Harun Yahya

Sohbetler (12 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Binali Yıldırım ve beraberindekilerle 15 Temmuz şehitlerini anmak üzere Edirnekapı’daki 15 Temmuz Şehitliği’ni ziyaret ettiler. Cumhurbaşkanı Erdoğan 15 Temmuz şehidinin mezarı başında Kuran okudu. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Devletin başı, devletin başı bu Cumhurbaşkanı. Kuran okuyor, Cumhuriyet tarihinde yok böyle bir olay. Genelkurmay Başkanı beş vakit namazında, MİT Müsteşarı beş vakit namazında, Başbakan beş vakit namazında.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanlığının hazırladığı 15 Temmuz afişleri sosyal medyada bazı kesimler tarafından tepki topladı Adnan Bey. Üzerinde Cumhurbaşkanlığı arması olan afişlerin, Türk askerini ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni hedef aldığı yönünde eleştiriler oldu.

ADNAN OKTAR: Evet, yanlış anlaşılabilir doğru. Onu düzeltmek lazım. Yanlış anlaşılır çünkü asker kıyafeti var. Darbeci diye o FETÖ’cüleri, İngiliz derin devletini esas gösteren bir tabloya oturtmak lazım. Asker kandırıldı, büyük bölümü kandırıldı. Yüzde doksanı kandırıldılar. Onu düzeltebiliriz, o doğru. İngiliz derin devleti ve FETÖ’yü esas alan bir tablo yapılması gerekiyor. Model birkaç bir şey hazırlayalım, gönderelim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz gazisi Sabri Gündüz darbe gecesi yaşadığı olayla ilgili şunları söyledi. “G3 ile ateş ettiler, bacağımı kaybettim. 46 kez ameliyat oldum, hiç pişman olmadım. Bir daha olsun bir daha yaparım. Bacaksız yaşanır ama vatansız yaşanmaz. Hastanede aileme, size kavuştuğuma mı sevineyim, şehitlik mertebesinin elimden kaçıp gittiğine mi üzüleyim bilmiyorum dedim. Bazen çok abarttığımı söylüyorlar ama gerçekten böyledir. İnsanın bayrağı için, vatanı için kanını dökmesi kadar gurur verici bir şey yok.” dedi.

ADNAN OKTAR: Kabadayıya helal olsun. Ama kabadayıların tabii şanını daha yüceltmemiz gerekiyor, daha ön plana getirilmesi gerekiyor, şehitlerin özellikle. Gazilere de çok iyi sahip çıkmamız gerekiyor. Dozunu gittikçe arttırarak devam edelim. Evet, çok yiğitçe aslan gibi konuşmuş, güzel konuşmuş.

BÜLENT SEZGİN: Gazimiz Sabri Gündüz o gece darbeci askerlerin tavrını da şöyle anlatıyor Adnan Bey; “Askerlerle aramızda 60-70 metre vardı. Yapmayın, etmeyin dedik, küfürle cevap verdiler. Tarama süreci başladı. Askerlerin içinden rütbeli olanın bir siville arasında bir buçuk metre mesafe vardı. Konuşmadan şerefsiz deyip bir çocuğu göğsünden vurdu, çocuk yere düştü. Müthiş artist tavırlarla yürüyüp gitti sonra atış serbest vurun şerefsizlere emrini verdi. O an ben de vuruldum.” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi böyle alçaklar için diyorum hani nasıl söyleyeyim uygun bir üslupla. Geriye dönüşü mümkün olan bir hukuk bulunamaz mı, uygulanamaz mı diye düşünüyorum. Çok büyük bir alçaklık ve çok kızdırıcı yaptığı hareket çünkü. O yaptığı artistliğe onu bin kere pişman edecek bir karşılık verilmesi lazım. Yalnız tabii böyle alçakları idam etmek bunlar için bir kurtuluş olur. Ama rezil rüsva etmek her gün, her hafta rezil rüsva etmek çok önemli. Bunu sağlasın bize devlet, hükümet bunu sağlasın bize. Mesela şu alçağı rezil etme konusunu bunun ömrü boyunca uygulayalım. Her gün aşağılayalım bunu, bu alçağı. Çok kızdırıcı bu. Benim bunu sakin karşılamam mümkün değil, kimse de sakin karşılayamaz. Bu konuda öfke de geçecek gibi de olmaz. Hükümetin bu konuda bize yardımcı olması lazım. Mesela ben Allah razı olsun dedim ki, bunları tek tek gösterin bize tanıyalım dedik. Mahkemeye çıkarken bunları tek tek göstererek geçiriyorlar. Fakat bunların ayrıca böyle alçakların rezil rüsva edilmesi lazım. Rezilliklerinin yüzlerine sürekli vurulması gerekiyor. Bunu bir şekilde hükümet hazırlasın. Her gün bunların alçaklığını yüzlerine vuralım. Şerefsizliklerini, namussuzluklarını, ahlaksızlıklarını her gün yüzlerine vuralım. Bu bir nebze de olsa bir rahatlatma meydana getirebilir.

“Darbe çakma darbe” diyor. Eğer bu darbe önceden haber verilmiş olmasaydı gece 3’te millet herkes uyuyor. Bunlar bunu yapmış, roketler falan hepsi çıkmış olacaktı. Denizden de vuracaklardı, Tayyip Hoca’yı da şehit edeceklerdi. Tamamdı bu darbe. Nasıl çakma oluyor bu darbe? Yapamayınca çakma diyorlar. Bir de Fethullah Gülen’in kafası hiç çalışmıyor. Kardeşim zaten tipin kaymış be adam. Adam sana gıcık olur. Sen kendini burada müze gibi bir yer yaptırmış böyle beyaz saray gibi. Oraya oturup koltuğa oturacak, Mehdi Hazretlerini görmeye gidecek millet kuyruğa girecek. İngiliz derin devleti senin iflahını keser. İngiliz derin devleti sana niye saygı duysun? Zaten tipin falan kaymış, zaten aklın kaymış. Sana adam niye saygı duysun? Sen kimsin? Bir şey olacak zannediyor böyle hani evliya olacak, tahtta oturacak, millet sıraya girecek. İngiliz derin devleti homoseksüel bir yapılanma. Siz de homoseksüelliği savunuyorsunuz. Rumi bir yapılanma. Siz de Rumiliği savunuyorsunuz. “Darwinizm’e inandım” diyorsun zaten. “Dinimi, imanımı kaybettim.” diyorsun, kendin söylüyorsun. “Sonra kitaplar çıktı da biraz dengelendim.” diyorsun. Sonra gittin zaten İngiliz derin devletinin kucağına oturdun. Adamlar alenen dinsiz imansız, İslam düşmanı. Sen diyorsun ki “Türkiye’yi parçalayacaklar ama biz onlarla pazarlık yaparız” diyorsun. Sen kimsin de pazarlık yapacaksın? Adam seninle niye uğraşsın? Sen kimsin de seninle uğraşacak? Ortada zaten Nurcu kalmamış ki. Rumi, homoseksüel destekçileri kalmış. İngiliz derin devletine uşaklık yapan adamlar kalmış. Tek tüktür içlerinde, çok azdır bu ekibin içinde, bu felaketi bilmeyen. “Ahirette” diyor, “cennete giden yol İran’ın içinden geçse ben sola dönerim.” İmanını kaybetmişsin, bunamışsın yani açıkça. Müslüman şunu söyler mi? “Ahirette cennete giden yol İran’dan geçse ben sola dönerim.” İranlıların sen, tırnağı edemezsin. Nur gibi Müslüman onlar. “Sola dönerim.” Dinle dalga geçiyorsun sen kendi kafanca. Aklını başına al.

O kadar iğrenç ifadeler kullanıyor ki mesela diyor ki; “Anasıyla Kabe’nin dibinde zina ile suçlansa bu kadar üzülmeyecekti.” Ananı niye işin içine karıştırıyorsun? Ananla zinadan niye bahsediyorsun sen? Deli misin adam? Bu kadar mı şirazeden çıktın sen? Müslümanın kullanacağı söz mü bu? Hangi Müslüman bunu kullanır? Bak diyor ki, Kuran için diyor bak, “Ne zaman kitaptan kurtulacağız?” Kuran’dan diyor. “Ne zaman Kuran’dan kurtulacağız? Ne zaman artık içimizin söylediği şeyleri dinleyeceğiz?” Rumilik, homoseksüellik bunlar serbest oluyor. “Kuran’dan ne zaman kurtulacağız?” diyor. “Kitap bir rehberdi.” Diyor. “Hep körler gibi birbirine arkadan takılarak gidilmez ki.” Diyor. “Kuran’dan ne zaman kurtulacağız?” diyor. “Kuran Müslümanlığı bir sapıklıktır.” diyor. Bak şehitler için diyor ki, “İsterse bir tarafta bir hiçe, bir yokluğa doğru itilen sonra şehit oldu diye teselli olan insanlar.” Diyor. “Hiçliğe gidiyor.” Bak hiçlik. Bunu kim diyor? Komünistler söylüyor. Homoseksüel, dinsiz, imansız PKK’lılar söylüyor. Aynısını söylüyor bak asker için, “İsterse beri tarafta bir hiçe, bir yokluğa doğru.” Bak cehenneme de demiyor, cennete de demiyor. “Hiçe, yokluğa” diyor. Bunu kim söylüyor? Allahsız komünistler söyler, dinsizler söyler. Aynısını söylüyor. “Sonra şehit oldu diye böyle teselli olan insanlar.” diyor. Kardeşim bu adamın imansız olduğu belli. İmanını kaybetmiş, aklını da kaybetmiş. Bunun peşinden gitmenin bir alemi varsa bana söylesinler. Bunu bir Müslüman iman eden söyler mi? Ucu bucağı yok, hep dinsiz ifadeleri. “Mehdi yok” diyor zaten. “İsa Mesih de gelmeyecek” diyor. Bediüzzaman kafaladı diyor özetle Müslümanları diyor, açıklıyor. “Hollywood filmi gibi” diyor darbe için. Habire homoseksüel toplantı. Bir cami kurmuşlar. Bütün homoseksüeller o camiye geliyor. O kadar züppeleşmişler, o kadar şımarmışlar ki akılları gitmiş. Adam alenen Allah’ı inkar ediyor, adamların haberi bile yok. Adamın kafaya bak. Türkiye parçalanacakmış. Bu da diyecekmiş, “Arkadaşlar parçalayın ama biz de burada ağırlık sahibiyiz. Bizim dediklerimizi de yapın.” Sen kimsin? İngiliz derin devletinin onu baş tacı edeceğini düşünüyor. Onlar bütün ajanlarını öldürdüler. Hepsini öldürüp eziyorlar. Sana gıcık olur onlar. Seni adam yerine koymazlar. Baksana “Darwinizm kitaplarını okuyunca insan şirazeden çıkıyor, dinden imandan çıkıyor” diyor. Senin nasıl bir imanın var ki Darwin’in zırvalarından imanını kaybediyorsun. Ne kadar aklın zayıf yani. Bir de bu hallerinle kendini üstün görüyorsun Müslümanlardan. Müslümanları adam yerine koymuyor kendi kafasınca.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz darbe girişiminde rol aldığı iddiasıyla tutuklu yargılanan darbeci asker Binbaşı Bülent Yılancı, duruşmada boşandığı eşinin kendisine çok destek olduğunu söyleyerek izleyicilere döndü ve eski eşine “Benimle evlenir misin?” diye teklifte bulundu. Gazetelerde bu durum “FETÖ’cülerin mahkeme şovlarına bir son verin artık” şeklinde eleştirilere sebep oldu.

ADNAN OKTAR: Bir meclis toplansın kanun çıkaralım. Bu alçaklar, homoseksüel ve Rumi olduğu için birçoğu akıl almaz hayasızlar ve dinsiz birçoğu. Bir de İngiliz derin devletinin ajanı oldukları için tam bir kahpe arsızlığına dönüşmüş durumda. Bir de nasıl olsa çoklukla gelen bir şey olmaz kafasındalar. Onun için kanun çıkartıp, iyice bunların hak ettiği karşılığı verelim, böyle olmaz. Allah bak rezil rüsva etti. Enaniyet yaptılar, Allah bin türlü belalarını verdi. Belaya doymuyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Selam Adnan Bey. Allah’ın bizde beğendiği samimiyetle ilgili örnek verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Samimiyeti vicdan belirler. Bizim kalbimize her gün Allah vahyeder. Gün içinde, uyanık olduğumuz her müddet içerisinde mesela biz konuşurken de şu an, dinlerken de insanlar, yolda yürürlerken sürekli Allah vahyeder. Mesela yolda gariban, zavallı bir insan düşmüş baygın. Şeytan vahyeder der ki, “Sen buna gidip eğer ilgi gösterirsen başın belaya girer. Adam ölmüş de olabilir. Senin üstüne bu kalır. O yüzden ne yapıyorsa yapsın sen çek git.” der. Vicdanı der ki, “Bak haram burada bir insan var. Bu mümin bir ülke, Müslüman bir ülke. Bu da Müslüman bir kardeşin. Allah rızası için ona yardım etmen gerekir.” der. Mümin Allah’ın dediğini yapar, şeytanın dediğini yapmaz. Bunun gibi. Yani çıkarıyla çatışsa bile Allah’ın dediğini yapar.

Bir de şimdi böyle bir durumda oturmuş Tayyip Hoca’yla adam uğraşıyor. “Sevmiyorum” diyor. Sevmenin vakti mi? Aklını başına al. Memleket elden gidiyor. Tayyip Hoca ney de sevmeyeceksin sen? Şunun mantığı var mı? Ne kadar münasebetsiz bir laf. Sen vatanı seviyor musun, milleti seviyor musun? Allah’ı seviyor musun, Kitap’ı seviyor musun? Allah’ı, Kitap’ı da sevmiyorsan vatanı seviyorsundur, aileni seviyorsundur. En azından kendini seviyorsundur. O zaman destekle işte. Başsız oldu mu millet felakete sürüklenir. Sayın Bahçeli mesela bayağı uyanık ve çok aklı başında bir devlet adamı. Bak particiliği falan hepsini kenara bıraktı, doğrudan Tayyip Hoca’yı destekliyor. AK Parti’yi desteklemiyor, AK Parti’yi eleştiriyor, Tayyip Hoca’yı da eleştiriyor ama destekliyor. Lider olarak destekliyor. Doğrusu budur, akılcı olan budur. Allah razı olsun. O zaman da söylemiştik.

Bir de OHAL yani darbeden çıkmış bir ülke. “Niye OHAL var?” diyor. Kardeşim alay mı ediyorsun sen? En azından OHAL gerektiği belli. Tayyip Hoca diktatör falan da değil, mazlum, kendi halinde bir Osmanlı delikanlısı. Bizim kendi evladımız, nur gibi Müslüman. Çok çok ayıp yapıyorlar. Sevgisizliğin bu kadarına pes. Ayrıca onların diktatör demesiyle diktatör de olmaz. Ne derse desinler başkan olarak tutacağız başta.

Adamlar F16 alıp halkı vuruyor. Sen ne diyeceksin? “OHAL’e gerek var mı?” diyor. Adam gemiyle karadan vurmaya kalkıyor yani karayı vurmaya kalkıyor denizden. Sen de diyorsun ki, “Havadan, karadan vurabilir ama OHAL’e gerek yok.” Nasıl yapacağız? Gel sen yap. “Ben yapamam” diyor. O zaman karışma.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Ünlü Fransız dergisi L’express’de ‘Uluslararası yaratılışçılık’ başlıklı bir makale yayınlandı. Yazar Christian Makarian, dünya çapındaki yaratılışçı hareketleri anlatırken makalesinin yarısını sizin bu konudaki dünya çapındaki etkinize ayırmış. Türkiye’de ortaöğretimde evrim derslerinin kaldırıldığının haberini veriyor ve şöyle devam ediyor, “Bu konuda Türkiye’deki hareketin en ateşli aktörü Harun Yahya yani Adnan Oktar’dır. Darwinizm’e karşı şiddetli bir mücadele gerçekleştiriyor. Bütün düşünce kuruluşlarını, internet sitelerini ve bütün medya kuruluşlarını dergimiz L’express’in redaksiyon bölümü de dahil zengin resimli kitapları ve propaganda yazıları ile adeta sel gibi kapladı.”

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: Kız arkadaşım vardı birbirimizden ayrıldık, ben dindar bir insanımdır, tabii görünüşe önem vermemek lazım. Kız arkadaşım da aynı şekilde çok dindardır, iyi bir ilişkimiz vardı, ama ne yazık ki birbirimizden ayrıldık, sert bir ayrılıktı, o bana beddua etti, ben beddua ettim ama içimde biraz korku var onun bedduası benimkinden önce mi tutar? Yoksa benimki mi önce tutar? Umarım benimki önce tutuyordur ama onunki tutuyorsa ne yapabiliriz? Buna bir cevap bulabilirsen cidden çok sevinirim geceleri daha rahat uyurum.

ADNAN OKTAR: Gençler çok dindarlar, hepsi dindar. Dış görünümünde ne var? Aslan gibi delikanlısın. Müslümanın dış görünümü diye bir olay olmaz. Saçı uzun olur, şekli değişik olabilir Müslümandır. Nur gibi Müslümansın kız arkadaşın da Müslüman. Ne senin bedduan olur ne onun bedduası olur sizin barışmanız için buraya gelmeniz gerekiyor. Buraya gelin sizi barıştırayım ben. Arkadaş olun, kardeş olun. Birbirinizi koruyup kollayın değil mi? Genç kızlarda en dikkat edilecek şey onların onuruna zarar vermemek, şerefine zarar vermemek. En çekindiği budur genç kızların. Çünkü erkek adam farz edelim kız yakın davranıyor çocuğa mesela sarılıyor resim çektiriyor adam diyor ki “bunu anana babana gönderirim” çocuk için çok büyük bir tehdit bu. Ama kız dese ki “bak senin bana sarılmış resmini babana anana gönderirim” dese adam onur duyar. “Gönder” der, “çok iyi der hoşuma gider” der. “Hatta ben göstereyim” der. Erkekle kadının stratejik yönden müthiş bir farklılıkları oluyor bu konuda. Kadın hep mağdur konumda oluyor o yüzden genç kızların en dikkat edeceği şey onuru, şerefi olduğu için, namusu olduğu için ona hiç zarar getirtmemek lazım. O zaman çok huzur olur çok rahat olurlar. Sağlığına sıhhatine dikkat etmek lazım. Bir de nazik nazenin varlıklar onlar çabuk kırılırlar. Beddua ettiğin için şimdi senin o bedduandan dolayı özür dileteceğim sana. Sen kız arkadaşınla buraya gel çiçek de yaptır getir özür dileyeceksin. “Allah sana sağlık versin sıhhat versin, nur versin, hidayet versin. İnşaAllah cennette kardeş oluruz” dersen o da sana dua eder ve mesele hallolur. Öbür türlü olmaz bak öbür türlü vicdan azabı çekiyorsun olmamış o. İkinizi buraya bekliyoruz.

Evet.

VTR: Allah’ı zikretmek nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Allah’ı sürekli düşünmek Allah’ı zikretmektir. Allah’ın kalpte unutulmaması. Yoksa adam “Allah” der var öyle tipler film seyrediyor “Allah, Allah” diyor. “On altı bin zikir çekeceğim” diyor bir kere bile Allah aklına gelmiyor. Uyuşuyor kafası ne dediğinden haber yok. Öyle olmaz. Allah sözü lafzı tabii ki güzel bir zikirdir. Ama kalpte olması çok önemli. Kalbinde seveceksin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Betül. Sevgisiz mümin olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz çünkü imanın amacı zaten sevgidir. Kainatın yaratılış amacı da sevgidir. Dolayısıyla sevgisizse bir hastalık vardır, bir anormallik vardır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Güneşli havalarda hassas ciltli insanlara ne önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Bence güneşe hiç çıkmasınlar hassas cilt için. Tamam koruyucu krem kullanabilirler ama koruyucu krem de dinlemez. Güneş alerjisi çok güçlüdür. Solaryumda yine zararlı ışıklar telafi ediliyor. Özel bir teknik kullanılıyor o zararlı olanlar kaldırılıyor.  Ama güneş ışığında zararlı ışıklar olduğu gibi duruyor. Blok olarak duruyor ve hücreleri acayip tahrip eder. Öldürücü etkisi vardır hücreler için. Hiç tavsiye etmem. Hatta Kuran’da da işaret edilir “onları güneşten koruyacak bir siper de kılmamıştık” diyor Allah Kehf Suresi’nde. Hiç gerek yok. A ve D vitamini açısından düşünüyor olabilirler, olabilir. Hiç değilse akşam beş-altı gibi yahut dört-beş gibi alerjik olmayan yerler olabilir vücudunun. Güneşe tutulabilir bir süre. O da koruyucu krem sürerek olur. On dakika, on beş dakika olabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’da geçen Ruhü’l Kudüs Cebrail (as) midir?

ADNAN OKTAR: Evet kutsal ruh “Ruhü’l Kudüs’le destekledik” diyor Cenab-ı Allah.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Gençleri uyuşturucuya karşı nasıl bilinçlendirmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Genci Darwinist, materyalist yetiştirirsen, sen hayvandan geliyorsun atan mikrop dersen, solucandan oluşuyorsan dersen -Hürriyet Gazetesi’nin haberini göstersene “solucandan mikroptan geliyoruz” dediği haberler- adam boşluğa düşüyor. Dindar bir hükümet devrinde de Darwinizm propagandası yapılıyorsa, biyoloji dersinde “kainatın yaratılışında şuurlu bir aklın etkisi vardır diye söyleyenler de var” ifadesi bile çıkarılıyorsa -ki çıkarıldı- gençler boşluğa düşüyorlar. İman hakikatleri anlatılmıyor, Kuran mucizeleri anlatılmıyor kendi hallerine bırakılıyorlar. Sonucunda da cinnet geçirecek hale gelip uyuşturucuya alışıyorlar. Çözüm; iman hakikatleri, Kuran mucizeleri, Allah sevgisi, Allah korkusudur. Bunun dışında bir yol olmaz. AMATEM’den geliyorlar adamlar işte “gençleri nasıl kurtaracağız?” “Freud’un bir sözü vardır mirim” diyor piposunu düzeltiyor şöyle “Freud der ki” diyor “uyuşturucu beynin içindeki fonksiyonları değiştirir ve zarar verirler” diyor. Ona benzer böyle.  Bununla netice alınır mı? Bir de onu diyen de ayrıca “bu maddeyi ben denedim baktım” diyor bazıları için söylüyorum “hakikaten zararlı ama faydalı yönleri de var” diyor. Anlaşılacak gibi değil olay. Bazıları için diyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz gazete haberlerini. “Hayatın kökeni yağ.”

ADNAN OKTAR: Yağ. Ayçiçek yağı da olabilir ona göre. Bak Hürriyet “Atamız mikrop” diyor. Sen böyle yetiştirirsen genç ne olur?

KARTAL GÖKTAN: Yine Hürriyet’te “Uçan dinozor bulundu.”

ADNAN OKTAR: Hayatın kökeni ayçiçek yağıymış. “Uçan dinozor bulundu” diyor. On tonluk dinozor havada uçuyormuş. “Uçmasının sebebi de” diyor “sinek kovalıyordu” diyor. “Sinek kovalarken uçmaya başladı” diyor. “Sinekle akraba çıktık” diyor. İnsanın atası sinekmiş. Hürriyet diyor bunu.

KARTAL GÖKTAN: Yine Hürriyet’ten “Maymunla insanın gen farkı yüzde bir.”

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti fikirleri destekliyor bu tip kafayı adamlar da yayınlıyorlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kelebek kanatlarındaki simetriyi gösteren resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Simetriye hayvanın hiçbir ihtiyacı yok. Darwinizm’in asla açıklayamadığı bir durum. Böyle süslü olmasına hiç ihtiyaç yok, bu kadar matematik düzgünlükte olmasına ihtiyaç yok. Bu kadar geometrik ve mühendisliğe dayalı detayda hayvanın hiçbir çıkarı yok.

Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Adaletin doğruluğuna inancınız ne derece?

ADNAN OKTAR: Gerçekten büyük bir olay var Türkiye’de. Arkadaşlarımıza hükümet fazla olayı aksettirmiyor. Dedi ki Cumhurbaşkanı “Benim bildiklerimi bilseniz uyuyamazsınız” dedi. Fevkaladelik var böyle bir ortamda çok sıhhatli bir adalet olmayabilir. Biraz vatandaş olarak insanların sabırlı olması gerekiyor. Adalet yerini bulur acele etmelerine gerek yok. Bu sene olmazsa bir dahaki sene bu aylarda olur. Vatan millet kurtulduktan sonra bunlar dert değil. Bunlar hallolur. Bir de hükümet adaletsizliği niye istesin, ne işine gelir? Ama kitlevi bir yargılama var yani yüz binin üstünde insan yargılanıyor. Bir avuç savcı var, hakim var. Her yere yetişemiyor olabilirler. Duyuyoruz oradan buradan kişilerden de haberler geliyor olabilir böyle şeyler ama hakikaten elinden geleni yapıyor adalet mensupları benim gördüğüm. Ve üçkağıtçı hakimler, üçkağıtçı savcılara hükümet gereken tedbiri alıyor zaten. Öyle adamlar yok demiyoruz var. Ahlaksız hakim var, ahlaksız savcı da oluyor. Fakat bunları hükümet etkisiz hale getiriyor. Kafa takacak bir şey yok. Süratle ilerliyorlar hareketli bir çalışma var. Ve adil de davranıyorlar. Hakikaten tehlikeli tipler vardı mesela iftiracı hakimler vardı, iftiracı savcılar vardı. Vatandaşla uğraşan, vatandaşın başına bela olan ahlaksız hakimler vardı. Bunları hükümet temizliyor. Gereğini yapıyor. Biraz bu zaman alabilir sabırlı olsun vatandaşlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Ufuk Can Akdeniz ismim, öğretmenim. Sorum şu; Türkiye’deki siyasilerin topluma karşı yaklaşımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Herhalde bir şefkat sorunu var anladığım kadarıyla birçok kişi bunu söylüyor. Hükümet, Tayyip Hocam halkı daha çok sevdiğini, Başbakan da milleti, insanları daha çok sevdiğini daha halkla iç içe güzel bir şeyler yapalım. Gençlerle mesela toplantı yapsın böyle hoş sohbet, sohbet ortamları olsun onları çok sevdiğini de söylesin. Biraz rahatlasınlar gereksiz gerilmişler. Darbe ortamı olduğu için yani darbe tehlikesi hatta tam da geçmiş de değil o yüzden toplu gerilim var. Hükümet de gerilmiş vaziyette tabii onlar da insan. Cumhurbaşkanı’nı şehit etmeye kalktı adamlar o da insan bunu kaldırmak kolay bir şey değil. Ama bir şefkat derinliği, bir şefkat sevgi atağı yapılabilir. Böyle çok sevgi dolu mesela Tayyip Hocam’ın güzel o tavırları onu daha da artırabiliriz. Başbakan’ın tavırları çok güzel o da daha artırılabilir. Bir gençler insanlar rahatlasın. Peş peşe o sevgi cümleleri, rahatlatıcı ifadeler olabilir. Bu gitsin milletin üstünden bu gereksiz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İzmir’de bin beş yüz adet Münafığın Derin Karanlığı isimli eseriniz halkımıza ücretsiz dağıtıldı.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca geçtiğimiz hafta sonu Fransa’nın Lion ve Strazburg şehirlerinde ve Lüksemburg’da sizin Fransızca ve Almanca İslam Terörü Lanetler, Evrimin Fosillere Yenilişi ve Karanlık Tehlike Bağnazlık isimli eserleriniz toplam otuz üç bin adet olarak halka hediye edildi. Kitaplarla birlikte yine eserlerinizden derlenen PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir isimli broşür de Fransızca ve Almanca otuz üç bin adet olarak dağıtıldı. Dağıtıma Fransa, Belçika, Hollanda, Almanya, Danimarka, Finlandiya ve Türkiye’den yaklaşık otuza yakın kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Aslında kardeşlerimiz yaptıkları hizmetin büyüklüğünü bir bilseler. Onu pek fark edemiyor olabilirler o kadar büyük sevaba giriyorlar ki. Çünkü kitap kesintisiz sevap kaynağıdır. O alır okur, o alır okur, okuyan okuduğunu anlatır, okuyan kitabı tavsiye eder. Zincirleme çok büyük hizmet vesilesi bu. MaşaAllah diyorum hepsine. Allah güç kuvvet versin. Nefis haberler bunlar. En mükemmel tebliğ yöntemi budur kitap dağıtmaktır, en mükemmel. Çünkü anlatıyorsun unutur, yarım saat konuşursun unutur ama kitap unutulmaz. Bir de kitap çok sevimli bir varlıktır. Kedi gibi, tavşan gibi, ekmek gibi. Bir hamburger gibi öyle diyeyim tatlı bir varlıktır kitap. Huzur verir insana varlığı huzur verir. Mesela kütüphanede çok güzel durur, gözü okşar, eline aldığında açtığında senin kalbini ferahlandırır. Neşe verir, her sayfası sürurdur. Cennet bahçesi gibidir kitap. Ama zehir kitapları değil iman kitapları.

Evet.

VTR: Hiç size yapılan tehditlerden yıldınız mı?

ADNAN OKTAR: Bana yapılan tehditlerden yıldım mı? İnanın gerçi biraz anormal bulacaksınız ama akıl almaz nasıl hoşuma gidiyor bana tehdit yapıldığında. Gerçekten çok hoşuma gidiyor. Mesela polis getiriyor diyor sizi şu terör grubu tehdit ediyor diyor resmi belge getiriyorlar. Yine polis yine geliyor, organize şubeden geliyorlar sizi diyor şu terör örgütü tehdit ediyor suikast hazırlığı var diyor. Acayip hoşuma gidiyor o gün dışarı çıkmayacaksam da dışarı çıkıyorum püfür püfür. Ceketi rüzgar açıyor rüzgarlanarak yürüyorum böyle rüzgara karşı. Ama yoklar adamlar. Ya konforlarının bozulacağını düşünüyorlar ya kalplerini mi kıracağım zannediyorlar bilmiyorum. Yahut başarısız olacaklarını da düşünüyor olabilirler ama ben onları arıyorum ne hikmetse.  Tehditten asla yılmam onların yaptığı gider hoşuma gider.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rum lider Nikos Anastasiadis, Kıbrıs barış görüşmelerinin başarısız olmasına Türkiye’nin müzakerelerdeki tavrının yol açtığını savundu. Çavuşoğlu’nun görüşmeler sırasında bir takım tavizlere yanaştığını “Ancak sıra uzlaşı metnine bu tavizleri yazmaya geldiğinde geri adım attılar. Bizimle beş gün boyunca dalga geçtiler.”

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi sen Kıbrıs’ı ele alıyorsun “ne istiyorsun?” diyoruz. Diyor “şu Maraş’ı bir rica etsek” diyor. Başka? “Bir de şu kasabayı da bir rica edelim” diyor. Başka? Kardeşim bak biz size zaten Kıbrıs’ta size ait olmayan toprağı hibe ettik verdik. Bizim, bize ait tapusu bize ait şu an, gelin oturun dedik. Tapusu bak üstümüzde şu an resmi tapu bizde ama gelin oturun dedik, daha ne istiyorsunuz? Ne toprak vermesi konu bitti uzatacak bir şey yok. Sınırları kaldıralım, nasıl yapalım? Vizeyi, pasaportu kaldıralım, ben Rumları seviyorum mazlum insanlar hakikaten güzel insan, bizim kendi evlatlarımız onlar. Rumlar bizim evladımızdır, özbeöz evladımızdır çok yanlış bir kararla bizden ayırdılar. Yunanistan özbeöz evladımızdır. İnsanlar hep mazlum kaldılar yazık canlarım, öyle hüzünlüdür ki onların görünüşü o ayrılığın havası üstlerinde hep görülür. Avrupa Birliği’ni adeta böyle kötü işlerde kullandığı insanlar haline getirdiler tertemiz evlatlarımızı, onun için Yunanistan’la aramızdaki sınır derhal kalksın. Vize ve pasaport kalksın. Yunanistan’la bütünleşelim. Bizim kendi özbeöz kendi kardeşlerimizdir aynı Türklere benzerler, her şeyleriyle Anadolu hayranıydı, bütün şarkıları, türküleri hep Anadolu’dur. Yemekleri hep Anadolu’dur. Örf, adetleri hep Anadolu’dur. Nur gibi evlatlarımız. Bunu ortadan kaldıralım ama toprak istemek bu ayıp. Biz kendi evladımız diye onlara toprak verdik, gelsinler zaten Türk bölgesine gelsinler. Ev de kurun, sanayi tesisi açın, hastane de açın bir şey dediğimiz yok ama toprak istemek çok ayıp, zaten çok fazla toprak verdik bir de üstüne toprak istiyorsun bunlara gerek yok. Hükümet bu teklifi yapsın. Kıbrıs’ta sınırları kaldıralım. Yunanistan’dan da sınırları kaldıralım. O kadar acırsınız ki, hakikaten ekonomik yönden de çok çöktüler ama çok neşeli insanlar böyle şarkıları, türküleri akşam internete girdim hep Türk ezgileri, hep Türk.  

VTR: Vicdan azabından nasıl kurtulunur?

ADNAN OKTAR: Vicdanımızın sözünü dinlersek vicdan bizi rahat bırakır. Vicdanımızın sözünü dinlemezsek vicdan bizi rahat bırakmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kardeşin kardeşi boğazladığı şu günlerde İslam aleminin düştüğü zor günleri de görüyoruz. Biz gerçekten Allah’ın dininden, Kitap’ından ve Kuran-ı Kerim’den uzak kaldığımız, uzak düştüğümüz sürece bunlar kaçınılmaz olacaktır. Kardeşin kardeşi boğazladığı son kale Türkiye’de bunun önüne nasıl geçilebilir?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’le, İmam Mehdi (as)’ye tabi olacağız, İmam İsa Mesih’e tabi olacağız, Allah’a tabi olacağız, Kuran’a tabi olacağız bu yollardan selametle çıkacağız kader böyle zaten, kaderi izlersek kader bizi oraya götürecek. Elinde su kovası tutan adamın peşinden gideceğiz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 15 Temmuz gecesi iki yüz kırk dokuz şehidimizin içinde on beş, on yedi yaşlarında şehit olan kahramanlarımız da vardı, onları tanıtmak istiyoruz. Şehidimiz Mahir Ayabak, on yedi yaşında Ayabak, Atatürk Hava Limanı’nda şehit oldu. Şehidimiz on yedi yaşındaki Abdullah Tayyip Olçok, Boğaziçi Köprüsü’nde şehit oldu. Şehidimiz Engin Tilbeç, on altı yaşında Baştabya Kışlası önünde şehit oldu. Ve şehidimiz Halil İbrahim Yıldırım, on beş yaşında, Bayrampaşa Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü önünde açılan ateş sonucu şehit oldu.

ADNAN OKTAR: İşte böyle fevkalade durumlarda halka süratle silah dağıtılması önemli, onun tedbirini alsın devlet. Silahsız insana silahlı adam olmaz. Onda otomatik silah varsa onda da otomatik silah olması gerekiyordu bak bakalım o zaman ne oluyordu? Mazlum askerler de oldu orda tabii kandırılmış olanlar ama bundan sonra bahane yok çünkü uyardık, hatırlattık. Kandırıldık bahanesi artık olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Cennette herkes Peygamber Efendimiz (sav) ile görüşebilecek mi?

ADNAN OKTAR: Tabii, Peygamber (sav)’le görüşme zaten cennetin meşhur özelliklerinden. Bir tek o değil, Hz. Musa (as)’la, Hz. İsa (as)’la bütün peygamberlerle her gün, her an isterse görüşebilir mümin, her gün, her an çünkü çok bedenli olacağı için, yüzlerce bedeni olacağı için rahatça görüşür. Tek bir ruha sahip olacak çok fazla bedeni olacak insanın.

Evet.

VTR: İyi günler Adnan Bey. Allah’a sevginiz neye dayanıyor ve nasıl arttı?

