Harun Yahya

Sohbetler (23 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler başlıyor. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Suudi Arabistan, Kuveyt ve Katar’da görüşmeler yapacağı körfez gezisine çıktı. Körfez basını Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın körfez gezisini bölgedeki krizi çözmek için yaptığı çabanın bir parçası olarak değerlendirdi. Resimler vardı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam hayırlı yolda.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Kralı Selman ve Cumhurbaşkanımız Erdoğan. Kuveyt Başbakanı Şeyh Cabir el-Mübarek el-Sabah.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam’ı seviyorlar oralarda maşaAllah, dürüst delikanlı. İyi niyetli olduklarını biliyorlar o yönden güzel. Çalışkanlığı da iyi, şevki de iyi. İşte Allah ona göre yaratmış. Tayyip Hocam’a söylemiştim, “Şöyle bir tur at da şunları ikna et” diye. Ama tabii kendisi daha güzel düşünüyor daha titiz, güzel. Allah sağlık sıhhat versin Tayyip Hocam’a, uzun ömür versin. Doğru yolda iyi güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İsrail Savunma Bakanlığı Mescid-i Aksa’ya güvenlik detektörü konulmasıyla ilgili yaptığı açıklamada, Müslüman ülkelerden fotoğraflarla örnekler verdi. Tüm bu ülkelerde camilere girişte arama yapılıyor.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz. Bangladeş Merkez Camii girişi. Hindistan New Delhi Camii girişi.

ADNAN OKTAR: Ama zulüm gören Müslümanların olduğu yerler, çok ayıp yapmışlar. Bu kadar cahilce bir üslup yakışmamış onlara. Müslümanların mahvedildiği, dövüldüğü sövüldüğü en çok ezildiği yerlerden örnekler veriyor. Olmaz böyle bir şey. İsrail’in stili Avrupai değil. Ben onunla ilgili şimdi bir yazı hazırlıyorum. İsrail kendi içinde kapalı yaşadı modern olamadı. Teknolojide falan modernliği yakaladı ama sosyal olaylarda modernliği yakalayamadı. Avrupa normlarını yakalayamadı. Çok kaba 2. Dünya Harbi’nden kalma metotları uyguluyor. Bilmiyorlar, stil gösterilmesi ve stil araştırması yapmaları gerekiyor. İsrail’e bu yakışmıyor böyle kaba yöntemler. İsrail denince kaba yöntemler akla geliyor olur mu böyle şey? Tamam hakikaten can havliyle kendilerini korumak istiyorlar çok fazla düşmanları var ben onları haklı görüyorum birçok yönde ama böyle sert stile gerek yok. Öyle daha çok netice alırlar, daha çok sempati toplarlar. Ama tabii İsrail nefreti şeytanın meydana getirdiği bir nefret. Bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. Peygamber soyuna olan nefreti şeytan körüklüyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mescid-i Aksa konusunda İsrail’le Filistin arasında yaşanan anlaşmazlığın üzerinden on gün geçtikten sonra Arap Birliği toplanma kararı aldı. Arap Birliği’nden yapılan yazılı açıklamada dün gerçekleşen yoğun telefon görüşmeleri ve Ürdün’ün talebi üzerine “Arap Birliği’nin Dışişleri Bakanları seviyesinde olağanüstü toplanması kararlaştırılmıştır” ifadelerine yer verildi.

ADNAN OKTAR: Şu resmiyete bak şu üsluba bak. Sanki Birleşmiş Milletler toplantısı yapıyor gibi. Onlarda da öyle ağır ağdalı bir üslup var. Samimi Müslümansınız siz lafı ne uzatıyorsun? On gün beklemeye ne gerek? Hemen saatinde dakikasında toplanın. Neyi bekliyorsunuz yani?

KARTAL GÖKTAN: Daha önce yaptıkları bir toplantıdan resim vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Koma halinde uyuyor baksana perişan.

Yalnız tabii Araplar diye konuyu gündeme getirmesi çok ayıp olmuş. Çünkü Araplara karşı öfke de ayrı bir hastalıktır. Arap nefreti özel uğraşla elde ediliyor, İsrail nefreti de ayrı özel bir uğraşla elde ediliyor. Adamlar nefret saçmak için ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Şimdi adamlar tamam yorgun düşüyor ama tabii görgüsüzlük oradaki yaptıkları münasebetsizlik. Uykun varsa git içeride yat, izin al git. Bütün kameraların önünde, bütün milletin gözü önünde ağzını açarak perişan şekilde uyumanın alemi ne? Tabii ki münasebetsizlik, görgüsüzlük İslam alemini sarmış vaziyette. Çok fazla yani büyük bir bölümünde görgüsüzlük var. Ama tabii kendi insanlarımız kendi Müslümanlarımız. Şefkatli olacağız öyle sinirlenerek kızarak aşağılayarak bir yere varamayız. Sabırlı bir eğitim, sabırlı bir anlatım gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’de sinagog önünde yapılan protestoları eleştirerek “Başka dinlere mensup insanların ibadethanelerine halel getirmek bizim medeniyetimizde asla yoktur” dedi.

ADNAN OKTAR: Kuran’a göre haramdır. Ucuz kahramanlık yapıyor. Gelmiş demir kapıya kafa atıyor, vurmaya çalışıyor, tekme atıyor. Kapı da sana tekme atıyor. Demir de sana tekme atmış oluyor. Mescitler, sinagoglar, kiliseler Allah’ın korunmasını emrettiği yerler. Gelip orada ucuz kahramanlık niye yapıyorsun? Git PKK’yla çatış. Dersin “ben korucu olarak görev almak istiyorum” veyahut “özel harekat olarak görev almak istiyorum” dersen zaten devlet seni orada göreve alır. Koskoca adamlarsınız, öyle varsa yiğitliğin delikanlılığın git çatış. Ama bak canın tatlı oraya gitmiyorsun. İçeride üç tane yaşlı Musevi var, yaşlı 60-70-80 yaşında insanlar gidiyorsun onlara kabadayılık yapmaya kalkıyorsun ucuz kabadayılık, münasebetsizlik. Defalarca uyardım. Yalnız böyle şeylerde tabii Tayyip Hocam’ın çok işi var vakti olmuyor doğru ama ani reaksiyon çok iyi olur. Yani hemen vakit geçirmeden cevap verilmesi çok iyi olur. Olay anında hemen uyardım. Ahmet Hakan benden sonra uyardı. Çok vakit geçiriyorlar. Kardeşim, günler geçiyor. Ama ben Tayyip Hocam’ı tabii haklı buluyorum çünkü binlerce konu var hangi birine cevap versin, hangi biriyle uğraşsın. O doğru o bizlere düşüyor. Ama mümkünse mümkünse acil cevap güzel olur. Çünkü adamlar şımarıyor “bir daha geliriz ha” diyor. O yiğitlik mi o? Git İsrail polisiyle çatışmaya gir bakayım gücün yetiyorsa. Kabadayılık yapıyorsan git orada yap da göreyim. Veyahut git PKK’yla çatış. Hayır zaten çatışmasını istemem de, İsrail polisiyle çatışmasını zaten istemem. Ama PKK’yla çatışsın. Tahayyül dahi edemiyor öyle bir şeyi. Koskoca adamsın git işte bomboş duruyorsun.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Üniversite öğrencileri sosyal medyada ülkemizin durumundan, gelişmişliğinden yakınırken, neden kendileri okurken üniversitelerde derslere girmeyip daha çok boş diye tabir ettiğimiz konularda kendilerini ön planda tutmaya çalışıyorlar?

ADNAN OKTAR: Ama bizim yakışıklımız da bayağı yakışıklıymış, maşaAllah. Dizi film oyuncularında bile böyle delikanlıya rastlanmaz, maşaAllah. Çok nurlu, çok efendisin. Dediğin de doğru. Ama o tabii bir kültür, zamanla daha oturacaktır. Marksist teorinin yanlışlığını daha yeni ikna ettik. Darwinizm’in geçersizliğini daha yeni ikna ettik. Bundan sonra inşaAllah güzel gelişmeler olacaktır.

Evet dinliyorum.

VTR: Evrende bizden başka canlı var mı?

ADNAN OKTAR: Normalde olması lazım. Çünkü bayağı büyük. Ama olsa haberimiz olurdu. Yani bir teknolojik gelişme içinde olmaları gerekiyordu, en azından bir radyo yapmış olmaları gerekirdi, bir televizyon yapmış yahut herhangi bir sinyal. Hiçbir sinyal yok uzayda, hiçbir dalgaya rastlanamıyor. İnsan yapısı bir dalgaya rastlanamıyor. Benim gördüğüm boş. Ama Allah istese tabii doldururdu her yer şenlik çaka çaka dolu olurdu. Allah böyle uygun görmüş. Cennet doludur, cehennem doludur. Cehennem cennettekileri motive etmek içindir. Daha cenneti sevmeleri içindir. Cehennemin aslında Allah Katında pek bir önemi yok. Allah ayette diyor “Allah size eza edip de ne yapsın?” diyor. Yani “Benim hoşuma giden beğendiğim bir şey değil cehennem” diyor Allah. Ama “zaruri olduğu için yaratıyorum” diyor Allah. Evet.

VTR: Merhabalar bir şey sormak istiyorum. Neden arkadaşımıza, annemize, babamıza, eşimize, kardeşimize sevgimizi gösteremiyoruz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, Allah senin ruhunu güzel yaratmış sen sevgi dolusun ama her insan öyle olmuyor işte. Vahşi, görgüsüz, zalim, gaddar olabiliyorlar. Ama benim gördüğüm, bak rastgele kardeşlerimiz seçiliyor, Mehdiyet ruhu Kuran Müslümanlığı her yere yayılmış. Mesela bak gelenekçi değil kardeşimiz. Gelenekçi Ortodoks Müslüman değil. Bir Kuran Müslümanı olduğu anlaşılıyor. Çünkü gelenekçi hepsi olmasa da bir kısmı sevgiyi pek gündemde tutmazlar, sevgi önemli olmaz onlar için. Daha çok öfke, nefret ön planda olur. Şuna kızsın buna kızsın, çeşitli cemaatleri aşağılasın, adam yerine koymasın, kendini yüceltsin, böyle müstekbir davransın, ekabir olsun öyle bir tavır içinde oluyorlar. Ama kardeşlerimizin sayısının çok yüksek olduğunu görüyoruz. Sevgi dolu insan sayısı çok fazla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Eğitim ile ilgili ne düşünüyorlar acaba? Bir kulaklarına gitsin isterim. Eğitimden çok memnun değiliz. İlla Ortadoğu’ya gitmemiz gerekmiyor, illa batıya da gitmeyelim. Biz evrim ne veya bilimsel gerçeklik ne, bilim açısından o merkezden yola çıkarak gençlerimizi eğitelim. Daha ışıklı, daha aydınlıklı yollarda yürüsünler.

ADNAN OKTAR: Benim güzel annem diyor ki; evrimin münasebetsizliğini, putperest pagan dini olduğunu gençlere anlatalım, değil mi? Çünkü hakikaten bilinmiyor, sanki bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatılıyor. Bu uydurma putperest dinin, tesadüflere dayalı bu putperest pagan inancının gençlere anlatılması, bu pagan diniyle bütün tarihin dolu olduğunu, insanların bu şekilde aldatıldığını, yanlış yönlendirildiğini, aslında bütün dünyaya hakim üstün bir aklın açıkça görüldüğünü herkesin her yerde anlatması gerekir. Bunu anlatmak istiyor annemiz. Evet.

VTR: Nesil gittikçe bozuluyor. Teknolojiye dönüşüyor yaşam. Merhaba kalktı, kulağında kulaklığı, merhaba yok anneanne yok, babaanne yok, nene yok ‘ben özgürüm’ diyor. Bu özgürlük değildir. Merhabasız kişilik bozukluğu.

ADNAN OKTAR: Çok güzel bak benim annem de melek gibi çok güzel bir ahlaka sahip. Tam bir Müslüman, tam bir Kuran Müslümanı. Sevgiye nasıl güzel özlem duyuyor, merhamete, düzgün insan olmaya, Müslüman gibi yaşamaya ne kadar güzel özlem duyuyor. Böyle insanların sayısının bu kadar çok olması ne demek? Mehdiyet’in an meselesi olduğunu gösteriyor, maşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba adım Sinem. Arkadaşlarla iyi geçinmek için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Sinem sen bir kere çok tatlısın, arkadaşın da çok tatlı. Doğal olarak seninle herkes iyi geçinir. Bir gayrete gerek yok şekerliğin yeter senin. Sen zaten sevgiyi, güzelliği de aradığına göre, iyiliği aradığına göre güzel insansın demektir. Mesele hallolmuş. Seni seven çok olur zaten. Evet.

VTR: Merhaba ben İrem. Ülkemizde neden bu kadar çok Atatürk’e tepki var?

ADNAN OKTAR: İrem, aklı başında olan herkes Atatürk’ü sever. Aklında pürüz olanlar, genel kültürü yeterli olmayanlar, vicdanında bozukluk olanlar, derin düşünemeyenler, vefa ve sadakati bilmeyenler hatta nankör olanlar Atatürk’ü bazen fark edemiyorlar. Atatürk’ün fark edilmeyecek bir yönü yok. Çok kaliteli bir Kuran Müslümanı, yiğit bir delikanlı, Kültürlü, görgülü klas bir insan, Türkiye’nin medarıiftiharı. Dolayısıyla Atatürk aleyhinde laf söyleyen olur olabilir ama çok cılız kalır. Yani binde bir, milyonda bir. Ama eylem genellikle çok dikkat çeker. Mesela Atatürk büstüne saldırır adam on yılda bir ama bu çok büyük bir olay gibi görünür. Halbuki bir tane meczup olabilir böyle bir olayla da karşılaşabiliriz. Kaale almamak lazım. Gençliğimizin ezici çoğunluğu Atatürk’ü sever, aydın olmayı sever, kültürlü görgülü olmayı sever, sanatı sever. Sanatı, bilimi, kültürü, görgüyü, klaslığı seven herkes Atatürk’ü sever zaten. Dolayısıyla gençlik de sağlam yolda gittiğine göre görüntüyü zaten görüyorsunuz, aksi bir durum olmaz. Zaten Atatürk hakkındaki benim yazılarım, kitaplarım, konuşmalarım o belayı ortadan kaldırdı. Eskiden çok yoğundu şu an tek-tük. Böyle çatlak sesler çıkıyor onun da kıymeti yok. Evet.

VTR: Merhaba ben Neslihan. Özellikle bayanların neden fikirlerine, düşüncelerine saygı duyulmuyor bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Güzel Neslihan, sen çok kaliteli güzel bir insana benziyorsun. Senin değerini bilen bir insan nasıl olmalı; akıllı, vicdanlı, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, merhametli, nezih, temiz bir insan olması lazım senin gibi. Kaliteli insandan kaliteli insan anlar. Şimdi biz insanız ama hayvanlar da var aramızda. Şimdi hayvanlarla karşılaştığında şaşırmayacaksın. Mesela Hindistan’a gidiyoruz sığır var, maymun var, insan var ama insan görünümünde hayvan da var yine. Mesela gidiyor karısını yakıyor, vahşilik yapıyor, sadistlik yapıyor. Dolayısıyla insanlıktan çıkmış insana hayvan denir. Hayvanların yaptığı hayvanca hareketleri onların hayvanlığına vereceksin kaale almayacaksın. Sen iyiyi güzeli savunmaya devam et. Çok değerli güzel bir kız olduğun anlaşılıyor. Aklı başında herkes sana saygı duyar, değer verir.

VTR: Merhaba ben Dilcan. Yıllarca bu yolda yürüyorum. Eskiden insanların daha sıcak olduğunu düşünüyorum açıkçası. Burada birkaç kere karşılaştım kimse birbirine bakmadan yürüyor. Kimse birbiriyle ilgilenmeden yürüyor. Türk insanının daha sıcak olduğunu düşünüyorduk ama şimdilerde biraz daha bozulduğunu görüyorum açıkçası.  Bu beni üzüyor şu anda. Daha iyi olmasını beklerdim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi. Sen ne kadar tatlısın bir bilsen nasıl güzelsin. Senin o güzel yüzünü görüp de bir insanın neşe dolmaması mümkün değil. Ama bu bela, selamsızlık sevgisizlik belası bütün milleti rahatsız ediyor. Çok yaygın bir bela. Hükümetin devletin bu konuda atak yapması, toplumu teşvik etmesi, güzel ortamlar meydana getirmesi önemli. Bazen çok nadir bakanlar biz uyardığımızda işte “herkes birbirine selam versin” dedikleri oluyor. Bir kere Ahmet Davutoğlu’nu ben uyarmıştım o zamanlar o zaman söylemişti bu tip bir şeyler. Böyle olmaz. Bu güzel insanların her yerde birbirine selam vermesi lazım, birbirini koruyup-kollaması, değer vermesi gerekiyor. Ama sayıları çok, benim gördüğüm birbirlerini tanımıyorlar. Birbirlerini tanımaları lazım onu sağlayalım. Güzel insanların sayısı çok ezici ama bilmiyorlar birbirlerinin güzel insan olduğunu, iyi insan olduğunu. Mesela ben bu güzel kuzumu bilmiyorum o da beni tanımaz ama konuşunca anlaşıyoruz. Bu şekilde dile getirmeleri çok önemli. Buna devam etsinler çok güzel netice alırız. Evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Özgür. Neden zaman geçtikçe dinsizlik daha çok hakim oluyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, bilakis baksana bütün arkadaşların sen herkes dinden, İslam’dan, güzel ahlaktan, sevgiden bahsediyorsunuz, birbirinizi tanımadığınız içi böyle oluyor. Yani milyonlara ulaştınız, sayınız çok yüksek. Sadece birbirinizi tanımanız durumunda ne kadar büyük bir güç olduğunu anlayacaksınız. Mesela bak 15 Temmuz’da Türkiye’yi korkak zanneden, çekingen zannedenler bir avuç kabadayının karşısında darmadağın oldular. Tasını-tarağını toplayıp kaçtılar bir avuç. Kabadayıların hepsi ortaya da çıkmadı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, “Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı yıllardır kendisi ve partisiyle beraber çalışan kişiler ya takibata uğradı ya hapiste ya da ağzını açamıyor. Buna net bir şekilde dur demenin ülkemiz için bir kendine saygı meselesi olduğunu düşünüyorum” sözlerini eleştirdi.

ADNAN OKTAR: Dur mu diyeceklermiş? Desin, desin duyalım. Çıksın televizyona dur desin. Tayyip Hoca’nın etrafını kahpeler sardıysa, çakallar sardıysa o da onları darmadağın eder bu kadar basit. Abdülaziz’in çevresini de sarmıştı çakallar, sonunda ne yaptılar? Onu şehit ettiler. İngiliz derin devletinin itleri Müslüman görünümünde, adam görünümünde etrafını sardıysa tabii ki gereğini yaparız. Böyle bir şey olmaz. Kimse o yani ilgili kişileri kastediyorum ben.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bazı insanların özgüveni yoktur, cesareti yoktur mesela, bu nasıl kazanılır?

ADNAN OKTAR: İmanın dışında bir insanın dengeli, normal olması mümkün değildir. Mutlaka Allah ile yoğun kontak halinde bağlantı halinde olması lazım. Öbür türlü insan çok zayıf bir varlıktır, özel olarak zayıf yaratılmıştır. Allah ayette de diyor, şeytandan Allah’a sığınırım: “İnsan zayıf yaratıldı” diyor. Yani ne demek? Özgüveni olmayacak şekilde güçsüz yaratılmıştır. Nasıl olur özgüven? Allah’a kendini bağladığında olur. O zaman sonsuz büyük güce bağlanmış oluyor, özgüveni tam olur o zaman. Onun dışında hep ezik, hep zavallı, hep karamsar, şizoit bir bünye gelişir. Evet.

VTR: Merhaba ben Onur. Benim en çok merak ettiğim soru neden varız? Nereden geldik nereye gidiyoruz? Ben onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yokluk olacaktı öbür türlü mutlak yokluk. Ama mutlak yokluk da olacak bir şey değil yani bilimsel açıdan mümkün değil. Bir kere varlık olmuş elhamdülillah. Varlık olunca artık mutlak yokluğun olması imkansız, mümkün değildir. Çünkü mutlak yokluk çok çok boş mevcudiyeti imkansız bir şey. Bir şekilde varlık var, Allah yaratmış var olmuşuz. Ne güzel Allah’ın ruhunu taşıyoruz ayrıca. Şahane insanın konumu. Ama çok akıllı olup Allah’ı bırakmaması lazım. Yani hep Allah ile beraber hareket etmesi gerekiyor. Allah’ı bıraktığında savrulur, feci şekilde savrulur ve çok tehlikelidir Allah’ı bırakmak. Büyük bir ihtimalle büyük bir belayla sonuçlanır olay. Allah’a sıkı sıkıya sarılmak Allah’ı hiç bırakmamak gerekir. Evet.

VTR: Sosyal medyada insanlar rahatken gerçek hayatta neden rahat değiller?

ADNAN OKTAR: Ne demek istiyor delikanlı? Rahatlar mı sosyal medyada?

BÜLENT SEZGİN: Rahat yazabiliyorlar, rahat yorum yapabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Kendi evinde korunaklı oluyor tabii. Ama öbür türlü adamla karşı karşıya birisiyle. Her an bir şey yapabilir saldırabilir, delilik yapabilir, iftira atabilir, rezalet çıkarabilir. Özellikle genç kızlar için bu çok büyük bir tehlike. Bir gençle tanışmak bir genç kız için asrımızda zamanımızda çok büyük bir risk olmuş gibi görünüyor. Hepsi için olmasa da genel olarak böyle. Tabii çok tartıyor genç kızlar o yüzden, çok özenli hareket etmeye çalışıyorlar. Ama Allah’tan korkan, Allah’ı seven bir insan bir genç kız için müthiş bir güvencedir. Çünkü merhametlidir, şefkatlidir, vefalı sadıktır ama gerçekten Allah’a inanıyorsa. Onun alametlerini gördüyse bir genç kızın korkmasına gerek yok. Ama Allah’tan korkmuyorsa her an her şey olabilir. Hiç şaşırmaması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların giyim tarzını beğeniyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Bir kere yakışıklımız olağanüstü yakışıklı onu önce bir belirtelim. İnsanlarda giyim tarzı diye bir şey ben göremiyorum çok nadir. İşlevsel giyiyorlar. Yani sadece bir tişört giyiyor sokakta çıplak olmamak için, bir de bir kot giyiyor mecbur olduğu için, bir de lastik ayakkabı veyahut bir ayakkabı giyiyor o kadar. Renk uyumu, klaslık, görüntü, kalite hiç önemli olmuyor. Çoğu da saçını üç numaraya vuruyor benim gördüğüm, geziyor. Hatta kısa bir şort giyiyor. Hayır kötü gördüğümden değil normal giyebilir bir insan ama kaliteye önem vermemeleri çok korkunç. Çünkü sevgi, sanat ön plana geldiğinde neye ilk başta karşı çıkıyorlar? Kadının dekoltesine. Kadın güzelliği olmadığında zaten bir insanın güzel olması için gerekçe görememesi meydana geliyor. Bir genç niye güzel olsun? Çünkü seveceği bir kadın yoksa, bir güzellik yoksa, onu takdir edecek birisi yoksa “ben niye güzel olayım ki?” diyor. Bir genç kız da “beni beğenecek birisi yoksa niye güzel olayım?” diyor. Dolayısıyla bir güzellik öldürülmesi sistemi gelişmiş durumda, bu bir felaket. Genç kızlar bakımsız, saçları falan karışık, kaşı-gözü, ağzı-burnu her yeri cildi bozuk, vücudu bozulmuş spor yapmaya falan da gerek duymuyor. Zaten makyaj çok büyük bir suç gibi gösteriliyor, dekolte çok büyük bir suç gibi gösteriliyor. Bir genç de kime kendini beğendirecek? Bir genç için en önemli şey bir genç kızın kendini beğenmesidir yahut genç kızların kendini beğenmesidir. Bir genç kız için de en önemli şey gençlerin kendisini beğenmesidir. Karşılıklı bu yasaklandığına göre ve bu çirkin ve korkunç bir şey gibi gösterildiğine göre güzel olmanın güzelleşmenin, iyi olmanın hiçbir anlamı kalmamış oluyor. O zaman içine kapanıyorlar işte. Sevgisiz, şizoit bir bünye hatta egoist bencil bir yapı, sadece kendini seven bir yapı o insanları boğuyor. Her yerde olmasa da birçok yerde bu böyle. Bunu işte Mehdiyet şu an çözüyor. Bu beladan Mehdiyet gençliği kurtulacak ve o kurtulmayı da onlar sağlayacaklar. Bak görüyoruz gençleri hepsi Mehdiyet gençliği, hepsinin ağzında sevgi, hepsinin ağzında selam, hepsinin ağzında güzellik, hepsi estetik peşinde, her şeyin düzenlenmesini istiyorlar. Nereye dönsek Mehdi gençliğiyle karşılaşıyoruz. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Viyana’dan gelen sorularımız var.

VTR: Selam Adnan Bey. En iyi hangi vakitte spor yapılır?

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam. Benim açımdan akşamları iyidir. Ama genellikle sabah mı gençler? Oksijen bol oluyor sabah, sabah iyi olur. Bilimsel açıdan sabah mı daha iyi? Evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Sayın Adnan Oktar. İsmim Wolfgang. Mutlu olmak için ne yapıyorsunuz? Sizi ne mutlu ediyor?

ADNAN OKTAR: Bak hep insanlar mutluluk, sevgi, güzellik. Alman görüyorsunuz, onda da bir Mehdiyet ruhu var Allah kalbine ilham ediyor. Çünkü hakikaten insan mutluluğu araması lazım. Mutluluk; dünyanın, kainatın her şeyin en yüce sahibi, en üstün akla sahip Allah’a yakın olmakla olur. Çünkü kromozomlara, kofullara, atoma her şeye hakim ve her şeyin bilgisine sahip muazzam bir güç. Merhametli sonsuz akıl. Şimdi böyle bir güce ram olup bağlanmak varken kendi kafana bağlanırsan ne kadar büyük hata yapmış olursun mahvolursun. Savrulursun da savrulursun. Ama sonsuz büyük güce, sonsuz büyük akla ram olup bağlanırsan en mükemmelini yapmış olursun, en mükemmel yola girmiş olursun. Bunu fark edemiyor insanlar büyük belaların içine giriyorlar. Allah’a kenardan bağlanıyor. Allah’a kenardan bağlanılmaz yine çok büyük hata yapıyorsun. Yani “bir ucundan ibadet ederler” diyor ya Allah, az bir bağla Allah’a bağlı arada sırada aklına geliyor öyle olmaz. Allah’la bağın muhkem olarak asla hiç kopmaması lazım ve tam bir bağlantı halinde devam etmesi lazım çok keskin bir bağlantı. Milim santim boşluk bırakılmaması gerekiyor. Çok büyük bir tehlikedir. O zaman her şey mükemmel olur. Evet.

VTR: Neden insanlar başka ülkelere seyahat ettiklerinde karakterlerini değiştiriyorlar?

ADNAN OKTAR: Evet, Almanya’ya gidiyor Almancı oluyor, İngiltere’ye gidiyor İngiliz oluyor. Brezilya’ya gidiyor Brezilyalı oluyor, Amerika’ya gidiyor Amerikalı oluyor kovboy şapkası falan. “Neydi siz ne söylüyor Türkçede çıkaramıyorum” falan diyor. Basitlik tabii başka bir şey değil. Nasıl açıklayabiliriz? Yalnız bu Pakistan, Hindistan’da bir aksan var İngilizce aksanı çok değişik. Neden öyle bir aksana gerek duyuyorlar ben onu anlamıyorum. Neyse odur, değil mi? Şimdi İngilizceyi sen Pakistan diline çevirirsen o Pakistan’ca olur. Hanımefendi için söylemiyorum genel anlamda diyorum. Onun tatlı güzel bir dili var. Evet.

VTR: Neden her ülkeye göre paranın değeri başka oluyor?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım haklı tabii. Dünyada aslında tek bir para birimi olması lazım. Ve dolayısıyla bu paranın değerinin yükselmesi olayı da kökünden kazınması gerekiyor. Bu yöntemle fakir ülkelere acayip -ne diyelim? Soyuyorlar demeyelim de yani- onları kullanıyorlar. Yazık günah yani. Evet.

VTR: Bir insan doğduğu yere göre seçiliyorsa dini başka bir ülkede hangi dini seçmek zorundaydı?

ADNAN OKTAR: Bir insan Müslüman olarak yaratıldığında kaderde yaratıldığında zaten Müslümanlıkla karşılaşacak şekilde yaratılıyor. Hristiyan olarak yaratıldığında da Hristiyanlıkla karşılaşacak yerde o şekilde yaratılıyor. Ama Müslüman olacaksa Hristiyanlıkla ilgili bir ülkede de olsa onu Allah yine Müslüman yapıyor. Müslüman bir ülkedeyse Hristiyan olacaksa onu yine Hristiyan yapıyor Allah. Kader değişmez. O ülkenin konumu insanın inancına, kaderdeki inancına müdahale edemez. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Küçük kızın hediyesi vardı.

ADNAN OKTAR: Kutuya kelebek doldurmak çok riskli. Hayvanı yakalarken zaten çok zedelenir. Bir de kutunun içinde de ölebilir Allah esirgesin. Hiç iç açıcı olmaz. Çünkü ne kadar duracağı da belli değil havasız bir ortamda falan. En azından vücut dengesi bozulabilir. Öyle bir şeye yaklaşmamak lazım.

Evet Fikret Bey, soruları yine alalım, kardeşlerimizin sorularını.

VTR: Merhaba burası Kadıköy. Benim adım Ata. Kadıköy’deyiz şu anda Kadıköy Eminönü iskelelerinin önünde birkaç kadın 16-17 yaşındaki kızlarını kiralıyorlar, pazarlıyorlar. Bu benim için büyük bir sorun. Bunun için zabıtaları da aradım zabıtalar da gelmeye başladı. Bunu ben sorun olarak görüyorum.

ADNAN OKTAR: Bu zabıtayla falan hallolacak bir şey değil. O kadınlara iş teklif etmek lazım, çocuklarına da iş teklif etmek lazım. Konuşup imanla, Kuran’la yaklaşmak lazım. Zabıta orada ne yapsın onlara? “Biz burada duruyoruz” diyecek istemiyorsanız giderim” diyecek. Başka yerde yapar yapacağını yine. Yani o engelleyici bir şey olmaz. Çünkü orası onun için şart değil ki. Gider 100-200 metre ileride yapar yine yapacağını. Melanet durmaz. Orada o insanları hem ahlaki yönden eğitmek lazım vicdanlarını yönlendirerek hem de ekonomik yönden onlara bir yol kolaylık göstermek lazım. Mesela işyeri olan birisi onların hepsine iş verebilir, gel çocuklarınla beraber burada çalış der konu kökeninden bitmiş olur. Şart koşar bir daha böyle bir şeye de kesinlikle tevessül etmezseniz ben size burada ekonomik imkan sağlayacağım, iş imkanı sağlayacağım derse çok büyük bir sevaba girmiş olur. El kadar çocuklar 16-17 yaşında onlar da kurtulmuş olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Atatürk’ün bir fotoğrafı vardı. Cuma namazı çıkışında Adana Ulu Cami, 16 Mart 1923.

ADNAN OKTAR: Rahmetli Atatürk mekanı hep camilerdi maşaAllah. Evet.

VTR: Rock müzik dinliyorum, tavsiyenizi alabilir miyim?

ADNAN OKTAR: Rock müzik tamam aynı görüşteyiz gençlerde yaygın. Rock müzik gençlerin bir arada olmasını, neşeli olmasını, dinamik olmasını sağlayan güzel bir müzik türü destekliyoruz.

Münafık hayvana benzer, hayvani bir özgürlük ister yani mesela malından tasadduk etmesi gerekiyorsa hayvan bir et yerken etini hiç kimseye kaptırmaz dikkat ederseniz, vahşileşir böyle yeri de pençeler o onu isteyen diğer yiyecek isteyen mesela böyle kediler falan olursa vahşileşir onlara da saldırır. Münafık da malına çok titizdir, beş kuruş bile İslam’a, Kuran’a, Allah yoluna harcanmasını istemez ve münafık disipline bir hayatı asla istemez, hayvan gibi bir özgürlük ister. İstediği gibi ahlaksızlık yapmak, istediği gibi züppelik yapmak, istediği gibi çakallık yapmak münafığın hedefindedir. Çakallığının engellenmesini asla istemez. Sinsiliğinin, karaktersizliğinin engellenmesini istemez. Onun faş edilmesini, onun duyurulmasını da istemez onun için böyle uyuz köpekler gibi hep yalnız gezer münafıklar, her yerde gezer böyle vahşi bir hayvan gibi. Hani filler yalnız ölür derler ya hep böyle bunların ölümü de hep yalnız olur yani Samiri de olduğu gibi. Samiri de yıllarca yaşadı ama hep yalnız yaşadı. Münafık da mesela Müslümanların olduğu bir ortamdan çok şiddetli rahatsız olur. Allah’ın anılmasını istemez münafık, Allah’ı anmamak için de yalnız kalmak ister, Allah’ın anılmasını bile duymak istemez o yüzden Müslümanlığın, İslam’ın yayılmasından da çok rahatsız olduğu için küfre yardım etmek ister, küfre destek verir ki, Müslümanlık gelişmesin. Küfre destek verdikçe de İslam daha da gelişir münafığın bilmediği gizli bir sanattır bu, Allah’ın gizli bir gücüdür.

Ali İmran Suresi 196’da “İnkar edenlerin” münafıkların, “ülke ülke dönüp-dolaşmaları seni aldatmasın” diyor. Bazı insanlar mesela zayıf oluyor aklı diyor “Keşke ben de öyle tek başıma gezsem” hayvan gibi. Yani İslam’ı anlatmasa, Kuran’ı anlatmasa, deccaliyetle mücadele etmese ama tek başına hayvan gibi kendi egoist dünyasında yaşasa. Böyle bir şey yok Müslümanlıkta. Müslüman her an deccaliyete karşı mücadele eden, İslam’ı tebliğ eden, Müslümanlarla birlikte hareket eden bir varlıktır. Çünkü İslam dini zaten Müslümanlarla birlikte yaşanacak şekilde yaratılmıştır Allah tarafından. İslam dininin ana özelliği topluca yaşanmasıdır, tek başına yaşanacak bir din değildir, her şey toplu yaşanmaya göredir bütün ayetler toplu yaşanmaya göredir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ne tarz kızlardan hoşlanırsınız?

ADNAN OKTAR: Ay severim ben senin güzelliğini, tatlılığını nasıl güzel maşaAllah, çok çok güzel. Sen bir kere olağanüstü güzelsin ve seni çok çok beğendim. Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin, hidayet versin, Allah cennette de seni kardeş etsin. Hangi tarz? Akıllı kadın büyüleyicidir adeta insanı hipnoz eder böyle. Akıl, en çok kadına yakışan akıldır ama tabii güzel bir kadında akıl çok çok güzel durur. Çirkin olmak kadın için üzülecek bir şey değil çünkü güzel de, çirkin de hepsi de sonunda ahirete gidiyor ve hepsi ahirette güzel oluyorlar, eşitleniyorlar. Kısa iki günlük dünyada bazen insan imtihan olarak güzel olmayabilir ama aklı güzelse bütün insanlar onu sever ben hep gördüm bunu, hep aklı güzel olan seviliyor. Ama senin tabii sormak istediğin fizik anlamda da soruyor olarak düşünüyorum çünkü ben o zaman kaçamak cevap vermişim gibi olacak. Senin gibi güzel bir kız benim için çok idealdir öyle söyleyeyim, çok çok nefis güzelsin, kibarsın, konuşman çok güzel, kaş yüksekliğin güzel, burnun güzel, elmacık kemiklerin çıkışı güzel, saç kaliten güzel, insancıllığın güzel, medeni cesaretin güzel mesela bunu dürüstçe soruyorsun o çok güzel bir şey bu. Bazı kızlar çok gereksiz bir korku ve taassup içinde oluyorlar dehşete düşüyor böyle bir konuyu tahayyül dahi edemiyor sormayı halbuki çok özgür olmak lazım. Nihayetinde Allah’ın yarattığı varlıklarız hepimiz aynı ümmete mensubuz ve hepimiz birbirimizi korumakla mükellefiz zaten. Zaten mümin birbirinin velisi dolayısıyla tabii ki bu güzel insanın şerefi, namusu, haysiyeti, onuru beni de ilgilendirir, bütün Müslümanları da ilgilendirir en iyi olmasını isteriz, en mutlu olmasını isteriz ama güzel kadın zaten hemen anlaşılıyor yani hemen anlaşılır. Ama güzel huy olmasa gerçekten çok zor, güzel ahlak olmadan, akıl olmadan gerçekten çok zor. Akıl kadını da çok çok etkiler mesela akıllı bir erkek kadın için çok etkileyicidir. Akılsız bir erkek kadın için tahammül edilmezdir çok çok zordur. İstediği kadar boylu poslu olsun, istediği kadar göbeği bir pide gibi olsun yahut işte baklava gibi olsun, sırtı börek gibi olsun hiç fark etmez akılsız bir erkek kadını felç eder adeta. Her akılsızlığını gördüğünde kasılır ve çok çok olumsuz etkilenir. Akıllı bir kadın da bir erkeğe çok çok olumlu etkiler, ruhunu açar çünkü insanda sonsuz sevme ve sonsuz güzellik hissi vardır. Eğer kadın akıllıysa onda sonsuz güzellik meydana gelecek demektir. Mimikleri güzelleşir, kıyafeti güzelleşir, tavrı güzelleşir, bakışları güzelleşir bin bir çeşit zenginlik olacak demektir ama aklı zayıfsa tek bir bakışı vardır, tek bir sesi vardır, tek bir hayat şekli vardır, tek zevkleri vardır her şeyi tektir dolayısıyla monoton ve ölü bir sistem var demektir. İstediği kadar güzel olsun ondan coşkulu, zengin, derin, tutkulu bir hayat çıkmaz. Fakir, belirlenmiş kutu gibi bir hayat çıkar o da insanı boğar, öyle küçük bir kutuda insan yaşamak istemez. İnsan sonsuz geniş yaşamak ister.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Recep. Ben kızları çok seviyorum ama kızlar beni neden aldatıyor?

ADNAN OKTAR: Recep senin derdin büyük. Sen eğer çok dindar olursan, Allah’ı çok seversen karşındaki hanım da sana çok saygı duyar, çok değer verir dolayısıyla hürmetinin gereği olarak Allah’tan korkusunun gereği olarak, yüksek sevginin bir gereği olarak öyle bir tavra yanaşmak şurada dursun tahayyül dahi etmez ve dolayısıyla öyle bir acıyı da yaşamazsın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak’tan Yusuf Kaplan cemaatleri şeffaflaştırma projesini eleştirerek, iki asırdır İslam dünyasının onurunu cemaatler koruyor. Elbette cemaatlerin de çok köklü sorunları açmazları hal yoluna koymaları gereken büyük meseleleri var ama sömürgecilere karşı direnişi cemaatler verdi. Diriliş tohumlarını cemaatler ekti, ekiyor. O yüzden batılılar Türkiye’de 15 Temmuz’la birlikte Arap dünyasında Katar kriziyle birlikte Hint, Pakistan coğrafyasında Afganistan işgaliyle birlikte cemaatleri hedef tahtasına yatırdılar.”

ADNAN OKTAR: Yatırsa kaç yazar Allah aşkına. Kaale almak çok önemlidir, hiç kimse kaale almıyor mesela Türkiye’de bunu söyleyen toplam kırk, elli kişidir en fazla bütün Türkiye’de. Türkiye otuz üç milyon en fazla kırk, elli kişidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Adnan Hoca’ya bir şey sormak istiyorum. Adnan Hoca gerçekten hoca vasfına sahip mi? Programda hoca olarak kendini tanıtıyor. Fakat konuştukları tamam, dini bazı konuları konuşuyor ama bayanlarla bu programı çekiyor, bayanların çoğu da genelde açık saçık giyiniyorlar ve hep makyajlı oluyorlar, türbanlı olmuyorlar. Neden acaba bu bayanlar hep açık saçık ve makyajlı, neden türbanlı yok orada, ben onu merak ediyorum. Türbanlı seyircisi niye yok, türbanlı bayanları alıp seyircilerine dahil etmiyor mu? Konularını da genelde, hemen hemen farklı konulardan seçiyor, fakat konularını biraz daha değiştirse, insanların merak ettiği konuları yayınlasa daha iyi olur diye düşünüyorum.  Bir de seyircilerin arasına acaba türbanlı katsa onun için bir sıkıntı olur mu diye düşünüyorum.     

ADNAN OKTAR: Yo olmaz niye olsun iftihar ederiz, o rahatlatıcı olacaksa olur gelebilir türbanlı kardeşlerimizden de gelenler olabilir. Çünkü sanki türbanlı hanımlara ben tavırlıymışım gibi düşünmelerini istemem. Türbanlı hanımları ben çok çok seviyorum, çok saygı duyuyorum, ölümüne onları koruma azmindeyim, canımı veririm ben onlar için, Allah için. Dolayısıyla çarşaflı, başörtülü hanımlara benim müthiş bir saygım var onu ibadet olarak yapıyorlar zaten. Türbanlı hanımlar da çarşaf niyetiyle örtünüyorlar. Namaz gibi ibadet yapan insanlar bunlar. Ama burada gerek var mı türbana? Bilmiyorum. Çünkü çok güvenli bir ortam ama inancına göre farz olduğuna inanıyorsa ona saygı duyarım. Bilmiyordur farz olarak ama çarşaf niyetiyle giyiyorsa mantığı yok çünkü burada güvende fakat her halükarda saygı duyduğumu göstermek için kabul ederim olur, türbanlı kardeşimiz de olabilir. Yalnız bu yiğit delikanlının iyi niyetli güzel konuşmasını parça parça alsak daha iyi olabilir.

VTR: Ben Adnan Hoca’ya bir şey sormak istiyorum. Adnan Hoca gerçekten hoca vasfına sahip mi? Programda hoca olarak kendini tanıtıyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi hoca olarak kendimi tanıtmam diye bir konu yok, ben ısrarla söylüyorum hoca değilim, alim eğilim, müceddid değilim, müçtehit de değilim, mehdi hiç değilim yeminle de söyledim araştıran, okuyan herhangi bir vatandaşım. Alemci bir insanım dedim. Ayrıca bu programı ben din programı olarak değerlendirmiyorum her konunun işlendiği bir program ama Müslüman olduğum için, Allah’ı sevdiğim için dinden de bahsediyorum, İslam’dan bahsediyorum. Hocalık iddiam hiçbir şekilde yok söyleyen de ağız alışkanlığıyla söylüyordur. Çünkü ben dini eğitim almadım herhangi bir hocadan ders almış da değilim. İlahiyat veyahut İmam Hatip eğitimi almadım. Kuran’ı düz okumayı bilmem yani Arapça harfleriyle Kuran’ı okumayı bilmem o kadar cahilim düşünün ama öğrendiğim, bildiğim kadarıyla konuları anlatıyorum ve mutlaka insanlar bunun sağlamasını yapsınlar. Benim her dediğim doğru diye bir şey yok, araştırsınlar, internete baksınlar doğru geldiğine kanaatleri geliyorsa yapsınlar, uygulasınlar, inansınlar ama vicdani kanaatleri gelmiyorsa araştırsınlar o zaman inanmazsalar saygı duyarım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fakat konuştukları tamam, dini bazı konuları konuşuyor ama bayanlarla bu programı çekiyor, bayanların çoğu da genelde açık saçık giyiniyorlar ve hep makyajlı oluyorlar, türbanlı olmuyorlar.

ADNAN OKTAR: Müslümanlıkta kadının mutlaka başörtülü olması inancı var, Kuran’da böyle bir şey yok. Bunun olmadığını eğer bütün dünyaya anlatırsak, bu büyük bir sorun olduğu için, kadınların Müslüman olmasını engelleyen ana konu olduğu için bu fitne ortadan kalkmış olacak. Bak Allah fıtrata aykırı bir şeyi emretmez. Kadın saçı güzeldir. Kadına süs olarak yaratmıştır, örtünmesi için bir neden yok ayrıca saç diyor ki tahrik edicidir diyor. Kadının gözü asıl tahrik edicidir, yüzü tahrik edicidir, bakışları tahrik edicidir. Ama erkek de kadın için tahrik edicidir peki o ne olacak? Erkeğin bakışı da, görünüşü de kadın için tahrik edici olabilir o kısmı tamamen geçiyorlar. Bir kere tahrik etmeye göre olay geçerli değil özetle Allah’ın emretmediği bir şeyi kadınlara Allah’ın emriymiş gibi gösteriyorlar bütün İslam aleminde. Allah’ın emriymiş gibi gösterdikleri için ve doğru söylemedikleri için, Allah adına yalan söylendiği için Allah bütün İslam alemini kasıp kavuruyor şu an. İslam aleminde başına bela gelmemiş, belanın içine girmemiş hiçbir ülke yok. Bütün İslam alemi mahvolmuş vaziyette. Allah’ın böyle bela vermesinin nedeni Allah’ın hükmüne karşı Müslümanların tavır alması. Yani Allah’ın farz kılmadığı halde, Kuran’da başörtüsü vardır demediği halde, Kuran’da başörtüsü vardır diye ümmeti Muhammed’i bir cenderenin içine sokmak. Onları helal bir hayattan, haram bir hayat içerisine sokmak yani haram ettirmek bunu, helali haram ettirmek Allah’ın gücüne giden bir şeydir. İnsanların yarısı kadın olduğu için ve kadınların üstüne de ağır baskı genellikle başlarını örttürerek, makyaj yaptırmayarak, onların gülmesinin, gezmesinin, neşesinin engellenmesiyle büyük bir felaket meydana geliyor ve İslam aleminde kadınlar mutsuz, bütün İslam aleminde kadınlar mutsuz ve ezilmiş durumdalar bu da Allah’ın zoruna gidiyor ve Allah intikam alıyor İslam ülkelerinden, mahvoluyorlar. İslam’ın dünyaya hakim olmamasının nedeni Allah adına uydurulmuş yalanlardır. Eğer biz bunları kaldırırsak, kadınlar özgür olursa, dekolte rahatça giyebilirlerse, neşeli olurlarsa, müzik dinlerlerse, heykel olursa, sanat olursa Hz. Süleyman (as) devri gibi muhteşem bir İslam medeniyeti bizi bekliyor yoksa büyük bir felakete doğru gideriz ve Müslümanlık diye bir şey kalmaz, Müslüman da kalmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden acaba bu bayanlar hep açık saçık ve makyajlı, neden türbanlı yok orada, ben onu merak ediyorum. Türbanlı seyircisi niye yok, türbanlı bayanları alıp seyircilerine dahil etmiyor mu? 

ADNAN OKTAR: Türbanlı konusunu olur o onda yanlış anlaşılmayı engelleyeceği için o makul olabilir çünkü ben türbanlı kardeşlerimi sürekli övüyorum, her zaman koruyup kolluyorum ama tabii arada türbanlı görünmesi de olumlu etki edebilir o olabilir o tamam ona bir sözüm yok. Kadınlar eğer dekolte giyinirse, makyajlı olursa, saçları bakımlı olursa, güzel olursa bu kadınlara karşı sevgiyi bütün İslam aleminde artırır ve kadınlara karşı insanların içinde bir tutku ve eğilim olur. Ama kadını örtersen, kaşını aldırmazsan, makyaj yaptırmazsan, erkek gibi kadınlar, soğuk yüzlü kadınlar geliştirirsen o zaman homoseksüellik gelişiyor. Kadın sevgisi kalmıyor insanlarda. Kadını umacı gibi gösterirsen, cinselliği umacı gibi gösterirsen ve gençleri ağır baskı altına alırsan bu konuda, yani büyük bir suç işlemiş görüntüsü verirsen, kadının bakımlı ve çekici olmasını büyük bir günah gibi gösterirsen o zaman çığ gibi homoseksüellik yayılıyor. Çünkü erkekler erkeklere daha rahat yaklaşabiliyorlar o zamanlar. Mesela genç çocuklara daha rahat yaklaşabiliyorlar çünkü gelenekçi İslam’da onlara bir yasak yok ve rahatça homoseksüellik yayılıyor bu sefer ve çığ gibi şu an. Yani 1970’lere göre homoseksüellik oranı yüz misli arttı Türkiye’de, en az yüz misli ve katlamalı gelişiyor bu ve bu ciddi bir tehlike. Dolayısıyla bakımlı, güzel kadınların olduğu ülkede homoseksüellik olmuyor. Mesela Romanya’da çok düşük, Bosna’da çok düşük bakımlı kadınlardan. Ama Amerika’da mesela bakımsız, kilolu, salaş, kendini koyvermiş kadınlar var, erkeksi kadınlar var ve lezbiyen kadınlar çok ve o yüzden de homoseksüellik çığ gibi yayılmış vaziyette Amerika’da. Dolayısıyla kardeşimiz mesela ben baktım o kendisini süslemiş. Baktım, gözlük takıyor mesela zincir takmış yanlış görmediysem. Beğenilsin istiyor gördüğüm kadarıyla değil mi? Yani kendini hoş göstermeye çalışmış. Kadın kendini hoş göstermeye çalıştığında niye rahatsız oluyorsun? Sen nasıl süslenmek istiyorsan kadın da süslenmek ister ve bu güzel olan bir şeydir. Kadın cazibeli, çekici olduğunda homoseksüellik olmaz, fıtrat yerine oturmuş olur. Erkekler erkeğe benzer, kadınlar kadına benzerler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Konularını da genelde hemen hemen farklı konulardan seçiyor, fakat konularını biraz daha değiştirse, insanların merak ettiği konuları yayınlasa daha iyi olur diye düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Ama zaten soru soruyor kardeşlerimiz. Her alanda herkesten soru aldığımıza göre böyle bir sorun yok gibi görünüyor. Çünkü her ilden, her yerden, herkesten görüş ve soru alıyoruz. Dolayısıyla bu Türkiye ortalaması olmuş oluyor bu makul olmuş oluyor. Bir tek başörtüsü konusu makul. Çünkü ben başörtüsüne karşı değilim, yani o yanlış anlaşılıyor olabilir. Başörtüsünü çarşaf niyetiyle örtüyor olabilir kardeşimiz, bu namaz gibi farzdır zaten, bu doğru. Ama güvenlik içinde olduğu bir yerde başörtüsünün bir anlamı yok. Ama “ben buna rağmen böyle istiyorum” diyorsa ben buna saygı duyarım, yani ibadet olarak geçerli değildir bu. Ama “ben böyle düşünüyorum” diyorsa buna bir şey diyemem. Ama dikkat ederseniz kadınların kaşını aldırmıyor, yüzlerindeki hav tüyleri aldırmıyorlar, erkeksi görünmelerine dikkat ediyorlar. Mesela kaba konuşmalarını istiyorlar, saçlarının bakımsız olmasını istiyorlar, kat kat başlarını örttürüyorlar, kat kat üstlerini örttürüyorlar, güneş almıyor vücutları. Spor yapmaya da teşvik etmiyorlar ve cinselliği de, erkekleri de çok korkunç ve tehlikeli gösteriyorlar. Erkeklere de kadınları çok uzak durulması gereken aklı zayıf ve tehlikeli varlıklar olarak gösteriyorlar. İşte böyle bir ortamda gençlerin ağır baskı altına alındığı ortamda ne aşk kalıyor, ne sevgi kalıyor, ne tutku kalıyor, ne beğenme ne beğenilme kalıyor. Hiçbir şey kalmıyor. Sadece geriye homoseksüellik kalıyor ve insanlar geniş çapta homoseksüel oluyorlar. Onun için Lut (as) ne diyor Kuran’da? “Dedi ki: “Eğer yapmak istiyorsanız, işte bunlar, benim kızlarım.” (Hicr Suresi, 71) “Helaliyle bunlarla beraber olun” diyor. Kendi kızlarına yönelik o kişileri teşvik ediyor. “Bunlarla beraber olun. Homoseksüel olmayın” diyor. Onun için güzel kadınların olduğu bir Türkiye’nin olması, cazibeli kadınların olduğu bir Türkiye’nin olması Türkiye’de homoseksüelliği yok eder. Öbür türlü Türkiye felakete doğru gidiyor. Bakın, gençlerden kadın sevgisini aldılar, kadınlara karşı isteği öldürdüler gençlerde, ağır baskı altına alındı gençler. Yani kadın dedin mi çocuklar korkuyor birçok insan. Ya iftiraya uğramaktan korkuyor yahut işte namusuna yönelik çirkin bir söz söylenmesinden korkuyor. Zaten çekici kadın da hiç istemedikleri için kadınlar hep bakımsız, kilolu, sert bakışlı, yere bakan, kadınsı görünümü olmayan kadınlardan oluşuyor geniş çapta. Bunun sonucunda gençlerde kadına karşı özlem kalmıyor, kadına karşı tutku kalmıyor, kadını beğenme arzusu da kalmıyor. Sperm sayılarında ciddi düşme olmuş Türkiye’de gençlerin. Eski yıllara oranla hastane kayıtlarına bakılıyor. Ciddi sayıda sperm düşüşü var ve kısırlığa doğru gidiyor, yani erkeklik özelliklerini kaybetmeye başladılar. Kadınlaşmaya başladılar gençler ve bunun sonucunda da homoseksüel olmaya başladılar. Bu çok korkunç bir şey. Testosteron seviyeleri düştü vücutlarında. Çünkü kadın yok, yani beğenecekleri kadın imajı yok kafalarında. Kadını korkunç gösteriyor ve akılsız gösteriyorlar. Yarım gösteriyor. Gelenekçiler ayrı gösteriyor, bir başkası ayrı gösteriyor ve kadınları adeta yok eden bir felsefe dünyaya hakim edilmek isteniyor. Darwinistler ayrı, gelenekçiler ayrı bu kafada devam ediyorlar. O yüzden bu tehlikeye “dur” denmesi ancak ahir zamanda bizlere nasip oldu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Resmi Gazete’de yayınlanan yeni yönetmeliğe göre öğrencilerin kalacağı mekanlarda iki öğrenci aynı odada kalamayacak. Ya bir öğrenci ya da üç-dört-beş-altı öğrenci kalabilecek. Bakanlığın aynı odada iki kişi kalmasını engellemesi, bakanlığın bu kararı homoseksüel bireylere karşı aldığı yorumlarına neden oldu.

ADNAN OKTAR: Böyle kurtulamaz, böyle olmaz. Kadın sevgisini, kadın cazibesini yayarak olur. Yani sen orada yurtta iki kişiyi aynı yurtta bulundurtmayacaksın, adam bir şekilde onu halleder, yapar yani. Yapıyor yani. Homoseksüellik böyle mi durdurulmuş? O zaman hiç kimse bir araya gelemez. Odada da iki erkek bir araya gelemez. Okulda da hiçbir yerde bir araya gelemez, arabada falan da bir araya gelemez. Homoseksüelliğin çözümü kadın sevgisinin artırılmasıdır. Kaliteli, çekici, güzel kadınların çok olmasıdır. Böyle bir ortamda homoseksüellik durur. Kadınları itici yaparsan homoseksüellik yayılır, başka bir şey olmaz. Evet.

VTR: Merhaba ben Selim. Babam beni çok seviyor ama neden para yollamadığını çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Selim sana para geliyordur. Sen çok yakışıklısın, parayı harcıyorsundur. Baban yani makul para gönderiyordur. Ama bu yakışıklılığa para dayanır mı? Selim’i bir daha göreyim ben bakayım.

VTR: Merhaba ben Selim. Babam beni çok seviyor ama neden para yollamadığını çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Selim bir kere bu haberden sonra baban en az iki misli para gönderecektir sana söyleyeyim. Bir de çok sempatik, neşeli bir delikanlısın. Allah sana uzun ömür versin.

VTR: Merhaba ben Eylül. Arkadaşlarınızın ismi neden kedicik?

ADNAN OKTAR: Eylül sen çok güzel bir kızsın, kedi de çok güzel bir varlık. Kedicik daha da güzel, yani kedinin minik olanı ve tatlı olanı. “Senin kedi canın”dan başladı herhalde o. “Senin kedi canını” falan. Öyle olunca onlar da tabii kedicik dediler. Ben “kedi” diye hitap edersem onlara, onlar da güzel tatlı kedicikler olarak onları görürler. Güzel bir hitap şekli. O da bir kedicik, çok tatlı bir şey.

BÜLENT SEZGİN: Takım elbiseyle görmeye alıştığımız MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, eşofmanlarıyla vatandaşlarla sohbet ederken görüntülendi.

ADNAN OKTAR: Spor yapıyor. Bahçeli çok efendi bir insan, çok değerli bir insan. Değerinin iyi bilinmesi lazım. Bazı İngiliz derin devleti hayranı, züppelik meraklısı tipler onun derinliğini, iyiliğini, güzelliğini, kalitesini göremiyorlar. Züppe İngiliz siyasetinin etkisinde kalıp MHP’nin derin ruhunu, o vatansever ruhunu kırıp İngiliz züppeliğini MHP’ye yaklaştırmak istiyorlar. MHP asla o pisliği kabul etmez. Evet.

VTR: Merhaba ben Serper, Adnan Hoca’ya Selam olsun. Onun gibi olmak için ne yapmak lazım? Ben bu sorunun cevabını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Bir kere yakışıklılığın yeter Serper. Şahane yakışıklı delikanlısın. Allah sana sağlık sıhhat versin, güzellik, hidayet versin. Bir daha göreyim yakışıklı Serper’i.

VTR: Merhaba ben Serper, Adnan Hoca’ya Selam olsun. Onun gibi olmak için ne yapmak lazım? Ben bu sorunun cevabını istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ama bayağı güzel, maşaAllah çok yakışıklı. Aleyküm Selam, Allah cennette seni kardeş etsin. Nur gibisin nur, maşaAllah.

Aydan’ın teyzesi hastalanmış. Dua etmemizi istiyormuş. Allah sıhhat, sağlık versin inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aşk diye bir şey var mıdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, tabii ki var ama size onu unutturmak istiyorlar. Sizleri ezerek, güzelliğinizi yok ederek. Mesela benim canım da dekolte giyinmiş çok güzel yakışmış, yüzü de çok güzel. Ama bir kadın dekolteyle çok güzel olur, saçlarının güzelliği, fiziğinin güzelliği görülmesi lazım ki hayranlık meydana gelsin. Pırıl pırıl, tertemiz parfümüyle, nezaketiyle, inceliğiyle kadın muhteşem bir varlıktır. O zaman ona aşık olursun ama kaşık gibi böyle bir insan, kapanmış bir insan, yani yüzünü buruşturmuş, ruhunu kapatmış, sevgisiz, sert konuşan, eli yüzü tüylü, kaşları birbirine girmiş, bakımsız, kirli, erkekleşmiş, erkek görünümü almış bir kadın, onda tutku aşk olur mu? Mahvetmiş o kendini, yok etmiş. İşte deccaliyet kadını böyle mahvederek, kadınlıktan çıkararak, erkekleri de kadınlaştırarak insanlıktan şeytanın intikamını aldırtıyor. Şeytan insanlıktan intikam alıyor, oyun oynuyor. Fıtratı bozdurmayalım, kadınlar kadına benzesin, erkekler de erkeğe benzesinler.

“Sevgi Huzurdur Güzelliktir” etiket yapalım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, bu kadınları bu şekilde nereden bulabiliyorsunuz, ya da niye bu kadar açık giyiniyorlar merak ediyorum. Sonuçta Adnan Hoca’nın da bir ilahiyatçı profesör olduğunu düşünerekten bu konuda halkı aydınlatmalı, şahsen merak ediyorum. İyi akşamlar diliyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, Allah razı olsun. İlahiyatçı profesör de olduk Allah’a şükür. Arap ülkeleri zaten “şeyh” diyorlar. “Doktor” diyen çok fazla var. “Doktor Adnan Bey” diyor. “Merhaba” falan diyorum. Ne diyeyim yani? “Şeyh Adnan Bey” diyor. Ne zaman şeyh oldum onu da bilmiyorum. İlahiyatçı profesör ne zaman oldum onu da bilmiyorum ama iyi niyetle söylüyor kardeşimiz. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Sevgisinden, saygısından söylüyor. Bir daha dinleyelim.

VTR: Merhabalar, bu kadınları bu şekilde nereden bulabiliyorsunuz, ya da niye bu kadar açık giyiniyorlar merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Açık giyinmenin bir ölçüsü yok ki. Bu kadar açık giyinme nedir? Dışarıda şimdi git Kuşadası’na, Fethiye’ye, Köyceğiz’e git akşamları hanımlar lokantalarda dışarıda bu tarzda, yani bütün İstanbul’da genç kızlar bu tarzdadır. Mini etek ve dekolte bu kadar. Yani göğüs dekoltesi veyahut mini etek olur. Klasik dekolte bu, yani aşırıdan tabir nedir yani, nasıl oluyor? En aşırısı bikini mayodur. Bikini mayo şimdi en az on milyon-on beş milyon hanım var İstanbul’da, Türkiye’de, Fethiye’de, Köyceğiz’de, Antalya’da, Mersin’de en az on-on beş milyon hanım şu an hatta şu an itibariyle bile bikini mayoyla geziyorlar sıcaktan dolayı. Peki bu “aşırı” desen, aşırı dekolte, tam o olmuş oluyor. Ama yine buna “aşırı dekolte” diyemeyiz, yani normal bir kıyafet bu. Yani yöreye ve örfe göre değişir. Yoksa bikini mayo giyen bir kadına “ne kadar dekoltesin, ne kadar açık giyiniyorsun?” diyemeyiz. Nasıl bir mayo giymesi gerekiyor, yani 1940’ların mayolarını mı giymesi lazım? 1940’larda biliyorsunuz mayolar bayağı kapalı eşofman gibi. Yani bunun bir ölçüsü yok, kadın kendine yakışan şekilde dekolte giyer. Yani klasik dekolte bu gördüğümüz dekolte, yani tabii bunun biraz daha açığı da vardır. Kadın isterse onu da giyebilir. Yani sahil kentlerinde daha da açığını giyiyorlar. Yani şimdi tek tek burada göstermem de mümkün ama yahut biraz gösterelim. Var mı sende?

KARTAL GÖKTAN: Evet, İstanbul’dan görüntüler. İstanbul Şile, Suadiye plajı, Yeşilköy, Kemer, Marmaris, yine Marmaris’ten görüntüler. Fethiye’den görüntüler. Çeşme, Didim, Erdek, Bodrum, Burgazada, Bodrum, Ayvalık, Avşa Adası, Antalya Manavgat, yine Antalya’dan görüntüler. Altınkum, Alanya, Alaçatı.

ADNAN OKTAR: Evet, bunlarda gördüğümüz gibi Türkiye’de en az şu an hatta yirmi-otuz milyon turist de oluyor insan dekolte giyiniyor yaz itibariyle. Bunda şaşacak bir şey yok ve yakışıyor da kadına dekolte. Geç kızlar da dekolte ama bazıları buna tahammül edemiyor işte dolmuşta saldırmaya kalkıyor, otobüste saldırmaya kalkıyor. Genç kızların da bir kısmı çekiniyorlar halbuki hiçbir şey olmaz. Şortla da gezer, mini etekle de gezebilir, dekolteyle de gezebilir. Ama sahil kentlerinde daha medeni insanlar. İç kesimlerde bazı tipler daha vahşi oluyorlar, çünkü bu Kuşadası’nda böyle bir saldırmaya hiç rastlanmaz. Fethiye’de, Köyceğiz’de saldırıya rastlanmaz ama bazı semtlerde, bazı illerde daha yoğun bir gelenekçi kafa oluyor, daha çirkin cesarete sahip oluyorlar. Dolayısıyla bunun pek bir anlamı yok ama şimdi asıl soruna gelince bu kardeşlerimiz zaten dekolte hanımların içinde oluyorlar, kendileri de plaja gidiyorlar. İlk önce konuşan kardeşimiz de, bu kardeşimiz de plajda oluyorlar zaten, yüzüyorlar. Dekolte hanımların içindeler. Yani dekolte hanımlardan rahatsız olsalar zaten oraya gitmezler, yani öyle bir topluluk içerisinde bulunmazlar. Yaşadıkları her alanda, her yerde dekolte var. Burada dekolte olmasının nedeni beni hakikaten onlar hoca biliyorlar benim anladığım, yani baksana “profesörsün” diyor. “İlahiyat profesörüsün” diyorlar. İyi niyetle bakıyorlar. İlahiyat profesörleri de asla böyle bir şey yapmaz inancı var, yani çünkü dinle hayat arasında muazzam bir perde olduğunu düşünüyorlar. Din hayatın yok olduğu bir sistem yani müzik yok, resim yok, heykel yok, neşe yok, gülmek yok, kadınlar adeta ölü bir hayat yaşıyor, erkekler ölü bir hayat yaşıyor, yani bir Budist Brahman’ın bir mabet içinde yaşaması gibi korkunç bir hayat içinde yaşamamız gerektiğine inanıyorlar. Müslümanlığı böyle biliyorlar. Biz böyle sosyal, dışa dönük, sosyal yönden neşeli, canlı, cıvıl cıvıl, müzikle, sanatla, iç içe bir hayat yaşadığımızı görünce dinle bunu bağdaştıramıyor dini ölü bir sistem olarak gördüğü için. Halbuki bizim yaşadığımız din gerçek din, İslam dini budur, yani doğrusu bu. Bunu daha yeni yeni kavramaya başladı kardeşlerimiz. Onun şokunu da yeni yeni üstlerinden atıyorlar. Ama bu gittikçe yayılıyor. Bakın, bütün gençleri görüyorsunuz hepsi bizden yana, hepsi bizim görüşümüzdeler, hepsi aydın, hepsi Kuran Müslümanlığından yana. Gelenekçi Ortodoks inançta olan bile çizgisi değişmiş dikkat ederseniz üslubu. Kardeşlerimiz gelenekçi görüşe sahip ama üslup tamamı değişmiş. Mesela boğazına zincir takmış, gözlüğünü değiştirmiş, yani kendince Adnancı olmuş bir çeşit. Ama yine de bunu benden kendi kulağıyla duymak istiyor. Yani tabii yüksek imkanları olsa daha iyisini yapacak belki kolyenin de iyisini alacak, gözlüğün daha da iyisini alacak. Ama gücü o kadar yetmiş, o kadar Adnancı olabilmiş, o da iyi, yani o da güzel.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bazı görüntüler vardı Bodrum Çeşme’den bu yaz magazin programlarında.

ADNAN OKTAR: Demek ki her yerde bizim görüşümüz hakim. Yani pratikte bu böyle. Ama buna henüz alışamamış kardeşlerimiz de var. Ama kardeşlerimiz neden bu kadar dekoltenin üstünde duruyorlar, makyajın üstünde duruyorlar, dışarda bu kadar makyajlı varken, bu kadar dekolte varken neden buradaki küçük bir topluluğun dekoltesinden rahatsız olmuş gibi görünüyor? Olmuş gibi çünkü öyle bir şey yok. Çünkü rahatsız olsa hiç izlemez. Sabaha kadar izlediğine göre öyle bir şey yok. Nedeni şu söyleyeyim. Bir kere kız arkadaşlarımız çirkin olsa ve dekolte olsalar emin olun bir kişiden itiraz gelmez. Yani yüzde yüz garanti veriyorum bak çirkin olsa kız arkadaşlarım ve daha abartılı diyelim dekolte onların tabiriyle, dekolte olsalar hiçbir sorun çıkmaz hatta mayoyla otursalar bile sorun çıkmaz. Kuşadası’nda falan bütün gazinolar eğlence yerleri hep mayoyla oturuyorlar. Normal kafeler falan da oralarda da öyle mayoyla oturuyorlar. Sorun ne biliyor musun? Güzellik, çekicilik, cazibe, tutku, aşk, temizlik, kalite ve benim size sizin bana delice sevginiz ve tutkunuz. Konu bu. Eğer ben sizi sevmiyor olsam hiçbir sorun çıkmaz. Siz beni sevmiyor olsanız hiçbir sorun çıkmaz bak bunu da söyleyeyim, güzel olsanız da sorun çıkmaz. Yani resmi olsak var ya gelenekçi hocalar “aziz kardeşlerim” diyerek böyle yan tarafa bakıyor, kadın orada, hiçbir sorun çıkmaz. Birbirimize olan tutku ve sevgimiz sorun oluyor. Çünkü yazık bu insanların birçoğu sevgiyi yaşayamıyor, tutkuyu yaşayamıyor. Mesela birçoğunun kız arkadaşı var ama ya küfrediyor, ya ters, ya kirli, ya itici o bir türlü kafasındaki sevgiyi yaşayamıyor. Mesela genç kızlar da sürekli şikayet ediyorlar dikkat ederseniz. Sevgiyi ve tutkuyu yaşamamaktan şikayet ediyorlar. Gençler de sevgiyi ve tutkuyu yaşamamaktan şikayet ediyorlar. Burada bu tam yaşandığı için bu acı veriyor işte bazı insanlara, çok ciddi bir acı veriyor. O acıyı hafifletmek için de biz bunun Kuran’da olduğunu anlatarak gönüllerini rahatlatmaya çalışıyoruz.

Evet dinliyorum.

VTR: Bu insanlarımızın sonu ne olacak, çıkar, menfaat çatışmaları nereye kadar sürecek?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın zahir olmasına kadar. Moşiyah Mehdi (as)’nin zahir olmasına kadar. Güzel bir devirdesiniz. Zaten bundan şikayet ediyorsan Allah onu düzeltecek demektir. Yani şikayet ne kadar çoksa düzelme o kadar kapıda demektir. Şikayet yoksa düzelme olmaz. Şikayet zaten duadır. Yani Hz. Mehdi (as)’ın çıkışı için dua etmiş oluyorsun. İttihad-ı İslam’ın olması için dua ediyorsun. Bak bütün gençler dua ediyorlar dikkat ederseniz yani hep güzelliği istiyorlar temizliği, kaliteyi, sevgiyi, aşkı, güveni. Bu nedir? Bu anlattıkları bak gençlerin tamamen anlattığı Mehdiyettir ve bunun özlemi içindeler. Bu özleme ne diyoruz? Dua. Allah’tan bunu istiyorlar bu olacak işte. Evet.

VTR: Neden insanlar dedikodu programlarını izliyor?

ADNAN OKTAR: Dedikodu programlarını izlemelerinin nedeni aslında hoşlarına gittiğinden değil de oradaki o dehşet ve gerginlik onlara ürkütücü geliyor, hepsi için demeyeyim de bir kısmının ahlaksızlığını hayret ve ibretle izliyorlar. Mesela bir kadın sesli bir adam var cingir cingir bağırıyor, hem homoseksüel, hem kadın satıcı, hem komünist ama kendini Müslüman gibi gösteriyor. Mesela onun ahlaksızlığı, çirkefliği insanlarda heyecan meydana getiriyor acaba nasıl bir ahlaksızlık yapacak, kime sardıracak, kime itlik yapacak diye merak ediyorlar. O korkuyla karışık, tiksintiyle karışık ibret alma amaçlı da seyrediliyor o programların bir kısmı yani dediğim bu tiplerdeki. Hepsi için demiyorum bir kısmında. Evet.

VTR: İyi akşamlar ben Fas’tan geldim. Burada İstanbul’da olmaktan ve Türk gençleriyle tanışmaktan mutluluk duyuyorum. Prof. Harun Yahya’nın kanalında konuşmaktan dolayı da çok mutluyum. Size çok merak ettiğim bir soruyu sormak istiyorum. Geçen yıl 15 Temmuz’da Türkiye’de ne olduğunu hepimiz biliyoruz. Başarısız bir darbe girişimiydi. Benim sorum; Türkiye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bir yıl önce yaşanan bu olayın ardından beklentileriniz neler?

ADNAN OKTAR: Profesörlük payesi verdiği için de ayrıca kardeşime teşekkür ediyorum, o beyefendi de profesörlük payesi vermiş. Yurt dışında da hep profesör diye hitap ediyorlar. Hayırdır inşaAllah. Allah güzelliklerini artırsın sevdiklerinden herhalde.

15 Temmuz deccaliyetin Türkiye’de tepelenmesi olayıdır. Ve gelmiş geçmiş en büyük darbelerden birini aldı. Abdülhamit devrinden itibaren çirkeflik yapan İngiliz derin devleti en büyük tokadı yedi 15 Temmuz’da. Ve tepetaklak dümdüz gitti ve rezil rüsva oldu. Şimdi İngiliz derin devletinin yalakalarını çıkarıyorlar o yarım yamalak kendilerince kendilerini masum göstermeye çalışıyorlar, bazıları da onu yiyor. “Biz” diyor “Türkiye’yi çok seviyoruz, 15 Temmuz’la alakamız yok. Fethullah Gülen’e karşıyız. Türkiye bizim canımız” diyor. Kardeşim en az iki bin olayınız var Türkiye’ye saldırmışsınız, İngiliz derin devletinin en az iki bin olayı. Binlerce belge var nereye yalan söylüyorsun? Yalakalık yapıyorsun ama bizim kandırılacağımıza inanarak bunu yapıyorsun, zekamızla alay etmeye alışmış bunlar daha hala yapabileceğini zannediyor. Mesela o eski dönemlerde İkinci Dünya Harbi, Birinci Dünya Harbi döneminde İngiliz casuslar alenen kandırıyorlardı herkesi, büyük bölümünü insanların kandırıyorlardı ama şu an kandırma güçlerini kaybettiler, her seferinde rezil oluyorlar, her yalanlarını yüzlerine vuruyoruz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sabah Gazetesi yabancı basında Mevlana’nın gündeme getirilmesini haber yaptı. New Yorker Dergisi’ndeki yazıda Mevlana için “on üçüncü yılın efsanesi Mevlana Celaleddin Rumi’nin mezarı Konya’da. Her yıl milyonlarca kişiyi ağırlıyor. Ama otuz yedi yaşında Şemsi Tebrizi’yle tanıştıktan sonra yaşamını yitirdiği altmış yedisine kadar yazdığı aşk dolu üç bin şiirin ünü tüm dünyaya yayıldı. Mevlana’nın derinliği sonunda Beyonce’u da içine çekti.”

ADNAN OKTAR: Avrupa’daki bütün homoseksüeller Rumi yani yüzde doksan dokuzu Rumi. Ateistlerin yüzde doksan dokuzu Rumi. Bütün İslam karşıtları, peygamber karşıtları, Kuran karşıtları Rumilikte ittifak etmiş durumdalar. FETÖ’cülerin tamamı Rumi. İngiliz derin devletinin ana ideolojisi Rumilik. İngiliz devletinin alt yapısı yani derin İngiliz derin devleti bütün gücüyle İslam ülkelerinde Rumiliği savunuyor. Rumilikte biliyorsunuz ana konulardan biri homoseksüel propagandasıdır. Bilmiyorum ne amaçla ne yazdılar. Yani gizli bir propaganda var bazı eserlerde bilmiyorum ben Mevlana yazdı demiyorum bizim gördüğümüz kitaplardakini söylüyorum. Ve diyor ki Mevlana güya bilmiyorum o dediyse “bizim yolumuzda” diyor “Müslümanlık diye bir şey yok” diyor. “Kuran’dan daha üstün benim kitabım” diyor. “Ben Allah’ım” diyor adam “Allah benim” diyor ve “bu kitap benimle Allah arasındaki konuşma sonucu oluştu” diyor. Yani ben Allah ile doğrudan görüştüm diyor. “Bizim yolumuzda helal haram diye bir şey yoktur” diyor “Mevlevi olanlar bütün haramları işleyebilirler” diyor. Ed Hüseyin falan hepsi Rumi. Macid Navaz hepsi Rumiler. İngiliz derin devletinin de bütün elemanları Rumi’dir.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Şile sahilleri ile ilgili ufak bir bilgi vermek istiyorum daha doğrusu bir şikayet. Gerçekten rahatsız edici çok erkek var. Bakışlarından, hal ve hareketlerinden, denizde, sahilde,  güneşlenirken, yüzerken bile çok rahatsız oluyoruz. Buna karşı bir önlem alınmasını rica ediyoruz.

VTR: Ben de tabii diğer tüm bayan arkadaşlarım gibi aynı şeylerden rahatsızım. Yüzdüğümüz zaman anında etrafımıza toplanıyorlar. Halı, kilim şezlong bile kullanmadan direkt kuma böyle çok çirkin şekilde yatıyorlar. Zaten yediklerini içtiklerini olduğu yerde bıraktıkları için sahili inanılmaz derecede kirletiyorlar. Denizin rengi bile bulanıklaşıyor, dengesiz yüzme şekilleri olduğu için. Şile’nin bununla ilgili bir şey yapması gerektiğini düşünüyorum.

VTR: Biz de arkadaşlarımızla aynı fikirdeyiz Şile sahili aşırı kalabalık ve aşırı pis ve buraya gelen erkekler çok rahatsız ediyor bizi. Bundan şikayetçiyim.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musunuz olayı? Dekolte karşıtlığı, güzellik karşıtlığı, estetik karşıtlığı, aşk, tutku karşıtlığı bir bela seli halinde, bir kir seli halinde Türkiye’yi sarmak istiyor deccaliyetin bir oyunu olarak. Buna müsaade etmeyeceğiz. Bak kadınlar, genç kızlar, güzel insanlar Şile’de denize girmek istiyor. Dekolte olması onların yani mayoyla giriyor olması zaten adamların saldırganlaşması için bir yeterli neden oluyor. Ve saygı duymuyor. Halbuki helal olan bir tavır ama bunu gayrimeşru bir tavır olarak görüyor adam. Ve o hanımları rahatsız etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Görgüsüzlük, kalitesizlik, münasebetsizlik, pislik ana vasıfları oluyor. Deccaliyet bunları öyle yoğurmuş ki gelenekçi Ortodoks sistemle de, Rumi kafayla da, Darwinist kafayla da bambaşka bir çizgiye sokmuşlar. Buna karşı bu güzel insanlar şu an dua ediyorlar bu beladan kurtulmak için. Hepsi güzellik peşinde, hepsi iyilik peşinde. Dolayısıyla hepsiyle beraberiz. Bakın bütün gençlik aynı yönde ve aynı istikamette dikkat ederseniz. Hepsi kalite arıyor, hepsi münasebetsiz adamlardan bizar, hepsi klas, kaliteli, güzel, aşk dolu bir hayat istiyor. Bunu sağlayacağız inşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba bir kadın olarak sokakta rahatça gezemiyorum şort giydiğim zaman kendimi gerçekten çok rahatsız hissediyorum yazlık yer olmasına rağmen burası, insanlar hala bu önyargılarını aşmış değiller bence.

ADNAN OKTAR: Kardeşim gelenekçi Ortodoks İslam’a karşı hükümetin tavır alması lazım. Böyle aşağılık kompleksi olan zonta tipler var kadınları ele geçiremedikleri için bunlar öfke içindeler bu kadınlara kötülük yapamadıkları için. Bu bayanlar, bu değerli insanlar, bu güzel kızlar o ahlaksız, görgüsüz, pis, kokuşmuş adamlardan tabii ki uzak duruyorlar. O da onları kinlendiriyor bu sefer onların dekoltelerine söz etmeye kalkıyorlar, yürüyüşüne, makyajına, tavrına söz etmeye kalkıyorlar. Aslında onlara karşı kıskançlık duygusundan ve onları ele geçirememenin verdiği kinden kaynaklanıyor. Ama pis adamlar tabii onları ele geçirip, kirletip, onları değersiz hale getirmek istiyorlar. Tabii Allah belalarını veriyor böyle bir şey mümkün değil, o genç kızların asaleti, kalitesiyle o basit insanların çirkinliği arasında uçurum var. Tabii ki hiçbir zaman için yanaşamayacaklardır ama onların bu çirkin öfkelerini hükümetin açıklamaları da çok olumlu yönde geriye adım attırabilir. Biz buradan izah ediyoruz ama hükümetten de rica ediyoruz bu münasebetsiz, görgüsüz, kalitesiz insanların hanımların üstündeki baskısını kaldıracak tarzda açıklamalar yapsınlar hem Cumhurbaşkanı hem Başbakan. Bakın yaygın bir bela olduğu görülüyor. Türkiye bizim, bizim genç kızlarımız, delikanlılarımız huzur içinde yaşamaları gerekirken gereksiz korku ve gerilim içinde yaşıyorlar. Birçok kişi birçok kişiye selam veremiyor, hürmet edemiyor, saygı gösteremiyor. Bunu hep birlikte ortadan kaldıracağız inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, sevdiğim kız neden beni sevmiyor?

ADNAN OKTAR: Ya yakışıklısın bir kere seni nasıl sevmez? Değil mi? Bir de sevmişsin yani. Değerini bilmiyordur. Sen kendi değerini daha çok hissettir. Şefkatini, saygını, imanını, Allah’tan korkunu, temizlik anlayışını, sadakat vefa anlayışını, onu nasıl koruyup kollayacağına, namusuna, şerefine onuruna nasıl dikkat edeceğine, sağlığına sıhhatine nasıl dikkat edeceğine dair kanaatini ona güzelce vurgula. Sabırla yaklaş, o da seni çok sevecektir inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba. Hafta sonları ben buraya tatil için geliyorum burası çok pahalı. Özbekistan’dan geldim ben buraya tatile.

ADNAN OKTAR: Canımın içi o genel bir dert gibi görünüyor. Özellikle orta gelirli, alt gelirli insanlar için hakikaten çok zor. Benim görüşüm belediye bunu çok rahat yapabilir. Çok geniş büyük sahillerimiz var. Ne olacak mesela bir yemekhane, ucuz ve kaliteli yemek üretecek yani sadece oranın masrafını karşılayacak bir sistemle orada ucuz bir hayat sağlanabilir. Ama tabii orada kardeşlik, sevginin, saygının çok teşvik edilmesi lazım. Çünkü oraya gelip tek başına oturması bir şeyi değiştirmez. Mutlu olabilmesi için orada kardeşlik ve sevgi anlayışının çok iyi gelişmiş olması lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Biz buranın temiz tutulmasını istiyoruz, her hafta sonu geliyoruz. Gerçekten çok pis rahatça yüzemiyoruz, denize rahat giremiyoruz daha temiz olmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi Müslümanlığın temizlik anlayışı içerisinde. Hepsi kalite, sevgi, aşk, iyilik, güzellik, bütün gençlerle ittifak halindeyiz. Mesela bir gelenekçi bağnaz için bazılarında bir yobaz için temizlik diye bir konu yoktur. En pis yerde bile yaşar. Mesela diyor ya bak çocuk geliyor yatıyor diyor adam hayvan gibi kumların içine yatıyor diyor. Hiçbir şey ona fark etmez. Mesela alıyor yiyeceği kaldırıp atıyor, denize atıyor hatta. Yani çok acımasız bir bakış açıları var ve genç kızları da direkt ezmek, üzmek, korkutmak, kirletmek, onu değersiz kılmak azminde oluyorlar onun için bin bir türlü kirli düşünce geliştirmişler. İşte “kadınların aklı yarımdır” diyor. Kendini onunla tatmin ediyor, “ben ondan daha akıllıyım” diyor. İstediğin kadar de o hiçbir şekilde yarım akıllı olmaz senin demenle. O, akıllı olduğu için zaten sıkılıyorsun sen onun için münasebetsizlik yapıyorsun. Makyaja, dekolteye karşıyım demelerinin de kökeninde aslında kıskançlıktan başka bir şey yok birçok insanın. Bir kısmı bilgisizliğinden söylüyor ama kadınların güzel olmasını istemiyorlar. Kadınları kıskanıyorlar çünkü ele geçirememek de onları ayrıca öfkelendiriyor. Tek yaşamak da onları öfkelendiriyor. O zaman kadın aleyhtarı propaganda başlıyor. İşte “Yüzde 99’ u cehenneme gidecek, araba kullanmayı bile bilmezler, bunları yönetici yapmayacaksın, okuma bile öğretmeyeceksin.” Potansiyel suç makinesi gibi görüyor. Telefonla her on dakikada bir arıyor “Nerdesin?” Elinin köründe. Ne demek on dakikada, ne demek istiyorsun sen?  Yani bir suç işleyeceğinden emin. Güvenmiyorsan niye seviyorum diyorsun, saygın yoksa neden onunla bağlantıya geçmek istiyorsun? Bütün bu belalar gidecek çünkü gençlerin hepsinin ittifak halinde olduğunu görüyorum. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amerika Türkiye’nin Rusya’dan S-400 alması planını eleştirdi. Amerikan Genelkurmay Başkanı Dunford; “Türkiye S-400 hava savunma sistemi alsaydı bu endişe verici olur”  diye konuştu. Fikri Işık, Rusya’dan S-400 alınmasıyla ilgili olarak görüşmelerin devam ettiğini ve anlaşmanın son aşamasına gelindiğini açıklamıştı.

ADNAN OKTAR: Alalım, alalım doğru onda rahatsız olacak bir şey yok. Sadece rezillik pislik istemiyoruz bu kadar. Yanlış bir şey yapmıyor Tayyip Hoca. Hemen hızlandıralım olsun bitsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Denize giren vatandaşlarımız plaj kıyafetleri ile değil de daha çok iç çamaşırı diye tabir ettiğimiz kıyafetler ile denize giriyorlar. Bu tabii göz kirliliği oluyor, toplumda güzel durmuyor açıkçası. Onun dışında insanlarımız temiz değiller çöplerini yere atıyorlar. Biraz daha topluma uygun davranan insanlarımız olsa çok daha iyi olur diye düşünüyorum. Yine her şey insanlardan kaynaklı.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel yüzlüm temizim benim. Bak hepsi aynı, sürekli temizlik, güzellik, kardeşlik, kavga olmaması, aşk, güven, selamlaşabilmek, arkadaş olmak, müzik yani eğlence, güzel olan her şey. Hepsinin ittifak ettikleri nokta bu ama temizlik mümin alameti olduğu için en çok temizliğin üzerinde duruyorlar. Yazık hakikaten çok haklı, adam çamaşırıyla denize giriyor kirli çamaşırıyla dehşet verici tabii oradaki insanlar için. Ondan sonra ya bunlar diyor dekolte giyinmişler falan diyor. Makyaj da yapıyor baksana falan diyor. Yani o kafa onu getirttiriyor. Kaliteli olmayı kabul edemiyor, güzel olmayı, klas olmayı kabul edemiyor. Güzel, kaliteli, klas insanlara karşı da içinde öfke duyuyor. Ama bütün gençlik ittifak etmiş benim gördüğüm. Hepsi güzellik, temizlik, kalite, iyilik konusunda müttefik yani Mehdiyet yani Kuran Müslümanlığı. Hepsi bak modern gençler. Hiç bağnazla karşılaşmıyoruz. Bağnaz demeyeyim de eski gelenekçiler bile çok değişmişler görünüyor. Yani kırıntıları kalmış ama kendileri değişmişler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, sizin kendinizin Ermeni olduğu söyleniyor, acaba atanız, soyunuz ne acaba, onu öğrenmek istiyorum ben. Teşekkür ederim sağ olun.

ADNAN OKTAR: Önce Yahudi olduğum atamın Yahudi olduğu söyleniyordu. Sonra Rum olduğum söyleniyordu şimdi de Ermeni. Hepimiz Hz. Âdem (as)’den geliyoruz. Sonuçta tek atadan geliyoruz mühim olan o. Ermeniler, Hz. İbrahim (as)’in soyudur Ermeni soyu. Azeriler de öyle Ermeniler de Hz. İbrahim (as)’in soyudur. Azeri zaten Azer kelimesinden geliyor. Azer, Hz. İbrahim (as)’in babasının ismi Azer, o soydan Hz. İbrahim (as)’in soyu. Efendim benim soyum Hz. Ali (ra)’ye dayanır yani bilimsel yaptırdığımız araştırma, profesörlere yaptırdığımız araştırma, soy bilimci uzmanlara yaptırdığımız araştırmalarda belgelere dayalı olarak soyumun Hz. Ali (ra)’ye dayandığını tespit ettik. Dolayısıyla seyyid soyum,  hem seyyid hem şerifim. Çünkü annelerden çoğu şerife ve seyyide yani soy içerisinde anneler hep seyyide ve şerifeler.  Anneler yönünden de baba yönünden de hem seyyid hem şerifim. Daha ileriye gittiğimizde Hz. İsrail (as)’e gidiyor soyum yani Hz. Yakup (as) soyundan. Ben-i İsrail soyundan mısın derseler doğru oluyor bilimsel olarak doğru Ben-i İsrail soyundanım. Dolayısıyla o konuda da bilgi edinmek isteyenler internete girerlerse benim soyağacımı görebilirler kardeşlerimiz.  Nasıl ulaşabiliyorlar o soyağacına?

ASLI ALKAN: adnanoktarkimdir.com

ADNAN OKTAR: adnanoktarkimdir.com oraya girerlerse bilimsel araştırmalar sonucu yapılan o soy bilimcilerin hazırladığı şecereyi görebilirler, o şecereden kardeşlerimiz görebilirler. Ayrıca Kohen soyundan geliyorum. Yani Musevilerin bir de Kohenleri vardır biliyorsunuz. Hz. Davut (as) soyundan ve Hz. Yakup (as) soyundan bağlantılarıma ait belgeler de orda var. Kohen olan Ben-i İsrail kökenli seyyid bir kardeşinizim.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yine harunyahya.org sitesinde Sayın Adnan Oktar’ın Şeceresi bölümünde bu sayfadan detaylı şekilde öğrenebilirler Adnan Bey şecereniz hakkındaki bilgileri. Sayın Adnan Oktar’ın Hz. Davut (as)’a kadar uzanan silsilesi burada detaylı olarak görülüyor.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Niye dünyada ateist çok?

ADNAN OKTAR: Onları da Allah yaratıyor. Allah hidayet vermiyor ateist olur. Kuran’da da ona işaret edilmiştir. Kafir olur, münafık olur hepsini Allah yaratır. Evet.

VTR: Çevremizi daha nasıl temiz tutabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ay benim güzel yüzlüm, ay benim nurlum. Allah sana tertemiz hayat nasip etsin, tertemiz yaşamanı nasip etsin tertemizsin zaten. Ama çocuklardaki temizlik titizliği görüyor musun? Hayret hepsi temizlik, hepsi o Mehdiyet’in o güzel ruhunda, cennetin o güzel ruhunda erimiş ve etrafları hep düzen, tertip, sevgi, temizlik, iyi niyet, korunup kollanma, arkadaşlık, dostluk hep onun peşindeler maşaAllah. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Suriyelim, Türkiye’yi çok seviyorum.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, biz de sizi çok seviyoruz. Nur gibisiniz, nur. Allah sizlere sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Gönlünüz çok rahat olsun hep yanınızdayız. Hep rahat edeceksiniz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hafta sonunu nasıl geçirirsiniz?

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım iki güzel hanım, ikisi de birbirinden güzel. Tabii ki kız arkadaşlarımın da katıldığı geziler oluyor. Sohbet ediyoruz, konuşuyoruz. Mesela demin yemekteydim, böyle bir olay yok. Gelmeden önce, şahane bir ortam. Bahçeye sofra hazırlamışlar, dehşet maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Elektrikli araçlar üretilmesine rağmen neden bu kadar yaygın değil?

ADNAN OKTAR: Herhalde o kadar güçlü olmuyor. Daha yeni deneme safhasında bu aletler ama bundan sonra olur gibi geliyor bana. Daha temiz bir çevre açısından gittikçe oraya doğru gidiyor ama sıhhatli bir çalışma temposuna daha girmedi o aletler. Denendikçe daha gelişiyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Anadolu Ajansı yaptığı habere göre TSK’da general ve amiral sayısı yüzde 40 azaldı. FETÖ ile mücadele kapsamında general ve amiral sayısı 326’dan 196’ya düştü.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey olmaz. Avrupa’da çok daha aşağı sayıda oluyor, az sayıda oluyor, gayet rahat yetiyor. Hiçbir ülkede bu kadar general, amiral sayısı yüksek değil, gerek yok. Az sayıda general ve amiralle çok rahat ordu idare edilebilir. Evet.

VTR: İstanbul’da bir yerden bir yere giderken her türlü çok trafik oluyor. Mesela ben metrobüste bile sıra bekliyorum binmek için. Buna bir çözüm istiyorum açıkçası.

ADNAN OKTAR: Hepsi terbiyeli, hepsi saygılı. Yeni nesil şahane, ben hayret ediyorum maşaAllah. Ve hiçbiri kavgacı değil. Çok insancıl, kibar, hürmetkar yani o geçmişteki olan ruh gitmiş, tamamen gitmiş. Metrobüsler de evet ciddi bir sorun. Onu izliyoruz, hükümetin de tahmin ediyorum güzel atakları olacak diye düşünüyorum. Özellikle yeni otobüsler alınması ve yeraltı yolları. Yeraltı yolları çok iyi bir çözüm. Evet.

VTR: Ben Efecan. Otobüs koltukları neden bu kadar konforsuz?

ADNAN OKTAR: Efecan bayağı yakışıklı delikanlı, gözlüğü de yakışmış. Çocukların tabii makul, güzel bir hayat istemeleri mevzubahis. Ama bunu bulamayınca tabii onları sıkıyor o. Otobüsler de tabii geniş, rahat, güzel olsun diyor ama hükümetin hep o yönde bir gayreti var benim gördüğüm. Tayyip Hocam bu konuda çok çalışkan, şevkli. Gözünden de hiçbir şey kaçmıyor. Halk rahat etsin, millet rahat etsin diye gece gündüz uğraşıyor ama asıl rahatlık bence Mehdiyet devrinde. Evet.

VTR: Bir pastaneye girdiğinizde dikkat çekecek tatlı nedir?

ADNAN OKTAR: Hemen şöyle süratle baklavalar bölümüne gideceksin. Özellikle Şam fıstıklı baklavalar, o çok önemli. Bir de cevizli, cevizi bol mu, fıstığı bol mu ona bakacaksın. Eğer iyi kızarmış acımasız duruyorsa hiç beklememek lazım. Ama kaptırmayacaksın kendini, iradeni kullanacaksın. En fazla 3 tane yemek lazım. 7-8 tane yersen olmaz. Evet.

VTR: En çok neden utanırsınız?

ADNAN OKTAR: İnsan utangaç varlıktır ama gereksiz utanma da tabii beladır. Bazen utanma, sevenlerin arasında bir derde dönüşür. Utanmanın kontrollü olması lazım. Ancak mümin kötü, yanlış bir şeyi bilmeden yaparsa ondan utanabilir. Ama helalden utanmak çok yanlış, helal olan bir şeyden utanmak.

İran’da da deprem oldu. 5,4 büyüklüğünde. Buralar haraketli, bir şey var.

Dinliyorum.

VTR: Hayvanları seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Hem nasıl.

VTR: Esnafa tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Esnafa değil de halkın esnafla ilişkisinde halka tavsiyem olabilir. Esnaf zaten ufacık bir dükkanda yaşıyor. Bütün ömrü orada geçiyor. Her gelen selam verse, sevgi gösterse, hal hatır sorsa, güzel davransa, kolaylık gösterse o insanların hayatı da güzel, renkli olur. Öbür türlü her gelen “şu niye kötü, bu niye böyle pahalı, şu niye böyle aksi?” bu doğru bir hareket değil. Esnaf da sabırlı olabilir, şefkatli olabilir, güler yüzlü olabilir. Bir de kalitesiz malı hiçbir şekilde satmaması lazım. O çok müthiş bir öfkeye ve kötü bir imaja sahip olur ayrıca. Haramdır ayrıca kalıcı bir öfke getirebilir. Her ne pahasına olursa olsun malın iyisini, güzelini satıp dürüst davranması esnafın vazgeçilmez vasfı olması lazım.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fatih Altaylı sosyal medyada kadınların “Kıyafetime karışma” etiketine destek vererek şunları söyledi; “Kıyafetime karışma hareketini düzenleyen kadınlar arasında başı açık olan da var, kapalı olan da. Ayak tırnağına kadar örtünen de var, göbeğini açıkta bırakan da. Bu hareket önemlidir. Her kadın ve aklı başında her erkek buna destek vermek zorundadır.”

ADNAN OKTAR: Kıyafete karışmama konusunu başlatan biziz, bu kampanyayı başlatan da biziz. Aylardan beri bunun tanıtımını, anlatımını, iknasını yapmaya çalışıyoruz. Hanımlar da aklı başında olduğu için bu güzel harekete katıldılar. Tebrik ediyoruz, doğru.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey iyi yayınlar. Siz televizyonda halka neyi vermeye çalışıyorsunuz, ben onu pek anlayamadım. Amacınız nedir? Bunu daha açıklarsanız toplum olarak seviniriz. Biz de buna katkı sunmak isteriz.

ADNAN OKTAR: Sevgi, kardeşlik, dostluk, temizlik, iyi niyet, vefa, sadakat, Allah korkusu, Allah sevgisi, savaşların kalkması, terörün durması, bütün dünyanın kardeş olması, Mehdi (as)’a zemin hazırlamak, İsa Mesih’in çıkışına zemin hazırlamak, ona yardımcı olmak. Hepsinin üstünde Allah’ın rızası ve Allah’ın sevgisini kazanmak. Allah aşkıyla insanların yaşamasını teşvik etmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim iki sorum olacak. Birinci sorum, dünyada sosyal hizmet bu kadar gelişmişken Türkiye’deki sosyal hizmet neden gelişmedi? İkinci sorum da, Türkiye dünyaya ne zaman hakim olacak?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, aslanım. Hepsi Mehdi (as) talebesi olduğu açık açık görülüyor. Bu soruyu kim sorar? Ancak bir Mehdi (as) talebesi sorar. Mehdiyet ruhu olmadan bu soru olmaz. Bir daha. Bunun nedeni İngiliz derin devletinin Türkiye’ye yaptığı ağır baskı. Çünkü Mehdiyet’in kalesi olarak Türkiye’nin olduğunu biliyor. Mehdiyet’i yıkmak için FETÖ hareketini ortaya çıkardı, anti Mehdi hareketi başlattı. Fethullah Gülen, Mehdi (as) gelmeyecek, İsa Mesih gelmeyecek diye müthiş yaygaralar kopardı. Sonra Diyanet’i bu iş içine farkına varmayacakları şekilde sürüklediler. Diyanet de bütün radyolardan, televizyonlardan ve bütün camilerden hutbeler okuttu, Mehdi (as) gelmeyecek diye, İsa Mesih gelmeyecek diye. Bu onların farkına varmadıkları bir yerden geldi onlara. İngiliz derin devletinin atağıydı bu. Fakat bilmeden bu atağın içine onlar da girdiler. İlahiyatçı hocaların büyük bir bölümünü bu işin içine çektiler. Haber Türk’ten tut, NTV’den çık. Televizyon kanallarında geceli gündüzlü Mehdi (as) gelmeyecek propagandası yapıldı. TRT de bu işin içine girdi ama Mehdiyet çığ gibi gelişti Türkiye’de. Çözüm bulamıyorlar. En sonunda 15 Temmuz’da deccal direkt saldırdı. Yine rezil kepaze olup tasını tarağını toplayıp kaçtılar. Demek ki Mehdiyet galip olan güç, deccaliyet mağlup olan güçmüş.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Emniyet Genel Müdürlüğü 81 ilde parklarda halkın huzurlu dinlenebilmesi için 7 bin 968 personelinin katılımıyla ‘Türkiye huzurlu parklar’ uygulaması başlatıldı. Uygulamaya 39 dedektör köpek de katıldı.

ADNAN OKTAR: Bak bunu yaklaşık bir aydan beri gündemde tutuyoruz. Ne diyorsak mutlaka oluyor o. Biz bir şeyi isteyip de, dua edip de onun olmaması diye bir konu yok. Parklarda huzurlu bir hayatı gece gündüz gündemde tuttuk. İzleyicilerimiz de bize bu konuda sorular sordu, sürekli cevaplar verdik. Bakın sonuç net. Tayyip Hocam’a bundan sonra kimse ters bir söz etmesin. Tayyip Hocam ne diyorsak yapıyor, Allah ondan razı olsun. Çok dürüst ve iyi niyetli bir tavrı var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam merhaba. Her tesbih sallayan dinimize göre delikanlı mıdır?

ADNAN OKTAR: Tesbih evet biraz yaygın herhalde. Tesbih sallamak herhalde hoşlarına gittiği için, tesbih ellerinde zevk aldıkları içindir. Delikanlılık ayrı bir şeydir. Delikanlılık işte 15 Temmuz’da sokağa çıkan kabadayılara biz delikanlı diyoruz. O mangal gibi yürek gerektirir, fedakarlık gerektirir, vicdan, yüksek ahlak, nezaket, Allah korkusu, Allah sevgisi gerektirir. Ama delikanlımız çok tabii maşaAllah. Ama delikanlı tesbih sallamaz mı? Olabilir, delikanlının elinde tesbih olabilir. Ama mutlak delili değildir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan yazısında, “Sakarya’ya atanan yeni Vali İlhan Balkanlıoğlu, İsmailağa cemaatinin üyesiymiş. Cemaat Vali Bey’i tekbirlerle makam koltuğuna oturtmuş. Yarın öbür gün İsmailağa ile bir hır falan çıktığında “kandırılmışız, aldatılmışız” falan diyen olursa çok kötü olur ha.” yorumunda bulundu.

ADNAN OKTAR: Yok, ender nadirattan olan bir şey. Çok nadirdir zaten nadir olduğu için bu kadar dikkat çekiyor. Mahmut Hoca cemaati yüksek tahsilli insanlara yönelik değil de, daha ziyade esnafa ve halka yönelik faaliyet yapan, mazlumlardan oluşan, garibanlardan oluşan bir güzide topluluktur. Hiç devlet yönetiminde de pek adamları olmaz yani nadir olur insanları. Olsa da çok iyi, hiçbir mahsuru yok. Mahmut Hoca cemaati güvenilir, dürüst bir cemaattir, efendi insanlardan oluşur. Mahmut Hocam’a bir insan tabi ise mesele yoktur ama Cübbeli Mahmut Hocamız’a tabi görünmekle beraber bağlı olduğu yer çok değişik. Sorun oradan çıkıyor. Sırf Mahmut Hocamız’a bağlı olsa çok iyi olurdu ama bağlı olduğu yer değişik.

Evet, bir soru daha alalım.

VTR: Merhaba ben de öğretmenim, eğitimciyim. Benim tek isteğim sadece çocuklarına değer versinler. Bize geldiklerinde, babanız size hiç sarıldı mı diye diye sorduğumda, yüzde 50’den fazlasının son üç ay içinde babasının hiç sarılmadığından bahsediyorlar. Çocuk değer buldukça değer verir. Eğer biz çocuğumuza değer vermezsek, başkaları da değer vermiyor.

ADNAN OKTAR: Bak ne güzel insan, ne vicdanlı bir insan, veli tiynetli bir insan. Gerçek bir Müslüman. Sevgiyi ön plana alıyor ve çok güzel sevgiyi anlatış şekli de çok güzel. Sevgiyi teşvik etme şekli de çok akılcı. Tebrik ediyorum, doğru, güzel.

Bir soru daha alalım, sonra bitirelim inşaAllah.

VTR: Bildiğiniz gibi bazı insanlar yüzmeyi bildiği halde yine de boğulabiliyor. Buna önlem nasıl alabiliriz?

ADNAN OKTAR: Bu yakışıklılık nedir böyle? Sen sanki sıradan bir olay varmış gibisin. Öyle bir şey yok. Çok güzel yeni nesil maşaAllah, bayağı seviniyorum. Yüzmeyle alakası yoktur. İnsanın boğazına su kaçar, derin bir yerdeyse boğazına su kaçtığında öksürmesi gerekiyor, boğulur. Başka hiçbir çözümü yok. Karada olursa ancak kendini kurtarabilir. Yoksa boğazına su kaçtığında muazzam alerji meydana geliyor. Kurtuluşu yoktur. İkinci kere öksürmek istediğinde yine su kaçacaktır. Boğulmanın dışında bir yolu olmaz. Hele krampta, derin bir suda yüzüyorsa bitti. Allah esirgesin. Onun için derin suda yüzmemek lazım. En fazla 1.50 - 1.40. Derin su çok tehlikeli, müdahale imkanı yok. İnsanın başı yukarda olması lazım. Yere ayağı değecek, başı dışarda kalması lazım.

Caner Taslaman’ı evrimci diye çıkarıyorlar kanallara ama Caner Taslaman alttan alta benim bütün dediklerimi anlatıyor. Bütün anlattıkları hep benim son zamanlarda anlattıklarım. Onların kısa bir özetini hazırlamış, kelimesi kelimesine. Mesela Hz. Süleyman (as) devrini anlatıyorum, onu aynısıyla anlatıyor. Bilmiyordu daha önce onları o. Hz. Musa (as)’nın kadınlarla konuşması, dekolte konusu falan hepsini anlatıyor. O yönden çok iyi. Adamlar da o Darwinist nasıl olsa bir şey olmaz gibisinden, zehri alınmış falan diyorlar. O da bol bol benim dediklerimi anlatıyor. Ne de olsa eski talebemiz tabii.

Şimdi ne yapalım? Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü