Harun Yahya

Sohbetler (3 Ağustos 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

KARTAL GÖKTAN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Bir şeyler anlat Fikret.

KARTAL GÖKTAN: Darbeci Ahmet Tosun’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağını hedef aldırdığı meclisi, özel harekatı, TÜRKSAT’ı, Emniyet havacılığı bombalama talimatı verdiği telsiz kayıtları yayınlandı. Ahmet Tosun’un verdiği talimatlarla ve attırdığı bombalarla 51 kişi şehit oldu, 41 kişi yaralandı. Ahmet Tosun darbe girişiminden iki gün önce Diyarbakır’a gitmiş ve F16’ya lazer işaretli atış yapmayı sağlayan sniper kolu taktırmış. Telsiz kayıtlarına bu F16’ya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağının vurulması talimatı veriyor. Telsizde geçen konuşmaları da dinleyebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu alçakları çok alttan alıyorlar ben anlamıyorum. Bayağı abansınlar ne yapılsa haktır. Tamamen kazısınlar bu alçakları uzatmaya gerek yok. Bir de bunlara yalakalık yapan tipler var, bir de sinsice destekleyenler var çaktırmadan. Ahmaklar, yani zekamızla alay eder gibi alttan alta destekliyor belli görülüyor yahut provokasyon hazırlıyor oyun oynuyor, oradan anlamayacağımızı zannediyor. Bu adamlara karşı çok atak davranılsın ve çok özgür davransın mahkemeler,  savcılık da, polis de. Bu çok büyük bir tehlike, uzatmaya gerek yok. Bir de Türk milletinin kilitlendiğini defalarca göstermek lazım. İngiliz derin devletinin uşağı aşağılık homoseksüellerden oluşmuş dinsiz imansız, Allah, Kitap düşmanı pislik tipler. Bunların dinle imanla uzaktan yakından alakası yok. Müslümanlığı ortadan kaldırmak için azmetmiş kahpeler bunlar. İngiliz derin devletinin çıkardığı uydurma bir din var Rumilik diye İslam dinine düşman, o dini yerleştirmek için her türlü ahlaksızlığı yapıyor. Çok büyük bölümü de homoseksüel bunların çok büyük alçak, Allah korkusu hiç yok bunlarda, dine imana inanç hiç yok. Garip bir şekilde dinsizden, ateistten de farklı olarak tam şeytanlaşmış mahluklar. Dolayısıyla alttan alınacak, dikkatli olunacak bir yer göremiyorum ben.

Kıyafet konusunda da hemen yapılsın daha hala televizyonda tartışıyorlar. Kardeşim, otuz kere söyledim, bunda bir şey yok tek tip kıyafet verilecek. İtlik yapanın da kafasını aşağı eğeceksiniz. Ayağına niye adamın ayakkabı konusunda tereddüt ediyorsunuz? Naylon ayakkabı bu kadar basit. Her yerde birçok insan giyiyor, naylon ayakkabı vereceksin. Ayağı ve eli de zincirli o şekilde yürüteceksin. Bunlar çakallık yapıyor, bir de kafasını eğsinler aşağı. İtlik yapanın kafasını aşağı eğsinler.

Bir de FETÖ’nün içindeki adamlarla bizi bir görüştürsünler. Yani bu şeytani derinliği nasıl aldılar? Şeytandan da ileri gitmiş vaziyette bunlar. Bu kadar alçak nasıl olabiliyorlar? Bunlar nasıl bir tiptir, nasıl bir mahluktur bunu anlamaya çalışalım. Çünkü bunu komünist yapmaz, PKK’lı bile yapmaz bu kadar alçaklığı inanılır gibi değil bu. Bunlar çok korkunç karaktersiz. İngiliz derin devleti de bu kadar alçak olamaz. Bunlar bir acayip, şeytandan ileri gitmiş bunlar. Bunları bir anlamak gerekiyor. Konuşup, nasıl bir mahluktur bunlar, bunların üstüne sosyolojik bir araştırma yapılması lazım bilimsel. Önce bu nasıl bir şeytanlık türüdür bunu bir anlayalım. Onun için savcılık talimatıyla bunlardan önemli görülenlerden üç-beş kişiyi alıp halkın bunları sorgulaması sağlansın. Bir halk sorgulaması, kanun çıkartsınlar bir bunları bir sorgulayalım. Neyin nesidir bunlar yani bu kafaya bunlar nasıl geldi? Bu kadar alçak nasıl olabilir? AK Parti’ye karşı olduğunu düşünelim yine böyle bir alçaklık yapılamaz. Komünist olduklarını düşünelim yine yapamaz. Yani hiçbir inancın, şeytanın da yapamayacağı bir alçaklık bu. Bunda bir gariplik var. Ve bunlara karşı çok keskin ve net davranılsın alttan almaya gerek yok. Bak, hala efendi efendi çıkmış adam televizyonda kıyafeti tartışıyor. Bu çok kızdırıcı. Adama kıyafet veriyoruz zaten, kıyafet giyiyor, kıyafetin niteliğinin daha kaliteli olması için uğraşıyor adam televizyonda, bu çok kızdırıcı. Uzatmaya gerek yok. Bunların en iyi anlayacağı şey aşağılanmadır. Yani kanunla hukukla bir ayarını bir modunu bulsunlar. Bunlar enaniyet hastalığına yakalanmış, büyüklük hastalığına yakalanmış adamlar. Bunlar aşağılandıkça kafaları yere doğru yaklaşır. Bunlar aşağılanmadan bu şekilde düzelmezler. Çok şiddetli aşağılanmaları gerekiyor. Çünkü bu İngiliz derin devleti dininin ana özelliği züppelik, enaniyet, kibir, insan düşmanlığı, nefret, pislik, homoseksüellik, Allahsızlık, İslam düşmanlığı, Hz. Muhammed (sav) düşmanlığıdır. Böyle bir kahpe sistem. Bunu oturup ince ince televizyonda bunların lehine tartışılmasına müsaade edilmemesi lazım. Yahut tartışılıyorsa bizim bu adamlara cevap hakkımız olması lazım. Çok meraklılarsa çok şey yapıyorlarsa onların yanında yatmaları için bir kanun çıkaralım, çok meraklılarsa savunanlar onlarla beraber yatsınlar. Yani çok dertleri varsa. Hukuka kanuna uygun bir şekilde ayarlansın. Daha Türkçesi pislik istemiyoruz biz, bu rezillik bitsin. Bunların lehine bir konuşma istemiyoruz biz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Bilim Darwinizmi yok etti” etiketi 3 numara Adnan Bey şu anda.

ADNAN OKTAR: Bilimin özelliği zaten Darwinizm’i yok etmesidir. “Bilimi savunuyoruz” diyor. Bilimi savunuyorsan zaten Darwinizm yok olur. Bilimin özelliği Darwinizm’i yok edici özellikte olması. Bilim ne kadar geliştiyse Darwinizm o kadar parçalandı. Paleontolojide ne kadar gelişme olduysa, mikrobiyolojide ne kadar gelişme olduysa hep Darwinizm’i parçalayıcı mahiyette oldu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Dün Lice’de şehit edilen Binbaşı Ümit Çelik’in babası Sadettin Çelik, oğlunun FETÖ’nün tayin konusundaki baskısından dolayı istifasını hazırladığını ancak 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “baba devletimin bana ihtiyacı var” diyerek bu kararından vazgeçtiğini söyledi. Görevine gittikten sonra ilk 20 gün içinde 5 şehit verildi. Oğlum bana dedi ki “Baba ben ne makam ne mevki ne de rütbe istiyorum. Ben sadece şehitlerimizin intikamını almak istiyorum” diye konuştu.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimiz Binbaşı Ümit Çelik.

ADNAN OKTAR: Binbaşım helal olsun sana. Senin kabadayılığına hayran olduk. Allah cennette seninle tanışmayı nasip etsin. Tebrik ediyoruz şehadetini. Allah makbul etin, Allah kabul etsin. Annene babana, ailene, sevdiklerine Allah uzun ömür, sabr-ı cemil nasip etsin. İmreniyoruz her gün imreniyoruz.

Yalnız bu FETÖ’cülere böyle alttan almalar demokratik takılmalar bilmem ne insan hakları… İnsanın tepesini attırmasınlar çok kızdırıcı bir hareket bu. Kardeşim, adama elbise veriyorsun insan haklarıyla bunun ne alakası var? Giyiyor işte adam. Vurdukları insanlar daha hala komadalar böyle aslan gibi delikanlılar komada böyle yatıyor. Sırtüstü yatıyor hiç kıpırdamadan. Bir seneyi geçti kıpırdamadan yatakta öyle yatıyorlar. Çoluğu-çocuğu tankla ezdiler adamları görüyorsunuz. Oturmuş kibar kibar yok ayakkabı yok gömlek giysin falan. Yani bizim tepemizi attıran bir üslup bu yani çok kızdıran bir üslup. Oturmuş gömlekle diyor. Yok damatlık gömlek giydirelim bari yani. Akla bak ne kadar kızdırıcı. Böyle şey olmaz kıyafetleri belli, lafı uzatmaya da gerek yok. Göster. Kıyafet bu. Bunu giyecek. Ayağından zincirli itlik yapamayacak adam bu kadar basit. Çakallık yaptığında kafasını asker eğecek 45 derece o şekilde götürecek bu kadar basit. Uzatılacak bir şey yok bunda. Oturmuşlar iki saat dır dır dır durum değerlendirmesi yapıyorlar. Hükümetin de ağırdan alması çok acayip. Bitirin, çıkart bitsin bu kadar basit. Neyini düşünüyorsunuz? Bir şeyi yapmak ayları alıyor. Kardeşim, o arada zaten adamların davası bitecek, mahkemesi bitecek daha hala düşünüyorlar. Düşünecek bir şey yok neyini düşünüyorsun? Adamlar kazık yutmuş gibi dimdik gidiyor, olmadık arsızlık yapıyor çakallık yapıyorlar daha hala buna tahammül ediyor. Milleti tahrik etmek kızdırmak çok büyük bir fitnedir. Bu sosyal bir olaydır, bu büyük bir beladır. Bunun kanunda yeri vardır, halkı tahrik etmek, halkı isyana tahrik etmek, infiale sebep olmak. Adamlar infiale sebep oluyor neyini seyrediyorsunuz neyini bekletiyorsunuz?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bugün arkadaşlarımız Uğur ve Sadun sizi temsilen Brezilya İstanbul Başkonsolosu Paulo Roberto França’ya bir nezaket ziyaretinde bulundular. Bildiğiniz gibi Sayın Başkonsolos ve Başkonsolos Yardımcısı Jose Wilson Moreira uluslararası konferanslarımıza ve geleneksel iftarımıza da katılmışlardı. Sayın Başkonsolos, arkadaşlarımızı oldukça sıcak ve dostane bir şekilde ağırlamış. Size saygılarını ve iyi dileklerini iletmiş. Arkadaşlarımız da kendisine sizin hediye ettiğiniz kitapları vermişler. Çalışmalarınızdan bahsetmişler. Ayrıca Brezilyalı Hristiyan sivil tolum kuruluşları ve kanaat önderleriyle yapılacak ortak faaliyetlerden konuşmuşlar.

ADNAN OKTAR: Evet, gayet güzel.

VTR: Allah varlığı ve insanı neden yarattı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı, ben senin niye bu kadar yakışıklı olduğunu sana sormuyorum çünkü seni Allah böyle güzel yakışıklı yaratmış. Allah yalnız olmak istemez. Allah hiçbir zaman için yalnız olmadı. Sonsuzdan beri yalnız olmadı. Ama tabii bu bir ledün bilgisidir. İnsanı Allah sonsuz evvelde biliyordu artık öyle söyleyeyim de anlasınlar. Sonsuz evvelde insanı biliyordu, sonsuz sonda da insanı biliyor. O zaman nasıl yalnız olsun? Bilmem anlatabildim mi?

Evet.

VTR: Kuran’da savaş nasıl tarif edilir?

ADNAN OKTAR: Kuran’da savaş, çok mecbur olursan nefsi müdafaa var. Yani seni öldürmeye kalkarlarsa kendini savunursun nefsi müdafaa yapabilirsin.

Buyurun soruları alalım.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Tuğba. Bağnazlara Kuran’ın yeterliliğini nasıl anlatabiliriz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, bir kere Kuran’a uymayı suç gibi göstermişler, çok büyük bir oyun oynanmış. Kuran’ın yeterliliğini söylemeyi de suç gibi görmüşler. Kuran’ın yeterli olduğuna dair ayetleri sık sık anlatmak gerekiyor. Sürekli söylemek lazım. Çok fazla Kuran ayeti var. Allah “bütün detaylarıyla anlattım, tekrar ederek anlattım, hiçbir açık nokta kalmadı” diyor Allah özetle. Bu ayetler okunursa ehli vicdanın kanaati gelebilir. Öbür türlü suç işlediklerini düşünüyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Fırat. Merhaba Adnan Bey. Bu kadar insan yokluk içinde, bu kadar çocuklar açken sizce insanların umreye gitmesi doğru mu?

ADNAN OKTAR: Tabii ki olmaz doğru söylüyorsun.  O ferahlıklarından biraz, biraz da vicdanlarını iyi kullanmayı bilmiyorlar. Bir de çoluk-çocuk gidiyor mesela 100 bin lira harcıyor. 100 bin lirayı fakire fukaraya yiyecek olarak dağıtsan daha çok sevap kazanacağın belli değil mi? Gözleri yaşararak ailece topluca umreye gidiyorlar. Bir daha gidiyor bir daha gidiyor canı sıkıldıkça umreye gidiyor. “Hadi umreye gidelim hep beraber” diyorlar. Milyarlarca lira para, fakir fukara sürünüyor yiyecek bulamıyor. Doğru söylüyor aslanımız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam, merhaba. Ben Atilla Polat. Saygılarımı sevgilerimi sunuyorum size. Benim iki sorum olacak. Hz. Hızır (as), Zülkarneyn ve Hz. Mehdi (as) aynı kişi midir? İkincisi, Hz. Mehdi (as)’ın uygulamış olduğu ledün ilmini anlayabilmemiz için nasıl hareket etmemiz gerekir, ne yapmamız gerekir?

ADNAN OKTAR: Kuran’da Kehf kıssasında geçen olay baştan sona Mehdiyet’i anlatıyor zaten. Yusuf kıssası da Mehdiyet’i anlatır. Ama Kehf özellikle hususiyetle alenen Mehdiyet’i ve Hz. İsa Mesih (as) devrini anlatır. Zülkarneyn alenen Hz. Mehdi (as)’dır zaten alenen. Ledün ilmi, kalbe ilka olur ledün ilmi. Allah tarafından Müslüman eğer dürüst samimiyse ledün ilminin uygulandığını mümin ferasetle anlar. Yoksa öyle anlaşılacak bir şey değildir ledün ilmi. Mesela Mehdiyet bütün halkın gözü önünde gelişir, normalde çok erken görülebilecek bir güçken görülemez. Bu ledün ilmidir, Allah’ın ledün ilmidir.

FETÖ’cüler Mehdiyet’in yolunu kesmek için İngiliz derin devletiyle ittifak ederek muazzam bir oyun oynadılar. Allah kahr-u perişan etti. O Fethullah Gülen seccadenin üstüne çıkmış ayakta duruyor ya, o Amerikan hükümetine ve İngiliz derin devletine bir işaret. Onun iddiası var Fethullah Gülen’in “ben seccadeye nerede ayak basarsam orası benim vatanımdır” diyor. Dolayısıyla Amerika’yı şu an kendi gerçek vatanı olarak görüyor. Doğal CIA elemanı olarak görüyor. Yani iftihar ediyor onunla, onur duyuyor. Dolayısıyla da İngiliz derin devletine hizmet etmekten onur duyuyor. İşaret budur yani seccadenin üstüne çıkmasının nedeni budur. “Bu bastığım yer benim vatanım” diyor, bunu demek istiyor. “Türkiye benim vatanım değil” diyor “orası düşman ülkesi” olarak görüyor burayı. O yüzden bu kadar azgınca saldırıyorlar. 

Mesela normalde bu adamların çoktan hakim olması gerekirdi, Türkiye küçük bir ülke. Dünya ülkelerine göre küçük bir ülke ama hiçbir şey yapamadılar. Mesela burada uygulanan Hz. Hızır (as)’ın ilmi ledün ilmidir. Hiçbir şekilde beceremiyor ve başaramıyorlar. Bak açık açık da söylüyorum yine başaramayacaklar hiçbir şey yapamazlar. Ben Tayyip Hoca’ya onun için diyorum “göremediklerin daha fazla” diye. Hiçbir şey yapamazlar. Yine atak yapacaklar hiçbir şey yapamazlar. Her seferinde rezil olacaklar. Ama Fethullah Gülen’in deccal ordusu olabileceğini halk hiç düşünmemişti. Aklının ucundan geçmemişti. Mehdiyet’e tavır alınca anlaşıldı deccaliyet ordusu olduğu, deccal ordusu olduğu.

Evet, yine soru alalım.

VTR: Allah uzayı neden bu kadar büyük yaratmıştır?

ADNAN OKTAR: Bir başkasına sorduğunda da “niye bu kadar küçük yarattı?” diyor ona ne diyeceksin? Adam bütün evreni misket kadar görüyor misket kadar, küçük bir ufak misket kadar hava boşluğu gibi. “Niye Allah acaba bu kadar küçük yarattı hikmeti nedir?” diyor. Sen onun cevabını ver ben de onun cevabını vereyim. Büyük-küçük izafi, bir başkası da toplu iğne ucu kadar görüyor. Bir kısmı mikroskopta görebilir bütün evreni.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Derya. Balıkesir Erdek’ten katılıyorum. Türkiye’de organ nakli niye bu kadar düşük?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, son derece haklısın da nasıl yapacağız? Şimdi adamları diri diri kesme olmayacağına göre. Beyin ölümüne eğer ben kani olursam, çünkü beden hakikaten yaşıyor olabilir, ölenin de bedeni yaşar. Kalbi dursa da yaşar. Yani akciğeri kalbi dursa da mesela tırnakları yaşıyor. Kıl yaşar mesela bütün vücut tüyleri yaşar, ölmüyor vücut tüyleri. Birçok organı yaşamaya devam ediyor yine. Sakalı uzar mesela ölünün. Bayağı uzuyor mesela iki gün beklediğinde bayağı uzun sakalı oluyor. Şimdi bunun ölmediğini iddia edemeyiz. Canlı ama sakalları canlı. Dolayısıyla onu o yönde düşünmek gerekiyor. Ama vicdanen kanaat getiremedim. Beyin ölümü ne demek onu bana bir anlatsınlar ondan sonra bir şeyler söyleyebilirim.

Bana güzel canlılar gösterin göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Antarktika’da yaşayan bu anemonun bedeni yüzer buzun içine gömülü. Dokungaçları ise buzun dışında duruyor. Buzda yaşadığı bilinen tek anemon türü olduğu söyleniyor. Bilim insanları anemonun bilinen diğer anemonlarla anatomisi aynı olduğu halde orada nasıl donmadan yaşadığını, ürediğini ve bedenini buzun içine nasıl sokmayı başardığını henüz bilmiyorlar.

Buzun 30 metre altındaki deniz lalesi. Bu bir bitki değil deniz yıldızı cinsi, maşaAllah. Bu iki varlık gibi sayısız canlı Antarktika’nın derin sularında donmadan yaşayabiliyorlar. Bilim insanlarıysa bu canlıların görüntülerini alabilmek için Antarktika’da dalış yaparken dört katmandan oluşan kıyafet giymek zorundalar. Termal içlik, onun üzerine elektrikle ısınan bir tulum, kalın bir miflon ve bir santimi aşkın kalınlıkta su geçirmez neoplem, çifte kapişon, astarı ısıtmalı su geçirmez eldivenler, paletler ve 16 kilogram ağırlık bu şekilde dalış yapmaları gerekiyor. Yaklaşık üzerlerinde 90 kilogram ağırlığında giysi ve alet oluyor. Bunları giymeleri bir saat sürüyor yaklaşık. Ve bu giysiler üzerlerinde olmasa en fazla 10 dakika sağ kalabiliyorlar. Ama Allah’ın muhteşem yaratma sanatıyla bu canlılar rahatlıkla yaşayabiliyorlar.

ADNAN OKTAR: Evet, teşekkür ediyoruz.

Beyin ölümü ilan edildikten sonra uyanan kimse olmamış hiç. İşte ona benim bir kanaatimin gelmesi gerekiyor. Onu ben bilen doktorlarla bir görüşmem gerekir. Vicdani kanaatim gelirse ona göre bir açıklama yapabilirim.

Evet, dinliyorum sorulara devam edin.

VTR: Selam Hocam, ben Kayseri’den Mustafa. Allah size sağlık sıhhat versin. Kuran’da Levh-i Mahfuz kitabı, kader kitabı olarak geçiyor. Kader kitabını müminler cennette okuyacaklar mı?

ADNAN OKTAR: Dünyadaki kader kitabının mahsurlu olmayan kısımlarının tamamını zaten görecekler yaşayacaklar. Ama mahsurlu olan kısımları göremezler tabii. Yaptıkları hatalar, anormallikler onlar olmaz. Fakat sonsuz kaderi göremezler tabii. Sonsuz yaşayacak insan, sonsuz kaderi ancak Allah bilir, görebilir.

Evet.

VTR: Merhaba Hocam, ben İzmir’den Muhammed. İnsanların birbirine güveniyormuş gibi yapıp güvenmemesinin sebebi nedir? Yani bu sevgisizlik mi, ilgisizlik mi, çıkar mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, şimdi güvenmiyorum diye görünse tabii saygısızlık olacağı için güveniyormuş gibi kendini gösteriyor insanlar. Ama tabii bilinçaltında insanın deli mi olacağı, akıllı mı olacağı, münafık mı değil mi hakikaten belli olmuyor. İnsan çok kompleks bir varlık. Bir de garip ve esrarengiz bakışları da varsa, mesela hiç konuşmuyor adam porsuk gibi bakıyor, arada sırada boğuk bir sesle konuşuyor. Ne yapacağı belli olmaz öyle bir tipin. İstediği kadar güzel olsun, istediği kadar ne olursa olsun, nerede ne zaman ne manyaklık yapacağı insanoğlunun belli olmuyor birçoğunun. O yüzden de insanlar irrite ve korkan bir ruh halinde oluyorlar. Ama Mehdiyet devri gelse ortak bir ahlak dünyaya hakim olacağı için kimse densizlik yapmaya, münasebetsizlik yapmaya yeltenemez. Çünkü ortak tek bir ahlak hakim olacak. Ama şu an karmakarışık her çeşit ahlak anlayışı var. Münafığın ayrı, kafirin ayrı, ateistin ayrı, komünistin ayrı, FETÖ’cünün ayrı hepsini ayrı bir ahlak anlayışı oluyor. Dolayısıyla insanlar kendilerini güvende göremiyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Ben Şeyda. Feminist haklarını savunuyorum. Çünkü kadın-erkek eşitliğine inanıyorum. Kadınla erkekler eşittir ama kadın daha üstündür. Bir de toplumumuzda şu geri kafalılık çok var. Kıyafet sorunu mesela. Kapansan laf ediyorlar, açık olsan laf ediyorlar o yüzden hiç sevmiyorum erkeklerin öyle konuşma tarzını.

ANAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini, tatlılığını, güzel konuşmanı. Çocukları bak ne kadar bunaltmışlar. Gayet nezaketli efendi bir üslupla çektiği sıkıntıyı anlatıyor. Ve bizim aylardan beri anlattığımız şeyi dile getiriyor. Başörtülülere de hakaret oluyor, çarşaflı olana da hakaret ediyorlar. Gayrimeşru kadın mantığıyla yaklaşıyorlar. Dekolteye hakaret diyorlar. Yani adamların ayarı terazisi bozuk, kafaları bozuk. O zaman ne yapacaksın? Bu adamları kale almayacaksınız, adam yerine koymayacaksınız. Göğsünü gere gere dekolte giyin, göğsünü gere gere gez. Haklısın, kadınlar çok mübarek, muhterem, muhteşem varlıklardır, dünyanın süsüdür onlar. Müthiş bir güzelliktir. Dünya onlarla süslenir, çiçek falan çok gerilerden gelir. Dünyanın en büyük süsü kadındır, kadının üstüne süs yoktur. Ve dünyanın en büyük neşesi, güzelliği, zevki, ihtişamı yine kadındır. Her yer kadınla zenginleşir, güzelleşir. Ama sizin çok cesur ve rahat olmanız lazım. İtlik yapanın kafasını kanunla hukukla eziyoruz ve ezeceğiz. Çok rahat olun. Orada burada çakallık yapanlardan da hiç yılmayın. Hemen ortalığı velveleye verin, basınla bağlantıya geçin, bizlerle bağlantıya geçin, polise haber verin, savcılığa haber verin rezil-kepaze edin. Sizin de bu mücadelede büyük gücünüz olması çok güzel bir şey.

Evet.

VTR: Merhabalar Adnan Bey. Ben Yıldız Gözde. Maalesef toplumumuzda erkeklerin yetiştirilme tarzı bu yönde olduğu için mini giyen bayanlara ya da sakız çiğneyen bayanlara her zaman toplumumuz bu şekilde karşı tepki veriyor. Ben de diyorum ki yaşasın mini etek giymek, yaşasın sakız çiğnemek ve yaşasın kadınlara özgürlük.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzeller güzeli çok haklısın, çok güzel konuşmuşsun. İstediğiniz gibi özgür olun. Sizin özgürlüğünüz size çok yakışıyor ve bayağı güzel oluyorsunuz. Dekolteyle güzel oluyorsunuz, mini etekle güzel oluyorsunuz, bakımlı makyajlı çok güzel oluyorsunuz. Ağır makyaj diye de bir şey yoktur. Ağır makyaj, hafif istediğinizi yapın her yer sizin. İstediğiniz gibi eğlenin, siz cesur olun biz sizi koruyacağız söz, inşaAllah. Hükümet sizin yanınızda, devlet de sizin yanınızda. Dangalaklık yapanın da kafasını ezeceğiz. Görüyorsunuz fitil fitil burnundan getiriyor hükümet.

Evet.

VTR: Çocukluk arkadaşlarınızla görüşüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Çocukluk arkadaşlarımla değil de hapishane arkadaşlarımla görüşüyorum. Defalarca söyledim ya, yolda karşılaşıyorum böyle çok gurur duyuyorum, “Adnan Bey hatırladın mı beni?” diyor “canım kardeşim” diyor hatırlamaya çalışıyorum, “düşün hatırla bakayım” diyor “Bayrampaşa’dan” diyor. Hay Allah’ım diyorum. Ankara’ya gitmem lazım çocukluk arkadaşlarımı görmem için. Görüyorum hep dede olmuşlar arkadaşlarım, yani pirifani dedeler. Bakmıyorlar kendilerine. Spor yapmıyorlar spor yapsalar çok genç kalacaklar, inşaAllah.

VTR: İsmim Berzan. Sorum şu, çocuğunuz olsun ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki isterim. Ama Allah’a çok şükür 300’ün üzerinde çocuğum var. Kime nasip olur 300 çocuk? Hem yakışıklı hem güzel, hem sağlıklı, hem okumuş, hem eğitimli donanımlı ve beni deli gibi seven 300 tane çocuk şahane. Bir tane, iki tane değil. Bunlar genetik kromozomlarıyla bağlantı istiyorlar. Yok, öyle de olsa senin çocuğun olmaz, o Allah’ın çocuğudur, Allah’ın yarattığı insandır. Benim çocuklarım burada.

Dinliyorum.

VTR: Sizce bir evi almak mı daha iyidir kiralamak mı?

ADNAN OKTAR: Almak psikolojik olarak insanların daha hoşuna gider tabii. Hanımlar özellikle kirada oturmaktan hiç hoşlanmazlar. İllaki ev benim olsun ister.

Evet.

VTR: Yaşı ilerlemiş insanlar neden sürekli gençleri eleştiriyor?

ADNAN OTAR: Herhalde ağırlarına gidiyordur ihtiyarlamak, bazıları için hepsi için demeyeyim de. Bir de tutkuyu unutmuş oluyorlar, aşkı unutmuş oluyorlar. Onlar için cazibenin bir anlamı kalmıyor, heyecanın bir anlamı kalmıyor mekanikleşiyorlar bazıları. İşte dümdüz gri kıyafet giyinsin, köstekli saat takınsın, sırtını duvara dayasın koltuğa dayasın yaşasın o kafada. Onları kaale almaya gerek yok. Hep aklı başında sevinç insanlarını, aşkı bilen insanları, dostluğu, derin sevgiyi bilen insanları esas almak lazım.

VTR: İsmim Engin. En kısa yoldan para nasıl kazanılır?

ADNAN OKTAR: En kısa yol cüzdanındır açarsın cüzdanını parayı alırsın. Neyi kastediyor? En kısa yoldan para kazanmanın yolu yok. En kısa yoldan Allah’tan istersin. Başka yolu olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de tarım işçiliğini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Tarım işleri çok ağırdı ben köyde görürdüm. Tırpan sallıyorlardı böyle koskoca tırpanı. Güneşin alnında akıl almaz zor ayakta saatlerce. Sabah 7’de başlıyor akşam 7’ye kadar. Arada dinleniyor öğleyin falan. Yere bir demir çakarlardı böyle örs gibi küçük bir demir, onunla tırpanı, çekiçleri olurdu böyle tak tak tak vurarak ağzını keskinleştirirlerdi. Sonra tırpan masatı vardı böyle uzun bir taş, onunla haşır huşur keskinleştirirlerdi. Yine biçmeye devam ederlerdi. Yaba tabir edilen geniş ağızlı çok dişli ahşap alet var, o saman atmada falan kullanılıyordu. Dirgen var ve ona benzer aletler var, akıl almaz zor. Akşama kadar onlarla uğraşırlardı böyle. Ama tabii o sağlık sıhhat veriyor kasları çok gelişiyordu hepsinin. Pehlivan gibi oluyorlardı pazılar falan iki yumruğum gibi oluyordu, kocaman pazıları gelişiyordu. Mecburen adale gelişiyor. Çok fazla ter atıyorlardı. Vücut toksikasyonu düşük oluyordu. Ama çok yıpratıyorlar tabii kendilerini. Genellikle erken ölüm oluyor. Kolesterolü çok yüksek alıyorlar, vücutlarını çok çabuk yıpratıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: BBC’nin Fethullah Gülen’le yaptığı röportajda yerde serili bir Türkiye haritası olduğu görüldü. Görebiliriz resmi. BBC kanalının muhabiriyle fotoğrafçı ve kameramanları yerdeki Türkiye haritasının üzerinde geziyorlar. Aynı karede dolapların üzerinde yüksek bir yerde dünya haritası bulunuyor. Fethullah Gülen’in adamı Osman Şimşek yaptığı yazılı açıklamayla halının seccade olduğunu iddia etti. Seccade olduğunu anlamayıp üzerinde gezinmişler.

ADNAN OKTAR: Onlar tabii orada kasten yapıyorlar. Türkiye’ye önem vermediklerini dolayısıyla seccadeye de önem vermediklerini, dine önem vermediklerini kendilerince bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Çok münasebetsiz hareketler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her şeyden memnunuz. Hastaneden, postaneden, yoldan izden her şeyden köprüden memnunuz. Diyeceğim başka bir şey yok.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun ehl-i şükrü? Ehl-i kanaati görüyor musun? Ne güzel insan, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bazı şeyler hemen olsun istiyorum, yanlış mı düşünüyorum?

ADNAN OKTAR: Yok, aceleci olmak iyidir kötü bir şey değil. Hayırlı iş gecikmeye gelmez derler. Aceleci olmak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim adım Şila. İslamiyet barışçı bir din diyorlar ama niye gerçekte öyle bir şey yapmıyorlar?

ADNAN OKTAR: Güzel Şila, onlar İslam’ı değil de Peygamber (sav) adına uydurulmuş yalanları din haline getirmişler. Yani uydurma hurafelerden oluşmuş yeni bir din meydana gelmiş. İki din var, biri Kuran’ın dini, bir de hurafelerden oluşan din. Ama her ikisine de İslam dini deniyor onun yüzünden karıştırıyorsunuz. İslam dini Kuran’ın anlattığı dindir. Hurafelerden anlattığı dine İslam dini demeleri yanlış doğru söylemiyorlar. O bir şirk dinidir. Yani putperest bir din. Yani eski Mısır’dan gelen, eski Yunan’dan gelen hurafelerden oluşan bir din. O İslam dini değil.

Evet.

VTR: Ben bir lokantada çalışıyorum. Arkadaşım benden daha yüksek maaş alıyor. Ben 1800 TL maaş alıyorum. Benden iki katı fazlasını alıyor. Bu adil mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, nedir adamın bir yeteneği var herhalde, bir şey vardır. Yani kıdemlidir falan, değil mi? Bir şeyi vardır. Durduk yere yapmazlar. Mesela üç-dört yıldan beri çalışıyorsa belki o yüzden artmış olabilir. Kıdem zammı gelmiştir.

Evet.

VTR: Ben Yunus Emre. Bugün sizlere bir soru soracağım. Her gün bütün çocuklar bilgisayar başında. Uzun saat oyun oynuyorlar. Bunun için nasıl kurtulabiliriz ondan?

ADNAN OKTAR: Yunus Emre, bu güzellik ne benim canım. Çok güzelsin sen. Allah senin ömrünü uzun etsin. Allah seni korusun. Allah sana hidayet versin. Çok çok güzel maşaAllah. Canımın içi size bahçeler yapmaları lazım. Güzel böyle meyvelik falan alanlar. O gecekonduları yıkıp, sizin eğleneceğiniz, müzik dinleyeceğiniz, koşuşturacağınız, arkadaşlarınızla sohbet edeceğiniz alanlar yapmaları lazım. O zaman “o bilgisayar mı, ora mı?” denildiğinde siz dayanamaz oraya gidersiniz. Ama yıkık dökük gecekondular, daracık sokaklar. Sokağa çıkılamayacak ortam olunca kurtuluşu bilgisayarda arıyorsunuz tabii ki. Size güzel bir dünya sunacağız inşaAllah.

VTR: Yapılan bağış kampanyaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Bağış yapıyorsa adam hayır işliyor zaten. Güzel. Ama yani yanlış bağışları kastediyorsan herkes aklını kullansın, bunu yapmasın. Faydalı ve doğru yerlere bağış yapmak lazım. Yani onu kast ediyor tahminim.

Evet.

VTR: Hayvanlara eziyet yapanların cezalarının daha ağır olmasını istiyoruz. Hayvanlara eziyet etmesinler. Hayvanları sevmeyenler insanları da sevmez. Cezaları daha çok artırılsın. Hayvanlara eziyet edilmesin.

ADNAN OKTAR: Annemin güzelliğine bak. Annemin tatlılığına bak. Vicdanının temizliğine bak. Melek benim annem melek maşaAllah. Tam Osmanlı anne. Çok doğru söylüyorsun. Ayrıca rezil kepaze edilmeleri gerekiyor. Her yerde tanıtılmaları lazım. Burunlarının sürtünmesi lazım. Tabii bu bir kanun hukuk içerisinde olması gerekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri senatosunun yüz üyesi var. Bunlardan yirmi beş tanesi en az otuz beş yıldır hiç değişmiyor. Bak olayı görüyor musun? Otuz beş yıl İngiliz derin devletinin desteklediği adamlar bunlar. Otuz beş yıldan beri değiştirmiyor. Yüzde yirmi beşi. Değiştirmiyor. Asıl çekirdek bunlar zaten. Seksen tanesi de en az yirmi yıldan beri değişmiyor. Hadi gözümüz aydın. Yani hemen hemen hepsi de İngiliz derin devletinin desteklediği kişiler. Yoksa orada duramaz, etkili de olmaz, çevresi de olmaz. Garip bir sistemle kilitlemişler Amerika'yı. Zavallılar yani. Gariplerimi. Hepsi için demiyorum ama büyük bir bölümü.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Yusuf. Her gidenin yeri dolar mı?

ADNAN OKTAR: Yusuf tabii ki olmaz. Her insan ayrı oluyor. Ama bazen tabii çok daha mükemmelleri de gelir yani. Ama tıpatıp aynısı olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Emrullah. Herkes tarafından nasıl tanınmak istersiniz?

ADNAN OKTAR: Allah'ın rızasını aramak çok önemlidir. Allah'ın sevmesi çok önemlidir ama müminlerin sevgisini tabii ki her mümin istemesi gerekir. Çünkü Allah'tan gelen bir nurdur sevgi. Müminin sevgisini isteyeceğiz, istiyoruz.

Evet.

VTR: İsmim Nurin. Kınalıada’da şu anda ve İstanbul’da geceleri dışarı çıkamıyoruz. Burada çok rahat çıkıyoruz fakat orada giyinemiyoruz istediğimiz şeyleri. Bu neden oluyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, işte anlattıklarımız o. Aslında topluca bir karar verseniz hiçbir şey yapamazlar. Bunlar bir avuç çakal, bir avuç densiz, bir avuç cahil. Fakat sesleri çok çıkıyor. Siz çok çok fazlasınız ama sizin sesiniz az çıktığı için bu adamlar bu azgınlığı yapabiliyorlar ve hep kompleksli, gücünü kaybetmiş, imkanlarını kaybetmiş, ruhu ezilmiş, sevgisi yok olmuş, tutkusu yok olmuş, içinde güç kalmamış, hasut kıskanç adamlar sizin güzelliğinizi çekemiyorlar. Size karşı acz içindeler. O yüzden sizin ortadan çekilmenizi istiyorlar. Sizi görmek istemiyorlar. Bunu kabul etmeyin. Üstüne üstüne gidin. Hükümet de inşaAllah sizin yanınızda görüyorsunuz. Daha da artacaktır size destek. Gençler de sizi desteklesin. Onurunuza, şerefinize, namusunuza çok titiz olsunlar. Dünyanın güzelliği olarak her yeri güzelleştirmeye devam edeceksiniz.

Evet.

VTR: Türkiye’nin her yerinde etkili olduğunuzu düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Etkiyi Allah meydana getirir. Yani vahyeder Allah kalplere. Yavaş yavaş etkinin dozunun arttığını görüyorum. Yani eskiye oranla doz çok yükseldi. Çok çok yükseldi ve bu doz gittikçe de artacaktır inşaAllah.

VTR: İnsanlarımız ne kadar zamandır bu kadar bencil hale geldi, niye insanlar bu kadar birbirinden nefret ediyor, niye insanlar birbirine karşı hoşgörüsüz oldu? Ben bunu anlamıyorum.

ADNAN OKTAR: Eğer böyle olmazsa Mehdi’yi istemezdin. Mehdi istemen için Allah tarafından bu özel yaratılıyor. Kavga Allah tarafından özel yaratılıyor. Sevgisizlik özel yaratılıyor. Egoistlik bencillik özel yaratılıyor. Sizi Allah sevgiye susatıyor. Dostluğa, kardeşliğe, hürriyete, özgürlüğe, sosyal adalete, arkadaşlığa sizi susatıyor ki bol bol yağmur üstünüze yağsın. Mehdiyet’in yağmurunun yağması için Allah size dua ettiriyor.

Evet.

VTR: Merhaba ben Gözde. Bahsetmek istediğim sıkıntı, kötü insanların edepsizliği yüzünden biz kızlar olarak sıkıntı çekiyoruz. Dışarı çıktığımız ya da girdiğimiz saate bakmak zorundayız. Çünkü etrafta kötü insanlar var ve aile de buna etkili olarak kızlarını dışarı çıkarmıyorlar. Bence aslında aileler ilk önce erkek çocuklarına terbiye vermeli. Yapmaları gerekenleri öğretmeli. Bu yüzden biz de sıkıntı çekmeyiz. Bu durumdan ben değil çoğu kız şikayetçi.

ADNAN OKTAR: Güzelliği, tatlılığı, hayat doluluğu, nuru, aklı, temizliği çok dikkat çekiyor. Allah seni uzun ömürlü yapsın. Hidayetiyle sarsın. Nuruyla sarsın. Allah seni özgür yaşatsın. Güzel yaşatsın. Senin vaktin güzel olacak. Ama bak çocukların üstünde ağır bir baskı olduğu görülüyor. Kız çocuğu, mesela akşam oldu nasıl gezmeye çıkamaz? Akşam tam kanının kaynadığı dönem. Niye çıkamasın? Bitti yavrum diyor. Güneş battı sen de battın. Akıl almaz bir baskı kızlar üstünde. Bırak arkadaşları ile çıksın eğlensin. Ama bak bunun sorumluluğu kimlerde? Bir kere hükümet çok iyi tedbir alması lazım bir. İki; gençler delikanlılar kızların hepsine muazzam sahip çıkması lazım. Haysiyetlerine, şereflerine, namusuna, sağlığına, sıhhatine, güvenliğine canı pahasına sahip çıkması lazım. Her yerde. Çok iyi koruyup kollamaları lazım. Çünkü kadınlar dünyanın en büyük süsü ve en büyük ihtişamıdır. Dünya onlarla süslenir ve güzelleşir. Kadının olmadığı bir dünyayı düşünün Allah vermesin, Allah vermesin. Çöl gibi olur dünya, çöl. Onun için bütün gençler olarak elbirliğiyle hanımları koruyup kollayalım. Devlet korusun. Polis korusun. Hükümet korusun. Dekolte istedikleri gibi giyinsinler. Özgür olsunlar. Başörtüsü istediği gibi giyinsin, özgür olsunlar. Kimse baskı yapmasın hanımlara. Bu çok rahatsız edici ve çok ayıp ve çirkin. Ama bunları Allah niye dedirtiyor? Mehdiyet özlemi için dedirtiyor. Çünkü bu tam Mehdiyet devrinde vuku bulacak güzellikler. Onun dışında hep bunun özlemi içinde olacaklardır insanlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye'deki terörün bitmesini ve yetkililerimiz tarafından buna çok önem verilmesini diliyorum. Kardeş ve huzur içerisinde yaşamayı ekonomik açıdan da kalkınmayı, insanların refah seviyesinin yükselmesini diliyorum.

ADNAN OKTAR: Hep Allah'tan duaları Mehdiyet görüyorsunuz. Sosyal adalet, huzur, özgürlük, sevgi, kavganın bitmesi. Mehdiyet’in dışında bu mümkün değil. İmkansız. Bak PKK asla bitmez Mehdi çıkmadan. Irak, Suriye asla kurtulamaz. Libya asla kurtulamaz. Afganistan asla kurtulamaz. Yemen asla kurtulamaz. Hiçbir yerde kavga bitmez. Ancak Mehdiyet’le. Kadınların tam özgür olacağı ortam Mehdiyet’tir. Bunun dışında olmaz. Bunun dışında cehennem gibi olur ortalık.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti ile yakın ilişkileriyle bilinen İnci Sözlük’ün kurucusu Serkan İnci, mülteciler aleyhine bir açıklama yaptı. “Türkiye'deki asgari ücret ne yazık ki çok fazla. Biliyorum bunu söylediğim için çoğunuz bana sinirleneceksiniz ama bunu anlamak için Türkiye’ye yığılan göçmenlere bakabilirsiniz. Afgan’ından Türkmen’ine kadar büyük bir çekim var. Ülkemiz giderek niteliksiz göçmen cennetine dönüştürülüyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Kendi göçmen değil miymiş? Kendin de göçmensin. Ataların da göçmen. Türkiye hep göçmendir. Bu ne sevgisizlik? Ve münasebetsizlik yani. Çok ayıp yapmış. Onu düzeltsin o ifadesini. Bu sevgisizce ve merhametsizce üsluplar müthiş tahribat meydana getirir. Kalbi insan sevgisi ile dolsun. Amerika mesela hep göçmendir Amerika. Kimse rahatsız değil. Birçok ülke sırf göçmenlerden oluşur. Türkiye de göçmenlerden oluşan bir ülke.

Churchill, Amerika Birleşik Devletleri'nin İkinci Dünya Savaşı’na sokabilmek için, iki hafta Beyaz Saray'da kaldı. İki haftada ikna etti. Bitirdi işi. İki hafta. O iki hafta müddetinde kaldığı yerde anadan doğuma geziyor. Adamın anormalliğini oradan anlayın. Anadan doğma. Sürekli, akşama kadar öyle. Kapıya hizmetçi geliyor, çırılçıplak. Mesela bir ziyaretçi geliyor herhangi resmi ziyaretçi ona da çırılçıplak çıkıyor. Değer vermediğini vurgulamak için yapıyor. Adam yerine koymadığını vurgulamak için yapıyor. Mesele Roosevelt görüşüyor Amerikan Cumhurbaşkanı. Onu da çırılçıplak karşılıyor. Hem değer vermediğini gösteriyor, hem de homoseksüel bir propaganda yapmış oluyor. İngiliz derin devletinin işte kafa yapısı bu. İngiliz derin devletinin etkisinde kalanların da yaptığı bu. Mesela şu anda da ajanları fink atıyor İstanbul'da, Ankara'da İngiliz derin Devleti'nin. Ajan kaynıyor fakat ilgilenen olması lazım. Milli İstihbarat Teşkilatı, Siyasi Şube bu adamlara göz açtırmaması lazım. Mutlaka sorgulamaları lazım. Eleman oldukları belli olduğu halde, anlaşıldığı halde ilgisiz kalırsak, yarın bir gün bunlar büyük felaketler, büyük belalar badireler başımıza açarlar. Tereddüt etmemek lazım. Gereğinin yapılması lazım.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimiz bize sorularını WhatsApp üzerinden gönderebilirler. Telefon numaramız 0530 255 92 39.

VTR: Neden organik sebzeler yerine inorganik sebzeler yetişiyor?

ADNAN OKTAR: Nasıl ayıracağız onu? Organik nasıl oluyor, inorganik nasıl oluyor? Var mı, sen gördün mü? Ben bir çarşıda gördüm. Organik sebze satıyoruz diyor. Kötü kötü domatesler, kötü kötü salatalıklar, uydurma patlıcanlar böyle çarpık çurpuk. Halde satılamayan çarpık çurpuk şeyleri almış getirmişler. Halde satılamayan kötü kötü domatesler. “Bu nedir? Bunların hepsinin eşkali bozuk” falan “Hocam ayıp ettiniz” diyor. “Organik de onun için onlar böyle” diyor. “Onlar inorganik” diyor. “Bunlar organik” diyor. Yani böyle kürek kakığı, alınmayan, döküntü şeyler organik oluyor. Öbürleri inorganikmiş. Ben inorganiğe razıyım.

Evet.

VTR: Bazı Almanlar niye Türkleri sevmiyor?

ADNAN OKTAR: Çünkü İngiliz derin devleti orada fink atıyor şu an. Daha önce Osmanlı döneminde seviyorlardı. Abdülaziz devrinde Almanlarla Türkler bayağı dosttular Osmanlı. Sonra bir nefret politikası geliştirildi. Kimse kimseyi sevmez hale geldi. Mesela Türkiye’de adama soruyorsun. “O Rum” diyor. “Ondan nefret ediyorum” diyor. Ermeni? “Ondan da nefret ediyorum.” Yahudi? “Ondan da nefret ediyorum.” Arap? “Ondan da” diyor. Herkesten nefret ediyor adam. Nefret adamı olmuş. Karısı kocasından, kocası karısından nefret ediyor. İşte bu da Mehdiyet’e insanların susadığını gösteriyor.

Gelenekçi Ortodoks sistemde insan beyni gelişmiyor. Yeteneksiz anormal insanlar oluşuyor. Büyük bölümü yeteneksiz ve anormal oluyor. Beyin kapasiteleri bozuk oluyor. Davranış bozuklukları oluyor. Çok kaba ve densiz oluyorlar. Münasebetiz oluyorlar. Görgüsüz oluyorlar. İnsanı utandıran bir densizlik içinde oluyorlar. Muhakeme ve yargıları çok ciddi şekilde bozuk oluyor. Sanat güçleri olmuyor. Teknik konulara akılları ermiyor. Beyinde kasılma oluyor. Şirk insanın başına bela olur işte böyle. Fizikte bozuluyorlar. Fizik yönünden de bozuluyorlar.

Bir gelenekçiyle karşılaştığında ilk önce girer girmez bir susar zaten hemen. Çok densiz olur. Ya uykusu gelir. Horlayarak uyur gittiği evde. Ya kaşıntısı tutar. Ya karnı ağrır. “Uyumamışım ya” falan diyerekten. Bir de çok geveze olur gelenekçilerin bir kısmı. İki saat dır dır dır çenesine hırsız taşı gelmiş gibi sürekli konuşur. Nefes almaz. Yani insanların artık kafasını şişirir. Hani bir nefes alıp da bir dakika şuradan bir şey getireceğim diyecek halin de kalmaz. Bir de çok güzel konuştuklarını, süper akıllı olduklarını düşünürler. Çok şüpheci olurlar. Kıskanç, hasut olurlar. Yani akıl almaz densiz olurlar. Tarif edilebilecek gibi de değil. Lafını sözünü bilmez. Patavatsızdır. Dünyanın her yerinde böyle baş belası bunlar. Bir tek burada değil.  Ve mahvediyorlar Müslümanları. Kendilerini de mahvediyorlar, Müslümanları da mahvediyorlar. Nereye gitseler acıkırlar. Mesela aksi ve ters oluyorlar. Hemen azarlar mesela bir şey gıcığına gittiğinde. İslam aleyhine bir söz söylendiğinde de çıtları çıkmaz. Kulakları kızararak otururlar hiç. Yani başı derde girecek diye çok dikkatli olur. Konuları samimi hikmetli anlatmak yerine Arapçalı, ağdalı, Osmanlıcalı, kendilerini satarak, süslü konuşmaya çalışarak çok gevezece ve çok lastiklendirerek -Dini konuları tenzih ediyorum. İslami konuları tenzih ediyorum- çok sıkıcı bir konuşma üslupları olur. Dinden rahatça taviz verebilir. Mesela haram olan bir konuda, mesela dinle alay eden bir konuda rahatça o topluluğa katılır. Dinin aleyhine bir fıkraya katıla katıla güler. Gelenekçi hocaların toplantılarına bakın. Hemen tamamına yakınında hep dinle alay edilir. Ve ona da pis pis, kaba kaba gülerler. “Dans müzik yasak” derler. Düğünlerde döne döne oynarlar. Çoluğu, çocuğu karısı. Mesela Allah'ı sevmekten hiç bahsetmezler. Ben Allah'ı aşkla seviyorum demez. Allah'a aşığım demez. Bir türlü dinin özüne yaklaşmaz. Yani say say bitmez. Onun için şirk kafasında adam yetiştirmekten şiddetle kaçınmak lazım.

Bir hayırlı olsun diyorlarmış gençler nişanlanmışlar bir göreyim bakayım bu iki güzeli. Hadi hayırlı uğurlu olsun. Hanım güzel, delikanlı yakışıklı Allah hep sizleri hayırla, nurla kuşatsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Suriyelilerle, Türklerin arasını nasıl kaynaştırabiliriz?

ADNAN OKTAR: Önce Türkler kendi aralarında sevgiyi sağlanmaları lazım. Araplar kendi aralarında sevgiyi sağlamaları lazım. Sonra Türklerle Arapların arasındaki sevgiyi sağlamaları lazım. Bak hep sevgi, hep sevgi, sevgi. Sevgiye susamışlık var. Sevginin üstadı kimdir? İmam Mehdi (as)’dır. Sevgi öğretmeni kimdir? Mehdi (as)’dır. O zaman Allah'tan Mehdisini zahir etmesini istiyoruz. Sevgi öğretmeni kimdir? İsa Mesih’dir. Allah'tan İsa Mesih'i zahir etmesini istiyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Nune. Neden esrar bu kadar yasak da alkol o kadar yasak değil. Çünkü esrar kullanınca o kadar kötü duruma düşmüyoruz ama alkol kullanınca çok daha fena şeyler yapabiliyoruz, neden?

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun. Esrar gibi alkolün de yasaklanması lazım. Her ikisi de çok tahrip edici ve çok ezici maddeler. Perişan ediyor insanları. Hatta ölüme de götürebiliyor. Esrar ne kadar tehlikeliyse alkol de öyle tehlikeli bir madde. Nune doğru söylüyor. Güzel Nune haklı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Beyazıt Bal. Adnan Oktar Mehdi (as)’dan çok bahsediyor? Kuran-ı Kerim’i ben sekiz defa inceledim Mehdi ayetinin geçtiğini görmedim. Bunu Türk halkına açıklayabilir mi?

ADNAN OKTAR: Canım benim çok dürüstsün, doğru güzel konuşuyorsun. Kuran'da açıkça bir Mehdi gelecek demez. Zaten dese deccalliyet iflahını keser yeri yerinden oynatır. İsa Mesih'in gelişi de kapalı olarak anlatılmıştır. Mehdi (as)'nin gelişi de kapalı olarak anlatılmıştır. Bu deccaliyete bir tuzaktır. Allah'ın bir ledün ilmidir. Çünkü bak İsa Mesih'in gelişini üç ayette aslında Allah açık anlatmış ama aynı zamanda kapalı anlatmış. Mehdi (as)’ı da aslında üç ayette açık anlatmış ama kapalı anlatmış. Ne diyor Cenab-ı Allah? “Sıkıştığınız, işgale uğradığınız, acı çektiğiniz, toplumların ezildiği dönemde Allah'tan kurtarıcı isteğin” diyor. Bu nedir? Mehdi isteyin; Mehdi beklentisi, bir. İkincisi “İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah “ve bunu da göreceksiniz” diyor Nur Suresi 55 bu da Mehdiyet’tir. Üçüncüsü “muhtedun” diyor Allah “çeşitli mehdiler gönderdim. Bu gelecek mehdiler sizden para istemeyecek” diyor. Bir başka ayette de “hadiyun” diyor. Alenen Mehdi (as)’dan bahsediyor. İki yüz yerde Mehdi ismi geçer. İsa Mesih ile ilgili konuda da bir tek orada Allah -diğer Peygamberler beşikte değil miydi? Hepsi beşikteydi- Hiçbiri için beşikteydi şuydu buydu Allah demiyor. Sadece onun için Mehdi ile iken Mehdideyken diye özel olarak ima ediyor Allah Kuran'da. Mehdideyken ve yetişkinken yani saçı kırlaşmış, yaşlanmaya adım atmışken insanlarla konuşuyordun diyor. Halbuki İsa Mesih genç olarak göğe alındı. 33 yaşındaydı. Ama ayette “yaşlanma arifesindeki halinle de insanlarla konuşuyordun.” Ve “Mehdideyken de konuşuyordun” diyor. Ne bu? İki yerde geçiyor Kuran'da ve iki yüz yerde de Mehdi kelimesi geçer. Ben en iyisi bunu bir kitap haline getireyim de daha netleşsin. Onu ben şu ana kadar anlattıklarımı toparlayın ilgili ayetleri de vereyim hemen bir broşür olarak basalım o önemli.

Şeytandan Allah'a sığınırım; Nisa Suresi, 75, Allah “Size ne oluyor ki,” diyor. Allah hayret edilecek bir haliniz var diyor “Size ne oluyor ki, Allah yolunda” Allah için “ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar,” demek ki Müslüman ülkeler zalimler tarafından işgal edilecek birçok ülke. Ve Müslümanlar oradan kaçmak isteyecekler artık o kadar sıkılacaklar. Öyle bir ortamda diyor Allah “bize Katından bir veli (koruyucu sahib)” yani zamanın sahibini “gönder, bize Katından bir yardım eden yolla"” diye dua edin diyor Allah. Bu ne bu? İstenen kim? Mehdi (as). “…diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına neden mücadele etmiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75) diyor Allah.

Mesela Talut’u mehdi olarak gönderiyor ayette. “Doğrusu Allah onu size seçti. Onun bilgi ve bedeni gücünü artırdı” diyor. Mesela bu peygamber değil. O devrin mehdisi. Peygamber olmasına rağmen diyor ki “Peygamberleri dedi ki” peygamber diyor bunu. “Allah size Talut'u (melik olarak) gönderdi." Yani Mehdi olarak gönderdi.  Onlar: "Biz hükümdarlığa, ona göre daha çok hak sahibiyken” daha alim, daha zengin, daha itibarlıyken “ve ona bir mal (servet) bolluğu verilmemişken” yani sıradan bir insan görünümündeyken “nasıl bizi (yönetmek üzere) hükümdarlık” mehdilik “(mülk)” devletin bütün idaresi “onun olabilir” dediler.” (Bakara Suresi, 247) Cenab-ı Allah da “seçme Allah'a aittir” diyor. Yani “Allah'ın seçmesine karışmayın” diyor. Dolayısıyla Kuran’ın içinde Mehdiyet’le ilgili çok ayetler var. Fakat bu tarzdadır. Eğer dikkatlice bakılırsa anlaşılır. “Bu ayetler bir şey ifade etmiyor” diyorsan Kuran’ı inkar etmiş olursun. Böyle olmaz. Kuran’da açıkça birisinin geleceğinden bahsediyor Allah. Ve birisini beklemenin önemini anlatıyor. Kurtarıcı beklemenin önemini anlatıyor.

Ve Nur Suresi, 55’te de “dünyaya hakim edeceğim İslam’ı” diyor. “Din Allah'ın oluncaya kadar, zulüm yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” diyor. Bu da Mehdiyet’tir. Kuran ayetleri peş peşe.

Mesela Talut’un hiç malı yok. Mehdi (as)’ın da hiç malı olmayacak. Diyorlar ki hiç malı yok bu adamın hiç malı mülkü yok, alim de değil. Bunun bir özelliği yok. Bunu niye Mehdi (as) seçtiniz diyorlar. “Seçim Allah'a aittir” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Güldeniz. Size sorum şu ki Alevilere neden Türkiye'de yer verilmiyor değer verilmiyor? Sünnilik, Alevilik, Kürtlük çatışması oluyor?

ADNAN OKTAR: Güldeniz benim birçok kız arkadaşım Alevidir. Alevi demek modern, kaliteli insan demektir. Kuran Müslümanı demektir. Müşrikliğe karşı çıkan insan demektir. Anti yobaz demektir. Aydın Müslüman demektir. Sevgi insanı demektir. Aleviliğe karşı çıkıyor. Adam dürüst insana da karşı çıkıyor. Müslümana da karşı çıkıyor. Namaz kılana da karşı çıkıyor. Oruç tutana da karşı çıkıyor. Dekolte hanıma da karşı çıkıyor. Makyajlı hanıma da karşı çıkıyor. Karşı çıkıyorsa Aleviliğe adam adidir, basittir, ayak takımıdır, sevgisizdir, merhametsizdir, dengesizdir, münasebetsizdir. Niye kaale alıyorsun? Kaale alma basit insanları, aklı zayıf insanları kaale alma. Görgüsüz insanları kaale alma, bilgisiz, cahil insanları kaale alma. Kaale alacağın aklı başında insanlar olsun. Ben niye Aleviler aleyhinde hiçbir şey demiyorum ve övüyorum. Çünkü hakikati akılcı olarak görüyorum. Güzelliği akılcı olarak görüyorum. Benim iki eniştem vardı ikisi de Aleviydi. Dedem kızlarını Alevilere vermiş. Niye? Aydınlar, bağnazlığa karşılar diye.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Siyahi bir bebeği evlat edinen ailenin çocuklarının sevinci vardı.

ADNAN OKTAR: Eve kedi gelmiş gibi seviniyorlar. Nasıl seviniyorlar acayip şekerler. Onu Allahualem kedi niyetine de seviyorlar. Bayağı şenlik çıkmış eve. İşte Amerikalılar böyle temiz, mazlum, masum insanlar. İngiliz derin devletinin alçakları bu masum insanları kullanıyor. Onun için Amerikan halkına biz sahip çıkalım. CIA bilmem ne diye karalamalar yapmaya gerek yok. CIA’yı da işgal ediyorlar. Adamları zorla o hizaya getiriyorlar. Amerika'nın tamamına hakim olacak güç Müslümanlardır. Biz Amerika'yı koruyup kollamakla mükellefiz. O masum insanları koruyalım İngiliz derin devletinin belasından o tertemiz insanları mutlaka beri hale getirmemiz lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye'nin en büyük sorunu sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Sevgi tabii ki başka bir şey değil. Dolayısıyla Mehdiyet’in zahir olmaması ve bütün dünyanın sorunu odur sevgidir.

Evet.

VTR: Ben Armutlu’dan Batın. Adnan Bey bize hangi oyuncakları önerirsiniz?

ADNAN OKTAR: Yani sevimliliğin, tatlılığın tavan yaptığı bir olayla karşılaşıyoruz. Mahallenin bütün kuzuları, şekerleri, balları bir arada. Şimdi Batın bir kere ağabeylerin büyük hata yapmışlar. Sizin gittiğinizde zaten size oyuncak orada dağıtılması gerekiyordu. Ama o yapılan hatayı biz tabii düzelteceğiz. Size oyuncaklar yarın geliyor Allah'ın izniyle. Çünkü çocuğa şu oyuncağı öneririm diyemezsin. Direkt oyuncak hediye edilir. Önermek çok ayıp olur. Olmaz yani hediye etmek varken önermek çok sıradan bir davranış olur. Yarın hediyeler yola çıkıyor inşaAllah.

VTR: Ece. Bizim için şarkı söylemek ister misiniz?

ADNAN OKTAR: Ece sen nasıl güzel kızsın, sen nasıl tatlısın. Ne güzel huylusun canımın içi. Tabii çok hoşuma gider zaten hep size söylüyorum biliyorsunuz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Levent. Sesinden en çok rahatsız olduğunuz ya da sevdiğiniz bir müzik aleti var mı?

ADNAN OKTAR: En sevdiğim keman. Rahatsız olduğum en kıl arp herhalde ‘dan dın’ sinir bozuculukta üstüne yok.

Evet.

VTR: İnsanlar alkolün zararını bile bile neden alkol içiyorlar?

ADNAN OKTAR: Benim nur yüzlüm, güzelim benim, güzel vicdanlım benim aferin sana. Alkolün çok propagandasını yapıyorlar. İşte sofranın süsüdür. İşte mezeler geldiğinde rakı gelmezse pek bir anlamı olmaz falan kafasında. Kardeşim ta ağızda başlıyor bela alkolü alıyor ağzının içi bembeyaz oluyor. Epitel tabaka ölüyor. Bembeyaz olması ne demektir normal ağız dokusunun bembeyaz olmasının anlamı ne? Ölüm. Doku ölüyor. Boğazdan geçerken yutağı falan her yeri yakarak ilerliyor. Midede de aynı etkiyi yapıyor. Sonra karaciğere geçiyor. Karaciğer hücrelerini tahrip ederek ilerliyor. Oradan beyne gidiyor. Beyni de tahrip ediyor. “Oh ne güzel oldu çok açıldık” diyor “üç görüntü birden görüyorum.” Ya zehirlenmişsin, görüntüyü eğik görüyorsun. Belaya uğramışsın. Bunun neyine seviniyorsun? Çok büyük hata, çok büyük bir yanlışlık.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Milliyet’ten Ali Eyüpoğlu bir video paylaşmış Adnan Bey. “Gördüğüm tablo beni çok etkiledi” diyor. “Cep telefonumu çıkarıp bu anı ölümsüzleştirmek istedim. Çünkü saat 08:53’te bir çocukla köpeği kucak kucağa uyuyorlardı kaldırımda. Çocuk siyah köpeğe sarılmış. Köpek de patisini koymuş onun karnının üzerine. Yorum yağdı. Çok geçmeden Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ayşe Kardaş aradı bu çocuğa ulaşmak için. Yerini tarif ettim” diyor. Beşiktaş sokaklarında yatan bu çocuğu takip edecek polis şayet bulup ikna ederse bu kez istediği koşullarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nca koruma altına alınacak. Müsteşar Yardımcısı Ayşe Kardaş “işin takipçisi olacağını söyledi” diyor.

ADNAN OKTAR: Bir kere benim delikanlıma öyle devlet tesisi falan olmaz. Kapalı falan disiplin altında başında müdür, yetimhanede falan o rahat edemez. Ona açık havada rahat bir yer sağlayacaklar. Bahçeli bir ev ayarlarsalar olur. Çocuğa kimse musallat olmasın yani iş çıkarmasınlar. Köpeğinin de aynı zamanda yanında olması lazım. Bir kere köpeğinden ayıracaklar o hiç olmaz. Temiz havayı sevdiği anlaşılıyor. Sosyal bir ortam olacak. Ona, benim canıma deniz kenarında adam gibi müstakil bir ev ve köpeği ile beraber yaşayacağı gibi bir ortam hazırlarsalar olur. Onun dışında ben de sonuna kadar mücadele ederim. Eğer çocuğu kapalı bir devlet kurumuna verirlerse istemem. Bayağı rahatsız olur beton binanın içerisinde. Başında müdür sabah kalk, akşam yat. Özgür olmak ister o, olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba iyi akşamlar Adnan Hocam’a Alanya'dan sesleniyorum, ben Ekrem. Acaba Adnan Hocam’ın yanındaki bayan hocalar gerçekten hoca mı, bir? İkincisi estetik yaptırdılar mı? Estetikleri var mı?

ADNAN OKTAR: Ben suni olan hiçbir şeyden hoşlanmam. Silikon özellikle bana çok ters gelen bir şey. Bir kadında silikon olması çok acı bir olay. Ben asla kabul etmem. Burun ameliyatlarında hiç kabul etmiyorum yani çünkü bunların doğal hali çok güzel. Garip bir görüntü oluyor ve ameliyattan geçtiği anlaşıyor o burnun. Çok acı bir olaydır o. Kızlar sevine sevine yaptırıyorlar ama hiç tavsiye etmem hiç. Silikonu da asla tavsiye etmem. Hiç doğal görünmüyor. Ameliyat izi de görülüyor. Yani bir plastik taşıyor üstünde. Kadın doğal haliyle mesela farz edelim küçük göğüslü o çok güzel olur, kadına yakışır. Yanlış biliyorlar küçük göğüs yakışmaz takmışlar ona kafayı. Öyle bir şey yok. Kadının tutkulu olması, akıllı olması, zeki olması, içinde deli bir heyecan olması, deli bir aşk heyecanı olması, utanma hissini kontrol altına alabilmesi, gururunu, enaniyetini ezmeyi bilmesi, tam teslim olması durumunda nefis güzel bir varlıktır kadın. Kadın mükemmel bir varlıktır. Ama bunu yapamıyorsa. Gurur yapıyorsa, enaniyet yapıyorsa, büyükleniyorsa, utanma duygusu onu tamamen sardıysa, doğal yaşayamıyorsa, doğal konuşamıyorsa, kendi sesi değilse, kendi olamıyorsa, kendi bakışı değilse kendini kasmışsa zaten iptal olmuş demektir. Dünyanın en güzel kadını bile olsa o çok yazık etmiş demektir kendisine. Yani normal sıradan bir kadın bile eğer çok akıllı, tutkulu, sevgi dolu deli bir aşk heyecanı yaşıyorsa, utanma duygusunu kontrol altına alabiliyorsa ama helaline karşı tabii. Nefis bir varlıktır çok çok güzeldir.

Benim kız arkadaşlarımda silikon yok. Biliyorum, hepsini ben yakından tanıyorum. Yani öyle bir şey yok. Yani cerrahi bir operasyon hiçbiri geçirmedi. Böyle bir şeyi zaten bana sorsalar “Sen ne diyorsun?” ben hiçbir şekilde istemem. Yani “Biz böyle bir ameliyat yaptırmak istiyoruz. Sen tasdik eder misin?” yahut “Güzel görür müsün?” Ben hiçbir zaman için güzel görmem. Dolayısıyla kız arkadaşlarım kendilerinin doğal vücudu, doğal görünümü hakikaten hepsi boylu poslu, sıhhatli, hakikaten ciltleri çok güzel, temiz, tutkulu, iffetli, onurlu, kültürlü, görgülü hanımlar. Bilgi düzeyleri çok yüksektir.

“Hocamız” diyor kardeşimiz en az bin, iki bin ayet, üç bin ayet ezberden bilenler var. Benim kitaplarımı falan ezberden hepsini bilirler. Ezberden derken hepsini okumuşlardır. Felsefeyi çok iyi bilirler. Yani Darwinist felsefeyi, tarih bilgileri çok iyidir. Ama şimdi burada hepimiz konuşmaya kalksak çok yorucu bir ortam olur. Onun için yapmıyorum. Yoksa herhangi bir soru sorulduğunda muazzam kültürlüler. Çok çok bilgililer ve çok temiz, sıhhatli, nezih insanlar, sağlıklı yani ruhen ve bedenen sağlıklı sıhhatli, temiz insanlar. Ama iffet nuru yüzlerinde çok açık görülüyor.  O sizin çok dikkatinizi çekiyor. Asıl şaşırtıcı olan iffetin ve namusun güzelliğinin bir ışığı vardır. Bir masum temizlik, duru bir temizlik. O çok şaşırtıyor. Çünkü iffetsizliğin bir kiri vardır. Bundan insan kurtulamaz. Ne yaparsa yapsın ondan kurtulamaz. Ama iffetin aydınlık çehresi aydınlık nuru göz alıcı bir görüntüde dikkat çekiyor. O yüzden bu kadar beğeniliyorlar ve o yüzden bu kadar güzeller.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, elbisemi beğendiyseniz hemen dansa başlıyorum.

ADNAN OKTAR: Şimdi sen bunu herhalde mahsus yapıyorsun. Ben orada olsam o burnunu ben ısırırım. O tatlı kolunu ve kollarını da ısırırım senin. Annen senin için deli oluyordur. Allah sana uzun ömür versin. Şekerliğin, ballığın en üst noktasında saf baldan oluştuğu anlaşılıyor. Bir daha göreyim.

VTR: Merhaba, elbisemi beğendiyseniz hemen dansa başlıyorum.

ADNAN OKTAR: Ya melek melek nasıl tatlı. Allah uzun ömür versin. Sağlık sıhhat versin. Mesela o bir kare bu kaderinde bu kareyi görüyoruz.  Allah ona bu yaşında çok güzel bir sevgi vermiş. Güzellik vermiş. Elbisesi zaten nefis ama kendisi akıl almaz güzel. Akıl almaz güzel her yeri. Annesine babasına da Allah uzun ömür sağlık versin. Çünkü annelerine babalarına bir şey oldu mu bunlar çok çok üzülüyorlar. Allah esirgesin. Annesiyle babasıyla mutlu olmasını istemek lazım Allah’tan.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz şimdi işimizden çıktık. Stadımıza doğru yol alıyoruz. Bugün önemli bir Avrupa kupası maçı var. İnşaAllah galip geleceğiz. Tüm seyircilerimizi stada bekliyoruz.

ADNAN OKTAR: Mesela bu şeker bir sporcu. Bu şeker bir taraftar. Güzel huyu, ahlakı güzel. Mesela bununla kavga gürültü çıkmaz. Bu holiganlar yanlış yapıyorlar. Yani yüksek sesle slogan atmak iyi, coşmak iyi, yerlerinde zıplıyorlar falan. Bunlar çok iyi, hayır sokakta koşuşturabilir de bunlar da çok güzel. Ama saldırmak çok büyük bir ahlaksızlık ve terbiyesizlik. Yabancı takım elemanlarına saldırmak tek kelimeyle ahlaksızlık. Başka yok. Adamları niye geriyorsun? Sen kendin niye geriliyorsun? İstediğini yap. Sokaklarda bütün gücünle slogan at. Caddelerde bağırarak gezin. Statta Mehter Marşı söyle yıkılsın ortalık. Yerlerinde zıplıyorlar falan mesela o çok güzel. Bunların hepsi güzel ama düşmanlık, kin çok çirkin.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicin bahsettiği maç bu akşam oynandı ve Fenerbahçe, UEFA Avrupa Ligi’nde Play-Off turuna çıktı.

ADNAN OKTAR: Hadi hayırlı uğurlu olsun bakalım. Beşiktaş’tan da, Galatasaray’dan da aynı başarıları bekliyoruz.

Evet.

VTR: Merhaba, Adnan Bey. Ben Alanya’dan. Rusya-Türkiye birleşmesi istiyorum. Acaba olacak mı? Ne zaman olacak?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim sen ne kadar güzel insansın sen. Ne güzel insansın, sevgin ne güzel. Rusya-Türkiye tabii ki. Aslında olsa iş bitecek. Rusya-Türkiye birleşse yani sırf bu olsa biter.  Yani bütün bu kepazelik Ortadoğu’da Müslümanlara yapılan eziyet her şey biter. Putin çok şahane delikanlı, dürüst delikanlı. Cesur da. Müslüman karakteri gösteren bir insan ben öyle diyeyim de siz anlayın. Putin’e çok iyi sahip çıkması lazım Türkiye’nin. Türklerin de çok iyi sahip çıkması lazım. Rusya’daki bütün Türkler Putin’i desteklesinler. Türki devletler de Putin’i desteklesin. Genç ve yaman bir delikanlı. Hataları var mı? Var. Günahı var mı? Vardır. Ama genel toplamında çok iyi bir delikanlı.

Evet.

VTR: Merhabalar iyi akşamlar. Dünya küre mi yoksa düz mü?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım biz de bu konuyu pek çıkaramadık. Düz diyenler de çok mantıklı konuşuyor. Adamlar gıcık oluyorlar “Ya nerenin küresi?” falan diyorlar. Adam fotoğraf, belge gösteriyor. Hakikaten de inandırıcı dümdüz tabak gibi bir şey çıkıyor ortaya. “Sizi kandırıyorlar” diyorlar. Yani en iyisi düşünmemek mi, düşünmek mi? Tam karar veremedim. Ama düz gibi de görünüyor.

Evet.

VTR: Çocuğumuzu en iyi nasıl yetiştirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Benim nurlum Allah imanını daha da artırsın. Allah sana daha derin hidayet versin. Uzun ömür versin. Dünyalar güzeli yapacağın şey çocuğu bağnazlıktan koru. Yani akıl yapısı da, beden yapısı da bozuluyor çocukların gelenekçi Ortodoks yetiştiklerinde. Yani fizik yapıları da bozuk oluyor. Bu çok acı bir şey. Belki Allah’tan bir dert ve ruhu tamamen bozuluyor birçoğunun, çöküyorlar. Yani karakteri, tavrı ve geri dönüşü adeta imkansız hale geliyorlar. Onun için mutlaka Kuran’ın yeterliliğini çocuğa anlatmak lazım. Mutlaka Kuran’ın yeterliliğini.

Kuran’da ne eksik de neyini tamamlamaya kalkıyorsun? Kuran’da eksik olan bir şey yok. Allah, “eksik bir şey bırakmadım” diyor. “Ne varsa hepsini açıkladım. Bol örnekle açıkladım. Tekrar tekrar açıkladım ve muhkem ayetler açık” diyor. “Tevil edilecek gibi değil” diyor Allah. Onun için düz Kuran ile eğitmek lazım. Gelenekçi Ortodoks eğitmemek lazım. O zaman çocuklar maddi manevi bozuluyorlar.

Evet.

VTR: Cinler korkulacak varlıklar mıdır?

ADNAN OKTAR: Yani şimdi soruyu soracaksın ben de cevap vereceğim ama. Çok güzelsiniz önce onu bir takdir edelim. Sen sorunu bir daha sor. Ben de sizin güzelliğinize uzun uzun bakayım.

VTR: Cinler korkulacak varlıklar mıdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi Allah üçünüze de uzun ömür versin. Allah size Kendi korkusu dışındaki her türlü korkudan korusun. İnsanların, şerilerin, cinlerin kötülüklerinden sizleri korusun.

Cin, benim bildiğim pek bir şey yapamaz. Yani en fazla duman haline gelir. Görüntü haline pek gelmezler onu söyleyeyim. Yani kimseyle uğraştıkları yok. Söyleyenler de doğru söylemiyorlar. Yani biraz sinir zayıflığına bağlı halüsinasyonlar görüyorlar. Yani cin sıkıntısı olanlar, iddia edenler kalabalık yerlerde yaşarlarsa kalabalık bir çevrede o iddiadan da kurtulurlar. Yalnız kalınca biraz sinirleri bozuluyor. Ondan halüsinasyon görüyorlar. Onu da cin zannediyorlar. Cinler milletle uğraşmaz insanla uğraşmaz. Ama çağırırsan gelir. Bilgi verir faydalı olmaya çalışırlar. Müslüman cinse. Ama kafir cinse bela olur tabii.

Evet.

VTR: Merhaba, Adnan Bey. Ben Alanya’dan Burcu. Samimi olmayan insanlara karşı davranışlarımız nasıl olmalı?

ADNAN OKTAR: Burcu bu güzellik ne? Allah seni ne kadar güzel yaratmış. MaşaAllah. Bu güzelliğinle çok sevin ve sana Allah uzun ömür versin. Çok çok beğenilecek bir güzelliktesin. Canımın içi çok seçici olun. Tabii çok dikkatli olun. Yani kendini gizliyorsa siz de kendinizi çekin. Mesela konuşmuyor, geçelerde de anlattım. “Ben” diyor “konuşmaktan pek hoşlanmam” ee “ dinlemekten hoşlanırım” diyor. Yani küfür eder gibi bir laf. Tamam karşılıklı susup oturalım o zaman. Dünyanın en uyanığı sen misin? Ben de o zaman dinlemekten hoşlanıyorum. Değil mi? Ben de dinleyeyim. Yani senin ne üstünlüğün var? Karşındaki insanla nasıl böyle bir bakış açısı geliştiriyorsun? Bu benim gördüğüm saygısızlıktır ve münasebetsizliktir. Böyle insanlardan uzak durmak lazım yani hiç dinlememek gerekiyor. Eğer kendi sesiyle konuşmuyorsa aşırı kibarlaşıyorsa ona da çok dikkat edin. Yani kırılıp dökülüyorsa bu bir anormalliktir. Çünkü kendini gizliyor demektir. Yani aşırı kibarlığın bir açıklaması yok. Ki kırılıp dökülmesi için de bir neden yok. Eğer kendi olarak konuşuyorsa tamamdır. Kendi sesi, kendi yüzü, kendi konuşması, kendi mantığı olması lazım. Yani mesela beğendiğine beğenmiyorum diyorsa bu bir anormalliktir. Yahut tam tersi. Veyahut aşırı düşünüyorsa bir şey sorulduğunda. Basit sıradan bir şey. Mesela diyorsun ki “Ne düşünüyorsun?” gözlerini yana kaçırıyor mesela uzun uzun düşünüyor. Sana fizik problemi sormadık ki. O an ne düşünüyorsun onu soruyor. Hayır şunu diyebilirsin “Söylemek istemiyorum” diyebilirsin. Ama gözünü yana kaydırıp uzun uzun düşünüyorsa oyun oynuyor demektir. Yani bir yalan hazırlıyor demektir. Çok samimiyetsiz bir hareket demektir. Ama şöyle diyebilir “Aklımda olanı şu an söylemek istemiyorum” diyebilir. Veyahut “biraz düşüneyim ondan sonra söyleyeyim. Var aklımda bir şey ama mahsuru olur mu olmaz mı onu bilmiyorum. Onu biraz düşüneyim” bunlar olur. Ama gözünü yana kaydırıp böyle hiç alakasız işte Rumeli Kavağı’ndaki bir geminin dumanı niye tersten gidiyordu falan böyle ipsiz sapsız onu düşünüyorum derse bu terbiyesizliktir başka bir şey değil yani densizliktir. Yani alakasız kel alaka ifadeler veriyorsa buradan da anlayabilirsiniz. Gözünden anlaşılır bir insan. Yani samimi mi değil mi? İlk başta oradan. Şuursuz bakıyorsa çok riskli olabilir. Yani boşluğa bakıyorsa şuursuz bakıyorsa riskli olabilir. Kendi sesiyle konuşmuyorsa riskli olabilir. Değiştiriyor mesela sesini falan inceltip özellikle kibarlaşıyorsa falan bir oyun var demektir. Yani bir oyunun ön hazırlığıdır bunlar. Çünkü bir süre sonra gerçek kişiliğini ortaya koyacak demektir. Gereksiz utangaç takılıyorsa bu da bir oyundur. Utangaç olmadığı halde gereksiz utangacı oynuyorsa yani tiyatro sanatçısı gibi pozlara giriyorsa bu da bir oyun türü olur. Bunlara dikkat etmek gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Ağabey merhaba. Kedicikleri nereden buluyorsun? Ben nasıl bulabilirim?

ADNAN OKTAR: Vay seni yakışıklı. Senin bu yakışıklılığınla zaten hiçbir sorun çıkmaz. Birçok kız seninle tanışır. Ama tabii sen ruh derinliğine çok önem vereceksin. İmana önem vereceksin. Çok iyi bir Kuran bilgin olacak. Allah’tan korkacaksın. Genç kızların onuruna, şerefine, namusuna, sağlığına sıhhatine hayatın pahasına önem vereceksin. Onları koruyup kollayacaksın. Sevgiyle, hürmetle yaklaşacaksın. Onlar gözünde büyük olacak. Yüce göreceksin. Çok derin saygı duyacaksın derin hürmet duyacaksın. O zaman herkes seninle arkadaş olur. Genç kızlar görüşürler seninle. Ama Allah esirgesin, oyun oynamak, kötülük yapmak, canını yakmak, tehdit etmek, ezmek, asabını bozmak, onu rahatsız etmek kastıyla olursa tabii Allah buna müsaade etmez. O zaman bela onu yapanın üstüne dönmeye başlar.

Evet.

VTR: Merhaba, ben İzmir’den Gamze. Adnan Bey’e bir sorum olacaktı. Bilinçli bir nesil yetiştirmek için neler yapılmalıdır?

ADNAN OKTAR: Çocuklar ne kadar akıllı. Genç kızlar ne kadar düzgün. Hepsi Kuran Müslümanı. Hepsi aydın. Bak hiç bağnazla karşılaşmıyoruz. Hepsi gayet düzgün, son derece şuurları açık, gayet mantıklı, tutarlı, vicdanlı, makul hep kabili hitap insanlar. Mesela bak bu genç kızlar delikanlılarla hepsiyle konuşulur. Hepsi dengeli. Yani dengesiz ben hiç görmedim.

Canımın içi şimdi bir kere kainatın bütün bu sistemin bir yaratıcısı olması gerektiği açık aşikar görülüyor. Yaratıcısı olduğuna göre yani bunu başıboş yaratmaz. Yani onun mutlaka nasıl kullanılacağını da bize öğretir. Yoksa biz yakarız bu sistemi yani bilmeden yakarız. Mesela bir ilaç bilmezsek kullanırız, Allah esirgesin komaya gireriz. Bu sistemi de nasıl kullanacağımızı Allah bize elçisi kanalıyla, Cebrail (as) kanalıyla ve Peygamber (sav) kanalıyla yani bir silsile kanalıyla bize bildirmiş. Mutlaka Kuran’a hakim olmamız lazım. Yani şuurlu, derin düşünen, aklı başında olmamız için Kuran’a müthiş ihtiyacımız var. Ama Kuran’ı çok akılcı incelememiz gerekiyor. Böyle şüphe gözüyle değil de hayata nasıl geçirebiliriz gözüyle bakmamız lazım. Kuran’ı tam hayata geçirdiğimizde çok akıllı oluruz. İşlerimiz çok iyi rast gider. Beynimiz çok keskin olur. Üzüntüye kapılmayız, duygusallığa kapılmayız. Vicdanımız çok güzel olur. Sevgi derinliğimiz çok yüksek olur. Muazzam bir bereket buluruz. Allah sevenlerimizi arttırır. Allah’ın hıfzında oluruz, koruması altında oluruz. Onun için mutlaka Kuran ahlakıyla, Kuran’a hakimiyetle yetişmemiz gerekiyor. Kurtuluş bu.

Evet.

VTR: Merhaba, ben İzmir’den Nuray. Cennette zenginlik ve bolluk nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Nuray, Allah senin nurunu artırsın. Çok güzel kızsın. Arkadaşın da çok güzeldi.  Hepsi birbirinden güzeller.

Şu an bize bir görüntü gösteriliyor, elips bir ekran. Biz mahiyetini bilmiyoruz. Yalnız bir gücün yani sonsuz bir gücün, şefkatli, akıllı bir gücün, sevgiyi çok iyi bilen, sanatı çok iyi bilen bir gücün bize bu görüntüyü gösterdiğini anlıyoruz. Bu görüntü başladığında bir daha kesilmez bu görüntü. Yani hiç kesildiği bir nokta olmaz. Sürekli devam etmesi yani bu görüntünün devam etmesine biz cennet diyoruz. Ölüm anında da kişi sadece bunu bir rüya gibi değerlendirir bu hayatı. Alenen rüyadan uyanır gibi kalkar. O kadar. Kalkar mı diyeyim? Yürür diyeyim yani. Yürür. İleriye doğru yürür. Yani bu elipsten içeriye doğru yürür. Ama aydın bir kafayla berraklıkla ve netlikle net rüya olduğundan emin olur. Yani alenen uyuduğunu zannedecek. Uykudan uyandığını zannedecek. Öyle düşün. Cennet denen de bütün negatif-pozitif şu an dünya öyle yani her şey zıtlığıyla yaratılıyor. Cennette zıttı kaldırılıyor o kadar. Yani cennetin özelliği her şeyin zıttı kaldırılır. Sadece pozitif ve olumlu olan vardır. Negatif tamamı kaldırılır. Burada her şeyin zıttı tek tek yaratılır. Milyarlarca, trilyonlarca varlığın hepsinin zıttı yaratılır. Ahirette zıttı yoktur, bu. Ahiret derken yani uzak bir yer değil tabii. Ahiret bize bir milimden daha yakındır. Bir mikrondan daha yakındır. Mikronun milyarda birinden daha yakındır. Öyle düşünün, cennet o kadar yakındır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbakan Binali Yıldırım dün Anıtkabir mozolesi önünde saygı duruşunda Atatürk’e Fatiha okumuştu. Cumhuriyet ve Sol Haber Portalı Anıtkabir’de dua edilmesinden rahatsız oldu. Sol Haber olayı “Anıtkabir’de şimdi de dua” başlığıyla verdi. Cumhuriyet ise “Anıtkabir’de Atatürk’ün ruhuna El-Fatiha” başlığını attı.

ADNAN OKTAR: Atatürk ‘ün ruhuna değil de deccaliyetin ruhuna “El-Fatiha” dedik. Atatürk bizim kendi evladımız, kendi insanımız, kendi delikanlımız bize ait Atatürk. Atatürk kendisi dua ediyordu annesine, babasına. Kuran okutturuyordu, hatim indirtiyordu atalarına, ceddine. Camide hutbe okuyordu. Namaz kılıyordu. O Atatürk’e biz dua ediyoruz. “Bana dua edin” diyen Atatürk’e dua ediyoruz. “Benim ruhuma Fatiha okuyun” diyen Atatürk’e dua ediyoruz. Onun vasiyetini yerine getiriyoruz. Bir ruhuna Fatiha okuma varsa deccaliyetin ruhuna Fatiha şöyle okunuyor “Allah onları helak etsin deccaliyeti” diye okuyoruz.

 Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Sabit. Misafirlerinizi nasıl ağırlarsınız?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Sabit. Bir kere çok yakışıklısın onu söyleyeyim ve de çok nurlu yüzün. MaşaAllah, Hz. İsa (as) meşrep böyle güzel bir yüze sahip.

Ben misafirlerimi çok güzel ağırlarım. Yani ağırlamayı iyi bilirim. Osmanlı delikanlıyız. Yani ecdattan iyi biliriz. Benim sofralarım ünlüdür. Misafir ağırlamalarım da ünlüdür, bilinir. Her gün hemen hemen misafirlerimi ağırlarım. Güzel ziyafetler tertip ederim. Türkiye’nin en seçkin, en klas, en önde gelen insanları hep soframın müdavimleridir. Ünlüdür soframız maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce sevmek mi güzel sevilmek mi güzel?

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzeller güzelim tabii ki sevmek de çok güzel sevilmek de çok güzel. İkisi iç içe geçmiş bir nurdur, birbiri içinde erimiş iki nurdur. Sevmeyle sevilme bir suyun içinde şekerin karışması gibi öyle birbirinin içine girmiştir sevmeyle sevilme. Seven zaten sevilir. Gerçekten sevene hiçbir kadının gücü yetmez, gerçekten sevene. Mutlaka sever ama zalimse, aklı yerinde değilse yani insan değilse tabii ki şeytani bir tavır gösterebilir ayrı. Ama insansa, Allah’a aşıksa hiçbir kadın sevene dayanamaz ama gerçekten sevene. Tutkuyla sevene dayanamaz, mutlaka ona aşık olur, mutlaka sever.

Evet.

VTR: Ben Beyza. Evde tek mi yaşıyorsunuz, yoksa ailenizle mi yaşıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Çok hoş görünüşün. Allah sana sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Benim güzelim benim gibi adam nasıl tek yaşar? Mümkün değil, Allah esirgesin. Allah vermesin kabus. Ailemle evet, ailemle yaşıyorum. Tek yaşamak çok ürkütücü, asla istemem. Hiçbir yerde tek olmak istemem, hiçbir zaman için. Ancak insan duş alırken yalnız olabilir, o kadar.

Evet.

VTR: Çapkın mısınız ağabey?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım, aslanım benim sen ne güzel insansın sen. Ağabeyini nasıl tanıyor? Daha küçükken, anlatmıştım camcı bizim meşhur camcı vefat etmiştir, Allah rahmet etsin. O zaman yaşlıydı zaten. Bize gelmişti. Büfenin camı kırılmıştı onu tamir ediyordu. Ben sokaktan böyle gözlerim çakmak çakmak geldim şarkılar söyleyerek. İlkokuldaydım daha 7 yaşındaydım. Dedem vardı, babam da ayaktaydı bakıyorlardı o tamirata. O camcı bana baktı, “bu çok çapkın olacak” dedi. Dedem de “evet efendim” dedi, “çapkın olacak” dedi. Kadınları ben delicesine seviyorum. Ben hayret ediyorum kadınları insanlar nasıl fark edemiyor? Müthiş, muhteşem varlıklar anlatamıyorum. Şok derecede bir güzellik, şok. Böyle bir olay tahayyül edemiyorum, nefis varlıklar. Kıymetlerini nasıl bilmiyorlar? Hayretler içinde her gün onu düşünüyorum. Her şeyleri güzel, sesi güzel, görünüşü güzel, yürüyüşü güzel, fiziği güzel, sevgisi güzel, kokusu güzel, her şeyi güzel kadınların. Böyle güzel varlıklara tutku duymamak, aşık olmamak, sevmemek için garip bir şey olmak lazım. Ben normal bir insanın kadınları delice sevmemesini ben kendime açıklayamıyorum. Ben delice seviyorum kadınları, coşkuyla seviyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Nur. Şarkıların remixlerini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Nur, kendisi de çok nurlu, çok klas hoş bir kız. Çok gereksiz, şarkıya yazık. Şarkıyı katlediyorlar. Hepsi için demeyeyim de yani çok gereksiz. Güzel olan bir şeyi yeniden bozmanın alemi yok. Mesela yeke yekeyi yeniden düzenliyor. Batırıyorsun sen. Olur mu? Yeke yeke o haliyle, klasik haliyle güzel. Ve o zamanki kendi görüntüleriyle çok güzel. İlave yeni bir şeyler yapıyor, bambaşka bir şey oluyor. İngilizce yabancı kelimeleri mutlaka halka açıklayalım, herkes bilmez. O yüzden ona dikkat edelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kendi göz rengimi çok seviyorum. Peki, sizin en sevdiğiniz göz rengi nedir?

ADNAN OKTAR: Nasıl güzel senin gözlerin böyle canımın içi. Burnun çok güzel, kaşlar güzel, elmacık kemiklerin güzel, çenen güzel, dişler, dudaklar, saçın ama gözün nefis akıl almaz güzel. Allah sana çok uzun ömür versin, sağlık, sıhhat versin, seni iyilikle, güzellikle sarsın ve en uzun ömürle seni yaşatsın ama hep bu güzelliğinle yaşatsın. Sana yaşlılık vermesin Allah. Hep böyle güzel kal. Simsiyah bir göz de çok güzeldir ama senin yeşil gözün de çok nefis, bayağı güzel. Çok uzaktan bile belli oluyor. Bir de yüzün zaten çok çok güzel. Onunla birleşince nefis olmuş, çok çok güzel. Allah seni onurlu, şerefli, güzel, huzurlu, zengin yaşatsın. Anlamlı göz çok güzeldir. Mesela sen anlamlı, güzel bakıyorsun ve için sevgi dolu bu görülüyor. Ama kadının hepsinin gözleri güzel oluyor bence kahverengi de çok güzel bakabiliyor. Ama simsiyah göz tabii biraz büyüleyici oluyor. Yeşil göz çok güzel oluyor. Mavi çok güzel oluyor. Hepsi güzel aslında, ayırt edemiyorum ki.

Evet.

VTR: Merhaba ben Yiğit. Hiç film ya da dizi teklifi aldınız mı?

ADNAN OKTAR: Yiğit maalesef aldım. Neydi o film yönetmeninin ismi?

EBRU ALTAN: Oliver Stone.

ADNAN OKTAR: Var mı o adamın resmi, tanıyor musunuz siz?

KARTAL GÖKTAN: Bakalım.

ADNAN OKTAR: Tanınan birisi değil mi Oliver Stone?

KARTAL GÖKTAN: Evet.

ADNAN OKTAR: Ünlü bir filmde başrol teklif etti. Ya dedim ben bunu duymamış olayım. O da söylememiş olsun dedim. Onun oğlu gelmişti bize. Yanlış hatırlamıyorsam değil mi?

EBRU ALTAN: Sean Stone.

ADNAN OKTAR: O acayip şeker bir şey. Şişenin içinde manna vardı. Dedim içinde manna var. Hemen kapağına yapıştı “içebilir miyim?” dedi, “aman dur” falan dedim. Çok şeker birisi o.

BÜLENT SEZGİN: Oliver Stone görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Evet. Oğlunu görebilir miyim? Ben bu şahsı tanımıyorum. Şimdi şu an görüyorum ama oğlunu tanıyorum.

KARTAL GÖKTAN: Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bu çok şeker, bunu yine çağıralım. Cincileri merak etti, cin çağırmayı merak etti. Bunu cin çağırmada usta olan birisine götürdüm. Merakını giderdi daha Türkçesi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben kadınlara uygulanan negatif ayrımcılığa karşıyım ve bir kızım var beş buçuk yaşında. Ben insan olarak ilk önce değerlendirilmesini istiyorum. Bu konuda ne çocukta, ne de kadında hiçbir cinsiyet ayrımı olmamasını, eşit haklara sahip olmasını, özgürce istediği gibi giyinip istediği gibi gezebilmesi gerektiğini düşünüyorum.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bak mesela bu hanımefendi de çok güzel, temiz bir insan. Kadınlara akıl almaz baskı yapılmış. Biz bu araştırma gibi oldu aslında. Şu ana kadar 1500 kişiyi geçti bizim yayınladıklarımız. En ağırlıklı kadınların ezilmesi. Kardeşim bırakın yakalarını kadınların. Bu ne büyük bir ahlaksızlık. Dünyanın en güzel varlıkları, en şeker varlıkları. Tutkunun, aşkın kalesi olan kadınlar şeytan tarafından ablukaya alınmış. Buna asla müsaade etmeyiz. Hükümet kanun üstüne kanun çıkartsın. Kadınlar istediği gibi özgür gezsinler, giyinsinler. Yesin, içsin, eğlensin kardeşim ne karışıyorsunuz? Mini etek istediği gibi giyinsin, istediği gibi dekolte giyinsin. Akşam çıkamaması genç kızın, sana ne kardeşim çıksın, eğlensin ve bütün Türk gençliği onların namusunu, şerefini, haysiyetini, onurunu, sağlığını, sıhhatini korumakla mükellef olsun. Üzerimize alalım bunu. Çiçek gibiler, çok güzel varlıklar. Yazık, günah çok eziliyorlar. Bu çok kızdırıcı bir durum. Ha FETÖ saldırısı, ha bu. Kadınlara yapılan zulmün FETÖ saldırısından bir farkı yok. Bunu durduralım. Bir de öldürüyorlar benim canlarımı, şehit ediyorlar. Bu çok kızdırıcı. Ölümle tehdit edilen hanımlar mutlaka hem savcılığa bildirsinler. Eğer içlerine sinmiyorsa bana da söylesinler. Biz de hukuki tedbir alabiliriz. Bu beni çok kızdırıyor, bayağı kızdırıcı bir şey.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Gül sürpriz bir şekilde Katar’a gitti. Gül’ün bu ziyaretinin dayanışma ziyareti olduğu söylendi ancak ne konuştuğu ve hangi konular üzerine görüştüğü bilinmiyor.

ADNAN OKTAR: Katar. Gül garibanın tekidir. İngiliz derin devleti de onu destekliyor kendince. Bir şeylere kullanacağını zannediyor. O vicdanlı bir insan aslında öyle pis işlere girmez. Kendi halinde sessiz sakin, çekingen mizaçlı bir insan. Ama öyle politik becerisi olan, politik kıvraklığı olan, siyasi dehası olan bir insan değil. Klasik gelenekçi Ortodoks, kendi halinde bir Müslüman. Ama belediye başkanlığı falan yapabilir hakikaten. Belki küçük bir ilçenin belediye başkanı onu yapabilir öyle şeyler. Onun dışında pek bir şey yapamaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Özellikle çıkmasını istediğiniz bir film var mı?

ADNAN OKTAR: Mehdi’yi hazırlasınlar. Mehdi (as)’nin çıkışını. Süper olur. Alametleri göstersinler yer yerinden oynar. Dünyada en çok seyredilen film olur. Hadislerle şimdi okur adam mesela bilgili birisi hadis aynı şekilde yıldız gökte çıkmış, alametlerin hepsi çıkmış, muazzam bir film olur. Çok şahane olur. İsa Mesih’in inişini gösterebilirler. Yer yerinden oynar, çok güzel olur.

VTR: Mehmet Can Kandiş. Keşke hiç yazmasaydım dediğiniz bir kitap oldu mu acaba?

ADNAN OKTAR: Bazen kitapları tabii düzeltiyorum. Yazmasaydım diyeceğim bir kitap olmadı da ama düzelttiğim oldu. Eksik oluyor, genişletilmesi gerekiyor. O tarz kitaplar oldu. O kitapları piyasadan çektim, genişleterek yeniden yazdım.

Evet.

VTR: Merhaba ben Alanya’dan Sefa. Dövme yapmak günah mıdır?

ADNAN OKTAR: Sefa delikanlının vazgeçilmez yakışıklılığını artıran özelliklerden biri de dövmedir. Bak, Bülent gurur duyuyor şu an. Her delikanlıya gider. Öyle bir şey yok. Sadece sarılık mikrobu falan almamanız için iğne, yeni iğne olsun. Alerjiye dikkat edin. Boyanın alerjik olup olmadığını önceden testle tespit etmeniz lazım. Boya da yeni açılmış olsa iyi olur sizin için. Bir de kaba hatlar olmaz yani bir de nüfus dairesinin kütüğü gibi babasının adı, anasının adı, ebesinin adı falan. Sırtında eniştesinin ismi. Bu kim diyorum, “bu yengemin ismi” diyor. Bu? “dayımın ismi” diyor. Doğum tarihlerini bile yazmışlar. Dedesinin doğum tarihi yazıyor. Izgara pişirir gibi, dövmeyle ne alakası var? Kadın niye yapar bunu? Cazibeli olmak için yapar. Erkek niye yapar? Cazibeli olmak için yapar. Sen öldürüyorsun olayı. Nüfus kütüğüne çevirmişsin kendini. Güzelliğini yok ediyorsun yapma, etme. “Millet yazı yazıyor, ben de yazayım bari” diyor. Öyle olmaz. Onun yazının da anlamı olması lazım, şeklinin de bir anlamı olması lazım ve yerleri de çok önemli. Allah aşkına zevksizlik yapmasınlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Metin. Türkiye’de bisiklet yollarının ve bisiklet kullanımının arttırılmasını istiyorum. Bu neden yapılmıyor? Bütün dünya bunun üzerinde duruyor, biz hala dört tekerlekli araçlar kullanıyoruz. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Metin helal olsun, genç delikanlısın. Sporcu olduğun da anlaşılıyor ama güzel bir insansın. Ahlakının güzel olduğu, vicdanlı, güvenilir bir insan olduğun yüzünden anlaşılıyor. Hani diyorlar ya “nasıl anlaşılıyor?” Anlaşılıyor işte bak yüzünden, ses tonundan, üslubundan anlaşılır. Şu çirkin binaları yıkarsak her yer ferahlayacak. Bütün mesele onda ama hükümete destek olmak lazım.

Adamlar mesela diyor ki, “evrim vardır” diyor. Adam da ona Twitter’dan cevap veriyor, “evrim yoktur” diyor. “Niye evrim vardır diyorsunuz?” diyor. Twitter’da evrim vardır en üstte oluyor bu sefer. Onu hesap edemiyorlar. O şekilde olmaz. Onun teknik önlemini alacaklar. Adamları yükseltecek tavır olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam, selamlar Almanya’dan arkadaşımın ismi Said, Kosova Romanından ve Müslüman kendisi. Çok az düğün olduğu için müzik çalamıyorlar. Buna bir çözüm ne yapılabilir ya da ne alternatif sunabiliriz?

ADNAN OKTAR: Çok çok iyi, Romanlar yani Çingene kardeşlerimiz dünyanın en tatlı, en güzel insanları. Müzik yetenekleri Allah’ın onlara bahşettiği bir mucize. İnanılır gibi değil, 5 yaşında 6 yaşında çocuk alıyor eline kemanı ağlatıyor yani 7 yaşındaki çocuk ağlatıyor kemanı. Allah o insanları neşeli, güzel ve sanatçı yaratmış. Sahip çıkmak lazım Roman kardeşlerimize. Her yerde sahip çıkmak lazım.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Süleymancıların devlet tarafından yürütülen resmi bir soruşturmada ilk kez konu edildiği ortaya çıktı Adnan Bey. Muğla’da İlçe Milli Eğitim’de görevli şube müdürleri hakkında iki öğretmen şikâyette bulundu. Açılan soruşturmada görevlendirilen müfettişlerin soruşturma esnasında okul müdürlerine; “Şikâyet ettiğiniz kişiler Süleymancılar olarak bilinen cemaatin yurtlarında namaz kılıyorlar mı, bu cemaatin yurtları tarafından düzenlenen kermeslere katılıyorlar mı?” şeklinde sorular yöneltildikleri öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Canım merak ediyorsa öğrenebilir tabii ki yani Süleymancı mı Nurcu mu öğrenebilir onda bir şey yok. Niye öğrenmesin ne mahsuru var? Yani siyasi görüşünü öğrenebilir. Soruşturma bu adı üstünde. Yani o aleyhte bir anlamı yok Süleymancıların içi rahat eder. “Ha tamam” der. Ne idüğü belirsiz olmak tehlikeli yani bilinen bir şeyse mahsuru yok.

Gençler bu durumdaysa yani Türkiye çoktan kurtuldu demektir. Bu kadar sevgiye, dostluğa, barışa hasret, bu kadar modern, bu kadar güzel Kuran Müslümanlığını yaşayan, bu kadar dürüst yüz binlerce gencimiz olduğuna göre konu bitti demektir. Demek ki arifesindeyiz inşaAllah. 

Evet, yine soru alalım.

VTR: 56 yaşındayım, zaman neden böyle hızlı geçiyor anlayamadım.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir 56 sene daha yaşarsın Allah’ın izniyle, Allah sana uzun ömür versin doğru söylüyorsun zaman çok çabuk geçiyor. Akademiye ben daha yeni kaydımı yaptırdım aa baktık 63 yaşındayız, ben de kızdım yeniden akademiye bir daha kaydımı açtırdım. Yani yanlışlık olmuş çünkü şu an öğrenciyim, akademide öğrenciyim.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar, benim adım Ali. Mesela ben Kuğulu Park’a gitmek istediğimde bir de bisikletimi götürmek istediğimde benim annem izin koymuyor, şeker ve kola içtiğimde de anne izin koymuyor, kendi başıma bahçeye çıkmama da izin koymuyor, başka sonra tek başıma kaykayımla benim kaykayımla yolda ağabeyimle beraber sürmeye izin de koymuyor, bu kadar ancak biliyorum.

ADNAN OKTAR: Ya şu tatlılığa bak sen, ne diyeyim ben bunun şekerliğine? Olayın büyüklüğüne, güzelliğine bak sen. Ağabeyi sevsin onun canını, ağabeyinin bir tanesi, kuzusu. Sorun çok büyük, mesele çok büyük. Yakışıklı Ali, canım Ali annenin aldığı tedbirler sana çok mantıksız geliyor ama kola içmemen hakikaten sağlığın için çok iyi, kadın, annen çok akıllı bilinçli bir kadın şeker de sana zarar verir. Yani proteinli yiyecekler, böyle peynir, yoğurt, süt falan onları yemen gerekiyor. Annen seni iyi besliyor, kaykay da bir yere çarparsın kemiğin kırılır bir şey olur ondan çekiniyordur. Kuğulu Park’ta da sana zarar veren biri olabilir ondan çekiniyordur, mühim olan aslan gibi delikanlı olarak yetişmen, annenin politikası doğru ama yanında olarak sana daha özgürlük sağlanabilir, daha rahat etmen sağlanabilir. Senin hoşuna gidecek şeyler çok güzel, makul ama sana zarar gelmesi bizim hiç isteyeceğimiz bir şey değil. O zaman bu bizi çok çok rahatsız eder. Annen bilinçli bir hanım olduğu için anneni sen çok sev. Doğru yapıyor annen yani yanlış olan bir şey yok.

Münafığın ahmaklığı çok büyük bir mucizedir. Yani münafığı çok dikkatli takip edip Allah’ın mucizesine şahit olmak lazım. Yani Kuran’ı nasıl aptalca yorumluyor, nasıl Allah’ı kandıracağını zannediyor o küçük, ufacık böcek beyni gibi beyniyle sonsuz Allah’ı kandıracağını zannetmesi, o ahmakça oyunları münafığın çok manidardır. Yani çok büyük bir iman hakikatidir münafığın böyle çaresizce çırpınışları. Hem Müslümanları kandırmaya çalışır, hem Allah’ı kandırmaya çalışır münafık. Ayetlerden de işine gelenler münafığı ilgilendiren en fazla on, on beş ayet vardır kendini kurtaracağını zannettiği. 6 bin 666 ayete karşıdır ama o ayetlerden bazı kelimeler, bazı cümleler kendine uygun geldiği için onları kullanmak ister. Mesela; “öğlen” diyor “üstünüzü çıkarttığınızda” “Aa demek ki ben her öğlen akşama kadar yatmam gerekir” diyor kendi mantık çıkartıyor oradan. Hiç öyle bir ayette bir ifade yok. “Demek ki farz” diyor. Yani münafığın mantıksızlığını, münasebetsizliğini tarif edecek, aptallığını tarif edecek bir kelime bulmak mümkün değildir. Onun için İngiliz derin devleti ve karanlık sistemler bu ahmakları çok rahat kullanır. Bunlar yağcı, üçkâğıtçı ve yancı oldukları için her yerde kullanmaya müsait tiplerdir.

Bana oradan bir Kuran versene. Bak herhangi bir sayfa açıyorum. Münafık nasıl kullanabilir bakalım. Mesela parmağımı koyayım şu ayete evet. “Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar. “Harun ve Musa’nın Rabbine iman ettik” dediler.” (Taha Suresi 70) “O zaman” diyor “Demek ki büyücü büyü yapabiliyor, secdeye kapandığına göre” diyor. “Demek ki büyücü de Müslüman olabilir” diyor. “O zaman ben de büyü yaptırabilirim” diyor,  “Büyü de yaparım ” diyor. Yani ipsiz sapsız akılsızlık hat safhada oluyor. Yani tarif edecek kelime bulamıyorum münafığı.

Mesela “Allah'tan başka yakardıkları hiçbir şeyi yaratamazlar.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Üstelik onlar yaratılıp durmaktadırlar.” (Nahl Suresi 20)  “Ölüdürler, diri değildirler; ne zaman dirileceklerinin şuuruna varamazlar.” (Nahl Suresi 21)  Bu aynı zamanda münafıklara da işaret eden bir ayettir ama mesela farz edelim şu ayet; “Sizi sarsıntıya uğratır diye yerde sarsılmaz dağlar bıraktı.” (Nahl Suresi 15) “O zaman depremin çaresi nedir?” diyor. Mesela sarsılmaz dağlar; “O zaman ben dağın üstünde ev yapayım, dağ sarsılmayacağı için depremden yıkılmaz” diyor. Akılsız, hâlbuki o anlamda değil, dağın kastı dağ blok olarak hareket eder yani dağ bölünmüyor, parçalanmıyor, kaya dağ olursa yani çok büyük bir dağ olursa bölünmüyor ama ufak tepecik şeklinde olursa bölünüyor. Büyük dağlar yani dev dağlar bölünmüyor. Yoksa dağ hareket etmiyor onun üstündeki batmaz çökmez anlamına gelmez. Özetle münafığın ahmaklığıyla bir insanın baş etmesi adeta mümkün değildir. Delice ve boğuk, manyakça bir sistemi vardır yani bir insanın anlayacağı gibi değildir.

Evet şimdi ne yapalım kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza.

Masaüstü Görünümü