Harun Yahya

Sohbetler (21 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Ülkede adalet olduğuna inanıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Adaletsizlikle ilgili çarpıcı deliller olması lazım. Mesela şu olaylar oldu bu yüzden böyle bir kanaate vardık diyebilirler. Yani şu şu şu vakalar. Vaka bildirimi rica ediyorum bu şekilde olmaz. Şimdi adaletsizlik var, yok. Benim gördüğüm normal bir adalet anlayışı var.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Türk gençleri nasıl daha fazla milliyetçi olabilir, nasıl daha fazla vatansever olabilir?

ADNAN OKTAR: İmanın dışında bir insan milliyetçi olmaz ve vatansever de olmaz. Bizim anladığımız anlamda olmaz kendi anladığı anlamda olur da. Çünkü komünistler de “vatanseverim” diyor ama “bütün dünya vatan” diyor.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Merhaba, benim adım Adnan. Siz dedemle yaşıtsınız ama babamdan daha genç gözüküyorsunuz. Yoksa siz gençlik doktoru musunuz?

ADNAN OKTAR: Elhamdülillah maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Aydınlık Yazarı Sabahattin Önkibar, Sayın Erdoğan’ın özel uçağında çekilen bir fotoğrafı paylaşmış Adnan Bey. Gösterebiliriz. Fotoğrafta Sayın Erdoğan’ın üzerinde kalın yün bir yelek olduğu görülüyor. Önkibar bu konuyla ilgili şunları yazmış: “Yeleğin içinde zırh olduğunu düşünmüyorum. Bir doktor arkadaşım ‘Erdoğan bir nedenle çok üşüyor’ dedi. Söylediği sebebi açıklamıyorum ama eğer doğruysa Sayın Erdoğan’a geçmiş olsun diliyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Uçak zaten yüksekte orası çok soğuk oluyor. Uçağın içi de serin oluyor. Yelek giymesi son derece normal Tayyip Hocam’ın. Bir de yakışıyor diye giyiyor Tayyip Hocam. Kalın yün diye de bir şey yok normal yün, yani herkesin giydiği kumaş. Özel kalın yün diye bir şey olmaz. Tayyip Hocam çakı gibi ben ona söyleyeyim bayağı sağlıklı.

VTR: Merhaba, benim adım Enes. Sizin kitaptaki bazılarını okudum. İçindeki bilgileri düşünüp de mi buldunuz veya rüyanızda mı gördünüz, Allah mı söyledi, nasıl buldunuz o düşünceleri? Neden biz bulamıyoruz da siz buluyorsunuz bu düşünceleri?

ADNAN OKTAR: Sen yalnız biraz fazla şekersin, konuşman da çok tatlı. Canımın içi, Müslümanlara Allah ilham eder, sana da Allah ilham eder. Ama Allah bazı insanlara inam eder ikramda bulunur. Allah ikramda bulunuyor bana elhamdülillah konu bu. Herkese nasip etmediği bir nimeti bana nasip ediyor. Her şeyi yaratan Allah’tır. Yazı yazıldığında Allah yazar. Kitaba bir yazı düşündüğünde Allah düşündürür. Aklına bir konuşma geldiğinde Allah o konuşmayı yaptırır. Dolayısıyla bütün güç kuvvet Allah’a aittir.

Kudüs’te Cuma namazını kılan Müslümanlara İsrail polisinin saldırısına ait resimler var mı?

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bunun nedeni ne? Gelen ilk bilgilere göre 140 kişi yaralanmış. Gaz kullanılmış. Köpekler var zaten. Plastik mermi kullanılmış. Bunun gerekçesi nedir? Bir daha göster bakayım.

KARTAL GÖKTAN: Toplantı yasağı olan yerde namaz kılınması.

ADNAN OKTAR: Bu sertliğe gerek yok, bu çok büyük hata olmuş. İsrail’in bu stilini ben benimsemiyorum. Megafonla açıklama yaparsın “Burada ibadet yapılmaz, burada hukuken böyle bir toplantı yapılması uygun değil.” Nezaketiyle engellenebilir, bu kadar paniğe gerek yok, bu tip bir sertliğe gerek yok. Aynı netice akılcı bir yöntemle elde edilebilir. Onu bir görüşmemiz lazım. İsrailli yetkililerle de görüşelim. Bu tip şeylerde daha halim daha akılcı neticeler alınabilir, daha güzel netice alınabilir. Onu bir inceleyelim.

BÜLENT SEZGİN: Bir de video vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bu çok abartılı buna hiç gerek yok. İnce bir akıl, güzel bir akılla bu meseleler halledilir. Böyle bir yöntem olmaz. Her yerde var böyle olaylar ama bu şekilde netice alınmaz. Avrupa’da da var, Amerika’da da var, Avrupa’daki, Amerika’daki modeli esas alarak netice almak lazım. Bu kadar çok patlama bu kadar çok olay buna gerek yok. Toplantı yasağı olan yerde tamam namaz kılmışlar bu doğru, ama megafonla açıklarsın uyarırsın söylersin “burada bu şekilde olmaz” dersin. Birçok yolu yöntemi var. Bu çok kaba bir yöntem. İsrail eskiden çok daha kaba yöntemler kullanıyordu, bunlara gerek yok. Avrupa’da uygulanan yöntemleri uygulamaları lazım. Avrupai bir stil uygulanması gerekiyor kendilerine has bir stil değil. Aynı neticeyi alırlar. Onu bir onlarla görüşelim konuşalım.

Peygamberimiz (sav) anlaşma yoluna gitmişti. Anlaşma yoluna gidip barış içinde kardeşçe yaşamaları lazım. Ve bütün Filistinliler geri dönsün. İsrail’le de kalıcı net barış anlaşması yapsınlar. Okullar açılsın, üniversiteler açılsın güzel sağlıklı bir hayat olsun. İsrail hapishaneleri de boşalır o zaman. Anlaşma yapalım bunu barışla neticelendirelim. Böyle olmaz. Hapishanelerdeki insanları da boşaltalım, bütün giden Filistinliler geri gelsin, savaşı tamamen ortadan kaldıralım tam anlamıyla kardeş olsunlar. Terör anarşi şu bu falan, bu azgın İsrail zıtlığı da ortadan kalksın. Uçsuz bucaksız bomboş topraklar, gayet güzel yaşarlar cennet gibi olur. Gelsin Filistinli ileri gelenler çağıralım, İsrail’in ileri gelenlerini de çağıralım, Türkiye de devreye girsin, kalıcı bir barış anlaşması yapalım mesele bitsin. Yoksa bu belanın sonucunda orada Filistin diye bir şey hiç kalmayacak, Filistinli de kalmayacak. Bu belaya dur diyelim.

Filistin’le İsrail’i bir barış anlaşmasında net sonuca kavuşturalım. Filistin dünyanın her tarafına dağılmış vaziyette, hepsi İsrailliler de gelsin. Orada muazzam bir medeniyet kuralım, muhteşem bir medeniyet. Hz. Süleyman’ın (as)’ın mescidini yeniden yapalım huzur içinde güzellik içinde yaşasınlar. Kavga tamamen bitsin. Silahları kaldıralım, duvarları yıkalım, bunun için Türkiye öncü olsun Tayyip Hocam da öncü olsun İsrail’in önde gelenlerinin hepsini çağıralım. Filistin’in önde gelenlerinin tamamını çağıralım Sevgi insanları gelsin, akıl insanları, nezaket insanları bu işi tatlıya bağlayalım. Yoksa bu felaket uçsuz bucaksız gelişip Filistin’i yok edecek ben söyleyeyim.

Mescid-i Aksa da ayrıca kapalı değil, geçici olarak çatışma anında kapandı o kadar. Şu an açık öyle bir şey yok.

Bu barışı mutlaka Türkiye sağlasın. Öncü olalım derhal çağıralım Filistin’in önde gelenlerini. Filistin’in aydın aklı başında insanlarını getirelim, İsrail’in aydın aklı başında insanlarını getirelim kucaklaşsınlar kardeş olsunlar, hepsini oraya bölgeye taşıyalım. Bölge boydan boya bomboş. Çok güzel muazzam bir medeniyet meydana getirelim herkes rahat etsin. Ve mutlaka Hz. Süleyman (as) mescidini açalım ve bir güzellik gelsin. Bu belanın son bulmayacağı görülüyor.

Kardeşim bak, oyunu bir daha gösteriyorum. Haritayı göster. İngiliz derin devletinin aldığı neticeye bak. Bak bir, iki, üç, dört, beşincide o yeşillik hiç olmayacak o kadar.

Tekrar ediyorum, Türkiye barışın sağlanması için hemen devreye girsin. Tayyip Hocam bu tarihi, bereketli, hayırlı işte öncü olsun. İsrail’e sahip çıksın, aynı şekilde Filistin’e de sahip çıksın barıştırsın. Orada asker, silah, polis bilmem ne olayı tamamen kalksın. Kardeşçe güzel bir medeniyet oluşturup yaşasınlar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, evrim teorisine karşı elde ettiğiniz fikri galibiyetler dünyanın birçok yerinde yankılanmaya devam ediyor.

Ayda 27 milyon ziyaretçisi olan Arjantin’in en büyük internet gazetelerinden Infobae’de Türkiye’de evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasıyla ilgili yayınlanan haberde “Harun Yahya gibi konuyla ilgili yorumcuların etkisiyle bazı toplumlara maymun korkusu geldi. Richard Dawkins fanatik Müslümanların Avrupa’ya yaratılışçılığı yaydığını söylerken genetikçi Steve Jones da Müslüman öğrencilerin evrimin anlatıldığı derslerini boykot ettiklerini itiraf etti” deniyor. 2007’de Avrupa Parlamentosu Konseyi tarafından resmi eğitim sistemi içinde yaratılışçılığın etkisini arttırdığı konusunda diğer ülkeleri uyardığı da bildiriliyor.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şu olayı bir daha adam gibi baştan anlatsana sen. Sunuşu adam gibi yapmadın. Biz daha hala olaya dahil olmadık. Sen güzelce bir oku bakayım. AKP falan diyor, evet.

KARTAL GÖKTAN: Ayda 27 milyon ziyaretçisi olan Arjantin’in en büyük internet gazetelerinden Infobae.

ADNAN OKTAR: 27 milyon ziyaretçisi var.

KARTAL GÖKTAN: Haber yapmışlar. Türkiye’de evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasıyla ilgili yayınlanan bir haber ve tabii sizden bahsediliyor. “Harun Yahya gibi konuyla ilgili yorumcuların etkisiyle bazı toplumlara maymun korkusu geldi.”

ADNAN OKTAR: Maymun korkusu. Maymundan korkulur mu? Maymunu biz severiz. Maymun şeker bir hayvan. Varsa getirsinler biz evde besleriz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: “Richard Dawkins fanatik Müslümanların Avrupa’ya yaratılışçılığı yaydığını söylerken genetikçi Steve Jones da Müslüman öğrencilerin evrimin anlatıldığı derslerini boykot ettiklerini itiraf etti.” 2007’de Avrupa Parlamentosu Konseyi tarafından resmi eğitim sistemi içinde yaratılışçılığın etkisini arttırdığı konusunda diğer ülkeleri uyardığı da bildiriliyor bu haberde.

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Şimdi İtalya’dan bir haber. Katolik dünyasının sesi olarak bilinen Avvenire İtalya’nın en çok okunan gazetelerinden biri. Türkiye’deki müfredat konusuna yer vermiş bu haberinde. Ve şöyle deniyor: “Birkaç yıl önce hayvanların geçmişte yaşayan halleri yani fosilleri ve günümüzde yaşayan örneklerinin yer aldığı mükemmel bir atlas yayınlandı. Bu eser Harun Yahya tarafından hazırlanmış bir eser. Ve “dünya çapında da dağıtıldı” diyor.

ADNAN OKTAR: Bir dakika.

MEHTER MARŞI

ADNAN OKTAR: Dawkins her bu marş çaldığında masanın altında kendine yer yapmış oraya çekilip kitap okuyor. Evet buyurun.

KARTAL GÖKTAN: Bir haber de Finlandiya’nın en eski günlük gazetelerinden Abo Underrattelser sitesinden. İsveççe yayın yapıyor bu site ve kitabınız Yaratılış Atlası’nın etkilerinin ilk basıldığı günden beri artarak devam ettiğini söylüyor. Haberi yapan yazar Yaratılış Atlası kitabınızla Abo Akademisi’nde akademisyen olan babası tarafından tanıştırıldığını anlatıyor. 800 sayfadan oluşan kitabınızın çok ilgi çekici olduğundan ve içeriğinden bahsediyor. Haberi hazırlayan yazar bir evrim savunucusu olsa da eğer evrim teorisi doğru olmuş olsaydı ara geçiş formlarına rastlamamız gerektiği, teorinin kötülüklerin ana sebebi olduğu ifadelerinize olduğu gibi yer veriyor.

Ve bir başka yazar olan Avustralyalı Gerhard Schweizer, eserinizin bir senede 8 milyon kopya sattığını öğrendiğinden bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Has dur.

MEHTER MARŞI

ADNAN OKTAR: Acıdım bu kadar yeter onlara. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yazar ayrıca bu yazıda, evrime en az inanan ülkeler arasında Türkiye ve Amerika’nın geldiğini…

ADNAN OKTAR: Amerika’da Teksas’ta yoğunlaştığını. Teksas’ta bizim izlenmemiz simsiyah görülüyor böyle noktaların çokluğundan. Mübarek herhalde oralarda anladığım kadarıyla. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ve Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence’in evrim karşıtı açıklamalarından da bahsediyor. Ayrıca kitabınızı da uzun uzun incelediğini yazıyor.

ADNAN OKTAR: Bu iş bitti.

Türkiye’yi ezdirmek istiyorlar hem Amerika’ya hem İngiltere’ye hem Hristiyan ülkelere, bir oyun var. O oyunu İngiliz derin devleti alttan alta uyguluyor. Bunlar da bilmeden bu oyunun içerisinde yüzüyorlar haberleri bile yok. Halbuki sinagoga saldırılması haramdır. Kuran ayetiyle açık sabittir. Müslümanlar sinagogu, aynı şekilde kiliseyi ve mescidi korumakla mükelleftirler. Haramdır, Allah’ın evidir onlar saldırılmaz günahtır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu.

VTR: Öfke kontrolü edemeyenlere ne tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Öfkesini kontrol edememenin nedeni iman zafiyetidir, Allah’ı unutmaktır. Bütün gücün Allah’ta olduğunu unutursa bir insan, her şeyi kendinin yaptığını zannederse, kendini put haline getirirse o put deliye döner, o zaman işte ona öfke diyoruz. Putlaştırmazsa, her şeye Allah’ın hakim olduğunu bilirse durum tamamen değişir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Karar Yazarı Mehmet Ocaktan, dindar insanların devlette görev alabileceğini ama cemaat mensuplarının almaması gerektiğini söyledi. “Bazı okurlarımın geçen günkü yazımda söylediğim “Devleti, ağzı dualı alnı secdeli bürokrasi kriterinden kurtarmamız gerekiyor” ifadesine itirazları var. Burada benim kastettiğim devlette yer almak için alnı secdeli olmanın bir kriter haline gelemeyeceği. Tek kriterin liyakat ve bilgi olmasıdır. Tabii ki devletin içinde dindarlar olabilir ama devletin içinde olan hiç kimse FETÖ’de olduğu gibi bir cemaat ve grup liderinden talimat alan bir yapılanma içinde olamaz” dedi.

ADNAN OKTAR: Müslümanların cemaat halinde olmasını Allah emrediyor Kuran’da. O adamın nasıl bir başı varsa, nasıl kendisi talimat alıyorsa, o gazeteyi meydana getirenler nasıl talimatla hareket ediyorlarsa o da talimatla hareket ediyor. Her yerde bir gruplaşma vardır. Müslümanlar cemaat halindedir, Hristiyanlar cemaat halindedir, Museviler cemaat halindedir. Ateistler cemaat halindedir, komünistler herkes cemaat halindedir topluluklar halinde yaşar insanlar. Vakıflarda, derneklerde bunu icra ederler. Bunda şaşılacak bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Suriye’den geldim, Suriyeliyim. Daha önce Türkiye’de eğitim gördüm ve sonra Suriye’de bütün Türk medyasını temsil ettim. Suriye’de yaşadığımız kötü hayat can veren hayatlar, kan dökülen hayatlar, kendimizi kurtarmak için Türkiye’ye geldik. Türkiye’de neler gördük; Türkiye’de hükümet ve vatandaşlar sanki bizi kendi evimizde kendi memleketimizde gibi karşıladılar. Maalesef bazı Arap ülkeleri bizim kan kardeşlerimiz bizi aynı şekilde karşılamadılar. Biz Türkiye’de çok normal bir hayat sanki bir Türk vatandaşı gibi hayatımı geçiriyorum. Yalnız maalesef buradaki sivil toplumlar ve bazı Suriye’den gelenler çok değişik bir kültürleri var. Bir ihtilaf oldu iki kültürün arasında, bazı olaylar çıktı. Bu olayları maalesef medya mensupları çok büyüttüler, çok başka, çok vahşi bir şekilde gösterdiler. Onun için bazılarında nefret oldu. Ama şu anda buradaki devlet ve medya en sonunda düzeldi çok güzel bir şekilde. Tabii biz Suriyelilerin çok büyük bir hatası var, Suriye ulusal toplum yöneticileri var, onların hatası bu. Suriyelilere buradaki hayatı kültürü öğretmediler. Nasıl yaşaması gerektiğini, buradaki Türk kanunlarına uygun davranmaları gerektiğini anlatmaları lazım. Buradaki Türk hükümetinden bir ricamız var; böyle sivil toplum kuruluşları Suriyelileri toplasınlar ve buradaki kültürü hayatı, nasıl kanunlara uygun yaşaması gerektiğini öğretsinler.

ADNAN OKTAR: Bak bayağı aklı başında tertemiz bir insan. Sen ne diyorsun? “Hadi ülkene dön” diyorsun. Hangi ülkeye göstersene, dönmesini istedikleri yerin resimleri var mı? “Git savaş” diyor. IŞİD’le mi, PKK’yla mı, Suriye devletiyle mi, Amerika’yla mı, Rusya’yla mı kiminle savaşmasını istiyorsun o da belli değil. Kan gövdeyi götürüyor orada “hadi ülkene dön” diyor. Hadi döndüğünü farz et, ne yapsın burada dönüp? “Dön git kendi evinde yerleş” diyor. İşte adamın evi bu halde. Bu zulümdür, “git dön memleketine ne yapıyorsan yap” demek zulümdür.

Şimdi o olayı göstersene. Bir kere oraya halkı kasten toplayan bir ekip var. İngiliz derin devletiyle bağlantılı adamlar. Orada olay çıkması için o gariban halkı oraya topluyorlar Filistinlileri. Ne bilsin adamlar orayı? “Gelin” diyorlar geliyorlar, bilse de bilmese de geliyor. Çünkü adam, başındaki büyük dediği adam çağırıyor o da geliyor. Geldi toplandı, adamları dağıtmak böyle mi olur? Yani bir topluluğu dağıtmak için böyle bir yöntem mi gerekiyor? Avrupa’da, Amerika’da böyle bir yöntem mi kullanılıyor? Her şeyin bir nezaketi var. İsrail’de yöneticiler topluluk dağıtma, topluluk kontrolünün nezaketini öğrenmeleri lazım. Bu çok çok kaba bir yöntem, çok çok sert bir yöntem. İçinde çocuklar var kadınlar var. Farz edelim İsrailli vatandaşlar. Bazen onlar da toplanıyorlar böyle olay çıkartıyorlar dindarlar, aynı yöntemi İsrail polisi onlara da yapıyor bu sefer, aynısı bunun tıpkısı. Daha da şiddetlisini yapıyorlar dindar İsraillilere. Bu çok kaba bir yöntem, yani olabilecek en kötü yöntemlerden birisi. Bunun değişmesi lazım. Bunu bir görüşelim konuşalım, mektup da yazalım, stil yöntem de gösterelim böyle olmaz.

Biber gazı anladım da onun patlama anında orada adamın yüzünde patlıyor, kafasında patlıyor, göğsünün üstünde patlıyor. Bu şakası olan bir şey değil, kontrolsüz fişekler bunlar, attın mı gidiyor adamın kafasına çarpıyor orada patlıyor çok tehlikeli. Bir de plastik mermi adamın gözüne geldi mi kör eder plastik mermi çok tehlikeli. Megafonla açıklama yaparsın ”arkadaş burada olmasın” dersin, Avrupa’da olduğu gibi rahatça dağıtırsın. Her yerde dağıtılıyor. Böyle bir yöntem olmaz. Evet.

VTR: Selam Adnan Bey. Sizi çok seviyorum. Bir insan hatasını anlayıp vazgeçtiğinde karşısındaki insanlar onu neden affedemezler?

ADNAN OKTAR: Gerçekten vazgeçmeyi iyi ikna etmek lazım. Mesela “bir daha yapmayacağım” diyor ama kuşkulu. Bir daha yapmış, bir daha yapmış yine yapacak demektir, yapma ihtimali var. Onu sağlama alacak bir üslup olması lazım. Dürüstçe çok güzel kapsamlı inandırıcı açıklama yaparsa olur. Pişmanlığını öyle yerli film gibi değil, dürüstçe, akılcı, doyurucu bir üslupla yaparsa olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Günümüz Türkiye’sinde kendini ifade etmeye çalışan insanlar neden kısıtlanıyor?

ADNAN OKTAR: Evet, bir özgürlük olması lazım. İstediklerini istedikleri gibi konuşabilmeleri lazım. Ama kabalık olmaması lazım tabii sert, hakaretamiz bir üslup olmaz.

Mehmet Türkoğlu “Gerçek Adnan Hoca bu kişi değil” diyor “Gerçek Adnan Hoca kayıp” diyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, aynı şekilde İsrail polisinin Musevileri döverken videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Dindar insanlara bu zulüm yapılır mı? Mesela orada da namaz kılmaya gelmiş. Hadi tamam yanlış gelmiş diyelim, sabret namazını kılsın gider. Bu kadar olay çıkartmanın alemi ne yani?

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki kentleşme çok uyumsuz şekilde ilerliyor. Buna nasıl önlem alabiliriz? Her tarafta gökdelenler olsun, çok çarpık kentleşme oldu son zamanlarda. Nasıl önlem alabiliriz onlara?

ADNAN OKTAR: Bence Hz. Mehdi (as)’nin dışında hiçbir çözüm yok. Mehdiyet’in dışında hiçbir çözüm yok. Çünkü bir manevi büyük bir devrim gerekiyor, müthiş bir sevgi patlaması gerekiyor. Müthiş bir sevgi ikna yöntemi olması lazım ki vatandaş seve seve bunu kabul etsin. Mahvoldu İstanbul, güzelliği mahvoldu. Bunu tamamen ortadan kaldıracağız, inşaAllah.

VTR: Ülkemizdeki otellerin kalitesi iyi mi?

ADNAN OKTAR: Fena değil. Lüks oteller iyi görünüyor. Gerçi bir kısmı çok eskidi, çok yıprandı hantallaştı ama yine de idare eder yani iyi sayılır. Ama tabi çok daha klas daha güzel oteller yapılabilir. Evet.

VTR: Bu programı yaparken çok yoruluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli, ben bayağı güçlü bir insanım, çok çok güçlüyüm, maşaAllah. Yorulma diye bir şey olmaz.

VTR: Kafede oturan arkadaşlara sesleniyorum, geliyorlar akşama kadar oturuyorlar boş boş. Amaçlarını öğrenmek istiyorum sadece.

ADNAN OKTAR: Helal olsun sana, bıyık da yakışmış pala iyi olmuşsun. Ama daha gür bırakman lazım alttan çok almışsın. Doğru söylüyor. Çok fazla yerde oturuyor konuş konuş konuş ben anlamıyorum. Karşı karşıya, bir çelik masa bir de tahta sandalye uyuşmuyor da. Karşı karşıya o kutuyu eliyle çeviriyor konuşuyor konuşuyor. Mesela biz gidiyoruz geliyoruz işimiz bitmiş dönüyoruz daha hala konuşuyor. Bu ne bitmez konudur? Çık bir hareketlen bir şeyler yap, biraz yürü bir şey yap. Evet.

VTR: Cennet ve cehennem var mı? Gerçekten bunları insanlara nasıl kanıtlayabiliriz? Veya böyle bir şey gerçekten var mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı, bak seni Allah detay detay yaratmış. Saç yaratmış bak sırf süs olsun diye, sana sakal yaratmış, kaş-göz yaratmış. İki gözün var mükemmel bir kamera sistemiyle dışarıyı tam renkli üç boyutlu olarak görüyorsun. İki kulak yaratmış, o iki kulağınla üç boyutlu olarak sesleri duyuyorsun. Dünyanın en gelişmiş kadrofonik yahut işte stereo sistemlerinde bu netlik yok. En mükemmel müzik sistemiyle, ses sitemiyle donatmış Allah. Şu netlikte daha televizyon yapılamadı. Filmciler de çalışıyorlar, güzel net bir sinema görüntüsü oluşturalım diyorlar ama oluşamıyor. Bu kalite daha elde edilemedi. Allah bunu etten kemikten yapmış. Dolayısıyla bunu yapan güç diyor ki “Ben bunu bir kere yaptım buna malikim, istesem yeniden yaparım” diyor. İlkini nasıl yaptıysa sonrakini de aynı şekilde yapacağını görmüş oluyoruz.

Şeytandan Allah’a sığınırım, “İman edenlere, Rableri Katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver" (Yunus Suresi, 2) diyor Cenab-ı Allah. Zaten bu görüntünün bilimsel olarak kaybolması da mümkün değil. Yani var olan bir şey hiçbir şekilde kaybolmaz. Geçmiş bütün görüntüler durduğu gibi gelecek görüntüler de hazırda zaten akmaya devam ediyor. Geçmiş görüntü blok olarak duruyor, gelecek görüntüler de blok olarak duruyor. Biz sadece onun arasında duruyoruz. Sürekli onlar bizden geçiyor. Bu tarafa doğru giden burada birikir, öbür tarafta biriken de sürekli bize doğru geliyor devam ediyor. Ama öbür taraftaki birikenin sonu yoktur. Yani ucu-bucağı yoktur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Halk arasında üçler, yediler, kırklar kimdir?

ADNAN OKTAR: Dünya yöneticilerinin sistemi. Üç, yedi ve kırklar, üç yüzler. Evet.

VTR: Devlete bağlılığın önemi nedir?

ADNAN OKTAR: Devlet tabii hayatın düzgün olmasını, huzurlu olmasını sağlayan, adaleti sağlayan bir sistem. Devlet olmadığında anarşi olur, kargaşa olur. Devlet düzeni sağlayan sistemdir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: ABC internet sitesinden Merdan Yanardağ, “AK Parti iktidarı çöküş sürecinde” başlıklı bir yazı yazdı. Şöyle diyor: “İktidara el koyan İslamcı kadro adeta ülkenin boğazını sıkıyor. Ülke bilgisiz ve görgüsüz bir kasaba yobazlığının tacizi altında. Bu gidiş böyle süremez. Müfredattan evrimi çıkarıp cihat konularını koyan AK Parti hikayesi bitti.”

ADNAN OKTAR: Şimdi, AK Parti’nin en güzel icraatlarından birisi putperest bir inancı bilim diye sunanların yanlışlığını ortaya koymasıdır. O AK Parti’nin bilime ne kadar bağlı olduğunun, dürüstlüğe ne kadar bağlı olduğunun bir kanıtı. Çünkü bilimle hurafeyi birbirinden ayırdı AK Parti. Hurafe putperest bir dini bilim diye sunanlara dedi ki “Bu, putperestlik tarihi içerisinde aktarılabilir.” Doğrusunu söylemiş oldu. Putperest din anlayışı içinde, pagan dinlerinin inançları içerisinde Darwinizm’i istediğin kadar anlatabilirsin. Ama bilim olarak anlatırsan pagan dinini putperestliği, putperestlik eşittir bilim dersen bu bilime saygısızlık olur. Bilime ters bir tavır olur. Evet.

VTR: Adalet Yürüyüşü bazı kısımlar tarafından iyi bulundu, bazı kısımlar tarafından abartılı bulundu. Bazı kısımlar tarafından da boş bulundu. Biz 15 Temmuz darbe gününü geçirdik. Şu zamanlarda kutlanıyor bu. Halkımıza yapılan bir saldırı ya da askerler tarafından olan kötü bir hadise yaşandı. Bu hadise çok abartılıyor mu insanlar içinde? Tamam büyük bir şey atlattık, bu 2-3 günlük olacak bir mevzu mu? Yoksa şimdiki gibi bir hafta, on gün uzatılacak bir konu mu?

ADNAN OKTAR: Bu deccalın esaslı bir atağıydı. Deccal Türkiye’yi pençelemeye kalktı. Mehdiyet’in kolu deccalın kolunu kırdı yani pençesini parçaladı. Mehdiyet’le deccaliyet çatıştı aslında Mehdiyet galip geldi. Deccal yine pençe atacaktır, yine kolunu kıracağız, yine pençe atacak yine kolunu kıracağız. Sonunda deccalı yerle bir edeceğiz, ilimle irfanla, kanunla hukukla. Çok büyük bir olaydı bu, bunu söyleyeyim. Unutulacak bir olay değildir. Deccal atağıydı darbe falan değil. Evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türklerin kaliteli bir toplum olduğuna inanıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canım benim mesela bak sen çok kaliteli, güzel bir insansın. Bütün gençler de çok kaliteli, güzeller. Eğitime devam. Senin gibi güzel insanlar olduğu müddetçe, kaliteli insanlar olduğu müddetçe onlar yavaş yavaş gerileyeceklerdir.

VTR: İnsanlar eleştirilince neden hemen kendini savunur?

ADNAN OKTAR: Karşı tarafın herhalde onu kötü bilmesinden çekiniyor. Saygısının, güveninin kaybolmasından çekiniyor. Halbuki eleştirildiğinde güzel, akılcı bir cevap verse daha güvenli olur. Ama çok kötü kıvırmalarla, çok kötü tevillerle, biçimsiz yalanlarla, akılsızca açıklamalarla kendini iyice aşağılayıp küçük düşürmüş oluyor. Öyle şeylere dürüstçe, “Doğru söylüyorsun, Allah razı olsun. Ben onu hemen düzelteyim hatta düzelttim, şu anda da zaten bunu göreceksin.” diyebilir. Böyle daha güzel olur. Yalanla dolanla güzel olmaz, doğru olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayatın anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: Hayatın anlamı, Allah için yaşamak, Allah aşkıyla yaşamak, Allah aşkını bulmak, Allah aşkıyla Allah’ın varlığında erimektir. Evet.

VTR: Aklın kapanmaması için ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Hep Allah’la bağlantıyı devam ettirmek lazım, çok titiz bir şekilde. İnsan Allah’ı unutmaya çok yatkındır. Özenle Allah’tan dikkati beri çekmemek lazım. Keskin bir dikkatle Allah’la bağlantıyı devam ettirmek lazım. Evet.

VTR: Eğitim öğretim görevlisi olmam nedeniyle gençlerle çok içli dışlıyım. Bu bataklığa düşen gençlerimizi nasıl kurtaracağız? Bataklığa düştükten sonra iki-üç ay içerde kalıyorlar ondan sonra tekrar serbest bırakıyorlar. Aynı hastalık, aynı sıkıntı devam ediyor ailede. Ne cam kalıyor ne pencere kalıyor. Gece yarısı anne babalar bizi arıyorlar. Buna köklü bir çözüm nasıl bulabiliriz? Cumhurbaşkanımız’ın bildirdiğine göre terörle nasıl mücadele ediliyorsa, uyuşturucu ile de öyle mücadele edilecektir. Ancak bu işi hemen vatandaş olarak hepimizin üstlenmesi lazım. Gençlik çok zor durumda, bataklığın içinde. Bataklığa sürüklenen yeni gençlerimiz var. Lütfen buna köklü bir çözüm bulalım. Bu konuda Pendik Kaymakamına da başvurdum, görev istiyorum. Sebebine gelince gençlik zor durumda, çocuklarımız ateş içinde. Buna köklü çözüm nasıl bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Artık benim ilave edecek bir sözüm yok. Bayağı güzel açıklama yapıyor muhterem kardeşimiz. Evet.

VTR: Benim konum, ufaktan beri çektiğim garibanlık, fakirlik. Sigorta yok bir şey yok, dört simitle idare oluyorum. Çoluk çocuk memlekette. Allah ne verdiyse, sigorta yok. Sağlık sigortam var onunla idare oluyorum. Yaş 49’a giriyorum, simitle geçiniyorum, başka gelirim yok. Şükrediyorum ben yine.

ADNAN OKTAR: Allah’a şükür tabii sağlığın, sıhhatin yerinde. Yaşına göre çok iyisin. Zengin olsaydın etle, proteinle, yumurtayla beslenecektin, kolesterolün çıkacaktı, belki de çoktan ölmüştün. Ama fakir olman sana bak sağlık, sıhhat getirmiş. Bir hayır vardır her şeyde. Bazı zenginler için diyorum tabii onu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Eski arabalar çevreyi çok kirletiyor, nasıl önlem alınabilir?

ADNAN OKTAR: Duman açısından diyor değil mi? Onu artık hükümet yapabilir. Kanun çıkartmaları lazım. Egzoz falan değil mi, onu kastediyor. Evet, egzoz zehirini yasaklamak lazım. Sigara dumanını nasıl yasaklıyorlarsa, egzoz zehirini de yasaklamaları lazım.

Cenab-ı Allah diyor ki, Bakara Suresi 274’te. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Onlar ki, mallarını gece, gündüz; gizli ve açık infak ederler.” Müslümanlar malını infak ediyor. Ayrıca Ali İmran Suresi 134’te de yine, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar, bollukta da darlıkta da infak ederler.” diyor Allah. Yani olmasa da infak ediyor. “Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından” yani senin için önemli gördüklerinden “ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın.” Yani sıradan ve az bir katkıyla Müslümanları kandırmaya çalışmayın diyor. “Ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır.” (Bakara Suresi, 264) “Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe erişemezsiniz.” diyor Allah. “Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir.” (Ali İmran Suresi, 92) “Sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki, “ihtiyaçtan arta kalanı.”” (Bakara Suresi, 219) Yani böyle yıllarca, aylarca yiyecek stokundan bahsetmiyor Allah. Mevcut ihtiyaçtan arta kalanı. Böylece Müslümanlar müthiş bir velayet sistemi oluşturuyorlar. Herkes herkese yardım ediyor, herkes herkesi kolluyor. Zenginlik insanlar arasında yayılıp adaletle oturuyor, tek bir fakir kalmıyor. Herkes zengin oluyor. Öbür türlü ekonomik kriz bak dünyayı, aksini yaptıkları için sürekli sarıyor ve dünya ekonomik krizden kurtulamıyor şu an. “İşte sizler böylesiniz.” diyor Allah Muhammed Suresi 38’de. “Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder.” Yani kendi belası için bunu yapar diyor Allah. “Allah ise, Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır)dır.” “Şeytan, sizi fakirlikle korkutuyor.” (Bakara Suresi, 268) Yani ilerde parasız kalırsın, pulsuz kalırsın, ezilirsin, mahvolursun. Onun için biriktir, yığ der diyor şeytan. Buna yanaşmayın diyor Allah. “İnfak ettiğini bir cereme sayar.” (Tevbe Suresi, 98) Yani enayilik gibi görüyor bazı münafıklarda öyledir. Malını, mülkünü Allah için harcamayı enayilik gibi görür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kalabalıklar içerisinde insanlar neden yalnızdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte iman zafiyeti olduğunda, Allah korkusu, Allah sevgisi olmadığında insanlarda gerçek sevgi olmuyor, egoistlik hakim oluyor. Egoist olunca sevgisini veremiyor. Karşıdaki insanın iyiliğini, hayrını düşünemiyor. Sadece kendi çıkarını düşünüyor. O zaman da sevgi olmuyor. Affedici değil, şefkatli değil, koruyucu değil, diğergam değil. Hep kendi menfaatine göre hareket ediyor. O zaman sevgi olmuyor. Sevgi olmayınca da yalnız kalmak durumunda kalıyor. Etrafındaki insanlarda bunu göremeyince yalnız kalmak durumunda kalıyor. Onun için toplumu diğergam, fedakar, samimi, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, coşkulu, aşk insanları olarak yetiştirmek lazım. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul İkitelli’ye dev bir şehir hastanesi yapılıyor Adnan Bey. Bu hastane dünyanın en büyük sağlık tesislerinden biri olacak. Bir milyon metrekarelik alana 9 hastane inşa ediliyor. Günde 22 bin hasta ayakta tedavi görebilecek. 4 bin 100 hasta acil servisten yararlanabilecek.

ADNAN OKTAR: Çok iyi, işte bu Tayyip Hocam’ın güzel bir atağı. Bayağı güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkede bir milletvekiliyle bir işçi, ikisinin maaşına yapılan zam miktarı birbirinden farklıyken, neden ikisi bir ürünü alacakken ikisi için de o ürüne yapılan zam miktarı aynı?

ADNAN OKTAR: Bundan sonra milletvekillerine daha pahalı, işçiye daha ucuz. Milletvekillerinin alışveriş yapacağı bakkal, manav ayrı olacak. İşçilerin alacağı bakkal, manav ayrı olacak. Bu yakışıklı bir şeyler söylüyor iyi niyetle de, sosyal adalet arıyor aslında ama tabii ki olmaz bu pratikte, yanlış bir şey. Öyle demesin de benim yakışıklım desin ki, Allah bize Mehdi (as)’yi nasip etsin, en kısa sürede inşaAllah sosyal adalet olur, silahlar kalkar, kavga biter, herkes herkesle kardeş olur. Mal sahah üzere yayılır, velayet sistemi oturur, herkes birbirinin kardeşi olur, koruyup kollar der.

“Bir sürüye salınan iki aç kurdun, sürüye verdiği zarar kişinin mal ve şeref hırsıyla dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.” Yani mal hırsıyla insanlar hem kendine hem etrafına çok zarar verir. Münafıklığın ana kökeni mal hırsıdır. Hep Kuran’da buna dikkat çekilir. Münafığın sapıtmasının nedeni de mal hırsındandır.

Şeytandan Allah’a sığınırım, “Siz sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla bir iyiliğe ermiş olmazsınız.” (Ali İmran Suresi, 92) ayeti nazil olunca Ebu Talha (ra) Hz. Peygamber (sav)’e geldi. “Ya Resulullah benim en sevdiğim malım Beyraha’dır. Orası artık Allah için sadakadır. Allah Katında onun hayrını ve ecrini umarım. Orasını Allahu Teala’nın sana gösterdiği yönde sarf et.” diyor. Yine bu ayet nazil olunca Zeyd Bin Harise, malları arasında en çok sevdiği Şible adındaki atını Allah’ın Resulüne getirdi ve “Ya Resulullah bu Allah yolunda sadakadır” dedi. Peygamberimiz (sav) atı aldı Zeyd’i ona bindirdi ve “Allah sadakanı kabul etti” buyurdu. Bak görüyor musun? En sevdiği bir tane atı var, onu veriyor. Ama münafığın çok ağrına gider bu. Ciğerine oturur, dinini imanını da kaybeder mal için. Bak bir tane arazisi var onu Allah için veriyor. Beyraha’da arazi veriyor, bir tane.

“Hz. Talha, Zilkade Savaşı’nda Müslümanların susuz kalmaması için kuyu satın alıp onu müminlere vakfetmiş idi. O zaman kuyu satın almak veya vakfetmek çok büyük bir cömertlikti.” Çünkü çok pahalı kuyular.

Hz. Ömer (ra) şöyle anlatıyor, “Hz. Peygamber (sav) bir gün bizlere sadaka vermemizi emretti. O sırada mal bakımından oldukça zengindim.” Hz. Ömer (ra) diyor bunu. “Kendi kendime eğer Hz. Ebubekir’i geçebilmem mukadderse bu ancak bugün olabilir dedim ve malımın yarısını getirdim, Hz. Resulullah’a teslim ettim. Hz. Peygamber “aile efradına bir şey bıraktın mı?” diye sordu.” Yani getiriyor ya malını. Peki, “aile efradına da bir şey bıraktın mı?” diyor. “Evet, onlara da bir şeyler bıraktım” dedim. Ne kadar bıraktığımı sorduklarında da “bunun kadar da onlara bıraktım” diyor. Yarısını bıraktım diyor. “Biraz sonra Hz. Ebubekir geldi. Hz. Peygamber ona da “Ey Ebubekir sen aile efradına ne bıraktın?” Dedi. Hz. Ebubekir (ra) bütün malını, mülkünü vermiş. O da “Onlara Allah’ı ve O’nun Resulü’nü bıraktım” diyor. Yani hiçbir şey bırakmamış. O zamanın katrilyoneri, o kadar zengin. “Bunun üzerine hiçbir zaman Hz. Ebubekir’i geçemeyeceğimi anladım” diyor Hz. Ömer (ra). En makbul Müslümanlık budur işte. Ama bir münafık için bu enayiliktir. Dinini terk eder bunun için, Müslümanlara düşman olur, aklını kaybeder. Allah ona hastane parası yapar yahut başına bela yapar. Zaten Cenab-ı Allah diyor, “alınları, böğürleri ve sırtları” diyor, “o malla dağlanacak” diyor. Yani Allah, “aklına zarar getireceğim, omurlarına beline zarar getireceğim, boynuna, sırtına her yerine zarar getireceğim” diyor. Ayetin işareti bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden fenomen olmak ister?

ADNAN OKTAR: Yani hoşuna gidiyor herhalde dikkat çekmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çer çöp biriktiren birçok insan var. Bu bir hastalık mıdır ve bu hastalığın tedavisi var mıdır, tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Evet bazı dedeler, babaanneler falan çok yapıyorlar, bir şeyleri saklarlar. Çok yaygın o. Biraz problem o hakikaten, yığma hastalığı. Dağıtma, müminin özelliği dağıtıcıdır, yığıcı değildir. Yığıcılık şeytandandır. Dağıtıcılık Rahmani’dir, Allah’tandır.

VTR: Kaç tane sevgiliniz var?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin yakışıklılığını. Benim sevgililerim yüzlerce. Kız arkadaşlarım beni Allah aşkıyla çok severler. Sevgi kökeninden gelir sevgili. Onlar da beni aşkla, tutkuyla, Allah aşkıyla çok severler. Zaten görüyorsunuz nasıl tutkuyla sevdiklerini. Evet.

VTR: En çok hangi arkadaşınızı seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Vay yakışıklı, hepsi de çok güzeller maşaAllah. Hepsinin ayrı ayrı değeri, kıymeti var. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden güzel ahlaklılar. Nasıl seçim yapayım? Melekleri biz seçebilir miyiz? Mesela bir melek ordusu gelse, üç yüz melek. “Hangisini daha çok seviyorsun?” Nasıl diyeceksin. Hepsi sevilir. Benim arkadaşlarım melek gibidir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, generallerin ve vatandaşların camide Kuran dinlediğine dair bir görüntü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Fatih Altaylı, Aydın Doğan bir dilaltı alsalar iyi olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki her şeyi seviyorum. Mesela çok fazla vapur var, parklar ve saraylar gibi çok fazla güzel yerler var. Ancak yemeklerle ilgili bir şey söyleyeceğim, çok fazla çeşit çorba yok. Çok çeşitli çorbalar bulamadım. Benim geldiğim ülkede, mutlaka günde bir öğün çorba içiyoruz. Bu da benim sorum.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını, güzelliğini, şekerliğini. Benim canıma bundan sonra çeşit çeşit çorba yapsınlar, en az yüz çeşit çorba Türkiye’de olsun. Evet.

VTR: Merhaba ben Özgür. Dizi sinema oyunculuğu yapmaktayım fakat dizilerde şöyle bir zorluk var, setler çok aşırı derecede uzun sürüyor. 36 saat, 48 saat sette kaldığımız oluyor fakat emeğimizin karşılığını alamıyoruz. İnsanlar artık işin kolayına kaçmış. Dışarıdan mesela 50-100 TL’ye figüran getirip onları oyuncu yapmaya çalışıyor fakat eğitim alan kişilerden tamamen uzak duruyorlar. Neden eğitimli kişileri almak yerine, sokaktan buldukları kişileri oyuncu yapmaya çalışıyorlar? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Evet, o sanatın, sanatçının değerini iyi bilme meselesi. İyi bir sanatçının tabii iyi takdir edilip, korunup kollanması lazım. Sanatçı kolay yetişmez. Nimettir sanatçı, bir zenginlik, güzelliktir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Nuri El Maliki, Türkiye aleyhine bir açıklama yaptı ve şunları söyledi; “Türkler Musul’u Türk kenti yapmaya çalışıyor. Bu hayalleri gerçekleştirmek için çok güçsüzler, bu bir hayal.” dedi. Türkiye’nin Irak sınırına zırhlı araç sevkiyatı yapmasının ardından konuşan İbadi de; “Türkiye’nin Irak’a herhangi bir saldırısı kendi çöküşlerine sebep olacak” demişti.

ADNAN OKTAR: Türkiye’ye akıl vermesinler Allah aşkına. Türkiye aklı başında bir ülke, ne yapacağını bilir. PKK’ya karşı önlem alıyor Türkiye. Kimsenin toprağında bizim gözümüz yok. Öyle bir iddiamız da yok. Sadece orada Müslümanların ezilmesini istemiyoruz. PKK işgali istemiyoruz. O kadar.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Mısırlıyım, iki aydır Türkiye’de yaşıyorum. Türkiye’yi çok seviyorum. Türkiye ve Mısır’ın iyi ilişkileri olmasını umuyorum. Biz hepimiz kardeşiz ve arkadaşız.

ADNAN OKTAR: Çok güzel, bak benim canım tam bir Hz. Mehdi (as) talebesi, tam aydın bir Müslüman. Tabii ki bağnazlar bizi gereksiz bir oyun içine soktular, İngiliz derin devleti. Mısır’la bizim aramızı açtılar. Biz bu oyunu kıracağız. Mısır’la biz kardeşiz. Mısırlıları çok seviyoruz, dostuz. Mısır’ı bir bütün olarak seviyoruz, halkının tamamını seviyoruz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Papağanıyla beraber yemek yiyen bir çocuk var.

ADNAN OKTAR: O da yandan tırtıklıyor. Severim ben onun güzel ağzını, şekerliğini, gayrete bak sen, oh iki arkadaş, çok güzel.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar, DAEŞ’in yaşadığını iddia ettiği Müslümanlık ile sizin yaşadığınız Müslümanlık arasında uçurum kadar fark var. Bizim dinimiz arasındaki bu fark nasıl oluştu? Burada insanların, bizim hatamız, suçumuz ne, bunun çözümü ne?

ADNAN OKTAR: Arslan delikanlım benim, çok güzel, aferin. DAEŞ’in hatası Kuran’ı yeterli görmemesidir. Kuran’ı yeterli görmezsen, hurafe denizine dalarsan belanın içine dalmış olursun. Ama Kuran bir nurdur, ışıktır, hürriyettir, özgürlüktür. Sırf Kuran dersen işte bu güzellik oluşur. Neşeli, sevinçli, müziğin olduğu, hayatın olduğu, canlılığın olduğu, dekoltenin olduğu güzel bir hayat olur. Evet.

VTR: İyi akşamlar Adnan Bey, çok merak ediyorum üç yüz tane kitap yazmışsınız, yaşadığınız olaylardan esinlenerek mi yazdınız? Yoksa deneyimlerinizin getirdiği şeylerle mi yazdınız?

ADNAN OKTAR: Benim nur yüzlüm, ben tabii ki birçok olayla karşılaştım. Anarşi, terör devrini yaşadım. Tabii ki içimde coşkulu bir sevgi var ve sevgisizliğe karşı da içimde bir nefret var. Onun etkisiyle kitaplarımdaki üslup oluşuyor. Sevgiyle, aşkla baktığım için kitaplarımda da o sevgi, aşk açık açık görülüyor. Evet.

VTR: Liselerde ve ilkokullarda zorunlu din dersi varken, neden Atatürkçülük ve İnkılap dersleri yoktur?

ADNAN OKTAR: Atatürkçülük ve İnkılap dersi diye ayrı bir ders değil de tarih dersi içinde bunu değerlendirmesi lazım. Atatürk’ün kalitesi, görgüsü, modern İslam anlayışı, Kuran’ı yeterli görmesi, bağnazlığa karşı set olması, aydın dünya görüşü, sanata karşı sevgisi, İslam’a karşı muhabbeti samimi bir dille; soğuk, buz gibi eski dille değil, samimi bir akılcılıkla, yani daha Türkçesi bizim anlattığımız akılcılıkla anlatılması lazım. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Özel Kuvvetler Komutanı Orgeneral Raymond Thomas, PYD’nin askeri kanadı YPG’nin nasıl isim değiştirdiğini anlattı Adnan Bey. Şöyle anlatıyor; “Onlar kendilerine resmi olarak YPG diyorlardı ki Türkler, bunun PKK ile aynı olduğunu söylüyor ve 'Benim terörist bir düşmanımla muhatap oluyorsunuz, bunu müttefik olarak nasıl yapabilirsiniz?' diyordu. Biz de bunun üzerine onlara isimlerini değiştirmeleri gerektiğini söyledik.  Mesela, YPG dışında kendinizi nasıl adlandırmak istersiniz? Bir gün sonra adlarının 'Suriye Demokratik Güçleri' olduğunu ilan ettiler.”

ADNAN OKTAR: Oyun oynuyorlar. Yani komünist PKK, lastik top gibi hopluyor bir oraya, bir oraya. Ve bizim zekâmızla alay ettiğini zannediyor. Kendi kafalarının derecesini oradan anla yani. Evet.

VTR: Çikolatayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Çikolata çok hayati bir konudur. Masamda bulunur, iki çikolatayla güne başlamak şart ve iki çikolatayla da bitirmek şart. Çikolata hayat demektir, hayat demek çikolata demektir. Çikolatasız hayat olmaz, hayatın mühim bir yönüdür çikolata.

VTR: Adnan Oktar’ın yayınında kızlar var, erkekler var hepsi de özel seçilmiş gibi belli. Kızlar çok güzel, açık, erkekler böyle gayet yakışıklı, giyinmiş, bunların hepsinin bir arada durmasının sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Sen de çok yakışıklı, çok güzelsin. Hz. Süleyman (as)’ın yöntemi. Hz. Süleyman (as)’ın etrafındaki insanların hepsi seçmeceydi, çok çok güzellerdi, Tevrat’ta geçiyor. Bulunan hanımlar ve beyler nefes kesiyorlardı ve bütün dünyaca ünlü hale gelmişlerdi. Sebe Melikesi adeta büyülendi geldiğinde. Sarayındaki erkeklerin ve kadınların güzelliğine, düzgünlüğüne hayran kalmıştı ve Müslüman olmuştu. Biz de dedemin yolundayız. Müslüman, güzel örnek olacak. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Keçiyle oynayan bir kız var.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, İzmir’de ikamet ediyorum tek bir sorum olacak size. Böyle güzel, kaliteli espriler yapmayı veya bu esprileri nasıl üretiyorsunuz? Bir anda ortaya çıkıyor bunlar ve ben gerçekten bunlara gülüyorum, mesela ben arkadaş ortamında böyle espriler üretemiyorum, o yüzden yalnızım. Sizin görüyorum, yanınızda güzel kedicikler var, hanımefendiler var. Ben de böyle espriler yapmak istiyorum, bana tavsiyeniz nedir, ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklılığın yeter bir kere, yakışıklılığın, samimiyetin yeter. Hakikaten sürekli yağmur gibi aklıma geliyor. Aslında çok az bir kısmını söyleyebiliyorum. Neşe güzel bir şey tabii, imanla süslenmiş bir neşe güzeldir. İmanın bir tezahürü, Allah sevgisinin bir tezahürü olmuş oluyor. Espriyi de Allah yapar, Allah yaratır. Yani kulun öyle bir gücü olmaz. Zekayı da Allah yaratır, aklı da Allah yaratır. İzmirlileri çok seviyoruz, onu da ayrıca belirteyim. Bak hepsi çok neşeli, dışa dönük, çok modern ve gerçek Müslüman bu insanlar işte. Bağnazlığa karşı kale, çok çok güzel. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben bir konuda sizin düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum. Faiz konusunda çoğu insan diyor ki, iki kişi bilirse faiz haram olmaz, ama ben de diyorum ki faiz haramdır her türlü.  Aynı zina gibi, iki kişinin yaptığı şey zinadır, istediği kadar inkar etsin o dinden çıkar. Ama faizi bilip yapmak ayrı şey insanlar o aradaki ince çizgiyi anlamıyor, bize bu konuda açıklık getirir misiniz?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım da tam Kuran Müslüman’ı, aferin benim canıma. Fakat tabii günaha giren dinden çıkmaz, haram işlemiş olur sadece. Allah’tan affetmesi umulur. İki kişi arasında tabii, cinayet de iki kişi arasında oluyor, olur mu öyle şey? Çok anormal bir şey olur. Hırsız da gidiyor bir adamı soyuyor iki kişi arasında oluyor, onun mantığı olmaz tabii.  O geçersiz ve komik bir mantık, onu kim söylüyorsa. Faiz hem Hristiyanlıkta, hem Musevilikte, hem Müslümanlıkta haramdır. Tevrat’ta uzun uzun anlatıyor faizin haramlığını Allah. Dolayısıyla Müslüman acı, yıkım getiren faizi savunamaz. 

VTR: Neden Müslüman, İslam devletleri savaş ve kıtlık içinde? Türkiye neden bunun içinde değil?

ADNAN OKTAR: Türkiye Mehdiyet’in kalesi, deccalın pençesi buraya geçmiyor. Ama mesela Filistin’e deccalın pençesi geçiyor, Mısır’a geçiyor, Irak’a, Suriye’ye geçiyor, Libya’ya geçiyor, Afganistan’a geçiyor. Ama burada Mehdiyet’in pençesi, deccaliyetin pençesini kırıp, koparıp atıyor. Ve hiçbir zaman için gücü yetmez ve yetmeyecektir. Mehdiyet’in olduğu bir yerde deccaliyet adım atamaz. Evet.

VTR: Selam Hocam. Ben sizi çok seviyorum. Kuran-ı Kerim’in gerçek olarak Allah tarafından indirildiğini nasıl anlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kuran’ın taklidi yapılamıyor, benzeri. Yani en büyük mucizevi yönü budur. Şu ana kadar 1400 yıldan beri defalarca denenmesine rağmen benzeri yapılamıyor. Allah Kuran’da zaten bunu açıkça söylüyor. “Eğer inanmıyorsanız benzerini yapın” diyor. Yapamıyorlar. Bir de Kuran’ın verdiği her haber doğru çıkıyor. Hiçbir çelişki yok. 6 bin 666 ayetin arasında hiçbirinde çelişki yok. İleriye yönelik, ileriye mahsus her söylediği doğru çıkıyor Kuran’ın. Bunlar Kuran’ın doğru olduğunu gösteren açık deliller. Ayrıca sunduğu sistem de insanlık için tek kurtuluş olduğu yaşam şekliyle anlaşılıyor. Yani aksi yaşandığında insan boğuluyor. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Size bir sorum var benim. Şunu merak ediyorum. Ne kullanıyorsunuz? Biz mesela reklam etmeyeyim, şunu kullanıyoruz. Bizim en çok bildiğimiz bu. Bununla kafa oluyoruz. Siz ne yaşıyorsunuz? Ben bunu merak ediyorum. İyi günler diliyorum. Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şu neşeye bak. Sevimliliğe bak. Bayağı sevimli. İzmir gençliği çok şeker. Çok güzeller. Çok efendiler. Hayat dolular maşaAllah. Ne içiyor o? Herhalde meyve suyu. Evet öyle bir şey. Çünkü alkolle insan neşelenmez. Alkolle insan bunalır. Tansiyonu yükselir alkolle. Zihin melekeleri bozulur. Dikkati dağılır. Keyfi kaçar. Denge bozulur yani yürüme zorlaşır. Dil dönmesi zorlaşır. Dolayısıyla insanı mutlu edecek hiçbir şey ortaya çıkmaz. Biz neyin vesilesiyle mutlu oluyoruz, neşeli oluyoruz? İman. Allah’ı çok sevmek ve Allah’a çok dikkatli teksif olmak. Bütün bu nimetlerin, güzelliklerin sebebi odur. Allah’a dikkatli teksif olmak, Allah’ı çok sevmek. İnşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Bir gün canlı yayınınıza konuk olmak istiyorum. Bunun için ne yapmam gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Sadece gelmen gerekiyor o kadar. Gelirsen iftihar ederiz.

VTR: Merhabalar. Adnan ağabeyi ya da Adnan olarak adlandırmak istiyorum. Bir insan olarak karşılık bularak bu soruyu soruyorum. Büyük yazar, üstad ya da Mehdi Adnan Oktar’dan çıktım şu anda. Şunu merak ediyorum. Birkaç kez programlarınıza denk geldim. Programlarınızdaki model -model tanımlaması ne kadar doğru o da tartışılır ama- insan modelleri var. Bir şeyler oluyor orada izliyorlar.  Hakikaten bir mehdilik ilişkisi var orada, onu görüyorum ama neden belli ölçüler içerisinde orada insanlar var? Mesela neden kadınlar çok makyajlı, çok uzun boylu? Neden kambur bir kadın yok? Neden tesettürlü bir kadın yok? Neden kör bir kadın yok? Neden çirkin bir kadın yok? Neden hep yakışıklı erkekler var? Neden sadece susup sizi dinliyorlar ve onaylıyorlar? Neden itiraz etmiyorlar? Neden isyan etmiyorlar ve neden sadece siz konuşuyorsunuz? Ben bunları sormak istedim açıkçası.

ADNAN OKTAR: İzmir’in insanları hakikaten çok şen, çok hoş insanlar. Allah hepsinin ömrünü uzun etsin. Hepsine hidayet versin. Yol boyunca çiçekler var. Hiç solmuş çiçek koymaz belediye. Hepsini alır. Renkli ve en güzel çiçekler, en güzel ağaçlarla süslerler yol boyunu. Ve yeşilin hiç solmasını istemez orada belediye. Devamlı sular onu otomatik sulama yapılıyor. Yemyeşil kalıyor. Çünkü göze hitap ediyor. İnsan ruhu hep güzelliği arar. En güzeli arar. Benim kız arkadaşlarım da had safhada güzeller. Yani açıkça söyleyeyim. Dünyanın en güzel insanları gibiler, öyle söyleyeyim. Dolayısıyla göze muhteşem bir hitapları var. Çok nurlular. Efendiler. Nezaketli ve saygılılar. Dünyada böyle bir modeli bulmak çok zordur. Çok çok zordur. Şaşırtıcı bir temizlik, şaşırtıcı bir kültür, görgü. Şaşırtıcı bir nezaket ve efendilik var. Eğer burada kargaşa olsa, arkadaşlar izleyen arkadaşlar çok sıkılır ve rahatsız olurlar. Yani hiç kimsenin konuşmasını istemezler. Çünkü benim konuşmamdan hoşlanıyorlar. Biri muhalefet etse, demediklerini bırakmazlar söyleyeyim. Aman bir an önce sus falan derler. Vakit açısından insan acelecidir. Beni bir an önce dinlemek istedikleri için ben onlara bu imkanı tanıyorum. Hatta biz burada kuş güvercin resimleri gösteriyoruz. Onda bile tahammülleri olmuyor bazen. Bir an önce benim konuşmamın başlamasını istiyorlar. Yoksa kız arkadaşlarım burada konuşuyorlar, kimse dinlemiyor. Yani öyle bir şey olmuyor. Beyler de konuşuyor. Kimse dilemiyor. Mesela şu an rekor dinleme var. Çok yüksek. Muazzam yüksek rekor. Dolayısıyla insanların en çok hoşuna gidecek, en doğru olan şey neyse onu yapıyoruz. Peygamberimiz (sav) elçilerini tanıtıcı olarak etrafa giden mübelliğleri tebliğcileri en güzel, en yakışıklı insanlardan seçiyordu. Mesela Hazreti Ayşe annemiz çok güzeldi. O bir tebliğciydi. Hazreti Dıhye de erkeklerin içinde en güzeliydi. En çok onu Peygamberimiz (sav)  gönderiyordu veya ona benzer yine yakışıklı sahabeleri kullanıyordu. Yakışıklı olmayan tek bir tebliğci sahabe yoktur. Hepsi yakışıklı ve güzeldir. Hazreti Süleyman (as)’da da bu bir yöntemdi. Yani güzel ve yakışıklı olmayan hiçbir tebliğcisi yoktu. Etrafında İslam’ı tebliğ eden herkes nefes kesecek şekilde düzgün, güzel, kaliteli ve iyi eğitimliydi. Bu İslam’ı anlatmak için güzel bir yöntemdir. Hazreti Süleyman (as)’ın Kuran’da övülmüş bir yöntemidir o yüzden. Bir de insanlar muhalefetten pek hoşlanmazlar. Televizyonlara tartışma programlarında muhalefet oluyor. İnsanlar çok sıkılıyorlar ve geriliyorlar. Hoşlarına gitmez. Zaten muhalif olan insanların herkesin konuşmasını biz alıyoruz yayınlıyoruz. Yani ağzını bozmadıktan sonra her konuşmayı yayınlıyoruz. Muhalefette zaten halkın içinde muhalif olanları esas almak lazım. Burada zaten benim dostum buradaki insanlar. Yani muhalif olmaları çok güç. Benim görüşümdeler aşağı yukarı ama asıl halkın içinde muhalif olanlar olabilir. Biz onları esas alıyoruz. Rastgele yapılan röportajlarda, rastgele buraya sorular geliyor. O sorularda da galiz bir çirkin ifade yoksa mutlaka yayınlıyoruz. Dolayısıyla o dediğini uygulamış oluyoruz.

Dinliyorum evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Öncelikle selamlarımı ve sevgilerimi gönderiyorum. Merak ettiğim soru şu ki, acaba kedicik olmak için koşullar nelerdir? Nasıl başvurabiliyoruz? Bunu merak etmiştim. Teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere çok çok güzelsin. Saçların çok güzel. Yüzün çok güzel. Fiziğin de çok güzel. Dövmen de çok güzel olmuş. Bu güzel genç kız da hakikaten boyuyla bosuyla güzelliğiyle muhteşem. Kedicik çoktan oldun. Bitti.

VTR: Hocam ben de aslancık olma şartlarını merak ediyorum. Bir fikrinize ihtiyacım var. İmam Hatipler kapatılsın mı? Bu sorunun cevabına yanıt alabilirsem çok iyi olur.

ADNAN OKTAR: Bir kere aslansın çünkü boy bos yakışıklılık her şey mükemmel. Dövme olayı da var gördüğüm kadarıyla, o da çok güzel. Dışa dönüksün. Modernsin. Aydın İslam anlayışını savunuyorsun, bu da çok güzel. Sevgi dolusunuz. Mesela orada çok nezaketli bir ortam var. Kız arkadaşınızı koruyorsunuz kolluyorsunuz. Ona karşı da saygılısınız. Ama yakışıklılık tavan yapmış. Sen çoktan aslan oldun. Tamam.

VTR: Hocam ben de bu paranın kaynağı nereden geliyor, onu çok merak ediyorum. Kitaplarınız ücretsiz dağıtılıyormuş sanırım. Bunu merak ediyorum. Neden, nasıl yapılabilir bu?

ADNAN OKTAR: Kitapların dağıtımını kitap şirketi yapıyor. Normalde böyle kitap şirketleri televizyonlara radyolara ilan veriyorlar. Ve bu çok büyük meblağlar oluyor. Bu kitap şirketi ne yapıyor? Oraya buraya ilan vereceğine, para vereceğine o kadar tutarda kitabı dağıtıyor. Dağıttı mı o reklamın çok çok daha fazlası etkili netice almış oluyor. Yani yayınevinin kazancı yüksek oluyor tabii. Ve dağıttıkça da yükseliyor. Daha da yükseliyor çünkü daha da çok satış yapabiliyor. Zincirleme bir para akışı olduğu için yayınevine, rahatça hem yayınevi geçimini sağlayabiliyor hem de kitap dağıtımı en hızlı şekilde devam ediyor. Peygamberimiz (sav)’e Cenab-ı Allah ne diyor? Allah “Bir yoksul iken seni bulup zengin etmedi mi?” (Duha Suresi, 8) “Ve seni yol bilmez iken, 'doğru yola yöneltip iletmedi mi?” (Duha Suresi, 7) “ve seni şöhret yapmadı mı?” diyor. “Bir yetim iken, seni bulup da barındırmadı mı?” (Duha Suresi, 6) diyor. 

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İmam Hatipleri sormuşlardı bir de. İmam Hatipler kapatılsın mı diye.

ADNAN OKTAR: İman Hatip niye kapatılsın? Dayatmacılık olur mu? Her şey serbest olsun. Her şey özgür olsun. Şunu kapat. Bunu kapat. Ben kapatılmaya karşıyım. Öyle şey olmaz. Evet.

VTR: İyi akşamlar Adnan Bey. Size bir sorum olacak. Yaptığınız yayınlarda sunucular ve seyirciler belli bir tipte oluyor. Özellikle bayan arkadaşlarınız. Makyaj tipleri olsun, konuşma şekilleri olsun, size hitap şekilleri olsun, sanki önceden ayarlanmış. Ne diyeceğiniz belliymiş gibi geliyor. Bunu neden yapıyorsunuz? Çok objektif ve doğal olmadığını düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Bunun nedeni iman anlayışının ortak olmasından kaynaklanıyor. Yani bir insan Marksist görüşte olursa, görüşler ayrı ayrı olabilir. Yahut ateist olursa, ayrı ayrı olabilir. Ama İslam inancında olduğunda, insanların görüşleri yaklaşık yüzde doksan sekiz, yüzde doksan dokuz aynı olur. Çünkü ümmet olmuş oluyor. Ayette de “siz bir ümmetsiniz, birbirinize benzersiniz” diyor Allah. Ümmetler hep birbirlerine benzerler. Yani tavrıyla, konuşmasıyla, oturma kalkma şekilleri, yemek yeme şekli, nuru, ışığı, soru cevap şekilleri, mantık örgüsündeki mükemmellik, düzgünlük, sabrı, nezaketi, kibarlığı, saygısı, hürmeti, sanat anlayışı, estetik anlayışı, titizliği, vefalı olması, cömert olması Müslümanların aşağı yukarı yüzde doksan sekiz, yüzde doksan dokuz birbirine benzer. Onun için ümmet oluyorlar. Dolayısıyla o benzerlikte şaşırmanın nedeni, çeşitli inançlarda insanların olduğu yerlerde tabii zıtlıklar oluyor doğal olarak. Mesela bir konferans oluyor. Oraya her inançtan adam geliyor. Ateist, Marksist, dindar, Hindu yahut deist her insan geliyor. Dolayısıyla görüşleri, anlayışları, ahlak anlayışlarında muazzam zıtlıklar oluyor. Ve benzerlikler olmuyor. Sanat anlayışları da doğal olarak birbirine zıtlık gösteriyor. Burada bir ümmet benzerliği olmasından kaynaklanıyor bu.

Yalnız bu eleştirilerin ana nedeni, ilk eleştiriyi yapan üç-beş kişi oldu. Sonra bu topluma mal oldu. Yani insanlar bir şeyi eleştirecekleri vakit, şu an özgürce özgün eleştiri yapamıyorlar. Yani mesela diyor ki birisi,  şu şöyledir diyor. Arkasından on kişi daha ona katılıyor. Sonra bin kişi daha katılıyor. Bu sefer toplumda tekdüze bir eleştiri veyahut teşhis anlayışı gelişiyor. Hatta kelime kullanmaları, cümle kullanmaları birbiriyle aynı oluyor. Mesela diyor ki, “İzmir sele teslim. Kastamonu sele teslim.” Otuz yıldan beri değişmez bu üslup. Oturmuştur, “teslim.” Halbuki birçok yeni cümle kurabilir ama alıştığı için onu devam ettiriyor. Şimdi göz makyajında da birkaç kişi bunu söyleyince, toplumda kitlevi olarak bu ezberlendi. Başka türlü bir eleştiri getirme gücü kalmadı. Sadece bunlara takılıp kalıyorlar. Halbuki makyaj, Peygamber Efendimiz (sav) zamanındaki makyaj yani sürme bu tarzda yapılıyordu. Kalın yapılır sürme. Diyor ki, “Hafif makyaj yapılması gerekmez mi?” diyor. Yani ne demek hafif biliyor musunuz? Anlaşılması çok güç, var mı yok mu belli olmayacak şekilde. Böyle değil. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki “sürmeyi çektiğinizde üç kere sürün.” İsmidi sen ismid yani krom dioksit, simsiyah sürme. Toz sürme ki eritici içinde eritilmiş oluyor. Üç kere sürmedanlıkla, üç kere sürdüğünde ne olur bir insanın gözü? Simsiyah sürme olur. Üç kere üste, üç kere alta. Altı kez sürülmüş oluyor en az. Ne olur bu göz? Çok koyu sürme olur. Peygamberimiz (sav) zamanındaki sürmeler çok koyuydu. Yani erkek ve kadında da oluyordu. Simsiyah oluyordu sürme. Dolayısıyla çok sürme, az sürme diye bir şey olmaz. Az makyaj, çok makyaj diye de bir şey olmaz. Yakışan, çekici, cazibeli, hoş duran makyaj vardır. Mesela kadınlara makyaj yaptırıyorlar ama erkeksi, soğuk, hiç anlaşılmayan bir makyaj. Saçı da mesela ne siyah ne sarı. Tam ortasında boz renkte yaptırtıyorlar. Bu bir savunma mekanizması olmuş oluyor. Boz saç. Makyaj, ölü makyaj. Yani ne makyaja benziyor, ne makyaj değil. Saç, ne saça benziyor, ne saç değil. Kıyafet, ne çekici, ne de bir anlamı var. Yani donuk bir kıyafet. Mat renkler. Donuk kıyafetler. Bu nasıl? Ha çok güzel olmuş diyor. Çok ağır olmuş diyor. Bu homoseksüel felsefesinin topluma yansıması sonucunda, insanların bilmeden girdikleri bir dehliz oldu. Homoseksüeller kadınların bakımlı, çekici ve cazibeli olmasını istemiyorlar. Saçlarının güzel, bakımlı, gösterişli olmasını istemiyorlar. Kıyafetlerinin de dekolte olmasını istemiyorlar. Bunların homoseksüellere mahsus bir şey olduğuna inanıyorlar. Sadece onlarda olması gerekir. Kadınlarda bu olsun istemiyorlar. Şimdi bakalım şu homoseksüel resimlerine. Bak bu bütün dünyada destekleniyor. Normalde kadınlarda olması gereken renkler, kadınlarda olması gereken makyaj stilleri, kadınlarda olması gereken dekolte anlayışı homoseksüellerde tezahür ediyor ve bütün dünya siyasetçilerinin yüzde seksen, doksanı bunları destekliyor. Ama kadın karşıtlığı da, buna karşılık en şiddetli şekilde devam ediyor. Onun için kadının ne makyaj yapmasını istiyorlar, ne bakımlı olmasını istiyorlar, ne çekici olmasını istiyorlar. Kadınların mat, donuk ve anlamsız olmasını istiyorlar. Arkadaşlar da bilmeden bunun etkisinin altına giriyorlar. Ve dikkat ederseniz hepsinde aynı ifade oluyor. Niye makyaj fazla? Halbuki makyajın yakışıyor olması önemlidir. Güzel olması önemlidir. Yani anlaşılmaz bir makyajın anlamı yok. Evet. Bunlar bitmez sabaha kadar göstersek. Mesela Peygamberimiz (sav) diyor ki “yatacağınız zaman bile sürmeyi çekmeye devam edin” diyor. Yatacağı zaman bile. Yatıyor, yatağa yatıyor değil mi? Gözünde sürmeyle yatın diyor.

Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’ın kardeşi Okan Arslan hayatını kaybetmiş. Allah’tan gani gani rahmet diliyoruz. Allah mekanını cennet etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben İzmir’den Sakine. Gerçi İzmir’de pek fark edilmese de, olay abartılı şekilde yaşanmasa da, televizyonda izlediğim kadarıyla geçtiğimiz günlerde 15 Temmuz kutlaması yapıldı. Bu 15 Temmuz’da neyi kutladılar? Merak ettiğim konu bu. Şehitleri mi, giden milli serveti mi, o gün için harcanan milli serveti mi, ne kutlandı? Ben hala anlamış değilim.

ADNAN OKTAR: Benim güzel annem, Mehdiyet’in zaferi kutlandı. Mehdiyet meydan muharebesi kazandı. Mehdiyet’in mareşalliği oluştu. Onu kutladılar. Deccaliyet mağlup oldu. Mehdiyet galip oldu. Mehdiyet meydan muharebesi kazandı. Yani İstanbul çapında Peygamberimiz (sav)’in bildirdiği bir olay. “İki köprüde olacak” diyor. “İki köprünün üstünde çatışma olacak. Askerler de olacak köprünün üstünde” diyor. “Otuz iki kilometre kareye yayılacak şehre olay” diyor. “Caddeler kan içinde kalacak. Çok büyük bir olay olacak” diyor. Aynısıyla oldu mu? Oldu. Köprünün iki tarafı tutuldu mu? Tutuldu. “İki köprüde olacak” diyor. İki köprüde oldu mu? Oldu. Dolayısıyla deccaliyetin mağlubiyetinin olacağını, Mehdiyet’in galip geleceğini Peygamberimiz (sav) belirtmiş. Mehdiyet’in galibiyeti olduğu için, bir meydan savaşı kazanıldığı için, deccaliyet kahredildiği için ve deccal orduları mağlup edildiği için, ki FETÖ yapılanması adı altında İngiliz derin devleti tarumar edildiği için, İngiliz derin devletine esaslı bir şamar indirildiği için, İngiliz derin devletinin o kör pençesi kırıldığı için bu zafer kutlandı. Bu zaferin kutlanma amacı da aynı zamanda bir provaydı. Yani ihtilal darbe girişimlerine karşı bir prova yapılmış oldu. Konu bu.

Selam veren herkese aleykümselam diyorum.

Özetle kız arkadaşlarımız dışarıda da istedikleri gibi makyaj yapsınlar. Makyaj yapmaya çekiniyor çocuklar. Abartılı makyaj diye. Abartılı makyaj diye bir şey yoktur. Yakışan makyaj vardır. O yüzden hep gizli makyaj yapabiliyor genç kızlar rahatsız edilmemek için. İstedikleri gibi makyaj yapsınlar. Bu homoseksüel lobisinin baskısıyla oluştu. Gençler farkına varmadan bunun etkisi altına girdiler. Dekolte de homoseksüel lobisinin baskısıyla oluştu. Kadın güzelliğini yok edip, onun yerine homoseksüel özgürlüğüyle, homoseksüel hakimiyetini sağlamaya çalışıyorlar. Kimse bu oyuna gelmesin.

Zaten bir gecenin içinde Mehdiyet’in büyük bir zafer kazanacağını Peygamberimiz (sav) açıklıyor. İbn-i Şeybe’de 15. sayfa, 197’de. “Gerçekten Allah bir gecede Mehdi’nin emrini, işini ıslah eder.” Yani işlerini yoluna koyar. “Deccaliyeti mağlup eder” diyor, bir gecede.

Şimdi çok fazla izleme var ama yine de kısa bir ara verelim. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü