Harun Yahya

Sohbetler (13 Temmuz 2017; 20:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi akşamlar değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e hoş geldiniz. Buyurun Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili şunları söyledi: “Ederi 1 dolar olan şerefsizler verilen selalarla tankın önüne sere serpe yatan kahramanlarla durdurulmuş, dağlanmış ve dağıtılmışlardır. Türkiye sıkıştığı dar alandan, kıstırıldığı karanlık sokaktan çıkmanın amansız mücadelesini vermektedir. Bu mücadele haklı ve saygındır. Milli şuur ayakta değilse millet ölüm yatağındadır. Milli ruh bezginlik, baygınlık, durgunluk, teslimiyet ve mağlubiyet tanımaz, kabul etmez. Dayanışma ve kucaklaşmayla her mihnet aşılacaktır.”

ADNAN OKTAR: Şimdi burada acayip olan bir şey var. Bir kere asker tankla sokağa çıkmayı nasıl kabul ediyor? Sorulduğunda “biz oyuna geldik” diyor. O zaman sokağa niye çıkıyorsun? Halka niye ateş ediyorsun? “Komutanım emretti ateş ettim” diyor. Askerin eğitilmesi lazım bu çok önemli. Adam yine anormallik yapabilir yoksa. Komutan “halka ateş et” diyor sana “düşmana ateş et” demiyor. Kanunsuz emir dinlenir mi? Halka ateş emrini nasıl dinlerler, dinlememeleri lazım. Asker bu konuda eğitimli değil bilmiyor, birçok asker bilmiyor. Bunu anlatmak lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mardin’de 2001’de görev yaparken katıldığı bir operasyonda yaralanarak gazi olan Polis Memuru Halil İbrahim Yılmaz, 15 Temmuz’da raporlu olmasına rağmen silah arkadaşlarının yardımına koştu. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’nde cuntacıların açtığı ateş sonucu yaralanarak ikinci kez gazi oldu. Ardından organ nakli dahil 10 kez ameliyat edildi. Bu durumuna rağmen 10 gün önce 15 Temmuz şehitleri adına İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş başlattı dün tamamladı. Ve Ankara’ya Kızılcahamam Tepesi’ne Türk bayrağı dikti. Yaptığı konuşmada “Bizler 15 Temmuz’da göreve giderken Allah rızası için, vatanı milleti ve bayrağı korumak için gittik. Şanlı Türk bayrağımız Türkiye’nin her köşesinde ebediyen dalgalansın istiyoruz” demişti, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Darbecinin sözünü dinlememesi gerektiğini askere resmi ders olarak öğretelim. İkincisi de halkı eğitmek lazım. Halk hep doğaçlama bir şeyler yapmış hep vahiyle hareket etmişler. Yani eğitim yok, eğitimle olan hiçbir şey yok hep vahiyle, Allah’ın vahyetmesiyle olmuş. Mehdiyet’in bereketi harikasıyla olmuş. Her yerde bak her olaya bakıyoruz her şey o andaki zekayla olmuş, o andaki akılla olmuş. Hiç kimse eğitimle olmamış bu konuda. Asker darbeye karşı eğitilsin. Halk darbeye karşı eğitilsin. İşgale karşı da eğitilsin. Asker “hadi köprüye gidiyoruz” diyorlar gidiyor çocuklar. Mesela Taksim’e de çocukları götürmüşlerdi çocuklar bilmiyorlar niye geldiklerini. “Bizi tatbikata diye aldı-getirdiler” diyorlar. Sonra “diz çökün” diyor “komutanım emretti diz çöktük” diyor. “Ateş” diyor “komutanım emretti ateş ettim” diyor. Nereye ateş ediyorsun? Halka ateş ediyorsun. Görmüyor musun nerede olduğunu? Boğaz Köprüsü’ndesin sen Türkiye’desin. Türkiye’de kendi halkına ateş edilir mi? Takır takır takır hepsine ateş ediyorlar.

O gece ben geldim buraya “meclis toplansın” dedim “halk da dirensin” dedim. “Bunların darbesi geçersiz” dedim “hiç itibar etmeyin, TRT’deki açıklama da geçersiz” dedim. “İnternette yaptıkları açıklama da geçersiz” dedim. “Askere de sert davranmayın” dedim. Ne dediysek hepsi uygulandı Allah’a şükür o akşam. İlk konuşan benim, ilk anlatan benim ve ne dediysem de yaptılar Allah’a çok şükür.

Mesela bütün olaylar tamamı mucize olarak olmuş ve Mehdiyet’in bereketiyle. Darbe gecesi mesela uydular ve TV kanallarını ele geçirecek sivil ekip organize etmişler. Normalde hiçbir kanal yayın yapamayacaktı bizim kanal da dahil. Bunlar Ümraniye’den helikopterle Ankara’ya götürülecekmiş. Ama o helikopter kalkmamış. Birbirleriyle de haberleşememişler sadece uçaklar uyduları vurabilmiş. O da yanlış uyduyu vurmuş benim yayın devam etti. İlk açıklamayı rahatça yapabildim o yüzden.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız Erdoğan bugün Beştepe’de 15 Temmuz Şehitleri Anma programında konuşurken bir şehidimizin çocuğu gelip Sayın Erdoğan’a sarıldı. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Darbeyi yapan askerler de planın tamamını bilmiyorlar, sadece dışarıdan yöneten üst imamlar biliyor. Kafa çalışmadığı için aralarındaki bağı koparmışlar bağlantı kuramamışlar. O yüzden seri hatalar yapmışlar. Yoksa darbe çok şiddetli bir darbe, çok büyük bir darbe. Halk hazırlıksız, halk Allah’ın vahyiyle hareket etti. Mesela el kadar çocuk görüyorsunuz genç kız “tankın üstüne çıktım” diyor. Televizyonları susturacak tim saat 12:00’de harekete geçecekmiş. Gerçekten o saatlerde uydu kesintisi oldu ama beceremediler. Bu TV’lerin uyduların başına Samanyolu ekibi geçecekmiş. Asker kesimi vakti geldiğinde vuruyor uyduları ama sivil ekip darbenin başladığını tam anlamadığı için onlar vakitli gelemiyorlar. Tam böyle “darbeyi başlattık ama nerede bu adamlar?” böyle, kafa da çalışmadığı için. Hep ucu ucuna başarısızlar her yerde binlerce mucize olmuş.

Genelkurmay’da ilgili subaylar vardır, kişiler vardır, askerleri darbeye karşı eğitsinler. “Evladım” desin “sana git kendi vatandaşına kurşun sık dediğinde dinleme” diyecek bu kadar basit.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün darbe girişimine katılanlarla ilgili konuşmasından bir bölüm.  

VTR- SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: “Bakın orada kaç tane asker var, ellerinde silahlar var. Onlardan yoğurt olmaz. Terbiyesizler karşınızda tek başına bayan var, elinde silah mı var? Hiçbir şey yok. Ve o haliyle geliyor siz onu ölümle tehdit ediyorsunuz. Yürek meselesi bu yürek, kürek değil yürek. Mesele bu”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca da coştu. Delikanlı üslubu çok yakışıyor. Çok güzel olmuş kalıp gibi oturtturmuş. Kabadayılık yakışıyor Tayyip Hocam’a.

Ama halka millete ne yapacağını öğretsinler bak rica ediyorum. Askere de ne yapacağını öğretsinler çok kolay bir şey bu. Ben de anlatırım da dar planda kalabilir. Çünkü asker uçsuz bucaksız bir tesis ve imkana sahip. Biz askere ne kadar buradan yayın yapabiliriz, anlatım yapabiliriz? Olur ama zincirleme oradan oraya, oradan oraya olacak. Doğrudan eğitim verilsin askere. “Evladım” diyecek “halka kendi vatandaşına silah sık diyen adam düşmandır, çekip onu vuracaksın” diyecek bu kadar basit. “Vur kalçasından indir aşağı” diyecek. Yani “halka ateş edeceksin halka ateş etmezsen seni vururum diyen adam haindir” diyecek “sen onu vuracaksın” diyecek bu kadar basit. Bunu öğretecekler. Halk da istisnasız tamamının sokağa çıkması lazım öyle bir şeyde darbe durumunda. Yani korkmak süper tehlikeli olur. Milyonlarca kişi katledilir söyleyeyim, evine gelir teker teker doğrarlar. Mutlaka sokağa çıkılması lazım çoluk-çocuk hepsi. Kimse, halk topluysa, nerede darbeciler varsa oraya gidip toplanıp üstlerine çökmek lazım. Hiçbir şey yapamazlar. Millete kalabalığa hiçbir şey yapamazlar. Ne kadar kalabalık çok olursa o kadar iyi olur. Mesela Boğaziçi’nde de o köprüde orada 100-200 kişi değil de 5 bin kişi falan yürümüş olsa hepsi kaçardı. İki taraftan mesela sağdan soldan üstten ve arkadan hemen teslim olurlardı, kalabalık, hiç ateş falan olmaz. Ne kadar kalabalık olursa o kadar etkilidir darbe yöntemlerinde, durdurmak için en iyi metottur. Muazzam bir kalabalık çoluk-çocuk. “Aman biz çoluğumuzu çocuğumuzu…” Kardeşim adam gelir seni evinde boğar aklını başına al. Hiç acele de etmez yavaş yavaş yani. MHP’li, bir tane MHP’li bırakmazlar. Bir tane AK Partili bırakmazlar, bir tane Büyük Birlik Partili bırakmazlar, Saadetli bırakmaz, CHP’li de bırakmazlar söyleyeyim. Hepsini yok ederler. Adamlar Türk milletini yok etmek istiyor anlamamışlar konuyu.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız’ın şehitlikle ilgili konuşmasından bir bölüm vardı.

VTR-SAYIN CUMHURBAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN: “Allah yolunda ölenlerin cennet karşılığında onların nefsini Rabbimiz satın alıyor. Ve onlar Allah yolunda öldüler. Dolayısıyla onlara ölüler demeyiniz. Onların zaten makamı belli. Öyle yüce bir makam var mı? Rabbim bizlere inşaAllah aynı yolda şehadeti nasip etsin. Ve biz Allah yolunda dinimiz için, vatanımız için, milletimiz için her an ölmeye hazırız. Ta yola çıkarken ne dedik; kefenimizi giydik ve yol öyle çıktık.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a kabadayılık yakışıyor.

Mesela darbecilere karşı önce aslanlarımızı kurşuna dizdi biliyorsunuz alçaklar. Dağılmadılar, yeniden üstlerine gittiler bir daha sabah yeniden. Ama işte çok kalabalık olsaydılar hiçbir şey olmazdı. Çok kalabalık olması lazım, kalabalık işi bitirir, hiç, net çözümdür. Mesela İstanbul’da 2 milyon kişiyi sokağa döktün mü bitti, yapacak hiçbir şeyi yoktur. Darbeci sinek konumunda kalmış oluyor. Sen 2 milyon kişi, onlar en fazla 500-1000 kişi falan çıkarabiliyor. Hadi 2 bin kişi çıkarsın en fazla. Darbecinin adamı olmaz. Sen dışarıya 100 bin, 200 bin, 1 milyon, 2 milyon insan çıkarırsan konu kökünden biter. Hiçbir şey yapamazlar felç olurlar. Yani hipnoz haline geçerler.

Büyük bir bölümü arazide o akşam, korkmuşlar bayağı bir insan. Ne korkuyorsun? Çık ortaya delikanlı ol. Süleyman Soylu da çok sıkı kabadayı o da ortada, Tayyip Hocam ortada. Binali Yıldırım o da çok sıkı kabadayı o da sessiz sedasız ama eski kabadayılardan o da yaman, maşaAllah. Ama Süleyman Soylu, Adalet Parti genelinde hep kabadayılık vardır, o da namlı kabadayı yani öyle anladığınız gibi değil. O gece yaptığı olaylar destan gibi, bir tane, iki tane, üç tane değil. Meclisin kapısını zorla açıp-girmiş falan bayağı bir olay var. “Açamıyoruz pardon” falan feşmekan demişler, o direkt kırıp girmiş içeriye. Ben “herkes oraya mecliste toplansınlar” dedim. Her yer iptaldi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Köprüde üzerine ateş açılan halkı gösteren bir resim var.

ADNAN OKTAR: Bir de askerlerden bu ateş edenler diyor ki “ben emir aldım ateş ettim” diyor. Fakat nasıl bir psikolojide bu adam? FETÖ’cü değil ama ateş etmiş, bunların ifadesi alınsın. İfadelerinden bu darbenin mantığını çıkaralım. Nerede zaaf noktaları var? Asker neden söz dinlemiş? Vatandaşını öldürme emrini nasıl dinliyor? Nasıl yanlış bir bilgiye sahip onu öğrenelim. Bu kafaya nereden girdi, nasıl bir mantıkla bunu elde etti?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Amerika’nın en tanınmış liberal haber sitelerinden Huffington Post’ta evrim teorisinin Türkiye’de müfredattan çıkarılması konusunda yazı yazan Bilgi Üniversitesi’nden Yardımcı Doç. Dr. Erkan Saka hakkınızda şunları söylüyor Adnan Bey; Türk okullarında evrimin sadece bir teori olarak okutulduğunu, çok fazla üstünde durulmadığını iddia ediyor ve şöyle devam ediyor: “Ancak Adnan Oktar gibi popüler ve alışılmadık İslami gruplar batı kaynaklı yaratılışçı literatürü kullanarak evrim karşıtı faaliyetlerde bulunuyorlar. Oktar gibi kişiler halka açık alanlarda kolaylıkla evrimi yalanlayan sergiler düzenleyebiliyorlar.”

ADNAN OKTAR: “Kolaylıkla” diyor. Kitap satışının kolaylığı mı olur? Fosil sergisinin kolaylığı mı olur? Taş, ne korkuyorsun taştan?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’a suikast girişimi davasında eski MAK Astsubayı Gökhan Güçlü üzerinde Türkçesi ‘kahraman’ anlamına gelen ‘hero’ yazılı tişörtle gelmesi mahkeme salonunda öfkeye sebep oldu. Mahkeme Başkanı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın talebi üzerine mahkemeye ara vererek darbeci askerin üzerindeki bu tişörtü değiştirtti. FETÖ’cü teröristin giydiği tişörtte ayrıca küçük harflerle ‘kahramanlar ölümsüzdür’ de yazıyor.

ADNAN OKTAR: Bunların birçoğu homoseksüel falan it-kopuk takımı, Rumi, Darwinist, Allahsız, Kitapsız tipler şımarıyorlar, bir de kalabalık olduğu için eğleniyor. Bunların kafası hepsi üç numara tıraşla gelsin, turuncu kıyafet giydirsinler ve kelepçeli olarak getirilsinler. Bütün dünyada uygulama bu, bu herifleri böyle şımartmanın bir alemi yok. Çocukların ırzına geçen tipler oluyor ya cinayet işliyor sonra, onlar bir de bunlar, bunların tamamına turuncu kıyafet giydirilsin. Ve üç numara o şekilde getirilsinler. Bunu uzatmaya gerek yok. Bu adamları böyle şımartmanın mantığını ben anlamıyorum.

Darwinizm konusunda şiddetli acı çeken nazik tipler tarikat lideri falan diye anlatıyorlar. Tarikat diye bir şey yok. Tarikat olması için geleneksel eski bir tarik olmamız gerekiyor. Nakşibendi veyahut Kadiri, devamı silsilesi olması gerekiyor. Dolayısıyla zaten benim sistem olarak düşündüğüm yapıda tarikat yok. Saygı var tarikata ama tarikat yok. Dolayısıyla ben Nakşibendi veya Kadiri olmadığım için, tarikat şeyhi de olmadığım için tarikat lideri demeleri bilimsel ve akılcı değil. Ama arkadaşlarımın yanındayım, onların dostuyum kardeşiyim. Kimi ağabey olarak görüyor, kimi büyüğü olarak görür o ayrı mesele. Ama tarikat liderliği diye bir konu yok.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: İnsanlar neden kavga eder?

ADNAN OKTAR: Aslında eğitim almadıkları için. Dini eğitim almış olsalar, Kuran eğitimi almış olsalar fiili kavga da olmaz, sözlü kavga da olmaz. Kuran’ın mantığı içerisinde çok akılcı olarak hallederler. Her ikisi de insanı küçük düşüren garip yanlış tavırlar. Bir mesele var, konuşur anlaşırsın üç aşağı beş yukarı. Kavga neyi değiştirir? Güçle bir şey elde ediyorsan zaten onun bir kıymeti yok. Karşı tarafı ikna ederek, onun gönlünü alarak, onun rızasıyla olan bir şey güzel olur. Zor kullanarak olan şey egoistçe olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLETN SEZGİN: Kanal 24’te Hikmet Genç dün sizin darbeci askerler hakkında “Özel kanun çıkartalım, bu adamların özel kıyafetleri olsun mahkemeye bunlarla gidip-gelsinler” şeklindeki teklifinizi ve konuyla ilgili diğer söylediklerinizi gündeme getirdi. Hikmet Genç televizyonda şunları söyledi: “Bu duruşma için özel kanun çıkartalım bu kişilere kapkara tişört giydirsinler. Hatta pranga taksınlar ki millet bunların hain FETÖ’cüler olduğunu bilsin” dedi. Sözlerine şöyle devam ediyor: “Yakın yerde minibüsten indirin, ayaklarında prangayla o kısa mesafeyi yürüterek getirin, halkın önünden geçirin bu hainleri. Bizim halkımızın aklı başındadır. Merak etmeyin bir şey olmaz. Ama halkın içinden geçirin bu hainleri.”

ADNAN OKTAR: Evet, dediklerimi birebir aynısıyla anlatmış. Bunda bir şey yok, mantıksız olan bir şey yok. Hükümet ciddiye alsın bu dediğimizi yapsınlar. Ta mahkemenin kapısına kadar gelme diye bir şey yok. Yürütsünler belli bir noktada, caddeden bir yerden yürütsünler. Biz mecbur değiliz ki ta kapıya kadar getirmeye. Normalde Amerika’da falan öyle oluyor. Hem eli-kolu zincirli oluyor hem ayakları zincirli oluyor bunda garipsenecek bir şey yok. Ve tek tek getirsinler bir bir. Etrafına da asker falan yığmaya gerek yok, ama mesela iki metrelik bir zincirle bir asker tutabilir. Uzaktan hafiften çekerek götürecek bu kadar. Ve halkın içinden geçirsinler bunları, bak bakayım şımarıyorlar mı? Hiçbir şey olmaz, biz millet olarak garantisini veriyoruz. Ama illa tedirgin oluyorlarsa yine de sivil polis falan da kullanabilirler. Ama halkın içinden geçsin bunlar. Bu millet bizim değil mi, devlet de bizim, bu hainler de bize hainlik yapmadı mı? Müsaade edin de makul bir ortam meydana getirelim. Adam ‘kahraman’ yazan tişörtle geziyor ve sırıtıyor bu olmaz, bu mantıksız. Herhangi bir kıyafet de olabilir. Çizgili mahkum kıyafetleri vardı eski o da olur çizgili. Hırsızlara falan eskiden giydiriliyordu ya mahkum kıyafeti çizgili o da olur. Ama zincirle halkın içinden geçecekler bunda bir şey yok. Ölüm vakası falan olmaz yaralama bir şey fırlatma falan bunlar olmaz söz veriyoruz ama halkın içinden geçsin. Bunun planı yapılabilir, bunu mutlaka yapsınlar. Mahkemeye kim geliyor? Şehit aileleri geliyor. Peki biz niye gelemeyelim? Gelsin, orada biz görüşümüzü düşüncemizi aktaracağız bu kadar basit. Karmaşık bir şey yok. Bir şey de yapmayız yani adamlara yaralanma falan olmaz, bir şey olmaz. Ama o şımarıklığı gösteremez ben biliyorum, o züppeliği yapamazlar. 2-3 metre bir zincir yani bu kadar basit. Kuran’da da var Allah ayette, mücrimler uzun zincirle getiriliyorlar. Orada da uzun zincir kullanılsın, Kuran’a da uygun bu. “Suçlular öyle getiriliyor” diyor Allah ayette. Bunlar da öyle uzun zincirle, bir asker tutsun bunları çekerek götürecek bu kadar basit. Ayrı ayrı tek tek. Hem ayağında hem elinde zincir olabilir. Kısa, yürümesini engellemeyecek şekilde bir zincir o kadar.

Bir de halk darbeye karşı bilinçlensin. Bak adamların darbeyi yapamamalarının nedeni Allah her yerde mucize meydana getirmiş. Biz 60-70 yerde tespit etmiştik, bini aştı şu an mucize sayısı. Her yerde mucize olmuş Mehdiyet’in bereketi, Mehdiyet’in bir harikası. Allah Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine muazzam bir harika meydana getirmiş. Yoksa bunlar İngiliz derin devletinin beslediği avanak, gelenekçi, klasik ezik ahmak adamlar. Bunların beyninde de normalde fosfor falan da olmuyor kafalarında, süper akılsız oluyorlar. Bu ahmaklara bunu ihale etmişler ama kafa hiç çalışmadığı için Allah bizi korudu vesile etti.

Hakka Suresi 32’de Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: "Daha sonra onu, uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincire vurup gönderin." Mesela 70 arşın olmasa da 7 metre falan bir zincir tutup götürecek asker. İki asker de tutabilir, bir asker de tutabilir götürecek halkın içerisinden geçirsinler tek tek. Bir caddeden bir yerden geçirsinler, oradan götürsünler mahkemeye bir şey dediğimiz yok. Millet görsün bunları, sıkıysa bir yılışsınlar da göreyim. Sıkıysa cıvıklık yapsınlar da görelim. Mahkemede şehit ailelerine cıvıklık yapıyorlar, orada kendilerini güvende görüyorlar. Ben caddeden geçerken yapmalarını istiyorum onların yapabiliyorlarsa bir göreyim. Sıkıyorsa bir yapsınlar. O şekilde götürelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün sizi temsilen Uğur arkadaşımızla Çin Halk Cumhuriyeti Başkonsolosluğu’na ziyarete gitmiştik. Sayın Konsolos Qian Bo ile bir saat kadar görüşme yapıldı. Terörle mücadeleyle ilgili konulardaki fikirleriniz hakkında detaylı bilgi aldı kendisi, sorular sordu. Radikalizmin tek çözümünün Kuran’a uygun yaşamak olduğu, ideolojik kaynaklı teröre karşı askeri yöntemlerle başarı sağlanamayacağını, nihai çözümün gerçek İslam’ı anlatarak olacağına dair görüşlerinizi anlattık kendisine. Yine Çin, Rusya, İran, Türkiye ve Arap ülkelerini içine alan bir İslam Birliği’nin bir sevgi birliğinin dünyadaki tüm sorunları anında çözeceğini ifade ettik. Sayın Konsolos, A9 TV gibi kar amacı gütmeyen bir kuruluşun böyle önemli bir misyon üstlendiğini duymaktan çok memnun olduğunu söyledi. Birlikte bu konuda ortak çalışmalar yapabileceğimizi söyledi, inşaAllah. Kitaplarınızdan kendisine hediye etmiştik, çok teşekkür etti. Kendisi de bize Çin’le ilgili bir kitap hediye etti.

ADNAN OKTAR: İyi çok güzel olmuş.

Fethullah Gülen kendisine acayip hürmet edileceğini zannediyor. İstanbul’da ona böyle saray gibi bir yer yapılacağını, oturacağını, İstanbul’un ayrı bir devlet olacağını, İngiliz derin devletinin mensuplarının önünde gelip secdeye kapanacağını falan düşünüyor. Bak öyle olmaz. Çok akılsızca bir maceranın içine girdi aklını başına alsın. Çok delice, çok manyakça bir maceranın içine daldı ve Türk milletini karşısına aldı. Bu kadar delilik olur mu? Bütün millet senden nefret ediyor sen deli misin be adam? Ne yapıyorsun sen? Daha hala da inat ediyor. Daha da hala inat ediyor yani. De “aklım gitti şeytana uydum mahvoldum ben, İngiliz derin devleti beni mahvetti” de bir şey de. Bu nasıl bir kafadır? Daha hala diretiyor da diretiyor adam. Müthiş yüzsüz bir üslubu var.

250 kişi şehit oldu “Hollywood filmi gibi” diyor adam bunamış. Etrafındakiler de daha hala buna saygı duyuyorlar. Bu kadar insanın şehit olmasına sebep oldu, Türkiye’yi birbirine kattı adam, üslubu berbat sen daha hala bunun peşinden gidiyorsun. Adam İslam’ı yeryüzünden kaldırmaya azmetmiş İngiliz derin devletine yakayı kaptırmış. Bu, Mehdiyet’i hiç hesap etmedi. İngiliz derin devletiyle ittifak edip meseleyi rahatça halledeceğini zannetti. İngiliz derin devleti de şokta şu an. Mehdiyet’in harikasını, akıl almaz gücünü, Allah’ın dilemesiyle meydana gelen mucizeyi şu an daha hala hazmedemiyorlar. Hayretler içinde kaldılar. Siz değil yedi sülaleniz gelse, yedi İngiliz derin devleti daha gelse hiçbir şey yapamazsınız söyleyeyim boş yere uğraşıyorsunuz. Ve bundan ders almamanız da sizin akılsızlığınızı gösteriyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Türkiye basınının en kıdemli isimlerinden Gazeteci Okay Gönensin bu sabah evinde ölü bulundu. Ölüm nedeninin kalp krizi olduğu bildirildi.

ADNAN OKTAR: Ne çok insan öldü bu sene. Bu yıllarda ölenlerin resimleri var mı bizde?

KARTAL GÖKTAN: Var evet.

ADNAN OKTAR: Süratlice göster bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz. İbrahim Erkal, Bülent Kayabaş, Tayfun Taliboğlu, Halit Akçatepe, Ahmet Refik Erduran, İlhan Cavcav, Yavuz Özışık, Engin Cezzar, Kadir Demirel, Adnan Kaşıkçı, Fikret Hakan, İsmet Sezgin, Süleyman Demirel, Kenan Evren, Kamer Genç, Kamuran İnan, Kemal Unakıtan, Mustafa Koç, Yaşar Nuri Öztürk, Müzeyyen Senar, Tarık Akan, Yaşar Kemal, Kayahan, Levent Kırca, Zeki Alasya, Tanju Gürsu, Erol Büyükburç, Oya Aydoğan, Ömer Şerif, Memduh Ün, Hakkı Devrim, Çetin Altan, Erdal Tosun, Gönül Ülkü, Atilla Özdemiroğlu, Sinan Şamil Sam, Sümer Tilmaç, Yılmaz Köksal, Utku Erakalın, Bedri Koraman, Turgay Şeren, Halis Toprak, Halil İnancık, Murat Göğebakan, Doğan Güreş, Süleyman Seba, Rüştü Kazım Yücelen, Çolpan İlhan, Nejat Uygur, Mehmet Ali Birand, Enver Ören, Metin Serezli, Müslüm Gürses, Savaş Ay, Adnan Şenses, Neşet Ertaş, Azer Bülbül, Ekrem Bora, Müşvik Kenter, Orhan Boran, Berkant, Erol Günaydın, Defne Joy, Kamil Sönmez, Necmettin Erbakan.

ADNAN OKTAR: Hayret, birçok insan bilmiyordur bu kişilerin öldüğünü, değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Son 6 yılda vefat eden isimler.

ADNAN OKTAR: Darbede Mehdiyet’in harikaları meydana geldi. İnsanlar bunu daha hala kavramış değil anlamış değiller. Binin üstünde benim gördüğüm harika var. Her yerde bir engelleme meydana getirmiş Allah binin üzerinde. Bak okuyacağım bitecek gibi değil sabaha kadar okusam bitmez. Her yerde mucize meydana gelmiş. Bu ahmak kendini Nurcu zanneden sahtekarlar o beyinsiz kafalarıyla mağlup oldukları halde işi arsızlığa verip daha hala devam etme kafasındalar. Allah’ın meydana getirdiği harikayı hala görmüyorlar.

Sahte Mehdiyet’in olacağı bu işte. Mehdiyet’e karşı tavır alırsanız Allah böyle bin türlü belanızı verir ve rezil kepaze olursunuz. Yine yapın yine rezil olacaksınız, yine yapın yine rezil olacaksınız. İngiliz derin devletine sığınmakla bir şey yapacağını zannettiniz, Allah Katında İngiliz derin devleti bir hiçtir. Boş yere uğraşıyorsunuz, boş yere debeleniyorsunuz.

Fatih Altaylı diyor ki: “Evren dediğimiz şey bir aklın, yani gelişmiş bir uzaylı medeniyetin yarattığı bir simülasyondan ibaret” diyor. Uzaylı diyebilmiş tabii, Allah’ın yarattığına uzaylı diyor. “Yani bir nevi Matrix filminde yaşıyoruz” diyor. “Gördüğümüz hiçbir şey aslında yok. Aslında ne doğuyoruz ne de ölüyoruz” diyor. Dediklerim sonunda bunda etkili olmuş. Darwinizm konusunda da anlattım, adamları da teslim oldu bu da teslim oldu. Sonunda “bilinçli tesadüf” dediler. O nasıl oluyorsa hem bilinçli hem tesadüf? Ama aklı yatmış. Bak “ne doğuyoruz ne ölüyoruz” diyor “her şeyi Allah yaratıyor” diyor, ama uzaylı demiş ama tabii “uzaylıyı kim yarattı?” dendiğinde, çünkü uzaylı da aynı şekilde bir görüntüden ibaret. Çünkü mekan yok, zaman yok uzaylı da görüntüden ibaret. Uzaylıyı kim yaratıyor? O da hayal görüyor, o da görüntüden ibaret. Görüntüden ibaret bir varlık nasıl görüntüden ibaret varlığı yaratsın? Kendi görüntü, beyninin dışına çıkamayan bir varlık uzaylı, görüntüden ibaret olan sonsuz hayatı yaratabileceğine inanıyor uzaylının. Halbuki uzaylı sonsuzluğa kilitlenmiş Allah’ın bir varlığı. Ama kabul etmiş anlattıklarımı sonunda. Maddenin hakikatini tam kavramış. “Uzaylı” demiş, uzaylı değil bak, uzaylıyı da yaratan var, uzaylı da görüntüden ibaret, o da zamana mahkum bir varlık. Hepsinin yaratıcısı tek bir Allah var.

Evet, soruları alalım.

VTR: Ahlaksız insanlar daha ahlaklı insanlar haline nasıl getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Kuran ahlakıyla olur. En doğru yol budur. Çünkü yaratan güç, dünyayı nasıl kullanılacağını da insanlara yanında prospektüs gibi bir kitapla beraber yaratmış. Yani dünyayı yaratmış ama dünyanın nasıl kullanacağına dair bir prospektüsle yaratmış. O prospektüse Kuran diyoruz. Kuran’a göre hareket edildiğinde ahlaksız adam ahlaklı hale gelir. Akılsız adam akıllı hale gelir. Dengesiz adam dengeli hale gelir. Terörist, anarşist hiçbir şey kalmaz. Hepsi akıllanır.

Sevgi Tunalı, Sevgi şimdi “Hanımlar niye konuşmuyor?” diyor. Şimdi hanımları ben konuşturuyorum. Hepiniz televizyonu kapatıyorsunuz. Samimi olun Allah aşkına. Bir de öfkeleniyorsunuz. “Adnan Bey gelecek demiştiniz gelmedi” falan diye de kızıyorsunuz. Ben burada görüyorum ekranda. Mesela yüz binlerce kişi seyrederken bir anda sayı düşüyor. Çok ciddi şekilde düşüyor. Hani dinliyordunuz hanımları. Anlatıyorlar dinlemiyorsunuz. İlla da Hocamız diyorsunuz. Yani birinden birini seçin.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Darbeye direnen bir taksi sürücüsü vardı anlatıyor olayı.

VTR-Taksi Sürücüsü O Anları Anlatıyor: Taksinin önüne geldim durdum. Kendimde taksinin üzerine çıktım. Taksi görebildiği yerleri işte gör.             Çamur işte. Nereden geldiğini bilmiyorum ama çamurla kapatıyorduk. Sonra içinden bize ateş açıldı. İnsanlar tankın üzerine hücum ettiler. Onlar da baktılar baş edemeyecekler. Arabamız da önündeydi. Arabamızı ezdiler geçtiler.

ADNAN OKTAR: Mesela bu çocuğa, bu kabadayıya bir silah versin devlet. Helali hoş olsun. Bir şilt verilsin. Bir madalya verilsin. Bunlar unutulmasın bu çocuklar, bu yiğitler. Çok seçkin insanlar bunlar.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir de beş dakikada tank kullanmayı öğrenen bir vatandaşımız var. O da anlatıyor olayı.

VTR: Bir tank gördüm. Bu esnada kendime bir fikir üretmeye çalıştım. Anahtarlar komiserdeydi. Anahtarları istedim. Anahtarları Allah razı olsun komiserimiz tereddütsüz gönderdi. İçine girdim. Tek seferde çalıştırmayı sürmeyi öğrenip yola devam ettim.

ADNAN OKTAR: Mükemmel güzel kullanıyor maşaAllah. Ama yani çocuklara her şeyi öğretelim.

VTR: Ailelerin gelir seviyesi daha çok nasıl arttırılabilir?

ADNAN OKTAR: Yalnız benim dikkatimi çekti. Bu delikanlıların hepsi çok yakışıklı. Bu nasıl oluyor bu? Bayağı güzeller ve çok yakışıklılar hepsi maşaAllah. Türk milletinin gelir seviyesini nasıl artırabilirsin? Mehdiyet devrindedir zenginlik. Peygamberimiz(sav)’in vaadi budur. Mehdiyet devrinde herkes zengin olacak diyor.

Evet.

VTR: CHP İle HDP’nin arasında bir ilişki var mı?

ADNAN OKTAR: CHP herhalde güç kazanmak için HDP’ye yanaşıyor. Yoksa illet olurlar onlar öyle şeyden hiç hoşlanmazlar. Koyu milliyetçidir CHP. Klasik milliyetçidir. Ülkücü bir zemini, kökeni vardır ama sola kaymış bir ülkücülük anlayışıdır. MHP’yle rahatça anlaşabilecek gücü vardır CHP’nin. Herhalde biraz yalnız kaldığını düşünüp onları da böyle yanına alarak daha güçlü görünmek mi istediler acaba? Ama yakışık almadı tabii. HDP’yi PKK baskısından kurtarırsak HDP’yle muhatap olunabilir. PKK baskısı varken HDP diye bir partiyle nasıl muhatap olacağız? Bu olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim en çok merak ettiğim soru, neden insanlar bir şey yaparken çok üşengeç davranıyorlar?

ADNAN OKTAR: Canım benim. Çalışkan o. Onun gibi olsunlar herkes. Canlı, enerjik ve aktif olsunlar. İman insanı çok heyecanlı ve şevkli hale getirir. İman zafiyetinde insan içine kapanır, bitkinleşir, kendini dinlemeye başlar. Dolayısıyla çöküş başlar Allah esirgesin.

VTR: Lise sonum. Üniversitenin hangi alanlarında tercih yapabilirim?

ADNAN OKTAR: Bakayım bu yakışıklıya. Onda mühendis tipi var gibi geldi bana. Mühendis olsun. İnşaat mühendisi olsun. Değil mi? Evet.

VTR: Ahir zamanda neler olacak, ne zaman yaşanacak kısaca söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Ahir zamanı şu an yaşıyoruz. Bir süfyan hareketiyle karşılaştık. Yani Müslüman görünerek bize saldırdılar. Müslüman alemine saldırdılar. Bu süfyaniyettir. Peygamberimiz (sav) iki deccal hareketinden bahsediyor. Biri Müslüman görünümü altında Müslümanlara saldıracak, kan dökecek bir deccal hareketi. İşte bu FETÖ hareketi olduğu anlaşılıyor. İkincisi de İngiliz derin devletinin doğrudan dinsiz, ateist olan ama kendini Rumi gösteren, homoseksüel zemine oturmuş İslam düşmanı hareket. Yani deccaliyet. Şu an Mehdiyet’le onların mücadelesi var. Mehdiyet küçük bir grup. Peygamberimiz (sav)’in dediği üç yüz kişilik falan bir grup. Ama mucizeyle donatılmış bir cemaat. Deccaliyet bununla baş edemiyor. Şu anda da baş edemiyor. Mesela darbede başarısız olmalarının nedeni Mehdiyet’tir. Tek nedeni budur. Allah onu vesile etmiştir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe gecesi Sayın Kılıçdaroğlu’nun evinde darbeyi seyrederken çekilmiş fotoğrafı üzerine şu açıklamayı yaptı Adnan Bey. “15 Temmuz’da havalimanından kaçıp giden bir muhalefetin başı var. O geceyi Bakırköy Belediye Başkanı’nın evinden izleyen bir muhalefet başkanı var. Bir de kontrollü darbe diyor. Nasıl bir kontrollü darbe bu? Öbür taraftan darbe olunca, tankların önüne ben çıkarım diyeceksin. Tanklar dostlarının geldiğini görünce sana yollarını açtılar. Sen de oradan Bakırköy Belediye Başkanı’nın evine gittin” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi kontrollü darbe demelerinin nedeni, her yerde ama her yerde, binlerce yerde hatta harika meydana gelmiş olması. Çünkü bu organizasyonla mutlaka darbenin olması gerekiyordu. Ama Allah her yerde ayaklarına dolandırmış. O zaman şüpheleniyorlar. Diyor ki “Acaba hükümet mi bu aksilikleri meydana getirdi?” Yani tek tek. Kardeşim bırakın Allah aşkına. Burada mucize var. Sadece Mehdiyet’in mucizesi var. Kontrollü darbe yok. Kontrollü Mehdiyet var. Başka bir şey yok. Bak kontrollü darbe yok, kontrollü Mehdiyet var. Her yerde mucize meydana geldi. Hiç kimsenin bir şeyden haberi yok. Tayyip Hoca’ya zor ulaşıldı. Cep telefonuyla bağlantı kuruldu. Nerenin kontrollü darbesi yani? Bakın her yerde bir aksilik olmuş bu adamlarda, her yerde. Binlerce yerde. Her gün bilgisi geliyor. Her yerde aksilik olmuş. Alenen ve net Mehdiyet’in harikası var. Olay bu. Kontrollü Mehdiyet olmuş. Başka bir şey yok.

Çok ileri bir yöntemden bahsediyorsun. Neredeyse uzay teknolojisi gibi bir teknolojiden bahsediyorsun. Ve her yerde bir mühendislikten bahsediyorsun. Kardeşim her yerde aksilik olmuş. Hiçbir şey planlı değil. Hiçbir yer planlı değil. Kontrollü darbe olması için planlı olması gerekirdi. Yani hepsinin planlı olması gerekiyordu. Mesela tankların çıkışının durdurulması. Roketlerin çıkışının durdurulması. Adamların tanka bindiğinde çamur sürmesi. Adamın tankın önüne yatması. Bunların ince ince hepsinin planlanması gerekiyordu. Yani yüz binlerce kişinin, binlerce planla eğitilmesi gerekiyordu. Böyle bir şey mümkün mü? Değil. O zaman kontrollü darbe yok. Kontrollü Mehdiyet var. Her yerde mucize var. Başka bir şey yok.

Kontrollü darbe demek; ince ince planlanmış. Darbenin hazırlanması ve darbenin de durdurulması gerekiyor. Hem darbeyi hazırlayacaksın. Hem darbeyi durduracaksın. Çok ince plan gerektirir bu. Ve bunun yıllarca hazırlanması lazım. Bunun tatbikatının yapılması lazım. Buna rağmen yapamazsın. Çok zordur bu. Bunların hepsi doğal aksilikler gibi görünen doğal mucizeler. Allah’ın yarattığı mucizeler. Mehdiyet’in mucizesi başka bir şey yok.

Mesela Amerika’daki İngiliz derin devletinin elemanları Tayyip Hoca’nın uçağının koordinatını verdiler. Jet uçaklarına bu koordinat verildi. Jet uçakları, avcı jet uçakları. Yani roketler var içinde. Bombalar var. Yani rahatça vurabilir uçağı. Ama uçağı vuramıyorlar. Uçağın yanına geliyorlar. Yanaşıyorlar. Vuramıyorlar. Koordinatları diyor Rusya bozdu. Rusya işin içinde yok. Rusya’nın haberi bile yok. Öyle bir şey yok. Ne koordinat bozacak? Onlarda öyle bir teknoloji yok. Öyle olsa kendi uçaklarını vurdurtmazlar. Kendi uçaklarını vurdular Türkiye’de. Vurdu indirdiler. Öyle bir teknoloji olsa kendi uçağına kimseyi yanaştırtmaz. Suriye’de uçaklara kimseyi yanaştırtmaz. Öyle bir şey yok. Mehdiyet’in harikası var. Binlerce mucize meydana geldi.

Mesela Ömer Halisdemir, komutanı gitti vurdu biliyorsunuz. Vuramayabilirdi. Mesela kurşun seker. Tabanca tutukluk yapabilirdi. Yahut tutturamayabilirdi. Kolundan falan vururdu. Orada anında vururlardı. Karşılık verirlerdi. Kolay değildir bu. Çünkü hareket halinde. Gece karanlıkta çekip vurdu. Eğer Özel Harekat, Özel Kuvvetler ele geçirmiş olsaydı darbe bitmişti. Özel Kuvvetler ele geçirmiş olsaydı darbe bitmişti ne yapacaksın? Hani planlıydı? Bunların hiçbiri planlı değil. Yani Mehdiyet buram buram kokuyor. Buram buram Türkiye’yi kaplamış Mehdiyet. Bütün herkesin gözünün önünde mucizeler meydana geliyor. Bunlar sonra kitap haline gelecek. İnsanların dimağı duracak. Hayretler içinde kalacaklar.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizi en çok mutlu eden şey nedir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki Allah’ı sevmek, iman. Allah korkusu. Allah sevgisi.

Evet dinliyorum.

VTR: Ahir zamanda zayıf bırakılmışların duası kimdir?

ADNAN OKTAR: Tabii Mehdi (as)’yi kastediyor. Müminler Allah’tan neyi istiyor yani kimi istiyor? Tabii ki Mehdi (as)’yi istiyorlar. Zaten Türkiye’nin yüzde yetmişi Mehdi bekliyor.

Evet.

VTR: Merhaba. Son zamanlarda özellikle okullardaki teorik eğitimin pratik eğitimden çok daha fazla olması ben ve özellikle genel öğrenci profilini çok fazla etkilemekte, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Evet, tabii ki en güzel eğitim pratik eğitimdir. Hem zevklidir. Hem rahattır. Hem çok iyi akılda kalır. Mesela ben kendim laboratuvar kurmuştum. Bakır tel aldım, nitrik asidin içine attım. Fokur fokur kaynadı böyle. Zehir gibi yeşil, tam zehir yeşili. Çok güzel bir yeşil oldu. Mesela ben pratik görüyorum. Nitrik asit nasıl etki yapar bakıra? Görüyorum. Bunu anlatmak ayrıdır. Görmek ayrı. Sonra üstüne sülfürik asit döktüm. Bir anda bembeyaz oldu. Tuz haline, sofra tuzu gibi tuz oluştu. Dibine çöktü. Sen bunu bana anlatacağına, ben bunu görsem çok daha güzel. Sonra onu aldım o dipte oluşan tuzu kaşıkla. Sulandırdım biraz. İçine demir soktum. Tak bakır kaplandı anında. Kıpkırmızı bakır oldu anında. Şahane eğitim işte bak. Çocukluğumdan beri unutmam. Bir de okulda öğretim var. Pratik en güzel öğretim, pratiktir. Doğru söylüyor delikanlımız. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Arkadaşlarımız dün TUFFEST Uluslararası Film Festivali’nin tanıtım yemeğine davetliydiler. Davette tanınmış siyasetçi sanatçı ve işadamları vardı. Resimde gördüğümüz CHP yirmi dördüncü dönem Milletvekili Faik Tunay ve arkadaşlarımız Sedat’la Altuğ. Bu resimde uzun yıllar İtalya’da çalışan, gazetecilik yapan Dündar Keşaplı ile birlikte arkadaşlarımız. Eski Yeşilçam sanatçısı ve Film-San Vakfı Başkanı Engin Çağlar. Ve tiyatro sanatçısı Ferdi Altuner.

ADNAN OKTAR: Evet. Allah uzun ömür versin onlara. Hepsi çok değerli. Engin Çağlar zehir gibi delikanlıydı. Zamanında esip savururdu ortalığı. Yaşlanmış ama yine yakışıklılığı aynısıyla devam ediyor. MaşaAllah. Ahlakı da güzel. Kendi de güzel bir insan. Saygın bir insan. Allah nuruyla sarsın. Hidayetle sarsın. Uzun bereketli bir ömürle onu ödüllendirsin.

Evet.

VTR: İnsanların önyargısını nasıl yıkabiliriz?

ADNAN OKTAR: Önyargı kıroluktur. Kalitesiz insanın özelliğidir. Basit, aklı zayıf insanların özelliğidir. Önyargı ilkellik alametidir. Kaliteli bir insanda önyargı olmaz. Hayvan gibi şartlanmış olarak ortaya çıkmak çok aşağılayıcı bir insan için. Tabii benim kastettiğim önyargıyı kastediyorum. Mesela birisi hakkında bir şey söyleniyor. Adam ona hemen inek gibi kapılıyor. Vay be diyor. Hemen inanıyor. Ne araştırıyor. Ne bakıyor. Ne soruşturuyor. Halbuki bizzat insan kendisiyle gidip görüşür konuşur oradan anlar değil mi? Ama değil. Mesela önyargı Tayyip Hoca’yla da ilgili oluyor. Sayın Bahçeli’yle ilgili de oluyor. Adamları tanımaz bilmezsin. Mesela Bahçeli kim, sen kim? Yani o bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a, davasına adamış. Ağzını doldura doldura kahvehanede mesela aleyhine konuşuyor. Tam tipik bir öküz yani böyle bir odun. Ben bazı tipler için bunu söylüyorum. Görgüsüz, sevgisiz, şefkatsiz, derinliği olmayan, vizyonu olmayan akılsız adamlar. Dolayısıyla onların görüşüne de itibar edilmez zaten.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim merak ettiğim şey, kıyametin ne zaman kopacağı. Yani nasıl kopacak? İsrafil (as) sura üfürecek kopacak ama sonucunda ne olacak? Biz nasıl bir anda herkes yere mi serilecek? Ben bunu merak ediyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: Bizim zamanımızda değil Allahualem kıyamet. Tabii her zaman da olabilir ama 2120 gibi. Şimdi bak adamlar diyor ki nezaketiyle. Uzun uzun da kod numarasını da vermişler. Diyorlar “çok büyük bir göktaşı.” Ama bayağı biçimsiz büyüklükteki bir göktaşı “dünyaya doğru ilerliyor” diyor. Ama “Zannediyoruz” diyor tahminen. “Dünyayı teğet geçecek” diyor. Bak ben de onlara söyleyeyim 2120’de o teğet geçecek dedikleri taş dünyanın tam göbeğinin ortasından vuracak. Delecek dünyayı geçecek sipin atacak. Bir daha vuracak. Ayette iki kere vuracak diyor Allah ayette. Bu çok büyük mucize. Kuran iki kere çarpacak diyor. İki çarpmadan bahsediyor. Bir, bir vurma. Bir, bir vurma. İkinci vurmada darmadağın olacak. Yani dağılacak. Dünyanın içindeki magma da dağılacak. Ama bu ilk çarpmayla ikinci çarpmanın arasında çok şiddetli depremler olacak. Yani yirmi bir şiddetinde. Yirmi iki şiddetinde. Her yer sallanıp silkelenecek. Yani anlayacaklar kıyametin koptuğunu insanlar. Ve dehşetli bir korku yaşayacaklar.

Evet.

VTR: En zararlı duygu nedir?

ADNAN OKTAR: Sevgisizlik. En felaket, insana en ziyade acı veren, çökerten, mahveden sevgisizliktir.

Evet.

VTR: Benim en çok merak ettiğim soru bir eğitimci olarak, insanlar acaba neden düşünmüyor, düşünmeye gerek duymuyor da öyle hep rahat yaşayayım da, bir an önce kurtulayım gözüyle bakıyor?

ADNAN OKTAR: Düşünmediğinde rahat yaşayamaz zaten. Düşünmediğinde belanın dozu daha da artar. Daha da onu dünya boğmaya başlar. Düşünmemek bir felakettir. Düşündüğünde Allah insanları rahat yaşatır. Allah ayette sürekli, şeytandan Allah’a sığınırım. “Hiç düşünmezler mi?” (Nahl Suresi 17) “Derin derin düşünürler.” (Ali İmran Suresi 191) diyor. Sık sık Allah “Hiç düşünmezler mi?” Bir de “Derin derin düşünürler” diyor. Derin düşünüldüğünde Allah bizi rahat yaşatacak şekilde yaratmıştır. Öbür türlü Allah insanı boğar. Her yönden boğar ve rahat yaşayamazlar.

Evet.

VTR: Benim sormak istediğim, insanların bilimsel düşünceye iten nedenler neler olmalıdır? Nasıl bilimsel olarak her şeyi kafamızda oluşturabiliriz?

ADNAN OKTAR: Bilimsellik Allah’ın sanatını anlama sanatıdır. Allah’ın sanatına anlama sanatına bilim denir. Allah’ın sanatını anlama sanatı çok zevklidir, çok iç açıcıdır. Allah’ın sanatını gördükçe heyecanlanırsın. Odadan odaya geçersin. Kapıdan kapıya geçersin. Kofulun içine girersin bir alem. Oradan biraz daha ilerlersin bir alem. Oradan ilerlersin, biraz daha bir alem. Mitokondriye geçersin, içine girersin nefesin kesilir, bir şehre girdiğini anlarsın. Oradaki matematik mühendisliği, oradaki geometri mükemmelliği, oradaki mühendislik harikaları nefesini keser. Dolayısıyla bilim çok eğlenceli, çok iç açıcı Allah’ın sanatını anlama sanatıdır.

Evet.

VTR: Selam Hocam. Ben Antalya’dan Zehra. Sizi çok seviyorum. Size bir sorum olacaktı. Ben 2002 yılında doğdum. Hazreti İsa (as)’ın da 2002 yılında çıktığını biliyorum. Bu konuda bana biraz bilgi verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Çok güzel bir insansın. Allah sana uzun ömür versin. Evet 2002 önemli bir tarih. 2/2/2002. Saat 02.00. Şaşılacak bir tarihtir. Pek rastlanan bir tarih değildir. Dolayısıyla İsa Mesih de benim kanaatim dünyamızda. Halen misafirimiz ve korunup kollanıyor. Ama bir faaliyet yani bizim anladığımız anlamda yok. Sadece ünlü siyasetçilerle talebelerinin bir bağı var. Onları etkiliyor. Mesela Trump’ı etkileyebiliyor. Putin’i etkileyebiliyor. Öyle düşünün.

Evet.

VTR: Akılcı çözüm nedir?

ADNAN OKTAR: Aklın kaynağı Kuran’dır. Kuran’a uyan zekaya akıl deniyor. Bak, Kuran’a göre hareket eden zekaya akıl denir. Mesela Tevrat’a göre uyan zekaya da akıl deniyordu. İncil’e uygun zekaya da akıl deniyordu. Ama şu an asrımızda kusursuz akıl Kuran’a uyan zekadır.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kahraman şehidimiz Ömer Halisdemir’in kardeşi Soner Halisdemir, şehit ağabeyinin cenazesini Ankara’dan almaya gittiklerinde gördükleri manzaradan çok etkilendiğini şu sözlerle anlattı. “15 Temmuz gecesi halkımızın üstüne tankla tüfekle mermi yağdıranlar o gün don kilot yaka paça çıktılar. Ama Ömer Halisdemir’in al bayrak içerisinde sancağımızla selam durularak çıkması bize acıdan çok başka duygular yaşattı. Hamdolsun devletimiz yıkılmadı ayakta. Duruşmalarda üç maymunu oynuyorlar. Görmedim. Bilmiyorum. Duymadım. Adalet yerini bulacak. Takip ediyoruz ki devletimizde takip ediyor zaten.”

ADNAN OKTAR: Duymadım, görmedim bunları uzatmaya gerek yok. Ben mahkemelerden istirham ediyorum. Rica ediyorum. Savcılardan da. İddianameyi okusunlar. Adamın zırvalaması da önemli değil. Yani deliller açık. İki, üçüncü celsede bassınlar cezayı göndersinler. Hiç uzatmaya gerek yok. Bu çakallarla milleti bu kadar muhatap etmesinler ama önce bunları bir milletin içerisinde gezdirsinler. Bizim bakış açımızı bir görsün bunlar. Bir de bunlara mutlaka sıfır numara. Ondan sonra çizgili böyle hırsızların giydirilen bir kıyafet var biliyorsunuz. O tip bir kıyafet. O kadar. Eli kolu zincirli. O şekilde gezdirsinler. Millet bunu istiyor. Yani adaletsizlik değil. Bunu kastediyorsa bu rezalet olur. Derhal cezaları verilsin. Hemen içeri konsunlar. Bu kadar. Biz bunlarla muhatap olmak istemiyoruz, bu adamlarla. Konu çok açık. Halkı gitmiş ezmiş. Ne oturup münasebetsizlik yapıyorsun sen? Bir de “iyi davranmıyorlar bize” bilmem ne falan diyerekten böyle gıcık gıcık üsluplar. Ulan devletin yemeğini yiyorsunuz ahlaksız herifler. Binasında istediğiniz gibi yatıp kalkıyorsunuz. Korunuyorsunuz. Doktor falan da var. Haysiyetsiz herifler. Siz gittiniz çocukları ezdiniz. Kadınları ezdiniz. Otomatik silahla taradınız onları. Pislik herifler. Bir de laf söylüyorsunuz. Bir de bunlar çok kaşar, çok haysiyetsiz. Yüzlerinde bunların eşek oynamış. Çok süper arsızlar. İngiliz derin devletinin ahlaksızlığı bunlara yansımış. Korkunç hayasız. Acayip arsız oluyorlar. Ve müthiş kaşar oluyorlar. Müthiş şerefsiz oluyorlar. Yüzlerinde teneke çakılmış oluyor. Hepsi öyle İngiliz derin devletinin ajanları. Bu haysiyetsizler de öyle. Bu terbiyeyi almışlar. Bu ahlaksızlığı öğrenmişler. Onun için bunları bir halk arasından geçirsinler. Yüreğimiz rahatlasın. Hiçbir şey olmaz. Olmaz deyince olmaz. Ama içlerine sinmiyorsa sivil polis bulundursunlar. Ama halkın içinden geçsin bunlar. Bu kıyafetle, üç numarayla gezsin. Zincirle alıp mahkemeye götürsünler. Bir-iki kere geçirseler yeter zaten. Biz sürekli yapılsın istemiyoruz bunu.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir insan gaybı bilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii. Peygamberler bilebilir Allah bildirirse. Mesela Cin Suresi’nde Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka.” Gayb bilinmez.” Diyor. Ama onlar gaybı bilebilirler. Allah bildirirse. Yine mesela diyor ki Allah ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” (Ali İmran Suresi, 44) İşte gaybı bildiriyor Allah. Bak, “Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” (Ali İmran Suresi, 44) Bildiriyoruz. Allah bildirirse bilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir bilgisayar oyunu yapmak isteseydiniz neyle ilgili olurdu?

ADNAN OKTAR: Çocukları eğlendirmek amacıylaysa herhalde spor müsabakası gibi bir şey olması lazım. Yakalamaca tarzı bir şey olabilir. O tarz olabilir. Çünkü çocuklar katıla katıla gülüyorlar. Bayağı eğleniyorlar öyle şeylerde. O çocuklara sormak lazım aslında. Neden zevk alıyorlarsa ona göre yapmak lazım. Yalnız ben gençlere dikkat ediyorum. Bu çocuklar nedir hepsi bu kadar yakışıklı? Ben hayret ediyorum. MaşaAllah bayağı güzel yeni nesil. Çok çok güzeller maşaAllah. Kızlar da çok güzel. Delikanlılar da çok güzeller. Elhamdülillah.

Evet dinliyorum.

VTR: En büyük çöküş nedir?

ADNAN OKTAR: İmanda çöküştür. İmanı çöktü mü bir insanın mahvoldu demektir. Dünyası da çöker. Aklı da gider. Bedeni de gider. Her şeyi gider.

Evet.

VTR: Suriyelilerin hala bu ülkede neden olduğunu anlamıyorum. Bunca yaptıklarına rağmen hala burada barındırıyorlar. Ben bunun cevabını çok merak ediyorum. Hala niye burada tutuyorlar?

ADNAN OKTAR: Yani ne yaptığını düşünüyor acaba Suriyelilerin. Neyi kastediyor?

KARTAL GÖKTAN: Taciz.

ADNAN OKTAR: Tamam mesela üç milyon Suriyeli var. Farz edelim üç yüz kişi taciz etti yani rahatsızlık verdi diyelim. Yahut hırsızlık yaptı. Üç yüz kişi. Ama üç milyon. O üç yüz kişiyi alırsın. Cezalandırırsın. Tamam doğru. Alır mahkeme eder, hapse korsun. Sen ne diyorsun? O üç milyonu da al götür diyorsun. Nereye? Suriye’ye. Neyin içine? Çatışmanın içine. Sonuç ne olacak? Öldürülecekler. Olsun diyorsun. Yani öldürüleceklerini bile bile oraya gitmelerini istiyorsun. Suçu ne diyorsun. Arkadaşlarından suç işleyenler oldu diyorsun. Bunlar işledi mi suç diyoruz, yok bunlar işlemedi diyorsun. Peki, Türkiye’de suç işleyenler var mı? Var. Bütün Türkiye’yi sen sürgüne gönderiyor musun? Yok. O zaman onu niye gönderiyorsun? Onu vatanı olarak görmüyor olabilirsin. Suriye bizim evlatlarımız. Onlar bilmiyorlar. Bak Suriye halkı bizim kendi özbeöz evladımızdır. Onların sınırlarını İngiliz derin devleti cetvelle çizdi bizden ayırdılar. Bizim insanımız olduğundan haberleri yok onların. Bak Suriye’nin bütün halkı bizim kendi milletimizdir, kendi insanımızdır onlar, tamamı. Bizden Birinci Dünya Savaşı döneminde cetvelle ayırdılar konu bu. Hakikaten ayrıyız zannediyor. Öyle bir şey yok. Onu bilmiyorlar. Suçlu varsa cezasını çeker. Masum, suçlunun cezasını çekemez. Bu çok yanlış. Bak aslan gibi delikanlı bu. Bu kadar kolay bir şeyi nasıl göremiyor? Nasıl vicdanı bunu göremiyor? Ben bunu anlayabilmiş değilim. Yani inşaAllah bunu demek istememiştir yani hüsnü zan edelim. Yani bütün Suriyeliler gitsin anlamında dememiştir. Suç işleyen, terörist varsa, “terörist varsa gitsin” diyorsa bu tamam. Teröristi sınır dışı etsinler doğru.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanları giyimiyle yargılamak doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki çok çok yanlış. İsteyen istediği gibi giyinsin. Ama ben homoseksüellere karşıyım. Halk içerisinde o şekilde gezmelerini istemiyorum. Ama bir bayan istediği gibi dekolte giyinsin. Delikanlı da isterse mayoyla gezsin. Ne yapıyorsa yapsın yani. Ben homoseksüellikten tiksiniyorum. Bunu istemiyorum. Yani çoluğun çocuğun içine girmesini, kadınların içine girmesini, ailelerin insanların içine girmelerini istemiyorum. O anormal kıyafetleriyle, anormal halleriyle istemiyorum. Çünkü Kuran’ın lanetlediği bir eylem bu.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yaptığı “15 Temmuz Uyanış” isimli filmle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tüm ailesini Kısıklı’daki evinde vurulmuş, Sayın Erdoğan’ı ise kafasına silah dayanmış olarak gösteren Ali Avcı’nın emniyet ekipleri tarafından FETÖ üyeliği iddiasıyla gözaltına alındığı bildirildi. Polis tarafından evde yapılan arama sırasında, kaçan bir kişi ise kovalamaca sonucu yakalandı. Yakalanan kişinin kendini Hasan Aslan olarak tanıttığı ancak yapılan kimlik kontrolünde bu kişinin, FETÖ’nün Yıldız Teknik Üniversitesi soruşturmasında firari olan ve hakkında yakalama kararı bulunan Fethullah Karabiber olduğu tespit edildi. Ve Karabiber’in ByLock kullanıcısı olduğu bildirildi.

ADNAN OKTAR: Hükümet bize bir imkan tanısın da biz bu adamlarla bir konuşalım. Bunların zoru nedir? Mutlaka bir konuşmak gerekiyor. İngiliz derin devletine hizmet etmenin, homoseksüellere hizmet etmenin, Allahsız, Kitapsız güya Rumi alçaklara hizmet etmenin, katillere hizmet etmenin ne anlamı var? Amaç ne? Mesela oturup bu filmi hazırlıyorsun bu kadar mı kafan çalışmıyor senin? Belli ki yakalanacaksın. Bir de alenen yapıyor. Bunların aklına bir şey olmuş da olabilir. Yani beyni tamamen kapanmış olabilir. Bir şey olmuş olabilir. Bunlarla bizi bir görüştürsün hükümet. Bu katillerle falan biz bir görüşelim. Bunların zoru nedir? Bu nasıl? İnsan mı, hayvan mı, şeytan mı? Yani bunlar nasıl bir mahlukattır? Neyin nesidir? Biz bir görelim. Çok esrarengiz bu. İngiliz derin devletine uşaklık yapmak çok ahmakça bir şey. Cumhurbaşkanı’nın mesela haşa Allah muhafaza vurulduğuna dair film yapıyor. Kardeşim, Türkiye’de gözümüzün önünde sen böyle bir şeyi nasıl yapıyorsun? Türkiye’de yapıyor üstelik. Pervasızlığa bak. Rahatlığa bak adamın.

Şimdi kısa bir ara verelim, devam edelim. Bire kadar devam edelim. Gece bire kadar devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet videolarımızla programımız devam ediyor şu anda.

VTR: Peygamberimiz (sav)’in Gizlenen Ahir Zaman Mucizelerinden -10- Şam’da Fitneler Görülmesi

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım, bugün Külliye’de şehit ve gazi yakınlarıyla birlikte yapılan 15 Temmuz’u anma programında darbeci askerin mahkemede yaptıkları şovlara değindi. “Mahkemelerde tiyatro oynamaları şehit yakınlarıyla, gazilerin, milletin aklıyla alay etmeleri, onları o hazin sondan asla kurtaramayacak. Bugün Türkiye’yi ele geçirme hayaliyle yanıp tutuşanlar yarın kendi günahlarında kavrulacak.” Dedi.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletinin ortaya koyduğu ahlak sisteminde züppelik çok önemli bir konu. Böyle çakallık, züppelik, alaycılık, homoseksüellik, böyle deli tıynet, manyaklık, işte alaycılık. Onlar da yakayı oraya kaptırdılar. En başta bizim dikkatimizi çekmişti o zaten. Onların o enaniyeti, azgınlığı, bilmişliği, halka tepeden bakmaları en sonunda o felaketin içine yuvarlandılar.

Evet dinliyorum.

VTR: En büyük güç nedir?

ADNAN OKTAR: En büyük güç tabii ki Allah’tır. Herkes bilir.

Evet.

VTR: Reenkarnasyon var mı?

ADNAN OKTAR: Reenkarnasyon olması için bir neden yok. Bir amacı da yok reenkarnasyonun. Delili de yok. Delilleri uydurma delillerdir. Çok flu olarak adam “Ben daha önce buraya gelmiştim” diyor. “Dedem gelmişti” diyor. Cinlerin etkisiyle kafasında birkaç görüntü meydana geliyor, o. Reenkarnasyonun insanın gelişiminde, ruh gelişiminde etkisi olmayacağı için yaratılışta da böyle bir şeye hiç Allah ihtiyaç duymamıştır. Ve öyle bir şey de yaratmamıştır.

VTR: Bazı insanların sanata karşı önyargısı neden böyle?

ADNAN OKTAR: Sanatı sevmeyen sevgiyi sevmez. Sevgiyi sevmeyen Allah’ı sevmez. Allah, sevgi ve sanat. Hepsi Allah içindir. Yani sanat da, sevgi de Allah içindir. Allah sevgiyi sever. Sanatı sever. Güzelliği sever.

Evet.

VTR: Kıyametin yedi büyük alameti olduğundan bahsediyorlar. Bunlardan gerçekleşenler var mı?

ADNAN OKTAR: Kıyametin ilk büyük alameti Mehdi (as)’nin zuhurudur. Deccalın zuhurudur. Deccal zuhur etti. Dünyayı dinsiz hale getirmesidir. Yani deccalın en büyük alameti, bütün dünyayı dinsiz hale getirmesidir. Dünyanın yüzde doksan dokuzunu dinsiz hale getirdi deccal. Bu deccalın çıktığının en bariz birinci delilidir. İkinci olarak Mehdi (as)’nin zuhurudur. Mehdi (as)’nin zuhur alametleri, ön alametlerinin hepsi hayret verecek şekilde çıktı. Mucize şeklinde çıktı. Ama duhan zuhuru yani bu, dünyanın belanın içine çekilmesi, kıtlık, ekonomik krizler, dünya çapında büyük bir buhran. Ona duhan deniyor. O da oluşmuş durumda. Yecüc Mecüc’ün zuhuru var. Dabbet-ül arz da zuhur etmiş durumda. Ama Yecüc Mecüc Mehdi (as)’den sonradır. Yani kıyamete yakın meydana gelecek, büyük katliamı meydana getirecek insan gruplarıdır.

Evet.

VTR: Hocam sizi çok seviyoruz. Size çok güzel bir sorum olacak inşaAllah. Bunun cevabını çok güzel bir şekilde yanıtlayacağınızdan eminim. Türbe ziyaretlerini nasıl buluyorsunuz? Evliyaullah’ın mekanlarında güzel Allah-u Teala’nın nurunun, rahmetinin o zatların hürmetine oralarda enerjisinin çok güzel olduğu söyleniyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bir insan Abdülkadir Geylani’yi sever. Onu hayal eder. Onun gibi olmak ister. Onun türbesine gittiğinde onun ruhunun enerjisini hissetmek ister. Dolayısıyla güzel bir şey. İnsan baba evine gittiğinde, annesinin evine gittiğinde yahut sevdiklerinin yanına geldiğinde nasıl içi neşeyle doluyor, dedesinin evine gidiyor nasıl neşeyle doluyorsa, dine hizmet etmiş, İslam’a hizmet etmiş, değerli insanların bulunduğu yerler, onların yaşadığı yerler, onun mezarının bulunduğu yerler de tabii ki insanın kalbine bir ferahlık, inşirah, sevinç verir. Oradan bir manevi istifade olur tabii ki. Ama ondan doğrudan bir güç beklemek bu şirktir tabii.

Mesela o reenkarnasyonla ilgili Enbiya Suresi 95. ayette Cenab-ı Allah “Hiç şüphesiz onlar, (dünyaya) bir daha geri dönmeyecekler.” diyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Mühendis olmayı düşünüyorum. O kadar yıl öğretim görüyorum ama ileride mühendis olacağım kesin değil. Bunun çözümü nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı, eğer azmedersen olur. Üniversite imtihanına girersin. Birinci tercihinde mühendislik yazarsın. İllaki kazanırsın. Benim genel tespitim, azmedenler kazanıyorlar. Öyle bir şey olmuyor. Tipinde de var mühendis tipi. Yani olur. İyi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: En çok hoşlandığınız kız tipi hangisidir?

ADNAN OKTAR: Akıllı kadın güzeldir. Derin düşünen, tutkuyu bilen kadın güzeldir. Yani yanlış biliniyor mesela minyon kadınlar boş yere kendini üzüyor. Minyon da çok güzel. Orta boylu bir kadın da güzel. Esmer de güzel. Sarışın da güzel. Ama akıl çok hayati bir şey. Çünkü akılda bıkma diye bir şey olmaz. Uçsuz bucaksız bir deniz akıl. Ama akıl yoksa tabii insanın ete kemiğe karşı bir tutkusu olamaz. Yani eti kemiği, sevme gücü de olamaz. Ama akıl ve imandan kaynaklanan tecelliye karşı muazzam bir güç yaratır Allah. Buna tutku, aşk diyoruz. Bunda bıkılmaz. Ruh bundan doymaz. Öbür türlü et, hiçbir şey çıkmaz ondan.

Evet, soruları alalım.

VTR: Bir kadının seksi görünmesi ahlaksızlık mıdır?

ADNAN OKTAR: Bir kadının seksi görünmesi onun doğal yaratılışının doğal neticesidir. Bir erkek de seksi olması gerekir. Bir kadın da seksi olması gerekir. Değilse, kadının seksi olmadığı ortamda homoseksüellik yayılıyor zaten. Kadının seksi olmadığı ortamda homoseksüellik yayılır. Çünkü o zaman onlar kadın gibi gösteriyorlar kendilerini. Görüyorsunuz resimlerini. Göğsünü açıyor. Bacağını açıyor. Gözüne makyaj yapıyor. Kadın gibi konuşuyor. Kadın gibi hareketler yapıyor. Kadının yerini alıyor onlar bu sefer kendi kafalarına göre. Çirkin bir şekilde. Dolayısıyla her kadın seksi olmak durumundadır. Her erkek seksi olmak durumundadır. Çiçekler de seksidir. Hayvanlar da seksi olur. Birbirlerine karşı Allah onları seksi yaratır. Mesela kuşları görüyorsunuz hayvan açıyor kanatlarını seksi olmaya gayret ediyor. Dolayısıyla fıtratı bozdukları için bela olarak Allah homoseksüelliği bu sefer hakim kılıyor.

Evet dinliyorum.

VTR: En güçlü duygu nedir ağabey?

ADNAN OKTAR: Sevimliliği görüyor musun sen? En güçlü duygu tabii ki imandır, sevgidir. İmandan kaynaklanan sevgidir.

VTR: Biz müziğimizi yapıyoruz. Müzik yapıyoruz ama ilerlememiz gerçekten bizim için zor oluyor. Bizim önümüzü açabilecek, bize yardım edebilecek bir bakanlık veya buna bakan birileri neden yok?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini. Çok nurlusun sen. Ne güzel müziğe meraklı olman, müzik istemen. Müzik üniversitesi kuruldu. Ama sanat ve kalite bakanlığı olsa gençlerin bütün ruhundaki o arzuları güzellikler temaşa edecek. Kendini gösterecek. Çok güzel neticeler alacağız. Tayyip Hocam’a ben bir el yazısıyla bir mektup yazayım en iyisi. Tayyip Hocam benim ricamı geri çevirmez. Kültür ve sanat bakanlığı gibi bir yapı var genelde ama kalite devreye sokulmuyor. Halbuki kalite ve sanat bakanlığı olması lazım. Kalite çok hayatidir. Sanat var ama kalitesiz, bir şeye yaramaz o. Kültür var ama kalitesiz bir kültür. Böyle olmaz. Kalite olması gerekiyor, onun için kalite ve sanat bakanlığı çok önemli.

Evet.

VTR: Uzun saçlı kadın mı, kısa saçlı kadın mı?

ADNAN OKTAR: Kısa saç tabii kadının bakımı açısından daha kolay oluyor. Yani boynunun güzelliği ortaya çıkıyor. Ensesinin güzelliği ortaya çıkıyor falan diye düşünülebilir. Ama tabii uzun saç yani içgüdüsel olarak Allah öyle yaratmıştır cennetten gelen bir içgüdü ile. Çok etkileyicidir. Ama çok çok da uzun değil. Onu yanlış biliyorlar mesela bazı genç kızlar. Uzun saç çok çok uzun olmamak şartıyla güzel, her zaman güzeldir ama kısa saç da birçok hanıma çok yakışıyor. Onu da söyleyeyim.

VTR: En sevdiğiniz çizgi film ve film karakteri?

ADNAN OKTAR: Barni Çakmaktaş.

Evet. 

VTR: Türkiye’deki kitap kültürüyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Kitap kültürü facia. Gelenekçi kitaplar, Ortodoks, akıl almaz hurafeler. İnsan utanıyor okurken veyahut bilimsellik adına ruhsuz, soğuk, buz gibi izahlar. Ben kendi kitaplarımı bence bayağı iyi buluyorum. Çok sevgi dolu, akılcı kaliteyi ön plana alan, anlaşılır, pratik, demagojiden uzak, özlü, hikmetli, derin bilgiyi elde edilebilecek bir yapıda görüyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan 2023 hedefleri için şunları söyledi. “Etrafımızı kuşatan sinsi oyunlarda gördük ki artık ya olacağız ya öleceğiz. Bu sebeple 2023 hedefleri bizim için sıradan bir kalkınma planının çok ötesinde anlamlara sahiptir. Yaklaşık iki yüz yıldır gerileye gerileye geldiğimiz yerin bir tarafı uçuruma, bir tarafı düz duvar gibi yalçın sırtlara açılıyor. Bir başka ifade ile gidecek yerimiz kalmadı. Kurtuluş Savaşı’nın ardından razı olduğumuz sınırlarımız Misak-ı Milli’mizin dahi gerisinde bulunmasına rağmen hala bize rahat vermiyorlarsa biz geriye değil ileriye bakma zamanı gelmiş demektir.”

ADNAN OKTAR: İşte onun yüzünden ben Tayyip Hoca’nın desteklenmesini önemli görüyorum. Darbelere karşı şu bu. Mesela darbelerde gördünüz. Çıktı bir konuşma yaptı. Bayağı büyük bir infial ve çok büyük bir etki meydana getirdi halkta. Güçlü lider, güçlü başkanlık, milli liderlik hayati bir konudur. Sevip sevmemek hiç önemli değil. O partiyi tutup tutmamak da hiç önemli değil. Ama bir milli lider etrafında ittifak çok hayati bir konudur bir millet için. Bence hiç tereddüt etmesinler.

Dinliyorum.

VTR: İnsanlar birbirini dış görünüşüne göre mi yargılıyor?

ADNAN OKTAR: Nurlu güzel bir insansın. Evet, onda haklı yönler de var haksız yönler de var. Haklı yön mesela adamın üstünden başından akıyor, katil kılıklı mesela at hırsızı gibi bir tip. “Efendim sizin evinize gelip elektrik tamir edebilir miyim?” diyor mesela farz edelim. Yani belanı arıyor olman lazım adamı içeri alman için. Olmaz. Ama mesela eli yüzü düzgün temizse bir insan, efendi görünümlüyse tabii ki güvenirsin. Dış görünüme göre karar vermek mecburi bir durum insanlar için. Ama bazen de bunu kötü yönde kullanıyorlar. Mesela adam fakir diye saygı duymuyor. Mesela bu ahlaksızlıktır veyahut köy kökenlidir, eğitim almamıştır, onun fikrini önemsiz görüyor. Halbuki arif, ince düşünen veli bir insan da olabilir o insan. Önyargılı olmamak gerekiyor o yönüyle. İki, üç yönden değerlendirilebilir olay.

Evet

VTR: İstanbul metropol olmasına rağmen insanlar neden bu kadar cahil?

ADNAN OKTAR: İstanbul’da evet cahil insan da çok ama bilgili insan da çoktur. Fakat tabii Allah ayette diyor “insanlar cahil ve zalimdir” diyor. Ve “nankördür” diyor. Cahil çok fazla insan var. Okumanın, kültürün, kalitenin önemini, insanı ne kadar güzel hale getirdiğini birçok insan bilmiyor. Bunu anlatsak anlatılsa genç kızlar da, genç delikanlılar da aç kurt gibi sevinçle, şevkle, kaliteye, güzelliğe erişebilmek için genel kültüre çok ağırlık verirler. Genel kültür insanı çok güzelleştirir. Konuşmasını, davranışlarını, cümle kuruluşlarını, her şeyine etkiler. Ama bu hiç anlatılmıyor genellikle.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz darbe girişimi sırasında göğsünden vurularak şehit edilen Fatih Satır’ın babası Turan Satır, oğlunun kanlı bayrağını çerçeveletti. Her an yanında taşıyor. İşe giderken de yanında götürüyor. Şehit babası Turan Satır, oğlunun cenazesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından telefonla aranınca Erdoğan’a şunları söylemişti, “Kükre ey aslan sen ecdadın torunusun. Ecdadını unutmadıkça korkma. Sen onunla var olduğunu unutma. Allah Allah nidaları ile benim oğlum senin sesinden sonra şunu söyledi: ‘Ölmek var dönmek yok baba, hakkını helal et şehit olmaya gidiyorum’” demişti.

ADNAN OKTAR: Hay benim aslanım hay. Baba da babaymış yani, hakiki babaymış. Baba da kabadayı maşaAllah. Baba aslan ama işte bu babaları her yerde bağra basmak lazım. Her yerde koruyup kollamak lazım. Tanımak lazım. Şehit babalarını tanıtacak bir madalya olursa dışarda biz onları tanıyabiliriz. Değil mi? Altın madalya. Gömlek üstüne de olur. Ceket üstüne de olur. Hiç fark etmez. Göğüslerinde taşısınlar. Görüp bilelim.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şehit babası “Şehadetiyle oğluma düğün yaptım” demişti.

ADNAN OKTAR: Yakışanı söylemişsin, çok güzel konuşmuşsun. Gerçek babasın, şehit babasısın ne mutlu sana. Senin o güzel canını Cebrail (as) almaya geldiğinde, o güzel şehit de senin yanında olacak, seni karşılamaya gelecek bu sana büyük bir ferahlık ve güzellik. Güzel oğlunu sen karşında gördüğünde zaten bil ki cennettesin. Tabii oğlun geldiğinde ikinci bir açıklaması yoktur. Yüzde yüz cennete gideceksin demektir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Babamızın konuşması vardı izleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Babayı göreyim. Baba aslan, baba gerçek kabadayı helal olsun babaya. Allah ömrünü uzun etsin, kalbine ferahlık versin. Sağlık sıhhat içerisinde uzun ömürle yaşasın ki bize bu güzel sözleri ömrü boyunca anlatsın. Şerefi ona yeter, nuru ona yeter maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: En iyi eğitmen nedir?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni. En iyi eğitmen, en iyi eğitmen Kuran’dır tabii ki. Bizi en güzel eğiten, en akılcı olmamızı sağlayan, en dürüst, en dengeli, en tutarlı olmamızı sağlayan Kuran’dır.

VTR: Ülkede rock müzik asla değer görmüyor önceden beri de görmüyordu. Bunun için kitlenin biraz daha artması lazım ve biraz daha medeniyetleşmemiz lazım, o da çok zor.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı sen böyle azimli olursan bak diğer arkadaşların da çok azimli hepsi sanattan, kültürden, kaliteden zevk alıyorlar herkes bu görüşte. Öyle bir tane, iki tane, on tane değilsiniz milyonlarsınız ve hepinizin istediği şey niye olmasın illaki olacaktır. Üç, beş yıla kadar Türkiye çok değişecek. Mehdi (as)’yi de göreceğiz, İsa Mesih’i de göreceğiz, İslam aleminin lideri de olacağız, dünyanın da lideri olacağız. Savaşlar duracak, silahlar kalkacak, terör bitecek bütün dünya zengin olacak fakir kalmayacak. Ben de buradayım ağabeyiniz olarak diyorsam doğrudur. Bak bu konuşmalarımı saklayın olduğunda size dinleteceğim.

Evet, dinliyorum.

VTR: İçine kapalı bir insan nasıl daha dışa dönük olabilir?

ADNAN OKTAR: İçine kapanma Kuran’dan uzak olmanın sonucunda her bünye içine kapanır bütün bünyeler içine kapanır Kuran’dan uzak olunduğunda. Şizoid bir bünye gelişir insanda yani şizofren bir ruh. Kişi yalnız kalmak ister, yalnız bir odada yaşamak ister, kimseyle görüşmek istemez. Gittikçe o hastalık tefessüh eder gelişir onu sarmaya başlar. Şeytanın onu kuşatması devam eder adım adım adım adım ilerleyerek onu tamamen boğuncaya kadar şeytan uğraşır. Onun için yalnız kalma arzusu duyduğunda bir insan hemen Allah’a sığınacak. Belli ki şeytanın taarruzu başlamış. Tek çözüm Kuran’dır. Kuran’a sıkı sarıldığında bir insan, Allah’a kendini tam teslim ettiğinde bu beladan kurtulur. Öbür türlü şeytan onu yalnız bir odaya çekerek boğma işlemini kolaylaştırmak ister. Onu maddi manevi çökertir, mahveder, sağlığını da bozar, aklını da bozar, imanını da bozar. Tamamen iptal ettikten sonra Allah’a da diyor ki “Ben dememiş miydim?” diyor “bunlar sana isyan edecek” diye diyor Allah’a “ben dediğimin doğru olduğunu sana gösterdim” diyor şeytan. Allah da diyor zaten şeytana “Bu dediğin doğru” diyor. “Ama” diyor “sen Benim samimi olan kullarıma etki edemeyeceksin” diyor. Ama “şeytan sözünü doğruladı” diyor Allah. Birçok insanı, birçok genci yalnızlığın içine çekerek boğar şeytan. Mesela hayvanlar da öyle oluyor değil mi hayvanı yakalıyor ne yapıyor? Gırtlağından alıyor timsah suyun içine sokuyor boğmak için. Çünkü hayvan orada artık sahipsiz, topluluğun içinde hiçbir şey yapamıyor, grup içindeyken bir şey yapamıyor. Ama yalnız kaldığında çok rahat boğar şeytan. Onun için müminlerden ayrı kalmak süper tehlikeli bir şeydir, çok tehlikelidir. Olmaya başladığında, onu hissettiğinde mümin hemen Allah’a sığınıp, hemen Kuran’a başvuracak Kuran’daki bilgiyle kendini kurtaracak.

VTR: Bir öğrenci boş vaktini genelde ders çalışarak mı geçirmeli? Öğretmenlerimiz genelde böyle söylüyor.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni kızmış. Tabii ki mantıksız. Boş zamanını ders çalışarak öyle şey olur mu? Spor yapacak, güzel manzara seyredecek, müzik dinleyecek. İnsan vücudu onu kaldırmaz, beyni kaldırmaz gece gündüz ders, gece gündüz ders olur mu? Sonunda garip garip tipler oluşuyor böyle. Teleskop gibi bakıyor falan vardı bizim okulda falan öyle tipler. İptal oluyorlar aman ha öyle şey olmaz. Sosyal olacak.

VTR: Öğretmenler öğrencileri sınıfta bırakmak ister mi?

ADNAN OKTAR: Bunların hepsi yakışıklı bu nasıl oluyor bu böyle maşaAllah. Çok akıl almaz derecede güzel hepsi maşaAllah, elhamdülillah. Eğer cins ise böyle bazen anormal oluyor hakikaten hasta oluyor. Bilinmiyor adam hasta, öğrenciyle uğraşıyor sadist oluyor. Normalde niye istesin? Okulunu bitirmesini ister tabii, normal, makul, dengeli bir öğretmen.

Evet, dinliyorum.  

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var. Bursa’dan kardeşlerimiz Yeni Marmara Gazetesi’ni ziyaret ederek sohbet etmişler. İngiliz Derin Devletinin İç Yüzü kitabını hediye etmişler. Başka günlerde de Merinos Parkı’nda 150 adet, Bursa Heykel’de ise 90 adet kitabınızı dağıtmışlar ve ardından da sohbet edip kitaplarınızdan okumuşlar. Osmaniye’de kitaplarınızdan 200 adet halkımıza hediye edilmiş. İki kardeşimiz 100 adet Komünist Kürdistan Tehlikesi kitabınız ile 100 adet Mehdi geldi diyen İslam alimleri broşürünü dağıtmışlar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Almanya’dan bir kardeşimiz Darwinizm’in geçersizliğine dair 5 bin adet broşür dağıtımı yapmış Freiburg şehrinde. Kardeşlerimiz 27 Haziran 2, 5, 7 ve 10 Temmuz’da Kayseri’nin çeşitli mahallelerinde toplam 103 adet kitabınızı ve 2 bin 640 adet broşürü halkımıza dağıtmışlar. 12 Temmuz’da da üst akıl İngiliz Derin Devletinin İç Yüzü kitabını İl Müftüsü ve Müftü Yardımcısı’na, Talas İlçe Milli Eğitim Müdürü’ne ve Kaymakamı’na, Kayseri Büyükşehir Belediyesi Başkanı’na, Melikgazi Belediye Başkanı ile Kaymakamı’na verilmek üzere ilgili yerlere teslim etmişler. 4 Temmuz’da Mardin Artuklu’da Evrimin Fosillere Yenilişi kitabınızın dağıtımı yapılmış. Uşak’ın Sivaslı ilçesinde halkımıza 300 adet kitabınız hediye edilmiş. Ankara’da geçtiğimiz iki hafta içinde toplam 160 adet eseriniz ve 3 bin 500 adet A9 broşürü dağıtılmış. Dağıtımın gerçekleştiği mahalleler şöyle: Pursaklar, Oran, Batıkent, Batı merkez, Çankaya Yıldız Atakule çevresi, Yukarı Ayrancı, Aktepe, İskitler, Çankaya Farabi ve Basın sitesi Çankaya.

ADNAN OKTAR: O kadar mükemmel bir cihat ki bu. Şimdi mesela diyor ki “Cihat yapalım” diyor adam hakikaten sarıkla, cübbe ile geziyorlar. “Niye oruç tutmuyorsun bre günahkar?” diyor mesela. Ne yaptın? “Çok büyük tebliğ yaptım” diyor. Adamın başı ağrıyor hasta yiyor. Sen ne yapıyorsun?  Adamı kızdırıyorsun. Kitapla olan tebliğ o kadar köklü ve etkileyici ki kitabın zaten tipi çok tatlıdır, ruha etkisi çok güzeldir. Ama tabii kitabın da yakışıklı kitap olması lazım. Güzel kitabı sever insanlar, yakışıklı kitabı severler. Bir de çirkin kitaplar vardır. Allah’ı, dini inkar eden, soğuk görünümlü. Çirkin yani her yerinden çirkin olan kitaplar vardır. Bunlardan insanların içi ürperir. Mesela komünist kitaplar falan oluyor. İnsanın içi ürperir. Evinde dahi olsun istemez. Ama kabı sevgi dolu, içi sevgi dolu, akıl dolu bir kitap. Müminin evinin konforudur o. Çok büyük bir nimettir. Evde bir mürşit, akıllı güzel konuşan bir mürşit.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçen Pazar günü Adana’da St. Paul Bebekli Kilisesi’ne, ayine gelecek Hristiyanlara verilmek üzere 26 adet kitabınızı hediye etmiş kardeşlerimiz. 3 Temmuz’da Balıkesir merkezde 87 adet eserinizi dağıtan kardeşlerimiz, 8 Temmuz günü de 86 adet eserinizi dağıtmışlar. Geçtiğimiz Pazar günü İlden pazar yerinde 30 adet eseriniz armağan edilmiş halkımıza. Bursa’dan kardeşlerimiz 29 Haziran ve 3 Temmuz’da ev sohbetinde bir araya gelip kitaplarınızdan bölümler okumuşlar. Ayrıca Kükürtlü Caddesi’nde çeşitli kitaplarınızdan 75 adet ve 1500 adet broşür dağıtımı yapmışlar. İzmirli kardeşlerimiz 24 Haziran ve 11 Temmuz günleri arası Nazilli ve Sultanhisar esnafı, Karataş, Güzelyalı ve Konak sahilleri, Uzundere ve Konak Meydanı’nda halkımıza birçok kitabınızı hediye etmişler. Son olarak 8 Temmuz’da Almanya’nın Berlin şehrinde de çok sayıda broşür dağıtımı yapmış kardeşlerimiz maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Konu bu. Mesela Berlin’de nur yağıyor. Berlin normalde soğuk bir şehir. Korku dolu bir şehirde nurani, ışıklı, aydınlatılmış geniş bölgeler oluşuyor. Mürşitler yani ölmeyen mürşitler, sürekli duran mürşitler çok şahane bir şey. O sokak nurlanmış oluyor. O ev bereketlenmiş oluyor. O ülkeye nur, ferahlık, iyilik gelmiş oluyor. Çok çok büyük bir nimet ve mükemmel bir tebliğ yolu.

Evet soruları yine alalım.

VTR: Üniversite sınavlarına girdim. Tıp fakültesi istiyorum ama hangi şehri seçeceğimi bilmediğim için kararsızım bu konuda.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin nurunu. Canımın içi ne fark eder? Türkiye bizim. Ankara tıp da olabilir. İstanbul tıp da olabilir. Kayseri tıp da olabilir. Tıp öğrencisisin. Zaten yoğun ders çalışacaksın. Şehirlerin hepsi de güzel. Ama belki akrabalarının olduğu bir şehir olsa daha rahat edersin. Ama yurtta da kalacağına göre değil mi? Güzel bir yurtta kalabilirsen fark etmez. Ama tıp seçmen çok iyi. Bayağı iyi aferin.

VTR: En güzel oyalanma şekli nedir?

ADNAN OKTAR: En güzel oyalanma şekli, en çok haz aldığımız şey neyse odur. En çok nedir? Sevgiden çok haz alırız. Çünkü gitse boş denizi seyretse, denizin tamam güzelliğini seyrederiz ama en güzel insan güzelliğidir. Sevdiği bir insanla konuşmak, ona sevgisini ifade etmek en güzel hazdır. En güzel duygudur. Onu onore etmek, koruyup kollamak, ona yardımcı olmak, onu şevklendirmek. Evet.

VTR: Dünyadaki en büyük engel nedir?

ADNAN OKTAR: İnsanın nefsi gibi görünüyor ama kolaydır. Büyük gibi görünür ama kolaydır nefsi geçmek. Evet.

VTR: Dövme yaptırdım. Dövmenin zararlı olduğunu söylüyorlar. Zararı varsa ne kadar zararı var?

ADNAN OKTAR: Hayır benim bir tanem öyle bir şey yok. Sen çok güzel kızsın. Sana çok yakışmıştır. Onları söyleyenler çok yanlış konuşmuşlar. Seni kıskandığı için söylemişlerdir. Sana süper yakışır. Sadece dikkat edeceğin şey, steril olması. Yani o iğnenin ilk defa sende kullanılması çok önemli. Bir de boyanın steril olması. Bir de alerji testi yaptırmak lazım. Bazı boyalar alerji yapabilir. Yani orijinal boyalar. Mesela garip renkler var ya, ilginç. Onların bir kısmı alerji yapabilir. Sadece buna dikkat etmek gerekiyor. Onun dışında gönlün çok rahat olsun.

VTR: Adım Banu. Dört buçuk yaşında bir çocuk sahibiyim. Bu sene ana sınıfına başlayacak. Okul araştırmasındayım şu anda. Fakat hiç uygun bir okul bulamadım. Çünkü devlet okuluna vermem gerekiyor bütçem gereği ama devlet okulları çok bakımsız bir halde. Eğitim son derece zayıf. Bunların iyileştirilmesini istiyorum. Bir öğretmene altmış öğrenci düşüyor. Hem öğretmenlerimiz yoruluyor, hem de biz yoruluyoruz. Çünkü sürekli peşinden koşturmak zorundayız. Bunların iyileştirilmesini istiyorum.

ADNAN OKTAR: Çocuğuna olan sevgisi ne güzel, nasıl koruyucu. Allah sevgini daha da artırsın. Bunu biz buradan bildiriyoruz. Yeniden senin dilinle de bildirelim. Çocuklarına aileler rahat ve güvenli okullar istiyorlar. Özel okulların kalitesinde olsun devlet okulları da. Bu acı, annenin çektiği acı bizlere de zor gelir. Onun için istirham ediyoruz, öncelikle bu güzelliğin sağlanmasını. Bir daha izleyelim.

VTR: Adım Banu. Dört buçuk yaşında bir çocuk sahibiyim. Bu sene ana sınıfına başlayacak. Okul araştırmasındayım şu anda. Fakat hiç uygun bir okul bulamadım. Çünkü devlet okuluna vermem gerekiyor bütçem gereği ama devlet okulları çok bakımsız bir halde. Eğitim son derece zayıf. Bunların iyileştirilmesini istiyorum. Bir öğretmene altmış öğrenci düşüyor. Hem öğretmenlerimiz yoruluyor, hem de biz yoruluyoruz. Çünkü sürekli peşinden koşturmak zorundayız. Bunların iyileştirilmesini istiyorum.

ADNAN OKTAR: Evet çünkü çocuğu onun parçası. Emek vermiş. Çok acılar içerisinde onu doğuruyor. Besliyor. Büyütüyor. Tabii onun acı çekmesini istemez. O acı çektiğinde kendisi de çok acı çekecektir. En iyi şartlarda olmasını ister. Sırf parası eksik az diye, çocuğunun zor şartlarda yaşamasını hiçbir anne istemez. Onun için biz de hükümetimizden bu konuda istirham ediyoruz. Gerekli iyileştirme yapılsın. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kılıçdaroğlu İstanbul mitinginde şöyle bir konuşma yaptı. “Basın susturulmuş veya iktidar tarafından teslim alınmışsa o zaman adalet arayışımızın tek yeri var. O da sokaktır. Sokaksa, sonuna kadar sokak” dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu sözlere cevaben şunları söyledi. “Sokaksa sokak diyerek kendi aklınca milleti ve devleti tehdit eden bu kişi, böyle bir yanlışa saplanması halinde asıl kendisinin sokağa çıkamaz hale geleceğini iyi bilmeli. Açık konuşuyorum, böyle bir şeye mi tevessül edeceksin, sokağa çıkamaz hale geleceğini bilmelisin. Sokakta aranan adaletin adı intikamdır, bunun sonu da vandallıktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam rahat olsun. Kılıçdaroğlu’ndan öyle bir olay çıkmaz. O herhalde biraz duygusal da düşünüyor Sayın Kılıçdaroğlu. Son zamanlarda gelişen olaylarda hükümet haklı. Yani kastettiği dava konusunda da yine mahkemeler haklı. Olay çok açık. Bir de İngiliz derin devletinin alenen ve azgın ve alçakça bir atağı var. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bunu görmemesi mümkün değil. Ama bunu ezerken hükümet, Tayyip Hocam’ın ilk zamanlarda muhalif oldukları yönünün ortaya çıktığını düşünüyorlar. Tayyip Hoca bilakis daha naif oldu. Daha halim oldu. Daha şefkatli oldu. Bir sertleşme yok onda. Yani böyle zıtlaşma yahut katılık yok ruhunda. Öyle bir şey yok. Devlet Abdülhamit’ten bu yana olan en büyük tehdit içerisinde şu an. Büyük bir tehdit var. Ona karşı devlet kendini savunuyor. Sayın Kılıçdaroğlu’yla aslında bir görüşsek çok iyi olur. Yani adaleti istemesi çok doğru güzel. Hürriyeti istesin o da çok güzel. “Gazeteci tutuklandı” diyor. Adam PKK’lıysa, paralel yapılı yani İngiliz derin devletinin elemanıysa devlet ne yapması gerekir? Nasıl olsun? Hayır, yol göstersin. Ne yapsın? Milletin başına bela oluyorlar. Bela olmamalarının bir yolunu biliyorsa söylesin. Zaten hükümet hemen yapar. Bir kolaylık yolu varsa, onun için Sayın Kılıçdaroğlu’yla biz bir görüşelim. Ne demek istiyor onu bir görelim. Ama adalet istiyorsa istesin. Sokakta da istesin. Sokaklar cıvıl cıvıl olsun. O dert değil. Yani “sokağı ayaklandıralım” demiyor o zaten, yani hiç öyle bir şey görülmedi. Zaten üslubunda da öyle bir şey görmüyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: En büyük gizem nedir?

ADNAN OKTAR: En büyük gizem nedir? Sen nasıl güzelsin öyle sen, maşaAllah. En büyük gizem şu an Hz. Süleyman (as)’ın yani daha Türkçesi Hz. Musa (as)’ın sandığı kutsal sandık o dünyayı değiştirecek en önemli delil şu an. O bulunacak kutsal sandık. Yani dünyayı en çok sarsacak olan odur. Çünkü içi dolu kutsal sandığın, yani bir tane, iki tane değil. Sandığın kendisi zaten harikulade bir şey de, sandığın metafizik özelliği var o bir ayrı harikulade. Çok fazla kutsal emanet var içinde, çok fazla, dolu yani içi. O yüzden en önemli gizem orada ve yakın zamanda da bulunacak söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sağlık raporu çıkarmaya gittim hastaneye. Gittiğimde bayağı bir bekledik sıra. Sıra geldi, bu arada tabii ki sıra geldi muayene odasına girdik ama hiçbir şekilde muayene olmadan, daha doğrusu tahlil yaptırmadan saatin dolduğunu söylediler. Ben o kadar saat bekledim. Tahlil sonuçlarını hiçbir şekilde yaptıramadım, ertesi güne kaldı. Bence bu çok saçma bir şey üçe kadar olması, zamanın kısıtlanması çok saçma geldi bana. Bence böyle olmamalı.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, çok üzmüşler. Tabii çok münasebetsiz ve açıkça söyleyeyim vicdansızca bir hareket olmuş. Şimdi sırada beklettiğine göre diyeceksin ki sıraya girerken daha “hanımefendi siz beklemeyin, sıranız gelse bile sizin muayeneniz mümkün değil” demesi lazım başta. Saatlerce sıra bekliyor geliyor, “bitti, hadi git” Yani bu çok saygısız bir hareket, münasebetsiz bir hareket. Hanımefendi başından sonuna kadar haklı, mağdur olmuş. Çok kızdırıcı da ayrıca ve çok ayıp, çok yakışıksız ve vicdana hiç uygun bir şey değil. Baktın, ya kardeşim fedakarlık yaparsın. İki saat beklemiş, üç saat beklemiş bir hanım niye gönderiyorsun? On dakikanı ayır, ondan sonra da tamam zaten bitmiş, son, sıranın sonunda yani. Yazık günah değil mi? Kim bilir kaç kişiye bunu yapıyorlar. Bunun mutlaka bir çözümü bulunması lazım. En baştan bildirsinler. “Efendim” desinler, “siz yirmi yedinci sıradasınız. Burada hiç beklemeyin, yani normal hesaba göre siz üç saat bekleyeceksiniz ama üç saat sonra zaten burası kapanıyor, yetişmez” diyecek. Bu çok acı bir şey. Özellikle kadın bekletmek ayakta hiç doğru bir şey değil. Genellikle titizler ama böyle defolu hatalı hareketler çok fazla oluyor, rahatsız oldum.

Evet.

VTR: Sevdiklerinize tamamen ne zaman bağlandım diyebiliyorsunuz, hangi olay üzerine veya hangi durum üzerine.

ADNAN OKTAR: Yakışıklıya bak, ağabeyinden tüyo alacak ki o da ona göre bir şeyler yapacak. Bir kadının sevdiği, gerçekten sevdiği gözünden anlaşılır. Gözünde olağanüstü ancak sevenin anlayabileceği bir görüntü oluşur bu mucize olarak oluyor bu, olacak iş değil, yani bunu bilimsel de açıklayamıyorlar. O tutku, teslimiyet, o derin aşk gözlerinde belli olur ve ses tonuna da yansır tabii. Kurduğu cümle, bir kere tam kendi olarak konuşur, tam kendi olarak ve ses tonu da tam tutkunun ses tonu olur, oradan anlaşılır.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, iyi geceler. Barnabas İncili hakkında ne düşünüyorsunuz? Düşüncelerinizi alabilir miyim? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Barnabas İncili eğer Hz. İsa (as) zamanında yazılmış olsaydı olurdu. Yani iki bin yıllık falan olsaydı olurdu ama genç bir kitap, yani yedi yüz yıllık falan bir kitap. Yani iyi niyetle bir Müslüman tarafından da yazılmış olması ihtimali var. Bir de öyle daha çok İncil olması lazım, yani başka İnciller de olması lazım. Kuşkulu tabii, yani iyi niyetli bir Müslüman tarafından yazılmış olması ihtimali var. Ama çok eski bir İncil bulunsa Barnabas İncili, yani iki bin yıllık yahut mesela bin dokuz yüz yıllık, bunun açıklaması yok. Yani dediğim tarz olur, yani iki bin yıllık veyahut bin sekiz yüz yıllık, bin yedi yüz yıllık olabilir. Bin altı yüz yıllık olabilir. Bin beş yüz yıllık, en fazla bin beş yüz yıllık olabilir. Böyle bir şey varsa olur, o zaman doğrudur yani o zaman hiç açıklaması yok. Mucize kitap olur o zaman.

Aleyküm Selam, selam veren kardeşlerimize de.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fethiye’de bir barda yaşanan rezalet sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarla ortaya çıktı. Küçük yaştaki erkek çocuklar turistlerin eğlenmesi amacıyla barın üzerinde yarı çıplak dans ettirildi. Çoğunlukla İngiliz turistlerin rağbet ettiği Fethiye’deki barda bar sahipleri on iki-on üç yaşlarındaki çocukları müşteri talebi üzerine yarı çıplak soyarak bar bankosunun üzerinde dans ettirdiler.

ADNAN OKTAR: Genellikle homoseksüeller izliyorlar orada onu, çok büyük bir suç. Savcılık bunu suç ihbarı olarak kabul etsin ve gereğini yapsın.

Küçük küçük sinekler var ufak, hayret ediyorum kerata görünmüyorlar da soktular mıydı böyle cildi bayağı bir kaşındırıyorlar, kızartıyorlar da. Bir de niye rahat durmazlar onu da anlamıyorum, yani niye sokması gerekiyor, niye milleti kaşındırmaları gerekiyor o da ayrı bir konu yani. Ya uçuyorsun, işine gücüne bak. Niye millete musallat oluyorsun?

Evet, dinliyorum.

VTR: İŞKUR iş vermeye yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Tek bir yer olmasın aslında. Daha geniş, bölgesel yerler de olabilir. Yani her ilde bir İŞKUR tarzı yapı olabilir. Hatta onun rakibi olan yerler de olması lazım. Rekabet kaliteyi artırır, o zaman daha iyi netice alınabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: En kısa yol nedir?

ADNAN OKTAR: Ah canımın için yakışmış başörtün, iyi olmuşsun, maşaAllah. Farz olduğuna inanıyorsa yani kendini güvende hissetmiyorsa yaptığı ibadet, yani Kuran’a uygun ve güzel bir davranış oluyor. Bir daha benim sevdiğimin resmini göreyim.

VTR: En kısa yol nedir?

ADNAN OKTAR: Yani dini anlamda soruyor herhalde, öyle olması gerekiyor. En kısa yol Allah’a ulaşan yol samimiyettir, samimi olmaktır. Çünkü Allah kolaylık göstermiş. Diyor ki “Ancak muhlis olan kullar başka.” (Saffat Suresi, 40) O kadar.

VTR: İkili ilişkilerde aile ne denli önemlidir?

ADNAN OKTAR: Allah güzelliğini artırsın, çok güzel kızsın sen. İkili ilişkiler, kız-erkek ilişkisinde aile ne denli önemli? Aile kızların da başına dert açıyor, erkeklerin de başına dert açıyor bazı aileler. Çocuklara nefes aldırmıyorlar. Evliliğinde de başına bela oluyor. Evleniyor, kaynanası tıslayarak geliyor, kayınbaba da geliyor. “Hadi bize bir çay yap. Bize bir hamur işi yap.” Horlayarak uyuyor evin ortasında, salonun ortasında daha yeni taze gelin. Banyoya giriyor adam, haşur huşur orada yıkanıyor. Havluyla dışarıya çıkıyor. “Gelinimin evi değil mi tabii” diyor. “Şimdi deden gelecek” diyorlar. “Şimdi eben gelecek” diyor. “Şimdi babasının bilmem neyi gelecek” diyor. Bırakın çocukları rahat yaşasın. Bu nedir yani? Gelen akıl veriyor, giden akıl veriyor. İşte “Şöyle giyinme, şöyle oturma, şöyle bakma.” Kaynanalar özellikle çok meraklı oluyorlar. Çocuklara nefes aldırmıyorlar. Bırakın normal yaşasınlar. Hayır, gelsinler bir şey değil ama müdahale yersiz. Bırak özgür yaşasınlar. Babası ayrı dert oluyor. İşte “kimin nesi anlat bakalım.” Polis gibi araştırıyorlar. “Babası Hatay’dan gelmiş zamanında, Hatay’a nereden geldi acaba, bir ona bakalım” diyor. Allah’ım Ya Rabbim. Sanki Milli İstihbarat Teşkilatı’na eleman alıyor. Sana ne? Allah’ın kulu işte, ne yapıyorsa yapsın yani. Ivığını cıvığını, yani çocukları bin pişman ediyorlar dost olduklarına, arkadaş olduklarına bin pişman ediyorlar.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kedi ile köpeğin sevgisi.

ADNAN OKTAR: Hayret köpek tatlı, kedi tatlı, rakun tatlı, tavşan tatlı, nedir bu ekip böyle maşaAllah. Bir de hepsi yakışıklı oluyor bunların, yani çirkin diye bir olay yok. Çirkin de komik oluyor zaten.

Evet, dinliyorum.

VTR: Son yıllarda trafik kazaları gittikçe artmakta. Trafik kazalarına nasıl bir çözüm getirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Geniş yol olması lazım, çok geniş yol olması lazım. Yollar çok dar. Geliş gidiş tek yolun üstünde, yani mucize zaten olmaması. Sürekli eskivlerle falan kurtuluyorlar. O sollamalar falan… Bir de bazıları böyle deli tıynetli oluyor. Herkesi sollayarak gitmeye kalkıyor. Zaten zincirleme kaza meydana getirecek hareketler oluyor bunlar. Ama çok geniş yollar genellikle meseleyi geniş çapta halleder.

Evet.

VTR: En kolay şey sizce nedir?

ADNAN OKTAR: En kolay şey yine samimi olmaktır ama çok yakışıklı bu delikanlı. Bu nedir böyle? Alain Delon’a benziyor, maşaAllah bayağı güzel. En kolay şey samimiyet, kalbi ferahlatan, ahirette insanı kurtaran, dünyada kurtaran samimiyettir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekler neden ağlamaz?

ADNAN OKTAR: Niye ağlamasınlar canım? Hıçkıra hıçkıra kızların üstüne yatarak ağlıyorlar. Asıl onlar ağlıyor. Kız onun zayıf damarını buluyor, anlıyor onun zayıf yönlerini. Mesela “niye şu şöyle?” diyor. Vay sen misin onu diyen. Hıçkıra hıçkıra ağlıyor, hatta günlerce böyle. Kız bin kere özür diliyor. “Ben o anlamda demedim” falan diyor ama tabii ağlama acz ifadesidir. Allah sevgisinden ağlanır, Allah korkusundan ağlanır, coşkudan ağlanır, sevinçten ağlanır, tutkudan ağlanır, aşktan ağlanır ama acıdan, üzüntüden ağlanmaz.

Evet.

VTR: Basketbol mu daha tehlikeli yoksa futbol mu?

ADNAN OKTAR: İkisi de tehlikeli ama çünkü çok hareketli sporlar. Karşı karşıya geliyorsun sürekli, fakat futbolda diz, ayak kemikleri çok ciddi tehlike altında. Yani büyük bir ihtimalle tekme geliyor. İncecik kemikler, çok rahat ayak burkulabilir falan. Özellikle dize çarpmalar, çok fazla menüsküs yırtığı oluyor biliyorsunuz futbolcularda, yani olmayan çok nadirdir. Olmaz. Yani sporda tahrip edicilik olmaması gerekiyor.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Felek, Diyarbakırlıyım. Diyarbakır’daki genç kardeşlerimiz hakkındaki görüşlerinizi alabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: “Diyarbakır” diyorsun. Diyarbakır delikanlı yatağıdır. “Diyarbakırlıyım” dedi mi konu biter. Diyarbakır boydan boya kabadayıdır, kızları da, erkekleri de hep kabadayıdır. Mert insanlardır Diyarbakırlılar. Misafirperver olurlar, asildirler. Naif insanlardır, vicdanlıdırlar Diyarbakırlılar. Benim çok Diyarbakırlı arkadaşım vardır. Ve yiğittirler, yani o çok belirgin özelliğidir. Sabırlı ve kanaatkar insandır Diyarbakırlılar. İsmi de güzelmiş, kendi de güzel, maşaAllah.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Batmanlı Milli Sporcumuz Mizgin Ay, Dünya Yıldızlar Atletizm Şampiyonası yüz metrede altın madalya kazandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Aferin Mizgin’e. Mizgin Kürt ve Kürt’ün hası ve aslan. Aferin benim canıma, tebrik ediyorum.

Evet.

VTR: Geçmişteki değerlerimize sahip çıkamıyoruz. Kedi köpek heykeli yapılıyor yalnız Fatih Sultan Mehmet vesaire geçmişteki ecdadlarımızın heykellerini çok göremiyoruz. Bunların yapılmasını istiyoruz tabii ki. Bunlar bizim için önemli değerler. Geçmişimize sahip çıkmak, geçmişimizi bilmek ve gelecek nesillere de bunu aktarmak tabii ki milletimiz için çok önemli. Bunların yapılmasını bir vatandaş olarak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma. Tabii, sarımsak, soğan heykeli yapacaklarına, Kanuni’nin, Sultan Süleyman’ın, Yıldırım Bayezid’in, bütün Osmanlı büyüklerinin, Osmanlı alimlerinin ama çok nefis, girift, ince, detaylı tunç heykelleri büyük meydanlara nefis olur, çok çok güzel olur ama çok ince sanatlı. Ama bakıyorsun başını yumruk gibi yapıyor, vücudu koskocaman, bacakları bir garip, yani son derece zevksiz ve kalitesiz yapıyor. Öyle olmaz. Yani İtalyan sanatçılar getirip bizim sanatçılarımız da yapabilir ama asıl İtalyan sanatçıların öncülüğünde olursa çok iyi olabilir. Muazzam girift detaylara girerek nefis heykeller yapılabilir ve o sahneleri de canlandıran. Mesela Fatih’in Topkapı’dan girişinin heykeli, Yavuz Sultan Selim’in veyahut diğer Osmanlı paşaları da olur. Onların güzel heykelleri, detaylı heykelleri çok güzel olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Deniz görünümlü zemin vardı.

ADNAN OKTAR: Şahane olmuş, nefis, çok güzel. Hz. Süleyman (as) zamanının tekniği. Hz. Süleyman (as) bunu beş bin yıl önce yapmış, insanlar daha yeni yapıyorlar.

VTR: İstanbul’da insanları nasıl yürümeye teşvik edebiliriz?

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, doğru söylüyorsun. Yürüme sağlık için önemli bir şey. İnsan zayıf bir yaratılışta, yani spor yapmasa hasta oluyor Allah’ın hikmeti. Ben mesela eskiden “nedir bu?” falan diyorduk. Kolesterol, yürüme, bunları laf olsun diye söylüyorlar sanıyordum. Çok önemli, kemikler eriyor bu sefer, yani yürüyemeyecek hale geliyor adam, kötürüm oluyor Allah esirgesin. Mutlaka yürümek lazım, hareket lazım. Sırf yürüme değil. Aslında yürümeyi yeterli görmeleri de hatalı oluyor. Kol, bilek, omuz, boyun, her yerin çalıştırılması lazım. Sırf yürümeyle olmaz. Üşenmemek lazım. Aslında köy hayatı her şeyi bitiriyor da insanlar köy hayatını yaşamadıkları için öyle oluyor. Bizim köyde Vahit vardı bizim evin karşısında, pazıları kardeşim hiç abartmıyorum yani şu şekilde falandı. Kardeşi vardı yine bizim buzağı vardı abartmıyorum yani iki yüz kilo falan ferah vardı. Koskoca buzağıyı kucaklayıp iki yüz kiloluk buzağıyı alıp içeriye götürmüştü.

Köylerdeki en büyük hata zeytinyağı pek yenmiyor sürekli tereyağı yiyorlar. Yumurta, tereyağı, yağlı yoğurt, yağlı ayran sürekli. O da çok kolesterol meydana getiriyor. Ölüm oranları biraz yüksek geldi bana. Mesela bizim köyde herkes ölüyordu ben hayret etmiştim. Mesela soruyoruz şu ne oldu? Öldü. Şu ne oldu? Öldü. Makul bir yaşları olması lazım normalde. Ama çok yüksek kolesterol aldıkları için benim kanaatim ölümler de yüksek oluyor. Mesela Urfa’da falan daha yüksek ölümler ölüm oranı Adana’da da çoktur kalpten ölümler. Çok fazla ızgara ve kuyruk yağı yendiği için oluyor. Zeytinyağlı yiyeceklere ağırlık verilmesi lazım. Bunu bir devlet politikası olarak anlatılması ve teşvik edilmesi gerekiyor.

VTR: İnsanın hayatındaki en önemli görevi nedir?

ADNAN OKTAR: Allah’a kul olmak tabii. Allah’ı sevmek, Allah’a aşık olmak.

BÜLENT SEZGİN: Abdülaziz’in kendi yaptırdığı heykel vardı Adnan Bey daha önce göstermiştiniz.

ADNAN OKTAR: Mesela olay bu kardeşim işte Abdülaziz. Atalar bu güzelliği fark etmişler ama şu an bu kalite yok. Bak şu heykelin mükemmelliğine bak. Görüyor musunuz attaki oranlar, detaylar falan?

BÜLENT SEZGİN: Şu an Kadıköy’de bulunan boğa heykeli de Abdülaziz zamanında yaptırılmış.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: En büyük kusur nedir?

ADNAN OKTAR: En büyük kusur, imansızlık tabii. Allah’a isyan. Kusur demeyeyim de hata yani yanlışlık, günah.

VTR: En gerekli kişiler kimlerdir?

ADNAN OKTAR: Peygamberler tabii. Mürşitler, peygamberler.

VTR: Ben bir patenciyim ve dünyada yani Türkiye’de bisikletlere bu kadar önem gösteriyorlar da arabalara, motorlara bu kadar önem gösteriyorlar, yollar yapıyorlar da neden paten için bir yol yapmıyorlar ya da daha çok kayabileceğimiz alan yapmıyorlar?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, senin derdin çok büyük doğru söylüyorsun. Benim aslanlarıma parklarda özellikle rahatça kayabilecekleri gibi paten pistleri yapılması gerekiyor. Ama paten de biraz riskli ama onlar da genç herhalde bir şey olmaz inşaAllah. Fakat akıl almaz süratli gidiyorlar, nasıl ayakta duruyorlar inanılır gibi değil. O ayağının altı kayıyor zaten. Düşme neden olur? Ayağı kaydığı için. Çok riskli. Ama ustaysa artık ustaya bir şey diyemeyiz tabii.

VTR: İnsanlar dil öğrenmekte neden zorlanırlar?

ADNAN OKTAR: Pratik olması gerekiyor dilin. Ama çok teorik öğretiyorlar, teorik çok sıkılır insanlar. Yok future perfect, past perfect bırak direkt pratik yap. Her şeyi pratik öğrenmek en güzeli. Her şey yerinde.

VTR: 2023’te Türkiye’nin geleceği ne olacak sizce?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’yi göreceğiz, İsa Mesih’i göreceğiz inşaAllah. 2023’te pek olmayabilir. Mehdi (as) belli olur 2023’lerde. Ama illa “Ben Mehdi’yim” değil de anlarız yani anlaşılır. Türkiye bayağı düzlüğe çıkar. FETÖ METÖ, İngiliz derin devleti falan onların defteri dürülecek ilimle irfanla, kanunla hukukla. İyi olur Türkiye, iyi olacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bütün kötülüklerin temeli nedir?

ADNAN OKTAR: Bütün kötülüklerin temeli, tabii şeytan ve nefistir. Ama özel yaratılmıştır. Çünkü kötülük olmazsa iyilik anlaşılmıyor. İyiliğin anlamı da olmaz fark edemez insanlar. İyiliğin ortaya çıkması için kötülük yaratılmıştır. Kötülüğün de görevlisi nefis ve şeytandır. Biz onu yenmekle mükellefiz. Ve iman ehli, samimiyse onu çok rahat yener her ikisini de.

VTR: Tiyatro mu sinemayı doğurur yoksa sinema mı tiyatroyu?

ADNAN OKTAR: Sen tiyatrocusun bence sen bayağı sevimli bir şey. O yakışıklıyı bir daha göreyim.

VTR: Tiyatro mu sinemayı doğurur yoksa sinema mı tiyatroyu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki tiyatro sinemayı doğurur. Asıl tiyatrodur bu işin ilminin alındığı, irfanın öğrenildiği, pratiğinin yapıldığı yer tiyatrodur tabii ki.

VTR: Başkalarına faydalı olmak nasıl olur?

ADNAN OKTAR: İnsanların mutluluğu için gayret etmek, onların huzuru için gayret etmek, neşesi sevinci için, sıkıntılarını gidermek yani onlardan üzüntüyü almak, sevinci onlara iade etmek.

VTR: En güzel hediye nedir?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, ağabeyinin canı. En güzel hediye, sevgidir onun üstüne yoktur yani gerçek bir sevgi. Altın getirirsin de suratın bir karıştır. Ne yapsın o altını alır rafa kor. Ama belki bir çiçek bir şey getirirsin veyahut hiçbir şey getirmezsin ama coşkun bir sevgi en güzel hediyedir.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Türk’ün yaşı ileri ve hasta olduğu için cezaevinden çıkarılması istenmişti. Ancak Ahmet Türk, Sayın Kılıçdaroğlu ile birlikte Adalet Yürüyüşü’ne katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konu hakkında şunları söyledi: “Hasta dediler, durumu çok kötü dediler cezaevinden çıkmasını istedikleri Mardin Belediye Başkanı baktık ki bayağı yürüyebiliyor. Hani hastaydı bu yahu? Bunlar şehitlerimizin katilleri. Onlar terör örgütleriyle kol kola girebilir. Biz bunu yapmadık, yapmayacağız. Biz milletimize Türkiye’de tek bir terörist kalmayana kadar mücadele edeceğimizin sözünü verdik. Biz elinde silahı olan her teröristi imha edeceğimize yemin ettik” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’a millet hakikaten çok titiz sahip çıksın. Böyle bir insanı bir daha kolay kolay bulamazlar bayağı da samimi. Yazık günah aksi. Aksi olmaz. Benim gördüğüm farz. Böyle milli bir liderin etrafında Müslümanların birleşmesi, dinsizin imansızın da birleşmesi vatanını milletini seviyorsa farz olur. Milli lider, çok da aklı başında konuşuyor duygusal yaklaşmıyor olaylara çok samimi, düz yaklaşıyor. Ama Avrupalıların hoşuna gider böyle Kılıçdaroğlu tarzı muhalefet liderinin olması bu tip şeyler falan. Görünümde onların dengelenmesini sağlayabilir.  Ama Türkiye’nin idaresine, bizim hedeflerimize zarar verecek bir şey çıkmaz bunlardan.

VTR: Sizce askerliğin süresi ne kadar olmalı?

ADNAN OKTAR: Askerlik süresi tabii uzun olması istenmez birçok kişi istemeyebilir iş güç falan gibisinden ama askere çok ihtiyacımız var. Türkiye etrafı sarılmış bir ülke. PKK tehlikesi var ve hepsinin üstüne İngiliz derin devletinin Türkiye’yi tamamen yok etme amacı var. Bu çok vahim bir şey. İngiliz derin devletinin Türkiye’yi ve Türk milletini yok etme amacı yüz-iki yüz yıllık bir ülkü bu onların yani çirkin bir amacı diyelim. Ülkü demeyelim. Ülkü kelimesini bu çirkin amaç için kullanamayız. Hedef diyelim. Dolayısıyla askerlik süresi mecburen uzun olması gerekiyor. Yani kısaltılması özellikle şu devrede düşünülemez. Yani iki yıl olması makul. Vatan için, millet için, Allah için mecburuz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Birbirini seven iki sevimli köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Bunların patileri ısırmaya çok müsait. Böyle dolu dolu patileri.

Evet, sorulara devam edelim.

VTR: Sizce en tehlikeli kişiler kimlerdir?

ADNAN OKTAR: En tehlikeli kişi Allah’tan korkmayandır. Öyle bilinir yani herkes de öyle bilir. Vicdansız olanlar, merhametsiz olanlar, egoist, bencil olanlar, kendini beğenmiş üst perdeden bakanlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben 20 senedir Üsküdar’da oturuyorum. Sahil bandında insanların Harem’e kadar yürüyebilecekleri bir sahil yolu var, sahil şeridi var. Ama Üsküdar’dan Çengelköy’e kadar hatta Beykoz tarafına kadar insanların sahilden yürüyebilme imkanı yok. Yol tarafından ya da evlerin üst tarafından yürüyorsunuz. Oysaki karşıda Bebek’te, Tarabya’da, Sarıyer’de olduğu gibi bir kazıklı yol yapılarak insanların hem denizi görebilmeleri hem daha sağlıklı yürüyüş yapabilmeleri, arabaların olmadığı bir ortamda daha sağlıklı olabilir diye düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Tabii, gayet doğru söylüyorsun. Ama biraz şu yalı mantığı olayı çok boğuyor. Yani üç kişi oturacak diye üç milyon kişi denizi göremiyor, sırf üç kişi için. Aç şu duvarını kardeşim bir şey olmaz, devlet sizi korur. Yık o duvarları. Hiçbir şey görünmüyor. Deniz görünmüyor, güzellik görünmüyor. Deniz onların inhisarında olmuş oluyor. Nasıl bir vicdan bu? Aç da millet görsün bu güzelliği. Kimsenin seninle alıp veremediği olmaz, bir şey olmaz. Yol boyu öyle her yer. Çin seddi gibi yani. Doğru söylüyor kardeşimiz.

Evet.

VTR: Devlet dairelerinde bize genellikle yardımcı olunmuyor, sürekli bizi oyalamak için bir yerlere yönlendiriyorlar. Sürekli bir yerlere gidiyoruz. Bir danışmana çıkıyoruz, danışmandan başka bir yere gidiyoruz. Mesela bugün ehliyet için başvuru yaptık. Gidip ehliyetimizi alacaktık, kazandığımız bir şeyi. Parmak iziydi, şuydu. Yok zam geldi, para yatırdık. Parayı çekeceksiniz başka zaman üzerine ekleyip tekrar yatıracaksınız, tekrar randevu alacaksınız diyerek bizi mağdur bırakıyorlar. Bundan şikayetçiyiz.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam böyle şeylere şiddetle karşı. Daha hala bunlar oluyorsa çok vahim. Bu e-devlet yani internetten konuların halledilmesi sistemi iyice geliştirilsin. Böyle acı olaylar kalksın. Bizim zamanımızda vardı çocukluğumuzda. Hakikaten çok ızdıraplıydı yani insan yakayı bir kaptırdı mı artık sonu gelmiyordu. Çok ızdıraplı, acı olaylardı, sıkıntı vericiydi. Bunun daha hala oluyor olması çok korkunç. Tayyip Hocam bunların üstüne gitmişti ama demek ki birçok yerde kalmış bu. Kardeşimiz de bundan mutazarrır. O zaman e-devlet sistemi iyice geliştirilsin. Bugün git yarın gel mantığı da tamamen kaldırılsın. Devlet buna, hükümet buna acil tedbir alsın. Biz de buradan duyurmuş olalım.

Evet dinliyorum.

VTR: Öncelikle adım Bahadır. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde metalürji ve malzeme mühendisliği okuyorum. Daha doğrusu mezun olacağım bir ay içerisinde. Türkiye’de yurtdışına göre geliştirilmesi gereken ikinci geri dönüşüm yani ikinci üretim dediğimiz geri dönüşüm hurda alımlarının Türkiye içerisinde arttırılması, diğer türlü entegre tesislerinin arttırılması gerekiyor. Sadece üç tane büyük fabrika var. Bunun haricinde de bunların arttırılması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Aslan, aferin benim canıma. Böyle yetenekli gençler olursa vatan, millet, bayrak için gayret eden, egoistlikten uzak, yaratıcı düşünen, çok güzel neticeler alırız. İnşaAllah muvaffak olursun, güzel görüşün.

VTR: Bu bazı okulların, özel üniversitelerin ve vakıf üniversitelerinin daha çok burs sistemleri oluyor. ÖSYM başarıları dışında daha geliştirilemez mi, daha yaygınlaştırılamaz mı onu merak ediyordum?

ADNAN OKTAR: Tabii ki olur. Öğrenci demek zaten herkesin desteklemesi gereken, vatana millete faydalı olacak insanlar demektir. Bir kere genci herkes desteklemesi lazım. Amcası, dayısı, bakkalı, kasabı, manavı. Mesela manavdan bir öğrenci bir şey aldığında mahallenin manavı… Kaç tane öğrenci olur ki bir mahallede? Mesela on öğrenci var. On öğrenciye de yardımcı olsun manav. Bakkal yardımcı olabilir. Herkes yardımcı olabilir. Yani babası, dayısı bir kere harçlık müessesesi olması lazım. Gençlere her gören harçlık versin. Desteklesinler. Doğru söylüyor tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: En iyi koruyucu nedir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki Allah’tır.

Evet.

VTR: Irak’ın karışıklığını Türkiye düzeltemez mi?

ADNAN OKTAR: Irak’ı karıştıran İngiliz derin devleti. Türkiye’nin düzeltmesi için İslam aleminin lideri olması lazım. İslam alemiyle birleşirse yani saat, dakika hesabıyla düzeltir. Ama tek başına hiçbir şey yapamaz.

VTR: Karadeniz’i hiç ziyaret etmeyi düşünür müsünüz?

ADNAN OKTAR: Karadeniz cennet, cennet boydan boya. İnsanları da güzeldir. Manzaraları da çok güzeldir. Ama deccaliyet yenilmeden bizim buradan ayrılmamız diye bir şey olmaz. Hiçbir yere ayrılamayız. Bir saat bile ayrılamayız yani.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Oyuncağını yuvasına sokmaya çalışan bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Gayrete bak. Bak çekerek, zorla sokuyor. Hayır, o da kazulet bir şey.

Evet, dinliyorum.

VTR: Stil sahibi insanlar hakkında ne düşünüyorsunuz acaba?

ADNAN OKTAR: Yalnız tabii delikanlılığına zarar vermiyorsa, hanımlığına zarar vermiyorsa iyi olur. Kız erkeğe benzerse stil sahibi olmaz. Erkek de kadına benzerse stil sahibi olmaz. Ama bunun dışında her türlü stil olur. Yakışır, hoş duruyor, ilginç duruyor. Olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz roman karakteri kim?

ADNAN OKTAR: Biz Peygamberimiz (sav)’i tabii en çok seviyoruz. Çünkü romanlarda samimiyet olmuyor, derinlik olmuyor. Allah korkusu, Allah sevgisi olmaz romanlarda. Allah’ı bilmeyen bir dünya olur orada. Yani ürkütücü, soğuk, insanı o kabus dolu dünyaya sürüklemeye çalışan, kapalı bir yapı. Dolayısıyla mesela Kafka’nın romanlarını falan okuyanlar o şizoid ruha doğru gitmeye başlarlar. Yani onun ruhunu almaya başlar. Onun gibi karamsar, onun gibi içine kapanan insanlar olurlar. Bazı vakalar için diyorum. Dolayısıyla romantizmin içerisinde boğulmak doğru değil. Berrak bir akılla yaşamak güzel olur. Yani berrak akılla yaşamamanın, romantizmin boğucu dünyasında ezilmenin acısını çeken milyonlarca genç insan var. Onun için benim tavsiyem Kuran, Peygamberimiz (sav).

Evet.

VTR: Özellikle gençler arasında sigara neden yaygın?

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma. Genç kızlar bazen mağazalara falan gidiyorum, çömelmiş, elinde sigara içiyor. Sinirlerimi yatıştırıyor desen; derim, çocuk sinirlerini yatıştırmak için ilaç niyetine içiyor. Veyahut kokusu güzel desen, kokusundan zevk alıyor dersin. Yahut lezzetli bir şey olsa aklım alır. Son derece acı, alerjik, öksürten, boğucu bir şey. Ve çok pis bir kokusu var; bedende, elde, ağızda. Sinirleri acayip bozar ve gerer ve çok rahatsız eder. Yani müthiş bir sinir yapar. Sağlığı bozar. Sarartır insanın tenini. Mide bulantısı yapar. Huzursuzluk ve anksiyeteye sebep olur. Bunun eğlendirici yönünü ben anlamadım. Soruyorum, hiç kimse bana cevap vermiyor. Baştan sona zarar. Doğru söylüyor benim güzelim.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Nagehan Alçı Haber Türk’teki yazısında; Bu ülkede CHP’ye geçmişinden ötürü kimsenin oy veremediğini, vermediğini ve partinin kapatılıp yerine başka bir muhalefet partisi kurulması gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Yok canım ona gerek yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sözünü dinlesinler. Tek bir lider etrafında toplansınlar. Dindar olsunlar. Risale-i Nur’a sahip çıksınlar. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’ne sahip çıksınlar. Menzil cemaatine sevgi göstersinler. Cayır cayır iktidar olurlar, hiçbir şey olmaz. Bak, garantili söylüyorum. FETÖ’ye karşı olsunlar çok güçlü bir şekilde, tamamdır.

Evet.

VTR: Ben söz yazıyorum. Benim gibi birçok söz yazan arkadaşlarım var, insanlar var benim yaşımda. Fakat tanınmadığımız için fazla ilgi görmüyor. Tanınmış insanlar, ülkemizdeki ünlüler daha fazla ilgi görüyor. Neden bizim önümüz açılmıyor da neden onlar daha fazla ilgi görüyor?

ADNAN OKTAR: Ne diyorsun bu yakışıklıya? Ne yapmak lazım? O zaman bununla ilgili bir birim oluşturulabilir. Yani gençlerin bu yeteneklerini değerlendiren bir devlet kurumu oluşturulabilir, resmi bir kurum. Oraya gider gençlerin sözleri, söz yazarlarının hazırladığı o güzel eserler. Orada bir kurul tarafından değerlendirilir, değerlendirmeye alınır. Haksızlığa da uğramamış olurlar. Öyle yapalım. En iyisi resmi yahut yarı resmi bir kurumla bu konunun halledilmesi.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim adım Ahmet. Bir sorum olacaktı. Kuran’dan başka delil var mıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Yani bir olay olur, fiili bir durum vardır. O delili olur, delildir tabii ki. Yani bir kere kainat da ayetlerle doludur. Allah kainatta da çok fazla ayetler var diyor. Sırf Kuran’da ayet yoktur. Allah’ın dışarda da ayetleri vardır. Muhkemdir, açık ayetleri vardır. Onlarla birlikte biz Kuran’ı değerlendiririz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli kuşun akıllı hareketleri vardı.

ADNAN OKTAR: Eğitmişler hayvancağızı işte.

Evet.

VTR: Bu autocad çizim programı olmadan bu camiler nasıl yapıldı, Sultanahmet, şu karşımızda gördüğümüz cami? Ben bunu çok merak ediyorum. Şimdiden teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Sultanahmet Camii’ni mimar Sedefkar Mehmet Ağa yapmıştı. Bilgisayara falan hiç ihtiyacı yoktu adamın. Mimar Sinan’ın öğrencisi yine Sedefkar Mehmet Ağa, camiinin içini 260 pencereyle çok aydınlık ve güzel olarak inşa etmişti. Eski mimarların böyle bir olayı yoktu. Ve şu yeni olan mimarlardan kat kat daha iyi alt yapı yapıyorlardı. Binalar da son derece sağlam. Onların yaptığı binalar dayanmıyor. Bak, onların yaptığı binalar yüz yıllardan beri ayakta. Ne varsa yine eskilerde var. Evet.

VTR: Merhaba. Süryaniler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Süryaniler, Ermeni kardeşlerimiz onlar bizim canımızdır. Yani yüzyıllardan beri birlikte yaşıyoruz. Parçamızdır. Çok dürüst efendi insanlardır, Ermeniler. Sanatçıdırlar, hep doktor, mühendis, mimar çok kafalı, çok sadık. Millet-i sadıka denilen Osmanlı döneminde biliyorsunuz millet-i sadıka deniliyordu. Asil insanlardır, temiz insanlardır. Osmanlı terbiyesiyle yetişmiş insanlardır. Generallerimizin çoğu Ermeni’ydi biliyorsunuz bizim Osmanlı döneminde. Yine o günlere döneceğiz. İnşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Sultan Ahmet Camii’nin içinden bir görüntü var.

ADNAN OKTAR: Baksana olaya kardeşim. Bilgisayar falan hiçbir şeye ihtiyaç yokmuş o zaman. Bilgisayar kafasıymış mimarların. Evet.

VTR: Bu Osmanlı macunu bizim kültür macunumuz bunun ustaları bayağı azaldı bunun sebebi ne? Niye azaldı? Türkiye genelinde 4-5 usta ya vardır ya yoktur.

ADNAN OKTAR: Ama macun o kadar zor mu yaparlar onu ne olacak? Karmaşık bir şey herhalde. Yok yani şeker boyası olacak böyle toksik olmayan. Şekeri ağdalandıracaklar o kadar başka bir şey yok. Bir de çöp olacak. Çöpün üstüne süreceksin. Bizim çocukluğumuzda falan vardı Allı Güllü diye satarlardı böyle ama onun bir dansı vardı böyle. Onun üstüne, o çöpün üstüne sürerken macunu o macuncu garip hareketler yapardı. Bilmiyorum sizin zamanınızda var mıydı öyle bir şeyler? İsmail Ağa vardı leblebi tozu satardı. Öyle berbat bir şeydi ki leblebi tozu anlatamam yani. İçine şeker de karıştırıyorlardı. Niye onu satarlardı? Nerde gıcık şey varsa onu satarlardı böyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Mert. Said Nursi FETÖ’den bahsetmiş midir?

ADNAN OKTAR: Dikkatlice bakılırsa bulunabilir tabii. Ama Süfyan’dan bahsediyor. Tam bir Süfyan hareketi deccalden bahsediyor. Tam bir deccal hareketi. O yönüyle bahsetmiş oluyor tabii. İngiliz derin devleti tam bir deccal hareketidir. Yani klasik bilinen beş bin yılın en büyük fitnesidir. Son en büyük yani beş bin yıllık tarih içerisinde İngiliz derin devletinden daha büyük bir deccal hareketi olmamış. Ne Hülagü devrinde olmuş, ne Firavun devrinde olmuş. Yani bunların döktüğü kan, fitne ve kepazeliği hiç kimse yapmamış.

EBRU ALTAN: “Kahraman ordu, imanlı millet” diye anlattığı “işaret ediyor olabilir” demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, bir komiteden bahsediyor Bediüzzaman. “Bu dehşetli komitenin” diyor “tahribatını tamire çalışacağını kahraman ordunun ve imanlı milletin bu beladan kurtulacağını rivayetlerden anlıyoruz” diyor özetle. Evet.

VTR: Hayattaki en büyük, en güzel sığınak nedir?

ADNAN OKTAR: En güzel sığınak tabii ki Allah’tır. Yani Allah’a sığınmanın üstüne yok.

BÜLENT SEZGİN: Tüm engelleri aşıp yastıklara ulaşan bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Ama helal olsun. Bayağı yamanmış yani. Bir de orada uyuyordur o Allahualem. Onun yatma yeridir o. O zulası onun. Evet.

VTR: Yurtdışında gezmek istiyorum hangi ülkeye seyahat edeyim?

ADNAN OKTAR: Neresi olsun bu güzel kız? İtalya’yı tavsiye ediyorum ben sana. İtalya, evet. Aslında Sicilya çok güzel ama orada da biraz mafya kalıntıları var mıdır acaba bilmiyorum ki olabilir, evet. Güvenlik nasıl bilmiyorum? Çünkü çok bozuldu insanlar. Mesela İtalya’da falan da hırsızlık vakaları çok yüksek güvenli yerleri varsa İtalya çok iyi. Evet.

VTR: Gerçekten bizden saklanan ileri bir teknoloji var mı?

ADNAN OKTAR: Bizden saklanan ileri bir teknoloji uzaylılar falan mı demek istiyor? Yani öyle gibi bir şeyler söylüyorlar ama. Uzaylılar o kadar nazlı olmaz olsa yani. Niye “Kastamonu-Çemişgezek Köyü’nde görüldü” diyor. Niye yani değil mi? Hiç bilinmeyecek mesela çiftlikler gariban yerler falan oralarda yakalanıyorlar. Gelir Kadıköy’e adam yani Bebek’e gelir. Niye?

EBRU ALTAN: İlaç sanayiyi kastediyor olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii. Her şey olabilir. Ama biz öyle anlayalım. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özgürlüklerin garantisi AK Parti İktidarıdır” dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Bizden önce biz özgürlüklerin boyutunu biliriz. İşte ana muhalefetin adeta geçmişi konumundaki daha önceki iktidarı biliriz. Biz DSP'nin parlamentodaki iktidarı döneminde parlamentoya girmiş olan Merve Kavakçı kardeşimize şu anda ebedi alemde olan zatın "Bu kadını buradan atın" diyenlerin kimler olduğunu biliyoruz. Hani özgürlük, nerede özgürlük?”

ADNAN OKTAR: Bu mesela demagoji falan değil Tayyip Hoca’nın dediği düpedüz gerçek. Çok dürüstçe bir gerçek. AK Parti döneminde millet özgürlüğün ne olduğunu gördü yani. CHP döneminde hop oturup hop kalkıyorduk kardeşim. Millet inim inim inliyordu. Ekonomi felç olmuş mahvolmuştu. Özgürlük diye de bir şey yoktu. Ecevit’in kendine vardı özgürlük.

Evet, sorulara devam edelim.

VTR: Merhaba, ben Pınar. Burcunuz nedir?

ADNAN OKTAR: Benim burcum Kova. Evet.

VTR: Merhaba, ben Mustafa. İstanbul’da ucuza karnımızı nasıl doyurabiliriz?

ADNAN OKTAR: Aslan. Aslan Karadeniz’in aslanlarına benziyor. Olabilir hakikaten öyle yani yarı resmi kurumlar olabilir. Ne bileyim? Mesela bol içinde kalsiyum, magnezyum bulunan fosfor bulunan ekmek yapılır. Her türlü mineral vardır. İçine de mesela et, orada kesilir et kavurma yapılır. Kurban kavurma konulur ucuza satılabilir. Yani tam kurtaracak tarzda satılabilir. Yani o şirketi götürecek tarzda satılabilir. Bunu belediye organize edebilir. Gençler aslan gibi güzel beslensinler. Yani orda bir aile geçinmesin insanlar geçinmesin. Sadece gençleri sağlıklı besleyelim. Evet.

VTR: Merhabalar, ismim Selma. İzmir’den geliyorum. İstanbullular bu kadar güzelliğin içinde yaşarken neden buraları ziyaret etmiyorlar acaba? Bunun keyfini niye çıkarmıyorlar? Bütün hepsinin suratını asık görüyorum.

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. İzmirliler hakikaten çok sevgi doludur ve çok güzel insanlardır. İzmir’den bol transfer gerekiyor buraya. Sizin neşenize, sevginize ihtiyacımız var. Evet, insanlar hakikaten biraz iman zafiyetinin etkisiyle, Darwinist, materyalist eğitimin etkisiyle Allah’tan uzak kaldıkları için içlerine bir burukluk, hüzün ve huzursuzluk çöktü. Bunu atacağız inşaAllah. Ama sizin gibi güzel insanlarla herkes daha güzel günlere doğru gidecek inşaAllah. Evet.

VTR: Adım Beyan ben Suriyeliyim. Bizim gitmemizi isteyen insanlar neden gitmemizi istiyorlar?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, asla istemiyoruz gitmenizi. Sizin gitmenizi isteyenleri biz bir yerlere götürür gezdiririz istiyorlarsa. Kendileri gitsinler istiyorlarsa. Yani baktı sıkılıyor, değil mi? Çekip gitsin. Siz bizim baş tacımızsınız. Siz bizim emanetimizsiniz. Osmanlı’ dan kalan gerçek emanetimizsiniz. Sizleri çok seviyoruz. Kendi vatanınızdasınız. Sizin nüfus cüzdanlarınızı da vereceğiz, inşaAllah. Aslanlar gibi yaşayacaksınız. Dünyanın güzel insanları gönlünüz çok rahat olsun. Onu söyleyen insanlar şaşırmış durumdalar. Kendilerinde değiller yani ne konuştuklarının farkında değiller. Hiç kaale almayın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tüm dünya kadınları ne zaman rahat edecek?

ADNAN OKTAR: Canımın içi Allah sana uzun ömür versin. Dünyanın süsüsünüz siz. Allah’ın güzel tecellilerisiniz. Mehdiyet devrinde ne güzel bak vaktiniz iyi işte. Mehdiyet devrinde Allah sizleri yaratmış. Huzur içinde güzellik içinde yaşayacaksınız, asıl cennette çok güzel yaşayacaksınız. Asıl cennette. Zaten dinin doğru olduğunu da göreceksiniz. Mehdiyet’le imanınız çok artacak. İsa Mesih ile imanınız çok artacak. Ve kutsal sandık ile imanınız çok artacak. Allah ahir zamanı çok bereketli yaratmış.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Masa üstündeki dronun ne olduğunu anlamaya çalışan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bu cin bu ya, bakışa bak tatlılığa. Allahualem şüphelendi ondan. Ama tatlılığı fazla bunun.

Canım ben de biliyorum Çemişkezek’in Tunceli’de olduğunu, yani özellikle Kastamonu’da diyorum ki mantıksız olsun diye. Yoksa belirli bir yer söylemiş olacağız zaten. Belirli bir yer olmayan yer olacak şekilde onu söylüyorum. Evet.

VTR: Havaalanında valizleri neden bu kadar çok bekliyoruz?

ADNAN OKTAR: Ama ellerinden geldiği kadar herhalde hızlı hareket ediyorlar. Teknolojiyi daha geliştirebiliriz. Diğer havaalanlarında da bekleme varsa bir geri teknoloji uygulanıyordur. Daha hızlı bir teknoloji uygulanabilir.

EBRU ALTAN: Başka uçakla gönderiyorlar bazen.

ADNAN OKTAR: Olabilir, evet.

VTR: Adnan Bey, yanınızdaki bayanları nereden buluyorsunuz acaba?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni. Güzeller değil mi hepsi? Onları Allah yaratıyor. Mucize olarak oluşan bir şey. Allah’ın tecellisi onlar. Zahiren dışarıdan geliyor gibi görünüyor ama öyle değil. Sonra bunun sistemini ahirette göreceksiniz. Özel yaratılır. Yani imanı ile orantılı olarak kulun özel olarak görüntü olarak yaratılır. Ama siz tabii onu dışardan geliyor gibi görürsünüz. Allah onu vesile eder. Evet.

VTR: Merhaba ben Furkan. Erkeğin altın takması haram mıdır?

ADNAN OKTAR: Yok canım. Niye haram olsun? Peygamberimiz (sav) belki bir dönem rekabet etmiştir altın rekabeti. “Yapmayın” hani “rekabete gerek yok. Kullanacaksanız gümüş kullanın. Yatışsın ortalık” diye demiş olabilir. Altının haramlığı diye bir şey yok. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevilmeyi seven bir koala vardı.

ADNAN OKTAR: Hepsi sevgiyi istiyor hayret edilecek şey. Ne tatlı hayvan, maşaAllah. Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Enes. Esir maddesi hakkında bilgi alabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Aslında her yer esir de açıklama yapmak istemiyorlar pek. Esir de akıllı bir maddedir. Allah’ın ruhunu taşıyan bir maddedir. Sürekli şekilden şekle giriyor. İşte insan şeklinde görünüyor. Eşya, masa şeklinde görünür. Bilgisayar şeklinde görünür. Fazlada herhalde bilgi vermek istemiyorlar bu konuda. Bazen elektrik şeklinde görülüyor. Evet dinliyorum.

VTR: Allah’a olan sevginizi anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. Gözlüğü de yakışmış, güzel olmuş. Allah’a olan sevgim, şimdi ben bir ekran görüyorum gözümün önünde üç boyutlu bir görüntü gösteriyorlar bana. Bir de konuşmalar sesler geliyor. İnsanlar görüyorum.  Dokunma hissi var. Koku alıyorum gül kokusu, limon kokusu falan. Tat var. Nefes kesici bir ortam. Uçsuz bucaksız bir kainat. Her şeyde matematik düzgünlük. Ama akıl almaz bir matematik düzgünlük. Her şeyde akıl almaz bir simetri. Ve muazzam bir geometri uygulaması. Her yer mühendislik harikası. Ne bu? Buram buram Allah’ın varlığı görülüyor. Başka ne ile ilgileneyim ben bu durumda. İlgilenirsem normal akılda bir insan bunu yapabilir mi? Evet dinliyorum.

VTR: Gelenekçi İslam ile diğer İslami düşünceler arasında neden bu kadar büyük farklılıklar var?

ADNAN OKTAR: Gelenekçi İslam kendi halinde işte Peygamberimiz  (sav)’in vefatından sonra şirk sistemi ile beslenerek yavaş yavaş ur gibi gelişmiş bir kanser yapılanmasıdır. Bir kanser inanç sistemidir. O kanser şu an en yüksek düzeyine ulaştı. İşte IŞİD çıktı, Kaide çıktı, Taliban çıktı ve insanları boğup öldürmeye başladı bu kanser. Ta Resulullah (sav)’ın vefatından hemen sonra başlayan bir urdur bu. Düşünce uru. Yani fikir urudur. Peygamberimiz (sav) bu uru kesip atmıştı o zaman. Ama Peygamberimiz (sav)’in vefatından sonra fırsat bulup bu habis ur gelişti. Şu anda da Mehdiyet sayesinde bu bela bir ameliyat ile toplumdan alınacak. Baştabip Mehdi (as)’nin öncülüğünde bu beladan insanlık kurtulacak. Evet.

VTR: İmanda nasıl derinleşebiliriz?

ADNAN OKTAR: Derinleşilemeyecek gibi değil ki durum zaten, karşında üç boyutlu bir ekran sen de karşına geçmiş seyrediyorsun. Ne yapılır böyle bir durumda? Her şeye hayret ettirir seni, mecburen iman edersin. Diyor ki adam iman edip etmemekle, kardeşim bakın ruhu olan bilinçli bir varlığın iman etmeme diye bir olayı olamaz. Gücü takati de yetmez. Buna cesaret gösterecek bir varlık yok dünyada. Öyle bir varlık yoktur. Ama ruhu yoksa ruh sahibi değilse ölüyse bilgisayardan ses gelir ben Allah’a inanmıyorum der. İman etmiyorum, namaz neymiş der falan yani diyebilir. Bilgisayardan bir sesle, ölü bir cisimden çıkar bu. Ama canlı ruh sahibi bir varlıkta Allah’ın inkarına dair bir ifade çıkması mümkün değildir. Eti kemiği paramparça olur bir insanın yapamaz. Ruh sahibi bir varlık bunu dediğinde paramparça olur. Bütün bedeni parçalanır, yapamaz. Ama ölü yapar. Ölünün bedeni ona uygundur. Ölü bedeni zaten çok rahat yapabilir. Evet.

VTR: Bir Müslümanın gün boyu aklında tutması gereken konular nelerdir?

ADNAN OKTAR: Dürüstlük, samimiyet sadece onu tutacak kafasında. Allah ve samimiyet. O kadar. Çünkü vicdanına Allah sürekli vahyediyor zaten. Vahiy ile sürekli mümin rahat hareket eder zaten. Hiç boş bırakılmaz insan. Diyorlar ya müminler “Allah’ım beni bana bırakma” dua ederler. Beni bana bırakma. Yani nefsime bırakma anlamındadır o. Yoksa kendini dinlediğinde kendisine zaten vahiy geceli gündüzlü Allah tarafından ilka edildiği için, samimi olduğunda o vahyi dinleyip en doğru hareketi yapar. Hiçbir şey olmaz. Hep doğru olur hareketleri.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Azerbaycan’da kaza yapan bir araç alev aldı. Aracın içine sıkışan insanları yaşlı bir adam kendi gayreti ve cama attığı tekme ile kurtardı. Yaşlı adam gösterdiği cesaret ile sosyal medyada büyük takdir topladı. Görüntüsü vardı.

ADNAN OKTAR: Helal olsun amcaya. Helal olsun çok güzel maşaAllah.

Bediüzzaman diyor ki “Fennen ve hikmeten sabittir ki” fen ve hikmet diyor. Bak hikmet ilmi ayrıdır. “Fennen ve hikmeten sabittir ki, bu haddi yok feza-yı âlem” haddi olmayan bütün bu boşluk, uzay. “nihayetsiz bir boşluk değil, belki “esir” dedikleri madde ile doludur.” Yani her yerde Allah’ın ruhu, esir ile Allah’ın ruhu iç içedir. Zaten Kabala’da da bu geçer. Esir şuursuz bir madde değil. Allah’ın aklı ile mücehhezdir. Dolayısıyla her şekli alır. Evet.

VTR: Benim sorum Türk kızları neden bu kadar egolu?

ADNAN OKTAR: Ah ben severim senin güzelliğini, yakışıklılığını. Benim canıma niye egoistlik yapıyorlar, niye büyüklük yapıyorlar böyle niye gurur yapıyorlar? O, o kadar mütevazi iken güzel huylu iken. Kız çocuklarını çok eziyorlar. Annesi eziyor, babası eziyor, sokak eziyor. Adeta delirtiyorlar çocukları. Dayısı, amcası önüne gelen dayılanıyor. “Kız o nasıl dudak boyası?” falan öyle. “Gözünü niye boyadın hayırdır. Aranıyor musun, bir şey mi arıyorsun?” diyor. “O ayakkabı ne ya yüksek topuklu?” falan diyor. “Yeni mi çıktı bu moda?” diyor. “O etek ne kız öyle?” diyor. Kız diye hitap ediyor adam yerine de koymuyor. Çocuk mesela mini etek giyiyor dizinin üstünde, ağzına bir tokat atıyor, çocuk sebebini de bilmiyor önce. “Ne oldu?” falan diyor, “sen çok daha iyi bilirsin” diyor. Çok ağır hakaret ediyor. “Etek neyin nesi öyle?” diyor. Çocuğun ödü kopuyor yani. Bu kadar delirtilirse, bu kadar üstüne gidilirse el kadar nazik ve nazenin bir varlığın” bu kadar baskı altına alınması durumunda, bu kadar eziyet altında olmasında doğal tavrı artık olmaz. Herkes korkutuyor. Bir kere namusunu korumakla mükellef o kız, kendine laf getirmemekle mükellef. Hadi mesela bir erkek arkadaşı ile konuşuyor. Çocuğun konuşmasındaki en ufak bir kelime bile onun namus anlayışına bir tecavüz olabilir. Karşı taraf onu kullanabilir. Mesela diyor ki “Ya sana bayılıyorum” diyor. “Teşekkür ederim” diyor. Oğlan gidiyor diyor ki arkadaşına “ben ona bayılıyorum dedim teşekkür ederim dedi” diyor. “Vay bilmem ne falan” diyorlar. “Adamın gördün mü dediğini?” diyor. Her yere yayıyorlar. Onun için çocuklar ne konuşacağını, ne yapacağını, nasıl oturacağını, ne yiyeceğini, ne içeceğini şaşırmış vaziyetteler. Önce kızlara, hanım kardeşlerimize bir özgürlük verelim. Önce onları bir koruyalım. Onlara dedikodu yaptırtmayalım. Onların aleyhine kimseyi konuşturtmayalım. Onları üzdürtmeyelim. Sağlığına, sıhhatine, namusuna, şerefine özen gösterelim. O dediklerinden hiçbirinden kalmaz o zaman. Ama bu tarzda çocuklar deliye çevriliyor adeta büyük bir bölümü. Yani o korunma refleksi ile ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çoğunun sinirleri bozuk. Yazık günah yani. Belli etmiyor o çocuklar ama çok büyük bölümünün sinirleri bozuk. Acı içinde yaşıyorlar. Anası geliyor tokatlıyor, bilmem ne “git kendine koca bul. Kendine iş bul.” Delikanlı kız nasıl yapsın? İşyerlerine gidiyor. Adamlar pis pis sırıtıyor falan. Boydan boya bir bakıyor. “Sen ne iş yaparsın?” diyor. “Gel senin ile özel odada görüşeyim ben” diyor. “Sekreterim olabilir misin?” diyor. Abuk sabuk konuşmaya başlıyor. Çocuk cehenneme düşmüş gibi yani. Bunlarla mı uğraşacak? Onun için hanım kızları, canlarımızı toplum olarak çok güçlü şekilde koruyalım. Onlara cennet hayatı sunalım bak o zaman nasıl güzel oluyorlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dondurma yiyen köpek ve tilki var.

ADNAN OKTAR: Bunlarla beraber yiyeceksin toplanıp. Bir kenardan da sen takılacaksın. Tilkinin şekerliğine bak, şu dişlerine bak. Karizma gitmiş. Tilkilik falan kalmamış artık. Köpek de hiçbir şey yapmıyor. İşte ahir zaman özelliği. Mehdi (as) devrinde bunun olacağını söylüyor Peygamberimiz (sav). Tevrat’ta da geçiyor bu. En geniş çapta tarihte ilk defa bu evcil hayvanların birbiri ile dost olması beş binlik dünyanın tarihinde yok. İlk defa bu zamanda oluyor. Eskiden kedi köpek gibi falan derlerdi ya. Anında boğuyordu köpekler kedileri. Anında, şu an dostlar, ahbaplar ilk defa oluyor bu. Beş bin yıllık, on bin yıllık dünya tarihinde yok böyle. Evet.

VTR: Hocam ben seni çok seviyorum, sen beni seviyor musun?

ADNAN OKTAR: Vay yakışıklım benim, hem nasıl. Tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum ben seni. Evet.

VTR: Ben Eren. Sizce romantiklik iyi bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Aman aman genç kızları delirten odur. Delikanlıları delirten de odur. İçine kapanmalarına neden olur. Çok ızdırap tehlikeli, Allah vermesin. Allah defalarca korusun intihara kadar götürür. Çok çok tehlikeli. Çökertir psikolojisini de bozar insanın, sağlığını da bozar, akli dengesini de bozar. Süper tehlikeli bir şey. İçe kapanma meydana gelir. Şahıs herkesten çekilir, yalnız yaşama arzusu meydana gelir. Boğulur, boğulur, boğulur mahvolur Allah esirgesin. Güzelmiş gibi gösteriyorlar sakın ha. Mesela Kafka’nın eserlerinde falan bu yoğun işlenir. Kafka’nın eserlerini okuyor baştan sona adam iptal. Birçoğunda. Bambaşka, ruh gibi oluyorlar yani. Sakın ha çok gürbüz sıhhatli, neşeli, dışa dönük, sosyal insan olmak lazım.

VTR: Ülkemizde turist azlığının nedeni geçen sene yaşanan 15 Temmuz olayları ile paralel mi?

ADNAN OKTAR: Yok değil. İngiliz derin devletinin oyunları. Geldiler bir burada bomba patlattılar. Bir orada bomba patlattılar falan. Sonra propagandaya başladılar. Dediler “Türkiye’ye giderseniz sizi parçalarlar asarlar, keseler.” Bir de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının meydana getirdiği nefret politikası, bazılarında. Kadın gördü mü öfke ile homurdanmalar. Dekolte bir hanıma hakaret etmeler. Turistler gelemiyor. Camiye geliyor hemen kirli bir eteği beline sarmaya kalkıyorlar. Kafasına hemen kirli bir bez sarmaya kalkıyorlar. Bin kişiye kullanmışlardır belki. Herkese gelip aynı şeyi kafasına sarmaya kalkıyor. Sokağa çıkıyor adam bıyık vuruyor. Arabaya beş liraya götürüyorsa bir yere ondan elli lira istiyor. Bu da bezdirici oluyor tabii adamlar fiilen bunu görüyor. Eğer gazete haberi olsa inanmayabilir ama gözü ile gördüğü için öfkeleniyorlar. Güzle ahlakın yükselmesi turizmin de yükselmesine sebep olur. Evet.

VTR: Bir insan karşısındakinin gerçekten sevdiğini nasıl anlayabilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, nasıl olur? Gözlerindeki o derin tutku, derin sevgi alametlerinden anlaşılır. Ses tonuna yansır. Kurduğu cümleler tam kendi olarak kurar yani bir cümle kurduğunda tam kendisi olarak oluşturur o cümleyi. Seçilen kelimeler gurursuzdur. Gurur olmadan, enaniyet olmadan kullanılan kelimeler olur. Taktik yapmaz gerçekten seven sevdiğine. Özel bir yöntem izlemez. Alabildiğine dürüsttür. Samimidir, samimiyetin ve tutkunun elektriği her tarafını sarar. Ve hemen anlaşılır. Evet.

VTR: Ben anketörüm, lütfen anketörlere iyi davranır mısınız?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni. İnşaAllah. Ama genel olarak tabii kadınlara iyi davranılması gerekiyor. Saygı gösterilmesi gerekiyor. Saygısızlık yapıldığında toplumun, orada bulunan bireyleri diyelim böyle süslü konuşalım anında topluca yardımcı olması lazım mağdur olan kişiye. Hiç kimse seyretmemesi lazım. Herkes mağdurdan yana olması lazım süratle.

Adam ne diyor gelenekçi “heykel görüyorum” diyor. “Aslan heykeli gördüm karşısına geçtim tükürdüm ya” diyor. Almanya’ya gidiyor tükürüyor, turist görüyor onun tükürdüğünü. Adam tükürük seyretmeye niye gelsin? Sokağa çıkıyor sarımsak heykeli. Mesela başka bir ile gidiyor sucuk heykeli, pastırma heykeli. Öbür tarafa gidiyor soğan heykeli. Böyle bir zevksizliği adam görmek istemez, adam sanat görmek ister. Kalite, güzellik görmek ister. Evet.

VTR: Kızların toplumda çok erkek arkadaşları olduğu zaman yargılanıyorlar. Fakat erkeklerin tam tersine çok kız arkadaşları olduğu zaman helal olsun deniliyor insanlar tarafından, bunun sebebini öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama yakışıklıymış bizim delikanlımız da. Kızların erkek arkadaşı çok olabilir. Namusuna zarar vermedikten sonra, onuruna zarar vermedikten sonra ona destekleyiciyseler, onu koruyup kolluyorlarsa, saygı duyup değer veriyorlarsa bir mahsuru yok. Ama onu üzüyorlarsa onu rencide ediyorlarsa, haysiyetine, şerefine, namusuna zarar vermek için atak yapmak peşindeyseler. Pusu kuruyorlarsa, oyun için sabırsızlanıyorlarsa bu çirkin tabii. Delikanlıların da çok kız arkadaşı olabilir. Hiçbir mahsuru yok. Koruyup kolladıktan sonra. Çok fazla kız arkadaşını koruyup kollar. Orada niyet çok önemlidir, kişilik, ahlak, derinlik, sevgi anlayışı çok önemli. Evet.

VTR: Öğrenci AKBİL’leri neden bu kadar pahalı? Daha da düşmesi gerekirken her sene neden daha da fazla zam geliyor?

ADNAN OKTAR: Benim delikanlımın bileti ucuz olsun. Öğrenciye çok çok ucuz olması lazım. Hatta mümkünse bedava olması lazım öğrenciye. Pasosunu gösterecek, bitti. Otobüse binecek. Öğrenci hayatla boğuşamaz. Yani dersleri ile ilgilenmesi lazım. Okulu bitirdikten sonra tamam ne istiyorsan iste. İşe girdikten sonra.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Michael Rubin 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü öncesinde bir yazı kaleme aldı. Türkiye’nin demokratik seslerinin ve geleceğinin cezaevinde olduğunu yazan Rubin, durumu önemsizleştirerek hata yapan John Bass’in Amerikan Ankara Büyükelçiliği’ndeki görevini bırakma zamanının geldiğini savundu. 

ADNAN OKTAR: Bıraksınlar dışardan gazel okumayı Allah aşkına biz ne yapacağımızı biliriz. Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meyve resimlerimiz var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlara da bir kaptırdı mı insan kurtulamıyor. Kiraz dolu geliyor ne yapacaksın hepsini bitirmek garip bir duygu. Karpuz dehşet bir şey. Kokusu falan felaket, kavun da öyle çok acımasız şeyler bunlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oyun oynayan yavru kediler vardı.

ADNAN OKTAR: Bunların bir tanesi bile çok önemli.

VTR: Merhabalar ben Rabia. Ülkemizde bu kadar çok mezun varken bu işsizlik olayına kim çözüm bulabilecek acaba?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet devrinde bunların hepsi ferahlayacak, rahatlayacak, güzelleşecek. Mehdiyet siyasi bir hareket değildir. Sevgi, sevgi, sevgi, sevgi başka yoktur Mehdiyet’te. Sırf siyasetle bir şey olmaz. Sırf teknoloji ile bir şey olmaz. Sevgi topluma ruh verir. Sevgi ile toplum adeta patlama yaşar. Mehdiyet bunu sağlayacak. O zaman her şey güzelleşecek. Tarım da olacak, ziraat de olacak, hayvancılık da olacak çok zengin olacağız inşaAllah. Savaşlar duracak. Silah yerine çamaşır makinesi, buzdolabı yapılacak veyahut diğer teknolojik aletler. Evet.

VTR: Haset etmek ne demektir?

ADNAN OKTAR: Kıskançlık yani birisine gelen bir nimetin yok olmasını istemek. Halbuki gıpta güzel. Gıpta nasıl olur? “Ya Rabbim bana da o nimetten ver” dersin bu güzel ama haset korkunç bir şey. Yani tamamen yok olmasını istemek o nimetin. Evet.

VTR: Ülkemizde mallara niye bu kadar çok zam yapılıyor özellikle alkol ve sigara ürünlerine, ayrıca başka şeylere.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı bir kere senin sigara ile ne işin var? İçki ile ne işin var? Ben içki içtiğini zannetmiyorum. Sigara içmiyorsundur. Sigara ve içkiye zam yapılmasının nedeni caydırmak için yapıyor hükümet. Çünkü sigaradan çok fazla ölüm oluyor. Her yıl Türkiye’de. Akciğer kanserinin bir numaralı sebebi. Alkolde de çok yüksek ölüm olayları oluşuyor. Bir kere beyin kanamaları çok oluyor alkolde. Tansiyon yükselmesine bağlı alkol etkisi bir anda tansiyonu tetikliyor. Ve beyin kanaması veya aort yırtılmalarına da neden olabiliyor. Dolayısıyla hükümetin bu konudaki politikasında garip olan bir şey yok. Senin de içki, sigara içtiğini zannetmiyorum. İçki, sigarayı durdurmak için hükümet elinden geleni yapıyor. Çok güzel yapıyor. Tayyip Hocam o konuda titiz gayretli maşaAllah. Ama sen neden bundan rahatsız oldun? Niye rahatsız olmuş olabilir?

AYLİN KOCAMAN: Çok özenti bazı gençler.

ADNAN OKTAR: Kendisinin sigara içtiğini zannetmiyorum. Göster bakalım.

VTR: Ülkemizde mallara niye bu kadar çok zam yapılıyor özellikle alkol ve sigara ürünlerine, ayrıca başka şeylere.

ADNAN OKTAR: Başka şeylere diyelim yani o tamam. Ona zam yapılıyorsa hükümetten istirham ederiz. Ucuzluk olması için gayret etsinler. Tarıma ve hayvancılığa ağırlık verelim. Zibil gibi yiyecek olsun. Dolayısıyla da gıda maddelerinde pahalılık olmasın. Ama içki ve sigara konusunda, içki sigara hiç olmaması lazım. Benim yetkim olsa hiç yapmam. İmaline müsaade etmem. Zararlı olduğunu bile bile ben vatandaşa nasıl böyle bir şeyi tasfiye edeyim? Nasıl teşvik edeyim vatandaşı? Olacak iş mi? Vicdan azabı çeker insan. Haram yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran’da çoğu yaz olduğu gibi bu sene de “Kadınlar araçlarında kafasını kapatmalı mı, kapatmamalı mı?” Tartışması başladı. Araç içinin mahrem alan olduğunu savunan görüş, kadınların araç içinde başlarını açabileceklerini savunurken diğer görüşse araç içlerinin de kamusal alan olduğunu ve kadınların başlarını kapatması gerektiğini savunuyor.

ADNAN OKTAR: Zaten böyle bir hüküm yok, çok yanlış girildi bu işe ama zaten onlar da diyorlar “İran Anayasası Mehdi gelinceye kadar geçerlidir. Mehdi’den sonra İran Anayasası Mehdi’nin dediği gibi şekillenir” diyorlar. İnşaAllah Allah Mehdimizi çıkartsın da beni de sizleri de Mehdi (as)’ye talebe etsin inşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Güzel evler ve mekanlar.

ADNAN OKTAR: Bunları ustalar yapıyor zannediyor insanlar, halbuki doğrudan Allah yaratıyor. Bu yapan güç bunun benzeri yapacağım diyor. “Aa nasıl olur? diyor. Gösteriyor işte sen beyninde görüyorsun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşına masaj yapan bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bak deliliğe bak. Bir şeye birden kafası takılıyor. Hareketleri hep sürpriz.

Evet dinliyorum.

VTR: Hızır (as) normal insanlara da görünür mü, yardım eder mi?

ADNAN OKTAR: Halkın arasında oluyor tabii ama ufak tefek işlerle uğraşmaz Hızır (as). Yani açıkça söyleyeyim devlet kurmak, devlet yıkmak en ağırlıklı konusu odur Hızır (as)’ın. Devlet kurmak ve devlet yıkmak. Kuran’da zaten Hızır (as) kıssasının başında bu vurgulanır. “Bir ülkeyi yıkıma uğratacağımız vakit” diyor “bir toplantı yapılır” diyor Allah ayette. “Oranın ileri gelenlere emrederiz orada fesat çıkarırlar” diyor. Özel olarak fesat çıkarıyorlar. “Sonra yıkım emrimiz gelir yıkarız” diyor Allah. Yani nerelerde nasıl oldu şimdi detaylandırmayım da. Mesela Türkiye’de Hızır (as) bu konuya hiç yaklaşmaz. Mesela devlet yıkmayı asla kabul etmez. İngiliz derin devleti yıkmak istedi ama Hızır (as) kabul etmedi. O zaman yıkamazlar, yıkamıyorlar. Eğer Hızır (as) kabul etmiş olsaydı, Allah vermesin biterdi. Hızır (as)’ın kabul etmemesinin nedeni de Mehdiyet’tir. Tek sebebi bu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Milli Gazete Yazarı Fatma Tuncer yazısında sevgiden bahsetti Adnan Bey. “Sevginizi ihtiyaç sahibi kişilere vermekten kaçınmayın. Zira siz verdikçe sevginiz artacaktır. Kırdığınız kalpleri onarmadan güne başlamayın. Zira insanın kalp evinde Allah’ın sevgisi vardır” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzle konuşmuş hanım kardeşimiz. Allah ağzına, diline sağlık sıhhat versin. Nurlu bir bacımız. Tebrik ediyorum çok güzel olmuş.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yaprak görümünde kamuflaj örneği. Farklı renklerde böcekler.

ADNAN OKTAR: Şimdi elinde nasıl gezdiriyor onları? İyi güzel de elde biraz zor.

Evet izleyici sorularını devam ettirelim.

VTR: Merhaba Nurçin ben. Erkekler neden kendi kusurlarını görmeyip kadınların kusurlarını görüyorlar?

ADNAN OKTAR: Sen çok tatlı bir varlıksın sen. Doğru söylüyorsun. İnsanların geneli öyledir. Kendi kusurlarını pek görmek istemezler. Büyüklük ve azamet insanların ruhunda vardır. Bu mucizedir. Onca aczine rağmen her insan kendinin çok akıllı olduğunu düşünür. Hatta derler insan kendini beğenmezse çatlar ölür derler. Hakikaten her insanda Allah tarafından yaratılmış mucize olarak yaratılmış bir ego vardır. Ama hanımlara karşı tabii çok şefkatli, müşfik olmak lazım. Kadınlar çok nazenin Allah’ın güzel tecellileri. Gurur varsa bile insan gururunu kırar. Enaniyet varsa bile enaniyetini kırar. Böyle bir muhteşem sanat eserinin karşısında ego olmaz. Çok çok saygılı, sevecen onun fikirlerine saygı duyan, alttan alan nezih bir üslup gerekir.

Evet dinliyorum.

VTR: Metafizik konulara ne kadar hakimsiniz?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını, sempatikliğini, çok şeker. Metafizik konulara ne kadar hakimim? Bir insanda metafizik bir bilgi olsa bunu anlatabilir mi? Anlatamaz. Öyle bir şey olmaz. Yani izinsiz hiçbir kimse öyle bir şey konuşamaz. Yani ağızı dili yanar. Öyle bir şey yapamazlar. Ama bildiği kadarıyla izin olduğu kadarını insanlara zahir ilmini anlatırlar. Ama sen Hızır (as) ile karşılaşsan dese ki Hızır (as) “sakın bunu söyleme” bitti. Hayır ben söyleyeceğim nasıl dersin? Olacak iş değil. Değil mi? Veyahut sana bir bilgi verilse rüyanda aynısı ile çıksa ama bunu söyleme deseler söylemezsin tabii ki. Böyle çok vaka vardır. Binlerce, on binlerce vaka vardır belki. Peygamberimiz (sav) de izinli olduğu konuları söylemiştir. İzinli olmadığı konuları söylemez. Her şey söylenir diye bir şey yok. Yani ne bileyim örnek olarak verecek olursa Hazreti Hureyre’ye diyor ki Peygamberimiz (sav) “Sana ben bir ilim vereceğim ama sende kalacak” diyor. Ebu Hureyre diyor ki “Ben zahir ilmini size anlattım. Peygamberden ne duyduysam hepsini anlattım” diyor. “Ama bana bir ilim dolu kap daha verdi” diyor. “Gizli bir ilim, kimseye söyleme dedi” diyor. “Eğer bunu söylersem bu kafa gider” diyor. “Beni öldürürsünüz” diyor. “Bunu söyleyemem” diyor. Batın ilmine ait bilgiler. Hakikaten yanlış anlar adam. Yani doğru ama yanlış anlar. Yani yanlış yorumlar. Gizli kalması gerekir. Mesela kutsal sandığın yeri söyleniyor farz edelim. Söylenir, sen onu gidip bütün dünyaya faş edemezsin. Tabii ki gizli tutacaksın, o ne cesaret yani. Haşa o Allah’a karşı bir hareket olur. Yapamazsın öyle bir şey. Kendim için demiyorum. Genel mantık açısından ben bunu anlatıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Bizi çıldırtmak mı istiyorlar? Bilmiyorum ki.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Bey programda yaptığı esprileri nereden buluyor çok merak ediyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: Ben bir şeyi önceden hazırlarsam konuşma gücüme zarar veriyor o. Yani bir şeyi, mesela soruların hiçbirini ben bilmiyorum sürpriz aniden karşılaşıyorum. Önceden bir bilgim olduğunda doğal ve akıcı konuşamam o kadar. Benim irticalen konuşmam için ani olması lazım bir şeyin. Espri olması için de yoksa hazırlanmış bir espri beni sıkar. Çok sırıtır o beni rahatsız eder yapamam. O anda aklıma gelirse ki o anda aklıma geliyor. Onu usturubuyla söylüyorum.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir insan ruhu nasıl zenginleştirebilir?

ADNAN OKTAR: Bak benim kardeşimi görseler ya derler adam köylü falan diyecektir. Görüyor musun evliya ruhlu insanı? Ne kadar güzel arif bir insan. Tertemiz Anadolu’nun nurlu bir çehresi. Gayret güzel bir soru, gayret güzel bir ruh. Bir insan ruhunu nasıl zenginleştirir? İman ile. Allah korkusu ile Allah sevgisi ile Kuran’la, derin düşünerek, samimi olarak zenginleştirir. Evet.

VTR: Mehdi (as) döneminde daha önce Kuran’da görmediğimiz sırlar çıkacak mı?

ADNAN OKTAR: Evet, Mehdi (as) döneminin özelliği o zaten. Çok çarpıcı olaylar olacak. Çok şaşırtıcı. Yani zaten kutsal sandığın bulunması, dört bin yıllık sandık. Bilimsel olarak da tespit edilebilir. İçinde gömlek var. Asadan parça var ve Hz. Musa (as)’ya gelen tabletlerden birisi var. Tabletin orijinali. Manna altın kutunun içinde saklanmış. Bozulmuyor, mucize. Kardeşim dört bin yıl manna nasıl durur? Duruyor. Gerçek manna yani yenebilir vaziyette. Hz. Musa (as) “saklayın” diyor. “İlerde açılacak şekilde hazırlayın” diyor. Kime hazırlıyor? Çok sevdiği Moşiyah’a. Duruyor duruyor Allah’a söylüyor “Ya Rabbi beni Moşiyah yap.” Allah “hayır” diyor. Yine duruyor duruyor yine söylüyor “Ya Rabbi beni Moşiyah yap.” “O ahir zamanda gelecek” diyor. “Sen Moşiyah olmayacaksın” diyor. “O zaman bana kendini göster” diyor Allah’a. Yani bir türlü o çocuksu tatlılığı durmuyor. Allah da artık onu biraz susturmak için. “Daha tecelli edeceğim şimdi dayanabilirsen o zaman Ben sana görüneceğim” diyor. “Tecelli edeceğim” diyor. Dağa bakıyor dağa esaslı yıldırım gibi bir şey vuruyor. Dağ parçalanıyor yani. Dağ, taş ortalık birbirine giriyor. Bayılıyor tabii o da onu görünce. Kalkıyor “Ya Rabbi ben iman ettim. Hiçbir konu da yok” diyor. Özetle bir daha ben böyle bir şey açmayacağıma getiriyor. Çünkü durmuyor sürekli bu çok şey konuşması çocuksu bir tatlılıkta. Allah’a da nazı geçiyor. Böyle naz ehli peygamberler vardır. Duruyor duruyor bir şey diyor. Mesela diyor ki “Git tebliğ yapacaksın” diyor. “Gitmeyeyim ben” diyor. Bak “Ben seni görüyorum” diyor Allah. “Şu an görüyorum duyuyorum da” diyor. “Ona da hakim olan Benim, Firavun’u da konuşturan Benim, seni de konuşturan benim. Bana güven git” diyor. “Gideyim ama kardeşim de yanımda olsun” diyor. Çok ısrar edince Allah “tamam” diyor “kardeşin de senin ile gitsin” diyor. Öyle tatlı bir insan yani. Mesela o yılandan korkacağını biliyor Allah kasten yapıyor. Asası için “Bu nedir” diyor? Asaya verdiği cevap da çocuksuluğunu gösteriyor. Çocuksu tatlılığını. Allah bilmez mi asanın ne olduğunu? Uzun uzun anlatıyor detaylar veriyor. Bütün konuşmaları Tevrat’ta da öyle konuşmaları. “Peki bu niye böyle?” diyor aynı çocuk tatlılığı yani. Ben seçeyim de getireyim siz de göreceksiniz hayret edecek bir üslubu var. Kuran’daki üslup ile aynı Tevrat’taki üslup birbiri ile tam uyum halinde. Ama Allah çok seviyor onu Hz. Musa (as)’yı. 120 yaşına kadar da ömür verdi. Ama Allah’a bağlılığı müthiş. Akıl almaz hırslı. Mesela bütün cemaati imansız kardeşi dışında. Hiç yılmıyor. Asla böyle hiç fütur vermiyor. Bin bir türlü dedikodu yapıyorlar. Bin bir türlü söz ediyorlar. Hiçbirinden etkilenmiyor.

On emrin yazılı olduğu levha var o çıkacak. On emir taş üstünde, sandığın içinde. Çok hayati bir şey bu. Yer yerinden oynar yani. Çok büyük olay olur. O manna var. Gerçek manna, çünkü mannanın ne olduğu bilinmiyor şu ana kadar. Oradan bakıp anlayacaklar mannanın ne olduğunu. Çünkü manna şimdi yapılıyor ama altından yapıyorlar. O manna o manna mıdır bilinmiyor. Gerçek mannayı görecek insanlar. Ne olduğunu görecekler. Başka parçalar da var. Söylenmeyen de var. Dolu sandığın içi.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan ordusuna ait derginin kapağında kolunda Öcalan’ın arması olan bir PYD’linin fotoğrafı kullanıldı. Amerika SDG ismine geçiş yapılmasından itibaren PKK’ya yardımlarını hızlandırdı. Amerikan yönetimi askeri yardımlarını PKK’ya değil SDG’ye yaptı söylüyor ama bu şekilde Türkiye’nin tepkilerini önlemeye çalışıyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Türkiye’ye hiçbir şey yapamazlar söyleyeyim. Türkiye metafizik koruma altında Allah tarafından. Alayı gelsin hiçbir şey yapamazlar. Bak hatta daha da acayibini söyleyeyim. Hükümet hiçbir şey yapmasın, hiçbir tedbir almasın yine bir şey yapamazlar. Deneyin isterseniz hiçbir şey olmaz.  Boş yere uğraşıyor deccaliyet. Fethullah Gülen ile falan kendince hazırlık yatılar. Hiçbir halt edemezler. Hiçbir şey yapamazlar. Gelsin denesinler isterse. Hiç mümkün değil. Evet.

VTR: Namaz kıldığımızda neden huzura ereriz?

ADNAN OKTAR: Bak yakışıklıya bak sen. Niye huzura ereriz çünkü Allah’ın dediğini yapmış oluyoruz. Allah’a sevgi gösteriyoruz. Allah’a saygı gösteriyoruz. Allah’a kulluğumuzu gösteriyoruz. Ve başka sırları da var tabii. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevgi dolu husky cinsi bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Bir de gülüyorlar. Abartılı bir sevgi olunca. Bir de ayı gibiler maşaAllah. Ama sahipleri çok güzel bakıyor. Bu hayvanlara güzel bakmaları onlara sevgimi çok artırıyor. Çok çok güzel bakıyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Esra Çelik. İnsanlar neden bu kadar çok evlilik meraklısı? Kızlar neden sürekli evlenmek için çabalıyorlar ve en büyük hayalleri ev kadını olmak?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi nurlu kuzum benim. Çok güzelsin sen maşaAllah. Kız çocuklarının geleceğini tek kurtuluş olarak evlilik olarak lanse ediyorlar. Kızım diyor baban ölür diyor. Annen de ölür sen varsın diyor biricik kızımız. Evlenmezsen sürünerek ölürsün diyor. Ee? Git bir adam bul evlen işte seni korusun ömür boyu diyor. Konu bu. Çocuğu dehşete düşürüyorlar. Bir kere buna tabii devlet olarak imkan vermemek lazım. Bu korkuyu çocuklara yaşatmamak lazım kız çocuklarına. Yani mutlaka bir sosyal güvence altında olmaları lazım. Okullarda öncelik tanınması gerekiyor kız çocuklarına. İşlerde öncelik tanınması gerekiyor. Ve toplumun her kesiminin kadınları koruması gerekir. Böyle dehşet verici bir teklif olmaz. Yani evlenmezsen mahvolursun. Sosyal sigortalar kurumu gibi. Adam da ne yapıyor? Evleniyor üç ay sonra boşuyor çocuğu atıyor. Dövüyor, ağzını burnunu kırıyor. Ömür boyu eziyet ediyor. Benim canım mesela yetmiş sene yaşayacaksa otuz sene yaşıyor çocuk. Mahvoluyor insanlıktan çıkıyor. Böyle dehşet verici bir sona genç kızları teşvik ediyorlar. Adamlar da bildiği için o kozu, paranı ben veriyorum ulan diyor. Yemeğini ben veriyorum, üstünü başını ben veriyorum diyor. Akıl almaz eziyet ediyor. Genellikle çocukların doğurmasını bekliyorlar. Doğum anını, doğurduktan sonra çocuğu alıyor. Ondan sonra o genç kızı boşuyor çocukcağızı. Tabii o doğumdan da vücudu deforme olmuş oluyor. Çok dezavantajlı bir konumdayken onu dışarıya bırakıyor. Ne yaparsan yap diyor şimdi. Bütün toplum kesimlerinin genç kızlara sahip çıkması lazım. Her kesim. Evet.

VTR: İnsanlar televizyon neden izler?

ADNAN OKTAR: Hepsi bunların çok güzel. Çocuklar nasıl oluyor bu? MaşaAllah. Hepsi birbirinden güzel. Hepsi tatlı ve nurlu, temizler maşaAllah. Televizyon güzel bir şey varsa dinlenilir. Yoksa çok sıkıcı oluyor televizyon. Yani ben varsam izlenir. Yahut bir komedi filmi falan varsa olabilir. Ama defalarca olmaz da ara ara olabilir. Yahut bilimsel bir program. Yahut ilginç bir şey falan.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki insanların mutlu olması için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin yakışıklılığını. O da bak bütün İstanbul halkını düşüyor. Çok güzel. İstanbul hem çok güzel hem de çok korkunç bir şehirdir. Her türlü belanın, pisliğin, rezilliğin de olduğu bir yerdir. Her türlü evliyanın, her türlü yüksek soylu insanın, alimlerin, mürşitlerin, görünmeyen güzel varlıkların olduğu bir şehirdir. Onun için burayı Allah bir imtihan şehri olarak yaratmıştır.  Özel dizayn edilmiştir. Kötüler olmasa Mehdi (as) görev yapamaz İstanbul’da. Sadece iyiler olsa Mehdiyet’in görevi olmaz. Özel olarak İstanbul’da kötüler yaratılmıştır. Özel olarak iyiler de yaratılmıştır İstanbul’da. İyiler ile kötüler hep mücadele edecekler. Hizb-ul Galibin diyor Allah. Yani Allah hizbi galip olandır. Hizb-ul Galibin, Allah hizbi galip gelecek inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kuş ve bilgisayar.

ADNAN OKTAR: Ne yapıyor o? Bilgisayar iptal oldu Allahualem. Artık hurda fiyatına satılacak herhalde.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Hafize. İstanbul’daki insanlar işlerine nasıl yetişiyorlar bu trafikte?

ADNAN OKTAR: Canımın içi haklısın özellikle sabah saatlerinde facia. Akşam da bir facia. Ben mesela çarşıya falan gideceğim vakit akşam vakitleri asla hiç yapmıyorum. Sabahları da felç. Yani özel saatler var yoğunluk. Herkesin de en çok çile çektiği saatler. Yeraltı, yeraltı. Yeraltını böyle örümcek ağı gibi doldurmak lazım.

Bülent göster bakalım ne göstereceksin.

BÜLENT SEZGİN: Dans eden Japon bebekler var.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bunlar gerçek mi? Mükemmel. Evet dinliyorum.

VTR: Benim sorum insanlar neden bu kadar mutsuz? Neden bu kadar dertli? İnsanların en çok mustarip olduğu konu insan ilişkileri, insanlar neden bu kadar nankör, vefasız?

ADNAN OKTAR: Ay benim canımın içi. Ay benim güzel yüzlüm haklısın. Çünkü Darwinist, materyalist eğitim ile mahvettiler insanları. İman hakikatleri anlatılmadı. Kuran mucizeleri anlatılmadı. İman derinliğini sağlayacak imkan verilmedi insanlara. Ahir zamandayız ama bundan sonra Allah’ın izni ile rahatlayacak. Güzelleşecek. Her şey hayırlı güzel bir çizgiye gelecek. Bu şikayetler zaten güzelleşme alametleri. Bak herkes güzelliğin ve sevginin peşinde. Dostluğun peşinde. Arkadaşlığın peşinde. Herkes yangın olunca herkes düzeltmek istiyor demektir. Düzeltme kararı alınması demek ne demek? Olacak demektir. Evet.

VTR: Türk boy ortalaması Avrupa’ya göre neden kısa?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de magnezyum, kalsiyum, fosfor yiyeceklerle tam alınmıyor. Bir de D vitamini çok eksik alınıyor. Yoksa bizim genetik yapımız çok iri ve güçlüdür. Osmanlı dönemi resimlerine bakıyoruz. Felaket iriler. Çok yapılılar. Bir doksan beş, iki metre çok yapılılar. Çok adaleliler. Kemik yapıları çok gelişmiş. Ama o zaman bir oturuşta bir kuzu yiyorlar. Efendim tereyağına yirmi yumurta kırıyor. Su yerine ayran içiyor. Öyle besleniyorlar. Ama şu dönemde çikibum bilmem ne falan. Hazır gofretler mofretler. Onunla besleniyor çocuklar. Tabii kemik gelişimleri, kas gelişimleri olmuyor. Daha çok şeker alarak besleniyorlar. Şeker de vücutta tahribat yapıyor tabii.

VTR: Miraç Kotil. Üniversite okudum yalnız atanamıyoruz sadece ben değil bütün arkadaşlarım böyle. Bu sorunun çözülmesi gerekiyor diye düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Kardeşim hayvancılık ve ziraat. Türkiye’nin eğileceği yol budur. Yani binlerce iş kolu çıkar bundan. Hayvancılık ve ziraattan. Sebze, meyve hayvan yetiştirmek. Yününü çıkarırsın yününden tekstil sanayi çıkar, acayip olaylar olur. Ucu bucağı olmaz. Mesela ceviz. Ceviz yetiştiriyorsun cevizin kabuğu bile sanayide kullanılıyor. Her şey, her şey. Evet.

VTR: Vesvese nedir?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, Güneydoğulu herhalde. Vesvese nedir diyor. Vesvese insanın aklına gelen, istemsiz aklına gelen olumsuz bilgiler. Olumsuz şüpheye dayalı düşünceler. Zayıf insanlarda, romantizmin pençesine düşmüş insanlarda bu belaya dönüşür. Şahsa nefes aldırmaz. Beyni başına bela olur adeta. Ve onu çökertir. Maddi manevi çökertir. Vücudunu da bozar, aklını da bozar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Sevimli olmayan kedi mi oluyor? Zaten hepsi sevimli.

Bizim milletimiz çok güzel insanlar, hep aklı başındalar. Bu çok manidar. Çok vicdanlı hepsi böyle mükemmel bir ahlaka sahipler. Hep güzellik hep sevgi. Hep hayır, huzur arıyorlar yani. İnsanların hayrının peşindeler.

Evet bir soru daha alalım sonra şu kıyafet meselesi, İslam’da başörtüsü olmaması konusunu o filmi bir izleyelim.

VTR: Derslerde çok sıkılıyoruz. Daha eğlenceli geçmesi için ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunların hepsi çok yakışıklı. Bu nedir bu gençler maşaAllah. Derslerde sıkılıyor tabii çocuklar. Daracık binanın içine sokuyorsun. Otuz, kırk kişiyi, elli kişiyi sağa sola da dönemiyor çocuklar tahta sıralarda. Önünde de hoca çok ürküntü verici bir görünüm. Geniş mekanlarda, çadır bile olabilir geniş mekan olsun yeter ki. Arkadaşça ve dostça film göstererek pratik eğitimin üstünde durarak, genel kültürün önemini vurgulayarak ama sevginin yoğun olduğu bir ortamda eğitim olması lazım. Ve sürekli de çocukların oturması olmaz. Sık sık kalkmaları, mesela hareketli bir ortam meydana getirmek. Hatta birden bir disco müziği başlar dersin içinde. Hepsi kalkar orada disco dansı yaptırırsın eğlenirler. Çok canlı bir ortam olur. Sonra oturur yine derse devam edebilirler.

Şimdi muhabbet bitmez. O başörtüsü konusuna bir girelim, o filmi seyredelim.

BÜLENT SEZGİN: Videomuzla devam ediyoruz inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü