Harun Yahya

Sohbetler (22 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugün şöyle konuştu: “İsrail’in tarafımızdan da tasvip edilmeyip üzüntü duyulan bir olayı gerekçe göstererek Harem-i Şerif’i üç gün süreyle kapatması ve ardından Müslümanların Harem-i Şerif’e girişlerine metal detektörler koyarak yeni kısıtlamalar getirmeye çalışması kabul edilemez. Kudüs’ün ve Harem-i Şerif’in kutsiyetine ve tarihi statüsüne saygı gösterilmesi hukuki bir yükümlülüktür. Metal detektörler ve diğer kısıtlamalar derhal kaldırılarak statükoya dönülmelidir.”

ANAN OKTAR: Zaten geçici yapıyorlardır, sürekli olacak bir şey değil. Onlar da kendileri de öyle geçici olduğunu söylüyorlar zaten. Tayyip Hocam tabii, bu hassas bir konu, dengeleri gözetmek durumunda. Konuşması olmuş.

İngiliz derin devleti orada bir avuç Filistinliyi avucunun içine almış. Epey bir bölümünü avucunun içinde oynatıyor. Ve adım adım adım onları oradan söküp-attı İngiliz derin devleti. Bu bir mühendislik çalışmasıdır. Yani siyasi, sosyal mühendislik. Bunu bilim adamları toplanıyorlar, profesörler, psikologlar falan yani “Buradan bu adamları nasıl gönderebiliriz, nasıl giderler, bir insanın dayanma gücü nedir, strese dayanma gücü nedir, stres ortamında ne kadar yaşayabilir? Gerginliğin boyutu ne derece olursa insanlar bir yerden göç etme uzaklaşma arzusu içerisinde olurlar?” Bunu tespit ediyorlar. Yüz yıl önceki bilim adamlarıyla şu ankilerin arasında bir fark yok, aynı yöntemler kullanılıyor. Yani Freud tarzı adamlar da işin içinde oluyor. Dolayısıyla o psikolojik mühendislik çalışıyor şu an. Hakikaten oradan yüz binlerce insanı nezaketiyle kendi tabirleriyle sürüp-çıkarttılar. Şimdi orada bir avuç insan kaldı onları nasıl çıkarırız onun peşindeler. Orada bir avuç kafası çalışmayan adamı kullanıp bu neticeyi alıyorlar. Ve onlara para da vermiyorlar aslında, sadece yönlendirmek yetiyor. Bedavaya mal ediyorlar. Yani kendi adamlarıyla oradaki insanları oradan göçe zorlayıp neticeyi alıyorlar. Muazzam bir mühendislik çalışması bu. Psikolojik, askeri, siyasi bir mühendislik çalışması.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının devamında şunları söyledi: “İsrail’in bu tutumunda ısrar etmesini İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı sıfatıyla kınıyorum. Uluslararası toplumu Harem-i Şerif’e ibadet özgürlüğünü kısıtlayan uygulamaların derhal kaldırılması için harekete geçmeye çağırıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Biraz yatışınca zaten kaldıracaklar kaldırırlar. Ama bunları demesi gerekir. Niye diyor olmaz, demesi gerekir.

Ama oradaki mühendislik çalışması son aşamasında, yani neticeyi almak üzereler. Bir hamleleri daha kaldı, bir hamle sonra orada Filistinli falan kalmaz söyleyeyim. Daha önce de Türkiye için Kıbrıs’ta böyle bir politika izlemişti İngiliz derin devleti. Orada Türk varlığını yok edecekti. Türklerin şiddetli direnişiyle bunu başaramadılar, yoksa orada Türk kalmayacaktı. Bak daha hala onların mühendislik çalışmasının etkileri görülüyor. Diyor ki adam “burada Türk askerinin ne işi var?” diyor. Bunu kim söylüyor biliyor musun? Türk söylüyor. “Ne alakası var? Güney Kıbrıs, Kuzey Kıbrıs tabii ki buranın adı Kıbrıs” diyor “birleşelim Yunanistan’a bağansın.” Türk bunu söyleyen. “Avrupa Birliği’ne girelim konu bitsin. Nereden çıkarttınız bunu?” diyor. “Türkiye’den buraya Türk gelmesini de istemiyoruz” diyor. Ama bak özbeöz Türk ve Müslüman bunu söyleyen. İngiliz derin devletinin mühendislik çalışmasının sonucunda oluşuyor bu. Mesela Türkiye’de de ahmakları ayaklandırabiliyorlar. Adamı tespit ediyor, bakıyor adam kıro, vahşi, saldırgan, klasik zonta yani, kafası çalışmıyor görgüsüz. Bunu nasıl yönlendirebiliriz? Nereye yönlendirebiliriz? Kışkırtmalarla böyle cahil güruhu çok rahat kullanıyorlar. Adam iki satır yazı yazıyor “davet ediyorum” diyor bitti. Nerede cahil-cühela varsa, ayak takımı varsa hemen o söze tabi oluyor. Ve bunu yapan alçaklar da genellikle hep kaçıyorlar. Mesela olay çıkartmak için teşvik ediyor diyor ki “ben de geleceğim oraya” diyor. Kendi gelmiyor böyle alçaklar, halktan kandırdıkları gidiyor. Onlar orada helak oluyor, bu alçaklar kurtuluyor. Hep böyle yani. Açık açık da söylüyorlar bunlar zaten ajan olduklarını, nezaketiyle anlatıyorlar ama anlamıyor adamlar. 

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yiğit Bulut Twitter hesabından İsrail’e tepki gösterdi. “Mescid-i Aksa’da İsrail terörüne geçit verilemez. İslam ümmetine Türk milletine saldıranlar telef olacak. Kimsenin şüphesi olmasın” dedi.

ADNAN OKTAR: Şimdi Türk milletine bir saldırı yok. Filistin’de olaylar var. Ama o da bunu siyasi açıdan önemli görmüştür böyle bir demeci. Diplomatik bir açıklama yapmış zaten yani ortalı bir açıklama.

Şimdi kardeşim öyle bir şey var ki Türkiye’de bağnaz gelenekçi kesim, gelenekçi Ortodoks kesim ayrıca bunların dengesinin kurulması kolay mesele değil. Bunu her hükümet yapamaz. Çok itinalı olmak gerekiyor. Adam hakikaten cahil görgüsüz oluyor. Basit mantıkları oluyor, ilkel duygusallık içinde oluyor, akılsız duygusallık içinde oluyor. Mesela bir şeye kızıp kafasını mermere vurur ya protesto eder ağzını burnunu kendini doğrar falan protesto ediyor. Halbuki kendine zarar vermiş oluyor akılsızca. Gelenekçi Ortodoks kesim içinde de böyle vatana millete zarar getirtecek eylem yaptırabiliyorlar bu adamlara. Onun için bunların dengede tutulması, bunların duygusallığının da dengede tutulması çok önemli oluyor. İngiliz derin devleti bunların duygusallığını tahrik etmeyi sanat haline getirmiş çok iyi biliyor. Yani nasıl kızdıracak, nasıl tedirgin edecek yahut nasıl gururlarını ayaklandıracak çok iyi bildiği için toplam 7-8 kişi karar veriyor buna. Toplanıyorlar Londra’da böyle, bir kısmı yaşlı psikolog, bir kısmı psikiyatrist falan “nasıl yapalım?” diyorlar karar alıyorlar. Sonra onların yancıları var, vakıfları var, onların zincirleme bağlantılı oldukları var. Sonra da işte Türkiye’de de onların böyle en uç sahtekar yancıları var, Ortadoğu’da da yancıları var. Emir onlara kadar silsile yoluyla gidiyor ve çok kolay netice alıyorlar. Genellikle Ortadoğu ülkelerindeki gelenekçi Ortodoks kesimin duygusallığını çok kullanıyorlar. Yani akılcılığını değil de duygusallığını. Onların akılcı davranmayacağını biliyorlar. Duygusal davranacağını biliyorlar. Mesela bir yerde patlama meydana getiriyorlar halkın nereye koşacağını biliyor. Yahut aklı zayıf adamın ne yapacağını tahmin ediyor o patlama sonucunda. Mesela kimlere karşı tahrik edeceğini de biliyor. Hesaplıyor patlamayı yapıyor sonra da provokasyonda belirli bir yeri gösteriyor çok küçük tuşeler bunlar ufak dokundurmalarla çok kolay netice alıyorlar. Böyle bir laboratuvar gibi görüyorlar Ortadoğu’yu. Haşa Ortadoğu insanlarını da çok ilkel görüyorlar. Duygusallıkla hareket eden akılla hareket edemeyen ilkel varlıklar olarak görüyorlar. Onun için çok rahat yöneteceklerini düşünüyorlar ve çok rahat da ezeceklerini düşünüyorlar. Ama mesela Filistin’de muazzam netice aldılar hakikaten. Filistin’in hepsini boşalttılar, bomboş Filistin. Orada topluluk çıkıyor ya herkesi topluyorlar o kadar çıkıyor yani. Hiç adam kalmadı orada. Kampları kimseye göstermiyorlar, kamplarda akıl almaz sürünüyorlar. Ürdün’de falan kamplardalar bir kısmı mahvolmuş vaziyetteler. Dayanamıyorlar o hayata ondan sonra gidiyorlar. Avrupa’ya oraya buraya falan gidiyorlar. Her gün Filistinli aileler göçüyor her gün göç var, ellişer, yüzer, biner gidiyorlar. Bir avuç insan kaldı. Bunların hesabına göre en fazla beş, on yıla kadar orada hiç Filistinli kalmayacak hiç. Ve bak buna sebep olan aklı zayıf, duygularıyla hareket eden çok fazla insan var. Aklıyla hareket edemiyor. Basında da öyle orkestra gibi istediği gibi yönlendirebiliyorlar basını. Mesela bir şey oluyor hep beraber güruh halinde birçoğu galeyana geliyor. Akılcı hareket edemiyor yani oradaki oyunu fark edemiyor. Ters köşe derler ya futbolda var, tam ters köşeye yatırıyorlar onları. Mesela karşı tarafa topu atacak gibi gösteriyor o tarafa doğru koşuşturuyorlar birden küt diye topu başka yerden atıp kalenin içine sokuyor adam. Ve bu oyuna sürekli geliyor Ortadoğu halklarının büyük bir bölümü. Akılcılığı sürekli gösterip akılcı hareket etmeleri için yol göstermek lazım.

Mesela Büyükada toplantısında ne diyorlar? “Kitleleri nasıl yönlendiririz?” diye konuşuyorlar. Kurabiye falan var, kahve de yapmışlar, kimi meyve suyu falan içiyor. Diyor mesela “Burada 300 bin kişi var, 500 bin kişi, bunları biz nasıl yönlendiririz?” diyor. Yani “Kitleyi nasıl hareketlendirebiliriz?” yahut “3-5 milyonu nasıl hareketlendirebiliriz?” Buna 7 kişi bazen 9 kişi karar veriyor. Ve aynı planladıkları gibi de oluyor. Mesela bir İslam ülkesini boşaltmak istiyorlarsa çok rahat netice alabiliyorlar. Türkiye’ye uyguladıkları plan Mehdiyet tarafından bozuldu yapamadılar. 15 Temmuz’da çok ince kapsamlı plan yapılmıştı. İngiltere 50 bin askerle hazır bekliyordu. Kraliyet Donanması İzmir’e kadar yaklaşmıştı. Paraşütçüler hepsi hazırdı Kıbrıs’ta, binlerce paraşütçü SAS komandosu. İndirme yapılacaktı. Tayyip Hoca’nın şehadet haberini bekliyorlardı ondan sonra ineceklerdi. Ama gece 3’e göre ayarlamışlardı, erken haber alınınca. Sen gidiyorsun gelenekçi akılsız bir takımla işbirliği yapıyorsun İngiliz derin devleti. Adamların beyni ekmek kafa bunların, bu ahmaklarla iş yapılır mı? Siz şeytan takılıyorsunuz, şeytanın dibi takılıyorsunuz bu kadar mı ahmaksınız? Adamlarda beyin yok ahmak adamlar. Kardeşim, şimdi kitap hazırlıyorum bitmiyor binlerce yerde birden Allah ayaklarına dolandırmış. Her yerde ahmaklık yapmışlar her yerde. Mehdiyet’in bereketi elhamdülillah.

Mesela sinagoga saldırmak çok ucuz kahramanlık, çok ilkel hareketler. Sinagogdan adamlar çıkıp kendini savunacak hali yok. Sen git Kudüs’te bir sinagoga saldır da bir göreyim seni madem öyle kabadayısın. Topla adamlarını git Kudüs’te aynı şekilde sinagogun kapısına git bir tekme vur. Kabadayılık öyle olur bir git yap görelim. Burada yaşlı başlı 70-80 yaşında yaşlı Musevilerin bulunduğu bir sinagog kapısı çelik kapıyı gidip tekmelemek bu kabadayılık değil. Kabadayıysan git PKK’yla çatışmaya git. Özel Harekatçı ol git PKK’yla çatış. Kameraların önünde şov yapmakla olmuyor bu işler. Ve bunun hiçbir faydası olmaz sadece kendinizi küçük düşürürsünüz. Yapanlar için diyorum. Böyle kabadayılık olmaz. Gidersin İsrail’e İsrail polisinin karşına dikilirsin, İsrail askerinin karşısına aynı kabadayı ruhla “ben geldim” dersin. O zaman görürüm kabadayılığını. Kapı kapalı, içeride iki, üç tane yönetici insan var, yaşlı insanlar bunlar da kapıyı kapatmışlar. Ver ediyorsun tekmeyi çelik kapıya “yarın yine geliriz ha” diyor. Sen onu diyeceğine “biz yarın İsrail’e gidiyoruz, İsrail polisiyle çatışacağız” dersin. Askeriyle çatışmaya git de görelim bakayım. Hayır bunu zaten yapmanı istemem de diyemezsin yani onu demeye getiriyorum. Ucuz kahramanlık yapıyorsun, kameraların önünde şov yapıyor, oyun oynuyor. Bu da işte Ortadoğu duygusallıkları içerisinde bir olay. Bu mesela bayağı öfkelendirir. Kimi? İsrail’i boş yere öfkelendirmiş oluyor ve koz vermiş oluyorlar Türkiye’ye karşı. Adam bunu, bunu yapanların yanına bırakmaz. Nasıl yapar? Türkiye’ye karşı bir tavır alacaktır. Sen yine evinde horlayarak uyuyacaksın ama bundan Türkiye rahatsız olacak. Bir yerde mesela Türkiye’nin aleyhine kararda adam oy kullanır. Ee, senin ucuz kahramanlığının karşılığı ne? Zararla karşılanmış oluyor. Senin ucuz kahramanlığının ne faydası var? Sıfır faydası var. Çelik kapıya tekme atıyorsun kendi ayağın acıyor. Ayağını demire sen vurmuş oluyorsun, kendini cezalandırmış oluyorsun demire bir şey olmaz.

Uluslararası diplomaside hiçbir eylemi hiçbir ülke karşılıksız bırakmaz. Yani illaki ona uygun bir şey yaparlar. Onun için akılcılık hiçbir zaman için terk edilmemeli. Savaşı durduracak, kavgayı durduracak akılcılığı sürekli uygulamak lazım. Duygusallık, romantizm insanı akılsızlığa sürükler. Akılsızca hareketler yaptırabilir. Bundan kaçınmak lazım.

Dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türk Yahudi Toplumu sinagog önündeki protestolar nedeniyle Başbakan ve İçişleri Bakanı mesaj yolladı. Görebiliriz. Alperen ocakları iki gün önce Mescid-i Aksa protestosunu sinagog önünde yapmıştı. Türk Yahudi Toplumu benzer bir protestonun Balat’taki sinagog önünde de yapıldığını ifade etti. Ve İçişleri Bakanı’yla Başbakan Binali Yıldırım’a bu konuda çağrıda bulundu.

ADNAN OKTAR: Bunun hiç olmaması gerekir. Sinagog önünde zaten polis olması gerekiyor. Böyle ucuz kahramanlık gösterilerine müsaade edilmemesi lazım. Sinagogda kabadayılık yapılmaz kabadayılığın yapılacağı yer bellidir. Yaşlı ihtiyarlara, çelik demir kapıya kabadayılık yapılmaz. Git PKK’ya yap kabadayılık yapıyorsan.

Evet, dinliyorum

BÜLENT SEZGİN: İsrail’in Kanal 2 televizyonunun haberine göre İsrail polisi Mescid-i Aksa’nın kapılarına kurulan metal arama detektörlerini kaldıracağını açıkladı.

ADNAN OKTAR: Evet, haberimiz var ondan.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Milletvekilleri önümüzdeki günlerde Kudüs’e giderek Mescid-i Aksa’ya girme kararı aldı. Türkiye’den gidecek milletvekili kafilesini Filistinli milletvekilleri karşılayacak. Kudüs programıyla ilgili hazırlıklar AK Parti İstanbul Milletvekili Hasan Turan tarafından yapılıyor. Kudüs zaten bütün Müslümanlara, Hristiyanlara, Musevilere açık bir şehir. İbadethaneler de açık. O konuda bir sorun yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hamas hareketinin silahlı kanadı İzzettin El Kassam tugayları İsrail’in Mescid-i Aksa ile Kudüs’e saldırması durumunda Kudüs intifadasını tetikleyeceğini bildirdi. “Düşman Aksa’ya cüret eder ve Kudüs’e savaş açarsa küller altındaki közler hareketlenir ve Kudüs intifadasını ateşler” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Sonra halı bombardımanı oluyor sonra bize rica ediyorlar bunun durması için ne yapabiliriz diye, değil mi? Geçen sefer öyle oldu. “Araya girin” dediler “Allah rızası için. Adam kalmadı” falan dediler. Şiddet şiddeti doğurur böyle şeylerden kaçınmak lazım. Barışla, kardeşlikle, sevgiyle, dostlukla, kaliteyle, sanatla neticeyi elde etmek lazım. Bu klasik yöntemler şeytanın etkisinde olan yöntemler. Bunlar olmaz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında ayrıca “Bu hassas süreçte herkesin provokasyonlara karşı dikkatli olması gerekmektedir” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte sinagog kapısına dayanan, ucuz kahramanlık yapmaya kalkan tiplere de bir gönderme bu. Çünkü kahramanlığın yeri bellidir. Çelik kapıya kahramanlık yapılmaz. Yaşlı üç tane, dört tane insana da kahramanlık yapılmaz. Kabadayılık nasıl yapılır? Gidersin PKK’yla çatışmaya. Sana niye geldin de demezler zaten git PKK’yla çatış. Polise dersin ki “Ben yardımcı olmak istiyorum polise” kimse bir şey demez. Korucu olarak orada görev de alabilirsin. Korucuların yardımcısı da olabilirsin. Adamlar iftihar eder oradaki mübarek insanlar. Kabadayılık öyle olur. Çelik kapıya kabadayılık yapıyor. Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu var.

VTR: Öğretmenler öğrencilerine karşı niye bu kadar sıkı tutumlu ya da cana yakın değil?

ADNAN OKTAR: Yani “Niye şefkatsizler niye sevgiyle yaklaşmıyorlar?” Halbuki bayağı sevgi dolu olmaları lazım. Niye? Çünkü kendi içlerinde sevgiyi birçoğu yaşayamıyor. Neden? Çünkü Darwinist, materyalist eğitim devam ediyor. Neden? İman hakikatleri anlatılmıyor, Kuran mucizeleri anlatılmıyor, Allah sevgisi Allah korkusu anlatılmıyor. O zaman böyle oluyor işte. İnsanlar boşlukta kalıyorlar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yurtdışında uluslararası basında yayınlanan makaleleriniz şunlar Adnan Bey. Güney Afrika Sekunjalo Cape Town’da yayın yapan günlük tirajı 300 bin olan günlük gazete Cape Argus’ta yazılarınız yayınlanmaya başladı. “Neden Afrika’yı yeni bir Avrupa yapmıyoruz?” başlıklı yazınızda, Afrika’nın kültür ve medeniyetin merkezi haline gelmesi için ihtiyacı olan her şeye sahip olduğunu, kıtanın potansiyeli, doğal kaynakları, kültürel geçmişi ve dünyanın yardım etme konusundaki istekliliği düşünüldüğünde Afrika’nın bunu başarmaması için hiçbir neden olmadığını anlatıyorsunuz.

Mısır ve Ortadoğu haberlerini okuyucularına taşıyan Mısır’ın önde gelen bağımsız İngilizce yayını Egyptian Streets’te “Modernizm ötesi İslam ve bağnazlık tuzağı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, İslam’ın özüne yani sadece Kuran’a dayalı saf ve gerçek dine dönmenin yalnız İslam aleminin değil tüm dünyanın kurtuluşu, huzuru, mutluluğu ve selametinin anahtarı olacağını anlatıyorsunuz.

Facebook’ta milyonlarca takipçisi olan Srinagar Kashmir’in haber portalı Only Kashmir’de, “Suriye’de her altı saatte bir, bir çocuğun öldüğünü biliyor musunuz?” başlıklı makaleniz yayınlandı.

Hindistan’ın Cemmu ve Kashmir Eyaleti’nde bulunan bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan, tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’de “Çözümsüzlüğün diğer adı Kıbrıs görüşmeleri” başlıklı makaleniz yayınlandı. Adada 70 yıl öncesine dönülmesini önleyecek kalıcı barış ve istikrarı sağlayacak yegane sistemin iki devletli ve iki toplumlu model olduğunun tecrübeyle görüldüğünü anlatıyorsunuz. Bu esaslar üzerine uzlaşıldıktan sonra adada her iki toplumun barış, sevgi, kardeşlik, huzur ve güvenlik içinde birlikte yaşayabilecekleri düzenlemelerin yapılmasında hiçbir sakınca olmadığını belirtiyorsunuz.

Amerika merkezli Jefferson Corner sitesinde “Dünya basınında Adnan Oktar evrim teorisine karşı yürüttüğü mücadeleyi kazandı haberleri” başlıklı bir haber yayınlandı. Haberde dünyanın önde gelen gazetelerinde evrim teorisinin Türkiye’de müfredattan kaldırılmasına sizin dünya çapında yürüttüğünüz faaliyetleriniz ve eserlerinizin vesile olduğuna dair çıkan haberler ve makaleler yer alıyor.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’de ise “Mükemmel koruyucu atmosfer” başlıklı makaleniz yayınlandı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

Peygamberimiz (sav) zamanında kadınlar dekolteydi. Fakat dışarı çıktıklarında dekolte oldukları için yanlış anlaşılıyorlardı. O yanlış anlaşılmanın sonucunda da sarkıntılık oluyordu. Yani fiili sarkıntılık oluyordu. Bu sarkıntılığın durulması, yanlış anlaşılmanın engellenmesi için dekolte kıyafetlerinin üstüne dışarı çıkarlarken Cenab-ı Allah “çarşafla örtün” dedi. Her yeri, her yeri yani burnu ağzı da dahil, elleri dahil her yerini örtün. O şekilde dışarı çıkıyordu hanımlar. Ama hanımlar hemen hemen tamamı dekolteydi o dönemde. Dekolteye karşı alınmış tedbirdir çarşaf bunu anlamazdan geliyorlar. Dekolteyi örtmek içindir çarşaf. Çünkü ayette yanlış anlaşılmanın engellenmesi için olduğunu Allah belirtiyor. Dekolteden kaynaklanan yanlış anlaşılmanın, adamların sarkıntılık yapma sebebinin ortadan kaldırılması için “çarşafla örtün” diyor. Onun için hanım kardeşlerimiz başörtüsü kullanıyorlar, doğrudur, çarşaf niyetine örtüyor o olur. Ama sürekli başörtülü gezmez çıkartır saçını havalandırır, güneşlendirir, saçını tarar. Peygamberimiz (sav) sürekli saçını tarıyordu. Saçın güneş görmesi gerekiyor, havalanması lazım.

Ahzab Suresi 59’da Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına” yani bütün mümin kadınlarına söyle diyor Allah “dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle; onların” bakın “(özgür ve iffetli) tanınması” çünkü o devirde cariyeler çok abartılı dekolte giyiyorlardı her yerleri açıktı. Müslüman kadınlar da dekolte giyiyordu. Bak diyor ki “iffetli tanınması için” çok dekolte giyiyorlardı. Adamlar da dışarıda müşrikler diğer kadınlarla karıştırıyorlardı Müslüman kadınlara da sarkıntılık yapmaya kalkıyorlardı. Bunun önlenmesi için Müslüman kadınlara Allah çarşaf emrini verdi. Bak “…ve eziyet görmemeleri için” yani sarkıntılığa uğramamaları için dekolteyi örtün diyor Allah en uygun olan budur. Dışarı çıkarken. Ama mümin kadınların hepsinin dekolte olduğunu Kuran’dan anlıyoruz. Dekoltenin çözümü olarak da Allah dışarıda sarkıntılık edilmemesi için “çarşaf giyin” diyor. Ha dışarıda sarkıntılık yoksa ayetin hükmü kalkıyor o zaman. Ayet şartlı ayet. “Eğer böyleyse böyle” diyor, sarkıntılık varsa, eğer sarkıntılık yoksa eziyet yoksa o zaman serbest. O zaman çarşaf giymesine gerek yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli kıyafet tarzını değiştirmiş. O da kareli ceket modeline geçmiş. Ve ilk defa açık renk bir takım giyerek gazetecilere poz vermiş.

ADNAN OKTAR: Ama o bildiğimiz kareli anlamında değil. Tayyip Hocam iri kareli giyiniyor o olmuyor. Böyle olur, belli belirsiz kareli olur. Ceket güzel olmuş iyi olmuş. Kravat takım falan hepsi uyumlu. Bahçeli çok aklı başında, efendi bir insan, gerçek devlet adamı. Tarih sonra çok kapsamlı yazacak Sayın Bahçeli’yi. Rahmetli Alparslan Türkeş gibi muhterem çok değerli bir insan. Tarih onu altın harflerle yazacak ilerde, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kadın dernekleri bir araya gelerek “Hayatın içindeyiz, ne giyeceğimize biz karar veririz” ifadeleriyle Twitter’da “Kıyafetime karışma” etiketi oluşturdu. Etiket kısa süre içinde birinci sıraya yükseldi. Kadınlarının giysilerinin tahrik ettiği bahanesiyle yapılan saldırılara Twitter’da tepki gösterildi bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Bir de bu çıktı hakikaten, yarı çıplak, çeyrek çıplak, yüzde 5 çıplak. Sana ne sana ne yani? Sana mı soracak oranları? Yarı çıplak, peki yüzde 70 olsa oluyor mu? Hayır kaçta, anlaşalım bari. “Yüzde 50 olmaz” diyor yüzde 60 olur mu? Adam pazarlık yapıyor. Kendisi yüzde 2 kapalı, yüzde 98 çıplak. Ee, kız kardeşin annen denize giriyor kaç? Yüzde 95 çıplak. Yarı yarıya çıplak olan sana ne o zaman niye karışıyorsun? Bir de yüzde 60 olunca anlaşma olacak mı, yüzde 55 olunca? Ne istiyorsun? Karışma hanımlara istediği gibi giysinler. Kadına yakışan dekoltedir. Çok güzel çok şık oluyorlar.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Neden her şeyin bir zıttı var mesela sıcak-soğuk, iyi-kötü?

ADNAN OKTAR: Bu delikanlıların hepsi yakışıklı. Bu nesle ne oldu böyle birdenbire? Bu kadar yakışıklı eskiden pek yoktu ben görmüyordum. Hepsi yakışıklı görüyor musunuz, maşaAllah.

İşte Allah imtihanda zıtlıklar yaratmış olması zaten Allah’ın varlığının mucizevi bir delilidir. Her şeyin zıddı var bu mucizedir, sanattır. Her şeyin zıddı niye olsun? Bak her şeyin zıddı var. Normalde tekdüze olması lazım, değil mi? İyiyse iyi vardır, beyazsa beyaz vardır her şeyin zıddı var. Elektriğin bile zıddı var negatif-pozitif her şeyin. İmtihanın şartı, gerekliliği bu. Mucizedir bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Allah bize şah damarımız kadar yakınken neden bize peygamber yollamış?

ADNAN OKTAR: Allah bize şah damarımız kadar yakın olması bizimle doğrudan konuşması anlamında değil. Bize bilgi, bize ayet gelmesi için bir vesile gerekir, o vesile de peygamberdir. Bize Allah vahyediyor ama harfli, sesli bir vahiy değil. Vicdanımıza vahyeder Allah sürekli vahyeder. Vicdanımız eğer kabul ederse biz bu vahyi dinleriz. Yoksa vahiy sürekli devam eder insanlara. Ama peygamberlere sözlü, harfli, sesli vahiy geldiği için o vahyi onlar da bize sözlü, harfli, sesli bildirdikleri için bu bizim için açık net imtihanın bir zeminini oluşturuyor. Çünkü ben duymadım bilmiyordum diyebilir insan kalbine vahyedilirse, ben anlamadım diyebilir. Ama yazılı vahiy, sözlü vahiy inkar edilecek gibi değil. Mesela Kuran’da hem yazılı hem sözlü. Dolayısıyla imtihanda olan Müslümanın bir olumsuz gerekçesi olmaması için Allah Kuran’ı indirmiştir. Böylece Allah’a karşı boyun eğici olarak ahirette hesap verirken, “Ya Rabbi ben ayeti duydum, senin vahyini duydum gereğini yaptım” diyecek. Veyahut ben duydum ama yapmadım” diyecek haşa. Bunun oluşması içindir bu güzellik. Evet.

VTR: Türklerin pratik zekası hakkında ne düşünüyorsunuz? Biz bu pratik zeka ile niye bu kadar icat yapamadık?

ADNAN OKTAR: Pratik zeka ayrıdır bir de derin zeka vardır. Derin zeka bilimin, aklın desteğinde faydalı güzel şeyler üretmeye vesile olur. Ama buluşun oluşması için Allah’ın kişinin kalbine vahyetmesi gerekir. Serbest bir akıl yoktur insanda. Allah tarafından kalbe ilka edilir buluş. Mesela “Edison bilmem neyi buldu” diyor, şu bilmem neyi. Öyle bir şey olmaz. Onun kalbine Allah tarafından ilka edilir o. Özel olarak yaratılır o da bulmuş olur. Ona buldurur, Allah’ın hazır kanunu vardır onu gizlemiştir. Fakat ona vahyeder o da onu gizlenen yerden bulur. Dolayısıyla serbest bir akıl, serbest bir buluş yoktur. Pratik zeka fakir insanların, zorda kalan insanların, açmaza giren insanların imkansızlıklar içerisinde geliştirdikleri sistemlere denir. Mesela bir savaş durumunda su bulmak için bir yol bulur. Veyahut mesela kahve fincanı yoktur oradaki bir taşı kahve fincanı gibi kullanır, bunlar pratik zeka örnekleridir. Ama pratik zeka dediğimizde perişanlıktan kurtulmak için geliştirilen daha ilkel sistemler akla gelir. İlk akla gelen odur. İkinci olarak da hayatı daha kolaylaştıran ani alınan yine ona benzer ama daha zengin olumlu ataklar akla geliyor. Ama derin akıl daha ayrıdır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kıyametten önce doğal afetler nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: En çok Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde belirtilen depremlerin çoğalması. O hakikaten 20-30 bin yıllık, 40 bin yıllık, 50 bin yıllık tarihe baktığımızda, 100 bin yılık tarihe baktığımızda depremlerdeki 1980 yılından sonraki yükseliş, Hz. Mehdi (as)’ın çıktığından sonraki yükseliş yani açıklanacak gibi değil mucize. Katlar katı 20 kat, 30 kat, 40 kat. Göktaşlarının miktarının artması. Önce 3-5 göktaşı var, sonra 50-100, sonra yüz binler, şimdi milyon hesabıyla. Gök adeta böyle taş duvarla kaplandı akıl almaz bir taş yığılması oldu. Bu da bir mucize yani kıyametin yakın olduğunun bir alameti. Çünkü o taşlar Allah’tan emir bekliyor. Kıyamet başladığında yağmur gibi yağmaya başlayacaklar. Evet.

VTR: Dünya neden bu kadar garip?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, aslında dünya çok güzel de size cehenneme çevirmeye kalkıyorlar. Yoksa dünyalar güzelisin çok güzel bir insansın. Güzel yaşamak, sevmek ve sevilmek senin hakkın ama seni ne kadar bunalttıkları bu üslubundan anlaşılıyor. İnşaAllah cennet gibi bir ortam olacak. O garipliklerin hepsini kaldıracağız, hepsi kalkacak inşaAllah. Şeytanın oyunlarıyla, insanların aldatılmasıyla insanların kendi elleriyle bu gariplik oluşturuldu gereksiz yere. Cennet gibi ortamda yaşayacakken cehennem gibi bir ortama insanları çektiler. Mehdiyet vesilesiyle bunu tamamen Allah’ın izniyle kazıyıp atacağız.

VTR: Sevilmemek neden can yakıyor?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini. Sen çok yakışıklısın sen. İnsanın fıtratındaki en önemli en hayati duygu, dünyaya geliş sebebi, kainatın yaratılış sebebi zaten sevgidir. Mesela Allah’ın rızası diyoruz, Allah’ın rızası sevgidir zaten. Allah’ın bütün bu evreni yaratmasının tek sebebi sevgidir. O olmadı mı insan ana yaratılış gayesinden koparılınca mahvolur tabii ki. Yani cehenneme düşmüş gibi oluyor. Çok canını yakar tabii, cehennem azabı gibi gelir. Mehdiyet vesilesiyle deccalın bu oyununu tersine çevireceğiz. Deccaliyet sevginin güzelliğini kaldırıp zulmü, acımasızlığı, gaddarlığı ve egoistliği koydu. Bunun yerine diğergamlık, fedakarlık, sevgi, kardeşlik ve dostluğu getireceğiz, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir filmde oynamak isteseydiniz hangi karakterde oynamak isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Rambo falan mı? Ne olabilir iyi roller? Bizim kendi tarihi rollerimiz olabilir. Seyit Battal Gazi, Şeyh Şamil, Hacı Murat, Abdülaziz tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekleri evliliğe nasıl ikna ederiz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzel yüzlüm. Evlilik tabii genç kızlar için kurtuluş yolu gibi oluyor. Bu çok acı. Çocuklar çünkü annesi babası yaşlanıyor, bir süre sonra tabii Allah’ın dilemesiyle ölüyorlar. Biyolojik açıdan matematik olarak düşünüyor. İşte annem babam ölür. Ee ben yalnız kalırım o zaman nasıl olacak? İşte eşi var bir de çocukları olur. Çocuklar da bana bakar. Eşim bana bakar. O, gelecek korkusundan kaynaklanan bir panik içinde evliliğe karar vermek zorunda kalıyorlar. Onun için cinnet tarzında bir kısım genç kızlarda evlilik arzusu oluyor. Yani tam anlamı ile bir cinnet yaşanıyor. Adamın küstahlığına boyun eğiyor, hakaretlerine boyun eğiyor. Tersliğine, alaycılığına her şeyine boyun eğiyor. Ve sabırla onun evlilik ile ilgili kararını vermesini bekliyor. Bu çok acı bir şey. Tabii genç kızlara bir kere muazzam bir sosyal güvence verilmesi lazım. Gelecek korkusu hiç olmaması lazım. Her genç kız sigortalı olması lazım. Yani devlet tarafından sigortalı olması lazım. Ve işsizlik maaşı alması gerekiyor her genç kız. Eğer işi de olursa o zaman işsizlik maaşı kesilsin. Dolayısıyla o zaman seçim yaparken daha özgür, daha rahat, daha derinlemesine karar verebilir.  Öbür türlü gözü kara kapalı mantıksız kararlar verebiliyor. Gidiyor mesela çakal adam ile evlenmeye kalkıyor. Bu sefer de vazgeçince de adam diyor ki “Ya sen boşanma kararı almışsın öyle mi?” falan diyor. “Evet” diyor. “Allah Allah iyi gel bir tanem sorun olmaz. Otur şöyle” diyor. Pompalı tüfek getiriyor bir sağ ayağına bir sol ayağına, “Seni öldürmeyeceğim hiç kafana takma” diyor. Ambulans da çağırıyor. Geçenlerde genç kız anlatıyor. “Kemik parçaları tavana sıçradı” diyor. Azgınlığa bak adamdaki. Boşanmak istiyor sana ne? Boşanmak istiyorsa boşarsın. Allah’ın kulu mecbur mu sana? Çocuğu kötürüm etmiş. Gidip yatıyor şimdi de adam, bu tarz. Veyahut boşanma kararı alıyor. “Ben seni vururum” diyor. Kadın da blöf yapıyor zannediyor. Adam gidiyor silahı alıyor. “Sen boşanma kararı almıştım değil mi?” diyor. “Evet” diyor. “Kararlı mısın?” “Evet” diyor. Ne kadar kurşun varsa üstüne boşaltıyor. Böyle bir manyaklık. Kadınları muazzam bir açmaz ve belanın içine sokuyorlar. Ya dövüyorlar, ya sövüyorlar, ya öldürüyor. Ya tecavüz etmeye kalkıyor. İşte yok yarı çıplak yok çeyrek çıplak, yok yüzde onda bir, yok makyaj yaptı. Yok saçını açtı. Gülüyor, yürüyor, arabaya binmiş. Her şeyine suç gözü ile bakıyorlar. Onun için benim bu canım sevdiğim de evliliği bir kurtuluş olarak gördüğü için onun sıkıntısını çekiyor çocuk belli üslubundan. Erkekler de tabii birçok kıstas arıyorlar işte tipi düzgün olacak, güzel olacak. Zengin olacak, arabası olacak, evi olacak. Yani evi yoksa zaten bir kızın arabası falan yoksa tahsili yoksa, parası yoksa yahut ailesi zengin değilse ona yapılacak muamele değişiyor. Ama ailesi zenginse kızın evi arabası varsa ona yapılan muamele tamamen değişiyor olumlu yönde. Bu korkunçluğu genç kızlara yaşatmayalım. Toplumun bütün kesimleri her yerde kadınları, kızları, hanım kardeşlerimizi korusun. Baskıdan onları kurtaralım.

Evet dinliyorum.

VTR: Hiç spor ayakkabı giyiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Hiç spor ayakkabı giyiyor muyum? Bazen bahçede koşarken. Hiç sevmem spor ayakkabıyı.

VTR: Kendimizi geliştirmek için ne tür kitaplar öneriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm Allah’ın seni huzurlu kılmasını istiyorsan, seni güzelleştirmesini, sana bereketli güzel bir hayat sunmasını istiyorsan Allah’ı çok sevmen lazım. Allah’ı yalnız bırakırsan Allah da seni yalnız bırakır. Allah düz mantık ile karar verir. Yani duygusal değildir Allah. Kendisini seveni sever. Kendisini ananı anar. Kendisine yakın olana yakın olur. Kendine uzak olanı O da uzak tutar. Kendini unutanı unutulmuş görünümüne sokar. Allah’ı çok seveceğin kitaplar oku. İmanını artır. Kuran’ı mutlaka oku birkaç kere. Anlayamadığın hususlar olursa benim kitaplarımı al. Onlardan okuyabilirsin. Onlarda hiç hurafe yok. Mantıksız bir şeyle karşılaşmazsın. Çok faydasını görürsün. Risale-i Nur da çok iyi olur. Onlardan mutlaka az da olsa oku.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Onur, size bir sorum olacak, ülkemizdeki mültecilerin Suriyelilerin ülkeden gönderilmek istenmesinin sebebi, Suriye’deki iç durumun bilinmemesi mi, yoksa gaddarlık mı, yoksa ülkeye olan zararı azaltmak mı?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin yakışıklılığını. Asıl nedeni tabii ki vicdan eksikliği, merhametsizlik, egoistlik. Yoksa kendisi aynı durumda olsa asla istemem diyor. Zaten soruyoruz hemen. Sen gelsen böyle bir şey olsa ne olur? Ben kendime istemem diyor. Bu nedir? Egoistlik, bencillik, sevgisizlik, merhametsizlik. Daha da ağır kelimeler kullanacağım ama olmaz tabii.

Dinliyorum.

VTR: Adım Yasin. Teknolojinin gelişmesi son dönemde olduğumuzun bir kanıtı mıdır?

ADNAN OKTAR: Teknolojinin gelişmesi değil, kıyametin alametleri çok keskin net olarak belirtilmiş. Ve elle tutulur şekilde görülmüştür. Ama hadislerde teknolojinin bazı unsurları çok vurgulanmıştır. Mesela arabaların sürati. Haberleşme sürati. Bu kıyametin alametleri olarak belirtilmiştir. Evet.

VTR: Merhabalar Serhat Duman ben, hukuk fakültesi 3. Sınıf öğrencisiyim. Ben ülkemizdeki son zamanlarda gelişen olaylarda insanların Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerine güvenip güvenmediği konusunda soru sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Mahkemelerin anormal bir karar aldığına dair bir ifade yazısı basında hiç yer almadı. Yani mesela şurada adaletsizlik yapıldı, şu haksızdı hiç duymadık. Eğer varsa elinizde somut bir delil. Bir açıklama, yani kanun hukuk dairesi içerisinde ben bütün gücüm ile burada açıklayacağıma söz veriyorum. Ama duymuyoruz. Yani somut delil şart öyle bir şeyde. Yoksa tahmin ile olmaz. Çok samimi olmaz.

Etiket yapalım ne diyelim? “Sevgi hayattır” diyelim.

Evet kardeşlerimizin sorularını alalım.

VTR: Adnan Hocam bunca yıldır güzel kızları yanınızda nasıl bulundurabiliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı bak sen de çok yakışıklısın. Şimdi deseler ki bu kadar yakışıklıyı bu şehir nasıl bulunduruyor yani aynısı. Bizim insanlarımız güzel yeter ki imanla, akılla, sevgiyle, şefkatle onlara yaklaşılsın. Kardeşlerimizdeki, hanım kızlardaki, bu sevdiğim güzel varlıklardaki güzelliğin ana sebebi imandır, akıldır, temizliktir, derinliktir. Allah yaratır güzelliği. Ben Allah’ı sevdiğim için Allah da bana sevdiğim güzellikler yaratıyor. Kedim bile çok tatlı bak çok akıllı. Çok hoşuma gidecek şeyler yapıyor. Gitti kendine hanım buldu. Benim beğeneceğim saygı duyacağım bir hanım. Çocukları oldu, mutlu bir aile oluşturdu. O da benim çok hoşuma gidiyor. Bir tek düğünlerinde bulunamadık o biraz şey oldu. Sarman’ın düğünü mahallede kepazelik çıkartmıştı düğününde. Evet.

VTR: Size bir sorum var. Kediciklerin kapalı halleri bile dikkat çekici, bunu neye borçlular?

ADNAN OKTAR: Evet bu dedikleri doğru. Kapalı olsalar, çarşaflı çıktılar ona da laf ettiler. Yani makyajsız oluyorlar ona da laf ediyorlar. Öyle bir kurtuluş yok. Onların güzel olması yeterli oluyor. Onlarda cazibe var. Tutku var. O çok etkileyici oluyor. Yoksa genç kızların çoğu güzeldir. Ama çocuklara o tutku ruhu verilemiyor. Tutkuyu yaşayamıyor. O yüzden ruhlarındaki o güzel elektrik dışarıya çıkmıyor. Onun için düz ve sıradan bir görüntü alıyor. Bir genç kızda bu nasıl değişebilir? Ona şefkatle, sevgi ile yaklaşırsın. İmanla, Kuran’la onu mücehhez hale getirirsin. Derinlik alır, Allah’ı çok sever, Allah’tan çok korkar. Allah ona nimet olarak o tutku ruhunu bütün güzelliği ile verir. Ve onda inanılmaz bir cazibe, inanılmaz bir çekicilik olur. Kastedilen güzellik bu. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Oda TV’de Salim Meriç müstear ismi ile yazan gazeteci Twitter hesabından hükümete şöyle bir soru yöneltti Adnan Bey. “Türkiye’de evrimi savunan ilahiyatçıların reklamını AK Parti iktidarındaki TRT ve Haber Türk televizyonu yaptı. TRT kimin elinde soruyorum. Yetkililere sesleniyorum. Elinizle yeni bir evrimci nesil var ediyorsunuz. Evrimcilere sunulan imkanlar yaratılışı savunanlara sunulmuyor. TRT ve Haber Türk’ün programlarındaki tuzak açıkçası şu beş evrimci karşısına yaratılışı savunan bir kişi çıkarıyorlar. O da konuya tam hakim bile olmuyor. Böylece kendilerince programda evrimcilerin kazanmasını umuyorlar.”

ADNAN OKTAR: Ama buna rağmen de tepetakla gidiyorlar. Burada Adnan Ağabeyleri olduğu müddetçe nefes almaları mümkün değil. Her gördüğüm yerde ezerim. İlim ile irfanla, kanunla, hukukla hiç kurtarırlar yok. Acıyarak bakıyorum. Çırpınma tarzında bir şey yapmaya çalışıyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam sizin müridiniz olmak istiyorum, bunun için ne yapmam lazım bana yardım eder misiniz?

ADNAN OKTAR: Bir kere bütün şartlar var sende. Yakışıklılık var. Akıllılık var. Nur var. Saygılı terbiyelisin bitti, bundan sonra kardeşimsin. Ama müritlik demeyelim de ona kardeşlik, kardeşlik. Çünkü mürit olması için tarikat olmamız lazım. Gelenekli bir tarikat olması gerekir. Öyle bir şey olmayınca olmaz yani. Tarikat ortada olmayınca müritlik olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim adım Sena. Piercing taktırdıktan sonra, insanlar sanki insan dışı bir yaratıkmışım gibi bakmaya başladılar, bu neden böyle?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim, çok çok güzelsin. Kıskançlıktan başka hiçbir şey değil. Piercing de sana çok çok yakışmış. Daha etkileyici olduğun için ağırlarına gidiyor. Çünkü piercingle bir genç kız daha cazibeli oluyor, daha etkileyici oluyor, daha kadınsı oluyor. Ağırlarına gitmiştir. Erkekse sana ulaşamadığı için ağırına gidiyordur. Kızsa da senin güzelliğine, çekiciliğine ulaşamadığı için ağırına gidiyordur. O zaman çözüm ne? Aleyhine konuşmak. Sen gül geç onlara doğru yoldasın. Nur gibisin. Çok çok güzelsin. Bir daha göreyim güzelliğini.

VTR: Benim adım Sena. Piercing taktırdıktan sonra, insanlar sanki insan dışı bir yaratıkmışım gibi bakmaya başladılar, bu neden böyle?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere bak ağzın, burnun, kaşın, gözün her yerin çok güzel. Boylu poslusun. Cildin de çok güzel. Ve cazibeli hoş bir kızsın. Ve çok kaliteli olduğun anlaşılıyor. Ses tonun da çok güzel. Adamların ağırına gitmiş konu bu. Göz mesela iri gözlüsün çok çok güzel. Dişlerin güzel. Boynun güzel. Allah seni çok güzel yaratmış. Ellerin güzel. Adam kendini beğenmeyince ne yapacak? Senin aleyhine konuşacak.  Hiç kaale alma, gülmeye bile tenezzül etme. Yani onlar gülünecek kadar bile adam değiller. Sen dimdik güzelliğin ile yürü. Allah ömrünü uzun etsin, sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin. Muhteşem güzelsin. Onun sevincini yaşa sen. Allah cennette de güzelliğini devam ettirsin. Evet.

VTR: Bir ilişkinin uzun sürebilmesi için neler yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi seninle ilişki zaten çok uzun sürmesi gerekiyor. Çünkü çok çok güzelsin. Kusursuz güzelsin. Kibar bir kızsın. Tabii ki iman, akıl. Helale harama titizlik. Çünkü bir kadının helale harama titiz olduğunu bilmek bir erkek için çok heyecan vericidir. Çok çok güzel bir şeydir. O kadına insan çok derin saygı duyar. Onun çok temiz olduğunu bilir. Ona duyduğu hayranlık ve saygı onun ruhunda derin güzel bir etki meydana getirir. Sevgisini kat kat artırır. Dolayısıyla ilişki de sonsuza kadar devam eder. Yani üç sene, beş sene değil sonsuza kadar devam eder. Seni zaten Allah güzel yaratmış. Bu iyi bir işaret. Sesin, üslubun da hoş ve güzel. İslam’a, Kuran’a çok sıkı sarıl. Bağnazlığa tavır al. Kuran Müslümanlığı ile yaşadığın anlaşılıyor zaten. Modern bir Müslüman olduğun görülüyor. Değersiz insanlara da hiç yaklaşma.  Değerli insanlara, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, helale harama titiz, Kuran Müslümanlığını kabul eden insanlar ile arkadaş ol. Onları sev. Vefalı ve sadıksalar ve egoistlik bencillikten uzaksalar onlara değer ver. Ama sen akıllı kızsın. Zaten gereğini yaparsın. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Güzel bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Güzel bir ortamda yetiştiği hayvanın anlaşılıyor ruh hali. Mesela yazık sokak kedilerinin yüzündeki ifade birçoğu çakal kerataların. Kurt gibi bakıyorlar. Ama onlar da ayrı bir tatlı.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kanada Genel Valisi David Johnston, İngiltere Kraliçesi ikinci Elizabeth'in kolundan tutunca İngiltere’de büyük bir olay oldu. Bir valinin Kraliçe’nin koluna dokunamayacağı, bunun protokollere aykırı olduğu söylendi. Vali suçunu kabul etti. Gelen yoğun tepkiler nedeniyle açıklama yapmak zorunda kaldı ve "Halı kaygan olduğu için Kraliçe'nin düşmesinden endişe ettim" dedi.

ADNAN OKTAR: İşte hata yapmış. Hatasını ödetirler tahmin ediyorum. Gelenekler orada ciddi şekilde saldırıya uğramış. Olmamış. Evet.

VTR: 15 Temmuz darbe girişimindeki Türkiye halkının gösterdiği direncin fazla abartıldığını düşünüyor musunuz? Çünkü bazı çevreler bunun Çanakkale Zaferi’nin, Kurtuluş Savaşı zaferlerinin bile ötesinde olduğunu düşünüyor. Bu konudaki görüşünüzü merak ettim hocam.

ADNAN OKTAR: Çanakkale Savaşı, Kurtuluş Savaşı deccalla Türk halkının savaşıydı, deccaliyetle. Yani İngiliz derin devletiyle. Deccalın bir savaşıydı. O deccalla savaşı Türk halkı kazandı. Ama o zaman düzenli ordular vardı. Askerler eğitildiler, silahlandılar. Düşman kuvvetlerinin karşısına gittiler ve çatıştılar. Ama burada düşmanın ne zaman çıkacağı belli değildi. Ani çıktı, bir. Düşman silahlıydı, halk silahsızdı. O yüzden yiğitlik yönü açısından, kahramanlık yönü açısından bazı insanlar daha üstün olarak bunu değerlendirebilir. Çünkü silahlı adamlara karşı silahsız. Habersiz ani baskına karşı ani atak. Bu tabii ki bir üstünlüktür. Ama üstünlüğün nevi Allah katındadır. Her ikisi de değerlidir. İkisi de deccal saldırısına karşı yapılmış bir Mehdiyet atağıdır. Ama bu Mehdiyet’in bizzat himmet, zıl ve gölgesi altında yapıldığı için çok manidardır. Bu 15 Temmuz hareketi Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında yapılmıştır. Bizzat Mehdi (as)’nin himmeti ve himayesi altında yapılmıştır. O yüzden bereketli ve sevabı çok olan bir mücadeledir. Evet.

VTR: Merhaba. Ben Aylin. İnsanların sizin hakkınızda neler düşündüğünü önemsiyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen çok çok güzel insansın sen. İnsanlar benim aleyhimde konuştuklarında, böyle şehvet derecesinde zevk alıyorum ben. Çok hoşuma gidiyor. Yani adam kızdırmak, kıskanan birini kızdırmak akıl almaz hoşuma gider. Ve çok sakin kızdırırım ben adamı. Bayağı iyi kızdırırım. Polemikte de iyiyimdir. Yani iyi ezerim. İlimle irfanla, kanunla hukukla çok iyi ezerim. Dolayısıyla şimdi mesela benim kız arkadaşlarımı kıskandıklarını biliyorum. Fakat anlamazdan geliyorum. Gayet sakin cevap veriyorum. Samimi olanlara, samimi cevap veriyorum. Ama samimiyetsizlere ezecek şekilde cevap veriyorum. Ama tabii kanun hukuk ölçüleri içerisinde. Bir daha göreyim bu güzel kızı. Allah ömrünü güzel etsin. Sana Allah sağlık sıhhat, hidayet versin. Annen, baban ailenle mutlu huzurlu yaşamayı, cennette de sevdiklerinle beraber olmayı Allah sana nasip etsin. Ben insanların çoğunu tanımam ama insanların çoğu beni tanıyor. Ben insanların hiçbirini kıskanmam, haberim yok ama çoğu beni kıskanıyor. Ve bu da çok zevkli. Yani bayağı eğlendirici. Gecenin neşesini sağlayan en önemli olaylardan biri de bu olmuş oluyor. Dolayısıyla konuşmalar eğer, tekrar söylüyorum iyi niyetliyse hoşuma gider. Daha faydalı olur benim için. Ama iyi niyetli değilse, tek kelimeyle ezerim. Ama kalplerini de kırmam. Bana bu zevk verir. Evet.

VTR: Türkiye’nin ahlak yapısının değiştiğini düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, herhalde sen olumsuzluğa doğru bir gitmeden bahsediyorsun gibi geldi bana. Aslında olumluya doğru gidiyor. Çünkü ordu dindarlaştı. Devlet dindarlaştı. Hükümet dindarlaştı. Meclis dindarlaştı. MİT dindarlaştı. Devlet kurumları dindarlaştı. Her yer dindarlığa doğru gidiyor. Mehdiyet daha yeni atağına başladı. Mehdiyet’in atak yılları 2017’dir asıl. 2017, 2018, 2019, 2020, 2021’ler. Hatta hükümete göre 2023. Tayyip Hocam’a göre de 2023. Doğrudur. Büyüğümüz öyle söylüyorsa doğrudur. 2023, Bediüzzaman’ın da söylediği bir tarih. Dolayısıyla tabii ki çok güzel günler olacak. Özellikle hanımların huzur içerisinde rahat ve güzel yaşayacak ortam olacak. Kadına makyaj yakışıyor. Aşırı makyaj diye bir şey olmaz. Çekici, cazibeli makyaj vardır. Kadınların çekici, cazibeli olması istemedikleri için sönük, soluk, anlamsız makyaj istiyorlar. Bu bir samimiyetsizlik. Dekolte de kadının çiçek gibi olmasını sağlar. Fevkalade güzel olmasını sağlar. Dekolte olmayan bir kadının güzelliği çok çok çok geriye çekilmiştir. Her kadının gönlünde dekolte yatar. Dekolte kadının en güzel süsüdür. Haramlıkla alakası yok. Sadece saldırıya uğrama ihtimali varsa, kötü söz edilecekse işte adamlar sokakta sarkıntılık edecekse bütün Müslüman kadınların o dönemde Allah dekolte olduğunu bildiği için diyor ki “dekolte hanımlar dışarı çıkarken cilbablarını üzerine alsınlar. Çünkü onlara sarkıntılık eden, onları üzen olursa bu onları korur” diyor. Yani dekoltenin varlığını zaten cilbab ayeti açıkça vurgulamış oluyor. Evet.

VTR: İsmim Nuri Çiğdem. Kahramanmaraş doğumluyum. Şeker için zararlı diyorlar. Ama dondurmamız şifalı.

ADNAN OKTAR: Yani belli oluyor. MaşaAllah tam Osmanlı delikanlısısın. Yüzünden kan damlıyor. Bundan sonra dondurmaya devam. Hepimiz dondurmacı olacağız. Dondurma yiyeceğiz. İnşaAllah. Doğru söylüyorsun. Evet.

VTR: Merhaba. Benim adım Hüseyin. Son dönemde gelen turist sayısı çok az geçen senelere göre. Gelen turist kalitesi de çok düşük son zamanlarda. Bunun sebebi sizce nelerdir?

ADNAN OKTAR: Adam gidiyor sinagogun kapasına, tekmeliyor. Kilisenin kapısına gidiyor, kafa atıyor. Böyle bir yere bir insan gelmek istemez. Çünkü buraya gelenler ya Musevi kökenli yahut Musevileri seven yahut Hristiyan kökenli insanlar. Sen Hristiyan’ın kilisesine gider çifte atarsan veyahut kafa atmaya kalkarsan, sinagoga gidip dirsek atmaya kalkarsan, yine orada da çifte atmaya kalkarsan adam gelmez. “Heykele gidip tükürdüm” diyor. Heykele tükürülen bir yere adam gitmez. Adam tükürük seyretmeye gelmez buraya. Müzik dinlediğinde onu şeytan gibi gören, gülmeyi yasaklayan, dekolteye şiddetle karşı olan insanların olduğu bir yere kimse gitmek istemez. Çünkü akıl almaz bir dekolte karşıtlığı var. Turistler, yabancılar, kadınlar hep şortlarla geziyor. Çok kısa mini şortla geziyor ve üst tarafları da dekolte oluyor. Hatta sutyenle, kısa çok küçük bir şortla geziyorlar turistler. Adam buraya geldiğinde de olmadık hakaret ediyor. Dekolte karşıtlığı turizmi tamamen durduruyor. Din karşıtlığı, Hristiyan düşmanlığı, Musevi düşmanlığı tamamen durduruyor. Bu yavaş yavaş gittikçe gelişiyor ve Türkiye’yi yalnızlığa doğru itiyorlar. Bu İngiliz derin devletinin bir mühendislik projesi. Bunu uyguluyorlar. Kafası az çalışanlar da bu projeye uygun adım atıyorlar. Yahut bunu anlayamayanlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Musluktan su içmeye çalışan bir sevimli kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Her seferinde aklım bunlarda kalıyor. Bu çok büyük bir ihtiyaç. Yani kedi, ekmekten sudan daha fazla ihtiyaç hale geldi benim gördüğüm.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Şahin. Avrupa’daki insanlar buraya geldikleri zaman yerdeki, elindeki bir sakız jelatini bile olsa sepete atıyorlar. Bizimkiler ona üşeniyorlar. Yapmıyorlar. Ancak bunu yeni nesil bize getirebilir. Çocukları görüyorum. Yerdekini alıyorlar. Atıyorlar sepete. Anneyle baba bunu yapmıyor. İnsanlarımızı bu konuda nasıl eğitebiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte bu kalite sorunu. En büyük dert zaten Türkiye’de. Onun için diyorum kalite ve sanat bakanlığı olsun diye. Ama sevgi, merhamet, şefkat olmayınca, Allah korkusu, Allah sevgisi olmayınca vahşilik, vandallık, görgüsüzlük, kıroluk, odunluk devreye giriyor. Ondan sonra adam burada söyleyemeyeceğimiz veyahut söyleyebileceğimiz iğrençlikleri her yerde sokakta da evinde de yapmaya başlıyor. Sonra bu kıroları adam diye orada burada tanıtıyorlar. Değer veriyorlar. Burada yeni nesle gerçekten çok büyük bir görev düşüyor. Mehdiyet nesline. Allah’ın izniyle onlar bu konuda da çok başarılı olacaklar. Öyle gibi görünüyor.

VTR: İsmim Cansu Atıcı. İstanbul’da bir deprem beklendiğini söylüyor zaten uzmanlar. Biz de tedirginiz. Çünkü gördüğünüz gibi burada çok belki göremiyorsunuz ama biz Anadolu yakasında oturuyoruz. Her yerde bina var. Yeşil alan hiç yok. Kaçacak yerimiz bile yok. Öyle bir durum olduğunda, böyle bir deprem olursa da şayet en azından kaçabileceğimiz alanların yapılmasını talep ediyorum yetkililerden. Umarım olmaz. İnşaAllah olmaz. Ama bizler tedbirli yaşamayı öğrenmeliyiz.

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, haklısın ama zaten binalarla İstanbul’u mahvetmişler. O binaları kaldırsan, adam büyük olay çıkartır. Onun için hiçbir hükümet de bu konuya ilişemiyor. Ancak Mehdiyet döneminde, sevgiyle ikna edilebilir vatandaş. Bunun dışında bu konu kör bir noktadır. Ve kapanmış görünüyor. Mesela yol boyunca geliyorum. Gecekondu, otuz kırk yıllık, elli yıllık hurda gecekondu ama dökülüyor böyle. Yani rezalet. Yol boyunca korkunç görünümü. Ama kimse bir şey yapamıyor. Onları ikna etmek için Mehdiyet’in sevgi şefkat anlayışının adeta bir devrim gibi hakim olması gerekiyor. Ama deprem olsa zaten Allah esirgesin öyle büyük bir deprem olsa, kaçacak alan diye bir konu olmaz. Bina çökerse insan içinde kalır Allah esirgesin. Ama ben sana söyleyeyim. İstanbul’da öyle büyük bir deprem olmayacak. Ne zamana kadar? Hicri 1506’ya kadar. Mehdi (as)’nin olduğu bir şehirde deprem olmaz. Açık söylüyorum. Başka yerler için söylemiyorum ama İstanbul’da olmaz. Hicri 1506’ya kadar olmaz Allahualem. Doğrusunu Allah bilir. Evet.

VTR: Merhaba. Benim ismim Hakan. Benim öncelikle bir sorum olacaktı. Adnan Oktar Beyefendi, bazı bayanlarla sohbet ediyor. İslamiyet hakkında konuşuyor. İslami konuşmalarına bir şey söylemiyorum da ama açık bayanlarla konuşuyor olması bu bizim dinimize aykırı değil mi? Bir de Adnan Oktar Beyefendi devamlı sohbetlerinde bayanlarla mesela dans şeklinde oynuyor. Ama İslami konular anlatıyor. Bunun ciddiyeti kalmıyor. Mesela başka bir insan dışarıdan baktığı zaman ciddiye almazlar. Gerçekten İslam hakkında konuşuyor mu, İslam’ı ciddiye alıyor mu?

ADNAN OKTAR: Açık olunca bir insan dinini kaybetmez. Açık olunca güzelliği ortaya çıkmış olur. Allah’ın yarattığı sanat ortaya çıkmış olur. Allah’ın yarattığı sanatı niye gizlesin bir kadın? Mesela kolları omuzu çok güzel oluyor kadınların. Göğüs dekoltesi yakışıyor. Bacakları çok güzel kadınların. Bacak dekoltesi çok yakışıyor. Ve bütün Avrupa’da da kadınlar kiliseye de gitseler yahut dini bir program da olsa, dekolteyle konuşuyorlar. Bir de Türkiye’deki bütün televizyon kanallarında, hocaları çağırdıklarında hanımların hepsi dekolte, konuştukları kadınlar. Burada nedense biraz olay değişik bir çizgiye geliyor. Evet dinliyorum delikanlıyı.

VTR: Bir de Adnan Oktar Beyefendi devamlı sohbetlerinde bayanlarla mesela dans şeklinde oynuyor. Ama İslami konular anlatıyor. Bunun ciddiyeti kalmıyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi dans. Bütün atomlar dans eder. Elektronlar, protonlar, kelebekler, kuşlar her şey dans eder. Dünya da dans eder. Güneşin etrafında dans eder. Güneş de gezegenlerle beraber, samanyolunun içinde dans eder. Her yerde bir hareketlilik, intizam ve ahenk vardır. Dans nedir? Ahenkli hareketlerdir. Evet.

Yine kardeşlerimizin sorusunu alalım.

VTR: Türkiye’de homoseksüellik çok arttı. Oysa eskiden ne güzel Osmanlıda delikanlılar vardı. Elinde tesbih olan insanlar vardı. Tesbihi kötülemeye başladılar. Bence insanlarımız buna bir dur demeli.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim. Doğru söylüyorsun. Sizin gibi yiğitler olduğu müddetçe, tertemiz Müslümanlar olduğu müddetçe homoseksüellik adım atamayacak inşaAllah. Yeni nesil bu belaya karşı şu an çok duyarlı hale geldi, uyarılarımız sonucunda. Gençler arasındaki homoseksüel yayılımı durdu. Yani şimdi gerilemeye başladı. Azılı homoseksüeller de artık o üslubu terk etmeye başladılar. Dolayısıyla deccaliyetin dev atağını, dev pençesini ilimle irfanla kırmış olduk.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Kitaplarınızı severek takip ediyorum. Peki, bu kitapları yazarken esinlendiğiniz bir yazar var mı? Bunu merak etmiştim.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı koçyiğit, tabii ki asıl Kuran kaynaklı biliyorsun. Cenab-ı Allah’ın Kitabı’ndan esinleniyorum. Ama Risale-i Nur da faydalandığım bir eser. Ama genelde tabii benim kendime has biliyorsunuz yazdığım eserler.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Size iki tane sorum var. İlk sorum, İslamiyet’te putperestlikle alakalı. Biz putperestliği reddeden bir dine inanıyoruz. Peki, putperestliği reddediyorsak Kabe’ye neden ibadet ediyoruz ve ona dönük namaz kılıyoruz? İlk sorum bu şekilde.

ADNAN OKTAR: Kabe’nin arsasına doğru kılıyoruz. Kabe’ye karşı kılmıyoruz. Yani Kabe’deki o taş çünkü defalarca yıkıldı. Onun taşının bir kutsallığı yok. Arsası esastır. Kabe’nin arsası esastır. Arsa yerinin kaybolmaması için, bilinmesi için bir işaret olarak bir bina yapılmıştır. Defalarca tarih içinde yıkılmış, defalarca yapılmıştır. Taşları yenilenmiştir. Sıvası yenilenmiştir. Belki ileride yine yenilenecektir. Dolayısıyla tek yön esası vardır. O yöne yönelmesi Müslümanların esas kılındığı için. Yoksa biz Kabe’ye karşı kılmıyoruz. Kabe’nin arsasına karşı kılıyoruz. O yöne karşı kılıyoruz. Evet.

VTR: İkinci sorum, 15 Temmuz ile alakalı. 15 Temmuz’da iki 249 tane şehit verdik. Bunlar bizim şehidimiz. Bunu kabul ediyoruz. Bağrımıza basıyoruz. Peki doksanlardan beri verdiğimiz Güneydoğu şehitlerine neden bu kadar saygı gösterilmiyor ve neden bu kadar anılmıyor? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi yakışıklım, orada deccalın atakları var tabii Güneydoğu’da tek tek tek tek. Ama burada toplu. Türkiye’yi bir anda ve bir gecede teslim alma atağı vardı. Mesela Çanakkale’de sırf Çanakkale’yi alma atağı vardı. Ve İstanbul’u ama. Ve burada, bu atakta bütün Türkiye’yi ve Türkiye vesilesiyle bütün İslam alemini esir alma atağı vardı. Deccalın en büyük hamlesiydi. Ve bu ahmak FETÖ’cüleri kullanarak bunu yapmak istediler. Allah ayaklarına dolandırdı. Bunların ahmak olduğunu, geri zekalı olduğunu bilmediler anlamadılar. Yani normal adam zannettiler. Halbuki bunlar ekmek kafalı ahmaklardan oluşuyor. Hayret edersin bu kadar ahmaklık yani. İnceliyorum, günlerden beri inceliyorum. Her yerde ahmaklık yapmışlar. Kafa çalışmıyor heriflerin. Allah bunları ahmak yaratmış, bir mucize olarak. Ahmaklıklarından bu mağlubiyeti almada çabuk davrandılar. Ve Allah belalarını verdi özetle. Bu Türkiye’yi teslim alma, toptan teslim almaya yönelik hareketi bir anda yok ettiği için büyük bir zaferdir. Bir meydan muharebesidir. Ve Mehdiyet’in büyük bir zaferidir. Dolayısıyla bayramdır tabii ki. Yani eğer o gece Tayyip Hocam’ı şehit etselerdi, İngiliz orduları elli bin asker Antalya’dan denizden, plajdan çıkartma yapacaklardı. Ve binlerce asker de SAT Komandosu da paraşüt indirmesi yapacaktı. Ve Türkiye’nin her yeri işgal edilecekti. Güneydoğu’da hemen özerklik ilan edip devlet ilan edip, federasyon devlet ilan edilecekti. Komünist devlet ilan edilecekti. PKK devleti. İstanbul hemen ayrılacaktı, ayrı devlet olarak, İzmir bölgesi ayrı devlet olarak ayrılacaktı. Seri olarak. Yaklaşık üç milyon kişiyi de şehit edeceklerdi. Liste hazırlamışlar üç milyon kişilik. AK Partililer, MHP’liler kim varsa bütün yöneticiler. İleri gelen Müslüman bilinen kim varsa hepsini katletmek. Kardeşi kardeşe kırdıracaklardı. Deccalın kolu bacağı Mehdiyet’in vesilesi ile kırılmıştır bu akşam. Ve büyük mucizeler oluşmuştur. Yani binlerce mucize oluştu. Hızır (as) kol gezdi sabaha kadar. Onun için çok önemli. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Çanakkale’nin Çan ilçesinde saat 01:12’de 4.3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Çevre illerden hissedildi deprem.

ADNAN OKTAR: Evet İstanbul’un çevresinde depremler devam ediyor. Mehdiyet vesilesi ile İstanbul’a hiçbir şey olmaz. Allah’ın izni ile. Allah’ın inayeti ile. Mehdi (as)’nin olduğu bir yerde felaket olmaz. Allah ayette diyor, Peygamberimiz (sav)’e de diyor, “Senin olduğun yerde Allah onlara bela verecek değildi” diyor.  Mehdi (as)’nin olduğu bir yerde umumi bela olmaz. Peygamberimiz (sav)’in hadisi ile sabit. 1999 depreminde de biliyorsunuz, deprem Adalar’a kadar geldi. Sonra yeraltına girdi. Sonra Avcılar’dan çıktı. Bilim adamları bunu açıklayamıyorlar.  Deprem normalde dümdüz gider. Bunun orada nasıl meydana geldiğini bu atlama yani yüz kilometre, elli-altmış kilometre, yetmiş kilometre bazı yerlerde atlama var. Dev atlamalar. Ve İstanbul’a dokunmuyor. Sonra Avcılar’dan çıkıyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir deprem haritası vardı Adnan Bey. 1900 ve 2008 yılları arasında yeryüzünde 6 ve 8 arası şiddette depremler. Özellikle 1980’den sonra ve 2000’den sonra çok hızlı bir şekilde yükselmiş deprem sayısı.

ADNAN OKTAR: Dünyanın yüz bin yıllık tarihinde böyle bir şey yok. İlk defa depremler bu kadar yüksek ve güçlü.

Evet dinliyorum.

VTR: Sahillerimiz gerçekten bundan bir 20 sene önce denize girilecek gibi değildi çok güzel oldu, ama maalesef Suriyelilerden bize fazla bir hacet kalmadı, Suriyeliler zapt etti buraları. Bir de geldikleri ülkedeki insanlara saygıları yok maalesef, her yerde belediye otobüslerinde olsun, alışveriş merkezlerinde olsun, maalesef saygı denen bir şey yok bunlarda.

ADNAN OKTAR: Bu doğru mu? Buna bir bakalım. Nerede oluyor bu olay? Yani her yerde mi? Nerede?

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’da da çeşitli sahillerde böyle konular geçiyor. Yeşilköy sahilinde.

ADNAN OKTAR: Bir gidip bakın bakalım doğru mu bu dedikleri? Varsa tedbir alırız, söyleriz konuşuruz. Ama ben yani ilk defa yeni yeni duymaya başladım böyle laflar.

BÜLENT SEZGİN: Bu hanımefendi Mersin’den bir bayan.

ADNAN OKTAR: Tamam Mersin’e gitsin arkadaşlar baksınlar yani nerede öyle bir şey var? Halkla da konuşun. Gariban zavallı insanlar bunlar yani. Nerede böyle bir şey olmuş tespit etsinler duyalım.

Evet dinliyorum.

VTR: Buradan Erdemli Belediyesi’ne sesleniyorum, sahillerimiz çok pis lütfen onları biraz temizleyelim.

ADNAN OKTAR: Bak hep temizlik, hep Müslüman ahlakı.

BÜLENT SEZGİN: Dün Suriyeli biri ile röportaj vardı Adnan Bey. “Türkiye’ye gelen Suriyelilere Türkiye kültürünü öğretmedi. Öğretse böyle olmazdı” demişti.

ADNAN OKTAR: Tedbir alırız. Gerçekten böyle bir şey varsa, haberimiz yok. Ben yeni yeni duymaya başladım böyle şeyleri. Bir bakalım.

Evet dinliyorum.

VTR: Taksim’de yürümekten çok rahatsız oluyorum. Özellikle açık giyindiğim zaman çünkü tüm gözler üstümüzde oluyor. Laf atmalar olsun, bence ayıp. Sonuçta onların da bir annesi bacısı var. İnsanlar bunu düşünmüyorlar herkes kendisini düşündüğü için. Bunun önüne nasıl geçebiliriz? Sizin düşünceleriniz neler?

ADNAN OKTAR: Canım güzellerim bir kere size dekolte çok yakışmış. Çiçek gibisiniz. Son derece makul, hakkınız da. İnadına dekolte giyin. Arkadaşlarınız da dekolte giyinsin. Bu adamlar yılacaktır. Bu adamlar bir avuç. Yani bir avuç it çakal takımı milleti böyle rahatsız ederek, huzursuz ederek netice elde etmeye çalışıyor. Çoğu da homoseksüel bunların. Yani kadın dekoltesine karşı çıkanların epey bir bölümü homoseksüel. Yani ispat da edebilirim. Ama şu an gerek yok. Ama baktığımızda hep homoseksüel çıkıyorlar. Dolayısıyla sizin huzurunuzu kaçırmak isteyen insanların gücünü yok etmenin yolu inadına devam etmenizdir. Bak dekolte ile ilgili bana da söylüyorlar. Görüyorsunuz verdiğim cevapları. Bu arkadaşlarımın bir kısmı tabii iyi niyetliler ben onları bilgisiz oldukları için aydınlatıyorum. Bilgileri eksik hakikaten. Hakikaten aydınlandıklarında da samimi olarak kanaatleri oturuyor. O ayrı mesele. Ama bir kısmı kadınları kıskandığı için, bir kısmı onun güzelliğini ele geçiremediği için, bir kısmı onlarla asla muhatap olmayacağını bildiği için, aşağılık kompleksi içinde oldukları için ve daha da kötüsü güçsüz ve hasta oldukları için bu tavrı gösteriyorlar. Başka bir dertleri yok. Dolayısıyla onların hastalığından siz hiç etkilenmeyin. Dekolte hanımları devlet de koruyor. Devletimiz de ondan yana. Gördünüz o ahlaksızlık yapana Allah da bela verdi. Devletimiz de karşılığını esaslı şekilde veriyor. Herkes sizin yanınızda. Gönlünüz çok rahat olsun. Tertemiz güzel dekoltelerinizi giyinin. Saçlarınız da açık isterseniz kapalı da nasıl istiyorsanız o ayrı mesele. Göğsünüzü gere gere gezin. En ufak bir münasebetsizlik olduğunda da açıkça söyleyeyim, bize de söyleyin. Zaten emniyete haber verin. Polise, mahkemeye, savcıya haber verin ama mutlaka bana da söyleyin bizlere de söyleyin. Bu ahlaksızların sayısı çok az. Fakat eylemleri çok büyük oluyor. Yani hiç kaale almayın. 

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir köpek ve kız arkadaşları var.

ADNAN OKTAR: Of evin içi bayağı şenlik. Böyle anneler çok hoşuma gidiyor. Hem hayvan seviyor hem çocuğunu seviyor. Hayvana da çocuğuna da çok güzel bakıyor. Çok çalışkan oluyorlar. MaşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Taksim’de önümüze çok fazla satıcı çıkıyor, bunun için ne yapılabilir? Bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Benim güzelim sen ne kadar güzel insansın. Allah senin ömrünü uzun etsin. Çok hoş kibar bir insansın. Satıcıların hanımları özellikle böyle argo tabir ile askıntı olması çok çok ayıp ve çirkin. Ve rahatsız edici. Bak satış yapmalarına bir şey demiyoruz. Ama bir kadını rahatsız etmek çok çok ayıptır. O zaman müdahale şart olur. Sonra da diyorsunuz işte belediye şöyledir böyledir falan feşmekan. Onu biz bir kendi gözlerimizle de görelim. Eğer hanımları rahatsız ediyorlarsa belediyenin bu konuda yoğun önlem alması için ricada bulunalım. Gariban insanlarsınız, ticaret yapmanız, geçiminizi sağlamanız bizim hoşumuza gider. Ama genç kızları rahatsız etmeye kalkarsanız bu bizim çok ağırımıza gider. Ve bizi kızdırır. O zaman kendimizi savunuruz. O zaman da mağdur olursunuz. Yani kanunla, hukukla kendimizi savunuruz mağdur olursunuz. Sakın ha sakın böyle bir şey istemiyoruz. Hanımlara yönelik hiçbir satıcı musallat olma tarzında yolunu kesme tarzında bir harekette sakın bulunmasın. Bu çok ağırımıza gider. Yani bütün delikanlıların ağırına gider. Bizi rahatsız eden bir şeyden kaçınsınlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Antalya’da üzerinde “hero” yazılı tişört giyen üniversiteli iki genç gözaltına alındı. Kampüs içinde el ele gezen iki sevgili “Tişörtü Antalya’daki bir alışveriş merkezinde bulunan mağazadan satın aldık. Yasak olduğunu bilmiyorduk” dediler.

ADNAN OKTAR: Bunların hakikatten haberi yoktur. Kız zaten, o tarz bir şey. Boş bulunuyorlar. Dünyadan da bihaber oluyorlar. Onlar hiç, ne alaka falan demişlerdir. Nezaketen uyarmak lazım.

Ama bu konuyu geçiştirmesinler söyledim. O kıyafeti göster. Bu adamların kıyafetini bir an önce görmek istiyoruz. Evet bu. Yapsın o arkadaş zaten söz vermiş elli bin tane yapacağım diye. Sormasına da gerek yok direkt yapsın. Hükümete göndersin. Hemen başlasın. Üç numara tıraş. Sakal falan istemiyoruz. Naylon terlik. Siyah, beyaz naylon terlik fark etmez. Bu kadar. Böyle kafasını dikip züppelik yapan, sırıtan tiplerin başını kırk beş derece eğsin jandarma. Her seferinde, daha önce bir kere yaptıysa da yeterli.  Bütün duruşmalarda onun başı yerde getirilmesi lazım. Mesela geçenlerde bir tane sırıtıyordu. Her seferinde kırk beş derece açıda götürülmesi lazım. Kesintisiz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: FETÖ üyelerinin özel önem verdiği “Hero” kelimesini neden seçtiklerinin sebebi anlaşıldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen’in yazdığı yazının başlığı “Despair and Heroes” yani umutsuzluk ve kahramanlarmış Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hero kırodan geliyor. Ben asıl kaynağını söyleyeyim. Asıl kelime kökeni odur, o tiplerde FETÖ’cülerdeki anlamı kıro anlamına geliyor. Evet.

VTR: Merhaba, Anvers’te hukuk öğrencisiyim. Bizim orda cuma namazlarına bütün gençler gidiyor. Size sorum, yurt dışındaki gençleri, genç Türkleri bir araya getirebilecek faaliyetler yapılabilir mi veya Türklerin birbiri ile ilişkileri daha güzel olsun diye neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Bunun için Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti, Saadet birlikte karar alırlarsa, bir toplantı ile karar alırlarsa en sağlamı bu olur. Çok iyi netice alırız. Büyük Birlik Partisi o güzel bir kökene dayanacağı için, güçlü bir kökene dayanacağı için siyasi zemini de güçlü olacağı için çok çabuk netice alırız. Yani bu mümkün bunu yapabiliriz. Tamam bunu yapabiliriz ama küçük çaplı olur bu. Yani geniş çaplı olması için partileri gezmek lazım. Kardeşimizin görüşü konuşması tam Mehdiyet üslubu çok güzel. Allah ömrünü uzun etsin. Allah nurunu artırsın. Yakışıklılar her yeri sarmış maşaAllah. İman nuru ile.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaban ben Doğan. Erkeklerin bakımlı olması İslam’a uygun mu?

ADNAN OKTAR: Doğan tabii yakışıklı, temiz olmanız bir cennet süsü, cennet güzelliği olacağı için Müslüman ahlakı olarak en düzgün en doğru olan olur. Millet olarak bizim çok kaliteli, seçkin, nezih ve düzgün olmamamız lazım. Senin böyle bir konuda güzel bir görüş beyan etmen de senin iyi niyetini, dürüstlüğünü, doğru yolda olduğunu gösteriyor. Allah sana uzun ömür versin. Evet.

VTR: Merhaba ben Selin, size bir sorum var. Bayanlar bikiniyle arkadaşlarıyla, erkekli, kızlı karışık bir ortamda sizce oturabilir mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi neden olmasın? Tabii ki olur. Gayet güzel bir kızsın. Çok modern bir kızsın. Hiçbir mahsuru yok. O sadece bir eğitim, görgü ve kültür meselesi. Vahşi bir insan için bu görgüsüz birisi için dehşet vericidir ama kültürlü, görgülü, kaliteli bir insan için son derece makul. Bir genç kız bikini ile oturur. Gayet kibar, nezih bir ortam olur. Onu arkadaşları korur kollar veyahut oradaki diğer genç kızları da saygı ile hürmetle koruyup kollarlar. Hiçbir mahsuru yok. Görünümü de çok çok güzel olur. Allah insanı çok estetik yaratmıştır. Güzelliğini Allah zaten övünç olarak yaratmıştır. Fakat ağır baskı gelenekçi Ortodoks sistemin ağır aksi propagandaları bu konuda tereddüt veyahut caymalar, geri çekilmeler meydana getirdi. Homoseksüelliğin de kapısı sonuna kadar açıldı. Hiçbir şey olmaz genç kızlar istedikleri gibi mayo ile bikini mayo ile gezerler. Arkadaşları ile sohbet ederler. Namaz da kılabilir, ibadet de yapabilir. Kuran da okur hiçbir şey olmaz. Aksi propaganda şeytanın bir oyunuydu. Bilmeden Müslümanlar bu oyuna düştüler. Ve milyonlarca kadını İslam’dan uzaklaştırdılar. Ve kadın güzelliğini de boğarak homoseksüelliğin kapısını açtılar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz anma gecesinde Fatih’te bulunan Nuruosmaniye Camisi’nde cemaat namazını kıldıktan sonra imamın çağrısı üzerine ilk defaca cami içinde toplu olarak İstiklal Marşı okundu.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ilk defa görüyorum. Ben hiç duymadım ilk defa. Hatta son yirmi, otuz, kırk yıldır ilk defa duyuyorum. Olur. Niye olmasın? Olur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Keyfi yerinde bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim benim niye böyle bir kedim yok? En kısa sürede bu işi halletmemiz lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlara bazen selam verdiğimizde insanlar neden bize selam vermiyor?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, o doğru. Büyük bir bela o. Aslında selam çok yaygın olması lazım. Sokakta gençler herkes birbirine güler yüzle selam vermesi dost olması lazım. Kahvehanelerde, kafelerde her yerde disko da olsa her yerde dost arkadaş olması lazım. Herkes birbirine iyi niyetini, koruyucu ruhunu, dost olduğunu, güvenilir bir insan olduğunu vurgulaması lazım.  Mehdiyet devrinin başlangıcındayız. Artık bundan sonra çığ gibi yayılır. Bak sen ne güzel Mehdiyet terbiyesi almışsın. Ne güzle Kuran terbiyesi içerisindesin. Belli ki bütün arkadaşların gibi güzele doğru gidiyorsunuz. Bak herkes ya temizlik istiyor, ya arkadaşlık, ya dürüstlük. Herkes güzel bir şeylerin peşinde yani İslam’ın ruhunu istiyor herkes ama hiç bağnazla karşılaşıyor muyuz? Hiç yok. Dekolteye karşıyım diyen de bizden aslında. Çünkü onlar da dekoltenin içindeler. Kız arkadaşları dekolte, kız kardeşi dekolte. Dekolte kız arkadaşları ile resim çektiriyorlar. Öyle bir şey yok. Sadece hükmünü benden öğrenmek için yani onlara ne cevap vereceğiz gibisinden soruyorlar benim gördüğüm. Evet.

VTR: İstanbul’daki AVM’ler yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Biraz daha olsa iyi olur tabii iki-üç tane daha olsa. Yeni bir AVM daha açılmış ama o da çalışmıyor herhalde. Ama tabii AVM’lerin vasfı çok önemli. Yani oradaki dükkanların mal kalitesi ve çeşitlilik çok önemli. Her yerde aynı. Mesela bir AVM’ye gidiyoruz aynı dükkanlar, oraya gidiyoruz aynı dükkanlar öbür yer aynı mallar. Aynı renkler, aynı stiller olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: İnsanların kendi aklını beğenmesi hastalık mıdır?

ADNAN OKTAR: İnsan kendi kendini beğenmezse çatlar ölür derler. İnsanın aklını beğenmese aslında çok ufukları genişler ve çok akıllı olur. Aklın beğenmemesinin faydası insanın çok akıllı olmasını sağlar. Ama aklı beğendin mi akıl gider. O riski bilmeyen bu belanın içine düşüyor. Evet.

VTR: Köpek beslemeyi mi seviyorsunuz, yoksa kedi beslemeyi mi seviyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Zor bir soru ama kedi tabii ki. Daima kedi. Çünkü rahatça adamın göbüşünü açabiliyorsun ve öpebiliyorsun. Patisini ısırabiliyorsun. Çok önemli bunlar. Evet.

VTR: Benim merak ettiğim soru, Mehdi (as)’nin sancaktarı erkek mi olur, yoksa bayan mı?

ADNAN OKTAR: Mehdi (as)’nin sancaktarı, evet öyle bir hadis var. Sarışın, sakalsız birisinden bahsediyor Peygamberimiz (sav) ama nasıl yani cinsiyetini belirtmemiş. Kadın da olabilir erkek de olabilir ben anlamadım. Yani zahir olunca anlarız.

Evet dinliyorum.

VTR: Cennet hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Cennette senin gibi güzel hanımlar olacak, güzel insanlar olacak, nurlu olacaklar. Bu hayatı bize sürekli kesintisiz üç boyutlu gösteren güç, bu üç boyutlu görüntüye hakim olan ve film akışı gibi stereo sesle bize bu hayatı gösteren, üstelik tat ve kokuyu da, dokunmayı da ilave olarak buna katan yüce güç bu görüntüyü kesintisiz gösterme gücünü hiçbir zaman kaybetmiyor. Buna işte cennet diyoruz. Evet.

VTR: Aşk deyince aklınıza ne geliyor?

ADNAN OKTAR: Aşk deyince tabii Allah’ın insanlara verdiği en yüce duygu. Allah’a olan sevgiden kaynaklanan yansımaya aşk denir. Allah’ı biz coşku ile derin bir coşku ile tutkuyla severiz O bize tecelli eder. O tecelliye de duyduğumuz sevgiye biz aşk diyoruz.  Evet.

BÜLENT SEZGİN: Köpeğini süsleyen sevimli bir kız var.

ADNAN OKTAR: Allık sürüyor ona. Pudra sürüyor. Köpek de bayağı süslenmiş.  Ama o durumun farkında değil yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Çocukken sevdiğiniz en iyi çizgi film neydi?

ADNAN OKTAR: Bizim çocukluğumuzda çizgi film Karagöz Hacivat falan vardı. Televizyon falan yoktu. Komşuya televizyon gelmişti. Biz cümbür cemaat komşuya giderdik. Bir televizyon Almanya’dan komşuya gelmiş. Sonra dayımlara gelmişti televizyon ta Bahçelievler’e televizyon seyretmeye oraya giderdik. Bisküviler falan katur kutur. Ta İstiklal Marşı’na kadar seyrederdik. Nerede çizgi film falan? Ama yani tabii sonradan güzel gelişmeler olmuştu. Barni Çakmaktaş olayı. Çakmaktaş ailesinin maceraları o çok hoşuma gidiyordu. Hatta ben de o dönemde olmayı da istiyordum yani o devirde yaşamayı onlarla.

Evet dinliyorum.

VTR: Türk dizileri bu kadar saçmayken yabancı dizi hayranlığınız var mı?

 ADNAN OKTAR: Türk dizileri; kızlar çok güzeller. Onların güzelliği için seyrediyorum ben. Ne konuştuğunu hiç dinlemiyorum. Sadece onların güzelliğine bakıyorum. Bu benim sırrım, sır mır hiçbir şey kalmadı bende zaten. Yabancı dizilerde de konular beni hiç ilgilendirmez. Kafa şişiriyorlar, boş konuşmalar, gereksiz konuşmalar. Ama o kızların güzelliği, bakımı çok hoşuma gidiyor. Bakışlarındaki derinlik, güzellik onlar hakikaten hayran olduğum Allah’ın tecellileri. Evet.

VTR: Güzel olan bir insana her giydiği yakışır mı?

ADNAN OKTAR: Canım benim sen çok güzelsin, kaşın, gözün ağzın, burnun, dişlerin çok çok güzelsin. Allah sana uzun ömür, hidayetli uzun ömür versin. Annen baban ile. Çünkü anne babanın sağlığı da onları çok mutlu ediyor. O çok üzüyor genç kızları ben dikkat ediyorum. Annelerine çok sadıklar, babalarına çok sadıklar. Onlara bir şey olacak diye çok ödleri kopuyor. Onların mutluluğu ile onlar mutlu oluyorlar. Onun için onlara da dua ediyorum ki kalpleri rahatlasın diye.  Güzele hakikaten her şey yakışır. Yani ne giyerse giysin.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Rengarenk balıklar vardı.

ADNAN OKTAR: Bunları ağızından öpmek çok zevkli oluyor.  Ben küçükken balık yakalıyordum. Sudan çıktıklarında acayip şaşkın ve şaşı bakıyorlar. Acayip öpüyordum ağızlarından böyle tekrar tekrar. Daha hala konuyu kavramaya çalışıyor. Bana büyük bir dikkatle bakıyorlardı böyle. Tertemiz ağızları zaten.

Evet dinliyorum.

VTR: Liseye başlayan öğrencilerin hangi meslek dallarını tercih etmesini önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım o sizin içinizdeki duyguya bağlı. Mesela bazı gençler mühendis olmak, bir kısmı doktor olmak istiyor. Ama en ağırlıklı mühendislik ve doktorluğu seçmenizi isterim. İki daldan birisi. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Birkaç resim vardı.

ADNAN OKTAR: Nefis çok güzel, cennet gibi yapmışlar. Tabii emek vermek lazım. Ama gerçekten çok güzel olmuş. Bayağı zevkliler.

VTR: İstanbul’daki otopark sorununa nasıl çözüm bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Dağları delmek lazım dağları. Çok fazla dağ var. Yol boyunca gidiyoruz her yer dağ. Caddenin kenarından gireceksin dağa oyulacak tünel açılacak. Geniş böyle yüzlerce metrekarelik mekan elde edeceksin. Orada da rahatça otopark sorunu hallolur. Evet.

VTR: Sizce erkeklerin şapka veya kep takması uygun mudur, değil midir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı sana gitmiş. Sana modern bir görünüm vermiş. Gençlere yakışıyor daha modern bir görüntü veriyor. Fakat kesintisiz kafalarında tutmaları iyi değil. Başlarına güneş gelsin havalansın, saçlarında mantar veyahut enfeksiyon gelişmesine neden olabilir. Çünkü evde de çıkartmıyor şapkayı olmaz. Evet.

VTR: Merhaba ben Sevda, Balıkesir’de olduğumdan biliyorum, diğer yerleri de gezdiğimden, Türkiye bazında konuşuyorum. Bu tatil yerleri neden bu kadar pahalı?

ADNAN OKTAR: Sevda güzeller güzeli Sevda, aslında ucuz yerler de vardır ama tabii sağlık, sıhhat kalite açısından sorun meydana getirebilir. Ne yapılabilir? Devlet karsız tatil yerleri açabilir. Belediyeler, çok az karla kazanç sağlayan yerler açabilirler. Belediyeler özellikle. Vakıflar yapabilir. Çocuklar hakikaten aylarca çalışıyorlar, çok az bir tatil için para biriktiriyorlar yani günde verdikleri paradan dolayı tatil burunlarından geliyor. Mesela onlar için ne kadar bir harcama rahatsız edebilir? Bin lira çok büyük bir para değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet. Bir hafta tatil yapar.

ADNAN OKTAR: Yazık o çocuğa, mesela bin lira onun için çok sarsıcı olur. Onun için vakıflar, gönüllü teşekküller, belediyeler gençlerin ucuz ve kaliteli tatil yapabileceği mekanlar meydana getirebilirler. Karlıdır buna rağmen kar edilebilir. Öbür türlü çok yüksek kar etmeleri gerekiyor. Çünkü yazın üç ay kadar orası çalışıyor. Adam on iki ay içerisindeki bütün geçimini oradan kazanmaya çalışıyor. Şimdi bu olmaz. Sadece üç aylık geçim sağlanması lazım orada o kadar.

Evet dinliyorum.

VTR: Aktif olmayan tarihi yerler nasıl değerlendirilir?

ADNAN OKTAR: Hükümetin yapacağı bir şey. Belediyeler yapabilir. Hakikaten çok güzel yerler var. Kümbetler, köprüler zaten taşların eski olması bile çok muazzam bir şey. Mesela bir yıkıntı harabe kardeşim o harabeyi mekanın içine alarak nefis bir şey yapılabilir. Devletten izin almak lazım. Özel teşebbüs ile bu konular da çok güzel ataklarda bulunulabilir. Aferin benim canıma bak o da sanatçı ruhlu. Gençlerin hepsi böyle hep pozitif hep olumlu hep güzel. Hep aklı başında, dengesiz bir kişiye rastlamadık. Hep lafını sözünü bilen insanlar. Ve çok nezaketliler aferin benim canlarıma.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kurbağa ile oynayan bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Kurbağa mı? Onu yer Allah korusun. Anlamaya çalışıyor olayı. Yine insaflıymış.

Evet dinliyorum.

VTR: Hayvanların canını da Azrail (as) mi alır?

ADNAN OKTAR: Hayır benim bir tanem güzel yüzlüm öyle olmaz. Hayvanların canını Allah alır. Yani Azrail (as)’i vesile etmez çünkü hayvan anlamaz can alma olayından. Bilmez çünkü şuuru yok.  Şuurun alınmasında Azrail (sav) görevli olur. Şuur, ben benim diyor ya insan. Onun alınmasında görevli olur. Onda da geldiğinde canını alırken korkmaması için Azrail (as)’in nezaketli ve sevgi dolu yaklaşımı gerekiyor. Ve sevdikleriyle geliyor zaten Azrail (as)’i tanımayacağı için şahıs tanıdığı ve sevdiği kişilerle geliyor. En sevdiği kişilerle geliyor. “Selamun aleyküm” diyor “aleykümselam” zaten ölmüş oluyor o anda bilmiyor kişi. “Buyurun” diyor “ben sizi götürmeye geldim” diyor. “Niye?” diyor “öldün” diyorlar. O zaman anlıyor yoksa anlamaz. O sevdiklerine gidip sarılıyor. Yani anlamıyor onu. Allah canını alırken eğer mümin ise çok güzel alır canını hiç kalbini kırmaz. Korkutmaz tedirgin etmez.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de engelli konusunda engellilerin hakları tam olarak yerine getiriliyor mu, yoksa getirilemiyor, sadece sözde mi kalıyor?

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun vicdanını ne güzel bir vicdan. Ne güzel bir merhamet anlayışı. Engelliler tabii çok büyük bir sevap kapısıdır müminler için. Engellileri bütün milletin, bütün dünyanın sahip çıkması lazım. Herkesin üstüne vazifedir. Mesela ayağı aksıyor o çok büyük bir sevap onun için. Mesela gözü görmüyor. Muazzam bir sevaptır göz görmemesi. Gözü görmeyenin sevabı, duası gözü görenin binlerce mislidir. Binlerce mislidir. Çok mübarektir gözü görmeyen. Mesela kulağı işitmeyen yahut kolu tutmuyor. Çok mübarek insanlardır onlar. Onların sevabından mahrum olmamak için, Allah’ın rızası için bu güzel insanlara bütün gücümüzle destek olmamız lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce renkli gözlü insan bir adım önde midir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı benim kanaatim senin gözler renkli, açık açık görünüyor. Gözlük takmana rağmen, çok açık şekilde güzel gözlüsün. MaşaAllah ve çok yakışıklı bir delikanlısın. Evet. Ama siyah göz de çok çarpıcıdır tabii. Çok acımasızdır siyah göz. Yani kahredicidir etkisi. Eğer tutku ile bakıyorsa akılla, sevgiyle, imanla bakıyorsa siyah gözle bakan bir kadının hakimiyeti acımasız olur. O gözle karşılaşan bir insanın iradesini kullanması çok güçtür. Çok çok mükemmeldir ama çok akıllı ve imanlıysa. Evet.

VTR: Bir konuda akıl verip aynı hatayı yapmak doğru mudur? 

ADNAN OKTAR: Olabilir, insanlık hali. İnsan şunu yapma bunu yapma der ama kendi aynı hatayı yapabilir. Mesela sinirlenme der kendi cinnet geçirir falan. Diyor olması iyi. Başkası da ona der çünkü daha iyi olur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dans eden bir baykuş var.

ADNAN OKTAR: Baykuş apayrı alem onlar çok güzel varlıklar. Evet dinliyorum.

VTR: Mesela ülkede sokak sanatçılarına karşı saygı ne zaman artacak?

ADNAN OKTAR: Ay benim canımın içi ay benim güzel yüzlüm çok çok güzel insansın. Arkadaşın da güzel sen de çok güzelsin. Sokak sanatçısı demek sokağın güzelliği demektir. Sokağın çiçeği, ruhu. Sokak sanatçısı bir ülkede ne kadar çoksa o ülke o kadar güzel demektir. O kadar şen o kadar neşeli o kadar sanat dolu ve o kadar sevgi dolu demektir. Devlet politikası olarak sanatçıların desteklenmesi lazım. Özellikle sokak sanatçıları. Ama halk da çok iyi sahip çıkması lazım. Belediyeler sahip çıkması lazım. Sanatçı kutsaldır, değerli bir varlıktır. Evet.

VTR: Şimdi üniversitede kötü bir not ortalaması yaptım, bir yıl daha hazırlanıp iyi bir üniversiteye mi gideyim, yoksa şu anda yetenle mi gideyim üniversiteye?

ADNAN OKTAR: İçine sinmeyecekse olmaz. İçine siniyorsa olur. İçine sinmiyorsa bir yıl daha hazırlan ama yapabileceğine kani isen yani iradeyi kullanacaksın tabii sabredeceksin. O zaman için rahat olarak okuyacaksın. Öbür türlü yıllarca içinde o bir burkuntu olarak kalır senin, rahatsız eder. Azmet, kararlı ol. Üniversite imtihanlarına çalışmak gençler için çok iyi. Zevkle çalışsınlar. Çünkü muazzam bir genel kültür oluyor çok yarıyor onlara çok faydalı oluyor. Bakışları değişiyor, konuşmaları değişiyor. Zihin kapasiteleri gelişiyor. Üniversite imtihanlarına çalışan gençler çok büyük kardalar. Görgü, kalite, akıl gücü olarak çok büyük kardalar. Severek çalışsınlar. Evet.

VTR: Sınavdan dolayı intihar edenler ne zaman bitecek?

ADNAN OKTAR: Sınavdan dolayı intihar olmasının nedeni iman zafiyetidir. Asıl bunalımda oluyor. Sinirsel psikolojik bir çöküntü içinde oluyor. Sınav şart değil başka bir şeyden de intihar edebilir öyle bir durumda. Yani başarılı da olsa intihar ediyor. Efendim.

EBRU ALTAN: Çok iyi üniversitelere gidip mezun olmak üzereyken de intihar eden çok kişi var.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii mesela meşhur bir üniversite var, ismini vermeyim de. Benim orada bir arkadaşım var görevli sürekli intihar oluyor diyor basına yansımıyor diyor. İman zafiyetinden oluyor. Allah korkusu, Allah sevgisi olursa insanda insan çok akıllı olur. Tevekküllü olur ve dengeli olur. Çocukları Darwinist, materyalist yetiştiriyorlar çocuklar kendilerini boşlukta hissediyor. İntihara doğru sürükleniyorlar Allah esirgesin. Evet.

VTR: Üniversite mevzunları niye iş bulamıyorlar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı delikanlı sebebi zaten devlet onlara ben illaki onlara iş bulacağım demiyor da kültürlü kaliteli gençlik yetişsin hedefi var devletin. Çünkü bizim milletimiz, devletimiz büyük bir atak yapacak bol elemana ihtiyacımız var. Yönetici millet olacağız biz. Onun için bizim entelektüel kültürlü büyük bir kitlemiz olması gerekiyor. Öğretmenler yetişsin, şunlar yetişsin bunlar yetişsin hazırda dursunlar. Onları kısa bir süre sonra geniş çaplı istihdam edeceğiz inşaAllah. Onlar büyük bir manevi ordunun, bir irfan ordusunun elemanları. Dünya çapında görev alacaklar inşaAllah. Evet.

VTR: En son gördüğünüz manevi bir rüyayı anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Ay severim ben senin güzelliğini nurunu. En son gördüğüm işte Hz. İsa (as)’yı görmüştüm ben pek o kadar net rüya görmem zaten. Ya kebapçı görüyorum. Bellidir yani. Hep klasiktir yani. Ben bir kebapçı var biliyorum yani ne yapacağımı da biliyorum. Bu ne doymazmışız kebaba anlamadım. Muazzam kavurma yapıyorlar anlatamam. Çıtır ekmek şahane bir yer. Küçük bir dükkan geniş bir sac hayvanları orada hemen kesip doğruyorlar ama mis gibi dumanlar çıkıyor. Anlatmayayım siz de dağılırsınız. İsa Mesih’i görmüştüm. Şöyle oldu İsa Mesih diye kimse bana söylemedi de Kudüs’te o ağlama duvarının bu tarafında yani kalabalık olan yer değil de daha bu tarafındaydım. Ben orada duruyordum. Kalabalıkta bana doğru gelmeye başladılar yani üç, beş kişi. Ama bir kişi aralarında sarışın, açık kahve ve sarı. Klasik sarı saçlı. Ama film artisti gibi bir delikanlı. Hiç görmediğim bir delikanlı. Güler yüzlü, geniş omuzlu. Atletik spor giyinmiş. Kısa kollu bir gömlek giyinmiş. Blue jean gibiydi gördüğüm kıyafeti. Bana doğru yaklaştı ben hemen anladım. Ay benim canım falan dedim böyle sarıldım. Bir tek o rüya benim için manidar çünkü çok net gördüm. Yani yüz hatları falan hepsini çok iyi hatırlıyorum. Düzgünlüğünü. Son derece mütevaziydi bayağı sevgi doluydu. Muhtemelen öyle yani inşaAllah.

VTR: Ben Göksel Kaya. Neden Atatürk’ü canlandırdım? Atatürk’e benzediğim için, Atatürk karakterinde ben tercih ediliyorum, ben oynuyorum. Bu duygunun tarifi mümkün değil, benzeyebileceğim en güzel insana benzemek benim için bir gurur kaynağı, büyük bir şeref tabii ki, benzemekten de son derece gurur duyuyorum. Taşıdığım misyon gereği, onun gibi hareket etmek, onun gibi yaşamak gerek, çünkü bu artık üzerimde bir yük, ağır bir yük. Bunu taşımak zorundayım. Bunun için de çok dikkat etmeye çalışıyorum.

ADNAN OKTAR: Hakikaten çok önemli bu beyefendinin konumu ama bir parça kilo vermesi gerekiyor Atatürk’e benzemesi için. Daha titiz bir çalışma yapılabilir. Uzmanlarla görüşsün, nelere dikkat etmesi gerektiğini daha iyi tespit edelim. Yani iyice benzetebiliriz Atatürk’e. O zaman da çok çok iyi olur. Ve seri filmler çevirsin aslında. Bir tane, iki tane değil. Çünkü böyle bir şeye kolay kolay rastlayamayız. Çok benziyor maşaAllah. Atatürk de bizim için çok önemli olduğu için. Kilo vererek tavırlarında, konuşmasında, ses tonu da benzetilebilir. Mesela daha kalın sesli beyefendi. Atatürk’ün daha kibar daha keskin bir ses tonu var. Sesi bir başka sanatçı da yapabilir. Ama tipi tam uydurabiliriz. Atatürk’ün böyle kilolu bir tavrı yok. Başka yönlerden de benzetebiliriz. Beyefendi de bu konuda herhalde kolaylık gösterecektir. Çok iyi misyonu gayet önemli. Tam benzerse mükemmel olur. Avrupalı uzmanlardan da akıl, yöntem öğrenilebilir.

VTR: Merhaba Adnan Bey etrafınızda bu kadar güzel kedicikler varken hepsini bir arada nasıl idare ediyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ay benim güzelim, ay benim nur yüzlüm. Allah sana her türlü güzelliği, hayrı, bereketi versin. Sen cansın sen çok güzel kızsın. Sevgi anlayışın da çok güzel. Valla herkes şaşırıyor. Biz diyorlar bir kızımızı idare edemiyoruz. Çünkü kız çocukları biliyorsunuz birçoğu problemli olur. Yani evliliklerde de, anne babaların eğitiminde de bayağı problem çıkıyor bazılarında. Benim kız arkadaşlarımın hepsi kuzu gibi. Çok saygılı, nezih ve çok kibarlar. Çok teslimiyetliler, hürmetliler. Allah’a teslim olmuş insanlar yani. Kalpleri güzel, kendileri güzel, ciltleri güzel, sevgi coşkuları güzel bir de onların gerçek sevgi yönlerini, derinliklerini ben görüyorum. Yani o derinliklerini kimse bilmiyor o güzel yönlerini bir de o bilinse kim bilir ne olacak yani. Çünkü burada resmi oturuyorlar, ciddi, mesafeliler.

Evet dinliyorum.

VTR: İyi akşamlar sizce Big Bang var mı?

ADNAN OKTAR: Evet kâinat yoktan yaratılmış Kuran böyle söylüyor, doğru. Yani bir anda kainat oluştu.

Kuran’da Allah Müslümanların topluluk halinde olmasını istiyor ve başlarının birinin de bir kişinin de onlara ağabey olmasını veyahut lider olmasını istiyor Allah. Yani tek tek bir Müslümanlık anlayışı yok.  Bak Cenab-ı Allah diyor ki “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.” Yani Müslümanlar bir topluluk halindeyse mutlaka bir arkadaşlarını lider olarak görüyorlar. “Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah'a ve elçisine döndürün. Şayet Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.” (Nisa Suresi, 59) Onun için Müslümanlar başsız olmaz. Mutlaka Müslümanların bir başı olması gerekir. Yani tek tek bir Müslümanlık yok. Tek tek olduğunda İslam yaşanmaz. “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saff Suresi, 4) diyor. “Ayrılıp dağılmayan” diyor Allah, haram kılmış ayrılıp dağılmayı. Onun için münafıklar hep ayrılıp dağılmanın farziyetini Kuran’dan vurgulamaya çalışırlar. Şeytani bir oyun ile. Halbuki Kuran’da apaçık ki İslam birlikte yaşanan bir din. Tek tek yaşanan bir din değil. Zekat Müslümanlara veriliyor. Namaz birlikte kılınıyor. Ceht gayret birlikte yapılıyor. Dolayısıyla Müslümanların ayrı ayrı olması diye bir konu olmaz. Ayrı ayrı Müslümanlık yaşanmaz. Sabır, şefkat, merhamet, sevgi. Sevgi kime duyulur? Müslümanı seveceksin sen. Değil mi? Müslümanları sevmiyorsan sen şeytanı mı seveceksin? Seviyorsan velayet geliyor. Velayet ne demek? Müminlerin birbirini koruyup kollaması. “Müminler birbirlerinin velisidir” diyor. Velisi ne demek? Annesi, babası, kardeşi gibi yani birbirlerini akraba tarzında koruyor. Evi yoksa ev veriyor, yemeği yoksa yemek veriyor. Hasta ise doktora götürüyor. Ve birbirlerinden ayrılmıyor. Nasıl? “Lehimlenmiş” gibi diyor Allah “Kurşun ile kaynatılmış binalar gibi. Bir yerde bir Müslümana bir kötülük yapılırsa bütün Müslümanlar birlik olsun o Müslümanı savunsun” diyor. Niye? Bu da velayetin bir gereğidir. Ayrı tek bir Müslümanlık yok. Kuran’ın bütününde Müslümanların mutlaka birlikte olmasını emredilir. Ve mutlaka bir emir yahut bir lider etrafında toplanmaları istenilir. Mesela Kehf Suresi 28’de Cenab-ı Allah  “Sen de sabah akşam O'nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.” (Kehf Suresi, 28) diyor. Sabah akşam yani 24 saat. Ne istiyor Allah, neyin rızasını? Allah’ın rızasını isteyecek. Kimlerle? Rablerine dua edenlerle. Yani müminlerle birlikte sabret. Ne diyor? “Dünya hayatının (aldatıcı) süsünü isteyerek” yani mal, mülk, paraya, çıkara tamah ederek “gözlerini onlardan” Müslümanlardan “kaydırma.” Onlardan ayrı bir yere gitme. “Kalbini Bizi zikretmekten gaflete düşürdüğümüz,” yani Allah ile din ile alakası olmayan gafillerle “kendi 'istek ve tutkularına (hevasına)' uyan ve işinde aşırılığa gidene itaat etme.” (Kehf Suresi, 28) Yani İslam ile Kuran’la yaşamayıp sadece küfür kanaatiyle, kendi vicdani kanaati ile yaşayanlara da itaat etme diyor. Müminler ile birlikte ol diyor Allah. Ali İmran Suresi 103’te de “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” (Ali İmran Suresi, 103) diyor. Farzdır. Onun için Müslümanlar hepsi birliktir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kendini sevdiren bir balık var.

ADNAN OKTAR: Allah Allah hayret. Ama tabii kimse böyle heveslenmesin. Çünkü hayvanın üstünde ince bir tabaka oluyor. Hayvan mikrop kapabilir bilmem ne kapabilir. Balık sevme diye bir konu olmaz. Çok nazik varlıklar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben sürekli A9 TV’yi izliyorum ama siz komünizmi neden sürekli kötülüyorsunuz, ben onu anlamadım. Onu sormak istiyorum size.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı komünizmde din yok, aile yok, ahlak yok, devlet yok. Komünal toplum var. Yani anne, bacı kavramı yok. Adam anası ile bacasıyla da ilişkiye giriyor. Böyle bir hayat senin istemeyeceğin belli sen yaman bir delikanlıya benziyorsun. Dolayısıyla zor ve dehşet sistemi olan, insanlardan malını zorla alıp insanlara dağıtan bir sistemdense Peygamberimiz (sav)’in güzel uygulaması ile gördüğümüz, İsa Mesih zamanında da gördüğümüz Kuran’daki velayet sistemi olsa, sosyal adalet her yere dağılsa herkes herkesin ailesi olsa, herkes herkesi evladı gibi koruyup kollasa, İslam kardeşliği modern İslam yaşansa çok daha güzel olmaz mı? Komünizm İslam’dan sosyal adaleti aldı. Allah’ı çıkartarak yerine sadece onu koymak istedi ama onu da zor ve şiddetle elde etmek istedi. İslam sevgi ile sosyal adalet sağlıyor. Komünizm zor ve şiddetle, polis zoruyla sağlıyor. Dolayısıyla komünizmi senin destekleyeceğini zannetmiyorum. Evet.

VTR: Merhaba ben Helin. İstanbul’da sel olmadan önce kuvvetli bir yağış olacağı duyuruldu, fakat neden bunun önlemi alınmadı?

ADNAN OKTAR: Sen bir kere biraz fazla güzelsin. Onu önce konuşalım. Canımın içi son anda, 24 saatte, 72 saatte önlem alınması mümkün değil. Yani bütün yapının değiştirilmesi lazım. Suyun akabileceği yerlere beton bentler yapılması lazım. Suyun yeraltına verilmesi gerekir. Yeraltı kanalları yapılması lazım. Onun için kapsamlı geniş bir çalışma gerekiyor. Mesela yeraltı tünelleri yapılması lazım suyun akması için. Selin akacağı yerler belli oluyor. Selin geleceği yerler. Orada sel başladığında otomatik kapaklar açılıp sel suları alta verilmesi lazım yer altından geçmesi lazım. O zaman selin hiç etkisi olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: FETÖ’cü hainler için cezaevinde bir uygulama için hazırlıklar yapılıyor. Darbecilere yüzleşmeleri için özel olarak hazırlanacak 15 Temmuz destanı izletilecek. Darbecilerin tek tip kıyafetin yanı sıra elleri kelepçeli, ayakları prangalı vaziyette mahkeme salonuna getirilmeleri de güvenlik zemininde tartışıldı.

ADNAN OKTAR: Tartışılacak bir şey yok. Bunu hemen yapsınlar bu anormal bir şey değil. Bütün dünyada uygulanan bir şey. Konuyu uzatmaya gerek yok. Bir de naylon terlik giydirecekler bu kadar. Kravat falan bunları bıraksınlar. Üç numara tıraş. Uzun uzun istişaresi yapılacak bir şey değil. Sadece bunlara mahsus yapılacak. Bir de çakallık yaptıklarında başlarını öne eğecekler bu kadar, kırk beş derece.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Mustafa Cengiz. Şu an Taksim’de yapılan projeyi nasıl buluyorsunuz öncesi ve sonrası arasında nasıl bir fark olacak, ne gibi değişiklikler olacak bunlarla ilgili bir görüşünüz var mı?

ADNAN OKTAR: Taksim’de nedir proje ne yapılıyor?

KARTAL GÖKTAN: Trafik yeraltına alındı. Meydan yapıldı yürüyüş için. Ağaç olmaması eleştiriliyor.

AYŞE KOÇ: AKM yıkılıp opera binası yapılacak diye biliyorum.

ADNAN OKTAR: Orası zaten hurda orada bir şey yok, o olabilir. Daha yeşillendirsinler. Yıkabiliyorlarsa eski binaları kötü binaları yıksınlar. Gecekondu gibi binaları. İstimlak edip genişletsinler. Betonlaşma durdurulsun. Çim, yeşillik, bağlık bahçelik olsun. O önemli. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bu kıyafet hakkında bazı komutanlar gerek milletin gerekse darbeye meyilli tüm aktörlerin zihnine kazınması ve ibreti alem olarak tarihteki yerini almasını savunan komutanlar oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii komutanlarımız aslan onlar. Hiç düşünmeye gerek yok bak bu çizgili. Bir daha göster şu kıyafeti. Tereddüt edecek bir şey yok üç numara, gayet normal bir şey bu, mahkum adam tıraş edecekler. Sakal yok. Ayağında pranga, doğru. O mahkum kıyafetini giydirecekler. Ayağına da terlik, naylon terlik. İtlik yapan olursa da başını kırk beş derece eğecekler bu kadar. Millete küfrettirmenin bir alemi var mı? Ahlaksızlık yapıyorsa başını öne eğmekten daha makul ne olabilir? Ne var bunda? Bu intikam ile alakası yok ki. Terbiyesizlik yapmasını engelliyorsun. Saldırganlığını fitnesini engelliyorsun. Bunda bir şey yok. Adam ağzını bozmuyorsa bir şey yok. Ama bir kere bile ağızını bozan, şımarıklık yapan kim varsa hepsinin kafasını öne eğsinler kırk beş derece.

VTR: Merhaba hedefinizde üst düzey elitler var mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen mesela elitsin. Dolayısıyla seni de ben çok seviyorum. Elit demekten kastımız zengin olur ama ahlaksızdır homoseksüel bilmem ne üçkağıtçı dolandırıcı yani bu elit olmayı gerektirmez. Elit demek Allah’tan korkan, Allah’ı çok seven, nezih, kibar, saygılı. Estetiği seven, hürriyeti seven, sanat aşığı, Allah aşığı, herkesi seven insan demektir. Tabii ki bu insanlar bizim için mübarektir, kutsaldır ve değerlidir. Sen de çok güzel kızsın onu da belirteyim. Evet.

VTR: Sizce huzur nedir?

ADNAN OKTAR: Huzur; vicdanın sesini dinlenmesine huzur denir. İnsan vicdanının sesini dinliyorsa huzurludur. Vicdanının sesini dinlemiyorsa, vicdanı onu ezer de ezer. Yakar da yakar. Vicdanın muazzam bir gücü vardır. Ama vicdan kendisine boyun eğen bir Müslümana karşı çok güzel davranır. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Çılgın şişko kedi.

ADNAN OKTAR: O tilki değil mi o? Yazık garibim, artık tam teslim olmuş. O ne yapsın şu an yapacak bir şeyi yok. Çareyi onda bulmuş yani hiç ses çıkartmayarak. Evet.

VTR: Sokaklarda ağızlıksız ve tasmasız dolaşan köpekler için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Yani tehlikeli köpekler için diyordur herhalde. Yoksa bütün köpekler için demiyor. Riskli köpeklere tabii yani o kanunen mecbur edilmesi lazım. O pit bull cinsi köpekler değil mi? tabii ağzında meşin kap ve tasma da olması lazım. Özellikle ağzının kapatılması çok önemli. Evet.

VTR: Ben lise öğrencisiyim, lisede devlet okullarında eğitim sisteminden memnun değildim, özel okula geçiş yaptım. Devlet okullarındaki öğretmenlerin de özel okullardaki gibi anlayışlı ve ilgili olmalarını bekliyoruz.

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, hep sevgi istiyorlar hep saygı istiyorlar. Hep hürmet, güzellik, hep güzel ahlakın peşindeler. Bunların hepsi olacak ama yeni nesilden bunu bekliyoruz. Yeni nesil muhteşem. Bak hepsi nurlu hepsi güzel. Bunlar Allah tarafından özel yaratılmış oldukları anlaşılıyor. Evet.

VTR: Sevgi ve saygı arkadaş mıdır?

ADNAN OKTAR: Evet sevgi saygı iç içedir. Tek bir bütündür zaten. Yani ayrı ayrı değildir. Saygı denince tabii yanlış anlaşılıyor Osmanlı saygısı zannediliyor. Mesela ayakta durmak. Efendim siz ne derseniz öyledir. Lütfettiniz efendim. Mesela ses kısmak, yüzüne bakmamak, ürküntü içinde durmak. Ceketin önünü ilikleyip böyle iki büklüm karşısında, böyle bir şey yok. Bunun saygı ile alakası yok. Saygı; derin sevmeye ve koruma hissinin güçlü olmasına denir. Yani o şahsı kendinden daha çok koruyup kolluyorsan saygı budur. Ve onu çok fazla seviyorsan saygı budur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Arkadaşı ile spagetti yiyen bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Bu genç kızlar hayvanlara olan sevgileri o kadar yakışıyor ki onlara. Onları kat kat daha güzel yapıyor. Kadının ruhunda sevgi çok şiddetlidir. Çok mübarek varlıktır. Onlarda hayvanlara sevgi daha çok erkeklerden dikkat ederseniz. Bu çok güzel bir şey. Evet.

VTR: Merhaba ben Sinem, benim bir sorum olacaktı. Benim annem namaz kılıyor ama askılı falan giyiniyor, açık giyiniyor, çok eleştiri alıyor bunun hakkında acaba bu doğru bir şey mi, kıldığı namaz kabul olur mu?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok çok güzelsin. Allah senin güzelliğini kat kat artırsın. Çok çok nurlusun. Hatta hayret edilecek şekilde güzelsin. O namaz kılan annenin namazı tabii ki sahih ve doğru. Askılı giymesi son derece normal çünkü sıcak ortam, Mekke, Medine’de, zaten orada kadınlar dekolte giyiyorlardı, herkes dekolteydi. Sadece dışarı çıkarlarken üstlerini geniş bir örtüyle yani cilbabla örtüyorlardı ahlaksız adamlar olduğunda. Yoksa ahlaksız adam yoksa zaten dekolte geziyorlardı. Dolayısıyla dekoltenin namaza engel hiçbir hali yok. Gelenekçi Ortodoksların ortaya attığı bir hurafe o, o hurafenin hiçbir şekilde etkisi altında kalmayın.  Kurani bir delilleri yok, Kuran’dan gösterdikleri hiçbir delil yok. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam iyi yayınlar, bir sorum olacak size. Madem alın yazımız belli Hocam, nasıl yaşayıp nasıl öleceğimiz de belli, biz bu dünyaya niçin gönderildik?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı senin kendi kendini sevmen için gönderiliyorsun. Kendi kendini sevmezsen cennetten zevk alamazsın. Yani burada sana Allah güzellikler yaptırıyor, akıllı işler yaptırıyor, namaz kıldırıyor, yardımseverlik, sabır, şefkat, merhamet bakıyorsun ki hakikaten güzel insansın, seviyorsun kendini. O zaman cennette de mutlu oluyorsun. Sana insanlar saygı gösterdiğinde o saygıyı hak ettiğine inanıyorsun. Sana melekler saygı gösterdiğinde o saygıyı hak ettiğine inanıyorsun. Öbür türlü direkt sana saygı gösterseler ne oluyor ki dersin. Yani neyine saygı gösterecek çünkü et kemik dümdüz bir varlık olmuş oluyorsun. Ama orada kutsal bir varlık olmuş oluyorsun. Bunu sana göstermek için yapıyor Allah, sadece amaç bu. Evet.

VTR: Sosyalizm hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sosyalizm İslam‘ın Allahsız bir modelini zor ve şiddetle uygulama metodudur. Ve kökenini İslam’dan almıştır, İslam’daki sosyal adalet kavramını şiddet uygulayarak sosyal adalet sağlama şekline çevirmiştir.  İslam’daki velayet sistemini şiddet uygulayarak elde etme sistemine çevirmiştir. Bir de Allah’ı istemeyen bir sistem. Halbuki Allah olmadan insan mutlu olamaz, hayatın bir anlamı olmaz. Bir de sosyal adalet sevgiyle olursa güzel olur. O velayet sistemi denen budur. Bütün Müslümanlar bütün Müslümanlardan aynı annesi babası gibi sorumlu oluyorlar. İslam’da bu farzdır. Yani mesela sokakta bir Müslüman, adam bayıldı değil mi? Senin çocuğun bayılmış hükmünde oluyor, farz. Hastaneye kaldırmakla mükellefsin. Evi yoksa ev bulmakla mükellefsin. Yemeği yoksa yemek vermekle mükellefsin. Aynı kendi kıyafetinden ona da kıyafet almakla mükellefsin. Bu farz, yapmadığında harama giriyorsun. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Mescid-i Aksa’nın güneydoğusunda bulunan kapının ismi Osmanlı döneminde Yafa Kapısı. Yapa Kapısı’na Kanuni’nin yazdırdığı yazı “La İlahe İllaAllah İbrahim Halilullah.” “Allah’tan başka ilah yoktur, İbrahim onun dostudur.”

ADNAN OKTAR: Bak, görüyor musun Osmanlı’nın inceliğini. Bak, “La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah” demiyor “İbrahim Halilullah” diyor. Niye? Çünkü Hristiyan ve Musevileri de kazanmak istedikleri için. Çünkü Hristiyanların da Musevilerin de peygamberi olduğu için Hz. İbrahim (as), Müslümanların da peygamberi olduğu için “La İlahe İllaAllah İbrahim Halilullah” diyor. Görüyor musun Osmanlıdaki inceliği? Bak bağnazların Hristiyan düşmanlığına bakın, Musevi düşmanlığına bakın, Osmanlıdaki Hristiyan sevgisine, Musevi sevgisine bakın. Şu anki yobazlara bunu dedirttirmek mümkün mü?                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                           

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, benim sorum şu şekilde olacak. İncil’de geçen yedi kutsal kilise Ege’de. Sizin Ege ve İzmir hakkındaki düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: İzmir mübarek bir semttir, mübarek bir şehirdir. Pavlus, Hz. İsa (as)’ın talebelerinden Pavlus biliyorsunuz Efes kentinde güzel çalışmalar yapıyor. Efes çok güzel bir yerdir. Orada Hristiyanlık dininin ilk yedi kilisesi kuruldu. Yedi kilise Roma İmparatorluğu döneminde kuruldu biliyorsunuz. Bu her bir kilise kurulduğu yerin Roma dönemindeki adıyla anılıyor. Efes, İzmir, Bergama, Salihli, Alaşehir, Denizli, Akhisar bu kiliseler. O devirde Allah'ın dinini yaymak için bu mübarekler, bu güzel insanlar çok gayret ettiler. Allah onlardan razı olsun.

Yakışıklılar da ikisi de badici herhalde ben yanlış görmedim değil mi? İzmir'in gençleri ne kadar güzel huylular çok nezih, çok neşeli, çok pozitifler. Allah bütün gençlerimizi onlar gibi yapsın maşaAllah. Evet, güzel.

VTR: Hatasını bilip özür dilemek büyüklük müdür?

ADNAN OKTAR: Tabii çok kaliteli insanların alametidir. Hiç böyle lam cim etmeden “evet hata yaptım. Allah affetsin. Özenle düzelteceğim, çok dikkat edeceğim” demek çok önemli.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kelebek larvası.

ADNAN OKTAR: Allah Allah ne güzel. Çok süslü, acayip tatlı çok çok güzel maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: IŞİD gibi terör örgütleriyle Müslümanlık kötü gösteriliyor. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım onlarla öyle bir netice alamazlar. IŞİD; boş, çirkin, acımasız, gelenekçi Ortodoks inanç içerisinde kavrulup gitmiş, şirk sisteminde mahvolmuş bir yapılanma. Bak görüyorsun İzmir’in aslanlarını sırf İzmir'in aslanları yeter onlara. Hepsi aydın aslan gibiler. Gayet nezaketli ve hepsi mümin muttaki çok aklı başında, merhametli, sanatçı ruhlu, sevgi dolu tertemiz insanlar. Müslüman böyle olur. Evet.

VTR: Ben sokakta rahat rahat şortla, elbiseyle dolaşabilmek istiyorum. Bunun için ne yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sana çok yakışır. Zaten sağlığın için de çok iyi olur. Ve çok estetik güzel bir varlıksın çok şık durur. Cesaretle yap. Ormanda ayıların homurdanması önemli değildir. İnsanlar her zaman ayılara hakim olurlar. Ayıların çok olmasından hiç rahatsız olma. Onlar dikenli tellerle zararsız hale getirilecekler. Kanunla, hukukla, ilimle irfanla. Sen cesur ol. EvvelAllah hiçbir şey olmaz. Bak devlet en ufak bir densizliklerinde derhal karşılığını veriyor. Bundan sonra da karşılıklarını alacaklar. Kabadayı gençler, delikanlı gençler kız hanım kardeşlerimize, dekolte hanımlara bir laf edildiğinde elbirliği karşılık versinler. O güzel varlıklar, Allah'ın o muhteşem güzellikleri o güzel endamlarıyla dünyayı, Türkiye'yi, her yeri güzelleştirsinler. Teşvik edelim. Makyajlı da olsunlar, bakımlı da olsunlar, dekolte de olsunlar. Ama çok saygı gösterelim, çok hürmet edelim koruyup kollayalım. Allah'ın en güzel nimetidir kadınlar. Evet.

VTR: Kızlarda aradığınız özellik nelerdir?

ADNAN OKTAR: Bir genç kızda aranacak özellik en başta samimiyettir. Kendisi olmasıdır. Bir kadın kendisiyse çok muhteşemdir. Doğal olması ve samimi olması. Samimiyse her türlü güzellik çıkar o kadından. Evet.

VTR: Kediciklerinizi nereden buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı sen bir kere çok yakışıklısın arkadaşın da çok yakışıklı. Türkiye'deki insanlar zaten güzel. Allah herkesi güzelleştirmiş, bir hayır var. Mehdiyet döneminin bereketiyle. Bak sen rastlanacak gibi bir yakışıklı değilsin ki olağanüstü yakışıklısın. Ben seni yakışıklılığına şaşıyorum. Sen hanım kızların, delikanlıların yakışıklılığına şaşırıyorsun. Demek ki herkes güzelleşmiş maşaAllah. Allah yaratır tabii sevdiklerimizi. Ben güzel insanı sevdiğim için Allah hep karşıma güzel insan çıkartıyor. Güzel kadın benim için çok büyük bir nimettir. Allah kesintisiz güzel kadınlar yaratıyor. Allah'a hamd ediyorum. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, size bir sorum olacaktı. İzlediğim önceki programlarınızda masonlara saldırdığınızı ve eleştirdiğinizi gördüm şeytana tapıyorlar falan diye. Fakat sonra birden mason belgesi aldınız. 33. Derece Üstat şeklinde bu aklımı karıştırdı daha doğrusu cevap bekliyorum sizden.

ADNAN OKTAR: Saldırma derken herhalde net eleştiriyi kastediyor. Çünkü saldırdın mı sille tokat girme akla gelir. Öyle bir şey olmadığına göre. Yani keskin eleştirilerden bahsediyorsun. Şeytana tapan var. Şeytana tapan gelenekçiler de birçoğu şeytana tapıyorlar. Şeytana tapma Allah'ın dışında putlara yöneliyorsa bir insan zaten şeytana tapıyor demektir. Bu anlama geliyor.

Masonluk dünyayı idare eden bir sistemdir. Bütün dünyayı sarmış. Kökeni Tevrat'a dayalı. Undelerini Tevrat’tan alan ve Kabala’dan alan. Hz. Süleyman (as) devrinden çok çok daha eski on iki bin yıl gerilere giden bir tarikat yapılanması diyebiliriz. Yani bir yol. Ahlakın özgürlüğünü, güzel ahlakı savunan bir yapı. Özgürlüğü, hür fikri, hür düşünceyi savunan bir yapı. Allah inancına çok önem verir masonluk. Kainatın ulu mimarı olarak inanırlar. Ama Hristiyan, Musevi, Müslüman herkes bulunur. Şartları nezaket, saygı, hürmet. Herkesin birbirine fikrine hürmet etmesi. Kabalık göstermemesi. Herkesin birbirini saygıyla dinlemesi. Eleştirirken de akılcı şekilde eleştirmesi. Ve doğru yolu birlikte bulma inancı. Masonluğun yapısı budur. Benim gördüğüm Mehdiyet için kurulmuş bir tarikat yapılanması. Mehdi (as)’ın kullanması için, İslam’ın hakimiyeti için kurulmuş, on iki bin yıldan daha da eskiye giden bir yapı. Sembolleri daha hala anlaşılamamıştır birçok sembolü. Masonların birçoğu da bilmezler. 33 dereceli masonlar da mason sembollerinin birçoğunu bilmezler. Mesela Firavun masondu. Hz. Musa (as) mason mabedinde yetişti Peygamber. Ulul azm peygamber mason mabedinde yetişti. Hz. İbrahim (as) mason mabedinde yetişti. Nemrut masondu, üstat masondu. Nuh (as) devrinde vardı masonluk. Nuh (as) da duvarcı ustasıydı aynı zamanda yani ustaydı. Hz. İsa Mesih de duvarcı ustasıdır, sanatçıdır. Hz. Yakup (as) da duvarcı ustasıdır. Hz. Adem (as) de duvarcı ustasıdır. İlk Kabe’yi o yapmıştır. O mikap taş şeklinde, küp şeklinde inşa eden Hz. Adem (as)’dir. Malayla, şakülle, çekiçle o mikap taşı yapmıştır Kabe’yi. Ve o göz biçiminde olan Hacer-ül Esvet tabir edilen taşı da. Hacer-ül Esvet taşı çok çok eskiye dayanır aslında. Ta Hz. Adem (as) devrine dayanır. Cennetten getirdiği söylenir taşı. Özel bir taştır. Ama göz biçimindedir dikkat ederseniz. Bakan göz şeklinde. Bu da masoniktir aslında. Özetle masonluk dünyaya İslam'ın hakim olmasında hepsi görev alacak kişilerdir.  Ama içlerine şeytan girmişti. Biz o şeytanı kovaladık masonların içinden. Allah'ı inkar eden, Darwinist bir kafaya girmişlerdi ben onu eleştirdim. Şeytana tapıyorlar dediğim pagan dinlerine tapıyorlardı. Orada din, inanç serbest olduğu için orada pagan inanç gelişmişti. O pagan inancı ilimle, irfanla boğduk, yok ettik. Şu an Amerika’da Allah inancı hakim bütün mason localarında. Fransız mason localarında da Allah inancı hakim. İngiliz mason localarında da Allah inancı hakim. Allah’a inanmayanları da koymuyorlar bundan sonra. Eskiden Allahsızları koyuyorlardı. Şu an koymuyorlar. Demek ki bayağı faydam olmuş. Ve oluyormuş ve olacak.

Tevrat’ta o köşe taşına dikkat çekilir. Yeşeya 28/16, “O köşe taşı Mehdi (as)’a bakar” Moşiyah’a. “Bu yüzden Egemen Rab diyor ki, “İşte Siyon'a sağlam temel olarak bir taş, denenmiş bir taş” Allah tarafından denenmiş bir taş “değerli bir köşe taşı yerleştiriyorum. Ona güvenen yenilmeyecek.” Yani dünya hakimi olacak. Yani imam Mehdi (as). “Siyon’dan bütün dünyaya gürleyecek sesi” diyor. Her yerde duyulacak diyor. Siyonizm demek İslam’ın dünyaya hakimiyeti demektir. Mehdi (as)’ın dünyaya hakimiyeti demektir. Siyon’dan her yere sesleneceği Mehdi (as)’ın Tevrat’ta geçer.

Bakara Suresi, 127, “İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını yükselttiğinde” dikkat edin sütunlar, çift sütun masonlukta semboldür. “(ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et. Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin."” (Bakara Suresi, 127) İsmail (as) ve İbrahim (as) her ikisi de duvarcı ustasıdır. Hz. İbrahim (as) de duvarcı ustasıdır. Hz. İsmail (as) de duvarcı ustasıdır. Burada ne demek istiyorsun? Onlar bir sır, zamanı gelince ortaya çıkar.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü