Harun Yahya

Sohbetler (28 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BVÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Evet, ne güzel. Buyurun dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Salih Zeki Çolak, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Abidin Ünal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu, Cumhurbaşkanlığındaki Millet Camii’nde sabah namazı kıldı.

ADNAN OKTAR: “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman “İmanlı millet hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor, bak “kahraman ordu” diyor. Ordu mensupları aslan, maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Hulusi Akar ve Kuvvet Komutanları’nın camiye girişi vatandaşlar tarafından cep telefonlarıyla görüntülendi. Bazı vatandaşlar “Sabah namazında Genelkurmay Başkanı camide, Rabbim sana şükürler olsun” diye şükretti. Görüntüler var.

ADNAN OKTAR: Muhteşem olmuş muhteşem. Paşalarımızın ellerinden öpüyoruz, muhteşem olmuş. Küfre, İngiliz derin devletine akıl almaz bir yumruk. Kahpe PKK’ya akıl almaz bir yumruk, muhteşem. Tekrar tebrik ediyorum Allah hidayetlerini artırsın, Allah uzun ömür versin. Yani sözün bittiği yer. Çok çok güzel. Allah hayırlara vesile etsin.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün İstanbul’un gündüz vakti aniden geceye bürünme sebebi, şehrin üzerine eksi 60 derecelik 10 kilometre kalınlığında devasa bir bulut kütlesinin gelmiş olmasıymış. Açıklamaya göre tonlarca su taşıma kapasitesine sahip bu kalın bulut kütlesi şehrin merkezinde sıcak havayla çarpıştı ve aşağı patlama denilen bir doğa olayı yaşandı.

ADNAN OKTAR: Bulutu oraya kim getirdi? Yani dünyanın hiçbir yerine götürmüyor da niye İstanbul’un üstüne getiriyor saat 6 sularında? Kimle vaatleşti de geldi? Koskoca dünyada niye İstanbul’u seçti, tam İstanbul’un üstünde? Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bu meteorolojik hadise normal şartların tersine aşağı yöne doğru ivme alan içinde çok sayıda yıldırım olan ve yerde yanlara saçılan çok kuvvetli bir hava hareketi olarak biliniyor, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: O, olayın teknik açıklaması. Böyle bir olay milyarda bir ihtimal, trilyonda bir ihtimal olabilir. İstanbul’u seçmesi hiç açıklanacak gibi değil. Ve saati çok acayip, 6 ile 7 arası.

Bak diyor ki Allah Mülk Suresi 17’nci ayette, hep yediler: “Yoksa gökte olanın” Allah’ın “üzerinize 'taş yağdıran” sert cisimler anlamında sert cisimler Arapçada, yani dolu da olabilir her şey olabilir “yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz?” Bak “Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran” sert cisimler yani dolu cinsi de dahil sert cisim anlamına gelen “(fırtınalı) bir rüzgar'” yani sert keskin yıkıcı bir rüzgar “göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim nezirim (uyarmam) nasılmış bilip-öğreneceksiniz.” Nezir ne Arapçada bir bakalım.

Maide Suresi 5’e 19’da açıklıyor Allah nezirin ne olduğunu: “Ey Kitap Ehli, elçilerin arası kesildiği dönemde” yani peygamberin vefatından çok uzun süre geçtiği zaman "Bize müjdeci de, bir uyarıcı da gelmedi" demenize (fırsat kalmasın) diye” nezirun yani tebliğci yani Hz. Mehdi (as), “size apaçık anlatan elçimiz geldi. Böylece müjdeci de, uyarıcı da” nezir de “gelmiştir artık. Allah her şeye güç yetirendir.”

Yine A’raf Suresi 7’ye 184’te neziri açıklıyor Allah: “Sahiplerinde (ya da arkadaşları olan elçide) delilikten hiç bir şey olmadığını düşünmüyorlar mı?” O bir deli değil diyor Allah. “O, apaçık bir nezirden (uyarıcıdan) başkası değildir.” Uyarıcıdan başkası değildir.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Nuray Mert, bugün kendisine yapılan eleştirilere cevaben bir yazı yazdı ve yazısına şu ayetle başladı, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar.” (Hac Suresi, 73) Ayetle hiçbir açıklama yapmadı ancak böyle bir dönemde fikirleri özgürce beyan etmenin zor olduğunu, buna rağmen konuşmaktan korkmamak gerektiğini belirtti. Kendisini eleştirenlerin sığ bir pozitivist anlayışla bunu yaptıklarını, evrimin sadece bir hipotezden ibaret olduğunu zaten herkesin bildiğini söyledi. İnsanların kendi inanç ve düşünceleri ne olursa olsun diğer tarafa bunu dayatmaması gerektiği üzerinde durdu.

ADNAN OKTAR: Evet, doğru.

Allah yolunda mücadele için Müslümanlar dua ediyorlar Hz. Mehdi (as) için. Bakara Suresi 246’da. “Musa'dan sonra İsrailoğullarının önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda (mücadele edelim) savaşalım" yani Moşiyah’ı Mehdi’yi gönder, onlar melik diye bir şey bilmez. Musevilerin bildiği Moşiyah’tır. Kuran detaya girmemiş. Melik dediğini açıklıyor Tevrat çünkü. Adamların ne istediğini açıklıyor Tevrat’a baktığımızda Moşiyah gelsin de diyorlar Allah yolunda mücadele edelim.

Bakara Suresi 247, “Onlara peygamberleri dedi ki: "Allah size Talut'u (melik(Mehdi) olarak) gönderdi." Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken” daha bilgili, daha alim, daha zengin ve daha şöhretliyken “ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken,” malı-mülkü de yok diyor bak, malı yok dikkat et bu çok önemli bir detaydır. Yani üzerine kayıtlı malı yok. “..nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık (mülk)(Mehdilik)) onun olabilir?" dediler. O (şöyle) demişti: "Doğrusu Allah size onu” yani o devrin Mehdi’sini “seçti ve onun bilgi ve bedeni gücünü arttırdı.” İlim yönünden sizden daha üstün diyor, bedenen de sizden daha üstün diyor. “Allah, kime dilerse mülkünü verir;” mülk demek dünya hakimiyeti idarecilik, “Allah (rahmeti ve gücü) geniş olandır, bilendir.”

Nisa Suresi 75, şeytandan Allah’a sığınırım: “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar,” şu an zalim olan ülkelerde Müslümanlar, milyonlarca Müslüman çıkıyor mu? Ayetin tam karşılığı. Bak zalim ülkeler var ve zalim ülkelerde yani zalim yöneticiler var, ülke zalim olmaz yönetici zalim olur, “zalim yöneticileri olan bu ülkelerden bizi çıkar, bize Katından bir (Mehdi) veli (koruyucu sahip)kurtarıcı) gönder,” diyor müminler. Siz ne diyorsunuz? “Kuran’da yok” diyorsunuz. Bak “Bunu diyen erkekler, kadınlar” bütün Müslümanlar söylüyor bunu “ve çocuklardan” çocuklar da bunu söylüyor, çocuklar bile Mehdi bekliyor. Kadınlar erkekler hepsi Mehdi bekliyor. Siz “yok” diyorsunuz. “..zayıf bırakılmışlar” zayıf bırakılmışlar mustazaf, bütün Müslümanlar şu an zayıf perişan vaziyetteler hemen hemen tamamı, “onlar adına mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75) diyor Allah.

Pek kurtulacakları gibi değil. Alametler peş peşe gelecektir ve devam edecek, göksel ve yersel alametler ve birçok olay peş peşe devam edecektir. Görülmemiş olaylar.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Merhaba, ben Mehmet. İnsanların dini Kuran’dan değil de başka kaynaklardan hiç araştırmadan gözü kapalı inanmaları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu doğru bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Aslan aslan, bak her yerde gençler Kuran talebesi olmuş her yerde. Bir konu açıklıyor fetva veriyor “neye göre?” diyoruz “böyle duydum hocalardan” diyor. “Allah mı dedi hocadan mı duydun?” “Hocadan duydum” diyor. Allah diyor ki “ya ataları bir şey bilmeyen cahil insanlarsa yine mi uyacaklar” diyor. “Evet uyacağım” diyor. “Bu Kuran’dan sansınlar diye dillerini eğip-bükerler” diyor. Bu sefer sorunca Kuran’da var” diyor. “Nerede var?” diyorsun “ şu an Kuran’da bulamıyorum” diyor. Şu an değil sonsuza kadar arasan bulmazsın, Kuran’da yok çünkü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Telefondan Kuran okumanın bir sakıncası var mıdır?

ADNAN OKTAR: Yok, gayet güzel. Her yerde Allah’ın adı duyulacak. Zaten ahir zamanda insanların avucunda da Kuran’ın duyulacağı, Allah’ın zikredileceği, herkesin her yerde Allah’tan bahsedeceği var hadislerde. Dolayısıyla aksi yanlış. Yani bunu kabul etmemek yanlış. Evet.

VTR: Günümüzde Atatürk’e saygı duyulmamasını neye bağlıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Atatürk’e saygı duymayan saygı duyulmayan adamlar. Kendine saygısı yok, kimsenin ona saygısı yok. Toplumda oluyor böyle tipler. Kaç tane işte 200-300-500. Türkiye ne kadar 83 milyon, bunda şaşacak bir şey yok. Hayır, Atatürk’e mesela desen ki 80 milyon falan saygı duymaz o zaman aklım alır ama çok azınlık her zaman olmuştur böyle tipler. İdi ayrıca idi, benim kitaplarımdan, CD’lerimden, konuşmalarımdan sonra böyle bir topluluk da kalmadı. Atatürk karşıtı artık göremezsiniz. Eskiden cayır cayır söylüyorlardı, bağıra bağıra sokaklarda söylüyorlardı. Ama şu an yok bitti bu konu. Ama Atatürk’ü unutturmak isteyen zavallılar var, yani haddi yetmeyecek şeye giriyor. Kuran talebesi olan bir insanı nasıl unutturacaksın sen niye unutturasın? Ve sana ne kazandıracak? Ve yapamayacağın bir şeyi niye düşünürsün? Çünkü kalplerde olan bir şey, akılda olan bir şey. Atatürk Türk milletinin özüdür. Evet.

BÜLENT SEZGİN: CHP ve MHP’den bazı vekiller Merve Kavakçı’nın Şeyh Nazım Kıbrısi ile olan fotoğrafını eleştirmişti. AK Parti Sözcüsü Mahir Ünal konuya şöyle cevap verdi: “Bizim geleneklerimiz açısından değerlerimiz ve inançlarımız açısından Hacı Bektaş-ı Veli’yi, Yunus Emre’yi, Taptuk Emre’yi bilmeyen, bizim geleneğimizde büyük-küçük, edep-adap, irfan geleneğini bilmeyen bir anlayışın o fotoğrafı değerlendirmesinin de sağlıklı olmadığını anlıyorum” dedi.

ADNAN OKTAR: Bak, bir şeyde ben öncü olduğumda arkası geliyor. Ben ne dersem o. Türkiye’de Allah’a çok şükür gündemi belirliyoruz. Bak ne dersek, ben ne konuşursam aynısını yazarlar konuşuyor. İlham alarak, biraz genişleterek, biraz eksilterek benim dediklerimin aynısını söylüyorlar.

Bir de burada o şahsın dili Şeyh Nazım Hocamız’a doğru uzanmış çok ayıp yapmış. Ve düzeltmesi gerekiyor bekliyoruz. Bak süre geçti daha hala düzeltmedi. Ayıp katlanarak gelişir, saatler bile bu katlamayı artırır. En geç yarın öbür gün mutlaka bir açıklama yapsın özür dilesin. Özür mahiyetinde nezaketli bir konuşma yapsın. Maksadını aştı diyebilir bir şey diyebilir bu lafını düzeltsin olmamış bu laf.

MHP’nin içinde böyle birinin bulunmasını biz hazmedemiyoruz. Başka bir yerden olsa tamam, MHP’nin içinde böyle bir ses bizi rahatsız eder, olmaz. MHP’nin kutsal bir kale olduğunu bilen bir insan bu kutsal kalenin içinde böyle bir konuşma yapamaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Hakan Doğan. Yakında bir deprem oldu Bodrum’da. Bu depremde sosyal medyada bir etiket oluştu, dinsizlerin olduğu yerde bir deprem oldu diye bir söylenti çıktı. Bu deprem her yerde oluyor neden bu önyargı var?

ADNAN OKTAR: Bodrum’a gitsinler konuşsunlar bakayım nerede dinsiz varmış? Bodrum halkının hepsi dindardır. Onu diyenlerin kendi inançlarında bir hastalık olabilir. Bağnaz ve gelenekçi Ortodoks inançta bazı insanlar saplantılı oluyorlar, akılları zayıf oluyor. Çabuk böyle provoke edilebiliyorlar. Bu adamları kaale almanın alemi yok bunlar herkese karşı ve lafını sözünü bilmez. Yani gelenekçi Ortodoks içerisinde bu düşünce kafasında adamlarda patavatsız çok olur, münasebetsizlik çok olur. O tip bir patavatsızlık ve münasebetsizlik. Çoktur hakikaten onlarda densizlik, patavatsızlık onların ana özelliklerindendir birçoğunun. Bir yere bir topluluğa gitsinler ya horlayarak uyurlar, ya gelir gelmez susar, ya başka bir ihtiyacı vardır, ya lafı acayip uzatır kimseye laf bırakmaz konuşur. Allah’ın hikmeti, hayret edecek bir beyin yapısında oluyorlar bambaşkadır. Buna rağmen bu millet ilerliyor helal olsun milletimize bu adamlara rağmen. Dolayısıyla onu diyen gitsin Bodrum sokaklarında bir gezsin, alsın eline mikrofonu bir teyp alsın gezsin. Kimmiş Allah’ı inkar eden? Bodrum halkı çok kalender, sevgi dolu, nezih insanlar nereden çıktı bu? Öyle bir şey yok. Allah Kendine yaklaştırmak istiyor Bodrum halkını. Takva olan, güzel olan bu insanlara daha çok Kendini sevdirmek istiyor. Sevginin artması amaçlıdır. Ceza vermek öyle olmaz, ceza verdi mi Allah yerle bir eder. Bir kavmin tamamı helak olur öyle bir şeyde hiç kurtulan olmaz, bir kişi bile kurtulmaz. Ama onun içinde masumlar varsa onlar şehit hükmünde olur o ayrı mesele ama her yer dümdüz olur. Dolayısıyla bu, Allah’ın Kendini sevdirmek için Bodrum halkına bir sevgi gösterisidir Allah’ın. Seven Allah’ın kullarını Kendine yaklaştırmak için onları uyarmasıdır. Evet.

VTR: Adalet istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Aslan aslan. İşte somut deliller verirseniz söz bir Allah bir buradan söyleyeceğim. Güzel adalet istemeniz, adalet gelişsin deyin, adalet iyi olsun deyin. Mesela benim de aleyhime çok fazla dava açılmıştı. Bütün davaları dün birleştirdiler tek celsede hepsini düşürdüler, hepsinden takipsizlik aldım. Ama bir tane, iki tane, on tane değil çok fazla, mahkemeler uğraşamadığı için hepsini bir araya getirmişler, tek seferde hepsine takipsizlik. Kıskananlar oluyor, haset edeni oluyor bilmem ne bunlar böyle. Ama bizim hakimlerimiz şu an benim gördüğüm dürüstler, doğru gidiyorlar. Hakimlere maaş artırabiliriz adalet açısından eğer bunu kastediyorsa bu olabilir, lojmanlarını güzelleştirebiliriz, korumalarını artırabiliriz. Onları teşci etmek, takdir etmek önemlidir. Arkalarında olduğumuzu, yanlarında olduğumuzu vurgulayalım, onları sevdiğimizi, onlara güvendiğimizi onlara vurgulayalım. Bizim evlatlarımız, bizim insanlarımız hakimler. Benim gördüğüm hepsi vicdanlı. Ha cins anormal adam olmaz mı? Olur. Hemen söyleyin. Hükümet hemen yakasına yapışır. Öyle paralelci bilmem ne manyak falan bir tip çıkarsa söyleyin niye susuyorsunuz? Şöyle haksızlığa uğradık, böyle anormallik yaptı dersiniz tak devlet yakasına yapışır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ateşli silahlar hakkında yönetmelik yeniden düzenlendi. Silah taşıma ruhsatının verilmesinde İçişleri Bakanı’nın yetkileri artırıldı. Bakan, can güvenliği gerekçesiyle taşıma ruhsatı verebilecek.

ADNAN OKTAR: İyi olur. Kabadayılara özellikle bu olaylarda devletten yana, milletten yana tavır alan aslanlara, liyakatli olan delikanlılara silah verilsin. İstemelerine de gerek yok hediye edilsin. Gitsin polis “Selamun Aleyküm, sen kabadayıymışsın, efeymişsin, yiğitmişsin kanaatimiz geldi sana silah getirdik” dersin hediye edersin. Ruhsatıyla beraber hatta kılıfını falan da versin devlet beline taksın. Güvenilir, temiz, aklı başında insanların hepsine silah verilmesi lazım, iyi olur. Benim silahım yok, üstümde ben kalem bile taşımıyorum, para da taşımıyorum hiçbir şey taşımıyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayat güzel değil.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, sen bir kere yakışıklı delikanlısın ve neşelisin. Neden böyle dedin ben bunu anlayabilmiş değilim. Sen bir şeye kızmışsındır yarım saat önce falan onun etkisindesindir. Yoksa yanlış anlama da böyle alemin neşenin adamısın sen anlaşılıyor yüzünden. Seni üzen neyse sen onu söyle de biz onu düzeltelim. Evet.

VTR: Genel farklılık, Ukrayna ile Türk insanı arasındaki hoşgörüsüzlük, Türkiye’ye de hoşgörüsüzlük diyemem ama oradaki insanlar bazı konularda daha medeni. Dönüp bakmıyorlar mesela bazı şeyler olduğu zaman. Burada biraz abes kaçıyor.

ADNAN OKTAR: O doğru. Avrupa’ya göre İsveç, Norveç, Hollanda, Danimarka’ya, Ukrayna’ya göre Türkiye’deki görgü, kültür düzeyi, medeniyet anlayışı, sanat estetik anlayışı bazı yerlerde çok geri gerçekten. Bu doğru zaten bunun derdindeyiz biz. Bu bir felaket. Sanat anlayışı felaket bazı yerde, kalitesizlik felaket. Ama gençlerimiz çok zeki ve kaliteye, güzelliğe çok önem veren insanlar. Bu gereksiz yere gelenekçi Ortodoks sistem tarafından bize yapıştırıldı. Bunu temizlemek an meselesi. Hükümetle ittifak etmesi gerekiyor gençlerin. Tayyip Hocam bu konuda evvelAllah en önde gider. Ama şu bakanlık işini bak ben uzun süreden beri söylüyorum Tayyip Hocam bu konuyu halletsin. Bak kaliteyle ilgili bir kurum oluşturulsun. Sanat ve kalite bakanlığı olabilir, işte kültür sanat kalite bakanlığı olabilir. Kalite belgesi verilmeyen bir şeye de müsaade edilmesin. Binada olsun, heykel, resim bölümler olsun. Mesela heykel bölümünü ayrı bir heyet değerlendirsin, binaları ayrı bir heyet değerlendirsin. Mimari yönden tamamdır mühendislik yönünden ama kalite yönünden kalitesizdir. Mimara göre iyidir güzeldir ama mimar demek sanatçı demek değildir. Mimar sanatçı da olabilir olmayabilir de. Mimardır ama sanat yönü yoktur. Kaliteyi ön plana çıkartmamıştır. Bunun için özel bir ekip gerekiyor. Kalite konusunda uyarır baştan söyler. Mesela heykel yapılmadan önce şu kalitede yaparsan kabul ederiz derler. Böylece boşa da emek verilmemiş olur.

Fikret Efendi buyurun.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorularımız var.

VTR: Merhaba ben Yusuf. Gençlerin flört etmesi kötü bir şey mi? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Flört olur da şöyle olur; o genç kıza çok değer veriyorsundur, çok saygı duyuyorsundur, hürmet ediyorsundur, yüce görürsün, haysiyetine, şerefine, namusuna o kadar titizsindir ki kendi namusun olarak görürsün. Nasıl kendi ailene titizsen, kendine titizsen ona da titiz olman gerekir. Kendini koruduğun gibi onu da koruyorsan, Allah’tan korkuyorsan, Allah’ı seviyorsan, onu da Allah’a Kuran’a davet ediyorsan, onun sağlığına sıhhatine dikkat ediyorsan, bir çiçek gibi yetişmesi için özen gösteriyorsan tamam. O zaman flörtü de ol neyi oluyorsan ol. Ama onu bir av gibi görüyorsan, kullanılıp atılacak bir şey olarak görüyorsan, senin için demeyeyim de sonradan işte beraber çekilmiş resimlerinizi falan internette yayınlayarak “anana gösteririm babana gösteririm” bilmem ne diyerekten vicdansızlık ediyorsa bir adam, çocuğu herhangi bir şekilde tehdit ediyorsa dövmekle sövmekle. Geçenlerde öyle bir ahlaksız vardı zaten, kız arkadaşlığını kabul etmedi diye dövmeye kalkmış falan. Bunlar yoksa ölüm tehdidi falan, hürriyetine saygı gösteriyorsan o zaman tamam. Çünkü sen dünyanın en değerli varlığıyla berabersin. En değerli varlığa gösterilecek hürmeti gösteriyorsan tamam.

Evet, dinliyorum.

VTR: Geçenlerde halka gerek sosyal medyadan gerek TV’lerden sigaraya zam geleceği söylendi. Çok kullanılan sigara markaları bayağı pahalı bütçeyle satılacağı söylendi.  Biz sigara sevenler olarak bu para bayağı bizim gözümüzü kapattı ve sigara nasıl içeceğiz biz bu şekilde para yükselirse? Tek derdimiz sigara bizim ve sigara olmazsa yaşayamayız.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, bayağı yakışıklısın çok güzel bir delikanlısın. Sen kendine nasıl kıyıyorsun? Ciğerlerin körpecik, elin yüzün sağlığın sıhhatin tamamen gider. Niye kendini öyle kilitliyorsun? Sigara nedir yani? Dumanı, kokusu, acı ve rahatsızlık verici. Ağızdaki tadı çok kötü, ağızdaki kokusu çok kötü. Boğazı yakıyor, acı veriyor boğaza öksürtüyor insanı. Ve hemen tansiyonu yükseltir. Sinirleri gerer insanın sinirli olmasına sebep olur. Yakışıklım, nereden çıkarttın bunu bu kadar ihtiyaç gibi gördün? Hayır, Ankara dönerine niye zam geldi desen ortalığı yıkarız kanunla hukukla evvelAllah bunu aklım alır. Ama sigara yapmayın etmeyin Allah aşkına. Aslan gibi delikanlısın, boylu-boslusun niye kendini yakıyorsun. Sakın böyle şeylere gerek yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ismim Muhammed Titiz. Yaşım 20, doğma büyüme Fransa Avrupa ülkesi. Şu anda da bir yıldır İstanbul İlahiyat Fakültesi’nde okuyorum. Bugün sizlere oradaki gençlerin İslam’ı nasıl yaşadığını anlatacağım. Oradaki gençler din konusunda dine daha düşkünler buraya göre. Orada cuma namazları olsun, beş vakit namaz olsun, bayram namazları olsun gençlerimiz bu konuda bence Türkiye’deki gençlere göre daha titizler. Her Cuma camiler doludur. Tabii orada Avrupa ülkesi olduğu için İslam’ı yaşamak daha zor. Çünkü oradaki toplumsal baskı, politik konularda sıkıntılar yaşayabiliyoruz. Bu bence bizim için bir etkendir. O bizim dinimize daha çok sarılmamızı sağlıyor. Türkiye’mizde maalesef bu yaklaşımı pek göremiyoruz. Çünkü burası daha çok İslami bir ülke olduğu için daha kolay oluyor camilere ulaşım her yanımız cami olduğu için İslam’a daha yakın olduğumuz için. Bence buradaki İslam’ı dini yaşamak daha zor. Niye daha zor? Çünkü burada ulaşım kolay olduğu için ve kolay olan şeylere insanın nefsi bunu yapmaya daha zorlanır. Ama orada öyle değil. Mesela ben camiden yaklaşık 3-4 kilometre uzaklıkta yaşıyorum. Ben çıkıp da yürüyerek camiye gidemiyorum. O yüzden ben çıkacağım arabamı alacağım öyle camiye gideceğim ve bunu yapmak işte tam bir mücadele oluyor. Ve bunu yapınca da mutlu oluyoruz.

VTR: İsmim Medih Karaduman, 29 yaşındayım. Fransa Lyon’dan geliyorum. Orada gerçekten İslam’ı yaşamak için istek lazım. Burada her tarafımız din, cami olduğu için yakın olduğu yere kolay gitmiyoruz, uzak olduğu yere zorlanıyoruz ama daha kolay gitmeye çalışıyoruz.

ADNAN OKTAR: İkisi de çok tatlı güzel insanlar, temiz insanlar, dindarlar belli İslam’ın yayılmasını istiyorlar, dinin yaşanmasını istiyorlar. Allah kalbinize ferahlık versin. Siz ne güzel Mehdiyet devrinde doğdunuz, Mehdiyet devrinde gençsiniz, güzel günler göreceksiniz, inşaAllah. Bütün gençler aynı kafada sizinle hepsi. Her yerde herkes İslam’ın yaşanmasını istiyor. Hepsi de modern İslam anlayışı içerisinde. Dikkat ederseniz şapka şekli falan hepsi modern. Hiçbiri gelenekçi Ortodoks inançta değiller. Eski badem bıyık modası falan da yok öyle bir şey de bitti. Hayır ben kötü demiyorum, badem bıyıktan hoşlanabilir bir insan. İsterse leblebi gibi yapsın nasıl istiyorsa yapsın, sevdiği neyse onu yapar. Ama gençlerin arasında müthiş bir Kuran Müslümanlığı hayranlığı yaygın ve bu çığ gibi de gelişiyor Allah’a şükür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kızları etkileme yolları nelerdir acaba?

ADNAN OKTAR: Bir kere kızlara eğilim duyuyor olmanız çok güzel, kızları seviyor olmanız, kızlarla arkadaş olmak istemeniz, evlenmek istemeniz bu hoş bu bizi sevindirir, bu bir nimet. Allah vermesin homoseksüel olmanız bizi çok tedirgin eder korkutur. Erkeğin erkeğe yönelmesi bizi çok tedirgin eder. Kızları isteyin tabii ki kızlarla evlenmek isteyin, helaliyle beraber olmak isteyin, hayran olun, aşık olun, efendim, onları bir nimet olarak görün, gözünüzde büyük olduğunu, değerli olduğunu vurgulayın bu çok güzel. Ama bir genç kız menekşe çiçeği gibi çok hassas bir varlıktır. Eğer namusunu kirletirsen mahvolur biter yani sana söyleyeyim, bitti. Psikolojik çökerttin mi onu sen bitti o bir şey kalmadı demektir. Bedenen de çökertirsen mahvetmiş olursun. Ruhen ve bedenen o çiçeği çok diri ve güzel tutacaksan o çiçek seni hakkın olur. Bak demin de söyledim. Namusuna, haysiyetine, şerefine, onuruna, sağlığına sıhhatine, mutluluğuna sevincine, iyiliğine güzelliğine kefilsen, destekçiysen, hamiysen helal olsun sana. Hiçbir kız buna hayır demez. Niye desin? Ama üzeceksen, ezeceksen, canını yakacaksan Allah haram etsin. Olmaz. Allah’ı çok sevin, Kuran’a sarılın Allah size kadınlar yaratır, güzel kadınlara sahip olursunuz. Onlar size sahip olur mutlu güzel yaşarsınız. Onlar o zaman aslan gibi olur başı dik. Ama bak genç kızların bütün gözleri yerde hepsinin sokakta gezerken. Gözünü kaldıramıyor yerden. Destek olun himaye edin dimdik bakacak hale gelsinler. Bir genç kız tutkuyla bakar etrafına sevgiyle bakar. Bakamıyor çocuklar korkudan. Güzel giyinemiyor, dekolte giyinemiyor. Mesela dekolte çok yakışır kadına, kadının güzelliğini kat kat artıran bir nimet yapamıyor. Parfüm kullanamıyor, hiç kadın kahkahası duyamıyoruz, kadın gülmesi, çok güzeldir kadınların gülmesi duyamıyoruz. Kadın sesi çok güzeldir duyamıyoruz. Kız çocuklarını erkeğe benzetiyorlar. İşte geniş omuzlu olun, dar kalçalı olun, makyajı az yapın belli belirsiz olsun, parfüm kullanmayın, sert yüzlü olun. Mankenlere de onu öğretiyorlar. Kavgaya çıkmış gibi çıkıyorlar podyuma bilmiyorum dikkat ediyor musunuz? Akıl almaz bir sert bakış nefret dolu adeta bir kısmının yüzü. Ne oluyorsunuz? Geniş omuzlar, daracık kalça, çok zayıf bir beden. Ama homoseksüellere bak şimdi hakaret etmeyeyim de adamlar zaten birçoğu şekilsiz, fıçı gibi birçoğu. Onlara her şey serbest, makyaj serbest, giyinmek serbest, renkler serbest, bağırtı çağırtı serbest, orasını burasını açması serbest hepsi serbest. Genç kızlara da hepsi yasak. Bu yasağı kimler deruhte ediyor; babası, anası, amcası, ağabeyi, dayısı, sokağın delikanlıları. Böyle olmaz, o zaman kadını yok ediyorsunuz işte. O zaman sadece homoseksüelliğin kapısı açık kalıyor. Bırakın kadınlar özgür olsun, güzel olsun, çiçek gibi sokakları doldursunlar. Çok güzel bizim kadınlarımız. Sokakta güzel kadın çok nadir çok çok nadir, binde bir bazı yerlerde. Bu böyle mi olacaktık biz? Her yer güzel kadın olsun. Mesela git Ukrayna’ya adım başı güzel kadın vardır. Romanya adım başı güzel kadın vardır. Hep dekolte ve çok bakımlılar. Homoseksüeli parmakla sayarsın yok çünkü kadın hakimiyeti var, kadın güzelliği var. Kadın güzelliğini kaldırdı gelenekçi Ortodoks kafa yerini homoseksüellik aldı. Kepazelik paçalardan akıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bekarlık sultanlık mı?

ADNAN OKTAR: Bekarlık sultanlık nasıl olur; sevgisiz bir ortam varsa, merhamet yoksa, saygı yoksa, deccaliyet hakimse, herkes herkesten korkuyorsa, kadınlar erkeklerden, erkekler kadınlardan korkuyorsa, güven kalmamışsa, aşk tutku kalmamışsa bekarlık sultanlık olur adam için tabii ki. Tek başına kalmak sultanlık olur. Gider evde tek başına oturur tek kurtuluştur onun için. Ahir zamanın özelliğidir bekarlığın sultanlık olması. Niye bekarlık sultanlık olsun? İnsan kadınla mutlu olur dünyanın en güzel varlığı. En büyük nimet olmadan nasıl insan mutlu olur? Kadın olmadan nasıl mutlu olunur tek başına? Allah’ın bu büyük nimeti varken bu nimete bir insan sahip değilse büyük bir belaya uğramış demektir. Büyük bir felakete uğramış demektir.

VTR: Yanınızdaki arkadaşlar niye bu kadar gösterişli?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, sen de bayağı yakışıklısın baksana kaş-göz, değil mi? Süper güzelsin, maşaAllah. Ben güzel insanı severim, güzelliği severim. Mesela orada bir stüdyo, boş bir yer vardı böyle pek kullanılmayan bir yer. Orayı stüdyo haline getirdim yok böyle bir şey yani şahane. Tabii bayağı güzel oldu.

Güzel insanla İslam güzel anlatılır. Peygamberimiz (sav)’in metodudur. Hz. Süleyman (as)’ın metodudur. Dedelerimiz bize böyle dedi, böyle yol gösterdi biz de dedelerimizin yolunda gidiyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Genç kızların sokakta daha rahat gezebilmesi için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu çok acı bir olay. Mesela bak çok güzel bir kız, çok güzel bir hanım. Bakımı güzel, makyaj yapmış. Şimdi adam diyor ki; onun makyajı aşırı. Bunlar karar veriyor yani homoseksüel lobisi veriyor, bazı akıldaneler veriyor. Karar veriyorlar yani. Kadına yakışan makyaj, makyajdır. Hafif olması lazım diyor. Sen makyajın belli olmasını istemiyorsun. Öyle bir olay olmaz. Bu güzel insanların sokakta bu güzellikle gezmeleri Türkiye’yi bir kere çok kaliteli bir toplum haline getirir. Türkiye Avrupai olur. Türkiye seçkin olur. Gençler, insanlar herkes huzurlu olur. En güzel sanatsal varlık kadındır. En estetik varlık kadındır. Bırakın kadınlarımız özgür olsun. İstedikleri gibi dekolte giyinsinler. Bakımlı olsunlar. Makyajlı, hoş ve güzel olarak sokağa çıksınlar. Bütün delikanlılar, kabadayılar genç kızları koruyup kollasınlar. Haysiyeti, şerefi, namusu onların bizden sorulur aynı zamanda. Millet olarak hepimiz onları koruyup kollayalım. Ve onlar da huzurla, güzellikle, güvenle sokaklarda gezsinler. Sokakların, dünyanın süsü kadındır. Her yerin süsü kadındır. Kadının olmadığı bir yer nasıl güzel olsun? Nereye kadın gitse orası güzelleşir. Bak yanında da ya kardeşi ya arkadaşı bilmiyorum. O da ona sahip çıkmış. Canım benim mesela kıyafeti de çok güzel. Haklı olarak özgürlük istiyor tabii ki. 

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Uslu durmayan yavru köpekler var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi ben ne diyeyim bu kadar bol köpek oluyor. Onun ben bir tanesini bile sevemiyorum. Şimdi bu normal bir durum değil ki. Hakikaten fabrikadan çıkmış gibi hepsi. Hayır kuyruk hiç rahat durmuyor. Bir enerji patlaması yaşıyorlar. Ne yaparsan yap. Akşama kadar uğraşsa olmaz.

Evet soruları yine alalım.

VTR: Merhabalar. Bir erkeğin bir kızı sevdiğini nasıl anlayabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ona olan derin saygısından, hürmetinden, gözlerindeki derin tutkudan, gösterdiği şefkatten, onu korumadaki kararlılığından, ölümü göze alması lazım bir genç bir hanımı korurken. Ölümü göze almıyorsa zaten seviyor diyemeyiz. Ölümü göze alması lazım. Ve onun hürriyetine, özgürlüğüne, namusuna, şerefine, onuruna çok titiz olmasıyla anlarsınız. Aklına, sağlığına, sıhhatine dikkat etmesi, imanına özen göstermesi. Ve kendinin de Allah’tan korkmasından, Allah’ı çok sevmesinden anlaşılır. Onun dışında genç kızlar yalnız kaldılar, çocuklar. Ben böyle bir felaketin olabileceğini hiç tahmin etmiyordum. Genç kızlar hep yalnız, çoğu yalnız. Sevecek bir insan bulamıyorlar. Tanışıyor mesela internetten önce bir haber gönderiyorlar. Nasılsınız? İyiyim. Ee ne yapıyorsun? Hafif, yavaş yavaş kurt yaklaşır gibi böyle. Ne yapayım diyor işte çalışıyorum falan diyor. Bir kahve içsek diyor. Şimdi bak. Tamam diyor kız da. Kahve içiyorlar, hadi diyor bizim eve bir gidelim diyor. Hadi gidelim diyor. Götürüyor kızın ırzına geçiyor. Hadi şimdi git evine diyor. Akıl almaz küfürler hakaretler. En ufak bir çıkarıyla çatıştığında, bu mu sevgi, bu mu saygı? Hayır evine de götürebilirsin ama iki büklüm olursun. Saygıdan, hürmetten. Korursun, kollarsın. Haysiyetine, şerefine çok titiz olursun. Annesinin, babasının mutluluğuna da özen gösterirsin. Onların da iyi olması için gayret edersin. Her şeyine katkıda bulunursan, ona buram buram sevgiyi yaşatırsan, o çocuk mutlu olur. Yoksa insan zayıftır. Sen oturup onun haysiyetini, şerefini iki paralık edeceksin. Ondan sonra yok babana söylerim, anana söylerim. Bin bir türlü ahlaksızlık. Dövenler, sövenler, ahlaksızlık yapanlar. Çocukların epey bir bölümü deliye dönmüş durumda, korkuyorlar. Başları hep yerde, bakamıyorlar. Baksa bile musallat oluyor, niye baktın diye. Niye baktın diyor çocuk yani. Ben geçiyordum diyor dikkatlice bakmadım. Bakar yani ne var bakmasında? O bile suç oluyor. Onun için özenle kaldırıma bakarak yürüyor çocuklar. Ne kadar? Çok büyük bir oran böyle yapıyor. Ne süslenebiliyorlar, ne makyaj yapabiliyorlar, ne saçına bakım yapabiliyor çocuklar. Ne göğsünü dikebiliyor. Mesela göğsü belli olacak diye hep kambur geziyor çocuklar. Hep kambur genç kızlar. Büyük bölümü, kambur. Yavrum niye iki büklüm geziyorsun? Diyor göğsüm belli olmasın diye. Sen genç kızsın, göğsün senin süsün. Ne korkuyorsun? Dimdik yürü. Utanç duyacağın bir şey mi? Ama çocuğa öyle bir göstermişler ki. Göğsünü utanç verici bir şey olarak göstermişler ona. Kalçasını utanç verecek bir şey olarak gösteriyorlar. Oo diyor ne kadar geniş böyle. Kadın kalçası tabii ki geniş olur. Erkek gibi olması gerekiyormuş. Göğsü büyük diyor. Onu suç haline getiriyor. Kızlar da belli olmasın diye yavrum, çocuklar iki büklüm böyle önlerine eğilip gidiyorlar, hep kambur geziyorlar. Sen kadınsın. Onur duyacaksın. Tabii ki göğsün de büyük de olabilir. Göğsünü gere gere gez. Kalçan da geniş olabilir. Kadınsın gayet güzel yakışır. Kadınlığının bir süsüdür o. Ne çekiniyorsun? Ama çocuklara nefes aldırmıyorlar. Mesela topuklu ayakkabı mümkün mü? Yüksek topuklu ayakkabı. Demediklerini bırakmıyorlar. Mini şort, mini etek, göğüs dekoltesi. Mümkün değil adeta bazı yerlerde. Dirensin genç kızlar asla kabul etmesinler. Eğer bunu kabul ederlerse mahvolurlar Allah esirgesin. Adım adım ilerler adamlar. Bilakis son derece, özgür, rahat göğüslerini gere gere gezsinler. Özgürlüğün tadını çıkarsınlar. Bütün gençler Kuran Müslümanı benim gördüğüm. Çoğunluksunuz, bir avuç gelenekçi Ortodoks’un inanmadıkları baskı anlayışına boyun eğmeyin. Onlar da inanmıyor çünkü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Damla. Bazı erkekler niye bu kadar düşüncesiz çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Bak benim güzel yüzlüme bak. Nur gibi, cennet kızı gibi. Mesela bu el kadar çocuk, çok şeker bayağı güzel bir kız. Bu hassastır yani mesela. Bir şey dersin kırılabilir, bir şey dersin üzülebilir, alıngan olabilir. Bir kere erkeğin çok çok akıllı olması lazım. Bir kadına münasebetsiz mesela diyor ki “bir kaşın senin biraz daha yüksek mi bana mı öyle geliyor?” diyor. O kadar güzelliğin içinde onu mu gördün ahlaksız herif? Diyor “biraz senin bacakların ince mi bana mı öyle geliyor, bir rahatsızlık falan mı var?” diyor bir de arkasından. Bu da bir ayrı ahlaksızlık yani. Çocuğun da aklına takılıyor. İnsanlar, Allah diyor ya ayette “İnsan zayıf olarak yaratılmıştır.” (Nisa Suresi, 28) Otuz sene, yirmi sene ona kafayı takıyor. “Bacaklarım benim çok ince.” Durduk yere daha Selamun Aleyküm diyorsun “ya bacaklarım benim çok incedir” diyor. Çocuğun sinirlerini bozmuşlar yani. Kadın bütününde güzel bir varlıktır. Allah burayı cennet olarak yarattım demiyor ki. Tabii ki her insanın aczi vardır, eksikliği vardır. Ama kadın aklıyla, temizliğiyle, bakımıyla çok nefis bir varlık olur. Çirkin bir kadın olmaz. Bakımla çok güzel olur. Ama alçak adamlar çocukların böyle en ufak bir yönünü hatta ufacık mesela omzunda bir damar oluyor. Diyor “bu damar neyin nesi?” diyor. “Bir hastalık falan mı var burada çıkmış? İnsanın gözüne çarpıyor da” diyor. Buna ne diyeceksin böyle adama? Sırf ahlaksızlık olsun. O çocuğu üzmek için yapıyor. Onu ezip böyle kendini yüceltmek istiyor. Onu ne kadar ezerse o kadar yüce ve o çocuğu o kadar rahat kontrol edebileceğini düşünüyor. Halbuki çocuğa onu yaptıkça o çöküyor, çöküyor, çöküyor ve nefret eder o zaman o. Akılsız, onun ataklarıyla iyi bir mevzi alacağını düşünüyor o. Onun için bu güzel varlıklar. Mesela bak bir manken var zayıf, bir göstersene resmini. Bak çocuğu mahvetmişler görüyor musun, öldürmüşler adeta. Buna yakın olsunlar istiyorlar çocuklar. Evet.

VTR:  Ben Özge. Kadınlar neden hala tacize uğruyor?

ADNAN OKTAR: Şimdi yazık günah değil mi bu çocuklara? Ya sözlü ya fiili. Dünyanın en güzel varlıkları bunların göğsünü gere gere gezmesi lazım ve bütün delikanlılar bundan sorumludur. Bütün delikanlıların boynuna borçtur. Eğer bu insanların bu muhteşem varlıkların dünyasını süslemesini istiyorsak, mutlu olmak istiyorsak önce onların mutlu olması için gayret etmemiz gerekir. Onları çok iyi koruyup kollamamız lazım. Bir de bu çocuklar kendilerini korumakla mükellef oluyorlar mesela el kadar çocuk. Ne kadar korkunç bir şey bu. Bütün mahallenin kabadayıları, delikanlıları bu genç kızları korumakla mükellefler. Otobüste, sokakta her yerde. Bu bir şereftir. Onurdur, güzelliktir. Yani korumak en büyük zevklerden birisidir. Yani insana en büyük haz veren zevklerden biridir, koruma hissi. Niye eziyet içinde gezsin bu çocuklar? Ki bak nur gibi akıl almaz güzel yani maşaAllah. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevilmek isteyen bir köpek var.

ADNAN OKTAR: O da sevilmek istiyor. Aferin delikanlıya güzel bakıyor demek ki. MaşaAllah. Çünkü hayvanlar samimi seviyorlar. O çok güzel. Mesela bazen sahiplerinden korkuyorlar. Ben onda çok öfkeleniyorum. Hayvan korku dolu bakıyor. Bir şey yapmışsın ki. Hayır, mesela hayvana elini uzatıyor hayvan dehşet içinde elini uzatıyor. Bunun eğlenilecek bir yönü yok ki. Ben eğlenmiyorum bundan çok rahatsız oluyorum. Korkmuş hayvan. Ama burada huzurlu demek ki güzel davranıyor yani. MaşaAllah. Evet.

VTR: Açık alanda insanların sigara içip, yüzümüze yüzümüze üflemesi, bunun önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Sigara kültürünü eleştiren bir konuşma pek olmuyor. Ne bir bilim adamı çıktı televizyona ne bir doktor çıktı. Yani çok soğuk anlatıyorlar. Bir kere sigara tamamen propagandayla yüceltilmiş bir puttur. Yani ahir zaman putlarından bir puttur. Duman putu yani ve bütün gençliği bu belanın içerisine çektiler. Onun kendine has bir süksesi var. Güya işte sigarayı tutuş şekilleri ve sigara içen adama karşı çocukluktan beri insanlarda garip bir saygı anlayışı oluyor. Yani sigara içiyorsa zaten büyüktür. Daha farklıdır. Mesela bir tarikat şeyhi bile sigara içtiğinde ona daha bir hürmet ediliyor. Mesela Abdülhamit sigara içiyor. Adam ona hayranlıkla bakıyor. Mesela içmese daha boş görecek yani. Bir garip kafa var. O sigara kültürünün ortadan kaldırılması gerekiyor. O bir sükse vesilesi kabul ediliyor. Onun sükse olmadığının vurgulanması meseleyi halleder. Yoksa sigaranın bir lezzeti yok. Tadı da yok, kokusu da yok. Onu işte eline alıp bir yerde, bir köşede içtiğinde “en büyük dostum bu” diyor. Sigarayı gösteriyor. Onu putlaştırmış. “Sen de olmasan ne yapacağım?” diye sigarayla konuşuyor. Yani Allah akıl fikir versin. Ne diyeyim?

Dinliyorum.

VTR: Sormak istediğim soru, insanın insana saygısı ne zaman olacak ve nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet devrinin dışında bir çözüm olmadığı açık görülüyor. İnsanın insana saygısından daha doğal ne var? Dışarıya çıktığımızda herkese selam vermemiz lazım. Genç kızlar en güzel kıyafetlerini giymesi lazım. Yakışıklı delikanlılar olması lazım. Değil mi? Genç kızlar sevilmeyi ve tutkuyu istemeleri lazım. Sevmekten ve sevilmekten korkuyor çocuklar. Ve bir genç kızın en güçlü içgüdüsü sevmek ve sevilmektir. Bu tamamen bitmiş vaziyette birçok genç kız için. Bu dehşet verici. Mesela birine güveniyor, her genç kız burnu yanmıştır birine güvenip. Mutlaka bir oyun, mutlaka bir rezalet. Büyük bölümü ama hepsi demeyeyim ama. Hep canı yangın. Genç kızlarla ben konuşuyorum. İşte “hiç erkeklere güvenim yok” diyor. Niye? “İşte şöyle bir olay oldu. Böyle bir olay oldu.” Öbürüne soruyorum. “Hiç erkeklere güvenim yok. Şöyle oldu, böyle oldu.” Bunu herkes bilir. Yani benim söylememe de gerek yok. Bu felaketin ortadan kalkışı Mehdiyet iledir ve Seyyidina İsa Mesih iledir. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Tekne gezintisi yapan yavru köpekler var.

ADNAN OKTAR: Etrafı seyrederek gidiyorlar. İyi suya atlamıyorlar bari. Allah koruyor. Çünkü deli bunlar şakası olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Zayıf modellere birkaç örnek vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım. İşte çocuklarda istedikleri bu. “Makyaj da yapmayacaksınız” diyor. “Gülmeyeceksiniz, sokağa da çıkmayacaksınız. Ama homoseksüellere özgürlük olur ayrı mesele” diyor. Bu felaketi durduracağız. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir resim var. Elindeki ekmekle televizyondaki Afrikalı aç bebeği doyurmak isteyen bir kız.

ADNAN OKTAR: Güzel olmuş. Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Özkan. İleride ışınlanma bulunabilir mi?

ADNAN OKTAR: Özkan tabii ki mümkün Allah öyle bir kural yarattıysa. Allah öyle bir kanun yaratmış da olabilir. Olur, ama Allah’ın yaratması lazım önce yani bu gizli bir kanundur. Ta kainatın ilk yaratılışında vardı. Ama insanlardan gizlemiştir Allah. Gün gelir Allah bu kanunu bize buldurabilir. Işınlanma şöyle olabilir; bir insan nur haline gelirse başka bir mekana geçebilir. Nur haline gelirse en uzak bir mekana dahi gidebilir. Mesela velilerde böyle oluyor. Nur haline geliyor bir başka yere gidiyor. Mesela çok uzak bir mekanda görülebiliyor. Çok hayret edici olaylar olabiliyor. Mesela bak Şeyh Nazım Hocamız, bir maden altında kalan işçiler olmuştu, biliyorsunuz. Yani çok uzak binlerce kilometre ötede yerin altında işçiler diyor ki “biz” diyorlar “bu kişiyi gördük.” Şeyh Hazım Hoca’yı. Sonra buraya gelip ziyaretine geldiler. “Yerin altında bizimle konuştu” diyorlar. Yerin altındayken. İşte bu ışınlanma mı diyorsun artık ne diyorsan de. Yani olan bir olay.  

Şeyh Nazım Hocamızda keramet çok fazla o bilinmiyor. Onu çocuklarından öğrenelim de. Bir de ona bağlananlar hep zaten kerametten bağlanmışlar. Yani hep altında bir kerameti oluyor. Mesela Şeyh Nazım, geçenlerde vardı. Bir hanım Almanya’ ya gitmiş. Almanya’da bir rüya görmüş Şeyh Nazım Hocamız’la ilgili onunla konuşuyormuş Şeyh Nazım Hocamız’la karşılaşmış konuşmuşlar. Onu sormak istemiş. Gelmiş Şeyh Nazım Hocamız kulağına eğilmiş “Nasıl rüyanda yakışıklı mıydım?” demiş. Mesela bu çok acayip bir şey. Yani rüyayı sormaya giriyor. Bunlar hiç duyulmuyor, bilinmiyor. Öyle geçiliyor yani. Öyle belki yalandır falan gibisinden. Çünkü ispatı da yok. Kadın niye yalan söylesin? Ta Almanya’dan gelmiş. Yemin billah ediyor yani. Anlatmış da zaten rüyasını eşine de anlatmış. Eşine anlatmış rüyasını sonra geliyor Almanya’dan. Gelir gelmez kulağına eğilmiş demiş; “Rüyanda” demiş “yakışıklı mıydım?” demiş. Şaka yoluyla bak. Mesela onu bir şey de yapmıyor onu övünme meselesi de yapmıyor. Çok fazla böyle. Bir tane, iki tane, on tane değil. Bu Şili’deydi. Şili’de biliyorsunuz bir maden kazası. Ta Şili’den işçiler buraya gelmişlerdi. Yabancı adamlar Türkçe bilmez, dini ayrı her şeyi ayrı. Bak bir rahip gördüm demiyor. Hz. İsa Mesih’i gördüm demiyor. Bir din adamı… “Biz” diyorlar  “bu şahsı gördük” diyorlar yani araştırıyorlar bu kimdi diye. Yani bu gördüğümüz şahıs kimdi diye. Sonra sora sora araştırarak internetten oradan buradan araştırarak o zaman buluyorlar. Şeyh Nazım olduğunu anlıyorlar. “Tam buydu” diyorlar “bu kişiydi. Bizimle konuştu” diyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her koyun kendi bacağından mı asılır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki yani her insan kendinden sorumludur. O anlama geliyor. Bu doğru yani ahirette o şekilde. Ama her koyun kendi bacağından asılır. Yani bir insana bunu dersen “Ben koyun muyum?” falan diyebilir. “Bacağımdan niye asıyorsun?” diyebilir. Daha nazik daha nezaketli bir benzetme olabilir tabii. Herkes kendinden sorumludur demek yeterli. Evet.

VTR: İnsanların neden bu kadar acelesi oluyor hep?

ADNAN OKTAR: İşte yakışıklı Allah diyor ayette; “İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı.” (Enbiya Suresi, 37) diyor. Acele. Hep acele ister. Her şeyi acele ister. Ruhunda Allah öyle bir içgüdü koymuş. Evet.

VTR: Bir tane parti var. Hak, hukuk, AK Parti. Kasabaya gidiyoruz. Oraya, buraya, elini kolunu sallaya sallaya. Onlar ne yaptılar? Ekmek yok, su yok, gaz yok, o yok, bu yok. Bak hastaneye gidiyorsun elini kolunu sallaya sallaya. Bütün can güvenliğin sağlanmış adada herkes kucak açmış, birbiriyle kardeş olmuş. Daha ne arıyor bunlar? Burası Türkiye, hepimizin.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Bak diyor ki “Dağda çobanın ne oyu olacak?” diyor. Al sana çoban işte. Gayet samimi candan konuşuyor. Vicdan ehli. Ben AK Partili olduğumdan değil. Yani vicdanlı olduğu için beğendim üslubunu. Kadirşinas olduğu için, vefalı olduğu için beğeniyorum. Yoksa ben bütün partileri destekliyorum. HDP hariç.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İbikli ördekler.

ADNAN OKTAR: Doğru görüyorum, değil mi?

BÜLENT SEZGİN: Evet.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Biz kibir hastalığını nasıl yenebiliriz?

ADNAN OKTAR: Yani gurur. Allah’a karşı insanın büyüklenmesi onun aczini gösterir. Etten, kemikten gibi görünen görüntü bir varlığın kendini büyük görmesi, bir süre sonra ölecek bir varlığın kendini büyük görmesi Allah’ın bir mucizesidir. Yani Allah’ın varlığının delilidir. Yani bu kadar aciz bir varlığın kendine büyüklük verebilmesi. Ve insanların yüzde 99,99’u kendini büyük görür. Bu çok şaşılacak bir şeydir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Benim çok merak ettiğim bir konu var. Yanınızdaki bayanlar ve erkekler sizin yanınızda maaşla mı duruyor? Yoksa kendi gönül rızalarıyla mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı, benim kız arkadaşlarım benim çok eskiden beri beraber olduğum kız arkadaşlarım. Bana sadık beni çok seven. İslam’a, Kuran’a, Allah’a kendilerini vakfetmiş, Allah için yaşayan, mümin muttaki insanlar. Akıllı, kültürlü insanlar. Hepsi üniversite mezunu. Hepsi, hemen hemen tamamı en az birkaç yabancı dil bilirler. Dolayısıyla bütün hareketleri, yaşantıları Allah için olduğu için tabii ki ben dahil hiçbirimiz Allah’ı, dini savunmak karşılığı bir çıkar para falan asla kabul edemeyiz. Haramdır. Müslümanlıkta böyle bir şey yoktur. Ama gelen model hanımların tabii onların ajanslarına bir ödeme yapılıyordur. Tahmin ediyorum. Yani bu kuruluş onlara bir ödeme yapıyordur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Mahmut Esat Yılmaz. Heybeliada’dayım. Burada faytonların atlarını çok hor kullanıyorlar. Beslenmelerine dikkat etmiyorlar. Devamlı çalışıyorlar, yoruldukları zaman bir süre sonra bunların sindirim sistemleri çöküyor. O yüzden de çoğu ölüyor zaten, bir kenara atıyorlar. Kışın da para kazanamadıkları için bir kenara bırakıp atıyorlar, evlerine gidiyorlar. Zaten haberlerde, gazetelerde de görmüşsünüzdür. Bunları bir kenara atıyorlar, beslemiyorlar. Çoğu açlıktan kimi de soğuktan ölüyor. Sadece para kaynağı olarak görülüyor. Hayvan severler biraz bunlara da göz kulak olursa daha iyi olur.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma çok önemli bir şey. O konuya belediye ve vakıflar el atacaktır. Çok vahim bir durum. Onu ayrıca bir araştıralım. İlgili bakanlığa da dilekçeyle de başvuralım. Bu konuyu gündemde tutalım. Doğruluk payı olmazsa söylemez. Yani en azından bazı vakalarda doğruluk payı vardır. İnşaAllah gereğini yaparız. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Minik bir kedi vardı.

ADNAN OKTAR: Şüphesiz tabii ki elleri temizdir ama kedi severken elleri yıkamak çok önemli. Yani çok temiz olması gerekir. Çünkü çok rahat rahatsızlanabilir hayvan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Adem. Burhaniye’de  çalışıyorum. İnşaat işçisiyim, inşaatta iş güvenliği eksikliği çok. İşçilere hiç önem verilmiyor. Yaşadığımız yer berbat. Bunların çözülmesi için gerekenlerin yapılmasını istiyorum.

ADNAN OKTAR: O hep benim çocukluğumdan beri biz duyarız. Hakikaten işçilerin çalıştığı yerler barakalar filmlerde falan da gösterilir. Çok bakımsızdır. Halbuki çok basit bir şey yani ahşaptan da olsa güzel rahat edecekleri bir yerler yapılabilir. İnşaat zaten uzun sürüyor. Sonra kaybedecek bir şey de yok. O söküldüğünde yine kullanılacak gibi oluyor. Yani inşaat sahipleri kendi evlatları gibi görmeleri lazım orada çalışanları. Hem sigorta yönünden hem beslenmeleri yönünden koruyup kollanmaları lazım. Ne olacak? Çok kar edeceğine mesela yüzde 75 kar edeceğine yüzde 50 kar et. Onun bereketinden istifade edersin. Yazık günah onlardan alınan pay. Büyük bir acımasızlık olur. Merhametsizlik olur. Karı az olsun fakat bereketi çok olsun, sevabı çok olsun. Zaten o da ona bol bol yeter. O yüzden yani çok kazanacağım diye bu mazlum insanlara imkanları kısmak hiç doğru değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yusuf Kaplan, cemaatlere ve İslam’a karşı savaş başlatıldığına dair bir uyarıda bulundu. “Uyarıyorum, devletleri çökerttiler. Cemaatler de çökerse her şey biter. İki asırdır Müslüman toplumları cemaatler ayakta tutuyor. İslâm’ın kurucu kaynaklarına karşı İslâm tarihinin hiçbir döneminde böylesine büyük bir saldırı olmadı. Yeniden doğuş tabandan yani cemaatlerden gelecek. Bunu çok iyi biliyor Batılı emperyalistler. O yüzden Kadıyanîlik gibi, FETÖ gibi, bu kez İslâm’ı, içerden vuracak, küresel sisteme boyun eğdirecek, sahte cemaatler icat ettiler. FETÖ’yle cemaatleri eşitleyip bütün cemaatleri önce devletten sonra hayattan uzaklaştırmak istiyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, kendilerince uyanıklık yapıyorlar. Halbuki FETÖ zaten İngiliz derin devletinin doğrudan bir karakolu, bir şubesi. Hiçbir anlamı yok. Hiçbir mantığı da yok. Yani karşımızda zaten İngiliz derin devleti var. Kadıyanîlik de hakikaten İngiliz derin devletinin bir çıkışıydı. Onu da öyle sahte Mehdilik olarak çıkarttılar. Onu da beceremediler. Bunda da rezil kepaze oldular. Yani gerçek Mehdiyet ile baş edemeyecekleri, Allah ile yenişemeyeceklerini yeni yeni anlamaya başladılar. Allah’ı yeneceklerini zannediyorlardı ama yenemiyorlar. Rezil oluyorlar.

Şimdi bizim Bülent’in filmlerinden 2-3 tane seyredelim. 

Masaüstü Görünümü