Harun Yahya

Sohbetler (11 Temmuz 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum buyurun.

KARTAL GÖKTAN: FETÖ darbe girişimi sırasında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi önünde şehit olan Oğuzhan Yaşar’ın babası Ahmet Yaşar -resmini görebiliriz- “O babayiğit bir çocuktu. Kabre girdiği gün doğum günüydü” dedi. Şehit babası Türkiye’nin bütünlüğünü hedef alan hiçbir terör örgütüne fırsat vermeyeceklerini, gerekirse tüm ailesinin bu yolda canını feda etmeye hazır olduğunu da söyledi. “Ülke bütünlüğü için daha çok nöbetler tutacağız. Bu bayrağın altında yaşıyorsam FETÖ’cüler, PKK’lılar benden korksun. Ben onlardan asla korkmuyorum. 15 Temmuz Türkiye’nin dirilişi benim bayramımdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Adamın adiliğine bak. PKK’lılarla anılıyorlar. Ne kadar haysiyetsiz şerefsiz bir konum. Şu ahlaksızlığa bak. İngiliz derin devletinin köpekliğini yapmak size mi düştü? Ne zorunuz yani? Ne eline geçecek be ahmak? O kendince sana bir Mehdilik verecek, kendince bir paye verecek diye umuyorsun, senin iflahını keser o. Sen adamı enayi mi zannediyorsun? Dünyanın en akıllısı sen misin? Kurnaz zannediyorlar kendilerini. İngiliz derin devletini kullanacağını zannediyor. Senin böyle kemiklerini un haline getirir adam ondan sandalye yapar. Akılsızlığa bak. Kardeşim, “İstanbul’u ayıracağım” diyor anlamıyor adam “ayırsın” diyor. “İzmir’i de ayıracağım” diyor “ayırsın bir şey olmaz” diyor. “Güneydoğu’yu da ayıracağım” diyor “olsun bir şey olmaz” diyor. “Antalya’yı da ayıracağım” diyor “ondan da bir şey olmaz” diyor. Ahmak, geriye ne kaldı? “Olsun” diyor “bize külliye gibi bir yer ayırırlar” diyor, müze tarzında adamın bastonu falan olan. Öyle bir şey olmaz. Zannettiği gibi olmaz çok kötü olur. Ve mahvolursun Müslüman falan bırakmazlar öyle bir ortamda. İngiliz derin devletinin sana imkan tanıyacağını nereden düşünüyorsun? “Bize İslam Birliği’ni sağlayacak” diyor. Adam enayi mi? İslam’ı yok etmek için ortaya çıkmış adam. Homoseksüelliği hakim etmek için çıkmış, Darwinizm’i hakim etmek için çıkmış, oturmuşsun sen adamların İslam Birliği’ni yapmada onu kullanacağını zannediyorsun. Bu müthiş bir akılsızlık. En sonunda gelir Pensilvanya’ya hepinizi doğrar orada adam. Otomatik silahla hepinizi tarar. Bunu nasıl akıl edemiyorsunuz? Adamları oyuna getirdiklerini zannediyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: G20 Zirvesi’nde Trump, Putin’le bir görüşme yaptı. Bu görüşmede Trump’ın Putin’e söylediği sözler Amerika’da büyük tartışma yarattı Adnan Bey. Trump’ın Putin’e ortak siber güvenlik birimi kurulmayı önermesi üzerine cumhuriyetçi senatör Graham -görebiliriz resmini- “bu Trump’un en aptalca fikri değil ama muhtemelen buna çok yakın” dedi. En sert tepkiyi ise CIA Başkanı John Brennan gösterdi. Görebiliriz. Trump’ın Putin’le “Sizinle görüşmek bir onurdur” dediğini hatırlatarak “Ülkemizdeki seçimlere saldırı düzenlemiş birine bunu söylemek benim için onursuzluktur” dedi. Bunun üzerine Trump geri adım attı ve Twitter hesabından Putin’le siber güvenlik birimini konuşmuş olmamız bu gerçekleşecek anlamına gelmez, bu gerçekleşemez” açıklaması yaptı.

ADNAN OKTAR: Trump diyor ki; “İngiliz derin devletinin köpekleri varken bizim adım atmamız mümkün değil” diyor. Özetle bunu söylüyor. Yani adamlara İngiliz derin devletinin köpeğidir demiyorum ismi geçenlere de fakat İngiliz derin devletinin itleri her yerde var demek ki.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Tecavüze uğrayarak yavrusuyla birlikte öldürülen Suriyeli hanım kardeşimizin Suriyeli mülteci babası olayla ilgili bir konuşma yapmıştı. Onu görebiliriz Adnan Bey.

VTR- “Ben Emane El-Rahmun’un babasıyım. Kızımı ve daha yaşını doldurmamış torunumu katleden katilleri hızlı bir şekilde yakalanmasına destek olduğu için Türk halkına teşekkür ediyorum. Ülkesini terk ederek gurbete giden kızımın ve diğer Suriyelilerin yanında duran ve dayanışma gösteren Türk halkına teşekkür ediyorum. Bu olay, Türk halkının kötü olduğu anlamına gelmez. Türkiye bizim için kardeşliği ve muhabbeti simgeliyor. Bu olay tüm Türkiye’ye mal edilmemeli.”

ADNAN OKTAR: Annesi de çocuğu da şehit olmuşlar. Çünkü zulüm üzerine katledilirse bir insan şehit hükmündedir. Allah gani gani rahmet etsin. Irkçı, ahlaksız, egoist bencil, haysiyetsizler de bundan ders alsınlar.

Evet Fikret, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Bazı kız çocukları neden ailelerine asi davranıyorlar?

ADNAN OKTAR: Darwinist, materyalist eğitilirse bir gençlik, Allah korkusu, Allah sevgisi verilmezse, dindar olmak öcü gibi gösterilirse, din diye gelenekçi Ortodoks vahşet sistemleri anlatılırsa çocuklar yarı deli gibi oluyorlar bir kısmı. Ailesine de saldırıyor, sokağa da saldırıyor, okulda arkadaşlarına da saldırıyor. Kediyi de çok sıkıştırırsan insanın yüzüne atlar. Bir insanı bu kadar sıkıştırırsan, yaşayamayacak hale getirirsen bazen çileden çıkıyorlar. Çözümü Kuran’a dayalı samimi İslam anlayışının, sahabe İslam anlayışının ve özgürlükle dolu, coşkulu bir özgürlük olan İslam anlayışının samimi olarak anlatılması.

FETÖ’cülerin, terör örgütü mü diyelim, cinayet şebekesi mi, mafya yapılanması mı diyelim, yazışmalarında İzmir’i başkent yapacakları yazıyor. Adam sana İzmir’i verir mi? Bu kadar mı aklın boş senin? Sen orada gidip ağlayacaksın sızlayacaksın bilmem ne yapacaksın. Bir kere Pensilvanya’dan seni sille-tokat çıkarırlar, uygun bir yere de götürürler delik-deşik eder öldürürler. İzmir’i adam sana niye versin? Ne zoru adamın? Sen adamlara bıçağı veriyorsun, doğrayacağı her şeyi veriyorsun önüne de yatıyorsun ve halkı da önüne getirmeye çalışıyorsun, sonra da diyorsun ki “ben Türkiye’yi İslam aleminin bir şubesi olarak baş yapacağım İttihad-ı İslam’ı oluşturacağım ama şeriatı olmayacak Rumi olacak, Darwinist olacak, İngiliz derin devletinin kontrolünde olacak” ee seni de doğrayacak, sonra? İşte bu deccaliyet. Sen İttihad-ı İslam diye ortaya çıkıyorsun meydana gelen şey deccaliyet oluyor. Akıllarının bu kadar zayıf olması inanılır gibi değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türk sinemasının önemli ismi Fikret Hakan akciğer kanseri tedavisi gördüğü İstanbul Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 83 yaşında hayatını kaybetti Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Allah bütün müminlere rahmet etsin vefat eden her mümine.

Diyor ki Fethullah Gülen; “Şimdi Türkiye’yi böleceklerini söylediler bize” diyor “bölsünler” diyor “biz orada yerimizi alırız” diyor. Nasıl yapacaksınız? “Bizim oradaki konumumuz nedir onu söyleriz, ona göre bir şekil alırız kolaydır” diyor. Kardeşim, Türkiye’yi bölerse parçalarsa adam seni niye tutsun? Kara kaşına kara gözüne mi meraklı? Adam seni ne yapsın? Bunu niye düşünmüyorsun? Bacaklarını ayıra ayıra giden adamlar var yanında, sen de, hepinizi yok ederler aklınızı başınıza alın. Sen Türk milletini yok etmeye kalkıyorsun adamlar da seni yok ederler. Bu kadar basit bir şeyi bu adam nasıl akıl edemez inanamıyorum ben buna. Bu mucize yani. Sadık kalacağını zannediyor İngiliz derin devletinin kendisine. Sadık kalmaz mahvederler. Öyle bir şey olmaz. Bütün casuslarını adamlarını harcadılar şu ana kadar. Bir de heykelini dikiyorlar öldürdükten sonra da. “Çok iyi adamdı” diyor heykelini dikiyor arkasından da.

BÜLENT SEZGİN: Konuşması vardı Adnan Bey Fethullah Gülen’in bahsettiğiniz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

FETHULLAH GÜLEN: “Aynen öyle Ortadoğu’ya yakın yerlerde 20 devletin bölünme planından bahsediyorlar. Onu gelir gelmez arkadaşlara arz ettim. Bazıları bizi merak ediyor. O bana da geldi acaba nerede duruyor bunlar? Bu mevzuda, eğer şöyle böyle bizim çıkarlarımız da söz konusuysa biz başkalarıyla be meseleyi eşit seviyede paylaşarak bu meseleye iştirak ederiz. Evet deriz böyle bir projemiz var ama biz bu projede şu alternatif mülahazaları teklif ediyoruz. Bunların da kabulünü istiyoruz. Elimizdeki mevcut elemanlarla, argümanlarla…”

ADNAN OKTAR: Senin adam fikrini ne yapsın? “Benim de mülahaza...” Ağzına tokadı koydu mu, zaten yaşlı-başlısın beyin kanamasından gidersin. Darmadağın eder İngiliz derin devletinin elemanı. Sen adamla gideceksin de pazarlık edeceksin öyle mi? Yirmiye parçalanacak, Türkiye paramparça olacak “eşit şartlarda” diyeceksin “benim elemanlarla…” Adam diyecek ki “şimdi sana da başlayacağım elemanına da başlayacağım” der. Ağzına iki tane tokat attı mı ölür gidersin. Bunu nasıl akıl edemiyorsun? Adam seni niye kaale alsın? Bu nasıl bir kafa inanılır gibi değil. Aklından geçmiyor. Karşısında el-pençe duracağını zannediyor İngiliz derin devletinin. Adam suratına bir kafa atar dört takla atarsın. Hayrettir.

Öcalan da selam söylemişti Fethullah Gülen’e. “Selamlarımı söyleyin” diyor “onu en iyi anlayan benim” diyor. Birbirlerini iyi anlıyorlarmış.

Bu çözüm süreci falan olayında da Fethullah Gülen “El de öpülür” diyor “etek de öpülür” diyor. Kimin eteğini öpecekse. Bak el öpülürmüş bir de “etek de öpülür” diyor. Etek öpüyormuş yani. “Karşınızda bazen kafamıza uymayan şeylere katlanabiliriz.” Kardeşim, her türlü aşağılanmayı kabul ediyorsun, nasıl güveniyorsun bu adamlara? Ve Türk milletine saldırtıyorsun bu adamları. Sonra diyorsun ki “yok, işte çakma darbeydi” diyor. Adam söylüyor “acımayın hepsini vurun” diyor “atın” diyor “alayını biz tanıyoruz bağlantıdayız” diyor. Zaten nefret dolu adamlar, halen de konuşmaları nefret dolu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriyeli mülteci hanım kardeşimizin öldürülmesi olayıyla ilgili bir açıklama yaptı Adnan Bey. “Suriyeli hamile bir kadının kaçırılıp tecavüz edilmesi ve on aylık bebeğiyle öldürülmesi hepimizi derinden üzdü. Suriyeli hanım kardeşimizle ilgili bu olay tahammül edilebilir bir şey değil. Bu nasıl bir vicdansızlıktır, bu nasıl bir kalpsizliktir? İnsanlıktan nasibi yok bunu yapanların” dedi. Gazetecilerin yönelttiği “sosyal medyada Suriyeliler aleyhine kampanyalar yapıldı, bunların etkisi oldu mu?” sorusuna ise “onun Sakarya’daki hadiseyle bir bağlantısı olduğunu düşünmüyorum. Sapıklık bu. Dediğim gibi bunu yapanların insanlıktan nasibi yok” dedi.

ADNAN OKTAR: Ama kolay görüyor bak. Suriyeli dedin mi adam kolay görüyor bir kere. İnsan gibi görmüyor. O çok vahim bir şey. Bunu elde etti adamlar eğiterek. Vardır ya, bazı ırklara karşı falan kin olur. Amerika’da falan da var mesela polis zenci gördü mü gidip dövüyor. Değer vermiyor yani saygı duymuyor. Beyaza değer veriyor ama zenciye değer vermiyor. Şimdi böyle bir kafa oluşturdular bu adamlar. Oradan da etkilenen bir sistem bu. Onun etkisi sıfır diyemeyiz, sıradan bir insana bunu yapmaz adam. Suriyeli dediği için bunu yapıyor. Normal bir aileye bunu yapamaz adam. Normal bir aile derken onlar da normal bir aile ama adam öyle görmüyor.

Mesela Fethullah Gülen İngiliz derin devletine yancılık yapıyor, çok saygılı bir üslup kullanıyor. Ama Müslüman olan, tertemiz Müslüman olan İran’a akıl almaz kin dolu. Nefret ediyor İran’dan. “Yedi dünya bir araya gelse İran’a gitmeyi hiç düşünmem.” Onlar da sana sanki meraklılar yani. “Hiç yani” diyor “ahirette cennete giden yol İran’ın içinden geçse ben sola dönerim” diyor bak. Sen Allahsız mısın Müslüman değil misin? Sen nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin? Allah’ın cennetine hitabına bak. “Allah’ın cennetine gitmeyi bile istemem” diyor. İran’a duyduğu nefrete bak, Müslümana duyduğu nefrete bak, İngiliz derin devletine gösterdiği saygıya bak ve Allah’a karşı yaptığı saygısızlığa bak. Allah cennet sunacak diyecek ki “ben İran’dan dolayı gitmek istemiyorum başka yoldan gideceğim diyeceğim” diyor. Allah’a inanmıyor da olabilir. Bu üslubundan o da çıkıyor. “Kenarından bir yol var mı?” derim “bu kadar antipatim vardım benim o riyakar heriflere” diyor. Onlar da sana bayılıyor sanki. Seni kim seviyor? “Ahirette cennete giden yok İran’ın içinden geçse ben sola dönerim.” Bu ne kadar korkunç bir üslup. Bunu Müslüman söyleyemez böyle bir sözü. Yani iman ederek bir insan bunu yapamaz. Zaten iman eden, Müslümanları otomatik silahla tarattırmaz, tanklarla üstüne çıkarmaz. Bunlar şeytana mı yakayı kaptırdı, deccal bunlara büyü mü yaptı, akılları mı gitti? Bir garip mahluk oldular.

Fethullah Gülen cemaatine, İngiltere’ye ve İngiliz kültürüne yapılan katkılarından dolayı üstün hizmet ödülü verildi. Hep İngiltere’de olay dönüyor.

Tayyip Hoca’yı desteklemeyi alelade bir konu olarak alıyor olabilirler. Ben bir de usulen söylüyorum falan da zannedebilirler, hani böyle sempatim var da onun için. Değil kardeşim. Bak vatan millet, İslam’ın menfaati için bir milli lider etrafında toplanmaya mecburuz. Çok kritik dönemden geçiyoruz. Bu mesele siyasi parti meselesi değil. Tayyip Hoca da siyasi mesele olarak artık düşünmüyor olayı ben söyleyeyim. Mesele AK Parti meselesinden çıktı. AK Parti olarak bakmıyor Tayyip Hoca ben söyleyeyim. Bütün partiler olarak bakıyor. Manevi siyasi bir liderdir. Desteklenmesi benim kanaatime göre farz. Bu konunun şakası olmaz söyleyeyim. Tartışılacak bir konu değil. AK Parti’ye muhalif olabilirsin bilmem ne falan, solcu komünist de olabilirsin hiç fark etmez. Mutlaka bir milli lider etrafında toplanmak şart. Bayağı da aklı başında yetenekli bir insan. Aksi çok büyük felaket olur Allah esirgesin. Zaten müsaade etmeyiz ama aksi çok felaket olur. Bak bir arada olduğumuz için, bir lider olduğu için, yani manevi bir lider olduğu için hiçbir şey yapamıyorlar. Köpek gibi havlıyorlar uzaktan uzağa hiçbir şey yapamıyorlar. Bu konuda kararlı olup devam etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yeni Şafak Yazarı İbrahim Karagül, G20 Zirvesi’ni protesto için Almanya’nın yakılıp-yıkılması konusunda şunları söyledi: “Hamburg’da konuştuğum hemen herkes gösterilerin bu boyutta olmasını, organizasyon biçimini Almanya dışı güçlere dayandırıyor. Hemen herkes İngiltere faktörünü konuşuyordu. Kuzey bölgesiyle yeni bir yakınlaşmaya giren Londra adeta Avrupa Birliği’nin merkezini vuruyor, zayıflatıyor, tartışmalı haline getiriyordu. Kraliçe’nin adamları Hamburg’u yakıp-yıktı diyorlardı” dedi.

ADNAN OKTAR: Yıktı değil öyle. Kraliçe’yle adamın alakası yok. İngiliz derin devletidir asıl tehlike. Çok güzel açıklamışlar. Almanya’daki olayların organizasyonunun asıl faili İngiliz derin devletidir. Çok fazla delil var buna dair. Önümüzdeki günlerde onları yayınlayacağım.

15 Temmuz olayı, tabii halk sürekli bunu çok iyi düşünmesi lazım. Her gün çok iyi gündem yapılması lazım. Bu akılsız ahmakları kafalamışlar deccaliyet. “Seni de halife yapacağız” falan diye kandırıyor. İnanıyorlar. Adam seni ne yapsın? Hayatın kaymış zaten. Adam seni alıp-getirecek binanın içine oturtturacak alkışlatacak, adamın zoru ne? Ne uğraşsın? Zaten İslam’dan nefret ediyor adam. Seninle niye uğraşsın? Bu nasıl bir kafa? Mahvediliyor, bütün Nurcuları mahvettiler. Muazzam bir kitleyi mahvettiler boş yere İngiliz derin devletinin kuklası yaptılar. Yazık-günah o insanlara. Bunu nasıl akıl edemiyor inanamıyorum ben. Deccalla anlaşma olur mu? Hadiste diyor “Deccalın biz deccal olduğunu biliyoruz ama ekmeğinden suyundan istifade etmek için onun yanına varırız” diyor. Deccalın onları mahvedeceğini söylüyor Allah hadiste. Yani Peygamber (sav) kanalıyla söylüyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul’da insan hakları konusunda toplantılar yapmak için Büyükada’da bir araya gelen farklı insan hakları örgütlerinin temsilcileri, beş gün önce kaldıkları otelde topluca gözaltına alınmışlardı Adnan Bey. Toplantının CIA ve MI6 istihbarat teşkilatlarının kontrolü ve güdümünde yapıldığı ortaya çıktı.

ADNAN OKTAR: Büyükada’da İngiliz parmağı, yani İngiliz derin devleti. Kardeşim, bak adını koyduk, bütün Türkiye sallanıyor. İngiliz derin devletine dikkati çektikten sonra ben ve geniş çaplı bilgilendirdikten sonra kitapla, başka konularla da çok açık biz bunu vurguladıktan sonra bütün Türkiye’de İngiliz derin devletine karşı net tavır oluştu. Rusya’da da oluştu, Amerika’da da oluştu. Bütün dünya deccaliyeti tanımış oldu. Daha da tanıyacaklar. 2018’de de, 2019’da da, 2021’de de deccaliyetin canına otu tıkayacaklar ilimle irfanla.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Erzurum Milletvekili Orhan Deligöz, “Darbe teşebbüsünden itibaren bu otelde dört toplantı yapıldığını tespit ettik. Kendilerinin sözde insan hakları aktivisti olduklarını söyleseler de bu kişiler Gezi olayları zamanında olayları çıkaran kişilerdir. Katılımcılardan biri yerleşim birimlerinde sosyal hareketleri başlatma, sosyal direnişleri güçlendirecek bağlantılar kurma eğitimi verme konusunda uzman” dedi. Bu kişiler operasyon sırasında Türkiye haritası üzerinde tartışırlarken yakalanmışlardı.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti Türkiye’yi ne kadar kolay zannediyor. Baksana bunları rahatça kafalamışlar. “Sana da küçük bir yer yapacağız müze gibi falan oraya da oturtturacağız seni” diyor. Arkada da Mevlana Celaleddin’in heykelleri olacak, öbür tarafta Darwin’in heykeli olacak, homoseksüel renklerini de binaya hakim edeceğiz, seni de içeriye oturtturacağız” diyor, özetle bunu anlatıyorlar. Ve siz de bunu yiyorsunuz. Yani Fethullah Gülen’in adamları da bunu yiyor. Akıl alacak gibi değil. Adam seni niye halife yapsın? Adam kafayı mı yedi ne zoru var? İslam’ı yok etmeye çalışan adam seninle niye muhatap olsun, ne özelliğin var? “İzmir’i vereceğiz” diyor “Antalya’yı da vereceğiz” diyor “İstanbul’u da vereceğiz, Güneydoğu’yu da vereceğiz.” Anadolu’ya Türkleri toplayacaklarmış oradan da Orta Asya’ya süreceklermiş. Sürme değil de aslında katledecek yani. Asıl dertleri o. Çatışma ve katliam.

Sorular gelsin, kardeşlerim soru sorsunlar konuşalım.

VTR: Bazı insanlar neden bu kadar şiddete eğilimliler?

ADNAN OKTAR: Gece-gündüz Darwinist eğitim yaparsan. Darwin ne diyor? “Güçlü olan zayıfı yok eder” diyor. “Dünya güçlülerin dünyasıdır” diyor. “Güçlüler daima galip gelecekler” diyor. “Irklarda da bu böyledir” diyor. Mesela “Türk ırkı gelişmemiş bir maymun ırkıdır” diyor haşa. “Avrupa ırkları onları yok edecek” diyor. Sen böyle eğitim verirsen adam da vahşileşiyor tabii. Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca olacağı bu. Bunu filmlerle de destekliyorlar, tiyatrolarla romanlarla her türlü desteği sağlıyorlar, sonucunda vahşet ortaya çıkıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar birbirlerinin hayatlarına bu kadar karışmaktan ne zaman vazgeçecekler?

ADNAN OKTAR: Birbirlerinin hayatlarına karışmasının nedeni adam yerine koymuyor saygısı yok, değer vermiyor. Özellikle genç kızların üstünde akıl almaz bir baskı grubu var. Annesi, babası, ağabeyi, erkek arkadaşı, erkek arkadaşının arkadaşları, dayısı, dayısının çocukları, mahalle. Bu, Mehdiyet devrinde ortadan kalkacaktır. Peygamberimiz (sav) açıkça söylüyor “tek başlarına istedikleri gibi geceli-gündüzlü yol alacaklar” diyor “geceli-gündüzlü gezecekler.” Bak burada çok manidar bu ifade. “Ve başlarında süsleriyle gezecekler” diyor başlarında süs “ve ayakları çimlere değecek” diyor. Ayaklarının da çıplak olacağı yani dekolteye de işaret var orada “ayağı çıplak” diyor. “Çimlere çimenlere değer” diyor, yani rahatça gezerler anlamında. Sandalet gibi bir ayakkabı gerekir onun için.

Evet, dinliyorum.

VTR: Almanya’daki Müslümanları nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Nur gibi Müslüman hepsi. Ama birbirleriyle uğraşmaları doğru değil. “Sen Süleymancısın ben Nurcuyum” işte şudur budur. Diyanet camisi, Fethullah Gülen’in zaten sistemi berbat zaten battı-gittiler. Buna karşı Müslümanların birbirlerinin camilerine giderek birbirlerine sevgi göstermeleri lazım. Süleymancıların camisine Nurcular, Nurcuların camisine Süleymancılar bu oyunu bozmaları gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençle arasında niye hep ‘sıkıntı yok’ sözü kullanılıyor?

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma. Çocuklar hepsi şuurlu gençler. Çok kötü, bir genç kızın da bunu kullanması çok kötü. “Sıkıntı yok” argo bir üslup ama çok kötü bir argo çok çok yaygın kullanılıyor. Genç kızlar, beyler, şoförler, memurlar, profesör hepsi. Doktor bile “burada bir sıkıntı var” diyor. Mesela kemiğinde bir şişlik oluyor “bak burada bir sıkıntı var” diyor. Sıkıntıdan başka bir şey yok mu? Bunlar boş laflar böyle konuşulmaz.

“Bir kadın” diyor Peygamberimiz (sav) “Mehdi devrinde Irak’tan Şam’a” demek ki oralar Irak ve Şam tamamen kurtulacak ve terörist falan da kalmayacak bak “tek başına yolculuk yapacak. Ayağı otlara yeşilliklere değecek.” Her yer yeşil olacak anlamına geliyor. Yani çöl kalmayacak. Şu an mahvolmuş durumda. “Başında ziyneti olacak” süs, başı açık. “Fakat ne zarar görecek ne korku duyacak” diyor. Kitab-ul Cifr. Bunu İmam Hz. Ali (kv) söylüyor. Hz. Ali (kv)’yi yobazların şehit etmesinin nedeni işte bu hadislerdir. Hz. Ali (kv)’nin bu Peygamberimiz (sav)’den bu naklettiği hadisler. Yobazların işine gelmemesinin nedeni bu. Alevi kardeşlerimiz çok aydındır, çok aklı başında insanlardır. Bu hadisleri muhafaza ettiler. Allah onlardan razı olsun.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan yazısının devamında şunları söyledi: “Şunlarla hiç işim olmaz; hiç utanıp sıkılmadan Suriyeliye düşmanım diyenlerle, Suriye politikasını eleştirmek yerine gariban Suriyelilere nefret biriktirenlerle, sağlıklı bir mülteci politikası talep etmek yerine Suriyeliler defolup gitsin diyenlerle” dedi.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor güzel konuşmuş.

Bir daha Suriye aleyhtarı konuşma olmaması için kanun çıkarılsın. Suriyelilere nefret ağır suç kapsamına sokulsun, meclis kanun çıkarsın. Böyle bir ırkçı söylem ağır suç kapsamına girmesi lazım. Bu pervasızlık ortadan kaldırılsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Protein tozunun spora etkisi var mı?

ADNAN OKTAR: Protein tozuna ne gerek var? Güzel oğlağı kesersin, inşaAllah. Pul biber falan tuzlarsın, cazır cazır kızartır yersin. Allah Allah. Tozdan ne çıkar? Tozdan toz insan çıkar. Yani toz derken tozun zayıflığında olur. Toz gibi güçsüz olur. Tozla beslenen insan toz gibi olur, olmaz. Etle beslenen insan, değil mi, sağlam olur. Böyle buttan tutup yiyecekler. Budu olduğu gibi kızartacaksın eline alacaksın böyle, ayran testisi de elinde o şekilde yenir. Toz yok, badici adam budu alır sıyırarak yer, öyle olacak, değil mi? Böyle küp ayran kupası olacak onunla da tepene dikeceksin. O zaman Kara Murat gibi delikanlı olurlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gerçek aşk var mıdır?

ADNAN OKTAR: Gerçek aşk tabii ki vardır. İman ehlinin, kabadayıların, Allah’a kendini teslim etmiş olanların, sadece Allah için yaşayanların, egoistlikten tamamen kurtulmuş olanların, malını mülkünü canını Allah’a satmış olanların yaşadığı yüksek bir duygudur. Diğer insanlar tarafından bilinemez, bir mucizedir. Sadece onlara mahsus bir mucizedir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar yalnız kalmamak için ne yapmalı?

ADNAN OKTAR: Yanında insan olması, dost olması için güzel ahlaklı, sevecen, Allah’tan korkan olması lazım ki gerçek dostları olsun, gerçek sevenleri olsun. Öbür türlü gelen olur ama gider. Sabit dostluk için Allah’a sabit iman gerekir. Sen Allah’ı yalnız bırakırsan Allah da seni yalnız bırakır. Sen Allah’ı sevmezsen Allah da seni sevecek insan yaratmaz. Genel olarak söylüyorum tabii, o kardeşimiz için söylemiyorum. O samimi olarak soru soruyor. Ona da o şekilde cevap veriyoruz.

VTR: Neden her anımızı sosyal medyada paylaşmak zorundayız?

ADNAN OKTAR: Herhalde mutluluklarını insanlara aktarmak istiyorlar. Mesela havuza giriyor onu yayınlıyor, dışarıda bir şey yiyor onu yayınlıyor. Herhalde renk olsun izleyenlerine, sevenlerine monoton bir görüntü vermemek için elinden gelen imkanı kullanmış oluyor. Çünkü sevenler hep birbirlerini kontrol ediyorlar herhalde orada. Sabit fotoğraflardansa ilginç değişik fotoğraflarla onun düşünmesini sağlamak istiyor olabilirler. Çirkin bir şey değil o normal.

VTR: Benim ismim Fevzi. Ben şunu merak ediyorum; insanlarla neye göre dostluk kurarsınız? Kriterleriniz nelerdir bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: İnsanda samimiyet aranır. Allah’ın aradığı da samimiyettir. Samimiyse o insanla dost olunur. Samimi olması yeterlidir.

Evet.

VTR: Bir genç erkeğin veya kızın namaza başlama yaşı kaçtır?

ADNAN OKTAR: Şuuru yeterliyse bakılır makul bir şuura ulaştıysa. Bazen genç kızlar 6-7 yaşında bile çok çok akıllı oluyorlar. Hatta 5 yaşında, 4 yaşında bile çok çok akıllı olduklarını görüyorum. Şuur durumuna göre yani makul bir şuura sahipse olur. Yani Allah’ı kavrayacak, kendini kavrayacak, ruhunu anlayacak gibiyse o yaş onun için geçerli olur benim kanaatim.

VTR: Dövme yapmak günah mı?

ADNAN OKTAR: Niye günah olsun canım? Çok yakışıyor. Kadınlara özellikle acayip yakışıyor dövme çok güzel oluyorlar. Günah olması için bir sebep yok. Sadece steril olmaya dikkat etmek lazım. Bence kadını iki-üç misli daha hoş gösteriyor çok hoş bir şey. Ama tabii kötü kötü dövmeler değil. Soba borusu gibi dövme yapılmaz. Hoş olması lazım dövmelerin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sözcü Yazarı Can Ataklı Başbakan Binali Yıldırım hakkında kendince şöyle bir yazı yazdı: “Binali Yıldırım göreve ilk geldiğinde fıkrayla işe koyuldu. Etrafındakiler de komik olmayan fıkralarına mecburen gülüyorlardı. Sonra çok sevimli, esprili, babacan tarzı yakıştırmalar hızla yayıldı. Zaman zaman bana da sempatik geliyor. En azından göreve atandığının bilincinde, kendi başına işler yapmaya kalkmıyor. Sıkıştığında da işi espriye vuruyor ama devlet böyle yönetilmiyor işte. Son bir yılda ondan habersiz neler yapıldığını biliyoruz. 15 Temmuz gecesi bile Hakan Fidan darbeyi ilk öğrendiğinde Başbakan’ı aramak zorunda olmasına rağmen soluğu her nedense Genelkurmayda almıştı” dedi.

ADNAN OKTAR: Yok, Başbakan bayağı şeker insan, çok babacan tam tipik aile babası, tam halktan bizden birisi. Üslubu da bayağı güzel, sakin sakin de espri yapıyor hakikaten de komik oluyor. Başbakan tam tipik bir Anadolu insanı. Hiç başbakan havalarında falan da değil, triplere falan da girmiyor. Son derece mütevazi, mazlum, gayet de sakin, son derece samimi üslubu, dünya hırsı da yok. Her yönüyle samimi olduğu görülüyor çok efendi bir insan her gören çok seviyor. Bir de yaşlı-başlı haline rağmen bütün gücüyle Allah için vatan için gayret ediyor. Tabii ki MİT Müsteşarı Genelkurmay’a gitmiş, kardeşim en tehlikeli ordudaki olay zaten, acil hareket etmesi gerekiyor. Hakan Fidan bir kere çok uyanık bir delikanlı çok aklı başındadır. Beş vakit namazında mümin muttaki bir insan. Ferasetle hareket ediyor, ilhamla hareket ediyor doğru yapmış. Önce en sağlama alması gereken yer ordu. Önce orayı suyun başını tutuyor, önce Genelkurmay Başkanı’nı uyarıyor, hepsini sağlama alıyor, ondan sonra her yere haber veriyor. Bir de teyit etmek de istemiş olabilir, durduk yere panik yahut kargaşa olsun istememiş olabilir. Hakan Fidan öyle sıradan bir insan değil, yani ne bildiğini, ne yaptığını da bilmeden böyle konuşması doğru olmaz. MİT’teki bilgi onda var mı? Yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Saçlarımız uzadığı halde kirpiklerimiz ve kaşlarımız neden uzamaz?

ADNAN OKTAR: İşte o Allah'ın bir mucizesi, o çok şaşırtıcı. Kaş, kirpik duruyor ama saç uzamaya devam ediyor. Hâlbuki bilmez, kirpik uzadığını biliyor. Mesela belli bir boya ulaştığını kıl kökü haber alıyor, belirli bir boya ulaştı, artık uzama diyor. Uzamıyor, milim, santim ilerlemiyor, ama saç için devam etsin diyor, bu Allah'ın yarattığı bir harika.

Evet dinliyorum

BÜLENT SEZGİN: Yavru ördekler vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş ama bayağı eğlence çıkmış onlara. İyi, sahibi de iyi, akılcı hareket etmiş. Tabii sonra o su boşaltılır, temiz kalır.

Evet dinliyorum.

VTR: Cinler insanların düşüncelerini bilebilir mi acaba?

ADNAN OKTAR: Yok ama ne yaptığını görür tabii, haber alır söyler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Azerbaycan'dan Emin kardeşimiz bir mesaj yollamış sevgi mesajı size.

VTR: Selam Adnan Ağabey. Benim adım Emin. Ben Allah aşkıyla seni çok seviyorum. Sen benim nurlu imanlı ağabeyimsin. Ben seni herkesten daha çok seviyorum. Allah seni basımızdan eksik etmesin.

ADNAN OKTAR:  Bu ne sevimli şey bu böyle, bu ne tatlı, yaklaştır bakayım yüzünü. Boylu poslu çok da yakışıklı, ağabeyinin kuzusu, aslanı. Ben de seni çok seviyorum. Allah sana uzun ömür versin, nur versin hidayet versin. Şekerliği görüyor musun? Gayrete bak sen.

Evet dinliyorum.

VTR: Erkeklerin küpe takmasının dinen bir sakıncası var mıdır?

ADNAN OKTAR: Dinen tabii bir sakıncası yok da, ama delikanlıyı bozar, bence olmasa daha iyi. Dinen bir haramlığı yok, bir şey yok ama delikanlılık raconunda, eğer, bu bir felsefedir. Felsefeye de tabi oluyorsa o racona göre, delikanlılık raconuna olmaz. Delikanlıyı bozar. Birçok şey var, renkler vardır mesela delikanlıyı bozar. Olmaz. Haram mı? Değil. Bazı kıyafetler olmaz. Delikanlıyı bozar. Delikanlılık denen bir olay vardır onu muhafaza apayrı bir şeydir. Onun ayrı kanunu vardır, hukuku vardır, tüzüğü vardır. Bir mahkeme bir kere birisine ceza vermiş “her gün kitap okuyacaksın” diye “roman okuyacaksın” diye. İşte kütüphaneye gidecek, roman okuyacak günde iki saat mi, üç saat mi ne. On beş gün süreyle hatırladığım kadarıyla. Bunu yapan da işte bir şahıs, şimdi ismini vermeyelim. “Ya böyle bir şey delikanlıyı bozar” diyor. Yani “kabul edemem” diyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Müslüman gençlerin kot pantolon giymesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kot delikanlıya yakışır. Delikanlının temel kıyafetlerindendir. Hanımlara da yakışıyor, beylerde de olur. Hatta hanımlarda bazen hafif, iyice yıpranmış kotlar oluyor, bayağı yakışıyor. Çok da güzel oluyor. Hiç dinlemeyin siz bağnazların, yobaz takımının sözlerini. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışındaki ifadelere de hiç önem vermeyin. Açık ve alenen helaldir. Öyle bir şey olmaz. İstediğiniz gibi giyinirsiniz. Dekolte de giyersin ama taciz ihtimali varsa, zorlama ihtimali varsa, tabii orada kadının kapanması gerekir. Ama özgürce yaşayacağı bir ortamsa, istediği gibi dekolte de giyinir. Kuran’da hükmü çok açık, özgür, rahat yaşayın yani. Toplum baskısını boş verin. Öyle şeylere gerek yok. Kuran’ın özgürlük anlayışı içerisinde yaşayın. Birbirinizi çok sevin, dost olun. Aslan gibi delikanlılar herkes, ben hanım kızlara da bakıyorum, dalyan gibiler. Neşelerini, huzurlarını kaçırmasınlar. Gayet rahat güzel yaşasınlar. Ama delikanlılar çok iyi koruması lazım hanım kızları. İzzetlerini, şereflerini, namuslarını, rahatlarını, huzurlarını, sağlıklarını iyi korumaları lazım, çiçek bakımla güzel olur.

Evet.

VTR: Merhaba ben Emine, kendi peygamberimizi diğer peygamberlerden daha çok sevmemizin bir sakıncası var mı?

ADNAN OKTAR: Yok ama diyor Allah “Kimini kimine göre üstün kıldık” insan peygamberini sever. Niye sevmesin? Hiçbir mahsuru yok.

VTR: Merhaba Nejat ismim, ben Adnan Hoca’ya şu soruyu sormak istiyorum. Ünlü böyle Adnan Hoca gibi hocaların, televizyonlarda insanların sorularını yanıtlayarak büyük paralar kazanması caiz mi, ben onu öğrenmek istiyorum Adnan Hoca’dan.

ADNAN OKTAR: Adnan Hoca’yı bir kenara al da, “hocaların” de. Yani herhalde onu vurgulamak istedi de, cümle biraz yanlış anlaşılacak gibi olmuş. Yani “sizin gibi ünlü hocaların” diyor, değil mi onu demek istiyor? “Para alması caiz mi?” Kuran’ın açık, muhkem ayetleriyle, açık ayetleriyle, haramdır. Din adamı, İslam’a hizmet eden, Allah için hizmet eden bir Müslüman kesinlikle çıkar karşılığı, para karşılığı dini anlatamaz. Allah ayette defalarca vurguluyor, bir kere, iki kere değil. Muhkem hükümdür.

Evet dinliyorum.

EBRU ALTAN: Siz milyonlarca kitabınız satılmasına rağmen hiçbir telif hakkı almıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Tabii mesela ben kitaplarımdan telif hakkı almıyorum. Hiçbir şekilde olmaz. Televizyon yayınına çıktığı için para almak, yani çok utanç verici bir hareket bu ve dehşet verici. Ve ibadet yönü tamamen kaybolur. Çünkü sen Allah rızası için mi yapıyorsun, para için mi yapıyorsun? Allah rızası için yapıyorsan niye para alıyorsun? Bu çok korkunç, çok ürkütücü, ahlaka hiç uygun değil. Yani tek kelimeyle korkunç ve haram bir fiildir bu. Haram bir fiil, kesinlikle bir Müslüman yapmaz bunu. Yapamaz. Dini anlatmanın karşılığında para alınmaz. Kesin haramdır. Allah “uymayın” diyor “onlara.” Bak “eğer para alıyorlarsa anlattığında, onlara uymayın, para almayan, çıkar sağlamayanlara uyun” diyor. Para alan adamın sözü dinlenmez. Ayet açık “Para almıyorsa, Allah için anlatıyorsa dinleyin” diyor Allah.

EBRU ALTAN: Siz yıllardır tek bir gün bile tatil yapmadan hizmetinize devam ediyorsunuz. Hiçbir çıkar da kazanmıyorsunuz bundan.

ADNAN OKTAR: Tabii bak, kırk yıldan beri hiç tatil yapmadım. Herkes biliyor, bir saat bile. Yok yani.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün 11 Temmuz. İnsanlık tarihinin en karanlık sayfalarından biri olan Srebrenitsa Katliamı’nın yıldönümü. Birleşmiş Milletler Güvenlik Gücü’nün, burası güvenli diye halkı otobüslere doldurup Srebrenitsa’ya götürmüş ve halk Sırp milislere teslim edilmişti.  Sekiz binden fazla Müslüman bir kere de şehit edilmişti.

ADNAN OKTAR: Ama orda da güvenilmesi inanılır gibi değil. Hollanda gücünün güvendiğini zannetmiyorum. Aslında Hollanda’ya dava açılması lazım, orada bir oyun var. Bunu bir türlü fark edemiyorlar. Bu, İngiliz derin devletinin bir oyunu. Bunu yöneten İngiliz derin devleti. Hollanda’ya talimatı veren de İngiliz derin devleti. Aslında telefon konuşmaları, şunlar, bunlar tespit edilse olay hemen ortaya çıkar. O çakal katili de konuştursalar, o da konuyu anlatır. Aslında iyi bir sorgulama yapılamadı. Uygun, nezaketli bir sorgulama yapılsa, onların dilinden anlayacağı gibi, onların hepsi şakırdı bülbül gibi. Ama yanlarına kalacak diye de bir şey yok tabii. Zamanı gelince anlatacaklar.

KARTAL GÖKTAN: Bu katliamın simgesi haline gelen, mavi kelebeklerle ilgili bir bilgi var Adnan Bey. Ekranda mavi kelebekleri görebiliriz. Savaş sonrasında yapılan katliamın izlerini gizlemek için derin toplu mezarlar kazılmıştı ve yerleri bilinmiyordu. Ancak halk o bölgede beliren mavi kelebekleri takip edince, çok fazla toplu mezar ortaya çıktı. Nedeni bu kelebeklerin sadece ölüm çiçekleri olarak bilinen misk otuyla beslenmesi. Bu çiçeklerinin bulunduğu bölgeler kazılınca, uydu ve benzeri ileri teknolojilerle bulunamayan toplu mezarlar ortaya çıkmış oldu.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine rahmet etsin tabii alenen şehit oldular. Fakat Hollanda’nın bu yanına bırakılmaması lazım. Aslında İngiliz derin devletinin yanına bırakılmaması lazım. Çünkü Hollanda’yı yönlendiren İngiliz derin devletiydi. Çekilin emrini veren İngiliz derin devletiydi Hollanda’ya ve katliam emrini veren de İngiliz derin devleti. Deccaliyet emir verdi ve deccaliyetin emrini yerine getirdiler. Deccal de onu koruyacağını söyledi, o alçağı. Sonra da tabii gereğini yaptı, aldı içeri soktular.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Doğu Perinçek geçtiğimiz günlerde İran’a partisi adına bir heyetle birlikte gitmiş ve bölge ülkeleri ile Asya birliği için konuşacağını söylemişti. Bugünkü yazısında da PKK’ya karşı partisinin duruşunu şöyle tarif etti; “Türkiye’de siyasal partiler düzleminde şu anda Vatan Partisi, MHP, Saadet Partisi ve Tayyip Erdoğan’ın AK Partisi, hem PKK ve FETÖ terörüne karşı mücadelede hem de Kürdistan’ın bağımsızlık girişimini engellemede aynı cephede kullanıyorlar. Türk ordusu, polisi, yargısı da bu milli duruşun içindedirler. En önemlisi arazide olursanız görürsünüz. Türk milleti bu cephededir.” dedi.

ADNAN OKTAR: Ben bu insanın bu sağlam milliyetçi tavrına hayretler içinde bakıyorum. Normalde bu komünist yani klasik komünist. Maocu komünist olarak biliniyor. Gözlerime inanamıyorum. Çok sağlam bir milliyetçi, çok sağlam bir vatansever. Maocular var mesela ben okulda da görürdüm, askeri parkalı falan. Alenen bildiğin komünistler ama çok sağlam milliyetçiler yani. İyi yani öyle olmaları çok iyi ben takdir ediyorum ama tabii inşaAllah iman ederler. Fakat diğer yönleri mükemmel.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’nin Çukurca ilçesinde PKK’lı teröristlerce düzenlenen saldırıda bir askerimiz şehit oldu, iki askerimiz yaralandı. Şehidimiz Harun Arvas.

ADNAN OKTAR: Arvas sen seyitsin sen, sen nurlusun sen, sen Peygamber (sav)’in soyundansın, sen çok nurlu aslan delikanlısın. Peygamberimiz (sav) de seni çağırmış, sen de gitmişsin. Allah mübarek etsin şehadetini. Allah kutlu kılsın. İmrendik sana, inşaAllah bizleri de çağır. Bir daha yakışıklıyı göreyim ben bakayım. Ne mutlu annene, ne mutlu sana. Ne güzel maşaAllah şehadetin imreneceğimiz bir güzellikte. Cennet kuzusu olmuşsun. Biz devam edeceğiz burada bir süre daha. Bakalım ne kadar devam edeceğiz? Ama çağırırsanız geliriz inşaAllah. Cenab-ı Allah onu söylüyor ayette, sonraki gelecekleri bekliyorlar, biliyorlar ve bekliyorlar. Allah annene, babana sabr-ı cemil nasip etsin. Güzel bir sabır ve uzun ömür versin.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar mezheplere bağlı kalmadan İslamiyet’i yaşayabilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii yaşar ama Mehdi (as) olmadan kargaşa olur bence. Mehdi (as)’ın zuhurunu bekleyelim. Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında olursa çok çok daha güvenli güzel olur çünkü suiistimal edecek samimiyetsiz kişiler de çıkabilir. Samimi bir insan olduğu iççin Mehdi (as) çok rahat, huzurlu olarak Kuran’ın yeterliliği içinde yaşayabiliriz. Allah beni de herkesi de Mehdi (as)’a talebe etsin inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ahmet, size bir sorum olacak. Allah her yarattığı kulu sever mi?

ADNAN OKTAR: Allah her yarattığı kulu sever mi? Güzel bir soru. Ruh sahibi olan her yarattığı kulu sever. Ruh sahibi olan, Allah’ın ruhundan üfürdüğü her yarattığı kulu sever. Çünkü zaten Kendi tecellisi. Kendi tecellisini sevmemesi mümkün mü? Değil. Ha “ölüyü sever mi?” dersen, ölüyü sevmez Allah. Yani ölü olarak yarattıkları vardır. Sen onu insan zannedersin. Onu sevmez. “Gözü vardır görmez” diyor Allah, “Kulağı vardır işitmez. Kalp gözleri de kördür onların” diyor yani bütün algıları kapalıdır, şuuru da kapalıdır. “Siz onları diri zannedersiniz halbuki onlar ölüdür” diyor. Bir kısım kardeşimiz bunu müteşabih zannediyor. Açık muhkem ayet. “Ölü” diyor Allah. Açık, alenen söylüyor. Nasıl müteşabih olsun? “Ölü” deyince ölü. Bildiğin ölü diyor Allah yani zombi. Ama canlı olan, ruh sahibi olan herkesi sever Allah. Çünkü ruh sahibi hiç kimse Allah’ı inkar edemez. Hiçbir yaratılan şuur sahibi, ruh sahibi kulun Allah’a inkara gücü yetmez, takati yetmez. Yaratılıştan bunu yapamaz. Onu yaratacak cesaret ve gücü yoktur hiçbir kulun. Böyle bir çirkin cesareti hiçbir kul gösteremez. Hiçbir beden bunu kaldırmaz, takati yetmez. Ama ruhu yoksa bedeni var, inkâr eder tabii. Hatta Peygamberimiz (sav)’e Allah diyor bak, “şaşırıyorsun” diyor. “Üzülüyorsun da” diyor. “Halbuki onların canı yok” diyor Allah. “Ölüler” diyor. “Sen de onlara üzülüyorsun” diyor. “Kendini helak edeceksin neredeyse” diyor. “Yanlış yapıyorsun” diyor Peygamber (sav)’e. “Onlar ölü” diyor. “Ölü olduğu için onlar inkar eder. Ben onları öyle yarattım zaten” diyor. “Cehennem için özel yarattım, sen de üzülüyorsun onlara” diyor. “Üzülme“ diyor. Peygamberimiz (sav) onları canlı zannettiği için üzülüyor. “Neredeyse helak edeceksin” dediği kalbi sıkışıyor. Acayip bunalıyor yani, tansiyonu yükseliyor. Bayağı bunalıyor. Israrla onları iknaya çalışıyor. Allah da “yapma” diyor onun için uyarıyor. “Israr etmene gerek yok, onlar ölüler” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari şehidimizin sosyal medyada son paylaşımı vardı Adnan Bey. “Resmime bakıp ağlamayın sakın.” yazıyor.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, kabadayım benim. Seni alından öpüyorum ben alnından, sen aslansın. Ağlayan, şehide çirkin harekette bulunmuş olur, çirkin tavırda bulunmuş olur. Şehadetine saygıya uygun olmayan bir harekettir. Kabadayıya ağlanmaz, çok ayıp, çok çirkin.

Evet.

VTR: Bu Türk kızları neden bu kadar nazlıdır? Bana bunu açıklayabilir misiniz? Çok nazlılar.

ADNAN OKTAR: Severim senin sevgini. Ama aslan delikanlım şimdi sen tamam kızları seviyorsun Allah tabii kalben sevilecek şekilde onları yaratıyor. Fakat şimdi bak o genç kızın nelere ihtiyacı var biliyor musun? Bir, onun namusunun korunmasıdır. Bir genç kızın namusunu ezdiğinde, ezildiğini bildiğinde veyahut böyle bir şey olduğunda o kız mahvolur o çocuk. O çiçeği ezmiş olursun, yakmış olursun onu. Bir; namusu, şerefi, onuru, sağlığı sıhhati, neşesi. Bunlara dikkat edeceksin. Bunları koruyup kolluyorsan helal olsun sana, helal olsun. Sev, aşık da ol, o da seni sevsin. Gani gani helal olsun. Ama bu şartlar çok önemli bak, dinine saygı göstereceksin, dindar olmasını sağlayacaksın. İmanını muhafaza edeceksin, namusunu muhafaza edeceksin, onurunu muhafaza edeceksin. Sağlığına, sıhhatine, neşesine, her şeyine destek olacaksın. Bunun için gerekirse ölümü göze alacaksın bir kabadayı olarak. Bunu yapıyorsan helal olsun sana ama yapmıyorsan sana haram olsun, sana ve herkese.

Genç kızın onuru çok önemli. Ona hiç önem vermiyorlar. Bir an önce hemen yatağa götürsün, ilişkiye girsin sonra da hakaret etsin. Mahvettin gitti, ne olacak ondan sonra o? O güzelim çiçeği soldurdun, ne olacak? “Bana ne?” diyor. O zaman Allah sana onu nasip etmez, olmaz. Bak, mesela o çakal benim kız arkadaşımı tehdit ediyordu. Bir çakal vardı şimdi ismi lazım değil. Uyardık yapmadı bir daha ama tabii bunu uyarırken tabii orada sen de onunla muhatap olmuş oluyorsun, risk altına giriyorsun. O riski kabul edeceksin. Çünkü o seni artık hasım biliyor o zaman. O husumeti kabul edeceksin.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Taha. Sormak istediğim soru, evren neden aklımızın alamayacağı kadar geniş?

ADNAN OKTAR: Taha geniş de değil de sonu yok. Geniş ayrı sonu olmaması ayrı. Sonu yok yani yüz katrilyon sene gidiyorsun, daha hiç gitmemiş oluyorsun. Bin katrilyon sene gidiyorsun, yine daha hiç gitmemiş oluyorsun. Bin katrilyon çarpı bin katrilyon ışık yılı gidiyorsun bak, bin katrilyon çarpı bin katrilyon ışık hızıyla gidiyorsun. Diyorsun “ne kadar yol aldık?” “Daha başlamadın ki” diyorlar “yol alasın. Daha bismillah, sıfır noktadasın” diyorlar. Öyle bir güçtür Allah, sonu olmayan bir güçtür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Bengisu. Vergi oranı bu kadar yüksekken yapılan hizmetler neden bu kadar az?

ADNAN OKTAR: Bengisu saçların çok güzel olmuş ve çok güzel kızsın, tebrik ediyorum seni, rengi de iyi olmuş. Yobaz takımının itirazlarına hiç itibar etme. Sorusunu bir daha tekrar et.

VTR: Merhaba ben Bengisu. Vergi oranı bu kadar yüksekken yapılan hizmetler neden bu kadar az?

ADNAN OKTAR: Biz yeni ayağa kalkan bir devletiz, yeni ayağa kalkan bir milletiz. İngiliz derin devletinin çöreklendiği bir yapıyız. 2021’lerde hepsi düzelir. Bak sürekli Mehdiyet demeyeyim diye söylüyorum. İmam Mehdi (as)’ı göreceğiz, İsa Mesih’i göreceğiz. İslam hakim olacak, savaş da kalmayacak. Bütün silahlar eritilecek, sanayide kullanılacak. Terör falan da kalmayacak, PKK da kalmayacak. Bütün sınırlar kalkacak yani devletler kalacak da pasaport ve vize kalkacak. Herkes kardeş olacak, her yer bayram yeri gibi olacak. Ne kadar sürecek? 7 veya 9 sene. Kıyamet çok yakın, hayret edecek şekilde yakın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Kadir. Türkiye’de sanat neden bu kadar değer görmüyor?

ADNAN OKTAR: Kadir aslansın sen, ağabeyinin aslanı aferin sana. Bak bütün gençler aynı şeyi söylüyor, sanat sanat sanat. Sanat kalite demek, neşe ve sevinç demektir, güzellik demektir. Güzellik yoksa sanat yoksa kalite yoksa hayat ölü hale gelir, mutsuz olur insanlar. Onun için sanatı ön plana almak lazım, doğru söylüyor. Sanat ve kalite bakanlığı kurulması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Başak. Benim merak ettiğim soru şu, Peygamber Efendimiz (sav) günümüzde yaşıyor olsaydı dünyanın bugünkü durumu ne olurdu?

ADNAN OKTAR: Resulullah (sav) yaşasaydı güzel Başak, Mehdi (as) olarak zuhur etmiş olurdu. Her yer barışla dolardı, savaşlar kalkardı. Mehdi (as)’ın görevinin aynısını yapardı. Herkes mutlu olurdu, güzel örnek olurdu. Bütün dünya onu severdi, Hristiyanlar, Museviler de severdi. Ama “ben gelmeyeceğim torunum gelecek” diyor. Aynısı. Evladım diyor evladım bak, evladım. “Benim yerime evladım gelecek” diyor, aynısı. “Benim ıtrimden, benim soyumdan Muhammed Mehdi isminde bir zat” diyor. “Zahir olacak” diyor Peygamberimiz (sav). “Benim oğlum” diyor. Ha Peygamberimiz (sav) ha oğlu, aynısı.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Akit Yazarı Ali Karahasanoğlu 9 aylık hamile Suriyeli annenin bebekleriyle birlikte öldürülmesinin ardından şöyle yazdı. “Köşe yazarlarına bakın Cumhuriyet’te tek bir tanesi yazmamış, Sözcü’de tek bir tanesi yazmamış. Hürriyet Yazarı Melis Alphan’dan ses yok, Uğur Dündar’da yok, Emin Çölaşan’da yok, Bekir Coşkun’da yok. Basın toplantıları düzenleyen CHP genel başkan yardımcıları yok, CHP sözcüleri yok. Hani siz kadın cinayetlerine karşıydınız? Hani siz tecavüzlere karşıydınız? Suriyeli hamile kadının uğradığı tecavüz ve cinayet için niye sesinizi yükseltmiyorsunuz?” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu Ali çok yaman delikanlı, çok efendi bir çocuk. Darwinizm’e de gereken cevapları veriyor zaman zaman. Çok dürüst, ailenin en yaman delikanlısı bu. Babaları da çok efendi bir insan ama o daha tabii halim selim, bu işlere o kadar girmiyor. Ama Ali’nin kafası çok iyi çalışıyor. Hep hayati konularda güzel vurgular yapıyor. Ali’ye helal olsun, aferin Ali’ye maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Akit Yazarı Ali Karahasanoğlu 9 aylık hamile Suriyeli annenin bebekleriyle birlikte öldürülmesinin ardından şöyle yazdı. “Köşe yazarlarına bakın Cumhuriyet’te tek bir tanesi yazmamış, Sözcü’de tek bir tanesi yazmamış. Hürriyet Yazarı Melis Alphan’dan ses yok, Uğur Dündar’da yok, Emin Çölaşan’da yok, Bekir Coşkun’da yok. Basın toplantıları düzenleyen CHP genel başkan yardımcıları yok, CHP sözcüleri yok. Hani siz kadın cinayetlerine karşıydınız? Hani siz tecavüzlere karşıydınız? Suriyeli hamile kadının uğradığı tecavüz ve cinayet için niye sesinizi yükseltmiyorsunuz?” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş. İsim isim de belirtmesi süper olmuş. Lamı cimi de yok zaten belli bir süre de bekledi, çok iyi oldu. Şimdi yazmış olsalar bile anlamı belli olmuş olacak. Oradaki kafayı vurgulamış oluyor, mantığı. İşte milletin ruhuyla bu kafa çok ayrı. Milletin ruhunu Tayyip Hoca çok güzel savunup anlatıyor. O insana destek olsun millet, kardeşlerimiz. Sağcısı, solcusu, komünisti, ateisti tarafgir olarak söylemiyorum AK Partili olsunlar da demiyorum. Komünistse yine komünistliğine devam etsin. Bak Sayın Perinçek’in konuşmasına dikkat ediyor musunuz? Buna getiriyor yani anlaşıldı mı? “Biz AK Partili değiliz” diyor. “Ama memleketin birlik ve bütünlüğünden yanayız” diyor. Nasıl olacak? Sen başı savunmazsan bütünlüğü de savunmamış olursun. Başı kabul etmiyorsan bütünlüğü de kabul etmiyor olursun. Onun için bu iş sevgi meselesi değil. “Ben sevmiyorum” kardeşim sevme. Senin sevdiğin cennete gidecek değil. Sevmiyor olabilirsin ama vatanı seviyorsundur. Dinsiz de olsan vatanını seviyorsundur, vatanın birliği bütünlüğü için. İngiliz derin devletine karşı mücadelede başın, milli liderin korunup kollanması lazım. Kararlı şekilde koruduğun müddetçe bak adamlar it gibi susuyorlar ve korkuyorlar. Ama mesela bu yarı yarıya denge bozulmuş olsaydı köpek gibi saldırırlardı. Ama millet desteklediği için it gibi susuyorlar. Desteğe devam.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, benim bir sorum olacaktı. Hz. Hızır (as)’ın, Hızır olmadan önceki hayatı var mıdır, varsa nasıl Hızır olmuştur ve hangi dönemde yaşamıştır?

ADNAN OKTAR: Hızır (as) normal bir insanken Musevi’ydi Hz. Hızır (as). Normal mümin bir insandı. Allah ona o Hızır olma özelliğini verdi ama onun sabrı da tabii gücü de ona verilmiş. Yoksa insan Hızır olsa cinnet geçirir. İnsanın aklı onu kaldırmaz. Bir insanı birden Hızır haline getirirsen aklını oynatır Allah esirgesin, bedeni kaldırmaz. Onun için onun önce bedenen ve ruhen ona hazırlanması gerekir. Allah onu ona hazırlıyor. Tevrat’ta da geçiyor bu. Mesela “çok korku doluydum” diyor. “Adam yanıma yanaştı” diyor. “Bana baktı” diyor. “Üstümden gitti korku” diyor. “Bana baktı” diyor ve “gitti üstümden korku” diyor. “Çok gerilmiştim, gitti üstümden” diyor. Onun üstünden Allah korkuyu aldı. O tedirginliği aldı. O metafizik gücü de ona verdi. Ama aklın ihtiyarını kaldırmıyor bu. Zamanın dışına çıkıyor, zamanın içine giriyor, eşya şeklini alıyor yani cin gibi, cine benziyor. İnsanla cin arası. Zaman zaman insan özelliği alıyor, zaman zaman cin özelliği alıyor, o tarz. Mesela balık şeklini alıyor, suyun içinde gidiyor ama hayrettir aklın ihtiyarını almıyor. Nasıl bir yöntem ile Allah bunu yaptı bilmiyoruz. Onu yaşayan bilir. Nasıl rüyada en mantıksız şeyler bile bize mantıklı geliyorsa Hızır’a da o mantıklı geliyor. Mantık oynaması yapıldı Hızır’da. İnsan mantığına göre değil Hızır’ın mantığı.  Hızır mantığı ona verildi. Hızır mantığında çok makul geliyor ona. Bize de Hızır mantığı verilse bize de makul gelir. Melek mantığı verilse bize meleklik çok makul gelir. Melek olsa insan aklını kaybeder. Ama melek mantığında çok makul oluyor.

İsrailoğulları’ndan bir gençti firavunlar döneminde. Haham o devirde öyle düşünün. Boşandığı hanımı Hızır (as)’ın sırrını ifşa etti. O da kaçıp bir adaya sığınıyor.  Sonra işte bu görevi başlıyor. Adı Hızır değil. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinden Hızır olduğunu biliyoruz. Bir garip bir ilmi uygulayan garip bir insan. Garip bir insan o. İlm-i garip deniyor onun ilmine de ledün ilmi. Çok fazla kullanır Allah ledün ilmini. Kulunu feci bir şekilde ezer halbuki adam evliya. Mesela adam firavundur çok rahat eder hiçbir şey olmaz. Mesela mahvediyor sevdiği kulunu ama cennete koyuyor. Adam son derece rahat yaşıyor cehennemin dibine koyuyor. Ledün ilmidir bu. Neyin ne olacağını hiç bilemezsin Allah’ın sanatının. Neyi ne için yaptığını hiç anlayamazsın. Hep iyidir hep samimidir Allah. Hep güzeldir, hep doğrudur ama insanın oyunculuğuna karşı da Allah hep ledün ilmini kullanır. İlm-i batın, onun üstadı da odur. Hz. Hızır (as), Hz. Musa (as)’dan daha alim yani ağırına gidecek bir şey yok. Ulul azm peygamberden daha mı büyük diyor. İlmi daha büyük. Git zaten tabi ol diyor Allah ona. Ne artistlik yapıyorsun? O bir vatandaş var da oturmuş anlatıyor. Nasıl olur diyor Allah’ın büyük peygamberine? Allah diyor sen inanmıyor musun Allah’a? Bana rüşt olarak diyor “rüşt, doğru yol olarak sana uyabilir miyim?” Diyor. Ne demek? Benden daha üstünsün diyor. İlmin daha çok diyor. Sana uyacağım ben doğru yolu bulacağım diyor. Rüşt diyor artık daha nasıl desin? O da diyor ki bak bana hiçbir konuda itiraz etmeyeceksin diyor. Ama bak itiraz edeceksin diyor. Biliyorum ben seni diyor. Bu da bir üstünlük. Onu biliyor. O onu bilmiyor mesela Hz. Musa (as) bilmiyor. Niye ağırınıza gidiyor bu? Yani yarıştırıyorlar. Sen karıştırma Allah üstün diyorsa üstündür. “Olur mu?” diyor, oluyor. Niye olmasın yani? Üstünlüğün yönü muhtelif. Yani o yönde üstün. Ama iman derecesi o bilinmez Allah bilir.  Allah iman yönünde üstün demiyor. İlim yönünde üstün.  Bilmiyor işte öğreneceğim dediğine göre o mürşit konumunda olduğuna göre mürşit olarak ona uyuyor. “Olur mu?” diyor. Akla bak hizaya gel yani.

EBRU ALTAN: Allah “Her bilenden daha iyi bir bilen vardır” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Asıl ismi Talya’dır Hızır (as)'ın ismi. Talya bin Melkan bin Amir bin Efrahşed bin Sam bin Nuh ismi. Uzun bir ismi var.  Melkan da deniliyor kendi çevresinde. Talya, Melkan, Sam da deniliyor. Muhtelif isimleri var. Erfahşed isimlerinden biri de. Halen de görevde Hızır (as).

Mesela İngiliz derin devleti olmasa Mehdi olmuyor. Ledün ilmi. Yani anlatsam insanların aklı gider. Çok acayip bir durum meydana geliyor. Çok şaşırtıcı. İngiliz derin devletinin olması mesela Allah’ın katında bir ledün ilmidir. O olmasa Mehdi olmuyor. Mesela Firavun sarayında Hızır (as), Firavun sarayında korkuyor Firavun ondan. Hızır (as)’dan korkuyor. Firavun’un başarısında Hızır (as)’ın gücü oluyor. Onu da destekliyor. Musa (as)’yı da destekliyor. Acayip bir ilim. İmtihan için bu gerekiyor. Ben bu kadar anlatayım da siz de bu kadarla bırakın yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili şöyle bir yazı yazdı. “Madem artık halka dokunuyor, bürokrat edasını üzerinden atmalı. Kalabalığa bakıp maşaAllah maşaAllah diyebilmeli. Madem artık Hz. İbrahim (as)’den Hz. Musa (as)’dan söz ediyor sağına soluna bakmadan Allah-u Ekber diyerek haykırabilmeli.”

ADNAN OKTAR: Onu içinden diyor, o mümin bir insan yani efendi, değerli bir insan Sayın Kılıçdaroğlu. Ama CHP komünist zeminde çok hırpalanmış bir parti. Zemininde komünist çok fazla var. Şimdi onları da başına bela etmeden yavaş yavaş gemiyi suya doğru götürüyor. Denize doğru götürüyor. Oturmuş gemiyi suya doğru götürüyor. Bu bir ledün ilmidir. O da bir ledün ilmi uygulamış oluyor. İstese de istemese de, bilerek veyahut bilmeyerek uygulamış oluyor. Dürüst bir insan o ama tabii ki dindar çizgiye doğru CHP hızla ilerliyor. Mehdiyet devrinde zaten alenen dindar bir parti olacaktır. Alenen dindar.

Evet soru alalım.

VTR: İyi günler ben Canan benim sorum şu: Kadın görünümde tecelli eden melek var mıdır?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii, gerekirse yapabilir. Mesela Hızır (as)’da da var. Kadın görünümünde de görünüyor Hızır (as). Melek de gerekirse görünür yani. Ama cinsiyetleri yoktur meleklerin. Ama Hızır (as) erkektir. Fakat nefsi yoktur. Acıkma, susama o tip bir özelliği yok. Ama istediğinde de acıkıp susuyor da.

EBRU ALTAN: “Eşya da olabilir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Eşya da oluyor tabii. Mesela yanında sehpa olarak durur haberin bile olmaz. Hükümet toplantısına katılır. Kararın değişmesine vesile olur. Mesela bir bakan şeklinde girer, adamın haberi bile yoktur. Onun adına konuşur. Adamların haberi olmaz. Yani garip bir varlık garip bir insan.

Evet dinliyorum.

VTR: Tanımadığımız biriyle selamlaşmak nasıl bir davranış?

ADNAN OKTAR: Çok güzel doğrusu da odur. Yolda giderken selam dersin güvenli olduğunu gösterirsin o da sana güvenli olduğunu gösterir. Dostluğa açık olduğunu gösteriyorsun çok nefis bir ahlak, çok nefis bir davranış, çok doğru.

Evet.

VTR: Sosyal medyayı nasıl daha iyi kullanabiliriz?

ADNAN OKTAR: Üslubu güzelleştirmek lazım. Sevgiyi ön plana almak lazım. Kadınları korumayı ön plana alalım sosyal medyada mesela hanımları tehdit edenleri gündeme getirelim. Özellikle ölüm tehdidi çok vahim bir şey. Dövme sövme şeyi ayrı mesele de fakat ölüm tehdidinin şakası olmaz. Genellikle mutlaka ölümle neticeleniyor o. Kabadayılara büyük görev düşüyor böyle şeyde. Kanunla hukukla gereken neyse yapılması lazım.  Hanımların onurunu koruyalım. 

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Çok konuşan kediler var.

ADNAN OKTAR: Kedi değil bunlar, gerçekten kedi değil. Cin bunlar. Alenen konuşuyorlar. Hayır direkt bakarak ne alakası var falan diyor. Niye daha demin söylemiştin diyor. Tamam kabul da diyor ne demek istiyorsun.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım İlhan Güngör. Sertifikayla hastanede çalışanlara karşı bir çözüm bulunabilecek mi, yoksa nasıl bir süreç izlenecek bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, kurs görüp hastanelerde hastaları kabul eden bölümde çalışıyorlar değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Doktor sekreteri oluyor. Efendim, danışmada duran kişiler olabiliyorlar, güzel. Hükümet elinden geleni yapıyor. Tayyip Hoca samimi, Başbakan da samimi. İyi olacak biraz sabretsinler. Üç beş yıla kadar Türkiye tamamen düzlüğe çıkar. Ama başta ittifak çok önemli. Bir milli liderin etrafında toplanmak çok önemli. Tayyip Hoca çok uygun bunun için. Hiç tereddüt etmesinler. Dediğime titizlikle uymakta fayda var. Yani sevdiklerim bu konuda titiz olsunlar.

Evet.

VTR: Bu İstanbul trafiğinden nasıl kurtulacağız?

ADNAN OKTAR: İstanbul trafiğinden; tünel, yer altı. Şu dağların altına da çok iyi otomobil garajları yapabilirler. Gayet müsait. Her yer dağ çünkü İstanbul’da. Altına hatta AVM falan da yapılabilir. Yazık o dağlara. Şirketlere verseler adamlara ihale olarak versen desen sen yap ben karışmayacağım. Burada AVM de yap. Yüzme salonu da yap içinde, spor tesisi de yap ama büyük otomobil garajları yap. Böyle çok rahat kabul ederler. Yapar onu birçok şirket kendisi o şeyi karşılayarak yaparlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Enis Berberoğlu’nun ile hiçbir alakası olmadığını ve elinde bir delil olmadığını söylüyor. Ancak Kılıçdaroğlu’nun ByLock’çu danışmanı Fatih Gürsu’nun Enis Berberoğlu ile iki yüz elli telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı. MİT tırlarının Cumhuriyet’le haberleştirildiği günün hemen öncesi ve sonrasında da ByLock’çu danışmanla Enis Berberoğlu arasında müthiş bir telefon trafiği var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hükümet, devlet, mahkeme savcılık bir şey yapıyorsa bir bildiği vardır. Öyle münasebetsiz yanlış bir şey kimse yapmaz. Bıraksınlar bunu. Ama Kılıçdaroğlu tabii nezaketen bunları diyecektir. Nezaketen diyordur. Olay çok açık benim en yakınım bile olsa hak etmiştir gereği yapılsın. Öyle bir şey olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Bunun da ötesinde MİT tırlarının durdurulması olayına karışan kişilerin numaralarının henüz abone bilgilerine ulaşılamayan bir İngiltere numarasıyla irtibatı tespit edildi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Canım işte bak nereye baksan bir şeyler çıkıyor görüyorsunuz.

“Darwin’den niye korkuyorsun?” diyor. Darwin benden korkuyor. Darwin’in korktuğu şey fosillerdir zaten. Biz onu ortaya çıkarttık. Darwin deden yatmış zaten korkulacak hali yok ki. Korktuğum siz yanlış yollara gidiyorsunuz. Cehenneme gideceksiniz diye korkuyorum. Sizi kurtarmaya çalışıyorum. Yoksa ölmüş gitmiş adam neyinden korkacağız değil mi? Canlı da olsa fikri zaten bomboş fikir. Fikirden korkmak diye bir şey olmaz. Sadece fikrin vereceği zarardan tedirgin olursun. İnsanlara, topluma vereceği zaten zararları da ortada görülüyor.

EBRU ALTAN: Hatta evrimciler kapıyı kilitliyorlar sizi…

ADNAN OKTAR: Tabii bak İngiltere’de en ünlü babalarına dedik, gel dedik. Burada tartışalım. Yok dediler kaçıyorlar. Burada konuşalım dedik. Adamlar içeri odaya kaçtılar çığlık sesleri ile. Kapıyı içerden kilitlediler. Yani korkma demeyim de çekiniyorlar yani. Yeneceğim için, ezeceğim için fikirle.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici soru var.

VTR: Merhaba benim adım İsa. İsa (as)’ı tekrar görebilecek miyiz acaba?

ADNAN OKTAR: İsa (as) tabii yani Allah aklın ihtiyarını kaldırmadan birçok harika meydana getiriyor. Mesela İslam’ın hakimiyeti çok zor gibi görünüyordu modern İslam anlayışı bütün dünyaya hakim olacak. İsa Mesih de çünkü gözümüzün önünde mesela gökten inse bu aklın ihtiyarını kaldırır ama İsa Mesih’i bir yerde uyur vaziyette bulacaklar. Yani herhangi bir insan diye de şüphelenir bir insan ama geçmişi olmayan ailesi olmayan bir insan. Eli yüzü düzgün, çok akıllı, kibar, saygılı, dindar dolayısıyla İsa Mesih’i göreceğiz. Bu nesil görür inşaAllah.

VTR: Kadının aklı yarımdır diye bir Hadis-i Şerif söylentisi var bu doğru mu, doğruysa ne kadar doğrudur?

ADNAN OKTAR: Kadının aklı yarımdır diyenlerin, onların kendisinin aklı yarım. Kadın aklı niye yarım olsun? Kadın dünyanın en güzel varlığıdır. Büyük bir nimettir. Cennet süsüdür. Ailenin kökenidir kadın. Şehirler kadın için kurulur. Kadından kaynaklanır kurulmasının nedeni. Medeniyetler de kadınlardan kaynaklanır. Dolayısıyla o sözün bir geçerliliği yok. Hiçbir anlamı yok. Kurani bir kaynağı yok. Ama eski Sümer putperest dinlerinde, işte o Darwinist pagan dinlerinde, eski Hititlerde, Urartularda böyle bir inanç var. Kadını mahluk gibi görüyorlar haşa. Eski Hint dinlerinde sapkın putperest eski Hint dinlerinde de bu mevcut. Hatta erkek öldüğünde karısı da onunla beraber yakılıyor. Yani erkeğin bir parçası gibi görülür. Alelade bir varlık gibi görülür. Bu eskiden aciz, yetersiz, güçsüz iktidarsız hasta erkeklerin kadınları ezmek için ortaya attığı pagan inançlarından bir inançtır. Doğruluğu yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Elif. Peygamber Efendimiz (sav)’in fiziksel özelliklerinden bahseder misiniz?

ADNAN OKTAR: Güzel Elif, akıllı Elif bahsedeyim. Peygamberimiz (sav) o devirde çok dikkat çeken, çok yakışıklı bir delikanlıydı. Çok çok yakışıklıydı. Bütün kadınlar evlenmek istiyorlardı Peygamberimiz (sav) ile. Peygamberimiz (sav) hiçbirine evet demedi uzun yıllar. Hz. Hatice o devrin en güzel ve en zengin kadınıydı. Yüzlerce erkek ona talip olmuştu. Yüzlerce delikanlı talip olmuştu. Hz. Hatice annemiz hiçbirini kabul etmedi. Ama Resulullah (sav)’ı gördüğünde bitti. Derhal kendinden evlilik teklifi getirdi. Hz. Hatice’ye teklif giderken o ilk defa hayatında bir erkeğe evlilik teklifi götürdü. Yani Mekke’den Medine’den ünlü zenginler, ünlü ailelerin çocukları falan Sana’dan oradan buradan her yerden evlenme teklifi aldı Hz. Hatice annemiz hiçbirini kabul etmedi. Hayatta da hiç kimseye evlilik teklifi etmiş bir kadın değil. Hayatta tek kere Resulullah (sav)’ı gördüğünde ona kendisi teklif etti. Evlenme teklifi etti. Ne kadar yakışıklı olduğunu, ne kadar güzel olduğunu oradan anlayın.

Siyah kaşlı, simsiyah gözlü, gözünün beyazı ile siyahı çok zıt Peygamberimiz (sav)’de. Kudret alameti olarak hafif gözünde bazı yerlerinde ince kızarıklıklar var ama hani bir güneşte kalan bir insanda kudret olur ya gözünde böyle kudret alameti olarak görülüyordu. İri dudaklıydı Peygamberimiz (sav). Dudakları iri ve genişti. Dişleri süt gibi bembeyaz alt ve üst dişleri. Normalde şu an diş macunu var diş fırçası var. Dişçiler var yine insanlar elde edemiyorlar. Beyaz diş çok zor bir şey. İlaç falan kullanıyorlar. Süt beyazlığı yani çok dikkat çeken bir beyazlığı vardı dişlerinin. Temizliğinin de artık titizliğinin de derecesini oradan anlayın.

Peygamberimiz (sav) güreşçiydi. Klasik pehlivandı. Ağırsıklet pehlivanları ile güreşen pehlivandı. Ortasıklet pehlivan da değil. Amansız bir kuvveti vardı. Her iki kolu da çok kuvvetliydi. Bacakları kuvvetliydi. Kolları kalın, elleri parmakları uzun ve kalın. Ayakları da öyle çok yapılı. Bacakları kalın Peygamberimiz (sav)’in, adaleliydi. Omuzu bayağı geniş Resulullah (sav)’ın. Omuzunda tam kürek hizasında kalp, kalbinin üstünde güvercin yumurtası büyüklüğünde bir ben vardı çıkıntılı. O nübüvvet mührü, meşhur nübüvvet mührü. Hz. İbrahim (as)’da da vardı o. Mehdi (as)’ye kadar devam ediyor. Mehdi (as)’de de var. Genetik olarak devam ediyor. Oraya kadar gelmiş.

Peygamberimiz (sav)’in burnu orta kısmı hafif bombeli. Çekme burun derler ona bombeli. Mehdi (as)’de de var o yani dümdüz değil de hafif kavisli. Doğan burunlu hafif ama çekme. Belli belirsiz. Kalkık ve küçük burnu Resulullah (sav)’ın. Sakalları gür, siyah sakalları. Yaşının ileri dönemlerinde saçında beyazlıklar vardı ama boyuyordu saçlarını. Dolayısıyla simsiyahtı saçı sakalı simsiyahtı. Göğsünde üst kısmında göğüs tüyü vardı şu üst kısmında bir şerit şeklinde. Onun dışında heykel gibi böyle mermer gibi vücudu pırıl pırıl cildi. Boynu falan pırıl pırıl. Cildi çok güzeldi Resulullah (sav)’ın. Bebek cildi gibi. Yüzündeki ifade çocuksu, masum yani masum çocuk yüzü ifadesi vardı. Çocukluğundaki ifade hiç gitmedi vefatına kadar. Hatta Hz. Ebubekir (ra) açıp öpüyor yüzünü. Çok seviyordu Resulullah (sav)’ı.

Hatta Peygamberimiz (sav)’le o devrin ağırsıklet pehlivanı diyor “eğer beni yenersen ben iman edeceğim” dedi. Resulullah (sav)’la güreştiler Resulullah (sav) kaptığıyla adamı vurdu böyle bir seferde adam dedi ki “Ben boş bulundum bu olmadı” dedi. Resulullah (sav), “tamam” dedi bir daha alınca bir daha vurdu. Resulullah (sav)’ın peygamberliğine kanaati geldi o zaman. Çünkü Peygamberimiz (sav)’den çok çok iri adam. Bedenen çok abartılı şekilde iri, adaleli bir insan. Normalde olacak iş değil, normal yenemez bir insan. Bunun da bir mucize olduğu anlaşılıyor alıp onu yere vurması. Usulen değil adam hakikaten direniyor ama gücü yetmiyor.

Gözlerinin bakışı çok keskin, sesi çok güzel, ses tonu çok böyle Davudi güzel erkeksi güzel bir sesi var Resulullah (sav)’ın. Fakat ilk görenlerde akıl almaz bir heyecan meydana geliyordu. Çok abartılı bir heyecan. Alışılmışın ama çok çok üstünde. Mesela koskoca adamın dili tutuluyor. “Adın ne?” diyor. Mesela söyleyemiyor adını. Peygamberimiz (sav) ağzına mesh ediyor şöyle o zaman konuşuyor. Şaka yapıyor veyahut onları güldürüyor ondan sonra açılıyorlar. Yoksa ilk gören akıl almaz heyecanlanıyor. Zaten Peygamberimiz (sav)’in peygamberliğine inananların yüzde doksan beşi diyebilirim dış görünümünden dolayı iman ettiler. Gelen Hristiyanlar, hahamlar geliyordu Musevi hahamlar. Hristiyan rahipler geliyordu bakıyor şiddetli bir heyecan ve sarsılma oluyordu bakanlarda. Hemen kabul ediyorlardı çok dürüst çünkü yüzündeki ifade, bayağı efendi çok ağır başlı, çok nezaketli.

Her lafa çok güzel cevap veriyor. Sinirlenmiyor, mesela ters münasebetsiz konuşanlara çok saygılı, efendi cevap veriyor. Yoksa sahabeler mesela kılıca falan davranıyorlar densizlik yapanlara, o hiçbir şekilde yaptırtmıyor eliyle işaret ediyor. “Sakın dokunmayın” diyor. Resulullah (sav)’ın güzelliği dillere destandı o devirde ve dürüstlüğü de dillere destandı. Muhammed-ül Emin bir tek ona aitti. Mekke’de ve Medine’de ünlüydü dürüstlüğüyle. Ama peygamber olunca çok tersleşti adamlar. Halbuki dedi Peygamber (sav), “Aranızda yaşadım siz bana Muhammed-ül Emin dediniz. Ben her zaman size karşı dürüst oldum ben size yalan söylemediğim de belli. Ben Allah’tan size gelen vahyi bildiriyorum” diyor. Ama adamlar tabii çok densizdiler çok münasebetsiz. “Sana buranın idaresini verelim, bu şehir senden sorulsun, mal mülk verelim ne istiyorsan yapalım. Peygamberlikten vazgeç” diyor. Peygamberimiz (sav) “Ben, Allah’ın hükmü, ben öyle bir şeyden vazgeçmem. Vazgeçmem için de bir sebep yok. Allah’ın hükmünü bildireceğim ben” dedi. Çok acayip kepazelik, ahlaksızlık çıkarttılar. Ama Resulullah (sav) tabii kaderinde olduğu için başarıyla peygamberlik görevini yaptı. Altmış üç yaşında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Vefatından önce söyledi kızına “vefat edeceğim” dedi. Vaktini de bildirdi. Son olarak “Refik-i Ala’ya” dedi elini yükseltti yukarı kaldırdı eli düşünce vefat ettiğini anladılar.

Resulullah (sav)’ın başı büyüktü kafası, heybetliydi kafası. Vücutlarına göre insanların normal olur ya kafa peygamberlerde kafalar büyük olur. Hz. İbrahim (as)’in kafası da çok büyük. Büyük başlı oluyorlar. Mesela Hz. Yakup (as)’un başı da büyük Resulullah (sav)’ın başı da büyük. Sıradan bir insan görünümünde değiller. Bir de saçlarını uzatıyordu Peygamberimiz (sav) iki taraftan bayağı uzun örüyordu iki taraftan. Bir buradan bir bölüm bir tane, iki burada iki burada yani dört belik. Ortadan ayırıyordu ona belik deniyor dört belik buram buram gül kokuyor. Gülü çok seviyordu. Uydurma gül kokuları var şu an öyle değil bu hakiki gül yağı. Kendisi yetiştiriyordu zaten gül yağını yapıp onu satıp ondan kazanıyordu. Evin etrafını da gül bahçesi yapmış evin çevresini dört tarafını, her taraf gül. Onları eziyor gül yapraklarını topluyor nasıl bir yöntemle yapıyor bilmiyorum da gül yağı elde ediyor. Onu satıyor daha çok geçimini ondan kazanıyordu Resulullah (sav).

Gözleri iri normal gözden daha iriydi büyük gözlüydü. Nurlu parlak bir yüzü var cildi parlak, vücut cildi de parlak, yüzü de parlaktı Peygamberimiz (sav)’in. En dikkat çeken yönü efendiliği ve masumluğu. Tam anlamıyla dürüst. Yirmi dört saat dürüst. Kadınları mesela çok anormal hareketler yapıyor eşlerinden böyle çirkin hareketler görüyordu. Son derece hürmetli ve çok nezaketli cevaplar veriyor hiç sinirlenmiyor. O da peygamber alameti. Ama küfürden biri saldırıya geçtiğinde alnında damar çıkıyor burada. O hamiyet hissi olduğunda, hamiyeti İslamiyesi kabardığında alnında şu şekilde bir damar çıkıyor oradan anlıyorlar öfkelendiğini. Ama öfkelendiğinde kasırga gibi esiyor tabii.

Bizzat sahabenin önünde savaşa giriyordu normalde kumandanlar savaşa girmezler biliyorsunuz geride kalırlar ama o öyle hani canına değer veriyor demesinler gibisinden de hem sevap almak için de ordunun daima önünde ilerledi. İstese yapmazdı, kumandayı geride tutup devam edebilirdi.

Rahat ve süratli yürüyor, hızlı yürüyor yürürken yani yavaş yavaş yürümüyor. Gözünü oynatarak bakmıyor bakarken. Bazı insanlar var ya kafa durur ama gözüyle bakar Peygamberimiz (sav) bakması gerektiğinde başını çevirerek bakıyor. Bu asalet alametidir. Hiçbir zaman için mimik kullanmıyor. Bazıları olur ya iş olmaz dediğinde kaşıyla oynatarak yapar. Veyahut ağzını büzer bir şey yapar beğenmediğini belli etmek için. Hiç yapmıyor. Hatta diyorlar sahabeler “Ya Resulullah söyleseydin biz adamı uzaklaştırırdık” diyorlar. Peygamberimiz (sav) niye getirdin bu adamı ona benzer bir şey söylüyor. Memnuniyetsizliğini söylesen, ağzınla yüzünle bir işaret versen ya “Peygamberler öyle şey yapmaz” diyor Peygamberimiz (sav). Öyle bir mimik yapmaz yüz ifadesinde bulunmaz diyor.

Saçı sakalı daima taranmış düzgün. Bağırarak konuşmuyor, yüksek sesle bağırarak konuşması yok. Hemen anlaşılıyor kim olsa zaten iman eder. O kadar dürüst, bayağı efendi bir insan. Ne konuşursa dürüst konuşuyor niye yalan söylesin ki? Bir de vahiy geldiğinde zaten kendini kaybediyor, bayılıyor yani. Terliyor, zor nefes almaya başlıyor, bembeyaz oluyor eli yüzü. Baygınlık geçiriyor. O haldeyken vahiy geliyor ve bayağı uzun mesela yüz satırlık, elli satırlık vahiy geliyor. Bir insan bunu nasıl uydursun? Ve hepsi gayet düzgün, mükemmel, müthiş sanatlı, kafiyeli ve bir tanesi birbiriyle çelişmiyor. Vahiy gittikten sonra ayılıyor zaten kendine geliyor. Yüzünü açıyorlar, üstündeki tülbendi açıyorlar. Peygamberimiz (sav)’in yüzünün o şekilde görünmesini istemiyorlar sahabeler. Çünkü bembeyaz oluyor yüzü o şekle giriyor. Onun için her seferinde tülbentle örtüyorlar yüzünü. Çok derin nefes alıyor böyle sesli nefes alıyor nefes alırken. Alenen baygınlık hali. O haldeyken vahiy geliyor. Bütün herkes üstünde hissediyor o ağırlığı ayrıca. Yok diyor yalan söylüyor. Bu çok büyük bir ahlaksızlık. Görmüyor musun böyle bir şey olur mu? Birdenbire değişiyor şekli eli yüzü değişiyor baygınlık geçiriyor. Sen kendinde hissediyorsun o ağırlığı. Bütün orada oturanlar hissediyor daha niye oturup itiraz edersin? Ve gelen vahyi kesinlikle doğru çıkıyor. Mesela söylüyor diyor ki “üç veya dokuz yıl içerisinde dünyanın en alçak yerinde öbür taraf galip gelecek” diyor. Adam sırf bunu yanlış çıkarmak için çıkar yüksek bir yere yaylalık bir yere o yenilecek adam da anlaşır bilakis o taraf yenilir. Yani dini ortadan kaldırmak için kendince böyle bir oyun oynayabilirler. Olmuyor dünyanın en alçak yerine hakikaten gidiyorlar hakikaten denilen o süre de doğru oluyor. Mesela üç ya da dokuz niye yapsın adam? Dördüncü yılda yapar. Üç, beş, yedi veyahut dokuz; tekli sayılardan biri sayıda olacak diyor. Üç, beş, yedi, dokuz. Aynısı oluyor yani her şey tam. Tarih tam, coğrafi bölge tam, yenilme şekli tam. Mesela “Dünya kainat yaratılmadan önce denizlerle karalar bitişikti. Her yer duman kaplıydı, kapalıydı. Sonra ayrıldı” diyor. Aynısıyla doğru çıkıyor. Altı bin altı yüz altmışaltı ayette hiç çelişki olmaz mı öyle olsa? Kim ne yazarsa yazsın yapamaz böyle bir şey. Ve zaten her vahiy gelmesi çok aralıklarla oluyor. Diğer ne dediğini insan unutur. Üç bin ayet söylediğini düşünelim ne bilsin aklında insan nerede kalsın nerede çelişeceği. Hiçbir şekilde çelişmiyor. Onun tam muntazam devamı olarak söylüyor. Dolayısıyla inkar eden bütün bu mantıkları cevaplandıracak ahirette. Yapabiliyorsa tabii. Cevaplandıramayacağına göre ona göre karşılık. O dürüstlüğün bir kere hiçbir açıklaması yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Çağrı. Said Nursi’ nin görüşlerini niye bu kadar çok seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Said Nursi’de sahabe dürüstlüğü var. Dürüst Müslüman o çok açık belli oluyor. Bir de gerçekten iman etmiş o anlaşılıyor. Bir de çok sakin konuşuyor ama müthiş bir metafizik özelliği var. Yani bu anlaşılacak gibi değil. Bu çözülecek gibi değil. O hayret verecek bir şey. Mesela gayet sakin “Mehdi 1980 yılında çıkacak” diyor. Bu nasıl bir şey? Tam hadislerle ama hadislerin hiçbiri çıkmamış daha. “Çıkıyor ve çıkacak” diyor “alametlerin hepsi çıkacak” diyor ve gayet emin. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek” diyor gayet emin. Hangi alim Darwinizm’i yok edecek der? Hangi alim? Hiçbir alim dememiştir. Hiçbir Osmanlı alimi ima dahi etmemiştir. O diyor bir tek “Darwinizm’i, materyalizmi yok edecek” diyor. Tarih de veriyor 2010- 2020 diyor. Net konuşmuş. Ve diyor ki bak “hicri 1506 gibi de” diyor “bu taife-i azimenin son zamanlarını gösteriyor” diyor. Dersin ki 1506’dan sonra asıl ondan sonra devam edecek zanneder insan. Değil mi? İslam hakim olduğuna göre gider artık yüzlerce yıl gider diye düşünür insan. En az bin yıl gider gibi görünüyor. Değil mi? İslam’ın hakimiyeti bin yıl gider. Yok diyor öyle bir şey yok diyor. Altmış sene falan bir hakimiyet var o kadar. “Hemen arkasından bozulma başlayacak” diyor. Gayet sakin. “Öbür konular gibi kati olmamakla beraber” diyor “kati kanaatim olmamakla beraber Allahualem böyle” diyor. Mesela “Adnan Menderes” diyor ki “O uçağa binmesin durdurun onu başına bir şey gelecek” diyor. Hakikaten uçak düşüyor. “Mezarımı yıkacaklar” diyor. Bak “Mezarımı yıkacaklar, şu tarihte de öleceğim” diyor. Aynısı çıkıyor. 1971’de olacak olayları aynısıyla söylüyor 28 Şubat’ın tarihini veriyor. Doksan yıl öncesinden söylüyor. Doksan yıl öncesinden 28 Şubat’ta olacak darbeyi söylüyor. Net tarih vererek söylüyor. Bu ne bu? Be ne yapayım böyle bir insana nasıl konuşayım? Bu çok acayip bir şey değil mi kardeşim?  Cezaevinde adam bakıyor cezaevinin memuru bu resmi tutanağa geçen, devletin tutanaklarında olan bir şey. İçerde yok küçük hücre, koşarak camiye gidiyor bakıyor camide namaz kılıyor. Cezaevi müdürüne geliyor derhal yakalayın diyor hemen getirin. Asker gönderiyorlar bakıyorlar orada yok. Yine koşarak geliyorlar bakıyorlar cezaevinde içerde oturuyor. “Sen niye gittin namaza?” diyorlar “Ben hiç gitmedim” diyor “benim yerime bir evliya, öyle beni seven birisi öyle görünmüş olabilir size” diyor. Ben bu insanı niye sevmeyeyim? Ona niye güvenmeyeyim? “Bize ilişmeyin” diyor hakime “yer hiddet ediyor” diyor. “Deprem oluşuyor yapmayın” diyor hakim diyor ki, mahkeme tutanağı var resmi tutanak “mahkemeyle davayla senin ne alakası var depremle bağlantısını nasıl kurdun bunun?” diyor. O anda deprem başlıyor yine. Hakim bu konuyu sormuşken bu konuyu yok hükmünde görüp bunu geçiyor başka konulara geçiyor. Halbuki bunun tutanağa geçmesi lazım. Değil mi? Depremi sormuşsun, sormuşken cevabını istemeden deprem başladığı için cevabını istemeden başka konuya geçiyor. Bu ne bu? Her konuyu talebelerine ertesi gün olacak her konuyu söylüyor. Her konuyu ama mesela yarın şu gelecek diyor geliyor. “Aciptir yeminle söylüyorum” diyor “ertesi gün olacak her olayı görüyordum” diyor “rüyamda.” Talebelerine söylesen hepsini anlatıyordu diyorlar. Peki biz ne diyelim bu insana? Şimdi burada bir fevkaladelik yok mu? Var. O yüzden seviyorum Said Nursi’yi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey ismim Necmi Özay. En büyük cihat nefisle midir?

ADNAN OKTAR: Yok onu ayırt etmek yanlış. Klasik cihat çok zordur. Yani şiddetli korku meydana gelir ancak mangal yürekli kabadayıların yapacağı bir şeydir. Sahabeler iki taraftan sarmışlardı şimdi adam nefsine ne olacak? Nefsine hot dedi mi oturur aşağı. Nefsi kontrol çok kolay. Mesela farz edelim zina edecekse etmeyeceksin der etmez. Kötü bir söz söyleyecekse söyleme dersin söylemez. Nefis garibandır ne dersen de. Ama cihatta bir saldırı olduğunda orada can, ayette diyor “yürekler ağızlara gelmişti” değil mi? “Hançereye dayanmıştı” diyor. Öyle bir ortamda bir insan kabadayılık yapıyorsa, delikanlılık yapıyorsa bu çok büyük olaydır. Onun için gerçek cihadı önemsiz gibi göstermek olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce hayat adil midir, herkes eşit şartlarda hayatta yaşıyor mu?

ADNAN OKTAR: Evet, eşit şartlarda imtihan oluyoruz bu da bir mucizedir. Yani onda yüz fazlaysa sende de mutlaka yüz fazla olur bir şekilde. Onda yüz eksikse sende de yüz eksik olur ama konuların şekli değişir. Bu da Allah’ın bir mucizesidir. Aklına ve imanına göre değişir yalnız. Yüksek akla, yüksek imana sahipse bela ve imtihan çok daha şedit ve güçlü olur. Aklı zayıfsa düşer yani çok daha zayıf olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Burak Görkem. Adnan Hoca’ya şöyle bir sorum olacak. Günümüzde insanların dini kullanarak gündeme gelmesini nasıl yorumluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Dini kullanan kim olabilir öyle o şekilde görülen, var mı sizin aklınıza gelen?

OKTAR BABUNA: Dini kullanarak ücret alanları mı söylüyor sizce?

ADNAN OKTAR: Ücret alıp evet o doğru, yani çok fazla klasik hoca var televizyon kanallarına çıkıyorlar. Çok yüksek ücret alıyorlar. Hakikaten bir servet oluşturuyorlar o parayla. O yönüyle doğru. Ama bunun dışında da yani düşünürsek aklımıza gelebilir ama her halükarda ne yaparsa yapsınlar yine de İslam’ın lehine bunlar. Yani en sahtekarı bile çıkmış olsa, en çıkarcısı bile olsa yine Allah’ı düşündürdüğü için yine lehimize. O bir oyun bile oynamış olsa din yine buradan kazançlı çıkar, İslam yine kazançlı çıkar.

Evet.

VTR: Merhaba ben Buğra. Medyanın İslam’a karşı tutumu neden bozuk, düzgün değil yani?

ADNAN OKTAR: Şimdi medya derken bir sevgisiz, merhametsiz medya var, yani halkı sevmeyen, insanları sevmeyen, Türk halkına tepeden bakan, kendi arlarında böyle ukala, bilmiş, egoist diyeyim, sevgisiz, ruhsuz bir dünya kuran bir klan yapılanması şeklinde küçük medya yapılanmaları var. Bunları herkes biliyor. Halk bunlardan nefret eder, bunlar da halktan nefret ederler, bilinir. Bunlar tabii İslam’a en başından beri çok eskilerden beri nefretle bakan tipler. Yani yüz-yüz yirmi sene, yüz otuz sene evveline gidiyor bunlar. Ta İttihat Terakki devrinden geliyor bunların nefreti, silsile olarak devam etmiş. Darwinist ve materyalist kafada bu adamlar. Bunların bir gücü kalmadı şu an. Bunlar çok aşağılandılar Türkiye’de, çok marjinalleştiler. Şu an bunlar zavallı konumda, herkesin böyle nefretle değerlendirdiği, saygı duymadığı, sözleri artık geçerli olmayan, eskiden Türkiye’yi sarsarken, şimdi insanlara sadece alay konusu olan zayıf, çelimsiz, boş kafalı adamlar. Yani kafa takılacak bir yönleri kalmadı özellikle benim bunları deşifre etmemden sonra. Yani malum şahısları biliyorsunuz söylemiştim, hatta adam kendisi de söyledi; “Kendimi çok değersiz hissediyorum artık” dedi. “Beni eleştirdiklerinden dolayı” dedi, “bütün gücümü, irademi kaybettim” dedi. Hatırlıyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

 VTR: Merhaba, Adnan Hoca yeni Türkiye hakkında neler düşünüyor?

ADNAN OKTAR: Yeni Türkiye daha ortaya çıkmadı. Yeni Türkiye 2021’lerde ortaya çıkacak ve bütün dünyaya ışığın kaynağı olacak, bütün peygamberlerin çıktığı yer bütün dünyaya ışık saçacak. Biraz beklerseler bunu görecekler.

Evet.

VTR: Merhaba ben Furkan. Sorum şu olacak: Bize gönderilmiş kitap Kuran-ı Kerim bir tek kitap olarak gönderildi. Bunu okuyup anlamak yerine çeşitli cemaatler veya mezheplerin peşine neden takılıyoruz? Bunu hep merak etmişimdir.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu sözün çok doğru güzel. Adam Kuran’ı açar, Allah’ı, dini, İslam’ı öğrenir. Ama Kuran’da “Müslümanları sevin, onlarla yardımlaşın, onlara sadaka verin, fitre verin, zekat verin” diyor. “Onları koruyun, birbirinizin velisisiniz” diyor. O zaman o adam der ki; “Bu insanlar neredeler?” Değil mi? “Bu Kuran’a uyan kişiler neredeler?” İşte “bu nerede?” diye ararken o cemaatleri bulmuş oluyorlar. Ama cemaatlerde bunu bulabiliyorlar mı, derme çatma gibi görünüyor ama yine de idare eder. Yani mesela Süleymancılar var, Kuran’a dayalı değil tabii bunlar, klasik Nakşibendi, Sünni, Hanefi bir topluluk. İyi niyetliler mi? Tam anlamıyla iyi niyetliler. Kendilerini Mehdi grubu olarak görürler. Kuran okumayı, okutmayı teşvik ediyorlar. Namaz kılmayı teşvik ediyorlar. Gelenekçi, Ortodoks İslam anlayışını savunuyorlar. Genç kızlar lacivert başörtüsü örter. Beyler başlarına lacivert takke takarlar. Zararlı mı? Yok. Yani PKK’nın olduğu bir ortamda, İngiliz derin devletinin olduğu bir ortamda, zaten ahir zamandayız, yani mükemmel bir İslam anlayışını onlardan bekleyemeyiz. İyi niyetliler mi? İyi niyetliler. Bu yeterli bizim için. Samimiler mi? Samimiler. Bilemiyor olabilirler, yani yeterli olduğunu Kuran’ın düşünememiş olabilirler. Hatta Kuran’ın yeterli olmasını suç gibi görüyorlar. Bilmiyorlar onu. Bu zamanla oturacak, yani Mehdiyet devrinde onların gönülleri kırılmadan hepsinde bir düzelme ve sakinleşme olacaktır. Çünkü internetin olduğu bir ortamda, uydu yayınlarının olduğu bir ortamda ne Süleymancılık dayanabilir, ne Nurculuk dayanabilir, ne Nakşilik, ne Kadirilik hiçbiri dayanamaz. Yani hepsinin çocuklarına bakıyoruz hepsinin evlatları Kuran talebesi olmuş. Genç kızların hepsi Kuran talebesi olma ruhundalar ama dine ihanet ettiklerini zannediyorlar Kuran’a bağlı olunca, bu çok korkunç bir şey. Bak, sırf Kuran’a dayalı olduğunda, sahabe dönemi gibi olduğunda, Peygamberimiz (sav)’in yaşadığı gibi yaşadıklarında Allah’a ihanet ettiklerini düşünüyorlar. Bu tabii şeytanın ilkasıyla oldu. Bunu düzelteceğiz, inşaAllah.

Evet, yine devam edelim.

VTR: Merhaba ben Recep. Düşünceden öteye gitmeyen düşünceler günah mıdır?

ADNAN OKTAR: Yani şöyle tabii Allah hakkında kötü düşünmek, uzun uzun tasarımlarda bulunmak bu haram olur ama istemeden aklına kötü kötü şeyler geliyor, hiçbir kıymeti yok. Yani çok çirkin şeyler de gelebilir. Mukaddesatıyla ilgili sözler gelebilir, yakınlarıyla ilgili, annesiyle ilgili, dinle, İslam’la, kız kardeşiyle, babasıyla ilgili her şey ile ilgili aklına çok kötü şeyler gelebilir, sevdikleriyle ilgili aklına kötü şeyler gelebilir. Bunların hiçbir kıymeti yok. Kaale alması kötü olur, yanlış olur, hiç kaale almaması lazım. Kaale alırsa suç olur. Kaale almadığında hiçbir şey olmaz. Ama tasarlayarak, bilinçli olarak, uzun uzun Allah hakkında, din hakkında kötü şeyler düşünmek haram olur tabii.

Evet.

VTR: Merhabalar benim adım Başar, merhabalar benim adım Mumin. Biz Suriye’den geliyoruz. Bizi seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canlarım benim, benim güzel yüzlülerim, tabii ki seviyoruz. Biz sizin hizmetçiniziz. Biz sizi çok seviyoruz. Türkiye sizin, özbeöz kardeşimizsiniz. Başımızın tacısınız. Sizden nefret edenleri Allah hidayetle sarsın, akıllarını başlarına getirttirsin. Çok korkunç. Suriyelilerden nefret etmek ahlaksızlıktır, ahlak eksikliğidir, vicdansızlıktır. Zaten bizimsiniz siz. Osmanlı döneminde sizi cetvelle ayırdılar bizden, cetvelle. İngiliz derin devleti cetvelle ayırdı sizi bizden. Zaten bizim kendi özbeöz evladımızsınız. Dolayısıyla hoş geldiniz, sefa geldiniz. Ata yurdundasınız. Bizim canımızın ta içisiniz, baş tacımızsınız. Size söylenen laf bize söylenmiştir. Biz onlara gereken cevabı veririz. Siz gönlünüzü çok rahat ettirin.

Evet.

VTR: Keşke demek doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Keşke şu anlamda doğru olabilir. Yani mesela bir çocuk vardır, sen onu eğer uyarmış olsan o hendeğe düşmeyecektir. “Ya” dersin “keşke uyarsaydım” Yani pişman olursun. Onu yapmamak üzere azmetmiş olursun.  Yani sana tecrübe olmuş olur. “Bu bana tecrübe olsun, bunu bir daha yapmayacağım” anlamında diyorsa öyle olur ama ikinci türlü, yani zaten o kaderde olan bir şey. Yani “kaderi beğenmiyorum” gibi, o olmaz. Yani hareketini beğenmeyip pişman olduğunu söyleme anlamında olabilir.

Evet.

VTR: Teknoloji zamanımızda çocuklara nasıl etkiledi?

ADNAN OKTAR: Çocukları biraz hareketsiz bırakıyor, o tehlikeli. Yani çocuklar sokağa çıkacak, koşuşturacak falan. Bilgisayarın başında oturuyorlar, çok kilolu gençler. Bir ufaklık çarşıya gittim, “ben sizinle resim çektirmek istiyorum” dedi. Ama acayip dombili, köfte acayip şeker bir şey, belli ki hareketsizlikten. Baktım, telefona acayip hakim, kurt gibi. Tak tak yazılar yazıyor ama el kadar bir şey, ufacık bir şey. Onun evde neler yapacağını düşünemiyorum yani. Bilgisayar varken o dışarı çıkmaz Allahualem. Dışarı çıkacak, koşacak. Ama tabii çıkılacak dışarı var mı, o da ayrı bir konu. Onu sağlamak gerekiyor.

Evet.

VTR: Merhaba ben Mert. Ahirette de kader var mıdır?

ADNAN OKTAR: Ahirette tabii sonsuza kadar kader var. Sonsuza kadar işte çok büyük mucize. Bak, sonsuza kadar olan hayatı Allah kaderde yapıp bitirmiş. Yani “bitirmiş” diyoruz anlamak için “bitirmiş” diyoruz. Allah Katında bitiyor ama bizde bitmiyor. Allah Katında bitmiş oluyor.

Evet.

VTR: Merhaba ben Furkan. Allah bizi neden yarattı?

ADNAN OKTAR: Allah yalnız olmak istemiyor. Allah sevgiyi seviyor, aşkı sever Allah, tutkuyu sever. O bizde yaşar o aşkı zaten tutkuyu. Biz birine aşık olduğumuzda Allah o hazzı bilir, bizdeki o hazzı bilir. Onu yaratan O çünkü. Aşkla bakan gözü de yaratan Allah’tır. Tutkuyla bakan gözü yaratan da Allah’tır. Gözdeki o harikalık, aşkın tutkunun, meydana getirdiği özel bir güç var, o çok büyük bir mucizedir. Onu bilim, hiçbir şey açıklayamaz. Müthiş bir hazdır. Allah onu beğeniyor işte. O tutkuyu, sevgiyi beğeniyor. Kendisi de kullarını seviyor, kullarının da Kendisi’ni sevmesini seviyor Allah. Yalnız olmak istemiyor, konu bu.

Evet.

VTR: Hukuk ve adalet istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Çok şeker. CHP’li. Hukuk ve adalet istiyorsun. Onu deyin tabii, her zaman denecek. Ömür boyu diyeceğiz. Her zaman istenecek bir şey. Sevgiyi isteyeceksiniz, hukuku isteyeceksiniz, adaleti isteyeceksiniz, barışı isteyeceksiniz. Bu bir güzelliktir. Yani bir ahlaktır. En ala adalet bile olsa yine adaleti isteyeceksiniz. En ala en güzel hukuk olsa bile yine hukuk istenir. Çünkü bir süs ve güzelliktir hukuk ve adalet.

Evet.

OKTAR BABUNA: Adnan Bey makaleleriniz vardı yurtdışında yayınlanan. İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da “Katar Krizi” başlıklı makaleniz her zaman olduğu gibi ana sayfalarında yayınlandı. Yazınızda bölgenin iki güçlü dost ülkesi İran ve Türkiye’nin ihtiyaç içinde olanlara her zaman yardım eli uzattığını, bunun da Müslümanlar arasına nifak sokmaya çalışan bazı çevreleri her zaman rahatsız ettiğini anlatıyorsunuz. Diğer tüm Müslüman ülkelerin İran ve Türkiye gibi İngiliz derin devletinin Müslümanları birbirine düşürme oyunlarını bozguna uğratması ve birlik mesajları vererek bu krizi sonlandırmaları gerektiğini vurguluyorsunuz.

Ayrıca 1957 yılından beri yayınlanan günlük tirajı yüz on bin olan Malezya’nın en büyük gazetelerinden biri olan Berita Harian’da Malayca “Depresyona Karşı En Güçlü İlaç Sevgidir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda insan ruhunun sürekli olarak fedakarlık, sevgi, ahlaki ve manevi güzelliklerle beslenmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Dünyanın çekişme değil sevgi ortamı olduğunu anlayan bir toplumda depresyon gibi suni hastalıkların bütünüyle yok olacağını belirtiyorsunuz.

Merkezi Cidde’de bulunan, Suudi Arabistan’ın en köklü günlük gazetelerinden Al Bilad Daily’de “Mükemmel Koruyucu Atmosfer” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda atmosferin dünyaya canlı yaşamı için özel olarak belirlenmiş miktarlarda ısı ve ışık ulaştıracak şekilde yaratıldığını ve bu mükemmel yapının Allah’ın üstün sanatının bir tecellisi olduğunu anlatıyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Az Zaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Sabır Ayı Ramazan” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Merkezi Bağdat’ta bulunan bağımsız ve sol çizgiye sahip Arapça günlük gazete Almada’da “Ramazan Ayı Çatışma Değil Uzlaşma Ayı Olmalı” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Ayrıca “Depresyona Karşı En Güçlü İlaç Sevgidir” başlıklı makaleniz Azerbaycan’ın en çok okunan haber siteleri, Milli Haber, Reportyor, Haber Info, Dünya Haber, Haber TV, News Time’da da yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel. Şimdi sen o İran’daki haberi bana bir daha göster.

OKTAR BABUNA: İran’ın en büyük İngilizce günlük gazetelerinden Tehran Times’da.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, aslında bu o kadar büyük bir olay ki. Bak bu gazetenin başyazısı olarak yayınlanıyor. Ana sayfada bak, başka yazı yok görüyor musun? Ana yazı yani. Yani bu anlamda başka yazı yok.

İran’la aramızı açmaya kalkanlar, İran düşmanlığı şeytanın bir atağıdır. İran çok mükemmel, muttaki, tertemiz müminlerin yaşadığı, gerçek Müslümanların yaşadığı mübarek bir topraktır İran toprakları. Oradaki insanlar çok mübarek, tertemiz insanlardır. Bize oyun oynuyorlar. Bak, İran ile Türkiye birleştiğinde İslam aleminin üstündeki bütün bela kalkar, sırf ikisi birleşse biter. Bunu bildiği için bak, Fethullah Gülen bütün gücüyle “Cennete giden yol İran’dan geçse ben istemem” diyor. “Cenneti de istemem” diyor. Gözü dönmüş adamın, İngiliz derin devletinin kucağında pişmiş. Tam aksini yapalım, İran’ı kucaklayalım. İslam aleminin en güçlü, en cesur, en yiğit devletlerinden biridir, en yiğit milletlerinden biridir İran ve hepsi de tertemiz müminler. Şiiler nur gibi Müslüman’dır, Vahabiler nur gibi Müslüman’dır, Sünniler de nur gibi Müslüman’dır. Sakın hiç kimse oyuna gelmesin.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Siz “Sünni-Şii çatışmasını İngiliz derin devleti çıkartıyor” diye açıklama yaptıktan sonra Hamaney “Sünni-Şii çatışmasını İngiliz Şiileri çıkartıyor” diye açıklama yaptı İran medyasında.

ADNAN OKTAR: Net. İngiliz Şiiliği vardır, İngiliz Sünniliği. Türkiye’de de İngiliz Sünniliği uygulanmaya çalışılıyor. İngiliz Sünniliğinde muazzam bir İran karşıtlığı vardır. İngiliz Şiiliğinde de muazzam bir Sünni karşıtlığı vardır, müthiş. Halbuki İran Şiiliği Sünnileri çok severler ama İngiliz Sünniliği ve İngiliz Şiiliğinde muazzam zıtlık vardır iki tarafa da. Mesela Sünniler Şiilere, Şiiler Sünnilere muazzam zıttırlar. Aman bu oyuna gelmeyelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’deki tekstil şu an niye durma noktasına geldi?

ADNAN OKTAR: Tekstil dünyanın her yerinde durma noktasında. Tekstil o kadar önemli bir sanayi dalı olarak görülmüyor. Çok fazla tekstil kolu var. Bir de artık dünyada moda o kadar geçerli değil, yani insanlar kıyafetine önem vermiyor. Bir tişört giyiyorlar, bir de pantolon giyiyor, lastik ayakkabı oluyor. Saçını da üç numaraya vuruyor, dışarıya çıkıyor, bu kadar. Hanımlar da saçını olduğu gibi bırakıyor, siyahsa siyah, beyazsa beyaz. Sadece tarıyor, yani o kadar, dışarıya çıkıyorlar. Artık kıyafet giyinme, süslü giyinme, güzel giyinme, estetik giyinme diye bir konu yok. Neden? Çünkü zevk kalmadı, kalite kalmadı. Mehdiyet devrinde bunlara geri döneceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Vatanımızın korunması için ne yapalım?

ADNAN OKTAR: Vatanımızın korunması için dindar olacaksın, Allah’tan korkacaksın, Allah’ı çok seveceksin, vatandaşı seveceksin. Bir manevi lider etrafında, bir milli lider etrafında ittifak gerekir. Milli liderimiz Tayyip Hoca’dır. Allah onu getirdiğine göre bir hayır vardır. Parti olarak değil. CHP’li olabilir. AK Parti’yle alakası yok bu işin. Milli lider olarak Tayyip Hoca’nın yanında yer almak lazım. Dürüst insan, aklı başında bir insan, samimi, normal muttaki bir Müslüman, mazlum bir delikanlı, yıllardan beri tanırız. Bütün Türkiye tanır. Erbakan Hocamız’ın dizinin dibinde yetişmiş mazlum bir Anadolu delikanlısı. Hiçbir çıkarı da yok. Çok acı çekiyor, çok sıkıntı çekiyor, gıkını çıkartmıyor. Hiçbir acı alameti gördünüz mü? Onun çektiği çileyi başkası çekse çöker. Bir insanın dayanabileceği gibi değil. Allah için mevziisinden asla geriye adım atmıyor. Onun için ben Bahçeli’den de rica etmiştim o zamanlar, “Allah rızası için destek olun” dedim. O da kabadayının, delikanlının hası çıktı. Allah razı olsun. Bak, bütün gücüyle destekliyor, şahsını destekliyor; AK Parti’yi değil. AK Parti’yi istediği gibi eleştiriyor. Bayağı net tavır koyuyor AK Parti’ye. Ama şahsına milli lider olarak sahip çıkıyor, kendi evladı gibi destekliyor. Aklın yolu budur. Doğrusu bu. Mesela ben Doğu Perinçek’te de onu görüyorum, Allahualem destekliyor. Doğrusu bu. Komünist ol, bilmem ne ol fark etmez. Bir milli liderin etrafında ittifak olmazsa o milleti çökertirler, çok tehlikeli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Allah ile gün içinde nasıl bağlantıda kalırız?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Güzel bir şeye bakıyoruz, zaten orada Allah’a bakıyoruz. Mesela güzel bir sincap, güzel bir kedi Allah’ın tecellisine bakıyoruz. Çiçek, Allah’ın tecellisine bakıyoruz. Konuşuyoruz. Allah konuşturuyor. Biz dinliyoruz. Allah’ın hayatımızdan çıktığı hiçbir an olmaz. Sabahtan itibaren “Bismillah” der yataktan kalkarız. “Bismillah” der yatakta yatarız. Her an her yerdedir Allah. Her an. Banyoda, yemekte her şeyde.

Evet.

VTR: Yürümekle adalet olur mu acaba?

ADNAN OKTAR: Bizim milletimiz çok acayip şeker. Anlatamam. Kızmış Allahualem. Kılıçdaroğlu temiz efendi bir insan da taraftarlar bir şey ister ondan. Bir eylem yani bir dikkat çekici bir şey ister. O da ne yapsın işte bu yaşında çıktı yürüdü. Biraz da tabii romantik bir eylem bu. Yani duygusal da bir eylem. Sanatsal da bir eylem aynı zamanda. İşte Gandi yürümüş o da yürüyor Gandi’yi geçti falan böyle. İyi güzel işte “adalet istiyorum” diyor. Mesela masum bir üslup. Saygılı bir üslup. Olaysız sakin bitti. Ben Kılıçdaroğlu’nu seviyorum. Dindar, dindarlığını gittikçe daha da genişletiyor. CHP ona çok sıkı sarılırsa o sıhhatli de maşaAllah o yol yürüdü falan hiçbir şey olmadı. Sağlıklı olduğunu da göstermiş oldu. Allah selamet versin. Yani iyi niyetli bir insan. Ona kızacak bir şey yok. Adaleti ben de istiyorum adaleti herkes ister. Başbakan da ister. Cumhurbaşkanı da ister. Yani hakimler de ister adaleti. Adalet istemek kötü bir şey değil ki. Yani en ala adalet bile olsa daha da iyisini istersin bir şey olmaz. İyisini istemekten insana zarar gelmez.

Evet dinliyorum.

VTR: Ne tür kitaplar okumamı tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Önce Kuran tabii ki. Sonra iman hakikatleri, Kuran mucizeleri çok önemli olur. Eğer onlar biterse ondan sonra ne istiyorsan oku. Ama öncelikle onları okumak lazım.

(Unutursun Mihriban’ım şarkısı) Bak ne diyor? Çoluk çocuğa karış unutursun diyor. Allah için bir insan birisini unutur mu? Unutmaz. Ama dünyaya dalarsa unutur tabii ki. Onda şaşılacak ne var? O zaman imana davet et. Madem sevmek istiyorsun sevdiğini bir kere sevilecek hale getir sen. Değil mi? Allah’a yaklaştır. Allah için sevilen bir insan, çoluk çocuk bilmem ne şununla bununla hiçbir şekilde ne Allah’ı unutur, ne sevdiğini unutur, ne imanı unutur. Ama dünyaya dalarsa çoluk çocuk mal mülk, Allah’ı da unutur. Kitap’ı da unutur. Seni hayli hayli unutur. Kendini de unutur. Zaten şarkıda diyor ki “kendini de unutursun” diyor. Doğru. Unutur tabii. Bunda yanıp yakılacak bir şey yok. Allah’tan uzak olan her şey bitmeye mahkum.

Evet Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Buradan Adnan Hoca ve kediciklerine sevgiler yolluyoruz.

ADNAN OKTAR: Severim ben sizi. Çok şeker hepsi. Bayağı nurlular maşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizi çok seven insanı mı yanınızda tutarsınız yoksa güzel olanı mı?

ADNAN OKTAR: Çok seven tabii ki. Çok seven. Ama güzelliği de ihmal etmem tabii ki yani.

Çok kısa bir ara verelim. Bir on dakika. Sonra devam edeceğiz.

KARTAL GÖKTAN: Evet kısa bir aradan sonra tekrar beraberiz. 

Masaüstü Görünümü