Harun Yahya

Sohbetler (25 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz şeref verdiniz.

ADNAN OKTAR: Buyurun dinliyorum sizi.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bugünkü konuşmasında, Fethullah Gülen’in “Darbeyi ulusalcı laikler yaptı” açıklamasına “densiz” diyerek şöyle cevap verdi: “Bir densiz kalkmış şu açıklamayı yapıyor; ‘15 Temmuz’u Atatürkçüler yapmış olabilir’ FETÖ örgütünün lideri bu. Sen Balyoz, Ergenekon davalarında ordudaki Atatürkçüleri ortağınla birlikte temizledin mi? Size kozmik odayı bile verdiler. Kozmik odayı bir terör örgütüne vermek vatana ihanettir. Vatana ihanet edenler de iktidardır. Utanmadan sıkılmadan bu darbe girişimini Atatürkçüler yapmış diyorlar. Asıl sorumlu seninle birlikte sana devleti teslim edendir. Sana devleti teslim edenlere de er-geç hesabını soracağız. Kimse unutmasın.”

ADNAN OKTAR: FETÖ’ye karşı olduğunu söylemesi burada çok hoş bayağı iyi olmuş. Epeyden beri duymuyorduk çünkü hakikaten tedirginlik meydana gelmişti. O konuşma önemli. Ondan gerisinin bir anlamı yok. Orada hükümeti suçlamak mümkün değil. O zaman geri gideceğiz, Ecevit dönemine gideceğiz CHP’yi suçlayacağız yine. Çünkü en güçlü destek CHP döneminde Ecevit döneminde oldu. Ecevit manevi evladı gibiydi. Asıl onu büyütüp beslen Ecevit’tir. Ondan önce Demirel, Turgut Özal, dolayısıyla devlet politikasında bir hata olmuştu orada yanlışlık vardı, bu düzeltildi. Devlet vatandaşına güveniyor, Müslümana güveniyor ne bilsin onların öyle hainlik yapacağını? Devlet vatandaşa iyi niyetle baktı, hayır gözüyle baktı. Namaz ehlidir ehli secdedir diye. İngiliz derin devletiyle karşı karşıya olduğunu anlamadı devlet. Hatta bilmiyordu da yani biz anlattık. İngiliz derin devleti bilinmiyordu, muhalefet de bilmiyordu iktidar da bilmiyordu kimse bilmiyordu. Dolayısıyla bu oyunlar bitti. Burada devleti İngiliz derin devleti sarmıştı, burada hedef hükümet değildi. Burada hedef Türk devletiydi. Dolayısıyla bütün partileri kontrol altına almaya çalışmıştı İngiliz derin devleti. Dolayısıyla AK Parti’yi bu konuda suçlamak bilimsel ve akılcı olmaz.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Cumhurbaşkanı Erdoğan bugünkü konuşmasında, bazı çevrelerin kullandığı ajanların farkında olduklarını söyledi. “Gezi olaylarına ümit bağladılar olmadı, FETÖ’ye ümit bağladılar olmadı. Bir ara DEAŞ’ı üzerimize saldılar ama hiç heveslenmesinler artık ne yaparlarsa yapsınlar çuvala sığmıyorlar. Bunlar bütün açıklığıyla ortada. Farklı kesimler üzerindeki arayışlarını yakından takip ediyoruz. Vakti zamanı gelinde hepsinin ajanlarının üzerine binmeye devam edeceğiz.”

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletine öyle bir oturtturmuş ki Tayyip Hocam Osmanlı tokadını, sekiz kere etraflarında çevirmiş. Aylardan beri İngiliz derin devletini rezil kepaze ediyor Tayip Hocam. Ama dedi ki geçen gün “Açıkça söylerim de uluslararası kriz olur, biliyorum bu ahlaksızların kim olduğunu” dedi. Olay açık, “çuvala sığmıyor” diyor “binlerce belge var” diyor ona getiriyor yani doğru söylüyor. Açıklanacağını da biliyor ajanların da, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Mescid-i Aksa’da İsrail nedeniyle çıkan gerilime değinen Sayın Erdoğan “Ben buradan milletime sesleniyorum, Mescid-i Aksa’da böyle bir şey oldu diye buradaki sinagoglara saldırmanın anlamı da yoktur. Bunlar bizim dinimize göre de yasaklanmıştır. Mescid-i Aksa’nın duvarlarını restore eden Mimar Sinan Yahudilerin ibadetlerini yapabilmeleri için bir alan açmıştır. Diğer dinlere hayat hakkı vermeyelim gibi bir düşünceye ecdadımız asla kapılmamıştır.”

ADNAN OKTAR: Cumhurun başına bak delikanlıya bak yani, maşaAllah. Çok güzel oldu Tayyip Hocam, tam olayı düzgün hale getirdin güzel bağladın şimdi tam oldu, güzel oldu.

Tayyip Hocam çok akıllı dürüst delikanlıdır. Bak vicdanının sesini dinledi gayet güzel bir açıklama, çok güzel gidiyor. Yanındayız gönlü çok rahat olsun. FETÖ’cü hanzolardan da Allah onu kurtardı çok iyi oldu.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: YPG terör örgütü eşcinsel diriliş ve kurtuluş ordusu kurdu.

ADNAN OKTAR: Yanlış duymadım ben değil mi?

OKTAR BABUNA: Tam sizin söylediğinizi resmileştirmişler.

ADNAN OKTAR: Resmen adını koymuşlar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Bilimle Allah’ın varlığını en kolay nasıl kanıtlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte proteinin yapısından, hücrenin yapısından, dünyadaki ve kainattaki her yerdeki matematik denge. Zaten bilim adamları araştırma yaptıklarında bir problemi çözecekleri vakit her şeyin en mükemmel olması gerektiğine göre çözerek elde ediyorlar. Yoksa sonsuz ihtimal oluyor. Allah’ın yaratma ihtimaline göre hesap ettiklerinde doğruyu bulabiliyorlar. Fizikte bir yöntem bu, bütün bilim adamları bunu kullanıyor. Mesela sonsuz ihtimal var ya, Allah nasıl yaratırdı, nasıl yapardıya göre düşünüldüğünde bulunuyor. Ve oraya gittiğinde yeni bir yere alana geçiyorsun yine Allah nasıl yapardı, nasıl mükemmel yaratırdı diye hesap edildiğinde o zaman bulunuyor. Bu da Allah’ın varlığının bir delilidir. Bak sonsuz ihtimal içerisinde Allah nasıl yaratırdıya göre bakıldığında fizik problemleri çözülebiliyor. Her türlü konu bu şekilde sonuca kavuşturulabiliyor. Yoksa çıkılamıyor işin içinden. Evet.

Twitter’da “Kuran gerçeği” diye bir etiket yapalım. Adamlar “Kuran masalı” diyor. Allah ayette “Kuran’ı onlara okuduğun vakit ‘bunlar eskilerin masallarıdır’ derler.” (Mutaffifin Suresi, 13) diyor. Adamlar da şimdi FETÖ desteğiyle “Kuran masalı” diye bir etiket meydana getirmişler. İngiliz derin devletinin yaptığı bir çalışma Twitter’da. Yani hep sahte hesaplardan elde edilen bir netice. Ona karşı kardeşlerimiz Müslümanlar “Kuran gerçeği” etiketine destek versinler. Bu adamların FETÖ’cü İngiliz derin devletinin uşaklarının oyunlarını bozalım.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı yayınladığı açıklamada “Eğer Amerika Kuzey Kore liderliğini devirmek üzere en ufak bir teşebbüste bulunursa giderek bilinen ve büyüyen nükleer gücümüz Amerika’nın yüreğine yumruk gibi iner” ifadeleri kullanıldı.

ADNAN OKTAR: Yapar mı yaparlar. O dombili bayağı deli. Dikkat etsinler hakikaten.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: İslam dünyasının birlikte hareket etmesi gerektiğini savunan Cumhurbaşkanı Erdoğan Müslümanların kavgaya değil dayanışmaya ihtiyacı olduğunu söyledi. Erdoğan “Araplar bizi arkadan vurdu” yalanını artık bir kenara bırakmanın zamanı gelmiştir” dedi.

ADNAN OKTAR: Araplar bizim her zaman dostumuz oldu. Hep o oyunu yapmışlardır. Araplara da ne diyor biliyor musun? “Türkler sizi arkadan vurdu” diyor. Ermeni-Türk karşıtlığı, Rum-Türk karşıtlığı, Rus-Türk karşıtlığı hepsinde aynı masalı uyduruyorlar aman dikkat edelim.

Dinliyorum.

VTR: Ben Ankara’dan Elmas. Her yağan yağmur damlasında bir melek inermiş doğru mu Hocam?

ADNAN OKTAR: Allah için melek sayısı sorun değil. Çünkü her yerde zaten Allah’ın ruhu var. Melekler de Allah’ın ruhudur zaten. Allah’ın ruhunun olmadığı hiçbir şey yoktur. Bütün atomlar, nötronlar, protonlar, esir hepsinin içindedir Allah’ın ruhu. Dolayısıyla bütün kainat canlıdır zaten hepsi melek hükmündedir. Melekler de Allah’ın tecellisidir, meleği ayrı bir şey zannediyorlar öyle değil, Allah’ın ruhudur melekler, çeşitli şekillerde tecelli ederler. Dolayısıyla Allah’ın ruhu yağmur damlasında da var, karda da var her yerde vardır. O anlamda doğru tabii ki.

Evet, dinliyorum.

OKTAR BABUNA: Erdoğan konuşmasında, batının Türkiye’ye karşı tutumunu ise şu sözlerle eleştirdi: “Batılılar istiyor ki Türkiye onlar ne isterse yerine getirsin. Kusura bakmasınlar artık öyle bir Türkiye yok. Bizi maddi yatırımlarla tehdit etmeye kalkarsanız yanılırsınız, siz kaybedersiniz” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam gibi delikanlı bu memleket görmedi. Helal olsun. Asla baş eğmiyor. “Eğilmez başın gibi gökler bulutlu efem” diyor. Tayyip Hocam efedir, kabadayıdır çok güzel konuşuyor. Sonuna kadar yanındayız. AK Partili değilim ben, AK Parti’yi destekliyor da değilim o anlamda değil. Tayyip Hoca’nın şahsını. Beni tek bir partide göremezsiniz bütün partileri destekliyorum. Çünkü hepsi kendi vatandaşımız. HDP’nin içinde bile Müslüman varsa onları desteklerim. İmanlı insanlar varsa onları desteklerim. Ama HDP’nin genel politikası baskı altında olduğu için benim için geçerli değil. PKK baskısı altında. Özgür hür değil, özgür bir parti değil.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında Amerika’nın, Türkiye’nin ve Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasını eleştirmesine de değindi. “Amerika, eğer S-400 anlaşmasını Rusya’yla yaparsa gerilime neden olur demiş. Neden gerilime neden olsun? NATO ülkesi olan Yunanistan yıllardır S-300’leri kullanıyor kimsenin sesi çıkmıyor. Biz şu anda Rusya federasyonuyla ilgili adımları attık, inşaAllah S-400 füzelerini ülkemizde göreceğiz.”

ADNAN OKTAR: Bak Tayyip Hocam yine kalıp gibi oturtturmuş. Yunanistan NATO üyesi S-300 alıyor gık yok. Türkiye alınca “niye alıyorsun?” Olmaz. Gerilim merilim, gerilimse soda içersin geçer. Var mı öyle şey? Türkiye aklı başında bir ülke, aklı başında bir devlet. Her zaman itidalli ve kontrollüdür Türkiye. Dolayısıyla Türkiye’ye akıl vermeye gerek yok. Nerede ne yapacağını bilir. Dengesiz bir devlet değildir, tecrübesiz bir devlet değildir, olgun bir devlettir, eski bir devlettir. Devlet terbiyesini biz millete öğrettik dünyaya biz öğrettik. Amerika’ya devlet terbiyesini öğreten biziz. İngiltere’ye devlet terbiyesini öğreten bizi. Avrupa’ya devlet terbiyesini öğreten biziz bilmiyorlardı. Devlet nedir onu bilmiyorlardı, devleti öğreten biziz. 5000 yıllık geçmişimiz var. Bilmiyorlardı hiçbiri. Açın bakın bilmiyorlardı. Devlet terbiyesi hiç bilmiyorlardı. Devlet nasıl idare edilir, diplomasi nedir hiçbirini bilmiyorlardı hepsini Osmanlı’dan öğrendiler, Selçuklulardan öğrendiler, Gaznelilerden öğrendiler. Daha hala 5000 yıl önceki stratejiler, yöntemler Avrupa’da, Amerika’da üniversitelerde okutuluyor. Biz öğrettik, bize akıl vermelerine gerek yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu:

VTR: Hz. Musa (as)’ın “Rabbim Sen’den gelecek her türlü hayra muhtacım” duasının amacı nedir?

ADNAN OKTAR: Sen nasıl güzelsin, nasıl nurlusun, nasıl temizsin. Nurun pırıl pırıl parlıyor. Allah sana uzun ömür versin. Şimdi, görüşmenin şeklinden kaynaklanan bir mantıkla düşündüğümüzde peygamber kızlarıyla görüşüyor beğendiği açık, bekar, bir evlilik hayatına ihtiyacı var. Çok gergin bir hayat yaşıyor çünkü tek başına geziyor. Daha güvenli bir ortama ihtiyacı var. Ve peygamber kızlarıyla tanıştığında peygamber kızlarının ona bakışını da görüyor, beğeniyle bakıyorlar çünkü. Beğendiklerini nereden anlıyoruz? Diyorlar ki “çok güvenilir biri” diyorlar babasına söylüyor. Demek ki onların bakışında o sevgiyi, o güveni görmüş. Ve “güçlü kuvvetli” diyor. Güçlü kuvvetli nasıl olur? Gözlemlemeden bunu bilebilir mi? Bilemez. Kendini beğendiklerini anlamış. Onun için Cenab-ı Allah’tan onlardan birini kendisine eş olarak nasip etmesini istiyor. Ve o bulunduğu beldede de evlenip daha güvenli bir hayat kurmak istediği anlaşılıyor. Genel yapıyı incelediğimizde ortaya çıkan bu. Öncelikli ihtiyacının bu olduğu anlaşılıyor. Bir aileye ihtiyacı var, eşe ihtiyacı var, sakinliğe sükunete ihtiyacı var, korunmaya ihtiyacı var, bu. Burada kastedilen bu olduğu anlaşılıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba. Aileniz sizin seçimlerinize karşı çıktı mı? İlk ne zaman aklınıza geldi kitap yazmak? İlk günlüğünüzü ne zaman yazmaya başladınız? İlk kitap yazabildiğinizi nereden fark ettiniz? Sevenlerinizle çok buluşuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Bu ne tatlılık bu şekerlik. Nasıl zeki nasıl yaman, nasıl enerjik nasıl. Saf baldan oluşmuş saf baldan dünyalar tatlısı. Allah sana uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin. Ama süper şeker ben görmedim böyle bir olay. Enerjisi çok güzel.

Annem başta tabii cinnet geçiriyordu. Bir kere derse sohbetlere falan gidiyordum, akşam 7’de bile gelsem çok büyük olay çıkıyordu “niye geç geliyorsun?” falan. Yavaş yavaş alıştırdım 8-9-10-11-12-1 sonra sabaha kadar biz sohbetlere gidiyorduk. Ondan sonra alışmıştı o sabahlara kadar. Evde toplantılara alışık değildi. Önce 3 kişiyle yaptık sonra 5 kişiyle, sonra evde 90 kişi falan oldu. Ev de öyle küçük ev büyük ev de değil Ortaköy’deki evde. Ta sokak kapıya kadar taşıyordu düşünün. Mutfağa kadar gidiyordu orada dinleyicilerin hacmi oralara kadar ulaşıyordu. Bir süre sonra annem artık bana muhalefeti bırakmıştı. Yani çünkü baş olacak gibi görmemişti. Ama tabii tatlı bir anne tepkisi tarzındaydı.

Akademide Darwinizm’le ilgili kitap dağıtmak istemiştim kitap yok. Bu Yeni Asya’nın çıkarttığı Darwinizm’le ilgili küçük bir kitap var ama o sadece proteinlerin meydana gelmesinin imkansızlığını anlatıyor. Matematik yönden proteinlerin mutlaka yaratılması gerektiğini anlatıyor ama tabii bitiriyor konuyu oradan giriş mükemmel. Fakat ben fosilleri falan da işlemek istedim. “Siz fosilleri de içine alan geniş bir eser hazırlasanız da onu dağıtsak” dedim. “Hocam sen niye yapmıyorsun?” dedi Ümit Şimşek. O zaman oradaydı herhalde şu an yine oradadır belki bilmiyorum Ümit Şimşek, ayrılmış da olabilir. “Hakikaten doğru söylüyorsun” dedim. Sonra bir defter üstünde kendi el yazımla, o zaman bilgisayar falan yok. Okulun kütüphanesinde fosillerin fotokopilerini çekiyordum. Fosil kitapları vardı “Fosils” diye bir kitap İngilizce. Oradan resimler çıkartarak yazarak bir kitap hazırladım. Sonra o küçük broşür haline getirilmişti. Halamdan da miras kalınca yaklaşık ilk baskısında 1 milyon, sonra yine bir o kadar daha bastırmıştık, kitabı bütün Türkiye’de bedava dağıttırmıştık. Küçük şöyle el kadar bir broşür. Geçenlerde onun bir tane nüshası elime geçti o ilk nüshalarından bir tanesi. O nüshaları da sonra veliler, bütün liselere de dağıtılmıştı aynı zamanda. Bir dilekçeyle Milli Eğitim Bakanlığı’na göndermişler “böyle kitap dağıtıyorlar bakanlık önlem alsın” diye. Bakanlık da incelemiş kitabı çok güzel bulmuşlar. Kitabın yaklaşık aynısını yardımcı ders kitabı olarak basıp milyonlarca devlet kendi eliyle dağıttı Milli Eğitim Bakanlığı. “Zaten 86’lerden sonra bizim tencerenin kapağı gitti” diyorlar “dümdüz olduk” diyorlar. “İlk vuruş o zaman oldu” diyorlar. Hepsi acı bir hatıra olarak hatırlarlar. “Sonra bu kalın Yaratılış Atlası çıktı” diyor. “Ondan sonra zaten yapacak hiçbir şey yoktu” diyor “o bitirdi konuyu” diyor.

Evet, şimdi dinliyorum.

VTR: Sevenlerinizle çok buluşuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canım bir tanem dünyalar güzelim. Ben seni çok çok sevdim bir kere sana onu söyleyeyim. Ama tahmin edemeyeceğin kadar çok sevdim. Tabii ben sevenlerimle çok buluşmazsam çok gerilirim. Ne kadar çok buluşur görüşürsem o kadar rahatlıyorum. Dakikalar bile benim için rahatsız edicidir. Saat zaten düşünemem sürekli görüşürüm sevdiklerimle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben kitap okurken sıkılıyorum. Bunu aşmak için ne yapmam gerekiyor onu çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm nurlum, Allah güzelliğini daha da artırsın. Gerçekten çok güzel insansın. Kitap okuyan herkes eğer kitap çok çok akıcı değilse, çok meraklandığı bir konu değilse ki onda bile insanın zihni yorulur ve bilimsel bir araştırmaysa tabii ki sıkılır insan. İrade kullanıp oradan fayda elde edeceği konuları düşünerek telkinle kendini açabilir. Yani ben bunu okuduğumda şu şu faydaları olacak bana der, şu gelişmeler olacak derse o kalbini ferahlatır. Mesela genel kültürüm artacak, rahat tartışabilecek konuma geleceğim, Allah’a sevgim aratacak, Allah’ın rızasını daha çok kazanacağım, Allah’ın sanatını öğreneceğim demesi lazım. Ama genel olarak Allah insanı aceleden yaratmış ayette var. Acele ne demektir biliyor musun? Bir şeyi acele yapamazsa sıkılır anlamına geliyor. Kitap okumak da acele olacak bir şey değildir, yavaş yavaş okunduğu için insanı çok sıkar yani sıkılır insan Allah öyle yaratmıştır. O sıkılmayı aşmaya biz ibadet diyoruz. O zorluğu aşmaya ibadet diyoruz. Mesela çalışkandır diyoruz birisi için, çalışkanlık nedir? Emek vererek iradeyle elde ediliyor. O sabra biz ibadet diyoruz. Zaten “Sabredenler ancak bu nimete kavuşur” diyor Allah. Sabır eğer kolay bir şey olsa adı sabır olmaz zaten. Sabır zorluğa direnmenin adıdır. O zaman insan güzelleşiyor, sabreden insan güzelleşir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye, gazeteciler eşofmanlı görüntüsünü sordu. Bahçeli şu yanıtı verdi: “Sosyal medyada kıyafetimizle ilgili duruşumuz çok yer aldı. Biz kıyafete önem veren bir kişiyiz. Değerli bir bilim insanının çok güzel bir sözü vardır. Bir topluma kıyafetinizle giriniz, şahsiyetinizle çıkınız.”

ADNAN OKTAR: Sayın Bahçeli’nin karakteri zaten çok güzel, kişiliği çok güzel, olgunluğu, efendiliği, nezaketi, hürmeti, soğukkanlılığı, vatanseverliği, konuşma gücü, irticalen çok güzel konuşuyor. İmani coşkusu çok güzel. Cesareti mükemmel, kabadayılığı, yiğitliği çok çok mükemmeldir. Gerçek ülkücüdür. O yüzden tabii kıyafetine de dikkat ediyor. Rahmetli Başbuğ da öyleydi. Alparslan Türkeş nefis güzel giyinirdi ben her gördüğümde çok çok güzel kumaşlar falan da böyle ağlardı yani. Çok mükemmel giyinirdi, çok efendiydi. Efendi insanın efendi talebesi olur. Dolayısıyla tabii Sayın Bahçeli de Sayın Başbuğ’un çok değerli bir talebesidir. Sevdiği bir talebesidir. O önemli özellik ona geçmiş.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Göksel. Sizden “Reis” diye bahsediyoruz arkadaş ortamımızda. Size de sorum, insan bünyesini nasıl sağlıklı beslenmeye alıştırabiliriz?

ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim. Yeni bir unvan daha “Reis” çok güzel. Allah sevginizi daha da artırsın. Ben de sizleri çok seviyorum, tahmin edemeyeceğiniz kadar çok seviyorum. Çok seviniyorum da böyle kaliteli gençlerin, samimi gençlerin, yakışıklı gençlerin Türkiye’nin her yerinde olması çok büyük bir müjde ve güzellik.

Aslında ben çocukken falan bunları hiç düşünmezdim. Pilav gelirdi, yemek, türlü ne bulursak yerdik. Tatlı falan yerdik. Kolesterol falan aklımızın ucundan geçmezdi biz her şeyi yerdik. Tereyağı, yumurta falan doyasıya yerdik. Komik de gelirdi bize kolesterol hani böyle gıcığına konuşuyorlar falan diye düşünürdük. İşte şu vitamini almanız lazım, bu vitamini almanız lazım, gereksiz entel edebiyatı gibi görürdük. Baktık ki insan hakikaten zayıf. Mesela kolesterol yükseldi mi insan ölüyor, damarı tıkıyor ölüyor. Ufacık bir pıhtı öldürüyor ufacık yani milim hesabıyla. Mesela şeker, biz baklava, börek her şeyi yerdik. Akşama kadar çay içerdik, şeker, öyle bir dert yoktu, her yerde lokum, tatlı zaten kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak görülürdü her yerde yerdik. Sonra bize dediler ki şeker zehir. O zaman insan zayıf, yani zayıf yaratılmış. Bilimsel beslenmeyi devlet vatandaşına öğretmek durumunda. Öbür türlü vatandaş perişan oluyor bilmiyor. Mesela yaşlı amcalar şekeri doyasıya yiyor şekeri yükseliyor haberi bile yok. Birden gözleri görmeyecek hale geliyor. Birden gözleri görmez hale geldi diyor haberi bile olmuyor bazen neden olduğunu bilmiyorlar. Yahut şeker komasına giriyor işte yaşlıydı öldü diyorlar. Onun için sporla beslenmenin devlet eliyle resmi bir politika olarak ciddi olarak uygulanması gerekiyor. Çok tehlikeli aksi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Emre. Türkiye’nin geleceğini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Pehlivan Emre, bayağı güzel olacak. 3-5 yıla kadar bayağı feraha kavuşacağız. Türkiye artık uçuşa geçti. İngiliz derin devletine bastı tokadı. İngiliz derin devleti şu an cik cik ötüyor. En büyük mesele buydu artık yolumuz açık. Evet.

VTR: Sizce sevgi feda edilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Benim canımın içi sen nasıl güzelsin, hayret edecek şekilde güzelsin. Sen cennet kuzusu gibisin. Allah güzelliğini kat kat artırsın, seni hidayetiyle sarsın. Annenle babanla uzun ömür versin sana, inşaAllah.

Sevgi tabii asla feda edilmez sonuna kadar direnilir. Ölümüne direneceksin ölümüne, asla kabul edilmez. Basit bir kızmaya, küsmeye, darılmaya Müslüman sevgiyi asla feda etmez. Sevgi en kutsal nimettir. En yüksek nimettir asla bırakılmaz. Yeter ki karşındaki dürüst ve samimi olsun. Samimi ve dürüst bir insana olan sevgi asla ve kat’a bırakılmaz. Mutlaka çözüm yolu aranması lazım. Affederek, uzlaşarak, konuşarak, eğer gururu başına bela olduysa gururunu ezer, konuşması hatalıysa konuşmasını düzeltir. Eğer karşısındaki affetmekte zorlanıyorsa ısrarla özür dileyerek, ısrarla tevazu göstererek o engeli ortadan kaldırması gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Bu küçük bir soru olacak. Maddenin ardındaki sırdan küçük bir örnek verebilir misiniz bize?

ADNAN OKTAR: Aman aman aman o konuya ben hiç girmiyorum. Ben kitap olarak yazdım sadece. Çünkü bazen ani fark edenler oluyor çok şiddetli ürküyorlar. Ben de riskli görüyorum. Onun için yapmak istemiyorum. Kaldıramıyor insanlar. Sadece yazılı bilimsel bir üslupla anlattım. O daha sakin bir giriş sağlıyor. Daha heyecanlanmadan değerlendirebiliyorlar. Öbür türlü abartılı bir heyecana sebep oluyor. Öyle bir şeye sebep olmak istemiyorum. Evet.

VTR: Hocam, siyasete girmeyi düşünüyor musunuz? Eğer düşünüyorsanız benden bir oy var şimdiden haberiniz olsun.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım benim aslanım benim teşekkür ederim.

Siyasetçilerimiz iyi, çok çalışkanlar. Başbakan bak ileri yaşına rağmen müthiş çalışkan. Bayağı da şevkli çok samimi çok mazlum. Tam aile babası dikkat ederseniz acayip sakin. Ama dürüstlüğün zırhı içine girdiği için, samimiyetin zırhı içine girdiği için Allah işlerini rast getiriyor. Tayyip Hocam da akıl almaz yetenekli ve çok şevkli bayağı gayretli. Siyasetçilerimiz iyi. Yani bizim siyasetçiye ihtiyacımız yok, siyasetçiye verilecek akla ihtiyacımız var. Siyasi taktikler, siyasi teknikler bilimsel açıklamalar, istihbari bilgiler, uyarmalar, hatırlatmalar siyasetçinin ihtiyacı budur. Bunu sunarsak siyasetçiye bayağı çalışkan siyasetçilerimiz. Bayağı da kafalılar yani bir sorun yok, siyasetçi konusunda tıkanan yeteneksiz bir siyasetçilik anlayışı yok, yeteneği çok iyi. Sadece bilgi, tecrübe, istihbari bilgi, siyasi taktik, siyasi teknikler bunlar tavsiye edilebilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Kuşadası’ndan Nalan ben. Bir sorum olacaktı. Şu an eğitim sisteminden pek memnun değiliz. Gelecekte eğitim sisteminin nasıl olacağını merak ediyoruz. Çocuklarımızın geleceğinden endişe ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Sen ne güzel annesin, ne güzel çocukların var. Ne güzel yetiştirmişsin tebrik ediyorum seni. Allah senin nurunu artırsın sağlık sıhhat versin. Çok güzel çocukların senin gibi.

Önümüzdeki yıllar parlak, önümüzdeki yıllar güzel olacak. Hükümetin yakasını bırakmayan bu İngiliz derin devleti kabusu son buldu artık. Bu rezalet artık Türkiye’de bir daha işlemez. Her yerden bu keneleri söküp-atıyoruz her yerden. Hayasızca gözümüzün içine baka baka İngiliz ajanlığı yapıyordu bu alçaklar her yerden söküyoruz. Kanunla hukukla, ilimle irfanla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Esra. İstanbul’daki denizler çok pis, koku yapıyor.

ADNAN OKTAR: Canım benim doğru söylüyorsun. Bir kere denize kirli hiçbir şeyin atılmaması lazım. Deniz kutsaldır. Hava gibi tertemiz olması lazım, ekmek gibi olması lazım denizin. Yenilir-içilir bir şey olması lazım deniz, tertemizdir. Denizi kirletmek ahlaka zıt bir harekettir, ahlaki bir davranış değildir. Vicdanlı bir insan, ahlaklı bir insan denizi asla kirletmez. Denize kirli hiçbir şey atılmaz. Pırıl pırıl olması lazım denizin. Ama tabii hükümet devlet de tedbir alabilir. Kirli suların denize karışmasına müsaade edilmemesi lazım. Hiçbir yerde buna müsaade edilmemesi lazım. O kardeşimizin dediği yerler herhalde belirli bölgeler. Oralarda özellikle daha yoğunlaşılabilir. Daha titiz tedbirler alınabilir. Müslüman dindar bir hanım olduğu için canım kardeşim benim tabii ki temizliği canı gönülden arıyor. Niye? Çünkü cennet arzusu var içerisinde ondan kaynaklanıyor. İnşaAllah olacak. Zaten hükümet temizliğe çok önem veriyor benim gördüğüm. Haliç’i falan her yeri temizlediler. Eski kirleri temizlemekle daha hala uğraşıyor hükümet. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Faaliyet haberlerimiz var. İzmir’deki kardeşlerimiz Konak, İskele, Alsancak, Kordon, Konak sahili ve Manisa’da özellikle gençler olmak üzere halkımıza eserlerinizden armağan edip Mehdiyet üzerine sohbet etmişler. Bursa’dan kardeşlerimiz çeşitli kereler bir araya geldiklerinde hem sohbet etmişler hem de İhsaniye’de birçok broşür dağıtmışlar. Ayrıca farklı günlerde iki ayrı alışveriş merkezinde düzenledikleri fosil sergilerinde halkın yoğun ilgisiyle karşılaşmışlar. Zonguldak Ereğli’de farklı günlerde toplam 170 adet ücretsiz kitap dağıtılmış. Balıkesir’in Erdek İlçesi’nde kardeşlerimiz sokakta sergiledikleri kitaplarınızı halka hediye etmişler. 8 ve 9 Temmuz’da düzenlenen bir festivalde fosil sergisi düzenleyen kardeşlerimiz ziyaretçilere fosiller hakkında detaylı bilgi vermişler ve kitaplarınızdan armağan etmişler. Çok sayıda kardeşimiz İstanbul Erenköy Mahallesi’nde 146 adet kitabınızın dağıtımını yapmışlar. Kayserili kardeşlerimiz 16 ve 23 Temmuz günleri toplandıklarında Kuran okuyup sohbet etmişler ve toplam 122 adet kitabınızı hediye etmişler. Bir kardeşimiz 19 Temmuz’da Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde “Evrimin fosillere yenilişi” adlı eserinizin dağıtımını yapmış. Bir kardeşimiz eşiyle birlikte Ankara Elmadağ’da 10 adet eserinizi dağıtmış. Kayseri’den kardeşlerimiz 30 adet kitap ve 1000 adet broşür dağıtmışlar. Ankara’daki kardeşlerimiz geçtiğimiz iki hafta boyunca Akay Caddesi, Çankaya Birlik Mahallesi, Keçiören, Kuyubaşı, Çankaya, Keçiören Yeşiltepe, Demetevler Hastane, Sıhhiye, Yıldız ve Yukarı Ayrancı’da toplam 175 adet Harun Yahya eseri ve 2bin 700 adet A9 broşürünü dağıtmışlar. 23 Temmuz tarihinde Malatyalı bir kardeşimiz “Müşrikler istemese de Mehdi” adlı eserinizden 250 adet hediye etmiş halkımıza. 16 ve 22 Temmuz’da Sakarya’nın Erenler ilçesi ve Adapazarı’nda da belgesel CD’si ve A9 TV tanıtım broşürü dağıtımı yapılmış, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Kitap, ne güzel mesela Ankara’da oturuyorsun, bir gecekonduda oturuyor bir kardeşimiz, evde hiç kitap yok. Bir gün sokakta bir insandan bir kitap alıyorsun eve geliyorsun bütün dünyan değişiyor ne kadar güzel. O ev şenlendiği gibi o mahalle de şenlenmiş oluyor. O eve deccal giremediği gibi mahalleye de giremiyor. Çünkü her kitapta Darwinizm’in geçersizliğini anlatan kısım da var. Ne güzel bereket, ne uğurlu ne sıcak ne ferahlatıcı bir durum. Benim canlarım da kitaba o kadar titizler ki. İnsanlara kitap zor ulaşıyor ama ulaştığında da kıymetini biliyorlar. Kendilerine küçük bir kütüphane yapıyorlar mesela 3 kitaptan oluşuyor, 5 kitaptan oluşuyor ama kütüphane, onu gözü gibi koruyor. Giriyor çıkıyor okuyor yine giriyor çıkıyor okuyor. Dolayısıyla çok büyük bir hizmet, çok hayırlı bir hizmet. Allah’ın rızası kardeşlerimizin üzerine olsun. Sınır tanımamak lazım. En güzel tebliğ bu. Çünkü söz uçar derler yazı kalır. Sözü unutabilir şahıs ama mesela benim bu konuşmalarım oluyor birçoğunu unutabilir insanlar. Ama bu konuşmalar kayda alındığı için bunlar yazılı hale getiriliyor. Yazılı hale getirince unutulması imkansız hale geliyor. Yoksa konuşursun kalır ama mühim konular aklında kalır. İnsan nisyan ile maluldür derler. Yani unutmayla maluldür, unutacak şekilde yaratmıştır Allah insanları. Ama yazı asla unutmaz, hiç harf bile hata yapmaz. Aynısıyla muhafaza eder. Mesela bazen bir şey naklederken insan kelimeyi değiştirerek naklediyor unuttuğu için, değil mi? Ama kitap asla kelime ve harf değişikliği de yapmaz. Olduğu gibi nakleder. Çok sağlamdır kitap. Onun için kitabın mürşitliği, hocalığı üzerine yoktur. Bir kitabın hocalığı mı bir şahsın mı desen kitabınki daha ezici olur. Çünkü hiçbir insan o kadar bilgiyi hafızasında tutamaz. Ama kitabın hafızası bayağı güçlüdür. Evet.

BÜLENT SEZGİN:  Etiketimiz 9 numara  “Kuran Gerçeği”

ADNAN OKTAR: “Kuran Gerçeği” Onu biraz bastırsın kardeşlerimiz daha da yukarı çıkaralım.

“Kuran Gerçeği”ni bütün kardeşlerimiz, Müslüman kardeşlerimiz desteklesinler. Çünkü “Kuran masalı” diye bir etiket var. FETÖ’cüler ve İngiliz derin devletinin desteği ile yapılıyor. Bir de bunlara soruşturma açılsın bu tip şeylere. Bakalım bu sahte hesaplar çünkü 40 bin, 50 bin, 100 bin sahte hesapları var bunların. Kim organize ediyor? Bunun da kökenine inelim. Yani bir savcılığa başvuruda bulunalım. Bu sahte hesapların orkestrası kimin elinde, kim idare ediyor? Bunlara bir o gözle bakıp kanaat getirelim.

Şimdi benim kitaplarım Avrupa’da, İngiltere’de, Fransa’da yine dağıtılmış. Dış ülkede bir vatandaş yani bizi tanımayan birisi. “Dünyanın öbür ucuna da gitsen Adnan Hoca’dan ka-ça-maz-sın” diyor. Onun da evine gelmiş kitap yabancı dilde yazılmış. “Bu nasıl oluyor acaba? Londra’da oturuyorum ve evimden içeri Adnan Hoca’nın İngilizce kitabı geliyor inanamıyorum. Şaka gibi yahu!” diyor. Öbürünü göstersene. Kaçamazsın diyor ya. “Dünyanın öbür ucuna da gitsen Adnan Hoca’dan ka-ça-maz-sın” diyor.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Eren Gülkök. Merak ettiğim şey ise bu parkların niçin bu kadar kirli olduğu?

ADNAN OKTAR: Eren Gül çok güzel tarz yapmışsın, yakışmış da. Peygamberimiz (sav) de buna yakın bir tarz yapıyordu. Saçlarını da örmüş güzel olmuş yakışmış. Nur yüzlü Eren doğru söylüyorsun ama belediyenin herhalde hatası oluyor. Halkın hatası tabii oradaki insanların hatası. Bir kere park kirletilmez. Park, güzelliği yaşamak için gelinen bir cennet bahçesi gibi yer. Sen orayı kirlettiğinde orayı cennet vasfından çıkartmış oluyorsun, batırmış oluyorsun. Yani oraya gelme eğer orayı kirleteceksen. Deniz kirletilmez, park kirletilmez. Kir meydana getirmek çok büyük bir vicdansızlıktır. Kirin yeri çöp kutusudur, çöptür. Parkı çöplük olarak kullanmak, denizi çöplük olarak kullanmak ahlak çöküntüsüdür. Çöpün yeri çöp. Sen nasıl bağlık bahçelik yerleri, parkları, denizi çöp kutusu olarak kullanırsın. Bu nasıl bir vicdan bu nasıl bir kafa yani?

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN:  Diyarbakır’ın merkez Yenişehir ilçesinde PKK’lı teröristlerce ilçe emniyet müdürlüğü binasına uzun namlulu silahla ateş açıldı. Ardından el bombası atıldı. Güvenlik güçlerinin anında karşılık verdiği saldırının ardından teröristler kaçtı. Saldırıda can kaybı ve yaralanan olmadı.

ADNAN OKTAR: Nasıl kaçıyorlar ben buna hayret ediyorum. Nasıl kaçar? Adam ayağına kadar gelmiş, elini kolunu sallayarak kaçıyor. O dağda, kaçtığı yerde her santimetreye bir kurşun atarsın, 1 milyon mermi atarsın ve kaçırttırmazsın. Cehenneme çevirirsin yine kaçırttırmazsın. Her yeri yakarsın gerekirse kaçırttırmazsın.  Ben anlamıyorum. Nasıl bir mantıktır, nasıl bir düşüncedir anlayamıyorum. Bir gariplik var. Ben askerimizi, polisimiz tenzih ediyorum ama bir teknik hatası var orada. Adam keyfe geliyor, askeri vuruyor sonra kaçtı gitti diyor. Allah Allah elimizde bu kadar imkana rağmen. Ormanlık alanda, bütün ormanı yakarız. Tamamını yakarız, yakalarız öyle bir şey olmaz. Orman önemli değil bizim için insan önemli. Anlamakta güçlük çekiyorum anlamıyorum. 

VTR: Şerle imtihan olmak ne demek?

ADNAN OKTAR: Benim nurlum.  Şerle yani zorluklar. Müslümanda şer olmaz ama münafığın şerri olur. Ama mümine hayır olur. Mesela münafık şerdir. Gelir, Müslümanların içerisinde asalak gibi yaşar. Bir kan emici sivrisinek gibidir. Müslümanın başına beladır. Ama Müslüman o olmadan sevap alamıyor ve aklı açılır münafık sayesinde, ufku açılır. Mesela bak İngiliz derin devletini biz münafıklar sayesinde anladık. Yoksa nerden? Hiç çıkaramazdık. Çünkü İngiliz derin devletinin köpeklerini, uyuz köpeklerini takip ettiğimizde onların nerden yallandığını anladık. O zaman bulabildik. Bu bir yöntemdir. Münafıkla da Müslüman ileri gider, güçlenir. Onun şerri mümine hayır olmuş olur. Evet.

VTR: Hocam, insanlar batıl bir davada bile olsalar samimi oldukları zaman herhangi bir dalda başarı elde edebiliyorlar, sizce buna nasıl izin veriliyor olabilir, kozmik bir yapıda düşünecek olursak.

ADNAN OKTAR: Evet çalışırsa, gayret ederse bir şeyi elde ediyor. Mesela farz edelim; Edison bir şey buluyor, başka fizikçiler bir şey buluyorlar. Başarıyor tamam. Kime yarıyor? Mehdiyet’e yarar. Elektriği bulur, elektriği Mehdi kullanır. Bilgisayarı bulur, bilgisayarı Mehdi kullanır, Mehdi talebeleri kullanır, Allah yolunda mücadele eden insanlar kullanır. Sinema tekniği gelişir, Allah ona buldurur ama Müslüman kullanır. Allah Müslümana buldurup Müslümana kullandırtmıyor. Mesela küfre buldurur hatta münafığa da buldurur. Demin anlattığım konu işte mesela münafık gidiyor İngiliz Derin Devletini buluyor. Onun izini takip ettiğinde sen de İngiliz derin devletini buluyorsun. Senin emek vermene gerek yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz 7 numara Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Daha daha yükselsin. Bak adamlar ne diyor “Kuran masalı” diyor. Bak o yukarıda. Ona ne diyeceğiz? “Kuran Gerçeği” Evet.

VTR: Adnan Hocam merhabalar. Benim size şöyle bir sorum olacaktı. Yıllarca bir insan İslam’a, Kuran’a hizmet ettikten sonra münafıklık yapmaya başlıyor diyelim, ruh sahibi olduktan sonra bir insanın münafık olma ihtimali var mıdır? Yaptıkları o hizmetlerinin karşılığını ne şekilde alır? Çünkü ayette şeytandan Allah’a sığınırım “İmanlarından sonra inkar edenler”den bahsediliyor, bu kişilerin dünyadaki karşılığı nedir? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: İman derken, inanç. İmandan kasıt inanç. Ben inandım diyor. Müslümanlara görünen kısmı söylüyor Allah, inanç. Namaz kılıyor, oruç tutuyor, zekat veriyor, İslam’a hizmet ediyor. Allah bazen Müslümanların içerisine hayvan sokar. İnsan kılığında hayvan.  O hayvan İslam’a hizmet eder, her yolla hizmet eder. Birçok başarılı neticeler alır ama sonra o hayvanı Allah oradan ayırır. Artık yalnız ölüme doğru Allah onu götürür. Müslümanların içerisinde münafık genellikle can vermez. Hep küfür içindeyken, küfre gitmişken Allah canlarını alır dolayısıyla onların pisliğini Allah Müslümanlara göstermez. Önce Müslümanlardan götürür sonra onların canını alır. Herkesin canını alıyor, onların da canını alır ama Müslümanlar genellikle birlikte oluyorlar münafıkta böyle bir ayrı özellik vardır. Küfrüyle gelip küfrüyle gider ama zahiren yani görünen kısımdaki imanı söylüyor Allah. Çünkü mümin diyor ki “Adam namaz kılıyordu La İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah diyordu. İman hakikatleri anlatıyordu, Kuran mucizeleri anlatıyordu, kitap dağıtıyordu, her yerde bizi övüyordu. Nasıl oldu?” diyor. Halbuki küfrüyle gelip küfrüyle gidiyor. Yani zahirde görünen kısmını söylüyor Allah. Münafık hayvan olarak gelir hayvan olarak gider. Ama bilgisayar gibidir onun ilk görünümü ona aldanmamak lazım.

Evet dinliyorum.

VTR:  Merhaba Adnan Bey, ben Manisa’dan Birkan. Kitaplarınıza bu kadar vakti nasıl ayırıyorsunuz?

ADNAN OKTAR:  Birkan, kitaplara vakit o kadar çok ayırmıyorum. Benim bu konuşmalarımdan o kitaplar hazırlanıyor veyahut teybe okuyorum konuşmaları. Mesela bir gece sabaha kadar anlatıyorum. Kitabın ana çatısı çıkmış oluyor ve gereken fotoğraflar, belgeleri söylüyorum onları getiriyorlar. Resimlerden olacak olanları söylüyorum, olmayacakları ayırıyorum. Ondan sonra redaktöre veriyoruz. Ve çok süratli oluyor kitaplar zannedildiği gibi öyle uzun sürmüyor. Evet.

VTR:  Adnan Bey iyi geceler. Bir kalpte iki nefes olur mu? Size sorum budur.

ADNAN OKTAR: Bir kalpte iki nefes olur mu? Bir kalpte milyonlarca nefes olabilir. Ve bunun örneğini de şöyle verebilirim. Mesela biz bütün peygamberleri seviyoruz, bütün melekleri seviyoruz. Katrilyonlarca melek var. Hepsini seviyoruz ama büyük bir coşkuyla. Mesela bir melek görsek biz sevinçten cinnet geçiririz adeta. Acayip sarılırız. Başka melekleri de görsek hepsini severiz. Dolayısıyla onların sevgisi bizim kalbimizde yer buluyor. Tamamı, katrilyonlarca. Ve birinin sevgisi diğerinin sevgisini yok etmiyor. Mesela Musa (as)’yı gördüğümüzde canımız gibi severiz, İbrahim (as)’i gördüğümüzde canımız gibi severiz. Sevgileri birbirlerinin sevgisini yok etmez. Kıskanç olanların buradan konuyu çözmesi gerekir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Kardeşlerimiz Erhan ve Filiz, Kopenhag’da fosil sergisi düzenlediler. 800 adet İslam Ancak Sevgi İster, Fosiller Evrimi Yalanlıyor broşürlerinden ve 150 adet çeşitli Danimarka’ca ve İngilizce kitaplarınızdan ve belgesel filmlerden dağıttılar. Size selam ve sevgilerini iletiyor kardeşlerimiz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel ben de onlara selamlar ediyorum. Çok faydalı güzel bir çalışma olmuş. Nur oralarda her yere yayılıyor. Olgun, kibar, temiz insanlar. İslam’a karşı dirençli değiller. Hakikate, gerçeğe karşı dirençli değiller. Darwinizm’i anlattığımız kim olsa Anti-Darwinist oluyor. Darwinizm’in geçersizliğini kabul ediyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar arasındaki sevgiyi nasıl çoğaltabiliriz?

ADNAN OKTAR: Allah’ı sevmeden olmaz. Allah’ı seversek insanı sevebiliriz. Yoksa insanı et olarak sevmek zaten mümkün değildir. Allah’ın tecellisi olarak insan sevilir. Allah’tan korkmak, Allah’ı çok sevmek, onun tecellilerine hayranlık. Sevgi buna diyoruz. Çünkü Allah’ın ruhu her yeri kaplıyor. İnsanların ruhunda da Allah’ın ruhu var. Dolayısıyla insanı sevdiğimizde Allah’ın tecellisini sevmiş oluyoruz. Yoksa et kemik sevilmez.

VTR:  Merhaba Hocam, 13 sayısının gizemi nedir? Sizden duymak istiyorum.

ADNAN OKTAR: 13 sayısını uğursuz görüyorlar. Öyle bir şey yok. Bize 13 kebap getirsinler, 13’ünü de yeriz.

VTR: Merhaba benim adım Arda. Türkiye’de sanata neden önem verilmediğini anlamaya çalışıyorum, bu sorunun cevabını verebilir misiniz acaba?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım,  gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında sanat diye bir şey yok. Resim, heykel, müzik hepsi yasak. Dolayısıyla sanat da ayakta kalmıyor o zaman. Önce gelenekçi İslam anlayışının ortadan kalkması lazım. Heykelin, resmin, müziğin helal olduğunun vurgulanması lazım. Dekolte karşıtlığında da sanat olmaz. Çünkü en güzel varlık kadındır. Sen kadının güzelliğini yok ediyorsan zaten sanatı yok etmiş oluyorsun.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz beş numara.

ADNAN OKTAR: Türkiye’de Müslümanlar var seyrediyorlar. “Kuran masalı”nı seyrediyorlar. Halbuki kendileri ile ilgili bir şey oldu mu anında yükseltiyorlar. Ve cevap da vermemişler “Kuran masalı”na. Nerede İslam’a, Kuran’a hakaret olursa davayı biz açıyoruz. Muhatap olmuyorlar. Ama bak kendilerine hakaret oldu mu yeri göğü birbirlerine katıyorlar. Hepsi için demiyorum da ama epey bir bölümü için bunu söyleyebilirim. Allah’a, dine, mukaddesata yakışıksız sözler söylendiğinde sadece biz dava açıyoruz. Kimse ilgilenmiyor bizim dışımızda. Bak Kuran’a söz söylendiğinde bizim dışımızda kimse ilgilenmiyor. Biz ilgileniyoruz. Hep sahip çıkan biz oluyoruz elhamdülillah. Evet.

VTR: Ben Muhammed Bilal Türkmen, liseden yeni mezun oldum. Fakir müzisyenler için bedava stüdyo istiyoruz her şehre, bu imkan olursa her şey daha güzel olur bu ülkede.

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii ki olur. Gayet güzel bir teklif. Her ilde, her ilçede olabilir. Müzik çalışması yapması için gençlerin olur. Müzik aletleri de olabilir orada. Orda da bir uzman olur bir kişi. Gayet güzel çalışma yapabilirler. Müzik çünkü çok hayati bir konu. Sanatın en güzel dallarından birisi. Tabii ki olur. Evet.

VTR: Hiç gemiyle yolculuk yaptınız mı veya yapmak ister misiniz?

ADNAN OKTAR: Gemiyle yolculuk şahane bir şey. En beğendiğim yolculuk şekli. Deniz zaten başlı başına güzeldir. Cennet nimetidir deniz. Suyun içinde gidiyorsun muazzam bir olay. Ama ayağı sarkıtmak lazım suya. Olta falan da olması gerekiyor yanında. Izgara takımı da olacak. O şekilde olur.

Münafıklar Peygamberimiz (sav)’le ilgili açıklamalarında Peygamberimiz (sav)’in korku vererek insana işte cehennem korkusu vererek ve kendi zihninde ürettiği bilgileri masal gibi anlatarak haşa insanları kendine bağladığına inanıyorlardı. Masaldır demeleri de küfrün o yüzdendir Peygamberimiz (sav)’e. Cehennemi insanlara korkunç bir yer olarak tarif ederek kendi amacı için, kendi çıkarları için dini kullandığını düşünüyorlardı. Dünyanın en temiz, en dürüst insanın böyle düşündüğünü düşünüyorlardı münafıklar. Asrımızda da Hitler’in, Stalin’in, Mao’nun da aynı yöntemleri kullandığını dehşet ve şiddet kullanarak ve telkinle komünist propaganda yaptıklarını, peygamberlerin de haşa aynı yöntemleri kullandığını iddia ederek ahlaksızca ve alçakça tam münafıkhane bir üslupla İslam'a, Kuran’a kendilerince zarar getireceklerini zannediyorlar. Allah cehennemlerini daha da derinleştiriyor. Daha da içlerindeki azgın öfkeyi ve kini ortaya çıkartmış oluyor. Münafıkların ne kadar eşşed, ne kadar azgın mahluklar olduğunu da buradan anlamış oluyoruz. Peygamber (sav)’e layık gördükleri şeye bakın. Geçmiş Peygamberlere layık gördükleri şeye bakın. Ve kimlerle eşleştirdiklerine bakın. Buradan bunların ahmaklığını anlamak mümkün oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çocuklara nasıl söz geçirilir?

ADNAN OKTAR: Çocuklara en güzel söz sevgiyle ve saygıyladır. Çocukla konuşurken deliyle konuşur gibi konuşursan çocuğu deliye çevirirsin. “Bak bak babası ne diyor” adam yerine koymayarak falan öyle olmaz. Ona hürmet ederek saygıyla ve fikirlerine değer vererek ve samimi sevgiyle yaklaşılırsa çocuk çok akıllı olur. Yoksa olmaz bozulur Allah esirgesin. Evet.

VTR: Felsefe ve İslam arasındaki fark nedir?

ADNAN OKTAR: Felsefe insan düşüncesidir. İslam vahye dayalıdır. Yani Cebrail (as) kanalıyla gelen bilgi. Allah Cebrail (as)’i görevlendirir. Cebrail (as) kanalıyla bize, Peygamberlere Kuran şeklinde bilgi gelir. Müslümanlara, bizlere Kuran geldi. Nasıl geldi? Peygamber kanalıyla geldi. Yoksa biz ondan haberdar olmazdık. Ama felsefeyi şahıslar geliştirir. Kendi kafasında kendi düşünceleri olarak geliştirir.

Mesela Kalem Suresi 15-16’da “Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: "(Bunlar) Eskilerin uydurma masallarıdır" diyen.” (Kalem Suresi, 15) Diyor Allah. “Yakında Biz onun hortumu (burnu) üzerine damga vuracağız.” (Kalem Suresi, 16) Yani Allah ona rezil olacağı bir bela vereceğini belirtiyor.

“Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. Oysa onu, 'sınır tanımaz, saldırgan', günahkar olandan başkası yalanlamaz.” (Mutaffifin Suresi, 11-12) Yani sınır tanımayan; Kuran’ın ölçüsünü kabul etmiyor. Kendi kafasına göre şeytanın etkisiyle hareket ediyor. Şeytan onların üzerine çöker. Biliyorsunuz şeytan cin gibi bir varlıktır. Münafığın üzerine çöker münafığı yönlendirir. Münafığı yönlendiren tek mürşit şeytan olur. O onun üzerini artık kabuk gibi bağlıyor. Gece gündüz onunla o dost olmuş olur münafık.  Hatta ayette “İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara uydular” diyor. Yani şeytana uymuş oluyor ama onu cin zannediyor ve ona göre hareket etmiş oluyor ve onun vücudunu tamamen kaplamış oluyor. Ve adeta delirtiyor onu.

“Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: "Geçmişlerin masallarıdır" dedi. Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur.” (Mutaffifin Syresi, 13-14) Diyor Cenab-ı Allah. “Ve dediler ki bu geçmişlerin uydurduğu masallardır. Bir başkasına yazdırılmış olup ve kendisine sabah akşam okunmaktadır.”  Yani kendisinden çıkartıyor Peygamber diyor cenneti, cehennemi. Cennetle müjdeliyor, cehennemle de korkutuyor kendi amacına hizmet etmek için böyle bir yöntem buluyor diyor. Münafıkların genel stratejisi, genel inancı budur. “De ki: “Onu” Kuran’ı “göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.”” (Furkan Suresi, 6)

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan üretimi silahların aynı serisinin biri DEAŞ’lı diğeri PKK’lı teröristte çıktı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Her iki taraf da İngiliz derin devleti tarafından desteklendiği için silahların ortak olmasında şaşacak bir şey yok. Amerika’yı kullanıyor İngiliz derin devleti. Zaten eyaletidir. İngiliz derin devletinin bir eyaletidir Amerika. İsteseler de istemeseler de bu böyledir. Gizli yönü budur. Bilinmeyen yönü budur.

Evet, dinliyorum

VTR: Merhaba Buse ben. Şu an Seğmenler’de arkadaşlarımla birlikte bir şeyler içiyoruz. Giyim konusunda birazcık sıkıntı yaşıyorum Türkiye'de. Türkiye'nin Başkenti olan bir yerde Ankara'da, şu an bulunduğum yerde istediğim gibi giyinebilirken Kızılay gibi bir yerde istediğim gibi giyinemiyorum. Her gelen insan bana laf atıyor. Ya da herhangi bir şey duyuyorum. Duymak zorunda kalıyorum. Tepki veriyorum ya da vermiyorum. Bunun gibi şeyler yaşıyorum. Türkiye’de bir kadın olarak bu konuda çok da kötü şeyler yaşıyorum. Ben istediğim gibi giyinemeyecek miyim Türkiye'de?

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzeller güzelim bir daha dinleyelim. İstediğin gibi giyineceksin. Giyineceğin günler çok yakında. Üç-beş yıla kadar Türkiye bayağı düze çıkacak. Gelenekçi Ortodoks sistem sizi boğmaya kalkıyordu. Sizin güzelliğinizi örtüp homoseksüelliği ortaya çıkartmaya kalktılar. Çünkü kadın güzelliğinden korkuyorlar. Kadın cazibesi olursa, kadın çekiciliği olursa homoseksüellik olmayacak. O zaman durdurmak için ne yapmak lazım? Kadını yok etmek lazım. Kadını nasıl yok eder? Baskı altına alarak. Baskı altına aldın mı, homoseksüellere kapıyı açtın mı homoseksüellik tek yanlı gelişiyor. Ve böylece de kadın baskı altına alınmış, ezilmiş bir varlık haline geliyor ve yarım varlık olarak görüyorlar zaten. Yani buçuk diyor adam. Gelenekçi Ortodoks sistemde İslam anlayışında kadın buçuktur adı üstünde. Hatta menkıbelerde bile hep buçuk olarak geçer. İnsan olarak bile bahsedilmek istenmez. Dolayısıyla bu oyunu bizler bozuyoruz. Ve sizler de bozuyorsunuz. Türk gençliği bozuyor. Dikkat edin bak Türk gençliğinin tamamı bu oyuna karşı. Her genç kız bu oyuna karşı. Bu oyuna karşı en güzel tavır dimdik göğsünü dikerek dekolte de giyinip Kızılay’ın ortasında canının istediği gibi gez. Bir gelirsin, iki gelirsin, üç gelirsin dördüncüde bıkar ve pes eder. Bak benim arkadaşlarıma da bayağı laf ediyorlardı. Sonunda pes ettiler. Ama nasıl? Ben bilgiyle onları pes ettirdim. Kuran’ın gerçeklerini anlatarak pes ettirdim.

Etiketimiz beş numaradayken aniden yok olmuş. Herhalde İngiliz derin devletinin pek işine gelmedi. Onların kontrolünde olan yerler olduğu için kendince oyun oynuyorlar. Bu şeytani ataklara karşı biz de Rahmani ataklarda bulunacağız. Arkadaşlarımız, kardeşlerimiz etiketi yeniden koysunlar. Yeniden desteklemeye devam edelim. Ayrıca yeni bir etiket daha yapalım. “Kuran güzelliktir” diyelim. Yeni bir etiket daha yapıyoruz “Kuran güzelliktir” diyoruz. Madem bunlar Kuran’a kafayı taktılar. Biz de Kuran’ı yücelteceğiz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Çin’de Çin Komünist Partisi üyelerine din uyarısı yapıldı. Uyarıda parti üyelerinin dini inancı olmamalı. Bu bütün üyeleri için kırmızı çizgidir. Partililer sıkı birer Marksist ateist olmalılar” ifadeleri kullanıldı.

ADNAN OKTAR: Tehlikenin büyüklüğünü buradan görüyoruz. İngiliz derin devleti koskoca Çin’i kısa sürede kontrol altına aldı. Komünizmin eline teslim etti. O insanları mahvediyor, robotlaştırdı. Dinsiz, ateist hale getirerek onları yarın bir gün kullanacağı operasyonlar için hazır ordu halinde tutuyor. İngiliz derin devletinin ilk ataklarında Çinliler çok direndiler ama güçleri yetmedi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye'de kalite eksikliği var bunun için ne yapılmalı?

ADNAN OKTAR: Bak bütün gençler aynı. İttifak halindeyiz dikkat ederseniz. Hepsi aydın, hepsi dekolteyi savunuyor, hepsi sanatı, müziği savunuyor. Hiç fikir ayrılığımız yok bir bütünüz. Ve çoğunluğuz. Çünkü bu röportajlar rastgele yapılıyor. Ama kime gelirsek gelelim, kimle konuşursak konuşalım herkeste bir fikir bütünlüğü var. Sanat, kalite, güzellik, sevgi, kardeşlik, güzel duygular, her şeyin güzel olması. Ve hepsinde inanç, samimi, Kuran İslamlığı tarzında. Kuran Müslümanlığının dışında bir Müslümanlık anlayışıyla karşılaşmıyoruz. Evet.

VTR: Ülkemizde neden bilime bu kadar duyarsız davranıyor halkımız?

ADNAN OKTAR: Bilime, sanata, estetiğe, kültüre, kaliteye duyarsız olan çok fazla insan var. Bunun ortadan kalkması için müthiş bir kültür atağını gençlerimiz gerçekleştiriyor şu an. Bunu söyleyen insan ne yapmış oluyor? Bu kültür atağında, bu kalite atağında mühim rol almış oluyor. Mühim bir tavır göstermiş oluyor. Ve bak dikkat edin sayınız parmakla sayılacak gibi değil milyonlarsınız. Demek ki sonuca çok yakınız. Bütün gençlik bunu savunduğuna göre sonuca çok yakınız. Evet.

VTR: Kafeinli içeceklerin zararlı olduğunu düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii. Çarpıntı yapar, tansiyon yüksekliği yapar. Kafeinden kaçınmak lazım. Ama tansiyonu düşük olanlar için olabilir. Doktor kontrolünde içebilirler. Mesela tansiyonu yedi. Yediye dört buçuk oluyor, dört oluyor Allah vermesin çok düşük. Doktor kontrolünde kafein iyi gelir. Ama onun dışında aman ha. Tansiyonu mesela on dörde dokuz. Tamam, bu normal bir tansiyon sınırı kabul edilebilir. Çok uç bir şey değil. Ama dayanmış yani kapıya gelmiş. Bir kahve içiyor, bir kola içiyor. On bire on sekiz felaket çok tehlikeli.

VTR: Hiç ihanete uğradınız mı?

ADNAN OKTAR: Sen nasıl güzel bir hanımsın böyle. İhanete uğramak Müslüman için mümkün değildir. Çünkü hep Allah’la beraberdir mümin. Ancak pislik bir varlık vardır, bir münafık vardır. Allah senden onu uzaklaştırır. Kirden uzaklaşırsın. Bu ihanet değildir. Müslümanın pislikten arınmasıdır. Banyo yapması gibidir. Sabah yaptığı duş gibi düşünsün öyledir. Üzerindeki kir gitmiş olur. İhanet gitti mi diyeceğiz ona? Pislik gitti diyebiliriz. Kötü bir insandan bir Müslüman kurtuluyorsa pislikten kurtulmuştur.

VTR: Dinimiz bize çalışmayı ve gelişmeyi emrederken, neden Araplar ya da İslam dinine bağlı ülkeler niye tam tersi davranıyor?

ADNAN OKTAR: Sizler işte Mehdi (as) talebesi oldunuz, siz açıldınız, siz şuurlandınız. İslam’ı güzel yaşıyorsunuz, güzel temsil ediyorsunuz. Kuran’ı güzel kavradınız bir farklılık oluyor. Arap ülkelerine de öncü olacaksınız. Türki devletlere de öncü olacaksınız. Dünyaya da, Hristiyanlara da güzel öncü olacaksınız. Çok güzel netice alacağız. Bundan sonraki yıllar bizim inşaAllah. Evet.

VTR: İstanbul’daki araç sayısını nasıl azaltabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ömer şöyle azaltabiliriz. Yeraltı yolları yaparsak yeraltına geçerler. Sen görmemiş olacağın için azalmış olacaklar. Dolayısıyla yollar bomboş olacak. En güzel çözüm yeraltı yoludur. Araba azaltmak mümkün değil. Onun bir mantığı olmaz. Ama yeraltı olduğunda senin gördüğün araba sayısı ciddi surette düşeceği için belki onda birlere düşeceği için bomboş caddelerde püfür püfür rahat rahat gezeceksin. Bu Mehdi (as) devrinin özelliklerindendir yeraltı yolları. Hatta Mekke Medine için de Peygamberimiz (sav) söylüyor. “Yerin altı örümcek ağı gibi olacak” diyor.

VTR: Neden akademik çalışmalarınızla ön planda değilsiniz? Bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Benim böyle bir gözlük takıp profesör olmam lazım. Üniversitelerin laboratuvarında alt katta öreka öreka diye bağırarak buluşlar yapmam lazım. Tabii akademik çalışma da önemli. Güzel bir şey ama benim özgür atak hayat anlayışım, özgür çalışma prensibim, özgür mücadele anlayışım benim çok atak ve süratli olmamı gerektiriyor. O, çok sakin, içine kapalı, tek yanlı bir bilimsel çalışmada olabilir. Mesela, çekirgelerin kanatlarının yapısını incelemek. O konuda mesela ödül alıyor. Çekirge kanatlarıyla ilgili. Ama bütün ömrünü veriyor bir bilim adamı. Binlerce çekirge topluyor. Dağlarda geziyor. Çekirgeleri öpüyor, seviyor. Adın ne desen," çekirge"  diyor. O şekle geliyor bazen yani bazı bilim adamları. Ben öyle değilim. Ben özgür, atak çalışma yapan bilimi her yerden hazır alıp, hazır bilgiyle güzel neticeler alan bir insanım. Benim bilimsel çalışma metodum hazır bilimsel gelişmeyi elde etmek ve ondan istifade etmek üzeredir. Mehdiyet’in yolunu seçiyorum ben.

Bediüzzaman diyor ki, “Mehdi (as) kendisi bizzat bilimsel çalışma yapmaya vakti ve hali müsaade etmez. Ondan evvel bir taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları eserleri hazır bir program olarak neşr ve tatbik eder” diyor. “Onunla o birinci vazifeyi en büyük mühim vazifeyi” yani Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele vazifesini “tam yapmış olur” diyor. “Küfrü tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır vazifesi” diyor. Dolayısıyla benim de mürşidim Mehdi (as) olduğu için onu kendime esas aldığım için benim metodum o tarzda oluyor. Hazır bilim adamlarının eserlerinden istifade ederek, onu yorumlayarak kitaplar hazırlıyorum. Ve böyle netice alıyorum. Ama öbür türlü akademik de çalışma yapılsa, mesela kafataslarını tek tek ölçer adam. Ama bu binlerce profesörün, yüz binlerce profesörün çalışmasıyla oluyor. Ve yüz binlerce üniversitenin çalışmasıyla oluyor. Ben yüz binlerce profesör ve yüz binlerce üniversitenin çalışmasını alıyorum, topluyorum ufacık bir aletin içine yerleştiriyorum. Onların 60, 70 yıllık, 100 yıllık çalışmasını 1,5 saate indiriyorum. Yüz binlerce insanın çalışmasını ufacık bir CD’nin içine yerleştirebiliyorum. Ve dolayısıyla çok çabuk netice alıyorum. Öbür türlü düşün. Yani yüz binlerce profesörden herhangi biri olacağım. Yüz binlerce üniversiteden, herhangi bir üniversitede çalışma yapacağım. Kaybolup giderdim. Ama şu an güneş gibiyiz. Hakim bir konumdayız. Allah'a çok şükür. Evet.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Gürsal Manisa'dan. Yıllar evvel 20-30 sene önce sizin eserlerinizden yararlanarak Türkiye'de kimlerin ne olduğunu, ne iş yaptığını çok yakından öğrenmiştik, fakat şimdiki durumunuzda ve televizyonunuzda ne yazık ki ikisinin arasında bağlantı kuramıyorum, acaba neden bu haldesiniz merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yani niye böyle bir güzel hale geldiniz. Niye böyle atak bir hale ne kadar güçlü hale geldiniz. Ne kadar hakim bir hale geldiniz. İşte 320 kitap o devirde yok. 30 sene evvel 3-5 kitap var. Şu an 320 kitap var. O zaman kitap dağıtımı çok sınırlı sayıda. Ama şu an 80 milyon yıldaki dağıtım. 80 milyon. İnternetten, televizyondan her yere muazzam bir tebliğ. Dünyanın her yerinde kitaplar dağıtılıyor. Her yerde tebliğ yapılıyor. “Neden bu hal bu kadar gelişti? Neden böyle bir atak oldu?” diyorsan bu Allah'ın bir lütfu. Geçmişte herhalde Yahudilik, Masonluk kitabını kastediyor. Orada Yahudilerin kontrolünde olan şirketlerin listesini vermiştim. Mason olan şirketlerin de listesini vermiştim. Ne güzel işte gittik tanıştık sonra onlarla. O listeyi vermek onları yok etmek, onları aşağılamak, onları kötülemek için anlamına gelmez. Eğer adam helaliyle bir şey yapıyorsa, çalışma yapıyorsa sen onunla ticaret yaparsın. Yani biz dünyanın dev şirketlerini tek tek gidip dinamitle havaya uçuracak, yerle bir edecek bir mantık içerisinde değiliz. Biz ne diyoruz? O şirketlerde tebliğ yapalım. İslam'ı anlatalım. İslam'a yakın olsunlar. Bu çalışmalarımızla şimdi o şirketlerin hepsi İslam'a hizmet eder hale geldiler. Kuran'a hizmet eder hale geldiler. Şirketleri tespit edip onlara kinlenip, nefret edip aşağılamak ayrıdır. O şirketleri tespit edip onları hayra, güzelliğe davet etmek ayrıdır. Biz hayra ve güzelliğe davet ettik. Ve güzel netice aldık. Masonların listesini vermiştik. Masonlarla tanıştık. Masonları gidip aşağılamak, dövmek, sövmek anlamında alıyorsa çok yanlış anlamışsın. Sen onlara gideceksin İslam'ı, Kuran'ı anlatacaksın onlar senin kardeşin olacak. Biz de gittik, konuştuk. İslam'ı anlattık, dini anlattık. Onlar da bizim kardeşimiz, arkadaşımız oldular. Ve doğru yola davet etmiş olduk. Dolayısıyla gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında hep nefret vardır. Caminin içine gider bombalar. Gider polise kurşun sıkar. Bilmem halka yolda yürürken gidip bıçaklayarak eza etmeye kalkar. Yahut katletmeye kalkar. Bunlar ahmaklıktır. Sevgiyle, merhametle, şefkatle, akılla hizmet etmek de İslam ahlakıdır. Doğrusu olan budur. Bilmem anlatabildim mi? Evet.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz altı numara.

ADNAN OKTAR: Bakayım. “Kuran Güzelliktir” güzel. Bak öbür etiketimizi yok ettiler. Görüyor musun oyunları? Burada bak “Kuran Masalı”nı adam yukarı çıkarttırıyor. Ama bizim Kuran'ı öven, Kuran'ı yücelten ifademizi de yok ediyor bir anda. Nereden geliyor, bu el, bu parmak bu da ayrı. Bunu da bir savcılık kanalıyla arattıralım. Yani bu nasıl bir güçtür ki, bir anda Kuran'ı öven bir sözü yok ediyor. Ve İslam aleyhtarı sözleri yüceltiyor, yükseltiyor. Şimdi biz devam ediyoruz. “Kuran Güzelliktir” bak durduramıyorsun. Sıkıysa onu da kaldır da göreyim. Gözüm üzerinde ey İngiliz derin devleti. Gözüm üzerinde. Ey deccal, öbür gözünü de kaybedeceksin bu gidişle. Bak söyleyeyim. Bir hastalıkla, belayla o gözünü de kaybedeceksin.

Evet dinliyorum.  

VTR: Ben Candan. Kuşadası'ndaki turizmin neden öldüğünü merak ediyorum. Acaba bu sorun nasıl çözülecek?

ADNAN OKTAR: Candan Hanım, sen candan ve çok güzel bir konuşma yapıyorsun. Ama adam ne diyor; “Ben heykel istemiyorum” diyor. “Müzik istemiyorum. Dekolte istemiyorum. Kadınların güzel olmasını istemiyorum. Kadınların özgür olmasını istemiyorum. Yüzmesini istemiyorum. Plaja gelmesini istemiyorum.” Diyor. Ve Gelenekçi Ortodoks anlayışta böyle binlerce adam var. Bunlar sokaklarda gece gündüz propaganda yapıyorlar. Dekolte karşıtlığının olduğu bir ülkede turizm olmaz. Dekolte yoksa turizm de biter. Müziğin olmadığı bir ülkede turizm olmaz. Heykelin, resmin yasak olduğu bir ülkede turizm olmaz. Onun için hükümet bu gelenekçi Ortodoks sisteme karşı tavır alıyor. Fakat adamlar da tabii çil yavrusu gibiler. Ama aydın gençliğimiz de kahredici bir üstünlüğe sahip. Kahir bir üstünlüğe sahip. Gençlerimiz, aydınlarımız artık fikirle, düşünceyle konuşarak bunları püskürtmeye çoktan başladı. Kanunla, hukukla, ilimle irfanla. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz beş numara oldu.

ADNAN OKTAR: Etiketimiz beş numara güzel. “Kuran Güzelliktir” çok güzel.

Dinliyorum.

VTR: Buradan sorumu soruyorum, Seğmenler Parkı’ndan. Yaz dönemi stajyeri alıyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen gel. Ne dersen yaparız.

VTR: Dünyada bilmediğimiz canlı türleri var mıdır?

ADNAN OKTAR: Var. Her gün buluyorlar. Ben hayret ediyorum buna. Yani ben bitti buldular falan zannediyorum. Zibil gibi. Daha hiç bulmamışlar gibi. Daha hala bulunuyor. Acayip acayip tipler. Hatta memeli hayvanlardan da var. Böyle şaşkoloz şaşkoloz bakıyorlar. Yeni tipler. Bayağı şekerler.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Adahan. Kuşadası’nda oturuyorum. Çocuk parkları çok kısıtlı, bunun için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Adahan o kadar sevimli bir tipsin ki ben ne diyeceğimi şaşırdım sana. Bir de felaket zeki bir şey. Adahan’a derhal çocuk parkları yapılması için girişimde bulunalım. Kuşadası Belediye Başkanı’na da mektup yazalım. Genel İçişleri Bakanlığı’na da yazı yazalım. Maliyeye de yazı yazalım. Mutlaka benim yakışıklımın dediği olsun ve hallolsun. Ve göreceğim ben onu parkta koşuşturduğunu da. Evet.

VTR: Kadın ve erkekler birbirine ağabey ve kanka diye hitap ediyorlar bu ilişkiye zarar verir mi?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm tabii sen asil ve güzel, derin bir sevgiden yanasın bu anlaşılıyor. Bir genç kız ağabey diye adama hitap ediyorsa, karşısındakine hitap ediyorsa bitti konu zaten yapacak bir şey yok. Yahut kanka falan diye hitap ediyorsa bakış açısı bellidir. Bir derinlik yoktur. Herhalde onu artık kaale almıyordur. Saygı duymuyordur. Değer vermiyordur. Ben öyle anlıyorum. Belki onun kültüründe görüşünde başka türlü olabilir. Ben ona saygı duyarım. Ama bir kadın birisine ağabey falan kanka manka diyorsa bitti konu. En başından bitmiş demektir. Hiçbir anlamı yok. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz üç numara.

ADNAN OKTAR: “Kuran güzelliktir” Çok güzel. Bak demin yok etmeye kalktılar kendi kafalarınca. Ey İngiliz derin devleti senin gücün yetmez. Boşa debeleniyorsun. Evet.

VTR: Merhaba ismim Murat. Sizce Mescid-i Aksa’da bulunan x-ray cihazı gerekli mi?

ADNAN OKTAR: Şimdi adamlar silahları eline alıyor, otomatik silahı. Mescid-i Aksa’ya geliyor. Orada Müslüman İsrailli polisler var. Şakır şakır vuruyor otomatik silahla, indiriyor. Ve yapacak da hiçbir şey olmuyor. Şimdi böyle bir şey olduğunda çözüm nedir? Ya oraya gelen herkesi tek tek arayacaksın ya çok fazla polis bulunduracaksın. Başka bir çözüm olmaz. Yani bu eylemi İngiliz derin devleti yaptırdı. Üçüncü intifayı başlatmak için yaptırdı kendi kafasınca. Çok kötü bir yöntem. Akılsızca bir yöntem. Geri kalan Filistinlileri de yok etmek için yapılmış bir yöntem. Ve çok ucuz teknikler kullanıyor İngiliz derin devleti. Zaten İngiliz derin devleti bir şeyi yaparken fazla adam kullanmaz. En fazla yedi kişi dokuz kişi falan kullanır. İt kopuk bulmak da İngiliz derin devleti için sorun olmuyor. Adam öldürecek birilerini bulmak İngiliz derin devleti için bir hikayedir. Elinde zaten stoklanmış yüz binlerce katil var. Adam öldürmek için can atan birçok alçak var. Çok rahat bunları kullanıyor. Bu Müslümanların aleyhine oluyor bu tip olaylar. Müslümanları zalim ve gaddar göstermek bütün İslam aleminde İslamofobinin yayılmasına sebep oluyor. Bu vahşi görünümlü kadın kıyafetli, dökülen, pejmürde, perişan adamlar İslam’a kötü örnek oluyor. İslam demek kalite, sevgi, güzellik, asalet demektir. Bunlar rezilliğin peşindeler. Onun için buna müsaade etmeyeceğiz.  Bu oyunlara hiç kimse de gelmesin. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz Times “Batı Erdoğan’a karşı sesini yükseltmeli” diyerek şunları yazdı Adnan Bey. “Sessiz kalmak Sayın Erdoğan’ın ihtişam hezeyanlarını ve eleştiriden muaf olduğu hissini besleyecektir. Erdoğan araştırmacı gazeteciliğin suç olmadığını, ifade özgürlüğünün hayati önem taşıdığını bilmeli” dedi.

ADNAN OKTAR: Küfretmezsen sana kimse bir şey demez. Ağızını bozmazsan. Ama ağızını bozarsan kanunla hukukla ağızını yamulturuz. Bunu bileceksin. Cumhurbaşkanı’na hakaret ettirmeyiz. Öyle kolay da görüyorsanız öyle bir şey mümkün değil. Bunu unutacaksınız. Terbiyesizliğe müsaade etmeyiz. Ama eleştiri ben en ala eleştiriyi yapıyorum Tayyip Hocam’a. O da gayet makul bir insan eleştirilere gayet güzel karşılık veriyor. Mesela İsrail konusunda biraz sivri çıkış yaptı. Uyaran bir konuşma yaptım. Son konuşmasına bakın gayet mükemmel oldu. Tam benim konuşmamın paralelinde. Ama ilk çıkışı çok keskindi. Demek ki eleştiriye açık, makul, mantıklı, tutarlı bir insan. Ama ilk başlarda öyle konuşması belki gelenekçi Ortodoks kesimi yatıştırmak amaçlı olabilir. Onda da bir hayır vardır. Dolayısıyla onun işi zor kolay değil. Ama sizin anladığınız anlamda biz onu hizaya getiririz falan diyorsanız bak açıkça söyleyeyim biz sizi hizaya getiririz. Öyle bir şey olmaz. Kanunla hukukla iflahınızı keseriz. Densizlik istemiyoruz. Evet.

VTR: Dış görünüş insanın karakterini etkiler mi?

ADNAN OKTAR: Osmanlı delikanlısısın sen maşaAllah sana. Dış görünüş tabii ki insanı etkiler. Dış görünüş zaten Kuran’ın da bize gösterdiği bir durumdur. Mesela bir münafığı biz anlarız. Dış görünüşten hissedilir. İyi bir insan da dış görünüşünden anlaşılır. Yüzünde nur olur, üslubunda bakışlarında her şeyinde bir düzgünlük güzellik olur. Elektriği düzgün olur anlaşılır. Tabii ki dış görünüş önemlidir.

BÜLENT SEZGİN: İki numara etiketimiz.

ADNAN OKTAR: “Kuran güzelliktir” maşaAllah. Ey İngiliz derin devleti bak baş edemiyorsun. “Kuran masalı” alta düştün ne yapacaksın şimdi? Haşa oturmuş “Kuran masalı” diyor. Size destek olan münafıkları tek tek ortaya çıkaracağım ben size söyleyeyim. İçlerinde bilmeyenler de var. Bilmediği için bu işe katılanlar var ama münafıklar da var. İngiliz derin devletinin elemanları sahte hesaplar var. Yüz binlik hesaplar. Onları da bir gözden geçireceğiz. Bak şu andan itibaren söylüyorum. Dediğimi de yaparım biliyorsunuz. Evet.

VTR: Erkekler bayanlara karşı neden önyargılı davranıyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi kıymetinizi bilmiyorlar bak mesela sen çok güzel çok nurlusun. Elinden yüzünden nur akıyor. Bayağı güzelsin Allah’a çok şükür. Allah güzelliğini kat kat artırsın. Ve sana uzun ömür versin. Senin değerini bilecek adamın Allah’tan korkması lazım. Allah’ı çok sevmesi lazım. Diğergam ve fedakâr olması lazım. Vicdanlı, merhametli, ince düşünceli, tutkuyu, güzelliği, iyi takdir eden derin güzel bir sevgiye sahip bir insan olması lazım. İnsan sathi bakıyorsa, hayvan  kafalıysa, hayvan ruhluysa senin güzelliğini nereden görsün ki o? Sana tabii ki ilkel davranır o basit bir insan. Sen de onlarla muhatap olma benim güzelim. Yani değerli gördüğün insanlarla muhatap ol. Ama aniden karşına çıkıyordur mecburen muhatap oluyorsundur. Onda da sabredeceksin. Kısa bir şey belki görüşmek mecburiyetinde kalıyorsundur. Hemen ayette diyor Allah “yüzünü çevir” diyor. “selam size derler ve uzaklaşırlar” diyor. Sen de selam deyip uzaklaşırsın. Başka bir çözüm biraz zor şu aşamada. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Takvim Yazarı Bekir Hazar İngiliz derin devletinin yancılarını anlattığı yazısında şunları söylüyor Adnan Bey. “İngiliz BBC muhabirini İstanbul’a göndermiş. Boğazdan geçen savaş gemilerini yirmi dört saat gözlemleyen Türkleri buldurmuş. Röportaj yaptırıyor. Bu gönüllü gözlemciler dünyadaki istihbarat örgütleri için paha biçilmeyecek değerde bir kaynak.” Diye yazıyor. “Evet, kimi maaşlı kimi gönüllü batı istihbaratlarına kaynak binlerce tipe sahibiz. Osmanlı’yı yıkanların ve Lozan’da küçültenlerin yüz yıllık sistemlerini hemen halletmek mümkün değil. Darbeyi FETÖ yaptı deyip ama FETÖ terörist değil açıklaması ile sinsiliğini gösteren, PKK’ya karşı Türkiye’nin en iyi müttefiki biziz diye bağıran İngiliz elçiliğinin ülkesi önceki gün Suriye’de PKK’ya özel temsilci gönderiyor. Karşımızda böyle ikiyüzlü devletler var” dedi.

ADNAN OKTAR: Çok güzel konuşmuş Bekir Hoca. Bekir Hoca veli tiynetli bir insandır. Çok akıllı bir insandır. Dava adamıdır. Mübarek muhterem bir kişidir. Daha yüksektir aslında yeri ama şu an mütevazi bir derviş gibi hizmet ediyor. Evet.

VTR: Ben Bilge Keleş, Hacettepe Üniversitesi, odyoloji bölümünde okuyorum. Kadınlara yapılan tacizler neden cezasız kalıyor ve neden sürekli kadınlar suçlanıyor, tacizlerden dolayı?

ADNAN OKTAR: Nurlu güzel, çok efendi bir kızsın. Allah senin sağlığını sıhhatini, mutluluğunu neşeni en güzel hale getirsin. Seni mutlu yaşatsın. Kadın çok büyük bir sanat eseridir. Dünyanın en büyük nimetidir. Fakat gelenekçi Ortodoks sistemde kadın tam tersinedir. “Şeytanın bir yansımasıdır. Bir nevi şeytandır. Yüzde 99’u cehenneme gidecektir. Yarım akıllıdır, yarım insandır. Ve her söylediğinin tersi yapılması lazımdır. Potansiyel suç makinesidir.” Yani say say bitmez sabaha kadar. Bu adamlar aynı zamanda homoseksüelliğe de kapıyı sonuna kadar açmış adamlar. Birçoğu, bazıları. Dolayısıyla sizle kolayca baş edeceklerini zannediyorlardı. Ama onların oyunu artık bozuldu. Yani bu zulme, bu ahlaksızlığa, bu kepazeliğe artık son veriyoruz. Bak hepiniz karşısınız. Hepimiz karşıyız. Hepimiz birlikteyiz. Dikkat ederseniz bizim dışımızda da başka kimse yok. Yani hakim güç pozitif düşünenler, sevenler, sevilenler, güzel huylu insanlar, akıllı insanlar, Kuran Müslümanlığını kabul eden insanlar. Dolayısıyla başarının hemen kapıda olduğu anlaşılıyor. Bu beladan kısa bir süre sonra kurtulacaksınız inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Minik kediler var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim ses de insanı çıldırtacak gibi. Yani tip, patiler, kulak tam yemelik bunlar. İnsan ne yapacağını şaşırır bunlarla. Yani her şeyi güzel kardeşim. Patiler, kuyruk, burun, bıyıklar, ense, göbek, göbüşleri. Yürüme şekli ses. Çılgınlıkları her şeyleri güzel.

Mümin kardeşim selam vermişti ona da aleykümselam diyoruz. Evet.

VTR: Motora yeni başlayacak arkadaşlara tavsiyem, güzel bir ekipman alın, başlangıç motoru alın güzel 200-250 cc, fazla hız yapmayın, rodajını güzel yapın motorun, lastikler iyi olsun, tekeriniz düz gitsin.

ADNAN OKTAR: Şekerliğe sevimliliğe bak. Motora artık gönül vermiş. Ama hakikaten çok hoşlarına gidiyor. Motorcular apayrı bir ekol onlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Ozan, Bakırköy sahilinde balık ekmek satıyoruz. Belediye bize rahat vermiyor. Gece 10:30’da bile geliyor tezgahlarımızı topluyorlar. Kendimiz zor kaçıyoruz. Yanan mangalı elimize alıyoruz. Bir tarafımız yanacak. O kadar ekmeğimiz, balığımız gitti. Buna bir çare bulunmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Nurlu aslanım eğer steril iseniz steril olmaya dikkat ediyorsanız, temiz çalışıyorsanız belediyenin size hiç karışmaması lazım. Fakat çok önemli olan parayı sayıyorsunuz sonra eti balığı tutuyorsun, pişiriyorsun sonra yine alıp eti yerleştiriyorsun elinle içine tuz biber ekiyor kendi eli ile. Bu çok çok tehlikeli olur. Paraya dokunduğunda, balığa, ete, ekmeğe hiç dokunmaman gerekir. Çünkü parada her zaman sarılık mikrobu oluyor. Yaygın olarak. Laboratuvarda inceleniyor paralar çok yaygın olarak sarılık mikrobu oluyor. Yani A-B sarılık. Tehlikeli bir şey. O açıdan oluyor olabilir. Eğer siz o konuda bir garanti verirseniz ben de belediyeyle o konuda garanti vereceğim. Yani bir konuşacağım bir şeyler yapacağız inşaAllah. Ama o garantiyi bize vermeniz lazım. Yoksa bak adam balığı yiyor birkaç gün sonra adam sapsarı oluyor. Çok tehlikeli. Yani acayip tehlikeli bir şey. Çok fazla sarılık yayılıyor böyle. Bu tavukta da öyle. Tavuğu çıkarıyor şişten parçalıyor tabağa koyuyor eliyle falan açıyor tuz biber ekiyor. Parayı sayıyor Allah bereket versin diyor güzel bu. Sonra ekmeği alıyorsun, tavuğu parçalıyor eliyle yerleştiriyor. Buyurun afiyet olsun diyor. Adam da yiyor. Felaket bir hastalık. Yani çok öldürücü bir hastalıktır sarılık. Karaciğeri falan çok tahrip eder. O yüzden bu konuda steril olma konusunda çok gayretli olun. Gereğini yapın. Biz de belediyeyle konuşalım size çözüm meydana getirelim. İnşaAllah.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Manisa’dan Kaan. 300 tane kitabı yazarken hiç yorulmadınız mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Kaan kitabı yazarken yorulma diye bir şey olmuyor. Bazen gece on ikide başlıyorum konuşmaya. Sabah yediye, sekiz, dokuza kadar kitabı bitiriyorum. Teybe konuşuyorum. Baştan sona bitiyor. Kullanılacak fotoğrafların hepsini söylüyorum. Sonra fotoğraflar bana geliyor. Redaktörler sağlam bizde maşaAllah. Yani kitap gıcır gıcır bana geliyor. Bu Yaratılış Atlası’nda da kapağın nasıl olacağını tarif ediyordum. Biliyorsunuz çevirdin mi şekil alan güzel görüntülerle dolu. Getirdiler bu çok küçük dedim. Bir tane daha. Bu böyle değil benim kastettiğim. Sonra kocaman kamyon gibi bir kitap getirdiler. Hah dedim bunun biraz daha büyüğü dedim. İşte onun için şu an kalın diye sızlanıyorlar.

Para yolu ile tifoda bulaşılabiliyor. Hepatit A bulaşabiliyor. Dizanteri bulaşabiliyor. Grip bulaşabiliyor. Parazit hastalıklar bulaşabiliyor. Para çok tehlikeli. Aman aman paraya el sürüldü mü yiyeceğe el sürülmez. Buna lütfen dikkat etsinler.

Hanımlara ne kadar çok baskı varmış hayret ediyorum. Dekolte karşıtı gelenekçi Ortodoks sistem ortalığı kasıp kavurmuş. Ve bütün gençler yangın, hanım kızlar yangınlar. İnadına inadına dekolte giyinsinler, inadına inadına mini şortla gezsinler. Bu adamların inadını kıracağız. Çünkü kadınların karşıtı olan bu mahlukların birçoğu homoseksüel. Yani gizli homoseksüel aman dikkat edin. Kadın nefreti olan bir adam büyük bir ihtimalle homoseksüelliğin pençesine düşmüştür.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Göktuğ. Cinler neden yaratılmıştır?

ADNAN OKTAR: Hepsi esirden yaratılıyor. Asıl kökeni esirdir. Yani ateş gibi bir şey ama bir enerji ama kökenine indiğimizde esir. Evet

 VTR: Merhaba ben Murat. Uzayda da cinler var mıdır?

ADNAN OKTAR: Cinler tabii. Merih, Merkür, Venüs adamların cirit attıkları yerler. Onlar öyle eksi doksan derece, eksi beş yüz derece adama hoşluk olarak geliyor. Ne güzel püfür püfür diyor.  Güneşin ortasına giriyor adam “ne kadar hoş bir ortam ya” diyor. Öyle bir derdi yok. Oradaki atom nasıl etkilenmiyorsa, oraya giren cin de etkilenmez. Çünkü ısı bizim için problem. Onlarda soğuk sıcak hiç problem olmaz. Öyle bir konu olmaz.  Ta güneşin ortasına kadar girer. Bayağı bir şenlikli bulur. Hiçbir derdi de olmaz. Evet.

VTR: Spor yaparken insan ne kazanır?

ADNAN OKTAR: Spor yaparken kas ve kemik yapın güçlenir. Özellikle damarlar güçlenir. Damar elastikiyeti artar. Vücutta yeni damarlar gelişir. Kalp güçlenir. Kalpte yeni damarlar oluşuyor. O çok önemli. Mesela eski damarlarla idare eden kalp, spor yaptığında yeni damarlar oluşturmaya başlıyor. Kalp daha da güçleniyor. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Sorum şu, insanları sosyal medyadan WhatsApp, Facebook ve diğer sosyal medya probleminden nasıl uzak tutabiliriz?

ADNAN OKTAR: Dışarıya klarnet keman darbuka getirirsen, yere güzel böyle herkes kendi evinden yiyecekler getirirse, gençler bir araya gelirse, adam WhatsApp'ı ne yapsın değil mi? Vur Erzurum havasını, konu biter yani. Bir yerde mastika. Böyle olacak gençler. Yani sokakta sanatçı çok olması lazım. Gençler çok olması lazım. Genç kızları çok iyi koruyup kollamak lazım.  Bu kabadayılığın, delikanlılığın en önemli özelliklerinden birisi, genç kızları çok iyi korumaktır. Onları mesela evinden aldığında sıhhatle alacaksın. Evine sıhhatle bırakacaksın. Çerkezler de öyleydi. Genç kız mesela evinden alınırdı. Mesela birkaç delikanlı gider alır. Düğün yerine götürürlerdi. Gece geç mesela üç-dört gibi yine aynı evinin kapısına kadar götürüp bırakırlardı. Selametle. Haysiyetine, şerefine, namusuna asla halel gelmemesine dikkat ederek. Bu çok önemli. O zaman genç kızlar çok güzel olur. Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı “Cihat bilmeyene matematik öğretmek faydasız” demişti. Ve cihadı övdüğü için sosyal medyada tepki görmüştü. Görebiliriz Ahmet Hamdi Çamlı’yı. Bu konuda Ahmet Hakan şunları yazdı. “Cihat adam öldürmek değildir. Bomba patlatmak değildir. Damdan adam atmak değildir. Katliam yapmak değildir. Cihat, insanın nefsiyle mücadelesidir. Haksızlık karşısında susmamaktır. Zalime itiraz etmektir. Kötülükle savaştır. Karşı çıktığınız şey cihat olmamalı. Karşı çıktığınız şey cihat ile matematik arasında saçma bağlantılar kurmaya kalkanlar ve okullarda cihadın gerçek anlamını öğretmeyenler olmalı.”

ADNAN OKTAR: Güzel, güzel konuşmuş. Ahmet Hakan epey bir süreden beri iyi gidiyor. Ya uykusuna dikkat ediyor. Bilmiyorum. Ya beslenmesine dikkat ediyor. Eskiden Mao tişörtleriyle falan gezerdi. Bayağı değişmiş. İyi gidiyor.

Evet dinliyorum.

VTR: İyi geceler Hocam. Size bir sorum olacaktı. Sizin istediğiniz gibi dindar ve kaliteli bir gençlik ne zaman olacak ve olabilme ihtimali var mı?

ADNAN OKTAR: Üç-beş yıla kadar. Olmuşsunuz bile maşaAllah. Bak bütün genç kızların hepsi Kuran ahlakı ve Kuran talebesi. Kuran özgürlüğü içerisindeler. Dekolte var. Sanat var. Güzellik var. Temizlik var. Allah sevgisi var. Bu ne? Kuran Müslümanlığı. Gayet güzel. Minyonlarsınız. Dağ taş dolu sizle maşaAllah. Ama adı konacak. Biraz beklerseniz her şey çok daha güzel olacak. Evet.

 VTR: Birçok kitap yazdınız. Her türden eserleriniz var ama biz sizi sürekli sosyal medyada kediciklerinizle ve videolarınızla tanıyoruz. Kendinizi daha iyi tanıtmanız gerektiğini düşünmüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm. İnsanlar sadece kitapla göz temasında, yüz temasında, akıl temasında olursa insanın basireti bağlanır. Feraseti bağlanır. İnsanda inkıbaz olur. Yani aklı tutulur. Onun kalbi ferahlaması için musiki ve raks gerekir. Kalbe şifadır. İmamı Gazali diyor “Müridanı raksla müzikle kalplerini ferahlatmak lazım” diyor. Hiçbir mürşit sürekli gece gündüz tebliğ yapmaz, anlatmaz. Raks ve müzik kalbe ferahlık verir. İnşirah verir. Nefis kuvvet bulur. Anlatılanı anlayacak hale gelirsin. Gece gündüz anlatırsan dimağı durur. Olmaz. Müzik ve raks zaten Allah'ın bir güzelliğidir. O tecelliyi sen gösterdiğinde, mesela kedicik dediğimiz kız arkadaşlarımız dünya güzeli. Bakıyoruz nurlular. Ellerinde yüzlerinde İffetin ışığı var. Çok saygılılar, nezaketliler, tertemizler. Çok güzel, bakımlılar. Efendiler. Kabili hitaplar. Saygısız, kaba ve küstah insanlara karşı bir reaksiyon. Cazgır, kaşar kadınlara karşı bir cevap. Ve homoseksüel dünyanın acımasızlığına karşı, kadın güzelliğinin ihtişamını, kadın süksesinin, kadın cazibesinin şamar gibi bir cevabı. Dolayısıyla halle tebliğ çok hayatidir. Biz İslam’ı anlatırız ama bakımsız bir yerde, bakımsız insanlarla bunu anlatmış olsak hiç inandırıcı olmaz. Anlattıklarımızla yaşadıklarımızın iç içe olduğunu gösterdiğimizde, İslam'ın güzelliğini, ihtişamını tam gözler önüne sermiş oluyoruz. Yazı kısmı da önemli, uygulama kısmı da önemli.

Dinliyorum.

VTR: Kadınlara en güzel iltifat sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim, ben seni gördüm şok oldum. Sen çok çok güzelsin. Nasıl güzel. İtalyan kızlarına benziyorsun. Saçların muhteşem. Görünüşün de çok çok güzel. Dişler, ağız, burun, kaş, göz her şeyin çok güzel. Allah senin güzelliğini kat kat arttırsın. Allah sana mutlu güzel bir gelecek nasip etsin. Allah cennette de kardeş etsin. Muhteşem bir insansın. Canım benim. Kadınlar samimi bir bakış, samimi bir sevgi dolu bakış ve akıllı bir insanın sevgi dolu bir yüzü en güzel iltifattır bir kadın için. Çünkü bir ahmak iltifat ettiğinde kadını çok kızdırır. “Güzelim şekerim” falan diyor. Kadın kasılır kalır mahvolur yani. Ne derse desin gıcık olur kadın ona. Yani illet olur. İnme iner. Onun için kadın akıl arar ve dürüstlük arar. Yüzünde samimiyet var mı? Akıl var mı? Kalite var mı? Derinlik var mı? Allah'a kendini teslim etmiş mi? Allah'tan korkuyor mu? O her şeyden belli olur. Temizliğinden, üslubundan, aklından hatta yürümesinden, yemek yemesinden içmesi her şeyinden belli olur. O zaman kadın onu sever zaten. İltifata gerek yok. O onun hayranlık dolu bir bakışı, sevgi dolu bir bakışını ömür boyu unutamaz. Mesela bir kadın böyle bir insanı yani iki saniye göz göze gelse, ömrü boyunca unutamaz. Yani asla o aklından gitmez. Evet.

VTR: Programınızın konsepti neden bu şekildedir?

ADNAN OKTAR: Programın konseptini değiştirelim. Benim güzelim dedi ki “Niye oturduğunuz yerde oynuyorsunuz? Konsept değişsin” dedi. Derhal dedim. Ben de emir telakki ederim böyle şeyde.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ismim Oğuzhan, Marmara Üniversitesi’nde okuyorum. Şu an Kadıköy sahildeyiz ve insanlar oturacak yer olmadığı için yerlere oturuyor gördüğünüz üzere. Belediyemiz bunun için neden bir çözüm üretmiyor?

ADNAN OKTAR: Kadıköy CHP mi?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Yani acayip bir şey olmuş tabii. Orada güzel ahşap oturacak yerler yapmaları lazım. Hatta böyle kamelya tarzı yerler yapılabilir ahşaptan. Dayanıklı ağaçlar var, bayağı güzel olur gençler oturur, hanımlar oturur, anneler, babalar otururlar. Ve çok da güzel görünür ağaçlık da yaparak, meyve ağacı falan da ekebilirler. Belediye Başkanımıza bir proje sunalım. Fotoğraflayalım orayı ve rica edelim. Çok iyi olur yapılırsa hakikaten orayı çok süslü hale getirir.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce ben güzel miyim?

ADNAN OKTAR: Hay kurban olurum ben seni Yaratan’a. Sen çok çok güzelsin, bir kere saçların çok kaliteli, çok doğal, parlak hoş bir saç stilin var. Kaçların çok güzel, kaş yüksekliğin güzel. Gözlerin çok güzel, burnun biçimli, dişlerin dudakların çok güzel, elmacık kemik çıkıklığı çok güzel, çenen, boyun posun ve vicdanın çok güzel. Ses tonun çok hoş. Allah senin nurunu artırsın, Allah seni koruyup kollasın. Her işinde senin hayırlı ve başarılı olmanı nasip etsin. Dünyalar güzelisin maşaAllah.

VTR: Adım Elif. Kıvırcık saç mı yoksa düz saç mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sana çok yakışmış kıvırcık. Yani herkese yakışmaz, bazı hanımlarda güzel olmuyor ama sende çok hoş durmuş, gözlük de çok yakışmış, dişlerin çok güzel. Alın yapın genel fizik görünümün bir de saç kaliten de hoş, gür saçların çünkü. Sana güzel bir karizma vermiş. Allah seni sağlık, imanla uzun ömürle, hidayetle, sevgiyle yaşatsın.

Evet dinliyorum.

VTR: Erkeklerin küpe takması neden insanlar arasında hor görülüyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı kuzum ortalık biraz bozuk, çok fazla homoseksüel var. İnsanlar huylanıyor yoksa Peygamberimiz (sav) zamanında mesela erkekler sürme de çekiyorlardı, küpe de takan vardı. Osmanlı da bir ara vardı ama ortalık çok bozuk yani kadınları çok ezdiler, homoseksüelliği ön plana çıkarttılar. Kısa bir süre beklerseniz bu belayı savuşturacağız ve çok özgür olacaksınız inşaAllah. 

BÜENT SEZGİN: Sırrı Süreyya Önder yaptığı açıklamada Öcalan’ın PKK’nın şehirlerde hendek kazmasına karşı olduğunu iddia etti. “Sayın Öcalan İmralı’da dedi ki; “Bir devlet hendeği kabul edemez bu onun direkt egemenlik hakkına bir tecavüzdür. Sayın İdris Baluken, Sayın Pervin Buldan’a da özel olarak rica etti. Gidin bunu araştırın ve benim tarafımdan kabul edilemez olduğunu her kim yapıyorsa söyleyin” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi güzel huylu, munis, aileden biri, her sözü pozitif yani bırakalım, uzatmayalım işte cumhurbaşkanı olsun. Ondan sonra Güneydoğu’yu da sağlam bir ele teslim edelim mantığını yansıtmak istiyorlar. Kardeşim Türkiye İslam aleminin lideri. Bütün İslam alemi gariban, zavallı insanlar birçoğu. Ve ezim ezim eziliyor İngiliz derin devletinin elinde mahvedilmiş yani yüz elli yıllık bir geçmişte adamlar her yere yerleşmişler. Şimdi bu beladan kurtulma aşamasındayız bunun kapısını açtık. Şimdi bu aşamada çok dikkatli olmamız gerekiyor, çok özenli olmamız gerekiyor, hata yapmamamız gerekiyor ki İslam alemini bu beladan kurtaralım. Şimdi sen ne diyorsun? “Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir hatla Türkiye’yi bölelim, PKK’ya verelim” diyorsun. Sen İslam alemini mahvetmek istiyorsun bak sırf Türkiye’yi değil İslam alemini yani bütün Türk milletini bir kere imha projesi bu, tamamını yok etme projesi. İşte 15 Temmuz’da bunu yapacaklardı yapamadılar. İngiliz derin devletinin bir atağıydı, elli bin askerle gireceklerdi Antalya tarafından. Çok daha detayları var da onu kitap olarak hazırlıyorum ben olay çok büyük yani tahminlerin çok çok üstünde. Şimdi tatlı tatlı bize masal anlatıyorlar. Kardeşim bak sana bir şey söyleyeyim Sırrı Süreyya, hendek emri bizzat Öcalan'dan. Hendek yöntemi klasik komünist yöntemdir yani Marksist, Leninist, Stalinist yöntemdir. Yani şehir işgali böyle yapılır zaten. Ve çatışma olmadan PKK'nın ideolojisinde bir hakimiyet projesi yok yani devleti ikna etme diye bir şey olmaz çok komik bir şey bu. “Ey devlet bana komünist bir devlet verir misin?” denir mi? Bu rezalet bir ifade. “Canım benim ne güzel bir devletsin sen” diyor “Evet” “Sen bana şu kenarda bir devlet ver” diyor “komünist bir devlet, bayağı iyi olacağım ben” diyor. Şimdi bunu bırakın. Komünist, Marksist, Leninist, Stalinist sistemde şehrin ele geçmesi için yapılacak yöntemlerden bir tanesi de bütün sokakların tutulmasıdır, hendek kazılmasıdır, barikat kurulmasıdır. Sonra da bombalı eylemlerdir ve her yere hedef gözetmeksizin saldırılmasıdır. Adamlar bunu yapıyor. Bu Öcalan'ın da fikri değil aslında bu Stalin ve Lenin’in fikri. Bu uygulayıcısı, sadece uyguluyor, Öcalan uyguluyor. Ama diyor ki “ya” diyor “hepimiz İngiliz derin devletinin etkisi altındayız İngiliz derin devleti her yere hakim, PKK'nın kuruluşunu da o sağladı” diyor, söylüyor Öcalan, “biz de” diyor “emir altındayız ne yapalım?” diyor, ona getiriyor. Dolayısıyla Türkiye'nin Güneydoğu’sunda bir devlete müsaade etmiyoruz. Yani olmaz bu, bunu unutacaklar. Boş yere canları yanıyor, boş yere vakit kaybediyorlar. Türkiye'yi böldürmeyiz çünkü bak hem Türkleri yok etmek var burada, hem İslam alemini yok etmek var, hem Türklük alemini yok etmek var. Yani İngiliz derin derin devletinin, şeytanın planı bu. Bak bunu yapmaya kalkarsanız dünyayı başınıza yıkarız, bak ülkeyi demiyorum belirli bir yeri demiyorum bütün dünyada virüs bakteri dahi kalmaz kıyamet kopar söyleyeyim. Yani yaptığınıza yapacağınıza bin kere pişman olursunuz. Sakın ha. Yani belli bir kişi için söylemiyorum bunu. Ne Darwinist oluruz ne komünist oluruz bunu da unutacaklar. Evet.

VTR: Dövmenin vücuda zarar verdiğini düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canım benim bir kere sen çok güzel kızsın. Hiçbir zararı da olmaz çok yakışır sana sana söyleyeyim, bayağı bir karizma katar sana. Ama şuna çok dikkat etmek lazım, iğne orijinal iğne olması lazım sadece ona açılması lazım ve hatta kullanmadan önce de steril hale getirmek lazım iğneyi. Yani antiseptik bir madde ile mesela alkolle falan da silerek ayrıca ve dövmenin yapılacağı alanın da yine antisepte edilmesi lazım, alkolle silinmesi lazım. Boyanın da aynı şekilde temiz olmasına ve kullanılmamış olmasına dikkat etmek lazım. Ayrıca boya alerjik olabilir, bir kısmı alerjik oluyor mesela bazı açık renkler renkli boyalar siyah beyazda o kadar olmuyor da bazı açık renklerde, ilginç renklerde daha toksik maddeler de karıştırıyorlar zannediyorum alerji yapıyor, deriyi kabartır, riskli olur hatta daha da ileri alerji meydana getirebilir. Ondan kaçınmak için denemek lazım boyayı çok küçük ufak bir tuşeyle deneme yapılması gerekiyor. Alerji yapmıyorsa mesele yok yani alerji testinden geçmek lazım. Ama genç kızlara süper yakışıyor söyleyeyim dövme yani beş misli falan daha yakışıyor çok güzel oluyor. Ama çok kaba yapıyorlar yani üç santim kalınlığında yazı yazıyor mesela iki santim. Olur mu? Dövme kibar olması lazım. Öyle dövme olur mu? Yani biraz estetiğe dikkat etmek lazım. Yahut babasının adı sırtında, eniştesinin adı bacağında, yengesi. Sanki nüfus defteri. Bu eniştem rahmetli diyor, doğum tarihi diyor mesela bilmem ne bilmem ne ismi doğum tarihiyle. Öbür kolunda “bu ne?” diyoruz. “Ya rahmetli dedemin ismi” diyor “bu da onun doğum tarihi ve ölüm tarihi” diyor. Mükemmel olmuş diyoruz artık ne diyelim yani? Şu kafamı ya Allah aşkına, bu nasıl bir bir estetik anlayışı, nasıl bir sanat anlayışı, nasıl bir güzellik anlayışı ben anlayamıyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Doğu Perinçek konuşmasında Türkiye’nin bugün bir vatan savaşı vermekte olduğunu ifade ederek kontrollü darbe iddialarını dile getirenlerle ilgili olarak “Türkiye’ye emperyalizmin müdahale etmesini istiyorlar” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Akıllı bir insan Perinçek, kibar da çok nezaketli bir insan. Sağlam milliyetçi ben şaşıyorum tabii ayrıca. Tam bir komünist, Maocu komünist olarak biliniyor, bilmiyorum şu anki son fikrini. Ama hayret edilecek şekilde milliyetçi, vatansever, Türkiye’nin menfaatlerini muazzam koruyan bir insan. O yönüyle müttefikiz onunla.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca konuşmasında şunları söylüyor: “Kontrollü darbe iddiaları Rubin’in raporunda geçiyor. Rubin diyor ki “Bu darbeyi Tayyip Erdoğan ve Doğu Perinçek yaptı” diyor. O raporun sonunu şuraya getiriyor: Bu darbeyi yapanlar uluslararası mahkemelerde yargılanacaktır”

ADNAN OKTAR: Rubin mi diyor bunu?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Uluslararası mahkeme. Uluslararası mahkeme ahirette var. Bütün ulusların yargılanacağı mahkeme. Onun dışında uluslararası mahkeme kabul etmeyiz. Bir de Rubin, çocuksu bir macera peşinde İngiliz derin devletine müsaade etmeyiz bunu unutacaklar. Türkiye’yi de böldürmeyiz. Komünist, Stalinist, Maocu bir sistemde eğer demokratik tavırlar varsa biz buna bir şey demiyoruz yani barışçıl yaklaşıyorsa. Ama silah, bomba, şiddet devreye giriyorsa ümüğüne çökeriz kanunla hukukla müsaade etmeyiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tekirdağ insanlarını beğeniyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tekirdağ’dan kabadayı çıkar, delikanlı çıkar. Tekirdağ moderndir, dışa dönük, hayat dolu insanlardır. Müzisyen çoktur Tekirdağ’da. Alem, eğlence çoktur tam kafa dengi insanlar, neşeli insanlar, güzel insanlar, ilerici aydın insanlardır. Mümin muttakidirler, Allah’ı severler, güzelliği severler, arkadaşlığı severler.

Türkiye’yi yıkmaya kalkanların dünyayı başlarına yıkarız. Bak kanunla hukukla, ilimle irfanla. Ayrıca kıyamet kopar onu da bilsinler. Demek istediğim bu kıyamet kopar sakın buna yanaşmasınlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden dolaşırken rahatlıkla şort giyemiyoruz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak işte modern bir kısım gençleri de kandırmış adamlar gelenekçi Ortodokslar, ağır baskı kurmuşlar üstünüzde. Halbuki şort size çok yakışıyor, sağlığınız açısından da çok güzel. Bir de fizik olarak mükemmel görünüyorsunuz. Kadın dekoltesi kadını çok çok güzel gösteriyor ve yazın da özellikle çok hoş bir hayat tarzı. Ama kendileri de tehlikeye girdikleri halde bu adamlara yardımcı oluyorlar. Mesela herhalde gelenekçi bir aileye mensup bu yakışıklı delikanlı. Hakikaten bayağı güzel bir insan. Ama adamlar ona ne gözle baktığını bir bilse o bu sisteme hiç yanaşmaz. Haberi bile yok o sistemden. Ve dekolte karşıtlığının homoseksüellikle sonuçlanacağını da bilmiyor ve dekoltenin Kuran’a uygun olduğundan da haberi yok. Kadın dedin mi baskı altına alınır diye inanıyor. İşte eteğine karışırsın, gömleğine karışırsın, gülmesine, konuşmasına karışırsın. “Otur aşağı” dersin, “kapıdan dışarı çıkmayacaksın” dersin. Kadın hep böyle ezilir diye inançla çocukları yetiştiriyorlar. Muhtemelen aile çevresinde de öyle görmüş bunlardan yavaş yavaş değil hızlıca kurtulmanız lazım.

VTR: Ben çalışan bir bayanım. Akşamları bu güzel havada yürümek, gezmek istiyorum. Dışarı çıktığımda tek başıma, özgür bir şekilde yürüyebilmek için nasıl bize bir ortam sağlayabilirsiniz, ne zaman özgür olabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ya şu güzelliğe bak şu çocuğun, şu hanımın güzelliğe bak. Nur gibi bu insan niye özgür olmasın kardeşim? Püfür püfür gezsin. Sokakta gezemiyor böyle bir yasak olur mu? Dekolte giyemiyor Allah Allah. O rahat bu sıcak havada vücudu güneş görerek püfür püfür gezsin. Güzelliği görünsün, takdir edilsin. Kurani bir engeli yok, İslam açısından bir engeli yok. Sırf gelenekçi Ortodoks İngiliz Müslümanlığı yüzünden, İngiliz türü Müslümanlık yüzünden Müslümanlara muazzam baskı altında tutuyorlar. İngiltere’de bu çok muazzam gelişmiş durumda. İngiltere’den her yere ithal ediliyor bu gelenekçi Ortodoks sistem. Kadın karşıtlığı, kadın dekoltesine şiddetle karşı çıkmak o arada da homoseksüel dekoltesini teşvik etmek. Mesela bu gençlere sorulduğunda “Homoseksüellerle ilgili ne diyorsunuz?” dediğinizde “karışamayız onların özgürlüğü” diyorlar. Sonra da diyor ki “Ya” diyor “östrojen fazla geliyor da ondan öyle oluyorlar” diyor. Biraz daha da kurcalarsan “Modern dünyanın bir gereği bu” diyor. Biraz daha kurcalarsan bakıyorsun ki hayran olduğunu anlıyorsun. O da onlar -adı geçenleri tenzih ediyorum da- o da onlar gibi davranmaya başlıyor. Onları dinlemek, onların filmlerini görmek istiyor. Gizli bir hayranlık şeklinde bir homoseksüel eğilimi meydana geliyor. Homoseksüelliği durdurmanın yolu kadın güzelliğini ortaya çıkartmaktır ve iman tabii. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mescid-i Aksa konusunda İsrail’le ilgili açıklamaları “Erdoğan’ın açıklamaları absürttür. Erdoğan öncelikli olarak ülkesindeki sorunlarla yüzleşmelidir” diye eleştirildi. “Osmanlı günleri geçmişte kaldı, Kudüs geçmişte de bugün de, gelecekte de Musevilerin başkenti olarak kalacaktır” dedi.

ADNAN OKTAR: Başkent de olur, başkent de olmaya da bilir ama orada Museviler olacaktır. İlla başkent olacaktır diye bir şey yok. Tevrat’ta öyle bir açıklama ben görmedim. Başkent olması gerekir diye bir şey yok. Ama dini anlamda, İslami anlamda tabii ki bütün dinlerin kutsal merkezlerindendir. “Kutsal merkezdir” derse olur. Ama “Siyasi başkenttir” derse laik sistem hakim olduğuna göre orada eğer Tevrat’la idare edilirlerse onu diyebilir. Der ki “Bizim kutsal başkentimizdir yani yönetim yerimizdir” falan diyebilir kendi inancına göre bu normal olur. Ama laik bir sistem içinde bunu diyemez çünkü laik anayasaları.

BÜLENT SEZGİN: Ayrıca İsrail Dışişleri Bakanlığı’nın resmi hesabından “Cam saraylarda oturanlar atılan taşlardan korkmalı” ifadesine de yer verildi.

ADNAN OKTAR: “Cam sarayda oturanlar atılan taşlardan korkmalı.” Herhalde bu yöneticilerini falan mı kastediyor onların? Herkesi herhalde veyahut Abbas falan onlar Dubai’de falan oturuyorlar birçoğu Filistinli yöneticiler, onları kastediyor olabilir. Örtülü tehditler falan bunlara gerek yok. Bu tip üslup anlamı olmaz bu aleyhte olur. Karşılıklı gelecek değil de halim bir üslup, Moşiyah üslubu, Mehdi üslubu esas olması gerekiyor. Artık Mehdi devrindeyiz, Moşiyah devrindeyiz eski devri artık bitirecekler. Moşiyah ağzıyla, Moşiyah diliyle konuşmaları lazım. Ama kutsal başkent olarak düşünüyorlarsa Tevrat’a göre Kudüs hakikaten Musevilerin merkezidir o anlamda doğru. İbadet merkezidir, kutsal merkezdir o anlamda olur ama siyaset laikken bunu söylemeleri pek anlamlı olmuyor, olmaz yani.

BÜLENT SEZGİN: Yaptıkları bu açıklamayı Cumhurbaşkanımız’ın şu sözü üzerine yapmışlar Adnan Bey, Cumhurbaşkanı şöyle konuşuyor “Buradan tüm vatandaşlara ve dünyadaki bütün Müslümanlara sesleniyorum. Gücü yetenler Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı ziyaret etsin. Gelin, Kudüs’ü beraber koruyalım”

ADNAN OKTAR: Şöyle; Mescid-i Aksa Müslümanların da merkezidir, Müslümanların da merkezi olan bir yerdir, Hristiyanların da merkezi olan bir yerdir. Herkesin ortak şehridir. Hani, Museviler bize aittir, Müslümanlar sadece bize aittir diyecekleri gibi değil. Ta zamanında da böyleydi, eskiden de böyleydi, her zaman da böyle olacak inşaAllah.

“Gücü yetenler Kudüs’ü ve Mescid-i Aksa’yı ziyaret etsin” diyor “gelin Kudüs’ü beraber koruyalım” Koruyalım derken terörizme karşı koruyalım diyor tabii ki. “İsrail polisine gidip saldırın” falan demez Tayyip Hocam. “Koruyalım, orayı mamur hale getirelim, güzelleştirelim, Süleyman Mescidi’ni yeniden kuralım. İlk tarihin devirlerindeki güzelliğine getirelim. Çünkü Müslümanlar olmadan bunun olmayacağı belli, Hristiyanlar olmadan olmayacağı belli o zaman Hristiyan, Müslüman, Musevi birleşelim Kudüs’ü güzelleştirelim” bunu söylüyor Tayyip Hocam. Anlaşılmayacak bir yönü yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba. Birisi hakkında kötü bir şey geçse benim aklımdan, özellikle de karşı cinse dair, bu kişi hakkında helallik almam gerekir mi?

ADNAN OKTAR: “Bir genç kıza böyle arzuyla baksam” onu demek istiyor değil mi özetle?

BÜLENT SEZGİN: Evet, Allahualem.

ADNAN OKTAR: “Helallik almam gerekir mi?” diyor. Yok niye sen onunla gayrimeşru bir ilişkiye girmiyorsun, haram da değil. Zaten Peygamberimiz (sav)’e Allah ayette diyor “Sen kadınları görüyorsun, güzellikleri hoşuna gidiyor. Güzellikleri hoşuna gitse de senin bundan sonra onlarla nikahla beraber olmanı yasaklıyorum” diyor Allah. “Ama kendilerini hibe ederlerse bu ayrı” diyor. “O olur” diyor ama bak “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor demek ki Peygamber (sav) görüyor. Görmeden evlenmek hiç vaki değil. Hatta sahabeler kendilerine böyle hanım bakıyorlar çok güzel hanım alıyor cariye olarak “Ya” diyorlar “bunu Peygamber gördü mü?” diyorlar “sen aldın ama bu çok güzel bir hanım” diyorlar. “Yok görmedi” diyorlar “götür, göster” diyorlar. Peygamberimiz (sav)’e götürüp göstertiyor. “Ya Resulullah eğer siz beğenirseniz siz alın” diyor “nikahınıza” “Aldım, gitti” diyor Peygamberimiz (sav) de. Bunda bir şey yok. Mühim olan namusunu kirletmemek, ona zarar vermemek, onuruna zarar vermemek, onu iyi koruyup kollamak. Yoksa insan gayri ihtiyari etkilenir. Her kadın, mesela yakışıklı, güçlü bulduğu bir erkekten isterse etkilenebilir, her kadın etkilenebilir. Her erkek de her güzel kadından istese etkilenebilir. Bu bazen de iradesinin dışında olur. Ama bazen de isteğine bağlı olarak olur. Dolayısıyla bunda bir haramlık olmaz.

Zaten Tayyip Hocam açıklamasında bak diyor “Mescid-i Aksa’nın duvarlarını restore eden Mimar Sinan, Yahudilerin ibadetlerini yapabilmeleri için bir alan açmıştır. Diğer dinlere hayat hakkı vermeyelim gibi bir düşünceye ecdadımız asla kapılmamıştır.” Daha ne desin işte? “Hep beraber, birlikte mescidi, Kudüs’ü ihya edelim” diyor doğru olan bu.  Bundan işkillenmenin bir alemi yok. Tayyip Hocam aklı başında birisidir. Konuşmalarını anlamamazlık yanlış olur. Bu savaş çağrısı değil Tayyip Hoca’nın dediği “Orayı mamur hale getirelim, barış şehri haline getirelim, güzelleştirelim, koruyup kollayalım” diyor dediği bu. Teröristlere “Gelin burada anarşi çıkartın” der mi? Ne kadar münasebetsiz vesveseler bunlar, ne kadar gereksiz bakış açısı.

Evet dinliyorum.

 VTR: Türkiye’de adalet anlayışı nedir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzeller güzelim benim. Gece gündüz anlatıyorlar televizyonlarda falan adalet anlayışı nedir diye Türkiye bir darbe ortamından çıktı İngiliz derin devletinin pençesini kırdı, büyük bir meydan savaşı verdik ve bu savaşı kazandık. Olağanüstü hal var tabii ki o kadar her şey bizim istediğimiz düzgünlükte gitmeyebilir. Ama buna rağmen düzgün gidiyor. Ben diyorum ki “Somut bir delil verin. Söz bir Allah bir buradan söyleyeceğim” diyorum söylemiyorlar. O CNN’di herhalde televizyonda bir program vardı gelirken dinledim bizim avukat da oradaydı. Anlatıyor bir şeyler ama delil, delil olsun. Desinler söz bir Allah bir savunacağım vaka yok, bir vaka anlatmaları lazım. “Hakimler çekiniyor” diyor kardeşim hakim her dönemde çekinebilir, istiyorsa çekinir. O, kurtuluşu var mı onun? Demirel zamanında çekinmez mi adam? Efendim Özal zamanında çekinmiyor muydu? Ecevit zamanında çekinmiyor mu? Çekinebilir, hükümetlerin gadrine uğramaktan çekinebilir ama böyle bir olay olursa söylesinler. “Falanca hakim şöyle adil bir karar verdi, adamın karşılığı şu oldu” deyin. Söyleyin, söz bir Allah bir söyleyeceğim buradan. Evet.

VTR: Seven insan kıskanır mı?

ADNAN OKTAR: Yalnız delikanlım sen kıskanırsan bilmiyorum neler olur? Seven kıskanır mı? Seven korur, korur kıskanmaz. Korur sadece. Niye kıskansın? Kıskanmak çok ilkel bir hareket, çok sıradan bir hareket. Kutsallığı yoktur kıskanmanın. Kıskanma, çirkin bir eylemin ismidir. Çirkin bir ahlak gösterisinin ismidir. Koruma vardır. Mesela insan karısını, sevdiğini, aşık olduğunu korur ona zarar gelmesini engeller. Birine bir şey söyletmez, yiyeceğine içeceğine dikkat eder, sağlığına dikkat eder, iffetine namusuna dikkat eder budur. Kıskanma diye bir şey mantığı yok. Çünkü kıskanmadan kastı şu kadına diyor ki “Ya” diyor “sen her şeyi yapabilirsin. Ben senden her şeyi bekliyorum. Sokağa çıkıyorsun ama” diyor “ben seni takip edeceğim telefonu açık tut” diyor. “Niye ki?” diyor “Sen her an birisiyle bir şey yapabilirsin” diyor. Hakaret ediyor kadına “Sen namussuzsun” diyor bunu demek istiyor. Bu kıskanma değil ki küfrediyorsun sen, güvenin yok. Olur mu güvenmiyorsan niye berabersin?

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey merhaba. Bayan arkadaşlarda estetik var mı?

ADNAN OKTAR: Benim kız arkadaşlarımda estetik yok. Ben hepsini yakından tanıyorum ve çocukluk resimlerini de yayınladım, yayınlıyorlar görüyorsunuz. Hepsi aynı küçüklüğünde neyse beş yaşında neyse şu anda da aynı. Estetik olması için bir neden yok ve ayrıca silikon ameliyatı kastediyorlar belki öyle bir ameliyat da yok. Ben zaten hiç hoşlanmam silikondan ve tavsiye de etmem kimseye. Ama hepsinin doğal kendi vücudu öyle bir şey yok hakikaten çok atletik ve çok güzeller maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu Suriyeliler ne zaman ülkemizden gidecekler?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bu sana yakıştı mı Allah aşkına? Sen öyle egoist misin, bencil misin? Sen merhametli bir gençsin, sevgi dolusun. Yazık günah değil mi? Büyük bir şiddetin, belanın içinden kaçıp geldiler. “Nereye ne zaman gidecekler?” diyor. Gidecekleri yer var mı? Göstersene gidecekleri yerleri.

BÜLENT SEZGİN: Evet, bazı fotoğraf gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bak adam buralara dönecek, ne yapsın burada? Su yok, elektrik yok, yemek yok, içmek yok, bakkal yok, çakkal yok hiçbir şey yok. Mahvolmuş şehirler. Tam Kuran’da tarif edildiği gibi, tam Kuran’da tarif edildiği gibi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekler neden bu kadar kabalar, umursamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyi düşünmezler, düşünmüyorlar da zaten, düşünmeyecekler de yıpranan biz oluyoruz. Romantizmden gram anlamıyorlar, anlamayacaklar. Hayatlarında kaç kere bir kadına çiçek almışlar, almazlar. Biz de saatlerce onlara hediye ararız yani yapacağımız bu. Buradan babama sesleniyorum, anneme çiçek al baba.

ADNAN OKTAR: Benim güzellerim, bak neşeleri çok güzel, dekolte giyinmişler çok da yakışmış ama bu anti-dekolte lobisi İngiltere’nin de teşvikiyle bütün gücüyle bastırıyor ama güçleri yetmiyor. Kanırta kanırta dekolteyi savunmaya devam edeceğiz. Kadınlara da çok yakışıyor, özgürce yaşayacaklar. Gençlerimizin tabii bir kısmını sevgisiz, merhametsiz, şefkatsiz, kaba, küt hale getirdiler, kadın karşıtı hale getirdiler hatta kadın düşmanı hale getirdiler, bunu ortadan kaldıracağız. Onun yerine sevgiyi, şefkati, merhameti, tutkuyu, aşkı en güzel şekilde yaşamaları için imkân sağlayacağız ve teşvik edeceğiz inşaAllah. Bu, Kuran ahlakıyla, İslam ahlakıyla mümkün.

Evet dinliyorum.

VTR: Tecessüs nedir?

ADNAN OKTAR: Tecessüs; araştırma yani bir insanı işte mesela bir hanımı demin söylediğim konu o. Bir hanım dışarıya çıkıyor, “Nereye gitti bir bak bakayım” diyor, “Hangi pastaneye gittin, kiminle görüştün, okulda yanında kim vardı, evde yalnız mıydın, eve kimse geldi mi?” Bu tecessüs, hakaret ediyor yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Muhammed. İstanbul’da bayağı yarım kalmış inşaatlar var, bunlar nasıl tamamlanacak ya da hemen tamamlanması gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Muhammed, tamamlanmasın da bilakis yıkıp geniş bağlık, bahçelik yerler yapalım. Şimdi tamamlatırsan gökdelenler falan feşmekân olacak, iyice içinden çıkılmaz hale gelir zor olur. Çok fazla inşaat var, onların durdurulup, yıkılıp yerlerinin açılıp bağlık, bahçelik güzel yerlere çevrilmesi lazım. Evet.

VTR: Herkese merhabalar. Benim şöyle bir sorum var size, ülkedeki eğitim, kültür, üretim, tüketim her şeyin, enflasyonun artmasının, fiyatların artmasının sebebi nedir sizce?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım çok nurlu maşaAllah. Bir dünyayı yöneten, dünyada hayat pahalılığını sağlayan bir ekip var özel bir ekip. Yüzyıllardan beri bu ekip görevdedir. Hiçbir ülke zengin olamaz bu ekibin etkisi sebebiyle. Özel bir çalışma grubu, bu grubu durduracağız. İngiliz derin devleti şu an o görevi deruhte eden bir grup, onların etkisiyle oluyor. Evet.

VTR: Acaba Atatürk ilke ve inkılâpları sizin görüşünüze uygun mu?

ADNAN OKTAR: Atatürk’ün ilke ve inkılâpları aklı başında, dengeli, tutarlı, sanat anlayışı olan, merhametli, Kuran İslamlığını savunan herkesin sabit inancıdır. Atatürkçülük diye bir şey yoktur, milletin inancını Atatürk dile getirmiştir var olan inancını. Millette bir sahabe İslam anlayışı vardır, bir özgürlük sanat ve güzellik anlayışı vardır, bunu dile getirmiştir Atatürk. Kendi bir şey icat etmedi Atatürk, var olan güzelliği ortaya çıkarmıştır.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Aysu ben. Amsterdam’da ya da daha çok yurtdışında Avrupa’da insanlar, yayalar ve bisikletler trafik kurallarına bu kadar uyarken Türkiye’de neden trafik kuralları çok fazla ihlal ediliyor?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlü Aysu biraz görgüsüz insan, cahil insan bizde daha çok tabii. Avrupa’nın bizden öfke duymasının nedeni de bu, yani turist gelmemesinin nedeni de bu. Gelenekçi Ortodoks inançlı adamlar çok fazla geliştirildi zamanında, büyük bir hata yapıldı ve bu Fethullah Gülen ekibinin de gelenekçi Ortodoks kafası, İngiliz İslamlığı kafası da revaç buldu. Bunun sonucunda kalitesiz bir yapı zeminde gelişti. Ama şu an bu süratle temizleniyor, süratle dengelenmeye çalışılıyor güzel olacak İnşaAllah. Evet.

VTR: Varoluşun amacı nedir?

ADNAN OKTAR: Sevgi, başka hiçbir şey değil. Allah’ın tek istediği sevgidir, her şeyi onun için bu kadar özenli yaratıyor. Kendisi’nin sevilmesini istiyor, Kendisi de bizi sevmek istiyor. Ama pis bir şeyi sevmez Allah, “güzel olun sizi seveyim” diyor, “Ben güzelim Beni sevin” diyor Allah, bu kadar, istediği bu. Evet.

VTR: Matematik seviyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Matematiği kimse sevmez ama matematik olmadan dünya olmaz. Matematik zordur,  Allah’ın sanatıdır matematik, Allah’ın sistemidir. Bütün kâinatta Allah matematiği kullanır ama insan aklı matematikte yorulur yani zorlanır. Allah aklıyla aynı değildir insan aklı, çok cılız bir akıldır. Allah’ın sanatına gücü yetmediği için yorulur, acelecidir insan ama matematik acelecilikten hoşlanmaz, matematik sabır ister. İnsan da sabırda zorlandığı için hoşlanamaz matematikten. Matematik hem derin düşünmeyi, hem uzun düşünmeyi, hem girift ve birbiriyle bağlantılı düşünmeyi ortaya koyar ama insan da aceleden yaratıldığı için bunlardan darlanır fakat kökeninde matematik tabii sanatın mimarinin, güzelliğin temelidir, her türlü güzelliğin kökeninde matematik vardır. Binalar, atom, kromozomlar, insanın yapısı mesela insan matematikle organize edilmiştir. Yani yapısı bütün görünümü falan mesela sağ, sol paralel bir görüntü alması yani simetrik olması falan hepsi matematikle kodlanmıştır. Matematik çok büyük bir nimettir. Bütün hayat matematik üstüne kuruludur. Allah’ın sanatı hep matematikledir ama insanın buna takati yetmez yani güçtür yorulduğu için ama sanatı sever insan, sanat dinlendiricidir zevklidir. Evet.

VTR: Merhaba benim ismim Ebu Bekir, benim aklıma takılan bir soru var. Neden ehliyet yaşı 18’dir, 18’den küçük insanlara ehliyet verilmiyor? 16-17 olabilir mesela, ben 18’den büyük insanlardan daha güzel araba kullanabildiğimi düşünüyorum yani.

ADNAN OKTAR: Sen çok yakışıklısın sen, sen çok güzelsin sen ve akıllısın da. Aslında tabii ki sana ayrıca özel bir ehliyet kanunu çıkarılması gerekebilir ama genelde tabii 18 yaş olgunlaşma, dikkatin keskinleşmesi, şuurun iyice açılması açısından önemli. Orada hükümet tabii isabetli hareket ediyor ama haksız mısın? Haklısın. Çünkü her insan aynı zekâda, aynı akılda olmaz. Sen zehir gibisin, hakikaten tecrübeli olduğun belli, arabayı uçurursun evvelAllah ama biraz bekleyeceksin, çok az bir şey bekleyeceksin. Evet.

VTR: Askerlik neden 9 aya düşmedi, neden bu kadar uzun?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım Türkiye işgal edilecekti neredeyse, dört tarafımız İngiliz derin devletinin tehdidi altında. Tabii ki bir tedbirli olmamız gerekiyor, bir şeyler yapmamız gerekiyor.9 ay yine çok iyi. Evet.

VTR: Sizce en güzel renk hangisidir?

ADNAN OKTAR: Yeşil.

BÜLENT SEZGİN: Suriye hakkında açıklamalar yapan Trump, “Esad’ın hayranı değilim, onun kendi ülkesinde ve insanlığa karşı yaptığı şeyler korkunç, bunu uzun zamandır söylüyorum” diyerek Esad’ın yaptıklarını uzaktan izleyecek biri olmadığını vurguladı.

ADNAN OKTAR: Evet doğru söylüyor.

Matematik kısa olsa insanın hoşuna gidebilir. Kısa olabilir ama saatlerce matematik bir süre sonra gülümsemeye başlar insan, sebepsiz gülmeler, sebepsiz konuşmalar durduk yere o yönden riskli yani, kısa olursa bir şey olmaz. Evet.

VTR: Balık tutmak istiyoruz, balık üzerine bize birkaç tüyo verir misiniz?

ADNAN OKTAR: Çok şeker, bakayım o kısımda kalsın. Burada kalsın ama sen tüyoluk pek bir durumun yok benim gördüğüm. Gayet modern bir oltan var, iyi bir yeri de seçmişsin, belki yerini değiştirebilirsin. Balık olmayan bir yere gitmiş benim gördüğüm. Şöyle koylar, koylar oralar daha iyi olur. Evet.

VTR: Merhabalar öncelikle. Ayakkabı ve çanta üzerine çalışıyorum ve en çok karşılaştığımız sorular şu şekilde “Hem ucuz hem kaliteli bir ürün var mı?” Bu soruyu ben size sorayım, sizce hem kaliteli hem de ucuz bir ürün var mıdır?

ADNAN OKTAR: Çok güzel, haklı. Yani kaliteli olması gerekiyorsa mecburen pahalı olur, çünkü kaliteli malzeme kullanacaktır, kaliteli işçilik olacaktır ama şöyle diyebilir, ucuz ama mümkün mertebe de kaliteli, bu olur ama tam kaliteli olmaz. Evet.

VTR: Merhaba ben Bedirhan tekstil ticaretini karlı buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tekstil biraz Türkiye’de sönük gibi görünüyor. Yani tekstil ticaretini ben sıhhatli bir zeminde olduğunu görmedim, çevremden öyle görüyorum, öyle duyuyorum ama iyi tedbir alınırsa, iyi bir atak yapılırsa, dünyada da onun ruhu felsefesi geliştirilirse olur tabii.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü