Harun Yahya

Sohbetler (19 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, sohbetin hoşu, bırak sen boşu, bu güzel bir koşu, olmasın meyvenin mayhoşu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kabinenin yeni Kadın Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun önceki yıllarda paylaştığı twitler basına yansıyınca Sarıeroğlu Twitter hesabını kapamak zorunda kaldı.

ADNAN OKTAR: Eskiden öyle düşünüyor olabilir vazgeçmiştir, bu insana öyle yaklaşmak yahut hanımefendiye diyelim öyle yaklaşmak doğru olmayabilir. Olabilir gençlik, gençken öyle düşünmüş olabilir ama kafası zihniyeti değişmiştir. Sürgit bir insan ömür boyu öyle kalacak diye bir şey yok. Fikri değişmişse mesele yok. Bu güzel hanımı rencide etmek bence doğru değil, üzmemek lazım. Görevinde başarılı olması yeterli olur. Zaten gözümüzün önünde anormal bir tavrı yok, anormal yanlış olan bir tavrı yok. Bir de hesap onun mu acaba uydurma hesap da olabilir, değil mi? Onun adına uydurulmuş bir şey de olabilir. Velev ki yazmış olsa da fark etmez aslan gibi delikanlı kız. Görevini başarıyla yapsın. İyi, kabinede kadın bakan bulunması çok iyi. Onu yıldırmak için özellikle yapmış olabilirler, moralini bozmak için yapıyor olabilirler. Hiç önemli görmesin.

Bu hanımın hesabını satın almışlar, bu hanımefendi göndermemiş bu yazıları. Satın alan kişinin yazılarıymış. Hayır fark etmez, kendi de yazsa fark etmez. Olabilir geçmişte hata yapabilir. Ama zaten kendi de yazmamış. Tekrar ediyorum bak yazmış olsa da fark etmez. Önce öyle düşünüyordur sonra vazgeçmiştir. Başarılı, güzel, aklı başında, dinamik bir hanım. Hükümette bu tarz modern, bakımlı genç bakanların bulunması AK Parti için çok çok güzel bir stil, çok kaliteli bir yöntem, çok isabetli bir yöntem. Sayılarının artmasında fayda var. İki, üç bakan daha olursa genç böyle güzel gösterişli bakan AK Parti’ye yapılan saldırılara çok ciddi bir darbe olur bu. Saldırıları durduracak bir darbe olur. Hanımefendiyi hiç üzmesinler rencide etmesinler. Allah yeni görevinde onu başarılı kılsın, yolunu açsın, hidayetle sarsın Cenab-ı Allah. Fenaların şerrinden onu korusun, kalbine ferahlık versin, kalbine güç versin, bedenine kuvvet versin, hayırlara vesile olsun nur içerisinde ilerlesin. Allah nurdan ayırmasın, hidayetten ayırmasın.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Ülkemizde sanat neden bu kadar kötü bir yerde ve eğitim sistemimiz neden bu kadar kötü? Bunu gerçekten çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, o dediğin doğru. Gece-gündüz biz de onu anlatıyoruz. Tayyip Hocam’ın da herhalde biraz imkanları kısıtlı. O şimdi devleti kurtarmak, milleti kurtarmanın peşinde. O yüzden sanata, kaliteye vakit ayıracak bir hali olmuyor benim gördüğüm. Ama illaki kafasında illaki düşünüyor. İnşaAllah hayırla neticelendireceğiz, hayırlar olacak, güzellik olacak. Tayyip Hocam’ın Kültür Sanat Bakanlığı’nı kaliteyi de ekleyerek bakanlığı genişleteceğini düşünüyorum. Kalite ve sanat bakanlığı yahut kültür kalite bakanlığı olabilir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bilinen en büyük arama motorunun haber sitesinin güvenilir kaynaklarından La Cronica De Chihuahua, burada yayınlanan makalede İngiliz derin devleti hakkındaki görüşlerinize yer verildi. Makalenin, İngiltere’nin derin devleti bölümünde İngiltere’nin İngiliz Doğu Hindistan Şirketi vasıtasıyla Hindistan, Endonezya, Malezya’nın sömürgeleştirilmesinde, Çin’in uyuşturucuyla tanıştırılmasında, Osmanlı’nın yıkılışı, Anadolu ve günümüz Türkiye’sinin parçalanmaya çalışılmasında nasıl bir rol oynadığından ve Churchill’in Ortadoğu planından bahsediliyor. Ve şöyle deniyor: “Türk analist Harun Yahya İran, Mısır, Suriye ve Irak’ta meydana gelen darbelerin ardında da İngilizlerin olduğunu ifade ediyor. Ayrıca İngiltere’nin liderliğini yaptığı Amerika, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan ortak istihbarat ağı Beş Göz başlıklı makalenizden de bahsediliyor. Ve onlarca ülkeyi işgal eden İngiliz derin devletinin 300 yıldır insanlık tarihini kana buladığını belirttiğiniz ifade ediliyor.

Makaleleriniz hakkında bilgiler var Adnan Bey. Uluslararası basında yakından takip edilen ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip Rusya’nın en köklü internet gazetelerinden Pravda’da, “Kıbrıs’taki İngiliz üslerinde neler oluyor?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, İngiltere’nin terörizmle mücadele adına gizlice herkesi dinlediği, elde ettiği bilgileri Amerika’yla paylaştığı, ancak beklendiği gibi bunun Amerika’nın çıkarlarından çok İngiltere’ye yaradığını anlatıyorsunuz. Ve genel olarak istihbarat adına yapılan bu tip faaliyetlerin insanların haklarını, özgürlüklerini ihlal etmeyecek şekilde çatışmalar için değil huzur ve güvenliğin sağlanması adına kullanılması gerektiğini vurguluyorsunuz.

Ortadoğu’nun en büyük üçüncü haber sitesi olan The Peninsula Katar’da yazılarınız yayınlanmaya başladı. Sitede Başbakanımız Binali Yıldırım gibi önemli siyasi ve yazarların köşe yazıları yayınlanıyor. Sizin ilk olarak “Körfezin yıkımında kazananlar ve kaybedenler” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, körfez ülkelerinden biri üzerinde oynanan oyunun tüm körfez ülkelerinin yıkımına sebep olacağını anlatıyorsunuz. Ortadoğu’nun en güçlü Müslüman ülkeleri parçalamaya yönelik faaliyetlerin görülmesi ve Müslümanların bir an önce birleşmeleri gerektiğini belirtiyorsunuz.

Merkezi Londra’da bulunan Arapça günlük gazete El-Kudüs El-Arabi’de “Haç ile hilali karşı karşıya getirmek neden yanlış?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda samimi Hristiyanlar ve Müslümanların aralarındaki sevgi ve dostluk bağlarını güçlendirmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz. Aralarını açmaya ve onları birbirlerine kırdırmaya yönelik tuzakların da bu şekilde bozulması gerektiğini belirtiyorsunuz.

Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaleti’nde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’de “İslam ve radikalizm: Bütünüyle zıt kavramlar” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden El Rayah’da “Türkiye; müfredat ve evrim” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, eğer gençlere yönlendirilmeden, aldatılmadan sadece bilimsel delillere dayanarak analiz yapabilecekleri imkan sunulursa daha sağlıklı ve bilimsel düşünen bir Türkiye ortaya çıkacağını belirtiyorsunuz. Evrimin bir genel kültür olarak okutulmaya devam edilmesi fakat bunun yanında öğrencilere bilimsel delillerin de gösterildiği yeni derslerin ilave edilmesi gerektiğini belirtiyorsunuz.

İngilizce Gulf Daily News Gazetesi’nin kardeş yayını olarak bilinen Arapça yayınlanan Akhbar Al-Khaleej Gazetesi’nde ise “Türkiye-ABD ilişkileri ve YPG sorunu” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Obama döneminden beri devam eden YPG’nin silahlandırılması konusunda dostumuz ve müttefikimiz olan Amerika’nın strateji değiştirmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Terörün ana kaynağı olan diyalektik zihniyetin bilimsel delillerle anlatılmasıyla hem YPG’nin hem de tüm komünist terör örgütlerinin uğruna savaştıkları sahte inançların yok olacağını, dolayısıyla terörün de sonunun geleceğini belirtiyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Hepsi birbirinden güzel haberler, hepsi hayırlı haberler. Hepsini Allah yaratıyor.

Bazı kardeşlerimiz Türkiye’deki fevkaladeliğin, dünyadaki fevkaladeliğin farkında değiller. İngiliz derin devletini daha yeni yeni anlıyorlar. Bakın, İngiliz derin devletine meydan okuyan dünyada bir tane lider var açık aleni lider; Tayyip Hoca. Onun için bizim değil İslam aleminin de Türklük aleminin de Tayyip Hocam’ı desteklemesi hepsinin kurtuluşu için bir yol. Süper tehlikeli aksi. Bakın bütün Türki devletlere müdahale etmiş durumdalar. Bütün Arap devletlerine müdahale etmiş durumdalar. İran’a nefes aldırmıyorlar, Rusya’ya nefes aldırmıyorlar. Suudi Arabistan’ın gelirini üçte bire düşürdü İngiliz derin devleti üçte bir, çökertme amaçlı. Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Katar’ın, Kuveyt’in gelirini üçte bire düşürdüler. Birbirine de düşürmeye çalışıyorlar. Tayyip Hocam bunun farkında. Bir de içeriden de çok fazla hain var. Onları dengeleyerek ilerliyor. Anlamıyor diyor ki “şu niye böyle bu niye böyle, niye birden şunların üstüne gitmiyorsun, bunların üstüne gitmiyorsun?” Bir denge ve bir akıl siyaseti var, bir devlet aklı var. Onun için şu an akılcı hareket ediyor. Doğru gidiyor güzel gidiyor. Dediğim doğru. Yok sahte darbe yok çakma darbe, bırak, gerçek bir darbe var. Büyük bir darbe tehlikesi var idi doğru olay. Darbe gerçek darbeydi. Ben onu şimdi kitap olarak da hazırlıyorum. Büyük beladan döndük bir mucize oldu. Fethullah Gülen de hiç utanma hissi olmadan “bizimle alakası yok” diyor “laik” bilmem ne “güçler yaptı” diyor. Söylerken bile adam yüzünde açık açık hissettiriyor. Laikle maikle ne alakası var? Adamların ne zoru darbe yapsınlar? İngiliz derin devletinin talimatıyla senin adamların, hayır ordu içinde olabilir sahtekarlar da çıkar, manyak da çıkar ama ana güç olarak sizi kullandılar. Dürüst ol oyun oynamayı bırak. Beceremediniz Allah belanızı verdi konu bundan ibaret. Ben emin olmasam söylemem, ben araştırmacı bir insanım biliyorsunuz. Ivığını cıvığını her şeyini araştırırım olay doğru. Onun için şahsına destek çok çok çok faydalı olur. AK Partili olun falan demiyorum kimseye.

“Ulusalcı kesim” diyor. Ulusalcı kesim bir kere milliyetçi adamlar. Adam niye böyle belanın içine girsin? Devletin başı var, müesses nizamı niye yıkmaya, devleti niye yıkmaya kalksın? Niye İngiliz işgali için kapı açsın? Niye Güneydoğu’yu vermeye kalksın? Ulusalcı diyorsun, ulusalcı Güneydoğu’yu verir mi? Ulusalcı İstanbul’u ayırır mı? İzmir’i ayırır mı, Antalya’yı ayırır mı? Yalan söyleme koskoca adamsın. Oyun büyük. Tayyip Hoca da bayağı şuurlu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var Adnan Bey.

VTR: Adnan Bey’e şöyle bir sorum olabilir. Oynama tarzı değişik bir tarz. Ben beğeniyorum gerçi oynama tarzını. Bu oynama tarzı nereden geliyor? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yürekten yürekten. Oynamayı hatalı yapıyorlar bir usule bağlı düşünüyorlar. Öyle değil de o anda içinden gelen müziğe uygun zevk aldığın stil neyse oynama odur. Öbür türlü çok mat, zevksiz ve ruhsuz olur. Mesela aynı kıyafetleri giydiriyorlar herkese. 1-2-3-4, 1-2-3-4 öğretiyorlar mekanik matematiksel bir oyun. Böyle oyun olmaz aşkla olur.

Dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden yalnız kalmayı tercih eder?

ADNAN OKTAR: Sıkıldığı için, dostu kalmadığı için, arkadaşı kalmadığı için. Gerçek samimi seveni olmadığını düşündüğü için yalnız kalmak ister. Çok korkunç bir şey. Halbuki Allah’ı severse, Allah’a iman ederse Allah ona seveceği insanlar yaratır. Tabii insanların çoğu bozuktur, Kuran ayeti öyle söylüyor. “İnsanların çoğu iman etmez, iman edenlerin çoğu da şirk koşmadan iman etmezler” diyor. İnsanlar zalim ve cahil oluyorlar, nankör oluyorlar. Ama İslam’a, Kuran’a göre eğitildiklerinde güzel insan oluyorlar, nezih insan oluyorlar. Mesela benim arkadaş çevrem öyle, çok kibar, temiz, namuslu, nurlu, naif insanlar.

Yalnızlık Allah’a mahsustur. Yalnızlığı istiyorsa bir insan ruhen rahatsızdır yani rahatsız olmuştur, bunalmıştır sıkılmıştır. Onun yapacağı en güzel şey Allah’a dönmektir, Allah’ı zikretmektir. Kuran’ı yaşamak için coşkuyla Kuran’a sarılmaktır. O zaman kalbi ferahlar açılır. Allah ona dostlar da meydana getirir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kıyamette Müslümanlara ne olacak?

ADNAN OKTAR: Kıyamete yakın Müslüman kalmayacak. Kıyametten bir süre önce zayıf da olsa imanı olanlara Peygamberimiz (sav)’in hadisinde belirtildiği gibi “güzel kokulu bir rüzgar” yani bir koku hissedecek güzel bir koku, gül kokusu gibi hafif bir koku hissedecek, o kokuyu hissettiğinde ölmüş olacak haberi bile olmayacak. Sessizce canı alınacak Allah onu söylüyor. Kıyameti sadece küfür görüyor. Cennet ehli müminlerse bir televizyon gibi ekrandan seyrediyorlar. Sürur, sevinç ve Allah’ı tekbir ederek, takdir ederek, tenzih ederek bir ekrandan seyredecekler, bir görüntü halinde seyredecekler.

VTR: Viyanalılar neden bu kadar kibirli? Bazen. Bazıları.

ADNAN OKTAR: Ne güzel bunun farkında olmaları. Demek ki cennet huyundalar, cennet ahlakındalar sevgi dolu insanlar ki. Çünkü kibir ve enaniyetten, gururdan kim rahatsız olur? Müminler rahatsız olur. Kalbinde iman nuru olan rahatsız olur. Yoksa kibir ve enaniyetten küfür ehli rahatsız olmaz. Çok güzel ne mutlu ona, kalbine bir inşirah ferahlık gelmiş ki rahatsız olmuş. Rahatsız olması demek düzelme olacak demektir. Bir şeyden bir insan rahatsız oldu mu o düzelecek anlamına gelir. Düzelmenin ilk alametidir o. Ona ait işarettir o. Evet.

VTR: Kendime şunu soruyorum, insanlar metroda neden hep kötü bakıyor?

ADNAN OKTAR: Onu rahatsız ediyorlar herhalde “kötü bakıyorlar” diyor, değil mi? Bir tanem, sen ne yapacaksın? Sokağa bak hiç muhatap olma. Öyle kirli bakışlarda hiç kaale almamak iyi olur. Dışarıya sokağa bakmak lazım yahut orayı değiştirmek lazım. Niye? Çünkü Allah’tan korkmuyor. Niye? Çünkü Allah’ı sevmiyor. Niye? Onun güzelliğini kıskanıyor haset ediyor. Çünkü rahatsız etme amacıyla olduğuna göre ona karşı bir takdir hissi yok, şefkat yok, merhamet yok, sevgi yok. Ne var? Nefret, öfke ve düşmanlık var o yüzden pis bakıyor. Allah diyor ayette “Gözlerin hain bakışını Allah bilir” (Mümin Suresi 19) diyor. “Neredeyse seni gözleriyle devirecekler” (Kalem Suresi 51) diyor. Zalimlerin bir özelliğidir bu, pis bakışlarıyla Müslümanları rahatsız etmek isterler. Hristiyanları da, Musevileri de rahatsız etmek isterler küfrün özelliğidir. En güzeli muhatap olmamaktır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Ahmet Eşref Fakıbaba oldu. Fakıbaba’nın çok değerli ve iyi bir insan olduğu biliniyor. Bir de İbrahim Tatlıses’le birlikte çekilmiş bir fotoğrafı vardı. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı.

ADNAN OKTAR: Tam alem var maşaAllah muhabbet güzel. Cümbüşler falan. Evet kalender, samimi bir insan olduğu yüzünden anlaşılıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstediğiniz herhangi bir ülkeye gidebilseydiniz hangi ülkeye giderdiniz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki gözü kapalı İtalya derim. Ama tabii önce bir Mekke-Medine, Kudüs-ü Şerif, sonra İtalya, Heraklin şehri Roma.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. İsmim Ali, 23 yaşında üniversite öğrencisiyim. Sizinle ilgili merak ettiğim şey şu, Marksizm, Leninizm ve PKK’yla bir mücadeleniz var. Ayrıca Darwinizm ile ve Darwin’in evrim teorisini çürütmeye dayalı çalışmalarınız var. Acaba bu çalışmaların meyvelerini ne zaman almayı planlıyorsunuz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Bu yakışıklının nezaketi de güzel, üslubu da güzel. 3-5 seneye alırız Allah’ın izniyle. İlk defa bir Müslüman devlet Darwinizm’in oyun olduğunu hissettirdi. “Bu oyuna gelmeyeceğiz” dedi ilk defa oluyor. Suudi Arabistan’da cayır cayır Darwinizm öğretiliyor, İran’da da öğretiliyor her yerde öğretiliyor. Tek Müslüman ülkesiyiz. “Darwinizm’in konumunu gördük, gereğini yapacağız diyen tek İslam ülkesiyiz. Tayyip Hocam’ı tebrik ediyorum. Peş peşe muhteşem ataklar yapıyor. Türkiye’de en sevilen lider konumunda, maşaAllah. Sevmeyen de desteklemesi gerekir ayrıca sevilme derdi yok Tayyip Hocam’ın “beni sevin” demiyor, “Allah’ı sevin” diyor “beni sevin ben de öyle kurtulayım” demiyor “Allah beni sevsin” diyor. Kimin sevip kimin sevmemesi onu hiç ilgilendirmez. Allah’ın sevmesi onu ilgilendirir ve ilgilendiriyor. Dolayısıyla seven Allah için o insana destek verecek. Allah için, vatan için, İslam için, bayrak için. Milli lider olduğu için, yetenekli olduğu için tam destek istiyoruz Tayyip Hocam’a bütün gençlerden.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: İyi akşamlar. Adnan Hocamız kedicikleriyle olan televizyon programını yapmaya ne zaman ve ne şekilde karar vermiş? Ben bunu merak ediyorum bunu soruyorum kendisine.

ADNAN OKTAR: Ama sen çok çok güzelsin. Çok şeker bir kızsın sen, maşaAllah. Ne zaman karar verdik? Ben beni bildim bileli kadınları ben severim, hep sevmişimdir. Yayınlarımız başladığında da hemen hanımlarla başlamıştık 5 yıl önce, kesintisiz o şekilde devam etti ve edecek, inşaAllah. Cennette de inşaAllah o şekilde olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gazeteci firari Can Dündar ve Ahmet Şık’ın, Esad tarafında savaşan Suriye’de pek çok katliamda imzası olan, Reyhanlı saldırısında 52 kişinin öldürülmesinden sorumlu terörist Mihraç Ural ile birlikte hareket ettiği ortaya çıktı. Reyhanlı katliamı ve MİT tırlarının durdurulmasının ardından Dündar ve Şık’ı defalarca telefonla arayan Ural’ın “TSK, MİT ve hükümeti suçlayan haberler yaparak kamuoyu oluşturun” talimatını verdiği anlaşıldı.

ADNAN OKTAR: Milli İstihbarat Teşkilatımız güvenli sağlam ellerde. Emniyetimiz de aslandır bizim. Hakimlerimiz, savcılarımız da çok muhterem insanlar. Hepsine dua etsinler kardeşlerimiz, onların görevi zor.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir minibüste şort giydiği için bir üniversite öğrencisi genç kıza tokat atan adama halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme, düşünce, inanç özgürlüğünü engelleme ve sarkıntılık yapmak suretiyle cinsel saldırı suçlarından 11 yıl hapis isteminde bulunuldu Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hah işte gayet güzel. Şimdi bir daha yapan olursa bir göreyim. Eline sağlık çok güzel söylemiş Allah razı olsun.

BÜLENT SEZGİN: Şahsı gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu mu o tekme atan?

BÜLENT SEZGİN: Genç kız da bu hanımefendi.

ADNAN OKTAR: Benim canımın içi hiç çekinmesin sonuna kadar yanındayız. Tük milleti olarak da sonuna kadar yanındayız. İstediği gibi giyinsin, istediği gibi dekolte de giyinsin. Göğsünü gere gere gezsin. Bu tip adamların alacağı karşılık hep böyle olacak bundan sonra. Türk milleti de tanısın bu adamı iyice. Bunun yandan resmi de olsa iyi olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençlerin özgüveni nasıl artırılır?

ADNAN OKTAR: Bir insanın çeşitli özgüvenleri olur. Bir akıl özgüveni olabilir, bir beden özgüveni olabilir, bir yakışıklılık özgüveni olabilir. Gençlerde en çok özgüven eksikliği nerede oluyor onu bilmek lazım. Akılda zannetmiyorum, herkes kendi aklını beğenir hatta derler ‘insan kendini beğenmezse çatlar ölür’ derler. Aslında sırf samimi olmakla çok iyi olabilir gençler. Yani istedikleri iyilik derecesine kavuşabilirler sırf samimi olarak. Samimiyettedir sır. Vicdanlarında Allah onlara vahyediyor. Allah’ın vahyini dinlesinler samimi olsunlar özgüvenleri tam yerine gelir.

VTR: Bazı erkekler niye sevgililerinden korkuyor?

ADNAN OKTAR: Gençlerin tamamı yakışıklı maşaAllah, yeni nesil ben çok seviniyorum. Kızlardan korkuyorlar yani. Aman Allah’ım. Hakikaten bazı kızlar çok sinirli asabi oluyorlar. Bir de bir gence kafayı taktı mı tam takıyorlar. O gencin kurtulma imkanı Allahualem pek olmuyor. Tek kurtuluş nikah masasına gidip imzayı atması. Onunla da kurtuluş değil de felaketin başlangıcı oluyor. İşte seçerek arkadaş olmaları lazım. İmanı esas almaları lazım. İmanlı mı, Allah’tan korkuyor mu, vicdanlı mı, makul bir insan mı, hırslı mı? Güzel ahlakın önemini bak her yerde görüyoruz. Hakikaten mesela dün öyle birisini gördüm alenen psikopat. Her yerinden anlaşılıyor yüzünden de anladım ilk gördüğümde psikopat olduğunu. Her yer için bela öyle kadınlar çok riskli. Mesela her şeye kafayı takan, her şeyden şüphelenen, vahşi hayvan gibi bir mahluk. Böyle olursa tabii birçok insana sorun çıkartır böyle insanlar. Ama kadınlar genellikle yumuşak başlıdır, sevecendirler. Psikopat kadın genellikle çok nadir olur. Genellikle fahişe kadınlarda oluyor bazen, mafya kadınlarında oluyor bazen. Bazen de ruh hastası olan kadınlarda oluyor. Nadir olduğu için gençler daha dikkatli olurlarsa konuşurken imani yönüne, ahlak yönüne dikkat ederlerse, Kuran’la hareket ediyor mu etmiyor mu? Yahut Hristiyan’sa da kendi dinine uygun hareket ediyor mu etmiyor mu oradan anlayabilirler. Hemen samimi arkadaş olmak riskli olur. Aklını, kişiliğini, derinliğini, samimiyetini anlaması gerekir. Öbür türlü tabii problem çıkabilir. Evet.

VTR: Alevilikle ilgili bilginiz nedir?

ADNAN OKTAR: Alevilik güzelliktir, Alevi demek sevgi insanı demektir, barış insanı demektir. Aleviler insanı sever, hayvanı sever, bitkiyi sever. Hacı Bektaşi Veli’nin bir resmi vardır, hayvanlar hep etrafında onları seviyor kucağında biliyorsunuz. Aleviler bağnazlığa karşı bir kaledir, aydındırlar, İslam’ın özünü yaşamak azminde olan insanlardır. Hz. Mehdi (as)’ı canları gibi sever Aleviler, Hz. Mehdi (as) aşığıdır hepsi. Alevi demek Hz. Mehdi (as) aşığı demektir, Hz. Ali (kv) aşığı demektir, Ehli Beyt aşığı demektir ve çok aydın insanlardır Aleviler güzel insanlardır. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Uykudan uyanan sevimli bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Boğazına hayvanın bir şey takmasınlar. Ben hayvanın rahatsız olacağını düşünüyorum. Çünkü rahatça temizleyemez. Kaşınabilir falan patisini oraya nasıl soksun hayvan, nasıl yapsın? Süs olarak hayvana herhangi bir şey takmasınlar bence. Yelek giydirmek, boğazına tasma takmak falan hiç doğru değil. Bir de bazen bir yere takılıyor o hayvanın boğulmasına falan sebep oluyor. Gerek yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Diyanet İşleri’nin çıkarmış olduğu bir şey var. Kuran kurslarına çocukların kalplerini ısındırmak için. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yalnız güzeller güzeli sen biraz fazla güzelsin. Bu nedir böyle? Çok çok güzel maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin. Canımın içi o çok doğru bir şey, çok güzel bir şey. Caminin içinde cıvıl cıvıl çocuklar olacak tabii, gayet güzel olur. Zaten caminin süsü onlar. Peygamberimiz (sav) zamanında öyleydi. Hz. Hasan (ra), Hz. Hüseyin (ra) koşuşturuyorlardı caminin içinde. Peygamberimiz (sav) secdeye kapandığında gidip başının üstüne oturuyorlardı. Hatta sahabeler namaz kılarken secde çok uzamış sahabelerden birisi mecbur olmuş bir bakmış Hz. Hasan (ra) başında oturuyor Peygamberimiz (sav)’in. Onun kalkmasını bekliyor Peygamberimiz (sav) yani ne zaman canı isterse. Her rükuya eğildiğinde sırtına atlıyorlarmış Peygamberimiz (sav) yavaşça geri bırakıyormuş, yine her eğildiğinde üstüne sırtına atlıyorlarmış. Öyle şeker bir ortam. Peygamberimiz (sav) çocukları çok seviyordu ve camiye gelmelerini çok istiyordu ama bağnaz, gelenekçi Ortodoks inançta çocuk, kadın pek hoş olan varlıklar değildir. Ve hep azarlamak, dövmek, kovalamak onların ruhundaki çirkin duygulardır, bir kısmında tabii hepsi için demeyeyim de. Bu rezaleti durduracağız tabii ki. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Milli Güvenlik Kurulu’na sunulan FETÖ raporunda örgüte ait şirket ve taşınmazlara el konularak büyük bir darbe vuruldu. Örgütün 41 milyar lira değerindeki şirketlerine kayyum atanırken 7 milyar değerindeki taşınmazları devletin eline geçti.

ADNAN OKTAR: Hayırlı uğurlu olsun. Türk milletine bereket getirsin inşaAllah. İngiliz derin devleti de gitsin dövün dövüne ağlasın. İngiliz derin devletinden alınmış bir şey bu. Onlara vurulmuş bir darbe. Helal olsun.

Evet dinliyorum.

VTR: En çok hangi kız arkadaşınızı seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bu çok tehlikeli bir soru. Benim kız arkadaşlarıma sevgim çok derindir tabii. Ben doyumsuz bir insanım yani bir türlü sevgiye doymam. Onlardan aldığım sevgiye de doymam yani mesela bana binlik bir sevgi verir ben iki bin isterim. O iki bin verir ben beş bin isterim. Karşılıklı bu sevgimiz katlanarak bir çığ gibi büyüyerek artar. Yıllardan beri bu böyledir. Hepsini çok seviyorum tabii.

VTR: İyi günler Adnan Bey, biz İzmir Alsancak’tayız şu anda. Arkadaşlarla beraber kediciklerin niye kedicik olduğunu merak ediyoruz. Sizden dolayı mı yoksa sosyal medyadan dolayı mı? Cevap verirseniz memnun oluruz, teşekkür ederiz.

ADNAN OKTAR: Bak kendin yakışıklısın, efendim kız arkadaşın da çok çok güzel. Ben kedileri çok sevdiğim için herhalde oradan küçük, özellikle minik kedileri daha çok sevdiğim için çünkü onlar daha da tatlı oluyor. En tatlısı nedir? Küçük kediciktir, minik kediciklerdir ufak. Oradan kısaca kedicik tabir edildiğini düşünüyorum. Bir de benim hitaplarımda vardı “Sen bir kedisin” diyordum “kedi canını” diyordum oradan geldi ilk başlangıç oradan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sosyal medyada birçok insanı eğlence amaçlı aşağılıyorlar. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Örnek biliyor musunuz siz nasıl oluyor bu? Şahıs ismi vermeyin de yöntem açısından.

AYLİN KOCAMAN: Bazı özellikleriyle dalga geçiyorlar, söyledikleri sözlerle dalga geçiyorlar.

TUĞBA BOZKURT: Resmini ekleyip alay ediyorlar.

ADNAN OKTAR: Görünümü falan. Evet, evet bazen evet bir bakanın hanımıyla falan mesela kilolu diye yahut yüzü yaşlılıktan kaynaklanan bir değişime uğramış onu kendince aşağılayıcı görüp. Çok ayıp, tek kelimeyle ahlaksızlık, terbiyesizlik, vicdansızlık. O insan gençken o da güzel, sen de yaşlanınca senin de yüzün değişir. Çirkin tabii, korkunç. Bir de mutlu mu oluyor onu söyleyince? Bir insanın bir kusurunu söyleyip onu üzmek on misli sen üzülürsün. O seni nasıl mutlu ediyor? Zehirlenmiş oluyorsun sen, kalbini kapkara yapmış oluyorsun. O insanın sevabı artar, sen batarsın. Belki cehennemin dibine doğru gideceksin deli misin sen yapılır mı böyle bir şey? Allah senden intikam alır bin beteri yapar seni. Çok çirkin, kimse öyle bir şey yapmasın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İran Cumhurbaşkanı Ruhani geçen Perşembe günü Instagram hesabından hayatını kaybeden İran’ın ünlü matematikçisi Meryem Mirzahani’nin fotoğrafını paylaştı. Altında “Hüzünlü bir kayıp” yazdı. Ruhani’nin Instagram hesabından başı açık bir kadının fotoğrafını paylaşması dikkat çekti, tartışmalara neden oldu. İran Eğitim Bakanı da bu hanımın hem İran’da hem yeryüzündeki bütün kadınlar için bir övünç kaynağı olduğunu açıkladı ve herkesi onun için dua etmeye davet etti.

ADNAN OKTAR: Allah gani gani rahmet etsin. Allah cennetle cemalullahla şereflendirsin. Doğru, güzel iftihar ettiğimiz bir hanım. Allah sayılarını artırsın. İran’ı seviyoruz, İran halkını seviyoruz nur gibi insanlar. İran’ın aleyhinde olanlara Allah hidayet versin. Allah onların aklını açsın, müminleri sevme ruhunu onlara nasip etsin. Kalplerindeki bu hastalığı gidersin. İran karşıtlığı sevgisizlikten kaynaklanıyor. Çok çirkin ve çok yanlış. Evet.

VTR: Benim sormak istediğim soru şu: 15 Temmuz’da acayip böyle propagandalar yapılıyor, çok ücretsiz imkanlar sağlanıyor, otobüsler ücretsiz oluyor. Neden diğer dini ve resmi bayramlarda bunlar uygulanmıyor. Mesela 18 Mart Çanakkale destanı, bu destan değil mi? Neden böyle bir şey uygulanmıyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı delikanlım, biraz olayın fevkaladeliğinin bilinmediğinden oluyor bu. 15 Temmuz, Türk devletini yıkma olayıydı Allah vermesin, Türk milletini yok etme olayıydı. Hükümet 15 Temmuz’un fevkaladeliğini görmeyen gözlere de göstermek, duymayan kulaklara duyurmak, fevkaladeliğini anlayamayanlara da fevkaladeliğini hissettirmek için çok akılcı, çok isabetli bir uyarma programı yapıyor. Olayı yad etmek amacı gibi görünmekle beraber olayın, tehlikenin büyüklüğünü vurgulama amacı var burada. Onun için otobüs de bedava olur, başka türlü çalışma da olur, filmler de hazırlanır. Çünkü birçok insan bu belanın farkında değil. Bu dehşetli durumun farkında değil. İngiliz derin devletiyle, deccaliyetle çatışmaya, savaşa girdiğimizin farkında değiller. Şu an İngiliz derin devletiyle Türk devleti, Türk milleti savaş halinde. İlan edilmemiş, resmi ilan edilmemiş bir savaş var. Bu savaşı millete duyurmak için, en uygun usul bu olduğu için hükümet bunu uyguluyor. Yoksa tabii ki dedikleriniz doğru.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sporda başarılı olmanın sırrı bence azim ve sıkı çalışmaktır. Sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Kardeşim bizim millete bir şey oluyor herkes yakışıklı olmuş bu gençler maşaAllah. Ama çocuklar iyi bakıyorlar kendilerine ve spor da yapıyorlar. Onun için boylu poslu, yapılılar çok hoşuma gidiyorlar çok seviniyorum. Tam Osmanlı oldular maşaAllah. Tabii ki ama küçük yaştan başlanması lazım 5-6 yaşında uzman nezaretinde, doktor ve uzman nezaretinde bilimsel olarak ilerlemesi lazım şahsın. Ve 90 yaşına gelse bile devam etmesi lazım spora. Dediği doğru kardeşimizin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ismim Hatice Kaya. Yeşilköy sosyete pazarı 5. sokaktayım. Osmanlı’daki rağbet gören hamam kültürü bugünkü dönemimizde niye devam etmemektedir? Bunu sizlere soruyorum.

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, temizim benim maşaAllah. Hamam kültürü güzel tabii temizlik. Ama tansiyon hastaları için çok tehlikeli olur. Bir de kaygan oluyor, bir takunya kullanılıyor o daha da büyük tehlike. Allah vermesin çok büyük sakatlanmalar olabilir çok çok özenli olmak lazım. Bir kere hamamlarda yer lastik olması lazım, birçok yerde plastik kaplama yapılması lazım kayganlığı önleyecek şekilde. Bir de takunya değil de böyle yine plastikten yapılmış altı uygun terlikler olması lazım. Banyo yapmayı engellemeyen rahat fakat dengeyi iyi sağlayan, kaymayı ortadan kaldıran terlikler gerekiyor. Ama yine tansiyondan rahatsızlık geçiren, hastanelik olan ben pek duymadım, kendine güvenen gidiyor herhalde. Ama özetle hamam steril olmaya dikkat edilirse tabii ki güzel, temizlik için çok çok iyi. Orada şarkı söylemek lazım, efendim hamam aralığında ud, keman, darbuka, cümbüş çok eğlenceli olur. Meyve falan da gitmesi lazım. Dolma zeytinyağlı dolma falan oluyor değil mi? Olmuyor muydu? Oluyor, oluyor meşrubat, meyve suyu. İyi güzel bir eğlence yeri genç kızlar için falan süper olur, bayağı iyi olur. Beylerle de iyi olur sporculara falan özellikle. Ter atarlar falan daha iyi olur. Ama tabii tuz ve su dengesine dikkat etmek lazım.

BÜLENT SEZGİN: Batman’ın Saadet Partili Sason, Yücebağ, Kayapınar belediye başkanları, meclis üyeleri ve yaklaşık üç bin kişi Saadet Partisi’nden istifa etti. Partililer düzenlenen törende AK Parti’ye geçti. Saadet Partisi bu büyük ayrılıktan dolayı büyük bir şok yaşadı.

ADNAN OKTAR: Ne ayrılığı canım, niye şoku yaşasın? AK Parti, Saadet, Büyük Birlik, MHP hep ehli iman hareketleri bir şey olmaz. CHP de son zamanlarda bayağı dindar bir çizgiye doğru gelmeye başladı, bir şey olmaz. Kaybolan bir şey yok yine aynı dava kardeşliği, yine aynı dava hatta AK Parti daha da güçlenir fikriyat olarak, zihniyet olarak Saadet’ten farklı bir yönü yok AK Parti’nin. Ama akılcı bir siyasetle biz iktidarda duralım dediler hakikaten en doğrusuydu. Yoksa eski milli görüş düşüncesiyle iktidarda durmak çok zordur, iktidar olunamazdı. Tayyip Hoca isabetli hareket etti, iyi gidiyor Tayyip Hoca ona destek olur bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam sizinle oturup birebir sohbet etmek isterdim. Sizin Türkiye’nin geleceği hakkında fikirlerinizi merak ediyorum. Cevaplarsanız sevinirim Hocam.

ADNAN OKTAR: Ben yakışıklımla inşaAllah yakın bir zamanda yine karşılıklı sohbet edeceğim, konuşacağım da. Bakın yayına çıkan genç kardeşlerimizi görüyorsunuz hepsi nurlu, hepsi akıllı, hepsi dengeli, tutarlı, hepsi Kuran Müslümanı, hepsi insanların güzel olmasını, çevrenin güzel olmasını isteyen, temizliği isteyen, estetiği, kaliteyi, sanatı isteyen çok asil delikanlılar. Delikanlı kızlar ve delikanlı delikanlılar. Dolayısıyla geleceğimizin çok güzel olduğunu Allah bize bu tablodan gösteriyor. Üç-beş yıla kadar Allah’ın izniyle selamete çıkacağız. Gayet güzel olacak Türkiye dediklerim doğru çıktı şu ana kadar. Dediklerimin doğru çıktığını bundan sonra da göreceksiniz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz gecesini anlatan Uyanış filminin fragmanında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başına silah dayanan ve ailesinin tümünün şehit edildiğini gösteren görüntülerden sonra büyük tepki toplayan filmin yapımcısı Ali Avcı dün çıkarıldığı sulh ceza hakimi tarafından tutuklandı.

ADNAN OKTAR: Allah Allah. Nasıl cesaret ediyorlar böyle bir şeye? Türkiye’de yapıyor bunu ferahlığa bak. İşte Allah bir insanın basiretini bağlarsa bir acayip varlık haline gelebiliyor, genel olarak söylüyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Genelde gömlek mi tercih ediyorsunuz tişört mü?

ADNAN OKTAR: Keten gömlek severim ben daha çok. İpek yazın biraz kullanımı kolay bir kıyafet değil ama ipek tabii daha çok seviyorum. Evet.

VTR: Adnan Bey önceden programlarınızda sürekli kravat takıyordunuz şimdi neden takmıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bazen kafam esiyor ama yazın da pek çekilmez kravat kışın daha iyi olur değil mi? Hava sıcak, yoksa kravat seviyorum ben. Ama madem böyle bir görüşün var ara ara burada gerekli tedbirler alıp zaten serin bir ortam oluyor kravat da kullanabiliriz.

VTR: Bu saç ve sakal tarzınızı ne zamandan beri yapıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Vay yakışıklı bak benden tüyo istiyor. Ama maşaAllah bayağı yakışıklı. Allah sağlık, sıhhat, hidayet versin. Bu stil benim resimlerime baktığımda çok tercih ettiğim saç stillerinden birisi. Ama uzun çok kullandım ben uzun çok kullanıyorum. Çok çok da enseme kadar falandı evet omuzlarıma kadar uzun saç da oluyor. Ama yazın böyle iyi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Emrah Güldür. İyi pazarlık yapar mısınız? Son sözü siz mi söylersiniz?

ADNAN OKTAR: Emrah tam isabet ettin, yakışıklı Emrah. Önce gidip alışveriş yapıyorum, “Tamam, alacağım” diyorum “ne kadar fiyatı?” diyorum çok gergin bir ortam oluyor “şu kadar” diyorlar “bana ne kadar olur?” diyorum. Çünkü bu çok önemli bir şey. “Hocam” diyorlar “tabii” diyorlar “size herhangi bir indirim olmaz, esaslı bir indirim olması gerekir” Bir kere bak yüzde 30’un üstünde bir indirim ben kabul etmem en az yüzde 30 olacak en az. Ayrıca aldığım şeyler çoksa yüzde 30 artı yüzde 5, 10 indirim gerekir. Ama en acıdığım olay, aklıma geldikçe vicdan azabı çektiğim; bir halıcıya gitmiştim şu aşağıda halı var ya yerdeki duvarda asılıydı “Hocam indireyim mi, bir bakın” dedi. “Gerek yok ben görüyorum zaten” dedim “yok, indireyim Hocam” dedi getirdi ayağımın altına serdi halının üstüne çıktık. “Tamam aldım” dedim “ne kadar fiyatı?” dedim “şu kadar” “bana ne kadar olur?” dedim “şu kadar” dedi. Tam çıkarken “şu kadar olsun” dedim yazık terlemeye başladı böyle ondan sonra acıdım “Tamam vazgeçtim” dedim. Bir ne onun dediği ne benim dediğim bir ara yol söyledim o şekilde kabul etti. “Hocam, hiç kazanamayacağım öbür türlü” dedi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Antalya’daki kardeşlerimiz Manavgat’tan gelen kardeşlerimizle birlikte sizin sohbetinizi dinlemişler, Allah’ı anmışlar inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım bütün güzeller orada. Bir kere benim canımın içi olağanüstü güzel, tebrik ediyorum onun güzelliğini. Hanımlar çok güzeller. Mesela bak başörtülü kardeşlerimiz var onların da başörtüleri onlara çok yakışmış gayet güzel. Ve bizim Süpermenler, yakışıklılar. Ufaklığın yakışıklılığı görüyor musun sen? MaşaAllah Allah ömrünüzü uzun etsin, sağlık sıhhat versin, nuruyla sarsın Cenab-ı Allah sizlere, bizlere, hepimize güzel günler göstersin, Mehdi (as)’yi göstersin. Seyyidina İsa Mesih İbn-i Meryem’i görmeyi onla musafaha etmeyi, ona sarılmayı nasip etsin Cenab-ı Allah, ki göreceğiz. İnşaAllah ahir zaman güzel. Kutsal sandığı göreceğiz bu çok büyük olay. En büyük olaylardan birisidir. Mehdi (as)’nin çıkışı, İsa Mesih ve kutsal sandık çok hayatidir. Evet.

VTR: En doğru devlet sistemi hangisi?

ADNAN OKTAR: Yani rejim olarak mı demek istiyor?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Liberal iyidir yani özgür sistem. Devletin sadece hakemlik yaptığı ama halkın özgür olduğu, rahatça kazanç sağlayabildiği. Çünkü o zaman telif gücü, yaratıcı güç gelişir. Baskıcı, sosyalist, komünist sistemlerde insan dimağı dumura uğrar, insan yeteneği kaybolur tehlikeli. Evet.

VTR: Selam Adnan Bey, dünya neden bu kadar kıtlıkla ve savaşla mücadele ediyor bunu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Nasıl nurlu, nasıl nurlu maşaAllah aleykümselam. Allah seni nuruyla sarsın, cennette kardeş etsin. Kıtlık ve savaş ahir zamanın bir özelliği, Mehdiyet devrinin bir özelliği o olmazsa Mehdi çıkmaz, kıtlık ve savaş olmazsa Mehdi çıkmaz. Ledün ilmiyle baktığımızda kıtlığı da savaşı da çıkaran Allah’tır. Ama üstüne baktığımızda İngiliz derin devletidir. Biraz altına indiğimizde İsrafil (as)’dir, melek İsrafil (as), biraz daha altına indiğimizde Hızır (as) ve ekibi devreye girer. Yani biz sadece sebebe sarılmakla mükellefiz. Her şey çok güzel olacak. Hiç üzmesinler kendilerini, hiç rahatsız etmesinler. Türkiye öncü olacak, İslam aleminin lideri olacağız inşaAllah. Türklük aleminin de lideri olacağız. Barış, sanat, güzellik, sanatın en üstünü, mimarinin en güzeli bizde olacak. Ama şu an bir nekahet devresindeyiz, bunu aşıp geçeceğiz inşaAllah. Her şey de güzele doğru gidiyor dikkat ederseniz. Bak, hükümet seri tedbirler alıyor, seri ataklar. Diyorlar ki; “acele et” acele olmaz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İspanya’da golf topu büyüklüğünde dolu yağdı. Görüntüleri ve resimleri var Adnan Bey. Dolu sebebiyle çiftlik hayvanları, arabalar ve evler zarar gördü. Bir de video vardı.

ADNAN OKTAR: Gökten taş yağıyor aslında tabii, taş yağması. Bir afet. İstanbul’da olan olay da aslında çok büyük bir olay. Mühim bir işaret, mühim bir olayın olduğu gün, o da çok şaşırtıcı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben sizin videolarınızı ve A9 TV kanalını izledim daha önceden. Kediciklerin neden bu kadar iddialı giyindiğini ve makyajının neden bu kadar fazla olduğunu merak ediyorum. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi duymak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere sen çok çok güzelsin ben sana söyleyeyim, çok hoş bir kızsın. Allah sana uzun ömür, hidayet versin. Canımın için şimdi iddialıdan kasıt dekolteyi mi kastediyor? Dekolte, evet. Makul bir dekolte bu. Yani göğüs dekoltesi dünyada bilinen klasik bu tarzdadır, mini etek de dünyada klasik bu şekildedir. Yani bunun üstünde mini şort vardır. Fransa’da, Almanya’da, Norveç’te, İsveç’te, Amerika’da dekolteyi incelediğimizde onunla bir paralellik halinde olduğunu görüyoruz. Yani onu aşan bir dekolte yok, dekoltede bir kere ittifak halindeyiz. Makyaj, hafif bir makyaj zaten yok hükmündedir. Diyor ki bazı hanım kızlar “daha hafif bir makyaj olsa.” Tamam, olur ama yok hükmündedir, yani belli belirsiz makyaj olmaz. Kadında makyaj onun güzelliğini tam vurgulayacak tarzda olması lazım, mükemmel, yani güzelliğini tam vurgulayacak tarzda olması lazım. Mesela benim güzelim çok çok güzel, o makyaj yapsa muhteşem olur, çok çok güzel olur. Yani dekolte giyinse kat kat daha da güzel olur. Bu sizin son derece açık, sarih hakkınız. Sizin elinizden alıp bunu homoseksüellere veriyor İngiliz derin devleti. Kadınların hakkıdır, dekolte size aittir, makyaj da size aittir. Abartılı makyaj dediklerini bir gösterin homoseksüeller neler yapıyor bir görsünler. Sizden alıp onlara vermeye çalışıyorlar. Siz güzel giyineceksiniz, siz dekolte olacaksınız. Siz özenilen, hayran olunan varlıklar olacaksınız. İşte bak, bunları yarın bir gün öğretmen olarak, postacı olarak, hakim olarak, savcı olarak, bakkal olarak karşımıza çıkaracaklar. Doktor olarak karşımıza çıkaracaklar. Halbuki bu kıyafetler normalde kadınların hakkıdır, kadınların bu tarzda giyinmesi lazım ama bunu homoseksüellere verdiler ve vermek istiyorlar. Buna karşı hanımların çok akılcı şekilde mücadele etmeleri, onların bilakis dekolteye sahip çıkmaları gerekiyor. Hanımların dekoltesine karşı yapılan mücadelenin altında dünya homoseksüel komitesi var. Yani İngiliz derin devletinin beslediği homoseksüel komitesi var. Onlar kadınların geniş omuzlu, dar kalçalı olmasını istiyorlar. Erkeksi makyaj yapmalarını, soğuk makyaj yapmalarını istiyorlar ve dekolte giyinmemelerini istiyorlar. Homoseksüellerin dekolte giyinmesini istiyorlar, abartılı makyaj yapmasını istiyorlar. Kadınların ortadan çekilmesini istiyorlar özetle. Ve zaten Darwinist görüşte oldukları için kadını yarım varlık olarak görüyorlar. Erkeği gerçek varlık olarak görüyorlar. Onun için hanımlar bu oyuna gelmesinler, bunu asla kabul etmesinler. Bakın Mevlevilik görünümü altında, Rumiliğe en çok sahip çıkan İngiliz derin devleti ve homoseksüellerdir. Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi’nin kitaplarında homoseksüellik uzun uzun anlatılıyor. Onlar da bütün güçleriyle destek oluyorlar. Yine Mevlana Celaleddin Rumi’nin kitaplarında “bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor. Yani “İslam dini yok” diyor “bizim yolumuzda. Kim olursan ol gel” diyor. “Homoseksüel de gelsin, başkası da gelsin, dinsiz, ateist kim olursan ol gel. Çünkü bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok. Bir de helal haram diye bir konu yoktur” diyor. “Mevlevi olan şarap da içer, her türlü harama girer” diyor. O yüzden akın akın İngiliz derin devleti mensupları Rumi oluyorlar. Onun için hanım kızları yıldırdılar. Ne dekolte giyinebiliyorlar, ne makyaj yapabiliyorlar. Güzel makyaj yaptıklarında onu suç gibi gösteriyorlar. Mesela güzel, gösterişli bir makyajla hiçbir hanım olmuyor dışarıda. Çocukları acayip yıldırdılar. Halbuki ne kadar gönülleri ister. Ama kendileri yapamayınca tabii mecburen eleştirmek durumunda kalıyorlar bilinçaltlarında diye düşünüyor bazı insanlar. Ben öyle olduğunu zannetmiyorum. Benim kanaatim baskıdan dolayı böyle bir görüşe kendilerini mecbur hissediyorlar. Ben o güzel kızı bir daha görebiliyor muyum?

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben sizin videolarınızı ve A9 TV kanalını izledim daha önceden. Kediciklerin neden bu kadar iddialı giyindiğini ve makyajının neden bu kadar fazla olduğunu merak ediyorum. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi duymak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak ne kadar güzelsin. Dişlerin, her yeri çok güzel, kaş, göz, dudakları, vücudu, saçları her şeyi çok güzel ve çok kibarsın, nezaketli bir kızsın. Vicdanlı, temiz bir insan olduğun da anlaşılıyor, namuslu olduğun, temiz olduğun yüzünden açık açık sarih hissediliyor. Bir namus temizliği var yüzünde ama makyajlı olmuş olsan senin nasıl güzel olacağını bir düşün.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler Daimi Elçisi Abdullah el Muallimi, Türkiye’nin Katar’a verdiği desteği eleştirdi. Muallimi, “Türk kardeşlerimizin Arap dünyasında gizli ya da belirli ölçüde istenmeyen bir askeri müdahale etme döneminin çoktan bittiğini anlaması lazım. Eğer Türkiye yapıcı bir rol oynamak istiyorsa bunu hoş karşılarız. Ancak bu rolü askeri üs ya da askeri müdahale ile oynamak isterlerse bu verimli bir durum olmaz” ifadesini kullandı. Türkiye’nin bu tip bir adım atmasının Arap dünyasındaki itibarına zarar vereceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Ama şimdi Katar’ı İngiliz derin devleti ezmek istiyor ve yok etmek istiyor. İlk onunla başlayacak bakın, taktiğe bakın. Önce Arap devletlerinin önüne onu atıyor Katar’ı. Suudi Arabistan’a, Birleşik Arap Emirlikleri’ne, Kuveyt’e ezdirecek. Ezildikten sonra Birleşik Arap Emirlikleri’ni onlara ezdirecek. Sonra Kuveyt’i ezdirtecek. Kuveyt’i daha önce Irak’a ezdirtmişti hatırlıyorsunuz. En son Suudi Arabistan kalacak. “Nerede kalmıştık?” diyecek. O kadar kolay ki o zaman ezmesi. Zaten onun gelirini üçte bire düşürdü İngiliz derin devleti. Suudi Arabistan’ın milli gelirini üçte bire düşürdü. Sonra da onları darmadağın edecek, sonra Mekke, Medine’yi dümdüz edecek. Amacına ulaşmış olacak. Ama onu sona saklıyor. Türkiye’yi ve Harem-i Şerif’i yani Mekke ve Medine’yi en sona bırakıyorlar yani plan bu. Kardeşlerimiz de bu planı bilmediği için o plana farkına varmadan destek vermiş oluyorlar. Bu oyuna müsaade etmeyeceğiz. Suudi Arabistan nur gibi Müslümanların olduğu yerdir. Kuveyt de, Birleşik Arap Emirlikleri de ve Katar da zengin, akıllı, görgülü, kültürlü insanların yaşadığı, klas Müslümanların yaşadığı yerler. Dolayısıyla “bu İngilizlerin işidir” demiyoruz. “İngiliz derin devletinin oyunudur” diyoruz. Evet.

VTR: İnsanlar doğru bildikleri şeyleri niye uygulayamıyorlar?

ADNAN OKTAR: Yani herhalde önlerine kötüler engel çıkartıyorlar. İyiler ittifak ederse kötülerin gücü olmaz. Onun için bütün Müslüman alemi, bütün iyiler, bütün dürüstler, bütün sevgi dolular bir araya gelecekler. O zaman güç meydana gelir, birlikten kuvvet doğar. Derler ya “bir elin nesi var, iki elin sesi var” derler. Biz bir araya gelirsek evvelAllah karşımızda negatif güçler dağılır gider.

VTR: Adım Şesu Reskala. Buradaki sahillerin temizlenmesini istiyorum, yani çok kirli gözüküyor. Hayvanlar geliyor sonuçta. Siz ne yapabilirsiniz, onu söylemenizi istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bak, benim canımın için mesela dekolte giyinmiş ve çok yakışmış, bayağı güzel olmuş. Gözlüğü de yakışmış. Aslan gibi delikanlı kız. Yani neden yapmasın? Neden olmasın? Genç kızlar hiç çekinmesinler. Dekolte onlara çok yakışıyor ve homoseksüelliğin karşısındaki en büyük güç güzel kadınlardır, cazibeli güzel kadınların olduğu yerde homoseksüellik olmaz. Ama kadına makyaj yaptırmazsan, kadını kapatırsan, kaşını aldırmazsan, bakımsız bir yüzle gezdirirsen, kadını aşağılarsan, kadını yarım varlık diye gösterirsen, “cehennemi kadınlar dolduracak” dersen, kadın akılsızlığı ile ilgili fıkralar anlatırsan -güya haşa yani onlar öyle görüyorlar- gece gündüz kadınların aleyhine hükümler geliştirirsen işte o zaman homoseksüellik çığ gibi gelişiyor. Sokağa çıkıyoruz Allah esirgesin bakıyorum aslan gibi delikanlılar el ele tutuşmuş geziyorlar. Okullar, üniversiteler, liselerde tahmin tahayyül edemeyecekleri derecede homoseksüellik gelişti. Çünkü kadınları ağır baskı altına aldılar genç kızları. Onların kadınsılıklarını, dişiliklerini, güzelliklerini, çekiciliklerini, çekici olmalarını suç haline getirdiler. Böylece homoseksüelliğin kapısı sonuna kadar açılmış oldu. Sonra da homoseksüellere bütün güçleriyle destek verdiler. Gençlerimiz Allah esirgesin kitleler halinde homoseksüelliğe kaymaya başladı. Bu belayı biz müdahale ettikten sonra Allah’ın izniyle durdurabildik ve hızını kesebildik ve geriletmeye başladık şu an. Evet.

VTR: Tarzımı nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok güzel olmuşsun. Bir kere çok güzelsin, kaşların yüksek, burnun güzel, dudakların biçimli, çene yüz yapın çok güzel. Şapka da çok çok yakışmış. Allah sana uzun ömür versin, sağlık versin. Çocuklar süslenmeye çekiniyorlar ya genç kız şapka bile giyemiyor çocuklar. Ya kardeşim bu nedir bu ya? Baksana makyaja nasıl inandırmışlar? “Ağır makyaj, büyük makyaj, işte ultra makyaj…” Ya kardeşim yakışan makyaj vardır. Çocuklar yakışan makyaj yapmaya ödleri kopuyor, çekiniyorlar. Mesela kalın eyelinerdan ödleri kopuyor, kalın sürme çekmekten, çünkü dayısı bir görüyor “hop ne oluyor ya” falan diyor. “Senin zorun nedir?” Çok çirkin laflar ediyorlar. Çocuklar çekindikleri için belli belirsiz, yani zor fark edilen makyaj yapıyorlar. “Şimdi çok iyi olmuş” diyor. Çünkü kadınsı vasfını boğduğu için hoşuna gidiyor. Öyle olmaz. Kadın tam kadına benzeyecek, erkek tam erkeğe benzeyecek.

Evet, dinliyorum.

VTR: 15 Temmuz ruhunu bu gençlik nereden buldu acaba?

ADNAN OKTAR: Allah verdi size bu ruhu. Allah size vahyetti, Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine, Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine, Mehdiyet’in yüzü suyu hürmetine Allah vahiy ile bu millete bahşetti ve şu an bütün milletin ruhunda bu var. Şu an Mehdiyet ruhunun etkisi altında şu an millet. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor ve kalplerde Allah’ın Hadi isminin gücü açık açık her yerde seziliyor ve bu devam edecek ve gittikçe güzele doğru gidecek. Bunu herkes görecek inşaAllah.

EBRU ALTAN: Siz de şehitliğin, gaziliğin güzelliğini anlatarak çok eğittiniz halkımızı.

ADNAN OKTAR: Tabii biz şehit aşığı haline getirdik milletimizi. Şehitliğin şerefini, onurunu, güzelliğini iyice öğrettik. Önceden tebrik ediyorduk şaşırıyorlardı. Bak, şu an kendileri tebrik ediyorlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Güzel özlü kediler var.

ADNAN OKTAR: Ama çok güzel kedi olunca da insan çok çekiniyor bir şey olacak diye. Çok zor onlara bakmak. Sokak kedisi çok kalender oluyor, insanın hiç gönlü onlarda kalmıyor, yani zaten başının çaresine bakıyor. Ama öyle nazik böyle cins kediler çok güzel olan kediler düşmanı çok oluyor. Yabancı kediler, köpekler falan da saldırganlaşıyorlar o hayvanları görünce.

Darbe gecesi bir akıl tutulması oldu genel çapta şeytanın etkisiyle, deccaliyetin etkisiyle. İnsanlar adeta felç oldu. Hiç ummuyorlardı. Ama ben “bu darbe sahtedir” diye yayınlayınca o gece en yüksek izlemeye ulaşmıştık. Akıl almaz yüksek bir izleme vardı. Yani hayretler içinde kalmıştım. Tarihimizde bu kadar yüksek izleme yoktu. Darbenin bütün oyunlarını o gece tek tek teknik olarak bozduk bir bir açıklamalar yaparak ve rezil oldular psikolojik olarak. Sonra da çok kızıp gidip TÜRKSAT’ı bombaladılar, onda da gidip yanlış yeri bombaladılar. Bir türlü durduramadılar konuşmamı. Evet.

EBRU ALTAN: Sizin açıklamalarınızdan sonra çok moralleri bozulmuştu.

ADNAN OKTAR: Çöktüler bittiler yani “bu darbe sahte” dedikten sonra ben bitti.

AYŞE KOÇ: Yayını kesmeye çalıştılar, siz internet üzerinden devam ettiniz.

ADNAN OKTAR: Yine devam ettik, evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslam’ın ilerlediği yıllarda dünya nasıl bir şey olacak?

ADNAN OKTAR: Dünya tarihinin en yüksek medeniyetini, en kaliteli medeniyetini yaşayacak inşaAllah.

VTR: Çaldığınız bir enstrüman var mı acaba?

ADNAN OKTAR: Ben çok iyi kanun çalarım. Değil mi? Ağlatıyorum yani ağlatıyorum, kanun dile geliyor böyle.

BÜLENT SEZGİN: Alman Bild Gazetesi yayınladığı uydu görüntüleriyle Amerika’nın Kobani’de iki yüz otuz beş futbol sahası büyüklüğünde, toplamda ise 1.9 kilometrekare üs kurduğunu açıkladı.

ADNAN OKTAR: Biliyoruz onu zaten haberimiz var.

VTR: Niye klasik giyiniyorsunuz? Yani kot pantolon hiç giymiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Olabilir bahçede falan giyebiliriz.

AYLİN KOCAMAN: Deri mont çok yakışıyor size.

ADNAN OKTAR: Ama bizde o durum da var, spor da giyiniyoruz. Deri mont da giyiniyoruz, evet. Şu deri montumu bir zahmet birisi getirsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Samet Mart benim ismim. Pazardan alışveriş yapmayı nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Pazardan alışveriş yapmak zevkli, çok zevkli, bayağı güzel ama çok sıkı indirim yapacaksın. Yoksa hakikaten içim sıkılıyor ve çok rahatsız oluyorum. İndirim yoksa benim için hiçbir zevki yoktur. “Hocam” dedi bir ev eşyaları satan bir yer vardı. Geldi. “Bugün özel indirim var Hocam” dedi. Böyle artık sır şeklinde verdi. “Şu şu” diye. Ama kardeşim çok şahane şeyler yüzde elli indirimli. Bakın, geçen gün gözlüğü anlattım. On dokuz bin liraydı, tak, dokuz bin liraya. On bin lira indirim altın gözlük, bu kadar. Benim de iyi bir huyum var. Mesela gözlüğü aldıysam yahut kalem almıştım kaliteli bir marka. Şimdi oluyor mu burada söyleyebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Oluyor.

ADNAN OKTAR: Cartier bir kalem aldım. Beğendim kalemi, aldım cebime koydum çıktım mağazadan o kadar. Hemen orada ödemesini yaptım bitti yani. Paketletme falan o tip işlere girmem. Hiç sevmediğim şeyler. Yok, “numarası kaçtı?” Almışsın bitmiştir. Ne Allah aşkına?

Evet, dinliyorum.

VTR: Pazarların şehir dışına taşınmasını istiyorlar trafik açısından, trafiği daha rahatlatacak diye. Acaba sizce pazarlarımız rağbet görür mü şehir dışına taşınırsa?

ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Çok mantıksız. Ne demek, ne alakası var? Sadece yaymak lazım. Genişletmek lazım. Şehrin dışına adam niye gitsin? Olacak iş mi? Mahalle aralarında olacak güzel. Ama küçük mahallelere girmek lazım. Anayollar, hayati noktalarda olmaz. Pek kullanılmayan yolların olduğu yerlerde olması lazım pazarların. Mesela bizim mahallenin olduğu yer iyi. Çünkü çok fazla kullanılan bir yer değil. Normal geliş gidişler oluyor orada. Hayati bir nokta olursa olmaz. Yani devlet binaları şu bu olan yerler olmaz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, Büyükada’da toplantı esnasında gözaltına alınan ve tutuklanan insan hakları dernekleri mensubu on isimle ilgili konuştu. “Yetersiz kanıtla veya şeffaflık olmadan yapılan bu tür adli tatbikatlar, Türkiye’de hukukun üstünlüğünü ve ülkenin bireysel haklara saygı yükümlülüklerini baltalamaktadır. ABD, Türk makamlarını bu suçlamaları düşürmeye, gözaltına alınanları serbest bırakmaya ve OHAL'in bireylerin rastgele yargılanmasına izin veren hükümlerini kaldırmaya çağırmaktadır." Dedi.

ADNAN OKTAR: Hanımefendi çok çok güzel. Olağanüstü güzel. Ama Türkiye’de adalet çok aklı başındadır. Bir fevkaladelik olmadan adalet atağa geçmez. Makul bir adalet anlayışımız var. Hakimlerimiz son derece aklı başındalar. Savcılar da çok dengeli ve tutarlı aklı başında vicdanlı insanlar. Bir anormallik olsa görürüz. Türkiye’ye çok kahpece, alçakça İngiliz derin devletinin uşakları karaktersizler kendilerince o zayıf ahmak akıllarıyla oyun oynayacaklarını zannediyorlar. Türkiye de onların üstüne çöküp yakalıyor. Bu kadar kolay bir şey. O aday için demiyorum. Oradaki arkadaşlar için demiyorum. Genel anlamda diyorum. Oradaki kişileri bilmiyorum ben. Olayın araştırılması lazım. Ama genel adaletin daha iyi olması için tavsiyede bulunuyorsa hanımefendi, biz de her zaman bulunuyoruz o tavsiyede. Yani herkes bulunur o tavsiyede. Her şeyin daha iyi olmasını herkes ister. O anlamda güzel. Ama Türkiye’nin adaletine güvenebilirler.

VTR: Merhaba ben Mahmut. Ben İstanbulluyum aslen. Geçenlerde İzmir’e gittim. İzmir’deki kızlar gözüme daha güzel geldi. Sizce gerçekten İzmir’deki kızlar daha güzel midir?

ADNAN OKTAR: İşte Mahmut konu şu, İzmir’in genç kızları özgürdür. O yüzden sana güzel geliyor. Yani güzel giyinebiliyor. Dekolte giyinebiliyorlar. Rahat makyaj yapabiliyorlar. Çünkü bağnazların, gelenekçi Ortodoksların baskısı İzmir’de daha zayıftır. Ama İstanbul’da daha yüksek. Dilleri daha uzun. Onun için, İstanbul genç kızlarına, Ankara’daki genç kızlara nefes aldırmıyorlar. Çocuklar, yoksa genç kızlar süslenmeyi çok sever. Dekolteyi de çok severler. Güzelliklerini yaşamak, güzelliklerini göstermek zaten her kadının, her canlının Allah tarafından verilmiş güzel bir vasfıdır. Kuşlar güzelliklerini göstermek istediğinde kanatlarını açıyor. Tavus kuşu değil mi, güzelliğini göstermek için açıyor kanadını gösteriyor. Bir genç kız da güzelliğini göstermek ister. Güzelliğinin takdir edilmesini ister. Ama ağır baskı altındalar. İzmir daha özgür o yüzden. Yoksa İstanbul’un kızları çok çok güzel kızlar. Ama çocuklara çok katı kurallar getirmişler. Mesela aşırı makyaj. Ne demek aşırı makyaj? Yakışan makyaj var. Ne demek aşırı makyaj? Normali nedir diyoruz. Normali budur. Bakıyorum. Anlaşılmayan bir makyaj. Makyajlı ama gizli makyaj yapmış. Öyle şey olur mu? Doğrudan cazibesini gösteren, çekiciliğini gösteren, kadınlığını gösteren makyaj olması lazım. Kıyafeti de öyle. Kadınlığını, güzelliğini gösteren makyaj olması lazım ve kıyafet olması lazım. O zaman homoseksüellik denilen bir olay kalmaz. Yani kadın güzelliği bütün gençlerin yaşam arzusunu artırır. Cennete eğilimlerini artırır. İçlerine şevk getirir. Kadının güzel olmadığı yerde insanlar içine kapanıyorlar. Bak gençler hep yalnız yaşamak istiyorlar. Ya homoseksüel oluyor, ya içine kapanıyor. Testosteron seviyelerinde gençlerin düşme var tıbben. Çünkü kadın korkulacak bir varlık, kaçılacak varlık gibi gösterildi. Kadına karşı bir istek, kadını beğenmek, kadını idealleştirme, kadına ulaşma duygusu, kadını sevme duygusu yok ediliyor gençlerde. Dolayısıyla gençler kadınlaştırılıyor. Sperm sayıları çok düşmüş. Üremeyi düşürüyor bu. Kısırlık yayılıyor. Sen bu kadar baskı yaparsan, kadına karşı sevgiyi büyük bir suç haline getirirsen, bunu çirkin bir şey gibi gösterirsen çocuk çekiniyor o zaman. Kadın gördüğünde korkuyor. Bakmak istemiyor. Düşünmek istemiyor. Genç kızlar da onlara görünmek istemiyorlar. Gözleri yerde. Halbuki genç kız gayet güzel bakacak. Sevgi dolu olacak. Dekolte de giyinecek. Kendini sevdirecek. Namuslu olacak. İffetine gençler çok titiz olacak. İffetine namusuna hiç söz getirmeyecek. Ama kadına sen hayran olacaksın. Ona ulaşmak için mesela bak Ferhat dağları deliyor Ferhat. Niye? Çünkü bir güzellik var. Ona ulaşmak istiyor. Mesela Ferhat ile Şirin, Leyla ile Mecnun. Leyla’yı güzel görüyor onun için seviyor. Sen marsık gibi birini getirirsen sevemez. O kadın bakımlı güzel. Leyla mesela dekolte, makyajı çok güzel, tertemiz. Ona tutkuyla bağlanıyor. Ve onu korumak istiyor. Kollamak istiyor. Onun sevgisinden divane oluyor. Gençlerden sevgiyi aldılar, kadın sevgisini aldılar. Homoseksüel sevgisini verdiler onlara. Çocuklar el ele tutuşuyor sokaklarda, görüyorum. Türk milletini felakete götürmek istiyorlar. Kadın sevgisi nimettir, güzelliktir. Tek dikkat edilecek şey haysiyetine, şerefine, namusuna zarar vermeyeceksin. Sağlığına sıhhatine zarar vermeyeceksin. Ve onu koruyup kollayacaksın. O zaman kadın güzelleşir. Ulu bir varlıktır kadın. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sarışın kız ve midilli arkadaşı, beraber.

ADNAN OKTAR: Annesi babası yanında duruyor. İyi yani. Çünkü hayvan şuursuz hareket edebilir. Dikkatli olmak lazım. Ama çok güzel tabii görünüş. Her yerin böyle olması lazım. Her yer. Normalde böyle yaşamamız gerekiyor. Bunu elimizden almak istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğiz. Evet.

VTR: Kokoreç seviyor musunuz ağabey?

ADNAN OKTAR: Kokoreç bizde sevenler var. İsim vermeyeyim şimdi de bitirmeyeyim. Arabada gidiyoruz. Dedim “Sen en son kokoreç ne zaman yedin?” Şu gün dedi. Yutkundu falan kardeşimiz. Adeta ızdırap halinde. Kokoreçten bahsedildiğinde derhal kokoreççiye. Ünlü kokoreççi var ismini vermeyeyim. Kokorecin cazip yönü herhalde içindeki kuyrukyağının lezzeti. Baksana yutkunuyorlar. Çok fazla biber olması içinde. Tuzlu olması. Aslında kebap yönü onun. Yani etle de o elde edilebilir. Normal etle de olabilir. Daha sağlıklı elde edilebilir o. Etle, zeytinyağıyla. Sosu yine aynı şekilde olur. Olur. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Finlandiya’nın Pori şehrinde fosil sergisi düzenlediler Adnan Bey. Fosil sergisini ziyaret eden halka da broşürler, kitaplar ve belgeseller hediye edildi.

ADNAN OKTAR: Nefis. Şahane. Bak çok medeni insanlar. Kimse ne kitapları ısırmaya kalkıyor ne yırtmaya kalkıyor. Nezaketli, görgülü, kültürlü, aklı başında klas insanlar. Bazı bizdeki vahşiler orman ayıları kitabı yemeğe kalkıyor, fosilleri ısırmaya kalkıyor. Tam hayvan, vahşi hayvan yani. Kitaba tahammülü yok, bilgiye tahammülü yok, hiçbir şeye tahammülü yok.

VTR: İstanbul Üniversitesi’ndeyim. Okulumda sağcı solcu kavgası çıkması doğru mu?

ADNAN OKTAR: Aslında çok rahat engellenir o. Gereksiz yere şımartıyorlar. Sol kudurunca, sağ da mecburen tabii onları durdurmak istiyor. Eskiden beri sol hep böyle olay çıkartarak kendini ön palana çıkartmak ister. Bir kere fikir olarak ortaya çıkın. Toplanın. Konuşun. Kitap çıkartın. Yazı yazın. Kimsenin bir şey dediği yok. Ama kepazelik çıkartmak münasebetsizlik. Çok yakışıksız, çok itici bir hareket. Dolayısıyla kavga ruhunun kalkması gerekiyor. Hukuki yoldan bir kere yıldırmak mümkün. Her türlü yoldan mümkün. Solcu olmalarına bir şey dediğim yok. Komünist olmalarına da bir şey dediğim yok. Kepazelik çıkartmanın alemi nedir yani? Kavgacı ruhun alemi ne? Komünizmin kökeninde kavga var biliyoruz, saldırganlık var. Ama burası Türkiye. Buna müsaade etmeyiz.

Evet dinliyorum.

VTR: Geçen ramazan “hamile kadınlar dışarı çıkmasın” veya “şort giyen kızlara tekme atılması” gibi olaylar oldu. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, nur yüzlüm Türkiye sizin. Türkiye bizim. İstediğiniz gibi yaşayın. Bağnaz, gelenekçi, tutucu, akılsız tiplerin bu yerel eylemleri sizi asla yıldırmasın. Sonuna kadar yanınızdayız. Devlet de yanınızda sizin. Bak görüyorsunuz adam münasebetsizlik yaptı, savcı çok ağır bir ceza istedi. İşte bu kadar. Bu sizin korunup kollandığınızı gösteriyor. Devletin sizin yanınızda olduğunu gösteriyor. Devletçe, milletçe yanınızdayız. Hamile olmak çok büyük bir şereftir. Hamile kadın kutsaldır, kutsal varlıktır, her yerde değerlidir. Ama gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde kültürü, görgüsü yetersiz olan, kapalı yetişmiş sevgisiz insanlarda çirkin sözler oluyor. Hiç kaale almayın. Hiç. Yok hükmünde. Milletçe biz sizleri çok seviyoruz. Baş tacısınız. Hamile hanımlara karşı her yerde saygı sevgi vardır. Gençler her yerde koruyup kollasınlar. Dekolte hanımlar da çiçek, süs ve güzelliktir. İstedikleri gibi giyinsinler. Kimse onlara karışamaz. Çok rahat olsunlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Adım Fatih. Bu kediciklerin benzerlikleri nereden geliyor? Selamlar.

ADNAN OKTAR: Benzerlikten kastı yani sizin simaen birbirinize benzemeniz. Daha çok benim kanaatim sarışınların ağırlıkta olmasından kaynaklanıyor. Sarışınlık. Bir de göz makyajları birbirine biraz benziyor oradan. Yani daha kalın, daha vurucu, daha doyurucu bir makyaj olduğu için bir benzerlik oluyor. Ama onun dışında tabii yüzlerinde bir masum, temiz, nurlu bir ifade var. Yüzleri çok çok temiz. Müthiş temiz oldukları anlaşılıyor. Alışılmışın çok üstünde bir nur, efendilik, asalet, saygın bir görünüm olduğu için gerçekten bir benzerlik var. Onu da artık ümmet benzerliği olarak Kuran açıklıyor. “Siz bir ümmetsiniz. Birbirinize benzersiniz” diyor Allah ayette. Bu tecelli olmuş oluyor. Evet.

Selam veren herkese aleykümselam.

VTR: Merhaba ben İrfan. Sizce kadınlar daha mı çok kıskançtır, erkekler daha çok mu kıskançtır?

ADNAN OKTAR: Kadınları kıskanç olacak şekilde televizyon, radyo, romanlar, ailesi herkes eğitiyor. Yani aksini yaparsa zaten çok çirkin olacağı iddia ediliyor. Yani kadına yakışan bir yüksek ahlak, yüksek erdem olarak gösteriliyor. O zaman da kadınlar tabii çok kıskanç oluyor. Hepsi için demiyorum tabii, bir kısım kişiler için söylüyorum. Bazı erkekler de acz içinde oluyor. Yetersizlik içinde oluyor. Güçsüzlük içinde oluyor. Onun için kadını sürekli kontrol etmek, onu baskı altında tutmak istiyor. Her anını bilmek istiyor. Potansiyel suçlu olarak görüyor. Yani her an kötü bir şey yapacağı, harama gireceği inancında oluyor. Bu bayağı berbat bir durum tabii. Bir kere senin saygın yok. Değer vermiyorsun. Kadına güvenmiyorsun. O zaman zaten görüşmene de gerek yok. Kadın için de tabii çok acı bir durum. Dolayısıyla İslam’ın güzel ahlakının her yere kapladığı dönemde, bu acı da şeytanı verdiği bu acı da yeryüzünden kalkmış olacak. Evet.

VTR: Gerçek İslam nedir?

ADNAN OKTAR: Gerçek İslam Kuran’da geçen İslam’dır. Sadece Kuran’da geçen İslam’dır. Haham dostlarım var, acayip sevimliler. Onlar da gelenekçi İslam’ı savunuyorlar. Halbuki gelenekçi İslam onları zaten ezen mahveden o. Buna rağmen gelenekçi İslam. Diyor ki “Peygamberin dediğini yapın” diyor. “Ayet var” diyor. Doğru. Peygamber ulul emr olarak yerine getirin diyor, emrini yapın diyor. Ayetin devamına bakmıyor. “Emir sahiplerine uyun” diyor. O zaman emir sahiplerinin dediği de sünnet olmuş oluyor. Onları da yapacağız. Çünkü “peygamberin dediğini yapın dedi” diyor. Ulul emire de uyun diyor Allah. Yani sizden emir sahiplerine de uyun diyor. O zaman ne olacak? O zaman başbakanın, daha önceki başbakanların hepsinin dediğini yapmamız gerekiyor. Onlar gibi yemek yiyeceğiz. Onlar gibi gezeceğiz. Ne alakası var? Peygamber (sav)’e Allah “sen Kuran’a uyacaksın” diyor. Bitti. Öyle zeka oyunlarıyla, akıl oyunlarıyla bulmaca çözer gibi din olmaz. Din muhkem ve açıktır. Muhkem açık hüküm gerekir. Evet.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Havuz sefası yapan bir ayı vardı.

ADNAN OKTAR: Havuz gitti Allahualem. O havuzda on beş gün yıkanılmaz artık. Ne tatlı hayvan maşaAllah. Tam tipik ayı yani. İsmi bir kere çok hoş ayı yani. Tam sporcu yani.

15 Temmuz çok hayati bir dönemeç noktası. Beş, bir, altı. Beş, bir önemlidir bu rakamlar. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, arkadaşım sizinle ilgili birkaç bilgi verdi bana sizle ilgili bu bilgileri bilmiyordum. Mesela 350 tane kitabınızın olduğunu vesaire. Çünkü ben sizi sosyal medyadan bulunduğunuz kedicikler ve programla ilgili capsler ile tanıyorum, acaba bunun nedeni nedir? Sizi neden birçok dilde çevrilen kitaplarınızla değil de, kediciklerinizle tanıyorum, bunu merak ediyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: İnsanı en çok etkileyen duygu güzelliktir. Yani bir yazarın kitapları insanları pek ilgilendirmez. Ama bir yazarın sevdiği kadınlar çok ilgilendirir. Kadın güzelliği bilinçaltında insanları en sarsan, en kıskandıran, en büyük acıyı veren yahut en büyük hayranlığı uyandıran yapıdır. Onun için Hz. Süleyman (as)’nın da etrafında biliyorsunuz çok çok güzel kadınlar vardı. En büyük sükseyi onunla yapıyordu. O güzel hanımlarının efendiliği, nezaketi, temizliği, kalitesi ve klaslığı ile İslam’ı dünyaya yaydı. Güzel insan modelini onlarda gösterdi. Çünkü birbirlerini hiç kıskanmıyorlardı çok saygılıydılar. Güzel kadın nasıl olur, iffetli kadın nasıl olur, namuslu, temiz, akıllı, görgülü, kültürlü, nur gibi kadın nasıl olur Hz. Süleyman (as) o devirde göstermişti. Ben de bu devirde arkadaşlarım ile bunu yaşayarak insanlara gösterdiğim için en büyük bilinçaltı etkileme onlardan oluyor. Yoksa ben desem ki 350 kitabım var. İyi maşaAllah derler. 350 tane daha yaz o zaman falan derler. Yetmiş dil desen istersen yüz yetmiş dile çevir ilgilendirmez. Ama ben mesela trilyoner olsam çok büyük bir yatım olsa o da ilgilendirmez. Çok lüks arabalarım olsa o da ilgilendirmez. Ama onları şok edecek şey, insanı şok edecek şey nedir? Gerçek sevginin, tutkunun, delice bir sevginin yaşandığı bir tutku denizi, bir tutku okyanusu. İnsanların hayal edip asla elde edemedikleri muhteşem bir duygu. En çok ızdırabı verecek olan budur. En çok hayranlık meydana getirecek de budur. En çok bilinçaltını sarsacak olan da budur. O yüzden en çok bundan etkileniyorsunuz. O yüzden bilinçaltını en çok sarsan da bu olmuş oluyor. Evet.

VTR: Bir yıl içinde bu kadar fazla sayıda eser ortaya koymanın eserlerinizin kalitesini düşürdüğünü düşünüyor musunuz? Bu konuda herhangi bir yazardan mı etkilendiniz, arka arkaya eser veren bir yazardan. Böyle değilse de, edebi olarak etkilendiğiniz bir yazar var mı?

ADNAN OKTAR: Bu kadar kitap yazan bir yazar yok zaten. Yani dünyada böyle bir yazar yok. Ve bu kadar düzgün bu kadar İslam’ın, Kuran’ın, ruhuna uygun kalplerde en ufak vesvese meydana getirmeyen, kalplerde hep inşirah ferahlık meydana getiren çok kolay anlaşılan, kolay kavranılan, sükseyi amaçlamayan sadece anlaşılmayı ve anlatmayı amaçlayan dürüst, sade ve samimi anlatımda eser dünyada başka yok. Varsa zaten ben o kitaplardan istifade etmek isterim. Ve basarız da o kitapları çoğaltırız da. Ama bulamıyoruz. Bediüzzaman’ın Risale-i Nur Külliyatı var ama onların dili çok ağırdır. Gençlerin anlayacağı gibi değil. Bu eserler asrımızda gençlere olağanüstü faydalı oldu. İman hakikatleri, Kuran mucizelerinin anlaşılması, Allah’ın sevilmesi, Allah’tan korkulması konusunda gençlere nefis bir etki meydana getirdi. Zaten onu Türkiye’de buram buram görüyoruz. Sağın amansız güçlenişinin kökeninde benim eserlerimin etkisini sosyologlar, psikologlar herkes kabul ediyor. Dolayısıyla kitaplarımın çokluğu da Allah’ın bir lütfu. Kalitesinde çokluk olunca düşüklük olur diye düşünülür. Bilakis son derece yüksek kalitede, anlaşılırlığı yüksek, etki gücü yüksek, tesir gücü yüksek, hafızalarda kolay kalan, kolay öğrenilen, delillendirmesi muhteşem, net delillerle konuşan, hurafeden uzak çok hoş bir üslubu, güzel resimler ile süslenmiş iç açıcı eserler. Onun için dünyada şu an en çok satan kitapların içinde benim kitaplarım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oda TV Yazarı Fetih Yılmaz, “Milli Eğitim yeni müfredatta Abdülhamit’i darbeci yaptı” başlıklı bir yazı yazdı. Şöyle yazısı “Milli Eğitim Bakanlığı yeni müfredatına göre Padişah Abdülaziz’in tahtan indirilmesi darbeymiş. 1876’da Abdülaziz’in tahtan indirilmesi sonrasında önce Beşinci Murat tahta getirilmişti. Ancak ruh sağlığındaki bozukluk nedeniyle Beşinci Murat’ın yerine meşrutiyeti ilan edeceğinin sözünü veren İkinci Abdülhamit getirildi. Bu durumda Milli Eğitim Bakanlığı’nın değişikliğine göre İkinci Abdülhamit darbe ile mi iktidara geldi? O zaman Abdülhamit darbeci mi?”

ADNAN OKTAR: Herkes her şeyi biliyor. Bir kere İngiliz derin devletinin desteklediği bir adam Abdülhamit. Abdülhamit’in darbe yapacak gücü var mı? İngiliz derin devleti yapıyor darbeyi Abdülhamit’i kullanıyor. O garibim de sele kapılmış gibi gitti. Kerhane açacaksın dediler açtırdılar. Meyhane açacaksın dediler, açtırdılar. Rakı, şarap fabrikaları kuracaksın dediler, kurdurdular. Darwinizm ile ilgili kitaplar bastırıp yüz binlerce bütün İslam alemine dağıtacaksın dediler dağıttılar. Bir buçuk milyon kilo metre de toprak istiyoruz dediler. Onu da verdi. Bu kadar basit. Ve yapmazsan da söke söke alırız dediler. O da zaten korkumdan verdim Kıbrıs’ı diyor. İnkar etmiyor. Kars’ı da korkumdan verdim Kars’ı. Kıbrıs’ı da korkumdan verdim diyor inkar etmiyor adam söylüyor zaten.

Evet dinliyorum.

VTR: Bazı insanların kehanetleri gerçekleşir mi?

ADNAN OKTAR: Şöyle olabilir, Allah bazen güzel kuluna rüyada bir şey gösterir. Der böyle bir rüya gördüm. İnanmak farz değil. Ama çıkar, çıkabilir. O zaman harika olur. Mesela benim annem dedi ki gece üç buçuk gibi kalktı babamın öldüğünü gördüm dedi. Gece üç buçukta ben dedi İstanbul’a gideceğim. Kış kıyamet acayip soğuktu o zaman eksi on beş derece falan. Ankara’da müthiş soğuk var. Ya dedik sen delirdin mi gece yarısı nereye gidiyorsun? Yok gideceğim dedi. Baktık bayağı kararlı hazırlanıyor zaten. Biz de ses çıkartmadık artık bilet almak için devriyeye girdik. Hakikaten gece üç buçuk gibi falan dedem vefat etmiş. Rüyayı gördüğü anda. Şimdi bu ne bu? Bu harika yani.

EBRU ALTAN: Kaderin de ispatı demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Tabii kaderin ispatı. Rüyasında gördü aynısını. Mesela büyük bir sel olacağını, Tokat’ta büyük bir sel olmuş onu da görmüş önceden. Söylemiş oradan çıkmışlar. Sel olacak bölgeden başka bir yere çıkmışlar. Sonra sel başmış orayı evi falan alıp götürmüş. Bu da çok harika yani.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Oyuncakların arasına karışan bir sevimli köpek var.

ADNAN OKTAR: Nerede o herif? Oyuncakları az boz değil, bayağı oyuncağı var. Depolamış oraya. O poposuna vura vura nasıl sevilir o. Yumuşacık bir şey.

Evet dinliyorum.

VTR: Biliyoruz ki UNESCO’nun açıklanmasına göre Türkiye dünyada en kötü eğitim sistemine sahip, bunun sebebi sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Biz İngiliz derin devletinin baskısı altında olan bir milletiz. Deccal İslam aleminin merkezi olarak Türkiye’yi ve İstanbul’u gördüğü için, Mehdiyet’in çıkacağı yer olarak deccal burayı bildiği için burayı yok etmek, Mehdiyet’i durdurmak istiyor. Şu an deccal ile Mehdi (as) arasında bir mücadele var. 15 Temmuz olayı deccalın Türkiye’ye saldırmasıdır. Mehdiyet’i yıkmak için yaptı. Allah belalarını verdi. Tası tarağı toplayıp kaçtılar ve yerle bir oldular. Mehdiyet’in bir harikasıdır deccaliyetin yerle bir olması. Bu birinci aşaması. Defalarca mağlup olacak deccaliyet ve sonunda Mehdiyet galip gelecek. Evet.

VTR: Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişki nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Ay severim ben seni, Özbek’sin herhalde güzel yüzlüm benim. Özbekler canımız bizim. Zaten kendi kardeşimiz, parçamız.  Hepsi Türk, Müslümandır çoğu. Hristiyan var ama zaten Hristiyan da olsa fark etmez. Öp-öz kardeşiz. Ama bizi işte parçalamışlar bölmüşler. Normalde bütün Türklerin bir olması lazım. Tek bir devlet olması lazım. Yani şöyle pasaport ve vizenin kalkması lazım özetle. Tek bir devlet gibi olmamız lazım. Tek bir milletiz çünkü. Yani tek bir milleti bu kadar parçalara ayırmak çok anormal bir hareket. Almanlar paramparça mı, Fransızlar paramparça mı? Ama Türkler paramparça ve insanlar da bunu gayet normal karşılıyor. Bak Arapları paramparça yaptılar. Türkleri paramparça yaptılar. Araplar da bir bütün olması lazım. Türkler de bir bütün olması lazım. Hiçbir mantığı yok. Ve kardeşiz. Şam, Suriye haritadan sildiler adeta. Çok büyük bir felaket oraları kasıp kavurdu.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çeşitli yiyecek resimleri vardı. Ananas, badem, bürüksel lahanası, fıstık, kahve çekirdeği. Kaju, kakao, kakao çiçeği, karabiber, kivi, mango, muz, safran, susam, tarçın, vanilya, vanilya, yer fıstığı.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Yiyecek satan yerlerin temiz olmadığına şahit oldum bu durumu nasıl çözülebiliriz?

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun yakışıklım. Çok tehlikeli temiz olmayan yiyeceklerin satılması. En tehlikeli hastalıklar o şekilde bulaşıyor. Mesela Hepatit-C çok öldürücüdür. Hepatit-B de öyle çok çok tehlikeli hastalıklar. En ziyade bu açık yiyeceklerden geçiyor. AIDS geçmez yiyeceklerden ama sarılık geçer. Dolayısıyla özellikle Hepatit-A, Hepatit-B çok rahat geçtiği için şiddetle kaçınmak lazım. Kirli, bakımsız yerlerden yiyecek sakın almasın kardeşlerimiz. Ve bunun için de önlemler, eğitim çok önemli. Televizyonlardan, radyolardan her yerden kardeşlerimizi uyaralım.

Evet dinliyorum.

VTR: Gençler neden hiçbir şey düşünmüyorlar neden sürekli baba parası üzerine çalışıyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlü, gençlere o kadar çok baskı var ki, toplum baskısı, mahalle baskısı ve İngiliz derin devletinin baskısı, şeytanın baskısı çocuklar ne yapacaklarını şaşırdılar. Dolayısıyla düşünemeyecek hale geliyorlar. Yalnız kalmak istiyorlar içlerine kapanıyorlar. Genç kızlara baskı delikanlılara baskının yüz misli. Sağa dönmeleri kabahat, sola dönmeleri kabahat, yürümeleri kabahat, gülmeleri kabahat. Bu baskının kalkması gerekiyor gençlerin üzerinden. O zaman gençlerimiz, neşeli, sevinçli, dışa dönük, zinde ve sağlıklı olurlar. Ve çok yaratıcı olurlar. Telif güçleri yüksek olur. Çok çalışkan olurlar. Bu kadar baskı ile yine bu kadar iyi. Çok çok iyi. Şeytanın etkisini yavaş yavaş dağıtıyoruz. İman hakikatleri ile Kuran mucizeleri ile kitaplarımız ile bu programlar ile kardeşlerimizin üzerindeki deccaliyetin büyüsünü geceli gündüzlü kırıyoruz. Ve gittikçe ferahlıyorlar. Deccal büyü yaptı. O büyüyü kırıyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sosyal medyanın meşhur sevimli kedileri var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: O o kadar sevimli değil biraz ürkütücü özel yapmışlar onu. Kedi sevgisini biz başlattık. Daha önce kedilerden insanlar ürküyordu. Kedileri sevmiyorlardı uğursuz biliyorlardı. Şimdi herkeste akıl almaz bir kedi sevgisi oluştu.

Evet dinliyorum.

VTR: Dünyayı Yahudiler mi yönetiyor?

ADNAN OKTAR: Bir topluluktan Kuran bahsediyor. Adalet ile davranan. Bir Musevi topluluğun her dönemde var olduğunu Allah Kuran’da belirtiyor. Hz. Musa (as) devrinden kalma bir topluluktur. Dünyayı Hızır (as) yönetir. Hızır (as)’ın topluluğu yönetir. Dolayısıyla içlerinde tabii Musevi çok. Musevi var. Yani Kuran’da belirtilen o Museviler. Hz. Musa (as)’nın zamanında örgütlediği Kuran2da da belirtilen adalet ile iş gören Museviler. Ama içlerinde tabii Hristiyanlar da var. Müslümanlar da var. Kuran Müslümanı olan kişiler de var aralarında.

VTR: Üniversitem gerçekten çok kötü bir mekanda, sosyal aktivitesi hiçbir şekilde yok ve üniversite çöplük gibi yani küçük ve bundan rahatsızım.

ADNAN OKTAR: Canım benim, nasıl nurlu nasıl temiz. Nasıl kaliteli, nasıl değerli. Mesela ben çok kızdım şimdi. Böyle güzel bir insanın, böyle naif bir insanın çok temiz bir ortamda yaşaması hakkı iken mecbur oluyor. Bakımsız, kirli, kalitesiz bir ortamda o nur gibi tertemiz varlığı ile eğitime mecbur kalıyor. Bu çok acı bir olay. Bu güzellikte, bu kalitede, bu temizlikteki bir insana onun kalitesine yakışır güzellikte bir okul olması lazım. Yani bütün kardeşlerim için söylüyorum. Tertemiz genç kızlar var, tertemiz delikanlılar var yazık günah. Bu çok kolay, çok kolay elde edilecek bir şey ama özerk üniversite falan feşmekan diyorlar. Öyle olmaması lazım. Üniversiteye belediye müdahale edebilmesi lazım. Üniversitenin temizliğini, bakımını belediye üstlenmesi lazım. Belediye gidecek temizliğini yapacak. Mesela Sağlık Bakanlığı yiyecekleri kontrol edecek. Gıda Tarım Hayvancılık Bakanlığı oraya temiz ve kaliteli gıda temin edecek. Kültür Bakanlığı orayı çok estetik ve hoş hale getirecek. İçişleri Bakanlığı güvenliğini sağlayacak. O zaman gönlümüz rahat eder. Ben bu kadar nazik, bu kadar güzel, bu kadar temiz, naif bir varlığın, bu kadar muhterem bir insanın çöplük gibi bir yerde okumasını istemiyorum. Tertemiz insanların acı çekmesini istemiyorum. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kız vardı.

ADNAN OKTAR: O minik burnunu ısırırım senin o zaman görürsün öyle ciyak ciyak bağırmayı.

Araf Suresi, 159. Bir, beş, dokuz. Dokuz, bir. Araf Suresi, 159 “Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.” (Araf Suresi, 159) Dünyayı yöneten bir topluluk. Mehdi (as)’ye de yardımcı olacak bir topluluktur bu. İsa Mesih’e de yardımcı olacak bir topluluktur. Ta zamanında Hz. Musa (as) örgütlemiş dağda. İçinde hanımların da olduğu bir topluluk bu. Kendi hanımı da var. Ta o zamanlar örgütlemiş.

VTR: Yeni mezunların iş bulana kadar devletten yardım almaları, destek almaları gerekmez mi?

ADNAN OKTAR: Yani yakışıklılık had safhada. Doğru söylüyorsun tabii. Devlet değil de vakıflar olması lazım. Büyük şirketlerin vakıfları olması lazım. Şirket de bu vakfı beslemesi gerekiyor. Mesela oraya bir eleman alacak ama daha düşünüyor falan ona bir ön maaş ödenebilir. İşe almadan önce. Mesela bekletiyor falan. Yahut onu eğitiyor daha hazırlıyor. O safhada onu geçindirecek kadar bir maaş verebilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Feministler çirkin midir?

ADNAN OKTAR: Bak şimdi öyle bir laf attın ki ortaya. Feministler tabii kadın hakkını koruyor gibi görünüyor ama baktığımızda kadın haklarını korudukları falan yok. Öyle gibi görünüyor ama korunmuyor, koruyamıyorlar. Yani o stil, o yöntemle zaten hiç olmaz. O soruya cevap vermeyeyim. Çünkü onlar hanım, kalpleri kırılır. Öyle bir şey olmaz. Ama bir kısmı hakikaten bakımsız oluyor. Bazıları bakımsız oluyor. Güzelliğe, kadın güzelliğine ehemmiyet vermedikleri hatta kadın olmaya karşı da içlerinde bir öfke varmış gibi oluyor bazıları. Yani kadın karşıtı gibiler. Erkeksi bir kadın kişiliği gösteriyorlar. Çok nadir de olsa. Bu doğru değil. Ama çaresizlikten onu yapıyorlar. Yani kadın haklarını savunmak için. Erkeksi kadınların kadın haklarını savunabileceğini düşünüyor olabilirler.  Millet olarak yardım edersek onlara hiç gerek kalmaz. Gençler, delikanlılar, kabadayılar devreye girsin. Hanımları müthiş bir karalılıkla koruyup kollayalım. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yatağını televizyon önüne çeken bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Yok canım hayvanı eğitmişler yazık. Canını yakmadan yapıyorlarsa bir şey demem ama canını yakıyorlar bazen. Ben çok rahatsız oluyorum. Evet.

VTR: Eski diller var günümüzde bunların dili çözülemedi, bu gelecekte çözülür mü?

ADNAN OKTAR: Tabii çözülebilir. Yani çok uğraşmaları gerekiyor herhalde. Bilgisayarla özellikle çözebilirler. İhtimal üzerinde giderek birkaç kelimeyi çözseler arkası gelir. Ama çözecekler tahmin ediyorum.

VTR: Ağabey benim merak ettiğim bir soru var herkes diyor Suriyelilere ülkesine gitsin savaşsın diye, kimle savaşacak bunlar? Ben de onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yakışıklıya bak yakışıklıya. Vicdanı ne kadar güzel aferin benim canıma. Habire savaşsın diyor. Kardeşim mesela bir gelir Alman orduları işgal eder. Fransız orduları gelir, bir devlet gelir işgal eder. O da ona karşı savaşır. Mesela Irak’ta olsa olur mesela Amerikan işgali var. Ona karşı adam kendi vatanını koruyor diyebiliriz belki. Eğer haklıysalar. Ama bazen de ülke işgal altında oluyor Amerika gelip müdahale ediyor ayrı mesele. Burada terör örgütlerinin haddi hesabı yok. Zaten baştaki devlet yok hükmünde, hiç kabul edilmiyor. Terörist olarak kabul ediliyor. Amerikan kuvvetleri var, yabancı kuvvetler var. Adam oraya gitse kiminle savaşacağı hiçbir şekilde belli değil. Yani otuz ayrı güç var. Kiminle savaşsın neyi kastediyorsun? Yapacak bir şey yok. Orada en iyi yapılacak şey orayı boşaltıp beklemek. Sakinleşmesini istemek.

Evet dinliyorum.

VTR: Uludağ Tıp’ta okuyorum, tıp öğrencisiyim, çok zorlanıyoruz derslerden dolayı. Bu derslerin sistemi nasıl hafifletilebilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen tıp öğrencisisin doktor olacaksın güzel ama mecburen iyi eğitilmeniz gerekiyor. Yani çok bilgili olmanız gerekiyor. O zaman yıl sayısını artırabilirler eğer gerçekten çok zorlanıyorsanız. Mesela altı yıl mı tıp? Yedi yıla çıkarılabilir. Rahatlamanız için. O bayağı ciddi rahatlık olur. Ama onun dışında dersi kısamaz azaltamaz kalitesiz eğitim olur o zaman. Mecburen sen Allah için artık kendini feda edeceksin orada geceli gündüzlü okuyacaksın. Bir de tıp geliştiği için tabii yeni yeni bilgiler var. İyi eğitiyorlar. Mecburuz. Ama sene sayısını artırabilirler. Onun teklif edebiliriz. Altıdan yediye çıkarabilirler. Başka türlü olmaz. Yani illaki onları öğreneceksiniz. Evet.

VTR: İnsanlar neden mağazalarda bir şey almadıkları halde mağazayı dağıtıp dağıtıp duruyorlar?

ADNAN OKTAR: O çok acı. Hem de kaba ve sert davranıyorlar. Geliyor suratı bir karış. İşte şu var mı diyor. İşte getirsene falan diyor. Çok kaba. Bir selam ver, bir hal hatır sor. Çocuklar akşama kadar ayakta duruyor orada. Allah’tan kork. Bir sevgi göster. Ufacık dükkanın içinde yaşıyor o insanlar. İnsan merhamet eder. Ve nezaketli ol. Onu indir, bunu indir, şunu indir. Hepsi kötü ya diyor. Homurdanarak çekip gidiyor. Ne kadar ayıp ne kadar çirkin. O insanları strese sokuyorsun yazık günah değil mi o insanlara? Nezaketi ile hareket et. Bir de anlaşılır. Ben mağazaya gittiğimde hemen bakıyorum tık tık hemen anlaşılıyor alınacak şey. Allah insana hemen hissettirir. Müşkülpesent bir türlü karar veremiyor. Acaba şu mu olsun? Acabayı falan bırak. Nasıl anlaşılmaz? Bakarsın içlerine süratle şu dersin biter.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Oktar Hoca’nın Yahudi cemaatleriyle olan iyi ilişkileri özellikle bir kesim Müslümanlar tarafından tepkiyle karşılanıyor Hocamız bu konuda ne demek ister?

ADNAN OKTAR: Yahudi cemaatleri ile iyi ilişkiler içinde olmayı Kuran bize söylüyor, Allah söylüyor. Ve onların sinagoglarını korumamızı Kuran ayeti ile söylüyor. Ve onlardan kadınlarla evlenebileceğimizi, onlarla ticaret yapabileceğimizi, onların yemeklerini yiyebileceğimizi, onların da bizim yemeklerimizi yiyebileceğini Allah söylüyor. Peygamberimiz (sav) döneminde Musevilere çok güzel davranılıyordu. Sevgi içinde yaşıyorlardı. Hristiyanlara çok güzel davranılıyordu. Sonra bu bir felakete çevrildi. Muazzam bir Yahudi düşmanlığı, muazzam bir Hristiyan düşmanlığına çevrildi. Yahudi kardeşlerimizin büyük bölümü Türkiye’den gittiler. Hristiyanların büyük bölümü gitti. Ne kazandın, ne yapmak istiyorsun? Nur gibi Ermeniler nur gibi insanlar. Bırak, Ermeni olsun, Rum olsun, Yahudi olsun Türkiye’nin süsü onlar güzelliği, bereketi. Allah diyor “Ben isteseydim sizi tek bir ümmet olarak yaratırdım. Hepinizi Müslüman yapardım. Aksi olmazdı zaten” diyor. “Ama Ben sizi ümmetler olarak yarattım” diyor. “Kiminizi Hristiyan, kiminizi Musevi, kiminizi Müslüman. Birbiriniz ile kaynaşıp konuşun. Hepiniz Bana ibadet edin” diyor Allah. Ama Hristiyanlara ve Musevilere Cenab-ı Allah diyor ki “Allah’ın birliğini savunun.” Zaten Allah’ın birliğini savunuyor Museviler. Hristiyanlara söylüyor Allah, “Allah’ın birliğini savunun, namazınızı kılın bir de zekat verin” bu kadar. Kuran’ın istediği bunlardan o. Peygamberimiz (sav)’in yalan söylemediğini kabul etmeleri, namaz kılmaları, zekat vermeleri bu kadar. Sen nefret ediyorsun, düşman oluyorsun. Musevi düşmanlığı sanki takvaymış, Müslüman alameti gibi gösteriyorlar. Günaha giriyorlar harama giriyorlar. Musevi’den nefret edilmez. Musevi’ye şefkat gösterilir. Beş bin yıl sadakat göstermiş. Hz. Musa (as)’ya Peygambere beş bin yıldan beri sadakat göstermiş. Allah’tan kork. Hz. İbrahim (as)’e, Hz. Yakup (as)’a sadakat gösteriyorlar. Ne istiyorsunuz bu insanlardan?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Halep’in son durumunu gösteren bir video var.

ADNAN OKTAR: Halep’in son durumu.

BÜLENT SEZGİN: Gidip savaşsınlar dedikleri yerler.

ADNAN OKTAR: Gidip savaşsın diyor buraya. Evine dönsün diyor. Bas bas bağırıyor. Halep’e diyor kendi evine dönsün diyor. Adam nereye dönsün buraya? Ne işiniz var diyor gidin oraya kendi evinizde oturun diyor.

BÜLENT SEZGİN: Yine aynı şekilde Musul’dan bir görüntü. Bu şekilde Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet.

Şimdi bizim şu filmlerimizden biraz seyredelim.

BÜLENT SEZGİN: Evet videolarımız ile devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü