Harun Yahya

Sohbetler (8 Ağustos 2017; 22:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Başlayalım, ne yapmamız gerekiyor başlamamız için?

KARTAL GÖKTAN: Türkiye’nin çeşitli yerlerinden eserlerinizin dağıtımıyla ilgili haberlerimiz var Adnan Bey. Mersin’in Silifke İlçesi’nde 5 bin adet “Allah Akılla Bilinir” isimli eseriniz halkımıza ücretsiz olarak dağıtıldı. Alanya’da 8 bin 600 adet “Allah Akılla Bilinir” isimli eseriniz yine halkımıza ücretsiz olarak hediye edildi. Balıkesir’in Burhaniye İlçesi’nde 5 bin adet “Allah Akılla Bilinir” eseriniz ücretsiz olarak dağıtıldı. İstanbul Büyükçekmece’de 5 bin adet eseriniz ücretsiz olarak halkımıza armağan edildi. Erzincan’da 10 bin adet eseriniz vatandaşlarımıza kardeşlerimiz tarafından hediye edildi. Ve İzmir Kuşadası’nda da yine 5 bin adet “Allah Akılla Bilinir” isimli eseriniz halkımıza ücretsiz olarak dağıtıldı. İzmirli kardeşlerimiz dağıtıma katıldı, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Şahane. En önemli konu kitap, dünya kitabın üstünde dönüyor. Kimse bilgisayarını açıp bilmem ne falan öyle bir konu olmaz. Her insanın küçük de olsa mütevazi de olsa bir kütüphanesi olur. En sıcak gördüğü yer de orası olur. Kitabı eline aldı mı yatakta, otururken her yerde birkaç sayfasını bile okumuş olsa o gününün bereketi, heyecanı, ferahlığı bambaşka olur.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, bugün sizi temsilen arkadaşımız Uğur’la birlikte Bosna Hersek İstanbul Başkonsolosu Began Muhic Bey’e nezaket ziyaretinde bulunduk. Bildiğiniz gibi kendisi Ramazan ayındaki iftarımıza davetliniz olarak katıldı. Sayın Başkonsolos size sevgi ve saygılarını gönderdi.

ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.

BÜLENT SEZGİN: Kendisine sizin hediye ettiğiniz eserlerinizi ilettik. Sizin Bosna konusundaki yazı ve eserlerinizden ve ayrıca Darwinizm’le fikri mücadelenizden dolayı çok memnuniyet duyduğunu söyledi. Kendisi size manevi değeri yüksek bir hediye vermek istediğini ifade etti. Bizzat Bosna Savaşı gazileri tarafından yapılmış bakır işlemeli -fotoğrafta da görüyoruz- tabloyu size iletmemizi özellikle rica etti. Ayrıca sizi Saraybosna’ya davet etti. “Konsolosluğu kendi eviniz gibi kabul edebilirsiniz” dedi. Büyük bir ilgi ve cana yakınlık gösterdi.

ADNAN OKTAR: Çok teşekkür ediyorum. Bosna bizim kalbimiz, canımız, ruhumuz. Bosna Avrupa’nın gülüdür, çiçeğidir. Bosna’yı daha da güzelleştireceğiz, daha da geliştireceğiz daima Bosna’nın yanındayız. Bosnalı kardeşlerimizi çok seviyoruz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye aleyhine konuşarak ülkeye zarar verenlere yönelik şöyle bir hatırlatma yaptı: “Türk milletine en büyük ihaneti kim yaparsa büyük ödül ona vaat edildi de biz mi duymadık? Terör örgütleri ağzıyla konuşanlar, teröristlerin cansiperane savunucusu kesilenler, bu işin sonunun nereye varacağını hesaplayamıyorlar. Bizim tek milletimiz parçalandığı, tek bayrağımız indiği, tek vatanımız bölündüğü, tek devletimiz yıkıldığı zaman kimsenin kendisini bu kıyametten uzak tutamayacağı belli değil midir? Herkes aklını başına alsın. Sıfatı, görüşleri, tercihleri ne olursa olsun her vatandaşımız ülkesinin ve milletinin geleceğini kendi günübirlik çıkarlarının üzerinde tutmak mecburiyetindedir” dedi.

ADNAN OKTAR: Şahane şahane, mükemmel, tarihi bir konuşma. Bir daha.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye aleyhine konuşarak ülkeye zarar verenlere yönelik şöyle bir hatırlatma yaptı: “Türk milletine en büyük ihaneti kim yaparsa büyük ödül ona vaat edildi de biz mi duymadık? Terör örgütleri ağzıyla konuşanlar, teröristlerin cansiperane savunucusu kesilenler, bu işin sonunun nereye varacağını hesaplayamıyorlar. Bizim tek milletimiz parçalandığı, tek bayrağımız indiği, tek vatanımız bölündüğü, tek devletimiz yıkıldığı zaman kimsenin kendisini bu kıyametten uzak tutamayacağı belli değil midir? Herkes aklını başına alsın.”

ADNAN OKTAR: Şimdi geriye git, o kelimeye dikkat et. Orada o cümleye dikkat edin, evet.

KARTAL GÖKTAN: “Bizim tek milletimiz parçalandığı, tek bayrağımız indiği, tek vatanımız bölündüğü, tek devletimiz yıkıldığı zaman kimsenin kendisini bu kıyametten uzak tutamayacağı belli değil midir?”

ADNAN OKTAR: Kıyamet. Aylardan beri yıllardan beri ne diyorum? “Eğer Türkiye’yi yıkmaya kalkarsanız kıyamet kopar” diyorum. Bak virüs dahi kalmaz dünyada, değil İngiltere, değil Adalar, değil Amerika hiçbir yer, her yer dümdüz volkanik arazi olur. Bakteri bile kalmaz. Sakın densizlik yapmaya kalkmasınlar her zaman söylüyorum. Kıyamet kopar. Tayyip Hocam da bu aylardan beri söylediğim sözümü teyit etmiş Allah razı olsun. Hayati bir açıklama. Karşılığı kıyamettir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Almanya’da yayın yapan Focus Dergisi’ne verdiği röportajda, Almanların Türkiye’ye gidilmemesi için yaptıkları uyarıları ve korkularını haklı bulduğunu, çünkü Türkiye’de kimsenin güvenliğinin, canının, malının garantide olmadığını söyledi. “Uzun zamandır Türkiye’de halihazırda hiç kimse için güvenlik garantisinin olmadığını söylüyorum. Ne canınız ne de mal ve mülkünüz için maalesef yasaların geçerli olmadığı ve adaletsiz bir dönemde yaşıyoruz. 2019’da Erdoğan’dan nihai olarak kurtulacağız” dedi.

ADNAN OKTAR: “Erdoğan’dan nihai olarak kurtulacağız.” Neden böyle konuştu acaba? Yani turistlerin gelmesini engelleyecek bir konuşma Türk ekonomisini sarsacak bir şey. Belli ki olumsuz. Almanya’yı işin içine karıştırmadan eleştirse olabilir yani buna benzer sözler edebilir bir siyasetçi olarak. Ama Almanya’ya uyarı niteliğinde ve Alman turizm şirketlerine de uyarı niteliğinde bir açıklama olmuş oluyor. Sayın Kılıçdaroğlu aklı başında bir insan, şaşırdım. 2019’da Tayyip Hoca’dan kurtulmak. Açıkça söyleyeyim 2019’da Tayyip Hoca başkan. Net söylüyorum yani, 2019’da yani partili cumhurbaşkanı. Mehdiyet devrinin de Cumhurbaşkanıdır.

İngiliz derin devletine yalakalık yapan, kendini satan herhangi bir alçağı, herhangi bir kahpeyi Türkiye Cumhuriyeti’nin başına partili cumhurbaşkanı olarak getirmeyiz. Allah adına söz veriyoruz. Asla ve kesinlikle mümkün değil, mümkünü yok bunu unutsunlar. Milli olan Türk milletini seven, İngiliz derin devletine karşı olan, dolayısıyla FETÖ’ye ve onun gibi yalakalarına, IŞİD’e, PKK’ya karşı olan, büyük Türkiye’yi savunan, Türk-İslam Birliği’ni savunan, İttihad-ı İslam’ı savunan, Turan’ı savunan kimse o gelecek. Tayyip Hoca olması şart değil, bu kafada olan herkes herhangi bir kişi olabilir. Ama herhangi İngiliz derin devletinin uşağı, herhangi bir kahpeyi devletin başına geçirtmeyiz bunu unutsunlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: 15 Temmuz şehitlerinin katilinin devlet olduğunu söyleyen CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın -görebiliriz- gelen tepkiler üzerine açıklama yapmak zorunda kaldı. Şöyle söylüyor: “Bu darbe teşebbüsünün tiyatro tarafı var, açıklanmaya muhtaç tarafları var. O gece Boğaz Köprüsü’nde silahlı bir güç var. Bu gücün karşısına halkı niye yönlendiriyorsun? 250 bin kişilik polis ordusu var bu polis gücünü sahaya sürmüyorsun masum insanlara diyorsun ki ‘gidin direnin.’ Bu insanlar orada da şehit oluyorlar. Bunun hesabının sorulması lazım. Benim söylediğim bu” dedi.

ADNAN OKTAR: Polis gücü niye kullanmadı ben de ona hayret ediyorum. Yani çok fazla polis varken az polis vardı ortada. Böyle bir şeyde polis kaynaması lazım ortalık. Polis bulamadık ortada. Ama oynanan oyunun nasıl olduğu anlatılırsa halk daha iyi anlar yani polis neden hareket edemedi, bir kilitleme sistemi yapılmış bunun açıklanması lazım. Bunu biz de açıklayabiliriz ama ne kadar açıklayabiliriz, bizde ne kadar bilgi var tam emin değilim. Ama hakikaten garip durdu. Ama halk darbeyi önledi tabii bu da şanlı bir şey. Darbeye esaslı bir darbe. Çünkü halkın asla kabul etmeyeceğini gördüler. Yani halkı öyle kuzu kuzu ezebilecekleri, yönlendirebilecekleri imajı kafalarından kalkmıştır. Tabii o polisin o gün neden atakta olmadığı neden çok fazla polisin görevde olmadığı bir muamma. Onun birçok nedeni vardır, teknik olarak o açıklansın. İçişleri Bakanı bunu açıklasın ki mesele vuzuhata kavuşsun, mutlaka teknik açıklaması vardır. Benim bildiğim birkaç sebepleri var ama bunun dışında daha da kapsamlı sebebi olabilir. Benim elinde belge yok yeteri kadar. Açıklama olursa çok iyi olur, yani bu dedikodu da vuzuhata kavuşmuş olur kapanır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: CHP Antalya Milletvekili Mustafa Akaydın ilk açıklamasında şöyle demişti: “15 Temmuz darbesi bir tiyatrodur. Bu ne biçim darbe?” diyor. “Meclisi bombaladı bir milletvekili bile ölmedi. Bizim pilotlarımız bardaktaki suya bile nişan alıyorlar.”

ADNAN OKTAR: İşte orada bir harika oluştu onu anlatmak lazım. Her şeyin nedenini açıklamak iyi olur. Neden bunu yapamadılar? Çünkü hakikaten yapmak istiyor ve yapamadı. Adamın milletvekili falan ayırt ettiği yok. Kime rast gelirse ateş etmek istiyor. Bunların hepsini teknik, akılcı, yapılan yargılamadaki ifadelerle uyumlu açıklamaları vardır. Bunu hükümet bir brifing mi veriyor, bir açıklama şeklinde belirtsin. Çok iyi olur bunların hepsi vuzuhata kavuşur.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Nasıl tövbe edilir?

ADNAN OKTAR: Candan ve samimi olarak “Ya Rabbi ben bir daha bu hatayı yapmayacağım” dersin bu tövbe olur.

Evet.

VTR: Merhaba ben Umut. Cehennemdeki insanlar da Allah’ı görecekler mi?

ADNAN OKTAR: Hayır. Sadece cennet ehli Allah’ı görüyor. Cehennem ehli cehennem meleklerini görür, onlar da görünümleri korkunç olarak görünür onlara. Birbirlerine güzel görünür, melekler birbirlerine çok güzel görünürler. Yalnız işin ilginç yanı çok gariptir şaşırtıcıdır, meleklere cennet gibi görünüyor cehennem, hoş görünüyor. Yani rahatsız olmuyorlar onlar. Bu Allah’ın mucizesi. Huzur içinde, sevinç içinde yaşıyorlar orada. Çünkü sonsuza kadar orada görevliler, bu Allah’ın bir mucizesi. Onlara cehennem olarak görünüyor, cehennem ehline cehennem olarak görünüyor.

Evet.

VTR: Yaratıcının varlığını kanıtlayacak bilimsel deliller var mıdır?

ADNAN OKTAR: Aksinin imkansız olmasından anlarız Allah’ın varlığını. Yani aksi tesadüf oluyor. Tesadüf imkansız olduğu için iki seçenek var; ya tesadüf ya bilinçli bir şuurun kainatı yaratmış olması. Tesadüfü matematik açıdan imkansız olarak bilim adamları değerlendiriyor. Yani her aşamada her yerde hepsinde matematik bir mükemmellik var. Yani yüksek bir akıl, yüksek bir teknoloji, yüksek bir geometri anlayışı, yüksek bir matematik anlayışı, yüksek bir plan, bir altın oran bütün kainatta hakim. Bu tesadüfen olur mu? Fizik kurallarına göre bilime göre bu imkansız. O zaman yaratıcı var. Fizik problemleri de öyle çözülüyor çözülürken zaten. Mesela sonsuz ihtimal oluyor, sonsuz ihtimale göre yapmıyor fizikçiler, Allah’ın yaratmasının mükemmel olmasına göre hesaplanıyor. O zaman şakır şakır bütün her şey çözülüyor. Eğer mükemmelliğe göre değil de kaosa göre hesaplanırsa hiçbir şekilde çözülemiyor, kör açmaz oluyor. Ama bir bilincin varlığına göre, bir planın varlığına göre çözüldüğünde mutlaka çözüme ulaşıyor. Bunu Einstein, modern fizikçiler tamamı uyguluyorlar ve uyguladılar. Onun için tamamı modern fizikçilerin hepsi Allah’a inanırlar, inanmayan hiç yok aralarında.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amerika PYD’ye IŞİD’le mücadele gerekçesiyle 121 tır silah daha gönderdi Adnan Bey. PYD’yi silahlandırması kesintisiz olarak devam ediyor Amerika’nın. Amerikan ordusunun kullandığı zırhlı Hammer’ler de gönderilen araçlar arasında. Yakıt tankerleri de var. Böylece Amerika toplam 1021 tır mühimmatı PYD’ye ulaştırmış oldu.

ADNAN OKTAR: Silahlandırıyor PYD’yi. Şimdi Amerika o kadar büyük hata yapıyor ki. Bak hata yapıyor diyorum şimdi bir yere yazsınlar. Neden hata yaptıklarını “dememiş miydim?” diye açıklayacağım daha sonra. Belki 1 yıl sonra belki 2 yıl sonra. Bak “dememiş miydim?” diye açıklayacağım. Çok büyük hata yapıyorlar. Silahlandırmaya devam edecekler bunlar. Bayağı bir silah verecekler. Ve şimdiden söylemeyeyim de bir daha söylüyorum bir yere yazsınlar çok büyük hata yapıyorlar. Binlerce kere pişman olacaklar. “Keşke yapmasaydık” diyecekler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Beyza. Derin düşünmenin sırrı nedir?

ADNAN OKTAR: Beyza, esmer güzelisin çok güzel kızsın. Derin düşünmenin sırrı samimiyet sadece samimi olmak. Yoksa derin düşünmeye çalışıp da insan derin düşünemez. İnsanın elinde değildir derin düşünmek o yanlış biliniyor. “Hadi derin düşüneyim” dersin hiçbir şekilde derin düşünemezsin. Ama samimi olursan derin düşünmek istemesen bile derin düşünürsün. Yani birdenbire Allah aklına getirir. Ama samimi olan zaten derin düşünür. Ben anlamanız için söylüyorum. Samimi olan zaten derin düşünmeyi sürekli ister.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Türkiye’de ezanın hükmü nedir?

ADNAN OKTAR: Çok mantıksız bayağı mantıksız. O devirdeki insanların dar düşüncesini gösteriyor. Şimdi biz Fransa’ya gidiyoruz, Fransızca ezan biz ne bilelim? Mesela satıcı da bir şeyler satmak için yüksek sesle bağırıyor olabilir, belediye insanlara açıklama yapıyor olabilir biz ne bilelim ne olduğunu? Rusya’ya gidiyoruz Rusça ezan ne bilelim? Ama ortak bir ezan Japonya’da da, Türkiye’de de, Almanya’da da her yerde anlaşılır, ortak bir ezan olması lazım Arapça. Öbür türlü anlaşılması mümkün değil ne bileceksin onun ne olduğunu? O okunanın ne olduğunu bilmek mümkün değil.

Evet.

VTR: İlişkilerde bir güven problemi yaşanıyor ve biz bunun neden kaynaklandığını aslında merak ediyoruz. 10 yıllık, 20 yıllık, belki 2 yıllık, belki 5 aylık ilişkilerde bile güven sorunu var. Bu insanlarla mı alakalı bir şey yoksa doğanın bize vaat ettiği bir şey mi, insanın doğasında olan bir şey mi? Ben bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Dünyada, bir kısım insanlar için söylenir bu, ‘En tehlikeli varlık insan’ derler. Yılandan, akrepten hepsinden daha tehlikelidir. Ne yapacağını ne edeceğini hiç tahmin edemezsin. Onun için halk arasında derle ki “kork Allah’tan korkmayandan.” Şimdi Allah’tan korkan, IŞİD de “Allah’tan korkuyorum” diyor ama cellat adamlar. Taliban, El-Kaide de “Allah’tan korkuyorum” diyor. Yani o anlamda değil. Allah’tan korkan, samimi iman eden, yüzünde onun alameti olan insan olması lazım. Bir kere samimi olması lazım, kendi olması lazım. Oyun oynamayacak, tiyatro oynamayacak, kendi yüzü, kendi sesi, kendi kişiliği olacak. Allah’tan korktuğu kabadayılığından anlaşılır. Ne demek? Tamamen kendini Allah’a bırakmış sevdikleri için yaşayan insan. Bir adam egoistse mutlaka bir şey yapacak demektir. Sen egoist adama güvenirsen yahut bir başkası güvenirse yahut insanlar güvenirse egoist, insana eninde sonunda bir şey yapar. Egoist olmaması lazım, kendi için yaşamaması lazım. O zaman dünyanın en güzel varlığını hak eder; kadın dünyanın en güzel varlığıdır. O zaman o ona güven duyar, onun dışında güven duymaz. 20 yıl, 30 yıl ömür boyu güven duymuyor. Asla güven duymaz. Haklı da, çünkü ne zaman vuracağı, mesela kadın 60-70 yaşına geliyor beraber yaşamışlar 40 yıl, kadın kanser oluyor “biz ayrılsak mı acaba?” diyor. Kadını kapının önüne koyuyor. Duyuyorsunuz görüyorsunuz. Yahut yeni evli genç mesela “Aşık olduk deli gibi birbirimizi seviyoruz” diyor, kadın ağır bir hastalığa yakalanıyor adam ortadan kayboluyor. Veyahut kadın ortadan kayboluyor. Çok korkunç.

Evet, dinliyorum.

VTR: Osmanlı’nın içindeki çekişmenin ana sebebi sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Tesettürün çok yakışmış canımın içi Allah sana uzun ömür versin. Bu sıcak havada tesettüre girmişsin çok büyük sevaba giriyorsun. Çarşaf niyetine örtünmüş, kendini güvende hissetmemiş demek ki, içtihat emiş çarşaf niyetine örtünmüş. Cennet nasip etsin Allah sana, cennet pınarlarında istediğin gibi giyinmeyi nasip etsin. Ben güzelimi bir daha dinleyeyim.

VTR: Osmanlı’nın içindeki çekişmenin ana sebebi sizce nedir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, tek sebebi İngiliz derin devletidir. Halen de bela, hükümetin de başına bela şu an İngiliz derin devleti. Sultan Abdülaziz devrinde başladı bu alçak saldırı, günümüze kadar devam ediyor. Adamlar manyak yani ırkçı, Darwinist, Allahsız, Kitapsız, Türk milletinden de nefret ediyor, yok etmeye azmetmişler kendi kafalarına göre. Bir oradan bir buradan, bir oradan bir buradan yaklaşıyorlar. Bütün bunların ecdadı da böyleydi, onlardan bir miras kaldı bunlara o, “Türk milletini yok edin” diye bunlara vasiyet ettiler. Onlar da o vasiyeti yapmaya çalışıyorlar şu an güya kendi kafalarına göre, buna müsaade etmeyeceğiz. Osmanlı’yı yıkan İngiliz derin devleti ve Darwinizm’dir başka bir şey değil.

Evet.

VTR: Kadir Cebeci. Karaciğerimi birine bağışlasam alkol içse bana günah yazılır mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, niçin olsun apayrı bir şey o. Bu gelenekçi hocalara falan çok soruyorlar bu tip soruları. “Mezarlıkta gazoz içsem günah olur mu?” “Efendim bir sual geldi şimdi” diyor “Mezarlıkta gazoz yani içilir mi? Gazozu nereden almış onu öğrenmek lazım yani” diyor. Adamı illet ediyor bırak münasebetsizliği. Kardeşim, İslam alemi paramparça olmuş millet kan ağlıyor. Irak, Suriye her yer işgal edilmiş, Yemen işgal edilmiş, Libya işgal edilmiş, Afganistan işgal edilmiş kan gövdeyi götürüyor. Adam “şurada tırnak kesilir mi, tırnağı kesilince ne yapacak?” İnsanın ağzına dolu dolu geliyor cevap vermek. Bu delikanlıyı tenzih ediyorum, o biraz fikir jimnastiği yapmış modern bir delikanlı aklı başında bir delikanlı.

Evet.

VTR: Kültür zenginliğinin imana etkisi var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii olur, kültürlü insan daha güzel Allah’ı düşünebilir, daha derin düşünebilir, daha ufku geniş olur. Kelime hazinesi, düşünme ufku derinleşeceği için tabii ki faydası olacaktır.

VTR: Merhaba. Adnan Hocam, 2017’deki ekonomi hakkındaki yorumunuz nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, ekonomi Türkiye’de Mehdiyet olduğu için bereketli olur. Ama çok da yükselmez de fakat iyi de olur çok çok yükselmez Mehdiyet’in bereketiyle. Ama genel olarak dünyada ekonomik kriz devam edecek eder yani 2019-2021’lere kadar devam eder. Hz. Mehdi (as)’ın zuhuruna kadar mümkünü yok aksi olmaz.

VTR: Allah sırrını kimlere açıklar?

ADNAN OKTAR: Gerekli olanlara, hak edenlere, derin düşünenlere, Kendini sevenlere, Kendine dost olanlara. Sırlarını aslında Allah açıklıyor da görmezden geliyorlar. Mesela Lulin Kuyruklu Yıldızı Allah’ın bir sırrı, anlamazdan geliyorlar. Sırlarını Allah çok açık anlatıyor.

Evet.

VTR: Gençlere neden bu kadar değer veriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gençler gelecektir. Geleceğin yöneticileri, geleceğin gücüdür. Ama tabii sırf gençlere değil herkese değer veriyorum, önem veriyorum, dikkatimi veriyorum. Ama gençlik tabii her zaman için ön plandadır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk de öyle hep gençliği esas almıştır. Hz. Musa (as) da öyle gençleri esas almıştır. Ashab-ı Kehf gençlerden oluşuyordu. Resulullah (sav)’in ilk talebeleri hep gençlerdendi. Hz. Ali (kv) gençti mesela.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Eserleriniz faydalanılarak yeni bir belgesel daha yayınlanmaya başlanıyor Adnan Bey. İsmi “Doğa Uyanıyor.” Bu belgeselde bahar ayında doğada gerçekleşen değişikliklerle beraber hayvanların ve bitkilerin bahar mevsimini nasıl takip ettikleri, zamanlamaları nasıl ayarladıkları ve buna göre yaşamlarındaki geniş kapsamlı değişiklikler anlatılıyor. Ağaçların çiçek açma kararları, hayvanların göç etmedeki mükemmel zamanlaması ve kış uykusuyla vücut fonksiyonlarını en aza indiren hayvanların tekrar nasıl aynı sağlık ve güçte hayatlarına devam ettikleri anlatılıyor. Kardeşlerimiz bu belgeseli A9 TV’de yarın saat 21’de izleyebilirler, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Güzel. Evet.

VTR: İnsanlar neden hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor?

ADNAN OKTAR: Evet, ölümü unutmaları lazım. Allah’ı en başta, sürekli akıllarında tutmaları lazım. Öyle bir sistem, yani İngiliz derin devletinin özel bir politikası var Darwinizm’i ön plana çıkaran, dini geriye çeken. Müslümanları korkunçmuş gibi gösteren, şeffaflaştırılması gereken kriminal tiplermiş gibi göstermeye çalışan bir politikası var ve bunu destekleyenler de var. Dolayısıyla insanlara din filmlerle, tiyatroyla şununla bununla unutturulmaya çalışılıyor. Bunun sonucunda da insanlar tabii Allah’ı unutmuş yaşıyorlar. Bu da görünüşte sanki hiç ölmeyeceklermiş gibi bir görünümün oluşmasına neden oluyor.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında en son yayınlanan makaleniz şunlar Adnan Bey: Ortadoğu’nun en büyük üçüncü haber sitesi olan The Peninsula Katar’da “Ana akım batı medyasının algı operasyonları ve gerçekler” başlıklı makaleniz yayınlandı. Bu sitede Başbakanımız Binali Yıldırım gibi önemli siyasilerin ve yazarların köşe yazıları da yayınlanıyor. Yazınızda, batı basınında Türkiye aleyhine çıkan haberlerde yer alan Cumhurbaşkanımız’a atılan iftiralar, Türkiye’de düşünce özgürlüğü olmadığı, IŞİD’le mücadele etmediğimiz, 15 Temmuz’un kurgulanmış bir darbe olduğu gibi asılsız iddialara tek tek cevap veriyorsunuz.

El-Salvador’da Şii İslami Kültür Merkezi’ne ait ilk Latin Amerika İslami dergi Revista Cultural Biblioteca İslamica Dergisi’nde “Dünyada artık Guantanamolar olmamalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, terörü ve şiddeti ortadan kaldıracak olan asıl etkenin dünyanın değişik noktalarına saklanmış hapishaneler, akıl almaz sorgu yöntemleri, işkenceler değil, terörü doğuran sebeplerin ve besleyen felsefelerin fikren ortadan kaldırılması olduğunu anlatıyorsunuz. Bunun da ancak kapsamlı bir kültürel çalışmayla mümkün olabileceğini vurguluyorsunuz.

Borneo Adası’nda yer alan Brunei Sultanlığı’ndan yayın yapan Utusan Bornea’da Malezyaca “Malezya-Türkiye birliğinden kuvvet doğar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, Malaylar ve Türklerin hem bölgesel hem de uluslararası düzeyde Ortadoğu, Asya, Afrika’nın kökleşmiş sorunlarına çözüm üretmek, küresel barışa,, refaha, sosyal adalete, istikrara katkıda bulunmak için tam bir birlik içinde çalışmalarının öneminden bahsediyorsunuz. Bu yazınız, İngilizce olarak da Malezya’nın ulusal haber ajansı Bernama’da ve Malezya’dan yayın yapan Malaysian Digest’te de yayınlandı.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision “Siber saldırı ne kadar büyük bir tehdit?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda geçtiğimiz aylar içinde dünyayı etkileyen iki büyük siber saldırı üzerinde duruyorsunuz. Nefret ideolojisine karşı ciddi bir çalışma yapılmadığı, insanlar sevginin hakim olduğu bir düşünce sistemine yöneltilmediği sürece bu tehlikenin tüm dünyayı saracak bir belaya dönüşebileceğini anlatıyorsunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

Evet, dinliyorum. Sorular devam etsin.

VTR: Rüyanın mantığı nedir?

ADNAN OKTAR: Rüyanın mantığı, çeşitli hayat şekillerini Allah bize gösteriyor. Yani yemek yediğimizi zannediyoruz ama “aslında yediğiniz bir şey yok Ben yaratıyorum”u Allah bize göstermiş oluyor. Cennetin nasıl olabileceğini görüyoruz. Ölümün nasıl olabileceğini görüyoruz. Mesela her gün ölüyoruz, adam bir kere öleceğini zannediyor halbuki her gün ölüyor insanlar. Ölümden dirilişin nasıl olacağını görüyoruz. Çeşitli hayat boyutlarını görüyoruz ve rüyada da eğitiliriz biz. Hikmetleri say say bitmez.

Evet.

VTR: Hayatınızda yapmak istediğiniz üç şey nedir?

ADNAN OKTAR: Bir tanem sen çok güzelsin, çok sağlıklı, çok doğal bir güzelsin. Naturel mi deniyor ona öyle güzel hoş bir güzelliğin var. Seni bir daha göreyim ben.

VTR: Hayatınızda yapmak istediğiniz üç şey nedir?

ADNAN OKTAR: Bir; İslam’ın dünyaya hakimiyetini istiyorum. İki; savaşların ve silahın ortadan kalkmasını istiyorum. Üç; insanların Allah’ı coşkuyla, derin aşkla sevip birbirlerini de coşkuyla derin aşkla sevmelerini istiyorum.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Tablolarınızı görebiliriz isterseniz.

ADNAN OKTAR: Göreyim. Şahane ve çok kısa sürede yaptım. Kız arkadaşlarım yanımdaydı. Fırçayı iki-üç kişi tutuyor, boya tüpleri de bir kaç kişinin elinde. “Beyaz” diyorum beyaz veriyorlar, “yeşil” diyorum yeşil veriyorlar, “mavi” diyorum mavi. Akıl almaz bir süratle yaptım. Peş peşe, peş peşe. Yarın yine başlıyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bekir Bozdağ Türkiye’deki özgürlüklerin garanti altında olduğunu anlatırken, “Kimse giydiği kıyafetten dolayı bu ülkede tutuklanmıyor. Kimse hakkında giydiği şorttan dolayı adli soruşturma yapılmıyor” dedi. Ahmet Hakan bu sözler hakkında şu yazıyı yazdı. “Daha neler. Kimse zaten böyle bir şey demiyor. Denen şu: “Bu ülkede şort giydi diye kadınlara saldıran şerefsizler var. Kadınlar müdahale etmeyi kendine hak gören alçaklar var. Kılık kıyafet zabitliğine soyunan madrabazlar var. Millet ise şunu soruyor: “Neden bu alçaklarla doğru düzgün mücadele etmiyorsunuz? Adli soruşturma başlatmıyorsunuz?” deniyor. Siz meseleyi bu denli yanlış anlayarak nasıl çözeceksiniz? Anlamak mümkün değil.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Yani biraz tabii kabaca ifade etmiş görüşlerini ama haklı yönü var. Böyle çok fazla alçak, ahlaksız var, haysiyetsiz, namussuz iblis var. Kadınları hizaya getirme kafasında adamlar. Yani kıyafetine karışıyor, saçına karışıyor, makyajına karışıyor. Her şeyine karışıyor. Elinde sopayla veyahut dilindeki zehirle olmadık ahlaksızlık yapıyorlar. Böyle ahlaksızlar internetten kadınları rahatsız eden ahlaksızlara da, sokakta rahatsızlık veren ahlaksızlara da en güçlü cezalar seri şekilde verilsin. İnternetten de hanımları rahatsız ediyorlar, ahlaksızlık yapıyorlar, bu hafife alınmaması lazım. Tehdit eden oluyor, ağzını bozan oluyor, dangalaklık yapan oluyor. Haysiyetsizlik, şerefsizlik yapan oluyor. Birçok karaktersiz, haysiyetsiz, namussuz, güçsüz, gücünü kaybetmiş, kıskanç, hasut, homoseksüel ve itlik peşinde olan alçak insanlar kadınları akıl almaz rahatsız ediyorlar her yerde, bu doğru. Bunun üstüne hükümetin daha güçlü gitmesi lazım. Başörtülü hanımlara da ahlaksızlık yapıyorlar, başı açık hanımlara da ahlaksızlık yapıyorlar özellikle internetten. Savcılıklar bu adamları süratle yakalayıp, süratle cezalandırıp bunların ibret haline getirilmesi gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Batuhan. Çağrı merkezindeki kadınlara çok fazla hakaret ediliyor. Bunların çözümü nedir?

ADNAN OKTAR: Mesela, bak, çağrı merkezlerinde hanımlara hakaret ediliyor. Anında yakalansın. Anında rezil edilsinler, yani çok seri bir polisiye önlem olsun ve cezaları da artırılsın. Burunlarından getirilsin. Yani kadınlar bu dünyada ve Türkiye’de özgürce, göğsünü gere gere yaşayacak. Biz bundan mutazarrırız. Rahat değiliz, huzurlu değiliz. Bir an önce halledilmesi lazım. Hiçbir yerde kadınlara baskıyı kabul etmiyoruz, hiçbir yerde.

Evet.

VTR: Bayanlara gereken saygının ve itinanın gösterildiğini düşünmüyorum. Sizce bu neden?

ADNAN OKTAR: Canımın içi önce çok güzelsin, onu söyleyeyim. Kıyafetin çok yakışmış, giyim tarzın nefis, gözlük de çok yakışmış, zaten yüzün çok güzel. Kadınların değerini bilmeyen hayvanlara, sığırlara bunu öğreteceğiz. Anlamıyorlarsa kanunla hukukla öğreteceğiz. Gereğini yapacağız. Hükümete de bu konuda dilekçe verelim, İçişleri Bakanlığı’na da dilekçe verelim. Yazarlar da bütün gücüyle bu konuya yüklensinler. Bu konuda mesele kökünden çözülsün. Kadınlara karşı alçaklık, ahlaksızlık istemiyoruz. Hakaret istemiyoruz. Baskı istemiyoruz. İstediği gibi giyinecek. İstediği gibi makyaj yapacak. İstediği gibi sokakta gezecek, kimse de karışamaz.

Evet.

VTR: Merhaba ben Tuğçe. Kadın hakları eğitimi sizce hangi yaşta başlamalıdır?

ADNAN OKTAR: Tuğçe çok güzelsin bir tanem, çok çok güzelsin. Bak çocukların hepsi bizar. Bu milli felaket. Kadınlara baskıyı yapan ahlaksızları, alçakları hukuk kanun iyice köşeye sıkıştırsın. Hukukla, kanunla bunların burunlarından getirelim. Bunlar yürek yemiş gibi bir çirkin cesaret içinde bu alçaklar. Genç kızlar da bunları hiç önemli görmüyor. Bunlar bir avuç, yüz binde bir. Bu alçaklar yüzünden huzurunuz kaçmasın, istediğiniz gibi giyinin, istediğiniz gibi gezin. Göğsünüzü gere gere gezin. Saçınızı da boyatın, bakım da yapın, mini etek de giyin, mini şort da giyin, dekolte de giyinin. İstediğiniz gibi yaşayın. Müzik, resim, heykel, sanatın her türlüsüne yönelin. Ahmak bazı bağnazların, yobazların, akılsız PKK’lıların, akılsız bazı psikopatların, yetersiz kalmış alçakların, karaktersizlerin kıskançlığına, hasetliğine aldırış etmeyin.

Evet.

VTR: Sizce kızlara bu renkler yakışıyor mu, saçlarının renkli olması?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen bir kere çok tatlısın en başta onu söyleyeyim. Ve olağanüstü yakışmış, çok çok güzel olmuş. Tam tarz olmuşsun. Çok şekersin ama kız olarak da çok çok güzelsin onu da söyleyeyim. Saç çok ciddi şekilde renk vermiş, çok hoş olmuş, tabii ki yakışıyor.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Rize’nin Güneysu ilçesinde önce markete girip alışveriş yaptı. Daha sonra aldığı çikolataları çocuklara dağıttı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam çok şekerdir. Böyle insana bu kadar çirkin laf ediyorlarsa ben onların vicdanından, aklından şüphe ederim. Bu çirkin sözleri edenlerin vicdanından, aklından, karakterinden şüphe ederim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bayanların birbirlerinin makyaj malzemelerini kullanmaları hijyen açısından doğru mudur?

ADNAN OKTAR: Ya bu nedir? Hepsi güzel, hepsi birbirinden güzel. MaşaAllah çok çok güzelsin. Canımın içi, güzeller güzelim, tabii ki sen titiz kibar bir kızsın. Sen zaten böyle bir şeye yanaşmazsın. Tabii ki çok riskli, Allah esirgesin sarılık olabilir, sarılık taşıyıcısı olabilir A, B, hatta C Allah vermesin. Mantar olabilir, bakteriyel enfeksiyonlar olabilir. Yahut grip, nezle virüsü olabilir. Rujda, rimelde her şeyde bulunabilir. Sakın ha sakın, aman ha aman. Başkasının kullandığı makyaj malzemesini sakın kullanmayın. Taze, temiz ve kaliteli olmasına dikkat edin. Alerjikse de kullanmayın. Yani çok özenli olun. Siz Allah’ın yarattığı çok çok güzel varlıklarsınız. Her şeyinize titiz olacağız sizin, siz de kendinize çok titiz olun. Yemeniz, içmeniz her şeyiniz çok önemli. Zeytinyağlı sebze yemekleri yiyin, hafif yemekler. Et mutlaka alın. Proteine çok önem verin. Uykunuza dikkat edin. Çok fazla olmamak şartıyla ara ara güneşlenin on dakika falan. Vitaminlerin tamamını almaya çok dikkat edin ve süt ürünlerini çokça tüketin.

Evet.

VTR: Güzele “güzel” der misiniz sizin olmayınca?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, sen Allah’ı övmüş oluyorsun. Allah sana cennette nasip eder, en azından cennette sana nasip eder. Tabii ki güzele “güzel” demek gerekir. Çünkü Allah’ı övdüğün için Allah’a iltifattır o. Allah’a sevgidir. Mutlaka güzele “güzel” demek lazım.

Evet.

VTR: Sigara fiyatlarına zam gelmesine rağmen sigara içenlerin sayısı hiç azalmıyor. Sizce bunun sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bu sigaranın bir felsefesi var. Onun felsefesini gençlere anlatmak lazım. Kimse bunu anlatmadı. Sigara sadece “zararlıdır” diyorlar. Bakıyorlar kimse de ölmüyor sigaradan. Ayakta duruyor, gençler hepsi içiyor, hiçbir gencin öldüğünü de görmüyorlar. O zaman inanmıyorlar tabii. Ciddi bir rahatsızlık da görmüyorlar ilk planda. Halbuki yavaş yavaş yıpratır sigara. Birden yıpratmaz. Felsefesini anlatmak lazım. Belki onu kitap olarak hazırlayabiliriz felsefesini. Yani öyle olursa olabilir. Çünkü felsefesinde sorun var sigaranın. Yani zevk alındığı için içilmiyor, felsefesinden dolayı içiliyor. Mesela esrar da felsefesinden içiyorlar, esrarda bir şey olduğundan değil.

Evet.

VTR: 3. Dünya Savaşı çıkarsa hangi sebeplerden dolayı çıkar ve nedenleri sonuçları ne olur?

ADNAN OKTAR: 3. Dünya Savaşı şu an devam ediyor, yavaşlatılmış olarak devam ediyor. Yani son dönemde sekiz milyon Müslüman şehit edildi, sekiz milyon. Bu çok yüksek bir rakam, bu bir dünya savaşıdır. Libya, Mısır, Suriye, bütün İslam ülkelerinde sekiz milyonun üstünde insan şehit edildi ve bu devam ederek gelişiyor. Devam ediyor şu an.

Evet, hanımların, beylerin sorularına devam edelim.

VTR: Kendinizi tek kelimeyle anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Tek kelimeyle zor ama özellik açısındansa samimiyim, tek kelime olarak onu diyebilirim; samimiyim.

Evet.

VTR: Merhaba ben Özbekistanlıyım, bir gün Türkiye ve Özbekistan birleşebilir mi?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bir tanem o zaten mantıksız yani Konya’nın bizden ayrılması gibi, Kastamonu’nun bizden ayrılması gibi. Her yönden aynı olan bir millet parçalanmış. İnanılır gibi değil.  Yani dünyada da benzeri yok bunun, bu müthiş bir skandal. Yani Türk milletinin parçalanmış olarak yaşıyor olması büyük bir skandaldır. Hiçbir millet parçalanmış yaşamıyor. Olacak iş değil.

“Sosyal medyada canlı yayın var ama televizyonda neden yok?” RTÜK’e sormak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Seyhan, Balıkesir Burhaniye, Ören Çarşı’da Bijuteri ve el sanatları üzerine hizmet vermekteyiz. Ülkemizde el sanatları bölümlerine gereken önem ve değer verilmemektedir, acaba neden? Cevaplarsanız sevinirim. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Bütün Türkiye’de ve bütün dünyada bir sorun bu. El sanatları çok hayati bir konu. Özel devlet desteği gerekir bunun için yani vakıf ve devlet desteği. O zaman olabilir yoksa az kazançla el sanatlarına insanlar yönelmezler. Yani çünkü muazzam bir fedakarlık gerektiriyor, bunu yapmazlar. Yani büyük bölümü yapmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Erkekler neden aldatır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm sevgiyi bilmediği için, merhameti bilmediği için, şefkati bilmediği için, derinliği bilmediği için, senin kıymetini bilmediği için, seni üzmek onu enterese etmediği için, kalbinde vefa duygusu olmadığı için, sayarım sabaha kadar sayılır. Yapar yani. Allah’tan korkarsa, Allah’ı severse, kalbinde aşk varsa, tutku varsa bir genç kızı üzmek dehşet verici bir şeydir. Yani ölse daha iyi, yani bir genç kızın azap içinde yaşamasına vesile oluyorsa ölse daha iyi. Çok yazık, çok günah. Yani ona mutsuzluğu tattırmak çok korkunç. Oyun oynamaya gerek yok. Dürüst olsun, samimi olacak. Kalleşlik yapması için bir neden yok. Karşıdaki dürüst, samimi, tertemiz insan. Neden kalleşlik yapıyorsun? Neden alçaklık yapıyorsun da üzüyorsun? Öyle ahlaksız yaşayacaksan hiç yaşama daha iyi. Allah’a dua et, seni hiç yaşatmasın. Ne kadar erken bitse o kadar iyi çünkü her gün günahın artacak.

Hanım kardeşlerimizin, bey kardeşlerimizin sorularına devam.

VTR: Adnan Bey ekranlarda çok neşelisiniz bu neşenizi neye borçluyuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi senin güzelliğini görüp de insanın içinin açılmaması mümkün mü? Allah sana uzun ömür versin, hidayet, sağlık versin. Allah sizi böyle güzel yarattığı için Allah'a hamd ediyorum. Tabii ki Allah'ı çok sevdiğim için, ona aşık olduğum için böyle güzel insanlar olarak tezahür ediyor Allah, tecelli ediyor o da bana heyecan, mutluluk ve sevinç veriyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben bir gazeteciyim ve gazetecilerin üzerinde baskı olduğunu düşünüyorum ve bunun ne zaman giderileceğini merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım eğer üstünde baskı hissediyorsan söyle. Ben seni burada yayına çıkarayım. Sonuna kadar senin yanında olayım. Destekleyelim ama bana müspet olumlu bir delil vermen lazım, hukuki bir delil vermen lazım. Yeri göğü ayağa kaldırırım varsa. Ama hayali olursa ki seni tenzih ediyorum bu geçersiz olur. Ama müspet olumlu gerçek manada bir delil varsa hemen.

Evet.

VTR: Adım Göksel. İnsanlar çevresindekilere karşı neden duyarsız?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Göksel sevgisizlikten, Allah korkusu olmamasından, insanlardan yıldıklarından, insanlardan korktuklarından oluyor. İnsanları barıştıracağız. İnsanları barıştıralım. Birbirlerini sevsinler. Selamlaşsınlar. Arkadaş olsunlar. Aslında bütün insanlar iyi. Boş yere birbirlerinden korkuyorlar. Boş yere egoist oluyorlar. Dünyada çok çok ihtiyacı olan hiçbir şey yok. Biraz yiyecek, biraz içecek insana yetiyor. Boş yere hırs yapıyorlar. Boş yere kendilerini parçalıyorlar.

Evet sorular devam etsin.

VTR: Onu almadan asla dışarı çıkmam dediğiniz aksesuar hangisi?

ADNAN OKTAR: Tesbihim yani tesbihlerim. Şahane.

Evet.

VTR: Merhaba ben Irmak. Evrim teorisine inanıyorum. Bu konu hakkında görüşlerimi değiştirebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Irmak bir kere tarzın çok güzel olmuş. Saçın çok güzel olmuş. Hızman çok güzel olmuş. Çok yakışmış. Hoş kızsın canımın içi. Tesadüf neyi yapar ki? Tesadüfün yaptığı bana bir şey göster. Bu kadar alemi, mühendislik harikası alemi, mimari harikası alemi, geometri harikası alemi tesadüfün yapamayacağı açık. Senin de asla inanmayacağını biliyorum. Ama ben sana kitap hediye edeyim, kitap göndereyim, daha detaylı oradan görürsün. Çok kötü bir hurafe. Putperest bir pagan dini. İnsan acıyor yani o pagan dininin mensuplarına acıyor. Ama benim canım tabii inandığını ifade etmiyor. Yani geçersizliğini bana bir daha vurgular mısın diyor. Ben öyle anladım. Benim canım zaten süper zeki ve uyanık kız. Onu Darwinistlerin hurafeyle ikna etmesi mümkün değil. Çünkü sorar “tesadüf neyi yapmış, bana onu göster” dese bitti. Veyahut “bir ara fosil göster bana” dese, bir tane. Bak Adnan Bey “on trilyon vereceğim” diyor. Değil mi? “Al ara fosili önce bir bana göster. Beraber götürelim. On trilyonu alalım” dersin. “Tamamı senin olsun” dersin adama ki gönlü daha da açılsın. Ara fosil olsa alıp getirirlerdi. Bir tane ara fosil yok. Doğru söylemiyorlar. Yalan söylüyorlar, aldatıyorlar demeyeyim, kaba olur onlar. Ama oyun oynuyorlar. Yani orta oyunu tuluat.

Evet.

VTR: Merhaba ben Esat. İçe kapanmanın nedeni nedir ve bunu nasıl çözeriz?

ADNAN OKTAR: Aman aman aman içe kapanma çok tehlikelidir. Yani ruh hastalıklarının bütün anormalliklerin başıdır. İntihara kadar gider. Kuran bütün ruhi rahatsızlıkların tek çözümüdür. Kuran'a sıkı sıkıya sarılırsa mümin, hiçbir şeyi kalmaz.

VTR: Dünyada insanlar öldürülürken, sizce diğer insanların bu kadar rahat yaşaması doğru mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım senin vicdanın güzel. Sen Allah insanısın. Ama insanların birçoğu vicdansız. Sizler çoğunluktasınız. Merhamet insanları çoğunlukta. Sevgi insanları çoğunlukta. Sadece bir araya gelmeniz kaldı geriye. Hanginize baksak güzel insansınız. Hanginize baksak Kuran Müslümanısınız. Bir tane bağınıza rastlamadık, bir tane.

Kadınlar çok güzel varlıklar. Onları akıl almaz baskı altında yaşatmışlar. Dünyada muazzam bir haksızlık yaşanmış yüzyıllarca. Büyük bir bela yaşanmış. Kadınlar çok efendidir, sakindir, mazlumdur, kibardır, saygılıdır, nezihtir, ruhu yüksektir, merhametli, affedicidir. Ondan istifade ile birçok alçak, kadınları ezmeye kalkmış. Bundan sonra nefes aldırmayacağız. Kadınları ezmek yok. Kadınlar artık özgür olacak. Kadınlara yapılan ahlaksızlığa asla müsaade etmeyeceğiz. Her yerde özgür olacaklar. İstedikleri gibi gezecekler. İstedikleri gibi yiyecekler. Parlamentoda kadınları göreceğiz. Her yerde, her yerde. Bakanlıklarda orada burada her yerde kadınlar olacak. Sokaklarda güzel, bakımlı, şık kadınlar ve özgür kadınlar. Kimse de onlara yan dönüp en ufak bir ahlaksızlık yapamayacak. Hükümetin bu konuda atak yapacağını biliyoruz. Göreceksiniz önümüzdeki günlerde gereği yapılacaktır.

Evet sorulara devam edelim.

VTR: Ben Özge Kayseri'deyim. Kayseri'de her şey çok yanlış anlaşılıyor ve Kayseri çevresi çok kötü. Dışarıya çıkamıyoruz bu yüzden. Bunun sebebini öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi size bir avuç yobaz yıldırmış. Halbuki siz çoğunluksunuz. Yani senin gibi Kayseri'de yüz binlerce genç kız var. Birden sokağa çıksanız konu bitecek. Bu adamlar ezilir giderler karşınızda. Manen ezilirler. Bir avuç çakal sizi yıldırmış. Bir avuç yetersiz, aciz, güçsüz, hasta hatta birçoğu da homoseksüel olan alçak sizi yıldırmış. Asla yılmayın. Çıkın dışarı.  Hiçbir şey olmaz. Kız arkadaşlarınızla anlaşın, kalabalıkça çıkın. Hiçbir şey yapamazlar. Siz çekildikçe bu alçaklar kendilerini zafer kazanmış gibi görüyorlar. Asla bunların gücüne inanmayın. Bunların hiçbir gücü yok. Hükümet de bunları desteklemez. Dünya bunları desteklemez. Bunlar bir avuç mikrop ordusu. Bunlara hiç değer vermeyin. Önem de vermeyin. İstediğiniz gibi yaşayın. Siz dünyanın süsüsünüz, çiçeğisiniz. Sizin neşenizle biz neşeli oluyoruz. Sizin güzelliğinizle içimiz açılıyor. Tabii ki Allah asıl bize neşeyi veren ama tecelli olarak muhteşem varlıklarsınız, o anlamda diyorum.

Evet.

VTR: Kız çocuklarının geleceği nasıl olacak?

ADNAN OKTAR: İnşaAllah çok güzel devirde yaşayacaksın bir tanem.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey bu Temmuz ayına ait bir rapor vardı. Bu Temmuz ayında yirmi sekiz kadın öldürüldü, beşi yabancı. Türkiye genelinde. Yirmi yedi çocuk cinsel istismara maruz kaldı. Yirmi üç kadına cinsel şiddet uygulandı. Sekiz kadın şort giydiği, açık giyindiği, sigara içtiği bahanesiyle saldırıya uğradı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere savcılıklar ve polis müthiş yıldırsın bu ahlaksızları. Burada ılımlı olmanın bir alemi yok. Bir kere yıldırırsak bir daha yapmaz bunlar. Bir de halk çok iyi desteklesin genç kızları. Yazarlar desteklesin. Aydınlar desteklesin. Herkes desteklerse bu alçaklar bir avuç. Bir avuç köpeğe imkan sağlamışlar bazıları. Bunlar da orada burada hırlıyor. Bunların bir gücü yok. Hiçbir özelliği de yok. Bunlar kompleksli, aşağılık kompleksi olan, aciz karaktersiz insanlar. Bunlara hiç önem vermeyin. Ama savcılıkların yetkisini artıracak kanun çıkarttıralım. Mahkemelerin bu konuda yetkisine artıracak kanun çıkaralım. Özellikle polisin yetkisini artıralım. Birde gençler bütün gücüyle destek olsunlar hanım kızlara.

Evet dinliyorum soruları.

VTR: Merhabalar. Benim adım Sabahat. Sinirli biriyim. Bu sinirimi nasıl geçirebilirim?

ADNAN OKTAR: Sebahat bir tanem bir kere sen çok güzel tatlı bir kızsın. Ama insanlar senin değerini bilmiyordur. Güzelliğini takdir edemiyordur. O da seni üzüyordur. Yani sevgisiz ortam, kaba insanlar, münasebetsiz insanlar seni strese sokuyordur. Normalde sinirli bir insan olmadığın halde onların baskısından bu oluyordur. Sen Allah'a tevekkül et. Kendini Allah'a teslim et. Allah seni korur. Bir de senin gibi temiz güzel çok fazla genç kız var. Onlarla arkadaş ol. Yakın ol. Böyle birlikte hareket edin. Hiçbir şey olmaz. Sinirli falan değilsin. Kendine öyle telkin yapma. Niye sinirli olasın? Seni üzüyorlardır. Strese düşürüyorlardır. Olur. Başka bir şey yok.

Evet.

VTR: İnsanlar konuşurken neden hep laf sokuyor?

ADNAN OKTAR: Bu ahlaksızların insanları bu kadar bunaltmasına ben şaşıyorum. Laf sokmak çok büyük bir haysiyetsizliktir. Mert ve dürüst olması lazım insanın. Açık, içinden geçeni açıkça söylemesi lazım. Laf sokuyorsa ona birileri bir şeyler yapmıştır. Yani mutlaka bir ahlaksızlık çukuruna düşmüştür o. O yüzden insanlardan intikam alıyordur. Böyle karaktersizleri hiç adam yerine koymayın. Hayvan homurtusu gibi görün. Kaale almayın.

VTR: Merhaba ben Abdullah. İnsanlar alay etmeyi neden sever?

ADNAN OKTAR: Bir avuç ahlaksız Türkiye'yi kasıp kavuruyor demek ki. Alay eden kendi ile alay etmiş olur. Ahmaklığından, aşağılık kompleksinden, acizliğinden. Kim bilir ne anormallikleri var ki, karşısındaki insanın değerini göremeyip, onunla alay etmeye kalkıyor. Bu bir karaktersizliktir. Yani kendisinin karaktersiz olduğunu bağırarak söylüyor demektir. Alay eden demek alay ettiğinde karaktersiz olduğunu, ahlaksız, haysiyetsiz olduğunu bağıra bağıra etrafa ilan ediyor demektir. Anlamı bu.

Evet dinliyorum.

VTR: Hiç kavga ettiniz mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım kavgadan kastın yani bilimsel kavgaysa, kültürel kavgaysa her gün yapıyorum zaten. Ama kafa göz yarmaysa, lisede arkadaşlarım çok ısrar ederlerdi. “Niye adam dövmüyorsun sen?” falan diye. Ben hayret ederdim. İnanamıyordum. Hepsine tek tek soruyordum yani. Bir insana vurulduğunda Allah esirgesin dudağı yumuşar dağılır dudağı. Burnuna vursan parçalanır. Niye vurasın yani? Acayip baskı yapıyorlardı. Bir gün kendi aralarında anlaşmışlar. Ya demişler “bu hiç kavga etmiyor. Bunu kavgaya biz alıştıralım” demişler. Cezmi diye bir arkadaşım vardı. Onu ayarlamışlar. Birden geldi vurmaya başladı. Ama bayağı ciddi vuruyor. Şakaya hiç benzemiyor. Peş peşe, peş peşe. Ben de çekindim. Bütün gücümle ittim. Tek elimle. Yani biraz vurur gibi bir itme oldu. Yani öyle tabir edelim. Göğsünden ittim. Sıraların üzerinde takla atarak. Sonra baktım sıraların arasındaydı böyle. Düşmüş. Bacakları falan. Çok üzüldüm. Yazık yani. Biz iniyorduk. Yanından geçiyordu. Dedi ki arkadaşa, sordu “Dediğimi yaptın mı?” yani saldırdın mı dedi. “Evet” dedi. “Ama benden başka kimse olsa dayanamazdı” dedi bu sefer de. “Bir tek ben dayanabilirdim” dedi. Ben böyle bir deliliği tahayyül edemiyorum. Bunu niye yaptılar? Beni niye böyle bir şeye teşvik etmeye çalışıyorlar? Önüme gelene soruyordum. Yani ne böyle bir şey ihtiyaç var diye. “Ya bu çok önemlidir” diyor. “Toplumun buna ihtiyacı vardır” diyor. Aklımdan şüphe ediyordum. İnsan dövülür mü? Niçin dövülsün insan? Daha hala da anlayabilmiş değilim ben bu olayları.

Evet dinliyorum.

VTR: Adnan Bey, yaramaz bir çocuk muydunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere tesettüründen dolayı tebrik ediyorum. Bu sıcak havada bunu ibadet olarak yapıyorsun. Çarşaf olarak yapıyorsun. O yüzden size sevgim çok artıyor. Benim güzelimi ben bir daha göreyim.

VTR: Adnan Bey yaramaz bir çocuk muydunuz?

ADNAN OKTAR: Çok neşeli ve çok hareketliydim. Okuldan eve giriş şeklim evlere şenlikti. Çantamı darbuka gibi kullanıyordum böyle büyük bir keyifle. Gözler çakmak çakmak. Yani süper dışa dönüktüm.

Evet, dinliyorum.

VTR: İzlediğiniz en iyi film hangisi?

ADNAN OKTAR: Biraz ürkütücü olacak ama Baba filmi bence gelmiş geçmiş en mükemmel film. Özellikle o Sicilya’da çekilen sahneler nefis. Çok çok güzel. Her şeyiyle çok güzel. Bir de Kazablanka dehşetli bir film şahane. Onların üstüne film kabul etmem.

Evet.

VTR: Hiç konsere gittiniz mi, konser sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Canım gittim gittim ama ne çektim bana sor. Ben her gittiğimde basın acayip ilgi gösteriyordu. Flaşlar falan ortalık birbirine giriyordu içeri girdiğimde orada oturdum taş yer. Aman Allah’ım Ya Rabim bitmedi, bitmedi bitmedi en sonunda bitti dediler. Ondan sonra ben bayağı sevindim oh Allah’a şükür elhamdülillah dedim çünkü çıksam basın yine çok ilgi göstereceği için çok dikkat çekecek diye yapmadım. Sonra müthiş tempo tutmaya başladılar bir daha tarzında. Adamlar yeniden geldi yeniden çalmaya başladılar. Neler söylediğimi söylemek istemiyorum. Yani mahvoldum. Bir de operaya gittim aman Allah’ım çektiğim acıyı anlatamam. Üçüncü perdeden sonra. Ama fasıl çok güzel oluyor. Çok çok güzel kanun, klarnet, cümbüş nerede olsa bayılırım. Ama uzun konserler hiç hoşuma gitmiyor. Uzun olmaması lazım.

Evet.

VTR: İstanbul’a gelince aklınıza gelen ilk şey neydi?

ADNAN OKTAR: İstanbul’a gelince ben İstanbul’un denizini severim tabii. Otobüsten indim arabalı vapurun içindeydik arabalı vapurdan indim aşağı İstanbul’a geldiğimde böyle kolalar yığılmış onu götüren bir araba var işte Fruko tarzı o zaman o tip içecek onlar vardı gözümün önünde hepsi. Deniz gözümün önünde. Nefis görüntüsü. Bir de balık ekmek satan insanlar. İstanbul deyince aklıma gelen onlardı. Mutlaka olmazsa olmazımdı onlar. Santana’nın konserine gitmiştim. Santana’nın gelmesi olay olmamıştı da benim Santana’nın konserine gitmem olay olmuştu. Bu Santana’nın konserinde çekilmiş resim. Gazetelerde “Adnan Hoca Santana’nın konserine gitti” diye başlık yapılmıştı. Normalde “Santana İstanbul’a geldi” diye olması gerekirken “Adnan Hoca Santana’nın konserine gitti” diye başlık olmuştu.

Giyim bahanesiyle saldıranlar genellikle FETÖ mensupları bunu çok önemli görmesi lazım savcılık. Hanımların kılığına kıyafetine saldıranlar genellikle FETÖ mensubu ve İngiliz derin devletinin ajanları. Bunları polise hemen bildirsin kardeşlerimiz. Poliste de özel bir birim olsun. Hükümetten bu ricamız her ilde her ilçede kadınların kıyafetine yönelik saldırıda polisin özel birimi olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Ali. Akıl zamanla oluşur mu?

ADNAN OKTAR: Akıl derinleşebilir tabii tecrübeler, bilgiler olgunlaşır insan. Zaten ayette söylüyor Allah kırk yaş olgunluk yaşıdır diyor. Şeytandan Allah’a sığınıyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fethullahçı terör örgütünün arkasındaki asıl güçler kimlerdir?

ADNAN OKTAR: Benim canım senin de bildiğin gibi tek güç İngiliz derin devletidir. Zaten tedirginliklerinden hemen anlaşıldı. “Vay darbe mi olmuş, kim yapmış? Allah Allah” falan diyorlar. “Çok ayıp onlar yapmış görünüyor ama” diyorlar “yine de suç örgütü diyemeyiz biz onlara” diyor. Dalga geçer gibi. Bir de başlık bile aba altından sopa gösteriyor diyor ki “Baskı mı iyileşme mi? Türkiye için karar zamanı” diyor. Sana ne sana ne Türkiye’ye oturup akıl veriyorsun. Nerenin baskısı? Sende böyle darbe girişimi olsa İngiltere’yi yıkardın sen yıkardın. “Bazı kişiler Gülenci olsa da bu darbeyi onlar yönettiği anlamına gelmek zorunda değil” diyor. Zaten onlar yönetti demiyoruz biz koçum. Biz ne diyoruz? İngiliz derin devleti yönetti diyoruz. Onları köpek gibi kullandınız. Onlar besleme köpekleriniz yani İngiliz derin devletinin besleme köpeği. Siz yaptınız demiyoruz ki biz zaten. Fethullah Gülen ekibi yaptı demiyoruz. Raporu hazırlayan da kim onu da bir araştırsalar. Bak raporu hazırlayan çok ilginç. Şimdi bak yakında o da ortaya çıkacak.

EBRU ALTAN: Siz Fransa’yı örnek vermiştiniz daha küçük çaplı bir terör saldırısı olmuştu ona rağmen insan hakları sözleşmesini askıya almışlardı.

ADNAN OKTAR: Kardeşim Fransa askeri yönetimle yönetiliyor. Nefes aldırmıyorlar tek bir olaydan dolayı.

Evet sorulara devam edelim.

VTR: Ben Nurçin. Neden tarzıma karışılıyor ben istediğim gibi giyinmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Nurçin güzelim işte onun için uğraşıyoruz. Bir bela Türkiye’nin üzerine çökmüş. İt kopuk takımı şımarmış. Bir sürü çakal internetten oradan buradan dekolte hanımlara, saçını açan hanımlara, saçını boyayan, makyaj yapan, mini etekli, mini şortlu hanımlara alçakça ahlaksızca pis ağızlarından lağım kusuyorlar. Bu alçaklar toplu hareket ediyorlar bizim anladığımız organize bir hareket var. Bu durumu savcılığa bildireceğiz. Bunların alayını tamamını kanunla hukukla gereken şekle getireceğiz. Gönlünüz çok rahat olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Magazin programları dedikodu sayılır mı?

ADNAN OKTAR: Aleyhte konuşuyorlarsa tabii. Ama övücü lehte ise iyi.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Ankara’dan Feyza. Allah Araf Suresi 46. Ayette, Araf üzerinde kalanların, cennet ve cehennemdekilerin simalarını tanıyacaklarını söylüyor, bunlar kimlerdir?

ADNAN OKTAR: Canım benim orada zaten herkes birbirini tanıyor yani orada birbirini tanımak sıradan bir olay olacak. Sen onu olağanüstü görüyorsun ama orada herkes herkesi tanıyor. Mesela bir milyar insan varsa herkes birbirini tanıyor. Yüksek bir hafıza yüksek bir akıl oluyor insanlarda ve normal karşılayacaksınız, makul göreceksiniz. Şaşılacak bir şey yok oradaki tanıyan insanların vasfı zaten müminlerin tamamında olacak ve meleklerde de olacak.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bir duyurumuz vardı Adnan Bey. Miray bebek için kan lazım. Miray Zurnacı AB pozitif veya negatif kan sahibi üç kişiden trombosit lazım. Göztepe Medikal Park Hastanesi’nde. Telefon numarası vardı 0537 884 53 06.

VTR: Merhaba ben Manisa’dan Yağmur. Altın çağı anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Yağmur sen ne güzel insansın ne güzel kızsın sen. Başörtün için de seni tebrik ediyorum o güzel bir ibadet. Dışarda sen içtihat etmişsin başının kapanması gerektiğine inanmışsın dışarda. İnsanlardan çekinmen, sana laf atılmasından çekinmiş olabilirsin, kötü gözle bakılmış olmasından çekinmiş olabilirisin.  Ve Allah’ın hükmünü bu şekilde yerine getirmişsin. Seni tekrar tebrik ediyorum bir daha seni duymak istiyorum.

VTR: Merhaba ben Manisa’dan Yağmur. Altın çağı anlatır mısınız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi öyle güzel bir zamandasın ki Allah senin nurunu güzelliğini daha da artırsın, sana uzun ömür versin. Üç-beş yıla kadar Altın çağ başlıyor. Üç-beş yıla kadar inşaAllah. Hep beraber takip edeceğiz zaten burada da yayına çıkıyoruz. Belki bu stüdyoda değil de başka bir stüdyoda olabilir ama sürekli bağlantıda olacağız göreceksiniz.

Evet.

VTR: Zor konulara dikkat vermek çok zor, bunun bir formülü var mı?

ADNAN OKTAR: Formülü zorluğa alışmak. Allah’a tevekkül etmek başka bir yolu olmaz. Ve o zorluktan zevk almak, onu bir nimet olarak görmek. Zorluğu acı olarak görmemek lazım.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Oğuz. Başka birinin eksikliği bize puan kazandırır mı?

ADNAN OKTAR: Oğuz tabii ki senin de görüşün o yöndedir çok çirkin bir şey başka bir insanın eksikliğini istemek. Ve böylece puan kazanacağını düşünmek. Zaten onda Allah bereket meydana getirmez. Uğursuzluk meydana getirir, bela meydana getirir. Çok korkunç bir düşünce bunun çirkinliğini vurgulamak için söylemişsin. Doğru söylüyorsun hakikaten çirkin bir şey.

Evet, dinliyorum.

VTR: Necip Fazıl’ın Sakarya şiirini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Sakarya şiiri benim kanaatim Allah ona ilham etmiş. Yani kalbine vahyetmiş ilham etmiş. Bir insanın takat getireceği gibi bir şiir değil. Yaptığı çalışmalar muhteşem. Sakarya şiirini duyup da tüyleri diken diken olmayan insan yoktur. Sağcı solcu fark etmez. Çok heyecan verici ve çok mükemmel bir şiir. Ama ilhamdır ilhamla kalbe ilka edilen bir bilgi.

Evet.

VTR: Adım Zübeyir. Türk milletleri birleştiği zaman ne olacak?

ADNAN OKTAR: Uçsuz bucaksız bir coğrafyada özgür olacağız. Kazakistan’da akşam yemeği yiyeceğiz, Tacikistan’da öğle yemeği yiyeceğiz, Türkmenistan’da Cuma namazı kılacağız. Her yer bizim olacak. Her yerde sevgi, her yerde kardeşlik olacak ne güzel. Şam’a gideceğiz Şam tatlısı yiyeceğiz. Bağdat’a gideceğiz eğleneceğiz. İbadet yapacağız. Cennet gibi olacak dünya.

“Yol O’nun, varlık O’nun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!”  Bu sözleri duyup da tüyleri diken diken olmayan bir insan görmedim şu ana kadar. Çok özlü ve çok güzel bir şiir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Emre. Benim sorum, yeterince yoğunlaşırsak boyutlar arasın atlama yapabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bu mümkün. Nur haline gelebilirsin madde olmaktan çıkarsın. Ama geriye dönüş için mürşit gerekir. Yalnız başına yapabileceğin bir şey değil böyle bir şeye hiç girme bence. Peygamberimiz (sav) ayette ne diyor? “Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından beni bir sultanla destekle.” (İsra Suresi, 80) diyor. 

Evet.

VTR: Okuldayken parmakla gösterilen bir öğrenci miydiniz?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini, tatlılığını, kibarlığını. Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Okulda ben okulun havasına pek girmezdim. Sulu ortamlardan hoşlanmazdım arkadaşlarımı tenzih ederim de. Cıvıklık falan münasebetsiz espriler falan. Öyle pis kahkahalar gülmeler falan onlardan hiç hoşlanmazdım. Arkadaşım bana dedi ki “sen benim kanaatim bir dâhisin” dedi. O zamanlar lisedeyken. Pek o tip işlerle ilgilenmezdim. Laboratuvarım vardı onu yapardım, resim yapardım, işte heykel çalışmaları falan yapardım. Evin bahçesinde spor falan yapardım. Yani dünyanın kötü bir gidişe gittiğini görüyordum, insanların da bozuk olduğunu görüyordum. Dolayısıyla uzak duruyordum, yani o ortamı ben hiçbir zaman için kabul etmedim. Mesela adamlık dini benim etrafımda hep vardı. Ben onun çocukken farkına vardım ve asla kabul etmedim, o üslubu konuşmaları falan hiç hiç kabul etmedim. Kabul etmediğim için de yalnız oluyordum, onların sohbetlerine katılamıyordum. Ben o usulde konuşamam konuşmam yani, düz kendi kişiliğimle kendim olarak konuşabilirim. O yüzden genelde kendimi geliştirmeyi hep önemli gördüm çocukluğumdan itibaren. Parmakla göstermek; akademide parmakla gösteriyorlardı ama tek sakallı ve dindar ben olduğum için. Komünistler falan acayip şaşırıyorlardı, ben açıkça görüyordum parmağıyla işaret ederek gösteriyorlardı; “Görüyor musun?” falan,  “Okula gelmiş” falan gibisinden, ben anlamazlıktan geliyordum ama muazzam İslam'ı anlatmıştım o zamanlar akademideyken.  Felsefe bölümünde de orada da parmakla gösteriyorlardı ama dindar olduğum için, o anlamda öyle.

 Evet.

 VTR: Gülmenin sağlığa faydası var mı?

ADNAN OKTAR: Gülme, evet insanı deşarj eder, gergin bir insan tamamen deşarj olur, rahatlar. Yani bir elektrik boşalımıdır, özellikle kahkaha ile gülmede çok rahatlar insan. Yani tam anlamıyla elektriği boşalır, kafası dinginleşir, iyi olur.

 Evet.

 VTR: İnsan ve hayvan DNA'sı eşleşebilir mi?

ADNAN OKTAR: Yani uğraşırlarsa birbirine karıştırabilirler yani keçi gibi insanlar falan da üretebilirler beklerim bunlardan. Ama tabii ruh sahibi olması çok önemlidir. Ruh sahibiyse ister keçiye benzesin ister koyuna benzesin önemli değil, yine insandır. Ruh vermesi Allah’ın önemlidir, ruh vermiyorsa Allah, insana tam benziyor olması da önemli değil.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milat Gazetesi’nden Tayyar Tercan -görebiliriz- Kuran yeterlidir diyenleri yazısında şöyle eleştirdi -hâşâ- “Kuran bize yeter klişesi ile çıkıyorlar karşımıza, iyi de bütün İslam tarihindeki bu saydığım sahabeler, mezhep imamları, Allah dostları, ulema, evliya vesaire insanlar Kuran yetmediği için mi bu yolda yürüdüler? Veya Kuran bize yeter de bunu anlayan, 1500 yıl sonra keşfeden, idrak eden bir sen misin?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Böyle bilmiş laflarla olmaz bu. Kuran’la buna cevap verecekti Kuran'la. Kuran’la cevap veremeyip demagoji ile cevap verirsen bu olmaz. Sana en az elli tane Kuran ayeti veriliyor en az elli ayet, sen ona karşı demagoji ile cevap veriyorsun, böyle olmaz. Kuran ayeti ile söyle, Kuran'ın yetersizliğini bana Kuran ayeti ile söyle. Söyleyemediğine göre yanlış yoldasın. Yani atalarını şahit olarak getirirsen Allah diyor;  “Ataları ya bir şey bilmeyen cahil insanlarsa yine mi uyacaklar?” diyor , “Sen onları Kuran'a çağırdın vakit, onlar seni atalarına çağırırlar” diyor. “Ataları cahil bir şey bilmeyen insanlarsa yine mi onlara uyacaklar” diyor Allah. Bak ben sana ayet söylüyorum, sen bana ayet söyleyebiliyor musun? Ben sana en az yüz ayet söylerim ayrıca ellisi doğrudan bu olaya bakan,  ellisi de başka yönüyle buna bakan elli ayet söylerim, elli ayet daha.

Evet.

VTR: Bir insanı genç tutan şey nedir?

ADNAN OKTAR: Allah’ın karar vermesidir. Allah bir insanın genç olmasını isterse o insan genç olur ama genç olması için genç tutulması için bir sebep olması gerekir. Yani, mesela Bediüzzaman'ı Allah dinç tuttu ve hiç hastalık vermedi. İslam'a hizmet etmesi için yaptı. Peygamberimiz (sav)’i mesela, Allah genç ve dinç tuttu İslam'a hizmet etmesi için. Hazreti Musa (as)’yı 120 yaşına kadar yaşattı İslam’a hizmet etmesi için, akranları hep öldü Hazreti Musa (as)'nın ama o, 120 yaşına kadar yaşadı.

Dinliyorum.

VTR: Aşçılık mesleğini nasıl buluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Mükemmel mükemmel. Bereketli güzel bir meslek. İyi Ankara döneri yapan bir usta çıksa ben ona altın madalya veririm. İyi Tokat kebabı yapan bir usta çıksa ona da altın madalya veririm.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben İskenderun'dan Abdülkadir Süleymaniyeli.  2023 yılından sonra Hz. Mehdi (as)’nin ve Hz. İsa (as)’ın dünya üzerindeki etkisi nasıl oluşacak, gelişecek?

ADNAN OKTAR: Çok az var değil mi? Çok az. 2017’deyiz artık. 3-4 yıl sonra zaten netleşmiş olacak her şey, 2023’te de burada olacağız o zaman bir daha sorarsın, “Hocam demiştin, ne oldu?” dersin ben de cevap veririm.

Evet dinliyorum.

VTR: Üniversitelerde neden işaret dili ile ilgili bir bölüm yok?

ADNAN OKTAR: Haklısın bir tanem onu dilekçe olarak verelim, ilgili bakanlıklara da bildirelim. Bak mesela bu çocuğun başörtüsü çok güzel, çok şık, ibadet olarak yapıyor. Bir yobazın diline düşse, işte; “Niye pembe, niye açık renk?” olmadık ahlaksız ve açıkça ifadelerde bulunacaktır. Çocuklara nefes aldırmıyorlar, başını örtse de rahat yok. Açsa da rahat yok, örtse de rahat yok.

Evet.

VTR: Sizi etkileyen bir bilim adamı var mı?

ADNAN OKTAR: Bir tanem benim sakince cevap verebileceğimi zannediyorsun, sen bu kadar güzel olacaksın. Rita Hayworth’ın gençliğine benziyorsun, çok çok güzelsin. Allah güzelliğini kat kat arttırsın, seni cennet kuzusu yapsın, annene, babana, sana uzun ömür versin. Canımın içi herhalde şu Anuştayın (Einstein) denen kişi olabilir. Adam “profesörüm” diyor, “Anuştayın” diyor inanılır gibi değil.

Evet.

VTR: Üzüm mü yoksa şarap mı daha faydalı?

ADNAN OKTAR:  Yakışıklım, tabii ki üzüm.  Şarap; bozulmuş bir yemek insana ne kadar faydalıysa bozuk bir yemek, mesela bozuk bir türlü yemeğini düşün, patlıcan yemeğini düşün bir insana ne kadar faydalıysa taze yemekle arasındaki farkını düşün. Taze yemek mi faydalı, bozuk bir patlıcan yemeğimi yahut türlü diyelim?  Taze bir türlü yemeği mi, bozuk bir türlü yemeği mi? Tabii ki tazesi faydalıdır. Leş gibi oluyor o bozulmanın sonucunda akıl almaz zararlı maddeler oluşuyor, yüzlerce zararlı madde oluşuyor çok tehlikeli.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Miray bebeğin annesi ile arkadaşlarımız konuşmuş Adnan Bey. İki kişiden kan bulunmuş ancak kan merkezi şu an çalışmadığı için sabah 8.30 - 9.00 gibi kan verilmesi gerekiyormuş. Bir kişiye daha ihtiyaç varmış.

ADNAN OKTAR: Bir kişi daha, biz onu sağlama alalım iki-üç kişi daha versin ne olur ne olmaz bir kişiyle ucu ucuna olmaz. İki-üç kişi daha versin rica ediyoruz, istirham ediyoruz. Evet o tanıtıma devam edelim.

Evet.

VTR: Hayat neden karşımıza zorluklar çıkarıyor?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, senin karşına çıkan zorluklar seni daha güzelleştirir, ruhunu daha güzel hale getirir, aşka, tutkuya daha açık hale gelirsin. Tutkuyu, derinliği daha çok seversin ve Allah seni güzel yaratmış bak Allah'a hamdolsun bayağı güzelsin ama zorluklar olmazsa aşkın derinliğini, tutkunun derinliğini elde etmen mümkün olmaz. O güzelliğin bir vesilesidir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Tüm program boyunca adı geçenlerin cevap hakkı vardır. Hatırlatalım inşaAllah.

VTR: Merhaba ben Canan. Size bir sorum olacak ülkemizdeki kadınların ekonomik, sosyal durumu nedir sizce?

ADNAN OKTAR: Canan, güzel Canan kadınlar ekonomide genellikle geride tutulmuşlar, normalde kadınların zengin, rahat iş bulabilen ve rahatça kazanç sağlayabilen, ekonomik bağımsızlığı olan güzel varlıklar olması gerekirken ekonomik baskı altında kalmış işte kocaya mahkum olan, kocasının parasına muhtaç gibi görünen insanlar olması için bir politika izlenmiş gibi görünüyor bu çok korkunç. Erkek nasıl zengin para kazanan oluyor da, kadın zengin para kazanamayan oluyor, olmaz öyle şey. Kadın rahatça erkek gibi para kazanabilen zengin olan, kimseye de ihtiyacı olmayan güzel bir varlık olması gerekiyor. Dolayısıyla onun zamanı artık geldi, devletin politikası da o yönde olacaktır gayret ediyoruz güzel netice alacağız inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Ümit. Benim sorum şu, kadınlara bu kadar neden değer veriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ümit sen de zaten belli ki kadınlara çok değer veren bir insansın ve bunun duyulmasını istiyorsun. Kadınlar dünyanın süsüdür, dünyanın ihtişamıdır, dünyadaki en güzel varlıktır, merhametin, şefkatin, saygının, kibarlığın, sanatın kalesidir onlar. Çiçek gibi yani dünyanın çiçekleri ama en güzel çiçekleri, dünya kadınlar olmadan herc-ü merç olur Allah esirgesin. Kadın vesilesi aile vardır, şehirler kadın vesilesiyle vardır, kadın dünyadaki, ahiretteki en büyük nimettir, varlık olarak en büyük nimettir. Allah’ın tecellisinden sonra en çok zevk alınan varlıktır.

Evet.

VTR: Gökyüzü neden mavi?

ADNAN OKTAR: Işığın kırılmasından dolayı oluyor değil mi bildiğim? Gökyüzü açık olduğunda mavi ışık diğer ışıkla oranla en fazla yayılan bir ışık ve bu yüzden de gökyüzü mavi görünüyor. Bazen de gri olur o da bulutlanan dumanla dolu olduğunda tüm ışıkların aynı oranda yayılmasından oluyor ama tabii Allah’ın vesile etmesi yoksa sebep tamamen laf diyelim yani bir anlamı yok.

Evet.

VTR: Tesla’yı neden bu kadar gizliyorlar?

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma, o hakikaten çok önemli bir şey garip de, esrarengiz de. Tesla dindar bir bilim adamı, Allah’a, dine inanan bir insan. Bu alternatif akım, elektrik motoru, radyo, lazer, radar hepsinin mucidi. Kablosuz enerji aktarımı teknolojisini de uygulamıştı o zamanlar, ilk defa atomu kırdı. Bu deprem titreşimlere sebep olabilen bir cihaz yapmıştı aynı şekilde yani çok çok kafalı bir insan, çok akıllıdır. Tesla’yı fizik derslerinde çok geniş öğretmeleri lazım ve hakikaten o insanın araştırmalarını esas alan yeni yeni Tesla akımları gelişmesi gerekir, tam bir mucit. 

Evet.

VTR: Televizyonlarda nasıl görüntü oluşuyor, kablolarla?

ADNAN OKTAR: Bu ince ince çizgiler var hepsinin üzerinde yedi yüz ellinin üzerinde nokta oluyor onların işte bir şekil almasıyla oluşuyor benim anladığım kadarıyla. Her görüntü yaklaşık olarak dört yüz kırk bin noktadan oluşuyor yaklaşık, çok karmaşık bir teknoloji. Bu görüntü çizgilerinin biz tabii onları göremiyoruz her çizginin üzerinde yedi yüz elliden fazla noktayı onları da göremiyoruz ama her görüntü yaklaşık olarak söylüyorum dört yüz kırk bin noktadan oluşuyor dolayısıyla biz de onu görüntü olarak görüyoruz. Tabii bunlar sebep aslında doğrudan Allah tarafından yaratılıyor. 

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’da sizce kaç medeniyet gelip geçmiştir?

ADNAN OKTAR: Bir kere sen çok güzelsin bir tanem çok çok güzel insansın sen. Allah nurunu artırsın, Allah sana cennet versin gerçekten güzelliğin şaşırtıcı maşaAllah. Allah seni nurunla, annenle, babanla uzun ömürle yaşatsın. Benim bildiğim yirmi medeniyet yaklaşık İstanbul’da yaşadı. Biliyorsunuz daha önce Konstantiniyye, Konstantin, İstanbul’un isimleri o şekildeydi ama yaklaşık yirmi medeniyet.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Fatih. Samimiyetimi nasıl arttırabilirim, samimiyetin önemi hakkında bizi bilgilendirir misiniz?

ADNAN OKTAR: Fatih insan kendini zaman zaman kasıyor böyle bir şeyleri kendi yaptı zannediyor o zaman samimiyetin dışına çıkar ama her şeyi Allah’ın yaptığını düşünüp kendini rahat bırakırsa, çok dürüst karar vermeye kalkarsa samimiyet oluşur, kendiliğinden oluşur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben Ayşenur. Türkçe dua edilir mi?

ADNAN OKTAR: Ayşenur çok nurlusun canımın içi Allah nurunu artırsın. Bir de böyle genç yaşta kapanmışsın aferin sana. Allah seni cennette annenle, babanla sonsuza kadar yaşatsın. Tabii ki de Türkçe dua edilmesi lazım zaten çünkü ne dediğimizi kendimiz de anlaması lazım ve Allah’a ne anlattığımızı bilmemiz lazım. Arapça bir şeyler ezberliyor söylüyor ama ne dediğinden haberi yok, o dua olmaz. Mutlaka kendi dilinde olması lazım ve mutlaka anlaması lazım çünkü Allah’a anlatıyorsun sen. Yani Allah’tan istiyorsun Allah senin ne istediğini duyduğunu bilecek, insan ne dediğini bilmezse dua olur mu? Olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Spor salonunda yapılan ideal spor saati ne kadardır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım genellikle çok uzun yapıyor gençler spor, o çok yıpratır. Sabah gidiyor akşama kadar spor yapıyor bu nedir? Öğleyin çok yoğun bir protein diyeti, iki saat sonra biraz daha yine protein diyeti sonra yeniden spor, yeniden halter çok akıl almaz bir vücut. Bir kere kadınlar çok rahatsız olur öyle vücuttan hoşlanmazlar, zannettikleri gibi olmaz. Çok özür dilerim de insan vücuduna benzemiyor o, garip karşılarlar öyle şey olmaz, yanlış biliyor gençler bunu ve çok yıpratıcı olur kalp büyür bir kere öyle bir durumda. Ve Allah esirgesin kalp hastalığı da gelişebilir tavsiye etmem. Normal makul bir vücut, normal bir kuvvet o şekilde olması lazım.

VTR: İsmim Edtisora İbadin. Irak Bağdat’tanım. Türkiye’yi gerçekten çok güzel buldum. Burada çok büyük bir özgürlük ortamı var. Benim ülkemin de burası gibi olmasını ümit ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canım benim ne güzel Arapça konuşuyorsun sen, ne güzel Arapça konuşuyorsun sen. Arapça çok güzel bir dil, dünyanın en güzel dilidir. Çok güzel insan maşaAllah. Türkiye daha da güzel olacak, İslam alemi de çok güzel olacak. Bak Irak’ta nasıl yangınlar çünkü bin beter, bin beter. Orada yobaz sayısı daha fazla.

Evet.

VTR: Uzak yola giden kaptanlara ne tavsiye edersiniz?

ADNAN OKTAR: Yanlarına bol bol sevdikleri yiyeceklerden alsınlar değil mi? Ne olabilir orada bulamayacakları Türkiye’de bol olan? Artık onun isteğine göre.

Evet.

VTR: İnsanlarda merhamet yoksa sevgi olur mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım tabii ki olmaz, merhamet yoksa hiçbir şey yoktur o insanda zaten aklı da yoktur. Merhamet çok hayatidir insanı insan yapan en hayati unsurlardan biri merhamettir.

VTR: Dünya görüntüyse biz neredeyiz?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini. Sen ahirette mutlu yaşayacaksın cennette, kafanı sen takma. Onları hiçbir şekilde anlayamazsın, Allah’ın sırlarına eremezsin hiç onu öğrenmeye de kalkma hiçbir şeyi değiştirmez o.

VTR: Musa Baş. Neden engelli rampalarına arabalar park ediliyor?

ADNAN OKTAR: Çok ağır suç olması lazım tabii onun, ağır trafik cezası olması lazım, yapılan şey çok çirkin bir de engellinin hakkını alıyorsun normal bedene sahip bir insan değil. Engellinin ki çok daha zordur, onun hakkını gasp etmek çok büyük bir vicdansızlık cezası artırılması lazım ve kamuoyu da halk da tepki göstermesi lazım. Ne yapıyorsun diye değil mi? Uyarmaları lazım. 

Evet, yine sorulara devam edelim.     

VTR: Merhaba ben Aslıhan. Hiç bağışlamadığınız bir insan oldu mu?

ADNAN OKTAR: Canımın içi şimdi adam gitmiş askerlerimizi şehit etmiş ben nasıl bağışlayım adamı? Bağışlamam tabii ki. Veyahut 15 Temmuz’da alçaklık yapan kahpeler asla bağışlamam veyahut münafık. Müslüman alemine, İslam alemine zarar vermek için küfürle işbirliği yapıyor, İngiliz derin devletiyle işbirliği yapıyor ve her türlü kahpeliği yapıyor bu çok büyük bir alçaklık. Milyonlarca Müslümanın kanı eline bulaşmış oluyor böyle bir insanın, onlar olmaz ama normal insani hataların hepsi bağışlanır.

Evet.

VTR: Hiç şiir yazdınız mı?

ADNAN OKTAR: Şiir sık sık yazıyorum görüyorsunuz ekranda da oluyor. Arkadaşlarıma ben sık sık şiir söylerim hatta ben onlara karşı sevgimi de yahut bir şey istediğimde bile, konuşurken bile, sıradan bir olayda bile şiirle konuşurum ama şaka yolludur tabii bunlar.

Evet.

VTR: Parklarda oturma yerleri, banklar neden bu kadar az ve küçük?

ADNAN OKTAR: Canım annem, güzel annem benim doğru söylüyorsun ama işte devletin gücü yeterli kadar her yere yetmiyor, para gerekiyor onun için, imkan gerekiyor. Onu vakıflar, insanlar hepimiz yapmamız gerekiyor bunun için de bir aşk ve tutku gerekiyor, derin bir iman, güzelliğe, hürriyete, sanata içli bir sevgi gerekiyor bunun vaktine doğru hızla ilerliyoruz, yakın bir zamanda her şey rayına oturacak, her şey güzel olacak.

VTR: İnsanlar tüm uyarılara rağmen, hala denize bir şeyler atmaya devam ediyor, bu hassasiyet ne zaman oluşabilir, ne zaman atmazlar?

ADNAN OKTAR: Sen İtalyan kızlara benziyorsun çok çok güzelsin. Denize bir şey atmak, denizi kirletmek, parkları kirletmek tek kelimeyle ahlaksızlıktır, sevgisizliktir, sanat karşıtlığıdır, cennet karşıtlığıdır, insan sevgisi karşıtlığıdır. Korkunç bir şey çok ayıp, çok itici bir hareket ama anında uyarılmaları lazım, kamuoyu topluca herkes, orada bulunan herkes şiddetli tepki göstermesi lazım ve onları denizi temizleme cezası verilmesi lazım. Mesela denizi kirletene bir hafta denizi temizleme cezası verilebilir bir daha yapabiliyorsa yapsın.

VTR: Neden Türk takımlarımız Avrupa’da başarılı olamıyor?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim biraz moralleri bozuk zannediyorum, şevkleri kırıldı bu 15 Temmuz olayları falan da onların morallerini biraz sarsmış olabilir. Yeniden coşku, heyecan, güç her yere yayılacak. Yani üç-dört yıl içerisinde esaslı bir atılım yapacak Türkiye inşaAllah.    

Yarın görüşelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız sona eriyor. Tekrar görüşmek üzere hoşça kalın.

Masaüstü Görünümü