ADNAN OKTAR: Allah’ın varlığı çok açık belli oluyor çünkü bir ekran var renkli üç boyutlu ben de karşısına geçmiş seyrediyorum ben, ben değilim bir de görüntü var yani ben diye bir şey yok. Bir varlık gibi görünüyorum ama hayali olduğu anlaşılıyor, bu nasıl açıklanır? Bir de ses var konuşma da duyuluyor, dışarıda da görüntü yok, ışık yok sadece benim bulunduğum yani insanların kafasında var görüntü ve ses. Üstelik bir de dokunma duyusu var, tat duyusu var, bir de koku var, kokuyu alma var ve her şey mükemmel, her şey matematik düzgünlükte, her şeyde geometrik düzgünlük var, her şeyde simetri var, mühendislik harikası her şey, mimari harikası. Bir hücrenin içi bile İstanbul şehrinden daha karmaşık, muazzam detaylar var nedir bu? Nasıl açıklanır? Ya tesadüf denir, ya birisi yarattı, bir varlık yarattı denir. Adam “tesadüfen oldu” diyor. Bu sefer kendileri de utandılar tesadüften. “Bilinçli tesadüf” diyor şimdi de, bilinçli tesadüf. Bilinç varsa tesadüf olmaz, tesadüf varsa bilinç olmaz bırak bunu işte Allah yarattı diyorsun özetlemeye gidersek bunu anlatıyorsun. En sonunda ikna ettik, “biz” diyor “tesadüf der miyiz ya?” diyor. “Ne diyorsun?” Diyorum. “Rastlantısal rastlantı vardır” diyor. “Matematiksel rastlantı demek istiyorum” diyor. “Rastlantı optimal rastlantıyı oluşturur” diyor sonra “obsesyona sebep olur o” diyor. “O rastlantısal rastlantılar meydana getirir” diyor. “Rastlantı dalgaları içerisinde rastlantılar oluşur” diyor dolayısıyla “tesadüf demiyoruz biz” diyor. Şu lafa bak, koskoca adamsın Allah’tan kork bir de profesör olmuşsun. Böyle münasebetsiz bir izah olur mu? En sonunda dayanamadılar “Tabii ki tesadüf olmaz.” “Nasıl?” Diyoruz. “Bilinçli rastlantı var” diyor. Bilinçli rastlantılar meydana geliyormuş, bilinçli yani bir aklın oluşturduğu rastlantılar. Bu nedir? Allah’tan bahsediyorsun. Ne uzatıyorsun?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sosyal medyada Kemal Kılıçdaroğlu’nun darbe gecesi çekilmiş bir fotoğrafı yayıldı Adnan Bey. Kılıçdaroğlu’nun darbe gecesi bir evde televizyon karşısında darbeyi seyrediyor olması ve sokağa çıkmaması eleştirilere neden oldu.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Sokağa çıkması mı gerekiyormuş?

BÜLENT SEZGİN: Evet Allahualem onu istiyorlar.

ADNAN OKTAR: Çok münasebetsiz bir açıklama öyle bir şey olmaz, o lider olan bir insan tabii ki oradan kendi kitlesine hitap edecek, gerekirse televizyondan. Adam şuursuz sokakta sarhoş gibi adamlar, eli silahlı adamlar niye onların ortasına çıkıp böyle bir şeyin içerisine girsin? Çünkü lider konumunda olan bir insanın durumu çok hayatidir herhangi bir insan gibi değil. Onun konuşmasıyla toplum çok etkilenir mesela ben dedim o gün darbe olduğunda Sayın Kılıçdaroğlu çıksın konuşsun dedim ama saatlerce ulaşamadık. Tayyip Hocam çıksın konuşsun dedim Allah razı olsun o bir saat sonra falan konuştu ama ona imkan vermemişler. Genelkurmay Başkanı konuşsun dedik, ben öyle söyledim ama tutuklamışlar onu da haberimiz yok. Ben ilk baştan daha darbe ilk başlangıcında televizyona çıkıp bu emir komuta zinciri içerisinde yapılmış bir darbe değil, bu geçerli değil dedim yani klasik darbe değil dedim. TSK’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin internet sitesinde yayınlandı, bu da sahte dedim, bu geçersiz dedim bu şekilde olmaz Genelkurmay Başkanı imzası yok altında dedim. TRT’de yayınlandı bu da bu şekilde olmaz dedim yani darbenin başında olan kişi çıkıp açıklama yapması lazım Genelkurmay Başkanı falan söylemesi lazım. Hiç alakası olmayacak şekilde ilk defa spikere okutuyorlar böyle bir şey olmaz. Subay okumuş olsa mesela bir general falan klasik darbe görüntüsü olabilirdi, bu geçersizdir dedim. Askerlere megafonla duyuru yapılmasını söyledim, emir komuta zinciri içinde darbe olmadığını söyledim. Milletvekillerinin de hemen meclise gitmelerini söyledim meclise gittiler ondan sonra milletvekilleri, meclis boştu. Meclisin açık tutulmasını söyledim meclis açık tutuldu. Kuvvet komutanlarının açıklama yapmasını söyledim, 1. Ordu Komutanı ve Deniz Kuvvetleri Komutanı açıklama yaptı ama bir saat sonra. Tayip Hocam da bir saat sonra açıklama yaptı, ilk açıklamayı yapan benim televizyonlarda. Darbenin geçersiz olduğunu anlatan, askerlere de şiddetle davranılmasın dedim, bilmiyor olabilirler dedim bu sahte darbe dedim, böyle darbe değil bu, gerçek darbe değil dedim. Muhalefet liderleri de açıklama yapsınlar dedim. Devlet Bahçeli’yi çağırdım, Sayın Devlet Bahçeli açıklama yapsın dedim. Sayın Kılıçdaroğlu yapsın açıklama dedim. Açıklamalar sonra peş peşe gelmeye başladı. Halkın meydanları bırakmamasını söyledim. HÜDAPAR, Saadet Gençliği, Alperenler, Ülkücüler, CHP Gençliği hepsini çağırdım meydanlara hepsi birlikte meydanlarda olması gerektiğini söyledim. Halka da itidalli olmalarını söyledim. Askeri sadece asker kışlaya diyerek sevecenlikle yaklaşmasını öğütledim. Sakın katliama kalkmayın dedim. Yani bir cinayet tarzı olaylar olmasın dedim. Sürekli paniği engelleyecek konuşmalar yaptım ve sürekli mehter marşlarıyla da moral verdim.

BÜLENT SEZGİN: Ve sabaha kadar.

ADNAN OKTAR: Sabaha kadar. İlk konuşmayı yapan Türkiye’de benim. Hiçbir parti lideri, hiçbir resmi makam daha açıklama yapmadan darbenin geçersiz olduğunu ilk açıklayan kişi benim.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar bir mucize gördüğünde neden yüz çevirir?

ADNAN OKTAR: Düşünmemek, derin düşünmemek, ülfet kafası aslında çok harika tabii, düşünme tembelliği, boş vermişlik bunlar etkili oluyor.

Evet.

VTR: Neden sadece kadın kadınla, erkek erkekle arkadaşlık ediyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, onun sebebi kadınlar korkuyorlar erkeklerden çünkü kadını zor durumda bırakıyor. Eğer onunla cinsel ilişkiye girmezse hakaret ediyor, tehdit ediyor. Eğer cinsel ilişkiye girerse zaten çok çok kötü bir konuma girdiğini söylüyor. Akıl almaz hakaretler savuruyor kadınlar da korkuyor ne yapacaklarını bilmiyorlar, adamın tepkisini bilmiyor ne olacağı belli değil. O yüzden kadınlar kadınlarla konuşuyor zarar gelmez diye ki, o da o kadar da güvenlikleri de yok, kadınlardan da yine zarar görüyor kadınlar çünkü Allah korkusu, Allah sevgisinin olmadığı ortamlar biraz fazla. Bir de toplum baskısı kadınların üstüne çok fazla, her mahallenin kanunu ayrı oluyor yani devlet kanunu değil mahalle kanunu. Şehir kanunu oluyor, bölge kanunu oluyor, gelenekler oluyor, örf oluyor, ananeler oluyor, inançlar oluyor, kurallar oluyor kadınlar sarhoşa dönüyor adeta ve kadınları adamların birçoğu potansiyel suç unsuru olarak görüyor. Her an bir günaha, her an bir hataya bulaşacak, her an namusunu kirletecek bir varlık gibi görüyor. Aman işte dekolte giyinmesin, makyaj yapmasın, saçını boyamasın, şunu yapmasın, gülmesin, oturmasın, kalkmasın nefes aldırmıyorlar kadınlara. Kadınlara müdahale eden güçlerin sayısı da çok fazla baba, anne, ağabey, dayı, amca, amca çocukları, dayısının çocukları, mahallenin gençleri bile bazı yerlerde müdahil konumdalar. Mesela bir kız geliyordu bir kız arkadaşım efendi, şeker, güzel bir kız. Kenar varoş mahallelerden bir tanesi her gittiğinde çocuğa olmadık hakaretler ediyorlarmış sadece düzgün ve güzel giyindiği için akıl almaz hakaretler mahallenin gençleri. Tabii ona tedbir aldık, uyardık, söyledik, rica ettik böyle bir şey olmasın diye ama bu felaket her yerde var o yüzden kadınlar dünyada huzur içinde yaşayamıyorlar. Ne kendilerine bakabiliyorlar, ne güzel olmak istekleri kalıyor, ne sevgiyi yaşayabiliyorlar, ne derinlik alabiliyor. Ne tutkuyu, ne aşkı, ne samimiyeti hiçbir şeyi çocuklar yaşayamıyor sadece acıyı, korkuyu, tedirginliği, huzursuzluğu yaşıyorlar ve güvensizliği yaşıyorlar o yüzden de sürekli teyakkuzda olduğu için korkudan dolayı erkeklerle de arkadaş olmuyor, kadınlarla da çok sınırlı ve dikkatli arkadaş oluyorlar. Ve yalnız kızlar hep kız çocukları özellikle çok yalnızlar, bu Mehdiyet devrinde ortadan kalkacaktır.

Cinsel ilişki derken cinsel ilişki güzel bir nimettir ama helaliyle ama kadınları öyle yıldırmışlar ki, kadın cinsel ilişkiden de artık nefret ediyor ödü kopuyor cinsel ilişkiden. Cinsellikten nefret edecek hale getiriyorlar çünkü cinsellik kadının suçu olarak zaten ifade ediliyor. İnsanların başını belaya sokan, onun da başını belaya sokan onun nefret etmesi gereken büyük bir bela gibi gösteriyorlar o zaman helal olan cinsellik kapanıyor yerine homoseksüellik yayılıyor. Çünkü erkekler erkeklerle rahat görüşebildikleri için mesela anadan doğma yanında soyunuyor mesela spor salonlarında anadan doğma soyunuyor başka yerde anadan doğma soyunuyor, yurtlarda, orda burada anadan doğma soyunuyor son derece rahat oluyorlar. Bu sefer birbirleriyle bağlantıya geçip birbirlerini kadın gibi görüyorlar. Halbuki bu enerjileri, bu dikkatleri kadına yönelmesi lazım helaliyle ama sistemler bunu boğduğu için, kadın dekoltesine şiddetle karşı oldukları için, kadınları çirkinleştirip itici yaparak, kadın güzelliğini yok ederek, kadın cazibesini yok ederek, cazibeli hoş kadını ortadan kaldırarak çığ gibi homoseksüelliğin yayılacağı ortam hazırlıyorlar. Mesela bak örnek verdim Romanya’da homoseksüel parmakla sayılıyor. Romanya’da bütün kadınlar, kızlar dekolte ve çok güzel giyiniyorlar, çok bakımlı, filinta gibi kızlar insanların aklının ucundan geçmiyor homoseksüellik Romanya’da ve Bosna’da falan da öyle aslında birçok yerde öyle. Makedonya’da da öyle, çok güzel kızlar, çok bakımlılar homoseksüellik orada da yok. Ama diğer yerler mesela İran’da, Türkiye’nin birçok yerinde muazzam baskı olduğu için gençler birbirlerine yöneliyorlar. Bir de televizyon filmlerinde falan da homoseksüellik teşvik edildiği için akıl almaz derecede, hayret edecek şekilde homoseksüellik yayılıyor. Homoseksüel dekoltesi göklere çıkarılıyor görüyorsunuz adamların göğüsleri açık, bacakları açık homoseksüellerin. Rengarenk saçlar, rengarenk makyajlar hepsi alkışlıyorlar. Devlet başkanları teşvik ediyor, takdir ediyor. Köprüler, yollar homoseksüel renkleriyle süsleniyor güya. Kirletiliyor diyelim. Ama kadın dekoltesi olduğunda homoseksüeller de dahil herkes nefret ve öfkeyle, kızgınlıkla dekolteye karşı tavır alıyor. Kadın makyajına karşı tavır alıyor. Kadın güzelliğine, kadın çekiciliğine karşı şiddetle tavır alıyorlar. O zaman da homoseksüellik dipten akıl almaz hızlı bir şekilde satıhta yayılmaya başlıyor.

Soruları alalım.

KARTAL GÖKTAN: Viyana’dan sorularımız var.

VTR: Merhaba ben Paula ve şunu sormak istiyorum: Neden yabancıların 10 sene Avusturya’da yaşadığı halde oy verme hakları yok?

ADNAN OKTAR: Ben ilk defa duyuyorum. Öyle mi, yabancılar oy veremiyor mu? Öyle olabilir. Yani devlet kanunuysa saygı duyarız. Ne diyelim adamlar öyle düşünüyorlarsa? Garip tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben sizi takip ediyorum, çok da seviyorum. Size bir sorum olacak, bazen namazlarımı kaçırıyorum çok da dikkat etmek istiyorum aslında bunun için ne yapmam gerekir ne önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Nurlu, güzel yüzlü mübarek kardeşim. Canımın içi, Allah sana uzun ömür versin. Tesettürün de sana yakışmış. İnancının gereği olarak yapıyorsun. Allah senden razı olsun. Namazı kılabildiğiniz kadar kılın. Kılabiliyorsanız, sabah namazını kılın. Kılabiliyorsanız, sabah-akşam kılın. Oluyorsa öğleni kılın ama mutlaka namaz kılın. Normal 5 vakittir namaz.  Sabah, öğlen, ikindi, akşam ve yatsı bir de vitir namazı vardır. Ama gücünüz yetiyorsa yapabiliyorsanız bir sabah bir akşam kılın. Oluyorsa öğlen kılın ama yapamıyorum diye moraliniz bozulmasın. Oluyorsa mesela sırf sabah namazını kılın gidin. Yani namaz namazdır. Siz her hâlükârda namaz kılan olmuş oluyorsunuz.  Yani “ben namaz kılamıyorum” diye moraliniz bozulmasın, gitmesin yahut sırf akşam namazı kılabiliyorsanız onu kılın. Ama gününüz namazsız geçmesin. Yani o sizi ümitsizliğe itip namazdan tamamen soğutmasın. Namaz bir nurdur, güzelliktir. İlla 5 vakit kılacağım diye Müslüman tabii azimli olacak. Ama olmuyorsa da günde bir kere de olsa iki kere de olsa mutlaka namaz kılın.

VTR: Neden hayatımıza giren herkes eskileşiyor?

ADNAN OKTAR: Herkes eskileşiyor. Yani bıkıyoruz anlamında mı?

BÜLENT SEZGİN: Allahualem.

ADNAN OKTAR: Eğer tutkuyla seviyorsan, aklını seviyorsan. Akıl çok zengindir. Ama bedenden tabii bıkılır yani bedenine yönelik severse. Ne var ki insan bedeninde? İki kol, iki bacak. Hadi görmediğini düşünelim açıp, bakar, görür. O kadar. Ama akıl, derinlik, tutku uçsuz bucaksız okyanus gibi. Onun zenginliği boyutlar üstüdür ve öyle bir güzellikte insan asla kadından bıkmaz, kadın da erkekten bıkmaz. Ama tutku, derinlik yoksa aklın zenginliği yoksa tabii ki insan zaten aciz hiçbir şey olmadığı için derhal eskiyecektir, derhal bıkacaktır.

Evet.

VTR: Benim sorum, neden çocukların oy verme hakkı yok?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini, yakışıklılığını. Evet, o da olacak zamanla. Nasıl güzeller maşaAllah. Çocuklar, oy vermeleri lazım aslında. Yani şöyle olabilir onların oyu ayrı değerlendirilebilir yani bir özel kategoride değerlendirilebilir. Doğrudan oya yansımaz da kanaate yansıyabilir. Yani kanaate yansır çok da önemli bir şey olur.

Evet.

VTR: Merhaba. Ben küresel ısınma ile ilgileniyorum ve sorum benim çocuklarım buzul görebilecek mi?

ADNAN OKTAR: Buzul. Zaten kıyamet yakında kopacak o buzul çağına gidecek kadar vakit yok. Yani 2120 gibi Allahualem kıyamet kopacak. Son zamandayız.

Evet.

VTR: İnsanlardan özür dilemenin püf noktaları nelerdir?

ADNAN OKTAR: İşte özür dilerken samimi olmak lazım ve gerçekten karar vermek lazım bir daha yapmamak için. Karşındaki kişi, dürüstçe samimi vazgeçtiğini anlarsa tabii ki özrünü kabul eder. Ama usulen özür olmaz tabii.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Milat Gazetesi’nden Akif Cemil, Kuran meali okunarak Kuran’ın anlaşılamayacağını söyledi. “Ayetlerin üslubu, sıralanışı, içeriği insani değil Rabbanidir. Ayetler bir çırpıda bir okumayla anlaşılamaz. Nitekim sahabe bile okumuş anlayamadığı ayetler olduğunda Efendimiz (sav)’e sorma ihtiyacı hissetmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Tabii ki canım bir seferde okuyup anlayamayabilir. Ne var onda yani? Ama normal müminin anlayacağını söylüyor Allah. Mektup bile olsa insan ilk seferinde bazen okuyup anlayamayabilir. Gazete haberini bile anlayamayabilir. Yani anında okur okumaz anlayacak diye bir şey yok. Dikkatlice düşünecek ve anlayacak.

Evet.

VTR: Merhaba, ben Yasin. Şeytan yanacağını bildiği halde neden tövbe etmiyor?

ADNAN OKTAR: Şeytanda şizofren bir ruh var. Şeytan normal ruh sahibi varlık değil. Yani bir başka boyutun varlığıdır. Mesela şizofren de öyledir. Bir dairenin içinde kalır yani insanların boyutuna geçemez. O şizofren ruh içerisinde hareket ediyor. Bildiğimiz bir varlık, ruh sahibi bir varlık değildir şeytan. Özel yaratılmış bir mahluktur. Elektronlardan oluşmuş ona benzer bir maddeden oluşmuş bir şuurdur. Ama ruh değildir. Yani bildiğimiz anlamda ruh değil.

Evet.

VTR: Türkiye ile Türkmenistan’ın birliği sizce yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Yetmez. Kazakistan, Tacikistan, Özbekistan, Yakutistan hepsi birleşecek. “Vatan Türklere” diyor “ne Türkiye’dir ne Türkistan. Ulu ve müebbet bir ülke Turan” diyor. Bizim asıl yurdumuz Turan’dır. Bütün Türkler birleşip tek bir devlet olması lazım yani muhtelif devletlerden oluşur tabii de ama net bir birliktelik olması gerekir. Yani sen Türk isen Türk kavmindensen nasıl ayrı ayrı oluyorsun? Almanları da o zaman yüz parçaya ayıralım. Yüz tane ülke olsun Almanya’da. Yani Türkleri paramparça etmişler çok mantıksız bir durum olmuş. İtalyanlar niye paramparça değil? Türkler paramparça, olmaz. Bu Atatürk’ün de öngörüsüdür. Sosyolojik de bir öngörüdür, bilimseldir. Türklük alemi birleşecek. Rahmetli Ziya Gökalp’in de bilimsel çalışmaları vardı, bu dönemde biliyorsunuz, o çalıştığı araştırma yaptığı dönemde. Sosyolojik olarak zaten mecburen böyle bir birleşme olacak, olur. İslam alemi de birleşecek, Türklük alemi de birleşecek.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kendini süsleyen bir kuş vardı. Gazeteden kestiği parçalar.

ADNAN OKTAR: Vay deli vay, inanılır gibi değil. Ama çok şaşırtıcı bu. Bak hayvanda bile süslenme ihtiyacı var. Çok acayip bir şey bu büyük mucize bu. Yiyeceğim ben onu, yiyeceğim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey’e ben bir soru sormak istiyorum. Kendisi daha önce “İsrail’i biz kimseye yedirmeyiz” demişti. Ortadoğu’da ve Filistin’de birçok insanın katili, Irak’ta 1 milyon insanın katili Amerika ve İsrail devleti. Kendisi bunu yayabilir mi biraz? “İsrail’i biz kimseye yedirmeyiz” cümlesinin amacı nedir?

ADNAN OKTAR: “İsrail’i yok etmeye kalkarsanız” dedim “gök kubbeyi başınıza geçiririm” dedim. “…geçiririz” dedim. Doğru bu sözüm, halen de bu sözümün arkasındayım. Kim yaparsa karşılığını alır. Aynı dediğim şekilde de olur. Hangi mazluma yapılırsa aynısı geçerli olur. Peygamber soyunu ortadan kaldırmaya kalkarsanız gök kubbeyi başınıza geçiririz. Bu doğru. “İsrail, Amerika” bak hiçbiri İngiliz derin devleti diyemiyor. Bak bu yakışıklı delikanlımız İngiliz derin devletinden haberi yok. Daha hala Amerika diyor. Amerika zavallı bir ülkedir. İngiliz derin devletinin esareti altında inim inim inleyen zamanında oraya taşınmış zavallı insanlardır. Orayı devlet yapan İngiltere’dir. Federasyonlara ayıran, küçük devletçiklere ayıran İngiltere’dir. Dilini İngilizce olarak kabul ettiren de İngiltere’dir. Yönetim tamamen İngilizlerin elindedir. Amerika’nın yönetimi İngiltere’nin elindendir. İsrail’i kuran da İngiliz derin devletidir. Bin tane belgeyle ispat ettim, gösterdim. Herkes bilir bunu. İsrail de kabul ediyor, herkes kabul ediyor. İsrail’in zalimi yok mu? Var. Allah belalarını veriyor. Öyle bir şey olmaz. Irak’ta Müslümanları katledenlerin Allah belasını versin. Vermiyor mu? Veriyor Allah belalarını. Bir kere İngiliz derin devletinin başına Allah, Hz. Mehdi (as)’ı musallat etti. En büyük bela, Hz. Mehdi (as) bir beladır aynı zamanda bela getirir. Yani bir nurdur, müminlerin cennete gitmesine vesile olur. Ama küfrü, milyonlarca kafiri de cehenneme sürükler. Gelmiş geçmiş en büyük beladır, Hz. Mehdi (as) aynı zamanda. Yani bunun farkında bu adamlar. Dolayısıyla Allah belasını versin dediğinde Allah, Hz. Mehdi (as)’ı onlara musallat edecek demektir. O yüzden senin gönlün çok rahat olsun. İngiliz derin devletinin paramparça olduğunu göreceksin. Onların inlerine girildiğini göreceksin. O zaman “haklıymışsınız Hocam” diyeceksin. “İsrail’e dokunmak” yok, buna müsaade etmeyiz. Peygamber soyu kıyamete kadar devam edecek.

Evet.

VTR: Motosikletli ve bisikletli sürücülerin yaya kaldırımlarına çıktığını görüyoruz. Sizce bu doğru mu?

ADNAN OKTAR: Yani çılgınlık yapıyorlar. Çok tehlikeli bir şey aralardan da geçiyor. Zaten ölümle adeta dans ediyorlar. Yani kolu bacağı her şeyi dışarda aralardan geçiyor, oralardan geçiyor, sürat yapıyor. 10 santim ile kurtarıyorlar 15 santimle, 5 santimle kurtarıyorlar. Çoğu da ölüyor, Allah esirgesin. Çoğu yaralanıyor. Bir de kaldırıma çıkmak ekstra rezalet olur. Kaldırım yayalar için çok çirkin ve yanlış hareket. Suçtur bu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’da 15 Temmuz ile ilgili tankların harekete geçtiği gece Erdoğan ve Başarısız Darbe Girişimi başlığıyla bir belgesel yayınlandı. Belgeselin tümü darbenin kontrollü gerçekleştirildiği yönündeydi. Belgeselde CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve HDP Milletvekili Mithat Sancar konuştular. Belgesele destek veren açıklamalar yaptılar.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, darbe hadi kontrollü olduğunu kabul edelim. Dediğiniz gibi olduğunu kabul edelim. Gece 03:00’te kontrollü darbe olsaydı. Normalde gece 03:00’te olacaktı. Yemeklerini yarım bırakıyorlar pislik herifler. Haber geliyor, diyorlar “darbe haberi alınmış, erken yapacağız.” “A pardon” diyor “siz yemeğe devam edin biz hemen gidelim” diyorlar. Erken haber alındığı için panik oldular ortaya çıktılar. Gece 03:00’te kontrollü darbe olsaydı kabul ediyoruz, kontrollü darbe kontrolsüz olacaktı. Gece 03:00’te. Nerenin kontrollüsü? Gece 03:00’te sen Tayyip Hoca’yı çekip vuracaksın şehit edeceksin. Bütün dağı, taşı, tanklarla 200 tank çıkacaktınız tevafuken durduruldu. Allah durdurdu. Mehdiyet vesilesiyle durduruldu 200 tank. İstanbul’u saracaktı. Ankara’dan bütün roketler çıkarılmıştı. Ankara’yı böyle otuz kere havaya uçuracak roketler bunlar. Yani çok yüksek tahrip gücü olan başlık taşıyor. Uzun menzilli roketler peş peşe bunların arabaları çıkıyordu. Bunlar durduruldu. Denizden vurulacaktı İstanbul, denizden Deniz Kuvvetleri’ne ait gemilerden vurulacaktı. “Hedef gözetmeksizin sabaha kadar İstanbul’u vurun” dediler. Tamam kontrollü darbe, doğru hadi dedik. Sabaha kadar İstanbul vuruldu, roketler de yağmur gibi Ankara’ya yağdı, 200 tank İstanbul’u sardı, 500 tank da Ankara’yı sardı al sana kontrollü darbe. Neresi kontrollü bunun? Bitti, ondan sonra idamlar başlayacaktı. En az 3 milyon, 5 milyon insan idam edilecekti. Türkiye de yok olacaktı bu kadar basit. Kontrollü darbe hikayesini bıraksınlar. Söke söke diz çöktürdük. Kabadayılar her tarafı sardı ve bu ahmaklar, ahmak yani bu gelenekçi kafalı ahmak İngiliz derin devletinin uşakları o ahmak kafalarıyla kendilerini ele verdiler. Gündüz gözüyle gittiler İstanbul Boğazı’nı, Köprüsü’nü tutmaya kalktılar. “Biz geliyoruz” diye. Erken yakalandılar konu bu. Tamam kabul kontrollü darbe dediğini kabul edelim senin, gece 03:00’te olsaydı bu kontrollü darbe mi olacaktı ne olacaktı? Bunu bana bir söyleyin bakayım. Ne olurdu Bülent sence?

BÜLENT SEZGİN: Kontrolsüz olurdu. Yani çok açık.

ADNAN OKTAR: Darbenin şahı olacaktı, şahı. Yani en gelişmiş darbe olacaktı. Ama milletin kabadayılığını tahmin edemediler korkak zannettiler milleti. Zaten bu Fethullahçı alçaklar, Fethullah Gülen’e bağlı bu köpekler yani FETÖ’cü alçaklar halkın korkak olduğunu sürekli vurguluyorlardı darbe öncesi. Bak elimizi öyle hafif tuttuk ki yani tahmin, tahayyül edemezler. Sabaha kadar bir şey yapmayın dedim. Sabaha kadar. Bir kişi bırakmazdı millet söyleyeyim. Tek bir kişi bırakmazdı. Yani çoktan bu mahkemelik adam hiçbiri kimse kalmazdı söyleyeyim. Yani kimse mahkemede yargılanmaz, bir kişi kalmazdı. Hepsini köprüden atardılar aşağıya. Biz durdurduk. Sabaha kadar yayın yaptık. “Aman sakın dokunmayın” dedik. Çünkü içlerinde masumlar var, bilmeyenler var. Karışmasın diye çok dikkatli davrandık.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli az önce bir tweet paylaşmış. Şöyle diyor; “Yanılıp yenilip yeni bir darbe girişimini aklından, havsalasından geçiren varsa ölümü göze almış demektir, bunu da özellikle hatırlatıyorum.”

ADNAN OKTAR: Helal. Bu sefer pardonu olmaz onu söyleyeyim. Yani bak o adamlar millete helal olur o zaman yapanlar. Yani helal olur derken kendini savunması helal olur milletin. Kendini savunması helal olduğunda da neler olur tahmin ederler. Yani bu şekilde olmaz. Pardon diye bir şey de kabul etmeyiz. Yani yanlışlık oldu falan olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aslana kafa tutan bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bak aslanı delirtecek. Helal olsun. Mangal gibi yüreği var aferin ona. Ama kedilerin cesareti inanılır gibi olmuyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 15 Temmuz gecesi 13 savaş gemisi, 37 helikopter, 35 uçak,  74 tank darbeye katılmış. Dediğiniz gibi kontrollü olması mümkün değil.

ADNAN OKTAR: Kontrollüymüş. Şimdi ağzımı bozacağım diye çekiniyorum. Kardeşim gece 03:00’te olsa bunun kontrolü montrolü kalmış oluyor mu? 200 tankı ucu ucuna engelledik. Ucu ucuna yani nerenin kontrollüsü?

Evet, dinliyorum.

VTR: Dindar olmak isteyen bir genç ne yapmalı?

ADNAN OKTAR: Dindar olmak isteyen bir genç ne yapmalı? Sadece samimi olacak o kadar. En kolay şekilde dini yaşamamız için Allah bize yol göstermiş. Ne istiyor biliyor musun Allah bizden? Bir tane şey istiyor sadece “samimi olun” diyor o kadar. Dünyanın en zevkli en kolay olayıdır samimi olmak. “Bunu yapın sizi cennete koyacağım” diyor Allah. “Samimi olun yeter” o kadar. Dindarlık eşittir samimiyet. Samimiyet eşittir dindarlık o kadar.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, siz metrolarda erkeklerin hanımları rahatsız edecek şekilde yayılarak oturmalarına önlem alınması konusunda daha yeni bir hatırlatma yapmıştınız. Bu hatırlatmanızın hemen ardından, İstanbul Büyükşehir Belediyesi kuruluşu Metro İstanbul, metroda yayılarak oturmaları engellemek için sosyal medya hesabından uyarıda bulundu. Metro İstanbul’un sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Yayılarak oturma artık son buluyor. Tüm dünyada kabul görmüş bu kurala uyalım, uymayanları uyaralım.” İfadelerine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Ne diyorsak devlet, hükümet yerine getiriyor. En fazla birkaç gün bazen bir hafta bazen de 3 yıl. Dedim ki, özel harekat okullarını açın dedim. 3 yıl dilimde tüy bitti, 3 yıl uğraştım. Nihayet kabul ettirdik 3 yıl sonra.

Evet, Fikret Bey dinliyorum.

VTR: Arkadaşlarınızı hangi ölçüde seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kız arkadaşlarıma ben tutkuyla bağlıyım. Tutkuyla seviyorum hepsini, Allah aşkıyla seviyorum. Çünkü onları Allah’ın bir tecellisi olarak görüyorum dolayısıyla sevgim de çok derin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kastamonu’da 503 yıllık Osmanlı yadigarı Çifte Hamam gece kulübüne çevrildi Adnan Bey. Kulübe dönüştürülen hamamda yapılan restorasyon eserin yapısını değiştirdi.

ADNAN OKTAR: Hayır bunu derhal değiştirsinler. Burayı camiye çevirsinler. Çok büyük hata olmuş kim yaptıysa derhal düzeltsin. Tayyip Hoca’dan da istirham ediyorum, bakanlıktan da istirham ediyorum. Derhal bu adamları hemen oradan göndersinler, nerede açıyorsa açsınlar. Onlara bir şey dediğimiz yok. Orayı camiye çevirsinler, olmaz öyle şey. Çok büyük hata olmuş.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adalet Yürüyüşü Türkiye için bir başlangıç mı yoksa sonuç mu?

ADNAN OKTAR: Sonuç da değil başlangıç da değil, güzel bir hareket. Sayın Kılıçdaroğlu ne kadar bedenen güçlü olduğunu da gösterdi maşaAllah. Bu yaşında çakı gibi yürüdü. Biraz da kilo verdi, yandı da. D vitamini yönünden çok iyi olmuştur, kalp düzeni açısından da iyi olmuştur. Gandi’yi de geçti. Güzel yani insanlara, hükümete, devlete zarar verecek bir şey yok. “Adaletin iyi olmasını istiyorum.” Diyor. Ne güzel, doğru. Daha iyi olsun, daha iyi olsun biz her şeyin daha iyi olmasını isteriz. Sayın Kılıçdaroğlu çok aklı başında, nezih bir insan. Hükümet açıklama yaptı işte hatta muhalefetten de geldiler. Dediler, “Sen kargaşa mı çıkaracaksın, olay mı çıkaracaksın?” “Öyle bir şey yapmaz o insan” dedim. “Aklı başında, makul, dengeli bir insan” dedim. “Hiçbir şey olmaz. Gayet güzel başlar ve biter” dedim. Dediğim gibi de başladı ve bitti. Kibar bir insandır Sayın Kılıçdaroğlu. Boş oturacağına işte bir şeyler yaptı, dikkat çekmiş oldu. Muhalifleri de “Sen bomboş duruyorsun.” demezler. O ne diyecek? “Ben de yürüdüm işte” diyecek. “Bir şeyler yaptım dikkat çektim.” diyecek. Sayın Kılıçdaroğlu’nu ellemesinler. O iyi, doğru yolda o. Dindar, efendi bir insan. CHP’yi de güzelleştirir. Saygıyla ona bağlanırlarsa CHP’liler, sözünü de dinlerlerse o güzel bir çizgiye götürür CHP’yi.

Evet.

VTR: Ben şimdi denizcilik mezunuyum. Ders olarak da mesela biz dalgıçlık dersleri falan görüyoruz, sualtı dalışlar yapıyoruz. Biraz tehlikeli değil mi? Deney olarak kullanılmamız birazcık yanlış değil mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tamam da yani askeri amaçla da sizi yetiştiriyorlar. Kabadayıları da Ankara’da Karaşar’da falan yetiştirirlerdi. Sizi de işte öyle yiğit olarak yetiştiriyorlar. Denizaltında mesela bir savunma amaçlı faaliyet olabilir. Eleman sayımız az. Sizi yetiştiriyorlar ki orada bir şeyler yapın diye. Bu tip şeylerin altında hep askeri amaçlar da yatar. Dolayısıyla yanlış olan bir şey yok. Riski var ama o riskini hesap ediyorlardır. Çünkü orada doktorlar var, uzmanlar var dolayısıyla zaten hiçbir şey de olmuyor. Gönlünüz rahat olsun, böyle bir şey olmaz. Askerde de askeri nasıl yetiştiriyorlar? En zor şartlara göre yetiştiriyorlar. Denizaltı hayati bir mücadele alanıdır. Oraya da uygun eleman yetiştirilmesinde bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Medya imamları hakkında ne düşünüyorsunuz? Misal televizyona çıkarlar taşeron işçilere sabredin 1450 lira maaş size yeter derler ama kendileri 600 bin lira maaş alıyorlar. Bazı insanların hoşuna gitmeyecek şeyleri vaazlarında söylemezler. Sırf daha fazla halk toplamak için böyle yapıyorlar.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Tam hani derler -dini konuları tenzih ederim- tam nalına mıhına. Çok itinalı konuşuyorlar. Ne televizyon kanallarını kızdıracak gibi oluyor, ne patronları rencide edecek gibi oluyor ama daha ziyade işçilere. İşte ben her zaman onu söylerim iyi çalışın ama siz de bunların alnının teri daha kurumadan maaşlarını verin. Ama fazla da maaşa da talip olmayın. İyi çalışırsanız, patronu memnun ederseniz o da sizden memnun olur. Kadınlar için de aynı şeyleri söylüyorlar. Eşinizin beyefendinin öyle bir konumu vardır ki diyor, adam bilmem neresi yara da olsa o yarasını işte çok iğrenç laflar ediyor. Buna rağmen siz onun daha hala hakkını ödeyemezsiniz diyor, kocanızın hakkını. Çünkü adam erkek egemenliğini sağlamış. Şimdi o sistemi devam ettirmek için uydurmalara ihtiyaç var. Onları da hazırlamış. Kadınlara karşı da ezik, güçsüz, iktidarsız yani kafa iktidarı yok. O yüzden onun sisteminde alttan bunlar kendi aralarında dayanışmayla ayarlamışlar. Bunu kullanıyorlar. Bu sistemde de sistemi oturtmuşlar. Mesela televizyon kanallarına çıkacak tipler hep böyle ‘gelene ağam gidene paşam’ diyen tam ortalı ama kendi çıkarına da çok titiz tipler. Ama bak kimsenin gözünden kaçmıyor demek ki böyle adamlar. Bunu daha uzun bir yazıyla ele alabiliriz.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar kendi içlerine kapanıyor bazı zaman. Yalnızlığı arıyorlar. Bu, insanların çok yozlaşmasından kaynaklanan bir durum mu yoksa insanlar yalnızlığı arıyor mu? Kalabalık ortamlardan kaçmak mı istiyorlar? Bu konu hakkında düşünceniz nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Dost olacak adam bulamıyorlar. Konuşuyor, tersliyor adam. Küçük düşürmeye çalışıyor. Genç kız konuştuğunda alayla yaklaşıyorlar, ezmeye çalışıyor, onurunu kırmaya çalışıyorlar. Her zaman söylüyorum, saçını boyuyor ona bir laf ediyor, makyaj yapıyor ona bir laf ediyor. Biraz kilosu oluyor ona laf ediyor, zayıf oluyor ona laf ediyor, orta oluyor ona laf ediyor. Artık bunalıyor onlar da mecburen “yalnız kalayım ben” diyor. Dost bulamıyorlar. Ama imanlı, Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, sabırlı, nezih, kibar, temiz insanlar çok olsa onların içinde cennette yaşar gibi coşkuyla yaşarlar tabii. İnsanların yalnız kalmaya mecbur kalması ahir zamanın felaketlerinden biri. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinin aynısıyla çıkması bunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yalova’da bir şehit çocuğu, şehit yakını kartıyla minibüse binmek istiyor ancak minibüs şoförü önce şehit çocuğuna bağırıyor sonra da tokat atarak arabadan indiriyor. Annesi olayla ilgili karakola şikayette bulundu.

ADNAN OKTAR: Bu ne demek oluyor? Çocuk kartı kullanma yetkisi yok mu, öyle bir şey yok mu? Bu kart orada etkisi olan, geçerli olan bir şey değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Minibüslerde geçmediğini söylemiş minibüs şoförü. Bunun belediye otobüslerinde geçtiğini söylemiş ve ücreti istemiş.

ADNAN OKTAR: Tamam o minibüs şoförünü bize göstersinler, biz ücretini ödeyelim. Bir sene, iki sene boyunca biz ona ücret öderiz o adam kimse. Ama resmini görmek istiyorum ben onun. Böyle bir adam senin aileni kurtarmış bir şehit, namusunu kurtarmış. Sen de keyif içinde yaşıyorsun onun sayesinde. Dinine, imanına, mukaddesatına zarar gelmesin diye, vatana, millete zarar gelmesin diye aziz olan canını vermiş. Sen onun emaneti olan çocuğunu oradan oraya götürmeyi gücümsüyorsun, ağırına gidiyor. Bizim seni tanımamız gerekiyor o zaman. Bu pardonluk bir konu değil. Böyle tipleri biz mutlaka tanıyalım. Ben o adamın parasını vereceğim. Her hafta da parasını öderiz ama göreceğim ben o adamı. Tanıtsınlar millete bu adamı kimse. Görüntülerini önden, yandan, sağdan, soldan göreceğim. Ve Türkiye’de nasıl duruyor bu adam yani? Çok büyük olay. Bunu bir şekilde öğreniriz. Resimlerini mutlaka bulalım bu adamın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Makyaj abdeste geçerli olur mu?

ADNAN OKTAR: Şimdi Peygamber (sav)’in fiili uygulamasında, sahabenin fiili uygulamasında herkesin gözünde ne var? Sürme var. Bayağı da koyu sürme. Abdest alıyor mu herkes? Alıyor. O devirde sabun da yok. Yıkıyor, namazını kılıyor. Çünkü “yüzünüzü yıkayın” diyor. O insanın yüzü o. Yüzünü yıkıyor, namazını kılıyor. Dolayısıyla hiçbir şey olmaz. Yeter ki namazını kılsın.

Evet.

VTR: Bölgemize daha fazla yeşil alan yapılsın. 5 tane daha yeni cami yapılacakmış. Bunlar yapılacağına yeşil alan yapılsın. Okul, hastane yapılsın. İlla hep dini tesis yapılmasını doğru bulmuyoruz Kadıköylü olarak.

ADNAN OKTAR: Kadıköy’de. Ama Kadıköy’de biraz cami sayısı az herhalde değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Cami Kadıköy’de azsa Kadıköy’ü bir güzelleştirelim. Camiler çoğalsın. Cami olması zaten yeşillik, güzellik açısından gerekli hoşluğu sağlayacaktır. Çünkü caminin bahçesi, şadırvanları, meşrutaları olacaktır. Okuma odaları, kütüphaneleri olacaktır. Dolayısıyla onların dinleneceği, gözlerine hoş gelecek güzel mekanlar olacaktır. Onların içerisinde ayrıca klinik de kurulabilir. Hastanenin bir bölümünü oraya ayırabilirler. Mesela bir hastanenin bir kliniğini, caminin bir bölümüne ilave edebilirler. Diş bölümünü oraya alabilirler veyahut göz hastalıklarıyla ilgili bir bölüm açılabilir. Oradan da sevap kazanırlar. Dolayısıyla her şey topluca o anda orada halledilebilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’daki kardeşlerimiz Erhan ve Filiz 800 adet ‘İslam ancak sevgi ister’ ve ‘Fosiller evrimi yalanlıyor’ broşürleriyle, 150 adet kitap ve belgesel dağıttılar.

ADNAN OKTAR: Muhteşem.

KARTAL GÖKTAN: Finlandiya’daki kardeşlerimiz Taner ve Yeşim ise 250 adet ‘İslam sevgi ister’ broşürü ve 20 adet ‘Nasıl bir Yemen?’ isimli kitabınızı dağıttılar.

ADNAN OKTAR: Nefis. O insanlar da okuyan insanlar çok olumlu etkilenirler. Samimi insanlar. Çok büyük faydası olur.

Evet.

VTR: Merhaba. Kuran’daki “takvanın sahibi Allah’tır” ifadesi ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Takvayı kabul eden, onu takdir eden, ona sevap veren veyahut samimiyetsizliğini tespit eden, ona göre karşılık veren Allah’tır. O anlama geliyor.

Evet.

VTR: Adalet mitinginde Valilik tarafından 175 bin kişi olduğu söyleniyor. Ben kendim mitingdeydim 2 milyona yakın insan vardı. Valiliğin söylediği doğru mu?

ADNAN OKTAR: Eğer mühendislik olarak hesap edilirse metrekare hesabıyla. Çünkü o alanın metrekaresi biliniyor. Metrekareye 5 kişi düştüğünü düşünürsek en fazla 500 bin kişi oluyor o zaman. Metrekarede 5 kişi olursa, alan olarak bakıldığında mühendislik açısından, teknik açıdan 500 bin kişi oluyor. 2 milyon kişi tabii abartılı oluyor. Teknik olarak mümkün değil. Çünkü bir metrekareye de 5 kişi zaten çok fazla. Hadi en fazla öyle olduğunu diyelim. Yapış yapış olsa bile oranın alanı matematik yönden hesap edildiğinde 500 bin kişinin sığacağı gibi. Dolayısıyla doğru olabilir. Matematik yönden doğru olabilir, teknik yönden doğru.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hayatını konu aldığı ‘Reis’ filminin yapımcısı Ali Avcı bu sefer 15 Temmuz konulu ‘Uyanış’ isimli bir film yaptı. Ancak filmin yayınlanan fragmanı büyük tepki çekti. Çünkü filmde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinin tüm fertlerinin darbe gecesi Kısıklı’daki evlerinde öldürülmesi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başına bir asker tarafından silah dayanması görüntüleri yer alıyor filmde.

ADNAN OKTAR: O zaman o adamlar bayağı ilginç adamlar. Daha hala olay dengeye oturmamış. Bu onu gösteriyor. Bu çok önemli. Bunu yarın çok kapsamlı araştıralım. Bu adam bunu niye böyle düşündü, neden yaptı? Çok garip. Hayret verici. Yaparlardı bunu doğru yani yapacaklardı, Tayyip Hoca’yı da vuracaklardı öyle görünüyor. Çünkü gözü dönmüş bunların. En az 3-5 milyon da Türk milletinin ferdini şehit ederlerdi, en az 3-5 milyon. Öyle görünüyor ama bu, bu şekilde olmaz. Bir anlamı yok bunun. Böyle bir vurgunun bir amacı olamaz. Kötü olmuş, yanlış olmuş.

Ben de o CHP mitingini kalabalık zannettim ama matematik hesaba göre hakikaten o kadar olması mümkün değil. Ama hakikaten de kalabalık. Onlar niye tedirgin oldular ben anlamadım. CHP istese oraya 2 milyon insanı da toplayabilir. Oraya değil de başka bir yere toplayabilir. Zaten milyonlarca taraftarı var CHP’nin. Toplama veya toplamama CHP’nin sayısını göstermez. Bir anlamı yok onun. Ondan tedirgin olmaları yersiz.

Evet.

VTR: Biz okuyoruz, burs alacağız durumumuz iyi değil. Bu bursu neden geri ödüyoruz? Okuyup devletimize, milletimize, anne babamıza hayırlı bir evlat olmak için okuyoruz. Bu bursu neden geri ödüyoruz?

ADNAN OKTAR: Bunlar ne sevimli şeyler böyle. Çok acayip sevimliler. Tabii burs ödemek öğrenciyi çok gerer. Daha yeni mezun olmuş, “Selamün aleyküm ver parayı” Zaten bir avuç maaş alıyorlar. Nereye burs ödeyecek çocuk? Ben onu defalarca vurguladım, çok vurguladım. Hatta öğrencilere bir harçlık verme geleneği geliştirmek lazım. Amcası, babası, sokaktaki bakkalı, kasabı öğrencilere harçlık vermesi lazım. Öğrenci gitti mesela et aldı. “Helal olsun” dersin gönderirsin öğrenciyi. Öğrenci yani hayırlı evlat olacak, bir şey yapacak çocuk. Bu çalışmıyor ne yapsın, nereden bulsun yani? Eğitiyor kendini, eğitecek vatana faydalı olacak. Ondan para istenmez. Doğru söylüyor.

Evet.

VTR: Türk futbolunda neden yaşlı oyuncular transfer ediliyor? Japonya olsun Çin olsun neden başka ülkeler değil de? 7.5 milyon Euro’ya alınan bir oyuncu neden 2.5 milyon Euro’ya satılıyor?

ADNAN OKTAR: Doğru, bu büyük bir felaket. Her biri birbirinden sevimli bunların. Futbol kulübü öyle uygun görüyorsa yapsınlar, ne yapıyorsa yapsınlar. Yaşlı alır, genç alır. Bir zararı yok ki kimseye bunun. Milli bir zararı yok, kulübe bir zararı yok. Yaşlı olması daha tecrübeli oluyor tabii. Bilgisi, görgüsü daha çok oluyor. Onun kültüründen, bilgisinden, tekniğinden istifade etmek istiyor olabilirler.

Evet.

VTR: Kadının saçını siyaha boyaması caiz midir?

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberimiz (sav)’in hanımı Hz. Ayşe annemiz saçlarını siyaha boyuyordu. Peygamberimiz (sav) de saçını siyaha boyuyordu. Hatta beraber, birlikte saçlarını boyuyorlardı. Hz. Ayşe annemiz hem kendi kafasına sürüyor, hem Resulullah (sav)’in başına sürüyor o siyah boyadan. Ketemle kınayı karıştırıyorlar, siyah boya elde ediyorlar. Çok koyu kahve yani siyah elde ediyorlar. O boya kabı kutsal emanetler bölümünde sergileniyor şu an. Hakikaten simsiyah duruyor boya o devirden kalmış. Kap simsiyah. Resulullah (sav)’ın kullandığı hanımının da kullandığı boya kabı. Dolayısıyla mümin tabii Peygamberimiz (sav)’in sünnetine uyacak. Hanımlar saçını siyaha boyayabilir. Sarıya da boyayabilir. Peygamberimiz (sav) üç rengi beğeniyor. Sarı, kırmızı ve siyah ama en beğendiği sarı. En ziyade bu çok güzel diyor. Siyahı görüyor bu güzel diyor. Kırmızıyı görüyor bu daha da güzel diyor. Sarı en güzel diyor. Hadiste var. Bir ara kıyamet kopardılar. “Nasıl der Peygamber?” diyor. Bin dört yüz yıllık hadis. Bu kadar bağnazlık olmaz. Bu kadar tutuculuk olmaz ben şaşırıyorum yani. 

Evet.

VTR: Selam Adnan Bey. Ben Rümeysa Bilgin. Peygamberimiz (sav) yaşarken de hadisler yazılıyor muydu?

ADNAN OKTAR: Yapmışlar evet. Ama Hz. Ömer (ra) şiddet ile üstüne gidiyor. Peygamberimiz (sav) uyarıyor. Yazmayın diyor. İstememiş Peygamberimiz (sav). Çok fazla rivayet var istemediğine dahil. Zaten Kuran’a da uygun değil. Ama ezberinizde tutuyorsanız tutun. Ama yazılı hale getirmeyin demiş. Çünkü Kuran’a muhalif kitap gibi olacağı için istememiş Peygamberimiz (sav). Ama ezberden birçok hadis kaldı tabii.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim bir kız arkadaşım var, Antalya’da yaşıyor ve o gidiyor. Neden sevenler ayrılmak zorunda?

ADNAN OKTAR: Bunların her biri birbirinden sevimli. Demek ki çok seviyor arkadaşını. Antalya’ya gidiyorsa sağlık, sıhhat kazanır. İşte iyi güneşe çıkar. Güneşlenir kemikleri kuvvetlenir. Değil mi? Temiz hava alır, değişiklik olur iyi. Hiçbir şey olmaz. Sen ona internetten Kuran ayetleri gönder, iman hakikatleri gönder. Kuran mucizelerini gönder. İmanını güçlendirecek şekilde sen onu teşvik et. Şevklendir olur. Selam veren herkese aleykümselam. Yalnız hoca derken herhâlde ağız alışkanlığı ile söylemiş. Çünkü ben hoca değilim.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün yaptığı konuşmada “Vatanımızı parçalamak isteyenlere, milletimizi esir etmek isteyenlere bu bedelleri ödetmeden tek bir karış toprağa adım attırırsak, anamızdan emdiğimiz süt bize haram olsun” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun.

BÜLENT SEZGİN: Salondakiler dakikalarca ayakta alkışladı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam kabadayının şahı maşaAllah. Evet dinliyorum.

VTR: Spor olsun diye avlanmak isteyen insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sporla alakası yok onun. Çok acı yani, mesela tavşan gidiyor hayvan tüfekle vuruyorlar. Hayvan kan revan içinde kalıyor. Görüntüsü de çok korkunç. Eğlendirici hiçbir yönü yok. Yahut dağ keçisi hayvanı vuruyorlar, hayvan dağdan yuvarlanıp düşüyor. Kan revan içinde dili mili dışarı çıkmış. Bunun neresi eğlendirici? Bayağı ürkütücü.  Sporla da alakası yok bunun.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam size bir sorum var, inanmak ihtiyacımız doğuştan gelen bir şey midir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı delikanlım, ihtiyaç değil de inanç bir ihtiyaç değildir. Bir gerçek olduğu için inanırız. Şimdi biz bir görüntü görüyoruz. Değil mi? Bu ne? Bu bir gerçek. Şimdi bir görüntüyü gördüğümüzde biz inanıyor muyuz? Yani ihtiyaç mı duyuyoruz yoksa var olduğu için mi inanıyoruz? Allah var olduğu için, din var olduğu için, gerçek olduğu için inanırız. Evet.

VTR: Kabala nedir?

ADNAN OKTAR: Kabala Musevilikte bir batın ilmi. Tevrat’ın batıni tefsiri. Evrenin yaratılışı, Allah arasındaki bu konun bağlantısı. Bunları anlatır. Kabalayı herkes bilmez. Çok nadir Tevrat alimleri bilir kabalayı. Ayrı bir ilimdir. Batın ilmidir. Evet.

VTR: Kıskançlık ve öfke sonradan kazanılan bir şey midir?

ADNAN OKTAR: Kıskançlık evet. Eğitim ile elde ediliyor kıskançlık ve öfke. Küçüklükten itibaren eğitim ile elde ediliyor. Korku da öyle. Yani yoğun eğitim ile elde edilir. Evet.

VTR: En çok aranızda ne konuşuyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sevgi tabii ki. Aşk, sevgi, tutku, iman, Allah sevgisi, Allah korkusu. Evet.

VTR: Ağız bakımınızı misvakla mı yapıyorsunuz, diş macunuyla mı yapıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini. Misvak şu an o kadar temizleyici olmaz. Çünkü misvak yassı lifleri olan bir diş temizleyicisi. Doğal bir diş temizleyicisidir ama dişi yeterli kadar temizleyemez. Çünkü yassı temizleme oluyor. Diş fırçası dik temizleme yani asıl ihtiyaç olan yanlardan olan temizlemeyi sağlar. Dolayısıyla sadece misvak ile diş temizlenmez. Ama diş macunu da çok fazla kullanmak biraz alerjiktir. Dudak kenarında falan kızarıklıklara sebep olur. Birçok hanımda olur biliyorsunuz. Dudak kenarlarında kızarıklık. Onun ana nedeni diş macunudur. Özellikle flor çok alerjik bir maddedir. Diş macununda bulunan flor. Çok iyi yıkanması lazım ağızın. Diş fırçalandıktan sonra sabun ile yıkanması lazım. Yani o kalan kalıntılar hem kaşıntı yapar hem de alerji yapar. Yani diş macunu yapışkan bir maddedir. Diş dokusuna da yapışan bir madde. Cilde de yapışır. Dolayısıyla iyi yıkanması önemli. Ama diş fırçası ile temizlik daha iyi diş için.

BÜLENT SEZGİN: Üç sevimli kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bir evin en büyük konforu bence kedidir. Bir evde olabilecek en yüksek konfor. Ne televizyon ne radyo ne şu ne bu kedinin üstüne yoktur. Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar isminizi duyduğunda neden sadece müzik ve dans akıllarına geliyor?

ADNAN OKTAR: Eğer öyle ise çok iyi. Aslında ne kadar isterdi solcular öyle olmasını. Sadece müzik ve dans olmasını ne kadar isterdiler. İngiliz derin devleti ne kadar isterdi öyle olmasını. PKK ne kadar çok isterdi. Keşke öyle olsa diyorlar ama Adnan Hoca deyince akla ne gelir biliyor musun? İngiliz derin devletinin söke söke ezilmesi, deccaliyetin kafasının eşek kafası gibi ezilmesi. Darwinizm’in dümdüz edilmesi. Bakın Darwinizm’in dümdüz edilmesi. Ve karşı konulmaz bir iman hareketi. Kahredici bir iman hareketi. Ve tepmez devrilmez bir güç olarak. Kahredici bir güç olarak, asla yıkılmaz bir güç olarak ateizmin karşısındaki çelik müdafaa akla geliyor. Ama o müzik ve dansla örtülenmiş olabilir. O da belki ledün ilminin bir gereğidir. Allah onu müzik ve dansla örtmüş olabilir. Yani asıl ne olduğu belli. Ama Adnan Hoca deyince tabii insanın aklına hep sevgi ve tutku gelir. Bütün kadınların aklına da, insanların aklına da o geliyor benim bildiğim. Sevginin ve tutkunun üstadı olarak biliniyorum. Ama bunu bazı insanlar cinsellik olarak özetlemeye kalkıyorlar. Bu bir abartı tabii. Çünkü doğrusu tutku ve aşktır, derin sevgidir.

BÜLENT SEZGİN: Birleşik Arap Emirliği’nden bir iş adamı bir milyar dolar karşılığında ikna ettiği Sudanlı bakan aracılığı ile Yemen’de görevlendirilen askerlerin Katar sınırına sevk edilmesini sağladı. Katar istihbaratı durumu fark edip Sudan devletine haber verdi. Bakan gözaltına alınıp tutuklandı. Doha’ya askeri plan bozulmuş oldu.

ADNAN OKTAR: Hayırlı olmuş. Evet dinliyorum.

VTR: Türk gençleri yeterince Müslümanlığı yaşayabiliyor mu?

ADNAN OKTAR: Türk gençlerinin en önemli özelliği, İslam’ın en önemli özelliğini yerine getiriyor olmaları yani samimiyet. Bak her çıkan genç samimi. Hepsi dürüstler. İslam’ın en önemli hedefi samimiyettir ve sevgidir. Samimiyet ve sevgi bizim gençliğimiz büyük bir coşku ile talep ediyor. Evet.

VTR: Adalet Yürüyüşü nasıl geçti, sizce faydalı oldu mu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bayağı güzel, bir renk, CHP’ye bir canlılık getirdi. Adalete yine dikkat çekilmiş oldu. Adalet her zaman teşvik edilmesi lazım. En iyi hale gelmesi için teşvik edilmesi, takdir edilmesi, teşci edilmesi insani bir görevdir. Gayet makul. Sayın Kılıçdaroğlu’nun nezaketli, kibar, naif bir eylemi oldu. Hükümetin de kibarlığı oldu. Saygısı oldu, çünkü olağanüstü hal döneminde böyle bir eylem olmaz.  Yapılmaz, mümkün değil. Yasak yani. Ama hükümet de kolaylık sağladı. Demokrasinin güzelliğini dünyaya da göstermiş olduk. Özgürlüğün gerekliğini de gösterdik. Türkiye’nin özgür olduğunu da göstermiş olduk iyi oldu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amerika ile Katar arasında terörle mücadele konusunda ortak mutabakat bildirisi imzalandı.  Amerika Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Katar’ın Arap komşuları ile yaşadığı krizin tutumunu makul bulduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Evet güzel böylece bu konu da bitmiş oldu.

Bu, hoca diyen kardeşlerime ben tabii saygı ile karşılık veriyorum. Saygı duyuyorum ama benim hocalık ile alakam yok. Ne alimim ne Hocayım. Dini eğitim de almış değilim. Zır cahil bir insanım. Ama samimi bir insanım. Ben kendi şahsı kanaattim, okuduklarım kadarıyla, düşündüklerim kadarıyla aktarıyorum. Her okuduğumun sağlamasını yapsınlar. Her söylediğimin sağlamasını yapsınlar. Her dediğime inanmasınlar. Yani doğru mu değil mi tetkik edebilirler. Ama samimi olarak inanıyorlarsa da ben ona saygı duyarım. Ama benim her dediğimin sağlamasının yapılmasında fayda var. Yani araştırsınlar, doğru mu değil mi tetkik etsinler. Doğruysa kanaatleri gelsin.

Dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz giyim markası?

ADNAN OKTAR: En sevdiğim giyim markası şimdi burada oluyor mu? Ferre, Gianfranco Ferre. En güzel Ferre’dir. Benim beğendiğim o. Versace daha sonradan gelir.

Evet dinliyorum.

VTR: Biz bu teknelerden rahatsız oluyoruz. Neden rahatsız oluyoruz? Bu kadar insan sahile denizi seyretmeye, sahili seyretmeye geliyor. Bu arkadaşlar gördüğünüz gibi istedikleri gibi buraya halat atıyorlar. İnsanların göz zevkini bir kere öldürüyorlar. Şurada bir pazar zevkimiz var onu öldürüyorlar.

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii eğer bir manzarayı kapatıyorlarsa hata yapmış oluyorlar. Onu belediyeler gerekli şekilde ayarlarlar diye tahmin ediyorum. Ama denizi çok fazla şey kapatıyor. Bir kere şu yalıların elektrikli, kablolu, jiletli, telli akıl almaz duvarları. Hapishanede bile böyle bir duvar yok. Çok ürkütücü duruyor. Yol boyunca jiletli teller, yol boyunca hapishane duvarı gibi duvarlar. Yık kaldır kardeşim bir şey olmaz. Bırak deniz görünsün. Yalında yine otur sen kimsenin bir şey dediği yok. Ama bize niye denizi seyrettirmiyorsun? Niye yani?

Evet dinliyorum.

VTR: Ezber kabiliyetiniz güçlü mü? Bir şeyi ne kadar kısa sürede ezberleyebilirsiniz?

ADNAN OKTAR: Niye ezberci olmamı istiyor acaba? Neden? Ezber iyi bir şey değil. Ezbercilik de iyi bir şey değil. Bir şeyi iyi anlamak, pratik anlamak ve onu hayata geçirmek önemlidir. Özün yani hikmetin üstünde durak lazım. Ezberlersin de hiçbir şeyi ifade etmez. Öz önemlidir. Ama ezberim de iyidir.

KARTAL GÖKTAN: Bediüzzaman’ın sözlerini Risale-i Nur’dan hep ezbere söylüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evet. Mesela onu ben bir kere okumuşumdur veya iki kere, kelimesi kelimesine hep ezberden anlatıyorum anlatırken.

OKTAR BABUNA: Hep irticalen konuşuyorsunuz.

ADNAN OKTAR: İrticalen tabii.

OKTAR BABUNA: Ve hiç aynı olmuyor sizin otuz senedir hep farklı anlatımlarınız oluyor. Gerçi hafızanız da çok olağanüstü güçlü. Beş yaşındaki haliniz, dört yaşındaki haliniz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul trafiğine en etkili çözüm ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Yeraltı, yeraltı, yeraltı daima. Üç katlı, dört katlı, beş katlı yerin altından tüneller, tünel yollar. En güzel çözüm budur, çok temiz. Hatta öyle bir hale gelir ki trafik hiç olmaz. Yeraltı eğer iyi organize edilirse yer üstü tamamen boş olur.

Evet.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav)’in gençlerin kişiliği ile alakalı öğrettiği şeyleri şu an Türk gençleri uyguluyor mu?

ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (sav)’in öğrettiği Kuran. Kendisi de Kuran’a uydu. İnsanları da Kuran’a davet etti. Yani demek istediği benim canım kardeşimin “Biz Kuran’a uyuyor muyuz?” diyor. tabii ki milletimiz yeni Kuran’ın önemini anlamaya başladı. Daha önce gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı vardı. Şu an Kuran’ın yeterliliği anlaşıldığı için Kuran’ın özgür dünyası, Kuran’ın cennet dünyası, Kuran’ın zincirlerden bizi kurtaran dünyasının ferahlığını, canlılığını, neşesini daha yeni yaşıyor bizim gençliğimiz. Ve bundan sonra asıl yaşayacak.

Evet.

VTR: Merhaba. Benim adım Bora. Benim merak ettiğim küçük bir husus vardı onu şu an size sormak istiyorum. Programlarınızda neden size aslan diyorlar?

ADNAN OKTAR: Aslan; Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ali (kv)’e aslan diyordu. Moşiyah Mehdi (as)’ye Tevrat’ta hep aslan diye hitap edilir. Müminler birbirlerini aslan olarak görürler çünkü Kuran’da Allah diyor ki “Kafirler müminlerden aslandan kaçar gibi kaçarlar, ürkmüş yaban eşekleri gibi kaçarlar” yani tartışmaya, konuşmaya, onların güzel ahlakını görmeye tahammülleri olmaz. Müminler bir aslandır, onlardan aslandan kaçar gibi kaçarlar diyor. Allah bizlere aslan dediğine göre kardeşlerimizin de bana aslan demesi Kuran’ın bir gereği.

Evet.

VTR: İstanbul’un metro ağının diğer ülkelerdeki başka şehirlerdeki gibi yaygınlaştırılması bütün şehri sarması gerekiyor, ulaşım için bu çok gerekli.

ADNAN OKTAR: Evet doğru çok güzel olacak. İstanbul’un altı örümcek ağı gibi birbirine bağlanacak. Hatta yeraltında spor tesisleri de yapılabilir, mağazalar da yapılabilir. Yeraltı bambaşka bir şey, ulaşım yapılır. Yüzme havuzu yapılır yeraltını geniş çapta kullanalım İstanbul çok kıymetli. İki katlı, üç katlı, dört katlı, beş katlı ayrıca askeri amaçla da çok büyük faydası olur bir saldırı durumunda bütün Ümmeti Muhammed yeraltına çekilir baş edebilirsen baş et ondan sonra. Baş edemezler o zaman yeraltı çok hayatidir.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’da ki taksiciler neden müşterilerine iyi davranmıyor acaba çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Taksiciler de ama güzel muamele, güzel saygı, güzel sevgi isterler. Onlara da merhametle, sevgiyle yaklaşmak lazım. Akşama kadar o arabanın ön kısmından çıkamıyorlar. Bak ne ileri ne geri ne sağa ne sola bütün ömürleri o koltuğun içinde geçiyor zor bir hayat. Gelen giden ne selam veriyor ne sevgi ifade eden bir cümle kullanıyor ne nezaket gösteriyorlar onlar da bundan bitap düşüyorlar. Yolda da aksilikler oluyor, kötü el hareketleriyle karşılaşıyorlar, sıkıştıranlar oluyor falan dolayısıyla sevgiyi her yere yaymak, her yerde sevgi göstermek, taksi şoförlerine, dolmuş şoförlerine herkese hürmetkarane dostça kardeşçe davranmak onların da kalbini ferahlatır güzel örnek olur tavırlarının olumlu olmasını sağlar. Evet.

VTR: Merhabalar ben tarih öğrencisiyim, İstanbul’da tez yazmak için bulunuyorum, nereden başlayacağımı bilemiyorum, bana yardımcı olabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzel huyunu. Çok uzar en iyisi yakın tarih olabilir. Yakın tarihi yazsa daha iyi olur. Siyasi tarih, yakın siyasi tarih. Abdülhamid döneminden başlasın günümüze kadar yeterli olur. Öbür türlü çok uzar zaten en hayati dönem orasıdır. Abdülhamid dönemi ve şu ana kadar olan dönem Türkiye’nin hayat memat mücadelesidir. Evet.

VTR: Eşcinselliği neden insanlara normalleştirmeye çalışıyorlar bunu merak ediyoruz?

ADNAN OKTAR: Aslansın aslan ağabeyinin aslanı. Deccaliyet Allah’tan bela istiyor. Kıyametin çabuk kopmasını istiyor deccaliyet. Mehdiyet de kıyameti bir süre daha erteletiyor. Şeytan Allah’ın helallerini haram, haramlarını da helal hale getiriyor. Kadın dekoltesini, kadın güzelliğini, kadının sanatkarane görünüşünü, kadının makyajını o muhteşem asaletini yeryüzünden yok edip onun yerine homoseksüelleri koymak istiyorlar. Homoseksüel cıvıklığı, homoseksüel münasebetsizliği, homoseksüel ürkütücülüğünü koymak istiyorlar. Ona karşı da müminler Mehdiyet kolu da var gücüyle anti homoseksüel faaliyet yani homoseksüelliği durduracak faaliyette bulunarak bu kiri, bu korkunçluğu Allah’ın lanetlediği bu iğrenç tavrı ortadan kaldırmak için gayret ediyorlar. Başarılı olan Mehdiyet olacaktır. Kadın güzelliğine karşı yapılan bu amansız mücadele, bu kadın dekoltesine yapılan saldırılar, kadın güzelliğinin yok edilmesi, kadının yüzünün güzelliğinin vurgulanmasının durdurulmasının amacı homoseksüelliği geliştirmektir. Birçok kişide amaç budur. Homoseksüelliğin en güzel çözümü kadınların güzel olmasıdır, bakımlı olmasıdır. O zaman insanlarda kadınlara karşı bir hürmet, özlem ve sevgi oluşur. Kadın sevgisi oluşan yerde homoseksüellik olmaz ama lahana gibi kadınların olduğu yerde bakımsız, sevgisiz, kirli, çekici olmayan, cazibeli olmayan, hoş olmayan erkeksi kadınların geliştiği yerlerde homoseksüellik kol salıp gelişir. Zaten de amaçları o olduğu için bunu durdurmak için gayret edeceğiz. Evet.

VTR: Gezmeyi seviyor musunuz, tat alıyor musunuz, eğleniyor musunuz ne yaşıyorsunuz gezmek ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Eğer sevgi olmadan gezersen dükkanlar, bakkallar, sokak, insanlar her şey sana korkunç gelir. Çünkü bakkala girersin sevgisiz bir yüzle karşılaşırsın adam sana “ne istiyorsun?” der. Sen bir şey söylersin o bir şey söyler ters bir ortam olur. Lokantaya gidersin garsonla konuşursun gergin ve soğuk bir ortam olur. Sokakta insanlara bakarsın kimse sana selam vermez sen de kimseye selam vermezsin dostluk, sevgi, arkadaşlık hiçbir şey olmaz. Ama dışarı çıktığında herkese selam veriyorsan herkes sana güler yüzle selam veriyorsa, lokantaya girdiğinde, bakkala girdiğinde oraya buraya gittiğinde sevgiyle, dostlukla karşılaşıyorsan hayatın güzelliğin gezmenin bir anlamı olur. Ama buz gibi suratlarla karşılaşıyorsan, sevgisizlikle karşılıyorsan insanları, onlar seni sevgisizlikle karşılıyorsa, korku hakimse, güvensizlik hakimse, çıkar ve egoistlik hakimse gezmenin hiçbir anlamı olmaz. Gittiğin yerler seni bir çıkar kapısı olarak görüyorsa, giden de onları aşağılıyorsa adam yerine koymuyorsa yine gezmenin bir anlamı olmaz. Gezmek imanla, dostlukla, sevgiyle çok güzel olur. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugünkü konuşmasından bir bölümü görebiliriz.

VTR: “Ülkemizin üzerinde bitip tükenmez oyunlar oynayanlara ve onlara gönüllü figüranlık yapanlara soruyorum. Peki siz böyle bir mücadeleye hazır mısınız? Vatanımızı parçalamak, milletimizi esir etmek isteyenlere bu bedelleri ödetmeden ülkemizin tek bir karış toprağına ayak bastırırsak, tek bir yudum suyunu içirirsek, tek bir nefes havasını solutursak anamızdan emdiğimiz süt bize haram olsun.”

ADNAN OKTAR: Helal olsun kabadayıya, helal olsun yiğide çok güzel konuşmuş. Tayyip Hocam’ın kabadayılığı benim çok hoşuma gidiyor yakışıyor ona her zaman böyle üslup bekliyoruz. İngiliz derin devletinin en nefret ettiği üsluptur bu, Türk milletinin de en hoşlandığı üsluptur. Devam et yiğit kabadayı, devam et yiğit aslanımız çok güzel konuşuyorsun.

Evet dinliyorum.

VTR: Polisimize daha çok nasıl sahip çıkabiliriz?

ADNAN OKTAR: Polisimize her yerde güler yüzle sevgi göstererek. Bir kere polise yiyecek ikram etsin vatandaşlar her yerde, özel harekata özellikle. Güzel kardeşim üç-dört tane koyun kesersin aslanlara gelin bakayım koçlar dersin aslan gibi yiyip içsinler. Üzerine bir tatlı üzerine de bir de küçük altın dağıtacaksın böyle diş kirası Osmanlı’da olduğu gibi diyeceksin “Dişinizi yorduk bir de diş kirası verelim size” böyledir. Her yerde sahip çıkmak lazım. Çoluğuna çocuğuna sahip çıkacaksın onlara sahip çıkacaksın o şekilde çok güzel olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Herhangi bir hayvandan korkuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yılan herhalde akrep, yılan onlar risklidir tabii çok dikkatli olmak lazım. Yırtıcı hayvanlar tehlikeli olur. Tedbirli olmak lazım. Ama tabii muhteşem hayvandır yılanlar görünüş olarak büyüleyici bir güzelliği vardır. Ama zehirli oldukları için tehlikeli olurlar. Ama estetik olarak nefis varlıklar tabii çok güzeller. Akrep de öyle çok muhteşem bir varlıktır. Görünüşü de çok güzel ama çok tehlikelidir. Tehlikesine karşı tedbir almak gerekir. Bir tehdittir, tehdide karşı tedbirli olursun ona korkmak demeyelim de temkin ve tedbir diyelim. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Polatlı’ya tırla füze taşıyan darbeciler ve onları durduran vatandaşlarımızın bir videosu var.

 

VTR: Füzelerle mi savaşa gidiyorsunuz? Sizi nereye gönderdiler. Plakalar neden kapalı? 094 ile başlıyor. Hepiniz yargılanacaksınız Allah’ın izniyle. PKK’ya atmadınız bunları, sarayın oraya götürüyorsunuz. Götüremezsiniz.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Helal olsun aslanlara. Şu milletin şuuruna bak. Şu milletin güzelliğine bak. Dağ taş kabadayı dolu, yiğit dolu maşaAllah. Şu şuura bak. Allah’ın vahyine bak. Nasıl bir reflekstir gece yarısı? Şu şuura bak. Hemen anlıyor ne amaçla getirdiklerini. MaşaAllah çok güzel.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 58. Topçu Tugayı’nın araçları benzinlikte bırakılmıştı. Onun bir videosu var. Dört namlulu roketatar dahi var içinde.

ADNAN OKTAR: Rezalet. Askerler de çocuklar nasıl fark edemediler bu Allahsız, Kitapsız bu homoseksüel pislik heriflerin İngiliz derin devletinin uşaklarının oyununa geldiklerini nasıl fark edemediler? İnanılır gibi değil. Bu nasıl bir gaflettir?

Bu tırları falan durduran kabadayılar var ya devlet madalya versin bu delikanlılara. Biz bu kabadayıları tanıyalım. Şimdi bak şehitleri tanıyoruz, gazileri tanıyoruz ama kabadayıları tanımıyoruz. Bu tespit edilen yani videoyla tespit edilen bu yiğitlerin hepsine bir madalya verilsin. Bir de devlet otomatik silah versin bu aslanlara, yakışır. Evinde dursun. Beline bir silah, evinde de otomatik silah olsun kabadayılara. Tescilli kabadayı bunlar yiğit. Bu arkadaşları unutmayalım, bu gençleri. Bu videoyla tespit edilen bütün kabadayılara hem madalya hem silah verilsin. En azından tabanca verilsin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Darbe gecesi Ankara Polatlı’da füze taşıyan araçları köylüler araçların lastiklerini keserek durdurdu. Sonra da askerleri polise teslim ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Helal olsun benim aslanlarıma. Polatlı’da değil mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Polatlı’nın özelliği -siz bilmezsiniz Polatlı’yı- çaka çaka kabadayı doludur. Keskin, Polatlı, Sincan oralar, Ankara Karaşar namlı kabadayılar vardır. Ankara Bala öyle görülmemiş kabadayı yatağıdır oralar. Bütün Anadolu gibi böyle.

Evet dinliyorum.

VTR: Hızma takmak uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii bayağı güzel oluyor, çok yakışıyor. Dövme de yakışır size, hızma da yakışır. Güzelliğinizi en güzel şekilde vurgulayın. Göğsünüzü gere gere sokakta çiçek gibi gezin. Delikanlılar, kabadayılar sizin yanınızda biz sizi koruruz evvelAllah, devlet de korur. Devletin desteğiyle de biz koruruz. Gönlünüz çok rahat olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Vapurlar neden vaktinde kalkmıyor çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını. Benim aslanım dediyse konu mutlaka hallolması gerekir.  Vapurlar, söyleyin kimse ona gereğini yapsınlar. Benim aslanımı bekletmesinler.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnternet üzerinden para kazanmak uygun mudur?

ADNAN OKTAR: Helal bir şeyse olur niye olmasın? Ne yani ne mahsuru var? Var mı mahsurlu bir şey midir? Nedir?

OKTAR BABUNA: Ticaret yani inşaAllah.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Bahis siteleri oluyor.

ADNAN OKTAR: Bahis mi?

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Kumar.

ADNAN OKTAR: Kumar, kumar haram zaten. Kumarın haram olduğu açık yani nerede yaparsa yapsın. İnternetten yapsın isterse yerin altından yerin üstünden yapsın nerede yapıyorsa yapsın kumar haramdır. Ama yani bir şey satıyorsa internetten helal olan bir şey yani vergisini de veriyorsa ne yapıyorsa yapsın. Evet.

VTR: Kendinize en çok yakıştırdığınız renk hangisidir?

ADNAN OKTAR: Benim nurlu, güzel yüzlüm benim. En güzel renk, kendime yakıştırdığım ben genellikle yeşil rengi severim tabii yani seyretmek açısından.  Ama kıyafet olarak diyor değil mi? Lacivert. Lacivert, Tevrat’ta da geçer. “Lacivert, erguvani ve kırmızı” diyor. Ama lacivert önemlidir. Evet.

VTR: Suçlar neden her yıl artarak gidiyor neden azalmıyor?

ADNAN OKTAR: Çünkü Darwinist, materyalist eğitim devam ediyor. İman hakikatleri anlatılmıyor. Kuran mucizeleri anlatılmıyor. Gençlere Allah sevgisi, Allah coşkusu, Allah korkusu ilka edilmiyor. Telkin edilmiyor. Kendi hallerine bırakılıyor. Var olan cümle de biyoloji kitaplarından çıkartıldı. Ne diyordu orada? “Bazıları da kainatın bir şuurlu güç tarafından yaratıldığını iddia ederler” diyor. Bunu da çıkarttılar. Onun yerine Darwinizm kondu. “2019’da çıkaracağız” diyorlar. Bekleyeceğiz 2019 a kadar. Niye kardeşim 2019’a kadar bekliyoruz? Derhal çıkartın. Allah inkar ediliyor. Derhal çıkartın. 2019’a kadar niye bekliyoruz? Olmaz öyle şey uğursuzluk getirir diyorum. Bereketsizlik getirir, uğursuzluk getirir. 2019’a kadar beklenilecek bir şey yok. Babil efsanelerini, Akat efsanelerini, putperest bir inancı bir pagan dinini, tesadüf ilahlarını biz neden bilim diye gençlere öğretiyoruz? Haram olur bu. Biyolojiyi öğret, felsefe öğret, tarih öğret, coğrafya öğret, paleontoloji öğret, arkeoloji öğret bunlar bilim. Fizik, kimya bilim. Ama Darwinizm bir pagan dini. Putperest bir din. Dinin ana özelliği ilahının tesadüf ilahı olmasıdır. Eski Yunan’da da var bu inanç. Putperest inanç. Eski Mısır’da da var. Bu olmaz. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir insanın ruh ve duygu halini nasıl anlarsınız?

ADNAN OKTAR: Yüzünden, üslubundan, bakışlarından, gözlerinden anlaşılır. Elektriğinden anlaşılır. Ses tonundan anlaşılır. Kurduğu cümlelerden anlaşılır. Kelimeleri kullanış şeklinden anlaşılır. Harflerdeki vurgulardan anlaşılır. Her şeyden anlaşılır.

VTR: Zamane çocuklarını nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Acayip yamanlar. Acayip yamanlar ama çok seviniyorum. Bayağı zekiler. Bilgisayar, telefon, kurt gibiler. Akıl almaz uyanıklar yani. Şu çarşılarda falan bile paten kayıyor. Ufacık 3-4 yaşında falan. Yani normal bir insan yapamaz, yetişkin bir insan. Yağ gibi kayıyorlar halkın arasından böyle. Elinde de telefon. Telefonda da bir şeyler yazıyor bilmem ne? 4- 5 yaşında falan inanılır gibi değil. MaşaAllah, akıl küpü hepsi. Evet.

VTR: Sizce saat sağa mı takılmalıdır yoksa sola mı takılmalıdır?

ADNAN OKTAR: Sol daha pratik değil mi? Değil mi? Ama fark etmez yani nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar. Beyler genellikle sola takıyor, değil mi? Bir anlamı yok sol işte sola taksınlar fark etmez. Nedir var mı mantığı başka türlü?

ERDEM ERTÜZÜN: Bazıları herhalde tarz olsun diye sağa takıyor. Farklılık olsun diye.

ADNAN OKTAR: Ama en pratik soldur yani solda rahat olur. Evet.

VTR: Sizce radyoterapi mi, kemoterapi mi?

ADNAN OKTAR: Biri diğerinin yerini tutar mı? Doktor hangisini dediyse onu yapmak lazım. Radyoterapi hasta kişinin vücudunun belirli bir kısmı için yapılan tedavi oluyor, değil mi? Kemoterapi ise hastanın tüm vücudu için uygulanıyor. Allah vermesin tabii her ikisi de tehlikeli tedavi metotları. Yani vücudu sarsan tedavi metotları. İkisi de duruma göre doktorun tavsiyesine göre olabilir. Sen ne diyorsun?

OKTAR BABUNA: Siz daha önce söylediğiniz bir şeyi söyleyeyim mi?

ADNAN OKTAR: Evet.

OKTAR BABUNA: Bunlar ikisi de sağlıklı dokuyla normal dokuyu ayırt etmeden zarar veriyor. Siz ikisi de çok ilkel demiştiniz daha önce. İlerde çok etkili tedaviler bulunur diye.

ADNAN OKTAR: Tabii çok korkunç. İnsanın başında mesela mantar enfeksiyonu olabilir veyahut virüsal veyahut bakteriyel bir enfeksiyon olabilir. Adamı alıp sen tentürdiyotun içine batırıyorsun olduğu gibi. Yani her yerini yakıyorsun. Tabi çok ilkel bir metot yani şu an kanserle mücadelede kullanılan ilaç ve yöntemler çok acımasız ve yıkıcı metotlar. Hz. Mehdi (as) devrinde inşaAllah çok daha akılcı daha vücudu koruyan tedaviler olacaktır inşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Bayan arkadaşlarımızın size bir mesajı var.

ADNAN OKTAR: Ama yakışıklı delikanlı, değil mi?

OKTAR BABUNA: Olağanüstü inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Yani. Çok sevdiğim bir insan, maşaAllah. Adnan Bey kardeşimiz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir video daha var, bir mesaj.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, bugün nedir hayırdır? İnşaAllah. MaşaAllah. Böyle delikanlı ne bileyim yani maşaAllah ben de çok takdir ediyorum kendisini. Saygı duyduğum değer verdiğim bir ağabeyimiz. Her zaman izleriz, dinleriz kendisini.

Evet, dinliyorum.

VTR: Feministler neden erkekleşmeye çalışıyor bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Hanımları çok eziyorlar. Belki bir savunma mekanizması gibi bunu yapıyor olabilirler. Yani sevgisizlik, üstlerindeki baskı bazı kadınları -feministler tenzih ediyorum da- onları saldırganlaştırıyor, erkekleştiriyor kendilerinde muazzam bir savunma içgüdüsü oluşturtuyor. Kadınlara biz çok sahip çıkarsak, çok sevgi gösterirsek onların muhteşem güzelliğini takdir edersek onlar fıtratlarına göre yaşarlar. Evet.

VTR: Sizce gözlüklü kadın mı gözlüksüz kadın mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok yakışır kadınlara gözlük. Bayağı da hoş oluyorlar çok klas görünüyorlar. Sana da yakışmış. Her ikisi de güzel, kadınlara her şey yakışır. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir ufak sevimli var.

ADNAN OKTAR: O burunu ısırırım, o burunu da burunsuz kalırsın sen, tam ısırmalık burnu. Evet.

VTR: İnsanların inançları kendi seçimleri midir yoksa aileden gelen bir etken midir?

ADNAN OKTAR: Kendi seçimi tabii benim ailem mesela laik bir aileydi. Biz din, iman hiç duymazdık yani çocukken çok nadir. Dedem namaza başlamıştı sonradan “gelin size din öğreteyim” diyen kimse olmadı bizde. Okulda da öyle Bedir Harbi, Hendek Harbi işte Uhud Savaşı onlar anlatılırdı. Sure ezberletirlerdi. Din eğitimi diye bir olay olmuyordu. Olmamıştı. Ben kendim kendimi yetiştirdim. Yani ailenin de tabii çok büyük etkisi vardır. Dindar aileler etkili oluyor. Yani hepsi ama asıl tabii Allah’ın takdiri neyse o oluyor. Bazen ailesi dindar oluyor çocuk dinsiz oluyor. Bazen aile dindar oluyor çocuk da dindar oluyor. Değişiyor. Evet.

VTR: Kıyamette sura üflendiği zaman herkes ölecek sonra bir daha üflendiği zaman herkes tekrar dirilecek. Bu nasıl olacak? Birinci sorum bu. İkincisi de; Herkes kalktıktan sonra nereye yöneliş olacak, nereye yürüyecek millet ya da ne tarafa doğru hareket edecekler? Yoksa herkes dünyadan alınıp başka bir yere mi götürülecek? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: İşin doğrusu tabii başka bir boyutta olacağız. Ama biz kendimizi dünyanın olduğu bölgede olduğumuza teksif edeceğiz. Yani ona inanacağız. Dünya, ay ve güneşin birleşmesiyle meydana gelen bir düzlük, dümdüz tepsi gibi düz bir yapı üzerine ahiret bina ediliyor. Yani Allah onu vesile ediyor ama aslında işin doğrusu hiç alakası yok. Yani normalde başka bir boyutta yaratılıyoruz. Ama Allah onu vesile ediyor yani o yapıyı vesile ediyor. Allah’ın dediği oluyor. Ay, güneş ve dünyanın topraklarını malzemesini kullanarak Allah düz bir düzey meydana getiriyor. Onun sebebi de biz ayı seviyoruz, güneşi seviyoruz, dünyayı seviyoruz ondan bizi ayırmamış oluyor. Yani “toprağım” falan der ya insanlar kendi toprağında olmuş oluyor yani yepyeni bir toprağa gitmemiş oluyor. O anlamda halbuki toprağın vasfı falan tamamen değişiyor. Yani başka bir boyutta oluyoruz. Bildiğimiz toprak değil toprak bir kere. Taş, toprak, kum bildiğimiz gibi değil bambaşkadır. Yani cennette bizim bildiğimiz gibi bir şey olmaz.

Kardeşimizin sorusunu bir daha sen tek tek, bölüm bölüm oku da kardeşlerimizin dikkati daha iyi teksif olsun.

VTR: Kıyamette sura üflendiği zaman herkes ölecek sonra bir daha üflendiği zaman herkes tekrar dirilecek. Bu nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Bir geniş düzeyde insanlar yerden kalkıyor. Yani toprağın altından kalkmıyorlar. Düz bir düzeyde yatarken ilk oraya nasıl geldiklerini bilmiyorlar yalnız söyleyeyim. Düz bir yüzeyde yatarken birden yattığını hissediyor. Kalkmak istiyor kalkıyor ayağa. Kalktığında muazzam bir kalabalık görüyor. Kalkan kalabalık nerde olduğunu anlamıyor. Yani bu kalabalığın neden oluştuğunu neden orada olduklarını anlamıyorlar. Yani ahirete gittiklerini anlamıyorlar. Bir safhasıdır bu ahiretin. Sonra uzaktan, muhtemelen sağ tarafta bir sütun. Bir direk. Bir sütun. Oradan bir çağırıcı. Belki de bizim Peygamberimiz Hazreti Muhammet (sav). Yüksek sesle “buraya gelin” diyor mesela “Buraya gelin.” Herkes o tarafa yöneliyor. Yani milyonlarca insan, milyarlarca insan o tarafa doğru yöneliyor. Tabii nasıl bir coğrafya, nasıl bir yapı onu orada görmüş olacağız. Oraya gittiklerinde dinsiz olanlar “eyvah” diyorlar. Yani “kastedilen ölüm olmuş. Biz ölmüşüz, dirilmişiz.” O ana kadar öyle olduklarını ve dirildiklerini anlamıyorlar. “Bizi bu uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?” diyorlar sadece. Yani neden biz burada uyuyorduk? Hani vardır ya bazen insanlara araba çarpıyor, hastaneye yatıyor. Bir ay sonra falan uyanıyor. Haberi bile olmuyor. “Beni kim buraya getirdi?” diyor. “Neresi burası?” falan diyor. Onun gibi. Orada anlıyorlar. Yani önce normalde baygınlar da uyandılar. Bir şey oldu da ayıktılar zannediyorlar. Öldükten sonra uyandıklarını orada anlıyorlar. Onun için küfredenler, Allah’a iman etmeyenler müthiş korkuyor. “Eyvah bize” diyorlar. Yani “kastedilen ahiretteyiz biz. Öldük” diyorlar. O zaman anlıyorlar. Ondan sonraki safhaları biliyorsunuz. Müminlerle küfür ayırt ediliyor. Sura üfürülmesi nedir? Mesela biz onu bilmiyoruz. Fakat insanlar mesela bir safhasında tünel gibi bir yerden uçarak geçiyorlar. Tünel gibi bir yerden. Yani büyük bir süratle oradan geçiyorlar. Nasıl olur vasfı bilmiyoruz. Yaşayınca göreceğiz. Fakat müminde bir korku olmuyor. Tedirginlik olmuyor. Hoşuna giderek zevk içinde bunu yapıyor. Küfürde korku oluyor.

Evet devam edelim.

VTR: Herkes kalktıktan sonra nereye yöneliş olacak, nereye yürüyecek millet ya da ne tarafa doğru hareket edecekler?

ADNAN OKTAR: İşte sonraki üfürmede, hepsi yattığı yerden ayağa kalkıyorlar. Zümer Suresi 68’de “Onlar ayağa kalkmış durumda gözetliyorlar” diyor Allah ayette. Yasin Suresi 51. ayette de “Kabirlerinden (diriltilip) Rablerine doğru (dalgalar halinde) süzülüp-giderler.” Yani uçma şeklinde gidiyorlar. Havada gidiyorlar. Nasıl vasfını bilmiyoruz. Nasıl bir geçiş onu da bilmiyoruz. Orada göreceğiz. Yasin Suresi 52. ayette diyorlar ki “Eyvahlar bize, uykuya-bırakıldığımız yerden bizi kim diriltip-kaldırdı?” Uykudan uyandıklarını sanıyorlar ama samimi kanaatleri o yani.  Hakikaten uyandıklarını zannediyorlar. “Bu, Rahman (olan Allah)ın va'dettiğidir, (demek ki) gönderilen (elçi)ler doğru söylemiş.” diyorlar. Yani “hakikaten Kuran’da söylenenler doğruymuş. Gerçekten ahiret varmış” diyorlar. “Sur'a üfürüleceği gün, artık siz dalga dalga geleceksiniz.” (Nebe' Suresi, 18) diyor. Yani böyle dalgalar halinde peş peşe, büyük insan grupları halinde geliyorlar. Ama biz tabii kafamızda canlandırıyoruz. Filmlerden falan aklımıza geliyor. Hiç ummadığımız şeklinde olabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Yoksa herkes dünyadan alınıp başka bir yere mi götürülecek? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: İşin doğrusu o tabii. Zaten dünya diye de bir yer yok, işin doğrusunu söyleyecek olursak. Yani dünya diye bir yer yok. Görüntüden ibarettir. Bir boyuttayız biz. Bu boyuttan zaten iç içe olduğumuz ikinci boyuta geçeceğiz. Yani burun burunayız o boyutla. İç içeyiz. Yapışığız zaten. Cennet cehennemle biz şu an zar kadar incecik bir çizgiyle ayrılıyoruz. Zar kadar. Zar, anlaşılması için diyorum. Çok çok daha ince. Bir adımda geçilecek gibidir. Evet.

VTR: Merhaba ben Erol. Ahir zaman nedir?

ADNAN OKTAR: İçinde bulunduğumuz zaman. Şu devir. Tevrat’ta da belirtilen, İncil’de de belirtilen, Kuran’da da belirtilen devire geldik. Hayrettir. Allah bize rast getirdi. Mesela bu çok zor bir ihtimaldir ama bize rast geldi. Evet.

VTR: Birkaç tane kıyamet alameti söyleyebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’nin zuhuru. Deccalın çıkışı. Dabbet-ül arz. Duhan zuhuru. İlk büyük alamet Mehdi (as)’nin çıkışıdır. Mehdi (as), müminler için büyük bir kurtuluş ferahlık. Küfür için de en büyük beladır. Yani gelmiş geçmiş en büyük beladır Mehdi (as)’nin çıkışı. Milyonlarca kimsenin cehenneme gitmesine vesile olan, küfür için en müthiş beladır. Müminler için de en müthiş nimettir. Evet.

VTR: Mehdi kimdir, şu an nerededir?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as), Bediüzzaman’ın demesine göre şu an İstanbul’da olması gerekiyor. Şeyh Nazım Kıbrisi’nin demesine göre yine İstanbul’da. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin demesine göre de yine İstanbul’da. Şeyh Mahmut Efendi’nin demesine göre de halen hayatta. Bütün şeyh efendiler, bütün mürşitler, ulema hepsi Mehdi (as)’nin elan geldiğini ve hayatta olduğunu söylüyorlar. Evet.

VTR: En sevdiğiniz kuruyemiş hangisidir, hangilerini seversiniz?

ADNAN OKTAR: Hurma güzel. Her seferinde şaşırıyorum bu kadar tatlı olmasına. En mükemmel baklavadan daha da güzel. İncir çok güzel. Kuru üzüm de güzel. Hepsi birbirinden güzel. Ben anlamıyorum yani, bu suni tatlılara nereden gerek olmuş. Muazzam şeyler. Bu kuru dut da öyle şahane. Kuru erik. Nefis şeyler hepsi.

Evet dinliyorum.

VTR: Erken evlilik yapıp ortalıkta bırakılan ya da tecavüze uğrayıp devletin arkasında durmadığı çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Erken evlilik yapıp ortalıkta bırakılan, yani adam boşuyor değil mi o anlamda? Nasıl demek?

SEMİH MERİÇ: Yaşı tutmuyor. Yaşı tutmadığı halde evleniyor sonra ona sahip çıkılmıyor. Bırakıyor. Sonra çocuk esirgeme kurumuna geçiyor.

ADNAN OKTAR: O suç tabii. Çok korkunç bir şey. İşte herkesin sahip çıkması lazım. En başından müsaade edilmemesi lazım. Yani herkesin yardımcı olması lazım. Kardeşçe ve sevecen bir ruhla yardımcı olmaları lazım. Öbür kısmını dinleyeyim.

VTR: Erken evlilik yapıp ortalıkta bırakılan ya da tecavüze uğrayıp devletin arkasında durmadığı çocuklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Tecavüze uğradıysa o çocuk, hiç suçlu olmaz. Nur gibi tertemizdir. Saygındır. Şereflidir. Baş tacıdır. Herkesin sahip çıkması lazım. Devlet de sahip çıksın. Vakıflar sahip çıksın. Yani özel olarak korunması gerekiyor onların. Nasıl biz gazilerimize, şehitlerimize sahip çıkıyorsak, onlar da çok mazlum varlıklardır. Temiz varlıklardır. Alçakların saldırısına uğradıysa, bir nevi korunması gereken mübarek bir evliya hükmündedir. Öyle düşünelim. Var gücümüzle, bütün imkanlarla koruyup kollayıp, onun yüksek bir onura sahip olduğunu da her yerde vurgulamak lazım. Alçaklık yapana da gereken hukuki ceza da en ağır şartlar da verilmesi gerekir. Evet.

VTR: Ben Ortadoğu’nun küçük bir ülkesinden, İsrail’den geliyorum. İsrail’i bütün Arap ülkeleri sarmış. Ve çok uzun yıllardır barış içinde yaşamayı deniyoruz. Ve en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Orda liseyi bitirdiğinde iki sene askerlik yapman gerekiyor. Ve sadece askerlik döneminden sonra hayatını yaşamaya başlayabiliyorsun. Ondan başka hiçbir seçeneklerin yok. Benim zamanımda Arap ülkeleriyle en iyi zamandı. Daha dostçalardı ve şimdi haberlerde gördüğümüz Gazze sokaklarında hiç kötü bir şey yoktu. Her şey çok güzeldi. Gazinoları, mağazaları vardı. Muhteşemdi. Ama şimdi her şey kötüye dönüştü. Bütün dünyada görüyorum. Ve bütün mülteciler Suriye’den, Lübnan’dan, Mısır’dan görmek beni çok üzüyor. Umuyorum ki biz bir dünya olarak, nesil olarak, hangi din diye bakmadan bir şey yapabiliriz. Mültecilere yardım etmek için, onları İsrail’den çıkarmak için, cinayeti, katliamları durdurmak için ve bütün kötü yaşanan şeyleri durdurmak için. Biz, küçük bir ülkeden gelenler olarak Ortadoğu’da gerçekten barışı diliyoruz ve herkesin beraber yaşaması. Araplar, Museviler, Hristiyanlar, Müslümanlar kim olursa fark etmez. Barış, refah ve mutluluk ile yaşamayı diliyoruz. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Çocukların şekerliğini görüyor musun? Nasıl tatlılar maşaAllah. Özetle ne diyor bu güzel hanım?

KARTAL GÖKTAN: Daha önce İsrail’de barış ortamı vardı. Gazze sokakları çok huzur doluydu. Şimdi bunu göremiyoruz. Mülteciler sorunu var.

ADNAN OKTAR: Moşiyah devrindeyiz. Mehdi devrindeyiz. Moşiyah öncesi böyle olaylar olacak. Tevrat’ta da belirtiliyor. Bu tip olaylarla karşılaşacak Museviler. Her şey güzel olacak. Gönülleri çok rahat olsun. Görecekler yani.

Evet sorular devam etsin.

VTR: Kadınların kendi aralarında yaptığı altın günü hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yani olabilir. Ne yapıyorlar? Birinin evinde toplanıp, altın toplayıp ona mı veriyorlar?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani. Fark eden bir şey olmaz. Hoşlarına gidiyorsa yapsınlar. Hanımları mutlu eden her şey bizi mutlu eder. Evet dinliyorum.

VTR: Denizde yatla gezmeyi sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Şahane bir şey tabii. Bayağı güzel oluyor. Ama rüzgârlı olmayacak hava. Deniz de fazla çalkantılı olmaması lazım. Öyle çok çok güzel. Ama tabii yanımızda da sevdiklerimiz olması lazım. Güzellik olması lazım yanımızda. Tek başına bir anlamı yok. Güzellikle birlikte gitmek çok güzel olur. Yani güzel hanımlarla birlikte çok güzel olur özetle. Evet dinliyorum.

VTR: TEOG mağdurları hakkında neler düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evlerinden çok uzaktaki liselere veriliyorlarsa zor olur tabii. Bir daha gözden geçirilebilir. Hükümet, pratik bakan olayları pratik çözen bir hükümet. Tayyip Hocam’ın olaydan haberi yoktur. Veyahut vardır da gereğini yapmak için bir imkan bekliyordur. Bir tedbir alınır. Yani onu bildirelim. Çünkü teknik bir konu bu. Gençlerin mağdur olması için hiçbir neden yok. Sıkıntı vermenin de bir alemi yok. Gençler bunu dilekçeyle bildirirlerse bakanlığa, Milli Eğitim Bakanlığı’na. Bir de Tayyip Hocam’a da yazsınlar. Çift dilekçe versinler. Hemen hallolur. Yani olmayacak bir şey yok.

ŞERİFKAN SÜLEYMANİYELİ: Sınava geç kalan öğrenciler de sınava alınmamıştı. Bayağı şikayetçilerdi bu durumdan.

ADNAN OKTAR: O da çözülebilir. Ona da dilekçe versinler. Tayyip Hocam çok makul. Güzel bir insan. Çözüm bulur. Milli Eğitim Bakanlığı’na da Tayyip Hoca’ya da çift dilekçe gönderseler iyi olur. Evet.

VTR: Türkiye’deki eğitim niye bu kadar ezberci ve niye bu kadar sıkıcı?

ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyorsunuz. Onu çok sık gündeme getiriyorlar. Eğitim eğlendirici olması lazım. Çünkü genel kültür zevkli bir şey zaten. Bir gencin kalitesini artırır. Ama çocuk niye öğrendiğinin de haberi yok. Yani genel kültürün onu güzelleştireceğinden, onu değerli kılacağından haberi yok. İşkence gibi geliyor. Yani felsefesi anlatılmıyor. Yani neden genel kültür gereklidir, genel kültür insanı neden güzelleştirir söylenmiyor. Soğuk bir üslupla devam ediyor bu. Bir yanlışlık var bu konuda. Evet.

VTR: En başarılı bulduğunuz Türk takımı?

ADNAN OKTAR: Yani nasıl söyleyelim. Hepsi diyelim. Çünkü bir tarafa ağırlık verirsen, diğerlerinin morali bozulur. Olmaz. Evet.

VTR: En sevdiğiniz yemek hangisidir?

ADNAN OKTAR: Tokat kebabı tabii. Ankara döneri. Çok acıdır Ankara dönerinin yok olmuş olması. Yani aslında bu milli bir felakettir. Tokat kebabı burada İstanbul’da bir yer var. Tokat kebabı yapıyoruz diyorlar. Dedim maşaAllah ne güzel. Baktım fotoğraflarına patates kızartmaları. Sen espri yapıyorsun herhalde? Tokat kebabının yanında patates kızartması. Bari sucuk da koy yanına da. Ne alakası var? Ufacık biberler küçük küçük. Sivri biber koymuş. Köfte kadar küçük küçük etler. Kardeşim bak Tokat kebabında, etin boyutu yumrukla belirlenir. Yumruk büyüklüğünde olacak et. Yağlı et. Domates iri, kıpkırmızı, olgun domates olacak. Tokat domatesi. Biber, ince dolmalık biber olacak. Tokat biberi. ince. Patlıcan simsiyah kemer patlıcan olacak. En üstüne yumruk kadar kuyrukyağı koyacaksın. Yaklaşık 25 dakika falandır onun pişmesi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ev hanımlarına tavsiyeniz nedir?

ADNAN OKTAR: Ev hanımları çok mübarek, temiz varlıklar. Allah’ı çok ansınlar, Allah’ı çok sevsinler. Sağlıklarına dikkat etsinler. Böyle hareketli olsunlar. Biraz güneşe de çıksınlar. Her şeye kendilerini üzmesinler. Stres çok kötü bir şey, çok tehlikeli. Komşuluk münasebetlerini çok güçlendirsinler. O ona gitsin, o ona gitsin. Kısa uğramalar çok iyi olur. Birbirlerine sevgi göstersinler. Dedikodudan kaçınsınlar. Dedikodu çok canlarını yakıyor, çok üzüyor onları. Özetle mutlu olsunlar, Allah’ı severek, Allah’tan korkarak.

Evet.

VTR: Emeklinin hali ne olacak?

ADNAN OKTAR: Emekli sırf parayla olmaz. Emekliye şefkat de gerekir. Her yerde sevgi göstermek lazım. Onlar dışarıda geziyor falan ama arkadaşı olması lazım emeklinin. Çok fazla arkadaşı olması lazım, dostları olması lazım. Birbirleriyle dayanışmaları lazım. Emeklilere de gençlerin saygı göstermesi, onlara destek olmaları gerekiyor. Çünkü bütün ömrünü vermiş, Allah için, vatan için çalışmış. Emekli olmuş. Mutluluk onların hakkı. Onları moral yönden de motive edecek bir gayret, güzel bir tavır yakışık alan güzel bir eylem olur.

Evet.

VTR: Dışarıda yiyecek satanları nasıl görüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Açık yiyecek satılabilir de çok steril olması lazım, çok özen gösterilmeleri lazım. Bayağı tehlikeli olur. Parayı tutuyor, yiyeceği tutuyor. Adam sarılık olur bilmem ne falan mantar enfeksiyonu olur falan, adam alıp onu yiyor. Çok tehlikeli bir şey bu. Yani müthiş steril olması lazım. Fırından çıktığı andan itibaren hiçbir şekilde ne el ne de başka bir cisim değmemesi lazım. Plastik eldivenle tutulur. Tertemiz olması lazım. İnsan sağlığı çok özen gösterilmesi gereken bir kutsal emanettir. Mesela adam tavuk pişiriyor. Şişten çıkarıyor, eliyle tutuyor. Bir de yalıyor parmağını falan. Sonra da paraları sayıyor. Yapılan tahlillerde parada sürekli sarılık mikrobu bulunuyor. Sen onu alıyorsun etin üstüne koyuyorsun. Onlar da tavuğu yiyor. Yazık, bakıyorsun ertesi gün, birkaç gün sonra sarılık olmuş. Yazık günah değil mi yani?

Evet, dinliyorum.

VTR: İtikadi mezhebi nedir?

ADNAN OKTAR: Maturidi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Din sosyal adalet kavramını Marksizm’den mi almıştır?

ADNAN OKTAR: Marksizm yeni bir felsefe, din eski. Bu yakışıklı delikanlı herhalde Marksizm’in milattan önce 5000 yıllarında falan olduğunu düşünüyor. Marksizm daha yeni ortaya çıkmış. En fazla iki yüz yıllık bir felsefe. İslam 1400 yıllık felsefe, Musevilik 4000 yıllık bir inanç. Her ikisi de biri iki bin yıllık, biri dört bin yıllık inanç. Marksizm, Marksist düşünceyi Tevrat’tan almıştır. Karl Marks; babası hahamdır, dedesi de hahamdır. Kendisi de haham derecesinde Tevrat’a hakimdir. Tevrat’a hayran olmuştur. Tevrat’taki Moşiyah’ı, Mehdi (as)’ı dinsiz Mehdilik haline getirmeye çalışmıştır. Sosyal adalet kavramını da Tevrat’tan almıştır. Bu kadar açık. İncil’den etkilenmiştir. Dolayısıyla dinin Marksizm’den alacağı bir şey olması mümkün değil. Din çok çok eski. Yani iki bin yıllık bir din mesela Hristiyanlık, iki yüz yıllık Marksizm’den nasıl alsın? İslamiyet 1400 yıllık din, iki yüz yıllık Marksizm’den nasıl bilgi alsın? Belli ki Marksizm dinlerden Hristiyanlıktan ve Musevilikten, Müslümanlıktan almıştır bilgiyi ve sosyal adalet kavramını.

Evet.

VTR: Üsküdar sahilinde neden korkuluklar yok?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı delikanlı, korkuluklar genellikle insanları rahatsız eder. Daha çok manzara görmek, daha çok güzellik görmek, daha özgür olmak istiyorlar. Her yerde korkuluk olmaz. Bebek’te de yok korkuluk, denizde yani. İnsanların dikkatli olması gerekiyor. Çünkü korkuluk da korumuyor eğer dikkatsizse. Hatta korkulukta artık engellenip daha felaket bir düşüş sağlıyor. Önce korkuluğa çarpıyor. Oradan ters takla yapıp denize düşüyor. Özen ve dikkat çok önemli. Belki uyarıcı tablolar çok olabilir. Yani uyarıcı tabelaların her yerde olması lazım. Bir de uyarıcı memurlar olması iyi olabilir. Yoksa o kurtuluş değil. Ama tabii korkuluk da olsa iyi olur genelde.

Evet.

VTR: Yurtdışına çıkarken neden bu kadar zorlanıyoruz?

ADNAN OKTAR: Evet, o gereksiz. Yani özgür olması lazım insanların. Pasaport çok zor, vize çok zor. Hep eziyet. Havaalanında bayağı eziyet çekiyorlarmış, ben bilmiyorum. Geçenlerde ben pasaport alayım da dedim, yurtdışına çıkmak için falan. Çocuklar dedi ki; “Hocam akıl almaz eziyet. Tahmin ettiğiniz gibi değil” dediler. Ayrı odaya alıyorlarmış. Çorabını çıkarttırıyorlarmış, ayakkabısını çıkarttırıyorlar, üstünü başını çıkarttırıyorlar. Doğru mu? Gördünüz mü siz öyle?

OKTAR BABUNA: Bazı yerler öyle evet.

ADNAN OKTAR: Bu çok rahatsız edici kardeşim. Adam hiç gitmez daha iyi yani. Böyle eziyet olur mu? Ne oluyorsun? Sanki narkotikte ifade veriyor adam.

Şimdi kısa bir ara verelim. Ümmet-i Muhammed bir şeyler yesin, içsin, enerji bulsun. Hadi bakalım.

KARTAL GÖKTAN: Evet, videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü