Harun Yahya

Sohbetler (27 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Sohbet sizden başlaması lazım.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, bugünün tarihi 27/7/2017, İstanbul’da her zaman görülenden daha farklı afet şeklinde büyük buz kütleleri yağdı gökten. Şehrin pek çok yerini 10 dakika içinde sel bastı. Gazeteler “İstanbul böyle afet görmedi” şeklinde başlıklar attı. Görüntüler var. Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hakikaten bu kadar iri pek rastlanır bir şey değil ve yıldırımlar en çok İstanbul’da yoğunlaşıyor. İstanbul’da demek ki bir olay var bir şey var bunu anlıyoruz. Bu bölgede yoğunlaştığına göre bir şey var.

“Cenab-ı Hak bir dakika zarfında beyn-es sema vel-arz alemini (yer ile gök arasındaki alemi) bulutlarla doldurup boşalttığı gibi bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder (dindirir) ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal” diyor. Mehdiyet devrinde bunların olacağını söylüyor. Bak “yaz mevsiminde bir saatte kış fırtınasını meydana getirir” diyor. Ona işaret ediyor. Yaz ayında bu oldu.

“…yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden  Kadir-i Zülcelal (her şeye muktedir olan yüce Allah) Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın (İslam aleminin) zulümatını (zulüm devrini, karanlığını) dağıtabilir. Ve vadetmiştir vaadini elbette yapacaktır” diyor. (Mektubat, s. 411-412) Ama bağladığı yere bak, önce yaz mevsiminde bir saatte kış fırtınasından bahsediyor. Arkasından da diyor ki “her şeye Kadir olan Kadir-i Zülcelal Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın (İslam aleminin) zulümatını (zulüm devrini, karanlığını) dağıtabilir. Ve vadetmiştir vaadini elbette yapacaktır” diyor. Orada gerekli işareti vermiş. Demek ki bu mühim tarihi bir olay.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dolunun hemen öncesinde gündüz aydınlık olan hava aniden kararak gece gibi oldu. Dolu başladıktan sonra hava yeniden aydınlandı. Görüntüler vardı.

ADNAN OKTAR: Tabii bir hikmeti var bir anlamı var ama şu an onu anlatmak uygun olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Meteoroloji uzmanları “şu an garip bir şekilde havada yüklü bir elektrik ve kuvvetli bir karışım var, bu yüzden çok fazla sayıda şimşek çaktı. Yıldırımlara çok dikkat edin. Çünkü yıldırım tehlikesi havadaki elektrikten dolayı devam ediyor” şeklinde uyarılar yapıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Haydarpaşa Limanı’nda fırtınanın etkisiyle vinç, yağ varillerinin üzerine devrildi. Varillerin patlamasıyla limanda büyük bir yangın çıktı. Fotoğraflar vardı.

ADNAN OKTAR: Hiçbir şey hikmetsiz sebepsiz olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Videosu da vardı Haydarpaşa’da çıkan yangının.

ADNAN OKTAR: Münafıklar malına çok hastalık derecesinde titiz olur. Yani böyle manyaklık derecesinde. Hani derler ya ‘canımı iste fakat buna yanaşma’ falan derler. Çok hasis olur hasis. Onun için Allah diyor ki Muhammed Suresi 37’de: “Eğer sizden onların tümünü isteyip” yani blok halde mal talebinde bulunursak diyor Allah münafıklara, “sizi çıplak bırakacak olursa” işte sizi malı yığmış olmaktan uzak beri tutarsa, malsız bırakırsa “cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur.” Yani Müslümanlara kininiz, o dinsiz karakterinizi, ahlaksızlığınızı ortaya çıkarmış oluruz diyor Allah. Ne zaman? Onlardan mal talep edildiğinde. Mal talep edildiğinde münafık bütün ahlaksızlığını adiliğini ortaya çıkartmış oluyor. Bunu Muhammed Suresi 37’de Cenab-ı Allah: “Eğer sizden onları(n tümünü)” mesela evi varsa evini, arabası varsa arabası yahut tarlası varsa tarlası “isteyip sizi çıplak bırakacak olursa,” malsız bırakacak olursa “cimrilik edersiniz ve sizin kinlerinizi de ortaya çıkarmış olur.” Yani içindeki o bütün pislik, o münafık karakteri olduğu gibi ortaya çıkar diyor Allah.

Muhammed Suresi 38’de de Cenab-ı Allah diyor ki: “İşte sizler böylesiniz; Allah yolunda infak etmeye çağrılıyorsunuz; buna rağmen bazılarınız cimrilik ediyor.” Hasta. “Kim cimrilik ederse, artık o, ancak kendi nefsine cimrilik eder.” Çünkü görüntü olarak var mal. Bir şey verdiği yok, akılsız bir şey verdiğini zannediyor. “Allah ise, Ğaniy (hiç bir şeye ihtiyacı olmayan)dır; fakir olan sizlersiniz.” Hiçbir şeyiniz yok diyor Allah, görüntü. “Eğer siz yüz çevirecek olursanız,” yani Müslümanlardan ayrılır münafık bir ahlaka girerseniz “sizden başka bir kavmi getirip-değiştirir.” Yani sizin yerinize daha güzel, daha etkileyici, daha güçlü insanlar getiririm diyor Allah. “Sonra onlar, sizin benzeriniz de olmazlar.” Yani sizin gibi pis, çökmüş, vicdansız, kokuşmuş, hırıltılı da olmazlar diyor.

Avrupalılar çok temiz güzel insanlar da, bu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı bir bela gibi yayılmış. Kimi kafasına fes takıyor gidiyor abuk-sabuk konuşuyor. Kimi şapkasının kenarına gazete takıyor gidip abuk-sabuk konuşuyor garip garip ve insanları soğutuyorlar İslam’dan. Avrupalılar bayağı aklı başında çok nezih insanlar. İslam’ı çok rahat kabul edecek insanlar gerçek haliyle.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici soruları var.

VTR: Adnan Bey, Balıkesir Burhaniye’den Dilek Çetinkaya ben. Türkiye’de iş hayatında kadınlar neden aktif değil? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, kadınlara deccaliyet savaş açmış 150 yıldan beri, 200 yıldan beri. Kadın diye bir şey kabul etmiyor “yarım insan, buçuk” diyor adam. Öyle bir insan yok onlar için. Homoseksüel var ama kadın yok. Homoseksüeli üstün bir insan olarak görüyor yani insanüstü görüyor. Ama kadını da buçuk görüyor. Tabii ki işyerinde adam ezer bu kafayla. Gelenekçi Ortodoks sistem de bu kafada, Darwinist kafa da bu kafada, Rumilik de bu kafada. Öyle olunca acımasız bir sistem meydana geliyor. Ha bundan sonra yapabilirler mi? O biraz sıkar. Yapamazlar bundan sonra. Bundan sonra kadın hakları her yerde hakim olacak, inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Meteoroloji bu gece 2 ile 3 arasında da aynı şekilde yağış olacağı uyarısı yaptı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Yer-gök yıkılıyor, yer-gök yıkılıyor. Allah bir dille bir şey anlatıyor, anlayanlar anlayacaktır. Anlamayanlara yine anlatır Allah.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında yayınlanan en son makaleleriniz şunlar Adnan Bey: İsrail’in önde gelen günlük İngilizce gazetesi The Jerusalem Post’ta “Ne olursa olsun adaleti ayakta tutmak” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, kutsal topraklardan dindar Musevi ve Müslümanları çıkarma amacı güdenlerin bu iki dinin mensuplarını birbirine düşürme tuzakları kuranların oyun ve provokasyonlarına karşı dikkatli olunması gerektiğini anlatıyorsunuz. Hem Tevrat’ta hem de Kuran’da inananların kişinin kendi aleyhine bile olsa adaleti ayakta tutması gerektiğinin emredildiğini ayetlerle açıklıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ege Deniz’inde Gökçeada açıklarında 4.1 büyüklüğünde deprem meydana geldi.

ADNAN OKTAR: Yer-gök sarsılıyor. Evet.

VTR: Erkeklerin sünnet olması Kuran-ı Kerim’de var mı?

ADNAN OKTAR: Yok, Tevrat’ta vardır. Musevilikten gelen bir inançtır. Hz. İbrahim (as)’dan gelen. Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir ama Peygamberimiz (sav) kendisi zaten sünnetli doğmuştu. Hz. İsa Mesih (as) da sünnetli doğmuştu hayrettir o yani. Sünnet sağlık için iyi bir şey. Evet.

VTR: İnsanlar neden sürekli söyleniyor?

ADNAN OKTAR: O tabii bir anormal görüntü veriyor kendi kendine homur homur bayağı yapan var hakikaten. Komik bir şey, küçük düşürücü. Bir de çirkin de gösteriyor. Mesela arkasını dönüyor kendi kendine bir şey konuşuyor ne dediği anlaşılmıyor. Ayıp tabii. İnsanın asaletine, kalitesine bu yakışmaz. Bir şey söyleyecekse açıkça kalp kırmadan nezaketiyle insan söyleyebilir. Homurdanmak söylenmek falan çirkin.

VTR: Cübbe giymek eğer sünnetse Peygamber Efendimiz (sav) soğuk yerlerde yaşasaydı kürk giymek sünnet olacak mıydı?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım haklı. O devirde moda oydu cübbeydi. Müşrikler, Hristiyanlar, Museviler hepsi cübbe giyiyordu ve hepsi sarıklıydı ve hepsi sakallıydı. Peygamberimiz (sav) de o modaya o devrin adetine uydu. Kim ne giyiyorsa onu giyiyordu. Hatta üzerindeki Bizans cübbesi Hristiyan cübbesiydi Bizans cübbesi. Kıymetli Bizans cübbesi giyiyor. Yani öyle Peygamber (sav) kendinden çıkartmamıştı cübbeyi sarığı. Zaten sarıklı cübbeli bir topluma gelmiştir o. Çocukluğundan itibaren zaten sarık ve cübbe içinde yaşamıştır. Dolayısıyla sarık cübbe o devrin normal kıyafeti olduğu için normal bir kıyafet olarak onu giymiş ve kullanmıştır. Özel bir anlamı yok yani. Evet.

VTR: Sosyal medyada bu kadar etkili olmanızın sebebi nedir acaba?

ADNAN OKTAR: Seviyorlar, samimiyetime inanıyorlar. Sevgim çok hoşuna gidiyor gençlerin. Çünkü en büyük bela sevgisizlik. Ben bu belayı sonra fark ettim. Yani üç-beş yıl önce olayın bu boyutunu fark ettim. Dehşet verici boyutlarda sevgisizlik hakim olmuş. Ve genç kızlar sevgisizlikten mahvoluyorlar. Genç delikanlılar sevgisizlikten mahvoluyorlar. Sevgisizlik vücudu kanserleştirir, deliye çevirir insanı mahveder. Çünkü kainatın amacı, yaratılışın amacı kalkmış oluyor sevgi kalktığında. Ben de sevgiyi samimi yaşadığım için, samimi anlattığım için gençlerde müthiş bir sevgiye eğilim, muhabbete, dostluğa, kardeşliğe eğilim oluyor. Sanatı savunuyorum, estetiği, güzelliği, temizliği savunuyorum, o da çok hoşlarına gidiyor. Bakıyorum bütün gençlerle ittifak halindeyiz. Hepsiyle müttefik durumdayız. Görüş, düşünce, bakış açısı açısından her yönden aynı görüşteyiz. Evet.

BÜLENT SEZGİN: ODA TV Yazarı Müyesser Yıldız Mehmet Görmez’in görevden alınışıyla ilgili şöyle bir yorum yaptı Adnan Bey: “Ahmet Davutoğlu, Hulusi Akar, Hakan Fidan ve Mehmet Görmez, Erdoğan’ın yakın çevresi tarafından bir ekip olarak görülüyor bu dört kişi. Cumhurbaşkanı darbenin hemen arkasından Fidan ve Hulusi Akar için ‘dereyi geçerken at değiştirilmez’ demişti. Ancak aradan bir yıl geçti. Mehmet Görmez’in ardından söylenen şu; ‘ekibin en küçüğünden başlanıldı arkasından diğerleri gelecek’ deniyor.”

ADNAN OKTAR: Zaten ilanihaye bir devlet görevlisi o görevde kalmaz zaman zaman değişir. Hükümette bakanlar değişiyor herkes değişiyor, tabii ki bir değişim olur. Bu metal yorgunluğunu ortadan kaldırmadır. Ama mesela bakıyor ki Hulusi Paşa aktif canlı güzel iyi hizmet ediyor devam. Hakan Fidan da yaman delikanlıdır iyi bir istihbaratçıdır, akıllı bir Müslümandır gerek duymadı tabii ki. Çünkü bir dahili yok bu olayda, yani samimiyetsiz kötü bir tavrı yok. Ama ilanihaye görev diye bir şey olmaz. Hiç kimse için olmaz. Evet.

VTR: Neden kadınlar evlenmediğinde evde kalmış oluyorlar?

ADNAN OKTAR: Benim canım nasıl güzel nasıl, arkadaşı da çok güzel kendisi de çok güzel. Genç kızlar için tabii çok çirkin bir ifade, o çocuklara yönelmiş bir tehdit çok ürkütücü. Ankara’dayken bizim komşu kız vardı. Bir kere pencereyi açtı dışarıya baktı falan, annem hemen yanındakileri uyardı “bak bu kız evde kaldı yazık evladım” falan “vay evladım” falan, sanki akıl almaz bir hastalığa kapılmış yahut bütün her yeri doğranmış mahvolmuş bir insan gibi. “Vah vah” falan diye. Biz de çocukluk dehşet içinde baktık. Herkes eğilip camlardan falan baktı çocuk evde kaldı diye. 30 yaşındaydı kız evde kalmış diye, sanki garip bir mahluka bakıyormuş gibi ne kadar ayıp çirkin bir şey bu. Ne demek evde kalmak? Uygun görmemiştir evlenmemiştir genç kız bu kadar basit. Kendi kalitesine kendi kişiliğine uygun birini bulamamıştır, seçicidir niye evde kalsın? Onu almayan evde kalmış oluyor asıl. Öyle bir şey olmaz. Genç kızlar öyle bir inanç içerisinde olmasınlar. Zaten sonsuza kadar cennette yaşayacaklar. Allah istedikleriyle onları evlendirecek ve mutlu bir hayat, bitişi olmayan bir hayat onlar için Allah tarafından hazır tutuluyor. Dolayısıyla öyle şeylerden hiç alınmasınlar kaale de almasınlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sele kapılan kediyi kurtaran bir vatandaş vardı.

ADNAN OKTAR: Aslında uyanık o hiçbir şekilde batmaz. O direğe tutunmuş ama suyun içinde de olsa yüzer o. Yüzlerce metre olsa da yüzer hiçbir şey olmaz. Evet.

VTR: Haftada kaç kez evimizi temizlemeliyiz?

ADNAN OKTAR: Benim nur yüzlüm aferin sana. Genel kanaatle anlaşılır o. Ev küçükse kolay temizleniyordur zaten. Bir de eski evler daha çok kirleniyorlar eski olması sorun çıkarıyor. Evde kullanılan malzemeyle de bağlantılı oluyor. Mesela ahşapsa daha toza açık olur. Ama mümkün mertebe sık sık temizlemek lazım. Aslında kesintisiz her gün temizlenmesi lazım bölgesel. Neresi çöktüyse neresi bozulduysa orayı temizleyerek devam edilebilir ama bazen de genel temizlik çok iyi olur. Evet.

VTR: Kola sağlığa ne kadar zararlı olabilir?

ADNAN OKTAR: Kolanın faydalı yönü var. Mesela adamın tansiyonu düşük oluyor tansiyonunu yükseltir. Biraz içinde fosfor vardır az da olsa fosfor takviyesi olabilir. Ama genel anlamda tabii bayağı zararlı. Bir kere vücut o zero da olsa onu şeker olarak algılıyor. Şeker olarak alınırsa acayip yüksek şeker var içinde, kan şekeri acayip fırlıyor yükseliyor. Özetle tavsiye edilecek bir şey değil.

Ama bir milli içki yapılmadı. Halbuki çok güzel milli içkiler yapılabilir. İçinde kalsiyum, magnezyum,  fosfor bulunan, protein bulunan, bütün vitamin çeşitleri bulunan gayet güzel doğal, içinde katkı maddesi olmayan milli içkiler yapılabilir böyle enerji verecek. Ama hayrettir yok, yani hiç yok. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Dolu yağışı esnasında İstanbul’dan bazı görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Ne şamatacı “ağaç yıkıldı ağaç yıkıldı” bağırmaya ne gerek var? Normal olarak olur böyle bu derece fırtınalı bir havada ağaç da yıkılır, cam-çerçeve de çöker. Hepsinde ayrı ayrı bağırmaya gerek yok. Hayır bağırdığında ne kazanacaksın? Ağacı geri dikmek istiyorsan ayrı mesele.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Selim. Adnan Hocam’a çok saygılar sunuyorum. Size çok özel bir sorum olacak. Ben kuaförde çalışıyorum, diğer kuaförlerin hijyen konusunda dikkat etmediklerini düşünüyorum, bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bizi aydınlatırsanız çok sevinirim. Görüşmek üzere kendinize iyi bakın.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, vicdanın çok güzel doğru söylüyorsun. Adamın tırnaklarında mantar oluyor berberlik yapıyor. Sen deli misin be adam? Saçın içine elini sokuyor falan. Bütün mantarı bulaştırıyorsun kafasına, saç mantarı olur. Zulüm yapıyorsun, olur mu öyle şey? Bir kere berberin elinde hiçbir şekilde ne mantar enfeksiyonu ne bakteriyel enfeksiyon ne de bakteri olmaması gerekir hiçbir şey olmayacak. Onun için ne yapacak elini? Müşterisinin geldiği bir ortam düşünelim, tentürdiyotlu olmasa da iyotlu bileşikler var fazla tahriş yapmayan, hiç tahriş yapmayan iyot içeren antiseptikler var alkollü. Batırırsın elini çıkartırsın kurularsın elini, yıkarsın hiçbir şey kalmaz elinde. Tırnakları tamamen dibinden kesilmiş olması lazım. Bir kere uzun tırnak, upuzun tırnağı var adamın belli ki onda bir şeyler gelişecek. Mantar olması ihtimali çok yüksek olur öyle bir şeyde. Yani ihtimal dahilinde olur. Kuaför adamda uzun tırnak olmaz, bir kere tırnağını tamamen kesecek kökünden. Çünkü birçok müşteriyle beraber oluyor. Şimdi adamın saçında mantar oluyor elini sokuyor, sonra birisi daha geliyor yine elini sokuyor saçların içine onun saçındaki mantarı ona geçirmiş oluyor. Veyahut mayalar var mesela maya mantarları yahut akarlar. Mesela akar çeşidini taşımış oluyor onun kafasına. Mesela yeni bir akar çeşidi, adama iş çıkarıyor bu, bu sefer. Yahut yeni bir bakteri çeşidini onun kafasına yüklemiş oluyor eliyle. Mesela kendi vücut bakterisine o dirençliyken yeni bakteriye karşı direnci olmuyor yeni bakteri her yerini sarıyor adamın bu sefer. Böyle olmaz.

VTR: Merhaba ben Derin. Bir sorum olacak size. Reçetesiz ilaç kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel Derin haklısın. Ama basit ilaçlarda da gerek yok. İki saat doktora git hastaneye git zaten iki misli hastalanırsın. Bir de doktorlar bazen adamın iflahını kesiyor. “Ayağım burkuldu” diyor, ayağını çeviriyor “burası mı burkuldu şurası mı burkuldu?” Yahut diş “ağrıyor” diyor adam, “bir bakayım” diyor alıyor eline demiri “şurayı mı kastettin?” diyor adamı bas bas bağırtıyor havaya hopluyor insan. Ağrıyor işte ağrıyorsa yapacak bir şey yok. Kurcalayarak anlaşılır mı bu? Yahut “belim ağrıyor” diyor, adama güm güm beline vuruyor “burası mı ağrıyor?” diyor, adamın iflahı kesiliyor. Böyle olmaması gerekir diye düşünüyorum.  İlaç, tabii ki mutlaka doktora danışmak lazım ama basit konularda ilaca gerek var mı? mesela her zaman başı ağrıyor adamın sık sık, her zaman aynı ilacı kullanıyorsa gerek yok. Ama orijinal bir durum varsa tabii ki doktora mutlaka sormak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kader hakkında konuşmak doğru mu?

ADNAN OKTAR: Kaderi tabii insanlar merak edebilir. Kaderin ne olduğunu öğrenmeleri makul. Ama sırrını tam bilebilir mi? Bilemez. Ama her şeyi sorabilir insan her şeyi öğrenmek isteyebilir onda garip bir şey yok. Bir tek Allah’ın zatını Allah’ın kendi bildiği gibi bilemeyiz yani sonsuza kadar bilemeyeceğiz. Ama her şeyi sorabilir insan. Evet.

VTR: Merhaba, ben Gülben Aksu. Benim bir sorum olacak. Neden kadınla erkek eşit değil?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, eşit de bu adamlar kendi kafalarına göre, işte gelenekçi Ortodoks olanların büyük bir kısmı bir kanun çıkartmışlar, kendilerince bir mantık çıkartmışlar atıyorlar. “Kadın yarımdır” işte “yönetici olamaz, sokağa çıkmaması gerekir, gülmemesi gerekir.” Makyaj yapmayacak, dekolte giymeyecek, sağa dönmeyecek, sola dönmeyecek yani mahvedecek bir sistem kurmuşlar. Bu, bundan sonra geçerli olmaz. Bunun devri kapandı. Evet.

VTR: Ben Fırat Özdemir. Hz. Hızır (as)’ın yönlendirdiği kişiler var mıdır? Varsa da bu kişiler bunun farkında mıdır, bunu hissediyor mudur?

ADNAN OKTAR: Fırat, tabii Hz. Hızır (as)’la bağlantılı olan kişiler tabii ki var. Çünkü dünya yönetiliyor, bir yönetim var dünyada. İşte ona illuminati diyorlar halk arasında. Onlar kendilerine illuminati demiyorlar. Musevilerden oluşan bir topluluk vardır asıl merkezini çekirdeğini oluşturan bir yapı. Hz. Hızır (as)’la bağlantı mühim olaylarda olur, devletlerin yıkılmasında, devlet kuruluşlarında olur. Onun olgunluğunda olan insanlar vardır. Yani o görüşmeyi olgunlukla karşılayacak ruhunu olgunlaştırmış insanlar vardır onlarla bağlantı kurulur. Ama bu bağlantı bizim bildiğimiz bu cismani bağlantıyla her zaman olmaz. Genelde yekaza halinde görüşme olur. Yani şahıs kendi iradesiyle de yekaza haline girebilir, bazen de istemsiz de yekaza hali oluşabilir. Yekaza haline geldiğinde insan nur kesilir madde olmaktan çıkar, o zaman görüşürler, görüşebilir bilgi alır ona göre hareket ederler. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Japonya’da bir şirket çalışanlarının kurtardığı her kedi için para ödüyor çalışanlarına. Sokaktan kurtardıkları kediler şirkette yaşıyorlar. Bazı fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Her kurtarılan kedi için para ödüyormuş çalışanlarına, çok iyi. Aslında mükemmel bir mantık bu. Her işyeri bunu yapabilir aslında. İşyerlerine doluşurlar süper olur, süper akıl. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Feministler kadınların erkelerden daha üstün olduğunu düşünmekten ne zaman vazgeçecekler?

ADNAN OKTAR: Onu öyle düşünmemek lazım. Feministler kadın haklarını savunmak için yanlış yöntemler uygulayan, bu beladan kurtulmak için başka bir derdin içine giren gayretli hanımlar. Ama yöntem hiç doğru olan bir yöntem değil. Kadın haklarını savunayım derken kadının aleyhine bir sistem meydana getiriyorlar. Kadın hakları öyle savunulur mu? Kadın kişiliğini yok ederek, kadın fıtratını yok ederek kadın hakları savunulmaz. Kadın fıtratına uygun yapılması lazım. Ve sadece de kadın kadını savunamaz. Kadını bütün dünya savunması lazım. Sırf kadınlar savunacak dersen adamı olumsuz bir çizgiye çekersin. Karşındaki zaten muhalif. O zaman onda bir erkek milliyetçiliği gelişebilir. Orada da kadın milliyetçiliği gelişecektir. Bu çok riskli olur çok yanlış olur. Kadına herkesin sahip çıkması lazım.

Müslüman, Allah yolunda kendini feda edecek. Malından canından her şeyinden Allah için vazgeçecek. Cennet karşılığı her şeyini Allah’a teslim edecek. Yoksa bakışıymış, yok kıyafetiymiş bunların hiçbir anlamı olmaz. Önce Allah’a tam teslim olmak gerekir. Davasına, İslam’a, Kuran’a kendini tam bırakmak gerekir. Ve dönülmeyecek bir sözle, sonsuza kadar Allah’a sadakat sözüyle olur. Yoksa davasına kalleşlik ediyor. İslam’a kalleşlik ediyor, Allah’a, Peygambere kalleşlik yapıyor bunun adına kahpelik denir, münafıklık denir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Duanın kaderdeki yeri nedir?

ADNAN OKTAR: Dua Allah tarafından mümine ilka edilir kalbine. Dua et der Allah, kul haberi olmadan vahiy aldığını bilmeden dua eder. Allah bir iyilik yapacaktır önce duayı ettirir sonra da dediğini yapar Allah. Evet.

VTR: Ben Pelin. Gençler hayatı nasıl algılıyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, sen de genç olarak hayatı sevgi olarak algılamak lazım. Hayatın bütünü sevgidir. Hayatın tek amacı sevgidir, tutkudur, aşktır. Başka bir amacı yoktur hayatın. Allah’ın tek hedefi kullarında sevgi, aşktır, bizim de tek hedefimiz sevgi ve aşktır. Allah’ı sevmek, Allah’ın yarattıklarını sevmek. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Sizi bu davanızda ilk olarak harekete geçiren durum ya da olay nedir?

ADNAN OKTAR: Beni en çok etkileyen olaylardan birisi maddenin olmadığını anlamıştım. O çok etkilemişti beni ilk anladığım oydu. Bir de Müslümanların bu kadar ezilmesi, her yerde böyle ezim ezim ezilmeleri o beni çok rahatsız etmişti o zamanlar. Bunlar çok etkiledi beni. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sol kökenli Cumhuriyet Yazarı Nuray Mert şöyle söylemişti Adnan Bey: “Evrim teorisinin müfredattan çıkarılmasının öğrenciyi bilimden soğutması mümkün değil. Çünkü adı üzerinde sadece bir teori. Ne kadar bilimsel kesinlik kazandırılmaya çalışılırsa çalışılsın nihayetinde insanın oluşumuna ilişkin bir akıl yürütme biçimi” demişti. Bunun üzerine köşe yazarları Nuray Mert’e ağır hakaretlerle linç kampanyası uygulamaya başladılar.

ADNAN OKTAR: Darwinist diktatörlük gürlemeye başladı diyorsunuz. Yok, dediği doğru. Çok akılcı makul bir söz. Uydurmasyon bir pagan dini. Dinler bölümünde anlatılabilir. Ve istediğiniz kadar şamata yapın cayır cayır eziyoruz sizi ve ezdik. Silindir gibi ezdik ilimle bilimle kanunla hukukla. Boş yere çırpınıyorsunuz. Evet.

VTR: Merhaba. Sayın Devlet Bahçeli neden muhalefet yerine iktidar partisini destekliyor?

ADNAN OKTAR: Akıllı insan da onun için. Devlet adamı da onun için. Devleti tehlikede görürse, milleti tehlikede görürse, birlik ve beraberliğin önemini kavrayacak derin bir anlayışa sahip olduğu için gerekeni yaptı. O zaman ben istirham etmiştim “Tayyip Hocam’ı destekle” diye Sayın Bahçeli’den rica etmiştim, bütün gücüyle destekledi. Özellikle darbeden sonra tam devlet adamına yakışır tarzda Tayyip Hocam’a sahip çıktı. Bir Müslümanın, aklı başında bir Türk evladının yapacağı soylu davranışı gösterdi. Gerçek lider olduğunu gösterdi, hırs insanı olmadığını gösterdi. Vatanı, milleti, bayrağı esas aldı, Allah’ı, Kitap’ı, dini esas aldı, dolayısıyla doğru yolda. Evet.

VTR: Cennettekilerin ve şehitlerin yeri aynı mıdır?

ADNAN OKTAR: Şehitler ayrı, yeri ayrı onların. Onlar dünyada gibi bir ortamdalar. Çünkü ölmeye dair hiçbir alamet yok onlarda. Normal hayat devam ediyor olarak görüyorlar. Sadece anlayamadığı diğer kişiler niye gelmiyor, neden bu hayatı tercih etmiyor. Yani ayrı bir ülkeye gittiklerini zannediyorlar benim anladığım. Yani daha hayat güzel, dünya güzel, Amerikan rüyası gibi böyle hoş bir yere gittiklerini zannediyorlar. Hiçbir şekilde bilmiyorlar öldüklerini. Zaten Allah istemezse bilemezler. Çünkü Azrail (as) gelmemiş ölüm yok, can alınma yok hiçbir şey yok. O zaman haklı olarak tabii ölmediği kanaatinde olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Merve. Sizce okul mu yoksa evlilik mi?

ADNAN OKTAR: Genç kızlar için tabii okul bir hayat garantisi gibi oluyor. Yani iyi bir mesleği olursa çünkü evlilikte adamın şakası da olmuyor. Kadın doğuruyor bakıyor hemen vücudu bozuluyor. Çünkü hakikaten ağır bir etki yapar doğum yani onun kadınsı görünümünü yok eden bir etki olduğu için bu adam çocuğu da aldığı için artık “tamam” diyor “sana gerek yok, benim amacım buydu haydi sen git” diyor kadına bu kadar açık. Veyahut bıkıyor yani vücudunda ahım şahım bir şey göremiyor. Çünkü aşk, tutku gözüyle bakmadığı için et, kemik gözüyle baktığı için et kemikten bir şey çıkmıyor adama yani “Ben ne yapayım?” diyor. “O zaman seni göndereyim bari” diyor. Allah'ın tecellisi olarak göremiyor onu, ruh olarak göremiyor. Allah'ın ruhu olarak görmüyor. Onun için genç kızlar önce bir tahsil yaparak, okul bitirerek daha böyle zemini güçlü hale getirseler daha iyi olur. Çünkü hepsini tenzih ederim ama halk arasında eloğluna güven olmaz derler. Adamın şakası olmaz yani Allah esirgesin ağzını burnunu kırıyor, kapıya atıyor kızı. Acımasız, merhametsizler yani birçoğu “git babanın evine” diyor. Çocuk ne yapsın? Babası da diyor ki “git kocanın yanına.” Babası da dövüyor oraya gittiğinde. Çocuk sokakta kalıyor. Dehşet verici bir durum. O yüzden hanımların önce eğer imkanı varsa okul bitirmesinde büyük fayda var diye görüyorum. Daha etkin, daha güç sahibi olurlar. Daha iyi olur.

BÜLENT SEZGİN: Ünlü oyuncu Yeliz Yeşilmen, Instagram hesabından çocuğuyla namaz kılıp dua ettiği fotoğrafı paylaştı.

ADNAN OKTAR:  O, Yeliz Yeşilmen. Ben severim onun nurunu, aferin benim bir taneme. O da çok süper şeker annesinin kopyası, tatlılığa bak sen. Nasıl nurlu nasıl şekerler. Allah ikisini de korusun kollasın. Her ikisine de hidayet versin. Her ikisine de cennet nasip etsin. Huzur içinde yaşamalarını güvenlik içinde yaşamalarını Allah onlara nasip etsin.

VTR: Ertesi güne uyanmak yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Bir kere çok güzel bir kızsın onu söyleyeyim. Her yönden güzel bir insansın maşaAllah. Hayatı böyle sade görmek sadece ertesi günü düşünmek, bu anlamda söylediğini düşünüyorum. Olmaz tabii. Tevekkül yönünden güzel de ama her şeyi hesaplamak lazım. Mesela biz İslam'ın hakimiyetini, İttihadı-ı İslam'ı düşünüyoruz. Uzun vadeli düşüncelerimiz oluyor ve o yönde gayretlerimiz oluyor. Mesela Türkiye'nin büyümesini istiyoruz. Turan birliği olmasını istiyoruz. İslam birliği olmasını istiyoruz. Bu bir ülkü ve idealdir. Ama amaçsız olmak anlamında tabii çok korkunç yani amaçsız olmak bir bakteri gibi olur insan yani dehşet verici bir şey. Tahayyülü bile olmaz. Müslümanlığa yakışmaz. Aklı başında insanın yapacağı bir şey değil tabii.

Evet, dinliyorum.

VTR: Beş duyu organımızı kullanmadan iletişim kurmak mümkün müdür?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim, sen çok çok güzel bir kızsın ama kime benziyor. Ünlü bir artiste benziyor bakalım çıkarabilecek misiniz? Düşünün. Çıkaramadınız. Size düşünme payı vereceğim. Bekleyeceğim normalde çıkartmanız lazım. Ünlü bir artiste benziyor. Beş duyuyla, tutku yaşanır beş duyuyla yani kadına karşı sevgide bu olabilir yoksa mesela baba sevgisinde sadece aklı, gözleri belki sarılabilir ama beş duyu ancak evlilikte meydana gelen tutkuda, derin sevgide bir ifade unsuru olarak en kapsamlı ifadeyi gerçekleştirir. Evet.

VTR: Selam Adnan Hocam, yaşamımızda insanlar için iyilik yapıyoruz, hayır duada bulunuyoruz, buna mukabil aynı şahıslardan olumsuz davranışlar, aleyhte tutumlar görebiliyoruz. Devamında iyilik yapmaya, hayır duada bulunmaya, sürekli nasıl devam edebiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte bak karşılıksız sevgi çok önemli oluyor. Adam terslik yapacak sen güzellik yapacaksın. Şunu düşünürse daha iyi anlayabilir. İnsan, Allah'a sürekli nankörlük yapıyor, birçoğu ama Allah sürekli iyilik yapıyor sürekli onu kurtarmaya çalışıyor. Mesela sürekli ona hastalıklar veriyor Kendine dönsün diye. Para veriyor, imkan veriyor. Önüne müşrik gönderiyor, ona kitap gönderiyor. İlla ki kurtulsun diye. Allah sonuna kadar ona yardımcı oluyor ama sürekli nankörlük ediyor. Ama Allah iyilik yapmaktan asla vazgeçmiyor. Onun gibi düşünebilir yani Allah ahlakıyla ahlaklanmak lazım.

Beş duyu dışında zaten sevgi olmaz ama beş duyuyla gösterilen sevgi en yüksek sevgi tutkudur.

Mesela, Yeliz Yeşilmen modern Kuran Müslümanı. Oje de var, makyajı da var, yakası da açık ama namazını kılıyor. Mümin ve muttaki çünkü haram olan bir şey yapmıyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir kızı en çabuk nasıl tavlarım?

ADNAN OKTAR: Vay seni yakışıklı vay. Bir kızı en çabuk nasıl tavlarım? Şimdi yakışıklım böyle üslupla yaklaşırsan genç kız bunu küçük düşürücü bulur yani bir kadının en çok istediği şey bir kere kendine saygı duyulmasıdır ve değer verilmesidir ve karşıdaki insanın çok güvenilir olmasıdır, nezih ve kaliteli olmasıdır, Allah'tan korkması, Allah'ı sevmesidir. O zaman kadın kendini güvende görür yani çünkü Allah'tan korkuyorsa Allah'ı seviyorsa kendini Allah'a dadıysa belli ki ondan bir zarar gelmez ve kendine gerçek anlamda saygı duyup, değer verdiğini bilmesi. O zaman olur ama ben seni bir türlü tavlayamadım dersen bir genç kıza zaten sen iyi niyetle sormuşsun ama biraz da şaka yollu söylemişsin. Bir genç kız bunu duyarsa asla muhatap olmaz, asla da konuşmaz çünkü o kendini küçük düşürmeye yönelik, mahcup etmeye yönelik bir atak olduğunu düşünür. Bu kabul edilemez. Genç kızın bir kere haysiyetini, şerefini, onurunu, namusunu bir delikanlı garanti altına alması şarttır. Bir genç kızın kendi samimi derin sevgisini gösterebilmesi için. Eğer bunu garantide görmüyorsa bir genç kız sadece korkuyu, tedirginliği, huzursuzluğu ve kuşkuyu yaşar başka bir şey olmaz. Evet.

VTR: Ne tür müzik dinliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ne tür? Hemen hemen her tür dinliyoruz yani ben belirli bir tür dinleyenlere şaşırıyorum. Kendini bu kadar disiplin etmenin alemi ne? Mesela Ankara havası çalıyor yerinde duramıyor yok ya diyor ben Ankara havasından hoşlanmam diyor. Ayağıyla tempo tutuyor, kıvranıyor adeta, kalk oyna. Bir şey olmaz. Opera dinliyor adam mesela sadece opera dinliyor. Opera çok güzel ama mesela arabesk çok şahane müzik olduğu halde kapatıyor onu. Yahut arabesk müzik hayranı adam opera dinliyor, hoşuna gittiği halde kapatıyor. Olmaz. Her tür güzel müzik olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yine ABC Gazetesi yayın yönetmeni Merdan Yanardağ da yazısında Nuray Mert'i eleştirdi. Mert'in yeni gericiliğin sözcüsü olduğunu belirterek yakışıksız sözler kullanarak şunları söyledi. “Cumhuriyet, Nuray Mert gibi yeni gericilik post-modernizm taraftarlarına sütunlarını aştığı sürece temsil ettiği değerlere ihanet eder” dedi.

ADNAN OKTAR: Lahaul ve Lhamo putlarının aynısını savunuyorsunuz. O hanımefendi çıkmış diyor ki; “Lahaul ve Lhamo putları diye bir put yoktur. Bu put inançtır” diyor. Sen de “yok” diyorsun “Lahaul ve Lhamo doğru söyledi” diyorsun. Hanımefendinin dediği doğru istediğiniz yerde istediğiniz şekilde tartışalım.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul'un konumunun dünya açısından önemi var mı bizim için?

ADNAN OKTAR: Tabii İstanbul manevi merkezdir. İstanbul İslam aleminin son merkezi biliyorsunuz. Kıyamete kadar da manevi merkez olarak kalacaktır yani güzelliğin, sevginin merkezi olacaktır kıyamete kadar. Kıyamette tabii birleşecek boğaz, açılacak kapanacak, düzleşecek boğaz falan hiçbir şey kalmayacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam çok merak ediyorum yanındaki bayan arkadaşlarla fiziki bir şeyin var mı? Nasıl bir arkadaşlığın var onlarla, hangi kafalarda konuşuyorsun? Nasıl oluyor bu iş? Açıkla biz de bilelim.

ADNAN OKTAR: Yani zaten yüz yüzeyiz yan yanayız akşama kadar beraber yemek yiyoruz, sohbet ediyoruz, havuza giriyoruz yüzüyoruz, coşkuyla sevgi ile tutkuyla muhabbetle konuşuyorum. Onlar da beni coşkuyla, tutkuyla, muhabbetle seviyorlar. Çok yakın arkadaşız, iç içeyiz, evlerine ziyarete gidiyorum onlar bana ziyarete geliyorlar, beraber yemek yiyoruz, eğleniyoruz, havuza giriyoruz yüzüyoruz. Birlikte spor yapıyoruz, ormanda koşuyoruz. Sevgi içerisinde, arkadaşlık içerisinde yaşıyoruz. Evet.

VTR: Neden yabancı kızlardan hoşlanıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bak burada da yabancı kızlar var. Hepsi birbirinden güzeller. Orada kastedilen Allah'ın yarattığı her kul güzeldir. Hristiyanlar da güzeldir, Museviler de güzeldir, Ruslar, Bulgarlar Romenler. Allah hepsini cennet kızı gibi yaratmıştır. Dolayısıyla hepsini çok seviyorum. Hepsine çok saygı duyuyorum, hepsine de ayrı ayrı gönlümün çok geniş yeri var. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Beraber denize giren arkadaşlar var.

ADNAN OKTAR: Yani olay bayağı şenlikli, bayağı güzel. Evet dinliyorum.

VTR: Ben Sude. Türkiye'deki erkekler neden bu kadar kadınlarla birlikte olmak istiyor, neden bu kadar rahatsızlık veriyorlar?

ADNAN OKTAR: Canımın içi şimdi birlikte olmak istemesi mesela dost olmak, sevmek, tutkuyla bağlanmak için olursa güzel ama sadece aşağılamak, kirletmek, onun gururunu kırmak, onu adam yerine koymamak, alaycı olmak dalga geçmek, cıvık şakalar yapmak, kendi büyüklüğünü vurgulamaya çalışmak şeklinde olursa bu ahlaksızlık. Ama bir genç kızı tutkuyla seviyorsa, saygı duyuyorsa, onun namusuna, şerefine, haysiyetine, onuruna özen gösteriyorsa, sağlığına sıhhatine dikkat ediyorsa, onun yüksek bir sevgi yaşamasını istiyorsa, onu sanat eseri gibi görüyorsa bu çok güzel. Ama bir an önce onu böyle ezip onun onurunu elinden almaya çalışarak, onun namusunu şerefini elinden almaya çalışarak kendini büyütmek istiyorsa bu büyük bir zulüm ve çok büyük bir ahlaksızlık olur tabii. Evet.

VTR: En güzel saat markası hangisi?

ADNAN OKTAR: Saatime bir bakalım yaklaştır. Pardon doğru mu yapıyorum?

KARTAL GÖKTAN: İnternetteyiz.

ADNAN OKTAR: İnternette de olsa yapmamak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Sormuşlar zaten.

ADNAN OKTAR: Sormuşlarsa bakalım ne yazıyor? En güzel saat markası belli oldu bu kadar. En güzel olmayanı ben kullanmayacağıma göre en kibar en güzeli budur. Evet.

VTR: Neden istediğimiz kızı bulamıyoruz?

ADNAN OKTAR: Çok şekerler. İstediğin kızı bulamıyorsun ama kız istediği delikanlıyı bulabiliyor mu sen diyeceksin ki “Kızlar neden istediği delikanlıyı bulamıyorlar?” o daha doğru olur daha adil olur. Genç kızlar saygıya çok önem verirler. Saygıya, değer vermeye, tutkuya ve bir genç kız sevilip sevilmediğini gözüne baktı mı insanın anlar. Adam sığır gibi bakıyorsa “Çok seviyorum seni gülüm” diyor ama gözünde öküz ifadesi varsa olmaz. Yahut adam davar gibi bakıyor, koyun gibi bakıyor çok sevdiğini söylüyor ama ezberlemiş oradan buradan internetten kelimeler ezberlemiş edebiyat gibi diziyor yani bayağı bir şey anlatıyor fakat gözünde koyun ifadesi var. Kadın erkeği gözlerinden anlar. Ses tonundan ve elektriğinden anlar. Dürüstlüğüne, samimiyetine, derinliğine, tutkusuna hayransa konu biter. Ondan sonra zaten o kadın için vazgeçilmez bir insana dönüşüyor yani iradesini kullansa da vazgeçemez yani o artık ona tutkuyla ram olur. Yani orada özel bir gayrete gerek kalmaz. Kadın delice sever ve istese de vazgeçemez. Çünkü beyni onu kabul etmez yani kendi mantık dizse bile beyni bu mantıkları dinlemez. Dolayısıyla kadına sevginin, tutkunun ana kaynağı derin iman, Allah sevgisi ve Allah korkusudur. O olduğunda Allah kadını en güzel şekilde o insana gösterir ve o insana tutkuyu Allah en güzel şekilde yaşatır. Yoksa dışarıda böyle varlıklar var sen ona rastgele rastlıyorsun tesadüfen onlarla görüşüyorsun böyle bir şey yok. Kaderinde o sevginin yaratılmış olması lazım. Sen mümin ruhlu isen Allah sana onu kaderinde yaratır. Evet.

VTR: Bisiklet sürmeyi çok seviyorum. Her gün sürüyorum ama bisiklet sürmek için yollar yok bu yüzden zorlanıyoruz bazı durumlarda. İnsanlar önümüze geçiyor arabalar yol vermiyor bu konuda yetkililerin yol yaptırmalarını istiyoruz daha iyi olur yol yaptırırlarsa.

ADNAN OKTAR: Haklı benim yakışıklım bisiklete daha çok teşvik etmek lazım. Arabasız boş bisiklet yolları yapılması lazım. Ana caddelerin aslında bomboş olması lazım sadece bisiklete açık olması lazım. Bütün yollar alttan olması gerekiyor. Öyle günler de gelecek.

O teyzenin videosunu yeniden seyredelim.

VTR: Ben 71 yaşındayım çalışmayı çok seviyorum. Herkes çalışsın el açmasın.

ADNAN OKTAR: Teyze Çerkez gözlerinden anladım. MaşaAllah çok tatlı. Allah sana uzun ömür versin. Çok iyi yapıyorsun.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sahibini yavaşça seven bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Hayret ama çok özenli hayvan çok şeker.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Muhammed kumpir sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Kumpir patatesten yapılan bir yiyecek. Patates güzel bir yiyecek, çok hoş zaten fırınlandığında başlı başına güzel. Kızartması da çok güzel ama taze yağla yapmak lazım. Ama kumpir mi kızartma mı deseler; Tabii ben kızartmayı tercih ederim patates kızartmasını ezici şekilde onu tercih ederim.

Evet dinliyorum.

VTR: İki kişi arasındaki problem en çabuk nasıl çözülür?

ADNAN OKTAR: İmanla, İslam ahlakıyla, Kuran mantığıyla yani Kuran’a getirerek konuyu oradaki Allah’ın gösterdiği akılla çözebiliriz. Kendi kafamızla yapmaya kalkarsak karmakarışık olur, batırırız. Mutlaka Kuran’la çözmemiz gerekiyor çünkü en doğru akıl Kuran’da oluyor. Kendi aklımıza göre hareket ettiğimizde denge bozulur, telafisi çok güç gelişmeler yaşanabilir.

Böyle mübarek, muhterem, dünya tatlısı bir insanın karşısında bu kadar saygı duyuyorsa ve bu kadar nezaket gösteriyorsa Merve Hanım; o onun yüceliğinden, asaletinden, kalitesinden, yüksek vicdanından, yüksek imanındandır ve onun ne kadar değerli olduğunu gösterir. Bütün Osmanlı paşaları, Osmanlı padişahları şeyh efendilerin önünde diz çökerlerdi, hürmet ederlerdi. Hiçbir Osmanlı padişahı bir şeyh efendinin karşısında ayakta durmamıştır. Yanına da oturmamıştır, mutlaka önüne diz çökmüştür. Bütün Osmanlı sultanları şeyh efendilerin karşısında iki büklüm olmuşlardır, hepsi saygı ve hürmet duymuşlardır. Diz üstü çöküp karşısında oturmuşlardır. Bu bir Osmanlı nezaketi ve Osmanlı efendiliğidir, bir Selçuklu efendiliğidir, Selçuklu kibarlığıdır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Mehmet Ali Ilıcak, Ahmet Hakan’a şöyle cevap verdi; “Arkana Hürriyet’i alarak ahkam kesmek olay. Çık er meydanına, eşit koşullarda konuşalım. Vefa ve utanma hususuna ise istersen hiç girmeyelim, kaybedersin. Annem Kuran’ın bana emaneti, bir evladın en kıymetli varlığı. Onu hapiste görmek içimi sızlatıyor ancak bunlar varsa hataları onları görmezden gelmemi gerektirmez. Burada konu annem değil, mesele Cumhurbaşkanımın annesi hapiste olan birinin oğlunu kabul edip onu ayrı tutabilmesi, alaka göstermesi, adil yaklaşmasıydı.”

ADNAN OKTAR: Tabii ki kardeşim, adam ben nefret ediyorum demiyor ki. Ama “Hataları var, yanlışları var, bunu kabul etmiyorum.” diyor. Bunun için mahkeme kararı beklenmez. Saygıdaki eksikliklerine mahkeme kararıyla biz karar vermiyoruz. Şahsi karar veririz buna. O da şahsi karar vermiş olabilir. Ama kadını ezsinler, süründürsünler, bunu demiyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir insanın güvenilir olduğunu nasıl anlarım?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak, yüzünde nasıl senin nur var, nasıl efendisin. Tertemiz alnın, burnun, elin yüzünden her yerinden nur akıyor. Yüzüne bakar bakmaz anlaşılır. Allah sana onu ilham eder. Bak işin doğrusu hemen anlaşılır, yüzüne baktığında anlarsın. Ama konuşmasından, bakışlarından, kurduğu cümlelerden Allah’ı seviyor mu, Allah’tan korkuyor mu, dürüst bir insan mı? Hemen anlaşılır. Allah senin kalbine ilham eder. Ama iyi niyetle bakacaksın, samimiyetle bakacaksın. Evet.

VTR: Merhaba ismim Can. Bir sorum olacaktı. Türkiye’de bu kadar kanser hastası çocuk varken neden duyarsızız bu konuda? Bu sorumu yanıtlarsanız çok sevinirim.

ADNAN OKTAR: Can, sen ne güzel insansın, ne merhametlisin sen. Aferin benim aslanıma, aferin benim canıma. Evet, hakikaten öyle. Çok fazla kan kanseri çocuk var, lösemili. Birçok insanın haberi bile yok. İlik bankası falan dediler. Büyük bir suçmuş gibi gösterdiler onu. Millet ondan da vazgeçti. Teker teker o çocuklar vefat ediyorlar. Birçok insanın umurunda bile değil. Halbuki kan bankası kurulsa yani ilik nakli yapılsa, o çocuklar şifa bulacaklar. Bir lakaytlık, ilgisizlik birçok insanda var. Doğru, zaman zaman gündeme getiriliyor ama daha çok gündeme getirilmesi gerekir. Evet.

VTR: Merhaba ben Nilay. Huyu güzel olanın, fiziği de güzel olur mu?

ADNAN OKTAR: Canım, bir tanem çok güzelsin sen. Bak, huyun da güzel, kendin de güzelsin. Hemen anlaşılıyor yüzünden. Ağız, burun, kaş, göz, dünyalar güzelisin. Senin sempatikliğin, samimiyetin daha ilk konuşmanda belli oluyor hemen. Her yerinden anlaşılıyor insancıl olduğun değil mi? İnsan sana hemen güvenir, çok sever insan seni maşaAllah. Evet.

VTR: Kadınlar, kendini güldüren erkeklerden hoşlanır mı?

ADNAN OKTAR: Güldürmenin şekline bağlı. Böyle hokkabazlık yapıyorsa gıcık olur kadın. İllet olur, çok aşağılık görür. Ama zekasıyla, aklıyla, nüktedanlığıyla güldürüyorsa tabii kadın hayran olur ona. Çünkü o müthiş bir akıl, müthiş bir kıvrak zeka gerektirir. Kadınları en çok etkileyen şey, hatta hipnoza sokan şey akıldır. İnsan aklı bir nur olarak görür. Akıldan çok şiddetli etkilenir. Çünkü Allah aklının bir yansımasıdır akıl. Akla insan müştak yaratılır. Akıl bir nurdur. Biz Allah’ın aklına hayranız. Dolayısıyla akla hayran oluruz. Yüksek bir aklı gördüğümüzde derin sevgi duyarız. Mesela bir kadın akıllıysa, insanı adeta büyüler, hipnoza sokar akıl. Ama akılsız bir kadın tabii acıdır. Akılsız bir erkek de bir kadın için çok acıdır. Boylu poslu aslan gibi ama ahmak. Akılsız kadın hakikaten yangın oluyor, dert yanıyor. “Ne yapsam acaba?” falan diyor ama yapacağı bir şey yok. Allah vermemiş, onda da yok.

VTR: Zengin kadınlar daha mı güzel olur?

ADNAN OKTAR: Belki yani paranın verdiği güçle daha bakımlı olma ihtimali var. Daha bakımına para harcayabilir. Spor yapar, vücudunun diğer güzelleştirebileceği yerlerini o parayla iyi, kaliteli şekilde güzelleştirebilir. Saçlarına iyi bakım yapabilir. Ellerine, ayaklarına güzel bakım yaptırabilir. Tırnaklarına güzel bakım yaptırabilir. Ama tabii bir bağlantısı yok yani. Fakir bir insan da her halükarda kendine bakabilir ama zengin bir kadının baktığı kadar bakması bazen daha zor olur tabii, daha güçtür. Çünkü onun kullanacağı parfüm, makyaj malzemeleri falan daha kaliteli olacaktır. Kıyafetleri daha kaliteli olacaktır. Ama her halükarda ezici etkisi vardır diyemeyiz. Kısmen etkisi olur. Evet.

VTR: Ünlüler neden sürekli sevgili değiştiriyor?

ADNAN OKTAR: Çünkü etini seviyor, kemiğini seviyor. Etten, kemikten de hemen bıkıyor. Ete müştak olursa bir insan, kemiğe müştak olursa; bakıyor et, kemik, kan, sinir, saç. “Ben bunun neyini seveceğim?” diyor. Bıkıyor, usanıyor bu sefer yeni bir kadına yöneliyor yahut yeni bir erkeğe yöneliyor. Bakıyor onda da yine aynı şeyler var. Onu bırakıyor onu, onu bırakıyor onu, onu bırakıyor onu. Halbuki ruhunu Allah’ın ruhu olarak sevse, ona ruh olarak gelecek ve akıl almaz bir tutkuyla sevecek. Ama bu gözle bakmıyor. Bakmayınca Allah onu bir belaya çeviriyor ve elinden o nimeti alıyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bilgi vardı Başbuğumuz ile ilgili. MHP’nin kurucusu 1961 darbesinin kudretli albayı merhum Alparslan Türkeş Samsun’a her geldiğinde Nakşibendi Şeyhi Bağışlayıcı ile görüşürdü. Mustafa Bağışlayıcı Hoca, MHP’nin kurultay ve toplantılarında sürekli Alparslan Türkeş’in yanında yer aldı. Hacı Mustafa Bağışlayıcı tepeden tırnağa beyaz giysileriyle Türkeş dönemi MHP kongrelerinin protokol tribününün vazgeçilmez bir konuğuydu.

ADNAN OKTAR: Ben rahmetliyi çok gördüm. Ben MHP kongrelerine giderdim. Başbuğ bereketlenirdi o insandan, bereket alırdı. Başbuğ’dan da Şeyhimiz bereket alırdı. Çünkü Başbuğ da tasavvuf ehliydi, bilinmez o. Ve böyle güzel bir beraberlikleri vardı. Zaten şeyhi, Sayın Alparslan Türkeş’in şeyhidir yanındaki muhterem zat, Bağışlayıcı Hoca. Evet.

VTR: Ben Berkay. Kızları nasıl etkileyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Berkay bir kere çok yakışıklı delikanlısın. Kızlar senden etkilenir. Temizliğinden, kalitenden etkilenir. Ama tabii kadın en önce akla bakar. İmanın var mı, Allah’ı seviyor musun, Allah’tan korkuyor musun, derinliğin var mı, tutku gücün var mı, o ruhundaki deli aşk nasıl, o deli elektrik nasıl? Ona bakar. Eğer onu gözlerinde görürse, sesinde hissederse ki onun elektriği çok açık görülür. Bir kadın onu çok açık hisseder. Ve sana güvenirse, onun onuruna, şerefine, namusuna sahip çıkacağına inanırsa seni deli gibi sever. Bir daha yakışıklıyı göreyim. Berkay’ın yakışıklılığı konusunda hemfikiriz değil mi? İşte dediklerim çok önemli. Onları düşünürsen hiçbir mesele kalmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir kadında affetmem dediğiniz şey nedir, hata ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Münafıklık yaparsa, İslam’a, Kuran’a saldırırsa, Allah’a savaş açarsa tabii ki affedilecek bir yönü olmaz onun. Ben öyle bir insanla konuşmam. Affetmem derken bağlantım olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Sevda. Hayvanlara niçin cinsel istismarda bulunuyorlar?

ADNAN OKTAR: Canım benim adam hayvansa işte hayvanlık yapıyor. Hayvandan ne beklenir? Hayvandan da aşağı. Hayvan da değil. Hayvan olsa şerefli olur da, hayvandan da aşağı. İnsanlar dedin orada hata yapmışsın. İnsandan daha aşağı olan, insanlık dışı olan, hayvanın da dışında olan bazı hayvanlar var dersin. Hayvanlara cinsel istismarda bulunuyor. Ne diyorsunuz dersen tamam. O zaman cevap veririm. Ama sen insan olarak alırsan onları olmaz. Ben insan olarak görmüyorum onları.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan parti toplantısında hem teşkilatı hem de milletvekillerini şöyle uyardı; “Yorulan, dava idrakini kaybeden varsa kenara çekilsin. Yorulanlarla hareket etmek eşyanın tabiatına aykırı.” dedi. Erdoğan milletvekillerinin AK Parti kongre sürecine müdahil olmamalarını da istedi. Değişse de değişmese de teşkilata saygı duyulması gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı, “Profesyonel deformasyon diye bir hastalık var. Uzun süre görevde kalanlar bu hastalığa yakalanabiliyor.” diye konuştu.

ADNAN OKTAR: Evet, Allah yardımcıları olsun. Kaderde ne varsa o olacak. Ellerinden geleni yapıyorlar. Yapamayan da kenara çekilecektir tabii. Yahut çekilmeye niyeti olmayan da çektirilir inşaAllah, uygunuyla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençler ne kadar çok eğlenmeli?

ADNAN OKTAR: Eğlenme ufku açar, kalbe ferahlık verir, sağlık sıhhat verir insana. İnsan beyni üstündeki baskı kalkar, bedenine güç gelir, imanı daha kuvvetlenir, ibadete güç bulur. Eğlenme önemli bir şeydir. Evet.

VTR: Parklarda alkol alınması hoş bir şey değil. Çocuklar var, aileler var, bir sürü gençlerimiz var. Kötü örnek, güzel bir şey değil.

ADNAN OKTAR: Yasak değil mi alkol alımı sokakta? Değilse de yasaklanması lazım. Sokakta halkın içinde alenen içki içilmez. Gitsin meyhanede nerede içiyorsa içsin yahut evinde içiyorsa içsin. Zaten içmesin normalde de çünkü çok zararlı bir şey. Ama milletin gözü önünde hiç olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir öğrencinin ne kadar harçlığı olmalı?

ADNAN OKTAR: İşte üstüne, başına, yiyeceklerine yetecek kadar, gidiş gelişine, okul masraflarına yetecek kadar parası olması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hiç tatil yapmayı düşünmüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Tatil benim için bir yorgunluktur. İslam’a hizmet benim için tatildir, Kuran’a hizmet tatildir. Ben gideceğim mesela Kuşadası’na, şezlonga uzanacağım. Bana karışık içecek getirecekler, sakin sakin deniz dalgalarını falan seyredeceğim. O arada da Suriye’de Müslümanları öldürmeye, şehit etmeye devam edecekler. Irak’ta Müslümanları ezmeye devam edecekler. Darwinistler alıp başını gidecek. Kendince abuk sabuk yahut yanlış konuşmalarla milleti yanlış yollara çekmeye çalışacaklar. Homoseksüeller ortalığı birbirine katacaklar. İslam alemi mahvolmaya devam edecek. Gelenekçi İslam’la Müslümanlar perişan olacak. Ben de orada huzur içinde dinleneceğim. Bu normal bir insanın yapacağı bir şey değil benim için. Kendim açısından, normal bir insanın yapacağı bir şey değil. Normal bir vicdanda olacak bir şey değil, asla olmaz. Allah’a hizmetle insan dinlenir. Evet.

VTR: Hiç doğum günü kutladınız mı?

ADNAN OKTAR: Evet, yani ama sade bir kutlama tarzında oluyor. Mesela arkadaşlarım birkaç kişi “doğum gününüz kutlu olsun” diyor. Televizyonda falan da görüyorsunuz film hazırlıyorlar. Ama pasta tarzında değil de, benim kutlamalarım genellikle kebap tarzında olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çocukken en sevdiğiniz aile bireyi kimdi?

ADNAN OKTAR: Genellikle dedeler sevilir. Çocuklar dedelerini daha çok severler, anneanneyi severler. Çünkü evde daha çok duran kişiler onlar, daha eğlenceli. Dedem “efendim” diye başlardı. İşte Kurtuluş Savaşı’nda neler yapmış, Trablusgarp’ta ne yapmış. “Efendim oradan Bingazi’ye gittik, oradan Şam” falan diye böyle anlatırdı. Bizde dinlerdik küçükken. Ama tabii ayrım yapmak doğru olmaz. Hepsini sevmek lazım. Evet.

VTR: Ben Miraç. Yaşlıları neden bakımevine vermek yerine aileler bakmıyor?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, nur yüzlüm. Allah ömrünü uzun etsin. Nasıl vicdanlı, ne güzel insansın sen. Tabii yani Allah vermesin dehşet verici bir şey o. Çok korkunç. Ölmeden ölür Allah esirgesin. Adam diyor ki annesine, “Seni huzurevine verelim. Ara sırada da görüşürüz” diyor. Ha kafasına odunla vurmuşsun, ha onu demişsin. Benim açımdan çok korkunç. Moral olarak çöker o. Bitti ondan sonra. Vazgeçsen de sonra kurtuluşu yok. Onu dedin mi demedin mi? Bunun pardonu da olmaz. Götürse de iki gün sonra çıkartsa yine olmaz. Zehir zemberek psikolojik bir tahribat meydana getirir. 10 sene yaşayacaksa o, 10 güne düşer yaşaması manevi azaptan, manevi sıkıntıdan. Manevi azap daha şiddetlidir. Aman sakın, hiçbir şekilde. Ama tabii ağır bir hastalığı varsa hastanede tutabilirsin. Acil müdahale gerekiyordur, olabilir. Ama öbür türlü işte “ben bakmam, zor oluyor götürsünler” öyle bir şey olmaz. Olur, evladı yanında olursa olur. Mesela düşkünler evine gider tamam ama evladıyla beraber kalır. Tek bir evladı varsa, o da onun yanında oluyorsa olur. İki evladı varsa, o da sürekli onun yanında duruyorsa olur. Çünkü orada mekan önemli değildir. Orada o insanların onun yanında olması önemlidir. Orada ondan uzak kalmak kastıyla yapılıyorsa bu çok korkunç. Uzak kalmak amacıyla yapılıyorsa korkunç. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Davutoğlu Sayın Bahçeli tartışmasında AK Parti, Sayın Devlet Bahçeli’ye destek verdi. AK Parti Genel Yardımcısı Mahir Ünal, “MHP Genel Başkanı’na yönelik eleştirilerin, siyasi nezaketle yapılmasını arzulardık.” diyerek Davutoğlu’nu üstü kapalı olarak eleştirdi. Bir gazetecinin, “Bu polemikte Sayın Bahçeli’ye destek verdiniz gibi duruyor. Yanlış anlama mı var?” diye sorunca Mahir Ünal, ülkenin kritik bir süreçten geçtiğini ve bu tip geçmişten gelen kişisel tartışma konularına tekrar değinmek istemediğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Güzel doğru söylemiş. MHP, AK Parti, el ele tutuşup İngiliz derin devletine meydan okumaya devam edecekler. İki pehlivan, iki pehlivan, iki pehlivana hiçbirinin gücü yetmez. İngiliz derin devletine karşı kale. Bir elin nesi var iki elin sesi var derler. Evet.

VTR: Ben Hakan. Gerçek anlamda bayrağa saygı nedir?

ADNAN OKTAR: Bayrağa saygı tabii bizim memleketimizi, insanlarımızı, devletimizi temsil eden bir remz olduğu için bayrak demek Türkiye demektir. Türkiye'ye saygı demektir, milletimize, tarihimize saygı demektir. Türkiye'nin özü ve özeti demektir o anlamda tabii ki bayrağa saygı duymak gerekir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Kıskançlık sizce doğal bir şey midir?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim şöyle olur kıskançlık bir sevdiğin vardır birileri kötülük yapacak diye korursun bu doğru. Mesela tehlikeli bir yerdedir kapıda beklersin zarar gelmesin diye bu kıskançlık değil korumadır ama ikinci bir kıskançlık şekli var. Adamı sen aşağılıyorsun “senden her şey beklenir, tehlikeli adamsın an an seni kollamak lazım” diyorsun bu hakaret bu kıskançlık değil ki bu küfretmektir. Her an telefonla kontrol ediyor “Neredesin sen? Ne yapıyorsun? Yanında biri mi var?” Diyor. “Ses geldi” diyor “emin değilim, aç kamerayı göreceğim, evi bir göster bana” diyor “dolapları da göster” diyor “odaları göster bana” diyor hakaret ediyor. Yani “Sen her an gayrimeşru bir şey yaparsın bundan da eminim rahatça yapacak birisisin bunu bana ispat etmen gerekir” diyor. Bu kıskançlık değil bu vicdansızlık ve hakaret başka bir şey değil. Evet.

VTR: Sağ kesimin sol kesime karşı herhangi bir art niyeti olmamasına rağmen, sol kesimin sağ kesime karşı, bu hırsı, bu öfkesi neden?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, kabadayım benim, sol Türkiye'de çok ezildi yani fikren çok ezildi. Darwinizm yerle bir olunca solun zemini kalmadı gördünüz bak garibanları Darwinizm'i savunuyor. Hiçbiri Darwinizm’den haberi yoktur bilmeden iman ediyor bunlar, Darwinizm'e bilmeden, gözü kapalı iman ediyorlar yahut iman ediyor görünüyor hiçbiri de inanmaz ayrıca. Sol çok hırpalanıp edildiği için sağa eskiden beri bir kızgınlıkları oluyor zaten solun özelliği sağa öfke üzerine kuruludur  ama komünist sol öyledir. Sağa öfke komünist solun zaten müteharrik gücüdür yani itici gücüdür mühim atak yollarından biridir, bir gelenektir onlarda bu, bir örftür. Yapıyorlar ama bir faydası olmuyor tabii sol gittikçe ezilip yok olmaya mahkum. Evet.

VTR: Sizce Suriyeliler evlerine gitmeli mi, giderlerse orada yaşayacak evler nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı nasıl gitsin? Ev yok, her yer yerle bir olmuş, mahvolmuşlar. Bir de ortalık düzelse zaten onlara gidin demeyiz biz. Buyurun oturun sizin yeriniz deriz ama yok biz kendi evimize gidelim artık geç oldu derseler o ayrı mesele ama normalde gidin demeyiz biz. Evleri düzelse dahi gidin demeyiz, çok ayıptır vicdanına yakışmaz.

VTR: Ben Murat, sizce de her yerde reklam çok yok mu?

ADNAN OKTAR: Belki bu kadar reklama gerek yok ama işte reklam da yapmazsa şirketlerin içi rahatlamıyor. Özellikle şu internette bir yeri ararken aniden karşımıza bir reklam çıkıyor ya bu çok sinirlendirici ayıp. Zorla reklam olur mu? Bakmıyorum ben geçmesini bekliyorum hemen kapatacak düğmeye basıyorum yani rahatsız edici böyle olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Fatma Nur. Öğrencilere şiddetle bilgi öğretmek doğru mu?

ADNAN OKTAR: Fatma Nur, tabii ki senin de karşı olduğun gibi ben de karşıyım. Çok büyük bir saygısızlık, vicdansızlık. Şiddet öğrenciye asla ve asla hiçbir surette yapılmaz. Çocuklar mesela öyle bir şeyi asla unutmazlar bir kere bile öğretmeni dövse ömrü boyunca unutmazlar. Bu çok acı bir olaydır, çok kötü bir olaydır, çok kötü bir gelenektir, çok yanlış bir uygulama. Vicdan ehli Allah'ı seven, Allah'tan korkan bir insanın yapacağı bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Temizliğin imanla alakası var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki nur yüzlüm sen de biliyorsun ki temizlik kişide ne kadar iman varsa o kadardır, imanla orantılı olarak temizlik olur, temizlik yoksa bil ki imanda zafiyet vardır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, ben şunu sormak istiyorum. Ebu Hureyre ile ilgili neler biliyorsunuz? 

ADNAN OKTAR: Ebu Hureyre Peygamberimiz (sav)’in sahabesi, kedi seven bir insan Ebu Hureyre. Peygamberimiz (sav)’e kedi getiren zaten anlamı da odur Hureyre'nin. Peygamberimiz (sav)’in hep yanında ona muhabbetle hizmet etmiş birçok hadisinde ravisidir. Kedilerin babası anlamına gelir Ebu Hureyre. Peygamberimiz (sav) kedilerin babası diye onu çağırıyor, Peygamberimiz (sav) de kedileri çok severdi. Peygamber ahlakındandır kedi sevmek. Evet.

VTR: İnsanlar neden pahalı telefon kullanıyor?

ADNAN OKTAR: Sükseli olduğu için, daha karizmatik gösterdiği için, zengin gösterdiği için. Ucuz bir telefon varsa fakir olduğuna kanaat geliyor. Pahalı bir telefon varsa zengin olduğuna dair bir kanaat geliyor o yüzden o acı girdabın içine giriyor insanlar. Fakir de olsa zor şartlarda para biriktirip kendine bir telefon alıyor böylece kendine zengin dedirtiyor. Bence gerek yok ama psikolojik bir de rahatlıyor tatmin oluyor hoşuna gidiyor o telefonu taşımak, yanında bulundurmak. Ucuz bir telefon ona ızdırap veriyor her gün rahatsızlık verir. Ama pahalı bir telefon ona her gün mutluluk veriyor. Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, üç yüz yirmi tane kitap yazmışsınız bu kadar bilgiye nasıl sahip olduğunuzu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, benim anlattıklarım sonra kitap haline getiriliyor genelde yani bu sohbetlerim. Bazen de sabaha kadar bir konu oluyor ben anlatıyorum banda alıyorlar ve deşifresi oluyor redaktöre veriyoruz kolay oluyor kitap hazırlamak. Ben belgeleri istiyorum, resimleri istiyorum bazen bu belgelerin resimlerinin gelmesi birkaç ay alıyor. Toparlanıyor ben içlerinden seçiyorum, onları yorumluyorum yani kolay bir kitap yazma tekniğim var. Evet.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasına göre bugünkü şiddetli yağış sırasında dakikada yirmi beş şimşek ve yıldırım hadisesi yaşanmış. Yirmi dakikada üç yüz yetmiş iki adet şimşek ve yıldırım oluşmuş.

ADNAN OKTAR: Bu son günlerde olan yağmur, böyle görülmemiş dolu, dolunun büyüklüğü, depremler, yoğun yıldırımlar bir şey anlatıyor, bir şeylere bakıyor, bir şeyleri tarif ediyor. Kuran’ın ayetlerine de baktığımızda bu işaretleri görüyoruz. Harf numaralarına baktığımızda da bu numaraların bir şeylere işaret ettiğini görüyoruz daha ilerde açıklarım inşaAllah. Evet.

VTR: Bornova’dan Koray. Ülke olarak ne zaman mutlu olacağımızı merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Koray ahir zamandayız, Mehdiyet devrindeyiz, Mehdi (as)’ın zahir olması ile İsa Mesih'in zahir olması ile mutluluğun çok çok üstüne çıkacaksınız. Güzel günler göreceksiniz ama burası tabii imtihan yeri zorluklar da olur. Evet.

VTR: Merhaba ben Mustafa Yıldızhan. Yıllardan beri fırıncı, kebapçı ustasıyım, çalışıyorum alnımın teriyle gece gündüz çalışıyorum görüyorsun terliyoruz fırın başında. Bir türlü bir dairemiz olamadı şimdiye kadar niye alın teriyle olduğu için ama haybeden para bulsaydım şimdi üç, dört tane daha dairem olurdu.

ADNAN OKTAR: Canımın içi Allah sana üç, dört dairenin değil üç yüz dairenin satın alamayacağı sağlık, sıhhat, mutluluk vermiş, şeref vermiş, onur vermiş. Allah şerefini alabilirdi, onurunu alabilirdi, sağlığını alabilirdi, sıhhatini alabilirdi ama bak sağlıklı, sıhhatli aslan gibi delikanlısın olsun varsın olsun öyle olsun ama huzur içinde sağlıkla yaşıyorsun. Allah sana ömür veriyor bak ömrünü uzatıyor. Sağlık mesela birçok hastalık olabilecekken bunları vermiyor, hastaneye harcayacağın paraları harcattırmıyor sana. Ne yapıyor? Biraz mallardan kısarak seni Allah imtihan ediyor ama aslan gibisin gönlün rahat olsun. Allah'ın bereketi ile yaşa mühim olan mümince, Müslümanca yaşıyor olman.

Ebu Hureyre elbisesinin içerisine kedi saklamış, çok meraklı çocukluğundan beri kediye. Resulullah Efendimiz (sav) görünce o kabarıklığı “nedir bu göğsünde?” “Kedicik” diyor Ebu Hureyre de kedicik. Bunun üzerine Resulullah “Ey Ebu Hureyre” dedi diyor ona “kedilerin babası” lakabını takıyor, “kediyi seven, onlara analık babalık eden kişi, kedi seven” anlamında Ebu Hureyre. Hureyre kelimesi kedi seven, kediden hoşlanan. Peygamberimiz (sav)’in kediyi teşvik eden çok fazla hadisi var.

İstanbul'da son günlerde ısrarla deprem, çok büyük yağışlar, çok şiddetli yıldırımlar, çok şiddetli dolu ile İstanbul süsleniyor. Bir şey anlatıyor Allah, bir şeye dikkat çekiyor. Hayret edecek şey de Kur'an ayetleriyle mutabık olması, saatler bile uyuyor, tarihler uyuyor bir anlatım var bir süre sonra anlatacağım. Önemli olduğu için tekrar tekrar söylüyorum ve önümüzdeki günlerde de çok harika olaylar olacak yine.

Ekşi Sözlük’ten biri de “Bu devrin Ebu Hureyre’si Adnan Oktar’dır” diyor.

Yarın devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yarın tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü