Harun Yahya

Sohbetler (20 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

OKTAR BABUNA: Hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK tarafından 16 Haziran’da kaçırıldıktan sonra şehit edilen öğretmen Necmettin Yılmaz’ı şehit eden teröristler öldürüldü. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “Necmettin öğretmenin kanı yerde kalmadı” açıklaması yaptı. Şehidimizin babası Hamit Yılmaz “Rabbime şükürler olsun, devletimle gurur duyuyorum” dedi. Allah’tan teröristleri ıslah etmesini dileyen yılmaz, “Akılları başlarına gelsin, Allah’ım onları da imanla şereflendirmeyi nasip etsin” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Millet hep Hz. Mehdi (as) cemaati. Resulullah (sav)’in sahabeleri gibi şu güzelliğe bak, şu imana bak milletteki, maşaAllah. Şu babanın güzelliğine bak.

BÜLENT SEZGİN: Fotoğrafları vardı babasının.

ADNAN OKTAR: Bakayım kabadayıya. MaşaAllah maşaAllah kabadayıya maşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimiz Necmettin Yılmaz.

ADNAN OKTAR: Necmettin, o nur aleminde, o cennette ona ne mutlu. Şehadetini tekrar tebrik ediyoruz kabadayının. Allah bize de nasip etsin. Yatak ölümü vermesin Cenab-ı Allah şehadet nasip etsin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Suriyeli vatandaşlara verilen burslarla Türk vatandaşlarına verilen burslar arasında fark var. Sizce bu adaletli mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzeller güzeli, Suriyeliler üzerinden açıklama yapmak o insanlara eziyet etmek isteyen insanlara cesaret verir çok büyük hata olur. Birçok örnek verilecek insan olur. Mesela de ki “Zengin çocukları var” işte “onlara imkan tanınıyor” de bir şey de. Başka türlü bir şeyler söyle. Yahut “falanca okuldaki imkanlar daha iyi, buradaki imkanlar daha iyi değil” de. Ama savaştan kaçmış, katliamdan kaçmış garibanları sürekli gündeme getirmek işte “onlar şu kadar kiraya ucuza oturuyor, şu kadar yemek yiyor” bilmem ne. Sürekli onların aleyhine dikkati çekmek doğru olmaz. Sen çok vicdanlı merhametli bir kızsın. İyi niyetle diyorsun belki ama insanlar onu öyle anlamaz. Adam galeyana geliyor gidip tecavüz ediyor, çocuğunu öldürüyor bilmem ne yapıyor. İnsan yerine koymuyorlar bir vahşi bakış açısı gelişiyor. Yazık-günah doğru olmaz. Senin evin var, akrabaların var, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşısın istediğin işe girebiliyorsun. Bu insanların burada evi yok, akrabası yok, sığınacakları bir yer yok. Sadece Türk devletine sığınmışlar. Nüfus cüzdanları yok bir işe giremiyorlar, sosyal hakları yok. Devlet onları korumak için biraz daha bir ayrıcalık meydana getiriyor. Bunu güzel görmen lazım, sen merhametli güzel bir kızsın, şefkatli bir kızsın. Neden böyle bir şeye tevessül ediyorsun? Bir daha düşün, yeniden o fikrini senden almak isterim. Merhamet anlayışına uygun değil gibi geliyor bana. Ama herhalde sen onu düşünmeden söyledin bir daha düşün bence.

Bir de Suriyelilere daha fazla yardım yapılıyor diye bir şey yok. Bunlar da doğru bilgi değil. Hükümet bu konuda doğru bilgilendirme yapsın, resmi. Öyle bir şey de yok ayrıca gariplerime öyle bir para falan verilmesi mevzubahis değil. Bu kara propaganda öyle bir şey yok keşke olsa ama böyle bir şey de yok. Olmadığı halde bu mazlumların üstüne dikkat çekmek yazık-günah doğru olmaz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında son günlerde yayınlanan makaleleriniz şu şekilde: Güney Afrika Gauteng’te yayınlanan günlük tirajı 93 bin olan İngilizce gazete The Star’da yazılarınız yayınlanmaya başladı. 1871’den beri yayınlanan gazete Güney Afrika’nın en büyük medya şirketi Inthependent Media’ya ait. “Neden Afrika’yı yeni bir Avrupa yapmıyoruz?” başlıklı yazınızda Afrika’nın kültür ve medeniyetin merkezi haline gelmesi için ihtiyacı olan her şeye sahip olduğunu, kıtanın potansiyeli, doğal kaynakları, kültürel geçmişi ve dünyanın yardım etme konusundaki istekliliği düşünüldüğünde Afrika’nın bunu başarmaması için hiçbir neden olmadığını anlatıyorsunuz.

Aynı makaleniz Güney Afrika Cape Town’da yayınlanan yüksek tirajlı günlük İngilizce gazete Cape Times’te de yayınlandı. Gazete 1876’dan beri yayın hayatında ve Güney Afrika’nın en büyük medya şirketi Inthependent Media’ya ait.

Güney Afrika Durban’dan 139 yıldır yayın hayatını sürdüren yüksek tirajlı günlük İngilizce gazete Daily News’te yazılarınız yayınlanmaya başladı. “11 Eylül’den beri ne değişti?” başlıklı makalenizde batı dünyasının eğer gerçekten radikalizme kapı açmayacak bir özgürlük anlayışı yaygınlaştırılmak istiyorsa demokrasiyi dayatarak değil Kuran’dan öğreterek toplumlara yaklaşması gerektiğini anlatıyorsunuz. Ve terörle mücadelede bir türlü hayata geçirilmeyen ideolojik mücadelenin öneminden bahsediyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “İslam ve radikalizm bütünüyle zıt kavramlar” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Amerika’dan yayın yapan Al-Hikmat Dergisi’nde ise “Daha iyi bir hayat için ölümle burun buruna” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, devlet liderlerinin birleşip Myanmar hükümetine yaptırım uygulayarak Müslümanlara karşı insanlık dışı uygulamalara bir son verdirmeleri gerektiğini anlatıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Allah böyle güzel lütfediyor, imkan tanıyor. Negatif güçler karşımızda milyonlarca ama destroyer gibi yara yara gidiyoruz söke söke yırta yırta evvelAllah. Seyit Battal Gazi gibi yani.

VTR: Darbe gecesi yaptığınız çalışma yeterli miydi?

ADNAN OKTAR: Darbe gecesi senin gördüğün çalışmalar var senin görmediğin çalışmalar var. Gördüklerin yeterli. Ne yaptık? İlk Türkiye’de daha hiç kimse açıklama yapmamışken ve birçok insan şoktayken ve akıl tutulması geniş çapta varken dedim ki “arkadaşlar bu darbe geçersizdir, bu sahte bir darbedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni temsil etmiyor bu” dedim “küçük bir grubun darbesi, geçersizdir. TRT’de yapılan açıklama da zorla yapılmıştır böyle açıklama olmaz bu da geçersiz” dedim. Genelkurmay sitesini hacklemişler ele geçirmişler “bu da geçersizdir” dedim. “Askere sakın kötü davranmayın koluna girin tutun karakola götürün” dedim. “Millet de sakin olsun” dedim “halk sokağa çıksın,” askeri polisi müdahaleye davet ettim “polis müdahale etsin” dedim “asker müdahale etsin” dedim. “Kuvvet komutanları 1. Ordu, 2. Ordu, 3. Ordu açıklama yapsınlar” dedim. “Hava, kara, deniz kuvvetleri açıklama yapsın, Genelkurmay Başkanı açıklama yapsın.” Sayın Bahçeli’nin açıklama yapmasını istedim. Sayın Kılıçdaroğlu’nun açıklama yapmasını istedim. “Tayyip Hocam açıklama yapsın” dedim. Yaklaşık bir küsur saat sonra Tayyip Hocam açıklama yaptı. Ve arkasından peş peşe açıklamalar geldi. Bu görünen kısmı, görünmeyen kısmını da anlatmama gerek yok. O ayrıca bizim delikanlılığımız kabadayılığımız onu da bize bıraksınlar. Ben onunla oturup övünecek halim yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Öğrencileri kendi ilgi alanlarına göre eğitmek, onları ona göre sınava tabi tutmak gerekirken böyle tekdüze alışılagelmiş bir sistem üzerinde sabit bir sınava tutmak aynı kefeye koymak mantıksız değil mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki mantıksız tabii ki eksik yönler çok fazla. Ama Türkiye daha yeni belini doğrultuyor. Daha yeni İngiliz derin devletinin münafıklarının, alçaklarının, sülüklerinin, kan emicilerinin azgın saldırısından daha yeni kurtuluyor. Bundan sonra Allah’ın izniyle. Dedikleri doğru.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sayın Cumhurbaşkanımızı nasıl görüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Cumhurbaşkanımızı nasıl görüyoruz? Her gün anlatıyorum. Dürüsttür Tayyip Hocam samimi delikanlıdır. Çok eskiden beri bütün milletin önünde yetişen bir insan. Erbakan Hocamız’ın yetiştirdiği güvendiği, sevdiği, değer verdiği bir mücahit delikanlı. Kendini Allah’a adamış bir Müslüman, dünyadan geçmiş bir insan. Tasavvuf ehlidir Tayyip Hocam aynı zamanda tasavvuf ehlidir.

Ama adamlar bin bir türlü bahane bulmaya çalışıyorlar. Niye? Entel değil diye. İngiliz taraftarı olsaydı, entel olsaydı, Rumi olsaydı, homoseksüelleri destekleseydi hiçbir sorun olmayacaktı. Karşı olunca, İngiliz derin devletine tavır alınca adamlar hop oturup hop kalkıyorlar.

Mesela Mürselat Suresi 50’de Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım: “Febi eyyi hadisin” hadis “ba’dehu yu'minûne.” “Kuran’dan başka hangi hadise inanacaklar?” diyor Allah. “Kuran’dan başka hangi hadise inanacaklar.” Hangisine; işte Kütübü Sitte’den tut Buhari’den çık, hepsine inanıyor adam. “Daha üstündür Kuran’dan hadis.” Fethullah Gülen bunu söylüyor, hepsi de söylüyor.

“Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” diyor Allah. Adam “evet yetmiyor” diyor açıkça söylüyor zaten “yetmiyor” diyor. “Şüphesiz, bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.” (Ankebut Suresi, 51)

“Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” (Maide Suresi, 50) Yani Kuran’daki Allah’ın hükmünün dışında hüküm olmaz, en güzel hüküm Kuran’dadır diyor Allah.

Bak ayet açık değil mi? Şeytandan Allah’a sığınırım. Ne diyor Cenab-ı Allah “Kendilerine okunmakta olan Kitabı” Kuran’ı “sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” (Ankebut Suresi, 51) Adamlar yetiyor diyor mu demiyor mu? Ne diyorlar? “Yetmiyor” diyor “yetmiyor” diyor. Allah “bu sözünüz küfürdür” diyor küfür. “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” (Ankebut Suresi, 51) Adam göğsünü gere gere “evet yetmiyor” diyor Allah’a. Ne diyeyim ben bu adamlara? Kuran’a karşı bir üslup kullanıyor adam.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kıbrıs’ta yaşayan kardeşlerimiz Şeyh Nazım Hazretleri’nin dergahını ziyaret etmiş. Resmi görebiliriz. Sizin sevgilerinizi, selamlarını iletmişler. Sizin vesilenizle kendilerini daha çok sevdiklerini söylemişler. Kitap dağıtımıyla ilgili konuşmuşlar. Şeyh Nazım Hazretleri’nin torunu, Şeyh Bahaddin Efendi’nin oğlu hayır duası etmiş kardeşlerimizin faaliyetlerinin artması için. Nazım Efendi “Adnan Hocamız uykuda olan insanları bu kitaplarla uyandırıyor” demiş.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Yalnız ben bir daha söylüyorum, kardeşlerimi ben tenzih ediyorum onlar çok nezaketli insanlar. O dergaha gidenler, o insanların bir geliri yok, onlar sadece Allah kulu tertemiz mümin muttaki insanlar. Bazı kardeşlerimiz gidiyor 15 gün gidip dergahta kalıyor, ne tabağını kaldırıyor, ne bulaşığını yıkıyor, ne bir destekçi oluyor. Böyle olmaz çok ayıp. O insanlar kibar nezih insanlar böyle şeyi söylemez onlar. Utanır söyleyemez. Bir kere oraya eli boş gidilmez. Giden oradaki insanlara yiyecek malzemesi götürmesi lazım. Pirinç, buğday, bulgur ne varsa. Çünkü orada dolu birçok insan var. Bu insanlar nereden bulsun ne yapsınlar, değil mi? Yiyecek götüreceksin, iki; bulaşığı çamaşırı falan kendilerinin yıkaması lazım. Hizmeti kendilerinin etmesi lazım. Yazık-günah o insanlara. Terbiyeli insanlar onlar hem seyit hem şerif. Tabii onlar ne desin yani? Her gelen misafire amenna saddakna buyurun diyor. Onun nezaketini lütfen rica ediyorum lütfen. Evet.

VTR: Her bireyin muhakkak üniversite okuması gerekiyor mu?

ADNAN OKTAR: İyi olur tabii, genel kültür açısından çok çok iyi olur. Çünkü üniversite imtihanları falan çok zor gördüğüm kadarıyla. Geçen bir kız arkadaşımla konuşuyorum şimdi tıpta okuyor tıp öğrencisi. “Üniversite imtihanı nasıldı?” dedim işte “her şeyden sordular” dedi. “Neler sordular?” dedim, kardeşim akıl almaz bir genel kültür patlaması üniversite imtihanı çok çok güzel. Her türlü biyolojiden tut fizikten çık ne kadar güzel. Gençlerin akıl almaz bir bilgiye sahip olmasına vesile oluyor çok iyi. Genel kültür insanları olgunlaştırır kaliteli hale getirir. Öbür türlü vahşileşir insan. Onun için herkesin üniversite mezunu olmasında fayda var. Herkes için değil tabii bazı insan okumaz ama yine ariftir ayrı mesele.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar içinde ten rengi olarak ayrımcılık yapıyorlar neden?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklıma münasebetsizlik yapan adam olursa ben onu ayıplarım. Bir kere sen son derece yakışıklısın. Ten rengi ne güzel esmer, kızlar çok beğenirler bir kere esmeri. Sen hiç kendini sıkma aslan gibi delikanlısın bir de süper yakışıklısın. Esmer olman da çok güzel. Beğenmeyen kızını vermesin. Boylu-boslu aslan gibisin hiç kaale alma. Esmer olmak güzelliktir, Allah, mesela zenciler var koyu tenlidirler. Pakistan, Hindistan koyu sayılır tenleri gayet normal. Hepsi Allah’ın kulu. Mezarın altında zaten siyah-beyaz kimse kalmayacak. Hiç kendini üzme. Ama tabii bazı ırkçı münasebetsiz densiz adamlar Ermeni düşmanlığı yapar, Çingene düşmanlığı yapar, Kürt düşmanlığı yapar, Yahudi düşmanlığı yapar onlarda düşman sayısı çok. Onları sen hiç kaale alma onlar insan değil. Size düşman olanlar insan değil. Bir kere Kürt diye, Laz diye, Çerkez diye insanları ayıran Allah’tır. Bir güzellik olarak diye yapıyor. Hepsi de üstündür, hepsi Hz. Adem (as)’ın evlatlarıdır, hepsi ortak atadan geliyorlar. Dolayısıyla hiç kafanı takacağın bir şey yok.

Bazı kardeşlerimiz Çingene kardeşlerimizi bazı ahlaksız, haysiyetsiz, namussuzlar aşağılamaya kalkıyorlar. Onlar da çok üzülüyorlar. Çingene olmak onurdur güzelliktir. Ben Çingeneleri canım gibi çok severim. Hepsi sanatçıdır. Vicdanlı, neşeli, mütevazi, hoş insanlardır, güzel insanlardır, dindar insanlardır, Allah’tan korkan insanlardır, mazlumdurlar. Dolayısıyla sanatçı olmaları, güzel ruhlu olmaları, mütevazi olmaları onları yüceltir. Çingene olmak onurdur. Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansız, vicdansız, zalim, gaddar adamlar var onlar herkese bir laf söylüyor. Onları kaale alıp insan yerine koymaya gerek yok. Kardeşlerimiz sakın öyle şeyde üzülmesinler. Hepimiz ortak atadan, atamız kim? Hz. Adem (as). Bir tane atamız var Hz. Adem (as). Hz. Adem (as) ve Hz. Havva’dan geliyoruz. Başka bunun üstüne söylenecek söz yok. Evet.

VTR: İnsanlar uyuşturucu niçin içer?

ADNAN OKTAR: Çok sıkıldıkları için yapıyorlar tabii, çok bunalıyorlar intihar eğiliminde oluyorlar. Darwinist eğitim var, materyalist eğitim var. “Atan mikroptu” diyor “atan solucandı” diyor. Kendini boşlukta hissediyor. İman hakikatleri anlatılmıyor, Kuran mucizeleri anlatılmıyor, kadın güzelliği ortada yok yani hoşlanacakları bir şey yok. Sucuk heykelleri, salam heykelleri sokakta, dehşet verici Nasrettin Hoca heykelleri yapıyorlar, güzel bir şey bulamıyor insanlar. Kadını sevmek suç, kadın güzelliği suç, kadının güzel olması kadının sesi bile suç. Hayatta güzel olan hiç bir şeyi bırakmak istemiyorlar. Çocuklar bunalıma giriyor ondan sonra uyuşturucu şu bu falan intihara kadar götürüyor Allah esirgesin. Bu, Mehdiyet devrinin temizlenecek olayları. Bunların hepsi Kuran ahlakıyla İslam’la ortadan kalkacak, inşaAllah.

Fikret Bey buyurun sizi dinliyorum.

VTR: Kapalı bayanların çalışması hakkında ne düşünüyorsunuz? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kapalı bayanların çalışması tabii ki hem teşvik edilmesi hem kolaylık sağlanması lazım. Bazı münasebetsizler hanımlar başı kapalı diye iş vermek istemiyor, çok büyük ayıp ve çok çok çirkin vicdansızca bir hareket. Çünkü o ibadet olarak onu düşünüyor. Onu bir çarşaf olarak düşünebilir Ahzab Suresi’nin hükmü olarak. O zaman farz olur zaten kapanması. Allah’ın hükmünü yapıyor diye sen onu işe almazlık edersen Allah belanı verir. Sırf Allah’ın hükmünü yapıyor diye, Allah’tan bela istiyorsun demektir. Çok günah çok ayıp. Onu mağdur etmenin alemi ne? Ne istiyorsun ne yapsın? Mesela namaz kılacak sen “kıldırmıyorum” diyorsun, başını örtecek “örttürmüyorum” diyorsun, zorun nedir? Dolayısıyla özellikle başörtülü hanımların işe alınmasında herkesin saygılı, özenli, nezaketli olması lazım. Öncelikli işe almaları lazım kardeşlerimizi. Hanımlar başı açık-kapalı fark etmez mutlaka hanımların korunup-kollanması lazım. O canlarım zaten utangaç mahcup “başörtün olmasa alırdım” diyor. Şimdi ne kadar münasebetsiz bir söz. İbadet olarak düşünüyorsa doğru yapıyor, sen onu teşvik et, takdir et. Tabii iman eden için söylüyorum onu, iman etmiyorsa benim ona lafım yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün yıldırımları gösteren bir harita vardı Adnan Bey. İstanbul’da 2 saatte 6 bin 726 yıldırım düştü.

ADNAN OKTAR: 6 bin 666 da olabilir, yanlış hesap yapmış olabilirler.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden kavga yapmaya eğilimli?

ADNAN OKTAR: Kavganın sebebi tevekkülsüzlük, Allah’ı unutmak, her şeyde hayır olduğunu bilmemek, her şeyi Allah’ın yarattığını bilmemek ve bir insana saygı duymamak, sevgi duymamak, kuvvetle zorla bir şeyi halledeceğini düşünmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Ben enstrüman olarak kemençe çalıyorum. Karadeniz müziğini nasıl buluyorsunuz beğeniyor musunuz, eğleniyor musunuz, nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Vay benim yakışıklım vay çok doğru yapıyorsun, çok güzel yapıyorsun. Karadeniz halkı çok neşeli nezih bir halktır, çok şeker insanlardır. Türkiye’nin övünç duyduğu insanlardır. Karadeniz boydan boya zaten cennet gibidir. İnsanları da çok güzel ahlaklıdır. Kemençe de Karadeniz’in ruhudur. Kemençesiz bir Karadeniz düşünemiyoruz. Tabii ki çok güzel buluyorum, doğru yoldasın devam, inşaAllah. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan şöyle yazdı: “Öyle kurnaz ki Fethullah Gülen. ‘Bütün suç laik ve ulusalcı kesim’ dediği anda, ‘Yaşasın hoca efendimiz suçlu değilmiş’ diye Pensilvanya’ya koşmaya yatkın ve hazır çok kişi olduğunun bal gibi farkında. Fakat benim asıl takıldığım nokta şurasıdır; hükümet yetkililerinden herhangi biri Fethullah’ın ‘bu oyununu görüp de suçu başkalarına atma Fethullah. Bu alçaklığın tek piyonu sensin’ demedi diyemedi.”

ADNAN OKTAR: Ne diyecek? Adam zaten zırvalıyor, zırvaya ne cevap vereceksin? Her sözü zırva zaten -dini konuları tenzih ederim- zırvalıyor. Hükümet onun neyiyle uğraşsın? Hükümete de demediğini bırakmıyor. Ne diyor? “Güneydoğu’da askerler hiçliğe gidiyorlar” diyor. Şimdi ne diyeceksin adama? Adam imansız. İmansız sözü söylüyor ne cevap verirsin? “Hiçliğe gidiyor” diyor, ahirete gidiyor demiyor “hiç oluyor, yokluğa gidiyorlar” diyor. Güneydoğu’da şehit olan askerlere bunu diyor. Gece-gündüz zırva hükümet onunla mı uğraşacak? Evet.

VTR: Dinlendirici de olsa hiç gözlük takıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Karizma için gözlük takarım ben. Gözlerim benim şahin gibidir.

OKTAR BABUNA: Karanlıkta kimsenin okuyamadığı yazıları okuyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz göz rengi nedir?

ADNAN OKTAR: Severim ben seni sen çok güzelsin sen, çok çok güzelsin sen. En sevdiğim göz rengi, siyah çok güzeldir simsiyah göz. Yeşil zaten çok güzel bir kadında. Gözlerin hepsi güzel anlamlı tutkuyla bakan bir göz güzeldir. Kahverengi de çok güzel. Güzel olmayan bir göz rengi yok ama mesela yeşil göz olur, mavi göz olur yahut siyah olur ama anlamlı bakmıyordur o zaman olmaz. Tutkuyla bakan bir göz güzeldir. Akıllı bir göz güzeldir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sabah uyandığınızda aklınıza gelen ilk şey nedir?

ADNAN OKTAR: Tabii Allah, ilk aklıma gelen şey Allah aklıma gelir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hiç tanıdığınız birini tanımamazlıktan geldiniz mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Oluyor, mesela kız arkadaşım oluyor annesinin yanında oluyor vitrinlere bakarak geçiyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Takı olarak bir erkeğe en çok ne yakıştırıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Takı olarak saat olur. Başka ne olur? Belki yüzük olabilir. Ama en iyisi kaliteli bir saattir. Delikanlıyı kurtarır. Evet.

VTR: Şapkalı insanları tarz buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Gençlere gidiyor mesela benim yakışıklımda var şapka iyi olmuş. Olur tabii çeşitli şapkalar, bereler falan hoş duruyor. Zenciler bu işi iyi beceriyorlar. Hanım kızlarda çok güzel oluyor, her türlü şapka çok güzel oluyor. Bere de çok güzel oluyor çeşitli renkli. Bandanalar güzel oluyor hanımlarda. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşını kapıda bekleyen sevimli bir köpek vardı.

ADNAN OKTAR: Yazık işte onu rahatsız eder göğsüne zincir bağlamak çok çok rahatsız eder hayvanı. Bırak rahat olsun hayvan ne alakası var? Hayvan stresli orada normal bir durum değil o. Huzurlu olması lazım hayvanın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ismim Tuğçe. Alışverişte kalite mi fiyat mı?

ADNAN OKTAR: Fiyat varsa zaten kalite vardır. Kalite varsa fiyat, fiyat varsa kalite vardır. Birbirinden ayrılmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kudüs’te Mescid-i Aksa’da çıkan olaylar sonrasında bugün Neve Şalom Sinagogu önünde gösteri yapılmış Adnan Bey. Türkiye Yahudileri ibadethane önünde yapılan bu eylemden rahatsız olmuşlar. Türkiye Yahudi cemaati de şöyle bir açıklama yaptı: “Bu akşam Neve Şalom Sinagogumuz önünde yapılan provokatif gösteriyi kınıyor, ilgili makamlardan gereğinin yapılmasını bekliyoruz.”

ADNAN OKTAR: Çok ayıp. Yani orada dindar Musevilere kafayı takmak, onları huzursuz etmek çok çok ayıp. Misafire bu yapılmaz, dosta bu yapılmaz. Türkiye’nin artık parçası olmuş insanlar. Kendi vatandaşımız olan insanlar. Vatandaşlarımızı huzursuz etmenin bir alemi yok. Bu gelenekçi üslubu bıraksınlar, sevgiyle, merhametle, şefkatle yaklaşsınlar. İman hakikatleri, Kuran mucizeler anlatsınlar. Darwinizm’in geçersizliğini anlatsınlar. Bunlar yol değil.

VTR: Bazı gençler neden telefonuna kulaklığını takmış telefonuna bakarak gidiyorlar?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim haklısın. Ama işte yalnızlık, yalnız kalıyorlar arkadaşları yok. Telefonu arkadaş ediniyorlar. Sürekli konuşuyor ona bakıyor bir şeyler yapıyor, sıkılıyor. Gençler arasında dostluğu arkadaşlığı pekiştirmek lazım. Mesela kafeye gitti mi herkese “Selamun Aleyküm” “Aleykümselam.” Masaları birleştirirsin sohbet edersin tanışırsın. Herkes herkese selam vermeli ve arkadaş olması lazım. Bu soğukluk, bu mesafe bu yanlış bu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şalom Gazetesi yazarlarından Karel Valansi şöyle yazmış: “Herhangi bir ülkenin politikalarını protesto edebilirsiniz ama bir ibadethane önünde bir ülkeyi protesto etmek kabul edilemez.”

ADNAN OKTAR: İşte densizliklerinden, çok çok ayıp. Bir de ibadethane. Mesela biz düşün İsrail’de olacağız, Türkiye’de yahut başka yerde olay olacak, Hindistan’da bir olay olacak, biz İsrail’de camideyken gelip adamlar bize musallat olacaklar “Hindistan’da niye böyle olay oldu?” diye. Ne kadar ayıp ne kadar çirkin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine Şalom Gazetesi’nin bir başka yazarı Selin Nasi de şöyle yazmış: “Türkiye ile İsrail arasında çıkan her sorunda bu ülkeyi vatanı benimsemiş Türk Yahudilerini hırpalamak hiçbir zaman çözüm getirmedi getirmez de.”

ADNAN OKTAR: Ama orada devletin görevi bu. Böyle bir olaya başlangıçtan hiç müsaade edilmemesi lazım.

Ekrem Kiraz, “Adnan Bey, senin gibi saç tıraşı oldum senin gibi sakal tıraşı oldum ama kadınlar bana bakmıyor neden acaba?”

Dinliyorum.

VTR: Ben iş için Arabistan’a gideceğim. Orada Türklerin sevilmediğini söylüyorlar. Bu konu hakkında ne diyorsunuz çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Sen bayağı sempatiksin seni bayağı severler. Öyle bir şey olmaz. Var mı öyle bir şey Suudi Arabistan’da? Tam tersine Türkleri çok seviyorlar. Tamam doğrudur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Amerika’daki özgürlük heykeli özgürlüğü andırıyor mu?

ADNAN OKTAR: Özgürlük heykelinin ayrı bir hikayesi var. İçler acısı olay. Hiç zannedildiği gibi değil olay. Evet.

VTR: Marsta yaşam alanı kurulacak mı?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini, severim ben senin nurunu. O kadar dünyanın ömrü yok. Bir de Mars yaşamak için uygun bir yer değil. Bir şey yok Mars’ta. Yaşam malzemesi yok. Oksijen, su hiçbir şey yok. Hava şartları yaşamaya hiç müsait değil. Bir de hadi diyelim daha uygun bir yer bulsalar bile o kadar vakit yok. Kıyamet çok yakın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Uzayın ve evrenin bir sonu var mı?

ADNAN OKTAR: Evrenin var. İçinde bulunduğumuz evrenin var. Ama evrenin bittiği yerde devam var, bittiği yerden itibaren yine devam ediyor. Bizim evrenimiz balon gibi genişliyor, genişledikçe genişliyor. Tabii belirli bir dereceye kadar genişleyecek. Ama o bir şeyin içinde genişliyor işte o bir şeyin sonu yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, “Ortaöğretim öğrencilerinin felsefi altyapısı olmadığı için evrimi müfredattan çıkardık daha ileri seviyelere kaydırdık” demişti. Bunun üzerine Cumhuriyet “İsmet Yılmaz ortaöğretim öğrencilerinin altyapısı yok diyor ama “Evrimde OECD ortalaması 15 yaş” başlıklı bir haber yaptı. Haberde geçen açıklamalar şu şekilde: “Pek çok OECD ülkesi evrimi 15 yaşındaki öğrencilerin ders müfredatlarına eklerken, Avrupa Konseyi evrim karşıtı mücadelenin önemli bir bölümünün aşırı dinciler tarafından sürdürüldüğünü vurgulamıştı. Ülkelere göre bakıldığında ise büyük Britanya’da devlet tarafından desteklenen tüm okullarda evrim teorisinin okutulması zorunluyken Norveç’te, Danimarka’da hatta İran’da evrim teorisi 5. Sınıf öğrencilerinin müfredatlarında yer alıyor” denildi.

ADNAN OKTAR: Evrim teorisinin anlatılmasını niye bu kadar istiyorlar ben anlamıyorum. Niye Babiller’de, Hittiler’de, Asurlar’da olan aynı inanç anlatılmıyor da Darwin’inki anlatılıyor ben bunu anlamıyorum. Asurlar’da da aynısı anlatılmış. Babiller’de de aynısı anlatılmış, onlarda da tesadüf ilahı var. Tesadüf ilahı tesadüfler sonucu birkaç ilah daha meydana getiriyor. O ilahlar da evrimleşerek insanları ve bitkileri meydana getiriyor, aynısı. Onları niye anlattırmıyorsunuz? Hep beraber topluca anlatılsın. Paramparça anlatmaya ne gerek var?

Dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden birbirine saygısını yitirmiş?

ADNAN OKTAR: Benim dünyalar güzelim, tek nedeni sevginin olmaması, merhametin olmaması, şefkatin olmaması. Yani Allah korkusunun, Allah sevgisinin olmaması. Allah’ı seven insan, Allah’tan korkan insan hiçbir şekilde sevgisini saygısını yitirmez. Bak burada üç hanım var hepsi birbirinden güzeller, amansız bir saygı duyuyorum, çok yüksek bir saygı duyuyorum, çok değer veriyorum. Haysiyetlerine, şereflerine falan her şeylerine çok özen gösteririm, sağlığına sıhhatine. Çünkü kutsal varlıklar, çok değerli varlıklar. Dünyanın en güzel süsüdür kadınlar. Dolayısıyla sizin değerinizi bilmemeleri onların kaybı. Senin gibi güzel bir insanın değerini bilmiyorsa o mühim bir nimeti kaybetmiş demektir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki ağaç sayısını nasıl artırabiliriz?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım, bak o da hep güzellik sevgi peşinde. Bir insan ağacı seviyorsa Allah’ı seviyordur. Yeşillikten hoşlanıyorsa Allah’ı seviyordur. Çok güzel. Bak hepsi bağnazlığa karşı, hepsi modern, hepsi Kuran Müslümanı, hepsi Allah aşığı, ortak bir ruh var bütün gençlerde görüyor musunuz kesintisiz. Hepsi de güzel maşaAllah. Kızlar güzel, delikanlılar da yakışıklılar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde neden sigara yasaklanmıyor?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, bak o da bir güzellik peşinde. Bayağı da iyi olmuş tarzı yakışmış. Doğru söylüyor, bak vicdan azabı çekmiş bundan. Çünkü sigaranın zararlı olduğunu görmüş kendi adına değil bak sevdikleri adına insanlar adına acı çekiyor. Yasaklanmasını istiyor doğru söylüyorsun. Benim imkanım olsa katiyen ve kesinlikle müsaade etmem. Sigara isteyene bir paket üzüm, fındık, fıstık. Sigara paketine üzüm, fındık, fıstık koyacaksın. Sigara istiyorum dedi mi “buyurun beyefendi” diyeceksin bu kadar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba, adım Yavuz Köylü. Ürünlerimize bakmaya çeşitli insanlar geliyor. Özellikle birden fazla insan geldiğinde yanındaki insanlar ürünü almakta karar kılıyor. Bu bağlamda da eğer zevkler birbirine uymuyorsa ürünleri tercih etmiyorlar. Başka raflara bakıyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, tabii insan çabuk tesir altında kalan bir varlık. Birisi bir şey dedi mi hemen etkisinde kalıyorlar. “Bu olmaz” diyor “ha öyle mi?” diyor. Siyasi partilerde de öyle mesela bir siyasi lidere birisi bir şey diyor “aa öyle mi vay be, ben bütün gücümle ona karşıyım bundan sonra” diyor. Kendi analizi kendi düşünceleri çok önemlidir. Tesir altında kalmak küçük düşürücü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Lokantada yediğimiz ete nasıl güvenmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Çok acı bir durum tabii. Helal haram anlamında mı diyor? Temizlik anlamında mı? Hijyen de olabilir. İşte iyi izlenen kontrol edilen yerler olursa olabilir. Güvendiği yer olması gerekir. Vicdanına güvendiği insan olması gerekir. Kaliteli yerler herhalde olabilir. Ama bu acı bir olay tabii. Olağanüstü temiz, olağanüstü titiz olması lazım bu konuda çalışanların. Hatta böyle lokantaların yemek yapılan kısmı sokağa naklen yayınla gösterilmesi lazım. Kocaman bir ekranla sokağa o kısım gösterilmesi lazım. Temizliğin yapıldığı yer, yemeğin yapıldığı yer, pişirildiği yer canlı olarak sürekli gösterilmesi lazım. En doğrusu bu olur. Yani insanların içi rahat olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Asgari ücretle nereye kadar gideceğiz? Bir insanın geçimi için yeterli değil. Ne zaman feraha kavuşacağız millet olarak? 1400 lira maaş alıyoruz kiraya yetişmiyor.

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklımın parasını artırsınlar. Maaşına zam yapsınlar. Şöyle olabilir. Bir kere vatandaşa deniz kenarında geniş ev yapmak için araziler versinler. Kendi sebzesini, meyvesini kendileri üretseler aslında orada onlara çok büyük bir katkı olur. Maaşı az bile olsa geçimlerine çok büyük fayda sağlar. Mesela köylerde öyle oluyor. Hiçbir şeye para vermiyorlar. Ama tabii daha yeni toparlanıyoruz. Biraz sabırlı olurlarsa olur.

Dinliyorum.

VTR: Bu arabaları biz park ediyoruz, bize hiç haber vermeden çekici gönderiyorlar direkt çekiyorlar, bu sorunu nasıl çözebiliriz?

ADNAN OKTAR: Bak burada senden yana olmak isterdim ben ama. Arabayı alıp yolun ortasına koyuyor trafik sıkışıyor kimse de geçemiyor. Adamlar da alıp tabii paketleyip götürüyorlar arabayı. Neden mantıksız gördüğünü söylemesi lazım. O arabanın orada durmasının neden gerekli olduğunu. Çekilmenin faydalı olduğunu düşünüyorum ben. Şöyle olabilir belki. Daha uygun bir yere alıp götürebilirler arabayı. Tamamen alıp götürüyorlar paketleyip. Ama o da çok zor. Adam orada nereyi bulsun ne yapsın? Hakikaten çok biçimsiz yerlere çekiyorlar arabaları. Tam yolun ortası bütün trafik kilitleniyor. Alıp götürmenin dışında bir yol yok.

Bodrum, İzmir ve Denizli’yi etkileyen bir deprem olmuş. Çok büyük çaplı bir deprem olmuş. “İnanılmaz bir deprem oldu” diyor. Çok etkilenmişler. Büyüklüğü 6.2 işte o dediğim olayla bağlantılı gelişiyor Allahualem. O yağmurun arkasından bu. Onu sonra söyleyeceğim. Allahualem yani. Büyük geçmiş olsun kardeşlerimize. Yaralanan varsa Allah şifa versin. Ama zannetmiyorum. “1999’daki depremden daha büyüktü” diyor. “Çok şiddetliydi” diyor. İnşaAllah can kaybı yoktur.

Dinliyorum.

VTR: Özbekistan’ı seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm tabii Özbekler bizim canımız siz bizim parçamızsınız. İnşaAllah birleşeceğiz. Gereksiz yere ayrıldık.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de şehir planlamacılığı neden bu kadar kötü? Avrupa’daki veya dünyanın gelişmiş ülkesindeki birçok şehirde şehir planlamaları estetik olarak çok ileri seviyedeyken bizim ülkemizde neden sadece ihtiyacı karşılamaya yönelik onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Görüyor musun yeni gençlik ne kadar kaliteli, ne kadar akılcı. Ne kadar estetiği, güzelliği, kaliteyi arıyor. Ne kadar mimari ruha, sanatçı ruha sahipler. Bu, Türkiye'nin kısa sürede ne kadar güzel olacağını gösteriyor. Bu kadar talep varsa bu bir duadır. Bu olacak demektir. Hakikaten bütün geçen hükümetler dönemlerinde hiç önem verilmemiş. Şehirler canı nasıl istiyorsa öyle gelişmiş. Bir Avrupai şehir anlayışı olmamış. Örnek olduğu halde bunu yapamamışlar.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşlarımız bu gece sizin davetliniz olarak bazı misafirleri ağırladılar Adnan Bey. Fotoğraf vardı. Fatih Kavaloğlu Adnan Menderes Dernekler Federasyonu Genel Başkanı. Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurul Üyesi. Yakup Dokumacı iş adamı. Ali Uygur, Mehmet Talu Hocamız’ın damadı. Oğuzhan Bey Kerkük Gazetesi İstanbul Sorumlusu. Erol Yılmaz, matematikçi. Genel Cerrahi Uzmanı Operatör Doktor Ahmet Nabi Kızmaz davetliler arasındaydı. Adnan Menderes Dernekler Federasyonu’nun yapacağı seminerlerden birisini İngiliz derin devletini tanıtmaya ayıracaklar inşaAllah. Herkese İngiliz Derin Devleti kitabı hediye edildi. Yemek boyunca da kitap anlatıldı inşaAllah. Milletimizin birliğinin öneminden bahsedildi inşaAllah. Ve konuklarımız size selam ilettiler.

ADNAN OKTAR: Hepsine aleykümselam hoş gelmişler sefa getirmişler. Şeref vermişler, lütfetmişler. Hepsini çok seviyoruz. İftihar ediyoruz onlarla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, merhabalar, çalışmalarınızı yeni öğrendik ve biz ileride hedeflediğiniz yeri çok merak ediyoruz.  Bu izlediğiniz yolda varmak istediğiniz hedefi çok merak ediyoruz, sizin ağzınızdan bunları duymak istiyoruz. Teşekkür ederim şimdiden verdiğiniz cevaplar için.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini, sempatikliğini, tatlılığını. Allah sana hidayet, uzun ömür versin. Hedef tabii Allah'ın rızasıdır. Allah'ın sevmesidir. Müminin tek isteği Allah'ın istediği gibi akıllı olmak, Allah’la bağlantıyı keskin bir dikkatle devam ettirmektir. Allah’la bağlantı zaman zaman yavaşlama gösterebilir. Şiddetle bundan kaçınmak lazım. Hiçbir anda Allah’la bağı sonra düzeltirim diye ertelemek olmaz. Bazı insanlar gaflete girdiğini düşünür fakat karışmaz onu bırakır.  Onu boğar boğar boğar bekler. Ki başına ancak bir felaket gelince toparlar. Öyle değil. Sürekli Allah’la keskin bir dikkatle bağlantının devam etmesi lazım. Çok yüksek bir iradeyle, yüksek bir sevgi anlayışıyla, yüksek bir akıl, yüksek bir dikkatle ve yüksek bir samimiyetle Allah’la bağın devam etmesi gerekiyor. Çünkü bak düşünün her şeyi yaratıyor. Ama adamın Yaratan’dan haberi yok. Bu çok kızdırıcı değil mi? Onun beden görünümü yaratıyor, sağlığını sıhhatini yaratıyor. Etrafındaki insanları yaratıyor. Müziği yaratıyor, resmi yaratıyor, yiyecekleri her şeyi yaratıyor. Kesintisiz devam ettiriyor. Ama adamın ara sıra aklına geliyor bunu yapan. Bu çok kızdırıcı değil mi? Allah'ın sabrına bakın ne kadar muhteşem bir güç olduğunu oradan anlayın. Bu nasıl bir kalleşlik olmuş oluyor? Nasıl bir vefasızlık olmuş oluyor? Nasıl bir çirkinlik olmuş oluyor? Her an bize bir şeyler yaratıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Depremden kırk dakika önce atılan bir twet var Adnan Bey. “Büyük bir deprem gelebilir. Hayvanların hareketleri hayra alamet değil haberiniz olsun. Rabbim korusun herkesi” diye. Depremden kırk dakika önce.

ADNAN OKTAR: Allah Allah hayret. Kırk dakika öncesinden. Hayvanlar herhalde çok hareketlendiler. O çok şaşırtıcı hayvanların bilmesi. Atlar falan, hayvanlar hakikaten ahırda akıl almaz çılgınlaşıyorlar depremden önce. İnekler falan hepsi. Bir araya toplanıyor hayvanlar. Kuşlar falan cinnet geçiyor hayvanlar. Nasılsa Allah'ın hikmeti biliyor. Kediler de öyle. hayvanlar acayip huysuzlanıyor, çok geriliyorlar evden dışarıya çıkmak istiyorlar.

Münafıklar Kuran’ı çıkarlarına göre zaman zaman ummadık şekilde yorumlarlar. Hayret edecek şekilde. Çıkarı nereye dönerse münafık da o tarafa doğru Kuran’ı yorumlama eğilimindedir. Kuran’da 6 bin 666 ayet olduğu için münafık baktı çıkarı ne? Hemen oradan ilgili bir ayeti alakasız olduğunu bildiği halde alır ve kendini korumak için kullanır. Peygamberimiz (sav) zamanında da öyleydi.

Münafığın en büyük korkusu gelecek korkusudur. Peygamberimiz (sav) zamanında hep bak dikkat edin “evimiz açıkta” dediği gelecek korkusudur. “Bu sıcakta çıkılmaz” dediği yine başım belaya girer, hastalanırım, insanların etrafındaki çıkarlar yerle bir olur, heba olur o kafada olmuş oluyor. Allah diyor ki, şeytandan Allah'a sığınırım, “Kalplerinde bir kayma olanlar, fitne çıkarmak ve olmadık yorumlarını yapmak için ondan müteşabih olanına uyarlar.” (Ali İmran Suresi, 7) Bazen de mesela müteşabih ayetle kendini kurtarmaya çalışıyor. “Aldatıcılar sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır Suresi, 5) diyor Allah Fatır Suresi’nde. “Ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahit getirir. Oysa azılı bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 204) diyor. Münafıklara bakarsan hep kendilerini korurken -kendi kafalarına göre- Kuran ayetleriyle korurlar. Mesela yalnız kalıyor. Halbuki İslam toplu yaşanan bir din. Mesela diyor ki, “Allah kuluna kafi değil mi?” (Zümer Suresi, 36) Peygamber (sav)’in orada sıkışık durumdayken onu Allah'ın koruyacağını vurgulamak için söylüyor ayet. Yoksa siz Müslümanlar ayrılsın, paramparça olsun, tek başına yaşayın demiyor. Din, İslam zaten toplu yaşanan bir din. “Allah'ın dinine sımsıkı sarılın ayrılıp dağılmayın.” (Ali İmran Suresi, 103) diyor. “Kurşunla kaynatılmış bir bina gibi birlikte mücadele edin.” (Saff Suresi, 4) diyor ayet. Onu görmüyor. Kendi kafasına göre tek yaşamanın Kuran’a uygun olduğunu anlatmaya çalışıyor.

Münafığın en rahatsız olduğu şey maldır. Mala çok titizdir. Malı gidecek diye çok rahatsız olur. Bütün münafıklarda aynı konu vardır. Gelecek derken gelecekteki malı. Mal kazanma hırsı. Müslümanların yanında da mal için kalır. Gittiğinde de mal için gider. Maldır onun derdi. Mesela Samiri altın biriktiren bir tipti. Gelecek korkusundan dolayı. Tevbe Suresi, 34-35’te “Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.” (Tevbe Suresi, 34) Allah yolunda harcamaları lazım. “Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek).” (Tevbe Suresi, 35) Bu ayetin anlatmak istediği birikmiş mal ona bela olarak dönecek anlamına geliyor. Yani acı ve ızdırap içinde öleceğine işaret ediyor Allah. “işte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" ama ne diyor; “alınları, böğürleri ve sırtları” Allah aklına, başına da bir bela verecek anlamına geliyor. Alın demek yani şiddetli baş ağrıları, şiddetli ızdırap, beyninde bir rahatsızlık, akıl rahatsızlığı, akıl hastalığı. Böğürleri, yani böbrekleri, vücudu belanın içine girecek. Sırtları, yani kasları bütün vücudu belanın içine girecek. Ona işaret ediyor Allah. “İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır.” Yığıp sakladığında Allah bedeninin her yerine bela vereceğini söylüyor. Ve o paralar oraya gidecek diyor. Onunla dağlanacak demek o biriktirdiğiniz paralar o vücudunuzun çökmesi bela bulmasıyla oralara harcanacağına işaret etmiş oluyor ayet. Bir anlamı da o.

Ebu Hureyre (ra)’ın rivayetine göre: Bir gün Resulullah (sav) Bilal (ra)’ın yanına vardı. Ve onun yanında biriktirilmiş bir miktar hurma gördü.” Bir miktar hurma. Bak hurmaya bile bakış açısına bak Peygamberimiz (sav)’in. Resulullah (sav): ‘Bunlar nedir ya Bilal?’ diye buyurdu. Bilal (ra): ‘Kış için biriktiriyorum ya Resulullah’ diye cevap verince, Allah’ın Resulü: ‘Biriktirmekten dolayı Allah’tan korkmuyor musun? Dağıt bunları ya Bilal! Arş’ın sahibinin malının eksileceğinden korkma’ buyurdu.” Kabın içine doldurmuş hurmayı biriktirme diyor dağıt. “Arş’ın sahibinin malının eksileceğinden korkma” Allah sana verir diyor. Tevekkül et diyor. İşte o tevekkül edememek münafıkları mahvediyor. O gelecek korkusu münafıkları mahvediyor. 

“Şimdi, o yüz çevireni gördün mü?” (Necm Suresi, 33) Azıcık verdi” paradan, imkandan çok az verdi “ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu.” (Necm Suresi, 34) Asıl kısmı hiçbir şekilde vermek istemedi diyor Allah. Ayet bu, Kuran ayeti.

“…Dillerini kitaba doğru eğip bükerler, siz onu (bu okur göründüklerini) kitaptan sanasınız diye. Oysa o kitaptan değildir. "Bu Allah Katındandır" derler. Oysa o, Allah Katından değildir. Kendileri de bildikleri halde Allah'a karşı (böyle) yalan söylerler.” (Ali İmran Suresi, 78) yani Kuran ayetini çarpıtıp (haşa) kendi pis müflis amaçlarına hizmet ediyor zannediyor Kuran’ı.

“Allah bize Müslümanların bir arada bulunmasını söylemiyor” diyor. Nereden anladın diyoruz? ““Allah kuluna kafi değil mi?” ayet var” diyor açık ayet. Allah kuluna kafi değil mi? Yani “Müslümanlara ne ihtiyaç var?” diyor. Kardeşim binlerce ayet Müslümanların bir arada olmasını söylemiyor mu? Bütün ibadetler birlikte olmuyor mu? Zekat Müslümanlara veriliyor. Haccı Müslümanlarla yapıyorsun. Camiye gittiğinde Müslümanlarla namaz kılıyorsun. Ceht, gayret Müslümanlarla omuz omuza yapılıyor. Allah “kurşunla kaynatılmış binalar gibi, lehimlenmiş gibi mücadele edeceksiniz” diyor. “Sakın ayrılıp dağılmayın” diyor. sen Allah'ın hükmünü Allah'ın hükmüyle yok edeceğini zannediyorsun.

GÖKALP BARLAN: Bir ayette kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım. “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret…” (Kehf Suresi, 28)

ADNAN OKTAR: Sabret, nasıl sabret? Demek ki zorluklar da olsa, engeller de olsa Müslümanlarla birlikte olunacak. Evet.

GÖKALP BARLAN: “…Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek gözlerini onlardan kaydırma.” (Kehf Suresi, 28)

ADNAN OKTAR: Mal mülk için Müslümanlardan geri çekilme.

ERDEM ERTÜZÜN: Başka bir ayette “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.” (Şura Suresi, 39)

ADNAN OKTAR: İslam dini birlikte yaşanan bir din tek tek nasıl yaşanır?

AHMET BÜRKE: Başka bir ayette şeytandan Allah'a sığınırım, “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (Ali İmran Suresi, 103)

ADNAN OKTAR: Allah'ın hükmü, haram bu. Müslümanın dağılıp ayrılması haram, açık. “Öyle bir şey yok, Allah'ın hükmü açık” diyor bu çok şeytani bir hareket. Münafıkhane bir hareket.

OKTAR BABUNA: “Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir.” (Bakara Suresi, 148) diyor Allah.

ADNAN OKTAR: Bodrum’da iki ayrı yerde deprem olmuş. Bir tanesi 6.8, biri 6.2 büyüklüğünde.

OKTAR BABUNA: 1999’daki 17 Ağustos depremi de 7 şiddetindeydi Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: 7.

OKTAR BABUNA: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Deprem sırasında suların yükselmesini gösteren bir video vardı Adnan Bey. Bodrum’daki deprem.

ADNAN OKTAR: Allah Allah, hayret.

KARTAL GÖKTAN: Muğla’da elektrik hatları da kopmuş deprem sebebiyle. Tüm eğlence yerleri elektriksiz kalmış ve diğer yerler. Bizim internet yayındaki arıza da o sırada Telekom’da çok fazla telefon trafiği olduğu için yaşanmış.

BÜLENT SEZGİN: Gümbet’ten bir görüntü var. Bodrum Belediye Başkanı can kaybı olmadığını belirtmiş.

ADNAN OKTAR: İyi, elhamdülillah. Bir olayın hemen arkasından olması da çok manidar. Yani hem yağmurun hem bu konunun. Çok dikkat çekici.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, Adnan Bey. Kitaplarınızı demin inceledik. Baskıları, kağıtları gayet güzel. Kitaplarınızı neden ücretsiz dağıttığınızı merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm. Çok aydın çok kibar yüzlüsün sen. Çok temiz bir insan olduğun yüzünden belli. Allah nuruyla sarsın seni. Kitap alamayan insanlar var. 1 lira bile, 2 lira bile verecek durumu olmayan insanlar var. Onlara bir kolaylık olsun diye yayınevi hem tanıtım amaçlı hem de eğitim amaçlı kitap dağıtıyor. Allah razı olsun. Birçok yayınevi yapıyor. Yapar, tanıtım amaçlı. Televizyona, radyoya para vereceğine kitaba para verip dağıtıyor. Bazı şirketler de ne yapıyorlar? Milyarlarca gazete ve televizyon reklamı veriyorlar. Bu şirket ne yapıyor? Öyle bir reklam tanıtım yapacağına bizzat kitabı dağıtıp kendi tanıtımını yapmış oluyor. Daha akılcı daha doğru hem İslam’ı tebliğ etmiş oluyor. Güzel oluyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Neve Şalom Sinagogu’nun önüne gelen Alperen Ocaklarına bağlı bir grup burada İsrail Devleti’ni protesto etmek amacıyla toplandıklarını belirttikten sonra basın açıklaması sırasında sinagoga taş ve tekmeyle saldırdı. Fotoğraf vardı. Alperen Ocakları İl Başkanı Kürşat Mican burada bir açıklama yaptı. Açıklamasında “Biz burada eylem gerçekleştiriyoruz. Siyonistler aklını başına alsınlar. Bizim kardeşlerimizin ibadet özgürlüğünü engellemesinler. Nasıl orada bizim ibadet özgürlüğümüzü engelliyorsanız biz de sizin burada ibadet özgürlüğünüzü engelleriz. Nasıl bugün burada durduysak yarın da geliriz.”

ADNAN OKTAR: Yani eğer hükümet gerekli tedbiri çok süratle almazsa bu çok yakışıksız bir duruma dönüşmüş olacak. Yani yaptığı zaten kanuna hukuka aykırı bir şey. İbadethanelere zaten saldırı olmaz. Kuran’da bu yasaklanmış bilakis korunan yerlerdir. Sinagoglar ve kiliseler, mescitler Müslümanların korumasında olan yerlerdir. Yaptığı haram bir fiil. Masum Musevilere burada saldırmak olmaz. Bu çok yakışıksız bir hareket. İyilik yapacaksa gitsin PKK ile çatışsın. Koskoca adam. Özel harekatçı olsun gitsin PKK ile çatışsın. Burada dindar Musevilere kabadayılık yapmakla olmaz. Bu çok çirkin yakışıksız bir hareket. Hiç olmamış. Hükümet derhal gereken tedbiri alsın. Savcılık da gereken tedbiri alacaktır diye düşünüyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kazandığımız zaferler üzerinde çok fazla durulmuyor. Bunlar nasıl gün yüzüne çıkarılır?

ADNAN OKTAR: Benim aslanlarımın hepsi yiğit. Zaferlerimiz bundan sonra sürekli gündem olacaktır. Gittikçe daha çok revaç bularak herkes tarafından bilinecektir. Daha önce bunların anlatılması kapatılıyordu, örtüleniyordu. İngiliz derin devletine karşı aldığımız zaferleri gizliyorlardı, kapatıyorlardı. Bunlar gidecek, düzelecek. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Adnan Bey. Benim öncelikle şöyle bir sorum var. Ben yıllardır polis olmak istiyorum. Üniversiteyi daha yeni bitirdim. Ama yeni sürekli değişen kanunlar yüzünden hevesim kırılıyor ve emeklerim boşa gidiyor. Buna nasıl bir çözüm bulunmalı? Bu ortadan kaldırılmalı çünkü gerçekten çok üzülüyoruz, sürekli değişiyor.

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzel yüzlüm. Senin polis olman çok çok güzel olur. Bilmiyorum nasıl bir engel çıktı. Aslında çıkmaması lazım aslan gibi delikanlı kızsın. Okulunu bitirmişsin. Olmaması için bir neden yok. Ama bir haksızlık garip bir durum varsa bize söylersen hukuki yönden biz önlem alırız. Alınması için imkan tanırız. Gayret ederiz. Ama inşaAllah olursun. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bodrum Devlet Hastanesi çatlaklar nedeniyle boşaltıldı.

ADNAN OKTAR: Evet, ihtiyaten dikkat ediyor olabilirler.

İstanbul sabah saatlerinden itibaren etkisini artıran yağışlar devam ederken biliyorsunuz 6 bin 726 şimşek çaktı. 6 bin 726. Bu rakam 19’un tam 354 katı. 19’un tam 354 katı. 3’üncü surenin 54’üncü ayeti, “Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar (inanmayanlar) bir düzen kurdular. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kurucuların en hayırlısıdır.” Evet. Bu konuda söylenecek sözler var da şimdilik bu kadar söyleyelim. Ama İngiliz derin devletinin bir alçakça girişimi oldu fakat akim kaldı öyle söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir şeyleri unutmamak için ne yapmamız gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Peki bu tatlılık normal mi? Felaket şeker, bayağı tatlı. Dua etmek lazım, Allah’ı anmak lazım, “bir şeyi hatırlayamadığınızda Allah’ı anın” diyor Cenab-ı Allah ayette. Çok da üstünde durmamak lazım yani unutkanlık beyni rahatlatır. Beynin dinlenmesidir o. Gereksiz şeyleri beyin sürekli unutur. Eğer sürekli aklınızda tutsanız beynin kapasitesini zorlamış olursunuz. O da size çok stres yapar. Bütün bilim adamları unutkandır, ünlü bilim adamları. Einstein falan hatta ünlüdür bilinir. Tahmin edilemeyecek kadar unutkan olurlar. Zeki insanların özelliğidir. Hiç önemli değil. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Alman Federal Kriminal Dairesi’ne G20 Zirvesi’nden bir gün önce Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yönelik bir suikast ihbarı yapıldığı iletildi. Alman polisi kılığındaki kişilerin Erdoğan'a suikast düzenleyebilecekleri ihbarı alınınca olay son anda önlenmiş oldu.

ADNAN OKTAR: Evet, en tehlikeli olaylardan biri de polis kılığında yapılan suikastlardır. Ona çok dikkat etmek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bugün yağmur yağdı, sel bastı buna ne gibi önlemler alabiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte İstanbul en baştan yeniden imar edilmesi gerekiyor. Her yerin yeniden imar edilmesi gerekiyor. Onun için de halkın ikna edilmesi gerekiyor. Halkın ikna olması için de Mehdiyet gerekir. Mehdiyet’in sevgisi, şefkati ve merhameti gerekir. Evet.

VTR: Nöbetçi eczaneler çok az buna bir çözüm bulunmasını istiyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: Her semtte var değil mi nöbetçi eczane?

BÜLENT SEZGİN: Var, evet.

ADNAN OKTAR: Ama ulaşım mı zor oluyor, nasıl oluyor? Şöyle olabilir, büyük semtlerde daha fazla olabilir nöbetçi eczane sayısı. Mesela farz edelim Kadıköy çok büyük bir yer. O büyüklükle orantılı eczane sayısı artırılabilir. Doğru söylüyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bodrum’da suların yükselmesi anında halkın paniğini gösteren bir video vardı.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Afganistanlıyım. Şu an memlekette kardeşlerim, annem, babam orada durumu çok kötü. Orada savaş var o yüzden biz buraya geldik. Çalışmak için, oranın durumu düzelince gitmek istiyoruz biz. Bizim memleketimizin durumu ne zaman düzelir?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as) devrinde. Mehdiyet devrinde. Bak her şey Mehdiyet’te kilitlendiği görülüyor. Yani her yer Hz. Mehdi (as)’ı bekliyor. Onun dışında İslam alemi mahvolmuş durumda. Bak şu an yeniden İsrail’de Müslümanları ezdirmek için bir oyun hazırlıyor İngiliz derin devleti. Büyük bir katliam hazırlığı içerisinde. Aynı şekilde Türkiye’de de Müslümanları kışkırtıp büyük olayların içine çekmek isteyen İngiliz ajanları devreye girmiş durumda. Bunların çoğu homoseksüel ve ahlaksız, dinsiz, imansız adamlar ve kendilerini Müslüman gibi gösteriyorlar. Sakın oyuna gelmesinler Müslüman kardeşlerimiz.

Ed Hüseyin’lerle bağlantılı, Rumi, homoseksüel, Darwinist, din düşmanı ahlaksızlar bunlar. Fakat kendilerini Müslüman gibi gösteriyorlar. Sakın sakın Müslüman kardeşlerimiz oyuna gelmesinler. Bu alçakların talimatıyla fitneye, kargaşaya kapı açmasınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Anne kedi ve sevimli yavrusu.

ADNAN OKTAR: Hayır annesinden de hiç ayrılmıyor. Nereden biliyorsun annen olduğunu? Şekerliğe bak. O da yavrusunu hiç bırakmıyor. Yavrusu olduğunu biliyor. Nasıl dikkatli bakıyor annesi bak etrafa. Yazık yani o çocuğa bir şey olur mu falan diye tedirgin oluyor. O korku hissediliyor gözünden.

Evet, dinliyorum.

VTR: Savaş çözüm müdür?

ADNAN OKTAR: Savaş, bir felaket. Savaş, bir kargaşa. Savaş, bir acı. Mehdiyet devrinde savaşlar yok. Bak görüyor musunuz çocuklar hep savaşa karşı, dehşete karşı, kirliliğe karşı, düzensizliğe karşı. Hepsi Mehdiyet ruhunda hepsinin yüzünde nur var. Hepsi nur gibi Müslüman. Tertemiz delikanlılar. Gelenekçi Ortodoks sistem silinmiş yerine nur gibi Kuran Müslümanları gelmiş. MaşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba, ben Murat Çangar. Türkiye’de genel ahlaki ve kültürel siyaset nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Kuran en mükemmel ahlak sistemini öğretir. Allah’ın en çok bizden istediği samimiyettir. Samimi olacağız. Alabildiğine samimi olacağız. Ne istiyorsak Allah yapar. Bütün mesele samimi olmakta.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben öğrenciyim. Evde kalıyorum ama kiralar çok fazla. Neden öğrencilere yardım edilmiyor?

ADNAN OKTAR: Öğrencilere büyük site şeklinde yurtlar yapılabilir. Evle pek baş olacak gibi değil. Geniş alanlara, ulaşımı kolay alanlara, gençlerin de orada böyle tarımla da uğraşabileceği gibi ortam da yapılabilir. Değil mi orada? Hayvanlara bakabilecekleri gibi bitkiyi kendileri de yetiştirebilecekleri gibi bağlık bahçelik ortam yapabilirler. Öğrenciler oralarda kalabilir. Fakat işte hükümetin çok üstünde yük var. O da yine Mehdiyet devrinde diyelim. Ama Tayyip Hocam çalışkan insan elinden geleni yapıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Muz yiyen tavşan vardı.

ADNAN OKTAR: Hayır niye yatması gerekiyor? Hiç istifini de bozmuyor. İki patiyle de tutmuş. Bayağı şeker. Ama bazı yiyecekler dokunuyor bu hayvanlara çok dikkatli olmak lazım. Bildiğim maydanoz dokunuyor herhalde hasta oluyor maydanoz yediklerinde. Ama deli gibi de seviyorlar maydanozu. Yani akıllarını atıyorlar fakat çok zararlı onlara. Veteriner kontrolünde beslemek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir ailenin kaç çocuğu olmalı?

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam 3 diyor. Ama iyi çocuk çok olması. Eğer delikanlı güzelse gelin de güzel ve sağlıklıysa çocuklar da güzel oluyorlarsa bence devam. 3-5-7-8 yani çünkü bazen hakikaten çok güzel çocuk meydana geliyor. İkinci çocuk da çok güzel. E devam niye duruyorsunuz? Devam edin yani. Evet.

VTR: Kızlarda aradığınız özellik nelerdir?

ADNAN OKTAR: Kızlarda aradığım özellik, şimdi iki yön var. Bir ruhi yön bir bedeni yön. Neredeyiz biz?

KARTAL GÖKTAN: Uydudayız.

ADNAN OKTAR: Aman aman aman. Ne diyorduk? Yeni bir soru sor sen.

VTR: Türkiye’de mizah olarak en komik bulduğunuz kişi kimdir?

ADNAN OKTAR: Kim sizce?

KARTAL GÖKTAN: Cem Yılmaz.

ADNAN OKTAR: Cem Yılmaz yetenekli. Başka kim var?

EBRU ALTAN: Şafak Sezer.

ADNAN OKTAR: En yeteneklisi kim acaba? Aslında bayağı yetenekliler hepsi. Birini ayırıp kenara bırakmak olmaz. Çünkü Ata Demirer, Cem Yılmaz, Şafak Sezer.

KARTAL GÖKTAN: Levent Kırca’dan bahsetmiştiniz daha önceden.

ADNAN OKTAR: Levent Kırca rahmetli bayağı yamandı o evet. Aslında bayağı yetenekliler. Son zamanlardaki sanatçılar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dün Kıbrıs Barış Harekatı’nın 43’üncü yıl dönümüydü. Sayın Erdoğan konuyla ilgili mesajında şunları söyledi: “İsviçre’de yeniden toplanan Kıbrıs Konferansı, Rum tarafının uzlaşmaz duruşuyla sonuçsuz kalmış müzakere sürecinde bir çözüme ulaşılamamıştır. Artık hiç kimse Türkiye’nin Kıbrıs Türk Halkı’nın ilanihaye çözümsüzlüğünün mağduru olarak kalmasına, hiçbir hukuki temeli bulunmayan kısıtlamalara maruz bırakılmasına...”

ADNAN OKTAR: Kardeşim Kıbrıs bitti. Mesele halloldu. Biz Kıbrıs’ın ilgili bölümünü aldık. Onlara da kendimize ait toprakları verdik. Tapusu bizim üzerimize. Demagojiyi falan bıraksınlar bize akıl vermeyi de bıraksınlar. Türk ordusu da orada duracak. Yani ilanihaye kıyamete kadar duracak Türk ordusu. Bıraksınlar bunu. Konu bitmiş. Kuzey Kıbrıs, Güney Kıbrıs. Ama şöyle olsun, pasaport ve vizeyi kaldıralım. Türkiye’den gidişte de pasaport, vize olmasın kendi aralarında da. Yani sınır kapıları açılsın. Pasaport, vize olmasın. İstedikleri gibi giriş-çıkış yapsınlar. O kadar. Kardeşiz biz,  Rumları seviyoruz.

Kemal Sunal da çok komikti rahmetli. Şener Şen de çok yamandır. Güneydoğu şivesini acayip güzel yapıyor. Ama şu an öyle bir faaliyeti yok herhalde. Ya imkan tanımıyorlar. Şafak Sezer çok komik yani el, yüz, hareketler falan. Göstersene var mı filmi?

KARTAL GÖKTAN: Şener Şen’in bir sahnesi vardı Kemal Sunal’la.

ADNAN OKTAR: Ata Demirer muazzam sanatçı o. Ama Demet Akbağ o pek dikkat çekmiyor ama mükemmel, dünya çapında bir sanatçı o.

Evet, dinliyorum.

VTR: Eski kestaneciler, leblebiciler, macuncular yani çocukluğumuzda yediğimiz ürünler neden caddelerde yok? Bence olmalı.

ADNAN OKTAR: Ah severim ben seni, o küçüklüğünü unutamıyor demek ki. Olabilir tabii kestane özellikle çok iyi olur kışın falan o küçük külahlarda satıyorlar değil mi? Bayağı da güzel pişiriyorlar. Leblebici oluyor mu ki dışarda? Gerek var mı leblebiciye? Ama macuncu olabilir, macun eğer bitkisel boya kullanırlarsa yani gıda boyası kullanılırsa olabilir. İyi tamam olsun küçüklüklerine dönsünler iyi olur. Eskiden başka satılan birçok şey vardı şu an yok. Leblebi tozu satarlardı bizim çocukluğumuzda ama boğaza çok yapışan bir şey yenecek gibi bir şey değil o.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul gençleri sizce bilinçli mi?

ADNAN OKTAR: İstanbul gençleri huzursuz genelde o kadar rahat değil çocuklar. Bir kargaşa var onun içinde kalmış durumdalar ama kültürlü, görgülü, kibar insanlar tabii saygılılar, akılları başlarında ama sevgiyi, huzuru, güveni, neşeyi yaşayamıyorlar o hissediliyor. İnşaAllah onu elde edeceğiz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Depremden sonra İstanköy Adası’nda bir video vardı Adnan Bey. Cami minaresi devrilmiş herhalde.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Bayağı şiddetli olmuş evet.

Elma şekeri çok güzel oluyordu eskiden, onu yalıyorduk biz elimiz, yüzümüz kıpkırmızı oluyordu boyadan, sonra onu haşırt diye onun elmasını da çok iyi yapıyorlar yani Amasya elmasıyla yapıyorlar bayağı güzel oluyordu onun elmasını ısırmak, o anda şekerle beraber çok iyi oluyordu. Pamuk şekeri vardı onun arabası var böyle bir çöpe sarıyorlar o da bayağı zevkli oluyordu. Çok az şeker atıyor bir anda pamuk oluşuyor, ondan sonra bir küçük sopanın üstüne alıp… Kos helva vardı, kağıt helva ama sağlıklı yiyecekler değil tabii bunlar. Sağlıklı yiyecekler olması lazım. Evet.

VTR: Sizce İstanbul mu, Ankara mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki kesin İstanbul. Ezici şekilde İstanbul, kıyası kabil değil boyut farkı var. Evet.

VTR: Kablosuz enerji neden kullanılmıyor, eskiden Mısır’da kullanılıyordu.

ADNAN OKTAR: Bak benim aslanımın görüyor musun ufku nasıl geniş aferin benim yakışıklıma, doğru. Kablosuz enerji kullanılacak inşaAllah, o daha önce bilinen, bulunan bir keşifti ama niyeyse onu örtbas ettiler onun sebebini de hala anlayabilmiş değiliz. Tesla bu konuda çok güzel çalışmalar yapmıştı, uygulamalar yaptı ama sonra o konu kapatıldı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Büyükada’da yapılan toplantıya katılan altı aktivistin tutuklanmasıyla ilgili Almanya’dan üst üste tehditkar açıklamalar geliyor. Almanya Dışişleri Bakanı Gabriel “Alman aktivistin yakalanması çok önceden planlanmış. Bugüne kadar hep Türkiye ile bir gerilimden kaçındık. Türkiye’ye karşı çok sabırlı olduk, bu her zaman kolay değildi. Türkiye ülkesindeki hukuksal düzeni tersine çevirmek istiyor. Alman aktivistlerin Türkiye’de tutuklanması ile muhalifler susturulmak isteniyor. Türkiye politikasında artık yeni bir yönelime ihtiyaç var.

ADNAN OKTAR: Yeni yönelim İngiliz derin devletinin olmadığı bir yönelim bunu istiyoruz. Almanya da kendisini İngiliz derin devletinin etkisinden kurtarsın kurtarabiliyorsa, gücü yetiyorsa kurtarsın. Biz Türkiye’de İngiliz derin devletini istemiyoruz.

Evet, dinliyoruz.

VTR: Binicilik dalını bir spor dalı sayabiliyor muyuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı sana yakışır, şöyle atla gezersin ama sporla alakası yok tabii biniciliğin sadece estetik açıdan, göz zevki açısından güzel. Atla gezmek hoş oluyor. Biz köydeyken atları böyle dinlendirmek için bırakırlardı çayırlara çok fazla at oluyordu çayırlarda dinlenmiş bazen onlara biniyorduk böyle hafif hafif yol aldığımız oluyordu, bazen de eşekler oluyordu, çok fazla eşek oluyordu. Yalnız hayvanları kazıkla oraya bağlıyorlardı ipi oluyordu boynunda bir kazıkla da bağlıyorlardı, biz kazığını söküyorduk hayvan rahat etsin gibi. Yavaş yavaş eşekle gezmek de çok zevkli oluyordu tıkırt tıkırt tıkırt böyle geziyordu. Ama ben acıyorum ata, eşeğe binmek bazen koskoca herifler biniyor ata, at kadar var at zaten küçük oluyor bazen hayvanın beli bükülüyor böyle. Çok özür dilerim de ayı gibi adam, eşek de öyle pestili çıkıyor hayvanın, ufacık eşek daha hala sopayla arkasına vuruyor hayvanın. Hayvana vurdukça hayvan böyle kalçasını yana doğru eğiyor acı çekiyor. Zoruna ne oluyor? Koskoca adamsın sen, in eşekten eşeği de götür tut ipinden sen beraber yürüyün. Hayvana eziyet etmenin alemi ne? En az eşek kadar var adamın büyüklüğü. Hayvanın üstüne çıkıp onu öyle eziyet, acı içerisinde bırakmak çok çirkin benim görüşüm böyle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce sözel mi, sayısal mı?

ADNAN OKTAR: Gençlerin durumuna göre değişiyor yakışıklım. Sözel herhalde daha çok okuyup edebiyatçı olan ekip takip ediyor. Sayısal bazı gençler pek hoşlanmazlar sayısaldan ama sözelden herkes hoşlanır daha rahattır sözel. Sayısal da kafa gelişimi için iyi olur tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden yabancı dil denilince akla İngilizce geliyor?

ADNAN OKTAR: Bir kere çok çok güzelsin onu söyleyeyim maşaAllah, Allah güzelliğini arttırsın, Allah ömrüne bereket versin, hidayet versin. Bütün dünyada ana resmi dil İngilizce o yüzden. Dünyanın yüzde 90’ında hatta yüzde 99’unda İngilizce geçerli, nereye gitsen İngilizce. Afrika, Amerika, Rusya nereye gidersen git. Aslında bir ana dil olması iyi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Günlük hayatımızda herkes bizim gibi değil engelli kardeşlerimiz var, onlara daha fazla kolaylık sağlanmasını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ahlakın, ne güzel vicdanın bak merhametini görüyor musun? Hepsi bu gençlerin tam İslam ahlakı içerisinde, Kuran ahlakı içerisinde bak hiçbiri gelenekçi Ortodoks değil. Hepsi modern Müslüman ama çok yüksek vicdana sahipler. Hangi gelenekçi Ortodoks bunları söyler? Şu güzellikleri kim anlatır? Çok nadirdir gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde. Onlar kendi kafalarına göre işte kendi görüşleri oluyor şimdi tek tek saymayım da. Tabii onlara da ben şefkat duyuyorum, sevgi duyuyorum, saygı duyuyorum ama bakın bu gençlerin hedefleri ne kadar insanlığı savunan, ne kadar egoistlikten uzak.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sizin Üst Akıl İngiliz Derin Devleti kitabınızdan sonra İngiliz derin devletini anlatan pek çok kitap piyasaya çıkmaya başladı Adnan Bey. Ali Kuzu, “İngiliz derin devleti şeytanın satranç tahtası” başlığı altında bir kitap yazdı. Kürşat Berkkan’ın “İngiliz derin devleti gizli teşkilat” başlıklı bir kitap yazdı. Koray Şerbetçi, “Osmanlının İngiliz’le imtihanı” başlıklı bir kitap yazdı. Bu kitapların tamamında sizin eserlerinizden ve açıklamalarınızdan faydalanıldı. Kitaplarda Osmanlıyı yıkan, Anadolu’yu işgal eden, dünyayı kana bulayan terör örgütlerini İslam’ı yok etmek için kullanan gücün İngiliz derin devleti olduğu anlatılıyor.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel hükümet bunun farkına vardı. Tayyip Hocam farkında, bakanlar farkında, gençlerimiz, aydınlarımız farkında, Rusya farkına vardı, İran farkına vardı o konuda Allah bizi öncü yaptı 3lhamdülillah. Bu kapıyı sonuna kadar açtık herkes bu kapıdan geçiyor şu an.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sihirbazlık yapan insanlar kimden yardım alırlar?

ADNAN OKTAR: Sihirbazdan kasıt illüzyon yapanları kastetmiyor herhalde. Büyücü, eski sihirbazları kastediyorsa tabii ki cinlerden yardım alıyorlar, cinlerle bağlantı kurarak yapıyorlar ama normal sihirbazlar tabii o illüzyon yani el çabukluğu bazı teknik göz yanılmalarından istifa ederek onu yapıyorlar. Evet.

VTR: Kilo vermek için en etkili spor hangisi?

ADNAN OKTAR: En etkili spor az yemek, en faydası o olur yoksa spor yaptıkça iştahım açılıyor iştahım açıldıkça yiyorum mantığında olursa daha da fazla kilo alır. Spor genellikle kilo da aldırır. Az yemek yemesi lazım. Ekmek ve şeker yememesi lazım yoksa sporla baş olmaz çok yıpranır vücut. Sporla kilo verme diye bir şey olmaz mahvolur vücut öyle bir şeyde.

Evet, dinliyorum.

VTR: İç Anadolu bölgeleri İstanbul, Ankara büyük şehirler gibi ne zaman kentleşecek?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli zamanla on beş, yirmi yıl içerisinde Türkiye tabii çok çok değişecek, çok büyük bir ülke, güçlü bir devlet olacak ama bu Mehdiyet’in manevi öncülüğünde olacak. Her yer güzel olacak yoksa bu zevksizlikle hiçbir şey olmaz. Sarımsak, soğan heykelleriyle, nohut heykelleriyle bir yere varılmaz. O zevk ruhunu, o estetik ruhunu verecek olan Mehdiyettir. Peygamberimiz (sav)’in müjdesi o yönde onu göreceğiz inşaAllah. Yoksa hükümet elinden geleni yapıyor ama insanları kitlevi olarak eğitmesi çok zor hükümetin. Evet.

VTR: Topkapı’daki kaşıkçı elması gerçek mi, değil mi?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzelliğini. Tabii ki güvenlik nedeniyle genellikle sahteleri konuyor, gerçeği devlet kasasında saklanıyor bence de olabilir ama hani bu gerçeğidir diye sergiliyorlarsa inanmak lazım tabii.

VTR: Okulda kıyafet serbest olmalı mı?

ADNAN OKTAR: Bence kızlara da, erkelere de tam anlamıyla serbest olması lazım. Norveç’te, İsveç’te falan öyle gayet de güzel ve oturuşları da son derece rahat olması lazım sere serpe oturmaları lazım. Sınıfta çok özgür bir ortam olması lazım ama saygılı fakat çok özgür olmaları lazım. Evet.

VTR: Türkiye’de neden rap müzik çok fazla dinlenmiyor?

ADNAN OKTAR: Rapçi bayağı var, bayağı var. Sizin gayretlerinizle gittikçe yayılacaktır zamanla çok daha iyi olur. Evet.

VTR: Türk insanı neden yeterince yabancı dil bilgisine sahip değil?

ADNAN OKTAR: Nasıl olur? Herhalde yabancı dil en çok İngilizceye ihtiyaç var. İngilizceye de hükümet herhalde yaygınlaştırmak için daha güçlü programlar yapıyor, daha yeni tedbirler alıyor. İngilizceyi televizyon programlarında falan da işleyerek ara ara kullanarak, bilinçaltına yükleme yaparak da öğretebilirler. Mesela şaka yollu please buraya gel der o arada onun lütfen buraya gel olduğu akla gelir. Ne bileyim ne istiyorsun wather getir der mesela şaka yollu öyle bilinçaltı yükleme yaparak da yavaş yavaş o tip bir öğretim de olabilir. Biraz teknik çalışmak lazım.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü