Harun Yahya

Sohbetler (2 Ağustos 2017; 22:00)

(MP4) Video

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: Başbakan ve Yüksek Askeri Şuura Üyeleri Anıtkabir’de Atatürk’ün kabrini ziyaret etti. Sayın Binali Yıldırım Anıtkabir’de Atatürk’ün mozolesi önünde saygı duruşunda bulunurken bir yandan Atatürk’ün ruhuna Fatiha Suresi’ni okudu. Ve saygı duruşunun sonunda da “amin” diyerek saygı duruşunu bitirdi.

ADNAN OKTAR: Doğrusu o. Doğrusu bu şekilde olması lazım. Mezar ziyareti olduğuna göre bu şekilde olması gerekir. Doğru yapmış güzel yapmış Allah razı olsun. Samimi Müslümanca.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bugün gerçekleştirilen Yüksek Askeri Şura Toplantısı’nda, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları değişti Adnan Bey. Orgeneral Hulusi Akar görevine devam ediyor. Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Güler. Deniz Kuvvetleri Komutanı Adnan Özbal. Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Küçükakyüz oldu. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na getirilen Orgeneral Yaşar Güler 15 Temmuz darbe girişiminde Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’la birlikte Akıncı Üssü’ne götürülmüştü. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükakyüz darbe gecesi Moda Deniz Kulübü’nde katıldığı bir düğünden darbeciler tarafından kaçırılmıştı. Darbecilere verdiği sert yanıtlar basına yansımıştı. Deniz Kuvvet Komutanı Adnan Özbal’sa FETÖ’ye karşı verdiği mücadeleyle tanınıyor.

ADNAN OKTAR: İyi, Paşalarımıza hayırlı uğurlu olsun Allah yollarını açsın açık etsin. FETÖ derken İngiliz derin devletine karşı, evet. FETÖ çünkü onun bir şubesi, bir ileri karakolu. Asıl İngiliz derin devletidir. İngiliz derin devletinin züppeleri, casusları İstanbul’da, Ankara’da fink atıyorlar her yerde kaynıyorlar adamlar, göz açtırmamak lazım. Tek tek biz bunları açıklıyoruz anlatıyoruz bilinmeyecek gibi değil.

Eskiden bunlar bayağı iyi döktürüyorlardı çok rahat bir şeyler yapabiliyorlardı bunları yakalayan pek yoktu. Mesela komünistler Allah’a dine imana istediklerini söylüyorlardı. İstedikleri gibi rezalet çıkarabiliyorlardı bir kısmı. Bunları hukuki yönden tek tek hepsini yakaladık ve hepsine ceza aldırttırdık. Darwinizm konusunda esip-savuruyorlardı, bunları ilimle irfanla dümdüz ettik. Adamlık dini diye bir din anlayışı çıkartmışlardı bunu da yok ettik. Homoseksüelliği göğüslerini gere gere anlatıyorlardı, bunun utanç verici bir şey olduğunu topluma çok güzel anlattık ve geri çekildiler. Bu homoseksüel azgınlığı -bazı yerlerdeki- durdu. İngiliz derin devletine akıl almaz tokat indirdik. Bak adam şimdi çıkıyor “benim İngiliz derin devletiyle alakam yok” diyor. Sana soran mı oldu, niye pimpiriklendin ki? Sakin ol bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: İsmim İbrahim Ayhan, size bir sorum olacak. Sevginin önemini ne zaman anladınız?

ADNAN OKTAR: Şimdi iki türlü anlaşılıyor, bir hangi olay üzerine anlarız, bir de hangi zamanda anlarız? Benim ilk aklıma gelen hangi zamanda anlayacağız gibi oldu. Kardeşim, hakikaten ben takıntı falan değil, Mehdiyet olmadan dünyanın kurtuluşunu imkansız görüyorum. Her yer kilitlendi. Çünkü Mehdiyet çok masum bir hareket. Sadece sevgi isteyecek bir hareket ve sosyal adalet isteyecek bir hareket. Bak, Mehdiyet’in iki tane iddiası isteği var, siyaset falan hiçbir şey istediği yok, sevgi ve sosyal adalet o kadar. Böyle bir düşüncenin dünyaya hakim olmaması mümkün değil. Çok masum bir talep bu ve bunu kabul etmeyecek hiç kimse olmaz. Çok çok anormal olmadıktan sonra fikriyatı, bunu herkes kabul eder. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Mehmet Can Okumuş, Ankara. Ben öncellikle şunu sormak istiyorum, Ankara’da biz gençlerin neden eğlence hayatı çok az, eğlence imkanları çok az? Buna çözüm olarak ne bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bu nedir? Bilmiyorum bana mı hep denk geliyor hep yakışıklılarla karşılaşıyorum. Saç tıraşı da şahane olmuş iyi olmuş. Hepsi ağabeyi gibi dikkat ederseniz. Ankara Tandoğan’a gelirsin, bak yol gösteriyorum çimlerin üstüne oturursunuz, tef, darbuka, klarnet, keman, cümbüş, bir de hoparlör sistemi kurarsınız bütün gençleri çağırırsınız kızlı-erkekli herkes gelir. Ama acayip bir hürmet saygı kızlara, nezaket. Herkes de evinden yiyecek getirir. Her şey ama çok temiz dikkat etmek şartıyla “Vur Aydın havasını” dersin yeri-göğü inletirsin. Eğlence yeri diye bir şey yoktur kardeşim. Bir binanın içine girmeye niye mecbursunuz? Ankara’nın her yeri eğlence. Ankara şenlensin. Ankara, Seymenlerin kabadayıların yeridir. Bütün kabadayılar oynar Ankara’da. Ankara Karaşar falan vardır, Çubuk, “Çubuk’un Ovası’na buz koydum limonuna gazozuna” falan diyerekten. Rakısına diyor ama tabii rakı yanlış bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün sizi temsilen Oktar kardeşimiz Güney Afrika kanalı Radyo İslam’a bağlandı Adnan Bey. 20 dakika süren programın konusu FETÖ’ydü. FETÖ’nün arkasında İngiliz derin devletinin olduğunu, Allah’ın Kuran’da ‘kötülüğü düzenleyenlerden’ bahsettiğini, bunun günümüzde İngiliz derin devleti olduğunu, darbe gecesi İngilizlerin Türkiye’yi işgal için hazırlık yaptığı, İngiliz derin devletinin bazı gazeteci ve yazarları kullandığı bunun deccaliyet olduğu ancak Mehdiyet döneminde yaşadığımız tek çözümün Mehdiyet ve İslam Birliği olduğu, İslam’ın çok kısa süre sonra dünyaya hakim olacağı ve kanın duracağını anlattık. Çok çok teşekkürlerini belirttiler ve “Allah razı olsun” dediler.

ADNAN OKTAR: Her yerde insanlar sevgiyi arıyor. Bir şey yapmışlar dünyaya, deccal büyü yapmış, ben böyle olay görmedim. Bak gençleri görüyorsunuz, bütün gençler eğlenmek, neşe, “Selamun Aleyküm arkadaşlar merhaba, nasılsın, Selam” der gelir. Kızlar da “Selam gençler nasılsınız” diye falan. Ama ırzına namusuna, haysiyetine şerefine titiz olursun. Sağlığına sıhhatine, dinine imanına titiz olursun. Yemesine içmesine titiz olursun, mesela baktın hava serin üstüne bir şey getirirsin, değil mi? Evinden alırsın evine götürürsün. Onu mahcup etmek, küçük düşürmek... Mesela delikanlılar arasında dayanışma olması lazım. Bir genç kızın ırzına namusuna haysiyetine bir zarar getirmeye kalkan olduğunda diğerleri devreye girmesi lazım. “Olmuyor böyle” diyecekler, değil mi? Her şeyi devletten beklemek olmaz, tabii kanunla hukukla.

Mücahide çok şeker bir kadın. Onun çılgınlıklarının önü-sonu yok. “Diller lal gözler aşkla perdelendi. Varlığınızla her yer pürneşe efendim” diyor. Ama hakikaten benimle bundan sonra Osmanlıca konuşun. Osmanlıca nefis bir dildir. Yarından itibaren rica edelim tamam mı? Direkt Osmanlıca konuşulsun.

Evet, dinliyorum soruları.

VTR: Adım İlay. 2017 yılında hala kadın cinayetlerinin bu kadar üst seviyede olması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Nurlu İlay güzel İlay, ben onu daha önce söyledim. Adam diyor ki “ben seni öldüreceğim” diyor kadına. Kardeşim, böyle bir şey varsa yapar bunu adam. Yani cinayet tehdidi demek yapacak demektir. Elinin altında kadın. Zaten onun adale yönünden, güç yönünden zayıf olması onda onu ezme eğilimini daha da artırır. Şimdi bunu dediğinde kadın gidiyor savcılığa şikayette bulunuyor, adama diyorlar ki “uzak dur 500 metre uzakta dur.” Şu tedbir mi? “500 metre uzakta dur?” Adam öldürmeye kalkacaksa bunu dinler mi? Direkt gelir yani. “Ayrıca” diyor “bir şey olursa telefon et polis gelsin.” Kardeşim bak, bir adam tehdit ettiğinde anasından emdiği sütü burnundan getireceksin. Özetle bu yani. İşin nezaketiyle bunu söylüyorum. Bak kanunla hukukla anasından emdiği sütü burnundan getireceksin. Her gün polis baskını yapacaksın. Bütün evi talan edersin her yerini ararsın. Döşemelerin altını ararsın bilmem ne ararsın. Mesela hatta bıçak falan da bulunduğunda bıçağın ucunu kırarsın, bıçak falan evde varsa onların hepsini kırarsın. Yani cinayet işleyeceği hiçbir şey bırakmazsın. Sokağa çıkar, hemen sırtüstü yere yatırırsın bütün her yerde arama yaparsın. Çarşının içinde de kardeşim bütün milletin içinde “yat yere” dersin yatırırsın üstünde arama yaparsın. “İyi yokmuş silah falan” dersin “tamam git” dersin. Bir daha yapamaz. Yıldırma yapılması lazım. Kadınları bu kadar ezdirmenin bir alemi yok. Bunlar çakal, adam silahı alıyor evde saklıyor silahı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kütüb-i Sitte hadisleri neden diğer hadis kaynaklarından ayrılıyor? Neden bunlar güvenilir hadis, diğer hadis kaynakları güvenilir değil? Eğer bu hadis kaynaklarını referans almazsak, son günlerde revaçta olan Kuran Müslümanlığını benimsiyorsak bunun vebali nedir veya eleştirisi nedir?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim, çok akıllıca ve samimi konuşma olmuş.

Bak şimdi, Kütüb-i Sitte; Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davut. Şimdi ne diyorlar biliyor musun bu altı hadis kitabında alimler? Altısı da birbirini yalanlıyor. O onun hadisine uydurma diyor, o da onun hadisine uydurma diyor. 4 mezhep imamı o onun açıklamalarına uydurma diyor, o onun açıklamalarına uydurma diyor “yok öyle bir şey” diyor. Mesela diyor ki “kan abdesti bozar” diyor “yok doğru söylemiyor öyle bozmaz” diyor. Madem ittifak var, sünnette ittifak var adamların hepsi birbirini reddediyor buna ne diyeceksin? Bak yalanlıyor demiyorum nezaket olsun diye, dördü de birbirini reddediyor. Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, üçü toplanıyor birini reddediyor, üçü toplanıyor birini reddediyor, üçü toplanıyor birini reddediyor, doğru konuşmadıkları kanaatindeler. Altı hadis kitabında da hepsi birbirini reddediyor “yanlış” diyorlar. Kuran’da hiç kimse muhalefet etmiyor herkes ittifak halinde. Kuran’la hareket etmeyi niye aklınıza getiremiyorsunuz da böyle hurafelere dalıyorsunuz? Ümmet bunun yüzünden sürünüyor ve mahvolmuş. Bu belaya niye giriyorsunuz? Kuran’la hareket etseler kurtulacaklar bitecek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Size sorum olacak, hastalık gibi veya işsizlik gibi imtihan zamanlarında bazen bunaldığımız olabiliyor, bunu engellemek için neler yapabiliriz? Nasıl önlem alabiliriz? Bilsek de bunun imtihan olduğunu bazen bunalabiliyoruz sıkıntı yaşayabiliyoruz. Buna cevap verirseniz sevinirim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi nurlum, Hz. Musa (as) imtihan olduğunu biliyordu ama “göğsüm daralıyor” diyor” dilim tutuluyor” diyor, kalbi sıkışıyor. Vücutta bu reaksiyon oluyor yani, imtihan olarak Allah bunu yaratıyor. Hz. Meryem (as) “yok olsaydım keşke” diyor, bu aslında isyandır normal bir ifade değil bu, Allah’ın beğendiği bir ifade değil bunu biz yapmayalım diye Allah örnek olarak gösteriyor. Ama “alemlerin kadınlarına üstün kıldım” diyor Hz. Meryem (as)’a aynı zamanda. Cenab-ı Allah öze bakar. Yani sizin genel toplamınıza özünüze bakar. O anki insani diyelim sıkıntı sonucu meydana gelen ruh haliniz Allah için önemli olmuyor. Sonuç önemlidir, net kanaatiniz önemlidir. Dolayısıyla Allah’ı siz sevdikten sonra insanoğlu korkabilir. Mesela senin suratına silah doğrultulsa bir insan panik olur çekinebilir. Yani “niye korkuyorsun?” nasıl diyelim? Çekinir adam çekinebilir. Ama tevekkül eder. Bütün Peygamberanda bunu görüyoruz. Mesela Hz. İbrahim (as) melekleri görüyor “içi korku doldu” diyor melekleri görünce. Normalde gayet makul görmesi lazım göremiyor işte yani, orada bir kasılma meydana geliyor. O yüzden ondan dolayı içinizde bir üzüntü olmasın. Direnin gücünüz yettiği kadar ama olmadığı kısmından siz sorumlu olmazsınız. Direnme kararı alın siz yeter ki. Ama buna rağmen insanın içi heyecanla dolabilir, o tip hisler yaşayabilir.

BÜLENT SEZGİN: Allah ayette “öfkelendiklerinde öfkelerini yenenlerdir” diyor öfkelenmezler demiyor.

ADNAN OKTAR: Evet.

Dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ahmet. Adnan Hocam’a bir soru sormak istiyorum yanıtlarsa çok sevinirim. Kendisini keyifle izliyorum, televizyonda gördüğüm zaman çok zevkli zamanlar geçiriyorum. Kendisi gerçekten Mehdi midir? Mehdi olduğunu iddia ediyor mu halihazırda? Seyit midir? Bunlara cevap verirse çok sevineceğim, teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Mehdilik mutlaka olacak yani bu olacak. Olduğunda bunun cevabını verelim şu an vermeyelim. Ha ben miyim? Ben neyim? Sıradan bir insanım alemciyim, yani insanlardaki Mehdi imajıyla benim uzaktan yakından alakam yok. Masonluk var, Yahudilerle iç içeyim, hahamlarla ahbabım. Bir kere tam anlamıyla haham ve Yahudi karşıtı olması gerekir Hz. Mehdi (as)’ın. Hz. Mehdi (as)’ın anti-mason olması lazım ve şiddetle masonluğa karşı olması lazım. Eğlence dans asla yapmaz, kaşıkla oynama hiç olmaz. Mini etekli kızlarla falan böyle beraber olacak, eğlenecek, alem olacak mümkün değil. Ben baştan zaten Mehdiliği kaybetmiş vaziyetteyim o yüzden benden ümidi kesin. Benim dışımda kimde arıyorsanız arayın, bende olacak iş değil yani. Her yerden kilitlenmiş durumda, cahillik bende, böyle Mehdi olmaz kardeşim en başından olay bitmiş kilitlenmiş. Onun için bitmiş bir meselenin yeniden araştırılması olmaz. Ha seyit miyim? Seyidim evet doğru. Profesöre şecere çıkarttırdım Hz. Ali (kv)’ye kadar soyum gidiyor. Birçok arada seyit anneler var, şerife ve seyide anneler var. Halis, hem seyit hem şerifim halis kan. Oradan da soyum Hz. Yakup (as)’a, Hz. İsrail (as)’a kadar gidiyor oradan da şecerem var. Dolayısıyla iftihar ediyorum o doğru. Ama Mehdilikle benim uzaktan yakından alakam yok. An itibariyle Mehdilik zaten kapanmış durumda. Öbürü şaka tabii Yahudi karşıtı, mason karşıtı olmaz. Hz. Mehdi (as) tabii herkesi sevecektir. Yahudileri de sevecektir, Hristiyanları da, Musevileri de sevecektir onu şaka olarak söylüyorum. Çünkü öyle bir imaj var komik bir imaj o yanlış. Ama zır cahil Mehdi olmaz. Böyle kızlarla dans eden kaşıkla oynayan falan Mehdi hiç olmaz. Ben bu işi zaten kilitledim yani imkansız hale getirdim. İmkansız hale getirdiğim için herkesin gönlü rahat olsun. Ha Hz. Mehdi (as) çıkmayacak mı yüzde yüz çıkacak isterseniz yemin edeyim. Bak Bediüzzaman da diyor “Allah adına yemin ediyorum İslam hakim olacak” diyor. Bu “önümüzdeki yüzyılda” yemin ediyor. İlk defa yemin ettiğini gördüm Said Nursi’nin “Allah adına yemin ediyorum hakim olacak önümüzdeki yüzyılda” diyor. “Kesin kati kanaatimle söylüyorum” diyor. Hz. Mehdi (as) kesin çıkacak, İslam kesin hakim olacak. Kısa sürecek, efendim 7 veyahut 9 sene kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayvanları cezayla mı eğitmeliyiz, ödüllendirilmeli mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki ödüllendirme. Ceza hayvana çok korkunç ve bu görülmesi duyulması durumunda da müthiş bir öfkeye sebep oluyor müthiş bir öfke. Ben mesela çocukluğumda köyde bir Enver Ağabey vardı köpeğini dövmüştü harmanda, görmüştüm hayvanı. Bu Sivas kangalı tarzı bir köpekti, hiç unutmam bayağı öfkelendirmişti beni. Çocukluğumdan beri unutmam. Köpek dövülür mü? Hayvan ne anlar seni ne bilsin hayvan? Yani niye dövdüğünü de bilmez hayvan bas bas bağırıyor. Nereden akıl etsin onu? Ne kadar mantıksız kötü bir düşünce. Tabii Allah rahmet etsin vefat etti gitti de. Ama çok büyük bir hata ve yanlışlık.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: İsrailli bir market çalışanı Filistinli 19 yaşındaki bir genç tarafından bıçaklandı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, gece-gündüz önü-sonu yok, İsrail’de sürekli bıçaklama vakaları var. Geçen gün de bir aile tam ibadet ediyor İsrailli bir aile, babası, kızı, annesi. Adam içeriye giriyor hepsini bıçaklıyor hepsini öldürüyor. Çok korkunç bir şey bu.

BÜLENT SEZGİN: Saldırgan yakalandı.

ADNAN OKTAR: Yakalansa ne olur? Bu ahlaksızlığın, bu nefretin ortadan kaldırılması lazım. Sevgiyle şefkatle bunların halledilmesi lazım. Adamları nefret insanı haline getiriyorlar bu çok büyük bir şerefsizlik.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yıllardır Filistin için tüm dinler savaşmış. Haçlı birlikleri gönderildi bunun için. Fakat görüyoruz ki Osmanlı Devleti buna asla izin vermedi. İslamiyet böyle bir şeye asla izin vermedi. İsrail’in istediği tek şey Süleyman Tapınağı’nı yapıp dünya egemenliğini sağlamak fakat böyle bir şey yapamazlar. Çünkü neden? Şu an görüyoruz ki Müslümanlar evet çok ayrı birbirinden ama şu an mesela ben burayı görüyorum gerçekten demek ki ümmet bilincini içinde taşıyanlar var. Evet ABD, İngiltere büyük devletler İsrail’i destekliyor olabilir fakat “Allah oyunlarını bozacak” diye bir ayetimiz var. “Allah ol der olur.” Müslümanların bu davayı kazanacaklarına inanıyorum. 

ADNAN OKTAR: Hayret, böyle imanlı bu kadar Allah’a, Kuran’a sadık insanlar olması ben şaşırıyorum, çok çok güzel. Ama şimdi Süleyman Tapınağı yapılacak, Süleyman Mescidi yapılacak. İlk taşı koyacak olan, köşe taşı deniyor zaten, İmam Mehdi (as)’dır, Tevrat’ta öyle geçer. Köşe taşı kutsal taş. Siyon’dan İslam’ın hakimiyeti açıklanacak söylenecek. Fakat kardeşlerimiz yanlış anlıyor “İsrail’in hakimiyeti” diyor. 3 milyon kişiyle zaten dünyaya hakimiyet olmaz. İslam’ın dünyaya hakimiyetidir o. Tevrat’ta belirtilen İslam’ın dünyaya hakimiyetidir. Ve Tevrat’ta bu açıklanıyor “herkes iman edecek, herkes Allah’tan bahsedecek” diyor. Onlar zannediyor ki 3 milyon İsrailli bütün milleti çizmeyle ayağının altında ezecek. Kardeşim mümkün değil, sayı olarak yeterli değil zaten çok az insan var. Nasıl olsun böyle bir şey?

Evet, dinliyorum.

VTR: Dünyada barış olsun, kardeşlik olsun, huzur olsun, biz bunu istiyoruz.

ADNAN OKTAR: İşte bu güzel, kardeşimizin ifadesi güzel. Böyle çok imanlı bir topluluk var ama enerjilerini yanlış kullanıyorlar. Yani ters kullanıyorlar, kavga için kullanıyor. O bıçaklayan adam o da imansız değildir ama ruh hastası hale getiriyorlar bu insanları. Adam kendi halinde orada çalışıyor gidip niye o adamı bıçaklıyorsun? Bu ne kadar ahlaksızlık, cibilliyetsizlik, namussuzluk. Cibilliyetsizlik demeyeyim de namussuzluk başka bir şey değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Oğulcan. Kendinizi güvende hissediyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Oğulcan, ben Ankaralıyım, inşaAllah. Tabii ki Allah’ın koruması altındayız. Bu kadar pervasız ve rahat olmamın nedeni Allah’a güveniyor olmam, Allah’ın koruması altında olmam. Her yere Allah hakimdir. Bu ağabeyine 7 kurşun sıktılar hiçbiri gelmedi Allah’ın korumasıyla. Eve hançerli saldırı yaptılar adam yanlış yere girdi yanlış eve daldı. Hiçbirinde başarılı olamadılar. Dolayısıyla Allah’ın takdiri olmadan hiçbir şey olmaz. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Atatürk sevgisi bence dinden daha öne geçtiği için bunun sebebi önemli, bunun sebebini öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Yok, öyle bir şey yok. Ben Atatürk’ü çok severim, Atatürk delikanlıdır, dürüsttür, Müslümandır. Kuran Müslümanıdır, akıllı bir insandır. Ben öyle abartılı putlaştıran bir sevginin samimiyetsiz olduğunu düşünüyorum. Bir oyun ve akıl hastalığıdır bu, öyle bir şey olmaz. Türk halkı Atatürk’ü sever aklı başında ve dengeli bir bakış açısıyla sever, kimse putlaştırmaz Atatürk’ü. Öyle bir şey yok. Ha bazen yapan cins tipler var. “Atatürk” diyor, bayılmaya kalkıyor falan böyle bir şeyler yapıyor oyun oynuyor. O tiyatro onun önemi yok. Atatürk Kuran Müslümanıdır, moderndir, çelebidir, delikanlıdır, yiğittir, kültürlü görgülü ve kibardır, sanatçıdır, kaliteden çok hoşlanır. Bu ne? Türk gençliğini ruhu. Atatürk’ü seviyorsak biz bütün Türk gençliğini seviyoruz demektir. Türk gençliğini ne kadar seviyorsak Atatürk’ü de o kadar seviyoruz. Çünkü aynı kafadayız, aynı mantıktayız. Atatürk tek başına yapmadı kabadayılarla yaptı, yiğitlerle yaptı. Kendi de yiğitti millet de yiğitti.

Dinliyorum.

VTR: İşsiziz iş bulamıyoruz. Devletten buna bir çare bulmasını bekliyoruz.

ADNAN OKTAR: Bu tabii çok rahatsız edici böyle bir durum olması. Tarım, hayvancılık, ziraata dönülse milyonlarca iş imkanı olacak. Bomboş araziler. Bunun bir an önce yapılması lazım. Bunu ama bir proje olarak sunalım ki. Hükümete bu şekilde sözlü açıklama yeterli olmuyor.  Teknik proje olarak sunulması gerekiyor, bir plan olarak sunulması gerekiyor. Bir plan olarak hazırlayıp sunalım. O zaman çok rahat ediyorlar yazılı olduğu için, mantığı olduğu için. Yoksa tereddüt eden bir yapı olmuyor ama bunu söylüyorsun tamam da nasıl yapalım mantığı oluşuyor o zaman.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul’da neden bu kadar trafik var?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen gezmek istiyorsun, arabaya biniyorsun trafik tıkanıyor. Senin gibi yakışıklıların yüzünden. Tabii ki gezeceksiniz tabii ki trafik tıkanacak. Yeraltı yolları yapacağız, trafik açılacak bu kadar. Peygamberimiz (sav) söylüyor “Mekke, Medine, Aras altı örümcek ağı gibi olacak” diyor. Medine derken İstanbul da işin içinde oluyor tabii örümcek ağı gibi.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir insanın duygusal olması ideal bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, duygusal olduğunda konuşmak mümkün olmaz. Adam cümle kuramaz duygusal olduğunda, ağlama hissi gelir yani sinirlenir bir şey anlatamazsın, bir şey soramazsın içindeki samimi duyguları ifade edemez, mantıklı konuşamaz yani bundan şiddetle kaçınmak lazım. Doğru bir şey değil yani ona bir girdin mi tamam bir girdap, boş yere üzülürsün, zihnin yorulur, sinirlerin bozulur, gücünü kaybeder, akılcılığın dışında bir yol olmaz. Mutlaka Kuran’la akılcı olmak lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Ahmet Bilgin. Oyunlarda neden Türkçe dil yok, Türkçenin de bir kabul edilmesini, oyunlara gelmesini istiyorum.

ADNAN OKTAR: Ahmet’in sevimlilik hat safhada ama büyümüş,  ağabey olmuş, bıyıklar falan da çıkmış artık ama süper şeker. Ne oyunu bu?

KARTAL GÖKTAN: Bilgisayar oyunları.

ADNAN OKTAR: Yabancı dilde mi oluyor onlar? Ya sen cin gibi adamsın, sana ne yazar yabancı dil. İngilizcesi, Fransızcası, Almancası şakır şakır çözersin. Daha iyi bence Türkçe olursa yabancı dil öğrenemezsin. Zaten ufacık çocuklar her şeyi biliyor kardeşim zamane gençliği biz yani kıyas yapıyorum eski devirleri.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Saffet. Bazı insanların niye asansör korkusu var?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım niye yok demen lazım, incecik iple tutuyor. Ya diyeceksin bu adamlar yürek mi yedi bu nedir? Bazen cam asansörler oluyor böyle her yeri şeffaf, yüz metrelik bina farz edelim bir bakıyorsun aşağıda insanlar şu kadar ya ufacık ip, incecik bir ip tutuyor. Kabadayılık yiğitlik de var tabii çıkarsın ayrı melese bir de zınk diye kalıyor, dan dan dan dan vuruyor çıkarın bizi diye. Bir kere asansörlerde en büyük hata havalandırma yok her yeri kalıp gibi kapalı, kardeşim açık oksijen alınacak gibi olması lazım bir. İkincisi; düşme durumunda ara katlarda aniden onu, o hızı kesecek plastik çıkışlar olması lazım. Yani onu bir anda daraltacak, sürtünmeyle onun hızını kesecek sistemler olması lazım, acil butonu gibi bir şey olması lazım. Birden kopabilir oluyor tak diye çakılıyor. Pahalı da olsa bunun yapılması gerekiyor acil butonu olması lazım bir de telefon olması lazım içinde her asansörün içinde telefon olması lazım dışarıyla bağlantı kurulacak şekilde. Adam gece biniyor mesela tak içinde kalıyor sabaha kadar bekliyor havasız da süper tehlikeli bir şey. Dolayısıyla normal olabilir yani bakımsız bir asansör çok tehlikeli olur.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Tuğçe. Sorum da, neden toplu taşıma araçları bu kadar sıcak ve kalabalık?

ADNAN OKTAR: Tuğçe çok güzelsin bir tanem, Allah senin güzelliğini kat kat arttırsın. Otobüslerde soğutma sistemi yok mu, var değil mi? Eskiden yoktu bizim zamanımızda biz Tokat’a giderdik, o zamanlar 1965’ler falan daha o zaman babanız yoktu ortada. Hamam gibi sıcak olurdu, ayın bayın falan sürünürdük koca iki litrelik şişelere su konurdu, ılırdı çok sıcak olurdu hatta sallana silkelene Bedia Akartürk’ten şarkılar dinlerdik “Elmaların yongası aslanım aslanım.” Kâbus mu cehennem mi anlatamam yani böyle çok zordu ama var şu an pencereleri açabilirler, soğutma sistemini açabilirler iyice. Kalabalık olduğunda hanımlara yer vermek lazım o çok önemli.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Oğuzhan. Sıcak havalarda soğuk su içilmesini tavsiye eder misiniz?

ADNAN OKTAR: İtalyanlar daima soğuk su içerler. Soğuk su açıcıdır ama bademciği falan olanlar bünyesi zayıf olanlar tehlikeli olur. Ben ılık su tavsiye ederim.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Şehmuz. Organ bağışı hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Şehmuz çok güzel de şimdi insan ölmeden diri diri adamın ciğerini çıkarmak falan adamı kıtır kıtır kesiyorlar benim hiç aklım almıyor bu işi. Beyni öldü diyor yani ben vicdanen kanaat getiremiyorum. Adamın kalbi çarpıyor, ciğeri çalışıyor yani vücudu yaşıyor nasıl ölüyor ben anlamıyorum ki yani. Beyin ölümü gerçekleşti diyorlar, onu bir daha incelemek lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Siyasetin gidişini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Siyasetin gidişini Allah yönlendiriyor. Siyasette hiçbir zaman için hata olmadı, tam Allah’ın planladığı gibi oldu. Abdülhamit dönemi, Fatih dönemi hepsi Allah Katında planlandığı gibi oldu. Kaderin dışında hiçbir şey olmadı. Son kaderin aşamasında da Mehdiyet vardır kimse de durduramaz.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Buket. Hayvanat bahçeleri, hayvanların özgürlüklerini kısıtlayan alanlardır, sizce bunlar kapatılmalı mıdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel huylum benim. Doğru söylüyorsun insan tabii vicdan azabı çekiyor. Hayvanların hepsi sıkılıyor aslanlar falan hayvan deliye dönüyor. Dönüyor, dönüyor bir daha dönüyor, o demire sürtüyor demir parlamış artık, demir aşınmış hayvan sürtmekten, akıl almaz sıkılıyorlar ama bir kısmı da sıkılmıyor mesela aligator diye tabir ettiğimiz timsah takımı, adamın hayatı kaymış zaten boş boş bakıyor böyle bayağı mutlular bence onlarda hiçbir sorun yok. Adama dedim “Bu plastikten mi yoksa, yaşıyor mu?” dedim “Yaşıyor” dedi, “hiç gözünü bile kırpmıyor bu, kıpırdamıyor” dedim. “Günde 250 gram esrar veriliyor onlara” dedi. “Olacağı o tabii” dedi.  Narkotik şubeye gelen esrar oraya götürülüyormuş, onlara günde 250 gram veriyorlarmış hayvanlara. O zamanki ifadeye göre durumu bilmiyorum doğru mu yanlış mı?

Evet sorulara devam edelim.

VTR: Merhaba Ertan ben. Osmanlı Devleti’nin askeri yönden çok güçlü olmasının sebebi neydi?

ADNAN OKTAR: Kabadayı olmaları, dindar olmaları başka hiçbir nedeni yok. Sadece dindar olmaları. Darwinist değildi Osmanlı, Darwinist olmadığı için güçlüydü. Darwinist olunca Osmanlı’nın bütün gücü gitti. İman gücünü kaybedince askeri gücünü, bedeni gücünü de kaybetti.

VTR: Naziler hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Naziler hakkındaki düşüncelerimiz psikopatlar yani başka bir açıklaması yok. Yani dengesiz insanlardan oluşan bir topluluk. Hepsi psikopat bakın konuşun tek bir tane normal bulamazsınız.

Evet dinliyorum.

VTR: Ortadoğu’daki siyasi krizin ne zaman düzeleceği ve Türkiye’nin bu politikada ne kadar önemli bir yeri olduğunu bile bile neler yapabileceğini sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Türkiye Ortadoğu'da hiçbir şey yapamaz. Yapamadığı da görülüyor. Yapacak gücü de yok. Yani Türkiye ancak kendini koruyabilecek güçte. Bu açıkça görülüyor. Mehdiyet’ledir Ortadoğu'nun kurtuluşu. İslam aleminin birleşmesiyledir. Tek başına Türkiye ne yapsın? Koskoca İngiliz derin devletine karşı, tek başına Türkiye. Yahut tek başına AK Parti. Veyahut tek başına Tayyip Erdoğan. Olmaz. İllaki Mehdiyet.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Hükümete yakın Star Gazetesi Yazarı Ahmet Kekeç, Taraf Gazetesi eski Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altın’ın darbeden önce “Erdoğan’ı öldürecekler. Cesedini bir çöplüğe atacaklar.” Dediğini iddia etti. Ve şöyle devam ediyor. “Bunu 'temenni' sadedinde söylemişti. Ayrıca Türkiye sokaklarında tank görülmeden, iç savaş çıktığı anlaşılmaz. Erdoğan halk ayaklanmasıyla gidecek” demişliği de vardır. Bundan önce darbenin ideolojik altyapısını hazırlıyorlar, sonra darbede izlenecek yöntemleri deşifre ediyorlar; içeri alınınca da “Biz FETÖ’cü değiliz” diyorlar.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Canım hiçbir katil “Ben katilim” demiyor zaten. Hiçbir hırsız da “ben hırsızım” demiyor. Adam da suçunu kabul etmeyebilir. O dert değil. Hakimin kararı önemlidir.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar Adnan Bey. Ben Ankara'dan Yelda. Bir sorum olacak. Neden patronlar veya müdürler sürekli çalışanlarına mobbing (psikolojik şiddet) yapıyor? Bunun elemanlarının verimini düşündüğünün farkında değiller mi? Cevaplarsanız sevinirim. Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Bu eskiden beri bir olan olay. Mesela kapıcı dilenciyi ezer. Kapıcıyı üst komşu ezer. Üst komşuyu yönetici ezer. Yöneticiyi muhtar ezer. Muhtarı bilmem başkası ezer. Bazı yerler bazı kişiler için söylüyorum. Böyle kötü bir sistem vardır. Yani eline imkan geçti mi bazı ahlakı bozuk adamlar, insanları ezerek kendini yücelteceğini zanneder. Çok yaygındır. Her yerde. Yani resmi görevlilerde de bu görülür. Her yerde görülür. Yani kendini büyütür. Sert gösterir. Tersler, bağırır çağırır. Öylece bir saygınlık kazanır ama iğrenç bir saygınlık. Aşağılık bir saygınlık. Kahpece bir saygınlıktır bu. Nefret ederler. Pislik adam olarak görürler. Ömür boyu o nefreti yaşar ama o ahmak çok saygın olduğunu düşünür. Mesela adam diyor ki “efendim emrinizi yerine getirdim” diyor. O ne demek istiyor biliyor musun? “Ulan pislik dediğini yaptım” diyor. Asıl içinden söylediği bu. Ama dışarıdan “Efendim” diyor. Yani bu, saygı mı bu? Böyle saygı olmaz. Ve bu ahmaklığı yapan çok fazla insan var. Bu çok büyük bir ahlaksızlıktır. İnsanları yıldırarak, korkutarak, ezerek, aşağılayarak onur kazanmaya kalkmak onursuzluk, haysiyetsizlik, şerefsizlik ve namussuzluktur. Başka bir şey değildir.

Evet.

VTR: Ben Ecrin, Erdek’ten. Doğum yapan bayanların yanına niye hasta yakınları sokulmuyor? Bence sokulmalı.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini. Herhalde bir de minik çocuğu da var. Allah sevgini arttırsın. Tabii ki dediğin doğru. Yapılması gerekir. Özellikle doğum yaptığında zaten psikolojik desteğe çok ihtiyacı olur. Ailesinden birçok kişinin yanında olması lazım. Yalnız bırakılması çok acayip bir şey. Hiçbir hastaya da yapılmaz. Doğum yapan hanıma da hiç yapılmaz. Manevi destek hayati. Onun için geniş çok büyük hastanelere ihtiyaç var. Herhalde yer darlığından onu yapamıyorlar. Ama mesela aileden biri grip oluyor. Doğum yapmış kadının burnunun dibine gidiyor, sarılıyor ona. Nezle oluyor gidip sarılıyor. Yahut sarılık hastalığı oluyor, çocuğu alıyor yeni doğmuş çocuğu öpmeye kalkıyor. Anne süt verecek mesela ona mikrop bulaştırıyor. Bu çok tehlikeli. Yani hastanenin aldığı bu tedbir de normal. Çok yakınını steril hale getirip yanına alabilirler. Ama doğum anında çocuk korunması açısından, doğumdan sonra da çocuğun korunması açısından ve annenin korunması açısından steril ortama çok büyük ihtiyaç var.

Evet.

VTR: İsmim İbrahim Uçar. Burada Ulus’ta dükkanım var. Tunceliliyim. Aleviyim. Buranın insanları Tunceli Dersimli olduğum için, Alevi olduğum için önyargıyla yaklaşıyorlar. Ötekileştiriyorlar. Dışlıyorlar. Neden bunu yapıyorlar? Onu soruyorum.

ADNAN OKTAR: Onu yapanlar yakışıklım senin köpeğin bile olamazlar, köpeğin. Senin tırnağın etmezler. O aşağılık ve karaktersiz oldukları için yapıyorlar. İnsan sevgisi olmadığı için merhamet duygusu olmadığı için. Alevi demek zaten kabadayı yiğit demektir. Sevgi dolu insan demektir. Tunceliler de son derece aydın, kültürlü, tertemiz insanlardır. Onu yapana bak, mutlaka ya magandadır ya üçkağıtçıdır ya dolandırıcıdır ya mafyadır. Yani sen öyle karaktersizlere önem verme. Değerli insanların senin hakkında ne düşündüğü önemlidir. İtin kopuğun senin hakkında ne düşündüğüne niye önem veriyorsun? Hiç onlara saygı duyma.

Evet.

VTR: Ulus'a gidiyoruz. Hamamönü olsun, Ankara Kalesi olsun, bu tarz yerlere gideceğimizi söylediğimiz zaman, karşı taraf “Hayır oraya gitme. Orası çok kötü. Oradaki insanlar çok kötü” diye bir geri dönüş alıyoruz. Tarihi olarak bu kadar güzel yerler neden bu şekilde anılıyor? Bu şekilde anılmaması için yapabilecek bir şey yok mu diye ben sormak istiyorum size.

ADNAN OKTAR: Canımın içi ben Ankara'ya uzun süredir gitmiyorum. Bilmiyorum ama öyle bir şey varsa orada sivil polis yoğunluğu oluşturulması lazım. Polise de geniş yetki verilmesi lazım. Adamları gayet güzel hizaya getirirler. Varsa it çakal rahatsız eden insanlar varsa. Sivil çok polis çok olması lazım. Simitçi görünümünde, tatlıcı görünümünde veyahut hamal görünümünde de olabilir. Tezgahtar görünümünde de olabilir. Çok fazla sivil polis olması lazım. Sivil polis büyük bir iyiliktir güzelliktir. Anında çökerler öyle dangalaklık yapan, münasebetsizlik yapan olursa. Ama hakikaten ben Hamamönü zamanında, biz Hud efendilerin evi vardı Hamamönü’nde. Çok asude sakin bir yerdi eski Ankara mahallesiydi. Oraya giderdik. Hud efendi çok asil Çerkez bir tanıdığımızdı. Hanımı vardı, Nazire Hanım. Böyle eski Ankara evleri vardı. Onların oraya giderdik. İki kızı vardı. Biri ziraat mühendisiydi. Çok güzeldi. Bayağı güzeldi. Bir de çok zayıf bir kızı vardı. Ama dindardılar. Biz oğullarını işe aldırmıştık. İşe aldırdığımız için bize kocaman şöyle yirmi kiloluk falan bir hindi gelmişti, kuzuya benzeyen. Hediye olarak. Ne alaka diyeceksiniz. İşte öylesine. Aklıma geliyor anlatıyorum. Ama oralar çok temizdi. Eski Ankara mahallesiydi. Halk birbirini severdi. Herkes birbirini tanırdı. Şu an ne hale geldiğini bilmiyorum Hamamönü’nün. Ankara Kalesi de, biz giderdik Ankara Kalesi’ne. Bakımsızdı o zaman oralar. Çok bakımsızdı. Çok eskiydi. Han vardı oralarda. Ama muhtemelen herhalde hırsız it kopuk falan da doluşmuş gibi geliyor bana o hanımefendinin sözünden. Oralara gelmiş olabilirler. İyi insanlar çok ama adi insanlar da gelmiş olabilir. Adi insanlara hem halk, hem polis göz açtırmasın. Özellikle polis meseleyi halledebilir. Polise daha geniş yetki, daha sayısının artırılması gerekiyor. Tabii geniş yetkiyi de suiistimal edecek polisler de olabilir. Ona karşı da tedbir alınır, ayrı mesele.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Kapadokya bölgesi tarih boyunca sık sık saldırılara uğradığı için yeraltı şehirleri inşa etmeye başladılar Adnan Bey. Bazıları otuz bin kişinin barınmasına yetecek büyüklükte. Dışardan açılması mümkün olmayan kapıları var. Fotoğrafları var.

KARTAL GÖKTAN: Bu konuyla ilgili soru vardı.

ADNAN OKTAR: Evet.

VTR: Kapadokya’daki yeraltı şehirleri neden yapılmıştı ve ne için kullanılıyordu?

ADNAN OKTAR: Eskiden adamlar cellat gibiymiş. Yani çok korkunç. Eğer tarih bizim beynimize verildiği gibiyse, yalnız olmaya da bilir bir kısmı. Onu da söyleyeyim. Yani sır olarak söylüyorum. Bir kısmı olmayabilir. Bir kısmı olabilir. Bize verildiği gibiyse korkunç bir vahşet yaşanmış. Adamlar da pratik çözümler bulmuşlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Çiğdem Acar. Benim sıkıntım şu yönde. Hastaların daha doğrusu hasta yakınlarının sağlık görevlilerine karşı şiddetli davranışları neden kaynaklanıyor? Cidden çok merak ediyoruz. Sorum bu.

ADNAN OKTAR: Canımın içi şimdi mesela babası yahut annesi kalp krizi geçirmiş. Adamın yüreği ağzına geliyor. Her an ölüm tehlikesi var. Müthiş sinirli ve gergin oluyor. Orada işte onu yatıştıracak bir sistem olması gerekiyor. İlgili memurların bu konuda eğitilmiş olması gerekir. Onları yatıştıracak bir üslup, onları tevekküle çağıran bir üslup, dini bir dil, İslami bir dil kullanılması lazım. Onun dışında her zaman bu gerginlik olur. Ayrıca polisiye de tedbir alınması lazım. Her zaman söylüyorum. Güvenlik görevlileri yeterli olmaz. Çünkü onlar saldırmaya başladığında güvenlik görevlileri de kaçmaya başlıyorlar. Hastalarla beraber, yani orada doktorlar herkes kaçıyor onlar geldiğinde. Adama çok azgın saldırgan oluyorlar. Güçlü kuvvetli onları durdurabilecek elemanlar, tecrübeli polisler olması lazım. Bir de bu tip vakalarda görevlendirilen polislerin her yönde eğitilmesi gerekiyor.

Sorulara devam edelim.

VTR: Adnan Hocam merhaba. Ben İzmir’den Ali Yıldız. Elektrik mühendisiyim. Elektrik nasıl oluşur? Bununla ilgili fiziksel yönlü size bir yanıt verebilirim ama manevi yönden cevap almak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Elektrik nasıl oluşur? Esir, elektrik olmak isterse elektrik olur. Bu kadar başka bir şey yok. Yani esirin eylemlerinden birisidir elektrik. Manevi yön diyorsan bu. Yoksa kablonun içinde falan elektrik melektrik olmaz. Kablonun içinde esir var. Bilimsel olarak açıklayabiliriz ayrı mesele. Ama manevi yönü diyorsun, o yüzden söyledim.

Evet dinliyorum.

VTR: Ankara’da yaşıyorum. Emekliyim. Ben istiyorum ki, yeni dönem milletvekili seçimlerinde 15 Temmuz darbe girişimine karşı gelen, karşı olan ailelerin annelerinden, babalarından, kardeşlerinden milletvekili adayımız olsun. Onları her zaman mecliste, o birimin altında görmek istiyoruz. Halk olarak bunu istiyoruz. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor. Güzel söylüyor. Öncelik sağlayabiliriz. Doğru söylüyor. Bunu yapalım. Güzel fikir. Bunu Tayyip Hocam’a da mektupla bildirelim. Meclis Başkanı’na, AK Parti Genel Merkezi’ne de bildirelim. Çok isabetli olur. İyi olur.

Kabala’da bu esir, “İlk akışı meydana getiren, yaşayan Rabbin nefesidir. Varlığa ilk olarak hayat veren ilkedir. Bu aynı zamanda her şeyin ortaya çıktığı ilk esirdir.” Hem akla sahip, hem de akıcı olan bir su gibi bir şey.

Evet.

VTR: Adnan Bey, benim size bir sorum olacaktı. Üniversiteden mezun olduğumuzda neden bu kadar kolay iş bulamıyoruz? Onu soracaktım size.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım o genel bir sorun. Türkiye’nin mutlaka tarım, ziraat ve hayvancılığa yönelmesi gerekiyor. O zaman yani adam bulamayız. Değil şu anki işsizlik, adam bulamayız. Her yer dolar. Hayvanın derisi ayrı iş çıkarır. Sütü ayrı iş çıkarır. Kemiği ayrı iş çıkartır. Sebze meyve her şey yetişeceği için uçsuz bucaksız iş imkanı çıkacaktır.

Kadınlar ne güzel varlıklar. İnsanlar nasıl kıymetini bilmiyor? Ben bunu anlayamıyorum. Ne kadar şahane. Her biri ayrı bir güzel. İnsan ne yapacağını şaşırıyor. Ama öyle bir dert var ki, zannediyor ki başkasını ben sevdiğimde, ona sevgim kalmayacak zannediyorlar. Öyle bir şey mümkün mü? Ben mesela Allah’ı seviyorum. Bütün peygamberleri seviyorum. Bütün melekleri seviyorum. Ayrı ayrı, hepsini coşkuyla seviyorum. Allah’ı hepsinden çok seviyorum. Ama sevgim bölünmüyor. Niye bölünsün?

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Gökmen. Balıkesir Erdek tarafından katılıyorum. Türkiye’nin ekonomik durumunu daha güçlü hale getirmek için ne yapabiliriz? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Aynı soru. Aynı cevap. Ama tabii maneviyat olmadan tarım, ziraat hiçbir şey olmaz. Yani Mehdiyet olmadan, bizim milletimizin ruhundaki bu Mehdiyet ruhunu şahlandırmadan bu olmaz. Herkes zeminde Mehdiyet’in ruhunu tam almış. Sadece onun feveran etmesi gerekiyor. Bak, herkes sevgi, barış, kardeşlik, güzellik, nezaket, kalite, klaslık, hoşluk, neşe, eğlence bunu arıyor herkes. Ve selam verelim diyor. Herkes birbirini sevsin diyor. Bu Mehdiyet’tir. Ama herkes aynı ittifak halinde bu konuda. Bunu hareketlendirecek, canlandıracak Mehdiyet’tir.

Evet dinliyorum.

VTR: Biz İslam ümmeti kardeşleriyiz. Hepimiz Filistin davasında bir olmalıyız.

ADNAN OKTAR: Ben hayret ediyorum, böyle coşkulu insanlar olunca. Ama niye Filistin davası? Niye İslam davası değil? Niye İttihad-ı İslam değil de Filistin? Filistin örtüsü, Filistin eşarbı takıyorlar. Filistin’i kurtaralım. Mısır ne olacak? Onu geç. Irak? Onu da geç. Suriye? Onu da geç. Libya, Afganistan, Mora, Çad, Yemen? Hepsini geç. Filistin aşağı, Filistin yukarı. Filistin’in kurtuluşu Moşiyah Mehdi iledir. Boş yere birbirlerini eziyorlar. Bak gördün, orada gariban Musevi. Satış yapıyor. Adam defalarca bıçak saplıyor garibime. Ve onu orada katlediyor. Mesela bu çok büyük ahlaksızlık, vicdansızlık. Ondan sonra da adam kendini, mesela orada adam kendini korusaydı, yeri göğü birbirine katarlardı. Adam ona karşılık verseydi, yeri göğü birbirine katardılar. Yani bu çok özür dilerim ama çok büyük ahlaksızlık. Başka bir şey değil yani.

Evet dinliyorum.

VTR: Ulu Atatürk büstlerine olan saldırılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Adam “Kafam iyiydi. Haplıydım.” Diyor. Daha ne desin? Adam “Uyuşturucu aldım” diyor. “Ondan sonra gittim” diyor. Ben söyledim bak, bunun bombası patlar dedim. Çıkar ortaya. Adamın dinle imanla alakası yok. Orakla almış. Sen orakla ot mu kesiyorsun? Atatürk’e orak ne eder? Atatürk seni tepeler. Kafasına sarık falan onları kasten giyiyor. Hiç alakası yok. Çok kötü. İlkel bir provokasyon. Zaten halk muhatap dahi olmadı. Eskiden çok etkili oluyordu provokasyonlar. Halk bilmiyordu bunu. Böyle adice oyunlarla çok büyük etki yapıyordu. Eskiden İngiliz derin devleti bu tip şeylerde muazzam netice alırdı. Yani iki-üç provokasyonla bütün halkı ayaklandırabiliyorlardı. Şu an millet gülüp geçiyor. Artık İngiliz derin devletinin oyunu yok. Kabul edilmiyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Atatürk dindar mıydı, dini görüşü neydi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım tabii ki, Atatürk çok aklı başında gerçek bir dindardı. Bediüzzaman Said Nursi’yle de sohbetleri vardı. Şuradan anla dindarlığını. Bediüzzaman’a diyor ki “Seni baş vaiz yapayım” diyor. Ve “ne istersen de yapayım” diyor. “Gel bize faydalı ol” diyor. Bitlis'ten onu çağırıyor Atatürk. Niye başka hocayı çağırmıyor da onu çağırıyor? Kuran Müslümanı olduğu için. Akıllı Müslüman olduğu için. Gerçek Müslüman olduğu için. Sırf bu yeter. Bediüzzaman Said Nursi'yi Güneydoğu'dan davet edip köşke çağırması, iltifat etmesi “senin ilminden bilginden istifade edelim” demesi yeterli. Müslümanlığının kalitesini bu gösteriyor.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan kongresindeki parti liderleri “Rusya'nın Amerika'daki seçimleri etkilediği gerekçesiyle Rusya'ya yeni yaptırımlar içeren bir yasa üzerinde uzlaştı. Trump normalde yaptırımdan yana değil. Diplomatik yollarla uzlaşmak istiyor ama eğer kongreden bu yasa çıkarsa Trump’ın yaptırımları kaldırması zorlaşacak. Eğer yasayı veto ederse de Rusya'yı desteklediği şüphesi artacak.

ADNAN OKTAR: Rusya'ya hiç kimse bir şey yapamaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam, geçen gün kayan bir yıldız gördüm. Birçok insan oraya bakarken, bir tek o yıldızı ben gördüm. Sizce bunun sebebi ne olabilir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, öyle şeylerde özel bir işaret arama. O doğru olmaz. O seni yorar. Psikolojik olarak da yorar. Yani özel işaretler aramak genellikle insana zarar verir. Makul normal bir şey o.

Evet dinliyorum.

VTR: Utku Doğanay. Dünyada var olan bu kapital düzeni yıkacak yeni bir düzen var mıdır, varsa niye gelmiyor?

ADNAN OKTAR: Geldi de ortaya çıkmasını bekliyoruz. İmam Mehdi (as) ve Seyyidina İsa Mesih.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimiz sorular için WhatsApp telefonumuza ulaşabilirler Adnan Bey 0530 255 92 39 numaralı telefondan bize sorularını iletebilirler.

ADNAN OKTAR: Evet. Sorulara devam edin bekliyorum.

VTR: Ben Kayseri'den Abdullah. Hocamız’a şöyle bir sorum olacak. Kova çağında olduğumuz söyleniyor. Bu kova çağının insanlığa neler getireceğini merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Kovanın içinde işte İmam Mehdi (as) var. Yani sarkıtılan ip, kovayı yukarıya çektiğimizde, ne diyor Kuran'da “Bu bir çocuk” diyor. İşte kastedilen İmam Mehdi (as)’dir. Kuyudan çıkacak olan odur. Hatta rivayetlerde hep böyle Şii kaynaklarda hep kuyunun içinde olduğu söylenir. Bu bir işari anlamda söylenmiştir o. Onu saran çemberi kasteder o.

Evet.

VTR: Borakan Karahan. Ankara'da yaşıyorum. Uzun yıllar yani on, on beş senedir Ankara'da yaşıyorum. Teknolojiyle bu kadar içli dışlı olmak sizi korkutuyor mu?

ADNAN OKTAR: Teknoloji bir nimet. Teknoloji bize sunulmuş hizmetçiler. Cennet hizmetçisi gibi. Sadece mekanik görünümü var o kadar. Ahirette de insan görünümünde hizmet ederler.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Armutlu’dan Rıdvan. Ateist gençlere nasıl tebliğ yapabiliriz? Bunu öğrenmek istiyorum. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Ateist gençler çok nezaketli, saygılıdırlar. Aklı başındadırlar. Gelenekçi zırvalardan bunalıp ateist olmuşlardır. Hepsinin hurafe olduğunu söylersen, o belanın içinden çıkarlar. Hurafe denizine karşı nefretten kaynaklanan bir inanç rahatsızlığıdır ateizm. Ama gelenek için Ortodoks sistemin zehrinden çok bunalmış kitleleri ifade ediyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Ben İzmir'den Melih. Biliyorsunuz Göztepe bu sene Süper Lig'e çıktı. Lig’de tutunabilir mi şampiyon olabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Çok sıkı Göztepeli. Evet hepsini destekliyoruz. Bütün takımları destekliyoruz.

VTR: Sık sık mangala gider misiniz?

ADNAN OKTAR: Sık sık mangala. Helal. Bendensin sen maşaAllah. Yakışır. Mangalı olmayan delikanlı, mangala gitmeyen delikanlıya delikanlı denmez. Mangal olacak. Ayran da olacak. Muhabbet de olacak ama kolesterole dikkat edeceğiz. Mangal güzel fakat kuyruk yağı falan. Bir de bazen alkol de alıyorlar. Allah esirgesin sakatlık meydana getirebilir.

İran kökenli İsrailli sanatçı Michal Elia Kama. Çok şeker o. Bayağı seviyorum ben onu.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Reis, buradan sana selam söylüyorum. Bu yakışıklılığın sırrı ne acaba merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Sen aslansın sen. Ağabeyinin kuzusu, aslanı. Bir tanesin. Sen de çok yakışıklı çok klas delikanlısın, teşekkür ediyorum.

Evet dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz kadınların fiziki özelliğini söyler misiniz?

ADNAN OKTAR: Muallakta bırakmayayım, kapalı söyleyeyim. Kadınsı hatları yoğun olan kadınları beğenirim. Yani kadınsı hatları yoğun olan kadınlar. Çok temiz olan, cildi temiz düzgün olan kadınları beğenirim. Ama akıllı kadına aşık olurum. Yani tutkuyla severim. Akıllıysa zekiyse, güzel huyluysa derin tutkuyla severim.

Evet.

VTR: Türkiye’deki eğlence kültürünü nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Türkiye'de eğlence diye bir şey yok. Bundan sonra olacak. Mehdiyet devrinde olacak inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: Selam Hocam. Kayseri'den Oğuz. Mehdiyet’i anlamazlıktan gelen insanlar nasıl anlayacaklar?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet kendini anlatmak mecburiyetinde olan bir hareket değil. Yani bir çocuk anne rahminde nasıl gelişir, Mehdiyet de öyle gelişir. Doğum geldiğinde de doğum olur. Yani öyle “nasıl anlamazsın, işte anla.” Öyle bir konu yok. Mehdiyet kendi kendine gelişen bir sistemdir. Yani özel enerji harcanmasına gerek yoktur Mehdiyet’te.

VTR: Merhaba ben Armutlu’dan Esra. Kadınlar sadece çocuk mu bakmalıdır?

ADNAN OKTAR: Kadın erkekle beraber her şeyi yapacak. Kadın niye çocuğa bakmaya mecbur olsun? Erkek de bakacak kadın da bakacak. Kadının mecbur olduğu hiçbir iş olmaz. Sen buna mecbursun denecek hiçbir işi olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Mehmet Sökmen, Ankara. Öğrencilere neden ulaşım ücretsiz değil?

ADNAN OKTAR: Mehmet ben çok söylüyorum. Hükümetten bunu rica ediyoruz. Olmayacak iş değil. Yani okul saatlerinde özellikle, okula gidip gelmeleri için ücretsiz olmasında fayda var.

Bu TRT World’ü İngiliz derin devletinin desteklediği adamlar babaların çiftliği gibi kullanıyorlar. Bu çok büyük bir olay. Çok hayati bir konu. Bunu yarın bütün ilgililere bildirelim. Her yere dilekçe ile bildirelim. Çok büyük bir facia bu.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Gizem. Plajları estetik bulmuyorum, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim doğru söylüyorsun. Daha bakımlı, daha güzel, daha süslü, daha insanların içini açan, sağlığa daha uygun plajlar yapılabilir. Çok büyük bir ihtiyaç o. Hakikaten bir bakımsızlık, genel bir bakımsızlık var ama hükümetin gücü hangi birine yetsin. Bir manevi ruh devrimine, bir Mehdiyet’e ihtiyaç olduğu her yerde görülüyor.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Sorum, etnik üstünlük var mıdır?

ADNAN OKTAR: Etnik üstünlük iddiası ahlaksızlıktır, şerefsizlik, namussuzluktur, psikopatlıktır. Böyle iddiada bulunan karaktersiz, dengesiz, ruhu bozuk, seciyesi bozuk adamlardır bunları hiç kaale almaya gerek yok. Hepimiz Hz. Adem (as)’in evlatlarıyız. Hiç kimsenin birbirine üstünlüğü yok. Üstünlük ancak takvayla olur.

Evet.

VTR: 30 Temmuz’da Saadet Partisi’nin yaptığı Kudüs mitingi, AK Parti’nin siyasi mitingleri kadar niçin ilgi görmedi?

ADNAN OKTAR: Şimdi Saadet Partisi tabii daha küçük bir parti. AK Parti maddi manevi yönden, insan desteği yönünden daha büyük bir parti. Gayet normal çünkü AK Parti’de büyük bir MHP kitlesi, büyük bir Saadet kitlesi var. Saadet Partisi’nin Türkiye’de en az bir yüzde 30’luk oyu vardır. MHP’nin de en az yüzde 40’lık bir oyu vardır. Milliyetçi Hareket Partisi dev bir partidir. Herkes bilir ama çok sade ve ağır, olgun davranır MHP. Hiç önemsemez mesela bazen iktidara dahi gelemez ama daima iktidardadır. MHP’nin iktidarda olmadığı hiçbir dönem olmamıştır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Sena. Vücudumuzda elektriksel olmayan bir durum var mıdır sizce?

ADNAN OKTAR: Sena, biz tabii tamamen elektrikle işleyen bir makine gibiyiz. Elektriksel olmayan bir yapı olmaz. Elektriği Allah vesile eder. Bizim anladığımız anlamda dış görünümde öyle oluyor, normalde ruhun elektriğe ihtiyacı olmaz tabii. Sadece anlaman için onu söylüyorum. Yoksa biz ruh varlığız yani gölge varlığız. Dolayısıyla elektrikle işimiz olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dini kullanarak insanların aldatıldığını düşünüyor musunuz, buna nasıl engel olabilirsiniz?

ADNAN OKTAR: Aklı olsun aldanmasın Allah aşkına o da. Zaten o kadar akılsızsa o komünist de kandırır onu, PKK’lı da kandırır, herkes kandırır. İti kopuğu da kandırır. Aklı başında adamı niye kandırabilsinler ki? Gelsin beni kandırsınlar. Böyle bir şey olmaz. Mesela çıkıyor televizyona gördüm geçenlerde, “benim bu kitabımı alan kurtuluşa erecektir, cennet yolunu bulacaktır” falan. Yanında da yancıları var. Alenen sahtekar olduğu belli. Deli olması lazım anlamaması için bir insanın. Kitap da olağanüstü pahalı, çok çok pahalı. Belli ki ondan bir dolandırıcılık sistemi kurmuş. Adamın yüzünden de sahtekarlık akıyor. Bir insan bunu teşhis edemiyorsa zaten hiçbir şeyi teşhis edemez. Her yönden risk altındadır. O zaman yapacak bir şey yok yani PKK’lının kandırmasına karşı ne yapacağız peki onu? Rahatça kandırır, PKK’lı da kandırır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Nehir Çamur. Benim aklıma takılan soru, astronotlar uzayda üşüyor mu?

ADNAN OKTAR: Nehir sen biraz fazla tatlısın. Biz de bunun şokundayız. Canımın içi bayağı güzelsin şimdi nasıl tarif edeyim ben seni. Çok çok fazla güzelsin. Onların kıyafeti var benim bir tanem biliyorsun. O kıyafetten dolayı o adamlar ne üşür ne de sıkıntı çekerler. Hiçbir şey olmaz. Yüksek ısıya da, soğuğa da dayanıklı kıyafetleri. Basınca da dayanıklı. Hiçbir şey olmaz.

Evet.

VTR: Şimdi biz Suriyelileri kabul ediyoruz, onlar zor durumda olduğu için Türkiye’ye sokuyoruz onları. Fakat aynı durumda biz kalsaydık, aynı şekilde o zorluklarda biz olsaydık, onlar bizi kabul edecekler miydi?

ADNAN OKTAR: Suriye hükümeti zor tabii kabul etmezdi. Suriye hükümeti kabul etmezdi, Suriye halkı kabul ederdi ama Suriye hükümeti kabul etmezdi, asla kabul etmez. Öyle bir şey olmaz. Birçok ülke kabul etmez. Bizim merhamet anlayışımız, şefkat anlayışımız, sevgi anlayışımız çok yüksek.

Evet.

VTR: Adnan Oktar’a soracağım soru şu, kuaför ve makyaj olayına ne kadar para harcıyor?

ADNAN OKTAR: Hanımların makyajına ne kadar para harcıyorum? Onu soruyor değil mi? Benim hanım arkadaşlarımın ayrı ayrı işleri var. Ayrı ayrı zengin hanımlar. Benim para harcamam diye bir şey yok. Hepsinin çok güzel makyaj takımları var, kendi kuaförleri var, kendi işleri var. Hepsi üniversite mezunu, en az iki yabancı dil bilen kolej mezunu, seçkin ailelere mensup insanlar. Dolayısıyla benim onların makyajına para harcamam diye bir konu olmaz. Hepsinin evleri çok güzel, en kaliteli makyaj malzemeleri kullanıyorlar, kuaförleri en güzel kuaförler, en seçkin kuaförler. Dolayısıyla benim onlara öyle bir katkım olmasına ihtiyaçları yok. Ama olsa katkım olurdu, desteklerdim. Olurdu, olmaması için bir neden yok, çok normal. Ben hanım arkadaşlarıma herhangi bir para harcamıyorum. Hepsi ayrı ayrı iş sahibi, yüksek geliri olan, çok başarılı hizmetler yapan insanlar. Kimi mesela kimyasal maddeler satışı yapıyor toptan, kimi tıbbi aletler satışı yapıyor, kiminin inşaat şirketi var. Gayet güzel işleri, gayet başarılılar. Dolayısıyla böyle bir durum yok.

Evet.

VTR: Merhabalar Ben Armutlu’dan Kerem. Adnan Bey size bir sorum olacaktı. Biz okullarda çok sıkılıyoruz, günde 8 saat ders görüyoruz. Biz bıktık artık. Bunun cevabını sizden öğrenebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Kerem haklısın benim canım. 8 saat ders, insana hafakan basar. 8 saat eğitim olur mu? Yeni mi çıktı bu iş? Mahvolur çocuklar, ne oluyoruz bu nedir yani? Özlü eğitim önemli. 8 saat diye bir şey yok. 5 saat falan yeter. Bizim zamanımızda 5 saatti yani 45 dakikaydı. Zil çalardı çıkardık, tahta sıralar falan. Hiç iç açıcı değildi. Eğitim her zaman Türkiye’de de, dünyada da, Ortadoğu’da da çok ürkütücü ve tatsız olmuştur. Ben de okulda hiçbir şey öğrenmedim söyleyeyim. Ne öğrendiysem kendim öğrendim, kendim araştırdım inceledim. Mesela üniversite imtihanına ben asla çalışmadım hiçbir zaman için. Genel kültürle kazandım hep. Yöntemde ciddi kökten bir bozukluk var. Severek öğrenilmesi lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Diyanet İşleri Başkanı olmayı düşünüyor musunuz? Bu koltuğu size çok yakıştırıyoruz da.

ADNAN OKTAR: Vay benim yakışıklım, vay benim aslanım. Allah yakışıklılığını artırsın. Diyanet İşleri Başkanı olsak ne yapacağız? Allah esirgesin, düşünemiyorum. Her zaman bir görevli geliyor. Diyanet kendi halinde sakin bir sistemdir. Ben Diyanet’e gitsem Diyanet bambaşka olur. Mehdiyet’i savunur, İsa Mesih’in gelişini savunur. Darwinizm’in geçersizliği anlatılır, komünizmin geçersizliği anlatılır. PKK’yı darmaduman ederim. PKK’yı kazırız Allah’ın izniyle. Çünkü 100 bin cami, 100 bin imam. Ne yapılmaz? Milyarlarca lira devlet desteği. Yüzbinlerce kitap dağıtırım Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili, PKK’nın geçersizliği ile ilgili kitaplar dağıtırım. Homoseksüelliğin geçersizliğini, çirkinliğini anlatırım. İngiliz derin devletini darmaduman ederim. Her şey yapılır ama tabii bunu mevcut yöneticilerle de yapabiliriz. Onlara yol göstermek, imkan sağlamak ve teşvik etmek gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Armutlu’dan Selami Öztürk. AVM’ler esnafı bitiriyor mu diye bir soru yöneltmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Tabii ki bitiriyor ama yine de ihtiyaç var yani herkes AVM’ye gidemez insanlar. AVM’ye gitmek bir mesele. Kolay ulaşılabilen yerler değil. Ama azaltır tabii, talebi azaltır. Mahalle bakkalları vardı eskiden, şahane. Bakkal peyniri mesela şahane olurdu. Bakkalda kaşar peyniri olurdu, yarım ekmek alınırdı, arasına kaşar peyniri konurdu. Biz okuldayken öyleydi lisedeyken ben. Lisenin arkasında bir dükkan vardı bakkal. Oraya giderdim ben. Çeyrek ekmek alırdım, arasına kaşar koydururdum güzel ala. Atatürk Orman Çiftliği sütü alırdım. Onunla beraber ye babam ye. Kavurma alırdık güzel ala, ekmeğin arasına. Onlar ne güzel günlerdi. Tabii o zaman steril falan öyle dertlerimiz de yoktu. Parayı sayıyorduk ekmeğe elimizi sürüyorduk. Acayip direnç kazandık herhalde o devirde bakterilere karşı.

Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz balık türü hangisi?

ADNAN OKTAR: Lüfer tabii ki ama hamsi de yumurtaya batırılıp zeytinyağında kızartılırsa dehşet. Hamsi balıkların şahıdır aslında ama Lüfer şahane balıktır. Ama kendini dağıtmayacaksın, yavaş yavaş.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her gün yayın yapıyorsunuz. Peki, yorulmuyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yayın benim için bir eğlence, hayat, güzellik. Allah’ı anmak ne güzel.

Münafık azılı ahmak bir mahluktur. Mesela keyfi ne istiyor? Mesela yalnız yaşamak istiyor. Hemen ilgili Kuran’dan ayetleri bulur. Ama bu kadar ahmaklık olmaz. “O” diyor “uzlete çekilmişti” diyor Peygamber için bir yerde. “Bak benden bahsediyor” diyor. Mesela şarap içecek, ayette diyor “alkollü olduğunuz zaman namaza yaklaşmayın.” “İşte tamam” diyor “burada alkollü olmaktan bahsediyor” diyor. “Demek ki alkollü olunuyormuş” diyor. “Ben de bunu yapıyorum” diyor. Mesela hastaysanız namazı kısaltabilirsiniz, seferiyseniz namazı kısaltabilirsiniz. “Tamam” diyor “ben 10 kilometre, 5 kilometre yürüdüm” diyor. “Gittim seferi oldum” diyor. “Namazı da kısaltayım” diyor. Kısaltma, nasıl kısaltayım? “İyice kısaltayım” diyor. “Haftada bir kere falan kılarım” diyor. Yani deliliği tarif edilecek gibi değildir münafığın. Tam klasik bir akıl hastasıdır münafık.

Dinle oynar yani dinin yüzde 5’ini, yüzde 1’ini falan yaşar. Mesela riskli görür. Diyor ya “sıcak havada çıkılır mı?” Şimdi o sıcak havada çıkılır mı derken ayeti de kullanıyor aslında münafıklar. Mesela “Nefislerinize eziyet etmeyin” ayet. “Sıcak havada çıkılır mı? Allah eziyet etmeyin dedi” diyor. Bu şekilde. Diyor ki ayette, “kiminiz orta yolu benimser” “Ben de orta yol benimsedim” diyor. Yeni bir din, orta yol dini çıkartıyor. Halbuki bir tane din var, bir tane İslam şekli vardır. Allah’ın rızasının en çoğuna uyan İslam dini vardır. Onun dışında bir yön yoktur.

Kuran ayetlerini kasten anlamazdan gelerek münafık oyun oynar. Namazı terk etmek için bunu kullanır. Allah’ı şahit getirerek oyun oynarlar. Bak diyor ki Allah, Bakara Suresi 204’te, “Kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir; oysa o azılı bir düşmandır.” diyor münafıklar için. Kalbindekine rağmen yani Kuran’dan delil getiriyor. Münafığın her türlü ahlaksızlığına bakın mutlaka ayetten delil getirir.

Şimdi mümin bütün gücüyle gidiyor ama orta yolda olmuş oluyor yani orta yol diye kendisi bir orta yolda gidemiyor. Ama Allah onu orta yolda görmüş oluyor. Mesela Peygamberler ileri geçmiş oluyor ama mümin bütün gücüyle gayret ettiği halde Allah onu o derecede tutmuş oluyor. Yoksa mümin ben orta yol diye yeni bir din çıkaramaz. Ahmak diyor ki “ileri geçenler var, ben ondan değilim” diyor. “Ben orta yoldakilerdenim” diyor. Kendine yeni bir din ihdas ediyor. Münafığın özelliği odur. Her gün kendine yeni bir din geliştirir münafık. İslam dini münafığın elinde şekilden şekle girer. Bir hafta önceki İslam diniyle, bir hafta sonraki İslam dini aynı değildir münafıkta. Münafığın mesela Müslümanların içindeyken din savunma şekliyle ayrıldıktan bir saat sonraki dini savunma şekli arasında dağlar kadar fark vardır. 15 gün sonra yine dağlar kadar fark vardır. Bir ay sonra yine dağlar kadar fark vardır.

EBRU ALTAN: Siz daha önce örnek vermiştiniz. “Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı?” ayetini münafıklar ibret almak için değil de tatil yapmak için kullanırlar diye.

ADNAN OKTAR: “Allah diyor ben de geziyorum” diyor. Nepal, Afrika.

Bakara Suresi 107 bak, münafıkların kullandığı ayetlerdendir. “Sizin Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.” Yani diyor “benim Müslümanlara ihtiyacım yok, açık ayet bak Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yok” diyor. Müslümanlarla yardımlaşarak beraber hareket etmen lazım, kurşunla kaynatılmış binalar gibi olmanız lazım. “Ayrılıp, dağılmayın” diyor Allah ayette açık. “Olur mu?” diyor. “Allah’tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur” diyor. “Bana Allah yeter” diyor. “Benim Müslümanlara ihtiyacım yok” diyor. Veli olarak da yani “Müslüman birbirinin velisidir” diyor Allah ayette Müslümanların beraber olması gerekir. “Ama bak burada veliniz Allah’tır dedi” diyor ayette. Halbuki bütün müminler için söylenen bir söz bu. O, şahsı için alıyor. Bütün müminlerin Allah’tan başka velisi ve yardımcısı yok. “Ama siz bir arada olacaksınız” diyor. O bir arada olmayı kaldırıyor, “bu ayet bana bakıyor” diyor. “Beni söylüyor” diyor.

Evet, yine soru alayım.

VTR: İstanbul’da olan sel felaketini düşünürsek, neden kendi elimizle doğayı öldürüyoruz? Gerçekten merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yine benim canımın içi Mehdiyet’in dışında çözüm olmadığı görülüyor. Çünkü bu dünya çapında tedbir alınması gereken bir konu. Yoksa insanlar bu şikayeti yapa yapa yapa sonunda kıyamet kopacak. Mehdiyet’in dışında gerçekten hiçbir çözüm yok. Varsa söylesinler, hiçbir çözümü yok.

Münafık Kuran ayetlerini o pis, iğrenç bakteri torbası nefsini savunmak için ve Müslümanlara karşı rezil olmasını engellemek için kendince kullanır. Müslümanların yanında tek kelime ayetle konuşmaz ama gidince sürekli ayetle konuşur, yazar. Birden dürüstlüğü tutar. Müslümanların arasındayken Allah’ı tek kelime anmayan münafık birden ‘Rabbim, Yaratanım’ diye coşkun kelimelerle konuşmaya başlar. Hiç Allah’tan bahsetmeyen alçak sahtekarca Allah’ın adını kullanmaya başlar. Münafık dinsiz, ahmak kafasıyla Peygambere, Müslümanlara din öğretmeye kalkar, özelliği. Münafık Peygambere karşı tavır alır. Sonra da “tek güç sahibi Allah’tır, yalnızca Allah’a kulluk gerekir” gibi fitnesini aptalca ve ahmakça vurgulamaya çalışır. Mesela Peygamberimiz (sav) zamanında, “bana namaz kıl diye emretti” diyor “Peygamber.” “Kıldım” diyor. “Para ver dedi” diyor. “Verdim” diyor. “Daha ne istiyorsunuz benden?” diyor. Allah için yaptığı kanaatinde değil, ahmak. O kadar muazzam bir zihin çöküntüsü oluyor ki münafıkta, tarif edilecek gibi değil. Tam çöküntü halinde. O iğrenç bedeninin bekçisi haline gelir, o kokuşmuş bedeninin.

Evet, şimdi ne yapalım? Kısa bir on dakika ara verelim, yine hızla devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolar ile devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü