Harun Yahya

Sohbetler (14 Ağustos 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Geçtiğimiz Pazar günü Hollanda’nın Afferden şehrinde bir fosil sergisi düzenlendi. Sergiye Hollanda ve Almanya’dan altı kardeşimiz katıldı. Sayın Adnan Oktar’ın kitaplarının yer aldığı sergiye yerel halk çok büyük ilgi gösterdi, maşaAllah.

OKTAR BABUNA: Hiçbir yerde tek bir fosil bile göstermiyorlar.

ADNAN OKTAR: Bir tek biz gösteriyoruz dünyada fosili evet. Dünyanın her yerinde fosil göstermek yasak. Hiçbir devlet gösteremiyor. 700 milyon fosili devletler saklıyor depolarında 700 milyon.

OKTAR BABUNA: Kambriyen dönemine ait fosiller birdenbire ortaya çıkan Adnan Bey, müzede Amerika’da 70 yıl depoda saklanmış. Müze müdürü öldükten sonra depoda bunmuş fosiller. Yaratılışı ispatlayan Kambriyen fosilleri.

ADNAN OKTAR: Şu anda da depolarda saklanıyor. Hiçbir şekilde halka gösterilmiyor bu çok vahim. Bunu dilekçeyle bakanlığa soralım. Yurt dışında da neden gösterilmiyor, bunları her devlete soralım resmi olarak. Neden fosillerden korkuyorlar? Yaratılışı açıkça anlattığı için göstermek istemiyorlar. Allah’ın mucizesi, taşların içinde bütün canlılar kalmış normalde olmaz çürüyüp gider. Ama bütün canlıları Allah tutmuş kaybolmamışlar.

Şeyh Nazım Hazretleri 12 Ekim 2011’de yaptığı konuşmasında Türkiye’de şiddetli bir deprem olacağını söylüyor. Ayını da belirtiyor öncesinden “Muharrem ayında olacak” diyor. “Çok can kaybı olacak” diyor ve “Muharrem ayında olacak” diyor. “Bu yıl olacak” diyor 2011’de “Muharrem ayında olacak” diyor açık açık söylüyor vaktini. Van’da biliyorsunuz 7.2 şiddetinde depremde 600 kişi şehit olmuştu. Aylar öncesinden belirtiyor 2011’de yaptığı konuşmasında. Ayını da söylüyor “Muharrem ayında olacak” diyor. Göster.

ŞEYH NAZIM HAZRETLERİ’NİN 12 EKİM 2011’DEKİ SOHBETİ: Arkadan gelecek bir sallantı var. Deprem var arkada. Dikkat etsinler. Muharrem’e kadar bir sallantı gelecek, Allah bilir. Bize bildirilen var, sallantı gelecek.

ADNAN OKTAR: Aynı dediği gibi Muharrem ayında 7.2 şiddetinde Van’da büyük bir deprem oldu biliyorsunuz. 600 kişi hayatını kaybetti şehit oldular, evler yıkıldı. Ama aylar öncesinden “Muharrem ayında deprem olacak” demesi Şeyh Nazım Hazretleri’nin çok büyük bir keramet.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sizin tavsiye ettiğiniz bir konu daha hükümet tarafından uygulamaya geçirildi Adnan Bey. Siz bu yıl Nisan ayında hükümetimizin bir kadro tahsis ederek halkımızı korumak için ruhsatlı silahlı bekçiler bulundurması gerektiğini söylemiştiniz. İstanbul Emniyet Müdürlüğü 8 bin 320 adaydan 700’ünü seçti. 386 bekçi bu akşam ilk görevine çıkacak. İlk etapta polislerin eşliğinde, daha sonra kendileri sabaha kadar mahallelerde nöbet tutacaklar.

ADNAN OKTAR: Çok güzel yerinde bir hareket olmuş. Yayarak devam etsinler her yerde, Van’da, Bitlis’te, Diyarbakır’da her yerde bu olsun. Üç yıl önce söylemiştik nihayet oldu.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün yine Muğla Bodrum’da 4.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. İnsanlar geceyi dışarıda geçirdiler. Bodrum’da yaşanan büyük depremin ardında bu bölge hiç durmadan sallanmaya devam ediyor.

ADNAN OKTAR: Evet, bir hayır vardır bir hikmetle oluyordur. O hikmeti belki önümüzdeki yıllarda belki önümüzdeki aylarda fark ederiz, inşaAllah. Yahut ileride söyleriz. Bir hikmeti vardır.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya ile Türkiye arasında yaşanan krizin seçimlerden sonra çözüleceğine inandığını söyledi. Almanları Türkiye’ye gitmemeleri konusunda sık sık uyaran Bild Gazetesi Yayın Yönetmeni Kai Diekmann’a gönderme yaparak “Yöneticisi oldukları medya kuruluşlarında Türkiye ile ilgili olumsuz kampanyalar yürütenlerin tatillerini ülkemizde geçiriyor olmaları söyledikleri yalanlara kendilerinin de inanmadıklarını gösteriyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam tam yerli yerinde konuşmuş.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Adım Cüneyt Kızıltaş. Bir Müslümanın hem evrimci hem Müslüman olması hiçbir sıkıntı arz etmez. Ben kendimi evrimci bir Müslüman olarak tanımlıyorum.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, tabii ki Müslüman olmadığını söyleyemeyiz. Ama evrim bilimsel bir iddia değil. Yani bir pagan dinidir. Her şeyin tesadüfler sonucu meydana geldiğine inanan eski Hititlerden, Urartulardan, Sümerlerden kalma bir putperest dinin kalıntısıdır. Lhamo ve Lahaul isimli tesadüf putlarının tesadüfler sonucu kainatı yarattığına inanırlar. Aynısını evrimciler söylüyor. O yüzden de diğer açılardan da olayı böyle değerlendirirsen daha akılcı neticeye varırsın. Bak 700 milyon fosil var hiçbiri evrimi göstermiyor hepsi yaratılışı gösteriyor. Evrimi gösteren tek bir tane fosil yok, bir tane. Hiçbir delil olmadığı halde bir insan evrime nasıl inanır? Darwinizm’e nasıl inanır? Bir protein bile tesadüfen olamaz mümkün değil. Dolayısıyla bir protein bile tesadüfen olamıyorsa nasıl evrim bütün bu kainatı, güzellikleri, insanları, hayvanları, bitkileri tesadüflerle yaratır? Bunun bir mantığı yok.

Evet.

VTR: Selam Adnan Bey, ben Fatihhan. Merak ettiğim, tahkiki imanı nasıl elde edebiliriz?

ADNAN OKTAR: Fatih müthiş yakışıklısın bir kere onu sana söyleyeyim. Hanlar Hanı Fatih Han’ın ismini almışsın güzel olmuş. Yakışıklılık da buna eklenince tabii muazzam bir olay meydana gelmiş. Tahkiki imanı çevremize bakarak elde edebiliriz. Kendimize bakarak elde edebiliriz. Beynimizin içine bakarak elde edebiliriz. Ruhumuzu seyrederek elde edebiliriz. En güçlü beynin içine bakarak seyredebilirsin. Çünkü her şeyi beynin içinde gördüğün için, beyninin içindeki ekrana baktığında oradaki sanat nefesini kesecektir. Saatler, arabalar, apartmanlar, evler, buzdolapları bunları kim yaratmış bu ekranda diye düşündüğünde hemen Allah’ın varlığını bulursun. Buna tahkiki iman derler.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, geçtiğimiz hafta sonu Romanya’nın Başkenti Bükreş’te 10 bin adet Romence “İslam Terörü Lanetler” isimli eseriniz ve yine 10 bin adet eserlerinizden hazırlanan “PKK Kürt Halkının Temsilcisi Değildir” broşürü halka ücretsiz olarak hediye edildi. Dağıtıma Romanya, Almanya, Belçika, Avusturya ve Türkiye’den yaklaşık 20 kardeşimiz katıldı.

ADNAN OKTAR: Muhteşem olmuş, çok hayırlı olmuş, çok bereketli olmuş. İmani kitapların Romanya’da dağıtılması Bediüzzaman’ın da sözünün gerçekleşmesi anlamına geliyor. Muhteşem bir çalışma olmuş. Her adımları için Allah sevap nasip ediyor. Her nefesleri için bir sevap, her kitabın harfi için bir sevap, inşaAllah. Hayırlı olmuş, uğurlu olmuş. Allah hepsine rıza makamını nasip etsin.

Evet.

VTR: Nefis ve vücut aynı şey midir?

ADNAN OKTAR: Vücut bir makinedir, etten oluşmuş, kemikten oluşmuş bir makinedir. Nefis ruhani bir varlıktır. Yani ondaki sistemi harekete geçiren, ondaki istekleri arzuları harekete geçiren bir iç mekanizma, ruh mekanizması.

Evet.

VTR: Allah’a sevginiz nasıl arttı?

ADNAN OKTAR: İnsan kendisini seyretti mi zaten Allah’a da hayran olur, yarattıklarına da hayran olur. Şiddetli bir Allah korkusu ve şiddetli bir Allah sevgisi oluşur. Beynin içine baktın mı oradaki sanattan nefesin kesilir. Bak saatler, arabalar, otobüsler, evler, sokaklar, şehirler habire yaratıyor Allah ekranda.

Avrupa’da milyonlarca PKK’yı eleştiren broşür dağıttık. Benim dışımda hiç kimse PKK’nın aleyhinde, PKK’yı eleştiren broşür dağıtmıyor, kitap da dağıtmıyor. Bir tek ben yapıyorum. İngiliz derin devletini başlangıçta eleştiren ve kitapla eleştiren, kapsamlı eleştiren, bu yolda müminleri cesaretlendiren de Allah’a çok şükür ben oldum. Darwinizm’i yerden yere vuran da ben oldum Allah’a çok şükür Allah vesile etti. Avrupa’da PKK’lılar cirit atıyordu, Avrupa’da halk artık PKK’nın gerçek yüzünü öğrendi, milyonlarca kitapla.

Bekçilerle yapılan konuşmada Emniyet Müdürü “Silahınıza davranmada çekingen olmayın” diye konuşmuş. Doğru söylüyor. Polisi bu konuda cesaretlendirsinler, teşvik etsinler, kanun da ona göre ayarlansın. Adam bıçak çekiyor ses yok, tabanca çekiyor ses yok, yumrukluyor ses yok, odunla kafasına vuruyor ses yok, böyle şey olur mu? Silah orada konuşacak, o odun tutan kolunu indireceksin aşağı. Onu götüren bacağı da aşağı indireceksin canına kastettiyse.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Muhammed. Sizce Nuh’un gemisi nerede?

ADNAN OKTAR: Muhammed, Nuh’un gemisi bulunduğu iddia ediliyor. Fakat o bölgeye giremiyoruz, askeri bölge girilemiyor. Onun için bir açıklama da yapamıyoruz. Nasıl olur bilmiyorum. Herhalde Mehdiyet devrini bekliyorlar. Ağrı Dağı’nda öyle bir yer var, öyle kalıntı da var. Ama o bölgeye girmek yasak.

Evet.

VTR: Allah’ın varlığında yok olmak ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Allah’ın varlığında yok olmak, onu araştıracaksın kendin bulacaksın. Benim yazılarıma bak, o yazıların içerisinde kendin bulmaya çalış. Ama bunu tek başına elde etmeye çalışırsan bu olmaz. Bir mürşit olması lazım bunu yapabilmen için. Bir mürşidin nezaretinde olması lazım. Geri dönemeyebilirsin, o yüzden riskli olabilir. Çünkü Kuran’da açıkça Allah “Beni bir mürşitle kolaylıkla girdir, beni bir mürşitle kolaylıkla çıkart, bana Katından bir sultan bir mürşit gönder” diyor Peygamberimiz (sav). Cebrail (as)’ın kontrolündeydi Peygamberimiz (sav), Cebrail (as)’ın kontrolünde giriyordu nur oluyordu. Nur olmaktan cisim olmaya dönmeyi de yine Cebrail (as)’ın kontrolünde yapıyordu. Kendi kendine yaparsan Kuran ayetine muhalif hareket etmiş olursun. Allah Katından bir sultan isteyeceksin onun için. Ayetin açık ifadesi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, ismim Nur Sena. Şeytan taşlamak gelenek mi?

ADNAN OKTAR: Nur Sena çok çok güzel kızsın. Çok hoş kendine has bir karizman var. Kendine has bir caziben var. Çok dikkat çekici güzelliğin. Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Şeytan taşlama bir bidat. Kuran’da böyle bir ifade yok şeytanın neyini taşlayacaksın? Şeytan “ah kafam” falan demez. O kadar da avanak değil, karşında duracak sen de taşlayacaksın. Kaçar oradan niye oraya girsin? Dolayısıyla şeytan taştan falan etkilenmez. Şeytan imandan etkilenir, Kuran’dan etkilenir, samimiyetten etkilenir en rahatsız olduğu şey budur. Taştan hiç etkilenmez. Taşı gerekirse çatır çutur yer şeytan. Ona tatlı niyetine gelir. Dolayısıyla boş bir çalışma, Kuran’da olmayan bir çalışma ve bir bidat.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan şehit Eren Bülbül’ün annesiyle görüştüğünü söyledi. “Az önce Eren’in annesiyle görüştüm, Rabbim rahmet etsin. Eren’in kaç kardeş olduğunu biliyor musunuz? 13 kardeşler ve bir tanesi Eren. Annesiyle görüştüğümde bana ‘en az 3 dediğinizde yanlış mı yaptım diye düşündüm’ dedi. Ben de ona ‘Olur mu? Sen Allah’ın Resulü’nün emrini yerine getirdin.’ Anneye bak anneye görüyor musunuz? Sen ne güzel bir annesin ki cenneti 13 evladınla teminat altına aldın” dedi. Eren kardeşimiz 10 yaşında annesine destek olmak için sırtında odun taşıyormuş. Fotoğraf vardı.

ADNAN OKTAR: Ağabeyinin kuzusu ağabeyinin canı. Şimdi de cennet bahçelerinde. Odun taşırken bir sevap kazandın, şehadetle en yükseğe çıktın. Şimdi de cennet bahçelerindesin. İmreniyoruz biz sana dünya tatlısı, maşaAllah sana.

Evet.

VTR: Hz. Adem (as)’la Havva’nın çocuklarıysak zenciler nasıl oluyor?

ADNAN OKTAR: Çok güzel bir inansın Allah nurunu artırsın. Yüzündeki ifade de çok güzel çok samimi olduğun anlaşılıyor. Hz. Adem (as)’ın genlerinde vardı Japon geni, zenci geni, diğer Avrupa ırklarına ait genler onlar da vardı. İleri nesillerde onlar ortaya çıkmaya başladı o şekilde.

VTR: Namazda kaç sure okunur?

ADNAN OKTAR: Namazlarda bir sure okusan yeter. Fatiha ve bir sure. Ama hiç bilmiyorsan sırf Allah Allah diye bile namaz kılabilirsin.

Evet.

VTR: Neden her açıklamanız Kuran’a dayanıyor?

ADNAN OKTAR: Allah bizi Kuran’dan sorgulayacak ahirette, “sadece Kuran’dan sorgulanacaksınız” diyor. “Hadisten, fıkıh kitaplarınızdan size sormayacağım” diyor Allah, “sadece Kuran’dan soracağım” diyor. Biz de hangi kitaptan soracaksa o kitaba göre hareket ediyoruz.

Evet.

VTR: Irkçılık nasıl engellenir?

ADNAN OKTAR: Irkçılık dinle imanla. Çünkü herkes Hz. Adem (as)’ın evladı. Hz. Adem (as)’ın evladı olduğunu bilirse adam ırkçılığı çok mantıksız bulacaktır. Darwinist sistem ırkçılığı geliştirdi. Irkçılığın kökeni Darwinizmdir.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli’nin son yaptığı açıklama şu şekilde Adnan Bey: “Ülkemizin üzerine kabus gibi çöken derin ve küresel komploda terör örgütleri maşa ve taşeron olarak kullanılmaktadır. Bu gerçek tartışmasızdır. Bölgemiz bir yandan fırın gibi ısınıp çalkalanırken diğer yandan sınırlarla oynanmaktadır. Emperyalizmin emellerine zincirlenmiş korkak hainler anasından doğduklarına mutlaka pişman edilmelidirler. Bir gece Kandil’de görünmenin vakti gelmiştir. Son olarak diyorum ve haykırıyorum ki; iyi ki varsın Eren. Ve de her zaman tüm şehitlerimiz gibi kalbimizde yaşayacaksın” dedi.

ADNAN OKTAR: Eren, dünya tatlısı o. Cennette onu bayağı bir coşkuyla karşılamışlardır veyahut karşıladılar. Ne mutlu ona, ne mutlu annesine babasına. Allah onlara uzun ömür sabr-ı cemil nasip etsin.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, 67 kiloda dünya tekvando şampiyonu olan Nur Tatar evlendi. Ve evlilik törenine Cumhurbaşkanı Erdoğan da Emine Hanımefendi’yle birlikte katıldı. Son zamanlarda Cumhurbaşkanı Erdoğan sadece tesettürlü hanımların düğünlerine katılması eleştiri konusu oluyordu. Ancak Nur Tatar’ın açık hanım olması nedeniyle sosyal medyada Cumhurbaşkanı Erdoğan tebrik edildi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam bizden, Tayyip Hocam aslan, Tayyip Hocam modern delikanlı, Tayyip Hocam Avrupai, Kuran Müslümanı, sahabe ahlaklı bir insan. İngiliz derin devletinin bütün oyunlarını bozan bir yiğit. Çok güzel yapmış. Tamam biz gelenekçi Ortodoks kardeşlerimizin de inançlarına saygılıyız dengede tutacağız fakat bütün dünyanın modern olduğunu görüyoruz biliyoruz, Kuran’ın hak olduğunu biliyoruz. Kuran’da da böyle bir yasaklamanın olmadığını herkes bilir. Böyle bir yasak yok. Dolayısıyla kardeşlerimizin inancına saygımız var, fakat onların da Kuran’a saygısı olsun. Tayyip Hocam da çok güzel kibar bir tavır göstermiş tebrik ediyorum.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli konuşmasında, “Türkiye’nin beka mücadelesi verdiği bu zaman aralığında siyasette kavga ve kutuplaşma arayışında olan kim varsa art niyetlidir ve dikkatle izlenmelidir. İktidar partisiyle MHP arasında gerilim üretmeye nifak saçmaya çabalayanlar bugünkü nazik dönemde kriptocu damarın son tortularıdır. Bilinmelidir ki mevzubahis konu kutlu ve tarihsel varlığımızın müdafaasıdır. MHP iç ve dış mihraklara karşı verilen samimi mücadelede devletiyle ve seçilmiş meşru hükümetle beraberdir” dedi.

ADNAN OKTAR: Devlet Bey’in şahane bir üslubu var nasıl oluyor bu, maşaAllah. İlhamla söylüyor. Her seferinde muhteşem açıklamaları çok güzel. Böyle padişah fermanı gibi hokka gibi oturtturuyor, şahane konuşuyor. Tayyip Hocam’ın da konuşmaları son zamanlarda çok güzel. Ama şu son jesti çok mükemmel. Bak o dekolte gelinin, dekolte hanımın düğününe gitmesi, nikahına gitmesi mükemmel. Çok çok güzel yapmış. Tayyip Hocam hem Avrupalıdır, hem Asyalıdır, hem Ortadoğuludur. Modern delikanlıdır Tayyip Hocam, kabadayıdır, yiğittir, aslandır, sahabe ahlakını savunur, Kuran ahlakını savunur. Hanefi’sini, Hanbeli’sini sevdiği gibi Şii’sini, Alevi’sini de sever, Vahabi’sini de sever bütün Müslümanları kucaklar. Niye? Mehdi meşrep de onun için. Niye? Mehdiyet ruhunun içinde de onun için. Doğru yolda, Allah bereketini artırsın daima destekleyeceğiz şahsını, partisi beni ilgilendirmiyor açıkça söylüyorum, şahsı beni ilgilendiriyor.  

Evet, dinliyorum.

VTR: İstanbul’daki yaşam neden bu kadar stresli?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, İstanbul’da her türlü adam var, her türlü insan var. Evliyası da İstanbul’da, deccalı da İstanbul’da, münafığı da İstanbul’da, müminatı da İstanbul’da. İstanbul Mehdiyet şehri olduğu için zıt kuvvetler olur. Bizim arkadaş grubumuzda da oluyor mesela münafıklar çıkıyor. Önceden de hatta halk tahmin de ediyor onların münafık olacağını, oluyor. Ama İstanbul için de bunun geçerli olduğunu bilmek lazım. Ve bütün İslam alemi için de geçerli olduğunu bilmek lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce İstanbul’da daha fazla ağaç dikilmeli mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, tabii ki ağaç güzelliktir, ağaç sevgidir, ağaç dosttur, ağaç tatlı bir varlıktır. Hepsi şuurludur ağaçların. Yani dünyadaki bütün insanlardan daha akıllıdır bir ağaç. Bir ağacın hücresi bütün dünyadaki insanlardan daha akıllıdır tek bir hücresi

Evet, dinliyorum.

VTR: Televizyonda dinlenme odanız var mı?

ADNAN OKTAR: Senin istihbaratın ne kadar güçlü yakışıklım. Ama bayağı güzel maşaAllah, çok şahane delikanlı. Var, üst katta benim dinlenme odam var, gayet de güzel. Lacivert hakimiyeti var süslü. Hatta gösterebiliyorlarsa yayında göstersinler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Polislere az tanınan haklar yüzünden, halk ve polisler mağdur, siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok güzel insansın, kıyafetin de çok güzel olmuş kibar bir kızsın. Çok akılcı da düşünmüşsün. Kendini koruyamıyor polis. Adam yumruk atıyor polis elini tutuyor. Polise adam kurşun sıkıyor polis köşeye saklanıyor. Sana kurşun sıkan adama sen nasıl öyle pasif karşılık verirsin? Öyle bir ibret olacak hale getirirsin ki bin kere pişman olur. Çekiniyor polis iş çıkacak diye. Hiçbir şey olmaz. Kanunu ona göre genişletelim, polis böyle ahlaksızlık yapan olduğunda, pislik yapan olduğunda gereğini yapsın. Ve ekonomik yönden de rahatlatalım tabii. Moral yönden de her yerde polise sevgi saygı gösterilsin vatandaşla iç içe olsun. Polis dedin miydi vatandaşın bir kısmı korkuyor, karakol dedin mi korkuyor. Belki haklıdır bazı yönleri onu ortadan kaldıralım. Polise bir sevgi, hürmet, teşci olsun, takdir olsun. Polise adam ev vermiyor mesela, evlenecekse evlenmiyor polis diye, bunda bir anormallik var bunu düzeltelim. Polislik kutsaldır yüce bir meslektir askerlik gibidir. Başka; maddi yönden rahatlatabiliriz.

VTR: Sizce kadın özgürlüğü ülkemizde neden bu kadar sınırlı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, bu çok büyük bir bela. Şimdi Tayyip Hocam da yavaş yavaş işte bu konuya girdi benim gördüğüm. Bak o dekolte hanımın düğününe gitmiş, böylece hani dekolteye karşı azgınları durdurmak için. Bir kere bu adamlar iktidarsız adamlar, güçsüz adamlar. Çoğu da cinsi sapık. Kadınları kıskanıyorlar ele geçiremiyorlar o yüzden öfkeleniyorlar. Onların dekoltesinin falan onları kızdırması o, eline geçiremediği için başka bir nedeni yok. Ve kendilerini ezik görüyorlar yani aşağılanmış görüyorlar. Onun için bu adamlara nefes aldırmayalım, kanunla hukukla gereğini yapalım. Bak İzmir’deki genç kızlar da yiğitler maşaAllah, baktım bayağı cesurlar. Genç kızlar çok cesur ve kararlı olsun bu adamları her yerde kanuna hukuka teslim edelim. Kısa sürede yıldırırsınız.

Evet.

VTR: İsmim selin. Sosyal medya neden insanların birbirini taciz etme alanı olarak kullanılıyor, bunu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzeller güzelim haklısın. Hukukla karşılık verin, hepsini mahkemeye verin. Mahkemeye vermek kolaylaşsın. Genç kızlara hakaret edenlere devlet yardımcı olsun, onlara avukat tayin edilsin ve davaları çok çabuk bitirilsin. Onlara hakaret edenlere hemen ceza verilsin ve ayrıca para cezası da verilsin. Bir kere daha yaparlarsa da hapis cezası verilsin. Kanun ona göre değiştirilsin.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Siz, İngiliz derin devletinin Trump’ı köşeye sıkıştırmak için Kore krizi ya da hukuki konular gibi yöntemler kullandıklarını söylemiştiniz Adnan Bey. Bugün bir haber çıktı, Trump’ın eski iletişim direktörü Anthony Scaramucci -görebiliriz- Beyaz Saray’da bazı çalışanların Trump’ı başkanlık koltuğundan etmek için çalıştığını söyledi.

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devletini fark etmişler yani. Evet.

BÜLENT SEZGİN: Başkan Trump’a karşı kişilerin isimlerini paylaşmak istemediğini belirterek, “Washington’da başkan yerleşik siyasi yapının bir temsilcisi değil. Ve bazıları onu oradan çıkarma kararı aldı” ifadesini kullandı.

ADNAN OKTAR: Doğru söylüyor tabii ki. Ama ben onu ta en başında söyledim. “Bak İngiliz derin devleti seni rahat bırakmayacak” dedim. “Ya hizaya getirmeye çalışacaklar yahut seni görevden alacaklar” dedim. Bak teslim olmasına rağmen heykeli getirip burnunun dibine koydular. “Teşekkür ederim” dedi. Zaten anladı o zaman olayı. Arkasından homoseksüeli başına diktiler, yelpazeleniyor homoseksüel başında. Kızı da gitti homoseksüelleri savunan konuşma yaptı. Nefret ettiği halde homoseksüellikten homoseksüelliği savunmak durumunda bıraktılar. Ama yine yakasını bırakmıyorlar. Burnundan getirecekler benim kanaatim. Bütün gücüyle hükümet, Çin ve Rusya Trump’ı desteklesin yalnız bırakılmasın. Yapacağı bir şey yok onun tek başına. Küçük bir ailesi var kıskananı çok, haset edeni çok. Yalnız bırakmak çok çok yanlış olur.

Evet.

VTR: Merhaba, ben Sevilay. Programlarınıza ne kadar sürede hazırlanıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Güzel Sevilay, ben yataktan kalkıyorum, duş alıyorum hemen süratle hazırlanıyorum, aşağı mutfağa iniyorum süratle yemek yiyorum biraz bir şeyler atıştırıyorum. Efendim, papyonumu taktığım gibi fırlıyorum kapıya. Hemen arabaya binip olay yerine intikal ediyorum. Süratim yüksektir benim.

VTR: Hocam her gün yayın yapıyorsunuz, bu enerjiyi nereden alıyorsunuz? Acaba Rahmani bir şey mi bu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım nurlum cennet kuzusu, iman gözüyle bakıyorsun. Doğru, her şeyin sahibi her şeye güç veren Allah’tır.

VTR: Merhaba, ben Selim. İnsan neden spor yapmaz?

ADNAN OKTAR: Selim, üşendiği için tembelliğinden başka hiçbir nedeni yok. Üşenme ve tembellik. “Aa kim yapacak şimdi, onunla nasıl uğraşacak” falan. Sporu eğlenceli hale getirmek lazım. Klasik spor çok zordur, çok azap verir insana sıkıcı olur. Hele alet-edevatla falan böyle çok bunalır. Elim sende oynamak lazım, yakalamaca oynamak lazım. Bizim zamanımızda öyle vardı. Dalya oynamak lazım, böyle yassı taşları üst üste dizerdik kiremit gibi yahut nasılsa artık düz taş. Yakan top muydu onun ismi? Yakan top herhalde evet. Ya şimdi adam dizebildiği kadar diziyor. Ondan sonra ama dizerken eğer vurulursa topla, yani o olayda kaybediyor falan filan bir şeyler. Yakalamaca iyidir. Efendim polis ve aranan olma iyidir. Aslında daha kötü bir ismi de onu söylemek istemiyorum. O tip oyunlar olursa güzel olur. Ama o uzun eşek kısa eşek falan çok tehlikeli onlar. Bellerini kırarlar Allah esirgesin. Yani her yönden tehlikeli. Çocuklara da ısrarla onu tavsiye ediyorlar. Allah’a şükür ki etleri kemikleri körpede o kadar zararı olmuyor. Ya adam koşuyor koşuyor bütün gücüyle belinin üstüne atlıyor. Bir de yani o çarpmayla vücudun birçok yeri de zedelenebilir. Riskli, olmaz. Yani neşeli oyunlar neşeli sporlar iyi olur. Futbol da stresli futbol da pek şey değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Oktar Hocamız hayatı yaşamasını çok iyi bilen, hayattan zevk almasını çok iyi bilen ve bence Müslümanlığı doğru yaşayan bir adam. Ben 25 yaşında bir genç olarak onun görüşlerini destekliyorum. 21. yüzyıla gelmişiz hayatta görülmesi gereken, gösterilmesi gereken güzel şeyleri o da güzel şekilde haram olmayacak şekilde güzele bakmanın sevap olduğunu söyleyen bir adam. Adnan ağabeyin bu yolda devam etmesi lazım beni de programa çağırması lazım. Eğer çağırırsa o güne özel gider bir takım elbise alırım tıraş olurum ama bıyık bırakırım. Otururum orada dinlerim. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Adnan Hoca var olsun, yaşasın.

ADNAN OKTAR: Nurlum benim, aslanım, ağabeyin aslanı, dünyalar güzeli. Sakalın yakışıyor sana güzel sakalın. Sakalına bir çerçeve yaptırırsın, saçın biraz düzenlense tabii daha güzel olur ama süper yakışıklı bir delikanlısın yani aslan gibisin. Vicdanın güzel senin yani kalbin güzel o yönün çok hoş. Asla sırtın yere gelmesin. Allah sana sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Bekliyoruz. Şeref duyarım çok güzel olur.

Evet.

VTR: Hocam merhabalar, body sporuyla ilgileniyoruz. Bize tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir kere body yapmışsın pehlivan gibi olmuşsun, çok iyi olmuş. Yalnız anabolik sakın kullanmayın ondan şiddetle kaçının. Bir de protein tozu kullanmayın. Dana eti, kelle eti bunların hepsi güzel. Kelle eti ucuz olur alın mesela haşlayın. Bir de şıralı olur o bayağı güzel olur kelle eti. İçine de biraz kekik efendim. Hatta haşladıktan sonra ayrıca onu yağda da kızartabilirsin kekikle. İçine domates biber doğrarsın, bol bol ye. Efendim fakat sakın protein tozu almayın. Kelle eti olur. Dana eti olur yani kırmızı et ona çok ağırlık verin. Bir de kalbinizi mutlaka kontrol ettirin önceden. Kalp sağlam derse devam edin. Bir de çok hırslı olmayın. Yani makul bir vücuda ulaştıktan sonra yeterli o. Artık onu muhafazaya çalışın. Yani çünkü önü sonu gelmiyor. Abartılı bir vücuda gerek yok makul. Yani güzel böyle pehlivan gibi bir vücut oluştu mu yeterlidir.

Evet.

VTR: İncittiğiniz insanların kalbini nasıl kazanıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ne yaparsın? Yani genel olarak söyleyeyim yani kendim için söylemeyeyim de. Özür dilenebilir, kalbini alırsın. Yaptığı hatayı kişi söyler. “Doğrusu budur, bunu yapmam gerekiyordu, Allah affetsin” der. “Bundan sonra bunun tekrarı mümkün değil” dersin. “Doğrusu senin söylediğin gibiydi” veyahut “senin yaptığın gibiydi.” dersin. Efendim ne bileyim? Sarılırsın. Tekrar tekrar onu sıkmadan özür dilersin. Güzel bir hediye alırsın. Onore edersin. Gıyabında güzel konuşursun orada burada, herkesin yanında onu översin. Olur hallolur.

Evet.

VTR: Ben Ömer Faruk Duran. Kuzey Kore lideri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ömer Faruk, “Allah’ın insanları diğer insanlarla def etmesi olmasaydı” diyor, “dünya fesada uğrardı.” diyor. Kabadayılık yapan ülkelere Allah işte öyle kabadayılar yaratıyor. Meşru bir kabadayı değil ama gayrimeşru bir kabadayı gibi görünüyor üslubu açısından. Fakat mesela Amerika gariban ülkelere sürekli kafa tutuyordu. Irak’a, Suriye’ye her yere. Amerikan derin devleti. Bak Kuzey Kore en küçük devlet, hepsine meydan okudu Amerika’ya. Gıklarını çıkaramıyorlar. Yani Amerika’yı, İngiliz derin devletini daha Türkçesi, acayip aşağılamış oldular ve küçük düşürdüler. Hiç güçleri yetmiyor. Mesela her ülkeye diyorlar: “Sakın atom bombası yapmayın.” İran’a diyorlar: “Sakın atom bombası yapmayın, darmadağın ederiz.” falan. Kuzey Kore’ye de demişlerdi: “Yapmayın.” diye. Onlar da dedi ki: “Biz yaptık.” dediler. “Olmaz.” dediler. “O zaman alacağız.” dediler. “Gel de al.” dedi. “Şimdi bomba denemesi yapacağım.” dediler. “Yeri göğü katarız birbirine.” dediler. Gitti hidrojen bombası patlattı. Şimdi roket denemesi yaptı. “Onu da istemiyoruz.” dediler, onu da yaptı. Amerika ne derse aksini yapıyor. Yani bu Amerika’nın, İngiliz derin devletinin yani Amerika’daki yapılanma olan İngiliz derin devletinin defalarca aşağılanmasıdır bu, rezil edilmesidir.

Evet.

VTR: Ne olacak bu Türkiye’nin hali?

ADNAN OKTAR: Hayra gidecek. Ben de buradayım siz de buradasınız. 3-5 yıla bayağı düze çıkar. Münafıklar kaçacak delik arayacaklar. Efendim, küfür pişman olacak. Müminler, Hristiyanlar, Museviler bayram edecek. Münafık dünyada rahat edemeyeceği için.

Evet.

VTR: Neden kapitalist bir sistemle yönetiliyoruz?

ADNAN OKTAR: Neden kapitalist? Aslında kapitalist sistem diye adını koymamak lazım. Liberal sisteme de benziyor. Ama bütün dünya bu şekilde yani. Bir tek Türkiye değil. Mesela Rusya da şu an kapitalist. Çin de kapitalist, Amerika da kapitalist, Arap ülkeleri de kapitalist. Avrupa da kapitalist, her yer kapitalist. Dolayısıyla kapitalizmin sonu Mehdiyet’ledir. Mehdi (as) zahir olduğunda kapitalizm, faşizm, komünizm bitmiş olacak. Sadece Mehdiizm yani sahabe İslam’ı, Kuran İslam’ı hakim olacak, başka bir şey kalmayacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben İrem. Öğrenci hemşireler neden izleyici olarak bile ameliyatlara alınmıyor?

ADNAN OKTAR: İrem sen nasıl güzel insansın, çok çok güzelsin. Allah güzelliğini artırsın, sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin. Canımın içi biraz hani kanlı oluyor falan bayılan olur, tedirgin olan olur, tansiyon düşer yani alışık olmadıkları için belki riskli görüyor olabilirler. Bir de yani ne kadar tenha olursa orası o kadar iyi. Kalabalık olması mahsurlu olur. Yani çünkü insan nefesinin az olması lazım ve insan sayısının da mümkün mertebe az olması lazım. Ameliyathaneler küçük yerler. O nedenle olabilir. Ama tabii sizleri yine her hâlükârda yetiştireceklerdir, gerekeni yapacaklardır. Ama bu sözünü de yine araştıracağım, bakacağım. İlk planda benim aklıma gelenler bunlar ama doğruluk haklı yönlerin de olabilir. Bakacağım.

Particilik yok. Niye ölümü istiyorsun? Diri kal, güzelliği yay. Niye ölümü istiyorsun?

Burada anlatılan direkt Mehdiyettir. Başka bir şey değil. İşçi, köylü, millet tamamı. Zulmün bitişi, kurtuluşun gelişi Mehdiyettir. 1 Mayıs belki mayıs ayına da gelir. Olabilir de yani. İnşaAllah. Bahar diyor çünkü Bediüzzaman “Baharda” diyor “cennet asa bir baharda geleceksiniz” diyor. Doğru söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kadınların yaşamının herhangi bir döneminde, fiziksel veya cinsel olarak şiddete maruz kalmalarının çözümü nedir?

ADNAN OKTAR: Esmer güzelisin çok çok güzelsin. Gözlüğün de çok yakışmış. Saçların çok kaliteli, yüzün muhteşem. Boyunun uzunluğu falan çok çok güzel, alnın çok güzel. Her şeyin çok güzel. Boydan çok güzelsin. Allah nurunu arttırsın. Sana hidayet versin. Canımın içi, Allah korkusu olacak. Allah sevgisi olacak. İnsanlar birbirini çok sevecek, birbirini koruyup kollayacak. Birbirine veli olacak. Velayet sistemi olacak yani Mehdiyet. Mehdiyet’in dışında asla insanlar mutlu olamaz asla.  Mümkünü yok. Bak herkesin anlattığı Mehdiyet. Bunun dışında tek bir kişinin bir şey konuştuğunu görmedim. Hep özlem Mehdiyet yönünde.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkmen kızlarını beğeniyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi tabii çok güzel olur Türkmen kızları. Beyaz, çekik gözlü, masum, çok akıllı çok nurlu olurlar. Boylu poslu muhteşemler. Çok çok beğeniyorum. Sen de herhalde Türkmen’sin. Onlar Allah’ın güzel bir tecellisi sen nasıl öyle güzelsen Türkmen kızları da öyle çok güzeller. Allah uzun ömür versin sana, hidayet versin.

Evet.

VTR: Kanalda en beğendiğiniz kedicik hangisi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen öyle bir soru sormuşsun ki çok yakışıklı bir delikanlısın. Onu bir kere önce bir belirteyim. Herkes birbirinden güzel burada nasıl söyleyeyim? Zaten dengeyi anca sağlıyorum. Çok çok tehlikeli olur yani o. Riskli bir soru. Ben dengeyi büyük bir özenle sağlayabiliyorum. Yani müthiş bir yetenek gerektiriyor. Evet, çünkü hepsinin gerçekten çok güzel olduğu aşikar. Temiz, dürüst insanlar, nurlular. İnsanın kalbinde hakikaten derin coşku meydana getiriyorlar. Allah’ın güzel muhteşem tecellileri ama cennette sonsuza kadar seyretmek çok önemli. Hepsi menekşe çiçeği gibi açar, sonra solar toprak olur. Yine menekşe çiçeği gibi açar solar toprak olur. Ama cennette bir kere açıyor, bir daha solmaz. Sürekli kalır.

VTR: Sevimli köpek var tartılıyor.

ADNAN OKTAR: Şimdi bunun tabii ölmemesi gerekiyor. İşte cennette bu oluyor. Yazık her köpek sahibi genç kız bir acı yaşıyor. Mankenler geliyor buraya model kızlar falan hep köpekleri kedileri ölmüş oluyor. Bir konu açılıyor akıl almaz ağlama krizine giriyorlar. Benim bir kedim vardı diyor baygınlık geçiriyor, nerde bir kedi görse ağlıyor. İşte cennette böyle bir şey olmayacak. Halbuki o ölmemiş kedisi ölmez mümkün değil. O bir görüntü zaten, teknik olarak mümkün değildir yok olması. Yani ışık ve görüntünün yok olması fizik olarak mümkün değildir. Sonsuz öncede de var bu, sonsuz sonrada da var.  Ve hiçbir şekilde kaybolmaz. Yani o istese de kaybolmaz. Sesi, görüntüsü, algısı hiçbir şekilde yok olmaz. Yani teknik yönden mümkün değildir.

Evet.

VTR: Adnan Bey zenginlik İslam’la nasıl bağdaştırılabilir, zenginliğin İslam’da yeri nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı, nur yüzlüm zenginlik herkese dağıtılan bir nimet olarak Kuran’da kabul ediliyor. Allah bir kişide toplanmasın diyor. Dağıtın diyor, yani sahah üzere dağıtın diyor. Haram kılmış Allah paranın kapitalin belirli noktalarda toplanmasını Allah yasaklıyor. İnşaAllah velayet sistemi geldiğinde, Hz. Mehdi (as) zahir olduğunda göreceksin herkes zengin olacak. Çünkü silah fabrikaları kapanacak, anarşi terör bitecek. Anarşiye teröre, silaha ayrılan para, yiyeceğe, içeceğe, ihtiyaçlara ayrılacak inşaAllah.

Evet.

VTR: Genelde hangi repçileri dinliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Repçinin ayrımı yapılmaz. Repçi repçidir, kötü repçi olmaz. Kötü müzisyen de olmaz. Sen bana bunu sormuş olma, ben de bunu cevaplamış olmayayım. “Şu şu sanatçıları beğeniyorum” diyor. “Öbürleri?” “Beğenmiyorum.” Ne korkunç bir şey. Bir sanatçıya bu nasıl denir? Bütün sanatçılar güzeldir, her müzisyen güzeldir. Kötü sanatçı olmaz. Mutlaka onun seveni dinleyeni vardır. Öyle demeyelim de yani tercih ettiğimiz olabilir daha çok tercih ettiğimiz.

VTR: Neden İstanbul’da yaşıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: İstanbul İmam Mehdi (as)’nin şehri. İsa Mesih’in ziyaret edeceği bir yer. Hz. Hızır (as)’ın mekanı sık sık geldiği bir yer. Deccaliyetin en azgınları buradadır. Münafıkların en azgınları buradadır. İmam Mehdi (as) buradadır, Mehdi talebeleri buradadır. Hz. Hızır (as) buradadır, Hızır’ın talebeleri burada. Yani ağırlıklı olarak Hz. Hızır (as) İstanbul’u o yüzden “İstanbul’dan Bediüzzaman ben çıkmam” diyor. Sen çıkmazsan biz de çıkmayız Said Nursi Hocam. Senin bir bildiğin var ki biz de ona uyuyoruz. İnşaAllah.

VTR: Hayatınızda en sevdiğiniz meslek nedir?

ADNAN OKTAR: Hayatta en sevdiğim meslek, bu yakışıklıya ne diyeyim? Doktorluk iyidir, doktorluk güzeldir. Çünkü can kurtarıyor, acıları hafifletiyor. Doktorluk kutsaldır.

VTR: Sizce boks yapmak ne kadar sağlıklı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir kere hem çok güzelsin, hem çok yakışıklısın. Sakın boks falan yapayım deme, güzelliğin bozulmasın. Ayrıca beyin sağlığına da zarar verir. Müsabaka yapma boksör ol, kum torbasını akşama kadar döv. Ne yapıyorsan yap. Kum torbasıyla çalış. Ama insanla çalışma yapma sakın. Yani yüze vurma olmasın. Ama ele vuruyorlar karşılıklı falan onun pek bir zararı yok. Ondan bir şey olmaz. Ama bedene vurma olmaz. Yani avucunun içine ona bile gerek yok. Kum torbası yeterli, kum torbasıyla çalışmak lazım. Boks o yönde çok iyi bir spor, kum torbasıyla çalışılırsa.

VTR: Merhaba ruhun cinsiyeti var mıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki bir tanem, kadının ruhunda kadın tecellisi vardır, erkeğin ruhunda da erkek tecellisi vardır. Bu değişmez. Bedenle alakası yok. Kaşın, gözün, ağzın, burnun, dişlerin her yerin çok güzel. Allah seni çok güzel yaratmış. Arkadaşın da güzel bir kıza benziyor ama yarım görünmüş. Allah uzun ömür sana, sağlık sıhhat versin. Ruh Allah’ın ruhudur. Orada tecelli olarak Allah her ruha ya kadın yahut erkek tecellisi verir.

Evet.

VTR: Adım Tuğba, Kayseri’de yaşıyorum, Kayseri’de tenis kortları çok az bunun için ne yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Tuğba çok çok güzelsin. Gözlerin renkli olduğu şapkana rağmen çok açık belli oluyor. Yabancı artist hanımlara benziyorsun. Böyle aktrist hanımlara benziyorsun, çok çok güzelsin. Allah sana uzun ömür, sağlık, sıhhat versin, hidayet versin. Şapkan da müthiş yakışmış. Canımın içi Kayseri Belediyesi’ne biz dilekçe verelim. Onu unutmayın dilekçe verelim. Doğru çok iyi olur. Böyle modern hanımlar, genç kızlar, rahat edecekleri bir yer de pek bulamıyor. Kayseri biraz problem çıkarıyor herhalde, o da çok yanlış. Modern kıyafetle dışarda hanımların bazı yerlerde gezemediğini duyuyorum. Bu çok acıdır. Yani çok ürkütücü. Kayseri’de 100-500 tane çakal binlerce yüzbinlerce insanın huzurunu bozamaz. O itlik yapanlar kimse Kayseri’de emniyet gereken tedbiri alsın. Benim canlarım istediği gibi gezinsinler, istedikleri gibi yaşasınlar.

Evet.

VTR: Temizlik konusuna neden bu kadar hassasız, insanların sizce de mikroba ihtiyacı yok mu birazcık?

ADNAN OKTAR: Bir tanem sen çok güzelsin. Yüzündeki ifade çok güzel, çok insancıl, şefkatli, güvenilir bir kız olduğun anlaşılıyor. Tabii ki mikroba ihtiyacımız var ama temizlik bize cennet duygusudur, cennetten kalma bir içgüdüdür. Cennetten gelenler hep temiz olmak isterler. Çok rahatsız olurlar kirden. Yani mikroptan kaynaklanan bir şey değil o, cennet içgüdüsünden kaynaklanıyor. Ama mikrobun da şakası olmaz. Özellikle sarılık, A,B ve C rahatça bulaşabilir, çok tehlikeli.  O yüzden her yiyeceği mutlaka iyice yıkamak lazım. Elimizi yıkamadan yemek sakın yemeyelim. Yerden bir şey alıp yemek falan da bu da çok tehlikeli olur. Meyveleri de yıkamadan yemek çok tehlikeli olur.

Evet devam edelim.

VTR: Merhaba ben Özlem. Aşka inanır mısınız?

ADNAN OKTAR: Benim güzeller güzelim tabii ki aşk var. Allah’ı çok sevdiğimiz için Allah’ın tecellisini de aşkla severiz. Sen de çok güzel bir kızsın. Belli ki Allah sana aşk ruhunu vermiş, derinlik vermiş, tutku vermiş, yoksa o konuyu dile getirmezdin. Mehdiyet ruhunun, Kuran ruhunun sendeki güzel bir tecellisini sende ben hissettim. Allah sana uzun ömür, hidayet nasip etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Hocam bu dünyanın düzeni bozuk, ne zaman düzelecek, düzelme imkanı var mı, yok mu?

ADNAN OKTAR: Severim ben senin canını. Tam Anadolu’nun tertemiz insanı, yiğit insanlarından bir güzellik. Mehdiyet’le müthiş bir güzelliği göreceğiz. Dünya hakimi de olacak İslam. Hristiyanlık, Musevilik, Müslümanlık İslam adı altında birleşecek, hepsi Müslüman olacaklar yani. Ama hayrettir 7 veya 9 sene sürüyor dünya hakimiyeti, kısacık. Hemen arkasından bozulma başlıyor. En şaşıracağımız şey de İsa Mesih’i göreceğiz. İlla ki iddia etmeyeceğiz ama Allahualem o.

Evet dinliyorum.

VTR: Gecelerinize gün gibi doğan biri oldu mu?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım, sen ne güzel insansın. Gün gibi doğan birileri oldu mu? Dersen oldu, karşımda görüyorsun. O da bir kısmını görüyorsun. Yani yüzlercesinden bir kısmını görüyorsun.

VTR: Selam Hocam, ben Kayseri’den Mustafa. İnsanlarla tanışırken ilk cümlemiz ne olmalı ve İslam’ı tebliğ ederken ilk hangi konuyla başlamalıyız? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Mustafa, nurlu Mustafa, elinden yüzünden nur akıyor, temiz bir insan olduğun belli oluyor. Allah sana uzun ömür, hidayet nasip etsin. İlk eğer ateistse selamla başlamak olmak tabii merhaba dersin yani selam rahatsız edebilir. Çünkü gelenekçi Müslümanlar gevrek gevrek esselamu aleyküm diyorlar ya böyle adamlar gıcık olur yani. O karakterlerine gıcık olduğu için selama gıcık olmaz da, onu hatırlattığı için rahatsız olurlar. Merhaba demek, iyi günler demek buna benzer bir şey iyi olabilir. İslam’ı tam kavradıktan sonra selam demek gerekir. Ama bazen de olabilir. Üslubuna göre onun ruh haline göre olabilir. Genellikle dost olmak çok önemli, önce dost olmak faydalıdır. Sendeki müspet hali gördüğünde, olumlu ve akılcı hali gördüğünde, Müslüman olduğunu da anlarsa doğal olarak Müslümanlığı sever. Yoksa seni tenzih ederim, sen kuzu gibi tertemiz insansın, büyüklük taslayarak, enaniyet taslayarak anlattın mı adamın bütün cinleri tepesine çıkar. Ve çok rahatsız olur ve bir daha görüşmek istemez.

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Leyla Bozkurt, bu çocuk istismarı konusunda bütün anneler olarak ben de dahil çok rahatsızız, bununla ilgili ne yapılabilir? Gerekirse çok ağır cezalar olabilir, kanunlarımız konusunda da Türkiye’de çok boşluk ve eksiklikler var, bununla ilgili ne yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Benim güzel annem, güzel anne, insanların güzeli adamı asacağım desen de fark etmez, adam zaten psikopat deli oluyor onlar. Yani çocuk istismarı dediği tecavüz falan, adam tecavüz ediyor, çocuğu da öldürüyor şehit ediyor, sen adamı müebbet edersen adamın zaten hoşuna gidiyor, öyle bir derdi yok ki müebbet. Yatar yani, orada tavla oynuyor. Orada da homoseksüel ilişkiye falan giriyor. Ahlaksızlık yapıyor, kavga yapıyor, yani hayvan gibi onlar anlamaz adam. Yani sen cezanın ağırlaştırılmasından bahsediyorsun, ağırlaştırsan ne yapacaksın yani? Assan zaten kabul eder adam öküz gibi adam. Hayvanları toplumdan ayıklamak gerekiyor. Hayvanları insan haline getirmek gerekiyor. O da Kuran’la olur, imanla olur, Allah korkusu, Allah sevgisiyle olur ve münafıklara dünyayı dar etmekle olur. İzole edilmesi gerekir, adam belli her halinden anlaşılıyor. Burada yapılacak şey Allah korkusu, Allah sevgisinin nakşedilmesi, arkadaşlık sevgi ruhunun oturtulması, herkesin birbirini koruyup kollaması. Mesela çocuğun elini almış adam götürüyor, kimse nereye götürüyorsun demiyor. Kardeşim çocuk belli ki onun yakını falan değil, çocuk alakasız sürükleyerek götürüyor, sapık anlaşılıyor. “Çocuk sizin mi beyefendi?” dersin şüphelenirsen kimlik çıkarttırırsın, çocuğa sorarsın “bu senin tanıdığın mı bu kişi?” dersin konuyu bitirirsin. Şüphelenmiyorlar. Mesela bir çocuk kaybolduğunda herkes rahat uyuyabiliyor birçok yerde, bu çok korkunç. Bir yerde çocuk kaybolduğunda uyku olmaz, uyku olmaz, uyuyamazsın. Mazgalların altına kadar arayacaksın, gerekirse döşemeleri sökersin her yeri ararsın. “Bulamadık.” Nasıl bulamazsın? Ne demek bulunamıyor? Bütün şehri ayaklandırırsın. Üç milyon kişi mi var? Üç milyon kişiyi ayaklandırırsın. Ve bulmadan da uyumak yok arkadaş dersin. Çocuk kaybolması ne demek? Allah vermesin kim bilir ne yapıyor çocuğa. Eziyet eder, işkence edebilir, şehit eder her şeyi yapar. Nasıl uyunur? Ama imanın dışında, Mehdiyet’in dışında bir çözüm görülmüyor dünya için. Varsa bana söylesinler. O yüzden Allah Mehdiyet’i bize müjdeledi, o yüzden Mehdiyet gelişiyor şu an.

Evet.

VTR: Her delikanlının elinde tesbih olmalı mı?

ADNAN OKTAR: Benim Aslanım. İyi olur, güzel olur. Ama tabii güzel tesbih olması lazım. Böyle taşı hakikaten gerçek taş olması lazım. İmamesi de süslü olması lazım yoksa sıradan bir tesbih olmaz. Sanat değeri olursa bakanın içini açar güzel olur. Ama her delikanlıya şart getirtmeyelim yani hoşuna gidenler bulundurabilirler diyelim.

Evet.

VTR: Merhaba Almanya’dan geliyorum, tatile geldim, ben moda programlarının çok işe yaradığını düşünüyorum, çünkü böylelikle insanlar daha çok ne giyeceklerine karar verebiliyor, siz faydalı buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzeli sen çok güzel olduğunun farkındasın ve çok şık giyinmişsin, takıların da güzel olmuş, saçın çok muhteşem, dekolten de. Ama yüzün çok çok güzel yani kusursuz güzelsin. Allah sana uzun ömür, sağlık, sıhhat, hidayet versin. Tabii ki bir tanem böyle güzellik tavsiye edilmesi, kıyafet tavsiye edilmesi, makyaj tavsiye edilmesi kadınlara çok güzel oluyor. Hanımlar kendi başına bazen buna güç yetiremeyebilir hem danışacakları, hem yol gösterecek insanlar bulunması çok iyi olur.

Evet.

VTR: Merhaba, Yiğit Erkmen. Altınçağ’da bankacılık sektörü devam edecek mi?

ADNAN OKTAR: Yiğit bankacılık demeyelim de ona finans yerleri olabilir yani ticaret yapacak iş yapacak kişilere para veren, faizsiz para veren yerler olur. Çünkü velayet sisteminde faiz olmayacağı için öyle bir sistem de kalkar.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Dilipak sosyal Darwinizm’in Maltus gibi isimler aracılığı ile toplumlara uygulandığını ve son derece zalim uygulamalar yapıldığını anlattı. Darwinizm’i toplumlara uygulayan Maltus’un şeytani önerileri olduğunu, fuhşa destek verdiğini, güçsüz olanlara yardıma karşı çıktığını, hatta nüfusu dengelemek için salgın hastalık yayılması gibi önerileri olduğunu yazdı. Bu Darwinist zihniyetle Amerika’nın zamanında kırk milyondan fazla insanı katlettiğini, günümüzde de bu düşünce sisteminin ve Maltus’un cinayet planlarının hala masada olduğunu söyledi.

ADNAN OKTAR: Doğru da bunu ben anlattım ona aylarca, yıllarca anlattım daha yeni öğrendi. Benim ona bir şeyi öğretmem yıllarımı alıyor yani üç yılda bunu öğretebildim. Bir üç yıl sonra kim bilir neler öğreteceğiz ona.

Evet dinliyorum.

VTR: Benim sorum, göçmen Türklerine, Ahıska Türklerine olsun, neden değer verilmiyor, neden kimlik verilmiyor7 sene, 8 sene, 10 sene olanlar da var. Kimlik şartlarını yerine getirdikleri halde kimlik verilmiyor, sürekli bir gerekçe sunuluyor neden?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok anormal bir durum tabii, ben çok şaşırdım. Bir kere çok güzel bir hanımsın, nurlu güzel bir insansın. Ben bunu yeni duydum bunu biz İçişleri Bakanlığı’na soralım, Başbakanlığa dilekçe ile soralım. Mecliste gerekirse soru önergesi verilsin. Çok vahim ve acayip bir durum. Siz bizim kardeşimizsiniz, başımızın tacısınız. Ahıska Türkleri bizim canımız. Bilmiyorum yani nasıl bir teknik yanlışlık oldu da böyle bir sonuç ortaya çıktı, bunu biz de bir araştıralım. Ben sana yakında bilgi veririm.

Evet.

VTR: Merhaba ben Mehmet. Kendinizi avuttuğunuz bir konu oldu mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Mehmet, ne demek istediğini tam çıkaramadım. Avutma demek yani kendini kandırmayı kastediyor değil mi? Müslüman kendini kandırmaz, gerçekçi olur, akılla hareket eder. Avutmak zaten beyin ona inanmaz yani bir insanın kendini avutması teknik olarak mümkün değildir. Sen kendine bir şeyler söylersin de beyin inanmaz. Beynin inanması çok önemlidir. Mesela beyin insanın samimi olmadığına inanırsa bilirse beyin, beyin insanı rahat bırakmaz. Samimi olmaya zorlar ve canını yakar. Beyin öyle kandırılacak bir sistem değildir, öyle kandırılacak bir makine değildir dolayısı ile sen kendini avuttuğunda beyin yalan söyleme der. Oyun oynama samimi ol der ve dolayısı ile Müslüman zaten haram olan bir fiil bu yanlış olan bir fiil bunu yapmaz ama yaptığını farz etsek bile beyin ona isyan eder kabul etmez ve onu düzelttirir. Ama bende bir kendimi avutma olayı hiç olmamıştır olmaz zaten.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Minik sevimli kediler var.

ADNAN OKTAR: Şu bile Allah’ın varlığının kesin delili. Vahşi hayvan niye yavrusunu korusun ya niye süt versin, niye böyle fedakarlık yapsın? Köpeğin üzerine atlıyor ölümüne, kedi yavrularına bir şey olacak diye. Kartal geliyor üstüne atlıyor hayvanın normalde hiç yapmaz. Annelik duygusu bir kere mucize, hiçbir açıklaması yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba iyi günler. Bu hastanelerde neden çok sıra bekliyoruz biz, ben onu anlamış değilim.

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bilmiyorum daha hala var mı böyle bir şey. Düzelttik falan diyordu devlet, var mı böyle bir şey?

KARTAL GÖKTAN: Randevu sistemi ile çalışıyorlar genelde internetten.

BÜLENT SEZGİN: Randevu süreleri biraz uzayabiliyor belki ondandır.

ADNAN OKTAR: Çocuk hastaysa şimdi beli ağrıyor bir ay sonra gel bu nasıl Allah esirgesin hastalık iyice gelişebilir. Hastane sayısının artırılması gerekiyor, doktor sayısının artırılması gerekiyor o zaman işte devlete Allah zeval vermesin. Hükümete destek olalım. Fakir bir milletiz ama hastane ön plana alınması lazım yani her şeyden önce ön plana alınması lazım. Hastane sayısının ve tıp fakültelerinin sayısını arttıralım. Onu hükümete bir tavsiye olarak sunalım, yazılı tavsiye olarak.

VTR: Ben Kaan, kalbinizi kıran birisi oldu mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Kaan kalbi kıran tabii ki çok insan olur her zaman insan karşılaşır da, kalp kırma derken yani patavatsız konuşur münasebetsiz konuşur senin iyiliğini anlamaz nankörlük yapar. Ona kalp kırılması mı diyelim şaşırma mı diyelim? Şaşırma olur. O kişiyi teşhis etmiş olursun ve onu kurtarmaya çalışırsın kalp kırılması demek yani bir şeyin bozulması anlamına geliyor yani Müslümanda öyle bir bozulma yıkılma olmaz yani kalbim kırıldı diye kilitleme olmaz. O düzeldiğinde hemen insan ona karşı tavrını düzeltir, iyi davranır. Müslüman hep akılcı davranacak, Müslümanda duygusallık, üzülme, kızma, kalp kırılması o anlamda olmaz. Yani kalp kırma derken rencide olabilir bir insan ama tahribat meydana getiren bir şey değil bu o anlamda değil. O insan niye öyle yaptı sevgisi niye bu tavrı ona fazla geldi. Niye böyle bir tavır gösterdi diye onu düşünebiliriz. Yani sevgiye göre böyle bir şey olmaması lazım. Sevgisi onu taşırtıyor, dengesiz hale getiriyor. Buna içerleyebilir insan ama tahribat meydana getirmez.

Evet.

VTR: Özür dilemek neden bu kadar zor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım sen yabancı filmlerde oynayan jönlere benziyorsun, çok klas bir delikanlıya benziyorsun. Gurur ağır gelir ama çok komiktir gurur insanın gülüp geçeceği küçük düşürücü bir duygu, gururu mutlaka ezmek lazım. Özür dilemek bir asalettir, yiğitliktir. O insanı yüceltir, kaliteli, akıllı, makul düşünen dürüst bir insan olduğunu gösterir. Yani özür dilemediğinde dengesiz olduğu ihtimali ortaya çıkar. Yani makul birisi onu yapmaz. Özür demek ben akıllıyım demektir. Makul bir insanım demektir. Güzel ahlaklıyım, güvenilir bir insanım anlamına gelir.

VTR: Merhaba ben Bursa’dan Melike. Rabıta şirk midir acaba? Bunu öğrenmek istiyorum.

ADNAN OKTAR: Melike saçların çok güzel olmuş. Kendin de çok güzelsin. Rabıta şirk midir? Yok. Niye? Sevdiğini kalbinde düşünüyorsun, mesela şeyhin var yahut sevdiğin bir insan var onu kalbinde düşünüyorsun. Allah’ı severek, Allah’ın tecellisi olarak düşünüyorsun hiçbir şey yok onda. Mesela Süleymancılar, Süleymanlı kardeşlerimiz Hz. Resulullah (sav)’dan gelen bir halka olarak Nakşiliği kabul ederler öyle düşünürler. Ve Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin kalplerinde kalp üzerinde ışık şeklinde göründüğünü düşünürler, hayal ederler onu seven insanın sevgisi bu, yoksa Allah’ı unutmak haşa o Allah’tır anlamında demiyor. Allah’ın kulu olduğunu kabul ederek seviyorsa kalbinde onun ışığını görüyorsa sevdiğini düşünmesi insan için güzel bir şey. Aşıklar hep öyledir zaten, hep sevdiğini düşünür. Şirk olmaz. Ama onu Allah gibi görür, kurtarıcı gibi görürse o zaman şirk olur.

Evet.

VTR: Merhaba ben Bursa’dan Ersan. İnsanın danışabileceği kaç arkadaşı olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Ersan bu yakışıklılık makul mu yani önce onu bana bir söyle bakayım? Saçlar, tip, çok yakışıklı delikanlısın. Yani artık kaç tane oluyorsa. En az üç olması lazım. Beş de iyidir, yedi de iyidir. On iki daha da iyidir. Hz. İsa (as)’ın havarileri sayısınca on iki. Kırka çıksa çok çok daha makbul olur. Ama yetmişler meclisi gibi olsa Sanhedrin yetmişlerdir biliyorsunuz, yetmişlik bir meclis olsa çok çok daha mükemmel olur. Hangisine gücün yeterse. Üçten yetmişe kadar olur. Hatta 313’e kadar olur. 313, Mehdi (as)’ın talebesi kadar. 313’ler meclisi kadar da olabilir.

Evet.

VTR: Madde ruhun yorumu mudur?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, nasıl güzel insansın. Elin, yüzün, her yerin nurlu ve gülüşlerin de çok samimi, candan olduğunu gösteriyor. Tertemiz ruhunla çok akıllı bir söz etmişsin. Evet, madde ruhun yorumudur. Yani onun inancıdır. Ruhun inancına madde diyoruz.

VTR: İstanbul’un bu kadar güzelliği, bu kadar güzel denizi varken insanlar neden Paris’i daha çok seviyor? Ya da burada deniz turu yapmak varken insanlar neden Eyfel’e çıkmayı daha çok önemsiyor anlamıyorum?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm, insanların aradığı kalite. Kaliteyi Avrupa’da daha çok buluyorlar o yüzden, başka bir şey yok. Kalite ve sanat çok önemlidir. Güzel dağlar, güzel denizler tamam çok hoştur ama kaliteyi insanlar çok arar, sanatı çok ararlar. Onu da en gelişmiş olarak Avrupa’da bulabiliyorlar. Bütün dünya Avrupa’ya koşuyor zaten. Herkes Avrupa’ya katılmak istiyor. Neden? Tek sebebi var, sanat ve kalite. O kadar.

VTR: Kayseri’den Mehmethan Sinan. Neden ülkemizde sevgilisiyle iki kişi parkta gezerken, el ele ya da kol kola gezdiği zaman, insanlarda bir önyargı var?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bu Kayseri’de bayağı bir sorun var gibi görünüyor. Genç kızlar da çok şikayetçiler. Herhalde benim kanaatim orada üç yüz-beş yüz serseri Kayseri’yi bir anlamda teslim almış. Emniyet güçleri gereğini yapsın. Bu serserilere, haddini bilmez densizlere haddini bildirsinler. Milyonluk sayıdaki Kayseri üç yüz-beş yüz serseriye teslim olmasın. Emniyetle işbirliği yapın, polisle işbirliği yapın. Kız arkadaşlarınızla da gezersiniz, kızlar bir arada gezerler. Delikanlılar bir arada gezer. Onları koruyup kollayın. Genç kızların onuruna, şerefine, namusuna zarar verecekleri hep beraber koruyup kollarsanız, bu densizler hiçbir şey yapamazlar. Yani birbirinize destekçi olun. Emniyete, polise de destekçi olun. Genç kızların onurunu, şerefini, namusunu titizlikle koruyun. Hürriyetini, onların güzellik, sanat anlayışını, imanını, sevincini hep koruyup kollayalım.

Arkadaşlar soru sormaya devam edebilirler.

VTR: Allah her şeye hükmedip, her şeyi yerine getirebiliyorsa, meleklere neden ihtiyaç duydu, neden var?

ADNAN OKTAR: Yani Allah yalnız olmayı istemiyor. Zaten ilahlık vasfına uygun değil. Tabii ki başka şuurlar meydana gelecektir. Takdir edilecektir. Güzellik takdir edilecektir. Yani Allah bomboş bir şey değil. Aklı var, sonsuz akıl. Aklının gereği olarak mükemmel şeyler yaratıyor cennette, dünyada. Aklını tecelli ettiriyor ve onu takdir edecek varlıklar olması gerekir. O zaman ilahlığı tam tahakkuk etmiş olur.

BÜLENT SEZGİN: “Melekler Kendisini sürekli tesbih eder” diyor.

ADNAN OKTAR: Evet. Yani hem melek olarak hem insan. Ama insan daha bağımsız, daha hür karar verdiği için Allah daha önemli görüyor onun sevgisini, takdirini daha önemli görüyor.

VTR: Benim sorum, Kuran’da başörtüsü var mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım öyle bir şey yok. Olsa alenen belli olur. Yani ehemmiyetle vurguladığı bir şey olur Cenab-ı Allah’ın. Mesela cilbabı açık açık vurguluyor. Ama göğsünüzü örtün derken onu başörtüsüne çevirmişler. Baş demiyor, göğsünüzü örtün diyor. Başınızı örtün dese başınızı örtün der. Göğsünüzü örtün diyor. Anlamazdan gelinecek gibi değil.

VTR: Kuran’da evrensel bir kitap olduğu yazıyor ama neden sadece Ortadoğu’daki hayvanlar var? Mesela neden bir penguen yok Kuran’da?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım orada klasik hayvanları sayıyor. Dünyanın her tarafında olabilecek hayvanlardan bahsediyor Allah. Yani deve dünyanın her tarafında var. Penguen, binlerce hayvan var. Kuran onu saymaya kalkarsa o kitap yirmi-otuz cilt olması gerekir. Bir anlamı yok. Sembolik olarak hayvanlardan bahsediyor Cenab-ı Allah. Ama Allah’ın öbür hayvanlardan haberi olmadığını falan iddia ediyorsan bu çok yanlış olur. Çünkü başka canlılar da yaratacağını söylüyor zaten ayette. Ve başka vasıtalar da yaratacağını söylüyor. Yani iletişim vasıtaları yaratacağını da söylüyor Kuran’da. Dünyanın ilk başlangıcını anlatıyor. İlk başlangıcında denizlerin karaların birlikte olduğu, bitişik olduğu, dumanla kaplı olduğu, sonra dumanların çekildiği, tam bilimin açıklamalarına uygun şekilde Allah anlatıyor kainatın yaratılışını. Hepsini anlatıyor. Dolayısıyla verdiği hayvan örnekleri de bilinen, klasik, dünyanın her tarafında olan örneklerden az sayıda örnek veriyor. Zaten Allah kısa ve hikmetli konuşur. Hikmet vardır Kuran’da. Uzun uzun hayvanlardan bahsetmesinin bir anlamı olmaz, hedefi de olmaz.

Evet.

VTR: Merhaba ben Murat. Neden her sokak başında küçük polis merkezleri yok?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Murat doğru söylüyorsun polisin daha çok olması lazım. Yani her yerde karakol olmasında fayda var. Küçük küçük karakollar olmasında fayda var. Güvenlik hayati bir konu. Ve polisle de halkın kaynaşmış olması konusu da çok önemli.

Evet.

VTR: Esnaf ne zaman kalkınır?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım şimdi kalkınma derken çok zengin olmasını kastediyorsun. Ortadoğu hep fakir zaten. Ülkeler fakir, Balkanlar fakir, Avrupa Birliği fakir, Yunanistan fakir, bu fakirlik özel olarak oluşturulan bir şey. Bunu yapan özel bir komite var. Dolayısıyla Mehdiyet’in dışında bir zenginlik olmaz. Kim ne yaparsa yapsın, nasıl tedbir alırsa alsın değişiklik olmaz. Bu komite görevini şu an yapıyor, bir ekip. Hayat pahalılığı özel olarak meydana getiriliyor. Biraz zenginleştiğinde sistem, hemen o düşürülür. Mesela Suudi Arabistan ve Arap ülkeleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar müthiş zenginleşmeye başladı. Hemen o ekonomik komite devreye girdi. Petrol fiyatları üçte bir fiyatına düşürüldü ve o ülkeler fakir hale getirildi. Mesela Rusya ve Çin müthiş zenginleşmeye başladı. Hemen o İngiltere’deki ekonomik heyet devreye girdi, yani fakirlik komitesi diyelim ona. Fakirlik komitesi devreye girdi ve hemen o ülkelerdeki ekonomik düzeyi en altlara indirdi. Yine çıksa yine indirirler.

Evet.

VTR: Türkiye’deki cezaevlerinde neden psikolog yok.

ADNAN OKTAR: Var benim bildiğim ama işlevsel değildir. Genelde oluyor ama bir anlamı yok, pratik. Psikolog ne yapsın? İman çöküntüsü varsa, Allah korkusu yoksa, Allah sevgisi yoksa, psikoloğun yapacağı bir şey yok. Freud’un saçmalıklarını mı anlatacak? Neyi anlatsın psikolog? İman hakikatleriyle, Kuran mucizeleriyle oradaki mahkumlar ferahlar, rahatlarlar.

Evet dinliyorum.

VTR: İnancı olmayan insanlara nasıl yaklaşmalıyız? Onu merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Ne yapacaksın, şefkatle yaklaşacaksın, arkadaş olmaya çalışacaksın. Akılcı samimi bir sohbetle üst perdeden değil. Tevazuuyla, arkadaşça, makul bir mantıkla bildiklerini anlatırsın. Olduğu kadar. Eğer ruh sahibiyse zaten hemen anlar. Eğer ruh sahibi değilse de sevap kazanmış olursun. Ne yaparsan yap zaten anlamaz ve dinlemez.

VTR: İsmim Yunus Emre. Sayın Adnan Oktar’a buradan şu şekilde bir sorum olacak. Kendisi medyatik de bir isim aynı zamanda. Önce kitapları, sonra medyadaki videoları parça parça bizim gözümüzün önüne geldi ister istemez. Ben özel takipçisi değilim kendisinin ama kesiştiği yerlerde bakıyoruz, irdeliyoruz, birkaç kitabını da okumuşluğum var. Kendisinin şu anki tavırlarında, yorumlamasında, emsal olarak kendisine benim yakın bulduğum dışarıdan gözüyle Yaşar Nuri Öztürk. O da böyle Türkiye’de bir ön adımda, hoca olarak bir yandan da sanatla uğraşılması gerektiğini, resimdir, heykeldir, astrolojidir, spordur. Benim gördüğüm Adnan Oktar’ın bunu sanki daha uçlarda, daha sanki işi ortaya dökerekten gibi yaptığı. Bunun sebebi nedir? Bu gençlere yönelmenin de ötesinde, çünkü bir kesim tarafından işte hoca böyle olmamalı, müzikle uğraşmamalı, müzikle uğraşanlar böyle gibisinden yorumlara bakışlara yol açabiliyor, kendisi de farklı alanlarda genel kültürünü doldurmuş biri olarak, kendi çizgisini ortalama, ideal bir çizgi olarak görüyor mu? Bir de dünden bugüne benim şu an ilk aklıma gelen Yaşar Nuri Öztürk ama bu tarz isimlerden, hocalardan, ilahiyatçılardan bunların çizgisiyle kendi çizgisini tam olarak nerede görüyor, bunun koordinatını nasıl çiziyor? Ben bunu merak ediyorum. Şimdiden teşekkür ediyorum.

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım çok dikkatli. Dikkatli bir analiz yapmış. Yaşar Nuri Öztürk dediği gibi hakikaten özgür düşünen, İslam’ın sanat yönünü, bilim yönünü önemli gören bir insandı. Ama rahmetli bir din mühendisiydi. Din mühendisi yani Allah sevgisinden bahsetmezdi, sevgiden de bahsetmezdi. Tutkudan, aşktan da bahsetmezdi, derinlikten bahsetmezdi. İman hakikatlerinden bahsetmezdi, Allah’ın sanatından bahsetmezdi, Kuran mucizelerinden bahsetmezdi. Ama dini teknik olarak çok iyi analiz eden bir din mühendisiydi. Faydası oldu mu? Çok büyük faydası oldu, halen de oluyor faydası. Görevini yaptı, Allah yanına aldı, inşaAllah cennete gitmiştir. Benim yaptığım çalışmalar, uyguladığım model, ileriki yıllarda hayretler içinde kalacaksınız ve çok şaşıracaksınız, nefis bir modeldir. Olabilecek en mükemmel yöntemi uyguluyorum, olabilecek en akılcı yöntem. Yani kusursuza yakın mükemmel diyebilirim. Gençliğe dini anlatmada bunun üzerine mükemmel bir yöntem olmaz. Ve bu kalitede, bu akılcılıkta ve bu etki gücünde dünyada böyle bir model yok. Hikmetlerini anlatmam. O zaman faş olur. Olmaz. Bunlar zamanla, zamanı gelince anlaşılması gereken şeylerdir. Ama uygulanan yöntem tek kelime ile nefis. Akıllı olan insanlar, üst derecedeki insanlar bunu görüyorlar, farkına varırlar ve gençlerin üslubundan da bunu görüyoruz. Bizim muhatap olduğumuz gençlik, bizle konuşma şekillerine bakın, hitaplarına bakın, anlayışlarına bakın, hiçbir hocayla, hiçbir alimle böyle konuşmazlar. Ve bizle, sadece bizle samimiler ve samimi olarak bize içlerini açabiliyorlar ve asıl duygularını ifade edebiliyorlar. Yaşar Nuri Öztürk’e ne sorarlar? Hayrettin Karaman’a neler sorarlar? Cübbeli Ahmet’e neler sorarlar bir düşünün. Usulendir, onların hoşuna gitsin diye. Ama bize sordukları sorular hayatın tam kendisi, gerçekten rahatsız oldukları şeyleri söylüyorlar, gerçekten güzel olması gereken şeyleri söylüyorlar. Gerçekten bilinçaltlarını ve samimi düşüncelerini söylüyorlar ve gerçekten samimi bir hayranlık duyuyorlar. Ve çünkü onların ideal hayat tarzını biz onlara göstermiş oluyoruz. Herkesin hemen hemen yaşamak isteyip de yaşayamadığı ideal hayat şartını; güzellik, sanat, kalite, nezaket, kültür, derinlik, tutku, aşk, temizlik, güzel olan her şey. O yüzden basit insanlarda şok, öfke ve kıskançlık hissi meydana getiriyor, güzel insanlarda da hayranlık ve sevgi meydana getiriyor.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Torunlarını çok seven Cumhurbaşkanımız bir kez daha dede oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın küçük kızı Sümeyye bir kız bebek dünyaya getirdi. Torunlarıyla bir fotoğrafı vardı.

ADNAN OKTAR: Şekerdir Tayyip Hocam maşaAllah. Allah uzun ömür versin. Tayyip Hocamı tebrik ediyoruz gelin hanımı da tebrik ediyoruz. Tayyip Hocam saf şekerden yapılmıştır. Güzel insandır. Güvenilirdir. Hayret ediyorum ya ona zulmedenlere ben gerçekten hayret ediyorum. Nasıl kıyıyorsunuz, nasıl layık görüyorsunuz? Kendini Allah için böyle heder eden bir insan. Allah’tan korkun. Gece gündüz ne hayır yaparım ne güzellik yaparım onun peşinde, adamların derdine bak. En güç şartlarda zengin olmamızı istiyor, en güç şartlarda güçlü olmamızı istiyor, en güç şartlarda İttihad-ı İslam istiyor, Türk İslam Birliği istiyor. İngiliz derin devletinin kahpeliğine karşı bütün gücüyle ve cesaretle mücadele ediyor. Böyle insanı insan baş tacı eder. AK Partili olun demiyorum ayrıca öyle bir konu da yok. Ama milli lider olarak mükemmel Tayyip Hoca. Hiç lamı cimi yok. Ayrıca ulul emre itaat de farzdır. Lafı hiç uzatmaya gerek yok.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Darbe gecesi Boğaz Köprüsü’nde halka mermi sıkılan kurşunlara ait yirmi dokuz boş kovan, Beylerbeyi Sarayı’nın bahçesinde ve sarayın önündeki askeri aracın içinde bulundu. Bu kovanların köprüde ateşlenen on iki ayrı silahtan ateşlendiği belirlendi. Kriminal eşleşmesi yapıldı böylece AK Parti’nin reklamcısı Erol Olçok ve oğlu Abdullah’ın da olduğu on dört şehidimizin katili ve yirmi gaziyi yaralayan darbecilerin kim olduğu tespit edilebilecek. Bir dahaki mahkemede bu konu iddianameye girecek.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş o. Ama o kovanları kim oraya doldurdu o da çok acayip. Bak alelacele onu akıl ediyorlar. Ahmak mesela onu denize de atabilirdi Allah ayağına dolandırmış atamamış yoksa denize atsa bulunamazdı yani. Ayrıca ben hakim olsam tek celsede konuyu bitiririm. Malumun ispatına gerek var mı kardeşim? Genel olarak söylüyorum bu dava için söylemiyorum da. Malumun neyini ispat edeceksin? Adam katil işte belli yani her şeyiyle bağırıyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Banu Öztürk -görebiliriz fotoğraflarını- 2009 Miss Globe güzellik yarışmasında 1. oldu. Mankenlik, oyunculuk ve şarkıcılık yaptı, klipler çekti. 4 yıl önce evlenen Banu Öztürk, eşinden şiddet gördüğü gerekçesiyle çocuğuyla birlikte maddi imkansızlıktan dolayı kadın sığınma evine yerleşti. Yaptığı açıklamada: “Eşim en son ağzımdan kan gelinceye kadar beni dövdü, bıçakla tehdit etti. ‘Seni öldürürüm, buraya gömerim.’ dedi, ben de dayanamadım boşanma davası açtım.” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu aşamaya kadar gelip de bunu savunacak bir sistemi olmaması devletin olmaz. Yani devlet böyle şeyde silindir gibi ezmesi lazım, gücünü göstermesi lazım. Yani bu özgürlük falan değil. Bu adamlara bu kadar imkan, müsamaha akıl alacak gibi değil. Devletin bir birimi bu konuları kökünden halletsin. Biz de destekleriz, halk olarak destekleriz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sevgilileri bekletmek yanlış olur mu?

ADNAN OKTAR: Sevgilileri bekletmek yanlış olur mu? Yani ‘evlenmelerine müsaade etmemek, konuyu uzatmak yanlış olur mu?’ o anlamda mı?

KARTAL GÖKTAN: Galiba evet.

ADNAN OKTAR: Yani bazen anne babalar münasebetsizlik yapıyor, çocuklara musallat oluyor. Evleniyor yine başına bela oluyor. Yayılıyor evin içine oturuyor salonun ortasına, “Hadi ıspanak doğrayalım.” diyor, “Hadi ıspanak böreği yapalım.” Diyor. Kardeşim bela olma bırak adamları normal yaşasınlar. Hadi gelsin gitsin tamam da bu kadar iş olmanın alemi ne? “Hadi yoğurt yapalım.” diyor, “taze yoğurt yapalım.” diyor. Cak cak cak sürekli konuşuyor. Bu sefer öbür kaynana geliyor. Ya bu gelinin çektiği nedir çocuğun? Yok “Kayın babanla gel çay içmeye geleceksiniz.” diyor. Hörp adam çay içiyor. “E gelin hanım anlat bakalım ne yapıyorsun?” falan diyor. Neyi anlatsın sana, ne anlarsın ki neyi anlatsın? Çocukları çok bunaltıyorlar kardeşim bu kadar kural olmaz. Evlenmek bir bela oluyor, evlendikten sonra yaşamak bir bela oluyor, doğum ayrı bir bela haline getiriyorlar. Bırakın rahat yaşasın çocukları. Bazı tipler için söylüyorum. İllet oluyorum yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’da Virginia’da başlayan ırkçı eylemler ülke geneline sıçradı. Bazı fotoğraflar var. Irkçı gruplar Ku Klux Klan örgütünü anımsatacak biçimde meşaleler taşıyarak, Nazi selamı verip sloganlar atarak yürüyüş yapıyorlar. Ülkenin farklı yerlerinde ırkçılık karşıtı gruplar da toplanmaya başladı. Bir gün önce ırkçılık karşıtı yürüyüş yapan bir grubun içine aracıyla hızla dalan ırkçı bir Amerikalı 19 kişinin yaralanmasına, 1 kişinin de ölmesine neden oldu. Dün Virginia’da OHAL ilan edildi. Polisler olayları yatıştırmaya çalışıyor. Çıkan olayları gösteren fotoğraflar.

ADNAN OKTAR: Bunlar olayın artistliğinde yani. Irkçı falan. Alman filmleri falan seyrediyorlar. O anı o filmin içinde yaşamak istiyorlar, yoksa bunlar hiç o kafada değildir yani. Sırf kıllık olsun başka bir şey değil yani. O Ku Klux mudur ne? Onlar da yani sırf artistlik olsun böyle gıcıklık olsun, değişiklik olsun. Onu yaşayacak yani onun heyecanını yaşayacak. Satanistlerin kafa neyse onlarınki de o.

O darbecinin kovanları atamaması o bir mucize, işte o da bir Mehdiyet mucizesi. Harika. Normalde direkt atardı yani. Doldururdu torbaya dökerdi denize bitti. Ama bak Allah ayağına dolandırıyor, arabanın içinde unutmuş. Allah aklını kapatmış ahmağın yani elhamdülillah. Allah vurdu mu tam vuruyor her yerden vurmuş Allah. Mucizelerden biri de bu mucizedir yani. Bak nereye baksak bir mucizeyle karşılaşıyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selamünaleyküm. Ben Kayseri’den Mehmet, bayan kuaförüyüm. Bayan kuaförüne bayanlar geldiği zaman, “Erkek var, erkek istemiyoruz.” gibi bir durumla karşılaşıyoruz bazen. Bunu nasıl çözebiliriz, ne yapmamız lazım, bir cevabınız var mı Hocam?

ADNAN OKTAR: Osmanlı, delikanlı yiğitsin. Şimdi hanımlar tabii, beylerin saçını yapmasından tedirgin olabilir. Bu normal aslında normal karşılayacaksın. Allah senin rızkını verir. Beylerin saçını kes ne olacak, ne fark eder? Bayan kuaförü de olsun yanına al bayan kuaförü o da bayanların saçını kessin. Yani bunda gücenecek bir şey yok çok normal çekinebilir bayan. Naif varlıklardır kadınlar. Yani hiç tanımadığı bilmediği birisi şimdi saçını tutacak, saçını yani mecburen okşar gibi tutuyor. Yani çok iç içe oluyor. Boynuna dokunuyor kulaklarına dokunuyor falan. Yani huylanır, huylanabilir, rahatsız olabilir. Buna hiç içerlemeyin çok makul mantıklı görün. Ayrıca onun isteğine bağlı yani, istiyorsa olur, istemiyorsa olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben bu ülkede bu kadar çok Kürt halkı varken, tabelaların hiçbirinde Kürtçe yazı göremezken, 3-5 tane Arap milleti buradayken bütün tabelaların Arapça olmasından rahatsız oluyorum açıkçası, bunun nedenini soruyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzeller güzelim. Benim anladığım Kürt kökenli herhalde. Kürtçe yasak değil ki. Kürtçe yasak mı?

AYŞE KOÇ: Değil.

ADNAN OKTAR: Tamam o zaman ne sorun var? Yani isteğe bağlı olduğuna göre. Arapça istiyorsa Arapça yazsın bir şey olmaz. Özgürlük olsun bir şey olmaz. Bu güzel yüzlü Arapları da sevsin, Kürtleri de sevsin, Çerkez Türkleri de sevsin. Biraz daha elastiki, daha rahat düşünen, daha sevgi dolu olsun. Onun güzel yüzüne yakışır. Daha şefkatli olacağını düşünüyorum. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Ben bu ülkede bu kadar çok Kürt halkı varken, tabelaların hiçbirinde Kürtçe yazı göremezken, 3-5 tane Arap milleti buradayken bütün tabelaların Arapça olmasından rahatsız oluyorum açıkçası, bunun nedenini soruyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, dünyalar tatlısı biraz sinirli olmuşsun benim gördüğüm, kendini sinirlendirmişsin sen. Daha elastiki ol. Benim de bir kere bir Kürt kız arkadaşım vardı, acayip siyasi bilinç var böyle. Çok öfkeli, iktidara karşı da çok öfkeli. Zor yatıştırdım konuşa konuşa. Sonra çok şefkatli oldu böyle çok sevecen. Hep iddialaşmaya meraklı kavgacı böyle. Ufacık bir şey söylüyorsun hemen iddialaşma. Ama çok güzel bir kız esmer güzeli. Ama yani o siyasi tartışmacı üslup çok oturmuştu üstüne. Sonra sevgiyle onu tabii kalbinden izole ettik gitti o kalbindeki şey. Bu dünyalar güzeli de öyle. Sevgiyle yaklaşılırsa bu öfkesi kalmaz içindeki. Araplar dünya tatlısı insanlar, Kürtler de dünya tatlısı insanlar. Ne fark eder? Almanca, İngilizce, Kürtçe isteyen istediği tabelayı yazsın. Daha şefkatli olması onun güzel yüzüne yakışır.

Evet.

VTR: Merhaba ben Furkan, Almanya’dan geliyorum. Almanya’da ırkçılık hala devam ediyor, bu konuyu gündeme taşımak istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Ya işte o Nazi filmleri falan onların hoşuna gidiyor. Böyle kıtalar ondan sonra eller havada falan gitmeler. Çocuklarda özellikle gençlerde heyecan meydana getiriyor. O Hitler’in konuşmaları falan onları izliyorlar. Yani o filmi yaşamak istiyor daha Türkçesi. Çekilen acıları da düşünmüyor. Çünkü film seyrederken acı çekmediği için o filmi yine yaşayabileceğini düşünüyor. Aslında yani direkt artistlik yapıyorlar başka bir şey değil. Hiçbirinin ırkçı olduğunu zannetmiyorum. Samimi kanaatleri öyle değildir. Yani öyle vahşeti, samimiyetsizliği, acımasızlığı hiçbirinin istediğini zannetmiyorum. Ama o çılgın ruhu yaşamak istiyorlar. Yani bunlara bir film stüdyosu hazırlasalar, bir platform, orada film çekseler falan bayağı deşarj olur, rahatlarlar dolayısıyla konu da kökünden kapanır. O filmin oynanması lazım onlar da orada artist olarak görev yapacaklar. Rahatlarlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Prens El-Velid bin Telal bin Abdülaziz el Suud ve ailesi tatil için Bodrum ilçesine geldi. 300 bavul ve 30 bisikletle gelen Suudi Prens’in eşyaları konteynerlerle otele yerleştirildi. Resimler vardı.

ADNAN OKTAR: Tamam hoş gelmiş, sefa gelmiş güzel. Şeref vermiş güzel. Bisikletlerle gezecek herhalde. Hayırlı uğurlu olsun ne diyelim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aşkın belirtileri nelerdir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi o kadar güzelsin ki o kadar güzelsin ki, Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin. Tam aşkı yaşayacak, tutkuyu yaşayacak bir kızsın ama bir sürü maganda, odun sokaklarda geziyor. Sizleri de çok rahatsız ediyorlar. Aklı başında erkek nadir oluyor genç kızlarla konuşabilecek.  Genellikle işte belirli şeylerin peşinde olan, daha ilkel düşünen, vahşi düşünen yani onun namusunu, haysiyetini, şerefini, güvenliğini, dinini, imanını, akıl sağlığını, beden sağlığını, mutluluğunu, neşesini düşünmüyor, başka şeyin derdinde o. İlkel bakış açısı var sonra da ona terslik yapmak istiyor yani böyle aksilik yapıp onu ezmek istiyor. Yani bir av gibi görüyor, zaten tavlama diyor tavlama yani avlamadan kaynaklanan bir şey. Onu bir nevi işte tuzağa düşürerek diyelim ezip galip olduğunu gösterip, onun da mağlup olduğunu göstererek onu kontrol altına alıp onu mahvetmeyi bir av sahnesi gibi heyecanlı gören tipler var. O yüzden genç kızların büyük bölümü aşkı ve tutkuyu yaşayamıyor, sevgiyi yaşayamıyor benim canlarım. Hep içlerinde bir uhde oluyor bak hep konuştuklarımız görüştüklerimizde hep aynı konu var. Gençler, genç kızlara karşı tutkuyla sanat eserine bakar gibi bakarak sevmeleri lazım.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Danimarka’daki kardeşlerimiz Filiz ve Erhan 700 adet “İslam ancak sevgi ister” broşürü dağıttılar. Ayrıca fosil sergisi de düzenlediler. Size sevgi ve selamlarını iletiyorlar.

ADNAN OKTAR: Muhteşem olmuş, muhteşem. Çok çok güzel olmuş. Fosil sergileri zaten konuyu kökten kapatan net izahlar, çok etkileyici yöntemler.

Evet dinliyorum sorular devam etsin.

VTR: Adnan Hocam, ilk önce saygılarımı iletiyorum. Deniz suyuyla gusül abdesti kabul olur mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım niye olmasın? Tabii ki olur hem de mükemmel olur. Abdest alırsın gusül abdesti olur, şöyle bir balıklama bir dalar çıkarsın, al bitti gusül abdesti, bitti işte o kadar. Ne kadar güzel gusül abdestiyle abdest de almış oluyor ayrıca. Şöyle başını mesh edecek, bir de ayaklarını yıkayacak, kumda hemen namazını kılacak. Genç kızlar da beyler de mayoyla rahatça kılabilir, hiçbir şey olmaz. Yani namaz sahih hiçbir eksikliği olmaz.

VTR: İnsanlık tarihinin en büyük aldatması nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım en büyük aldatma Darwinizmdir. Yani tarihin gelmiş geçmiş en büyük aldatmasıdır. İnsanlıkla ilk defa bu kadar dalga geçilmiştir. Şeytan insanlara ilk defa bu kadar gülmüş ve onları oyuna getirmiştir.

Evet.

VTR: İsmim Batu. Sevdiğiniz kadın aşkınızı hak ediyor mu?

ADNAN OKTAR: Batu sen ne yaman delikanlısın, ne güzel insansın sen. Benim sevdiğim her kadın aşkımı bol bol hak eder. Çünkü çok temiz ve dürüst, efendi, samimi, afif, nezih insanlar. Allah’ın nurlu tecellileri tabii ki.

Evet.

VTR: Merhaba benim adım Ayşegül. Bayanlarda maskülen (erkeksi) erkeklerde feminen (kadınsı) giyim tarzı ne kadar doğru?

ADNAN OKTAR: Canımın içi sen nasıl güzelsin sen, ne kadar temiz yüzün, ne kadar masumsun sen. Canım işte ahir zamanın kötü özelliklerinden biri budur. Deccalın yaptığı oyun. Kadınları erkeklere benzettiler, erkekleri kadınlara benzettiler. Mesela bak bayanların dekoltesine şiddetle karşılar. Niye? Çünkü kadınların da homoseksüel olmasını istiyorlar. Erkek gibi kısa saçlı olacaksınız, ceketle, pantolonla gezeceksiniz, erkek gibi konuşacaksınız, makyaj yapmayacaksınız. Konu bitti. Adamlar hemen razı olurlar. Erkek de gelirse kadın gibi olacak. Zaten diyor ya, “kaslı oluyor mu? Olmaz öyle bir şey” diyor. Erkek erkeğe benzemeyecek yani erkek kadına benzeyecek, kadın erkeğe benzeyecek. Deccalin isteği budur. Biz de bunun kanırta kanırta tam aksini yapıyoruz. Deccal mağlup oluyor Mehdiyet galip oluyor. Bizler Mehdi (as) talebesi olarak ben de, sizler de Mehdi (as) talebesisiniz. Deccaliyeti nerede görürsek ilimle, irfanla eziyoruz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Daha önce HDP’ye oy veren ve destekleyen Birgün Yazarı sol kökenli Cüneyt Cebenoyan, PKK ablasını öldürdükten sonra PKK aleyhine demeç vermeye başladı. PKK ve PYD’nin aynı örgüt olduğunu ve Türk entelektüellerin PKK şiddetine tepki vermediğini söyledi. Bunun üzerine solcular tarafından hakkında bir linç kampanyası başlatıldı.

ADNAN OKTAR: Yok, delikanlıya biz sahip çıkarız. Bütün milliyetçiler sahip çıkar, bütün Müslümanlar sahip çıkar. Türkiye’nin yüzde 99’u ona sahip çıkar. Bir avuç Allahsız, Kitapsız, dinsiz, imansızdan etkilenmesin. Bir avuç komünistten de etkilenmesin. Ne dedikleri hiç önemli değil. Bu vatanın gerçek sahipleri kimse onları esas alsın.

BÜLENT SEZGİN: Röportajda şunları söylüyor Cüneyt Cebenoyan; “PKK adeta bir ölüm makinası. Türk solunun PKK’dan uzak durması lazım. Benim mahallemin PKK’yı hoş görmesinin üzerinde çok ciddi psikolojik, olumsuz etkileri var. Mahallenizde bir katil var ve o katil ablanızı öldürmüş, çevrede dolaşıyor. Onunla her gün karşılaşıyorsunuz ve mahalledeki herkes ona saygı gösteriyor. Tecavüzcünüzün ortalıkta dolaştığını ve saygı gördüğünü düşünün, nasıl hissedersiniz? Bunun gibi bir durum. Bunu en yakınlarım bile anlayamıyor.”

ADNAN OKTAR: Evet, doğru söylüyorsun ama onu yapacak olan devlet. Karşı eylemi yapacak olan devlettir. İlk başta Darwinizm, materyalizme bilimsel darbe indirilecek. Sonra da askeri operasyon. Bunun dışında yol olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Bey selamun aleyküm, ben Akın Nağme, size bir sorum var. Birinci sorum: Sizi ben televizyonda, internette seyrediyorum. İsrail’in hahamlarını, papazlarını, keşişlerini, maliye bakanlarını yanınıza alıp toplantılar yapıyorsunuz. Bu toplantıda da diyorsunuz ki; “İsrail’e saldırının, savaşa, haksızlığa biz karşısında duruyoruz.” Karşısında duruyorsunuz da Müslümanlık var bir de. Ezilen, biçilen Müslümanlık var. Müslümanlığın mı karşısında duruyorsun yoksa İsrail’in mi karşısında duruyorsun? İkinci sorum da Kuran-ı Kerim’de kadınların kapalı bir şekilde giyinmesi gerekiyor ve buna da cilbab diyorlar. Kuran-ı Kerim’i açıp baktığınız zaman böyle bir şey, cilbab var mı yok mu? Eğer varsa Kuran’da ayan beyan diyor ki bir kadın ayak topuklarına kadar giyinmesi lazım. Ben sizi televizyonlardan seyrediyorum hiç öyle bir durum yok. Bunun açıklamasını nasıl yapacaksınız?

ADNAN OKTAR: Nurlu, yakışıklı tabii ki sen samimisin, samimi bilgilerini, çocukluğumuzdan bize aktarılan bilgileri aktarıyorsun. Ama Yahudileri seveceksin, Musevileri seveceksin, Hristiyanları seveceksin. Hepsi Allah’ın kuludur. Savaşı, dehşeti ve şiddeti sevmeyeceksin. Biz İsrail’in şiddetini lanetliyoruz. İsrail’e yapılan şiddeti de lanetliyoruz. Hepsinin karşısındayız. Yani tek yanlı bir şiddet kınaması yok. Her türlü şiddeti lanetliyoruz. Dolayısıyla senin orada gönlün rahat olsun. Müslümanlara yapılan şiddeti de istemiyoruz, Musevilere yapılan şiddeti de istemiyoruz. Hepsi Allah’ın kuludur, hepsi kardeşimizdir. Hepsiyle kardeşçe, sevgi içinde yaşamamız lazım. Kadınlar için cibab dediğin doğru ama tehlike varsa, risk varsa o zaman kadının tamamen dekolte olan Müslüman kadının kapanması lazım. Zaten cibab ayeti kadının dekolte olduğunu ispat eden, gösteren bir ayettir. Dekoltelerinizi kapatın diyor Allah ayette zaten. Ne zaman? Size sarkıntılık olacaksa, bir saldırı olacaksa. Ama burada bir sarkıntılık ve saldırı ihtimali sıfır, Allah’ın izniyle. Güven içinde oldukları için arkadaşlarım burada dekolte, rahatlar. Dışarı çıkarken nasıl? Çok kapalılar. Yani hatta başörtüsü kullananlar da var. Gömlekleri ta topuklarına kadar, çok uzun gömlek giyiyorlar. Tam anlamıyla kapalılar. Dışarıda görseniz tanımazsınız. Makyaj dışarıda kesinlikle yapmazlar. Ama bu beğenilen bir durum mu? Dışarıda da giyinilecek gibi olması lazım. Mehdiyet devrinde bu da olacaktır. Yani kadınlar dışarıda da özgür olacaktır. Şu an güvenlik yeteri kadar olmadığı için dışarıda da kadınlar açık, rahat giyinemiyor. Görüyorsunuz televizyonda herkes şikayet ediyor. Ama inşaAllah zaman gelecek, dışarıda da bakımlı, güzel, hoş giyinecekler. Sözlerin doğru olmakla beraber yanlış anlaşılan yönleri var. Onları düzeltirsek mesela hallolur diye düşünüyorum.

Evet.

VTR: (Erkan Zink - Genel Yayın Yönetmeni - Yazar) Öncelikle bu fırsat için A9’a ve Sayın Hocam’a teşekkür ederim. Adım Erkan Zink, genel yayın yönetmeniyim aynı zamanda yazarım, 27 yıllık gazeteciyim. Hocamın programlarını sürekli izlemeye çalışıyorum. Fırsat buldukça izlerim. Okumadığım birkaç tane kitabı kalmıştır. Üslubunu çok severim, insanlara bakışını severim, kişiliğini severim. Son zamanlarda Hocam’ın stüdyoya getirdiği bir durum var Alevilikle ilgili. Özellikle Adnan Hocam bu konuyla ilgili ne anlatabilir? Biraz daha açmak ve bu konuyu güncellemek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü insanlara sürekli bir baskı var. Aleviliklerini ve kendi istedikleri dinlerini yaşamıyorlar, sürekli saklıyorlar. Ki ben çok yakın arkadaşlarımın Alevi olduklarını yıllar sonra öğrendim. Çok acı ve utanç verici bir şey bu. Nasıl her kesimin, her dinin, her Kitabın ibadethanesini kabul ediyorsak Alevilerin de cem evini ibadethane olarak kabul edip kitabımıza ve kültürümüze geçirmemiz gerekir. Hocam sizden özellikle rica ediyorum. Siz bu kesimi çok iyi bilen, çok iyi tanıyan ve çok seven bir insansınız. Bu konuları lütfen biraz daha açarsak, biraz daha derinleştirirsek daha iyi olacağına inanıyorum. Çok teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Erkan kardeşimizi seviyoruz. Allah ondan razı olsun. Aleviler bizim canımızdır, başımızın tacıdır. Alevi demek sevgi insanı demektir, muhabbet insanı demektir, güzellik insanı demektir. Kalite demektir, insan sevgisi demektir. Dolayısıyla insanı, Allah’ı, her şeyi seven bu güzel insanları biz de seviyoruz. Alevi cemlerine gitmemiz lazım. Müslümanlar oralara gitsinler. Mesela büyük alimler, büyük hocalar da Alevi cemlerine gitmesi gerekir. O zaman daha da o konu pekişir ve rahatlar. Eğer imkanımız olursa ben de katılabilirim Alevi cemlerine. Kardeşlerimiz sevgi insanları olarak, güzellik insanları olarak her yerde her zaman faydalı olmuşlardır. Gelenekçi, gerici sisteme karşı aydın Müslümanlığı savunmuşlardır. Hepsini çok seviyoruz.

Evet.

VTR: Ben Erdoğan. İstanbul’daki yağmurlardan oluşan sel felaketlerinin çoğalmasının sebebi nedir acaba? Teşekkür ederim, kolay gelsin.

ADNAN OKTAR: Bu Mehdiyet’e bir işarettir. Yumruk gibi dolu yağması hadislerde belirtilen bir konu. Mehdi (as)’ın çıkış alametlerinden birisi. Bunu Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nur’da 90 yıl öncesinden bildiriyor, bu tip bir olayın olacağını. Ve bunun Mehdi (as)’ın çıkış alameti olduğunu söylüyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de ta 2011 yılında bildiriyor. İstanbul’da yumruk gibi dolu yağacağını. Ve Mehdiyet’in bir alameti olduğunu da belirtiyor. Birçok alamet olacak, büyük olaylar olacak, açıkça söylüyorum. Oldu bak zaten göreceksiniz. Daha önce büyük olaylar olmazdı. 50’lerde, 60’larda, 40’larda hiç olmazdı. Normal geçerdi. Mesela dünya savaşı oldu ama sadece savaş. Böyle göksel ve yersel böyle büyük alametler olmazdı. İlk defa oluyor ve olacak bundan sonra da ve göreceğiz.

Evet.

VTR: Ankara’da yaşamak sizce nasıl olurdu?

ADNAN OKTAR: Benim güzelim, çok çok güzel insansın. Gözlerin çok güzel. Kaş, göz, ağız, burun, her yerin çok güzel. Allah sana hidayet, sağlık, sıhhat versin. Tam tutku kadınısın. Aşkı, sevgiyi çok iyi bilecek bir insan olduğun anlaşılıyor. Ankara bana çukur bir şehir olarak geliyor. Böyle tas gibi yani üstü duman kaplı, çukur bir şehir. Ankara’nın havasız olması, kıraç olması benim Ankara’yı o kadar estetik bulmamama sebep oluyor. Ankara’nın ortasından nehir gibi bir şey geçirmek lazım. Ankara’yı o kurtarır. Yahut çok büyük bir göl olması lazım. Yoksa Ankara’yı ne kadar süslerse süslesinler pek kurtarırı yok Ankara’nın. Ben söyleyeyim yani. İstanbul’la kıyası kabil değil, İzmir’le kıyası kabil değil. Boyut farkı var. Ama böyle bir ırmak geçirirlerse dere falan, Kızılırmak’ı mesela getirsinler Ankara’dan geçirsinler. Ankara cennet gibi olur, şahane olur.

Kısa bir ara verelim, devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü