Harun Yahya

Sohbetler (12 Ağustos 2017; 23:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi geceler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

KARTAL GÖKTAN: Batman’ın Sason İlçesi’nde askeri aracın geçişi sırasında PKK’lı teröristlerce döşenen patlayıcının infilak etmesi sonucu 2 askerimiz şehit oldu. Şehitlerimiz Jandarma Uzman Çavuş Gürcan Kepekçi ve Jandarma Uzman Çavuş Şahan Sezer.

ADNAN OKTAR: İkisi de nur, ikisi de cennet kuzusu. Nurlu insanlar sonları güzel oluyor. Hep cennettir, yani sonları hep cennettir. Şu ana kadar nuru kapalı bir kişi görmedim. Hep nurlular, maşaAllah. Allah annelerine babalarına uzun ömür versin.

KARTAL GÖKTAN: Bir şehidimiz daha var, Tunceli’de teröristlerle çıkan çatışmada yaralanan 3 askerimizden 1’i şehit oldu. Şehit Astsubay Mehmet Yılmaz.

ADNAN OKTAR: Mehmet Yılmaz, bak görüyor musun tam yüzündeki ifade kuzu tertemiz. Allah nurlarını artırsın, Allah cennetlerini genişletsin. İmreniyoruz, Allah bizlere de nasip etsin. Çok büyük bir şeref, deccal tarafından şehit edilmek yüksek bir nimet, yüksek bir şehadet, güzel bir şehadet.

Şimdi bu yol kenarına bomba koyma olayı epeyden beri var. Buna karşı İsrail’in geliştirdiği bir teknoloji var. İsrail havacılık sanayi tarafından geliştirilmiş bir teknik. Radar ve otomatik tarama kameralarından oluşan mayın tespit sistemi var. SİMS deniyor SİMS, onlarca metre öteden tehlike arz eden yol kenarı patlayıcıları tespit edebiliyor toprak altındaki. Yani o sistemle görülebiliyor toprağın altı. Bu teknolojiyi Türkiye alsın. İsrail’le anlaşıp bu teknolojiyi alsın. Birebir röntgen gibi toprağın altını görüyor, kabloları görüyor, patlayıcıya hassas. Dolayısıyla 10 metre öteden tespit ediyor daha araç gelmeden. Bu cihazı Türkiye alsın gerekli anlaşmalar yapılsın. Araçlara bu cihaz takılsın. Bunu dilekçeyle de bildirelim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Maçka’da şehit olan 15 yaşındaki Eren Bülbül kardeşimizin fotoğraflarını görebiliriz. Şehit haberlerini izlediğinde yakınlarına “ben de şehit olacağım” dediği öğrenildi. Şehidimizin ağabeyi Arif Bülbül şöyle söyledi: “İnanılacak gibi değil. Eren televizyonda çatışma haberlerini izlediğinde şehit olduğunda çok üzülür ve kızardı ‘ben de askere gideceğim ve şehit olacağım’ derdi, gerçekten de oldu.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin nurlu kuzusu o, güzelliği görüyor musun, nuru şekerliği görüyor musun? Tam cennet kuzusu. Şehitler hep güzel oluyorlar. Allah mübarek etsin. Tebrik ediyoruz şehadetini Allah kabul etsin. Her gün imreniyoruz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Şehidimiz 15 yaşındaki Eren Bülbül’ün amcası -video da izleyebiliriz- şöyle söyledi: “Ağlayıp da bu kalleşleri sevindirmeyeceğiz.”

ADNAN OKTAR: Helal olsun kabadayıya, yer-gök kabadayı kaynıyor. İngiliz derin devleti, rahatça başka bir ülke olsa netice alırdı. Bazı ülkelerde çok rahat netice aldı. Ama Türkiye’de İngiliz derin devleti takıldı kaldı. Mehdiyet’in bereketiyle.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye karşıtı güçleri silahla değil imanla yeneceğimize dair şunları söyledi: “Biz sadece seferle mükellefiz zafer Allah’a aittir. Son nefesimize kadar da bu mücadeleyi böyle sürdüreceğiz. Eğer ecdat böyle düşünmeseydi, eğer tek mesele güç dengesi olsaydı Çanakkale’de yedi düvele karşı bu zaferi elde edebilir miydik? Eğer ecdat sadece düşmanı ve arkasındaki güçleri hesap etseydi en zayıf halimizde en güç dönemimizde İstiklal Harbi’mizi verebilir miydik? Bu işler sadece silahla teknolojiyle olmuyor, asıl mesele iman meselesidir. İnanç öyle bir şeydir ki tekeden bile süt çıkarır süt. Cesaret, güven Allah’a şükür Türk milleti olarak bizde bunların hepsi var. Kalan eksikleri tamamlamak sadece zaman meselesi. Silahımız mı yok yaparız. Uçağımız mı yok geliştiririz. Gemimiz mi yok inşa ederiz. Yerine konamayacak şeylere sahibiz, bundan gerisi kolay” dedi.

ADNAN OKTAR: Ben bu konuşmadan şunu da anladım; yani sırf silahla olmaz iman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle imanla mücadele etmemiz gerekir, Kuran’la mücadele etmemiz lazım. Kuran’ı anlatarak, iman hakikatlerini anlatarak, Darwinizm’in geçersizliğini anlatarak bu melun iblis felsefeyi yok edebiliriz diyor, bunu anladım ben.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasını şöyle sürdürdü: “Partimizde köklü bir değişimi gerçekleştirmekte kararlıyız. AK Parti’nin değerlerinden uzaklaşmış olan herkes bizim gözümüzde yolunu kaybetmiştir defolu hale gelmiştir. Biz asla ‘on dönüm bostan yan gel yat Osman’ anlayışı içinde olmadık. Rabbim milletimize karşı bizi mahcup etmesin. Böylesine kritik bir dönemde sorumluluk üstlenmenin vebalinin ağırlığının gayet iyi farkındayız. Bu vebalin üzerine bir de şehitlere ve gazilerimize olan vefa borcumuz binmiştir.”

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam ne konuşsa güzel konuşuyor, maşaAllah, bu da olmuş çok güzel olmuş.

Şeyh Nazım Hocamız’ın konuşmasından önce İstanbul’da yağan doluya ait filmler var mı bizde?

BÜLENT SEZGİN: Var, gösterebiliriz Adnan Bey.

ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ: “Ahir zamanda yağmurlar adeta milletin başına taş yağar gibi gelecek, şiddetli gelecektir. Gazaptır gazap eseridir rahmet değil o gazap eseridir. Bu semavi bir ihtardır bize. Gökyüzünden bir tehdit. İstanbul, o da tehlikenin içindedir.”

ADNAN OKTAR: Bak yıllar önceden İstanbul’a yağacak doluyu söylüyor yıllar öncesinden. Libya’nın yıkılacağını, Irak ve Suriye’nin yıkılacağını hepsini söyledi, aynısıyla çıktı.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İzleyici sorusu.

VTR: Adım Buse, soru soracaktım. Melekler insanlara görünebilir mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, görünür de sen farkına varmazsın, halk içinde gezer, sokakta caddede gezer, kıyafetinden görünüşünden dolayı anlamazsın. Çok fazla ruhani oluyor caddelerde. Cin de geziyor insanların içerisinde fark edemezler. Hz. Hızır (as) gezer halkın arasında fark edemezler. Sonra bunlar insanlara açıklandığında insanlar hayret edecekler. Bir yere gittiklerinde orada olanın melek olduğunu duyduklarında, ileride bunun farkına varacaklar. Bir yerde karşılaştığının Hz. Hızır (as) olduğunu fark ettiklerinde, anladıklarında,, ona da şaşıracaklar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul’daki dolu yağışı ile ilgili bir görüntü vardı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki: “Yaz mevsiminin numunesini (örneğini) ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (her şeye muktedir olan Yüce Allah) Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın (İslam aleminin) zulümatını (zulüm devrini, karanlığını) dağıtabilir ve va'detmiştir vaadini elbette yapacaktır.” (Mektubat, s. 411-412) diyor. Ama verdiği örneğe bak dikkat edin “Yaz ayında bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülcelal (her şeye muktedir olan Yüce Allah) Hz. Mehdi ile de, alem-i İslam'ın zülumatını dağıtabilir ve va'detmiştir vaadini elbette yapacaktır.” Yani yaz ayında kış gibi büyük bir olay olacağını, ani bir olay olacağını belirtiyor. Bunun da Hz. Mehdi (as)’ın çıkmasından önceki bir olay olduğunu söylüyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de yıllar öncesinden yağacak doluyu bildiriyor. Yıllar öncesinden. Bir daha.

ŞEYH NAZIM KIBRISİ HAZRETLERİ: “Ahir zamanda yağmurlar adeta milletin başına taş yağar gibi gelecek, şiddetli gelecektir. Gazaptır gazap eseridir rahmet değil o gazap eseridir. Bu semavi bir ihtardır bize. Gökyüzünden bir tehdit. İstanbul, o da tehlikenin içindedir.”

ADNAN OKTAR: Bak İstanbul’a da dikkat çekiyor. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Bediüzzaman bir saat ifadesini kullanıyor. Dolu da 20 dakika, 1 saat içinde oldu.

ADNAN OKTAR: Tabii 1 saatin içinde oldu çok kısa sürede. “Uzun süren bir kış görüntüsü değil” diyor. Kısa bir felaketten bahsediyor. Bunun da Hz. Mehdi (as)’ın çıkmasından önceki bir olay olduğunu söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, ben Azad. İnsanlar kıyamet günü kabirlerinden mi dirilecektir? Adnan Hocam’a soruyorum.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Azad, kıyamet koptuğunda zaten kabir kalmıyor yani bütün kabirler dümdüz olacak, kainat dümdüz olacak hiçbir yerde mezar kalmıyor. Yani dünya dümdüz tepsi gibi oluyor. Magma, toprak hepsi birbirine karışıyor düz bir alan haline geliyor ve ayla birleşiyor, ay da parçalanıyor, ay ve güneş hepsi birbirine giriyorlar tek parça bir yüzey meydana geliyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda mezar kalmayacağı belli. Mezar denilen şey Müslümanların yattığı yerden kalkmasıdır. Yatar vaziyetteyken “bizi kim uyandırdı?” diyorlar zaten, uykudan uyandıklarını düşünüyorlar. “Bizi kim uyandırdı?” anlamıyorlar, öldüklerini de anlamıyorlar zaten. Sonra bir ses onları çağırıyor uzaktan, bütün insanlar o tarafa gittiklerinde cehennemin kenarına geldiklerini görüyorlar. O zaman diyorlar işte “Eyvahlar bize bu kıyamet, biz öldük ve dirildik” diyorlar, o zaman anlıyorlar. Yani ahirete giden insanlarda uyuyup uyanmalar var. Mesela bir aşamada yine uyutuluyor yine uyandırılıyor, bir aşama sonra yine uyuyor yine uyandırılıyor. Bu aşmaların biri bu. Bu aşamada diyor zaten “bizi kim uyandırdı?” diyor. Yani rüya gördüğü kanaatinde.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında ayrıca halka şöyle seslendi Adnan Bey: “Seveceğiz birbirimizi değil mi? Birbirimizin arkasından konuşmayacağız değil mi? Aman buna dikkat edin, kucaklayıcı olacağız korkutucu olmayacağız, müjdeleyici olacağız, inşaAllah” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu ağız Hz. Mehdi (as) ağzı. Bu üslup Hz. Mehdi (as) üslubu. Bu üslup ahir zaman üslubu mükemmel. Tayyip Hocam Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında olduğu için her halinde Mehdiyet’in zahir olma halleri oluyor. Her konuşmasında Mehdiyet’in düzgünlüğü görülüyor. Allah’ın onu korumasında da Mehdiyet’in bereketi açık görülüyor.

Evet.

VTR: Ben Suriyeliyim. Ne zaman Suriye’de savaş biter?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as) çıkmadan Suriye’de savaş bitmez, asla bitmez. Yavaş yavaş, yavaş yavaş bazen hızlı hızlı gelişir ama hiçbir şekilde bitmez. Hz. Mehdi (as) ile acılar son bulacaktır bunu herkes bilir anlaşılmayacak gibi değil. Yani Suriye’de savaş niye dursun? Bir sebep yokken niye dursun? Mehdiyet’in dışında mümkün değil.

Evet.

VTR: Merhabalar. Rüyamızdan gelecekle ilgili işaretler verilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Verilebilir ama tabii onu kesin bir hüküm gibi görmemek lazım. Bazen olacak olaylar rüyada insan gösterilebilir. Ama onu bir vahiy gibi kabul ederse bir insan çok tehlikeli olur. Çünkü bazen kötü rüyalar görür, kabus görür o aslı astarı olmayan bir şeydir şeytandandır etkilenmemesi lazım. Ama bazen rüyasında gördüğü çıkar o sadık bir rüyadır, rüyayı sadıka.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ahmet Hakan sahilde bikiniyle namaz kılan genç kızın fotoğraflarını köşesinde yayınlayıp “Milletçe kafayı yedik” başlıklı bir yazı yazdı. Yazısı şöyle: “Kadının teki bikinisiyle plajda başlıyor namaz kılmaya. Videoya göz gezdirdiğim andan itibaren kurduğum cümleler şunlardır; işte bu nedenle sallanıyor Bodrum. Sen başörtülü sigara yazılarına devam et Hayrettin Hoca, atı alan Bitez’i çoktan geçti. Başımıza taş yağacak taş. Acaba Adnan Hoca ne der bu işe?” dedi.

ADNAN OKTAR: O hanım kız doğrusunu yapmış, Kuran’a uygun olanı yapmış. Tam bir Müslüman hanım gibi davranmış. Haram olan, yanlış olan bir fiil yok. Kendini güvende hissediyor tenha bir yer ailesiyle beraber. Orada tehlikeden ırak olarak mayosuyla namazını kılıyor. Bütün genç kızlar da öyle, plajlarda denize dalıp-çıkıp rahatça namazlarını kılabilirler. Başını mesh eder, ayaklarını yıkar deniz suyunda bitti. Gayet güzel namazını kılabilir. Kadınları birçok şartlar koyarak milyonlarca kadını namazdan uzak tuttular. Şu an parmakla sayılır namaz kılan kadınlar İslam aleminde, her yerde çok nadirdir. Ara ara kılıyorlar da canı estiğinde aklına geldiğinde kılıyor. Kadınlara çok ağır bir baskı var, “Dediğinin tersini yapın, şunu giyemezsin, bunu konuşamazsın şuraya gidemezsin. Kadınların hiç erkeklere karıştıkları yok, erkekler sürekli kadınlara karışıyor. Bu çok acı bir olay. O yüzden, mesela Irak’ta kadınlara çok zulmediliyordu. Hep böyle kapanmaları için, dekolte gezemiyor, hareket edemiyor, yarım varlık olarak görüyorlar, dediğinin tersi yapılması gerekiyor” dövenler sövenler. Dövmeyi ibadet olarak görüyor zaten. “Deşarj olursun dövdüğünde” diyor. Israrla tavsiye ediyorlar kadın dövmeyi. Sopa yemeyen dövülmeyen kadın yok gibi bir şey Irak’ta ve Suriye’de. Çünkü namaz gibi görüyor adam, ibadet gibi görüyor. “Dövdükçe açılır çok iyi gelir” diyor “deşarj oluyorum çünkü dövdüğümde” diyor. Ne yaptı Allah? Suriye’yi yıktı, Allah ne yaptı? Irak’ı yıktı, Afganistan’ı ne yaptı? Orayı da yıktı. Libya’yı da yıktı, Yemen’i de yıktı. Kadınların en çok ezildiği yerler buralar. Kadınların ezildiği her yer helak olur. Sakın böyle bir şeye kimse tevessül etmesin. Allah’ın kullarına zulmedildiğinde, Allah’ın kullarının yarısı kadındır. Sen Allah’ın kullarının yarısını insan olmaktan çıkarırsan, “yarım insan” dersen, “her gün dövülmesi gerekir” dersen, “dediğinin tersinin yapılması gerekir” dersen, “şunu yiyemezsin, buraya gidemezsin, şunu giyemezsin” dersen Allah gazap eder bela gelir Allah esirgesin.

Mesela bak Mevlana diyor ki Mesnevi’de “Kadınlarda akıl yoktur” diyor. Mevlana diyor. Diyanet bastırmış bu kitabı, ayrıca bakanlık bastırıyor Kültür Bakanlığı. Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi’nin cilt 2, sayfa 563, beyit 2270. “Kadında akıl yoktur” diyor. Bitti. “Aklı olmayan bir mahluk” diyor. Adam aklı olmayan mahluku ne yapar? Dövüyor, sövüyor, aşağılıyor, şunu giyeceksin, bunu giymeyeceksin, sözünün tersini yapacaksın, haşa hayvana muamele eder gibi yani kafaları. Bak çünkü “kadında akıl yoktur” diyor. Hayvanda akıl yok, artı “kadında akıl yok” diyor. “Kadında akıl yoktur” diyor bak çok vahim. “Aydın bir karara varamaz kadın” diyor “aydın bir karara varamaz.” “Peygamber; onunla danış, dediğinin tersini yap düş yola dedi” diyor. Yani kadının dediğinin tersini yapacaksın. Mesela “hadi yemek yiyelim” “yok yemeyelim” “hadi pikniğe gidelim” diyor kadın, “yok gitmeyelim.” “Bu elbiseyi beğendim” diyor “hayır olmaz başkasını alalım.” Bu şekilde olması gerekir diyor. Mevlana söylüyor bunu. “Çünkü kadın parça-buçuktur” diyor “yarımdır” diyor, yani insan değildir diyor. Bak diyor ki yine Mevlana Mesnevi 1. Cilt, 3064-3065. beyitler, Kültür Bakanlığı bastırıyor bunu. “Kadınlara danışın, sonra da kadınlar ne derse aksini yapın. Gerçekten de kadınlara asi olmayanlar” yani onlara sürekli ters davranmayanlar “helak oldu” diyor helak olursunuz, mutlaka ters davranın onlara diyor. Hanım kızın yaptığı doğru, Kuran’a uygun. Aksini söyleyen bana Kuran’dan ayet göstersin. Helal olsun sonuna kadar da yanındayım kimse o hanım kız.

VTR: Ülkemizde insanların ne derece mutlu olduğunu öğrenmek isterdim.

ADNAN OKTAR: Tabii ki mutluluk sevgiyle olur şefkatle, merhametle olur. Tabii ki sevgi daha yeni yeni yayılıyor. Deccaliyet Türkiye’yi darmadağın etti, çok ezdi yani manen çok ezdi. Darwinizm daha yeni devreden çıkarılıyor. 2019’da devreden çıkarılacak. Yeni yeni netice alıyoruz, yeni yeni gelişmeler var. Bundan sonra mutluluk olacak, tabii ki şu an bir travma yaşanıyor. İngiliz derin devletinin azgın ataklarından millet bizar oldu tabii ki. Öyle bir ortamda mutluluk zordur. Sevgi gençlerin kalbinde bir ülkü, ideal olarak var şu an. Ama her yer bunun talebinde, bu Mehdiyet’in ilk aşamasıdır. Talep ve uygulama. Talep varsa zaten uygulama mutlaka olur. Herkes sevgiyi istediğine göre, herkes mutluluğu istediğine göre sevgi ve mutluluk kapıda demektir. Yani Mehdiyet.

Evet.

VTR: Tüm insanlar sevgi dolu bir dünyada yaşamak istiyorlar. Ama bunun için herhangi bir çaba kimse sarf etmiyor. Sizce neden?

ADNAN OKTAR: Oğlun çok güzel, hanımın da çok efendi nurlu, sen de çok yakışıklısın. Allah sizi birbirinizden ayırmasın, inşaAllah. Sözün güzel, özün de güzel, senin de bir Mehdi talebesi olduğun anlaşılıyor. Sevgiyi savunan herkes Mehdi talebesidir. Sevgiyi savunan herkes Mehdi talebesidir. Zulümden, sevgisizlikten yakınan herkes Mehdi talebesidir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan en eski arkadaşlarından olan AK Parti Milletvekili Metin Külünk’ün bugünkü yazısında “Çok enteresan günler, çok enteresan aylar ve çok enteresan yıllar yaşadık. Sanırım aynı niteliğe sahip günler, aylar ve hatta yıllar yaşamaya devam edeceğiz. Sıra dışı gelişmeler bizi bekliyor” sözleri dikkat çekti.

ADNAN OKTAR: Yani Mehdiyet’in harikaları peş peşe gelecek diyor ahir zaman harikaları peş peşe gelecek, doğru. Metin Külünk yaman delikanlıdır, gerçek Müslümandır, samimi delikanlıdır, yiğittir, dava adamıdır, güvenilir bir insandır onu da söyleyeyim. Evet, Metin Külünk sıkı delikanlı ama çok eski dönemlerden beri hizmet eden sıkı delikanlıdır. Dava adamlığı da çok eskilerden gelir. Twitter’da İngiliz derin devletinin yanlışlığını paylaşan nadir kabadayılardan. İngiliz derin devletine şiddetle karşıdır. Üslubu da Mehdiyet üslubudur Metin Külünk’ün. Külünk ailesi de biliyorsunuz ünlü bilinen bir ailedir, saygın bir ailedir.

VTR: Kader ruha izletilen bir görüntüyse ruhun kendisi nerededir?

ADNAN OKTAR: İki arkadaş ikiniz de çok güzelsiniz. Arkadaşının başörtüsü de ona çok yakışmış çok güzel olmuş. Senin de dekolten çok güzel olmuş. Ama her ikiniz de çok nurlu ve çok temiz güzel kızlarsınız. Onu ne sen söyle ne ben sana söyleyeyim. Ruhun mekanı yoktur öyle söyleyeyim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Ensar. Türkiye’deki muhalefet partileri neden zayıf kalıyor?

ADNAN OKTAR: Ensar, muhalefet partileri derken CHP’yi kastediyorsundur. Çünkü MHP muhalefetten çok devleti koruyan bir partidir, devleti destekler, onun peşindedir. Milletin bütünlüğü, milletin menfaati onu esas alır, parti menfaatini esas almaz. Ama CHP tabii klasik bir partidir, klasik muhalefettir. CHP’nin hatası tarikatlara, cemaatlere sahip çıkmaması. Tarikatlara sahip çıkan her zaman iktidar olmuştur. Tarikatlara cemaatlere ilk Adnan Menderes sahip çıkmıştır derhal iktidar olmuştur. Turgut Özal sahip çıkmıştır derhal iktidar olmuştur. Demirel sahip çıkmıştır tarikatlara cemaatlere derhal iktidar olmuştur. Tayyip Hocam tarikatlara cemaatlere sahip çıkmıştır derhal iktidar olmuştur. İktidarın sırrı buradadır ben söyleyeyim. Türkiye’deki sırrı buradadır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Murat. Şu soruyu sormak istiyorum, şeytan cehenneme gireceğini bile bile neden tövbe etmiyor?

ADNAN OKTAR: Murat, şeytanda müthiş bir enaniyet, müthiş bir kibir, muazzam bir inatçılık var. Cehennemi umursamıyor enaniyeti çok önemli görüyor. Hatta küfür ehli de cehenneme girenler, orada da azgınlıklarına devam ediyorlar. Mesela “pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah ayette. Cehenneme girdiğini gördüğü halde “ben pişman oldum Ya Rabbi” demiyor. Cennet ehline de şöyle göz ucuyla kenardan bakıyorlar gururlarından enaniyetlerinden dolayı. Şeytani kibir, şeytani gururun ucu-bucağı yok. O münafıklarda en şiddetli halindedir. Kardeşlerimiz münafık çok görmedikleri için belki bilmezler, delilik derecesinde cinnet derecesinde enaniyet, kibir ve gurur olur münafıklarda. Çok azgın ve deli mahluklardır. Ama şöyle; bunların ruhu yoktur, o yüzden böyle şaşırtıcı bir karakter gösteriyorlar. Yani ölü mahluklardır.  

Evet.

VTR: Merhaba, ben İpek. Çocukluğunuzu çok merak ediyorum, fotoğraflarınız var mı?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini sen çok güzel insansın. İpek dekolten muhteşem yakışmış ama yüzün muhteşem güzel çok çok güzel kızsın. Dişlerin, kaş, göz, burun, saçların her yerin çok güzel. Allah nurunu artırsın, Allah cennette de kardeş etsin. Cennette de birlikte olmayı nasip etsin.

Bir etiket yapalım “İslam kurtuluştur” diyelim. Evet, bu etiketi bütün mümin kardeşlerimiz desteklesin. Çünkü “Dinler insan uydurması” diye bir etiket yapmışlar ateistler yani dine inanmayanlar veyahut münafıklar mı yaptı bilmiyorum. “Dinler insan uydurmasıdır” diye bir etiket yapmışlar. Bu halen 7. Sırada. Bunun çok üstünde bir etiket yapalım “İslam kurtuluştur” diyelim.

Benim çocukluk resimlerim var mı? Benim canımın talebi madem o yönde gösterelim. Bu ilkokuldaki resmim.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Çocukluk resimlerinizden iki tane daha var Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Evet. Anneannemin kucağında, o at yakın zamanlara kadar duruyordu. Hatırlıyorum o atı, o zaman çocukluğumdan da hatırlıyorum.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim sorum hayatınızda hiç korktunuz mu? Bu kadar cesur konuşmanız karşılığında hiç korktuğunuz oldu mu?

ADNAN OKTAR: Ben korku nedir pek bilmem. Bir tek Allah’tan korkarım zaten görüyorsunuz. İngiliz derin devletinin adamlar daha ing’ini söyleyemiyorlar ödleri kopuyor. Ben ferah ferah söylüyorum görüyorsunuz. Benim dışımda da bunu söyleyebilen pek yoktur. Ben söyledikten sonra zaten kapılar açıldı. Hiçbir aydın Türkiye’de İngiliz derin devletinden bahsedemiyordu hiç kimse. Ben kapıyı sonuna kadar açtıktan sonra Seyit Battal Gazi gibi peşimizden gelen çok oldu Allah’a çok şükür. 300-400 aydın şu an İngiliz derin devletine karşı tavır almış durumda. Evet, korku, bir tek Allah’tan korkulur. Ne PKK’dan çekinirim, görüyorsunuz PKK’ya en çok giydiren benim elbise giydiren. Tabii hapishane kıyafeti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Selin. Kadın hakları gerçekten yerini ne zaman bulacak?

ADNAN OKTAR: Selin çok çok güzelsin, boylu boslu ve yüz ifaden de muhteşem, yüzün de çok çok güzel, çok nurlu hoş bir kızsın. Allah sana uzun bir ömür versin. Hakikaten hayran olunacak bir kızsın. Kadın hakları Mehdiyet devrinin dışında mümkün değil. Sevginin dünyaya hakim olması Mehdiyet dışında mümkün değil. Ama bak herkes Mehdiyet talebi içerisinde istisnasız. Binlerce kişiyle röportaj yaptık rastgele yapılan röportajlar. Herkes sevgiyi, barışı, savaşların son bulmasını ve sosyal adalet istiyor yani Mehdiyet istiyor.

Evet.

VTR: Futbolun en şiddetsiz halini ne zaman göreceğiz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, onun zaten bir anlamı yok. Çok çok yazık ediyorlar, çok büyük hata yapıyorlar. Yerinde zıpla, bağır, sloganlar at, caddeleri yık istiyorsan şamatayla, ama saldırma olmaz. Yani başka bir formayı gördüğünde adamın üstüne saldırırsan bu zulüm günah ve çok çirkin. Kardeşin, komşun, arkadaşın ne yapıyorsun sen? Bu da yine Mehdiyet devrinde ortadan kalkacak bir felakettir. Çünkü ya maça gitmiyorlar -bir kısmı için söylüyorum- yahut şiddeti istiyor ikisinden birisi. “Şiddet yoksa maça niye gideyim?” diyor. Az da olsa böyle tipler var, çok vahim bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fosiller günümüze kadar nasıl gelebilir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, o da Allah’ın verdiği bir nimet, normalde kalmamaları gerekiyordu. Fosillerin kalmış olması çok büyük bir mucizedir. Çok çok büyük bir mucizedir. Amberle saklanıyor olması mucizedir, kayaların arasında kalmış olması da mucizedir. Aslında onu çok doğal görüyorlar ama hiç doğal değil. Allah deccala karşı kayaların içerisinde “Ben işte böyle yarattım” diye saklamış kayaların içinde, deccalı susturacak tarzda. Deccalın kafasına vurulacak delilleri Allah taşların arasına gizlemiş bir hazine gibi açtıkça taşları deccaliyet yerin dibine giriyor.

Evet.

VTR: Merhabalar, Hocam ben Manisa’dan Raziye. Kaderle irade arasındaki ilişkiyi merak ediyorum öğrenebilir miyim? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Raziye çok nurlusun ama tamamen nursun, maşaAllah. Allah seni çok güzel yaratmış, saç rengin de çok güzel. Kader nasıl oluştu? Saniyenin milyarda biri mi? Değil. Katrilyonda biri mi? Değil. Sonsuz kısa zaman sonsuz uzun zamanı yuttu içine aldı. Sonsuz uzun zaman sonsuz kısa zaman içinde hapsoldu onun içine sığdı. Bu Allah’ın bir sanatı. Kader dediğimiz olay budur. Kader, irade hepsi iç içe, saniyelerle saliselerle tarif edilemeyecek şekilde oldu. Orada ne irade olur ne de başka bir şey olur. Hepsini Allah yarattığı anlaşılıyor.

Evet.

VTR: Şu anki üniversite sınavı, aileler de çok mutsuz öğrenciler de. Ben gelecek yıl çocuğumu nasıl hazırlayacağım veya gelecek on yıl da beş yılda çocuğumu nasıl hazırlayabilirim diye ailelerin bir hedefi olması gerekiyor. Olamıyor maalesef. Çünkü yıllık eğitim sistemi değişiyor, aileler ne yapacağını bilmiyor o nedenle hedef belirleyemiyorlar. İnsanlar mutsuz. Üstüne üstlük geçim kaynağımız da eğitim sistemine bağlı tarla-tapan yok şehirleştik.

ADNAN OKTAR: Benim nurlum güzel yüzlüm haklısın. Ahir zamandayız bir geçiş dönemindeyiz. Milli Eğitim de denemelerle meseleyi tam oturtmaya çalışıyor. Aslında yeteneklerine göre gençler üniversitelerde ayrılması gerekiyor. Bak tarla-tapan olmaması da çok yanlış, tarla-tapan olsun. Türkiye tarım ülkesi olsun, tarım, ziraat, hayvancılık Türkiye’yi kurtaracak olan budur. Ve çok zengin oluruz bununla, çalışmayan da hiç kimse kalmaz. Hiç kimseye de muhtaç olmayız ihtiyacımız olmaz. Kendine yeten bir ülke oluruz. Milli devletler için bu çok önemlidir kendi kendine yetmek. Ama senin tam dediğin huzur ve mutluluk Hz. İsa Mesih (as) ve İmam Mehdi (as) devridir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Milli Gazete Yazarı Mustafa Kurdaş, Adalet Bakanlığı’nın İngiltere Büyükelçiliği’nin finanse ettiği bir adalet projesinde İngiltere’yle birlikte çalışmasına tepki gösteren kapsamlı bir yazı yazdı. Şöyle söylüyor; “Bir ülke düşünün ki kendi adalet sistemini bir başka ülkenin finansörlüğünde inşa ediyor. Üstelik de bu ülke İngiltere. Bu milletin lehine bir sonuç vermeyeceği aşikar değil midir? Unutmamak gerekir ki parayı veren düdüğü çalmak da isteyecektir” dedi.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti çok arsız, çok hayasız, azgın, münafıklarla organize hareket eden bir hareket. Türkiye’ye de pençesini attı ama Türk aydınları nerede görse gereğini yapıyor. Aslında çok çirkef bir çalışma yapıp Türkiye’yi çoktan ele geçireceklerdi. Ama biz bunları rezil rüsva edince kapıdan, pencereden, her yerden hırsız gibi kaçıyorlar şu an. Nerede yakalarsak üstlerine çöküyoruz, kanunla-hukukla. Her yerde yakalanıyorlar. Şimdi yer belirtmeyeyim de. Yakalandıkları yerden de hakikaten kudurmuş köpek gibi kaçıyorlar.

BÜLENT SEZGİN: Milli Gazete ’den Mustafa Kurdaş’ın yazısının devamında, İngiliz Büyükelçisi’nin; ‘Naçizane görevimizi yerine getiriyoruz’ sözüne cevaben de İngiliz derin devletinin Osmanlı’ya ve tüm dünyaya yaptıklarını hatırlattı. İngiltere’nin Çanakkale’de 250 bin evladımızı şehit ettiğini, Osmanlı’yı yıktığını, ümmeti paramparça ettiğini, halkları sömürdüklerini, Afrika’yı hala aç bırakanların onlar olduğunu söyledi. “Bunların hepsini naçizane yaptınız. O yüzden haddinizi bilin lütfen” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun, maşaAllah. Cesaretine hayran kaldım. Tebrik ediyorum. Belanın kaynağını gören yiğitlerden birisi daha. 300’ün üzerinde aydınımız bu belayı gördü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ben sizin nasıl ünlü olduğunuzu sormak istemiştim.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen de şu an ünlü oldun. Çok yakışıklı delikanlısın. Bizim kanal bayağı seyredilen, bilinen bir kanal. Allah ayette diyor ki; “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi? Delalet içinde bulup hidayet vermedi mi? Ve ününü, şanını yaymadı mı?” diyor. Ünü, şanı yayan Allah’tır. Zenginliği veren Allah’tır. Hidayeti veren Allah’tır. Bütün güç sahibi Allah’tır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz Irak’tan geldik. Türkmen kardeşleriniziz. Orada savaş olduğu için geldik. Ne zaman döneceğiz evimize bilmiyoruz. Müslümanlar birlik olduğu zaman biz evlerimize, köylerimize döneriz.

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte o senin dediğin Müslümanların birlik olması Mehdiyettir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Manisa’dan İsmail. Meteorlar ne zaman düşecek?

ADNAN OKTAR: İsmail o kadar tatlısın ki sen, o kadar şekersin ki olayın çapını sana anlatamam. Kıyafet ayrı bir şeker, tip ayrı bir şeker, tatlı. Şu bizim minik Elma’ya benziyor. İsmail, senin gibi kuzuların olduğu yere meteor düşmez. Gönlün rahat olsun. Meteorların düşme vakti 2120. Öyle az buz meteor düşmesi değil, yağmur gibi yağacak. Ve ayrıca esaslı, ana bir vuruş, arkasından spin atıp bir daha bir vuruş ve gökteki o taşlar yağmur gibi yağacaklar, atmosfere biriken taşlar.

Evet.

VTR: En çok sevdiğiniz özlü söz nedir?

ADNAN OKTAR: Bir tane güzel söz vardır. Allah vardır. En sevdiğim söz budur. En özlü odur, Allah’tır.

Evet.

VTR: Kahramanmaraş dondurmasını sever misiniz?

ADNAN OKTAR: Yani tam isabet. Maraş dedin mi dondurma, dondurma dedin mi Maraş. Bak, herkes yutkundu şu an görüyorum. Çok şahane olur Maraş’ın dondurması. Kahramanmaraşlılara da buradan selamlar.

Evet.

VTR: Merhabalar, benim bir sorum olacaktı. Erkekler neden bu kadar anlayışsız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, nasıl güzel insansın sen, nasıl güzelsin. Allah seni cennette kardeş etsin. Canımın içi sizler işte Allah kadınları böyle çok şefkatli, sevgi dolu, tutku insanı, aşk insanı olarak yaratıyor. Ama genel olarak bütün insanları Darwinist, materyalist kafayla ve gelenekçi Ortodoks sistemle, Mevlevilikle, Rumilikle mahvettiler. Yani kalplerindeki kadın sevgisini aldılar. Onun yerine şeytan homoseksüelliği koydu. Dolayısıyla kadın sevgisinin yerini şimdi bir boşluk aldı. Kadın sevgisi olmayınca zaten sevgi hiç olmaz. Kadını sevmeyen hayvanı da sevmez, bitkiyi de sevmez, insanı, hiçbir şeyi sevmez. Kadın sevgisi iman alametidir. İmanındandır kişinin kadına olan sevgisi. Dolayısıyla sevgi, saygı kalktığı için, deccaliyet amacına ulaştığı için bu belaya insanlar düştü. Ama bunu sana Allah söyletiyor. Niye söyletiyor? Çare ve çözüm olduğu için söyletiyor. Senin bu sözün dua mahiyetinde. Bak bütün genç kızlar, herkes dua ediyor. Sevgiyi, dostluğu, kardeşliği, barışı, muhabbeti, selamlaşmayı, sosyal adaleti, kaliteyi, sanatı, iyiliği, güzelliği istiyor herkes. İşte bu duanız Mehdiyet’le hitam bulacak. Hateme Veli olan İmam Mehdi’nin çıkışıyla sizin bu dualarınız gerçekleşecek inşaAllah. Gönlün çok rahat olsun. Üç-beş yıl bekle.

Dinliyorum, evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, dünya her yıl 17 Temmuz-24 Ağustos tarihlerinde Swift-Tuttle Kuyruklu Yıldızı’nın kalıntılarından geçiyor. En yoğun 11-12-13 Ağustos’ta görülüyor. Swift-Tuttle Kuyruklu Yıldızı 133 yılda bir dünyaya uğruyor. Bu kuyruklu yıldız 2120 yılında dünyaya tekrar uğrayacak.

ADNAN OKTAR: İşte olayın açıklaması bu; 2120. Tam bindirme anı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba benim adım Enes. Kızlar hangi erkek tiplerinden hoşlanır?

ADNAN OKTAR: Enes çok yakışıklı delikanlısın sen. Seni beğenmeyecek kız olmaz sana söyleyeyim. Enes bir kere çok insancılsın. Şefkatli bir görünümün var. Genç kızlar imanlı, akıllı, samimi, temiz, dürüst, vefalı, onun haysiyetini, şerefini, namusunu koruyan, dinini, imanını koruyan, aklını koruyan, sağlığını koruyan, onun için iyilik dileyen, vefada kusur etmeyen, merhametli, Allah’tan korkan, Allah’ı seven insan ister. Onu gördüğünde kadın onu sever. Her kadın sever.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milli Gazete’den Mustafa Kurdaş ayrıca İngiliz Büyükelçi’ye şöyle söylemiş Adnan Bey; “Diplomatsanız diplomat olarak konuşun. Misafirseniz misafirliğinizi bilin. Bu millet müstemleke valisi küstahlığınızı yüzünüze çarpar. Soralım büyükelçiye, İngiltere ne zamandan beri Türk hükümetlerinin ya da bu milletin yararına düşünmeye başladı? Ülkeniz bugüne kadar hangi konuda bu millete zerre misali bir fayda sağladı. Siz tarih boyunca sadece kendi menfaatinizi, çıkarlarınızı, hesaplarınızı, planlarınızı yürütürken hala nasıl oluyor da bize masal okumaya kalkışıyorsunuz?” dedi.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletine tokat gibi çarpmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, amel defteri nasıl bir şeydir çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Benim güzel annem o tabii bildiğimiz defter tarzında değil. Bir ruhtur o amel defteri. Akıllı bir ruh, Allah’ın aklıdır. Orada hepsi yazılıdır, bilinir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Solcu, sağcı ayrımı neden yapıldı?

ADNAN OKTAR: Allah kaderde öyle ayırdı sağcıları ve solcuları. Kuran’da da var sağcılar, solcular diye. Solun adamları vardır ve sağın adamları vardır. Kuran’da da belirtilmiştir. Herkes kaderinde yerini belli etmiş ve safını almıştır.

Evet.

VTR: Merhabalar, iç sesinizi dinler misiniz?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzel tabii ki. İç ses demek vicdan demektir. Tabii ki vicdanımızı dinleyeceğiz. Vicdanın sesini dinleyen güzel insandır, iyi insandır.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Nur. Esir maddesi görülebilir mi?

ADNAN OKTAR: Nur sen ne kadar güzel kızsın. Çok çok güzel olmuşsun. Dekolten de yakışmış ama kendin bayağı güzelsin. Nur, esir maddesi çok akışkan bir şey. Gözle görülmeyen bir su öyle düşün. “Allah'ın arşı su üzerinde iken” diyor ya Kuran'da. O su işte esir, kastedilen esirdir. Biz havayı nasıl göremiyoruz? Hava gibi de değildir esir. Çok daha ince latif bir maddedir her şekle girer. Allah'ın ruhu içindedir her tarafındadır esirin.

Evet.

VTR: Cennette beş duyu organımızdan hariç başka duyu organlarımız da olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma doğru söylüyorsun. Belki yedi duyu olacak. Şaşıracağız ama yedi duyu olacak belki de öyle söyleyeyim de öyle anla.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Etiketimiz listede Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: İslam kurtuluştur.

ADNAN OKTAR: Güzel. “Evrim bilime hakarettir” güzel doğru. Çünkü tesadüf diyorsun. Her şeyi tesadüfle açıklıyorsun. Bilimle dalga geçmenin adına evrim denir. Bilimle alay etmenin adı evrimdir. “Nasıl oluyor?” diyorsun. “Tesadüf.” “Bu?” “Bu da tesadüf.” “Şu?” “Bu da tesadüf.” “Ya tesadüf diyorsun duydun mu?” diyoruz. “Ya ben öyle mantıksız şey söyler miyim?” diyor. “Ne diyorsun peki?” diyoruz. “Benden öyle bir şey beklemen bir kere çok ayıp” diyor. “Öyle bir mantıksızlığı” diyor “bu saygıya uymaz tesadüf” diyor. “Olasılıkların karşılaşması sonucu meydana gelen olasılıklaşma” diyor. Anla anlayabilirsen. Yani tesadüfü süslüyor püslüyor paketleyip yine getirip karşımıza koyuyor. Yani kendince kendi aklınca, kendi zekasınca bir şeyler yapmaya çalışıyor. İnsan acısın mı gülsün mü ne diyeceğini şaşırıyor.

VTR: Adım Mehmet. Hiç meyve ağacına çıktınız mı?

ADNAN OKTAR: Mehmet sen ne güzel delikanlısın böyle. Ne güzel insansın. Benim kanaatim sen bağlık bahçelik bir yerdesin ve meyve ağacına kesin tırmanmışsındır. Bizim elma ağacı vardı köyde bayağı büyüktü yüzyıllık falan olabilir artık bilmiyorum kaç yıllık. Çok devdi çünkü. Yabani elma ekşi elma deniyordu küçük. Dalları böyle kapı gibiydi. Ta tepelerine kadar tırmanıyorduk. Allah korudu bizi, düşebilirdik de oradan çocuk aklı işte. Bütün mahallenin çocukları da tırmanıyordu. Salkım saçak doluydu böyle. Üstü çocuklarla doluydu. Buna rağmen bizim gece gündüz tüketmemize rağmen ton hesabıyla elma çıkıyordu. Böyle silkelemişlerdi ağacı sırıklarla falan şöyle küçük bir dağ şeklinde elma yığıldı. Köylülere tenekelerle dağıtmıştık dağıtılmıştı. Öyle az boz değil yani. Tadı da bayağı güzeldi. Çok hoş güzel bir tadı oluyor ekşi elmanın. Minik küçük ama bayağı lezzetli anlatamam. Bayağı güzel oluyordu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ülkemizde komünizm neden yanlış anlaşılıyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım anlat sen gel. Ben burada imkan tanıyayım. Derli topluca anlat. Yanlış anlaşılmaktan kastın nedir? Onu bilmiyorum. Belki komünizmin sen sosyal adalet yönünü makul gördüğün için karşı gelenleri mantıksız görüyor olabilirsin. Doğru. Bir sosyal adalet yönü var komünizmin. Ama komünizm dini reddeder, aileyi reddeder, ahlakı reddeder, devleti reddeder. İlk çağlardaki gibi komünal toplum olmasını ister. Bu da olmaz yani çok kötü bir şey bayağı korkunç.  Ve zenginin malını zorla elinden alır fakire verir. Fakir de çok güçlü bir devlet yapısıyla şiddetli bir devlet yapısıyla yani proletarya diktatörlüğü ile çalıştırır. Dolayısıyla beğenilecek bir yönü yok. Ama senin anlatmak istediğin bir şey varsa gel anlat ben burada seni dinleyeyim canlı yayında da dinleriz. Fakat klasik komünizm budur.

Bak diyorsun halk komünizmi yanlış anlıyor diyorsun. Komünistlerin dinlediği parça. Dinliyoruz ama komünizmi savunmak yerine Mehdiyet’i savunursanız o zaman gerçekten barış gelir, savaşlar biter, sosyal adalet en mükemmel şekliyle gelir ve herkes çok mutlu olur. Sevinç içinde tam bir özgürlük içinde yaşarız. Ama komünizmde proletarya diktatörlüğü var. Proletarya diktatörlüğü demek vahşet, dehşet ve kan demektir. İslam'da proletarya diktatörlüğü yok. Mehdiyet’te böyle bir acı ve zulüm yok. Dolayısıyla sevgi içinde sosyal adalet oluyor. İnsanlar severek sosyal adalet istiyorlar ve savaş kesin bitiyor. Silah sanayi diye bir şey kalmıyor. Bütün sınırlar kalkıyor yani pasaport ve vize kalkıyor. Herkes birbiriyle kardeş oluyor. Bunu istemek varken niye komünizmi istiyorsunuz?

VTR: Merhaba ben Yunus. Kanalınız neden Digitürk'te değil?

ADNAN OKTAR: Yunus Digitürk çok pahalı. Yani bir kaç trilyon bildiğim kadarıyla. Ona niye para verelim ki o kadar?

Evet dinliyorum.

VTR: Şu anda hangi yemeği yemek isterdiniz?

ADNAN OKTAR: Ah canımın içi çok güzelsin çok. Şimdi tokat kebabı gelse şöyle tepsiyle yani bilmiyorum ne hale gelirdik. Tokat kebabı dehşet bir şeydir görünümü de çok acımasızdır. Şişteki şekli de çok acımasızdır tabaktaki şekli de. Üstü örtülür pideyle ince, çok ince pideyle. Açtığında bir insanın dayanamayacağı derecede muhteşem bir şeyle karşılaşırsın. Domatese pideyi dokundurduğunda domates dağılır, patlıcan zaten et gibidir böyle dağılmış. Etler yumruk gibi onlar da öyle dağılır.

Evet dinliyorum.

VTR: Hz. Süleyman (as)'ın Sebe Melikesi Belkıs’a gönderdiği mektupta ne yazıyordu?

ADNAN OKTAR: Kuran'da ayette belirtilmiş kısaca belirtiliyor. “Müslümanlar olarak gelmenizi istiyorum” diyor. “Allah için Allah rızası için bunu istiyorum” diyor. Müslüman olmalarını istiyor. Tabii Müslümanlığı önceden bildiren bir heyet gitti oraya önden Hazreti Süleyman (as)'ın elçileri gitti hediyelerle gittiler. Sırf mektup gitmedi. Hz. Süleyman (as) hem davet etti hem de İslam'a yaklaşmaları için onlara telkinde ve tebliğde bulundu.

Evet.

VTR: Merhabalar kaderin dışına çıkabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Nasıl güzel neşeniz, nasıl güzel kıyafetiniz. Canımın içi şu an şu konuşman senin kaderindeydi. O güzel canınla o merhaba deyişine varıncaya kadar o kıyafetin her şeyin arkadaşlarınla aldığın konum bile kaderindeydi. Daha annenden doğmadan onu söylemiştin ve asla dışına çıkılmaz kaderin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye'yi büyüteceğimize yönelik şunları söyledi Adnan Bey. “Tek devlet ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güvencesi altında ülkemizi büyüteceğiz. Gerekirse bu yolda yeni Çanakkalelere, yeni İstiklal harplerine, yeni 15 Temmuzlara var mıyız? Bizi köşeye sıkıştırdıklarını sananları köşeye sıkıştırmaya var mıyız? Bizim gücümüzü kestiklerini sananların sırtını yere getirmeye var mıyız?” diye sordu.

ADNAN OKTAR: Varız evvelAllah. Tayyip Hocam yanındayız sonuna kadar. Allah seni başımızdan eksik etmesin. Seni seviyoruz. Sana değer veriyoruz önemli görüyoruz. Sen temiz bir insansın, dürüst bir Müslümansın, iyi niyetlisin, mütevazisin ve akılcısın, Kuran'a göre hareket ediyorsun. Tam bir Mehdi (as) talebesisin. Dürüst samimi bir Mehdi (as) talebesi olduğun için biz de destekliyoruz seni herkes de destekliyor ve seni ruhaniler destekliyor. Bak bu çok önemli. Hızır (as)'ın desteğini aldın. Mehdi (as)’ın desteğini aldın. İsa Mesih'in desteğini aldın evvelAllah sırtın yere gelmez. Görevini yapacaksın görevini yapıncaya kadar da ayrılmayacaksın sana söyleyeyim.

Evet.

VTR: Sayın Adnan Oktar özgürlükçü bir İslam anlayışını savunuyor. Hükümetimiz de muhafazakar bir hükümet. Peki Adnan Oktar özgürlükçü bir insan olarak hükümetimize destek vermesi çelişkili bir durum değil mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, nur yüzlüm aslan gibisin. Tayyip Hocam modern İslam anlayışını savunur Kuran Müslümanıdır. Ama tabii gelenekçi bir tabana hitap ediyor. Onları da dengede tutmaya çalışıyor yani nefis bir strateji güdüyor aslında. Çok akılcı bir strateji güdüyor. Biz bütün gücümüzle destek olalım Tayyip Hoca'ya sen gerisine karışma. AK Parti’yi destekle demiyorum AK Parti'nin içinde anormal insanlar var, garip insanlar var, iyileri de var anormalleri de var. Yanlışlık yapanlar da var, hata yapanları da var hata yapan olursa da uyarıyoruz. Ama Tayyip Hoca tam bizim aradığımız gibidir. Modern, dışa dönük, aydın bir Müslümandır. Ama şimdi gelenekçilerin de şirretleri var, alçakları var, oyuncuları var. Onlara karşı çok dikkatli olması gerekiyor. Bir de FETÖ'cü bazı alçaklar gelenekçi Ortodoks Müslümanları kendi kafalarınca yönlendirebileceklerini zannettikleri için onlara yönelik bir politika izliyorlar. Çok özenli olmak gerekiyor. Yani Tayyip Hoca’ya tam destekte büyük fayda var. Gençlerin tam aradığı insandır Tayyip Hoca söyleyeyim. Özgürlükçüdür, aydındır, moderndir, sanattan hoşlanır, güzellikten hoşlanır. Temizliği ister, barışı ister, merhametlidir. Tayyip Hoca tam bizim kafamızda. Ama gelenekçi şirretler vardır. İyisi vardır bir de şirreti vardır gelenekçilerin. Şirretlerin şerrinden korunmak için de tabii ki hükümetin dikkatli politika izlemesi gerekiyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Eray ismim. Bir kişiden ayrılmak ayrı kalmak o kişiye olan sevgiyi artırır mı yoksa unutturur mu?

ADNAN OKTAR: Eğer değerli bir insansa güzel bir insansa tabii ki artırır. Ama aşağılık, münafık, hain, ahmak ve kahpe bir karakterde ise beladan kurtulduğu için Müslüman sevinir. Allah'a hamd eder çünkü pislikten kurtulmuştur, kirden kurtulmuştur sevinir. Şahsın değerine göre olur o.

Evet, dinliyorum:

VTR: Merhaba ben Almanya'dan geliyorum bir soru sormak istiyorum. Ahlaklı yaşamak yurt dışına göre hareket etmek mi yoksa dinimize göre hareket etmek mi?

ADNAN OKTAR: Aslanım benim aslanım dürüst aslanım. Doğru söylüyorsun. Tabii ki dinimize göre hareket etmektir. O bukalemunluktur. Münafıklar yapar her yerde ayrı bir din anlayışı vardır. Bir saat sonra ayrı mesela Kuşadası’na gider orada ayrı bir din anlayışı vardır. Mekke'ye gider ayrı bir din anlayışı olur. Fas'a gider ayrı din anlayışı olur. Bölgeye, tarihe, şartlara göre İslam'ı şekillendirir. Bazen topluluk halinde yaşamak farz olur onun kafasına göre. Bazen tek yaşamak farzdır tek olmak Müslümana yakışır. Bazen küçük bir topluluk olarak. Bazen büyük bir topluluk olarak olması gerekir. Bazen hiç Müslümanların olmaması gerekir. Bazen Müslümanlığın para gelecekse ona o yönde uygulanması gerekir. Yani münafıklarda bir şeytani elastikiyet vardır. Dini kendi kafasına göre şekillendirmeye çalışır ve Allah onları da genellikle hep süründürerek, perişan ederek yalnız başına öldürür ve canlarını alır. Her münafık öyledir. Yalnız ölür, yalnız olarak canı alınır. Kuran'da buna işaret edilir. Hz. Musa (as)’ya musallat olan münafık Samiri Hz. Musa (as) ne diyor? “Sen yalnız kalacaksın ve bana dokunmayın diyeceksin” diyor. “Sürekli insanlardan kaçacaksın, sürekli insanlardan kuşkulanacaksın. İzlendiğin düşüncesiyle huzursuz bir şekilde tek başına öleceksin” diyor. Hakikaten de öyle olmuştur Samiri. Bütün ömrü boyunca hep izlendiğini düşünmüş. Hep rahatsız, huzursuz yaşamış sonra da köpek gibi sürünerek tek başına ölmüştür ve kimse de yardımcısı olmamıştır.

Münafık kendini çok akıllı, uyanık zanneder ama Allah münafığa özel bir kader ayırmıştır. Münafığın kaderi perişanlık, acı ve ızdıraptır. Her münafık kendini çok akıllı zanneder, çok isabetli düşündüğünü zanneder, Müslümanlara iyi bir oyun oynadığını zanneder halbuki ahmakça kendi kurduğu tuzağın içinde derinlere doğru düşmeye başlamıştır ama bunu bir zafer gibi görür, zafer gibi gördüğü için de sürekli o kuyuya daha derinlemesine düşmeye devam eder.

Evet.

VTR: Merhaba ben şort giyebiliyorum, şortla gezebiliyorum, fakat bunun bütün Türkiye’de böyle olmasını diliyorum, her yerde gezebilmeyi diliyorum. Sadece belli başlı yerlerde giyebiliyorum, her yerde giyemiyorum, bunun böyle olabilmesi için neler yapabiliriz acaba?

ADNAN OKTAR: Canımın içi dünyayı sizin için cennet haline getireceğiz. Şortla gezmen son derece makul, dekolteli gezmen son derece makul, bakımlı, temiz gezmen son derece makul ve güzel ve yakışıyor ama bazı vicdanı, ruhu kararmış insanlar, sevgisiz, yetersiz, güçsüz, iktidarsız insanlar, homoseksüeller, transseksüellerle yatıp kalkanlar, homoseksüel ilişkinin dışında bir şey bilmeyenler, kadın düşmanları, Allahsız, Kitapsızlar yahut Darwinist bazı kişiler veyahut gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde kadın düşmanı olarak yetiştirilmiş bazı zavallılar size o çirkin yetersizlikleri, o kararmış ruhlarıyla çirkin sözler edip size olan öfkelerini dile getirmeye çalışıyorlar siz hiç kaale almayın. Çünkü o kirli dilleri size ulaşamıyor, kirli elleri sizlere dokunamıyor onun hasedi içindeler, o kokuşmuş bedenlerinden uzak durmanız onların ağrına gidiyor kendilerince size zarar vermeye çalışıyorlar hiç kaale almayın. Bunların içinde tabii aklı zayıf olup yanlış hareket edenler de var veyahut uydum kalabalığa diye kadınlara zarar veren tipler de var dolayısıyla hiçbirine önem vermeyin rahatça yaşayın. Siz Türkiye’siniz, milyonlarcasınız bu pisliği yapanlar en fazla en fazla beş-on bin kişi çıkar Türkiye’de, hiç kaale almayın. Seksen üç milyon Türkiye’nin içerisinde beş-on bin kişinin hiçbir kıymeti yok.

Evet.

VTR: Merhaba ben Manisa’dan Ozan. Türkiye’de mini etek ve şortla gezen kızlara neden kötü bakılıyor?

ADNAN OKTAR: Çünkü adam yetersiz çünkü adam tersleniyor, o kadınlara ulaşamıyor, o çirkin pis bedenini onlara dokunduramıyor. Devamlı o kızgınlık ve öfke içerisinde olduğu için ve yetersiz, iktidarsız da olduğu için onları kendince durdurarak, onların o nimet yönünü, güzellik yönünü yok edebileceğini düşünüyor böylece bir nebze rahatlayacağını düşünüyor bunu hiçbir şekilde hanımlar kabul etmesinler. Her yerde rahat ve özgür olarak gezsinler, bu densizlere Türkiye’yi kaptırmayız.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Tacize uğrayan on dokuz ve yirmi iki yaşındaki iki kadın yardım istedikleri polisler tarafından “Size bu kılıkla az bile yapmışlar, halinize bakın” denilerek aynı polisler tarafından darp edildiklerini söylediler. Polisler kadınlara vurmaya başlayınca çevrede toplanan kalabalık polisleri ve kadınları ayırdı. Olayın ardından her iki taraf da birbirinden şikayetçi oldu. Polisler de şikayetlerinde kadınların kendilerine hakaret ederek saldırdıklarını belirttiler. Video vardı.

ADNAN OKTAR: Polis eğer kadına farz edelim bu hanımlar küfredecek hanıma pek benzemiyor hanımların küfretmesi için de bir neden yok, hadi desek ki öyle sinirlendi ve boş bulundu bir kadını nasıl döver bir polis? Erkek kadını nasıl döver değil mi? Karşısındaki bir güçlü, kuvvetli bir erkek olsaydı farz edelim hakikaten de küfür etseydi gelip dövebilecek miydi polis onu? O kişiler gelip dövebilecek miydi? Yapamaz. Kadın olduğu için, gücü yeteceğini düşündüğü için atağa geçmiş ve bu çok çok çirkin derhal gereği yapılsın derhal. Buradaki durum diğerlerine ibret olması açısından da çok önemli hukuk kanun gereği neyse derhal yerine getirsinler süratle. Kardeşim bir kere kadın senden yardım istiyor, yardım isteyen kadın niye küfür etsin? Hadi diyelim ki o telaşla, panikle boş bulundu ağzından bir çirkin söz çıktı, bu kadın nihayeti dövmen için neden ne? En fazla hukuki yönden şikayetçi olabilirsin, sen polissin. Polise adamlar her türlü laf ediyor, söz ediyor hiçbirini polis gidip dövmez, sokakta saldırmaz, yumruklamaz. Saldıran adama bile yumruk atmıyor polis, elini tutuyor. Bu nerde görülmüş? Bu son derece vahim bir şey. Sayın İçişleri Bakanı gereğini yapsın. Sayın Vali gereğini yapsın, neyse bu mesele halledilsin.

Evet.

VTR: Yapılan araştırmalara göre, erkekler kadınlardan daha çok yalan söylüyormuş, bu sizce doğru mu?

ADNAN OKTAR: Yapılan araştırmalara göre, erkekler kadınlardan daha çok yalan söylüyormuş, bu sizce doğru mu? Onu bilmiyorum da kadınlar çok güzel ahlakları, sevgileri, merhametleri, derinlikleri, tutkuları, sanat anlayışları, temizlik anlayışları muhteşem muhteşem yani kadınlar çok mübarek, muhterem, müberra varlıklar, tarif edilemeyecek bir nimet kadınlar. Nasıl bazı insanlar bu güzelliği göremiyor ben buna hayret ediyorum. Kadınlar bir kere daha keskin nazarlı oluyorlar mesela yalanı fark eden varlıklardır kadınlar. Kadınlar genellikle yalan yakalayıcıdır. Kadın yalan söylese bile çok zeki söyler onu tespit çok zordur onu söyleyeyim ama erkeklerin bir kısmı langur lungur yalan söylerler kadınlar da hep onlarla adeta oynarlar böyle onların yalanlarını yakalarlar. O yalandan kurtulmak için başka bir yalan söyler kadın yine onu da yakalar yani perişanlık rezalet paçadan akar genellikle. Kadınların eğlencelerinden biri de budur böyle bazı garibanları avucunun içine alır ezim ezim ezerler. Yalanlarıyla onları rezil kepaze ederler hepsi için demiyorum da bazılarında bu böyledir. Kadın iyi yalan söyler değil de, iyi yalan yakalar diyelim. Yalanı çok iyi yakalar, gözünden bile anlar kadın, bakarken konuşmasından anlar. Erkekler genellikle biraz bu konuda bazıları aklı zayıf olur bazılarının ve kadınlara kolayca yakalanırlar yani yalan söylemeyi pek bilmezler yahut yüzünden belli eder daha ilk sorgusunda hemen düşer. Kadın mesela doğrusunu soruyor söylemiyor bir karşı paralel sorgulamaya geçtiğinde kadın, küt diye düşer. Dikkat edin, bilinir bütün toplum da bilir, kadının yakalamadığı yalan pek olmaz, anlamazdan gelebilir sadece, anlamazdan gelebilir ama genellikle mutlaka yakalar kadınlar yalanı Allah özel bir yetenek vermiştir. Belki onların savunması için özel Allah onlara imkan veriyor olabilir böyle düşünebiliriz ama çok naif, temiz, muhteşem varlıklardır kadınlar, aşkın, tutkunun kalesidir onlar.

Evet.

VTR: Merhaba ben Zeynep. Futbol oynuyorum, siz kadınların futbol oynaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Zeynep olur ama biraz tabii çok sert oynamamak lazım. Spor amacıyla oynamak lazım özellikle böyle karşı karşıya geldiklerinde topu kapmak için sert hamleler riskli olabilir. Biraz birbirinden topu alma gayreti içinde olmadan, çarpışmamaya dikkat ederek olabilir.

İmam Ali şöyle buyurdu. Kitab-ul Cifr. Hz. Ali (kv)’nin hazırladığı kitap, Hz. Ali (kv)’nin şehit edilme nedenlerinden biri budur. Bağnazları delirtmiştir bu ifadesi. “Ahir zamanda Mehdi devrinde kadınların örtüsü kaldırılır.” Kadınlar yani o çarşaftan çıkar örtüyü kaldırır. “Cazibe ve güzellikleri ortaya çıkar.” Niye?  Çünkü güvenlik var. Güvenlik olduğu için kadınlar çarşaftan çıkıyorlar Mehdi devrinin güvenliği. “Cazibe ve güzellikleri ortaya çıkar işte bu kaimimiz Muhammed Mehdi’nin zuhur zamanıdır.” Bak açık ifade. İmam Ali şöyle buyurdu: Kitab-ı Cifr, kendi kitabında. “Ahir zamanda kadınların örtüsü kaldırılır” çok net. İnkişaf-ul setr; örtünün açılması. Bak “Ahir zamanda kadınların örtüsü kaldırılır” çarşafları çıkar. Niye? Çünkü tehlike yok. “Cazibe ve güzellikleri ortaya çıkar” yani dekolte olarak ortaya çıkarlar. “İşte bu Kaimimiz Muhammed Mehdi’nin zuhur zamanıdır.” Bu kitap kaç yıllık? 1400 yıllık kitap. Kitab-ul Cifr. Ben yazmadım bunu Hz. Ali (kv) yazmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben büyüyünce mimar veya doktor olmayı düşünüyorum.

Merhaba, ben büyüyünce oyuncu olmak istiyorum.

Merhaba, ben büyüyünce doktor olmak istiyorum.

Merhaba, ben büyüyünce oyuncu olmak istiyorum.

Merhaba, ben de büyüyünce oyuncu olmak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Siz yalnız biraz fazla tatlısınız onu söyleyeyim, müthiş şekersiniz, güzel bir arkadaş ekibi. Hem sanatçılar, hem doktorlar şimdiden arkadaşız sizlerle muhteşem muhteşem, şahane sanatçılarımız çok, sanatçılarımız çok, doktorlarımız da çok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben burada çocukların mutlu olması için, eğlenceye teşvik etmek için, gönüllü olarak çalışıyorum. Balon yaptıkça çocukların mutluluğunu görüyorum bu da çoğu insan gibi beni de mutlu ediyor.

ADNAN OKTAR: Canım benim çok güzel, sevgiyi savunman çok güzel. Genç kızlar delikanlılarla konuşurken “atıyorum” diye başlıyor atıyorum mesela şöyle diyor atıyorum böyle. Niye atıyorsun? Çirkin bir söz bu, “atıyorum” ondan vazgeçsinler. Misal denebilir, örneğin diyebilir. Atıyorum ne demek? Atma demek yalan söyleme anlamına gelir, adam atıyor falan dersin. Diyelim ki olur bayağı kelime var onun yerine, ne gerek var?

Sevgi olmadan insan sadece bir et ve kemik yığınıdır. Sevgi olmadığında et ve kemik yığını. Zeki bir hayvan olur ve bu çok tehlikelidir zeki bir hayvan. Sevgisi, merhameti olmayan zeki bir hayvan, dünyanın en tehlikeli mahluku olur.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, Cumhurbaşkanımız bugün Isparta’da hastanede hastaları ziyaret etti. Fotoğraflar var.

ADNAN OKTAR: Ama şu hareketin güzelliğini görüyor musun? Şu hareketin güzelliğini görüyor musun? MaşaAllah. Kardeşim işte bu Cumhurbaşkanı’nın ruhunu, kişiliğini, karakterini, ahlakını gösteren muhteşem bir davranış, görüyor musun? Bak Cumhurun başı bu insan. Şu tevazua, şu güzelliğe bak? MaşaAllah.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey, benim sorum şu olacak sizlere. Bir kız, bir erkeğin dış görünüş olarak neyinden hoşlanır ya da ne dikkatini çeker, bir kızı nasıl etkileyebilirim?

ADNAN OKTAR: Bir kere çok yakışıklı delikanlısın bilmiyorum yani film artisti gibisin. Seni gören her kız beğenir öyle bir konu olmaz. Boy pos sende, yakışıklılık sende, ses tonun da çok karizmatik iyi ama işte kız ilk önce tamam tip olarak beğenebilir düzgün bulur ama kadınlar için o yüzde 5 falandır, yüzde 2 buçuk, yüzde5 falandır. Konuşur, yüzüne bakar derhal anlar yani aklını, zekanı, derinliğini derhal anlar ondan sonra karar verir yoksa dış görünümle hiçbir şekilde bir genç kız karar vermez, onun için en fazla yüzde 5 diyeyim etkisi o kadar. Var öyle tipler mesela badi yapmış kollar sığmıyor omuz geniş falan kızları görüyor daha da kabarıyor böyle havalara bakarak geçiyor -bazıları için diyorum- kız yanından goril geçmiş kadar etkilenmiyor, hiçbir şekilde muhatap olmuyor yürüyüşünden bile deli olduğu anlaşılıyor, azametinden, gıcıklığından, negatif elektriğinden hemen bir genç kız onu anlar ve ona hiçbir şekilde saygı duymaz ve değer de vermez. Genç kız akla, şefkate, derinliğe, tutkuya, muhabbete, aşkın o deli ruhuna çok önem verir. Adam çok yapılı olur da koftur içi, ne yapsın kadın yüz kilo eti? Gider dana alır eğer ete ihtiyacı olsa. Ne yapsın yüz kilo eti? Başına bela. Kadın ruhlardaki o derin tutkuyu arar, derin heyecanı arar, derin ihtişamı arar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Özgür. Bir kız arkadaşıma hediye almak istiyorum, tavsiyeniz var mı?

ADNAN OKTAR: Özgür, hanımlar altından hoşlanır sana söyleyeyim. Altın küçük de olsa altın bir hediye iyi olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar, Türk erkekleri neden dansa önem vermiyorlar?

ADNAN OKTAR: Bir kere sen son derece sakinsin, sanki hiçbir şey yokmuş gibi. Çok çok güzel kızsın, onu bir önce bir vurgulayalım.  Dekolten de çok yakışmış, gözlüğün de çok yakışmış, bayağı güzelsin.  Dans bir sanattır, dansı herkes yapamaz  yani eğer eğitim alırsa onu yapması zaten çok zordur çünkü o mekanik bir şey. Teknik çalışırsa içinden çıkamaz ama içinden geldiği gibi yapmakta da çok vahim sahneler oluşur, yani bizim vatandaşların aşağıda gösterdiği gibi. O ona çarpıyor, o ona çarpıyor yani o uyum kolay değildir. Ruhunda onu sanatçı görüşüyle, sanatçı ruhuyla yoğurması ve icrası gerekiyor. Dans bir sanattır, alenen bir sanattır, sırf eğlenmek için yapılır gibi görünür ama zor bir sanattır. 

Evet. 

VTR: Ruh ikiziniz var mıdır?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi çok güzel olmuşsun,  dekolten de çok güzel, kendin de çok güzelsin. Ruh ikizi dediği yani kendi ahlakı gibi ahlakı olan yani mesela zeki, akıllı, dürüst bir insan, merhametli şefkatli ise sanatçı ruhluysa, içinde bir deli coşku varsa, aşk onun içinde çok şiddetli bir heyecan böyle uçuyormuş gibi bir his veriyorsa, mert olmak, yiğit olmak hoşuna gidiyorsa, egoistlik, bencillik nefret ettiği bir durumsa öyle bir insanla bir delikanlının karşılaşması durumunda ona aynısıyla benzediğini görünce bu ne der? “Sen benim ruh ikizimsin” der. Yani ahlak benzeşmesine ruh ikizi deniyor ama insanın ruh ikizleri olur, ruh ikizi olmaz. Ruh ikizleri olur yani aynı ahlak, aynı kişilikte insanlar.

Evet.

VTR: Aşık olduğunuz kişiye zarar vererek kendi hayatınızı kurtaracak olsaydınız, ona zarar verir miydiniz?

ADNAN OKTAR: Canım benim, güzelim benim, nur yüzlüm benim. Benim nur yüzlüm, sen aşkı çok güzel anlamışsın, tutkuyu çok güzel anlamışsın. Çünkü imanlı olduğun için, Allah'tan korktuğun için gerçek aşkı anladığın anlaşılıyor. Kabadayının özelliği odur, sevdiği için canını verene kabadayı derler değil mi? Mesela asker ne yapıyor? Vatanı için canını veriyor. Aşık da kabadayıdır, sevdiği için canını verir. Öyle aşağılık bir olaya tevessül etmez çünkü o zaman her dakika, her saniye ve ahirette de hep aşağılık olarak yaşayacaktır ve şerefsiz, namussuz olarak yaşayacaktır ama kabadayı böyle bir şeyi tahayyül dahi etmez. Mesela farz edelim Allah vermesin kadını vurmaya kalkıyorlar, kabadayı onun önüne geçer. Yani kadına mesela öyle bir tehlike varsa kesinlikle müsaade etmez. Kabadayılığın ruhu budur, mantığı budur. Aksi felakettir, müthiş bir aşağılanmadır, Allah vermesin. Ama sen aşkı ve tutkuyu güzel bilen bir kız olduğunu bu konuşmandan anladım.

Evet.

VTR: Dış görünüşe erkekler mi daha çok bakar, kızlar mı?

ADNAN OKTAR: Daha çok erkekler bakarlar, işte bakımlı, gösterişliyse falan zaten o kızın derinliği, tutkusu falan onu ilgilendirmez çünkü kafası çalışmaz. Bazıları için diyorum, hepsi için demiyorum. Kızın derin anlamlı bakışları, akıllı olması, zeki olması onu hiç ilgilendirmez. Onu sadece tatmin olmak ilgilendirir yani vücudunun bir an rahatlaması onu ilgilendirir, onun dışında bir kadın diye bir şey yoktur, birçok erkek için bu böyledir ama kadınlar öyle değildir. Kadın, o deli tutkuya, derin heyecana, güvene, akla, imana ve Allah sevgisine çok önem verir. Güven, Allah korkusu olmadan olmaz, tutku da aşk ruhu olmadan olmaz. Tutkuyu kadın bir erkeğin gözlerinde okur ve anlar, anladıktan sonra kadının kalp kilidi açılır. Yani biliyorsunuz böyle şeyler vardır göz yaklaştırılıyor oradan kişi tanınıyor yeni teknolojide biliyorsunuz. Kadın, bu sistemi en başından beri kullanan mübarek bir varlıktır. Erkeğin gözüne bakar, onun bütün kişiliğini çıkartır, sevgisini, tutkusunu, deli heyecanını her şeyini çıkartır. Ve ona göre ona yaklaşır ama erkeklerin birçoğunda böyle bir şey yoktur, boş bakışlıdırlar. Bilmiyorum siz de zaten herkes görüyordur, sadece o an bir içgüdüsel ruh içindedir ren geyikleri gibi. Bir an işte ne diyeyim deşarj olmanın peşindedir o olduktan sonra zaten kadından soğur. Bu kötü erkek modeli için söylüyorum akıllı bir erkek tabii tamamen bunun zıddıdır.  Akıllı bir erkek tutkuyu derinliği arar, kadının ruhunun o çılgın coşkusunu, o deli aşk ruhunu arar. Ufkunun genişliğini arar, beyninin gücünü arar, sadakat vefasını arar. Vefa ve sadakat çok çok çok etkileyicidir yani sadakat ve vefa olmadan  bir kadının etkileyiciliği olmaz ve ruhundaki o sanatçı ruh yani sanatçı ruh kadında çok güzel durur. Kadını kadın yapar. Mesela saçının süsünü ona göre yapar, kaşını gözünü, yürüyüşünü, endamını, sesini her şeyini o sanatçı ruhla kadın yönlendirir o zaman çok güzel olur kadın. Yoksa tek başına sanatçı ruhu olmadan kadından bir şey çıkmaz. Sadece bir et kitlesi olmuş olur, erkek için de kadın için de bunlar geçerlidir. 

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Pembenur ben. Hiç unutmayı istediğiniz bir anı oldu mu?

ADNAN OKTAR: Yani tabii insan bir şeyi en güzel şekilde yaşamak ister ve ifa etmek ister. Mesela birine bir söz söylersin eksik olur o yani yeteri kadar olmamıştır. Bu hoşuna gitmez, onu yaşamak istemezsin. Yani onu bir daha hayata gelsen tekrar etmek istemezsin.  Bunun gibi insanın yüzlerce, binlerce, on binlerce düzeltmek istediği, düzgün olmasını istediği özelliği olur. Mesela ne bileyim hatta yeme içmede bile adam mesela tatlı yer çok tatlı yer pişman olur. “Bir dahaki sefere yapmayayım” der değil mi? Veyahut mesela ne bileyim soğuk içer, “Keşke içmeseydim” der yani hep tecrübeler vardır, hep pişmanlıklar vardır, yani insan öyle olgunlaşır gelişir.

Evet. 

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey İsviçre'de İtalyanca yayın yapan RSI Kanalı’nda eserlerinizin etkisi ile ilgili bir haber yayınlandı. Önce videoyu gösterelim.

VTR: Ticino posta kutularında bugünlerde bir kitap belirmeye başladı. Yazarı İslami Yaratılışçı Adnan Oktar. Kendisi 2010’da evrim teorisine karşı yaptığı çıkışla İtalya İsviçre kantonunda büyük tartışmalara yol açmış Türk dini lider. Üç yüz yirmi sayfalık parlak kapaklı, renkli bir kitap ve içi birçok resimle dolu. Bir kaç gün önce Ticino’nun posta kutularında belirmeye başladı. Başlığı “İslam terörü lanetler.” Yanında da amacını Kuran'ın barışçıl ve sevgi dolu mesajını mümkün olduğunca insana ulaştırma şeklinde açıklayan bir broşür var. Yazarı, Harun Yahya müstear ismine sahip Adnan Oktar. Adnan Oktar otuz yıldan fazla zamandır dünyayı Darwin'in evrim teorisini reddetmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Burada, bir uydu kanalındaki ünlü televizyon programında görünüyor. Bu programda bir anda din konuşulurken, bir anda şakalar yapılabiliyor. Barışçıl mesajı olan IŞİD'e karşı olduğunu söyleyen Adnan Oktar, dinlerin birlikte yaşanması gerektiğini, gerçek düşmanının Darwinizm olduğunu, Darwinizm'in tüm kötülüklerin ve terörün kökeninde olduğunu söylüyor. İstediği zaman bazı web sitelerini kapattırabilme gücüne sahip. Ama neden diğer yerler değil de Ticino? “Bunun altında çok derin sebepler aramamıza gerek yok. Harun Yahya'nın kitapları neredeyse her dile çevriliyor. 2010’da Lugano’da gerçekleşen bir konferans öncesi, posterleri dev bir kampanyayla Ticino sokaklarında görülmeye başladı.

ADNAN OKTAR: “Mehdi” diyor “Roma'yı fetheder.” Öncüleri talebeleri başladıysa, İmam Mehdi (as) de Allah'ın izniyle tamamen fethedecektir. Biz öncüler olarak, talebeleri olarak Mehdi (as)'nin, İtalya'ya kolumuzu artık soktuk inşaAllah. Artık gerisi gelir. İmam Mehdi (as)’yi bekliyoruz artık.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: İsviçre'den başka haberler de var. İsviçre'nin Ticino kartonundan İtalyanca yayın yapan çeşitli haber sitelerinde ve televizyon kanallarında, İsviçre'de dağıtımı yapılan “İslam terörü lanetler” kitabınız hakkında çok sayıda haber çıktı. Ticino Today’daki haberde, “Ticino’da İslami propaganda mı? Yazar Adnan Oktar kimdir?” başlığı ile yapılan haberde şöyle deniliyor. “Birçok Ticinolu ev sahibinin kapısına ‘İslam terörü lanetler’ kitabı bırakıldı. Kitabın Türk yazarı 2007’de Wordpress’i kapattırmıştı.”

Mattinonline’ın haberine göre, Bellinzone, Chiasso ve Massagno bölgelerinde de Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar'ın “İslam terörü lanetler” kitabı dağıtıldı. Kitap, şiddet ve terörün dinin özü ile hiçbir alakası olmadığını, aksine Kuran'a ters kavramlar olduğunu anlatıyor. Oktar, Türkiye'de tanınmış bir kişi. 2008’de Alman Der Spiegel Dergisi’nde Adnan Oktar'ın Charles Darwin'in evrim teorisinin faşizm, Nazizm…

Haberde Guardian Gazetesi’nin de sizin Türkiye'deki etkinizden bahsettiğine yer verilmiş. “Ticino ve Bellinzone’da dağıtılan bu kitapları bir broşür iliştirilmişti ve şöyle yazıyordu “Bu kitaplar ücretsizdir. Biz İslam'ın sevgi ve barış dolu mesajını elimizden geldiğince daha fazla insanı ulaştırarak, İslam hakkındaki yanlış düşünceleri düzeltmek istiyoruz ki bu da tüm insanları birleştirecektir” deniliyor. Ayrıca bu kitaplar tüm dünyanın çektiği acıların temel sebebi materyalizmi de ilimle bilimle ortadan kaldıracaktır. PKK ve diğer terör örgütleri insan hayatına asla değer vermezler ve her zaman şiddete başvururlar. Çünkü ideolojileri materyalisttir” deniyor” demişler haberde.

Yine Ticino Todey’deki başka bir haberde “İsviçre Lugano Havaalanı’nda dağıtılan Kürtlere karşı olan kim finanse ediyor? Adnan Oktar'ın fikirleri Erdoğan’la örtüşüyor” denmiş. “Bizim için düşünce özgürlüğü çok önemli bir kavram. O yüzden içeriğine katılmasak bile Adnan Oktar'ın PKK'ya veya Kürtlere karşı olan ‘İslam terörü lanetler’ kitabını dağıtmaya hakkı var. Adnan Oktar'ın kitaplarındaki fikirlerin Erdoğan ve bakanlarıyla örtüştüğünü anlatmaya gerek bile yok. Finans kaynakları yurtdışı bağışlarıyla oluşuyor olabilir mi?”

Bir başka haber RSI News’te. Şöyle diyorlar. “Birkaç gün önce İsviçre'nin İtalyan kantonundaki posta kutularında ‘İslam terörü lanetler’ kitabı belirdi. İsviçre'nin İtalyan kantonundaki posta kutularında beliren ‘İslam terörü lanetler’ kitabı ile birlikte birçok soru ortaya çıktı. Üç yüz yirmi sayfa resim ve illüstrasyonlardan oluşan parlak kaplı bir kitap. Yazarın müstear ismi Harun Yahya olan Adnan Oktar. Arap popüler dünyasında tartışmalara yol açan bir yaratılışçı, Türk vaizdir. Otuz seneyi aşkın bir zamandır dünyayı Darwin'in evrim teorisinin geçersizliğine dair ikna etmeye çalışıyor.”

ADNAN OKTAR: Gacırt diye bitirdik. Ne alakası var? İknası kalmış mı işin? Yani baksana patates muhabbetine geçtiler. “Tesadüf demiyoruz, rastlantı diyoruz ağabey yanlış anlama” falan diyorlar. Bu Darwinizm'in bittiğinin resmidir. Evet.

KARTAL GÖKTAN: Ona göre Darwinizm Nazizm’den faşizme ve en önemlisi terörizme kadar giden kötülüklerin kaynağı. Ve bu esrarengiz figürün ardında kim var, kim finanse ediyor? Varsayımlar çok çeşitli. Duyduğumuza göre Erdoğan'ın yakın çevresinden bağları yadsınamaz bir gerçek. 2010 yılında Ticino ve İsviçre’nin başka kentlerinde birçok afiş bir belirdi. Yarım milyon franklık bu propaganda kampanyasının ardında, ismi açıklanmayan güvenilir bir İsviçre anonim şirketinin bulunduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Ne demezsin? Ne demezsin? İsviçre Anonim Şirketi. Anonim babonim şirketlerle bizim işimiz yok. Onlar bizden para istiyor. Nerede adamlarda para yani? Keşke olsa. Her gelen bizden istiyor parayı.

KARTAL GÖKTAN: Mattinonline’daki haberde de şöyle denmiş, “Chiasso ve Massagno’da posta kutularında İslami kitaplar” başlığıyla haber yapmışlar. Chiasso ve Massagno’nun bazı sakinleri posta kutularında İslami kitaplar bulduklarını bildirdiler. Başlık açıktı. ‘İslam terörü lanetler.’ Kitap, şiddet ve terörün dinin özü ile hiçbir alakası olmadığını, asıl hurafeler ve sahte anlatımların İslam’a daha sonra dahil edilmesiyle ortaya çıktığını anlatıyor. Buna rağmen başlık Chiasso isimli bir Facebook kullanıcısında olduğu gibi bazılarını rahatsız etti” demişler.

ADNAN OKTAR: Münafık ruhu çıkmış, kokuşmuş cesedi kalmış bir mahluktur. Ama o kokuşmuş cesedi bile Müslümanların kıskanacağını zannedecek kadar ahmaktır. Müslüman kokuşmuş bir et yığınından sadece tiksinir. Leşten sadece tiksinir. Leşin nesini kıskansın? Gübre bile yapılmaz, leş yani neye yarar?

Şimdi müminler tabii münafıklara gıcık oluyor ama münafığın bedeninden dolayı, hareketli olmasından dolayı, bakması, konuşmasından dolayı canlı zannediyorlar. Halbuki o kokuşmuş bakteri dolu bir et yığınıdır. Yani çok ahmaktır. “İnsan-ı dessastır” diyor Bediüzzaman. Yani desiseci bir ahmaktır. Çok akılsız ve yalnızdır münafıklar. İnsanların tiksindiği bir mahluktur. Baş belasıdır. Şeytan bile tiksinir münafıklardan yani öyle bir mahluktur.

Münafıkta din sürekli gelişir. Şekilden şekle. Her zaman söylüyorum. Şartlara göre. Tarihe göre. Olaylara göre. Birden çok muttaki olur. Birden “Rabbim Allah, Ya Rabbi” diye konuşur. Bakarsın ertesi gün unutmuş bambaşka bir iblis ruhu girmiştir. Bir başka gün Kuran'la konuşur. Bir başka gün bir felsefecinin üslubuyla konuşur. Bir başka gün bir dinsizin ateistin üslubuyla konuşur. Bir başka gün bir komünist ağzıyla konuşur. Yani ne yapacağı ne edeceği hiç belli olmayan dengesiz bir mahluktur. Kendi kafasına göre onun ruhu şeytanlaşmıştır. Onu başıboş bir gemi gibi sürükler. Fırtınaya kapılmış bir gemi gibidir münafık. Ne yapacağı hiç belli olmaz. Müslümanlardan ayrılması da, pisliğin kokuşmuşluğun Müslümanlardan gitmesidir. Çünkü kokmuş bir leştir Müslümanların içinde. Müslümanlar onun kokusundan rahatsız olur. Pistir yani. Gittiğinde bir leş bir pislik gittiği için müminlerde ferahlık olur. Peygamberimiz (sav) zamanında münafıklar vardı. Her gitmesinde müminler ferahlıyordu. Bereket geliyordu Müslümanlara. Hazreti Musa (as)'nın zamanında da münafık her gittiğinde müminlere ferahlık gelmiştir.

Evet dinliyorum.

VTR: Yeni yapılan evleri estetik buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Hiç hiç hiç estetik değil, büyük bölümü öyle. Yüzde doksan beşi öyle diyebilirim. Özel bir mimari, özel bir kalite anlayışı olması lazım. Kalite ve Sanat Bakanlığı kurulursa oradan bir yol açılabilir. Mehdi (as) devrindedir güzel evler.

Evet dinliyorum.

VTR: Kanalınızda staj yapabilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bekleriz tabii gel. Bereket getirirsin, güzel olur.

Evet dinliyorum.

VTR: Kediler mi yoksa insanlar mı daha nankör olur?

ADNAN OKTAR: Her ikiniz de çok nurlu ve çok güzel güzelsiniz. Allah nurunu artırsın. Tesettürünüzden dolayı tebrik ediyorum. Çarşaf niyetine örtünmüşsünüz. O güzel bir ibadet. Allah ibadetinizi kabul etsin. Kedi nankör olmaz. Kedi çok tatlıdır. Hayvan olduğu için bilinçsiz hareket eder. Nankör olması için bilinçli olması lazım. Bilinçsiz bir varlığa nankör diyemeyiz. Ama insanlarda çıkar nankör. Asıl insanlarda olur.

Evet.

VTR: Ben motosiklet kullanıyorum. Motosiklet kullanan bayanlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere çok çok güzelsin. Yani harikulade güzelsin onu bir söyleyeyim. Canım bir kere çok yakışır. Yani görünüşü çok heyecan verici ve cazibeli duruyor işin doğrusu. Yani nasıl söyleyeyim? Etkileyici duruyor. Kadın daha etkileyici görünüyor. Benim kadında en beğendiğim şeylerden birisi odur. Yani kadınlar bazı yerlerde daha etkileyici olur. Mesela motosiklet kullanırlarken ama Harley olacak böyle, çok şahane olacak ve dövme olacak ve dekoltesi daha yoğun olması lazım. Çok daha yoğun bir dekolte. Evet, o kadar yeterli, şimdi daha detaya girmeyeyim. Yalnız benim bir tanem sana bir zarar gelmesinden ben çekinirim. Geniş bir yol olursa olur yani böyle karışık zor bir trafiğe girmezsen, çift yönlü trafiğe girmezsen, tek yönlü geniş, ferah bir cadde olursa ve rahatça sağdan gidebileceğin gibi bir yer olursa olur. Ama öbür türlü tabii ben sana kıyamam. Ben tedirgin olurum tabii sana bir şey olur diye. Ama sen akıllı kızsın, tecrübelisin benim gördüğüm. Bir daha göreyim ben seni. Canım özellikle güzeller güzelim sana yakışır. Sen akıllı kızsın, Allah seni korusun. Tenha yerlerden gitmen şartıyla olur diyorum. Ama sana Harley gider onu söyleyeyim. Kıyafetin de güzel ama tabii biraz şartlar daha rahat olsa, daha uygun olsa, daha da şık, daha hoş giyineceğini düşünüyorum. Özetle hoş buluyorum, güzel buluyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Nuray. Benim sorum, karanlıktan korkmanın önüne nasıl geçebiliriz?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin tatlılığını. Sen nasıl güzelsin; dişlerin, boyun posun, yüzün çok güzel. Canımın içi zaten korkman gerekir. Karanlık yani tehlikeli bir şeydir. İnsan oraya buraya çarpar en azından. Cinnatın hoşuna giden bir ortam olur. Karanlıktan herkes çekinir. Temkinli olmak lazım. Karanlıkta her şey olur. Gecenin şerrinden Allah’a sığınıyor ayet var. Gecenin şerri, karanlık. Yalnız kalma, bir kız arkadaşını bul, onunla beraber kal. Veyahut iki kız arkadaşın olur. Yalnız kalma, yalnızlık zaten çok tehlikelidir. Yalnız hiçbir yerde kalmamak lazım.

BÜLENT SEZGİN: Allah, “Karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar” diyor ayette münafıklar için.

ADNAN OKTAR: Tabii, münafıklar da karanlıklarda harekete geçiyorlar. Onun için riskli olabilir.

Evet.

VTR: Çok gülen çok ağlar mı?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzelim o kadar nurlusun ki, o kadar güzelsin ki hayret ettim ben sana. Nefes kesecek şekilde güzelsin. Her azan mükemmel, her yerin çok güzel ve çok nurlusun. Tertemiz, dürüst bir kız olduğun belli oluyor. Tesettürün de çok çok yakışmış. Ayrıca tebrik ediyorum. Ağustos ayında tesettür çok zordur, nefse çok zor gelir. Ondan da çok sevap kazanıyorsun. İnşaAllah Allah seni cehennem ateşinden koruyacak. Allah sana uzun ömür versin, güzellik versin. O nurlu yüzünü ben bir daha göreyim.

VTR: Çok gülen çok ağlar mı?

ADNAN OKTAR: Yok, bir tanem. Niye öyle olsun? İstediğin gibi gül. Çok gülen, çok güler. Doğrusu budur. O çok çok yanlış, gelenekçilerin çıkarttığı yanlış bir düşünce. Niçin olsun? Sevgiden ağlanır ama o da gülmedir. Sevgiden ağlanır, Allah sevgisinden ağlarsın. Mutluluktan ağlanır ama bu gülmedir. Bu ağlamaya gülme denir yani sevinç çünkü.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben İlknur. Hedefiniz için her yolu dener misiniz?

ADNAN OKTAR: İlknur yani demek istiyor ki, güzel bir kızı arkadaş edinmek istiyorsun işte her türlü yöntemi dener misin? Denerim hakikaten. Aklıma gelen her şeyi denerim. Ama çok güzel kız. Bir daha görebiliyor muyum? Yabancı bir yıldıza benziyor, çok güzel, bayağı nurlu, çok hoş yüzü maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin hidayetle.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hiç Polonya’ya geldiniz mi?

ADNAN OKTAR: Canımın içi ileride geleceğiz inşaAllah. Sen de gençsin, inşaAllah seni de görürüz. Polonya güzel bir ülke. İnsanları da güzeldir, Polonyalılar. Genellikle Katolik’tirler ama çok dindardırlar. Allah hepinize hidayet, güzellik, sağlık versin.

Evet.

VTR: Liderliğe giden yol nereden geçer?

ADNAN OKTAR: Benim canım nasıl güzelsin sen, nasıl güzelsin. Bakışların da nefis, çok çok güzel. Allah sana da sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Cennette de Allah kardeş etsin. Canımın içi liderlik, samimiyet ister, sadece samimiyet. Başka bir şey yok. Samimiyse bir insan her yerde kurtulur, her yerde başarılı olur. Sadece samimiyet. Dünyanın sırrı samimiyettir.

Evet.

VTR: Benim sorunum, sınavlar çok gereksiz bence. Adamı bir bilgisine göre yargılamak bence çok mantıksız.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin aslanı, ağabeyinin samimi kuzusu, ağabeyinin yiğidi, ağabeyinin bir tanesi. Ama canımın içi nasıl yapsınlar? Başka türlü de bir yol yok. O bilgi düzeyini, eğitim düzeyini anlamak için tek yöntem. Ama sen bunu sıkılma konusu edinme yani sen her yönde kazançlı çıkman için sistem geliştirilebilir. Kazanamadığında senin mutlu olacağın gibi olması lazım, kazandığında da mutlu olacağın gibi olması lazım. Kazanamadığında üzüleceğin sistemin kaldırılması çok önemli. Bunu sağlamak lazım, o zaman sorun kökünden hallolur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Cansın. Bir ürünü taksitle mi, yoksa peşin mi alırsınız?

ADNAN OKTAR: Benim gibi delikanlıya taksit olmaz. Ben mağazalara girerim, pazarlığı ben yapmam. Ben sadece beğeniyorum. Bak diyorum bu arkadaşım seninle pazarlık yapacak diyorum. Siz kendi aranızda meseleyi halledin. Bana telefonla haberi gelir diyorum. Zaten herkes bilir beni, bütün esnaf bilir o yönümü. Mesela yüz lira diyorsa, o mutlaka elli liraya falan düşer ben söyleyeyim. En fazla altmış falan olur, aksi düşünülemez. Yalnız ben şöyle bir teknik kullanıyorum. Gerçi biraz eziyet gibi oluyor, sadistçe oluyor ama çok fazla güzel şey alıyorum. Bak bunların hepsini alacağım diyorum. O dükkan onu günlerce satamaz o kadar şeyi. Ama çok esaslı bir indirim yapacaksın diyorum. Tabii ızdırap verici olmakla beraber sürümden kazanacağı için kabul etmek durumunda kalıyor. Ve ben de çatışma bölgesinde olmuyorum. Ben hiçbir zaman için çatışma bölgesinde olmam. Tek bir kere çatışma bölgesinde oldum, o halıyı alırken, aşağıdaki halıyı. Onda da çok vicdan azabı çektim. Beni çok sevdiği için esnaf, çok indirdi. Hakikaten çok abartılı bir inme oldu. Neredeyse yarıya yakın indirdi ama tabii insan öyle şeyde pek doyuma ulaşmıyor. Arkadaşlar dediler ki, “şu kadar daha insin” dediler. Onu deyince yazık rengi kıpkırmızı oldu, terlemeye başladı. “Hocam hiçbir şey kazanamayacağım o zaman” dedi. Terlemesi arttı, ben çok acıdım. Tamam, o zaman ne onun dediği olsun, ne senin dediğin olsun, ikisinin arası olsun, yarısı olsun dedim. Ve cevabını hiç almadan çıktım. Baktım halı gelmiş.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ulaş. Hiç halı sahada maç yaptınız mı?

ADNAN OKTAR: Ulaş, hiç halı sahada maç yapmadım ama Ankara’da tartan pist vardı, klasik pist. Naim Orhan Tesisleri, orada ağabeyiniz naçizane atletizm faaliyetleriyle uğraşıyorduk. Çünkü okulda birinci olmuştum koşuda. Ankara Kurtuluş Parkı’na götürdüler bizi, yüz metre yarışması. Sanki dokuz dokuzluk dünya şampiyonlarının havası vardı üstümde. Rakiplerime şefkatle baktım. O depar düdüğü bir çaldı ben ok gibi fırladım. Koşma anımı görecektiniz. Yavaş çekimde olsa görürsünüz. Yarışı tabii önde bitirdik. Sonra tahtaya gelip yazdılar numaramı, spor kolunun orada zaten bizi seçmesi olayı bitiriyor, büyük olay. Bir anda atlet havasına girdim, sporcu havasına girdim. Öğretmen dedi ki orada “kimlik alman gerekiyor” dedi. Gittik, yanında fotoğraflarımı götürdüm. Anında kimliği aldım, sporcu kimliği. Cayır cayır yazıyor gerekçesiyle, sporcu olduğum, atletizm dalı olduğu falan. Onu da cebimize koyduk. Tesislere girerken kartı gösteriyordum. Tak, geçiyorduk. Alet, edevat her şey vardı, muazzam. Koşuyorduk tabii orada halterler falan. Ama bomboştu orası. Tam hakkıyla kullanılmıyordu, çok nadir insan kullanıyordu. Birçok tesis öyle olabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: NBA’yi takip ediyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Bu yakışıklılık nedir böyle? Önce onu bana bir anlat sen. Film artisti gibi delikanlılar maşaAllah, hepsi birbirinden yakışıklı. Çok olgun, akıllı, vicdanlılar hepsi. Gayet dengeliler ve hepsi Kuran Müslümanı. Bak, bir tane yobaza rastlamadık, bir tane. Halbuki rastgele yani. Hep aklı başında, hepsi vicdanlı, dengeli ve tutarlılar.

En güzel spor güreştir. Voleybol, basketbol kötü mü? Yok, iyi. Bayağı iyi, gençler uzun boylu falan oluyorlar ama ben kızlara pek tavsiye etmem. Kadınsı hatları kayboluyor. Bak, yüzme tavsiye etmem. Erkekleşiyor vücutları, geniş omuzlu, dar kalçalı oluyorlar. Halbuki tam aksine dar omuzlu yani naif omuzlu, kibar omuzlu, ince belli ve geniş kalçalı olması lazım. Klasik kadın böyledir. O spor dalları onu bozar. Ona yanaşmasınlar bence, benim tavsiyem. Ama sevenlere de hiçbir sözüm yok. Ben basketbol, voleyboldan haz almıyorum, hoşuma gitmiyor. Güreşin üstüne yok. Atletizm hoşuma gidiyor mesela atletizm şahane. Üç adım atlama, disk, gülle, yüz metre, hepsi güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kış tatili mi, yaz tatili mi?

ADNAN OKTAR: Saçların çok güzel olmuş. Yüzün beyaz, çok yakışmış. Çok hoş bir görünüm almışsın. Bayağı güzel yüzlüsün, Allah’a şükür. Allah sana uzun ömür versin. Tatil deyince zaten klasik yaz tatilidir. Ama yaz tatili deyince bir eve, bir yazlığa oturup akşama kadar pineklemek, arada sırada denize girmek, sonra yine gelip pineklemek tarzında bazıları anlıyorlar. Bu çok yanlış. Yaz tatilini yaratıcı değerlendirmek lazım, zengin değerlendirmek lazım. Sıkıntıdan ölüyorlar. Barbut oynuyor, tavla oynuyor yani vaktini öldürmeye çalışıyor, ne yapacağını bilmiyor. Böyle tatil olur mu? Tatil sıkılmak demek değildir. Tatili şen, neşeli ve hareketli hale getirmek lazım. Kış Uludağ falan. Ya bacağını kırıyorlar, ya zatürre oluyorlar. Soğuk çok tehlikelidir. Ben kış tatili diye bir şeyi kabul etmiyorum, bana mantıklı gelmiyor. Eksi bilmem kaç derece, on derece, on beş derece. Ciğer ne olur ona? Hiç alışmamış bir insanı düşün yahut alışmış insan da olsa olmaz. İnsan ciğerleri çok naiftir, soğuğa karşı çok hassastır, direnci kırılır. Çok şiddetli akciğer enfeksiyonları meydana gelebilir. Bir de o kaymak süper tehlikeli. Ayak kırılıyor, bacak kırılıyor, kol kırılıyor. Bir de onların üstüne imza falan atıyorlar. Gece gündüz her gidenin kolu, bacağı kırılıyor. Onları tehlikesiz hale getirmek, böyle acı çekilen yer değil de, neşelenen yere çevirmek gerekiyor diye düşünüyorum.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolar ile devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü