. Varsa bana söylesinler. Osmanlıda en çok cumhuriyet döneminde de en çok İslam’a hizmet eden kişi odur. Delillendiririm. İspat ederim. Aksini söyleyen bana delil getirsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de futbol denilince neden erkeler akla geliyor? Kadınlar ön plana çıkartılmıyor ya da kadınların futbol oynaması garip karşılanıyor?

ADNAN OKTAR: Kadınlara futbol ben tavsiye etmem pek. Çünkü naif oluyor kemikleri falan daha hassas oluyor. Tekme gelir bir şey olur Allah esirgesin sakatlanma olur, dizinin üstüne düşer menüsküs olur. Riskli bir spor futbol. Ben hanımlara pek tavsiye etmem. Ama hanımlara hafif sporlar güzel olur. Koşu, atletizm. Squat mı diyorlar? O olabilir. Badi tarzı çalışmalar olabilir. Kadınlara mesela badi çok yakışır. Onun dışında hiç gerek yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan G20 Liderler Zirvesi dolayısıyla bulunduğu Almanya’nın Hamburg kentinde Putin, Trump ve Arjantin Devlet Başkanı’yla ikili görüşmeler yapmıştı. Ancak bu görüşmelerin ardından İngiltere Başbakanı Teresa Mey ile de bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmenin daha önceden kararlaştırılıp kararlaştırılmadığı veya hangi tarafın talebiyle yapıldığı basına yansımadı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam sağlam delikanlıdır. Teresa Mey de olsa bir başkası da olsa onu doğru çizgiye çekecek şekilde konuşur. Sorun çıkmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Helal sertifikalı olan yerden, helal yiyebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Evet. Genellikle Türkiye Müslüman ülke oturup vesvese yapmaya gerek yok. Bir kasapta et bulduysan o helal kesilmiştir. Tavuk bulduysan helal kesilmiştir. Bu helal midir değil midir bunu düşünmeye gerek yok. Rahat ol sen Müslüman ülkede öyle şeyler düşünülmez.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençliğinizin sırrı nedir?

ADNAN OKTAR: Allah senin de ömrünü uzun etsin, sana da sağlık sıhhat versin. Ama ben hakikaten şaşıyorum altmış üç yaş bana komik geliyor cildime bakıyorum çocuk cildi gibi. Ne sesimde, ne elimde, ne vücudumda ben yaşlılık alameti göremiyorum. Allah’a hamd ediyorum.

Dünyanın aczi evde kuş beslendiğinde alerjisi olanlarda çok ölümcül etki yapabilir. Özellikle astım hastalarında kuş tüyüne muazzam alerji oluyor. Veyahut ondaki bir mantar türüne alerji oluyor. Bazen de kuşlarda bakteri çeşitleri, mantar çeşitleri çok yoğun olabiliyor. Yahut parazit çeşitleri çok yoğun olabiliyor. Çok çok dikkatli olmak lazım. Veteriner kontrolünde kuş beslenebilir besleyenler ve günde de en az iki üç kere temizlenmesi lazım. Haftada bir kere falan temizlenmez. Çünkü hayvan ne yapsın dışarıda olsa tamam zaten tertemiz olur. Ama sen onu ufacık bir yere hapsetmişsin o temizliğine dikkat edemez artık yapamaz orada hayvan olarak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kanalınızın amacı ne, hangi görüşü benimsiyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kanalın amacı İslam’a hizmet etmek. Bizlere faydalı olmak. Allah’ın rızasını kazanmak.

Evet.

VTR: Asgari ücreti yeterli buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tabii gönül ister ki çok çok daha yüksek olsun. Üç misli-beş misli olsun. Bu Mehdiyet devrindedir bu devirde ne yaparsak yapalım belirli bir derecede kalır.

Evet.

VTR: Güzellik sizce göreceli midir?

ADNAN OKTAR: Yok canım neden göreceli olsun? Herkes güzele güzel diyor. Mesela kız arkadaşlarım oluyor Baş Sultanımız farz edelim kime sorsan güzel diyor istisnasız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce bir kadın dövmesini nereye yaptırmalı?

ADNAN OKTAR: Kadın güzel bir varlık. Tabii dövme de hakikaten yakışıyor kadınlara. Koluna diyeyim. Bacağına yakışır. Başka diyemem.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Ali. Kemancıyım kendim. Kemana olan ilginiz nasıl, seviyor musunuz, sevmiyor musunuz? Beğeniyor musunuz kemanı? İsterseniz bir parça size çalabilirim. Fikrimin İnce Gülü.

ADNAN OKTAR: Aslansın sen. Aferin benim aslanıma. Çok güzel, çok yetenekli ve çok sanatkarane bir ruh içinde olduğu görülüyor. Tekrar tekrar tebrik ediyorum. Keman da zaten çok güzel bir saz, çok güzel bir tercih yapmış. Ustalığını da çok beğendim. Allah ömrünü uzun etsin. Bir gün de bizim yayınımıza da gelip burada da çalabilir. Şerefyab oluruz, müstefit oluruz.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Nuray Bayrı. Ankara’dan İstanbul’a gezmeye geldim. Benim şu an en gündemimdeki soru bir; adalet problemi, ikincisi üniversiteyi bitiren öğrencim var psikoloji bölümünü bu bölüm çok atanacak dendi ama geçen sene 70 küsur kişi atanmış ve üç bin beş yüz tane mezun veriyor. Çocuklarımın geleceğini çok aydınlık göremiyorum. Yine üniversite sınavına giren kızım var o da tercih yapacak puanına göre o da iş sıkıntısından dolayı ne tercih edeceğini bilemiyor. Çocuklarımın geleceğini çok aydınlık göremiyorum.

ADNAN OKTAR: Hayır, hayır gönlün rahat olsun güzel günler göreceksiniz inşaAllah. 2019’lar, 2020’ler, 2023’ler çok çok güzel olacak. Zaten nur gibi de güzel çocuklar yetiştirmişsin kendin de aslan gibisin. Hiç kendini sıkma tabii bir imtihan döneminden geçiyoruz zorlu bir dönemden geçiyoruz ama yine de Türkiye diğer Avrupa, dünya ülkelerine göre ferah ve zengin bir ülke. Ekonomik kriz de yaşamıyoruz. Adalet konusunda da olağanüstü bir durum var Türkiye’de zaten. Darbe tehlikesi atlatıldı ama hala daha o risk var. Dolayısıyla bunu normal karşılaması lazım kardeşimizin. Gönlünü ferah tutsun. İyi olacak güzel olacak inşaAllah. Ben de buradayım o da burada görecek, dediğimin doğru olduğunu şahit olarak onu da inşaAllah yayınımıza da çağırırız hatırlatırız.

Evet.

VTR: Yabancı müzik mi, Türkçe yerli müzik mi dinlemek istersiniz?

ADNAN OKTAR: Yabancı bazen çok çok güzel oluyor. Ama çok nadir. Mesela Alta Gracia nefis bir parçaydı ama bir kere oldu. Var, toplam on-yirmi parça çıkar. Dangerous tarzı. Yenilerde hiçbir şey yok ben söyleyeyim. Sadece Pit Bull’un birkaç parçası fena değil. O kadar. Yerlilere gelince yerlilerin eskileri şahane bizim. Yenilerinde yerlilerin hiçbir şey yok, çok nadir.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milli Güreşçi Oğuzhan Yalçın’ın müsabakalarından görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Pehlivan dediğin böyle olacak. Yeni gençlerde kuvvet az oluyor künde atamıyorlar. Künde pozisyonuna getiriyor bas kündeyi diye bas bas bağırıyorlar ama gücü yetmiyor, çok acı. Yerden söküp kaldıracak kardeşim öyle bir şey olmaz. Künde, havalarda hoplatacak. Tek dalmak çok önemlidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslam ülkelerinde neden kadına baskı yapıldığı düşünülmektedir?

ADNAN OKTAR: Şimdi iki türlü anlaşılacak gibi benim değerli hanım kardeşimin sözü. Neden böyle bir şeye gerek var hani yok ki zaten gibi mi? Yoksa neden baskı yapıyorlar? Herhalde ben ikinci türü alayım. Kadını kadın yerine koymuyor gelenekçi İslam anlayışında biliyorsunuz üslup çok net. Kadın bir kere yarım varlık olarak kabul ediliyor açık net. Şahitliği kabul edilmiyor yani yarım şahitlik olarak kabul ediliyor. Buçuk tabir ediliyor zaten insan diye kabul edilmiyor, buçuk kabul ediliyor. Dediğinin tersinin yapılması gerektiğine inanılıyor. Potansiyel suçlu olarak görülüyor. Her türlü fitnenin kaynağı olarak görülüyor. Cehennemi dolduran asıl insan grubu olarak değerlendiriliyor. Yani yüzde 90, yüzde 99 kadınlardan oluştuğuna inanıyorlar cehennemi dolduranların. Ucu bucağı yok. Yani her yerde sanki şeytanın bir askeri gibi gösteren bir üslup oluyor gelenekçi İslam’ın bazı anlayışında diyelim. Bu çok korkunç, kadınlar nur gibi melek gibi varlıklardır. Dünyanın süsü ve dünyanın en muhteşem varlıklarıdır. Cennetin de en güzel varlığıdır kadınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Londra Yüksek Mahkemesi, İngiltere’nin Suudi Arabistan’a yönelik silah satışının yasalara uygun olduğunu hükmetti. İngiltere geçen iki sene boyunca Suudi Arabistan’a yaklaşık 3.86 milyar dolar değerinde silah satışı gerçekleştirdi.

ADNAN OKTAR: O silahların hepsi buzdolabı olacak, çamaşır makinesi olacak yakın bir zamanda. Başka bir şey olmaz. Silah istemiyoruz. Silah adam öldürür. İnsanların ölmesi çok korkunç, ölmeyecekler insanlar. İnsanları yaşatacağız, mutlu yaşatacağız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Üniversite gençleri geleceklerine dair bir hayal kurmak için mi okuyorlar, yoksa okumak için mi okuyorlar?

ADNAN OKTAR: Aslında okumak için okunur. Yani doğrusu budur. Genel kültür, görgülü bir insan olmak, kaliteli bir insan olmak, bilgili bir insan olmak çok hayatidir. Mesela doktorlara bakıyoruz bayağı nezaketli insanlar. Okuduğu için, çok fazla okuduğu için muazzam etkisi oluyor. Mesela profesörler, doçentler. Değil mi? Sohbette kabili hitap insanlar oluyor. Kültürlü, görgülü bir insan çok değerlidir. Solcu, komünist falan da olabilir, fark etmez. Kültürlü, görgülü insan önemli.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Köpeğin kediye tepkisi vardı.

ADNAN OKTAR: Bunlar ne tatlı varlıklar. İnanılır gibi değil mucize bu şekerliği. İnsan yani sevgi krizine girer bunlarla yani çünkü öpmek, sevmek, ısırmak da kurtuluş değil bunlarla. İnsan ne yapacağını şaşırır. Şu deliliğinin tatlılığına bak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ailelerine sahip çıkmayan babalar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Benim canımın içi, Allah senin nurunu arttırsın. Babalar evet öyle oluyor. Alkolik falan oluyor, psikopat oluyor. Gece 03:00’de, 02:00’de geliyor. Her geldiğinde kızını dövüyor, saldırıyor bazen de kızına tecavüz etmeye kalkıyor. Bayağı öyle ahlaksız var. Böyle şeylerde toplum sahip çıkması lazım yani mahalle. O genç kıza mahallenin sahip çıkması lazım. Yani kendi evladı olarak herkesin ona sahip çıkıp o densiz babayı da hizaya getirme konusunda devletle birlikte halk hareket etmesi lazım. Yani mahallenin kabadayıları, delikanlıları olaya el koyması lazım. Devletle birlikte kanuna hukuka uygun olarak.

Evet.

VTR: Özellikle parklarda çevreye neden dikkat etmiyorlar?

ADNAN OKTAR: Her yerde etmiyorlar. Doğru söylüyor benim canım kardeşim. Annemizin şikayeti doğru. Güzelliğin ana kaynağı temizliktir. Temizlik ile güzellik iç içedir. Düzgünlük, intizam cennet vasfıdır. Sen oraları batırırsan kola kutularıyla, naylon torbalarla, poşetlerle, kağıtlarla orası cennet vasfını kaybeder. Güzelliğini kaybeder.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar birbirlerinin hayatlarına bu kadar karışmaktan ne zaman vazgeçecekler?

ADNAN OKTAR: İnsanlar birbirlerinin hayatına daha çok genç kızların hayatına karışarak, müdahale ederek bir eylem içindeler. Mesela bir genç kıza en başta babası, annesi küfrederek, tehdit ederek ağabeyi döverek ve küfrederek dayısı, amcası, dayısının oğlu, amcasının oğlu daha da olmazsa sokağın adamları. Yani mahalle nefes aldırmıyorlar genç kızlara. Birçok yerde, dünyanın birçok yerinde bu böyle. Çocuklar adeta cehennem hayatı yaşıyorlar. Gece bak çocuk soruyor niye dışarı çıkamıyor? Sıkıysa çıksın gece, çıkamıyor. Herkes müdahale eder. Geceleri güzeldir. Niye çıkmasın bir genç kız? Özgürce çıkması lazım, o günler de gelecek. Güzel günler gelecek.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Tarihi resimlerimiz var. 1946, İstanbul’da bir sokak satıcısı. Ankara Caddesi, Mayıs 1960. Ayasofya, 1850’li yıllar. Bağlarbaşı, Üsküdar 1943. Bir yangın sonrası çekilen bir fotoğrafta bir itfaiyeci ve Atatürk tablosu. Eski İstanbul sokaklarında bir manda arabası. Galata Köprüsü’nde balık ekmek. 1862’de Galata Kulesi. 1947’de bir hırdavat dükkanı. 1. Dünya Savaşı’nda cepheye gitmeden önce potinlerini tamir ettirmeye çalışan bir asker.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim. Kabadayının hası.

Evet, ne yapalım? Kısa bir ara verelim de sonra yine devam ederiz. Hadi bakalım.

BÜLENT SEZGİN: Evet, yayınımıza fasılla devam edeceğiz. Çok değerli sanatçılarımız bizlerle inşaAllah. Onlardan güzel eserler izlemeye devam edelim inşaAllah. Buyurun. 

Masaüstü Görünümü