Harun Yahya

Sohbetler (31 Temmuz 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, İngiltere’den haberlerimiz var. Arkadaşlarımız Charles Darwin’in dedesi Erasmus Darwin’in Lice Field’deki müze olan evine gittiler. Görüntüleri görebiliriz. Burada “Evrimin Fosillere Yenilişi” eserinizi bu müze eve hediye ettiler. Ayrıca Darwin’in evine ve çalışma odasına da gittiler ve yine “Evrimin Fosillere Yenilişi” isimli eserinizi bıraktılar. Bu gördüğümüz Darwin’in Galapagos Adaları’na giderken kullandığı HMS Eagle gemisinin maketi, önünde sizin eserinizi görüyoruz “Evrimin Fosillere Yenilişi” eseriniz.

ADNAN OKTAR: İbrahim de yaşamadım diyemez, maşaAllah. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bu resimlerde de İngiltere dağıtım ekibini görüyoruz. Kardeşlerimiz feribotta sizin yayınınızı izlediler.

ADNAN OKTAR: Aslan onlar aslan.

KARTAL GÖKTAN: Ayrıca çeşitli şehirlerden de faaliyet haberleri var eserlerinizin dağıtımıyla ilgili. Ankara’yı görüyoruz, Ankara’daki kardeşlerimizin faaliyeti. Antalya Manavgat’ta kitap dağıtımı. Antalya Serik’te yine kardeşlerimizin “Allah akılla bilinir” isimli eserinizi vatandaşlarımıza ücretsiz hediye ettiği faaliyetten görüntüler. Balıkesir Edremit’ten görüntüler. İzmir Torbalı’daki kardeşlerimizin dağıtım faaliyeti. Ve Yalova Çınarcık’tan yine eserlerinizin halkımıza dağıtımıyla ilgili görüntüler.

ADNAN OKTAR: Bunların hepsi hayır, hepsi ahir zamanın güzellikleri. Hepsi kaderin bir yansıması, kaderin filminde bunlar vardı bunları görüyoruz. Daha onlar annelerinden doğmadan bu kitapları dağıtmışlardı insanlar onu okumuştu. Hayret edecek şekilde kader sürekli ilerliyor ve tam Allah’ın istediği şekilde, aksi olmaz zaten. Kaderde tek bir film vardır onun dışında bir görüntü oluşmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari Yüksekova’da kentsel dönüşüm üzerine çalışan müteahhit Nedim Ceylan’ın öldürülme anı güvenlik kameralarına yansıdı. Cinayeti işleyen PKK’nın sözde bölge sorumlusu Velet kod adlı Eyüp Alper gri listede aranıyordu. Cinayeti işlerken gözcülük yapan terörist Sadık Pala yakalandıktan sonra olayı itiraf etti.

ANAN OKTAR: PKK’nın hayatına son verdiği her kişi şehit hükmündedir çünkü deccaliyettir. İngiliz derin devletinin ileri karakoludur PKK. İngiliz derin devletinin ileri karakolu. İngiliz derin devletinin paralı askerleridir veyahut gönüllü askerleridir. Bir kısmı paralı büyük bir kısmı da gönüllü askerleridir. Ahmakça İngiliz derin devletine hizmet ediyorlar. IŞİD’i de kendi çizgilerine çektiler İngiliz derin devleti, hepsini istedikleri gibi yönlendiriyorlar.

KARTAL GÖKTAN: Hakkari’de de bir şehidimiz oldu Adnan Bey bugün. Yaklaşık iki ay önce yaralanan güvenlik korucusu Sebahattin Ayva bugün şehit düştü. Resmi yok şu an için.

ADNAN OKTAR: Sebahattin, dinin sabahı. Allah ona bir güzellik nasip etmiş.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İsrail’in dindar kesimi arasında en fazla okunan, yazarlarının çoğunluğu hahamlardan oluşan İbranice yayın yapan Matzav Gazetesi’nde sizden bahseden bir haber yayınlandı Adnan Bey. “Dünya çapında tanınan milyonlarca takipçisi olan, A9 TV kanalı üzerinden de çok sayıda izleyicisi olan Türk Müslüman lider Adnan Oktar Mescid-i Aksa olayları hakkında şu yorumlarda bulundu” deniliyor ve şu açıklamalarınıza yer veriliyor. Müslüman kardeşlerimizin Cuma hutbelerinde şiddete kan dökmeye çağıran dini liderleri dinlememeleri gerektiği, ibadet yerlerinin içinin savaş alanları olmadığı, polis memurlarının öldürülmesinin dindarlıkla hiçbir alakası olmadığı, Kuran’da bunun yerinin olmadığı, Müslümanların ancak bir savaş alanında kendilerini savunmaları dışında böyle bir eylemin haram olduğunu anlattığınızdan bahsediliyor haberde. Ayrıca her ülkenin kendini savunma hakkı olduğunu dolayısıyla İsrail’in de hakkı olduğunu ifade ettiğiniz gibi açıklamalarınıza yer veriliyor.

ADNAN OKTAR: Nefsi savunma hakkı da vardır. Devletini yıkmaya kalkarsa devletini savunma hakkı da vardır. Şimdi Türkiye’de polise saldırsa adam polis kendini savunmakla mükelleftir. Devleti yıkmaya kalkarlarsa devlet kendini savunmakla mükelleftir. Devlet olarak kabul edildiğine göre, Türkiye “devlet” diyor İsrail’e, o zaman savunacak. Bu hakkı bütün devletler kendisi için meşru gördüğüne göre İsrail için de meşrudur.

BÜLENT SEZGİN: Hakkari’deki şehidimizi gösterebiliriz Adnan Bey. Sebahattin Ayva güvenlik korucusu.

ADNAN OKTAR: Korucu aslan. Kabadayım, sana Cenab-ı Allah güzellik vermiş seni dünyanın zorluğundan almış ne mutlu sana. Bayağı keyif-zevk içindesin, neşeli güzel bir yere gitmişsin başka boyuta. Biz bu boyutta imtihan oluyoruz. Ama Cenab-ı Allah ta sen doğmadan, baban doğmadan, deden doğmadan senin şehadetinin kararını vermiş. Tarihi belli saati belli, hayırlı olsun uğurlu olsun şehadetin tebrik ediyoruz, Allah mübarek etsin. Ne mutlu sana, Allah bize de nasip etsin. Allah annene babana uzun ömür versin.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Kuran’ı okuyup anlamak için din hocalarına gerek var mıdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, bir kere tesettürün çok güzel olmuş. Allah mübarek etsin seni, ömrünü uzun etsin nurlu bir insansın.

İyi olur, çünkü meal olarak var, anlayamaması mümkün. Okuduğunda zaten anlar fakat tam kanaatinin gelmesi için de sorabilir. Yoksa muhkem, Allah diyor mesela “şarap içmeyin” açık, “namaz kılın” açık, “fuhşa yaklaşmayın” açık, “hırsızlık yapmayın, adam öldürmeyin” çok net. “Sevgi dolu olun, merhametli olun, affedici olun, bağışlayıcı olun” diyor çok net. Dolayısıyla anlaşılmayacak bir yönü yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Kerem. Münafıklar Müslümanlardan ayrıldıktan sonra neden düşman olurlar?

ADNAN OKTAR: Münafık ayrıldığında bir kere mesela şu an için düşünelim yahut Peygamberimiz (sav) zamanı için düşünelim, Resulullah (sav) zamanında adam Müslümanları bırakıp gidiyor. Mesela Mekke’den ayrılıp gidiyor çok uzak bir yerde istirahata çekiliyor adam. Deve sütü içiyor keyfine bakıyor, denizi seyrediyor, ama o arada Müslümanlar katledilmeye devam ediliyor. Çocukları kesiyorlar, kadınları kesiyorlar ama onun umurunda değil. O kafayı dinlemenin peşinde. Şimdi ne oluyor? Bu insan katil hükmünde oluyor. Çünkü bir insanın bir Müslümanın şehit edilmesini bir insan kabul ediyorsa bunda dahili varsa, elinde imkan varken bunu engellemiyorsa. Şimdi gözünün önünde adamı yatırmışlar adam eline bıçağı almış kesecek, eline vursan düşüreceksin, düşürmüyorsan elinden sen de katil olursun.

Münafık katil hükmündedir aynı zamanda, yüz binlerce Müslümanın katili hükmündedir. Hükmü çok yüksektir münafığın. Çünkü cinayeti engelleyebilecekken engellemiyor keyfine bakıyor. İslam’a dine saldırılırken seyrediyor bunun günahı da üstüne oluyor. Gasp, soygun, katliamlar, binalar yıkılıyor bunların günahı da üstüne oluyor. Çünkü bunları engelleyebilecekken, engellemek için gayret edebilecekken, Müslümanlarla birlikte ceht etmesi gerekirken bunu yapmıyorsa gidip küfürle iç içe koyun koyuna sırt sırta ahlaksızca ve alçakça küfre hizmet ediyorsa bütün bu suçların hepsi onun üstüne yüklenir. Onun için münafığın hükmü ağırdır. Sırf hıyanetinden dolayı değil o yanlış biliniyor. Bütün cinayetlerin sorumlusu katili hükmündedir. Çünkü eşek gibi yatmış denizi seyrediyor keyif içinde. Yanında Müslüman öldürülüyor elini tutsa durduracak bak elini tutsa durduracak. O seyrediyor meyvesini yiyor falan, nasıl oluyor diye bakıyor. Katil hükmündedir aynısı, cinayeti işleyenden hiçbir farkı yok. Onun için münafık ayrıldıktan sonra alçaklığı başlar. Tabii bununla durmaz ayrı, Müslümanların aleyhine konuşur, Müslümanların menfaatine olan şeyleri durdurmaya çalışır. Maddi bir fayda varsa bunu durdurmaya çalışır. Zaten münafığın eli çok sıkıdır yani çok hasistir ne varsa biriktirir. Ona Kuran işaret ediyor işte “o biriktirdikleriyle sırtını dağlayacağım” diyor Allah, “alnını dağlayacağım.” Yani alnına kafasına bela vereceğim, sırtına bela vereceğim, böğrüne beline bela vereceğim. Ayetin işareti bu yani bela, beladan bahsediyor Allah. Dolayısıyla Müslümana gelecek her türlü nimetten rahatsız olur münafık. Mesela yeni bir Müslüman gelse ondan rahatsız olur, Müslümanların dinçliği sağlığı sıhhati onu rahatsız eder bunu durdurmaya çalışır münafık. Ama en büyük alçaklığı cinayetlere, İslam’a yapılan saldırılara göz yummasıdır. Mesela Resulullah (sav)’i bırakıyor gidiyor, Fizan’a gidiyor mesela oralara gidiyor, ayağını uzatıyor mesela çadır kurduruyor, asude kendince rahat “kafayı dinliyorum” diyor “ne güzelmiş” diyor “Müslümanlıktan ayrılmak” diyor haşa. “Namaz kılmıyorum, sabahtan erken kalkıyordum şimdi kalkmıyorum ne güzel” diyor. Mesela öğle namazı kılıyordum, ikindide, akşam, yatsı, vitir, şimdi namaz da kılmıyorum” diyor “bir ferahlık geldi üstüme diyor “cihat da yapmıyorum, İslam’ı da yaymıyorum, malımı mülkümü de vermiyorum Allah için, affetmeye de ihtiyaç yok, şefkate sevgiye de ihtiyaç yok” diyor. Kinini de istediği gibi yaşayabiliyor, nefretini de yaşayabiliyor, fuhuş da yapıyor, fahşaya da giriyor, ahlaksızlarla da bağlantı kuruyor, homoseksüellerle de bağlantı kuruyor. Belki onları satıyor, kendini de satıyor, o arada da Müslümanlar kesilmeye devam ediyor, dövülmeye sövülmeye devam ediyor. Ve “uzaktan o haberlerinizi dinler” diyor Allah ayette. “Ne yapıyorlar acaba nasıl gidiyor?” merak ediyor, onun bir dinleme kanalı oluyor “bunu yaparlar” diyor. Onun için münafığın hükmü çok ağırdır suçu çok ağırdır. Yani kardeşimizin sorduğu soruya bir şerh olarak bunu ifade ediyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siz hatırlatıyorsunuz sürekli Adnan Bey ayeti “Size ne oluyor ki?” diyor Allah uyarıyor “zayıf bırakılmışlar adına mücadele etmiyorsunuz.” (Nisa Suresi 75) diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Umurunda bile değildir münafığın kendi keyfine düşünür çok egoisttir münafık. Ego her yerini sarmıştır sadece kendini düşünür. O pis bedeni, o bakteri dolu bedeni onun için her şeydir, o pis hastalıklı bedeni için yapmayacağı yoktur. Onu diri tutabilmek için yaşama sarılır bütün gücüyle münafık. Ahirete inanmaz, Allah’a inanmaz, Allah’a karşı haindir, Allah’a karşı nankördür, Allah’a karşı vefasız ve alçaktır. Onun için dünyan en aşağılık mahluku münafıktır. Ama mesela ateist, söylüyor “ben zaten ateistim dürüstçe söylüyorum” diyor. Kuran’da ateistin hükmü bile yok. İnanmayabilir adam kimseye bir zararı yok “inanmak istiyorum ben zaten anlatın inanayım” diyor. Allah hidayet vermemiş “benim Müslümanlarla bir alıp-veremediğim yok” diyor. “Bir zorum da yok gizli-saklım da yok ben açık söylüyorum” diyor. Ama münafık kendini Müslüman tanıtır, gitse bile yine Müslüman tanıtır, alçaklığını hiç bırakmaz. Gittiği yerlerde de kendini Müslüman tanıtır menfaatlenmek için. Ama mesela kafirle karşılaşsa hemen kafir olduğunu söyler. Mesela homoseksüelse onu desteklediğini söyler, fahişeyse fahişeyi desteklediğini söyler.

Mesela Suriye nefreti de sevgisizlikten kaynaklanan bir şey ama yine de ruhların örselenmesi bu işte bir hastalık yani Suriyelilere karşı nefret.

Bu ama ayrı bir ekoldür. Mesela Türkiye’de İngiliz derin devletinin bir ekolü vardır, 150-200 yıllık bir ekol bu, aydınlar arasında da hakim olmuştur. FETÖ diyorlar ama FETÖ onun küçük bir bölümü aslında. FETÖ diye bir şey yok İngiliz derin devleti vardır. İngiliz derin devletinin genel özelliği; züppelik, insanlara tepeden bakmak, sevgisizlik, egoistlik, dinle alay, dinin içinde sinsilik yapmak münafıklık yani, Rumilik şeklinde onu yapıyorlar. “Ben Rumiyim” diyor, adam da “hem Müslüman hem Rumi maşaAllah” diyor. Yani hem Müslüman hem tarikat ehli. “Adam takvalar takvası” diyor. “Demek ki İslam bile adamı doyurmuyor” diyor adam bazı kafası zayıf olan kişiler. “Rumiliği de ilave etmiş” diyor. Halbuki Rumiliği direkt dine karşı yeni bir din olarak çıkarmış haberi bile yok. Bu dinin haşa Allah’ı yok, Rumiliğin Allah’ı yoktur. Mevlana’ya soruyorlar bir konu oluyor, adam “inşaAllah” diyor. Adam hakaret ediyor Mevlana, eğer doğruysa, yani o yazılanlar doğruysa. Bilmiyoruz adam belki hiç demedi iftira da atıyor olabilirler. Hülagü de yazdırmış olabilir zamanında bilmiyorum. “Karşında ben varım Allah” diyor haşa “bana niye inşaAllah diyorsun?” diyor “benimle konuşuyorsun zaten” diyor. Yani Allah’ı inkar eden bir sistemdir. Zaten diyor “Mevlevilik yolu, Rumilik yolunda helal-haram diye bir şey yoktur” diyor “her şey helaldir, şarap da helaldir her şey helaldir.” Haslara bilhassa ama bilmeyen adamları onları aşağılıyor yani Rumi olmayan Mevlevi olmayanları “onlar İslam’a bağlı olması gerekir” diyor. Yani helallere haramlara dikkat etmesi gerekir onların. Ama haşa “aşağılık adamlar onlar” diyor. “Bizim gibi yüce adamlara din gerekmez” diyor. “Bizim yolumuzda Müslümanlık yok” diyor açık söylüyor zaten “bizim yolumuzda Müslümanlık diye bir şey yok” diyor çok net konuşuyor. Ve insanların evrimle yaratıldığını söylüyor Darwin’den çok daha önce evrimle yaratıldığını söylüyor. Lahaul ve Lhamo kafası yani tesadüf ilahları var onlar da onun devamı. Homoseksüelliği ballandıra ballandıra anlatıyor kitaplarında. Bilmiyorum ya o yazdı ya birisi sonradan yazdı onun adına koydu bilmiyorum. Belki de gariban bir insan Mevlana, kendi halinde mümin Müslüman birisi de olabilir bilmiyoruz.

Şarabı göklere çıkartıyor övüyor. Bak diyor ki kitabında “Seçme Rubailer” Mevlana’nın kitabı, sayfa 200’de: “Zevk veren her şey şu aşağılık kişiler bir delil elde edip aldanmasınlar diye nehyedilegelmiştir.” Yani Allah onlara yasaklamıştır diyor haşa aşağılık diyor Müslümanlara. Onlara yasaklanmıştır bu diyor. “Yoksa şarap, çenk, güzel sevmek” zaten güzel sevmenin ne demek olduğunu anlatıyor sonra ileride “ve sema” yani döndükçe külotu görünüyor ya, “sema haslara helaldir.” Yani gerçek Rumilere helaldir. “Aşağılık kişilere ise haram” diyor. Yani Müslümanlara da haşa aşağılık kişi diyor. Şimdi kardeşim bunu nasıl anlamazsın sen? Bak bütün Avrupa’daki ateistlerin hepsi Rumi olmuş. İngiliz derin devletinin resmi dini Rumilik. Bütün homoseksüeller Rumi Avrupa’da. Hepsi Mevlevi kıyafetleri giyiyorlar pembe falan. Pembe Mevlevi kıyafeti, makyaj yapıyor yani dehşet verici bir durum. Bir bunu söylemesek bu gizli kalmıştı ve yayılıyordu. Deşifre edince zınk diye havada kaldılar. Şimdi çıkarıyorlar adamı ikide bir “İngiliz derin devleti var mı?” falan diyorlar. “Ne olmak İngiliz derin devleti not İngiliz devleti” falan diyor. Sanki o yok deyince yok olacak. Elimde 2 bin sayfa belge var nereye inkar ediyorsun? 1500’ün üstünde fotoğraf var neyi inkar ediyorsun? Nereye inkar ediyorsun?

Ha samimi Mevlevi kardeşlerimiz var Türkiye’de beş vakit namazında Allah’tan korkar, İslam’a titiz ben onları tenzih ediyorum o ayrı. Kafasındaki Mevlana ayrı onun. Helale haramlara titiz Allah’ı seven bir insan, bir derviş, biz onu demiyoruz. Adamların bize gösterdikleri, İngiliz derin devletinin gösterdiği Mevlana’dan bahsediyoruz. Bu kitaplar zaten piyasada olanlar da bunlar.

Evet, dinliyorum soruları.

VTR: Şehitlerin arkasından ağlanması sizce doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Kabadayım, tabii ki olmaz. Şehitlere karşı çok büyük bir saygısızlık olur. Çok büyük bir edep eksikliği olur. Ve şehitleri bu çok çok rahatsız eder hiç hoşlanmazlar böyle bir şeyden. Çünkü onlar sevinç içinde gurur duyarken sen onun haline ağlıyorsun. Sen mesela üniversite birincisi oluyorsun adam seni haline ağlıyor bu seni kızdırmaz mı? Yahut askerde bir yarışma oluyor birinci oluyorsun oturmuş ağlıyor mesela 15-20 kişi birden oturmuş ağlıyor, bununla kıyaslanmayacak bir olay bu. Neyine ağlarsın niye ağlıyorsun? Yaratan Allah, gönderen Allah, bedenin sahibi Allah, ruhun sahibi Allah, ahirete alan Allah, cennete alan Allah sana ne oluyor sana ne? Ve güzellik yapıyor Allah ona sonsuz nimet veriyor, sonsuz nimete ağlıyor. Allah’ı inkar ediyorsan inkar ettiğini söyle git istediğin kadar ağla ne yapıyorsan yap. Ama Allah’a inanıyorum diyerek niye ağlıyorsun? Dürüst ol, Allah’tan korkuyorsan bunu yapma. Allah “Ben cennet mekanına aldım” diyor “sevinç içindedirler” diyor, adam yerlere yatarak ağlıyor. Allah’ın dediğine mi uyacaksın sen kendi kafana mı uyacaksın?

Evet, dinliyorum.

VTR: Bizi nasıl bir gelecek bekliyor?

ADNAN OKTAR: İki arkadaş dehşet bir durum, maşaAllah. Sizin zamanınız çok güzel şahane. Yaşı küçük, İslam’ın en mükemmel devrini görecekler en mükemmel. Ama bundan sonraki nesil bunu sorarsa bunu söyleyemem. Ama bu nesil için mükemmel. Yani önümüzdeki 70 yıl mükemmel. Ondan sonrasına ben bir şey diyemem. Ondan sonra aşağı doğru yavaş yavaş yavaş 45 dereceyle bozulma devam edecek.

Evet.

VTR: Merhabalar benim adım Muhammed. Afganistan’dan geliyorum. Afganistan Müslüman bir ülke. Bütün Müslümanlar ülkelerde her zaman sıkıntılar oluyor, bombalar patlıyor, savaşlar oluyor. Ne zaman Müslüman ülkelerden savaş kalkacak, insanlar rahat bir şekilde nefes alacaklar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım ben sana dürüst doğruca söyleyeyim; Afganistan’da durum gittikçe şiddetlenir, daha keskinleşir. Mücadele ve cihat mantığı, silahlı savaş mantığı gittikçe daha gelişir. Zaten bu çok teşvik ediliyor adam öldürme, çatışma, savaş, bu internette oyunlarda bile çocuklara gösteriliyor. Bir de dinini de olurunu belirttiği bir konu. “Eğer size saldırıyorlarsa kendinizi koruyun” diyor din İslam. Şimdi adamın kullanabileceği gibi bir durum da var. “Ülkem işgal edildi ben de kendimi koruyacağım arkadaş” diyor, bu kadar basit yani. Devletiyle de işbirliği halinde değil. Ayrı ayrı devletler var. O zaman bunun durulmasının imkanı yok ve tırmanmanın dışında da bir yolu yok. Gittikçe tırmanır. Irak’ta mümkün değil, Irak’ı unutsunlar Irak bitti. Mısır da bitti unutsunlar, yani İhvan-ı Müslimin diye bir şey bundan sonra mümkün değil bitti. Libya’da da İhvan-ı Müslimin diye bir şey yok bitti. Yani bu konuyu bitirdiler. Bundan sonra ne Libya durulur, ne Mısır, ne Afganistan, ne Suriye, Ne Irak. Sırada kim bilir hangi ülke var? Durulması mümkün değil imkansız. Mehdiyet’in dışında, Hz. Mehdi (as)’ın dışında bu işi durduracak bir şey fıkhen aklen, Kuran’a dayalı olarak, hadise dayalı olarak mümkün değil ancak Hz. Mehdi (as)’la. Zaten sıkıştıkları durumda Allah’tan bir kurtarıcı bekliyor Müslümanlar Kuran ayeti var. Şu an bu kurtarıcıyı istiyorlar. İstenen kurtarıcı Hz. Mehdi (as)’dır. Müslümanların ülkesi işgal olduğunda, zulüm her yeri sardığında Kuran ayeti açık Allah’tan bir kurtarıcı isteniyor. Bir, bir tane. Şu an bunu istiyor Müslümanlar, bu kurtarıcının adı Hz. Mehdi (as)’dır. Ha biz çıktığında ona Mehdi der miyiz, demeyiz tabii. “Mehdi gibi” diyeceğiz. Bunun dışında imkansız. Tek bir vicdanlı aklın, tek merhametli bir aklın kontrolüne girmedikçe İslam alemi, binlerce aklın hükmettiği, binlerce zıt düşüncenin hakim olduğu İslam coğrafyasında çatışmanın dışında bir hayat mümkün değil kaçınılmaz, imkansız. Bin ayrı zıt düşünce var her şey birbirine zıt, negatif-pozitif gibi o onu itiyor, o onu çekiyor, o onu itiyor, o onu çekiyor burada mutlaka kargaşa olur. Mesela yüzlerce mıknatıs atıyorsun, biri birini çeker biri birini iter. Karmakarışık olur eğer karıştırırsan onun gibi.

VTR: Merhaba benim ismim Ulaş. Benim sorum şu olacak, tanıştığımız insanların karakterini nasıl çözeriz?

ADNAN OKTAR: Şöyle iki türlü yol var bir hüsnüzan edersin zaten iyi bir insandır dersin, sonra da ahlaksız çıkarsa ahlaksızlığı kendine. İkincisi elliye elli ihtimalle hareket edersin. Yani çok kötü de olabilir çok iyi de olabilir diye düşünürsün. Ama bunda sevmen çok zor olur, bir insanı sevmek çok güç olur riskli olur. Sen hüsnüzan et bence güven. Baktın pislik geri çekilirsin bu kadar basit. O pisliğiyle kalır sen temizliğinle kalırsın. Sana zarar verme ihtimali olabilir mi? “Müminlerden başkasını dost ve sırdaş edinmeyin” diyor Allah. Ne sırrın olabilir ayrıca ne yapabilir sana? Yaparsa zaten kanunla hukukla gereğini yaparsın. Allah korur ayrıca ahlaksızların alçakların bir gücü olmaz. Ama iyi insan nasıl anlaşılır? Ben mesela manyak adamı bakar bakmaz anlarım cins adamı. Ama idare ederim ayrı mesele ama manyak hopluyor her yerinden belli oluyor cins adam. İyi insan da hemen belli olur o apayrıdır. Elektriğinden, üslubundan, konuşmasından, dengeli halinden, nezaketinden, halimliğinden, şefkat anlayışından, aklının keskinliğinden, nüktedanlığından, yüzündeki huzurdan, bakışlarındaki dengeden. Eğer kadınsa bakışlarındaki tutkudan çok rahat anlamak mümkün. Tabii bunu genişletebiliriz ama çok çok genişler. Ben dar planda anlatıyorum.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben İzmir’den Ladin. Sevgisizlik gösteren kişinin durumu nasıl olur?

ADNAN OKTAR: Bir tanem, gözündeki ifadeden anlarsın. Bir negatif elektrik olur Allah onu hemen onu anlayacak şekilde yaratmıştır. İçin sıkılır yanında rahatsız olursun, bakışlarında sevgisizlik vardır, sen tonunda sevgisizlik vardır, elektriğinde sevgisizlik vardır. İçinde şeytani bir doku varsa, şeytan varsa mümin şeytandan elektriklenir, doğal olarak elektriklenir. O kişi geldiğinde, mesela ben münafık geldiğinde hemen negatif elektriğin etrafa yayıldığını biliyorum birçok arkadaşıma soruyorum. “Hakikaten negatif bir elektrik yayıyor bu kişi” diyorlar. “Çok rahatsız oluyoruz verdiği elektrikten” diyorlar. Bakıyoruz sonradan hakikaten münafık çıkıyor. Yani elektriğinden anlaşılır, kelimelerinden anlaşılır, kurduğu cümlelerden anlaşılır, ses tonundan anlaşılır, vurgularından anlaşılır. Seven kelimeleri o kadar seçmez, daha irticalen daha güzel konuşur. Sevgi yoksa şahıs çekiniyorsa güvenemiyorsa çok seçerek konuşur oradan da anlayabilirsin karşındaki insanın kişiliğini.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Neden cennet vardır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, işte senin gibi yakışıklı delikanlılar var işte cennette. Güzel hanımlar var, güzel binalar. Buradaki binaları sana nasıl beynin içinde görüntü olarak gösteriyorsa Allah, nasıl senin yakışıklılığını sana kendi içinde, zaten sen kendini göremiyorsun aynaya baktığında beyninin içinde görüyorsun kendini, sen kendini hiç göremezsin. Aynaya baktığında beyninin içinde görürsün aynadakini de göremezsin, beyninin içindekini görürsün “ha bu benmişim” dersin. Cennet de öyle, bir görüntü sistemidir Allah tarafından ama var zannedersin yani bilemezsin onu. O görüntü sistemi samimi olan kullara samimi olan ruhlara Allah o görüntüyü sonsuza kadar gösteriyor. Sürekli esir şekil alır sürekli şekil alır, Allah’ın ruhunun hakim olduğu esir. Sonsuz akla sahip olduğu için Allah devamlı bir sürpriz, devamlı bir güzellik, tükenmeyen renkler, tükenmeyen kokular, tükenmeyen lezzetler, tükenmeyen güzellikler şeklinde devam ediyor. Allah cenneti seviyor. Cenneti sırf bizim için yaratmıyor, Kendisi de güzelliği sever Allah, Kendisi de cenneti seyreder. Sonsuz cenneti seyreden bir varlıktır Allah. Ve hiçbir zaman için Allah yalnız olmaz, daima sevdikleriyle beraberdir, daima cennetin içindedir Allah, cennetin her yerindedir. İnsanlar zannediyor ki Allah cennete ara ara gelir haşa böyle karanlık bir yerde oturur diye de düşünüyor olabilirler yahut gökyüzünde bir yerde oturuyor. Cennetin her yerindedir Allah. Ne kadar süre? Sonsuz. Cenneti sevdiği için cennette kalır Allah. Sürekli cennettedir kullarıyla sevdikleriyle, hiçbir zaman için de yalnız olmaz. Kulları onu sever o kullarını sever o şekilde yaşar sonsuza kadar.

Evet.

VTR: Selamun Aleyküm Hocam, ben Sevgi Alcı Bandırma Balıkesir’den. Annemle babam rahatsız hastalar ben ilgileniyorum. Hastalığın hikmeti nedir? Dua eder misiniz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Sevgi anne, seni Allah cennet kuzusu olarak yaratmış benim gördüğüm. Ne mutlu sana. Onlar hasta olmasaydı sen cennete gidemeyecektin belki. Ama bu güzelliğinle bu vefanla bu diğergamlığınla seni Allah cennet kuzusu yapmış gibi görünüyor. Yüzündeki nurdan da öyle gibi hissettim. Ne mutlu sana ne güzel. Ve ne güzel evlatsın ne güzel annesin ne güzel örneksin. İftihar ediyoruz seninle, maşaAllah.

Eğer hastalık olmasa açıkça söyleyeyim cennet olmaz. En güzel imtihan hastalıkladır. Bediüzzaman Hastalık Risalesi’nde diyor ki: “Ey biçare hasta” yani çare arayan hasta “merak etme sabret, senin hastalığın sana dert değil bir nevi dermandır. Sabret, şükret, senin bu hastalığın ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirir” diyor. Yani bu hep ibadet şeklindedir diyor. Baba hastaysa namaz kılıyor gibi ibadet kazanır, anne hastaysa ibadet ediyor gibi sevap kazanır. Hastalık olmasa insanlar Allah’ı bu kadar sevemez. Allah Kendini sevdirmek için hastalığı yaratmıştır. Yoksa insanlar dünyaya dönüp Allah’ı unuturlardı Allah vermesin. Hastalık ve ölümle Allah insanları Kendine çeviriyor. Sonsuz sevgiyi kazanmalarını sağlıyor. Öbür türlü dünyaya razı olurdu birçok insan ve mahvolurdu Allah esirgesin.

Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, 30 Temmuz Pazar akşamı A9 Televizyonu ve sizi temsilen Fas Krallığı İstanbul Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen Fas Milli Günü Resepsiyonuna arkadaşlarımız Bülent ve Uğur katıldı. İstanbul Hilton Bosphorus Oteli’nde gerçekleşen resepsiyonda çok sayıda yabancı diplomat ve seçkin davetli mevcuttu. Fas İstanbul Başkonsolosu Sayın M'hamed Ifriquine başta olmak üzere tüm konsolosluk görevlileri Fas’ın sıcak konukseverliğini gösterdiler. Bülent ve Uğur’un katıldığı davette bazı konuklarla A9 ve güncel konulara ilişkin sohbet edildi. Resepsiyondan bazı fotoğraflar görüyoruz.

ADNAN OKTAR: Bu beyefendi kim konuşan?

BÜLENT SEZGİN: Fas Başkonsolosu M'hamed Ifriquine.

ADNAN OKTAR: Faslılar çok güzel insanlar. Modern İslam anlayışını savunuyor Fas yani Kuran Müslümanlığını. Bak hanımlar hep dekolte ve çok nefis olmuş kıyafetleri. Çok nezih kibar insanlar. Fas’ın kültür anlayışı çok güzeldir. Çok Avrupai ve klastır, hoş sevgi dolu bir Müslümanlık anlayışı vardır Fas’ta. Fas’la iftihar ediyoruz. Kral da çok klas bir insan, çok kültürlü ve görgülü bir insan. Halkı da çok efendi, güvenilir, neşeli, kaliteli insanlar. Allah hepsine uzun ömür sağlık sıhhat versin. Görüyorsunuz hanımlar birbirinden güzeller. Ve dekolte de nefis olmuş çok yakışmış. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bayan Iman kırmızılı hanımefendi, yeşilli hanımefendi Loubna.

ADNAN OKTAR: Çok güzel her ikisi de çok güzel. Allah her ikisine de uzun ömür versin. Kıyafetleri de çok şık olmuş.

BÜLENT SEZGİN: Fransa Konsolosluğu’ndan beyefendiler. Fransa Konsolosluğu’nda güvenlik elemanları. Yeşilli hanımefendi Başkonsolos Sayın M'hamed Bey’in yardımcısı. Başkonsolos Muavini Hibat Allah Faouzi. Yine diğer hanımefendi Fas’tan Zeynep Hanım.

ADNAN OKTAR: Onların da kıyafetleri çok güzel olmuş. Ne kadar yakışıyor görüyorsunuz kadınlara dekolte. Sırt dekoltesi falan ne kadar zarif ve ne kadar asil duruyor. Çok çok güzel. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Japonya Başkonsolosu Norio Ehara. Fransa Başkonsolosu Bertrand Buchwalter.

ADNAN OKTAR: Güzel hoş bir toplantı olmuş. Kaliteli bir toplantı olmuş tebrik ediyoruz güzel.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Fas Başkonsolosu sevgilerini, saygılarını ve hürmetlerini iletti.

ADNAN OKTAR: Bilmukabele, ben de sevgi saygı hürmetlerimi iletiyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mescid-i Aksa tekrar ibadete açıldı. Peki neden bu yaş kısıtlaması var?

ADNAN OKTAR: Delikanlım, orada kavga-gürültü olsun istemiyor herhalde İsrail hükümeti. İsrail aslında sevgiyle yaklaşılsa çok nezih tavır gösterecek bir ülke. Ama gereksiz bir sertlik var. İsrail’le Filistin’in arasını bulalım, birbirlerini sevmelerini sağlayalım orayı cennet haline getirelim. Bu kör açmaz bu. Bunun arkasında kıskançlık var, hasetlik var, sevgisizlik var, ateist düşünceler var, din rekabeti var. Bunlara gerek yok. Sevgiyle yaklaşmak lazım.

Evet.

VTR: OHAL ne zaman kalkacak? Cumhurbaşkanımız geçenlerde bir açıklamasında OHAL’i kaldırırsam grevler olur diye cevap verdi. Grevden mi korkuluyor? Neden OHAL kaldırılmıyor?

ADNAN OKTAR: Şimdi OHAL’in bize bir zararı yok şu an. OHAL devletin düzgün işlemesini sağladığına göre, kavga yok, gürültü yok, gerilim yok yani niye kargaşa isteyelim? Huzurlu yaşadığımıza göre. OHAL'in getirdiği dezavantajları söylesinler ben buradan söyleyeyim ama şu an bir dezavantaj ben göremiyorum. Ben farkına varmamış da olabilirim yani ben tam doğru söylüyorum demiyorum ama söylerseler yani “OHAL'den dolayı şöyle bir mağduriyet var” ben söz burada söyleyeceğim.

Evet dinliyorum.

ADNAN OKTAR: Irak'ta savaş sona ersin. Artık ölümler, şehitler olmasın. Arapların sıkıntısı bitsin artık inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Bak benim canlarım hep barış olsun, güzellik olsun istiyor. Hepsi de modern gençler, hepsi Kuran Müslümanı olduğu açık açık görülüyor. Bak hiç bağnazla karşılaşmıyoruz. Ama Irak durulmaz açık söyleyeyim. Yani Mehdiyet’in dışında mümkünü yok, imkansız durması. Yani teknik olarak mümkün değil, bilimsel olarak da açıklayabilirim. Teknik olarak imkansız. Irak, Suriye, Mısır. Mısır kilitlendi bitti, Libya kilitlendi bitti, Yemen tam anlamıyla kilitlendi bitti. Afganistan unutsunlar yani düzelme diye bir şey olmaz. Mehdiyet’in dışında hiçbir yol yok şu an. Gittikçe tırmanır ve kötüye gider başka bir şey olmaz.

Bazen din karşıtları yazıyor böyle kendince dinle alay ettiğini zannederek yazıyor. Halbuki onlar böyle dinin gelişmesi için özel yaratılmış mizansenler. Allah için onlar sadece bir fon ve hiç değeri yoktur, anında onları darmadağın eder ve yok eder yani bir anda toprak hale getiriyor. Sanki Allah için onların değeri varmış gibi önemlilermiş gibi. Halbuki milyonlarca hatta milyarlarca öyle tip hep tarih içinde oluşmuş. Bunlar sonra kalsiyum, magnezyum, fosfora dönüştürülmüş bu kadar basit. Allah için hiçbir kıymeti yok. Sen nereye oturup alay ettiğini zannediyorsun, mizansensin sen. Sadece Müslümanların gelişmesi için gereken bir fonsun, fonda tutuluyorsun. Görevin bittiğinde o fon kaldırılır, senin de hiçbir değerin yok yani fosfor, kalsiyum, magnezyum. Ben sana ne ismi vereyim? Fosfo-kalsiyum diyeyim. Allah'ın hiç kaale alacağı tipler değilsiniz. Allah sadece sevdiklerini kaale alır. Onları zaten Kendi yaratıyor, sen oturuyorsun havaya giriyorsun.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, etrafınızdaki kadınları nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi onlar da senin gibi çok çok güzeller, senin gibi çok çok güzel huylular. Şu anlamda diyor herhalde yani nasıl arkadaş oluyorsunuz gibi de anlamı da var değil mi? Canımın içi ben Allah'ı çok seviyorum, “Ya Rabbi” diyorum “ben Seni çok seviyorum sana olan aşkımı arttır” diyorum “Sana olan sevgimi arttır” diyorum, dua ettikçe Allah güzel insan şeklinde, güzel kadın şeklinde, güzel kedi şeklinde, güzel çiçekler şeklinde Allah tezahür ediyor, tecelli ediyor. Ben kaderde onlarla birlikte yaratıldığım için onlarla görüşüyorum. Kaderimde birlikte yaratıldık yani ben sonradan onları bulmuş değilim onlar da beni bulmuş değil. Yani kaderin kasetinde biz birlikteyiz zaten o yüzden birlikte oluyoruz.

Evet.

VTR: Merhaba Ben İzmir'den Celalettin. Öncelikle Adnan Oktar Bey'e ve kediciklerine selamlar. Sorum şu; Eğer Allahu Teala Kürtlerden yanaysa ne olacak?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım herhalde Kürt anladığım kadarıyla. Ne güzel bak Allah seni yakışıklı yaratmış. Benim kız arkadaşlarımın da birçoğu Kürt burada da Kürt kız arkadaşlarım var. Allah’u Teala Kürtlerden yana diyorsun ama bunu herhalde bir bilgiye dayanarak söylüyorsun çünkü Kürtlerin olduğu bölgede bütün peygamberler tezahür etmiş. Hz. İbrahim (as), Hz. İshak (as), Hz. Yakup (as), Hz. İsmail (as) bütün büyük peygamberler Kürt kardeşlerimizin en yoğun olduğu bölgelerde zuhur etmişler o anlamda söylüyorsun. Allah'ın sevdiği bir kavimdir Kürtler. Bütün seyitler ve şerifler hep Kürtlerin içindedir büyük bir bölümü ağırlıklı olarak. Hep Güneydoğu seyit doludur ve büyük müceddidler, müçtehitler, alimlerin neredeyse yüzde sekseni Kürt’tür, o anlamda doğru söyledin.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Ben İzmir'den Enes. Bana aşkı anlatabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Enes bir kere aşk için akıllı olmak gerekir yani çok akıllı olmak lazım. Çok akıllı olmak için de çok samimi olmak lazım. Çok samimi ise bir insan çok akıllıdır yani Allah'ın aklı artık o insanda tezahür eder, kendinde akıl olmaz insanın Allah'ın aklı tecelli eder. Çok akıllıysa Allah'a aşık olur, Allah'a derin saygı duyar, Allah'tan korkar. Ama bu aşk korkusu, o korku silah korkusu gibi değildir. Allah korkusu tam bilinmiyor. Aşık korkusudur bu yani sevdiğini gücendirmekten korkar insan ve Allah'ın azabından korkar ama asıl sevdiğini gücendirmektir yani bilinçaltında en çok canını yakan odur ondan çok tedirgin olur. Allah'ı aşkla seversen Allah sonsuz güzeldir, güzellikte tecelli ettiğinde mesela kadın olarak tecelli eder Allah bazen, onun gözünden Allah bakar senin gözünden de Allah bakar. Sana bir tutku hissi verir sana bir aşk hissi verir onu da Allah yaratır mucizedir bu. Aşk öyle bağımsız bir madde gibi dışardaki bir varlık değildir, Allah tarafından yaratılan bir nurdur aşk, özel bir güçtür. Tamamen Allah sevgisi ile bağlantılı olarak meydana gelen bir mucizedir aşk.

VTR: İsmim Ahmet, Sakarya Üniversitesi'nde makine bölümü okuyorum. Sınıfımızda sadece bir tane kız var, bu bölüm nasıl sevdirebilir?

ADNAN OKTAR: Bunlar ne sevimli şeyler hep kızların az olmasından yakınıyorlar ama kimlere nasıl sevdirilebilir onu söylememişsin. Kızlara nasıl sevdirilebilir demen lazım. Kızlara çok şefkat gösterirseniz, koruyup kollarsanız, namusuna, haysiyetine, şerefine, sağlığına sıhhatine, imanına özen gösterirseniz onlar zaten her yere kaydını yaptırır. Ama makine mühendisi oluyor fabrikaya gidiyor, fabrikadan korkuyor kız, çekiniyor. Mesela kimya mühendisi, her yer kimyevi maddeler kokuyor, erkek adamlar çalışanlar büyük bölümü soğuk, ona yabancı yabancı bakıyorlar. Makine mühendisi olduğunda da öyle, bunu kaldıramaz bir kadın yani bu zorlukları kaldıramaz. Herkesin baskısı varsa, herkes onu gözaltında tarassut altında tutuyorsa bunu kaldıramaz o yüzden de öyle bir bölüme kayıt yaptırmak istemez. Ama her yerde sevgi saygı varsa korunup kullanıyorsa ister. 

Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti milletvekili Aydın Ünal, İslam coğrafyasındaki rant sevdasının şehirlere verdiği zararı eleştirdi. Yeni Şafak’taki yazısında şöyle söyledi. “Üzerine ağıtlar yaktığımız Kudüs son bir asırdır Müslümanların elinde olsaydı şehirdeki tarih böyle muhafaza edilebilir miydi?”

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Yani tamamen turistik bir şehre dönerdi, her yer otellerle AVM’lerle dolardı, doğru söylüyor.

 BÜLENT SEZGİN: “Mekke'nin bugünkü haline bakın cevabınızı öyle verin. Mekke Kabe'nin etrafına inşa edilmişti, şimdi ise “Şu Kabe olmasa üç gökdelen daha dikerdik” der gibi küçük bir ayrıntı olarak kaldı Kabe.”

ADNAN OKTAR: O da doğru. Ama yani bu böyle gidecek diye bir şey yok. Mehdi (as) zuhur ettiğinde o binaların hepsi kaldırılacak, zannettikleri gibi olmaz. Kabe’yi o binalarla boğmaya kalkmak ne demek? Böyle bir şey olmaz. Kötü niyetle mi yaptılar? İyi niyetle yaptılar ama olmadı. Götür on kilometre öteye yap niye oraya yapıyorsun? Zor mu? Yeraltından trenle ulaşırsın, yeraltından tren yaparsın yıldırım hızıyla iki dakikada gelirsin on kilometre öteden. Orada hata oldu. Ama kötülük olsun diye yaptıklarına inanmıyorum iyi niyetle yaptılar.

Dinliyorum sorular alalım.

VTR: Ben Selen. Okuldayken hiç disiplin cezası aldınız mı?

ADNAN OKTAR: Selen bu ne güzellik böyle bir tanem, canımın içi sen çok güzelsin, Allah seni nuruyla sarsın, yüzün tertemiz. Mümin nuru, temizliği ve iffetin nuru var yüzünde. Allah seni iffetle, nurla, Kuran’la sonsuza kadar cennetinde yaşatsın, Allah sana uzun ömür versin. Selen bir kere dışarda simit satılıyordu kapının önünde biz de simit aldık, gizli servis elemanları vardı okulun geldiler, “Senin numaran kaç?” Dedi. Ben “Eyvah!” Dedim. Simidi geri koyduk ama yine de kurtarırı yoktu ismimizi aldılar ondan sonra sabah okula gittik herkes tedirgin falan böyle -okuldaki hocaları herkesi tenzih ederim böyle Gestapo hani mikrofonlardan açıklamalar olur ya- bütün herkes mizanda böyle hazır olda bekliyoruz, benim numaram bir okundu “Eyvah!” dedim. Emniyete çağırıyorlar, okul emniyetine. Saliha Hanım vardı bana geldi artık ben bittim herhalde. Dedi “simit almışsın sen” dedi. “Yok” dedim “geri koydum sonra.” Neyse ağabeyimi tanıyordu ağabeyim de okulda iyi tanınan öğrencilerden birisiydi, “ağabeyini de tanıyorum” dedi “bu seferliğine affediyorum” dedi. Allah korudu yoksa bilmiyorum ne olurduk yani. Ruhisar vardı Hocamız rahmetli böyle Avrupai bir insandı. Beni bir kere sözlüye kaldırdı, “Kış için başka ne söz söylenir?” Dedi. Ben “Zemheri” dedim acayip şaşırdı. Çünkü hakikaten öğrencilerin bileceği bir şey değil. “Peki” dedi “bunu cümle içinde kullan” dedi. Cümle içinde kullandım benim kanaat notumu acayip yükseltmişti sırf ondan. Çok hoşuna gitti hatta söyledi bak dedi ben sırf notla dedi sonuçla not vermiyorum dedi, matematik toplamla vermiyorum dedi. Mesela örnek veriyorum dedi beni söyledi. Ben burada kanaat notu veriyorum dedi. Bana çok yüksek not vermişti, normal ortalamanın üstünde vermişti ama oradan aklında kaldı, ona şaşırmıştı.

Evet, dinliyorum.

VTR:  Merhaba ben Burak. Hiç saçınızı uzattınız mı?

ADNAN OKTAR: Burak benim saçlar genellikle uzundu biliyorsun, bayağı omuzlarımdan aşağıydı uzun süre de öyle kullandım, zaman zaman uzatıyorum ben saçlarımı.

Evet.

VTR: Adım Oğuzhan. Uçakla uçmayı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Pek iç açıcı değil ama mecbur olduğumuz için uçuyoruz tabii. Ankara’ya gidiyorduk uçakla “Ya Hocam” dediler “aşağıdaki manzara ne kadar güzel bir bakın” dedi, baktım evler leblebi gibi aman Allah’ım. Ya dedim nasıl çılgınlık yaptık alüminyum ya baktığım yer alüminyum, halının üstünde uçuyor gibi, inanılır gibi değil. Ama sonra Türk Hava Yolları’nın sağlam olduğunu bildiğimiz için tabii gönlümüz çok rahat etti, ondan sonra öyle gidiş, gelişlerde uçakla gidip, geliyoruz ama en başta Allah’a güveniyoruz, sonra Türk Hava Yolları’na güveniyoruz.   

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsan dikkatini nasıl açık tutar? Çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi dikkat tabii zamanla yorulabilir ama dikkati kapatmak çok tehlikeli olur, hayati sorunlar meydana gelebilir. Mesela banyoda dikkatini kapatıyor ayağı kayar düşer. Mesela merdivenden iniyor dikkatini kapatıyor merdivenden aşağıya uçar Allah esirgesin. Her an çok keskin bir dikkat gerekir. Kuran’da da Allah, dikkati zaten sürekli uyarıyor, öbür türlü hastalık meydana gelir.

Münafığın suçunu insanlar yanlış anlıyorlar. Münafık deyince işte gider en fazla şarap içer, zina eder veyahut işte keyfine göre çirkin şeyler yapar, uyuşturucu kullanır falan öyle biliniyor. Münafık bunların çok çok üstünde ahlaksız ve alçaktır. Milyonlarca Müslümanın kanı eline bulaşmıştır münafığın, bütün Müslümanların katilidir. Çünkü davasına ihanet etmiş, Müslümanları yalnız bırakmış, davasını satmış, kahpece küfürden yana yer almış, Müslümanları bu mücadelede yalnız bırakarak, bu mücadelenin sonucunda Müslümanların başarısız olması için alçakça bir eylem yaptığını zannetmiştir. Yani Müslümanları yalnız bırakarak Müslümanların mağlup olacağını düşünür. Müslümanlara destek olmayarak onların her yönden çökeceğini düşünür münafık. Zaten malında hasistir onu çeker. Canında hasistir onu çeker orada amaç Müslümanları çökertmek amacıyla bunu yapar ve küfrü beslemek Müslümanları çökertmektir onun amacı. Mesela küfre karşı öyle bir tavır almaz onlara sadık olur, onların yanında köpek gibidir, onlara kuyruk sallar, alçakça onların hizmetinde olur. Ama Müslümanlar katledilirken, ezilirken, şehit edilirken, rahatça müdahale edip durdurabilecekken bunu yapmayarak milyonlarca Müslümanın katili hükmünde olduğu için hükmü zinadan yani yüzbinlerce kere zina yapmış olsa ondan daha da alçaktır. Cinayet çünkü en büyük suçlardan, zinadan bin beterdir zaten şeytanla zina etmiş oluyor o, şeytana kendini satmış yoksa pis organını didikletmiş anlamında değil, o kokuşmuş bedenini didikletmesi anlamında değil. Şeytana kendini satmıştır, şeytanla zina etmiştir, şeytanın altında kalmıştır, şeytana mağlup olmuş, şeytana uşak olmuş, ona kendini teslim etmiştir. Şeytana kendini teslim etmişse zinadan bin beteri bu ve Müslümanların katlini kabul etmişse ve buna zemin hazırlamışsa fuhşun milyonlarca mislidir ama her türlü alçaklığı yapar tabii münafık. Bir kere Allah’tan korkmadığını göstermiş mesela şarap da içer, namazını da kılmaz, fuhuş da yapar, kahpelik de yapar, Müslümanların şehit edilmesini seyreder hatta teşvik de eder, her türlü adilik yapar dolayısıyla tek bir suçun faili değildir münafık. Geniş bir yelpaze vardır, çirkin, iğrenç, geniş bir yelpaze vardır. O iğrenç bedeni için, o pis, kokuşmuş bedeni için her türlü alçaklığı yapan müflis, seciyesiz bir mahluktur, pislik bir mahluktur münafık.

Mesela Kuran’dan nefret eder ama Kuran’danmış gibi kendini gösterir Müslümanlara. Namazdan nefret eder ama namazı kılıyormuş gibi de gösterebilir yer yer kişilere ama onun asıl amacı fuhuştur, haramdır, ahlaksızlıktır, kahpeliktir ve Müslümanların yok olmasını ister bütün Müslümanların. Zaten çekilmesinin nedeni Müslümanların yok olmasını kolaylaştırmak içindir, İslam’ın yok olmasını kolaylaştırmak için çekilir, malını çeker, kendini çeker ki, İslam yok olsun, Müslümanlar yok olsun böyle bir alçaktır ama sorsan o kendini evliya gibi görür tabii yani ehli namustur işte harama yanaşmaz. Halbuki zaten pisliğin, alçaklığın içine oturmuş, milyarlarca Müslümanın kanı ele bulaşmış bir kahpedir ama o onu örtüleyerek Müslümanları kandıracağını zanneder.

Mesela bak münafıklar diyor ki: “Onlar ki: "Allah'ın Resûlü yanında bulunanlara” bak Allah'ın Resûlü’nün yanında bulunanlara yani müminlere, “hiçbir infak (harcama)da bulunmayın” hiçbir şeyinizi vermeyin. “Sonunda dağılıp gitsinler," derler.” (Munafikun Suresi 7) Dağılıp gitme için bunu yapar, kendini çekmesinin nedeni de dağılıp gitmek içindir. Örnek oluyor diyor ki, bak ben gidiyorum siz de gidin. Bak ben gidip eğleniyorum, keyfime bakıyorum siz de gidip eğlenin keyfinize bakın. İslam diye bir şey yok, Müslümanlık diye bir şey yok, İslam’a hizmet diye bir şey yok anlamında kendince şeytani bir tebliğ yapar. Münafığın bütün hayatı artık şeytana tapmak ve şeytana yönelik şeytanı koruyan tebliğler yapmaktır. Şeytan ne ister? Mesela Müslümanların dağılmasını ister. Şeytan diyor ki, “örnek ol göster” diyor. “Tamam” diyor “ben Müslümanların yanından ayrılıp gösteriyorum” diyor. Git şarap iç diyor örnek ol diyor şarap içip örnek oluyor. Fuhuş yap der gider yapar ama en büyük alçaklığı şeytana kendini satmasıdır. Bir insana kendini satmasından milyonlarca kere beterdir şeytana kendini satması münafığın, yoksa onun pislik bedenine bir pisliğin girmesi, akması değildir. Asıl şeytanın içine girip şeytanın ona akması en büyük adiliktir, alçaklıktır. Dolayısıyla münafığı anlamak için bazı insanların ufku dar olur, “ya” diyor “adam işte çekmiş gitmiş nedir?” Ya kardeşim niye çekip gidiyor biliyor musun? İslam mağlup olsun diye bunu yapıyor, Müslümanlar dağılsın örnek alsın diye yapıyor, arkası gelsin diye yapıyor. “Malını vermemiş ne olacak ki?” falan diyor. Vermemesinin nedeni, İslam’a hizmet etmemesinin nedeni yahut zekat, sadaka, fıtr da tabir edilen veyahut İslam’a herhangi bir şekilde yardım etmemesinin nedeni, bak Allah açıklıyor: “Sonunda dağılıp gitsinler” yani İslam yok olsun diye yapar bunu. Çok büyük bir alçaktır münafık ama kendini kandırır, etrafını kandırır güya ama tabii ahmak olduğu için onun kandırması şeytani bir kandırma olur. Şeytanın zekasını kullanır, çok ahmakçadır tavırları, çok aptalcadır.

“Oysa” diyor Cenab-ı Allah, “Göklerin ve yerin hazineleri Allah’ındır ancak münafıklar kavrayamıyorlar.” (Münafikun Suresi, 7) diyor.  Yerin ve göğün hazineleri Allah’ındır. Allah Müslümanlara zaten mal mülk verir, zaten bol insan ihsan eder, bol bol müminlerle destekler zaten münafıklığın desteğine ihtiyaç yoktur. Münafığın gitmesi zaten müminler için berekettir ama münafığın suçu ve kapsamı çok büyüktür, alçaklığı çok büyüktür.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben İzmir’den Mehmet Ali. İnsanları uyuşturucuya iten etkenler nelerdir?

ADNAN OKTAR: Sevgisizlik, Allah korkusu olmaması, Allah sevgisi olmaması, insanların acımasız olması, Darwinist eğitim, Darwinist materyalist eğitim, Darwinist materyalistlerin köşe başlarında çok yerde olması. Adamlar bak Darwinizm’i ezdik diye hop oturup hop kalkıyorlar, yeri göğü birbirine katmışlar. Ey PKK sıkı durun geliyoruz, darmadağın edeceğiz sizi ilimle irfanla. İzmir’in PKK’lıları kudurmuşlar, İzmir’de bir tane PKK’lı bırakmayacağız bunu unutsunlar.

Mesela Allah diyor ki Nur Suresi 43’te: “Gökten içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir.” Dağ şeklini alıyor ya doludan dolayı, dağ gibi yani tonlarca çünkü. “Onu dilediğine isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir.” diyor Allah. Bak şimşekler var ve doludan bir dağdan bahsediyor Allah gökte oluşmuş. Ahkaf Suresi 24’te; “Derken, onu (azabı)  vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman” yani o bölgeye, vadilere demek o bölgeye doğru. “yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur”  dediler.” Bir şey yok bunda normal diyorlar. Halbuki Allah bunun hikmetli olduğunu söylüyor, bir şeye işaret verdiğini söylüyor. “Hayır, o,  kendisi için acele ettiğiniz şeydir.” Yani Mehdiyet alameti.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: O gün dolu yağmadan önce göğün durumunu gösteren resim.

 ADNAN OKTAR: 27/07/2017 gün de belli hatta onu söyleyecektim fakat daha önce 7’yi söylediğim için bir daha söylemek istemedim yani o güne çok dikkat edelim diyecektim. 27/07/2017 çünkü 7’ler,  daha önce söylemiştim hatırlıyorsunuz değil mi? FETÖ olayına dikkat çekmiştim ama bir kere daha söylemek olmayacağı için iki kere söylemeyim dedim söylemedim ama anladım bir şey olacağını hissettim. Tarih çok garip, ebced çok garip, Kuran’daki sıralama çok garip.

Evet.

VTR: Filistin’de zulüm bitsin istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Aslansınız siz, bak onlar da merhametli, şefkatli, müminlerin azap çekmesini istemiyorlar, sevgiyle yaklaşıyorlar. Mesela münafık için bu hiçbir önemi yoktur Filistin. Münafık o kokmuş bedenini ayırır, bilmem neresine dalga gelmesinin peşindedir o, yani keyfinin peşindedir. Ne Filistin ne Suriye ne Irak ne Müslümanlar ne Müslüman mücadelesi, hiçbir şey ilgilendirmez. Hayasızca ve alçakça küfre yalakalıkla uğraşır ve bu zinadan milyonlarca kere büyük bir suçtur yani kıyası kabil değildir. İçki içmekten milyonlarca kere daha ağır bir suçtur.

Filistin ancak Mehdiyet’le biter İsrail ancak Moşiyah’la kurtulur. Hiçbir şekilde huzur bulamaz İsrail ve dünyanın hiçbir yeri de huzur bulamaz ancak Moşiyah’la Mehdi (as)’yle bitecektir. Dua etsinler Moşiyah’ın çıkışı için yeniden söyleyelim İsrail’e. Yeniden Müslümanları uyarıyoruz ancak Mehdi (as)’yledir kurtuluş inşaAllah.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gazeteci Mehmet Ocaktan bugünkü yazısında MHP ile eski Başbakan Ahmet Davutoğlu arasındaki tartışmayı ele alarak; “2019 seçimlerinde parlamentoda MHP diye bir parti olmayacak, zaten şu anda yapılan anketler de oy oranlarının yüzde beşler civarında gösteriyor”  iddiasında bulundu.

ADNAN OKTAR: O öyle zannetsin. MHP şu an Türkiye’nin en güçlü partisi haline geldi yani AK Parti’nin içinde de MHP son derce güçlü, CHP’nin içinde de çok güçlüdür, MHP kendi içinde de çok güçlüdür. Türkiye’deki en büyük ideolojidir MHP. Ben bunu onlara söyledim, şu an bu sırrı öğrenmiş oldular, bilmiyorum yani öğrenmeseler mi daha iyiydi onlar için ama öğrenmiş oldular. Türkiye’deki en büyük güç, en büyük parti MHP’dir, ülkücü harekettir. Devlete hakimdir, MİT’e hakimdir, Emniyete hakimdir her yere hakimdir. Millet içinde de hâkim güçtür ülkücü hareket. AK Parti’nin içindeki en büyük aktif güçtür. Hükümet içinde de en aktif güçtür, ayrıca kendisi de parti olarak da zaten çok güçlüdür MHP’nin yani istese çok yüksek oy orana da ulaşabilir. Çok eskiden de böyleydi aslında Demirel zamanında da öyleydi,  mesela Adalet Partisi içerisinde en büyük güç MHP’ydi. MHP’ydi asıl Adalet Partisi’ni yönlendiren güç.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul’daki dolu yağışından bir görüntü var.

ADNAN OKTAR: Kıyamet filmlerinde falan oluyor böyle bir sahne. Adam;  “Onun önemi yok” diyor, “bunun önemi yok” diyor.  Öyle olaylarla karşılaşacaksın ki, bunun gerçekten önemi var diyeceksin. Yani toplamında düşündüğünde kafan tam yerine oturacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Müslümanlar hep beraber olursa ufak tefek ayrılıkları bahane ederek birbirini eleştirmezse, Ümmet-i Muhammed bir olduğu zaman zaten 1,8 milyar insanın önünde 5 milyon Yahudi, Müslümanlara zulüm veremeyecek Allah’ın izniyle. Şayet biz Allah ve Resul’ünün yolundan tekrar gidersek nasıl ki Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü fethetti Allah’ın izniyle tekrar yine Müslümanlar Kudüs’ü fethedecek.

ADNAN OKTAR: Doğru, Kudüs fethedilecek ama Mehdi (as) Moşiyah vesilesiyle. Sen Müslümanların sayısını belirtiyorsun ama onun üzerine o beş milyonu da ilave etmen lazım, o beş milyon dediğin kişi onlar da Müslüman. Museviler de Müslümanlardır onun üzerine Hristiyan nüfusu da ekleyeceksin onlar da Müslümanlar. Dolayısıyla Kudüs’e Müslümanlar hakim olacak yani Hristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar Kudüs’e hakim olacaklar. Mehdi (as) Moşiyah vesilesiyle bu doğru.

Evet dinliyorum.

VTR: Hedefiniz nedir?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzeli, tabii ki bütün Müslümanların hedefi Allah’ın rızasıdır yani Allah’ın sevgisi Allah’ın bize olan muhabbeti ve O’nun bizden hoşnut olması, tek amacımız bu.

 Evet.

VTR: Merhaba ben Nezihe. İnsanlar neden birbirine karşı sevgisiz?

ADNAN OKTAR: Ay benim güzel annem, ay benim güzel annem, Nezihe anne. Bak hep herkes sevgi. Sevginin üstadı, sultanı da Mehdi (as)’dir. Bütün dünyaya sevgiyi öğretecek olan budur bu kişidir ve bu topluluktur. Allah beni Mehdi (as)’ye talebe etsin, sizleri de Mehdi (as)’ye talebe etsin ve Seyyidina İsa Mesih tam bir sevgi üstadıdır. Üstadlar üstadıdır İsa Mesih, İncil’e bakın hep sevgi, sevgi, sevgi, sevgi. Canım benim, sağa dön sevgi, sola dön sevgi. Onun ağzından sevgi hiç düşmez. Resulullah (sav)’ın zamanında münafık, kâfir çok fazlaydı onun için hep şiddet ayetleri, şedit ayetleri gelmiştir ama İsa Mesih zamanında öyle bir şey yoktu. O hep sevgiyi ön plana aldı o yüzden. Peygamberimiz (sav) sevginin yolunu kapatan şeyleri ortadan kaldırdı. Yani Kuran ayetlerine baktığımızda İsa Mesih de öyle değildir, o doğrudan sevgiyi ister ama Kuran’da sevginin önündeki bütün engelleri kaldırıp, sevgiyi çok sağlam bir zeminin üstüne oturtur Kuran. Yani yıkılmaz, tepmez, devrilmez bir sistemin üstüne oturtturur. Yoksa direkt sevgiyi istediğinde sevgi çöküyor. Nitekim Hazreti İsa Mesih’e on iki kişi tabii oldu. Çünkü oturtamadı. Yani sadece sevgi ile anlattığı için Allah nasip etmedi. Halbuki Kuran'daki tarzda münafıklara kapıyı kapayan, küfre kapıyı kapayan tarzda olması gerekiyordu. İncil'de hepsi aktarılamadığı için asıl mücadele ayetleri münafıklarla ilgili hükümler aktarılmadığı için İncil'de, İncil'in gücü zayıf kaldı. Yani sadece sevgi kısımlarını aldılar. O münafıklarla ilgili kafirlerle ilgili mücadele ile ilgili kısımları almayınca olmadı. Ki Peygamberimiz (sav) de çok fazla sevgiyle ilgili söz söyledi ama Hristiyanlar Hazreti İsa (as)'nın hep sevgi ile ilgili sözlerini almışlar. Münafıklarla ilgili sözlerini çok nadir almışlar. Mücadele ile ilgili sözlerini de çok nadir almışlar. Muhtemelen hoşlanmadılar Allahualem. Yani öyle gibi görünüyor. Onlar daha hoşlarına gittiği için onları ezberlerine almışlar. Ama Resulullah (sav) öyle bir vahiy ile münafıkların yolunu öyle kapayacak bir sistem kurmuş ki, mesela bak münafıklar çok alçak ama hakkını ancak biz verebiliyoruz. Mesela çok kahpe oluyorlar. Hem ehli namus görünür. Hem dindar görünür münafık. Hem vicdanlı görünür. Halbuki alçak üstü alçak, kahpe üstü kahpe, pislik üstü pisliktir. Ama dışarıdan baksan çok masum gibi gösterir. Halbuki yılan gibidir. Yılan da ondan üstün. Yılanla da kıyaslanmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz davasında halkı bombalayan FETÖ’cü pilotların yargılanmasına başlandı. Sanıklardan biri kendisine ve diğer darbecilere işkence yapıldığını iddia ederek “Helikopterimle Kuzey Irak’a düşseydim PKK’lılar bile bana böyle davranmazdı” dedi. Bunun üzerine bir müştekinin “Sizin yaptığınızı PKK yapmadı hain köpek. Helikopterden gül mü atıyorsunuz o gece? Şerefsiz” sözleri diğer müştekilerce alkışlandı.

ADNAN OKTAR: Mesela ilk defa bir normal konuşma olmuş. Benim işte demek istediğim o. Biraz bize konuşma imkanı sağlamaları lazım. Şimdi biz salona giremiyoruz. Müşteki değiliz. Müşteki ailesi değiliz. Adamları bir caddeden geçirseler. Özellikle şu azılı katilleri. Mesela şımarıyor adam. Züppelik yapıyor. Kafasını gözünü yaracak halimiz yok. Ama meramımızı ifade etme imkanımız olur. Bizim bakış açımızı görürler. O yüzden o önemli. Bu alçakların kıyafeti konusu da unutulmasın. Bir an önce bu yapılsın. Bekliyorum bunu. Bu çizgili kıyafeti göster. Evet bu kıyafetler giydirilecek. Özellikle o azılı katillere ayağına da yine zincir. Üç numara tıraş. Sakal yok. Çakallık yaptıklarında da başlarını öne eğsinler. Kuvvetli bir asker tutsun, başını öne eğsin. Bu kadar. Zor bir şey değil yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Atatürk'ün özlemini kurmuş olduğu Türk Birliği bir gün kurulacak mı?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim. Boyunu posunu Yaratan’a kurban olayım senin. Aferin sana. Tabii ki, Atatürk “Türk Birliği'ni görüyorum. Ona inanıyorum ve bir gün mutlaka oluşacak” diyor. Atatürk Turan'ı savunuyordu. Bütün Türklük aleminin birleşmesini savunuyordu rahmetli. Zaten herkesin gönlünde vardır o, Türklük aleminin birleşmesi. Yani Türkiye'de her delikanlının kalbindedir. Kızıl Elma denir. Ve bütün İslam aleminin birleşmesi. Bütün İslam aleminin birleşmesi. Atatürk diyor ki rahmetli “Türk birliğinin bir gün hakikat olacağına inancım var. Ben görmesem bile gözlerimi dünyaya onun rüyaları içine kapatacağım.” Turan’ın. “Türk birliğine inanıyorum. Onu görüyorum. Yarının tarihi yeni fasıllarını Türk birliğiyle açacak. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türklüğün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak. Güneş ne demek, ufuk ne demek o zaman görülecek” diyor. Alenen Mehdiyet’ten bahsediyor. İslam aleminin de birleşeceğini söylüyor, Türklük aleminin de birleşeceğini. Zaten Türklük alemi hepsi Müslüman.

Evet dinliyorum.

VTR: Mutasyonlar canlıyı geliştirir mi?

ADNAN OKTAR: Benim canım sen ne kadar güzelsin böyle, çok çok güzelsin. Allah senin ömrünü uzun etsin. Mutasyonlar canlıyı batırır. Eciş bücüş yapar. Hastalıklı yapar. Zaten büyük bölümü kısır oluyor. Kısır olmayanlar da yani bir dahaki nesillerde yok oluyorlar. Ya ağzı burnu çarpık. Kafası çalışmayan. Kanadı olmayan. Mesela bir kanadı yok. Mutasyon hiçbir şekilde mükemmellik getirmiyor. Yüzde doksan dokuz bozucu. Yüzde bir de zararsız oluyor. Bak yüzde doksan dokuz bozucu, yüzde bir de zararsız oluyor. Hiçbir faydası olmaz. İşte ara fosil denilen şey bu. Ama bunu bize gösteremiyorlar. Bekliyoruz.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Hasret İzmir’den. Kaderin üstünde kader var mı?

ADNAN OKTAR: Güzel Hasret, bir tane kader vardır. Başka da kader yoktur. Tek bir kader vardır.

Evet.

VTR: İyi akşamlar Adnan Bey. Size öncelikle bir sorum olacaktı. Lanetli hayvan var mıdır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen zaten inanmıyorsundur buna. Lanetli niye olsun? Hayvanlar bayağı şeker hepsi. Yılan bile çok güzel. Mesela akrep çok keskin güzellikte bir hayvan. Çok özenli yaratılmış bir varlık. Hayvanların hiçbir suçu olmaz. Çok masum, estetik, simetrik, mükemmel varlıklardır. Hepsi bir hikmetle yaratılmıştır.

Hanımlar kıyafet özgürlüğü isterlerken aralarına bu homoseksüelleri asla almasınlar. Orayı bunlar bozmak, dağıtmak ve o kirli inançlarını, kirli görüşlerini legalleştirmek istiyorlar. Bak Ed Hüseyin de bu konuya el atmış. O hanımların özgürlük yürüyüşlerine homoseksüellerin katılmasını desteklediğini söylüyor. Yani tam İngiliz derin devletinin desteklediği bir kafa olduğu anlaşılıyor bu. Nur gibi kadınların yanında homoseksüellerin ne işi var? Kuran'da Allah'ın lanetlediği bu çirkin fiili yapanlarla, Müslüman tertemiz veyahut ateist de olabilir. Tertemiz hanımların bir bağlantısı olamaz. Hiçbir şekilde yanlarına sokmasınlar. Onları gördüklerinde direkt uzaklaşsınlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye’de trafik kazaları niye o kadar fazladır?

ADNAN OKTAR: Yollar dar. Küçük yollar. Dikkat biraz kapalı. Ama en çok yolların darlığı. Çok geniş otobanlar gerekiyor yani yolların çok geniş olması gerekiyor. Tek yol var. Çift gidiş geliş var. Yani çok tehlikeli.

Tevfik Kolatan, “Hem sadece Kuran diyeceksin. Hem de Kuran'da olmayan Mehdiyet’e ayetmiş gibi inanacaksın.” İşte bak sen burada çok büyük bir hata yapıyorsun. Kuran'da iki yüz yerde Mehdi’den bahseder. Nasıl Kuran'da yok Mehdiyet? Allah “Hadiyun” diyor. “Muhtedun” Mehdiler gönderdim diyor. Ve “sıkışıklık devrinde, savaş devirlerinde, insanların bunaldığı dönemlerde, çocuklar, kadınlar için Allah rızası için neden bir kurtarıcı istemiyorsunuz” diyor Allah. Ve “onlar bir kurtarıcı isterler” diyor. İşte bu Kuran’da beklenen kurtarıcıya Mehdi diyoruz. Nasıl Kuran’da yok?

Murat Demir, “Neden kadınlarla erkekler ayrı oturuyor?” Böyle hoşlarına gidiyor. Böyle rahat ediyorlar. “Ben bir cevap alamadım.” Murat Demir. “Cevap yok ki.” Murat Demir. O zaman ara ara yazmış, anladığım. Murat şimdi sana sıra gelmedi de onun için. Çok fazla soru vardı arkadaşların o yüzden. Ayrı oturmaları onların tercihi. Böyle huzurlu oluyor hanımlar. Biz böyle olmasını istiyoruz dediler. Ben de onların dediğine uygun tavır gösteriyorum.

Tamer Özçelik, “Müritlerde neden yaşlı insanlar yok?” Evet. Genciz Allah'a çok şükür. “Musa’ya ancak gençlerden başka tabi olan olmadı” diyor Allah Kuran’da. “Hazreti Musa’ya ancak gençlerden başka tabi olan olmadı” diyor. Kefh Suresi’nde de gençlerden bir topluluk deccaliyete karşı mücadele ediyor. Peygamberimiz (sav) de Mehdi talebelerinin gençlerden oluşacağını söylüyor. Biz de Mehdi öncüsü olduğumuza göre, Mehdiyet’e zemin hazırladığımıza göre gençlerden oluşuyoruz. Ne mutlu bizlere. Allah bizleri Mehdi talebesi etsin, beni de sizleri de. Hepimizi Mehdi (as)’ye talebe etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Biz basketbolcu olmak istiyoruz ama ülkemizde basketbola fazla değer verilmiyor. Bunun nedeni nedir?

ADNAN OKTAR: Canım benim niye, spor kulüpleri yanaşmıyor mu? Her kulübün var aslında. Biraz gayret edeceksin.

EBRU ALTAN: Futbol daha revaçta herhalde. 

ADNAN OKTAR: Evet, o anlamda doğru ama isteyen istediği spor dalında ilerleyecek durumda Türkiye’de. Spor kulüpleri zannetmiyorum kapalı olduğunu. Yani bilmiyorum nereye müracaat ettin kabul etmediler. Bana söylersen, bize söylersen ben ilgileneceğim. Bir daha bakayım.

VTR: Biz basketbolcu olmak istiyoruz ama ülkemizde basketbola fazla değer verilmiyor. Bunun nedeni nedir?

ADNAN OKTAR: Canım benim sen azmedersen olur. Niye olmasın? Sen müracaat et bir spor kulübüne. Eğer kabul etmezlerse bana söyle.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Haber Türk Gazetesi’nden Sevilay Yılman bugünkü yazısında, Türkiye’nin kadınlar için en tehlikeli ülkelerden biri ilan edilmesini ele aldı. “Forbes’a göre, kadınların seyahati açısından 10 tehlikeli ülke sırasıyla şunlarmış efendim: Mısır, Fas, Jamaika, Hindistan, Peru, Bahama, Kolombiya, Ekvador, Türkiye ve Guatemala. Dikkat ederseniz yıllardır yaşanılan iç savaşta yüzlerce kadının tecavüz edilip öldürüldüğü Suriye bile yok listede. Irak yok. Afganistan, Pakistan yok, ama Türkiye var.”

ADNAN OKTAR: İşte sevgisizlik, Darwinizm ortalığı bayağı bozdu. Ama şu an tamirat bütün hızıyla devam ediyor ve gençlerin mükemmel tavırlarından tamiratın amacına ulaşmak üzere olduğunu görüyoruz.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye'deki hastaneler neden temizlik konusunda bu kadar titiz değiller?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok yakışmış şapkan. Bir de çok güzel kızsın sen. Vicdanın da çok güzel. Hastanelerin çok temiz olması hayati bir konu tabii. Ama benim gördüğüm ellerinden geldiği kadar temiz tutmaya çalışıyorlar diye biliyorum. Değil mi? Yani sürekli kadınlar çalışıyor, erkekler çalışıyorlar ama tabii çok daha iyi olabilir. Şöyle olabilir, personel sayısı artırılabilir. Ama işte zengin olmamız gerekiyor onun için de. Onun için de yine dönüp dolaşıp sevgi, Mehdiyet, maneviyat bunlar çok önemli.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba Hocam. Ben İzmir'den Ayça. Şia tarafındanım. Size bir sorum olacaktı. Ehlibeytin kaynaklarında Mehdi Aleyhisselam için Kaim diye çok geçer. Ve siz sürekli Hazreti Mehdi diye bahsediyorsunuz. Oysa Kaim ismini hiç kullanmıyorsunuz. Bunun nedenini sorabilir miyim? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi Şia olman çok hoşuma gitti. Şiileri ben çok severim. Allah sayınızı artırsın. Sünni kardeşlerimi zaten seviyorum ama Şiileri çok severim. Çünkü Mehdi (as)’yi çok severler. Mehdi inancı onlarda temel inançtır. Yani Mehdi (as)’yi reddediyorsa imanı gider. Kaim dersek insanlar anlamazlar. Yani kimden bahsettiğimizi anlamazlar. Mehdi ismiyle meşhur olmuştur ahir zamanın Kaimi. Kaim Muhammed Mehdi. Birçok lakabı vardır ama en bilinen ismi İmam Mehdi’dir. Mehdi dedin mi herkesin kalbinde çırpıntı olur. Dolayısıyla tanınması için ismiyle hitap ediyorum.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İki sevimli arkadaş var.

ADNAN OKTAR: Bunların birbirine güveni, sevgisi inanılır gibi değil. Normalde vahşi hayvan. Ahir zamanda bunun olacağı Tevrat'ta ve hadislerde geçiyor. Aynısıyla oldu. Yani hayvanların, vahşi hayvanların, birbirine saldıran hayvanların birbirini seveceği ahir zamanda söyleniyor. Milyonlarca örneği var. Normalde asla olmaz bu.

Akdeniz'de Girit Adaları açıklarında 5.4 büyüklüğünde deprem meydana gelmiş. Bu bölge sürekli sallanıyor.

Dinliyorum.

VTR: Arkadaşım Cezayir'den geldi. Sultanahmet'e gezdirmeye getirdim. Siz de Sultanahmet'e geliyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım Sultanahmet'e ara ara gittiğimiz oluyor, Ayasofya'ya, Sultanahmet'e. İyi yapıyorsun. Güzel yapıyorsun. Oranın atmosferi, elektriği, ortamı, maneviyatlıdır. İyi yapıyorsun.

Evet.

VTR: Adım Mert Ulaş. Biz burada top oynamaya geldik. Ama meydanda çok alan olmadığı için insanlara geliyor, insanlar da bizden rahatsız oluyor. Biz aslında top oynamayı seviyoruz. Bizlere top alanları yapılmasını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Şu sevimliliğe bak sen. Ekip de mükemmel. Yani özetle işte bu hurda evlerin yıkılması gerekiyor. Gençlere her yerde alan açılması gerekiyor. O zaman sağlıklı gençler olur. Güneş göreceklerdir, vücutları hareket edecektir. Bu üst üste gecekondular, çirkin binalarla İstanbul ve diğer bütün şehirler boğuluyor. Hepsini yıkıp şehri genişletip, geniş alanlarda insanların yaşamasını sağlamak lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Filistin imandır, Filistin namustur, Filistin bizimdir. Tek Müslüman kalana kadar Filistin bizimdir, bizim olacaktır.

ADNAN OKTAR: Aslansın sen aslan canımın içi. Her yer sizin. Bütün dünya sizin. Niye sırf Filistin? Moro, Çad, Amerika, Rusya her yer sizin. Her yer sevenlerin. Her yer Allah aşıklarının. Hristiyanlar da, Museviler de, Müslümanlar da hepsi Müslümandır. Çünkü Museviler ne diyor? “Hazreti Muhammed yalan söylemedi” diyor. Bitti. Bu kadar. Çünkü onlarda zaten namaz var, zekat da var. Bir Hristiyan da “Hazreti Muhammed yalan söylemedi” dediğinde Müslümandır. Dolayısıyla sırf Filistin değil Fas, Tunus, Cezayir, Afganistan, Türkiye her yer iyi insanların. Tek bir bölge bizimdir dersek, öbür Müslümanlar alınırlar. Gücenirler. Yani “Niye öbürlerini kardeş olarak görmüyorsun? Neden onların kurtuluşunu istemiyorsun? Neden onlar için bizdendir demiyorsun?” diyebilirler. O yüzden hepsine sahip çıkmak, hepsini sevmek çok önemli.

Sevgiyle, imanla, akılla, Darwinist, materyalist düşüncelere karşı mücadele ile netice alabiliriz. Çünkü o kadar çok bunu geliştirmişler ki her yerde bu belayla karşılaşıyoruz. Yani bir şu diyor. Bir o diyor. Bir bu diyor. Adam madde madde bize sayıyor. Her gün televizyonda. Bunların hepsini fikirle ilimle tepelemek lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak Yazarı Yusuf Kaplan “İslam cemaat ile yaşanır, cemaat ile yaşar ve herkesi yaşatır” konulu bir yazı yazdı Adnan Bey. Şöyle söylüyor yazısında. “Rahmet cemaatte gizlidir. Cemaat olmadan İslam hayatı inşa edilemez. Cemaat her bakımdan rahmetin kaynağı ve tecelligâhıdır. O yüzden üç Müslüman bir araya geldiğinde cemaat olmaları emredilmiştir.”

ADNAN OKTAR: Güzel ama biraz kendine baksın. Siz onunla biraz ilgilenin. Kendine bakmıyor olabilir. Geçenlerde biraz sıkıştı kalbi falan. Kilosu da biraz fazla gibi geldi bana. Hem kolesterolüne baktıralım. Hem bir kalp muayenesi yaptıralım. Genel kalp muayenesi yaptıralım yakından takip edelim. Oktar duyuyor musun? Sen takip et, bana haber ver. Bazen öyle ağabeyler falan hiç kendine önem vermiyor, hiç. Ne buluyorsa yiyor. Sigara içiyor bilmem ne. Olur mu öyle şey?

Evet dinliyorum.

VTR: Hani olur da bazen buranıza bir yük oturur, cümlelerle anlatamazsınız. İşte o zaman ne yaparsınız?

ADNAN OKTAR: Vay benim yakışıklım bazen üzülüyor herhalde. Canımın içi neye üzülüyorsun? Her şeyde hayır vardır. Her şeyi Cenab-ı Allah yaratır. Hikmetle yaratır. Hiç kafayı takma. Öyle bir durumda ne yapacaksın biliyor musun? Bak, en iyi ilaçlarından birini sana sunuyorum. İşte bizim delikanlımızın duygusallığa kapıldığı anlardaki çözümü budur. Hiç kendini üzecek bir şey olmaz. Kader mükemmeldir. Hiç kafanı hiçbir şeye takma.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Yeni Şafak’tan Hüseyin Likoğlu da bir yazı yazdı Adnan Bey. Sizin dikkat çektiğiniz Churchill'in Ortadoğu danışmanı İngiliz ajanlarından Gertdude Bell konusunda. Şöyle söylüyor “Bir elinde cımbız bir elinde ayna misali, bir elinde cetvel bir elinde harita ile bugünkü bölünmüş parçalanmış İslam dünyasının sınırlarını belirleyen çöl kraliçesi Gertdude Bell, İngiliz istihbaratı tarafından 1. Dünya Savaşı döneminde en uygun kişi olarak görevlendirildi. Kimseyi peşinen itham etmek istemem. Ancak dün karşımıza dağcı, tarihçi, yazar, dilbilimci, arkeolog, kaşif, fotoğrafçı sıfatıyla çıkıp ülkemizi bölenler; bugün hak savunucusu, gazeteci, aktivist diye çıkıyor. Türkiye’ye karşı oynanan ve en açık örneğini yaşadığımız 15 Temmuz’un gereğini yapmazsak, Osmanlı’yı parçalayan kadını “Çöl Kraliçesi” diye bugün bize izletenler, yarın torunlarımıza Ada Güzelleri filmini izletirler.”

ADNAN OKTAR: Aferin çok güzel demiş. Yazısı çok güzel olmuş. Yani Türkiye'yi parçalamak sıkar. Onu söyleyeyim Tayyip Hocam’ın tabiriyle. Mehdiyet’in olduğu bir yerde parçalanma bölünme falan böyle bir şeyi unutsunlar. Şahin gibiyiz diyoruz onlara şahin. Yedi sülaleleri gelse yapamazlar Allah'ın izniyle.

Biraz film izleyelim sonra bakacağım.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü