Harun Yahya

Sohbetler (5 Ağustos 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ADNAN OKTAR: Hadi başlayalım muhabbete.

“Güzeller güzeli Hocam, programa biraz daha erken çıksanız olur mu? Bakü’de çok geç oluyor. İzleyemiyoruz çoğu zaman, inşaAllah.” Delikanlının hayatı gece 1’den sonra başlar. Akşamcı olacaklar. Sabah güneş doğmadan dağılacaklar usul budur. Değil mi?

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKRAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Etrafımızdaki her şey elektrik sinyallerinden mi oluşur?

ADNAN OKTAR: Etrafımızdaki her şey esirden oluşuyor esir. Bazen görüntü haline gelir, bazen elektrik haline gelir her hale gelir. Ama biz ona elektrik de diyebiliriz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim adım Gözde. Adnan Bey sizce kadın-erkek eşitliği nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Gözde canım benim. Aslında kadınlara saygı ve sevgi, kadın hayranlığı aklı başında her Müslümanın, Allah’ı seven her insanın vasfı olması gerekir. Çünkü Allah’ın en güzel tecellisi kadında olur. Kadın dünyanın en büyük nimetidir. Bu bir tahmin veyahut teori değil bir gerçek. Dışarı çıktığımızda göz aydınlığı olan sadece kadındır, her yeri aydınlatan. Mesela bir parka bahçeye bakarsın ağaçlar falan vardır tamam deriz, ama orada güzel bir genç kız olduğunda o bahçe ve park cennete dönüşür. Mesela saray gibi evin vardır bütün odalar çok güzeldir. Gezersin, kuşlar vardır, kediler de vardır gezersin ama evin içinde nefis güzel bir kadın varsa o ev cennet bahçesi olur. Buradan anlayın. Dolayısıyla kadın-erkek eşitliği zaten olması lazım artı kadının ekstra özelliklerinden, üstün güzel özelliklerinden dolayı desteklenmesi ve korunması gerekir her yönden.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Yağmur. Üsküdar kısımlarında yani Türkiye genelinde neden sahipsiz insanlara yardım edilmiyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, sahipsiz insandan kastın nasıl oluyor, dışarıda mı kalıyor bu insanlar? Yani dilenen fakir insanlar, sokakta kalan insanlar. Bir kere böyle modern bir ülkede, sevginin hakim olduğu bir ülkede sokakta olan sahipsiz olan bir insan diye bir konu asla olmaması gerekir. Yani o ülkede o varsa çok acıdır bu. Hiçbir yerde olmaması lazım. Ama bunu sırf devletin yapmasını istemek doğru olmaz. Belediyeler, vakıflar, dernekler bu konuyu rahatça çözebilirler. Hükümet yüzlerce, binlerce kola sahip olmaz. Halkın yüzlerce, binlerce kolu olur.

Evet.

VTR: İyi akşamlar diliyorum. Bilime mi inanıyorsunuz yoksa ilime mi?

ADNAN OKTAR: Bilim de ilim de ikisi de aynı aslında ama demagoji yapıyorlar. İlim İslami’dir, bilim de işte pozitif ilimlerdir gibi, halbuki hiç birbirinden farkı yok. İlim de bilim de, zaten ilim Allah’ın varlığını anlatır. Bilim, Allah’ın varlığını anlatma sanatıdır. Ne demek yani ilim-bilim? Roman ne oluyor, tarih bilgisi ne oluyor, felsefe ne oluyor? İlim de bilim de hepsi birdir. Bilimin içinde hepsi vardır, ilimin içinde hepsi vardır. İlim dedin mi tarih, sosyoloji, felsefe, biyoloji, fizik hepsi içine girer. İlim adamı diyoruz mesela, ilmi var, bu biyoloji bilmiyor mu yani ilim adamı? Demek ki hiçbir şey bilmeyen adamlar ilim adamları. “Onun ilmi” diyor mesela efendim şöyledir böyledir. Peki güzel, o zaman fizik bilmiyor, kimya bilmiyor, tarih bilmiyor, coğrafya bilmiyor, paleontoloji bilmiyor, arkeoloji bilmiyor bomboş adam. Nasıl ilim sahibi oluyor? Alim diyorsun ilim sahibi diyorsun. İlim sahibine alim deniyor. Alim hepsini bilir. Bilim adamı da hepsini bilir. Bilim adamı niye dini bilmesin? Tevrat’ı da bilir, İncil’i de bilir, Kuran’ı da bilir bilim adamı. Ha “bilim adamı bilmez” nasıl bilmez bilim adamı neyi bilmesin yani? Bilim adamı namaz da kılar, Kuran da okur hepsini bilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: İyi günler, ben İzmir’den Cansel. Adnan Bey’e şöyle bir sorum olacak, cennetteki konuşmalar ve sesler nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Canımın içi senin sesin de çok güzel, kendin de çok güzelsin. Cennet sesi çok güzeldir tabii. Erkeklerin sesi çok güzeldir, kadınların sesi de çok güzeldir. O senin dikkatini çekmiş tebrik ederim. Kadınlar erkeklerin sesinden çok haz alacaklar. Erkekler de kadınların sesinden çok haz alacaklar. Güzel bir kadın sesi çok çok etkileyicidir, nefistir kadın sesi. Öyle bazı kadın sesleri mesela cırlak olur veyahut küt olur veyahut garip olur ama cennette öyle bir şey yok. Son derece güzel, çok etkileyicidir kadın sesi. Ve güzel şarkılar söylüyorlar cennet kadınları.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dün basında darbeciler içi gömlek-pantolon tarzı tek tip elbise dikildiği yazılmıştı. Siz bu konuya itiraz ederek “gömlek-pantolon değil tulum olsun daha iyi olur” demiştiniz. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuyu yeniden açıkladı ve darbecilere tulum giydirileceğini söyledi.

ADNAN OKTAR: Tabii. Gömlek, bir de kravat ver bari. Gömlek olur mu? Tulum olması lazım. Yalnız ten rengi olmaz.

Evet.

VTR: Merhaba, ben İzmir’den Sinem. Allah’ın bize verdiği en büyük nimet nedir?

ADNAN OKTAR: Sevgidir, en büyük nimet sevgidir. Sevgi olmasa dünyanın hiçbir anlamı kalmaz, hayatın hiçbir anlamı kalmaz. Sevgiyle hayat anlam bulur. İmandan kaynaklanan sevgi. Çünkü imanın bir amacı vardır, imanın amacı sevgidir. Allah “Beni tanıyın” diyor. Biz Allah’ı tanıdığımızda hemen severiz zaten. Amaç da sevgi olmuş oluyor. Allah’ı sevmek, Allah’ın yarattıklarını sevmek.

VTR: Altın çağda bankacılık sistemi nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: Faiz falan olmaz. Zaten bankaya gerek kalmaz herkes herkese para verir. Banka millet oluyor, herkes banka olmuş oluyor. Parası olan ihtiyacı olan herkese veriyor. Mesela Hz. Ebu Bekir (ra) o zamanın bankeriydi. Ne yaptı? Bütün müminlere paralarını dağıttı. Hz. Osman (ra) o devrin bankeriydi. Ne yaptı? Bütün paralarını dağıttı bu kadar, herkes zengin oldu. Çünkü velayet sistemi var. Niye dağıtıyor? Çünkü herkes kendi evladı, herkes kendi evladı hükmünde, velayet sisteminin özelliği budur. “Birbirinizin velisisiniz” diyor Allah. Veli ne demek? Mesela “bu çocuğun velisi kim?” diyor “babası” diyorlar. Babası ne yapıyor, yemesi, içmesi hastalığı, sağlığı, bana ne diyor mu çocuğu için? Demiyor. Aynısıdır velayet sisteminde de.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Hocam. Türkiye’yi nasıl bir gelecek bekliyor? Huzurlu ve mutlu günlerimiz ne zaman olabilir?

ADNAN OKTAR: En fazla üç-beş yıla kadar Mehdiyet’in gür sedasını duyarız Allah’ın izniyle. Türkiye zaten şu an İngiliz derin devletini sille-tokat dövüyor kanunla hukukla, ilimle irfanla darmadağın etti. Bütün elemanları tek tek yakalanıyor ve rezil-kepaze oluyorlar hepsi.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Hocam, ben Ahmet. Dünyada terör ne zaman duracak?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, işte Mehdiyet devrinin dışında mümkün değil imkansızdır. Yani Hz. Mehdi (as) çıkmamış olsa Allah vermesin, kısa sürede dünya cehenneme döner ve mahvolur dünya. Çünkü sürekli gelişiyor iki, dört, sekiz, on altı, durduracak tek güç Mehdiyet’tir. Dünyadaki hiçbir güç durduramıyor şu an, ne terörü, ne anarşiyi, ne pahalılığı, ne ekonomik dengesizliği, ne adaletsizliği hiç kimse durduramıyor. Hz. Mehdi (as)’ın dışında bunu durduracak kimse yok.

Evet.

VTR: Merhaba, Ben Tuğrul. Türkiye’deki eğitim müfredatı öğretmenlere doğru bir şekilde verilmediğini düşünüyorum. Öğretmenlerin daha özgür bir şekilde öğrenci yanlısı olarak ders anlatmalarını istiyorum. Bu konuda gerekenin yapılmasını Adnan Hocamız’dan da istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canım benim, doğru söylüyorsun. Bütün öğretmenler öğrencilerini normalde severler. Ama hakikaten öğrencileriyle çok sıkı dost olması lazım öğretmenlerin. Tersleştiği hiçbir öğrenci olmaması lazım. Muazzam bir ağabey-kardeşlik havası içerisinde müthiş bir genel kültür yarışı tarzında olması lazım. Gençler, kim daha kültürlü olacak, kim daha görgülü daha bilgili olacak diye yarışacaklar. Çünkü görgü, kültür, bilgi insanı çok çok güzelleştirir. Bir kadın mesela görgülü, kültürlü ve bilgiliyse nefistir çok çok güzeldir akıllı bir kadın. Cehalet çok çirkin, insana hiç yakışmaz.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyicilerimiz sorularını bize WhatsApp üzerinden gönderebilirler. Telefon numaramız: 0 530 255 92 39.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Adım Hüsnü, 34 yaşındayım, kuyumculuk işi ile uğraşıyorum yaklaşık 24 senedir. Adnan Bey, sizi izleyebiliyorum devamlı bakıyorum. Vakit buldukça kitaplarınıza bakmaya çalışıyorum. Bizim kuyumculukta hassas olduğumuz bir nokta var, teraziyle alakalı. Ölçüyü ve tartıyı eksik tutmamamız yönünde bizi bilgilendirirseniz çok sevinirim.

ADNAN OKTAR: Sen ne dürüst delikanlısın, ne iyi delikanlısın, ne kadar vicdanlısın aferin sana. Ama ölçüyü tartıyı zaten yanlış tutmak suç olur. Müşterinin gözü önünde tartması gerekir. Müşteri ayrıca aldığı altını başka yerde de tarttırabilir. Eğer eksik gramaj varsa bu çok ciddi bir suç olur, dolandırma suçuna girer.

Fosiller varsa getirin de gösterelim.

KARTAL GÖKTAN: Ak pelikan kafatası fosili 46 milyon yıllık, Çin’de bulunmuş. Günümüzde yaşayan örneğiyle birebir aynı hiçbir değişim yok.

ADNAN OKTAR: Ak pelikan. İşte müzelerde bunları sergiliyorlar. Halka diyor ki “bak evrim teorisini görüyor musunuz nasıl evrimleşmişiz” diyor. Kardeşim, bu yaratılışı ispat eden bir delil, hiçbir değişikliğe uğramamış. Niye dürüst olmuyorsunuz?

KARTAL GÖKTAN: 28 milyon yıllık kozalak fosili.

ADNAN OKTAR: Kozalak. “Biz hurmadan evrimleştik” diyor bir kısmı. Bir kısmı “portakaldan evrimleştik” diyor. Öbürü “patatesten” diyor “patates yedik biz olduk” diyor. Kozalak bak hiçbir değişikliğe uğramamış aynısı.

KARTAL GÖKTAN: 50 milyon yıllık sekoya dalı fosili.

ADNAN OKTAR: 50 milyon yıldan beri hiçbir değişikliğe uğramamış.

Evet, soruları alalım.

VTR: İnsanlar neden mutsuz?

ADNAN OKTAR: Burada işte konuşmaların tamamı Mehdiyet’in doğru olduğunun ispatı. İnsanlar neden mutsuz? Çünkü deccaliyet var, çünkü Allahsızlık propagandası yapılıyor, çünkü Darwinist propaganda yapılıyor. Çünkü İngiliz derin devleti insanların elinden sevgiyi, merhameti aldı onun yerine şiddeti, dehşeti ve nefreti koydu. Mehdiyet’in mecburiyet olduğunu Allah bize gösteriyor şu an.

Evet.

VTR: İnsanlarımız doğaya yeterince sahip çıkıyor mu, ben onu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Mesela bu da öyle, doğayı tahrip deccaliyetin bir özelliğidir. Şu an doğaya da sahip çıkacağız her yer yeşillenecek, her yer güzelleşecek. Ama bu Mehdiyet dışında, Hz. İsa Mesih (as)’ın nüzulü dışında mümkün değil. Doğa sürekli tahrip olur onun dışında. Her yer betonlaşır her yer çölleşir. Ve devam ediyor bu tahribat şu an devam ediyor. Ancak Mehdiyet’le durdurulabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Almanya’daki kadın haklarıyla Türkiye’deki kadın hakları neden farklı?

ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi sen bir hayli güzelsin çok çok güzelsin, bakımlısın, dünyalar tatlısısın. Allah seni çok nurlu ve güzel yaratmış, maşaAllah. Almanya’da kadın hakkı; kadın hakkı hiçbir yerde yok bir kere. Almanya’da nerede? Almanlar genelinde hepsi olmasa da büyük bölümü sevgisizdir, küt bir yapı vardır, mekaniktir, beton, demir, çelik ve ahşaptan oluşur Almanya. Sevgi Almanya’da hakim değildir. Kısmen vardır. Dolayısıyla Almanya’da kadınlara sevgi saygı diye bir şey olmaz. Ama hukuk iyi işliyor olabilir o kadar. Polis mekanizması iyi işliyor olabilir. Yoksa kadın sevgisi vardır diyemeyiz. Çünkü mutsuz kadınlar, sevgisizler, sevgiyi yaşayamıyorlar.

Evet.

VTR: Eda. Neden insanlarda önyargı var?

ADNAN OKTAR: Eda sen nasıl güzelsin bir tanem. Allah sana uzun ömür versin. Önyargı. Adam at hırsızı gibiyse tabii ki önyargın olur nasıl olmasın? Adamın suratından melanet akıyor. Bir gözü aşağı bir gözü yukarı bakıyor psikopat belli yani rezillik yapacak. “Beyefendi nasılsın?” diyecek halin yok tabii ki uzak durursun. Ama temiz nurlu efendi bir insan bakışları huzurluysa tabii ki bir önyargı olur ve saygı duyarsın. Ama benim bir tanem o anlamda söylemiyor herhalde. Durduk yere önyargı. Mesela Müslüman oluyor adam önyargılı oluyor, işte şöyle yapacaktı böyle yapacaktı. Ama bu komünistler için de oluyor bazen, komünistte de önyargı oluyor. Komünistse mutlaka saldırır. Halbuki öyle olmayabilir, demokratik de olabilir bir komünist. Yani insancıl ve makul birisi de olabilir. Yahut bir mason “ama mason” diyor hemen önyargı, “aman bir daha görüşmem” falan. Bu tabii biraz medeni cesareti olmaması, görgüsüzlük, kalite eksikliği, ufuksuzluk ufuk eksikliği, derinlik olmamasından, nezaket olmamasından kaynaklanan kötü bir durum. Dolayısıyla önyargı bir ilkelliktir. Kaliteli, görgülü bir insan, aklı başında nezih bir insan önyargıyı çok aşağılayıcı olarak görür. Önyargılı insanlara zaten güvenilmez. Bir zeka profili çizecek olursak o insanlarda hoşnutsuz bir görünüm olduğu anlaşılır. Zeki, akıllı bir insanda önyargı için bir neden yoktur. Kalitesizlik alameti olarak, görgüsüzlük alameti olarak, cehalet alameti olarak kullanılabilecek bir delildir. Mesela adamda önyargı varsa bil ki cahildir, görgüsüzdür, kalitesizdir, sevgisizdir, şüphecidir, kendine de güveni yoktur ve dengesizdir. Hepsi için demesek bile büyük bölümü için diyebiliriz.

Evet.

VTR: Merhabalar. Hz. Hızır (as)’ın nasıl talebe olabiliriz?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi, ah benim güzelim. O imanlı kalbini Allah daha da güzelleştirsin, sana hidayet, derinlik versin. Hz. Hızır (as)’ın talebesi olsan korkarsın. Zannettiğin gibi olmaz bayağı korkarsın. Yaşama şekli bir kere seni çok korkutur, eylemleri korkutur. Onun için bence hiç isteme. Hz. Mehdi (as)’nin talebesi olmayı iste, Hz. İsa Mesih (as)’ın talebesi olmayı iste ama Hz. Hızır (as)’ın talebesi olmayı onu Hz. Hızır (as)’a bırak. Çünkü sen karşılaşsan. Mesela farz edelim bir binayı yıkabilir Hz. Hızır (as), sen de ondan çok korkarsın o zaman. Mesela bir adamı öldürebilir, faili meçhulle öldürür genellikle Hz. Hızır (as). Hiçbir zaman için Hz. Hızır (as)’ın öldürdüğü insanların faili bulunmaz. Bütün polis teşkilatı ayaklansa herkes ayaklansa Hz. Hızır (as)’ın öldürdüğü insanlar asla ve asla tespit edilemez. Yani kim tarafından öldürüldüğü bilinemez. Öyle tatlı şeyler yapmaz Hz. Hızır (as) onu söyleyeyim. Savaş çıkmasına sebep olur Hz. Hızır (as). Devlet yıkılmasına sebep olur, çok büyük olaylara, kargaşalara sebep olabilir. Ama çok nur yüzlü ve çok efendi bir insandır o ayrı mesele. Korkarsın diye düşünüyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kuran’da Hz. Hızır (as) Hz. Musa (as)’a “Sen sabredemezsin benim yaptıklarıma” diyor.

ADNAN OKTAR: Ki bak yekaza halinde olmasına rağmen. O bir manevi sarhoşluktur yekaza hali, yani korkuya insan kapanır yekazada. Uykuyla uyanıklık arasında olduğu için korku şuur gider insandan. Dolayısıyla en ürkütücü şeylerden bile ürkmez. Mesela Hz. Hızır (as) geldiğinde duvardan geçip-gelir, normalde insan aklını atar öyle bir şeyde çok çok korkar. Ama korku baskılandığı için yekazadan kaynaklanan şahıs onu normal karşılıyor. Mesela rüyanızda bir insan duvardan geçse sizi rahatsız eder mi? Gayet eğlenceli bulursunuz çok makul görürsünüz. Çünkü korku baskılanmıştır rüyada. Mantık da baskılanmıştır mantıksız görmezsiniz. Çok anormal şeyleri mantıklı görürsünüz. Mesela havada tek başına uçuyor insan rüyada. Ödü kopar insanın normalde uçsa havada bin metre yükseklikte herhangi bir cisme bağlı olmadan bir insanın uçması ne demek? Aklını atar korkudan her an düşeceğim diye. Ama Hz. Hızır (as)’la bağlantıda o şuur şekli değiştiği için korku olmaz. Hz. Musa (as)’da da o korku kaldırılmış. Mesela adam öldürüyor yanında, çok sakin. Sadece eleştiriyor. Normalde dehşete düşer bir insan. Boynunu kırarak öldürüyor çünkü feci bir görünümü var. Hiçbir şekilde tedirgin olmuyor. Ki cinayetten çok çekinen bir insan, çok ürken, çabuk heyecanlanan bir insan, bu tip olaylarda hiç heyecanlanmıyor. Oradaki soğukkanlılığına dikkat etiniz mi bilmiyorum. Öbür yerlerdeki heyecanına bakın, alenen korkuyor öbürlerinde çok şiddetli korkuyor. Ama orada hiç korkmuyor. Yekazanın özel halinden dolayı kalbinde bir korku olmuyor. Mesela yılanla karşılaştığında yekaza halinde karşılaşsaydı hiçbir şey olmazdı. Yılanı boynuna alır gezerdi de yani hiçbir şey olmazdı çekinmezdi. Ama yekazanın korkuyu baskılayıcı özelliği orada olmadığı için korktu, alenen korktu, çok şiddetli korktu. Ama oradaki olaylarda hiçbirinde, bir kere sepetin içinde balık birden canlanıp hoplayıp denize gidiyor ve “harika bir şekilde yol tuttu” diyor. Çok ürkütür Hz. Musa (as)’ı. Çünkü o tip hayvanlardan ürküyor, yılandan ürktüğü gibi ondan da çok ürker. Çünkü ölü bir balığın canlanması korkutucudur bir insan için aniden. Müthiş heyecanlanır hiç heyecanlanmıyor. Hz. Hızır (as)’la karşılaşıyor mesela normalde hiç bilmediği bir insan ve her yaptığı acayip hiçbirinden heyecanlanmıyor. Dolayısıyla şöyle de; “Yekaza halindeyken Hz. Hızır (as)’ın talebesi olabilir miyim?” Dersen o olur. Ama “açık şuurla talebesi olabilir miyim?” Dersen olmaz.

BÜLENT SEZGİN: Balığın suda yüzmesinden önce “bu bizim beklediğimiz işaretti” diyor. Onun daha öncesinde biliyor mu acaba görüşeceğini Hz. Hızır (as)’la?

ADNAN OKTAR: Öyle gibi görünüyor evet. Yani bir harika olacak deniyor. Tam olay o şekilde değil de “Seni şaşırtan bir olay olacak, seni hayrete düşüren bir olay olacak” diye bildirildiği anlaşılıyor. Yoksa o balığı yemez zaten. Yani balığın Hz. Hızır (as) olduğunu bilse. “Getir de yiyelim” diyor zaten “yorgun düştük” diyor. Büyük bir iştahla balığa yöneliyor yiyecek yani. Ama Hz. Hızır (as) kendini yedirmez. Bir anda çırpınıp hemen suya atlıyor. Normalde çok ürkmesi gerekir bayağı korkması gerekir. Tuzlanmış ölü balık, öyle bir şey olmaz. Ama haberi bile yok Hz. Hızır (as) olduğundan bilmiyor yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Çağla. Çiçekler mi daha sevilmeye değer hayvanlar mı?

ADNAN OKTAR: Çağla ne kadar güzel kızsın sen benim bir tanem, ne kadar temiz yüzün, ne kadar nurlusun sen ve ne kadar kalbin sevgi dolu. Allah seni cennette çiçeklerle, hayvanlarla ve sevdiklerinle beraber etsin güzel hayvanlarla. Öyle bir soru sormuşsun ki çok zor tercih yapmak. Ama hayvanlar tabii daha tırmalayıcı. Mesela bir kedi, elimizi yaklaştırdığımızda patisiyle böyle. Şimdi çiçeğe bakamayız orada bence. Yanına bir çiçek koyalım illaki kediye gider gözümüz. Ama bir çiçeğe bir kediye bakarız. Tabii ki çiçekler çok çok güzel ama kediler, tavşanlar, köpekler, rakunlar, kuşlar, papağanlar, baykuşlar say say bitmez. Eşek sıpaları, devenin yavrusu, fillerin yavrusu her biri birbirinden şeker hangi birini sevelim?

Evet, dinliyorum. Sorular devam etsin.

VTR: Merhaba, ben Kadriye. Türkçe ibadet yapılır mı?

ADNAN OKTAR: Kadriye çok güzel kızsın, Allah güzelliğini artırsın. Tabii ki yapılır bir tanem niye yapılmasın? Namazda da “Allah Allah Allah” hiçbir şey bilmiyorsa insan “Allah Allah Allah” diye namaz kılabilir hiçbir şey bilmiyorsa. “Ya Rabbi seni çok seviyorum Allah’ım” dersin “Sen benim canımsın Allah’ım” değil mi? “Ben seni canımdan çok seviyorum, sen benim her şeyimsin Ya Rabbi” dersin. Bu duadır ibadettir çok güzel olur. “Alemlerin Rabbine hamdolsun” dersin, Rahman ve Rahimsin Ya Rabbi” dersin. Mesela İhlas Suresi’ni okuyor ama anlamını bilmiyor. Türkçe okursa olur çok güzel olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak, geçtiğimiz günlerde gençlerle basketbol oynadı Adnan Bey. Videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Harbiden oynuyor yani çok güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar atmosferi geçip uzaya ulaşabilir mi?

ADNAN OKTAR: Öyle olduğunu söylüyorlar biz de inanıyoruz ne yapalım. İnanmaktan başka çaremiz yok.

VTR: Arabaların park edilmesinin yasak olduğu yerlerde neden insanlar özellikle park ediyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, adamların arabayı koyacak yerleri hakikaten olmuyor. Arabayı ne yapsın? Arabayı omzuna alıp götüremeyeceği için mecburen bir kenara bırakıyor. Yerin altını oymak lazım yerin altını. Her yerde yerin altında garajlar yapılması lazım. Her sokakta her yerde olur hiçbir şey olmaz. Tepe bir yerden yerin altına doğru hafif bir eğilimle girilir. Tepe varsa zaten çok kolay direkt tepenin altına, dağın altına. Ama yoksa da yere nezaketli bir eğilimle alabildiğine geniş yerin altında yer yapılabilir. Bomboş yerler.

Evet.

VTR: Okulu ve dersleri bize daha çok nasıl sevdirebilirler?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, o çok büyük dert. Biz çocukluğumuzda ilkokula giderdik yani hakikaten lanet oldun kabilinden gibi birçok insan gelirdi böyle. Çok büyük bela olarak görürlerdi. Ortaokulda da çok büyük bela olarak görürlerdi. Gençler sanki böyle esir kampına düşmüş gibi acı içinde gelirlerdi. İmtihanlar bir bela gibi görülürdü. Bir kere okula niye geliniyor söylemiyor ki. Kaliteli adam olacaksın bak kaliteli, güzelleşeceksin, kaliteli olacaksın, seçkin insan olacaksın, güzel konuşan insan olacaksın, güzel bir meslek sahibi olacaksın. Sana faydaları şu şu şu diye çocuklara anlatılması lazım. Bize bunu anlatan hiç olmadı. Biz okula niye gittiğimizi bilmiyorduk. İlkokula gideceksin, işte devlet mecbur kılıyor dediler gittik. Ortaokulda tekrarlar vardı, lisede tekrarlar vardı, olabilecek en kötü eğitim sistemi diyebilirim. Dünyanın her tarafında bu böyle. Hannibal’ın ordusu bilmem ne falan, Atilla’nın resmini çizdirirlerdi. Kardeşim, Atilla’nın resmiyle bizim ne işimiz var? Atilla’nın filmini gösterirsin olur-biter. Filmle anlatmak varken, mesela biz Malkoçoğlu’nu seyretmiştim çocukluğumda hiç unutmam ben. Bana niye tarih dersi veriyorsun? Malkoçoğlu seyrettir, öyle filmler hazırla. Cüneyt Taşkın’ın filmleri vardı çok şahaneydi.

“Selamun Aleyküm Adnan Bey.” Aleyküm Selam. “Ben Kosova’dan yazıyorum. Sizin şimdiye kadar savunmuş olduğunuz Mehdilik anlayışı bizim geleneksel İslam anlayışımızla örtüşmüyor. Benim sorum şu; eğer siz hayattayken Hz. Mehdi (as) zuhur ederse ve sizin anlayışınızla uyuşmazsa yine de ona uyar mısınız bu anlayışınızdan vazgeçerek? İyi yayınlar diliyorum.” Ben halihazırda da bir insan bana “arkadaş sen yanlış yoldasın, bak Kuran ayetleri şunu söylüyor doğrusu budur” derse bak söz bir Allah bir ayağının altını öperim peşinden giderim. Benim bir katılığım yok. O çok yanlış anlaşılıyor. “Ben her şeyi en iyi biliyorum” demiyorum” ben zır cahil bir adamım” diyor “bilgisizim öğrenmek istiyorum, Kuran’dan ben bunu anlıyorum” diyorum. Birisi gelir de bana mesela dese ki “arkadaş, siz yanlış biliyorsunuz, Kuran’da müzik yok, eğlence yok, dans etmek yok, kadınlar dekolte giyinemez, gülemez, yerde yemek yemeniz lazım, papyon kravat falan bunları takamazsın” derse ispat ederse söz bir Allah bir ben bunun gereğini yaparım. Ama yok. Kuran’ı ben en az yüz kere okumuşumdur yok öyle bir şey. En iyi Arapça bilenlerle okudum, gerçek Arap olan kardeşlerimle okudum, Arapça bilen profesörlerle inceledim beraber inceledik. İlahiyatçı alimlerle görüştüm konuştum netice bu çıkıyor. Bütün Arapça sözlükleri inceledik baktık, en ince detaylarına kadar baktık bunun dışında bir din yok. Kuran bu, İslam bu. Mehdiyet’i de çok detaylı inceledim bunun dışında bir Mehdiyet yok. Ha olsa ne olur? Amenna saddakna ne olur hiçbir şey olmaz. Ben her şeyi bilenim demiyorum. Mesela ben birçok şeyi çok yanlış da kavramış olabilirim. Doğrusunu anlatsınlar. Ama kiminle konuşsam mağlup oluyor, kiminle konuşsam “Allah razı olsun yanlış yapmışım, sen doğrusun biz yanlışız” diyorlar. Ayetle ispat ediyorum gösteriyorum. Arkadaşlar mesela bize yazıyorlar diyorlar “bu hanımların dekoltesi doğru mu?” Peki yanlış olduğuna dair bir ayet gönderin diyorum. “Ayet bulamıyorum” diyor. Peki o zaman ben doğru olduğuna dair ayeti niye bulayım? Gerek kalmış mı artık? Sen haram olduğuna dair ayet bulamadıysan o helaldir işte bitti. Helaller nasıl oluşur? Bir şey haram değilse oradan helal olduğu anlaşılır. Şimdi arkadaşlar ne diyor? “Radyo helal mi? Televizyon helal mi? Bak Kuran’dan bana söyle” diyor. Allah Allah. Böyle bir sistem olmaz. Kuran’da bir haramlık yoksa helaldir bu kadar. Ölçü budur ana ölçü budur bunun dışında ölçü yok. Bakın tekrar ediyorum; Kuran’da haramlığına dair açık bir beyan yoksa açık, ima değil; muhkem beyan yoksa o helaldir bu kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde genel olarak sağlık sektörü bu kadar önemli olduğu halde niye bu kadar gereksiz görülüyor, üstüne düşülmüyor, bunu merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm vicdanlım benim aferin sana, aferin benim bir taneme. O dediğin çok önemli. Aslında her mahallede hastane olması lazım aciliyle falan. Mesela Kadıköy’ün, Üsküdar’ın her yerin büyük hastaneleri olması lazım ve çok geniş alanda çok güzel tesisleriyle hatta kendisine ait hayvan sürüleri de olması lazım hastanenin, sebze alanları o kadar geniş ferah olması lazım. Kendi sebzesini hastane kendi yetiştirmesi lazım. Kendi hayvan ihtiyacını kendi yetiştirmesi lazım. O kadar geniş imkan verilmesi lazım. Profesörler, doçentler çok muazzam desteklenmeli ve o meslek çok teşvik edilmesi lazım. Dolayısıyla o güzeller güzelinin sözü doğru yerinde.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Manisa’dan Dilek. Samimi arkadaş nasıl bulunabilir? Bunu soruyorum Adnan Bey’e.

ADNAN OKTAR: Güzel Dilek, senin gibi vicdanı temiz insanları sen gözlerinden anlarsın. Seven insan, dürüst insan, akıllı insanı Allah kurtulamayacağı şekilde gözlerinden damgalamıştır. İyi insanların hepsi gözlerinden damgalanmıştır. Kötü insanların hepsi de gözlerinden damgalanmıştır. Bu Allah’ın bir mucizesidir, gözünden anlaşılır. Feraset basiret sahibi olan her mümin bir insanın gözüne baktığında onun ne olduğunu anlar. Onun elektriğinden ve gözündeki ifadeden, hatta akli dengesinden tut ruh halinden çık hepsini çıkarabilir basiret ve feraset sahibiyse. Allah’tan korkması, Allah’ı çok sevmesi, Allah’ın rızasını araması değil bak, Allah’ın rızasının en çoğunu aramak var mı ona bakacak. Allah’ın rızası arayandan ondan bir şey çıkmaz söyleyeyim. Şimdi Allah’ın rızası nerede var? Ben şu an şu saatte Antalya’ya bilet alıp uçakla gitmek isteyebilirim. Bu Allah’ın rızasına uygun derim. Oradaki turistlere halka tebliğ yapacağım, İslam’ı tebliğ yapacağım makul değil mi? Makul. Allah’ın rızasının en çoğuna uygun mu? Değil. En çoğuna uygun olan ne? Burada halkın büyük bir bölümüne hitap etmektir. Anlamazdan gelip insan yapabilir bunu. “Allah’ın rızasına uyuyorum” demek yeterli değildir. Allah’ın rızasının en çoğunu istemek önemlidir.

Evet.

VTR: 2-3 gündür İstanbul’dayım, misafir sayılırım. Gördüğüm en büyük eksiklik, insanlar çok kalabalık. Yetersiz geliyor bazı şeyler. Her taraf sıkış tepiş, gezerken rahat gezme imkanımız yok. Yoksa çok sevdiğim tarihi bir yer, güzellikleri çok fazla. Ulaşım ve imkanlar da daha iyi olursa daha da güzel olabilir. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Şimdi yakışıklım ilk şikayetin bu. 2-3 gün daha kalırsan şikayetlerin çoğalır senin, sana söyleyeyim. Diyeceksin “İnsanların ne kadar çok sevgisiz olduğunu gördüm. Otobüslerde kadınlara niye saygı göstermiyorlar? Niye kadınlara sevgi yok? Niye bu kadar kaba insan çok?” diye şikayetlere başlayacaksın. Bir ay geçerse daha da şikayetlerin çoğalacak. En iyisi sen bir hafta falan kal.

Evet.

VTR: Allah’ın isimlerinden Hafız, koruyan, gözeten, muhafaza eden demektir. Al-i İmran Suresi 77 inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah’ın ahdini ve yeminlerini az bir değere karşılık satanlar. İşte onlar; onlar için ahirette hiçbir pay yoktur, kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları gözetmez ve onları arındırmaz. Ve onlar için acı bir azap vardır.”

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey Belçika’dan minik talebeniz Cengizhan. Ailesi göndermiş. Kuran ezberleyip videosunu size göndermiş.

ADNAN OKTAR: Yalnız tatlılık biraz yüksek, sevimliliğin derecesi de yüksek. Çok akıllı benim bir tanem. Ağabeyinin kuzusu o, ağabeyinin balı, bir tanesi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Utku, Balıkesir Erdek’ten. Size bir sorum olacak, insanlar neden sevgiyi değil de parayı ön planda tutuyorlar?

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyorsun. Mesela bana söyleseler deseler ki, “bir kadının sevgisi mi, para mı?” deseler tabii ki ben kadının sevgisini esas alırım. Parayla çok güzel şeyler yapılabilir çünkü sevdiklerine güzel şeyler yapabiliyorsun parayla. Kitap dağıtabiliyorsun, tebliğ yapabiliyorsun, fakire fukaraya destek olabiliyorsun. Para büyük bir nimet tabii ama sevgiye tercih edilmez.

Evet.

VTR: Fındık fiyatları çok düşük. Yükselecek mi, bir de fındığı sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Aslan, ağabeyinin canı Karadenizli belli anlaşılıyor, cevvalliğinden, canlılığından. Fındık çok emek sarf edilen, zor toplanan bir ürün. Bence fındıkta devlet de müesseseler de kardan ziyade üreticiyi kollayan bir politika içinde olmaları lazım. Ve sürümden kazanmayı esas almaları lazım. Fındık şahane bir şeydir, onu da ayrıca söyleyeyim tabii. Fındık ezmesi dehşet bir yiyecektir. Şu anda bile felaket bir reaksiyon başladı bende. Dehşet bir şeydir. Lezzeti de güzeldir fındığın, besleyiciliği de çok iyidir. İçinde bulunan yağlar, mineraller, protein çeşitleri çok kalitelidir. Omega türü doymamış yağ asitleri vardır içinde, çok değerli. Çoklu doymamış yağ asitleri daha yüksek bildiğim kadarıyla. Demir, bakır, çinko, kalsiyum, magnezyum hepsi var içinde. İşte bu da Allah’ın bir mucizesi, tam ayarında. Bütün meyve ve sebzeleri Cenab-ı Allah mineralleri ve vitaminleri doldurmuş. Bak bu çok büyük bir mucize. Açıklaması yok bunun. Kardeşim vitamin sentetik elde edilemiyor, yağ sentetik elde edilemiyor. Ufacık fındık yapıyor bunu, ufacık. Devlet tesislerinde dünyadaki fabrikalarda üretilemeyen bir şey yapıyor fındık, kendi yapıyor. Bütün vitamin cinsleri var aşağı yukarı. B kompleks vitaminleri, C vitamini, E vitamini. E vitamini mesela bayağı yüksek. Kalsiyum, magnezyum sen vücudun ihtiyacını nerden biliyorsun da onları depoluyorsun? Ve insanın seni yiyeceğini nerden biliyorsun?  Şekerliğe bak. İçinde şeker de var ayrıca fındığın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençlerin kitap okumasını yeterli görmüyorum. Her şeyi bilgisayardan, internetten öğrenmeyi tercih ediyorlar. Bu öğrenme aslında bilgi kirliliği de olabilir, kitabın yerini tutmayabilir. Gençlere bunu nasıl kavratabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kitapsız eğitim pek olmaz. Kitap çok tatlıdır yani bilgisayardan falan çok zor. Kitap çok şekerdir, güzel bir dosttur. Çünkü tutabiliyorsun kitabı, hemen açıp okuyabiliyorsun. Evde şeker bir alimdir, güzel huylu bir alimdir, güzel konuşan bir alimdir kitap. Sessiz sedasızdır, kimseyi de rahatsız etmez. Yemek içmek falan da istemez ama çok nezih bir eğitim metodudur kitap.

Bir de bu genç dekolteye karşıyım falan diyor ama adamın yaşantısı hiç öyle değil. İçki var, eğlence var, dans ediyor, müzik dinliyor ama benim anladığım etrafında arkadaşı yok yani seveni yok. Yalnız kalmış, onun verdiği bunalımla filmlerden de gördüğü gibi tabanca, bıçak onların tanıtımını yapıyor internetten. Kardeşim polisin silahı, senin silahının yüz bin misli, iki yüz bin misli, üç yüz bin misli. Sen kimsin, devlet kim? Bir düşünmen lazım. Sen kendi kendine bir güç olabileceğini düşünüyorsun. Halbuki burası hukuk devleti. Seni bir polis alır götürür. Devlete sen o bıçağınla, tabancanla hiçbir şey yapamazsın. Acz içinde olduğun belli ve korku sarmış seni. O korkudan kurtulmak için çocuksu bir inançla tabanca, bıçak resimleri yayınlayarak insanları kendince etkileyeceğini düşünüyorsun. Bak ben de dedim evdeki senin karton kutulara doldururuz götürürüz. Karakola teslim ederiz dedim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ismim Mevra. Türkiye’deki televizyon programları neden bir taraf seçmek zorunda?

ADNAN OKTAR: Güzel Mevra bir kere saçın çok güzel olmuş, kendin de çok çok güzelsin, kıyafetin de güzel olmuş. Dekolten de yakışmış sana. Televizyon sahibinin görüşü doğrultusunda oluyor zaten televizyon kanalları. Adam ne düşünüyorsa kanal da o kafada oluyor. Bir mahsuru yok bence. İsteyen her görüşte kanalı açabiliyor. Mesela Halk TV var sol görüşlü. Mesela A Haber var sağ görüşlü. Ortada olanlar var. Başka türlü de olması çok zor çünkü televizyon sahibi oturup, sağcı bir televizyon sahibi sol propaganda yaptırmaz. Solcu olan da sağ propaganda yapılmasını istemez. Kabul eder de ağrına gider, sıkar onu bunaltır. Boş ver özgür olsunlar, nasıl yapıyorlarsa yapsınlar. Bir mahsuru yok. Ama şöyle olsaydı yanlış olurdu tabii. Sadece sağ televizyonlar olsa veya sadece sol televizyonlar olsaydı, bu rahatsız edici olurdu. Hem sağ hem sol olunca makul oluyor.

Evet.

VTR: İsmim Rana. Ben neden Ankara’nın göbeğinde şort giyemiyorum?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim, benim canım aslında bak bütün arkadaşlarının aynı şikayeti var. Milyonlarca genç kızın şikayeti aynı. Deccaliyet, gelenekçi Ortodoks sistemle sizi bir çarmıha germiş adeta. Bir cendereye sokmuş ve sizi bir çerçeveyle kilitlemeye çalışıyor. Halbuki hepiniz aynı gün mini şort giyseniz, adamların bütün gardı kırılır. Ama sizi yıldırdıkları için ayrı ayrı bunlar büyük bir güçmüş gibi görünüyor. Mesela yüz binde bir olan it kopuk takımı, bana da itler yazıyor, çakallar yazıyor. Ağzının payını veriyorum. Siz de böyle it, çakal takımına karşı tavır alsanız, mini şort mesela çok çok güzel kızsın, hiçbir şey olmaz. Kavaklıdere’de, Çankaya’da istediğin gibi gezebilirsin. Kızılay’da gezebilirsin. Kız arkadaşların da seni desteklesinler. Onlar da giyinse adam hangi biriyle baş etsin, konu biter. Ama çok nadir giyinen olunca tabii ki adamların dikkati onun üzerine çekiliyor. O tip adamlara malzeme çıkmış oluyor. Genç kızlar özgürce, rahatça mini şort da giyinsin, dekolte de giyinsin, makyaj da yapsınlar, çok güzel de olsunlar. Sizi içine kapatmak istiyorlar, sizi mutsuz yapmak istiyorlar. Sizin neşenizi kaçırmak, hayat enerjinizi yok etmek istiyorlar, sevincinizi yok etmek istiyorlar. Kadınların cinsel gücünü yok etmek istiyorlar, erkeklerin cinsel gücünü yok etmek istiyorlar, ruhunu yok etmek istiyorlar, sevgi gücünü yok etmek istiyorlar, tutku gücünü yok etmek istiyorlar. Sanat gücünüzü yok etmek istiyorlar, içinizdeki heyecanı yok etmek istiyorlar, yaşam sevincinizi yok etmek istiyorlar. Böylece sizi toptan çökertmek istiyor şeytan. Bu oyuna gelmeyin, tam aksini yapın. Neşeli, canlı, aktif, sanat ruhuyla dolu, sevinçle dolu, güzel şık giyinen, dekolte de giyinen genç kızlar olarak dışarda gezin. Bu yobaz takımının baskısına boyun eğmeyin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Devlet dairelerindeki işlerimiz neden ve nasıl bu kadar geç oluyor ve nasıl bunu düzeltebiliriz?

ADNAN OKTAR: Ta Abdülhamit döneminden kalma gelenek bu. Devlet dairesinde bir iş ağır yapılır inancındalar. Halbuki pratik, tek seferde bitirilebilir. İşte “şuraya git, şuraya gel, şurada damgalansın.” Hep Abdülhamit döneminden kalma kafalar bunlar. Gelenek yani bunlar yıkılamamış. Halbuki seri kararlar alınsa, hepsi ortadan kaldırılabilir. Gereksiz bir karışıklık, gereksiz bir zorluk politikası var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye ile Hollanda’yı kıyasladığımızda işçilik hakları çok farklı. Bunlar mesela Hollanda'da daha çok önemseniyor ama Türkiye'de çok fazla önemsenmiyor. Bunu mesela nasıl çözebiliriz?

ADNAN OKTAR: Hollanda, Avrupa gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının baskısı altında değil. Onlar evanjelik Hristiyanlık, Protestan Hristiyanlığın etkisi altında. Dolayısıyla özgür bir inanç politikaları var. Türkiye'de gelenekçi Ortodoks sistem her yeri baskı altına aldığı için sanatı, bilimi, iş hayatını, sosyal hayatı her yeri etkisi altına aldığı için bir içe çökme, güçsüzlük ve başarısızlık meydana getiriyorlar. Gelenekçi İslam anlayışına karşı Kuran İslamlığını savunan gençlerimizin sayısının çığ gibi olduğunu gördük. Bu yapılan röportajlarda kayıtsız şartsız bir hakimiyet olduğunu gördük. Yani milyonlarca gencimizin Kuran Müslümanı olduğunu gördük elhamdülillah. Artık bundan sonra yollar açılır. Yani bağnazlığın bütün kaleleri parçalanmış, bütün oyunları yerle bir edilmiş. Her direnen de zaten dikkat ederseniz darmadağın ediliyor ilimle, irfanla, sevgiyle, kanunla, hukukla.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kez daha İngiliz derin devletine dikkat çeken bir 15 Temmuz açıklaması yaptı. “Sizler mazlumların dostu olacaksınız, zalimlerin karşısına dikileceksiniz. Esarete katlanamayacağınızı tüm dünyaya meydan okuyacağınızı göstermiş oluyorsunuz. Bütün mesele o imanla yetişmektir. Çanakkale'de yedi düveli dize getiren bütün dünya birleşti biliyorsunuz. Ne yaptılar? Eli boş döndüler. 15 Temmuz'da ezanına el uzatanların başını ezeceğini gösteren duruş sizin duruşunuzdur. 18 Mart 1915’i yaşamadınız okuyorsunuz ama 15 Temmuz’u yaşadık. Dolayısıyla bu bizim için çok daha anlamlı” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet, İngiliz derin devletinin alçakça Türkiye’yi işgal planıydı. Deccaliyet Mehdiyet’in yumruğu ile yerle bir oldu. Mehdiyet’in büyük harikasıdır, kerametidir. Peygamberimiz (sav)’in mucizesi Mehdiyet’in de kerametidir, harikasıdır. Yani deccaliyete vurulan dev bir yumruktur bu. En az iki bin yerde harika meydana geldi ve deccaliyet yerle bir oldu rezil oldular ve çekildiler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz daha çok oyun oynamak istiyoruz. Parklarımız yok hepsini kırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Ya şu şekerliğe bak. Bunlar biraz fazla tatlı ikisi de birbirinden tatlı. Ufaklığın tatlılığını görüyor musun? Bir daha göreyim.

VTR: Biz daha çok oyun oynamak istiyoruz. Parklarımız yok hepsini kırıyorlar.

ADNAN OKTAR: Tatlılığa bak iki ahbap çavuş öbürü de eko gibi. Bu çocukların haklı olarak tabii park ihtiyaçları, eğlence ihtiyaçları oluyor.

Müslümanlıkta bir tek içki yok. Homoseksüellik pisliği Müslümanlardan beridir. Onun dışında her türlü nimet vardır müminlerde.

Münafıklar şimdi son zamanlarda bir moda çıkarttılar. Kuran'dan, ayetten delil vermek değil de nerede boş konu varsa, nerede zırva, homoseksüellerin yazdığı kitaplar, dinsizlerin yazdığı kitaplar oralardan kaynaklar vererek İslam'a karşı savaş açıyorlar. Müslümanlara karşı savaş açıyorlar. Sorduğumda “Elhamdülillah Müslümanım Rabbim benimle beraber” diyor. Ama Kuran'dan kaynak yok. Nerede ateist, üçkağıtçı, homoseksüel, sahtekar adam varsa onların kitaplarından alıntılar yaparak o aptal, kokuşmuş beyniyle, o mikroplu pis bedeniyle kendince İslam'a ve Müslümanlara savaş açacağını, onları fikren yeneceğini zannediyor.

Kuran’la hiçbir münafık baş edemez. Her münafığı yener Kuran. Kuran'a karşı küfürden aldığı bilgilerle başarılı olacağını zanneden her münafık o pislik çukurunun içine daha da derin düşer. Başka bir şey olmaz. Ahmak kafasıyla bunlarla İslam'a, Kuran'a karşı alternatif geliştireceğini zanneden her ahmak, her münafık tepe üstü belanın içine daha da derinlemesine girer. Ahmaklığın sebebini de anlayamıyor. Halbuki Allah münafık olduğu için onu ahmak hale getiriyor. Ahmaklığından da sarıldığı şeyler hep pislik olur. Kuran'a sarılıp kurtulmayı düşünmez münafık. Pisliğe sarılarak daha da derinlere iner, daha da pisliğin içine batar. İslam'a dair kaynaklardan Kuran'dan kaynak vereceğine münafıklarda bak dikkat edin hep küfürden kaynaklar esastır. Homoseksüellerin yazdığı kitaplar, din düşmanlarının yazdığı kitaplar ve ipsiz sapsız zırvalar, şeytani zırvalar. Onlarla İslam'la, Kuran’la baş edeceğini zanneden her münafık mağlup olacağını bilecek.

Felsefe ile kurtulacağını zanneder münafık. Kuran'la değil. Felsefe onu daha da batırır. Şeytani felsefeleri esas alır münafık. Tabii onları ibret gözüyle değerlendirmek lazım. Münafığın debelenmesini o düştüğü pislik çukurunda nasıl debelendikçe, pisliğin içine daha derin battığını iman gözüyle bakan müminler görür ve haline şükrederler.

Münafık her saatte bir yeni din anlayışı geliştirir. Her gün yeni bir din anlayışı. Bir de coğrafi bölgelere göre de din anlayışı geliştirir. Mesela Mekke'ye gitsin orada ayrı bir din anlayışı olur. İspanya’ya gitsin orada ayrı bir yere din anlayışı. Homoseksüellerin yanında ayrı bir din anlayışı. Komünistin yanında ayrı bir din anlayışı. Her yerde Kuran'ı kendine göre değiştirir o ahmak kafasıyla. Münafık şekilden şekle giren bir mahluktur. Dolayısıyla o şekilden şekle girmenin de ahirette hesabını verecektir.

Evet, soru alalım.

VTR: Merhaba bir sorum olacak dünyada çeşitli dinler var. Hristiyanlar, Müslümanlar benzeri dinler. Her dine peygamber gönderilmiş. Çok peygamber gelmiş ama şu anda Afrika'da on kişilik bir kabile var. Mesela on kişilik kabileden herhangi biri ölünce nasıl yargılanacak? Eğer onlar yargılanmayacaksa onlar şanslı mı yargılanmayacağı için? Biz yargılanacağımız için şanssız mıyız?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım her Müslüman Kuran'la beraber doğar. Her gördüğün insan da senin zannettiğin gibi ruha sahip değildir. Ayrıca insanlar samimiyetinden sorulacak ahirette. Kuran'dan ve samimi olup olmadığından. Kuran'dan sorulurken samimiyetine göre sorgulanacak. Asıl olan samimiyettir. “Allah'ın samimi olan kulları kurtulur” diyor Allah. Şeytan'dan Allah'a sığınırım. Kuran'da tek kurtuluş olarak onu söylüyor Allah, tek kurtuluş. Allah'ın samimi kulları kurtulur. “Kuran'a uyan kurtulur” demiyor Allah. Samimi olan kul kurtulur diyor. Çünkü samimiyse zaten Kuran'a sarılır. Oraya din gitmez mi? Eğer ruh sahibi ise o zaten o kitapla beraber yaratılıyor. Her Müslüman kitabı ile Kuran'la beraber yaratılır. Yani imanı ile birlikte yaratılır bütündür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce her şarkının bir hikayesi var mıdır?

ADNAN OKTAR: Hikayesi yoksa da kafasında hayalen o sanatçı onu oluşturur. Mesela Mihriban hikayesi var diyorlar ama aslında doğru değil. Çünkü şiirin yazarı söylüyor. “Ben böyle bir olayla karşılaşmadım tamamen hayali” diyor. Bir çocuğu hayalidir. Ama bazıları da hakikaten hikayesi olan şeyler.

Evet.

VTR: İstanbul'un en güzel semti neresi?

ADNAN OKTAR: İstanbul'un her yeri birbirinden güzel. İstanbul'a saygıya da kusur olur o. Mesela farz edelim Bebek desen yahut sadece Sarıyer desen yahut Üsküdar’dır desen İstanbul alınır. İstanbul güzide bir şehirdir ve İstanbul ruh sahibidir. Canlıdır İstanbul, bir varlıktır. Dolayısıyla onun kalbi kırılır. “Her yerin güzel İstanbul” diyeceksin İstanbul'a. İstanbul öyle mutlu olur.

Evet, yarın görüşelim inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın. 

Masaüstü Görünümü