Harun Yahya

Sohbetler (26 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Ebru. Türkiye’de hukuk okumak istiyorum. Türkiye’de ama kadın hukukçulara karşı bir önyargı var ve tehditler oluşuyor, bunu nasıl önleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Kimse kılınıza dokunamaz hiçbir şey olmaz. Devlet dimdik ayakta. Öyle bir şey olursa polis de gereğini yapar. Ama polis tabii daha titiz olsun bu tip şeylerde. Mesela bir hanım arkadaşımız var daha önce rahatsız edilmişti başvurmuştuk polise gereğini yapmışlardı. Titiz davranmak lazım, polisin de titiz davranacağını düşünüyorum. Hukuk genç kızlar arasında çok yaygın özetle. Sen de gönül rahatlığı içinde arkadaşlarına katılabilirsin. Binlercesiniz, yüzlercesiniz hiçbir şey yapamazlar evvelAllah. Ama tabii kadınların güvencesini daha artırmak lazım. Kadınlara yönelik tehdit, baskı daha fazla oluyor. Erkeklere yönelik tehditten daha yüksek oluyor kadınlara. Kadınların korunmasında kanun daha belirleyici daha genişletilmiş olsun. Mesela karakollar kadınları korumada daha kararlı, daha özgür, daha çaplı olması lazım. İntikal çabuk olması lazım ve korumanın gücü daha geniş olması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam Selamun aleyküm. 18 bin alem varmış doğru mu?

ADNAN OKTAR: 18 binden de çok fazladır. Aleykümselam. Sırf bizim alem boyutumuzda 18 bin alem var. Bizim boyutumuzun dışındaki alemler, bizim dışımızdaki boyutların haddi hesabı yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu kadar fazla çiçek türünün olmasını nasıl yorumluyorsunuz? Çok fazla çiçek türü var bir fikriniz var mı acaba?

ADNAN OKTAR: Benim aslanım bayağı gözlemci. Çiçek türü ne kadar fazla olursa Allah’ın sanatını o kadar çok temaşa etmiş oluruz. Cennetteki çiçek türü buradaki türün milyonlarca misli olacak. Biz burada sadece küçük bir kısmını ve acz içinde olan çiçekleri görebiliyoruz. Çünkü her çiçek ölüyor. Cennet çiçeği ölmez asla ve şuurludur. Seninle istersen konuşur, istersen sana hizmet eder, dans da eder bayağı akıllıdır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kitap insan için ne ifade eder?

ADNAN OKTAR: Kitap mürşittir, dosttur. O eve iblisin girmesini engelleyen bir settir. Deccalı toz eden bir ilaçtır.

Evet, dinliyorum.

VTR: İzmir neden turizm şehri değildir?

ADNAN OKTAR: Tam İzmirli dünya tatlısı. Turizm şehri niye olamıyor? Gelenekçi Ortodoks sistemden dolayı olmuyor. Adam ne diyor? “Heykel görüyorum yüzüne tükürüyorum” diyor “dekolte hanım görüyorum saldırıyorum, hakaret ediyorum, en hafifinden eleştiriyorum” diyor. “Müzik istemiyorum” diyor “resim istemiyorum” diyor. Geriye ne kaldı? Sahil kentlerinin güzelliği nasıl olur? Kadınla olur, kadın dekoltesiyle olur, müzikle olur, resimle olur, heykelle olur, bahçelerle olur, çiçeklerle olur, hayvanlarla olur. Adam her şeye karşı. Istakoz yiyor adam, domuz eti yemiş gibi görüyor. Karides yiyor, domuz eti yemiş gibi görüyor. Mayoyla gezen kızlar oluyor veyahut şortla gezen kızlar oluyor “cehennemden geliyorlar” diyor. Bin bir türlü münasebetsizlik. Heykel görüyor adam bütün gücüyle tükürüyor heykele. Böyle gelenekçi Ortodoks bir eğitim bu neticeyi meydana getiriyor. Onun için Kuran Müslümanlığının çığ gibi yayıldığı ortamda bu bela kalmayacak. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Yeniçağ Yazarı Tuncay Mollaveisoğlu evrimi savunan bir yazı yazdı. Şöyle söylüyor: “Okullardan evrimi kaldırdılar. Aklın ve bilimin reddedilmesidir bu. Biliyoruz halkın önü şöyle söyleyecekler; dinimizde evrimin yeri yoktur. Halbuki Darwin evrim tezini ünlü Müslüman filozof İbni Miskeveyh’ten çaldı. Evrim teorisi batının değil Müslümanlarındır. İnsan hurmadan gelmiştir.”

ADNAN OKTAR: Darwinizm eski 5000 yıllık bir pagan dinidir. 5000 yıllık putperest bir dindir. Bütün putperest dinler Akad dinleri, Sümer dinleri, Asur dinlerinde tesadüf tanrısından bahsedilir. Tesadüf tanrısı sonra kendisi gibi yine tesadüf tanrıları oluşturuyor ve onlar insanları meydana getiriyorlar. Dolayısıyla Darwin’le Akad ve Sümer putperest inançları birebir örtüşüyor. İbni Miskeveyh daha dünkü adam. Akad dinleri daha eski, Sümer dinleri daha eski. 3000 yıllık, 4000 yıllık dinlerden bahsediyoruz biz. Dolayısıyla eski bir putperest dini olduğu için dinler tarihinde Darwinizm öğretilebilir putperest inancı olarak. Kainatın yaratılışını tesadüflerle açıklayan inançların içerisinde, kainatın yaratılışını tesadüflerle açıklayan yüzlerce put inançtan birisidir. Ayırmaya gerek yok. Putlar inancında, putlar tarihinde putperestlik tarihi içerisinde incelenebilir. Ama bilim içerisinde incelenemez. Biyoloji biliminin içinde incelenemez, paleontoloji de olmaz, arkeoloji de olmaz. Darwinizm’in tek bir tane delili yok, bir tane. Vatandaşlardan, bilim adamlarından, yabancı profesörlerden her kim olursa olsun bana Darwinizm’in doğru olduğuna dair tek bir delil getirene 10 trilyon vereceğim. Bak kaç yıldan beri bekliyoruz. Bak fotoğrafını getirene de 10 trilyon vereceğim. Mesela bir yerdedir alamamıştır “alamadım” der, kabul fotoğrafını da kabul ediyorum. Kendi fotoğraf makinesiyle çeksin, uydurma bir fotoğraf da olsa kabul ediyorum 10 trilyon vereceğim. Niye getiremiyorsunuz? Çünkü yok. Delili olmayan bilim olur mu? Ben diyorum ki yaratılışa delil 700 milyon fosil getiriyorum 700 milyon takır takır sayarım ama sen bir tane getiremiyorsun. O zaman bitti konuşmana gerek yok. “Protein nasıl oldu?” diyoruz. “Tesadüfen oldu” diyor. Diyoruz, proteinin olmasını bize bir açıkla bakalım. “Açıklayayım” diyor “bir protein olması için başka bir proteine ihtiyaç vardır” diyor. Kardeşim, bir protein olması için başka proteine ihtiyaç varsa protein olma ihtimali kaç oluyor? Yüzde sıfır, imkansız. O zaman bir daha soruyoruz adamlara nedir bu diyoruz? “Uzaylılar yapmış olabilir ne var bunda” diyor. Proteini uzaylılar yapmış. Yani kıyma fabrikası varmış et yapıp paketleyip göndermişler buraya, o et de burada adam olmuş. Eti gönderirse et bozulur burada başka bir şey olmaz. Protein tozunu da getir serp toprağın üstüne hiçbir şey olmaz durur orada o. 10 trilyon sene beklesen durur.

Mesela Lahaul ve Lhamo ve Darwin, beraber bunları hep izleyelim olur. Bak Lahaul, Lhamo, Darwin, Apsu, Tiamat bunlar hep put, put inançlar. Darwinizm put inanç. Mesela Eliş Yazıtları’nda var bu Apsu ve Tiamat putları, tesadüf putları bunlar. Lahaul ve Lhamo tesadüf putları, Darwinizm tesadüf putu bunlar olur. Ama bir arada işleyelim bunları ayrı ayrı işlemeye gerek yok. Dinler tarihinde put inançlar bölümünde işleyebiliriz. Her şeyin tesadüfen geldiği inancı.

Ezvac hurması hakiki hurma. Hiç insana benzemiyor bu. “İnsan bundan oldu” diyor değil mi hoca? Bak şimdi de hurma putu çıkarttılar görüyor musun? Allah mı yarattı hurma mı yarattı? “Hurma yarattı” diyor. Bu sefer de hurmayı putlaştırmış. Hurmaizm hurmacılık yani insanın hurmadan geldiği inancı. Darwinizm, hurmaizm, Lahaulizm, Lhamoizm, Tiamatizm, Apsuizm buyurun. İşin yoksa uğraş bunlarla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de yaklaşık 4 milyona yakın Suriyeli göçmen var. Yaşlılar, bayanlar haricinde eli silah tutan sabıka yönünden araştırılması gereken ciddi oranda Suriyeli göçmen var. Bunlar hakkında devletin bir güvenlik önlemi alması gerekmiyor mu?

ADNAN OKTAR: Ama Türkiye girişlerinde onlara zaten kimlik veriliyor araştırılıyor, göz önündeler zaten kamplarda. Kamplarda da devletin elemanları var polis de var, jandarma istihbaratı da var. Gariban bunlar zaten göz önündeler. Bize sığınmış insanlar. Bu kadar üstlerine varmak doğru değil. Bak Allah esirgesin Türkiye’de bir şey olmuş olsaydı maazAllah Allah esirgesin, mesela başka bir ülkeye canını kurtarmak için gitmek isteseydi bu kardeşimiz, kendisine ne yapılması gerekirse o insan da onun yapılmasını istemesi gerekir. Hep göçmen Türkiye zaten, Bulgaristan göçmeni, Yunanistan’dan göçmüşler, Malta’dan, Girit’ten göçmüşler, Selanik’ten göçmüşler. Dolayısıyla göçmen kardeşlerimize karşı saygılı ve şefkatli olmak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Halde çalışan işçilere niye sigorta yapılmıyor?

ADNAN OKTAR: Delikanlım ben ilk defa duyuyorum. Halde çalışan işçilere yapılmıyorsa bir anormallik var demektir. Garip, zaten suç olur o. Kim çalıştırıyorsa suç işlemiş olur. Sigortalı olmaları son derece lehlerine, çok hayır olur, iyilik olur. Böyle bir şey nasıl oluyor? Hal de belirli bir yer, bu vakte kadar nasıl olmamış böyle bir şey? Bir bakalım ona. Evet.

VTR: Merhaba ismim Kübra. Kadınlara niçin bu kadar baskı var?

ADNAN OKTAR: Kübra sen şimdi acayip sakinsin. Sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Bir kere sen muazzam güzelsin, tarif edilemeyecek şekilde güzelsin. Sana baskı yapan insan çirkin insandır. Güzel bir insan senin güzelliğinin karşısında adeta hipnoza girer. Saygı duyar sana hürmet eder, seni kraliçe gibi karşılar, sana nezakette, hürmette en ufak kusur yapmaz. Senin haysiyetine, şerefine, namusuna çok titiz davranır, sağlığına sıhhatine çok titiz davranır. Çünkü sen bir sanat eserisin çok güzelsin. Allah’ın yarattığı güzel bir varlıksın. Değerini bilmiyorsa o insan ölüdür ölü yani zombidir. Ölüler insandan anlamaz. Dolayısıyla ölüleri sen insan olarak kabul etme. Sana değer vermeyene sen hiç değer vermezsin uzaklaşırsın. Bir daha göreyim ben güzelimi. Canımın içi nur gibisin. Allah sana sağlık sıhhat uzun ömür versin. Allah mutlu yaşamanı nasip etsin. Senin değerini bilen insanlarla seni karşılaştırsın.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Biraz önce okuduğumuz Tuncay Mollaveisoğlu’nun yazısının devamı şöyle Adnan Bey: “İnsan maymundan gelmemiştir ancak insan halife olmazdan önce barbar kan dökücü bir canavardı ama akılla birlikte insan olgunlaşıyor ve yeryüzündeki varlıklara hakim olmaya başlıyor. Bakara Suresi’nin ayetlerinde buna işaret edilmektedir. İnsan Suresi’nde ise “İnsan kendisinin hiç anılmadığı uzun zamandan geçmedi mi?” diye buyrulmaktadır. Yani insan, daha insan değildi ama insan olma yönünde yönlendirilmişti” diyor.

ADNAN OKTAR: Ana ramindeki devri bahsediyor ayet. “Daha o bir çiğnemlik et” diye geçiyor ayette küçük bir parça, yani daha ufak insana benzemeyen, insan görünümünde olmayan bir parça. Zamanla bu gelişiyor 9 aylık zaman, Kuran’da bahsedilen o. Doğum safhaları zaten Kuran’ın birçok yerinde anlatılıyor, doğumdan önceki safhalar. O safhalardan bu konu bir özet olarak anlatılmış. Yani o safhaların tamamının özeti olarak anlatılmış. Ama safha safha da anlatılmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Filistinliyim. Kuşadası’na tatil için geldim. Burada okuyorum Türkiye’de. Mescid-i Aksa’da son olaylarla ilgili gerçekten çok üzdü beni üzgünüz. İslam dünyası ne zaman birlik olabilir acaba?

ADNAN OKTAR: Benim aslanım. İşte Mehdiyet’i savunmadıktan sonra birlik olmaz. Birlik diyorsun, birliğin bir başı olması lazım. O birliğin başının adı da Hz. Mehdi (as)’dır. Başsız birlik olsun diyor. Başsız birlik zaten darmadağınık olma demektir. Başı olmayan birlik olur mu? Birlik diyorsun zaten bir tane, birden bahsediyorsun. Birin başı olur. O birin başı işte Hz. Mehdi (as)’dır. Sen onu kabul etmediğinde birlik olmaz. Ama inşaAllah Allah bu aslanımıza da güzel bir açıklamayla Mehdiyet’i ve İttihad-ı İslam’ı savundurtmuş. Dolaylı yoldan yahut dolaysız savundurtmuş. Ama benim gördüğüm modern görünümde Kuran Müslümanı olduğu anlaşılıyor. Evet.

VTR: Hızır (as) neden vardır?

ADNAN OKTAR: Allah onu süs olsun diye yoksa her şeyi yapan Allah’tır. Hz. Hızır (as) şeklinde tecelli eder Allah. Sen ona Hz. Hızır (as) dersin. Bir mantık olması için, bir süs olması için Allah Hz. Hızır (as)’ı yaratmıştır. Hızır denen varlık Allah’ın tecellisidir. Allah’tan ayrı bir varlık değildir. Bütün güç-kuvvet Allah’a aittir. Hz. Hızır (as) balık şeklini alıyor, kuş şeklini alır, insan şeklini alır. Bazen madde haline gelir, bazen nur haline gelir. Hz. İsa Mesih (as)’da da, Hz. Hızır (as)’da da istediği an madde haline gelme, istediği an nur haline gelme özellikleri var. Cenab-ı Allah Hz. İsa Mesih (as)’ı Katına alırken bütün güç-kuvvet Allah’ta olduğu için Allah yetki veriyor. Mesela Hz. Hızır (as)’a yetki veriyor. Ama Hz. Hızır (as) bir anda başka maddeye dönüşürken bunu yapan Allah’tır. Ona onu isteten de Allah’tır. Dolayısıyla tamamını yapan Allah’tır. Mesela Hz. İsa Mesih (as), gürültüler geldi adamlar geliyorlar odada, tek onun çıkış yolu nedir? Nur haline gelmesidir. Yani madde olmaktan çıkmaktır. Benim gördüğüm İncil’deki hükme göre kendi istediğinde nur haline gelebiliyor Hz. İsa Mesih (as), kendisi söylüyor İncil’de. Ve “nur olmaktan da yine madde haline gelme özelliğini de Allah bana verdi” diyor. “İstediğim an nur haline gelirim, istediğim an da madde haline gelirim” diyor Allah’ın dilemesiyle. O anda nur olmayı istedi ve Allah onu nur haline getirdi başka boyuta geçti. Şimdi yine Cenab-ı Allah’ın emriyle ve isteğiyle ona söylüyor Allah, mesela “madde ol” diyor “insan ol, cisim ol” diyor ve cisim oluyor Allah’ın dilemesiyle. İncil’deki o kısmı size daha sonra gösteririm.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bu konuda birçok kişiyi dinledim. Bir kez de sizin görüşünüzü almak istiyorum. Madde var mı yok mu?

ADNAN OKTAR: İmam-ı Rabbani diyor ki: “Açık keşifle, açık görüşle madde yok” diyor. “Net” diyor yani “çok açık” diyor. Madde yok tabii ki. Gölge varlık olarak var. Zaten görüyoruz olmadığını. Yani bizim iddiamız değil bu bilimsel bir gerçek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Ben duygusallıktan nasıl kurtulabilirim?

ADNAN OKTAR: Severim ben seni, ne güzel yakışmış çarşafın sana. Duygusallık çok tehlikeli. Ne yapıp yapıp kurtulmak lazım çok tehlikeli. Duygusallığa girdi mi adam şeytan istediği şekle sokabilir insanı. Yani en ziyade üzüntü, karamsarlık bayağı tehlikelidir. Ucu-bucağı olmaz. Etrafına da zarar verir, kendine de zarar verir ve çok daha da kötü şeyler de olabilir. İntihara kadar götürebilir. Aman aman aman, sakın sakın sakın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kaliteli olmak için zengin olmak mı gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Zenginlik kalitenin altyapısını kolaylaştırır ama fakir olarak da insan çok rahat kaliteli olur tabii. Çünkü kalite bakışta, konuşmada, yürüyüşte, yemede-içmede kendini gösterir. Yoksa zengindir de hayvan gibi yemek yer bayağı kötü bir görüntü olur. Arabada gidişinden bile bir maganda anlaşılıyor. Çok kaliteli pahalı bir araba ama içinde hayvan var yani, öyle olmaz. Tabii ki akılla, vicdanla, derinlikle, tutkuyla, derin düşünmeyle elde edilir kalite. Evet.

VTR: Selam Hocam, ben sizi çok seviyorum. Ben Çorum’dan Hacer. Kuran-ı Kerim’i gerçek olarak Allah tarafından indirildiğini nasıl anlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kuran’ın taklidi yapılamıyor oradan anlayabiliriz, en ziyade odur. Allah Kuran’da söylüyor “Eğer Allah Katından değilse bir benzerini yapmanız lazım” diyor. Mesela “10 surelik belirli bir miktarda” diyor Allah “az miktarda da olabilir” diyor “benzerini yapamazsınız” diyor. Defalarca denendi, Peygamberimiz (sav) zamanında da denediler, ondan sonra da denediler hiçbir şekilde yapılamıyor benzeri. Bunu edebiyatçılar bilir herkes bilir. Şiirle ilgilenen herkes bilir. Birçok şairin, birçok yazarın benzeri yapılabiliyor ama Kuran’ın benzeri yapılamıyor. Bir de her dediği doğru çıkıyor Kuran’ın. Yüzyıllar içinde bütün dedikleri doğru çıkıyor buradan da anlayabiliriz.

VTR: Temizlik kavramı neye göre belirlenmeli?

ADNAN OKTAR: Temizlik kavramı vicdana göre belirlenir vicdani kanaatle. Bir insan ne kadar akıllıysa o kadar temizdir. Yoksa cif yahut ne diyelim deterjanla orayı burayı ovmakla falan temizlik olmaz. Adam pis bir yeri tutar ondan sonra o temizleyeceği şeyi tutar onunla temizlik yapar akıl edemez zincirleme kirletir. Veyahut o kirlettiği yerden sıçrattığı şeyleri oraya buraya saçar yine daha da beter kirletir farkına varmaz. Hayvanda da vardır o, hayvan mesela temizlerken başka yerleri batırır. Ama insan temizlerken akıllıysa temizlik mutlak temizlik olur. Yani her yeri temizler zincirleme kirlenme olmaz Müslüman aklında. Evet.

VTR: Onuralp benim adım. Ülkemizde neden heykeltıraşlığa veya müzisyenliğe yeterince ilgi gösterilmiyor veya daha iyi sanatçılar yetiştirilebilecekken, daha iyi eserler verebilecekken neden böyle sürünüyoruz? Veya niye insanlar hak ettiği değeri alamıyor, bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Aslanım benim doğru söylüyorsun. Dürüst nurlu bir insansın, sanatın değerini kıymetini biliyorsun. Ve bütün gençlerimiz gibi ekseriyetle kahir ekseriyet bu konuda ittifak halinde. Herkes sanat, güzellik, estetik, temizlik, kalite bunun peşinde. Bunun adı Mehdiyet’tir işte. Sevginin, kalitenin, güzelliğin, dostluğun hakim olduğu dünyaya Mehdiyet denir. Bilse de bilmese de herkes Mehdiyet’in peşinde gidiyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Taha Akyol, “Lozan’da 2,5 milyon kilometrekareden 780 bin kilometrekareye düştük sözü akla ziyandır, cahilliktir” dedi. “Lozan’da en büyük kavga toprak sorunları yüzünden yaşanmadı. Kapitülasyonlar ve mali konularda yaşandı. Arap topraklarından ondan önce vazgeçmiştik ki bu konu da zaten doğru bir karar olarak. Ancak Lozan’da kapitülasyonlar kaldırılmıştır. Osmanlı’yı ekonomik olarak çökerten bu kapitülasyonların kaldırılmasından kimse bahsetmiyor” dedi.

ADNAN OKTAR: İşte tam Taha Akyol kafası. Toprakların verilmesini son derece doğal görüyor. Görüyor musun? “Ne var bunda gayet doğal” diyor. Sen bunu diyorsan sana ne denir ki artık? Osmanlı topraklarının verilmesini makul görüyorsan sana ne denir? Oturmuş mal-mülk peşine düşmüş, paranın peşine düşmüş. Kafa paraya takılmış. Parayla ilgili dertleri var toprak derdi yok. Osmanlı topraklarının gitmesi adam için dert değil. İşte bak ta o zamanki zihniyet bu vakte kadar devam etmiş. Evet.

VTR: Merhaba ben Aylin. Kadınları daha fazla nasıl özgürleştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, o çok büyük bir sorun. Bak mesela dekolte giyinmişsin, güzel şık giyinmişsin adamlar bunu hazmedemiyor ama hazmettireceğiz. Gerekirse karbonat içecekler. Ve bütün gençler aydın Türkiye’de. Herkes özgürlük istiyor, herkes güzellik istiyor. Genç kızlar dekolte gezmek istiyor, süslü gezmek istiyor, beğenilmek istiyor, sevmek ve sevilmek istiyor, aşkı yaşamak istiyorlar. Arkadaşlığı dostluğu, temizliği her yerde görmek istiyorlar. Kaliteyi, sanatı her yerde görmek istiyorlar. İşte bunun adına Mehdiyet denir. Hepsi Müslüman ruhuyla, Kuran ruhuyla aydınlanmış filizlenmiş, Bediüzzaman’ın dediği gibi artık goncalar çiçek açmaya başlamış, maşaAllah.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Öncelikle bu kadar çok kitap yazmanızdan dolayı tebrik ediyorum ve size güzel bir soru sormak istiyorum. Sizi bu kadar çok kitap yazmaya sürükleyen konu neydi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen çok kibarsın hem de çok güzelsin çok saygılı bir kızsın. Çok sevdim seni. Kitap yazmak istememin nedeni tabii ki Allah’ı sevmem. Sevgi, Allah’ı sevmem, Allah’ın yarattıklarını sevmem. Kitapların da amacı hep sevgidir. Allah sevgisidir, Allah’ın beni sevmesidir. Benim Allah’ı sevmem, insanların Allah’ı sevmesi, Allah’ın insanları sevmesi tek hedef budur. Evet.

VTR: İsmim Cengiz. Neden kadınlar son dönemde çok değişti?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Cengiz, kadınlar son dönemde çok değişti derken neyi kastettiğini vurgulamadığın için o kadar geniş anlamı olan bir soru ki, nasıl cevaplayayım bilmiyorum. Muhtemelen ne demek istemiş olabilir? Yani olumsuz anlamda düşündüğünü düşünelim. Niye temkinliler, niye uzaklar, niye korku içindeler, niye gerginler? Bu tedirginliğin sebebi ne? Bu kadar uğraşırsanız, insanlar bu kadar uğraşırsa, bu kadar baskı yaparsa anası babası dedesi ebesi herkes karışırsa, şunu niye giydin, şuraya niye gittin, şunu niye yedin, şunu niye içtin çocuk adeta deliye döner. Bunalır sıkılır o zaman içine kapanıyor tabii. O zaman ne kendine bakmak istiyor, ne spor yapmak istiyor, ne gülmek istiyor, ne konuşmak istiyor herkesten uzak tek başına yaşamak istiyor. Mahvetmiş oluyorsun, o dünyanın en güzel varlığını mahvetmiş oluyorsun. Onun için onları o hapsedildikleri yerden çıkartıyoruz şu an. Gün ışığına çıkıyorlar, güzelliğe, aydınlığa çıkıyorlar ama bir anda hepsi birden çiçek açar gibi ortaya çıktılar, maşaAllah ve çıkıyorlar. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Diriliş Postası’ndan Murat Çetin, “Kuran’ın nüzulü İsa vaadi ve Peygamberimiz (sav)’in geleceğini müjdelediği Hz. Mehdi (as)’ın inkarı aslında Müslümanların kuvveyi maneviyelerini kırmak adına emperyalizmin egemenliğine hizmet etmekten başka bir şey değildir. Bunları inkar edenler asrın lanetlisi FETÖ gibi emperyalizme hizmet eden Peygamber düşmanlarıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Emperyalizm lafını duyduğunuzda bilin ki İngiliz derin devletidir. Çünkü emperyalizm bilinmeyen bir şeyden bahsediyor. İngiliz derin devleti bilinen bir güçtür. Yani İngiliz derin devletine hizmet eden Peygamber düşmanıdır. Peygamber, dine de karşılar adamlar Rumi. Rumi olmuş İngiliz Rumisi. Peygamber (sav)’e karşılar hakikaten bütün konuşmalarından bu anlaşılıyor. Kuran’a karşılar, yeni bir din çıkarmışlar Rumilik dini “buna gireceksiniz” diyorlar. İngiliz dini yani, yeni bir İngiliz dini türü. Yeni ihdas edilmiş bir sistem, 150 yıllık geçmişi var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yurtdışından gelen ürünler ülkemizde neden bu kadar pahalı?

ADNAN OKTAR: Herhalde orada pahalı anladığım kadarıyla euro-dolara bağlı olduğu için euro-dolar yükselince onlar da yükseliyor, değil mi? Evet.

VTR: Ben Meral, sorunum şu; insanlar neden bu kadar utangaç, çekingen ve özgüvensiz veya soru soran birine karşı neden bu kadar ters tepkiler veriyorlar bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, bak hepsinde aynı rahatsızlık görüyor musun? Bütün gençlerde ittifakla aynı ruh var. Benim canım bak o sevgi dolu, arkadaş edinmek, dost edinmek istiyor, insanlarla konuşmak, diyalog kurmak istiyor. Yani sıhhatli bir bağlantı istiyor ama insanlar susuyor. Benim canım gidiyor mesela bir soru soruyor adam “niye sordun?” diyor “seni niye ilgilendiriyor?” diyor “senin zorun nedir?” diyor “sen casus musun?” diyor. Yani ipsiz-sapsız böyle şizoit şizofren korkular, paranoid şüpheler. Dolayısıyla gençler, kızlar rahat huzurlu olamıyorlar. Hakikaten gereksiz bir utangaçlık, gereksiz bir çekingenlik, hiçbir konuya doğrudan ve dürüst cevap veremiyor. Dolaylı dolambaçlı ters cevaplar. Mesela seviyorsa “sevmiyorum” diyor, sevmiyorsa “seviyorum” diyor. Beğendiyse “beğenmiyorum” diyor, beğenmiyorsa “beğeniyorum” diyor her şeyi ters. Ve her şey gizli böyle dürüst yüzlü, güzel samimi insanlar bundan sıkılıyor ve rahatsız oluyorlar haklılar. Ama bu süratle düzeliyor ve düzelecek. Zaten görüyorsunuz hepimiz ittifak halindeyiz güzellik konusunda, doğruluk konusunda.

Yeni stüdyoyu dizayn ettim gittim. Tropik bir görünüm verdim böyle papağanlar falan, tropik ağaçlar. Daha geniş buradan. Mermer çeşmeler var çok güzel böyle Osmanlı mermer çeşmeler çok miktarda. Mermer kadın heykelleri var güzel. Onları da böyle güzel süslettim detaylarla. Hoş görünüyor daha da düzelteceğim. Bugün son tespitleri yaptım, yarın davet ediyorum buyurun. Beğeneceksiniz umuyorum. Sanat sanat içindir mi, sanat halk içindir mi bunu tartışmasını yapacağız. O güzelliğe hep beraber bakacağız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’ı öğrenmek istiyorum nasıl öğrenebilirim?

ADNAN OKTAR: Kuran kurslarına gideceksin. Süleymanlı kardeşlerimizin Kuran kursları vardır. “Selamun Aleyküm” dersin “Hocam ben Kuran öğrenmek istiyorum” dersin. Güler yüzle, samimiyetle yaklaşırsan sana ücretsiz orada Kuran öğretirler.

VTR: İsmim Mustafa Çelebi, Manisa’da yaşıyorum. Dershanelerdeki öğretmenler Milli Eğitim’e göre niye daha kaliteli? Milli Eğitim bu düzeye ne zaman ulaşacak?

ADNAN OKTAR: Paranın gücü orada mevzubahis. Paranın motive edici gücü. Para insanların neşesini artırıyor veyahut neşesini kaçırıyor. Az para oldu mu şevki kırılıyor, çok para oldu mu neşeleniyor şevki artıyor. Aynı şekilde oradaki öğretmenlere de “size yüksek ücret ödeyeceğiz” dersen bayağı şevklenirler heyecanlanırlar. Yani arabanın gazına basmak gibi. Az basarsan araba az gidiyor, çok basarsan çok gidiyor. Ben böyle anlıyorum bazı vakalar için hepsi için değilse de bazıları için böyle anlıyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Siirt’in İstanbul gibi olması için ne yapmamız lazım?

ADNAN OKTAR: Siirt’in İstanbul gibi olması için PKK belasından kurtulmamız gerekiyor en başta. İngiliz derin devletinin oradaki yaptığı ahlaksızlığa son vermemiz lazım. Siirt insanları güzel insanlar. Diyarbakır, Mardin insanları çok çok güzel insanlardır. Ve insanlığa örnek olacak yükseklikte insanlardır. Oradaki o komünist belasını, komünist PKK belasını silip-süpürürsek çok güzel gelişmeler olacak, inşaAllah. Evet.

VTR: Geçenlerde dışarı çıktım elimde çöp vardı, çöp konteynırı bulamadım sokak sokak gezdim yoktu. Çöp konteynırlarını yetersiz buluyorum. Sebebini de biliyorum neden yok. Ama küçük de olsa olmalı diye düşünüyorum ben.

ADNAN OKTAR: Canımın içi tertemizsin ve de çok güzelsin. Dekolten de sana çok yakışmış. Her yerdesiniz, Kuran Müslümanısınız. Allah kalbinize temizlik duygusunu oturtmuş. Bu cennet Müslümanı olduğunuzu gösteriyor. Konteynır sayısını Allah’ın izniyle evvelAllah artırırız. Tayyip Hocam duyuyor bakan da duyuyor gereğini yapsınlar. Biz de ayrıca dilekçeyle başvuralım bu tip şeylerin hepsine. Evet.

VTR: Atom bombası gerekli mi?

ADNAN OKTAR: Atom bombası, her delikanlının belinde bir silah olduğuna göre her delikanlı ülkenin de belinde bir atom bombası olması lazım. Bir değil de şarjöründe en az 30-40-50 atom bombası olması gerekir. Türkiye’nin en az 100 atom bombası olması lazım ve kıtalar arası roketler olması lazım. Ne kadar? 30 bin kilometre menzilli, 20 bin kilometre menzilli, 10 bin kilometre menzilli roketler olması lazım. Teknolojik olarak neye gücümüz yeter? 10 bin kilometreye yeter. 15 bin kilometreye yeter. İyi olur. Ve ses hızını defalarca aşan roketler ve rokete yakalanmayan roketler. Öyle oldu mu mahallenin dayısı sen olursun sana kimse kabadayılık yapamaz. Ama atom bomban yoksa adam gelir sana kabadayılık yapar. İşte “dünya beşten büyüktür” diyor ya o zaman altıncısı sen olursun atom bombası olursa. Beş ülkenin özelliği ne? Beşinde de atom bombası olması. Bak “dünya beşten büyük” diyor. Şimdi bunlarda silah olmasa bir şey olmaz. Klasik silahlardan dolayı değil bunlar.  Atom bombası olduğu için büyük oluyor bunlar. Atom bombası olan altıncı, yedinci, sekizinci olur. Konu bu. Evet.

VTR: Ölüm riski olan sporlar neden yasaklanmıyor?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini vicdanını. Sen ne güzel insansın. Doğru söylüyorsun. Boks tehlike. Açılıp açılıp suratına vuruyor bütün gücüyle. Bir daha vuruyor bir daha vuruyor, arkadan vuruyor kafasına, bir daha vuruyor. Yani hayati merkez beyin olan bir uzva bütün gücüyle adam vuruyor. “Bu nedir?” diyoruz. “Spor” diyor. Ama faydası nedir? Biz bir yere kafamızı vursak, birisi bir yere kafasını vursa acil travmatoloji bölümüne gidiyor. “Aman” diyorlar “hemen bir filmini çekelim, kafanın içine bir bakalım. Beyin kanaması olmuş mu?” falan. Adamın kafasına kalas düşüyor hiçbir şey olmuyor. O yönden faydalı ama diğer yönlerden çok tahrip edici, yani zararı çok çok daha fazla. Bence pehlivanlık iyi, pehlivanlık, çayır pehlivanı olacaksın. “Bas kündeyi” diyeceksin. Rakibini aldığıyla kırbaç gibi vuracak. En güzel spor pehlivanlıktır, çayır pehlivanlığı. Minder pehlivanlığı da değil çayır pehlivanı olacaksın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Euro neden bu kadar yüksek?

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte dünyadaki sistem, İngiliz derin devletinin sistemi bir mühendislik projesi olarak dolar ve euroyu kendi para birimi olarak kullanıyor. İngiliz derin devletinin para birimidir aslında dolar ve euro. Onların desteklediği bir sistemdir, onların planladığı bir sistemdir. Dünyayı yönetmede onu bir silah olarak kullanırlar, dolar ve euro. Planlayıcısı İngiliz derin devletidir. Böylece bütün dünyanın kanını iliğini sömürmüş oluyor İngiliz derin devleti. Bunu silaha çeviriyor, o silahlarla da Müslümanları yok ediyor. Avrupa ülkelerinin bunda suçu var mı? Haberleri bile yok. İngiltere’nin haberi var mı, Amerika’nın? Onların bile halkların haber olmaz, devletlerin de haberi olmaz. Derin devlet ayrı bir şeydir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de sanata neden bu kadar az değer veriliyor?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, benim dünyalar güzelim benim. Nasıl güzel insansın sen, nasıl temizsin. Bak, bağnaz ve gelenekçi insanların birçoğunda bu temizlik olmuyor bu çocuklardaki temizlik. Hepsinin yüzünde nur ve efendilik, nuraniyet, iffet ışığı oluyor ve pırıl pırıllar. Dürüstlüğün o sıcak ışığı üstlerinde oluyor ve hep sanat, hep güzellik, hep cennet arzusu, görüyor musunuz? Temizlik, dürüstlük, arkadaşlık. “Utangaç olmayın da sizinle sohbet edeyim, konuşayım. Özgür olayım” diyor. “Bana ters cevap vermeyin. Güzel cevap verin. Selamlaşalım” diyorlar. Canlarım benim, hepsi aşkla, sevgiyle dolular. Allah hepsinin duasını, işitiyor şu an. Allah ettiriyor bu duayı. An meselesi sizin dediğinizin olması an. Evet.

VTR: Merhaba ben Erzurum’dan Gülden Barlak, hemşirelik mezunuyum. Ortaöğretimde neden atama yok?

ADNAN OKTAR: Canımın için Allah sana kolaylık versin, güzellik versin ama hükümet şu aralar çok sıkışık durumda. Tayyip Hocam’a çok sıkı destek olalım, o sıkı delikanlı, kabadayının hası, yiğidin de hası. Helal olsun. Diyorlar ki; “Niye acele etmiyorsun?” Ya kardeşim, karşında İngiliz derin devleti var. Devletin azgınlığı anlatılacak gibi değil. Tabii ki safha safha dikkatli hareket edecek. Ve çok güzel akılcı hareket ediyor. Bak, tekrar diyorum. Devlet yanında Tayyip Hocam, millet yanında, ruhaniler yanında, Hz. Mehdi (as)’ın himmeti altındasın, zıl ve gölgesi altındasın Mehdiyet’in. Dualar senin üstüne, gönlün rahat olsun. Bir de yalnız gezmiyorsun. Etrafında da ruhaniler var, o yönden de rahat ol. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Siirt’in Pervari ilçesinde PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonda bir askerimiz ve bir güvenlik korucumuz yaralandı. Teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için bölgede hava destekli operasyon devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Kabadayıyı yaralamışlar. Var mı kabadayının resmi?

BÜLENT SEZGİN: Resmi yoktu.

ADNAN OKTAR: Şanına yakışır. Yani kabadayı o yarayla gezecek zaten. Bizim çocuklarda şimdi üç tane oldu. Üçünde de PKK kurşunu bedenlerinde, alınamıyor yani alınırsa sakatlık meydana getireceği için o kurşunla geziyorlar. Kabadayı böyle olur, maşaAllah.

Dün mesela İsrail’i uyardım. Dedim ki; “Tayyip Hocam hakkındaki konuşmalarınız doğru değil. Türkiye ile ilgili konuşmalarınız da çok kaba, münasebetsizlik yaptınız. Bu olmaz” dedim. Resmi olarak siteden silmişler yazıyı. İşte bu kadar, ne diyorsak o. Arabulucu olmak lazım, düzeltici olmak lazım.

Evet, sorulara devam edelim.

VTR: Bu insanlar neden bu dünyada içki içiyorlar. Haram değil mi?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, aferin benim kuzuma. Tabii ki haram, hem zararlı hem haram hem iğrenç bir şey, rahatsız edici. Doğru söylüyorsun. Ama propagandası çok yapılıyor sanki kurtarıcıymış gibi, çok faydalıymış gibi, nefis bir şeymiş gibi. Mesela şarap çok iğrenç bir şey ama adam damağına alıyor “tadı çok güzel” bilmem ne “yüz yıllık” falan. Leş gibi kokuyor, ne yalan söylüyorsun? Can yakıcı, rahatsız edici, pis kokusu olan bir şey yani ve haram, en başta haram.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden her şey çift yaratılmıştır?

ADNAN OKTAR: Çift yaratılma imtihanın bir gereği ve Allah’ın bir mucizesi. İşte imtihanda olduğumuzun ana delillerindendir. Yani her şeyin çift yaratılması tek amacı imtihandır. Allah’ın varlığının delilidir, imtihanın da delilidir.

VTR: Merhabalar ben Elif Çapan, Erzurumluyum. Erzurum’da çocuk metabolizma doktoru neden yok?

ADNAN OKTAR: Canım benim Allah senin ömrünü uzun etsin. Eşinle cennette Cenab-ı Allah sonsuza kadar yaşatsın, çocuklarınla huzur içinde ol. Çok vahim, koskoca Erzurum’da çocuk metabolizma doktoru yoksa çok çok vahim, yani bakanlık derhal gereğini yapması gerekir. Bizler ayrıca dilekçeyle de belirtelim. Çok acı bir olay. Evet, derhal gereği yapılsın.

Dinliyorum.

VTR: Hayırlı akşamlar Sayın Adnan Ağabeyciğim benim. Ben Fahri Aktaş, belediyenin her sene çiçekleri ekmesindeki sebep zaten hemen de solup gidiyorlar sebebi nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Ben ölen çiçekleri hiç ekmem ve ektirmem de, bilirler. Bir dahaki seneye öbür seneye, her zaman yaşayacak uzun ömürlü çiçekler ektiririm. Niçin öyle bir çiçek ekersin? Daha bir ay geçmeden solup gidiyor, yani çok yanlış bir hareket. Ama evladiyelik çiçek ektirirsen her yıl, her ay karşında olur. Sen onu bırakmazsın, o da seni bırakmaz. Evet.

VTR: Öğrencilerin istedikleri bölüme gittiklerini düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi o tabii büyük bir sorun. Yani çok nadir oluyor istediği bölüme geçenler. Ama hayır vardır. Ama zamanla bu oturacaktır. Tam istediğinize göre, tam yeteneğinize göre bölümlere gireceksiniz inşaAllah.

VTR: Merhabalar Adnan Bey. Kitaplarınızı nereden ilham alarak yazıyorsunuz. Ben Manisa’dan Yunus.

ADNAN OKTAR: Manisa’nın aslanı Yunus, Yunus tabii ki Allah her şeyi yaratandır. Allah insanların kalbine ilham eder. İnsan farkına bile varmaz onun, bilmez. Ama her şeyi Allah yaptırır. Allah’ı sevgiyle seven, derin sevgiyle seven bir insana Allah yardımcı olur. Allah’a bir adım gidene Allah on adım gider. On adım gidene yüz adım gelir. Dolayısıyla Allah’a insan dost olursa Allah her türlü kolaylığı, ilhamı, yolu insana gösteriyor ve gösterir zaten görüyorsunuz. Evet.

VTR: Türkiye’de benzin fiyatlarının bu kadar yüksek olması sizce normal mi?

ADNAN OKTAR: Normalde petrol fiyatları dünyada düştü, üçte bire kadar düştü. Türkiye’de yüksekse bir şey vardır, yani bir oyun oynanmıştır Türkiye’ye, yani uluslararası bir oyun oynanmıştır. Ona bakmak lazım. Yani nasıl bir teknik kullandılar, ne yaptılar? Normalde ucuz olması lazım. Çünkü üçte bire kadar düştüyse muazzam bir düşüş demektir bu. Bunun da Türkiye’ye yansıması gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’daki burçların anlamı nedir?

ADNAN OKTAR: Kuran’da gökyüzünde burçlar tabir edilen yıldız kümelerinin bir şekil alması sonucu isimlendirme yapılıyor. Mesela şu burcu, bu burcu falan yani benzemeye göre, “kova burcu, yengeç burcu” falan bir inanç için anlamı yok. Yani “sen kova burcundansın, işte zeki olursun. Yengeç burcundansa alim olursun.” Böyle bir şey yok. Bunlar mantıksız olduğu aşikar olarak bilinen, herkesin de bildiği izahlar. Ama burçlar yön bulmada, dünyanın süsünün görülmesinde bir vesiledir. Yani bir şekil almıştır, o şekil durur. Ona Allah bir isim takmış. Astronomiyle ilgilenenler onu biliyor. Mesela “şimdi yay burcundayız.” Yay burcunun görünümü tarif ediyor, hangi yıldızlardan oluştuğunu gösteriyor. Bir mimari anlatım gibi bir şehrin mimarisini anlatırken nasıl bilmem ne mahallesi, şu mahallesi, bu mahallesi mahalle isimleri varsa gökyüzündeki mahallelerin adı da burçlarla belirtilmiştir. Gökyüzü mahallerinin tarif edilmesi için konmuş isimler. Evet.

VTR: Hayvanlar ötenazi olur mu?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, sen çok güzel kızsın, saçın da çok güzel olmuş. Ama bir tanem yani herhalde acı çeken hayvanları düşünüyorsun. Ama zaten veterinere gittiğinde veteriner uyutma tabir ediyor. İlaç vererek hayvanların hayatına son veriyorlar. Yani çok acı çekiyorsa hayvan, çok ızdırap çekiyorsa bu zaten uygulanan bir şey. Her yerde, Türkiye’nin her yerinde var. Mesela at, hayvan can çekişiyor, o zaman hayvana ilaç veriyorlar ve öldürüyorlar hayvanı. Yapılması gerekir mi bunun? Ben kıyamam. Hiç düşünemem dahi ama yapılıyor yani uygulanan bir şey. Evet.

VTR: Yağmurun yağış mucizesini anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Yağmurun yağış mucizesini anlatır mıyım? Bak, şöyle yap sen, benim sitelerime gir, yağmur, kar, dolu hepsini inceleyeceksin. Atomun yapısı, suyun yapısı geniş geniş düşünerek, ince ince meseleleri kavramış olursun. Şimdi biz burada anlatmaya kalkarsak uzun vakit olur. Ama benim sitelerime girersen bir tek yağmurun değil her şeyin hikmetini, derinliğini, bilimsel köklerini, ince detaylarını bütün açıklığıyla görebilirsin.

VTR: Merhaba ben Ankara'dan Zeynep Nazlı. Medusa gerçek midir ve Yerebatan Sarnıcı'ndaki Medusa heykelleri ne anlama gelmektedir? Şimdiden teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Zeynep çok karizmatik ve çok çok güzelsin. Böyle tarihi güzellere benziyorsun yani prenses güzelliği var sende, bütün hatların çok güzel. Allah sana uzun ömür versin. Yunan mitolojisinde bir canavarın ismi değil mi? Gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılan yılan saçlı, keskin dişli, dişi canavar. Orada bile kadın düşmanlığını unutmamışlar. Bak erkek olmuyor bu illa ki kadın oluyor. Bir de bela yağdırıyor insanlara. O zamanda da homoseksüelliğin en yaygın olduğu dönem Roma döneminde ve kadın karşıtlığının da en güçlü olduğu dönem. Kadına bakış açısına bak. Kadını korkunç bir mahluk olarak gösteriyorlar. İşte gözlerine bakanı taşa çevirdiğine inanılıyor yani kadının gözüne baktı mı adam diyor ki “beni taşa çevirir, başıma bela olur.” Bir de yılan saçlı diyor, saçlarını da yılan gibi görüyor kadının güzel saçlarını. Bir de keskin dişli yani onu ısıracak, koparacak, öldürecek bir canavar gibi görüyor. Bu çok çirkin bir bakış açısı, çok çirkin bir put inanç, kadın aleyhtarı bir pagan düşüncesi. Dolayısıyla hiçbir anlamı yok, hiçbir mantığı yok homoseksüelliğin en yaygın olduğu dönemde kadın karşıtlarının ortaya attığı bir put. Hiç itibar edilecek bir şey değil.

Evet dinliyorum.

VTR: Adem ve Havva ilk insansa neden dört tane kan grubu var?

ADNAN OKTAR: İşte ikisinde de ayrı ayrı kan grupları vardır ve diğer mesela a-b ve sıfır olan ne ise RH negatif RH pozitif, ikisinde de yüklü olur yani ikisinin genlerinde de yüklü olur. Her ikisi de olabilir ikisinde de. Birleştiklerinde de bir onda çıkar bir onda çıkar bir onda çıkar, evlatlarında çıkar. Evet.

VTR: Merhaba ben Eyüp, takip ettiğiniz bir YouTuber kanalı var mı bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Benim takip ettiğim kanal kendi kanalım. Evet.

VTR: Ben Mustafa öğrenciyim burada. Benim merak ettiğim yıllardan beri Ankara'da Söğütözü metrosundan inince oradaki üst geçitteki yürüyen merdiven çalışmıyor hala daha çalışmıyor yani yıllar geçti, beş-altı senedir çalışmıyor. Ne zaman çalışacak onu çok merak ediyorum, inip çıkması zor oluyor valizle falan iniyoruz eve gideceğiz zor oluyor. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Hayret ya böyle kör noktalar kalmış olması her yerde. Yani bilmiyorum orası CHP Belediyesi'ne mi ait nereye ait olduğunu da bilmiyorum, onu bir araştıralım ona dilekçeyle başvuralım. Kardeşimizin dediği yerine gelsin. Evet.

VTR: Benim adım Burak. Dursun Özbek’i istifaya davet ediyorum buradan.

ADNAN OKTAR: Burak, demek ki memnun değilsin Galatasaray'ın başından ve değişim istiyorsun yani saygı duyuyoruz inancına. Biz buradan duyuralım artık o da nasıl düşünür bilemem. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey benim sorum şöyle olacak TEOG'a gireceğimiz için bence lise puanları inmeli, çok yüksek oldu o yüzden zaten fazla çalışıyoruz daha çok fazla çalışmamız gerekecek.

ADNAN OKTAR: Canımın için sonunda çok kültürlü oluyorsun, görgün artıyor bilgin artıyor, daha sevilecek daha klas kız oluyorsun. Hep lehine bunlar gayet güzel, okudukça araştırdıkça bilgin arttıkça yüzün güzelleşiyor, ufkun derinleşiyor ve daha değerli oluyorsun. Evet.

VTR: Mesela Avrasya Tüneli’nde Biz HGS’den geçiyoruz aynı şekilde karayollarından da geçiyoruz. Avrasya Tüneli’nden geçtiğin zaman bakiyende para yoksa ceza geliyor ve herkese gelmiş bize de geliyor tabii ki. Biz bundan şikayetçiyiz yetkililer bununla ilgilensin, karayolları. Çünkü onlar diyor biz farklı bir şirketiz. O zaman niye aynı etiketi kullanıyor aynı şartlar niye yok?

ADNAN OKTAR: O kardeşimizin dediği doğru, uyarmaları gerekir. Böyle bir hareket münasebetsizlikten başka bir şey olmaz, çok çok yanlış olur, çok hatalı olur. Biz bunu ayrıca dilekçe ile de duyuralım ama yani vatandaşın bunalacağı mantıksız şeylerin bir an önce son bulması lazım. Evet.

VTR: Merhaba ben Eren. Mitolojik kahramanlar filmlerde, oyunlarda ve birçok yerde var. Bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: İnsanların hoşuna gidiyor, değişiklik oluyor. Bizde de öyle Seyit Battal Gazi, Köroğlu, şu bu, Karaoğlan, Kara Murat, He-man’ler, Süpermenler insanların hoşuna gidiyor hayatına renk katıyor. İyi güzel, zararlı olan bir şey değil.

Evet, sorulara devam edelim.

VTR: Neden insanlar bu kadar sevgisiz?

ADNAN OKTAR: Ah benim güzelim, oy benim yakışıklım benim, canımın içi. Bu çok korkunç. Görüyor musun deccaliyetin azgınlığını. Çocuklara bak onlara kadar çocuklara kadar canlarını yakmışlar sevgisizlikten. Kemik gibi suratlar, sevgisiz insanlar. Bunların hepsinin biteceği çağdayız, biteceği aylardayız. Bundan sonra sevgi, güzellik, dostluk, kardeşlik, neşe, sevinç, müzik, sanat, güzellik, kalite bunun dışında her türlü çöküşe, karanlığa karşı olacağız. İttifak halindeyiz bak küçük çocuklardan tut yaşlı insanlara kadar herkesle aynı fikirdeyiz.

VTR: Selam. Neden bütün İslam devletleri savaş ve kıtlık içinde, Türkiye bolluk içinde?

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Türkiye Mehdiyet’in kalesi olduğu için bereket var tabii ki üstünde. Felaket gelmiyor, bela gelmiyor, darbe işlemiyor, savaş işlemiyor çelik bir zırhla kaplı Türkiye, Mehdiyet’in çelik zırhı. Mehdiyet’in olduğu yere Allah felaket getirmiyor, uğur getiriyor, bereket, getiriyor, güzellik getiriyor. Bütün dünyadaki savaşların sebebi de deccaliyettir. Deccaliyet de son aylarındadır, son yıllarındadır. Deccaliyet mağlup olacak Mehdiyet galip olacak. Bak Mehdi karşıtları görüyor musunuz nasıl kendilerini dağıttılar? Gece gündüz, sabah akşam Mehdi karşıtlığı başka bir konu yok. Son aylarda günlerde iyice sıklaştırdılar. Siz Hz. Mehdi (as)’a karşı oldukça Mehdiyet daha da gelişecektir.

VTR: Merhaba ben Aygül. İnsanların belli bir olgunlaşma yaşı var mıdır diye merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Aygül o kadar güzelsin ki bir tanem ışık gibisin, nasıl güzel insansın sen. Nur gibisin ve elinden yüzünden dürüstlük, temizlik akıyor. Canımın içi tabii ki var, Kuran'da belirtiliyor. “Kırk yaş” diyor Allah “olgunluk yaşıdır” diyor. Ama bazen de Hz. Yusuf (as) gibi genç yaşta olgunlaşanlar da olur Hz. İsa (as) gibi daha çok çok küçük yaşlarda hatta Hz. Yahya (as) gibi küçük yaşlarda güzel ahlak, nezaket gösteren insanlar da olur. Ama mesela bak sen elinden yüzünden nur akıyor, efendilik, terbiye akıyor, iffetin, nezaketin, nurun dışarıya yansıyor çok temiz güzel bir insansın maşaAllah. Allah sana sağlık sıhhat, afiyet, uzun ömür versin.

VTR: Kuran'da adı geçmeyen çok fazla peygamber var ve bunların isimleri neden Kuran'da geçmiyor?

ADNAN OKTAR: Birçok olay geçmez, birçok peygamberin ismi geçmez. Yeteri kadar, Allah uygun gördüğü kadarını açıklamış yoksa Kuran çok büyük bir kitap olurdu. Özlü kısa bir kitap olsun diye Allah bu kadar bildiriyor.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan İslam ülkelerini birlik olmaya çağıran yeni bir konuşma yaptı. “Üçkardeş ülke nedir bu sıkıntı? Ne için biz bu durumlara düştük? Neden? Bunlar bizi yaralıyor, bunlar bizi üzüyor. Biz bu hallere düşmeli miydik? Biz diyalog yoluyla bunları çözemez miyiz? Kuran-ı Kerim'de ne diyor? “Bütün işlerinizde istişare ediniz.” Açarız telefonu konuşuruz çözüm yollarına gideriz. Çözüme gitmeyip yanımıza birini alıp kardeşimizi köşeye sıkıştırırsak olmaz. Biz bunları aşmalıyız. Her zamankinden fazla dayanışmaya ihtiyacımız var” dedi.

ADNAN OKTAR:  Bak ne güzel, çok nezaketli, aklı başında bir delikanlı Tayyip Hocam. Çok da akıllıca, makul, tutarlı konuşmuş. Ömrüne bereket. Yanındayız. Bu Mehdiyet ruhuyla güzel üslubunla hizmete, mücadeleye devam. Sevabı habire topluyorsun. Sürekli sevap topluyorsun. Allah daha erken de sana zafer verebilir ama süreyi uzatması senin lehine oluyor çünkü sevabın çok oluyor, ahiretin genişliyor. Ne mutlu sana, devam et Tayyip Hocam.

VTR: En sağlıklı et hangi et?

ADNAN OKTAR: En sağlıklı et ızgara ettir. Kebap yapacaksın. Böyle güzel yağlı parça eti alacaksın koyun etini şişe takacaksın, domates, biber. Domates, biber, patlıcan zehrini alır etin. Sebzenin zehrini de et alır. Tabii bir hurafe bu ama güzel bir karışım oluyor. Her türlü et olur, bir tek domuz eti olmasın, domuz eti ve leş olmasın.

 VTR: Hollanda'da Türkler istediğini niye rahatça yaşayabiliyorlar özellikle İslamiyet'i. Herhangi bir başörtüsü yasağı yok camilerine rahatça gidebiliyorlar ama Hristiyanlar da yani her dinden gidebiliyor, gayet özgür yaşıyorlar. Artık burada da öyle oldu çok şükür. Bu özgürlüğün devam etmesini istiyoruz. Teşekkür ederiz.

ADNAN OKTAR: Canım benim nasıl nurlu, nasıl imanlı, nasıl yüzü temiz, nasıl efendi, ne güzel. Cennet kuzusu gibi maşaAllah. Elinden yüzünden efendilik akıyor. Mesela bu canım kardeşim, bu güzeller güzeli sokakta gezse yüz adım atsa yüz kişinin yaptığı tebliği yapar. Yüzündeki nuru yeter, temizliği yeter maşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail ile sorunlar konusunda şunları söyledi. “İsrail yönetimi Kudüs'ün İslami kimliğini yok etmeye çalışıyor. Hiç kimse bizden sessiz kalmamızı bekleyemez. Bölgedeki tüm inanç mensuplarının güvenliğini arzu ediyoruz. İstanbul'da sinagoglar var, ilk işim İstanbul Valisi’ne, Emniyet Müdürü'ne bunlara müsaade etmeyin talimatı vermek oldu. Bizim dinimiz buna izin vermez bu güvenceyi sağladılar” dedi.

ADNAN OKTAR: Terbiyesizlik yapan, ucuz kabadayılık yapan münasebetsizler için söylüyor. Kameraları gördü mü demire kafa atıyor, ucuz kahramanlık yapıyor. Kendini güya şöhret yapacak. Kendini küçük düşürüyorsun sen. Demire kafa atmak nedir yani? Onlar bize emanet insanlar, Ehli Kitap. Allah onların sinagoglarını koruyun diyor sen gidip saldırıyorsun. İslam'a Kuran'a zıt bir şey yapıyorsun, onunla da ucuz kahramanlık yaptığına inanıyorsun. Evet.

VTR: Geleceğin yabancı dilinin Türkçe olması mümkün mü?

ADNAN OKTAR: Mümkün. Türkçe bayağı gelişecek çünkü Türkçe, Ben Türk olduğum için hamiyetimden kaynaklanan bir yanlılıkla değil, hakikaten Türkçe kibar bir dil, dinlendirici bir dil, yorucu değil. Yani mesela İngilizce de fena değildir. Dinlendirici bir dildir.  Ama mesela İtalyanca zordur, yorar insanı. Fransızca da zordur. Rusça da zordur. Birçok dil zordur. Kulağa da pek o kadar hoş gelmez. Ama Türkçe renkli böyle ferah rahat bir dildir. İnsanı tırmalayan bir yönü yoktur Türkçenin. Tırmalayan harfler, kelime grupları falan yoktur. İngilizce de öyledir, rahattır. Ama Arapçanın üstüne yoktur tabii. Arapça baştan sona ihtişamlıdır. Çok müziği güzel bir dildir. Ama gelecekte Türkçe tabii çok gelişecek bir dil inşaAllah.

VTR: Merhaba Adnan Bey, çok merak ediyorum sizi televizyondan izliyorum. Elleriniz niye bu kadar çok beyaz, bembeyaz?

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. O senin nurundan dünyalar güzelim benim.  Allah cennette seninle kardeş etsin. Evet, yüzüme göre daha beyaz hakikaten. Neden olur? Olabilir. Bilmiyorum. Allah öyle yaratmış.

Evet dinliyorum

VTR: Ben Mersin'den Hatice. Devletimizin uyguladığı özel harekat kursunda dört buçuk aylık eğitimden sonra görevlendirilmesi sizce uygun mudur? Teşekkür ediyorum selamlar.

ADNAN OKTAR: Dört buçuk ay. Biraz herhalde acilliğinden öyle yapıyorlardır. Bir de kabadayılar zaten bölgede de ayrıca kurs görüyorlar. Yani olay yerinde kurs görüyor özel harekat. Başlarında tecrübeli ağabeyleri oluyor. Mesela kursta PKK'lıyı karton adamlar temsil ediyor. Orada gerçek PKK'lı ile karşılaşıyor, gerçek binalarla karşılaşıyor ve dolayısıyla zaten aldıkları kabadayılar da öyle boş adamlar değil. Bu işe hevesli bedenen kuvvetli, kafaca da uyanık yaman delikanlılar. Bu da biraz gönül kafa işidir. Sırf kursla olacak bir şey değil. Dört buçuk ayın dört buçuk ay daha orada da pratik eğitim yapıyorlar. Yani bir seneye tamamlıyorlar onu. Şu an acillik açısından olabilir. Ama tabii gönül ister ki uzun bir buçuk yıl, iki yıl çok güçlü eğitimden geçsinler. Yaman birer Rambo olsunlar. Ondan sonra cepheye sevk edilsinler isteriz. Ama şu an ne yapabiliriz acil.

Evet dinliyorum.

VTR: İslam ülkeleri neden bu kadar geri kalmış durumda?

ADNAN OKTAR:  Güzel Derya. Neden? Çünkü Kuran'ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar. Peygamberimiz (sav) ahirette tek bir şikayeti var ümmetten. Bütün İslam ümmeti, bir tane şikayeti var. “Ya Rabbi” diyor “benim bu ümmetim Kuran'ı terk edilmiş bir kitap olarak bıraktılar. Hadislere, hurafelere döndüler” diyor. Kuran'ı bıraktılar. Kuran'ı yetersiz gördüler diyor. Şikayeti bu. Evet.

VTR: Namaz kılmayan gençleri nasıl namaza teşvik edebiliriz?

ADNAN OKTAR: Benim nurlum, benim yakışıklım aslansın sen. Mehdiyet’in güzelliği, İslam'ın güzelliği yüzüne çökmüş maşaAllah. Bak bu gencecik yaşında İslam'a, Kuran'a sıkı sıkıya sarılmış bir de arkadaşlarının da namaz kılmasını istiyor. Allah'ı sevdirirsen seven sevgilisine zaten sevgi göstermek ister. Namazla Allah'a sevgi gösterilir. O da sevgisini gösterir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet'te Anlatan Adam müstear ismiyle yazan yazar bugüne kadar FETÖ ile hiç bağlantısı olmamasına şükreden bir yazı yazdı. Ve FETÖ için “İngiliz anahtarı” terimini kullandı. “Şuna seviniyorum. Allah'a şükür hala kafam çalışıyor, gönlüm rahat daha fazla kazanmak için ne yaşamım boyunca paye vermişim ne de bir ödün vermişim. Dini istismar eden bir Amerikalı İngiliz anahtarına” dedi.

ADNAN OKTAR: Resmi yok ama.

BÜLENT SEZGİN: Bir resim kullanmış ama müstear ismi kullanıyor.

ADNAN OKTAR: Resmine bakayım.

BÜLENT SEZGİN: Anlatan Adam.

ADNAN OKTAR: Tamam işte odur. “İngiliz anahtarı” diyor FETÖ için. İngiliz derin devletinin kullandığı bir anahtar. Orayı burayı açmak için kullandığı bir anahtar. Güzel demiş. Demek ki anlatımlarımız bütün Türkiye'yi sarmış. Hürriyet Gazetesi’ne kadar da geçmiş. Demek ki doğru yoldayız.

Evet dinliyorum.

VTR: En çok çözmek istediğiniz konu nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Dünyadaki şu kavga. İnsanların sevgisizliği, merhametsizliği, dost olamamaları. Halbuki insanlar ne kadar güzel. Bak delikanlıları çıkarıyoruz, hepsi güzel insanlar. Genç kızları çıkarıyoruz, hepsi güzel insanlar. Hepsi barış istiyor. Hepsi kardeşlik istiyor. Kim birbirine düşürüyor insanları? Nedir bu bela? Bu pisliğin, bu rezilliğin durmasını istiyoruz. Herkes birbirini sevsin, dost olsun, kardeş olsun. Her yeri sanat eserleri ile dolduralım. Her yeri cennet gibi yapalım. Arkadaş olalım, kardeş olalım. Tutkuyu, aşkı, sevgiyi coşkunca yaşayalım. Böyle bir bela olmaz. Bu beladan mutlaka kurtulacağız. İngiliz derin devletinin, deccaliyetin yaptığı rezilliğe artık son veriyoruz.

VTR: Verdiğiniz tüm sözleri tutar mısınız?

ADNAN OKTAR: Verdiğim tüm sözleri tutmam. Bazen gönül almak için söz veririm. Mesela kalbi kırılmasın diye. Mesela küçük çocuk “Adnan ağabey Hollanda'ya mutlaka gel” diyor. Tamam, inşaAllah gelirim diyorum. Ama gelmeyeceğim belli. Ama o anda onun kalbini kırmam. İllaki gelmem demem. Ama umut içinde olmasını isterim. Hakikaten de gelinebilir de bir gün imkansız değil. Ama gönül almak için bazen maslahat için yapmayacağım bir şeyi söyleyebilirsin. Mesela adam kanser hastası. Adam “ben öldüm, mahvoldum” der. “Yok dersin, ilacı çıktı bunun duydum ben. Biz bunu temin edeceğiz inşaAllah. Kurtulacaksın” moral verir bu ona. Buna maslahat denir. Adamı mahvedeceğine güzel bir şey konuşup gönlünü alırsın.

Şarap, alkol son derece zararlı. Bak içmiş adam. Bize yazmış kaşı gözü birbirine girmiş. İpsiz sapsız don gömlek ortada geziyor. Böyle adamlar da adam diye karşımıza çıkıyor. Elli kere dedik şarap zararlı, içki zararlı diyerekten.

VTR: Biz artık televizyonda siyaset dinlemek istemiyoruz. Sevgi yok ki siyaset olsun. Önce o çocuklara şimdiki nesle sevgi vermek için bence bu siyasetçilerin biraz susması lazım.

ADNAN OKTAR: Severim ben seni. Tatlılığını severim senin çok sevgi dolu güzel bir annesin sen. Ama benim çocukluğumdan beri siyasetçilere hep gıcık olur insanlar. Gariplerim hem Türkiye için uğraşır ama herkes siyasetçilere bir şey der. Gelen vurur giden vurur onlara ne hikmettir. Halbuki siyasetçiler en çok hizmet yapan, en çok yorulan, en çok gayret eden gruplardan bir gruptur. Normal devlet memuru gibi faydalı insanlar. Neden insanlar onlara öfke duyuyor ben anlamıyorum. Ama siyasetçiler şunu yapabilirler bunu dengelemek için. Sevgiyi çok ön plana alabilirler. Bak herkes sevgi istiyor. Bu çok güzel bu Mehdiyet’in ışık gibi dünyayı sardığını gösteriyor. Herkesin ağzında sevgi var çok güzel. Evet.

VTR: Masaj ve fizyoterapi sağlığa faydalı mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Çok iyi oluyor. Ben birçok hastada duydum yakınlarımızdan duydum. Fizyoterapi, masaj hakikaten hayret edecek neticeler meydana getiriyor. Çok kişiden duydum. En az on, on iki kişiden duymuşumdur. O konuda elemanlar yetişmesinde çok büyük fayda var.

Evet dinliyorum.

VTR: Verilen borcu yazalım mı?

ADNAN OKTAR: Tabii tabii yakışıklım. O var. Kuran'da ayet mutlaka yazmak lazım. Mutlaka şahit tutarak yazmak lazım. Hiç üşenmemek lazım, mutlaka yazmak lazım. Güveniyorum olmaz. Güvensen de yazacaksın. Mutlaka iki şahit onu yazın. Ayette açık hüküm. Evet.

VTR: Size bir sorum olacaktı benim ünlü insanlarla ilgili. Bu insanlar ölüyorlar yani dünyalarını değişiyorlar onların kıymetini bilen insanlar az oluyor. Bunun sebebi ne günümüzde büyük bir sorun bu bizim için.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, aslanım insanın kıymetini bilme yok bir kere. Şimdi öldükten sonra tabii pişman oluyor ayrı mesele de. Ama yaşarken değerini bilmek çok önemli. Şu anda da Tayyip Hocam mesela çok değerli bir insan. Görüyorsunuz oradan oraya koşuyor oradan oraya koşuyor ülkeleri barıştırmaya çalışıyor. Buna rağmen akıl almaz hakaretlerle, akıl almaz çirkin iftiralarla rahatını bozmaya çalışıyorlar. Keyfini kaçırmaya çalışıyorlar. EvvelAllah, o da himmet altında olduğu için hiçbir şey olmuyor. Allah koruyor. Allah'ın hıfz ve himayesinde. Hep böyle olmuş. Atatürk'ün de kıymetini de bilmemişler. Hiç kimsenin kıymetini bilmemişler. Oluyor insanlarda bu az veya çok oluyor.  Bu ne zaman; şu an bu tertemiz, aydın, akıllı gençliği devrinde artık rayına oturacak. Bundan sonra böyle şeyler olmaz. Ta 1506’lara kadar hicri. Yani 2082’lere kadar gayet güzel gidecek İnşaAllah bundan sonra.

VTR: Allah İslam Peygamberini neden bir tane yarattı? Diğer dinlerde iki-üç tane oluyor. İslam'da neden bir tane?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlü, bütün Peygamberler biliyorsun İslam Peygamberidir. İbrahim (as), İshak (as), Yakup (as), Nuh (as) tamamı İslam Peygamberidir. Peygamberimiz (sav) de İslam Peygamberidir. Dolayısıyla aralarında bir ayrılık yok. Ama bazı dönemlerde iki peygamber birden gelmiştir. Bazen iki, üç peygamber gelmiştir aynı anda. Ama Resulullah (sav) zamanında bir tek o vardı. Ama Cebrail (as)’le destekleniyordu. Daha ne olsun? Cebrail (as) de bir Peygamberdir o da bir elçi. Allah'ın elçisi. O da tebliğ yapıyor işte. Dini ulaştıran anlamında o da bir elçi. Elçimiz diyor zaten Allah ayette. O da bir Peygamberdir. Hz. Cebrail (as) üstün güçlerle donatılmış bir varlık. Muazzam bir destekti onun için. Karşısına geliyor diz dize dizini dayıyor. “Kuran'dan oku” diyor sahabelerin yanında. Sahabeler rahatsız oluyorlar. Diyorlar “Bu nasıl bir cürret böyle, kim oluyor da böyle Peygamber (sav)’e dizini dayayarak.” Peygamber (sav) “sakın ellemeyin” diyor “karışmayın” diyor. Anlıyor. Peygamberimiz (sav) okuyor Kuran'ı. “Doğru söyledin” diyor okuyor “doğru söyledin” okuyor “doğru söyledin.” Mukabele, camilerdeki mukabelenin kökeni budur. Sonra da “hadi bana müsaade” diyor. “Selamün aleyküm” diyor çekip gidiyor. Sonra diyorlar ki, “Ya Resulullah biz özür dileriz” diyorlar “size hiç kimse böyle bir şey yapamaz. Adap ve edebe uygun değildi” diyorlar tavrı. Siz de hiçbir şey demediniz saygıyla karşıladığımız. “Cebrail (as)’di” diyor Peygamberimiz (sav). Muazzam bir durum. Gitmiş, yok ispatı da yok. Peşine de takılacakları gibi değil yok olmuş gitmiş. Takip de edemezler. O yüzden biz hep İslam'ın, Kuran'ın ruhu içerisinde bu güzellikleri hep göreceğiz, bileceğiz, anlayacağız, kendimizi güzel yetiştireceğiz, derinleşeceğiz ve daha iyi olacağız inşaAllah. Evet.

VTR: Merhaba ben Balıkesir Burhaniye’den Ercan. Gençler arasında uyuşturucu ve alkol çok yaygın bunlar için ne gibi çareler üretmek lazım?

ADNAN OKTAR: Ercan Bey, haklısın. Alkol aslında çok eski ta Abdülhamit döneminde Osmanlı’ya adet olarak sokuldu. Abdülhamit'in öncülüğünde. Rahmetli Abdülaziz şiddetle karşıydı. Ama Abdülhamit bunu bir örf ve gelenek haline getirdi gençler arasında. Sonra da Osmanlı'nın arasında şarapçılık, şarap içme çok yaygın çok çok yaygın bir hale geldi. Küfelik olmalar, içmeler. Cumhuriyet döneminde de o gelenek devam etti. Daha yeni o gelenek sönmeye başladı gençler arasında. Alkol aslında gençler arasında düştü. Eskiye oranla çok çok düştü. Eskiden Ankara'nın kasabalarında falan her gece içerdi insanlar. Her gece Ankara'da falan her yerde içilirdi. Her yerde meyhaneler vardı. Alkol akıl almaz yaygındı. Şarapçılık, şarap içmek, rakı içmek, Şu an bu çok ciddi oranda düştü. Yani onda birlere falan düşmüştür. Hatta çok daha düştü eskiye oranla kıyas kabil etmez. Eskiden Ankara’nın Beypazarı, Güdül, Karaşar’da falan çok fazla içilirdi şarap, içki. Şu an gençler arasında bu çok çok düştü, gelenekti. Ama uyuşturucu yaygınlığı tabii eskiye oranla çok daha yüksek. Ateist, Darwinist eğitimin yapıldığı yerlerde bu daha çok kendini gösteriyor. Dindar kesimde bu olmaz. Dindarlar arasında hiç rastlanan bir şey değil. Bu da Mehdiyet’in pençesi altında eziliyor şu an. Uyuşturucu ve alkol de yok oluyor Mehdiyet’in pençesi altında inşaAllah, ilimle irfanla.

Evet dinliyorum.

VTR: Toplumda bencillik çok yaygın bunu doğru buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Benim nur yüzlüm benim ağabeyinin aslanı bencillik tabii sevgiyi öldüren bir çirkinlik, bir hastalık. Bencil olan sevgiyi öldürmüştür. Diğergam olacaksın. Kabadayı olacaksın sevgi için. Aşk insanı, tutku insanı kabadayıdır kendini düşünmez. Sevdiği için yaşar, Allah için yaşar. Bencillik tabii ki ortadan kalkacak. Egoizm bencillik tamamen yok olacak. Deccalin bu kanlı kılıcını yok edeceğiz. Bencilliği, egoizmi yok edeceğiz. İlimle irfanla inşaAllah.

VTR: Eğitim sisteminde müfredatın çok değişmesi beni çok rahatsız ediyor. Buna çözüm bulunsun istiyorum.

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm, dünyalar güzelim müfredatın değişmesinde bilimselliğin daha gelişmesini istiyorsan sözün doğru. Ama şimdi ben biraz şüphe ettim şu yönden. Eğer Darwinizm’in bilim adı altında anlatılmasını istiyorsan bunu kastettiysen -sen akıllı kızsın, nurlu kızsın, mantıklı kızsın- Darwinizm okutulması gereken yerde okutulması lazım. Nerede? Dinler tarihinde, pagan dinleri bölümünde, Urartu döneminde, Akatlarda, Sümerlerde, eski Yunan'da, Eski Mısır'da ki pagan dinleri bölümünde Darwinizm okutulabilir. Çünkü aynı din, aynı inanç. Hepsinde bir tesadüf tanrısından bahsediliyor. Darwin de bir tesadüf tanrısının her şeye hakim olduğunu söylüyor. Aynı inanç. O bölümde, dinler tarihinde genel kültürümüz açısından çok faydası olur. Ama biyoloji biliminde laboratuvar şartlarında uygulanan bilim dallarında, gerçek bilim dallarında hurafeyi anlatırsan bu olmaz. Ama bunu kastettiğini de zannetmiyorum. Bir ihtimal diye söyledim. Yoksa elin yüzün nurlu çok akıllı bir kızsın. O anlamda demeyeceğim belli ama hakikaten çok şeker. Bayağı güzel maşaAllah. Evet

VTR: Ben Ayberk. Balıkesir'den katılıyorum. Adnan Bey'in sorum şu; Türkiye'de neden özellikle matematik üstündeki konularda daha çok ezber konular gösteriliyor, neden daha çok mantıksal konular gösterilmiyor? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ayberk bu yakışıklılık nedir bu böyle değil mi? Ayberk felaket yakışıklı. Avrupa'da böyle artist bulamazsınız bu dönemde. En ala artistten, en ala aktörden de yakışıklı maşaAllah. Matematik Allah'ın sanatıdır. Her yerde matematik vardır. Dün de anlattım. Maddenin her yerinde matematik vardır. İnsanın bütün bedeninde matematik vardır. Hücrenin yapısında matematik vardır.  Ve matematik muazzam bir mucize olarak uygulanır her yerde. “Kainatın ulu mimarı” olarak belirtiliyor biliyorsunuz masonlarca Allah. İşte orada kastettikleri matematiği ve geometriyi mükemmel uygulanmasından kaynaklanıyor Allah’ın. Masonlar onu bu şekilde açıklıyor. Allah geometriyi ve matematiği en mükemmel uygulayan en büyük güçtür diye. Her yerde geometri, her yerde matematik vardır. O yüzden tabii ki gençler matematikten sıkılsalar da matematiği sevecekler. Ama matematik uzun uzun işlenebilecek bir konu değildir. Çünkü biz haşa Allah değiliz. Allah sonsuz gücüyle, sonsuz matematik gücüne sahiptir. Biz kuluz. Biz belirli bir matematik gücüne sahibiz. O kadarlık gücü görüp, Allah’ın sanatını görüp zevk alırız. Ama saatlerce matematik olmaz. Kafayı insan götürür Allah esirgesin. Olmaz. Gece gündüz matematik o zaman “beşi beş kuruştan beş yumurta kaç kuruş ederr” bilmem ne falan kafası gider. Bambaşka bir şey olur. Araya müzik, araya sanat, araya güzellik her şey. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Uyuyan köpeği uyandıran bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Kedinin olayını dünya daha çözemedi. Kedi dehşet bir şey. Dünyadaki en büyük olaylardan birisi de kedidir. Arkadan tavşan ve rakun. Rakunun o deliliği, kedinin yiyeceğini kapıp gidişi var ya arkadan çöktüre çöktüre gidiyor.

KARTAL GÖKTAN: Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Evet, sorulara devam edelim.

VTR: Merhaba. Ben Deniz. Burhaniye'den katılıyorum. Benim soracağım soru şöyle bir şey. Ben Avrupa'da yaşadığım için orada görüyorum. Gerçekten tarihi eserlere çok büyük değer veriliyor. Türkiye'de bunu göremedim. Neden bu böyle? Neden tarihi eserlere değer verilmiyor ve bu değişecek bir durum mu veya hep böyle mi kalacak?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli Deniz. Çok nurlu ve çok güzel bir kızsın. Akıllı olduğun, dürüst vicdanlı bir kız olduğun görülüyor. Tarihi eserlerin onarımı çok pahalı. Yani yeni bir bina yapmaktan da pahalı oluyor. Çok zorlu çalışmalar gerektiriyor. Zenginlik gerektiriyor. Onu nasıl yapabilirler? Yabancı şirketlerle anlaşılabilir. Yani orayı düzeltmeleri güzelleştirmelerini, o vakıflara tevdi edebilirler. Çünkü UNESCO falan çok meraklı öyle şeylere. Onlara yaptırabilirler. Yani her şey Türkiye'ye girmesin. Evet.

VTR: Ben Yılmaz. Samimi olmak neden bu kadar zor? Cevaplarsanız sevinirim. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Yılmaz, yakışıklı Yılmaz. Samimiyetin bir bedeli vardır. Samimiyet kabadayılık gerektirir. Samimi olursun yaralanırsın. Samimi olursun ölürsün. Fakir kalırsın, samimi olursun. Eziyet görürsün. Hakaretle karşılaşabilirsin. Mesela bir insan yolda yatıyor. Arabalar basıp basıp geçiyor. Birisi görüyor. Vicdanlı samimi insan. Hemen iniyor. Adamı kucaklıyor, arabaya atıyor. Götürüyor. Adam yolda giderken ölüyor. Adam tabii gözaltına alınıyor mecburen. “Bu adam burada öldü senle ne alakası var? Bize bir anlat bakalım” falan diyorlar. Gerekirse günlerce göze gözaltında oluyor. Rahatça bunu göze alacak. Çünkü onu yetiştirirse belki kurtulacak. Bazen de kurtuluyor. Ve bunun sevabını. Adamı kurtardıktan sonra teşekkür de etmeyebilir sana. Hiç fark etmez. Sen orada samimi olmakla mükellefsin. Başın belaya girse de onları yapacaksın. Veyahut mesela vuruyor araba. Adam kan revan içinde. Yepyeni alınmış kıyafeti üstü başı. Adam alıyor. Bütün üstü başı kan oluyor. Alıyor arabaya götürüyor. Samimiyet bunu gerektirir. Adam işini orada o anda kaybetmiş oluyor. Kazancını kaybetmiş oluyor. Başı derde de giriyor. Gözaltına alınması gerekiyor mecburen bir olaydan dolayı. Delikanlılık kabadayılık bunu gerektirir. Yahut bir genç kız. Adam laf atıyor. Mesela bir genç kızı rahatsız ediyor yahut elle Allah vermesin. Adamın nevri dönüyor. Delikanlı kabadayı. Çünkü kendi kardeşine yapılmış gibi görür. Adamın gidiyor sırtından tutuyor. “Ne yapıyorsun sen?” diyor. Adam ona bir yumruk atıyor mesela. Delikanlı bunu kabul edecek. Biri polisi arayacak ve onu yakalatacak. Tabii eğer gücü kuvveti yerindeyse ayrıca alır onu sürükleyerek karakola teslim eder. Ayrı mesela. Bazen iftira atabilir adam. Mesela der ki, “beni tehdit etti bu” der. “Bana küfür etti” diyebilir. Onu da göze alacak. Yani yiğitlik bunu gerektirir. Yani rahatça iftira atabilir böyle şirret ahlaksız insanlar. Hiç önemi yok. Ama polisin de tabii bu konularda, adliyenin de refleksi bu konularda çok iyi olması gerekiyor. Yani bu tip olaylarda karşı tarafın iftira atacağını da bilerek, onu hesap edip, ona göre hareket etmek lazım. Bazen gerçek olabilir ama adam oyun oynadığında iyi bir savcı çıkartıp iyi bir polis de çıkartır. Polis anlar onu yüzündeki ifadeden konuşmasından anlar. Onun için vatandaşların da mağdur olmaması için, böyle dürüst insanların mağdur olmaması için gerekli tedbirlerin alınması gerekir. Yani yiğitlik, kabadayılık öyle kolay bir şey değildir. Onun için yüksek ahlak çok beğenilir. Onun için öyle insanlar çok sevilir.

Evet dinliyorum.

 VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben Mustafa. Acil tıp hizmetlerinde neden bu kadar geriyiz?

ADNAN OKTAR: Mustafa Hocam’ın sözü çok önemli. Doğru. Acil çok hayati bir konudur. Acil olaylarda insanların psikolojisi akıl almaz sarsılıyor. Mesela annesi kalp krizi geçiriyor. Adam cinnet geçiriyor. Çocuklar cinnet geçiriyor. Çok korkuyorlar orada doktorların, hani herkesin o aileye sahip çıkması, çok şefkatli davranması. Mesela azarlanırsa onlar akıl almaz korkunç bir şey olur. Çok tehlikeli olur. Veyahut “adı ne, soyadı ne, babasının adı ne?” Bırak şimdi adam ölüyor. Babasının anasının ne olduğunu sormanın alemi var mı? Sonra yaparsın onu. Çok manasız şeyler onlar. İşte “Nerede oldu? Nasıl oldu?” Bırak. Önce acil değil mi gerekeni yap. Ondan sonra ne yapıyorsan yap. Acil kısımlarını devletin çok kapsamlı hale getirmesi lazım. Bir kere acilin binalarının dar ve küçük olması hiç doğru değil. Eleman sayısının çok olması lazım. İmkanların çok olması lazım. Orada psikolojik destek üniteleri olması lazım. Psikolojik destek sağlayacak insanlar olması lazım. İnsanları yatıştıracak,  gönlünü alacak, onlardaki şoku yok edecek insanlar olması lazım. Ayakkabısız fırlıyor insanlar bazen. Çok korkuyorlar. Tevekküllü olamıyor. Yani çorapsız ayakkabısız pijamayla falan fırlıyorlar geliyorlar hastaneye. O adam o kadar korkmuşken bir de sen adamı azarlarsan beyni aklı allak bullak olur. Çok korkunç olur. Değil mi? Yatıştırmak lazım. Gönlünü almak lazım. İmani yönden desteklemek lazım. Çünkü ölüm falan yahut yaralanma onları çok sarsıyor. Huzur içinde o olayı atlatmaları lazım. Mesela şehit ailelerine gidiyor. Şehit ailesinin koluna giriyor. Doktor olan veyahut işte görevli resmi görevliler koluna giriyor. Sen oraya tıp mensuplarını götürüyorsun. Anlatım şekli benim gördüğüm ürkütücü. Gördüm televizyonda. “Oğlunuzun yanında bomba patladı” diyor. “Nasıl oldu?” diyor. İşte “şehit oldu efendim” diyor. “Bomba patladı kaybettik” diyor. Git bir sarıl değil mi? Kabadayılığını önce bir öv. Yiğitliğini öv. Bir alnından öp. “Allah sana bir şeref bahşetti” dersin. Değil mi? “Aslan gibi oğlun cennete kavuştu” dersin. Bağrına basarsın. O açılır imanla teşvik edersen. Orada annesi bağırıyor. Gık yok. Allah’tan, dinden tek kelime yok. Ona rağmen imanlı insanlar. Onlar kendileri onu takviye ediyor. “Benim oğlum aslan gibi şehit oldu” diyor. Subayların bunu söylemesi lazım. Yani imam subaylar gidecek oraya. Dindar. Kuran ayetleri ile açıklayacak anlatacak. Bu şekilde olmaz. “Selamünaleyküm, çocuğunu kaybettik.” İşte “bomba patladı.” Böyle anlatım olur mu? “Şehit oldu.” Tamam güzel. Allah razı olsun. Ama böyle olmaz. Tek kelime ayet yok. Tek kelime Allah'tan bahsetmek yok. Böyle olmaz sonra koluna giriyor hadi seni ambulansla hastaneye. Ya kardeşim ne yapıyorsunuz? Ne ambulansı? Kabadayının annesinin ambulansta ne işi var değil mi? Annenin gider alnından öper orada bir hemşire hanım. Veyahut bir subay hanım. “Anne helal olsun” der. “Oğlun kabadayıymış” der. “Kabadayının şanına yakışacak şekilde şehit oldu” der. Değil mi? Onun güzelliğini vurgularsın. Bir felaket gibi anlatırsan adamı mahvetmiş olursun. Dinden imandan bahsetmezsen hasta edersin. Rahatsız edersin. Bu düzeltilsin. Giden subaylar imani telkinle gitsin. Kuran ayetiyle konuşsunlar. Şehadet ayetlerini okusunlar. Arapça ve Türkçe olarak. Bu şekilde olmaz. Orada soğuk bir resmiyetle bu anlatılmaz. Kapıda ambulans bekliyor falan. Adamın aklını mı alacaksın? Böyle anlatım olur mu? Ambulans bekliyor sen fenalık geçireceksin zaten diyorsun. Kalp krizi geçireceksin. Bekliyor kapıda ambulans. Ben öyle bir haber getirdim sana diyorsun. Kabadayıyı tebrik etmeye gidiyorsun. Babası da annesi de onların kabadayı. Yiğit insanlara böyle davranılmaz. Ayetle konuşursun. Sahabeden örnekler verirsin. Değil mi? Sahabe ile. Hazreti Ali (kv)’yi on yedi yerinden yaraladılar. Hayber Kalesi’nin kapısını söktü. Kabadayıda böyle bir olay olmaz. Yaralanır da, şehit de olur. Gazi de olur. Bu nasıl bir anlatım? Bando işinden zor bela vaz geçirttirdik. Otuz kere söyledim. Dedim milletin kafasını bununla şişirmeyin. Zar zar güm güm. Şehit öyle kaldırılır mı? Cenaze marşı çalıyor. Cenaze marşı. Cenaze varmış da cenaze marşı. Cenaze yok. Şehit var. Cenaze marşıyla da bizim işimiz yok. Otuz kere söyledim. Zor bela vazgeçirttirdik. Şimdi de bu konuda rica ediyorum. İmanla Kuran'la anlatsınlar. Böyle olmaz. Şehit ailesine böyle gidilmez. İçinden gelmeyen paralı imamla da bu iş olmaz. Soğuk soğuk, genzinden genzinden, bilmiş üst perdeden konuşanla olmaz. Kabadayının şehitliğini, kabadayı anlatabilir ancak onlara. Mesela bir şehit babası gidip o görevi yapabilir. Bak benim de oğlum şehit oldu der. Değil mi? Şehit babasını, şehit babalarına, şehitlik haberi götürmede vazifelendirelim. Onların görevi bu olsun. Maaş da verelim. Çünkü o bir güzellik olur. Şehit anneleri, şehit annelerine müjdeyi versin. Şehitlik müjdesini, delikanlı kabadayı babalara da kabadayı babalar. Şehit babaları gidip müjdeyi versin. Oğlun şehit oldu desin. Gidip alnından öpsün. Böyle olur. Öbür türlü olmaz. Bando mando falan zor bela vaz geçirttirdik onlardan.

Şimdi tabii bunu bütün subaylar böyle veriyor demiyorum benim gördüklerimi söylüyorum. Televizyonda gördüğümü. Yoksa ben ne bileyim, nasıl yapıyorlar bilmiyorum. Ama ben bir kere gördüm. Beğenmedim. Konuşamıyor da. Kesik kesik konuşuyor. Efendim oğlunuz diyor. Evet diyor adam. Şehit oldu diyor. Nasıl oldu efendim diyor. Bomba patladı diyor. Annesi bas bas bağırıyor. Kardeşim böyle mi olur bu iş? Ben öbür subaylar nasıl yapıyor bilmiyorum. Belki çok güzel bildiriyorlar. Çok hoş da bildiriyorlar. Ben tek bir vaka üzerine söylüyorum. Olmadı o.

Selam veren herkese aleykümselam.

Hatta şehit haberi vermeye şehit ailelerinden üç-beş baba da gidebilir. Minibüsle getirirsin kabadayıları. Hatta babalarının hepsinin beline de birer silah. Güzel tam otomatik olmasa da yarım otomatik silahlar. Değil mi? Babaya yakışır. Yani bir kabadayı topluluğunun bir yere gelmesi zaten çok büyük bir şereftir. Kabadayı anneleri de getirirsin. Anneler anneyi alır. Babalar da babayı alır. Biter. Bak üçümüzün de oğlu şehit der mesela. Anneler de üçümüzün de oğlu şehit. Senin oğlun da bu şerefe kavuştu. Gel seni alnından öpeyim diyecek. Bu kadar basit. Değil mi? Öbür türlü olmaz. Zar zar zar değil. Cenaze ölüm marşı çalıyor. Dan dan dan dan. Yani insanın kanı iliği çekilir o müzikten. O ne ki öyle? Yani zor ikna ettim onu da.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Nazar. Balıkesir Burhaniye'de oturuyorum. Neden insanlar bu kadar birbirlerinden nefret ediyor?

ADNAN OKTAR: Nazar nasıl güzelsin sen bir tanem. Sen dünyalar güzelisin. Canımın içi, işte bu kurtuluşun açık müjdesisiniz siz. Hangi delikanlıyla karşılaşsak hepsinin yüzünde nur ve güzellik görüyoruz. Hangi genç kızla karşılaşsak yüzünde nur ve güzellik görüyoruz. Ve hepsinin ittifak ettiği nokta sevgi, muhabbet, dostluk, sanat, estetik, temizlik, dürüstlük, samimiyetin en güzel dalları. O zaman zaten sadece adı konması kalmış. Demek ki son devirdeyiz. Son zaman. Yani son aşamadayız inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Arap Çetinkaya. Balıkesir Burhaniye'den sesleniyorum. Bazı insanlarda hiç hastalık yokken bizde her türlü hastalık var bunun sebebi nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Arap bir kere delikanlının hasısın. Yani tip falan tam kabadayı tipi. Delikanlısın. Her insana Allah hastalık veriyor. Sana daha çok veriyorsa, Allah seni daha çok seviyor demektir. Daha Kendine yaklaştırmak istiyor demektir. Allah ömrünü uzun etsin. Sağlık sıhhat versin. Allah en çok sevdiği kuluna en çok rahatsızlığı verir. Demek ki seni seçmiş. Seni yakın sevdiği bir kulu olarak görüyor. Sevginin artması için sana imkan sağlamış. Zaten dünya imtihan yeri. Hepimiz gideceğiz. Ne mutlu sana ki güzel bir imtihandan geçiyorsun. Evet.

VTR: Benim adım Hasan Aydemir. Bu ülkenin birliği, beraberliği, refahı, daha güzel, korkusuz sakıncasız yaşam haline gelebilmesi için bu ülkeye ne yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Bak diyorlar ki dağdaki çobanın oyu mu bize gerekiyor diyor. Dağdaki çobanın oyunu beğenmeyen, bak senden bin misli, milyon misli üstün veli bir insan. Bak çoban belki ama nasıl mübarek, nasıl güzel. Köylü ama nasıl arif, nasıl seçkin, nasıl kaliteli bir insan. Bir daha bakalım.

VTR: Benim adım Hasan Aydemir. Bu ülkenin birliği, beraberliği, refahı, daha güzel, korkusuz sakıncasız yaşam haline gelebilmesi için bu ülkeye ne yapılabilir?

 ADNAN OKTAR: Sen köylüyü beğenmeyen, çobanı beğenmeyen bu güzel insan gibi bir cümle kur ayağının altını öpeceğim. Şu güzellikte, şu akıcılıkta irticalen konuş. Ben, sen ne dersen kabul edeceğim. Bak ne güzel insan. Ne güzel konuşuyor. Her yer güzelleşmiş. Her yer hikmetle, sevgiyle muhabbet ile dolmuş. İnşaAllah çok güzel günler göreceğiz. Mehdiyet’le, sevgi ile Kuran ahlakıyla güzel günler kapıda. Bak Allah senin kalbine de ne güzel ilham etmiş. Seni ne güzel ilhamla güzel konuşturuyor. MaşaAllah. Evet.

VTR: İsmim Oğuz. Burhaniye Balıkesir'den katılıyorum. İnsanlar neden bu kadar menfaatçi? Teşekkür ederim.

 ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm, egoistlik bencillik işte son aşamada. Deccaliyet can çekişiyor. Sizin gibi güzel insanlar da her yeri sarmış bak.

Evet dinliyorum.

 VTR: Merhabalar. Türkiye'de neden hayvanlara gereken önem verilmiyor?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm. Benim merhametlim. Bak o da sevgiyle dolu. Hayvanlara merhametine bak. İnsanları seviyor. Etrafını seviyor ama hayvanları da ihmal etmiyor. Çiçekleri ihmal etmiyor. Hepsine karşı sevgi dolu. Benim güzel yüzlüm cennetten geldiği için tabii ki içinde bir cennet özlemi oluyor. Allah seni cennetle Cemalullahla şereflendirsin. Çok güzel günler göreceksiniz inşaAllah.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Büşra. Sorum şu. İnsanlar birbirlerine neden bu kadar önyargılı? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ay benim canlarım. Çocukların hepsinin konusu aynı görüyor musun? Hep bir sevgisizlik, önyargı, kabalık. Yani bir kişi ortaya çıkıp benim canlarıma sevgiyi sunsa bitecek. Bir kişi hakemlik etse her şey düzelecek. Allah bize Mehdi’sini nasip etsin. Evet.

VTR: Merhaba ben Mersin’den Ayşe. İslam ülkeleri ne zaman birleşecek, İslam ne zaman hakim olacak?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayşe annem görüyor musun? O da veli tıynetli. İşte Mehdi devrindeyiz. İsa Mesih devrindeyiz. Çok güzel bir hakimiyet. Çok güzel günler olacak.

Yoğun bir sis oluşmuş şu an. Aniden oluşmuş. Dışarısı görünmüyormuş şu an. Herhalde bir pislik yapmak istediler birileri. Onlara bir manevi işaret olabilir. Kim bilir nereye ne düşündüler ki Allah onlara böyle bir önlem almış olabilir.

Evet dinliyorum.

VTR: Selamünaleyküm. Adnan Hocam ben Şemsettin. Suriyeliyim. Mersin'de oturuyorum. Savaştan kaçtık. Bir sorum var. Türkiye'de öyle bir savaş olacak mı acaba?

ADNAN OKTAR: Yok canımın içi Türkiye'de savaş falan yok. Mehdiyet’in olduğu bir yerde savaş da olmaz, darbe de olmaz. Hiçbir iş yapamazlar. İngiliz derin devleti kuduruyor. Kafayı yiyecek. Anlayamadılar da. Mehdiyet’in gücünü çözemiyorlar. Yani iki bin, üç bin yerde harika meydana geldi. Bu nasıl oluyor, biz bu kadar ahmaklarla mı iş yaptık diye kendilerine hayıflanıp duruyorlar. Onları öyle ahmak hale getiren de Allah. İşte bak güvendiğiniz dağlara kar yağdı. FETÖ’cülere güveniyorlardı. Allah rezil kepaze etti.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Tombik bir tavşan var.

 ADNAN OKTAR: Acaba bu kadar temizlenmesi niye gerekiyor bu minik canıyla? Gayrete bak. Kulağını her şeyini temizliyor.

Münafıklar Allah'tan korkmazlar da Müslümanların peygamberinden korkar. Yahut emir sahiplerinden korkar. Yani Müslümanların başlarından çok çekinirler. Bu bir münafık alametidir. Haşr Suresi 13 ve 15’te, bak Cenab-ı Allah diyor ki “herhalde içlerinde dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından” bak dehşet yaşıyor bir de yılgınlık yaşıyor münafık. “Dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından siz Allah'tan daha çetinsiniz” diyor. Adam Allah'tan korkmuyor ama Müslümandan felaket korkuyor ve dayanamıyor artık o korkuya. Ondan sonra kokuşmuş bir fil gibi kaçıyor.

Dinden kurtulmanın felsefesini arar münafık. Bütün Kuran ayetlerini dinden nasıl kurtulabilirim diye kullanır. Bütün aklını dinin hükümlerinin nasıl kurtulabilirim diye kullanır. Namazdan kurtulmaya çalışır. Zekattan kurtulmaya çalışır. Sadakadan kurtulmaya çalışır. Allah yolunda malını dağıtmaktan kurtulmaya çalışır. Oradan buradan arar inceler. Her yerden, hep dinden kurtulmanın yolunu arar münafık. Münafıklık zaten çirkin bir stildir. Çirkin bir hayat felsefesidir. Ana umdesi dinden ve dinin ondan isteyeceği şeylerden kurtulmanın yollarını aramak üstüne kuruludur. Bütün gücünü buna harcar münafık. Konuşmalarına, yazışmalarına falan bakın hep böyle uydurma, ipsiz sapsız, kendi kötü mantıklarından oluşan kurtuluş yollarına ait kendi reçetelerini yayınlar sürekli münafık. “Sizi” diyor “uzaktan izlerler. Haberlerinizi izlerler” diyor. Kaçar dışarıya. Oradan haberleri izler. Acaba ne diyorlar? Ne konuşuyorlar? Haberler gönderir. Haberler bekler. O pis hayatı, o pis bedeni, o iğrenç bedeni, o kokuşmuş bedeni onun için her şeydir. O iğrenç mezara doğru giden pis bedenini o kokuşmuş ceset bedenini korumanın, kullanmanın, onu yaşatmanın derdindedir. Başka bir derdi olmaz münafığın.

Evet dinliyorum.

VTR: Güler Elmas. Ben devlet tiyatroları ve şehir tiyatrolarında kadro açılmamasından şikayetçiyim. Neden gençlere kadro açılmıyor, niye hala yaşlı insanlar orada barınır ve oyun oynamadan para kazanırken biz garsonluk yapmak durumunda kalıyoruz. Ben İstanbul Aydın'dan oyunculuk mezunu olmuş bir insanım ve şu an iki senedir özel tiyatroda oynuyorum. O da ödenekli bir tiyatro olmadığı için büyük bir para sıkıntısı çekiliyor. Devlet Tiyatrosu ve şehir tiyatrosuna girmenin neden bu kadar zorlaştırıldığını ve aynı zamanda devlet tiyatrolarının neden kapatılmak için bu kadar uğraşıldığını çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canım benim, senin sanatçı olman çok güzel. Sanata bu kadar düşkün olman çok güzel. Tiyatrodan hükümet biraz huylandı, tabii bazı yönlerinden. Çünkü komünistler çok tiyatroya el atmıştı. Komünistlerin çiftliği haline gelmişti bazı tiyatrolar. Oradan nemalanıyorlardı. Orayı üs olarak kullanıyorlardı yani PKK propagandası, komünist propaganda için kullanıyorlardı. Hükümet daha yeni temizledi oraları. Bundan sonra rahatlayacaktır. Ferahlayacaktır. Sen samimi bir sanatçısın. Sana da bir kolaylık sağlanacaktır. Bağlantıda olalım. Dilekçe de veririz, konuşuruz da. İyi bir yol, iyi bir imkan sana açılır inşaAllah.

Şeytandan Allah'a sığınırım. Yasin Suresi 47’de. Münafıklara Müslümanlar diyor ki “Size Allah'ın rızık olarak verdiklerinden infak edin” Yani Allah'ın size verdiği maldan İslam için harcayın, “denildiği zaman, o inkar edenler iman edenlere dediler ki: “Allah'ın, eğer dilemiş olsaydı yedireceği kimseyi biz mi yedirecekmişiz?”” Yani “Allah yedirsin” diyorlar. “Biz niye verelim ki?” diyor. Münafık mantığı. Allah da diyor. “Gerçekten siz apaçık bir şaşkınlık içindesiniz.” Yani “Eğer yedirecekse Allah yedirsin. Biz niye verelim parayı” diyor. Yani bu ahmağa ne denilir? Halbuki Allah ona zaten dağıt diye veriyor o malı. Yine verecek olan Allah. Başkasından gelen malı yiyor. Müslümanın parasını yiyor ahmak ama Allah yolunda harcanması gerektiğinde harcamaya yanaşmıyor ama başkasının malını, Müslümanın malını harcamada kararlı. O zaman demiyor mesela Allah versin demiyor, o zaman yiyor ama başkasına İslam’a hizmet etmesi gerektiği vakit o zaman “Allah versin” diyor. Zaten Allah verecek sen verdiğinde Allah vermiş olur.

“Bedevilerden öyleleri vardır ki,” diyor Allah münafıklardan “infak ettiğini bir cereme sayar” çok ağır gelir bir şey istendiğinde İslam için, Kuran için bir şey harcaması gerektiğinde bela sayar diyor yani ona yapılmış bir kötülük sayar. “Ve sizi felaketlerin sarmasını bekler” yani bir kötülük olsun, saldırılsın, zulme uğrasın, dağılsınlar ister diyor. “Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah, bu işte münafıklara büyük belaların geleceğinin işareti. “Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe Suresi 98)

Mesela münafıklar yine diyorlar ki Münafikun Suresi 7’de “Onlar ki:”  Münafıklar “Allah'ın Resulü yanında bulunanlara” yani Allah’ın imamının yanında bulunanlara, “hiçbir infak (harcama)da bulunmayın” yani hiç para vermeyin, ““sonunda dağılıp gitsinler,” derler. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır. Ancak münafıklar kavramıyorlar.” Münafığın hani derler ya canını iste, malını isteme diye. Münafığa çok ağır gelir malı mülkü. Ki zaten az bir şey verir Allah, o da çok ağrına gider ama başkasının malını kullanmak ister münafık. Ama münafıklara ölüm gelince de bu sefer üslupları değişiyor. Şeytandan Allah’a sığınırımSizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce, Allah’ın size rızık olarak verdiklerimizden infak edin” diyor Allah Münafikun Suresi’nde. Münafık ancak bela onun üstüne çökerse maldan vazgeçer öleceğini kesin anlarsa.

Münafığın kafası fontulmuştur yani fontuktur böyle ceset haline gelmiştir, beyin tam bir fontuk havasındadır ve ruhu da tam bir cesettir onun için kendini çok akıllı zanneder, çok isabetli düşündüğünü zanneder.

Gelenekçiler diyorlar ki; “Nisa Suresi 59’da Allah, “Ey iman edenler, Allah'a itaat edin; elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de.” Ayetinden açıkça Peygamber (sav)’e itaat etmemiz gerektiği anlaşılıyor onun için onun bütün hadislerine uyalım” diyor tamam sizden olan emir sahiplere de itaat edin diyor. Başla Abbasiler döneminden şu ana kadar gelen bütün halifeler, emir sahipleri Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim ne yaptıysa hepsini yapın bakalım. Hepsinin sünnetine uyun çünkü emir sahipleri de diyor aynısı aynı yani bir fark gözetmemiş Allah. Münasebetsizliği bıraksınlar Peygamber (sav) kendi zamanındayken emir sahibi olan yani emir verdiği anlardaki emirleriyle mükellefiz biz. Helal haram yetkisi yok Peygamber (sav)’in, helal haram yetkisi olmaz ama mesela Fatih Sultan Mehmet der ki, “topları denizden alın karaya çıkartın, karadan getirin denize indirin. Gemiyi alın denizden karadan götürün denize indirin” der, mantıklı gelmeyebilir sana ama emir sahibidir. Fatih Sultan Mehmet vefat ettikten sonra o zaman sen gemiyi sürekli al denizden getir yolcu gemilerini falan da çıkart ondan sonra tepeden dağdan indir aşağıya yeniden denize indir, ne diyeceksin? “Fatih Sultan Mehmet’in sünneti” diyeceksin. Var mı bunun bir mantığı? Mantıksızlığı bıraksınlar bak dürüst olsunlar. “Elçiye itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine” diyor ayette. Demek ki ne emir sahibinin sözü sonradan geçerli olur, ne de peygamber sonradan helal haram meydana getirebilir. Çünkü Allah Kuran’da Peygamber (sav)’e ne diyor? “Helale, harama, Kuran’a uyarak karar vereceksin” diyor. “Kendinden yaparsan seni şah damarından yakalarım” diyor Allah. “Eğer korumasaydım” diyor “az da olsa onlara meyledecektin” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Hüseyin. Meslek okullarını neden İmama Hatip’e çeviriyorlar?

ADNAN OKTAR: Hangi meslek okulunu İmam Hatip’e çevirdiler bir örnek verirsen? Mesela bir teknik lisedir onu İmam Hatip’e çevirirler duyalım ama şöyle olabilir mesela halktan hiç giden yoktur, bir teknik lise vardır. Mesela elektrikle ilgili bir lisedir halktan kimse gitmiyordur, halktan İmam Hatip olursa geliriz diyorlardır o zaman bir İmam Hatip’e devlet, hükümet çevirir isteğe bağlı olarak ama bunun dışında pek bir mantığı yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Burhaniye Ören’den Nihal Uskal. Sormak istediğim şey artık niye acaba insanların birbirlerine sevgi ve tahammül yönünde eksikleri var sizce?

ADNAN OKTAR: Güzel Nihal, sen çok nurlu bir insansın gülüşünden, yüzündeki nurdan çok muhterem bir insan olduğun anlaşılıyor. Aydın, gerçek bir Müslüman olduğun anlaşılıyor. Kuran Müslümanı olduğun anlaşılıyor. Allah ömrünü uzun etsin, çok güzel günler göreceksin. Sevgi, şefkat, merhametin, tutkunun hakim olduğu bir dünya göreceksin biraz daha sabret, deccal devrinde geldiniz ondan oldu. Deccal şu an can çekişiyor. Mehdiyet’in pençesi altında şu an, ilimle, irfanla Mehdiyet’in boğduğu bir sistem deccaliyet. Bir süre sonra tamamen kurtulacaksınız inşaAllah.

Bazı insanlar FETÖ’ya ait kapatılan okulların neredeyse tamamına yakınının İmam Hatip’e dönüştürüldüğünü söylüyorlar, öyleyse çok daha da iyi, bayağı kızdırıcı FETÖ açısından. Dolayısıyla meslek okulu falan değil FETÖ okulları İmam Hatip’e çevriliyorsa bu onlara çok ciddi bir tokattır bunda hayıflanacak bir durum yok.

Mesela, Yusuf Suresi 40’ta Cenab-ı Allah diyor ki: “Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, Kendisi'nden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur, ancak insanların çoğu bilmezler.” Hüküm yalnızca Allah’ındır derken Kuran’a uyulması ve Kendisi’nden başkasına kulluk etmemenizi yani insanları putlaştırmamanızı ve Kuran’a göre hareket etmenizi. Nasıl oluyor Müslümanlıkta? Peygamberimiz (sav) var ve emir sahipleri var ve Kuran’ın hükümleri var yani bir arada Müslümanca yaşayın diyor Allah. İşte şirk düşüncede mesela ailesinde anasını, babasını, çıkarlarını, evini putlaştırırsa insan sapıtır. Bazen malını putlaştırır sapıtır. Bazen ailesini putlaştırır sapıtır. Bazen çıkarlarını putlaştırır sapıtır ama Kuran’a tam uyarsa, Kuran’ın hükümlerini tam uygularsa Allah’ın doğru yolu içerisinde olmuş olur. Başkasına kulluk etmemenizden kasıt her türlü çıkardır, Kuran’ın dışındaki her türlü yoldur. Münafıklarla iş birliği yaparsa yine putlaştırmış olur, o putlarına uymuş olur. Şeytana uyuyorsa yahut şeytanın adamlarına uyuyorsa yine putlaştırmış olur. Çıkarına uyuyorsa yine putlaştırmış olur. Kuran’ın dışına çıktığında her ülkede putlaştırmış olur. Mesela münafıklarda öyledir, münafık Müslüman topluluğuna karşı malını putlaştırır veyahut dinsiz olan bir yakın akrabası vardır onu putlaştırır veyahut dünyayı putlaştırır, dünyaya kendini adar yalnız başına dünyada yaşar dünya onun putudur. Allah’a tercih ettiği her şey kastedilendir. Malsa mal, rahatlıksa rahatlık, o kirli keyfine düşkünlükse o veyahut bazen mesela bir tekne olabilir onun putu, tekneyi putlaştırır onun için dinden çıkabilir veyahut bir kahvehaneyi putlaştırır gider kahvehanede oturur veyahut gezmeyi putlaştırır dünyayı gezer o onun putudur artık onun için yaşar. Veyahut uyuşturucuyu putlaştırır her şeyi putlaştırabilir. Allah’ın dışında, İslam’ın, Kuran’ın dışındaki geçtiği, girdiği her yol puttur. Allah’a tercih ettiği, Kuran’a, Müslümanlara tercih ettiği her şeye put denir. Allah’ı bırakıyor, Müslümanları bırakıyor, davasını bırakıyor bir şeylere yöneliyor bunlar yüzlerce çeşit olabilir, her çeşidin tamamı Allah’a tercih ettiği için putu olmuş oluyor. Paraysa mesela Allah diyor ki, “onları böğrünü onunla dağlayacağım” yani beline hastalı vereceğim yahut sırtını dağlayacağım, sırtına hastalık vereceğim. Veyahut alnını dağlayacağım diyor Allah mesela başına bela veriyor, kafasına bir bela veriyor kafada bir hastalık oluyor ona işaret etmiş oluyor ayet. Onun için adam put deyince bir oyma tahta falan aklına geliyor öyle değil. Münafığın İslam’dan, Kuran’dan uzaklaşmasına sebep olan her şey puttur ve Allah’a tercih ettiği için bu bir suçtur. Müslümanlara tercih ettiği için bu bir suçtur.

İslam kolaylık dinidir, İslam kolaydır fakat Müslümanlarla kolaydır, Allah’ın emrine uyarak kolaydır ama “İslam kolaylık dinidir” diyorsun “namaz kılmıyorum” diyor niye? “İşte kolaylık değil mi?” Diyor. “Zekat vermiyorum” diyor. “İslam için para dağıtmıyorum, İslam’a hizmet etmiyorum kolaylık” diyor “bak oturuyorum evde” diyor. “Ne kadar büyük bir kolaylık” diyor. “Şu an oturuyorum” diyor. Boş boş denize bakıyor. “Ne yapıyorsun?” Diyor. “İslam kolaylık dini işte Allah zorluk dilemez kolaylık diler” diyor “Allah’ın emrini yerine getiriyorum bu kolaylığı yapıyorum” diyor. Halbuki belasını arıyor, belasını topluyor, hastalığı topluyor, cehennemini topluyor bunun da belki farkında ama imansız olduğu için etkilenmiyor.

Münafığın istediği hep yatsın, uyusun, hiçbir şeye karışmasın, her şey ondan uzak olsun, hiçbir zorluk olmasın, hiçbir çile çekmesin, hiçbir şeye sabretmesin, Müslümanlarla birlikte bir şeye hizmet etmesin İslam için, Allah için. Malından bir şey eksilmesin, zamanını Allah için harcamasın, eşek gibi yan gelip yatsın uyusun, sorumsuz olsun bunu da İslam dini olarak görüyor. “Allah zorluk dilemez kolaylık diler” diyor “işte ben de kolaylığa geçtim” diyor. “Eşek gibi uyumak, yan gelip yatmak bu tamam” diyor işte, “dinin gereğini yapıyorum ben” diyor. Allah bir insanın aklını alınca deliliğin boyutu açıklanacak gibi olmuyor. Halbuki Allah diyor ki: “Öncekilerin başına gelenler sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara Suresi, 214) Diyor. Birçok belalar, dertler, zorluklar, korkular, saldırılar, hizmetler sonucunda mümin kulluğunu ifa etmiş oluyor. Adam nasıl istiyor? Eşek gibi yan gelip yatacakmış sonra da cennete gidecekmiş. Gidersem de cennetin en iyi yerine giderim istiyor.  

Şimdilik bu kadar olsun. Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımızın sonuna geldik. Yarın görüşmek üzere. 

Masaüstü Görünümü