Harun Yahya

Sohbetler (16 Ağustos 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sosyal medya hesaplarındaki cumhuriyet kelimesini kaldırması tepki çekmiş ve eleştirilmişti. Konuyla ilgili olarak Bekir Bozdağ bir açıklama yaptı. “Türkiye Cumhurbaşkanı ifadesi anayasamıza uygun bir ifadedir. 30 Ağustos davetiyelerinde Türkiye Cumhurbaşkanı ifadesi daha önceki dönemlerde de kullanıldı” dedi. Gösterebiliriz. “Türkiye Cumhurbaşkanı ve Bayan Korutürk.”

ADNAN OKTAR: Daha önceki dönemlerden örnek veriyorlar, evet.

ADNAN OKTAR: “Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ve Bayan Sezer.”

BÜLENT SEZGİN: Evet, onda bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Trump Kuzey Kore’ye “Size ateş ve öfkeyle karşılık vereceğiz” tarzında açıklamalar yaparken aniden Amerika geri adım attı. Kuzey Kore’ye diyalog çağrısı yaptı. Amerikan Dışişleri Bakanı Tillerson “Kuzey Kore’yle hala diyalog kurma taraftarıyız. Fakat bu Kim Jong-Un’a bağlı” dedi. Kuzey Kore lideriyse Guam Adası’nı vurma kararını erteledi ve “Yankilerin akılsız ve aptalca hareketlerini biraz daha izleyeceğim” dedi.

ADNAN OKTAR: Yankiler. Yanki nedir? Kanki der gibi.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: İngiltere’nin homoseksüel Devlet Bakanı Alan Duncan, Türkiye’nin İngiltere için vazgeçilmez bir ortak olduğunu söyledi. “Geçen yıl darbe girişimiyle Türk demokrasisine korkunç bir şekilde hakarette bulunulmasını bir kez daha kınıyorum. Türkiye artık vatandaşlarına ve dünyaya her şeyin normale döndüğünü göstermelidir. Yakın bir dostu olarak İngiltere demokrasiyi koruma çabalarında Türkiye’yi desteklemeye hazır” ifadelerini kullandı.

ADNAN OKTAR: Yani yumruğu vuran kimse özür ifadelerinde o oluyor genellikle. İngiliz derin devleti yumruğu vuran, ama yumruk kırılınca özür diliyor. İngiliz derin devletinin talimatıyla bu özürler meydana getiriliyor, bu üslup meydana getiriliyor. İngiliz derin devletinin yönlendirmesiyle bu açıklamayı yapıyor, bu kendi kafası değil.  

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, son dakika haberi. Şırnak’ta Namaz Dağı’nda sürdürülen operasyonda 1 askerimiz şehit oldu. Şu anda resmi ve ismi yoktu. Merkez Güneyçam Köyü üst bölgesinde bu sabah roketatarla saldıran PKK’lı teröristler güvenlik güçlerinin karşı ateşi üzerine kaçtılar.

ADNAN OKTAR: Ben bu kaçma işini bir türlü anlayamıyorum. Nasıl kaçar? Hadi ormanlık alan desek yine kaçamaması lazım. Düz alan desen yine kaçamaması lazım. Ormanı her yerden yakarsın, adamı da yakalarsın. Bizim için orman değil insan önemli. Çünkü yine cinayet işleyecektir adam. Bu kadar imkanımız varken, bu kadar askerimiz, polisimiz, mühimmatımız varken bu nasıl oluyor ben bunu anlayamıyorum. Bunun bir teknik açıklaması vardır herhalde. “Şu alana şuraya doğru kaçtılar” diyor. Allah Allah, 5 bin asker getirirsin sararsın dağı hiçbir şekilde kaçamaz. Çembere alırsın, 10 bin askerle çembere alırsın bu kadar basit. Nereye kaçacak yani? Çembere alırsın çemberi daraltırsın, bölge belli değil mi, tamam, 20 bin asker veyahut 20 bin askerle çembere alırsın, çemberi daralta daralta daralta ortada birleşirsin. Yerin altına girecek hali yok bir yerde yakalayacaksın illaki.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Beyaz TV’de Ramazan ayında Mehdiyet karşıtı Mehmet Okuyan’ın program yapması için Mehmet Görmez aracı olmuş. Orhan Baylan konuyla ilgili şunları yazdı: “Bugün Türkiye’de Ehli Sünnet’e saldıran en meşhur iki isimden biri olan Mehmet Okuyan’a Ehli Sünnet’i savunması gereken Diyanet Kurumu’nun Başkanı Mehmet Görmez aracı olup kanala tavsiye edip onunla ilgili kulis çalışması yapıyorsa bu vahimdir. Bu durum reformist, modernist iki profesörün ittifakından ziyade aslında Ehli Sünnet kalesine sistematik hücum eden bütün melanet yuvalarının nasıl ittifakla çalıştıklarını göstermesi açısından ibretlik bir örnek. Mustafa İslamoğlu’yla fikri bağını akrabalıkla güçlendiren Mehmet Okuyan ve Mehmet Görmez ittifakını dini saikle olmadığı aşikar” dedi.

ADNAN OKTAR: Hangi gazetede yazıyor?

BÜLENT SEZGİN: Orhan Baylan şu anda Medyamix sitesinde yazıyor.

ADNAN OKTAR: Şuurlu bir delikanlıya benziyor, İslam’a, Kuran’a titiz olduğu anlaşılıyor, milli bir delikanlı olduğu anlaşılıyor milli bir insan anladığım. İngiliz derin devletinin desteklediği herkese karşı gibi görünüyor, doğru yolda.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Bir izleyici sorusu var.

VTR: Merhabalar, ben Selahattin. Uydurulmuş din ile indirilmiş din arasındaki bir takım çıkmazların ortadan kaldırılması için neye dikkat edilmesi gerektiği konusunda insanların kendi kafalarında bir takım yeni düşünceler üretmeleri, akıl etmeleri, tahakkuk etmeleri, tefekkür etmeleri, teşekkül etmeleri bunlar çok önemli şeyler. Tabii her duyduğumuza inanmaktan ziyade Kuran-ı Kerim’in öz mesajına dalarak, içine girerek bunlara cevap bulacağımıza inanıyorum. Kuran-ı Kerim anlaşılmaz bir kitap değil. Aslında kendi kendini açıklayan çok güzel, nefis Allah’tan gelen bir kelam.

ADNAN OKTAR: Bak görüyor musunuz Allah’ın güzel kulunu? Görüyor musun güzel insanı? Adam beğenmez, der ki işte “onun oyuyla benim oyum bir mi?” diyor. Şu konuşmadaki hikmete, düzgünlüğe, irticalen konuşmanın mükemmelliğine, isabetliliğine bak. Tebrik ediyorum, Allah nurunu artırsın. Çok şahane konuşmuşsun, seni Allah konuşturuyor, maşaAllah.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Milletvekili Selçuk Özdağ, AK Parti’nin güçlenmek için yapması gereken dört şey olduğunu söyledi. Bir; Saadet’le barışacak. İki; HDP’de yüzde 2 civarında oyumuz var, Kürtlerle barışacak. Üç; MHP’den, Büyük Birlik Partisi’nden gelmiş yüzde 10’a yakın içerde oy var. Ülkücü kesim içeride yeterince temsil edilmiyor. Akşener’e gidebilecek 4-5 puan var. O kesim iyi temsil edilecek, barışılacak. Dört; aşiretimizi küstürmeyeceğiz barışacağız. Bu harekete omuz vermiş herkesi bir şekilde işe dahil edeceğiz. Abdullah Gül, Ahmet Davutoğlu gibi” dedi.

ADNAN OKTAR: Onları da dahil edeceğiz diyor. Ama onlar İngiltere’yle bağlantılı ve İngiltere’den de ayrılmazlar. Ayrıldıklarında zaten onları ne hale getirirler düşünemiyorum. Yahut kendileri ne hale gelirler düşünemiyorum. Onlar bir şekilde kendilerini ona mahkum hissediyorlardır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, ben Emrah. Bu gündem olarak Suriyeliler konusunda Tayyip Erdoğan’a ben kırgınım. Neden kırgınım; Suriyelilere bu kadar kapıyı açmaması gerekiyordu. Dolayısıyla biz halk olarak bunlardan çok rahatsızız. Motosiklete binmeleri, hırsızlık yapmaları, evlere girmeleri. Örneğin benim evimin önünde bayrak vardı bayrağı alıp kaçıyor Suriyeli vatandaş. Ben buna ne yapabilirim? Teşekkür ederim iyi yayınlar.

ADNAN OKTAR: Mübarek, sen iyi bir insana benziyorsun ama iddiaların somut olmazsa nasıl inandırıcılık kazansın? Eğer hata varsa zaten düzeltiriz izah ederiz. Ama yani adamları kovma gönderme falan anlamında olmaz. Fakat hukuki önlem alırız. Motosiklete biniyorlar diyorsun, herkes biniyor motosiklete. Şimdi bu bana mantıklı gelmedi. Hırsızlık yapıyor diyorsun, Türkiye’de hırsızdan bol bir şey yok binlerce hırsız var hapishaneler dolu. Bunlar Suriyeli değil. Bayrağı aldı kaçtı diyorsun, çocuktur belki Türk bayrağı hoşuna gitmiştir. Onu hırsızlık olarak görmemiş olabilir. Belki oraya öylesine konmuş olarak da düşünebilir. Şahsi mülk olarak görmemiş olabilir. Ortada bir yerde duruyorsa bir yere serilmiş, onun herhangi bir insan tarafından alınmasında mahsur görmemiş olabilir. Çocuk aklıyla hata etmiş olabilir. Bunu bu kadar büyütmek bence doğru değil. Şefkatle merhametle yaklaşmak lazım. Büyük bir kabus, büyük bir acı yaşadı bu insanlar. Suriye diye bir devlet zaten bundan sonra pek olmaz. Hz. Mehdi (as) çıkıncaya kadar Suriye diye bir şey olmaz hep beraber göreceğiz. Irak diye de bir şey olmaz. Mümkün değil ayakta duramaz. Afganistan diye de bir şey olmaz. Libya diye de bir şey olmaz. Yemen diye de bir şey olmaz. Allah vermesin yeni yeni İslam ülkeleri de sırada olabilir. Biz olmasak Katar’ı da götüreceklerdi. 

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Kemal Kılıçdaroğlu’nun, tutuklu Enis Berberoğlu’yla ilişkisi Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gündeme getirilince bu konu iddiadan çıkıp ciddiyet kazanmış oldu. Ve Ahmet Hakan konuyla ilgili şöyle bir yazı yazdı: “Eğer Erdoğan bir zemin yoklaması yapmaya çalışmıyorsa, yani gerçekten de ciddiyse Kılıçdaroğlu’na yönelik bir tutuklama girişimi söz konusu olabilir. Eğer böyle bir şey olursa huzursuzluk, gerginlik, cepheleşme tırmanır, demokrasi zedelenir. Türkiye’nin bütünlüğünü ve barışını düşünen aklıselim insanlara sesleniyorum; aman böyle bir şeyi aklınızdan bile geçirmeyin” dedi.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hoca zaten kesin delil var demiyor, sadece kızmış anladığım kadarıyla. Böyle bir ihtimalden bahsediyor yani onu konuşturmak, olayı biraz irrite ederek olayın netleşmesini sağlamak istiyor benim kanaatim. Yani arkasında bir hapis düşüncesi yok. Fakat böyle bir kuşku olduğu için, böyle bir kuşku duyduğu için bunu dillendirip tarafların buna cevap vermesini sağlayarak meseleyi vuzuhata kavuşturmak istedi. Nitekim de mesele vuzuhata kavuştu. Adam çıktı dedi “benim böyle bir olayım yok, böyle bir iddiam da yok, böyle bir konu yok” dedi. Zaten konu bitmiş oldu. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’nu bir şekilde tutuklatmaya çalışmak hükümetin amacı olmaz, Tayyip Hoca’nın hiç de amacı olmaz. Tayyip Hoca çok aklı başında aklıselim birisi. Sudan nedenlerle bir tutuklama zaten mevzubahis olamaz yani öyle bir olay da görmedik biz duymadık da. Tayyip Hoca’nın amacı oluştu bence bu kadardı, amacını elde etti. Bundan sonra konu uzamaz. Yani bir tutuklama falan da mevzubahis değil öyle görünüyor.

Evet.

VTR: Ben Sedat. Adnan Hoca’ya bir sorum olacak. İslamiyet ve Adnan Hoca, ikisini bir arada ben göremiyorum. Konuyla alakalı yorumunuz nedir? Teşekkür ederim, selamlar.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam. Sen samimi bir Müslümansın, samimi bir Ehli Sünnet Müslümanısın. Hakikaten senin aldığın İslam eğitimine göre, fıkıh kitaplarına göre, ilmihal kitaplarına göre senin beni Müslüman demeyeyim de İslam’ı tamamen değiştiren veyahut geniş çapta değiştiren birisi olarak görmen lazım. Dolayısıyla harama giren, İslam’ı yaşamayan birisi olarak görmen gerekir aldığın eğitime göre. Bu senin normal reaksiyonun, bunu eğer yapmazsan aldığın bilgiye göre hata yapmış olursun. Düşünme kapasitene göre ve aldığın bilgiye göre böyle olması lazım normal olanı budur. Ama nurlu insan, ben de senin geçtiğin dönemden geçtim, bana da İslam anlatıldı. Ben koyu gelenekçi İslam’ı savunuyordum başta, saçımı ortadan ayırıyordum, sakalım yaklaşık ta göğsüme kadardı çok uzundu. Misvak kullanırdım, kadınlara hiç bakmazdım, müzik dinlemezdim. İpek asla giyinmezdim, hatta yemeği de yerde yerdim ben. Su içerken çömelerek içerdim. Yani bildiğim kadarıyla bütün sünneti de uygulardım. Hatta diş dolgum olduğu için, bir dişimin küçük bir dolgusu vardı, Hanefi mezhebinden olduğum için gusül abdestinin geçersiz olacağını düşünerek Şafi mezhebini taklit ediyordum. Şafi mezhebiyle Hanefi mezhebini birlikte yapabilecek adam ben Türkiye’de göremiyorum. Varsa göreyim yapamazlar. Olağanüstü zordur. Yani senin yaşadığın İslam’ı yaşıyordum ben. Bana birisi geldi bir kere sarıklı cübbeli “Kuran yeterlidir” dedi. Bana geldiler dediler ki “sen bu adamla görüştün ama bu adam sapık” dediler “sen biliyor musun onu çok tehlikeli” dediler “aman bir daha görüşme” dediler. Adam sadece söyledi “Kuran yeterlidir” dedi bana. Ama o da beni sapkınlıkla suçladı “farkında mısın sapkın bir yoldasın sen” dedi bana. Ben “Ehli Sünnet Hanefi’yim” dedim. “Sapkın bir yolda olduğunu biliyor musun” dedi, “yok ben doğru yolda olduğum kanaatindeyim” dedim. Adamlar dedi ki “bak bu sapkın sakın buna uyma” dediler. Ben de hakikaten adamı riskli gördüm o dönemde. Ben de senin gibiydim daha Türkçesi onu demek istiyorum. Ben Hüseyin Hilmi Işık’ın “Ehli Sünnete Saldıranlar” kitabı falan vardı onları dağıtırdım. “Ehli Sünnetin Önemi” kitabı onu dağıtırdım. Seyit Kutup’un nasıl bir fitne içinde olduğuna dair kitaplar vardı onları dağıtırdım. Bu “Karamancılık Fitnesi” diye o zamanlar yazılar çıkartırdı Hüseyin Hilmi Işık, broşür vardı “Karamancılık Fitnesi” diye. Bu Hayrettin Karaman’ın yeni bir mezhep oluşturduğuna dair, o broşür vardı onu da ben tanıdıklarıma bildiklerime verirdim, çok fazla değil ama dağıtırdım. Şimdi ben senin yanlış yolda olduğunu söylüyorum ama bunu ibadet olarak ve sana kızmayarak söylüyorum. Çünkü ben senin geçtiğin yollardan geçtim, ben de senin gibi düşünüyordum. “Kuran yeterlidir” diyor Allah ayette okudum, çok örnekle “yeterlidir” diyor Allah “her şeyi açıkladım” diyor, “çok detaylı açıkladım, sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Allah Allah, dedim “ben acaba sapıtıyor muyum yani Müslümanlıktan çıkar mıyım?” falan diye düşündüm. Hadisleri bırakırsak, mezhebi bırakırsak. Ama Kuran’da o kadar tekraren söylüyor ki Allah, Kuran’ın yeterli olduğunu o kadar kapsamlı anlatıyor ki “bol örneklerle anlattım” diyor Allah. “Çok anlaşılır fasih bir kitaptır, muhkem olan Allah’ın ayetlerine uyacaksınız ve haramlar çok azdır helaller sonsuz.” Yani Kuran’dan çıkan anlam buydu. Sonunda bir gün cesaret ettim “ben Kuran’ın yeterliliğini kabul ediyorum” dedim. Bizim çocuklara da söyledim, hepsinin bütün fikrini değiştirdim vesile oldum. Şimdi, bende hani Mehdilik hırsı var falan diyorlar ya, ben o devirde o hadisleri de reddettim. “Bütün Kütüb-i Sitte geçersiz” dedim. Mehdilik hırsım olsa o hadis kitaplarını niye reddedeyim? Bayağı tehlikeli. Ben Ehli Sünnet’i iyi ayakta tutacağım ki eğer Mehdilik iddiam varsa o sistem bozulmasın. Yani kendi konumumu güçlendirmek için buna ihtiyaç duymam lazım. Bak mesela Allah diyor ki Yusuf Suresi’nde: “…her şeyin 'çeşitli biçimlerde açıklaması' ve iman edecek bir topluluk için bir hidayet ve rahmettir.” (Yusuf Suresi, 111) diyor. Mesela diyor ki Allah yine: “Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?” (Ankebut Suresi, 51) “Bu kitap Kuran yetmiyor mu” diyor. Şimdi bak nur yüzlüm, sen diyorsun ki, “Allah’ın Kitabı bana yetmiyor” diyorsun. Ayet diyor ki “yetmiyor mu)” diyor “evet yetmiyor” diyorsun Allah’a sen. “Bana fıkıh ilmihal kitabı gerekiyor” diyorsun “hadis kitabı gerekiyor” diyorsun. Değilse değil de. Aynısını diyorsun. Mesela Allah diyor ki Nahl Suresi 116’da: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz.” (Nahl Suresi, 116) Kardeşim, şimdi bak benim okuyacağım yüze yakın ayet var hepsi Kuran’ın yeterliliğini anlatıyor. O zaman bak sen eğer Kuran’ın, sahabe dönemi olduğunu düşün, Kuran’ın yeterli olduğunu mecburen o zaman savunacaktın sen sahabe dönemi olsa. Veyahut şöyle düşün canım kardeşim sana nasıl anlatayım. Bir adaya gittin ve elinde sadece Kuran var, fıkıh kitabı, ilmihal hiçbir şey yok ne yaparsın? Kuran’a uyduğunda sen dinsiz mi olursun Müslüman mı olursun ne olursun? Fıkıh kitabı yok, biliyorsun ki nur gibi Müslüman olursun Kuran’a uyarsan. Buradan da anlayabilirsin. Dolayısıyla bak ben Kuran’a uyuyorum ve Kuran’daki bütün hükümlerini yerine getiriyorum. Ama nur yüzlü güzel insan, sen Kuran’ı yeterli görmüyorsun. Ben diyeceğim ki “Ya Rabbi ben Senin kitabını yeterli gördüm” ahirette ben sorgulandığımda. Sen diyeceksin ki “Ya Rabbi ben Senin kitabını yeterli görmedim.” Ne yapacaksın o zaman ne olacak durum? Sen mi haklı olursun ben mi haklı olurum? Dürüst ol. Ben diyorum ki bak Allah’a “Ya Rabbi Senin kitabını ben yeterli gördüm.” Çünkü ayete göre açık. Ama sen yeterli görmediğini söyleyeceksin nasıl yapacaksın? Mesela diyor ki Enam Suresi 114: “Allah'tan başka bir hakem mi arayayım? Oysa O (Allah), size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” Bak dikkat et. “Allah’tan başka bir hakem mi arayayım?” Yani bir durum olduğunda fıkıh kitabına, hadise mi başvurayım yoksa Kuran’a mı başvurayım? “Oysa O (Allah), size Kitabı açıklanmış olarak indirmiştir.” Bak açıklanmış olarak. Sen diyorsun ki açıklanmamış. Nasıl olacak? Mesela diyor ki Rum Suresi 58: “Andolsun, biz bu Kuran'da insanlar için her örneği gösterdik.” Sen diyorsun ki öyle bir şey yok, her örnek yok dolayısıyla hadise ihtiyaç var, fıkha ihtiyaç var diyorsun. Hadi senin dediğini birinin kabul ettiğini düşünelim, bak oradan da gidelim senin dediğini kabul ettiğini düşünelim, adam Sünni Hanefi oldu, ki Sünni Hanefi’sin muhtemelen. Şafi mezhebi sana ne diyor İmam-ı Şafi “sapkınsın” anlamında bir açıklama söylüyor “yanlış yoldasın” diyor. “Namazı yanlış kılıyorsun” diyor “helalleri haramları yanlış yapıyorsun, Allah’ın hükümlerini yanlış uyguluyorsun İslam’a uymuyorsun” diyor İmam-ı Şafi. Mezhep imamı, mutlak müceddit, mutlak müçtehit ve hadis imamı bak çok önemli, hadis imamı. Yani hadiste mutlak müçtehit, alim, bu söylüyor. İki, “o yetmiyor” dediysen, İmam-ı Hanbel çıkıyor diyor ki sana bak sana diyor bunu “sapkın yoldasın, yanlış yoldasın, helalleri haramları yanlış yapıyorsun, namazı da yanlış kılıyorsun, yiyecekleri bilmiyorsun helal haram karıştırıyorsun hatalısın” diyor. İmam-ı Malik çıkıyor diyor ki “ey delikanlı, ey yiğit” diyor “sen sapkın yoldasın yanlışsın, helali haramı karıştırıyorsun, namazı da yanlış kılıyorsun, haram olan yiyecekleri yiyorsun bilmeden, sana ben -haşa- Müslüman demeye zorlanıyorum” der. “Çünkü Allah’ın hükmünü yanlış biliyorsun” diyecek senin dediğine göre. Bak üç mezhep imamı senin yanlış yolda olduğunu yani haşa dalalete düştüğünü söylüyor. Namazda, oruçta, zekatta, hacda her yerde hata yaptığını söylüyor, buna ne diyeceksin? Üç mezhep imamı bunu söylüyor. Artı, ikinci fasıla geçiyoruz, Şia mezhebi olduğu gibi dalalette olduğunu söylüyor. Bir daha artırıyoruz, Vahabi mezhebi tamamen dalalette olduğunu söylüyor ve seni Müslüman olarak göremiyor. Şimdi ne yapacaksın? O zaman Kuran’da birleştiğimizde Şia seni Müslüman görecek, İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi seni Müslüman görecek, Vahabiler, Şia, Aleviler, Bektaşiler herkes Müslüman gördüğü gibi bütün mezhep imamları ve mezhep imamlarının yardımcı imamları Ebu Yusuf gibi alimler de seni tam Müslüman görecek. Ne zaman biliyor musun; sadece Kuran’a uyduğunda. Ve herkes birbirini Müslüman görecek. Sen bu yola girmesen de hepimiz Kuran’a uysak da hepimiz birbirimizi Müslüman görsek nasıl olur? Bak senin yolunda ben yine küfre düşmüş olacağım, kurtulamayacağım yani senin dediğini yaptığımda. Hanefi olduğumda İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi ve İmam-ı Hanbel beni dalaletle suçlayacak. Şia beni dalaletle suçlayacak, Vahabiler dalaletle suçlayacak. Peki benim sana yaptığım teklife bir bak, biz Kuran’da birleştiğimizde hepimiz birbirimizi Müslüman göreceğiz Peygamber (sav) döneminde olduğu gibi. Bunu yapsan daha doğru olmaz mı?

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Cihat. Şimdi İmam Mehdi’den bahsediliyor. İmam Mehdi Şialara göre ahir zamanda gelecek olan Mehdi, Şiaların kaybolan 12. İmam, İmam-ı Murtaza olarak söyleniyor. Bu fikir için sizin düşüncelerinizi merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm, nur yüzlü insan, Şia’da takiyye vardır takiyye. Yani bir insanın korunması gerekiyorsa yanlış bilgiyi vererek kendini koruyabilir. Mesela bir adam bir yere saklandı öldürecekler, sana sordular ne diyeceksin “bu adam buraya bugün gelmedi” diyeceksin. Buna maslahat denir, diğer adı da takiyyedir. Allah için bir şey korunacaksa takiyye yapılır. Şia’da da takiyye vardır, Hz. Mehdi (as)’ı korumak için yapılmış, Hz. Ali (kv)’nin tavsiyesi üzerine yapılmış bir takiyyedir bu. Çünkü Hz. Ali (kv) suikastçılar olduğunu biliyordu, oyun oynanacağını biliyordu, Ehli Beyt’inin de şehit edileceğini biliyordu, Hz. Mehdi (as)’a da düşman Sünnilerin içinde de birçok zalimin çıkacağını biliyordu. Birçok zalim düşman Hz. Mehdi (as)’a. Onları korumak için dediler ki Şia: “Şu mağara var ya onun içine girdi saklandı, 1400 yıl sonra çıkacak” dediler. Veyahut “1000 yıl sonra çıkacak” dediler veyahut işte “600 yıl sonra çıkacak” dediler çeşitli tarihler verdiler. “Ama halen şu mağaranın içinde” dediler. Onlar da mağaranın içinden Hz. Mehdi (as)’ın çıkmayacağını bildikleri için Hz. Mehdi (as)’a karşı ciddi bir tedbir almaya gerek duymadılar. Çünkü mağara orada duruyor zaten. Onun içinde de adam yaşamayacağını bildikleri için, onu müminlerin bir saflığı olarak gördüler. Yahut iyi niyeti olarak gördüler. Ve böylece Hz. Mehdi (as) 1400 yıl tehlikeden korunmuş oldu. Şu anda da yine Hz. Mehdi (as) perde arkasında yine korunuyor. Bütün cümle alemin gözü önünde, ama insanlar göremiyor. Peygamberimiz (sav) diyor bak “insanlar onu görür ama tanıyamazlar. O insanları görür ama tanır” diyor. Yani “göremeyecek insanlar onu” diyor. Çeşitli perdelerle bir şekilde vesilelerle örtülecek. Sonuna kadar fark edemeyecekler. “Şimdi o mağaranın içinden çıkacak” deniyor. Daha da zorlarsan diyor ki “ışık gibi” diyor “ben gördüm” diyor. Işık gibi olandan bir zarar gelmez. Mesela İran Cumhurbaşkanı dedi ki “Mehdi ben Birleşmiş Milletler’de konuşurken karşımdaydı” dedi. Adamlar rahatladı. “Yanımdaydı bana ne konuşmam gerektiğini söyledi bana” dedi. “Neler konuşmam gerektiğini bana söyledi” dedi. Yani “oralardaydı” dedi “Mehdi’nin görüntüsü vardı orada” dedi “ve bana ne konuşmam gerektiğini söyledi” dedi. Bundan İngiliz derin devleti korkmaz. Çünkü bunu bir safiyane düşünce olarak görür, çocuksu bir düşünce olarak görür ve hiçbir risk meydana getirmez. Şia’nın muazzam aklını gösteriyor bu. Şia’nın Hz. Mehdi (as)’ı korumadaki muhteşem yöntemini gösteriyor. “Mağarada kayboldu” diyor “sonra çıkacak” diyor. Halbuki Peygamberimiz (sav) “Mehdi uzun ömürlü olacak” diyor o kadar. Ama ben de olsam o dönemde “Mehdi nerede?” deseler “bu mağarada” derdim, denebilirdi yani. Akılcı bir Müslümanın yapacağı budur zaten. Niye Mehdi arattırsın öyle deyip? Bak şu an adamlar adeta cinnet geçiriyor, akıl almaz reaksiyon gösteriyorlar veyahut. Diyanet bütün camilerde hutbe okutuyor. Türkiye’de yüz bin camide birden “Mehdi gelmeyecek” diye hutbe okutuldu İngiltere’nin tavsiyesiyle. Bak, İngiltere’nin tavsiyesiyle yüz binin üstünde camide “Mehdi gelmeyecek” diye hutbe okutuldu İslam tarihinde ilk defa. Gece-gündüz “Mehdi gelmeyecek” programları yapılıyor televizyonda görüyorsunuz. Diyanetin kadroları, imam hatipli şahıslar, ilahiyat fakültesinden görev almış profesörler geceli-gündüzlü “Mehdi gelmeyecek” diyor. Ve bu şu an ayyuka çıkmış durumda. Panikten, şimdi bak diyor ki “cemaatleri dağıtalım” diyorlar ya, “şeffaflaşsın” oradaki amaç ne biliyor musun? Bir tane amaç var. Ne Süleymancılar bunları ilgilendiriyor, ne Nurcular ilgilendirir, ne Nakşibendiler ilgilendirir, ne Kadiriler ilgilendirir. Zaten onların işine gelir onlar. Çünkü, ben kardeşlerimi tenzih ederim onlar benim canım, onların yöntemiyle zaten İslam’ı ortadan kaldırmak akıl almaz kolay, son derece kolay. Yani Türkiye’yi Irak’a çevirmek, Suriye’ye çevirmek an meselesi o yöntemle çok kolaydır. Ve Türkiye’yi yıkmak da çok kolaydır o mantıkla gelenekçi Ortodoks inançla. Ama kardeşlerimizin bir suçu yok hatası yok, ideoloji müsait. Bak o ideolojiye müsait olmayan kim var biliyor musunuz? Sadece biz varız. Yani Kuran Müslümanlığını savunan bir topluluk olarak sadece biz varız. Ve adamların bakın hiçbir cemaatle alıp-veremedikleri yok. Cemaatler kontrol edilsin derken onların bir tane amacı var. Ama o da kurtaracak gibi değil onları. Yani o en kötü, en akılsızca yöntem olur. Çünkü Mehdiyet bir cemaat değil zaten bir fikirdir. Onunla da baş edemezsin. Ve baş edilememiş zaten edilemiyor. Sen gökteki kuyruklu yıldızı durdurmadığına göre iki uçlu kuyruklu yıldızı, Mehdiyet’i de durduramayacaksın. Kuyruklu yıldızı durdurabildin mi? Yok. Durduramadığına göre Mehdiyet’i de durduramayacağına inanacaksın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kadın arkadaşlarımıza neden sürekli kıyafetleri hakkında baskı yapılıyor ve neden bazı kadın arkadaşlarımız bu giydiği kıyafetleri diğer insanların söylediği şeylere göre yönlendiriyor ve değiştiriyorlar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, bu büyük bir bela bütün Türkiye’yi sarmış. Beş-on bin it-kopuk, çakal çoğu homoseksüel olan, transseksüellerle ilişkiye giren, aşağılık kompleksi içinde olan it-kopuk takımı Türkiye çapında kadınlara saldırıyor şu an. Hem internetten saldırıyorlar, hem şehirlerde hakaret ederek yahut baskı yaparak saldırıyorlar. Milyonlarca kadını şu an kendi kontrollerine almaya çalışıyorlar. Bizim kız arkadaşlarımız bu it-kopuk takımını hiç dinlemiyor dikkat ederseniz hiç kaale almıyor. Diğer genç kızlar da pek kaale alacak gibi görünmüyorlar.

Dinliyorum.

VTR: Mehdi (as)’nin Kuran’da geçtiğinin ayetlerle sarih ayetlerle bize ispatlayabilir mi?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın Kuran’da sarih ayetlerle geçtiğini bize ispatlayabilir mi? Cenab-ı Allah insanları tanır, bilir. Mehdi’sini nasıl ortama göndereceğini de bilir. Hz. Mehdi (as)’ın çıkışını Allah Kuran’da söylese bir tahayyül et. Bu adamlar, İngiliz derin devleti ve bu kişiler neler yapardı neler bir düşünün. Yani hiç kimseye yapmadıkları zulmü ve oyunu, bu ismi geçenleri tenzih ediyorum da, en abartılı şekliyle yapmaya kalkarlardı. Atom bombası bile atmaya kalkarlardı. Hz. Mehdi (as)’ın bulunacağı şehre atom bombası bile atmaya kalkarlardı. Cenab-ı Allah onların mekrini oyununu karşı bir mekir ve oyunla bozmuştur. Kuran’da alenen Hz. Mehdi (as)’ı anlatmıştır fakat kapalı anlatmıştır. Açıkça defalarca mükerreren anlatmıştır ama çok kapalı anlatmıştır. Hz. İsa Mesih (as)’ın geleceğini de açıkça anlatmıştır ama aynı zamanda da kapalı anlatmıştır. Dolayısıyla Hz. Mehdi (as) ve Hz. İsa Mesih (as) düşmanlarının mekir ve oyunlarını, münafıkların mekir ve oyunlarını Allah bozmuştur. Mesela diyor ki ayet istiyor kardeşimiz. Yasin Suresi 21, 21. Yüzyıla da işaret ediyor. “Yasin” Yasin de yine bir işaret gibi görünüyor. Ya ve sin. Bir işaret gibi görünüyor. Ne diyor ayette Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “Tebliğlerine karşılık” İslam’ı anlatmalarına karşılık “Sizden ücret istemeyenlere uyun,(bu kişilere tabi olun).” Mehdiyet’in özelliği nedir? Ücret istememesi. Hocaların, alimlerin büyük bölümü ücret karşılığı İslam’ı anlatıyorlar. Ücret karşılığı İslam’ı anlatmayan alim hemen hemen yok gibi. Varsa da ismini bana söylerlerse ben burada yayınlayacağım. Yani ücret karşılığı İslam’ı anlatmayan alim varsa ki vardır ben olmayacağını iddia etmiyorum vardır, inşaAllah çoktur sayıları, onları halka tanıtmak isterim buradan ve şeref duyarım. Ama duymak isterim. Bütün İslam alemi de dahil yani Arabistan’da, Suriye’de, Irak’ta her yerde para karşılığı olmaksızın İslam’ı anlatan alimler varsa ben burada söyleyeceğim. Çok memnun olurum çok sevinirim. Duymadığım bilmediğim için bu sevinci yaşamak istediğim için istiyorum. “Tebliğlerine karşılık "Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar (Mehdilerdir) hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 21) Ne diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım: “İttebiu-tabi olun, menla yes eleküm- kim kişiler sizden istemiyor, ecren-bir ücret, ve hüm-ve onlar, muhtedun- Mehdilerdir.” Hani yoktu.

Zümer Suresi 36: “Allah, kuluna yeterli değil mi? Seni O'ndan (Allah’tan) başkalarıyla” başka ilahlarla putlarla mı “mı korkutuyorlar.” Deccaliyetle mi korkutuyorlar, deccalın saldırısıyla mı korkutuyorlar. “Allah, kimi dalalette bırakırsa,” yani deccal haline getirirse “o zaman onun için bir Mehdi yoktur.” Arapçası: “Eleysellahu bi kafin abdeh yuhavifiunuke billezine mindunih vemen yudlillahe fema lehu min hadin.” Hani yoktu? “Hadin” Mehdi işte aynısı. “Kim dalalete deccala uyarsa onun için bir Mehdi yoktur” diyor.

Şimdi Hadi deyince diyor ki “nerede burada Mehdi o zaman?” diyor. Kardeşim, Hadi ile Mehdi aynı kelime. El Hadi Hz. Mehdi (as)’ın yine isimlerindendir, El Hadi. El Hadi Hz. Mehdi (as)’ın isimlerindendir. Yani mesela bir eşya düşünelim. “İskemle” diyorsun, “sandalye” diyorsun, aynı anlamda. Hadi ile Mehdi aynı kelime. “Kim deccala uyarsa onun için bir Mehdi yoktur” diyor Allah ayette. “Ve onlar Mehdilerdir” diyor.

Bir de İsa Mesih için Cenab-ı Allah diyor ki; bir tek orada Mehdi kelimesi açıkça geçiyor. “Sen Mehdi’deyken ve saçların kırlaşmış yaşlanmış bir insan olmuşken insanlarla konuşuyordun” diyor. Gelenekçi kardeşlerimiz diyorlar ki; “ya bu beşik” Peki Allah, beşik de, beşiğin karşılığı olan Arapça yüze yakın kelime var. Neden o kelime değil de Mehdi’yi seçti? Yani alenen Mehdi geçiyor orada, alenen. Bak, “Sen Mehdi’deyken ve yaşlanmış bir insanken, saçları kırlaşmış bir insanken insanlarla konuşuyordun” diyor. Kime? İsa Mesih’e. Yani hangi Mehdi’deyken, yani bir kundaktayken mi yoksa Mehdi’yle konuşurken mi onu bir düşünsünler. Ve saçları kırlaşmış. Otuz üç yaşında göğe alındı. “Saçları kırlaşmış” demek, kırk-elli yaş demektir. Peki o zaman nasıl konuşacak gelmeyecekse? Genç yaşta alındı göğe. Ve Allah niye hiçbir peygambere “sen kıyamet alametisin” demediği halde, sadece İsa Mesih’e “sen kıyamet için bir alametsin” niye desin? Ve hiçbir peygambere “sana uymayan sana inanmayan hiçbir insan bırakmayacağım. Hepsini iman ettireceğim” diyor Allah. Yani “ehli kitaptan sana inanmayacak hiçbir fert bırakmayacağım” diyor. Niye İsa Mesih için sadece söylüyor? “Ve seni sevenleri kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” diyor. Niye başka peygamber için dememiş de İsa Mesih için demiş? Bu İsa Mesih’in geleceğini gösteren açık ayetler. “Sana uyanları” diyor bak, “sana uyanlar. Ve hepsini iman ettireceğim” diyor. “Ehli kitabın tamamını iman ettireceğim.” Nasıl iman etsin? “Ölmeden önce sana iman etmeyecek hiçbir fert yok” diyor “ehli kitaptan.” Bu ancak gelmesiyle olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Sena. Osmanlı tarihi neden bu kadar yanlış anlatılıyor, ben bunu çok merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Sena çok güzelsin, farkındasın. Kıyafetin de çok güzel olmuş, saçlar çok güzel. Genel olarak çok hoş, etkileyici bir kızsın, maşaAllah. “Osmanlı Tarihi yanlış anlatılıyor” Ne anlatılıyor yanlış? Var mı bilinen?

BÜLENT SEZGİN: Abdülhamit dönemi.

ADNAN OKTAR: Abdülhamit evet doğru. Ama elimizden kurtulamazlar, doğrusunu hemen anlatırız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba be Ömer, size bir sorum var. Sizce kıskançlık iyi bir şey mi kötü bir şey mi?

ADNAN OKTAR: Kıskançlık koruma anlamındaysa güzel ama aşağılamak, hakaret anlamındaysa çok kötü. Çünkü kadına diyor ki; “ya telefonda akşama kadar konuşuyorsun. Ben şüphelendim” diyor. “Yani kimdi o?” falan diyor. “Telefonuna bakacağım, aç, göster” diyor. Veyahut kadın dışarıya çıkıyor. On dakikada bir arıyor. “Neredesin, ne yapıyorsun?” işte “yer gösteren o sistemin içine gir. Konum belirle. Canlı görüntü göster. Şöyle bir üç yüz altmış derece dön, herkesi göster.” Yani demek istiyor ki; “sen her şeyi yaparsın, senden her şeyi beklerim. Dolayısıyla ben de seni böyle sürekli suçluyu takip eden ajan gibi takip edeceğim. Seni güvenli birisi olarak bulmuyorum” diyor. Bu hakaret, saygısızca bir hareket. Ama dinini imanını korumak için tedbir alırsın, namusuna, haysiyetine, şerefine zarar gelmesin diye tedbir alabilirsin, o ayrı. Sağlığı, sıhhati için tedbir alırsın. Koruyup kollama anlamında ayrı. Yani mesela kötü söz söyleyene söyletmezsin. Aleyhine bir konuşmaya müsaade etmezsin, bunlar olur.

Evet.

VTR: Dünya barışı ne zaman sağlanacak?

ADNAN OKTAR: Dünya barışı Mehdiyet’in dışında imkansız. Yani yüz bin baş idare ediyor şu an dünyayı. Yüz bin baş hepsi birbiriyle çelişiyor ve kargaşa oluyor. Ama tek bir başta, tek bir akılda birleştiklerinde ki o da Mehdiyet’tir. Barış, sükun, güzellik, sanat, estetik, huzur dünyaya hakim olacaktır. Kalitenin, mimarinin, sanatın en yüksek şahika noktasına ulaşılacak, inşaAllah.

Evet.

VTR: Şortlu kadınlar neden dayak yiyor sokak ortasında?

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte bu bir avuç it kopuk, bir avuç zalim sayıları toplam beş-on bindir. Kayseri’de, Konya’da, Erzurum’da, İstanbul’da, İzmir’de, her yerde terör estiriyor bunlar. Bunlar belki bir örgüt de olabilir, yani onu da göz önünde bulundurmak lazım. Çünkü aralarında bir paralellik var. Bunlar Facebooklarına baktığımızda hep silah tanıtımı var. İt görünümlü birçoğu ve çakal ve saldırgan görünümlüler, elinde bıçakla falan resim çektiren tipler. Herhalde öyle kadınları korkutarak, dehşet saçarak bir netice alacaklarını düşünüyorlar. Yalnız bunun bir örgüt olma ihtimali çok yüksek. Her yerde hanımları sindiren bir örgüt gibi görünüyor bu. Devlet bu tip adamların genel bir yapılanma içinde olup olmadıklarını bir araştırması lazım. Hanımlar bu tip kişileri emniyete bildirsinler. Araba olduğunda, şahıs olduğunda mutlaka polise ihbarda bulunsunlar. Yani “şu kişiler kadınları rahatsız etti gördük, bilginiz olsun” diye polise ihbarda bulunsunlar. İnternetten de olabilir, yazılı da olabilir. İhbarda bulunsunlar ki bu mini etek yahut mini şortlu hanımlar rahat edebilsin. Yani mini şortlu hanımlara laf atan, onları taciz etmeye kalkan, huzursuz eden, tehdit eden yahut saldıran her kişiyi herkes polise bildirsin. Poliste bu arşivlenir, internetten de bildirin, orada da arşivlenir. Bunların bir çete olması ihtimali var, yani Türkiye çapında bir çete olması ihtimali var. Çünkü mini şorta, dekolteye bunlar savaş açmış durumdalar ve hepsine baktığımızda aynı ortak özellikleri, hepsi transseksüellerle ilişkiye giren, homoseksüel, yetersiz, ezik, aşağılık kompleksi içinde, karaktersiz, dinle imanla alakası olmayan, haysiyetsiz insanlar, büyük bir bölümü öyle. Bir kısmı da gelenekçi Ortodoks ama dengeli değil, yani dengesiz insanlar. Bir kısmı da teşvik edilmiş niye yaptığını bilmeyen yanlış yolda insanlar. Bunların örgüt yapılanması içinde hareket etmesinden şüphe ettiğimiz için, çünkü aynı yöntem, aynı stil, aynı adamlar, her şey birbirinin aynı. İnternetten de bunlar faaliyet halindeler, aynı şekilde sokakta da aynı eylemleri yapıyorlar. O zaman hanımlar bunları sürekli internetten ve telefonla polise bildirirlerse polis bu yapılanmayı rahatça çözebilir ve çok rahat ederler. Aman sakın çekinmesinler. Çok atak davransınlar. Hiç de yılmasınlar. Beş-on bin çakal Türkiye’ye hakim olamaz.

Evet.

VTR: Ben Mesut. İnsanlar kendi çıkarları için karşı taraftaki insanları niye eziyorlar? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Mesut kardeş sen vicdanlı bir insansın. Deccaliyet şu an dünyayı sarmış durumda. İngiliz derin devleti deccaliyet olarak dünyayı sardı ve çaktırmadan ve sinsice bunu yaptı. Ve birçok siyasetçiyi de esir aldı. Yalaka hale geldiler, onların yancısı oldular. Pakistan’da, Hindistan’da, Türkiye’de, Mısır’da, her yerde İngiliz derin devletinin uşaklığını yapan yalakalar milyonlarca sayıda. Münafık ve ahlaksızlardan bir ordu kurmuş durumda İngiliz derin devleti, buna deccaliyet diyoruz. Bunun kanalıyla Müslümanları mahvediyorlar. Hem egoist, bencil yapıyorlar, hem dinsiz yapıyorlar. Gelenekçi Ortodoks sistemle de Müslümanlıktan iyice uzaklaştırıp İslam’ı çok itici gösteriyorlar. Darwinist, materyalist izahlarla, Rumilikle Darwinizm’i göklere de çıkartarak bir netice alacaklarını düşünüyorlar. Biz bunları inim inim inletiyoruz Allah’ın izniyle ve nerede görürsek ilimle, irfanla tepeliyoruz. Herkes birbirine yardımcı olursa bunların hiçbir gücü kuvveti kalmayacak, üç-beş yıl sonra bunlar tamamen temizlenmiş olacak, inşaAllah.

VTR: Merhaba benim adım Sena. Midye yemek sizce haram mı?

ADNAN OKTAR: Güzel Sena, midye yemek insana çok fayda verir. Yeter ki taze ve güzel olsun. Haram diyen mezheplere göre, mesela Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi’ye göre her birinde ayrı, birinde haram, birinde haram değil. Yani oradan da anlayabiliyoruz mezheplerin insanların başına getirdiği felaketi. Bak, birinde haram, birinde haram değil. Birinde adam dalalete düşmüş haramda, biri helalde, yani güya. Bize göre öyle bir şey değil ama öyle gibi gösteriyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben ülkemizde yapılan barınakların sayısını yeterli bulmuyorum. Ya barınakların sayısı artırılsın, ya da barınağa zarar veren insanların sayıları azaltılsın istiyorum.

ADNAN OKTAR: Sırf barınakla olmaz ki, barınağın temiz de tutulması gerekiyor. Hayvan mahvoluyor içine girip, toz, kir, yani leş gibi içi, akrepler, böcekler falan her şey geziyor. Zaman zaman temizlenmesi gerekiyor. Mahallelerde gönüllü ekipler oluşturulması lazım belediyenin halktan, mahalle gönüllüleri oluşturulması lazım. Onlar bunu yapabilirler. Tazyikli suyla yıkanması gerekiyor barınakların, temiz tutulması, özen gösterilmesi lazım.

BÜLENT SEZGİN: Bekir Hazar Takvim Gazetesi’nde şöyle bir yazı yazdı Adnan Bey. “Nazilerle işbirliği yapan Mussolini’nin İngiliz istihbaratına çalıştığı ve haftada on bin dolar maaş aldığı ortaya çıktı. İngiltere'nin bir dönem Dışişleri Bakanı olan Sir Samuel Hoare, İtalya'da askeri ateşe olarak görev yaptığı dönemde yüz kadar istihbarat subayını Londra'dan Roma'ya getiriyor. Önlerine planları koyuyor. “Arkadaşlar İngiltere'nin çıkarları için hedefimiz İtalya direnişini artırmak” diyor. Kolları sıvıyorlar, İngiliz istihbaratına İtalyan devşirmeye başlıyorlar. Gidiyorlar Mussolini'yi bağlıyorlar, MI6 ajanı yapıyorlar.” Dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun. Kabadayıyı görüyor musun yiğidi? İngiliz derin devletine yumruğu çakmış, çok güzel. Osmanlı’nın evlatları şahlandı. Türkiye’yi onlara dar ediyorlar maşaAllah ve bu son yüz elli yıldan beri görülmeyen bir ataktır, Abdülhamit devrinden beri görülmeyen bir atak. İlk defa oluyor. Elhamdülillah bizim öncülüğümüzde oldu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hoca, üç yüz tane kitap yazdığınız söyleniyor. Gerçekte kaç tanesini siz yazdınız? Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Hiçbirini ben yazmadım. Hepsini yazan Allah’tır. Kaderde. Siz insanlarda ilahi bir güç olduğunu zannediyorsunuz. Öyle bir şey olmaz. Bütün güç Allah’a aittir. Kitabı kaderde yazan, hazırlayan Allah’tır, beni vesile eder. Kitapların yazılmasında benim konuşmalarım esas alınır. Ne konuşuyorsam, ne anlatıyorsam onlar deşifre olur. Bazen de kitabı ben baştan sona bir gecede veyahut iki gecede sözlü olarak anlatırım. Onlar kayda alınır. Sonra onlar düzeltilir. Yani yazıya çevrilir ve ilgili resimler, belgeler ne olacak onları söylerim. Ondan sonra o kitap hazırlanır. Bu kitapların hazırlanışı kaderdeyken siz zannediyorsunuz ki, yani muazzam bir güçle bir insan bunları yapıyor. Böyle değil. Benim arkadaş grubumdan buraya yüzlerce kişi geldi, gitti. Yani hep benim arkadaş çevrem, iki yüz-üç yüz kişi olmuştur en fazla. Ama binlerce insan gelip gitti, yani en az yedi bin insan, sekiz bin insan gelip gitmiştir. Ama hep iki yüz-üç yüz kişi kalmıştır her zaman. Ama bak, bu topluluk içerisinden bu kitaplar sürekli buradan çıkmıştır. Eğer kitapları yazan birileri olsaydı o gidenler bu kitapları yazması gerekirdi. Yedi bine yakın insan gitti çünkü. Benim kitaplarımın çok daha iyisini, çok daha gelişmişini yazmaları gerekirdi. Sadece bu noktadan çıktığına göre bu kitaplar demek ki burada biri var. O kitapların yazılmasını sağlayan, vesile olan, fikrini veren, yönlendirilmesini yapan biri var. Bu şekilde düşüneceksin. Ama bunu da Allah’ın yarattığını unutmayacaksın. Ben kitaplarımın çoğunu alıntı olarak alıyorum. Resimlerini kendim seçerim. Metin kısımları tamamen akşam yaptığım konuşmalardan, banda yaptığım konuşmalardan yapılan deşifrelerle hazırlanır. Ama redaktöre veriyoruz tabii redaktör de emek veriyor, düzeltiyor. Sonunda kitap çıkıyor, yani ince ince bütün detaylarıyla ben ilgilenmem kitapların.

KARTAL GÖKTAN: Hatta Hasan’ın meşhur sözü vardı Adnan Bey. “Hocamız bu kitapları bize rağmen yazıyor” diye söylemişti.

ADNAN OKTAR: Evet. Hayır, kitabı yazan olduğunu düşünüyorsan o zaten süper bir insandır. O insan nerede? O kişi kim yani? Yani yıllardan beri nasıl saklanıyor bu insan? Yani sen Mehdi gibi birinden bahsediyorsun. Muazzam olağanüstü birinden bahsediyorsun. O zaman o saklanan kişi kimse söyle gidip ben onun elinden öpeyim, ona tabi olayım, değil mi? Yani dahi demek ki o. Bir dehadan bahsediyorsun sen. Yüzlerce kitabı yapan bir dahi. Biz bilmiyoruz bunu. O zaman demek ki her şeye gücü veren, her şeyi yaratan Allah kitapların hazırlanmasını bir kuluna vesile olarak tevdi ediyor, inşaAllah.

VTR: Futbolculara yatırılan paralar daha yararlı işlere kullanılabilir miydi?

ADNAN OKTAR: O zaman futbol kalmaz nasıl yapacağız? Ama dediği doğru ama futbol kalmaz o zaman.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bekir Hazar yazısının devamında şunları söyledi Adnan Bey. “Mussolini’yle ilgili gerçekleri İngiltere'nin devlet televizyonu BBC yayınladı. Sivil toplum örgütlerinden tutun, gazetecilere hatta liderlere kadar maaş bağlayan bir Batı var karşımızda. MI5 başkanı BBC’ye çıkıp, El Kaide’yi kuran ajanlarına bile tanıtabiliyor. Şimdi de Suriye'de kurucusu oldukları El Kaide’ye provokasyon yaptırıp İdlip üzerine Türkiye’yi bertaraf etmeye çalışıyorlar” dedi.

ADNAN OKTAR: Evet. El Kaide olsun, IŞİD olsun, PKK olsun hepsi başta FETÖ olmak üzere İngiliz derin devletinin emrinde. Deccaliyetin emrinde. İleri karakollardır bunlar. Onun için ısrarla “deccal yok” diyerek konuyu kapatmaya çalışıyorlar. Arkasından da “Mehdi yok” diye konuyu kapatmaya çalışıyorlar.

Benim kitaplarım yetmiş üç dile çevrildi Allah'a çok şükür. Üç yüzün üzerinde kitap var. Eserlerin toplam sayfası elli beş binin üzerinde ve benim kitaplarımda dikkat ederseniz hepsinde ortak dil, ortak mantık, ortak anlatım, ortak resim anlayışı, ortak sanat anlayışı, ortak bir ruh vardır. Bunu ayrı ayrı insanlar yapsa, böyle bir şey olmaz. Yani mutlaka çelişki olur. Resimlerde, yazılarda, üslupta, mantıkta her şeyde çelişki olur. Anlaşılıyor ki tek bir ruhtan çıkıyor. Tek bir mantıktan çıktığı da buradan da anlaşılıyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Gençlerin bonzai kullanımına nasıl engel olabiliriz?

ADNAN OKTAR: Tabii ki imanla, sevgiyle, Allah korkusuyla. Bir kere devletin televizyonlardan Kuran mucizeleri anlatması gerekir. İman hakikatlerinin anlatılması gerekir. Allah'ın varlığının delillerinin anlatılması lazım. Darwinizm’in bir pagan dini de olduğunu anlatılması lazım. O zaman PKK da kalmaz. Bonzai de kalmaz. Komünist de kalmaz. İngiliz derin devletinin uşakları da kalmaz. Hiçbir şey kalmaz. Kökten ilaç budur. İman hakikatlerinin anlatılması, Kuran mucizelerini anlatılması, Darwinizm’in pagan dini olduğunun delilleriyle anlatılması. Ne deccal kalır ne İngiliz derin devletinin uşakları kalır ne IŞİD kalır ne PKK kalır. Hiçbir şey kalmaz. Hepsinin ilacı budur. Bunun dışında sürekli bu bela katlanarak gelişir Allah esirgesin.

Evet.

VTR: Ağabey neden böyle, neden her şey pahalı? Zoruma gidiyor benim. Bir yandan öğrenciyiz. Bir yandan ailemizin sırtına yükleniyoruz. Çalışsak bir yandan, ikisi bir anda olmuyor. Sıkıntı yani.

ADNAN OKTAR: Gençler ne kadar güzeller ben hayret ediyorum çok yakışıklı maşaAllah bir de üslupları da çok şeker. Bir çocuk tatlılığı var üsluplarında yani daha önce böyle değildi. Güzelleştiler. Tavırları güzel oldu. Gençler için, okuyan gençler için her yerde vakıf kuralım. Her üniversite vakıf kursun. Hayatı onlara kolaylaştıralım. Yiyeceklerini adeta bedavaya getirelim. Ekmeği çok ucuza alsınlar. Eti ucuza alsınlar. Her şeyi onları ucuzlatalım. Yazık gençlere. Hakikaten çocuklar zor durumda kalıyor. Yani çalışsa okuyamayacak, okusa çalışamayacak. Açmaza giriyorlar. Zaten okumak çok zor. Çalışmak da çok zor. Hayat da çok zor. O zaman yazık olur bu insanlara. Vakıflar bu işi çok güzel icra edebilirler.

BÜLENT SEZGİN: İsmi geçenlerin cevap hakkı vardır.

ADNAN OKTAR: Benim kitaplarımın kapak tasarımlarına bakın, hepsi orijinaldir. Tek tek benim tarif ettiğim resimlerdir. Mesela Yaratılış Atlası’nın kapağı ünlüdür. Tamamen benim tasarımım. Hepsi orijinal tasarımdır. Resimlerin büyüklüğü, kitabın ebadı, hepsi. Kullanılacak resimlerin seçilmesi, kullanılacak mantıklar. Eğer bu kitabı başka biri yazdı diyorsan, bence o Mehdi. Bana mehdidir o insan. Yani süper bir zeka, süper dehadan bahsediyorsun sen. Müthiş bir insandan bahsediyorsun. Bir nevi Mehdi’den bahsediyorsun. Yani dahidir onu yapan adam. Başka açıklaması yok. Ama tabii bu tek başına benim oturup yapmamla olmaz. Resim seçmeyi ben yapamam. Ben uğraşamam onunla. Redaktörlüğü ben yapamam. Araştırmayı ben yapamam. Hazır bana bilgiler geldiği için, siz ona şaşırıyorsunuz. Siz zannediyorsunuz ki birisi var hem redaktörlüğünü yapıyor, hem araştırıyor, hem resimleri seçiyor, hem yazısını yazıyor. Yazısını bir de oturup yani bilgisayarda yazıyor. Ben öyle değil. Direkt konuşarak anlatıyorum. Onlar sonra yazıya çevriliyor ve yazı da doğrudan alınmıyor. Redaktöre gidiyor. Her şey düzenleniyor. Resimler de mesela ben, şu şu resimleri kullanılsın diyorum ve bunun benzeri resimler kullanılsın diyorum. Bitiyor. O kadar yani.

Evet.

VTR: Merhaba İstanbul çok güzel. Size bir sorum olacak. Türkiye'de nereye gitmeliyim, sizce neresi çok güzel?

ADNAN OKTAR: İmanlı olduktan sonra her yer güzel olur. İman zafiyeti olduktan sonra her yer sıkıntı verir. Nereye gitsen yani. Kadıköy'e gitsin bunalır. Bebek’e gitse bunalır. Bebek’te intihar eden adam sayısı çok fazla. Boğaz Köprüsü bize nefis geliyor ama gidip adam orada intihar ediyor. Yani imanla alakalıdır. Allah'ı çok sevene her yer güzel olur. Allah'ı sevmeyene hiçbir yer güzel olmaz.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Şehit Eren Bülbül hakkında küfür ve hakaret içerikli paylaşımda bulunan Ozan Ayede isimli PKK yandaşının Şırnak'ın Cizre ilçesinde yaşadığı tespit edildi ve yakalanarak gözaltına alındı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu adama gitsek “Niye böyle konuştun?” desek. Yani “bu kafa sana nereden geldi bu mantık?” falan desek, “yıllardan beri okuyorum” diyecek. “Ne okuyorsun?” “Öcalan'ın kitaplarını okuyorum diyecek. “Darwinizm’i öğrendim. Materyalizmi öğrendim. Komünizmi öğrendim. PKK'nın ideolojisini öğrendim.” Diyecek. Kardeşim adam eğitimle bu hale geldiğine göre, eğitimle bunu düzeltmemiz gerekmiyor mu? Yok. Dinletemiyoruz. İnanılır gibi değil yani. Eğitime yanaşmıyorlar. Olursa polisiye. Polisiye olmuyor işte. Olmaz. Bunun önü sonu gelmez. Eğitimle olur bu. Polisiye de tabii gerekiyor ama yani en başta eğitim.

Evet dinliyorum.

VTR: Gururlu musunuz?

ADNAN OKTAR: İslam gururu vardır. İman gururu vardır. Yani iman onuru vardır. Yoksa müminlere karşı gururlu olmak haramdır. Müminlere karşı Allah “tevazu kanatlarını indir” diyor. “Müminlere karşı şefkatli ve merhametli, küfre karşı onurlu ve zorlu” diyor Allah ayette. Onur, işte gururlu ve zorlu. Yani yenilmeyen. Ama müminlere karşı nasıl? Şefkatli ve merhametli. Haramdır müminlere gurur yapmak.

Evet dinliyorum.

VTR: İngiltere'de geleneksel yemeğimiz balık ve patates kızartması. Türkiye'de böyle bir şey var mı, favori yemeğiniz nedir?

ADNAN OKTAR: Balık ve patates kızartması. Şahane bir şeyden bahsediyorsun sen. Balık ve patates kızartması dünyanın her tarafında makbuldür herhalde balık ve patates kızartması. Türkiye'de ne vardır? Tokat kebabı tavsiye edelim biz de ona. Şimdi boşta bırakmayalım ve Ankara Döneri ama o yerse o yiyecekleri yani Tokat kebabını ve Ankara dönerini yani ya Türkiye'ye taşınmak ister, ya bilmiyorum bunalıma girer. Yani mutlaka bir şey yapmak ister. Çünkü kahredicidir etkisi. Yani insan nefsinin dayanacağı gibi değildir. Birçok insan dayanamaz.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: 390 yıllık bir zeytin ağacı var. Üzerinde meyveleri de var. 450 ve 530 yıllık olanlar da varmış.

ADNAN OKTAR: İki bin yıllık zeytin ağacı şurada iki-üç kilometre ötede var. İki bin yıllık Roma döneminden kalma. Canlı ama fiyatı çok pahalı. İki yüz bin lira mı ne fiyatı. Alalım dedik. Bir de onu koyacak yer de yok. Nereye, bahçeye falan, o kadar müsait değil. Çünkü bulunduğu yer iyi. Altı yüz yıllık var zaten. Bin yıllık var. Bin beş yüz yıllık var. Bin iki yüz yıllık var. Ama iki bin yıllık Roma döneminden kalma olanlar da var. İtalya’dan getirmişler. Şahane.

Evet dinliyorum.

VTR: Zeytinyağı mı daha sağlıklı çiçek yağı mı? Bunu size soruyorum.

ADNAN OKTAR: Tabii ki zeytinyağı. Daima zeytinyağı. Sızma zeytinyağı. Soğuk pres. Güzel ala köy ekmeğini batıracaksın. Yiyeceksin şifa niyetine. Vücut yağına en yakın yağ zeytinyağıdır. İnsan vücudunun en iyi aldığı yağ.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Esad'a bağlı devlet kanalında yayınlanan fotoğraflarda, komutanların Hatay'ın da Suriye'ye bağlı olduğu bir harita üzerinde çalıştıkları gösterildi. Bu görüntülerin Esad'ın Hatay'ı Suriye'ye katma planı olduğunu gösterdiği iddia ediliyor.

ADNAN OKTAR: Hatay’ı Suriye'ye katacak. Suriye diye bir şey kaldı mı ki Hatay’ı katsın? Adamlar hoşafa dönmüş. Suriye'ye katmaktan bahsediyor. Türkiye yine merhamet etti de ayakta duruyorlar. Yani tamamen biteceklerdi.

Evet.

VTR: Merhaba. Ben Enes. Gençler bu aralar telefonla çok vakit harcıyorlar. Bu eğitimi nasıl etkiliyor acaba?

ADNAN OKTAR: Doğru. Ellerinden genç kızlar da beyler de telefonu hiç bırakmıyorlar. Bir hastalık gibi çok abartılı. Sigara ve telefon. Bir elinde sigara bir elinde telefon. Bir de sigaraya daha kesin tedbir alsınlar. Çocukları mahvediyor böyle adeta akrep gibi sokuyor sigara, genç kızları delikanlıları ve çok yaygın. Yani daha güçlü tedbir alınması gerekiyor. Ciddi bir felaket. Telefonla, sigarayla hayatlarını söndürüyorlar. Bunu istemiyoruz tabii ki. Spor yapsınlar, açık havaya çıksınlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Civan. Size dövmemi göstermek istiyorum. Nasıl olmuş diye, bir bakın.

ADNAN OKTAR: Civan bir kere çok samimi bir kızsın. Çok şeker. Güzelsin. Ama benim bir tanem o küçük kalmış. Onu biraz genişletmen gerekiyor. Yani ilavelerle genişletmen gerekiyor. Sağda solda, biraz daha aşağı kısımda. Beyazlarla desenleri biraz daha açsınlar, beyaz kullanarak. O çiçek kısımlarında beyaz yerler var. Oralar. O beyazları biraz daha açsınlar. O koyulukları beyazla biraz açsınlar. Şöyle yap daha Türkçesi koyuluklara hiç dokunma. Sadece o beyaz olan yerleri beyaz boyayla iyice açsınlar. O kadar. Onu diyorum. Bir de ilave sağına ve soluna da yine çiçek yaptır ama açık renk çiçek yaptır. Turkuaz falan olabilir. Mavi olabilir. Tamam. Civan evet çok güzel kız. Yüzün çok güzel. Bayağı güzel. Saçın çok güzel olmuş. Yüzü çok güzel. Makyajına yeni bir makyaj deneyebilir. Belki daha değişik, daha iyi yüzünü ortaya koyan ama çok hoş kız. Bayağı güzel maşaAllah. Yani sağlı ve sollu iki çiçek daha yaptırırsan, o çiçekler ortada biraz yalnız kalmış. Beyazları da iyice açtırırsan, çok güzel olur. Ama iki taraftaki çiçekler de ona uyumlu olması lazım. Sağ ve solda. Ama güzel olmuş. Yani o konuda rahat edebilirsin.

Evet.

VTR: Merhaba ben Aleyna. Kızların piercing, oje, dövme yaptırması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Piercing hakikaten güzel oluyor kızlara. Hoş duruyor. Kulakta olabilir ama yani bilmiyorum ne kadar. Canını yakmak da istemiyorum da ama genellikle piercing hakikaten hoş duruyor. Ama çok abartmamak lazım. Yani yanağına falan yaptırmak bunlar yersiz. Olmaz. Oje bir kere şart hanımlarda. Ojesiz hanım düşünemiyorum. Oje şart. Dövme de hakikaten çekiciliklerini kat kat artırıyor. Bir kadını muhteşem çekici yapıyor dövme. Ama biraz akılcı olmak lazım tabii. Çok kaba hatlardan kaçınmak lazım. Çok kalın dövmeden kaçınmak lazım. Yani mesela iki santim kalınlığında siyah dövme yaptırıyor. Olur mu öyle şey? Bant, bir santim kalınlığında bant, simsiyah. Olmaz öyle. Daha ince kibar olması lazım.

Evet dinliyorum.

VTR: Şarkı bestecisi olsaydınız ne tür şarkılar bestelerdiniz?

ADNAN OKTAR: Nihavent makamında ve kürdilihicazkâr.

Ferdi Baba’nın üzerine müzik olmaz. Onun üzerine konuşulmaz. Ama cesaretimiz sevgimizden. Ferdi Baba’ya buradan selamlarımızı hürmetlerimizi iletiyoruz. Allah uzun ömür versin. Gerçekten büyük sanatçı. Ferdi Baba ile beraber söylesek daha da güzel olur.

Evet.

VTR: İsmim Bülent. Bir sorum olacaktı Adnan Hoca’ya. Kediciklerin hepsi, bayanların hepsi tek tip bunun bir sebebi var mı acaba?

ADNAN OKTAR: Benim insanlarım ne kadar güzel insanlar, çok hoşlar. Bu moda bir fikir. Kulaktan kulağa yayılıyor ama hakikaten de bir benzerlik var. O ümmet benzerliği. O nur benzerliği. Allah “siz insanlar içinden seçilmiş bir ümmetsiniz. Seçkin bir ümmetsiniz” diyor Allah. Ümmetin özelliği birbirine benzemesidir. Mesela balıklar da bir ümmettir. Kuşlar bir ümmettir. Müslümanlar da bir ümmettir. Nurları ve yüzlerindeki o masum, temiz, afif ifade, o iffet ifadesi çok benziyor. Çok muazzam bir nur var yüzlerinde. Şaşırtıcı bir nur var. Efendilikleri benziyor. Tabii kültür ve sanat anlayışları, estetik anlayışları da benzediği için genel bir benzerlik oluyor.

Evet.

VTR: Ağabeyim evinizde hangi eşya markalarını bulunduruyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Burada genellikle Versace hakimdir. Fendi genellikle, ikisinin karışımı.

Evet.

VTR: Merhaba ben Furkan. Çayı şekerli mi içersiniz, şekersiz mi?

ADNAN OKTAR: Hepsi muhabbetçi hepsi. Şekersiz çay cehennem otu gibi, Allah vermesin. İçenlere hayret ediyorum. Ben onların ellerinden öpüyorum. Olacak iş değil. Şekersiz çay zaten o çay değil. Şekersiz kahve inanamıyorum. Nasıl yapıyorlar? Bari üstüne de tereyağı dök. Olacak iş değil. İlla ki şekerli.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Ergün Diler “Amerika ve İngiltere istihbarat birimleri arasında gizli bir savaş yürüdüğünü” söyledi. Amerikan iç savaşı döneminde Britanya’ya büyük sempati ile bakan bir general vardı. Amerika bu generalin heykelini kaldırarak İngiliz derin devletine bir mesaj vermeye kalkınca, İngiliz derin devleti Virjinya’da sokak savaşları başlattı. MI6 devreye girdi ve bir anda sokaklar karıştı. Pentagon heykel üzerinden İngilizlere karşı bir hareket yaparken, İngiliz istihbaratının karşılık vermesiyle sokaklarda kendilerine karşı olan on binleri buldular” dedi.

ADNAN OKTAR: Yalnız Amerika'ya hakimiyeti kesindir İngiliz derin devletinin. O sadece iç karışıklıktır yani karşı koyma diye bir olay olmaz. Yani Amerika’da İngiliz derin devletine karşı koyan hiçbir dernek, yapı ve yapılanma yok. Hiçbir siyasetçi yok. Tamamen teslim almış durumdalar. Yüksek mahkeme üyeleri hep İngiliz derin devletinin tayin ettirdiği kişilerden oluşuyor. Onlar da ebedi başkan. Yüksek mahkeme, Amerikan Devleti’nin üstündedir. Yani mesela homoseksüellerle ilgili bir hüküm verdi miydi yüksek mahkeme devletin artık buna karışma yetkisi yok. Hükümetin yetkisi yok. Hükümet hiçbir şey yapamaz. Yüksek mahkeme her türlü kararı çıkartıyor ve Amerika’da o anayasa oluyor ve yüksek mahkeme üyeleri de ömür boyu üye ve zincirleme o üyeler oraya tayin ediliyor. İngiliz derin devletinin tayin ettirdiği memurlar. Amerika’yı tam teslim almış durumda İngiliz derin devleti.

AYŞE KOÇ: Senato için de demiştiniz.

ADNAN OKTAR: Evet ama Türkiye’de kabadayı fazla olduğu için gücü yetmiyor. Senatoda da aynı şekilde üyelerin gitmesi diye bir konu yok. Adam bir kere geliyor, bitti. Oturdu mu koltuğa kalıyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayalperest misiniz?

ADNAN OKTAR: Hayalperest. Hayal olmadan zaten sanat olmaz. Mesela bir resim yapıyorsun, bir heykel yapıyorsun, bir bina yapıyorsun önce hayal edeceksin. Sonra yapacaksın.

VTR: En çok dinlediğiniz yabancı sanatçı kim?

ADNAN OKTAR: Çok güzel bir kız. Bayağı güzel bir hanım. Rihanna onu beğenirim, Jennifer Lopez onu beğenirim. Belki fiziklerinden de kaynaklanıyordur. Bende fizik önce geliyor. Kişilik ve fizik sonra müzik.

Evet, dinliyorum.

VTR: Öldükten sonra hayat var mı? Kesin bir kanıt verebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Kesin kanıt olursa zaten iman, imtihan olmaz. Vicdan olmazdı o zaman. Yani hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Aşkın anlamı kalmaz, tutkunun anlamı kalmaz. Kesin kanıt demek bütün imtihanın zayi olması her şeyin mahvolması demektir. Öyle bir şey olmaz. Ama fizik kanunuyla açıklayacak olursak ses kaybı olmaz. Görüntü kaybı olmaz. Yani teknik olarak mümkün değildir. His kaybı olmaz. Yani sonsuza kadar kalır ve bu sonsuz öncede bilinir, sonsuz sonrada da bilinir. Artık oradan çıkart. Sonsuz sonrada biliniyorsa sen nasıl sonlu olursun? Yani fizik kanunu olarak mümkün değil. Yani fiziğe göre mümkün değil.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar Hocam. Dünyada birçok dil konuşulurken ahirette tek bir ortak dilin konuşulacağı söyleniyor. Bu ortak dil hangisi olacak ve niçin o dil olacak? Bu insanlar orada zorluk çekmeyecek mi?

ADNAN OKTAR: Yok yani dil Allah istese her gün de değiştirebilir. Yani rahat hoşumuza giden bir dil olacaktır. Yani cennet dilinin ne olduğu belli değil, bilmiyoruz. Arapça olduğu da söylenen hadisler de var ama o öyle kalması diye bir konu olmaz. Çünkü biz ne istiyorsak o şekilde oluyor. Ama bir cennet lisanı vardır. Özel cennet lisanı onda her kelime çok güzeldir. Yani özel hazırlanmış bir lisandır o. Dünyada bu lisan yok. Yani cennet lisanı özeldir. Mesela biz buna ne diyoruz? “Cam” diyoruz. Ama cennette kullanılan kelime çok hoşumuza gidecek. Mesela süte, “süt” diyoruz. Ama cennette o kelime bize çok zevk verecek o kelimeyi duymak. Yani bir insan konuştu mu bize şiir gibi gelecek. Yani o sözler o kelimeler bize müzik gibi gelecek. Çok hoşumuza gidecek. Yani cennet lisanı apayrı bir zevktir. Apayrıdır yani o kelimeleri duymak insanda adeta şehvet gibi zevk verir, cennette.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Minik bir kedicik var.

ADNAN OKTAR: Tam kedi hakikaten. Ama burnunu bir hafifçe ısırmazsam yanağını hafifçe ısırmazsam hiç rahat edemem. Bir de şu çenesinin ucunu.

Evet.

VTR: Çiftçi parasız. Neden parasız? Recep Tayyip Erdoğan neden buna bir çözüm bulmuyor? Çiftçiyi neden mahrum ediyor?

ADNAN OKTAR: Çiftçi nasıl oluyor herhalde malını satamıyor, değil mi? Üretirken de zorlanıyor mu? Nasıl oluyor?

AYŞE KOÇ: Üretici çok ucuza satıyor. Arada çok aracı olduğu için.

ADNAN OKTAR: Evet, aracıyı devlet yasaklayabilir. Direkt devlet alabilir. Yani resmi alım yapılsın. Aracı olmasın. Domatesi, biberi, patlıcanı hepsini devlet alsın. Devlet satsın. Yani karını da ayarlar. O zaman çok çıkarı olur çiftçinin. Bir de herhalde biraz mazot falan konusunda sıkıntı çekiyorlar. İlaç konusunda sıkıntı çekiyorlar. Onlarda kolaylık sağlanabilir. Tarım alabildiğine teşvik edilmesi gerekiyor. Tarım, ziraat, hayvancılık. Bir de çok zevkli neden bundan vazgeçti ben anlamıyorum. Tarım akıl almaz zevkli bir şey. Buğdayın başaklı görünmesi falan süper şekerler. Ben köyde onları böyle severdim başakları. Kuzu gibidir onlar çok şekerler. Mesela kabağın görünüşü o kadar tatlı ki o çiçek açtığında falan görünüşü. O daha yavruyken fasulyeler falan. Hayvan beslemek de nefis bir şey çok güzel. Yani hoş bir hayat.

Evet.

VTR: Merhaba. Lokman Hekim’e verilen ilim nedir?

ADNAN OKTAR: Bu güzel hanım, bu derin hanım derin bir soru sordu. Allah’ın bildirdiği kadarını biliyoruz biz de. Oğluna verdiği nasihatler var biliyorsunuz. Ama hakikaten şahane konuşuyor. Belli ki bilge ve hak dine tam uyan yüksek bir mümin. Yani sevilen bir mümin. Allah ona, surede anlattığına göre hekimlik de yapan muhterem bir varlık olduğu anlaşılıyor. İşin doğrusu çok fazla bir bilgimiz yok. Yani Kuran’daki kadar bilgimiz var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, benim adım Göktuğ Tarkan. Ben size bir soru sormak istiyorum. İstanbul’da sonuçta bir iş yapmaya çalışıyorsunuz ve değişik insanlarla karşılaşıyor musunuz? Sizi zor duruma sokuyorlar mı? Kritik durumlar yaşıyor musunuz? Nasıl geçiyor işleriniz merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: İstanbul’a kurtlar sofrası falan derler İstanbul için. Hakikaten zordur. İstanbul’da çok kötü insanlar da var çok iyi insanlar da var. Yalnız insanlar için tabii ki İstanbul bence genel anlamda riskli bir şehir. Yani pek güvenilir bir yer değil. Ama Allah’a şükür biz öyle ters bir durumla karşılaşmıyoruz. Her yerde saygılı, hürmetliler. Yani alışveriş yaptığımız yerler, halkla bağlantılarımızda hep coşkun bir sevgi, coşkun bir saygı, derin bir hürmet görüyoruz. Elhamdülillah. Öyle bir dert ve sıkıntıyla karşılaşmadık.

Evet.

VTR: Sigaraya zam gelmesini istemiyoruz.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım ben çok üzülüyorum sizin bu sigara içmenize. Üzülüyorum da demeyeyim de yani çok yoruluyorum. Çok yakışıklı aslan gibisiniz. Genç kızlar çok güzel. Yani bozuluyor, cildiniz bozuluyor, sağlığınız bozuluyor. Kondisyonunuz bozuluyor, damarlarınız tıkanıyor. Kokusu da kötü, Allah aşkına vazgeçin şundan. Yani bunu bir program yapalım bir gün de sigarayla ilgili. Daha kapsamlı anlatalım. Sırf bilimsel anlatım değil de onlardan neler götürdüklerini, güzelliğini nasıl götürüyor onları anlatalım. Çok yazık ediyorlar. Çok çok yazık yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hiçbir terör örgütü bu ülkeyi bölemeyecek. Ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar PKK, dış güçler hiçbiri bizi bölemez. Tek bayrak, tek vatan.

ADNAN OKTAR: Ne güzel insan. MaşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin. Allah sana sağlık sıhhat versin. Memleketin insanları hep sağlam. Bak bir tane kanı bozuk görmedik. Seciyesi bozuk insan görmedik.

Evet.

VTR: Merhaba, Adnan Bey ben Kaan. Cehalet nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım cehalet, aslında hepimiz cahiliz. Yani Allah’tır, Alim olan. Bilgili olan Allah’tır. Allah’tan ilmimizi artırmasını istiyoruz. Ayet var zaten şeytandan Allah’a sığınırım, “Rabbim, ilmimi arttır.” (Taha Suresi, 144) diye ayet var. Biz de Allah’ın ilmimizi artırmasını istiyoruz. Televizyonlar, radyolar, internet cehaleti geniş çapta törpülüyor. Cehalet tabii çok kötü oluyor. Yakışmıyor bir insana. Yani kalitesiz görünmesine sebep oluyor. Ama mesela bir köy insanı köydeki bir insan cahil dersin mesela köyde çobandır ama ariftir. Yani bir veli karakteri gösterir. Olayları çok güzel değerlendirir. Çok güzel yorumlar. Cehalet aslında ruhun bir bozukluğu diyelim biz. Yani Allah’ı tanımamak. Allah’ı sevemeyen insanların, Allah’tan korkmayan insanların sergilediği ruh hali demek daha doğru olur bence. Çünkü dağdaki çoban cahil oluyor hakikaten ama çok arif. Çok yüksek seciyesi var. Her şeyi çok güzel değerlendiriyor ve sevgi insanı. Nasıl cahil diyelim biz ona? O anlamda cahil değil.

Evet.

VTR: Her gün hayat pahalılaşıyor. Ne olacak bu ekonominin durumu?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bu benim çocukluğumdan beri duyduğum bir sözdür. Çocukluğumdan beri. Ben 56 doğumluyum. Ankara’da hep pazara gidenler olurdu falan bizim mahallede de pazar kurulurdu oralarda. Hep aynı şikayet olurdu. Hayat pahalı, hayat pahalı, hayat pahalı. Hz. Mehdi (as) dönemine kadar bunu duyacaksınız. Abdülhamit döneminde de hayat pahalıydı. Daha önce de hayat pahalıydı. Hep hayat pahalı olmuştur.

BÜLENT SEZGİN: Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen, kendisini cumhurbaşkanı olarak görmek istediklerini söyleyen vatandaşlara gülümseyerek, “Beni aday yapmazlar” dedi. Ancak kendisine “Yaparlar. Kemal Bey vazgeçti. “Ben yokum” diyor. Başbakan olmak istiyor” şeklinde cevap verilince umutlandı. “Bakalım gösterecekler mi aday? Ben ne görev verilirse yaparım” dedi.

ADNAN OKTAR: 2019’da Tayyip Hoca’yı cumhurbaşkanı yapacağız. Bak altını çiziyorum. Yazın bir yere. Mütevazi, sevgi dolu, mazlum, Allah’ı seviyor, Kuran’ı seviyor. Kuran’ın yeterliliğine inanıyor ve tam bir Mehdi ekolü. Dürüst bir insan, çalışkan. Allah’a kendini satmış bir insan. Allah’a kendini teslim etmiş bir insan. Böyle bir insan Allah tarafından korunur. 2019’da Tayyip Hocam cumhurbaşkanı. Net söylüyorum. Hz. Mehdi (as) devrinin cumhurbaşkanı o ve uzun yıllar da hizmet edecek onu da söyleyeyim. Göreceksiniz. Öyle tecrübeli bir delikanlıyı da kolay kolay kimse bulamaz. Sıkı da kabadayıdır, Tayyip Hoca. O yönünü de çok severim. Hakiki kabadayıdır yani. Öyle uydurma kabadayılar vardır. Dilindedir lafı ama o hakiki kabadayıdır.

Evet.

VTR: Selam Hocam. Size bir sorum olacak. Kuran’a baktığımız zaman Kuran’daki ayetlerde dünyanın bucaklarından bahsediyor. Bu bucaklar kelimesiyle neyi ifade ediyor, öğrenmek isterim inşaAllah.

ADNAN OKTAR: İşte gördüğün, ekranda gördüğün bucaklar. Sağ bucak var sol bucak var ekranda. Sağ taraf burada işte sol taraf da bu taraf. Ekranda gördüğün iki yer ve işte dış alemde gördüklerin. Yani hiç zannettiğiniz gibi değil kainat onu söyleyeyim. Hayret edeceksiniz. Ne yuvarlak ne düz hiç alakası yok. Yani ben bu kadarını söyleyeyim de artık siz nerden ne anlıyorsanız anlayın. Ama Allah’ın dediği doğru oluyor. Ama bizim anladığımız anlamda değil. Biz kocaman bir küre sert tahta gibi bir küre dönüyor falan zannediyoruz. Öyle bir şey yok. Yani değil, öyle değil. Sistem öyle değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Şimdi aklım takıldı benim buna. O göbüşünü senin ısırsam bayağı rahatlarım. Bir de kollarını biraz ısırsam çok şeker. Bazen dayanamıyorum öpüyorum böyle tipleri.

Dünyanın bucakları dendiğinde Cenab-ı Allah’ın sınırları vardır. Mesela gökyüzünden çıkamazsın bir yerlere. Allah’ın isteğiyle olur o. Ama gökyüzü nerede? İşte o acayip bir şey. Yani ben o konuya hiç girmeyeyim. Yani o kadarını söyleyeyim de yani ne düz ne yuvarlak öyle bir şey değil. Dünya metafiziktir yani. Tamamen metafiziktir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Merve. Almanya’dan geliyorum. Almanya’da Cumhurbaşkanımızı koruduğumuz an dışlanıyoruz, ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Canım benim o doğru. Bizim tanıdıklar da vardı. Onlarda da bu var. Bunu açıkça yapmayın yani kulaktan kulağa söyleyin. Özel sohbetlerinizde, ev sohbetlerinizde söyleyin. Hakikaten işinden atılanlar var. Mahalleye sokulmayanlar var. Darp görenler var. Gizleyin. Ahir zamandayız, bu sevap olur. Gizleyerek yapacaksınız. Yani Resulullah (sav) zamanı gibi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Muhammed. Irak’ta zulüm ne zaman bitecek?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım Hz. Mehdi (as)’ın dışında kesinlikle ve kesinlikle bitmez. İstersen şurada kayaya yazayım. Hz. Mehdi (as)’ın dışında mümkün değil. Teknik olarak da mümkün değil. Sosyolojik olarak mümkün değil. Tarihsel süreç olarak mümkün değil. Dünya siyaseti açısından mümkün değil. Dünya felsefesi açısından mümkün değil. Yani Allah yeni İslam ülkelerinin batmasını inşaAllah onlara nasip etmesin.

Evet.

VTR: Merhaba, ben Beyza. Kadınların giydiği kıyafetler neden bu kadar çok göze batıyor ve baskı yapılıyor? Anlamıyorum ve bunu dile getiriyorum.

ADNAN OKTAR: Sayın Cumhurbaşkanımız da bunu duydu. Onun için dedi ki “Mecliste kadınları çok göreceğim” işte “parti teşkilatında çok göreceğim” diye. Kadınları dünya tarihinde görülmemiş bir baskıya başladılar ve her yerde böyle bir çete var İngiliz derin devletinin oluşturduğu. Homoseksüellerden oluşan, transseksüellerle ilişkiye giren ahlaksızlardan oluşan, çoğunluğu bu tiplerden oluşan kahpe bir çete. Kadınlara dehşet saçıyor. Ne istedikleri gibi dekolte giyinebiliyorlar ne konuşabiliyorlar. İnternetten de rezillik yapıyor bu alçaklar. Sokakta da saldırarak alçaklık yapıyorlar. Hanımların sayısı çok çok fazla. Beyler de hanımları desteklerseler bu alçak sürüyü bir anda bertaraf ederiz. Kanunla hukukla. Hükümetin de gerekli tedbirleri almasıyla en kısa sürede inşaAllah sonuçlandıracağız.

VTR: Merhaba, ben Alkın. Eğitim sisteminin neden bu kadar sık değişikliğe uğradığını merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi hükümet deneme yapıyor benim gördüğüm. Yani en iyisi hangisidir onu anlamaya çalışıyorlar. O mesele bundan ibaret. Ama tabii bunların hiçbiri olmaz. Eğitim, Kuran mucizelerinin anlatıldığı, iman hakikatlerinin anlatıldığı, Darwinizm’in de bir pagan felsefesi olarak genişçe anlatıldığı bir yöntem olması lazım. Sevginin ön planda olduğu, merhametin, şefkatin ön planda olduğu bir eğitim politikası. Kalitenin, sanatın.

Evet.

VTR: Benim sorum, eğitim sisteminde 8 ders olup uzun değil de daha kısa olup kaliteli ve zamanının yerinde olması.

ADNAN OKTAR: Bak benim aslanım bayağı akıllı. Doğru söylüyor tabii. Kalite ve öz önemlidir. Özü kapsayan bilgi. Yani hantal bir bilgi değil de öz. Hayatta kullanılacak kısa fakat çok vurucu bilgi.

Evet.

VTR: İsmim Şilan. Üniversite mezunlarına neden gerekli değer verilmiyor diye merek ediyorum. Sorum bu.

ADNAN OKTAR: Canımın içi her yer üniversite mezunlarıyla dolu ama hakikaten iş az. İş imkanı az. İşte tarım, hayvancılığa dönülmesi gerekiyor. Bundan muazzam iş sektörü çıkar. Ama bunun için de Mehdiyet gerekiyor. Hükümet elinden geleni yapıyor. Samimi olarak gayret ediyor hükümet. Ama ancak bu kadar oluyor. Muazzam bir manevi devrim yani Mehdiyet olmadan istediğimiz çizgiye gelemeyiz.

VTR: Sizce Amerika'da uzaya verilen destek Türkiye'de veriliyor mu? Türkiye'de uzay mühendisliği var ama maalesef maddi destek sağlanmıyor. Öğrenciler eğitilmiyor, yurtdışına götürülmüyor, konferanslara katılmıyor.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bunu bizim Türkiye'nin yapması olacak iş değil. Çünkü muazzam bir harcama gerektiriyor. Muazzam açlık varken, zorluklar varken, fakir insanlar varken, altyapı eksiklikleri varken, üst yapı eksiklikleri varken bunu tahayyül edemeyiz. Şu an olmaz o. Uzayla ilgili çalışma Mehdiyet devrinin, İsa Mesih devrinin özellikleridir. Şu anda olmaz. Nereden para bulacağız, imkan bulacağız? Çok zor.

VTR: Merhabalar ben Manisa'dan Süleyman. Kitap yazmaya ne zaman başladınız? Onu soracaktım teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım ben işte akademiye geldiğimde 1979-80 döneminde gelmiştim 1980-81 döneminde başladım ben çalışmalara. 1985’te de broşür çıkartmıştım. 1986-87 döneminde de Yahudilik masonluk kitabını ilk çıkartmıştım. Sonradan arkasından hepsi geldi devam etti.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı kendisine yöneltilen “AK Parti'nin daha dindar bir toplum yaratma hedefi var mı?” sorusuna “Parti olarak böyle bir hedefimiz ya da planımız yok. Bu da tüzüğümüzde net bir şekilde yazar. Birey-din-devlet, din-siyasi parti ilişkilerinde ne partinin ne de devletin müdahalesi söz konusudur.”

ADNAN OKTAR: Laik sistem olduğu için tabii ki yapamazlar olmaz makul de. O hükümetin yapacağı bir şey değil. Bu özel teşebbüsün, vakıfların, kişilerin, cemaatlerin yapacağı bir şeydir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Soner. Erzurum'un nesini seversiniz?

ADNAN OKTAR: Soner güzel bir soru. Yakışıklı Soner Erzurum'un aslanı herhalde. Erzurum'un ünlü neleri var? Düşüneyim bakayım. Kadayıf dolması iyi, ayran aşı iyi, cağ kebabı vardır çok iyi böyle kesip kesip. Yerleri de Çifte Minareli Medresesi güzel. Ama “en iyi hangisi” dersen cağ kebabı derim tabii ki.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Muazzez Çalışkan. Urfa'nın üç yemeğinden hangisini seversiniz? Çiğ köfte mi, lahmacun mu, kebap mı?

ADNAN OKTAR: Muazzez sen ne güzel insansın ne güzel kızsın. Ne ruhu temiz, kalbi temiz, vicdanı temiz insansın. Başörtün de sana çok yakışmış, çok nurlusun. Canımın içi tabii ki kebap, acılı kebap üstüne yok. Zaten adrenalindir yani kebaba başladın mı bak şu anda bile çok kötü oldum yani.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey, sabah Şırnak'ta şehit olan askerimizin ismi belli oldu. Resmini gösterebiliriz. Jandarma Uzman Çavuş Abdülhadi Yılmaz.

ADNAN OKTAR: Abdülhadi ismin Mehdi kendin hadi ne güzel isim o öyle. Abdülhadi, Hadi olan Allah'ın kulu. Abdülhadi ne mutlu sana. Allah mübarek etsin. Tebrik ediyoruz seni benim aslanım. Abdülhadi ne mutlu sana biz de sana imrendik akşam akşam. Biz de keşke senin yanına gelebilsek. Ne güzel olur akşama yanında olsak. Bakalım ya nasip. Allah yatak ölümü vermesin. Senin gibi şehadet nasip etsin maşaAllah sana, maşaAllah maşaAllah. Annene babana Allah uzun ömür versin. Hidayetiyle sarsın. İnşaAllah cennette annenle babanla birlikte olursun.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Mehmet. Dini konuları tartışmak doğru mu? Bunu öğrenebilir miyim?

ADNAN OKTAR: Yakışıklı Mehmet tabii ki tartışılabilir. Adam “şu niye böyle?” der itiraz eder sen ona cevap verirsin. İtiraz eder sen ona cevap verirsin. Emri bil maruf nehyi anil münker. Firavun mesela ne yapıyordu? Tartışıyordu Hz. Musa (as) ile değil mi? O zaman öyle ne? Şu. Böyle ne? Şu. Hepsini soruyordu. Tartışma küfrün hakkıdır, müşrikin hakkıdır, ateistin de hakkıdır. Niye taşıyorsun denmez. Çirkin bir şey de değil tartışması öğrenmek amacıyla öğreniyorsa güzel, ondan bir şey olmaz.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Sevimli bir kedi var.

ADNAN OKTAR: Ama işte yalatmak doğru değil. Yani mutlaka alkolle falan silip. Canım benim bir tanem benim. Güzelce sabunla yıkayıp ayrıca alkolle de antisepte edip ondan sonra yalamasına yahut ısırmasına izin vermek lazım. Çünkü bir avuç canı zaten bakterilerle baş edemeyebilir vücudu. İnsandaki bakterilere alışık değildir onlar.

Evet.

VTR: Merhaba ben Ali. Açık hava düğünleri mi, salon düğünleri mi?

ADNAN OKTAR: Ali açık hava tabii ya salonda düğün mü olur Alim be. Aslanım Alim be açık havada davul zurna yıkacak ortalığı. “Vur sinsini” diyeceksin, “vur Erzincan havasını” diyeceksin halay başlayacak. Sokakta çingene kardeşlerimiz sokakta yapıyor düğünü has düğün odur, hakiki düğün odur. Çingeneler dünyanın en tatlı, en güzel insanlarıdır onu söyleyeyim. Bana göre çok tatlı insanlar tabii birçok insan güzeldir. Ama ben onları ayrı bir severim. Sokak, sokak düğünün yeri sokaktır.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Doğu Perinçek’e “Yargılananlara tek tip kıyafet uygulaması insan haklarına aykırı olmaz mı?” diye sorulmuş. Şöyle cevap veriyor; “Tek tip kıyafete karşı değilim. Şiddet ve hukuk dışı uygulamalara karşıyım. Fakat tek tip kıyafet hukuk dışı bir uygulama değil. Terör suçlarının kaçmalarını önlemek için tek tip kıyafet uygulaması yapılabilir” dedi.

ADNAN OKTAR: Uzatmaya gerek yok adamlar şımarıyor yani bu kadar basit. O adamlara sadece onlara mahsus yapılsın bu kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Manisa'dan Kübra, yazara bir sorum olacaktı. Neden dini kitaplar yazmak yerine gençlere hitap eden bir kitap yazmıyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Gençlere hitap eden bir kitap. Canımın içi zaten hepsi gençlere hitap ediyor. Üç yüz kitabın üç yüzü de gençlere hitap ediyor. Onların maneviyatına, onların heyecanına, onların sevgisine, onların tutkusuna, onların aşkına zemin hazırlıyor, teşvik ediyor ve onları aşkın, sevginin insanları haline getiriyor. Benim kitaplarımın özelliği o. En hayati konuyu işliyorum ve deccaliyetin tehlikesine dikkat çekiyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: En sevdiğiniz insanın her istediğini yapar mısınız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi hakikaten öyle bir insan ruha giriyor ki yani ne isterse yapar insan sevdiğinin. Yapmazsa insan zaten sıkılır yani mutlaka onun dediğini yapmak ister. Onu mutlu gördüğünde insan zaten mutlu oluyor sevdiğini. Yemez yedirir, içmez içirir, giymez giydirir. Yani mutlu olmasının zevki çok ayrı bir şeydir. İnsan sevdiğini mutlu gördüğünde ondan çok derin haz alır. Çok müthiş bir zevk o.

Evet.

VTR: Kuran'ı kaç kere hatmettiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım ben Kuran'ı gece gündüz okurum. Yani en az altmış-yetmiş kere okumuşumdur en az altmış-yetmiş.

Evet.

VTR: Hiç cenazeye katıldınız mı? Neler hissettiniz?

ADNAN OKTAR: Cenazeye çok katıldım. Çok etkileyici tabii yani mezarın açılması, ölünün konması, toprağın kapatılması dünyanın ne kadar geçici olduğunu gösteriyor. Ölümü tefekkürü sağlıyor. Aslında her insanın cenazeye katılması gerekir ve mutlaka o uygulamayı, töreni görmesi gerekir ki tefekkür ufku açılsın.

BÜLENT SEZGİN: Celal Şengör beklenen büyük İstanbul depremi ile ilgili açıklama yaptı Adnan Bey. Şöyle söylüyor; “Şu anda beklediğimiz en çetin deprem İstanbul depremi. Depremin büyüklüğünü 7.6 olarak tahmin ediyoruz. Sahillerde, Yeşilköy'de, Tuzla'da depremin şiddeti 10’u buluyor. Depremin şiddeti 10’u bulduğu zaman ayakta neredeyse bina kalmıyor. Türkiye depreme hazır değil. Deprem olduğu zaman İstanbul'u nasıl besleyeceksiniz? Yaralılara nasıl hizmet götüreceksiniz? İnsanlar nereye sığınacak? Bu felaket geldiğinde Türkiye bağımsızlığını kaybedecek muhtaç olacak” dedi.

ADNAN OKTAR: Celal Şengör mu diyor bunu? Göreyim. Celal Hoca’ya ben açıkça söyleyeyim. Hicri 1506’ya kadar deprem yok gönlü rahat olsun. İstediği gibi de neşelenebilir. Kabus içinde yaşamasın. İstanbul için diyorum ama başka yer için demiyorum. İstanbul'da Hicri 1506’ya kadar deprem yok.

BÜLENT SEZGİN: Geçtiğimiz günlerde Celal Şengör'ün bir açıklaması vardı. Videosunu göstermiştik. “Türkiye'ye parçalayacaklar. Batı’yı Avrupa'ya verecekler. Doğu'yu Kürdistan’a katacaklar” diye bir açıklama yapmıştı videosu vardı.

ADNAN OKTAR: Bu bayağı korkuyor anladığım kadarıyla. Celal Hoca biz buradayken evvelAllah Türkiye'nin kimse kılına dokunamaz. Türk ordusu Türkiye’deyken, Türk polisi Türkiye’deyken onu yapacak adam daha anasından doğmadı. İsterseler hafiften bir denesinler yani kaçacak delik ararlar. Çanakkale'nin yüz misli karşılık veririz. Habire yüz elli yıldan beri biz bu hikayeyi duyuyoruz. “Türkiye'yi parçalayacaklar parçalayacaklar.” Hiçbir şey yapamazlar gönlü rahat olsun. Kesin garanti veriyorum Türkiye büyüyecek. Turan olacak Hoca duy beni. Küfrün diyarları da yıkılıp viran olacak. Ve İttihad-ı İslam olacak. Bunu yazsın, bir yere yazsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Furkan Mercin. Her şeyden elinizi ayağınızı çektiğiniz oluyor mu?

ADNAN OKTAR: Her şeyden elimizi ayağımızı çektiğimiz oluyor mu? Yani hayatın sosyal yönlerinden ayağınızı çektin mi elini çektin mi anlamında diyorsun. Ben Allah için yaşıyorum zaten o anlamda diyorsan o kırk yıldan beri benim özelliğim. Ama hayatla iç içeyim yani hayatın her şeyiyle ilgiliyim. Güzel olan her şeyi yaşıyorum. Güzel olan her şeyi de teşvik ediyorum. Güzel olan her şeyi de Allah bana nimet olarak sunuyor. Dolayısıyla dediğini dünyevi şeyler olarak değerlendirerek yani Allah'tan uzak şeylerden uzağım. Allah'a yakın olan her şeye yakınım.

Evet.

VTR: Merhaba ben Gizem. Şarkılar neden sürekli ayrılıktan bahsediyor.

ADNAN OKTAR: Güzel Gizem, çok güzel kızsın onu bir kere söyleyeyim. Çok hoş görünüşün. Ayrılık niye oluyor? İnsanlar Allah'tan korkmayınca, Allah'ı sevmeyince, Darwinist, materyalist olunca kendini putlaştırınca, kadını putlaştırınca ayrılığın dışında bir yol olmaz. Her şeyi Allah'tan bilirsen ayrılık olmaz. Ayrılığın tek sebebi Allah'ı inkardır, münafıklıktır, küfürdür. Yahut Allah’tan kalbin gaflette olmasıdır yoksa ayrılık olmaz, hiçbir şekilde olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey, Merve Kekeç. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak herkesin görevi midir?

ADNAN OKTAR: Güzel Merve, tabii ki Allah’ın emri o, her mümin emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker tabir edilen bu ibadeti yapacak yani kötülükten insanları sakındıracak, iyiliği de insanlara emredecek zaten o Allah’ın emrini yerine getiriyoruz şu an. 

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Gaziantep’ten Damla. Sınavlar çok zor. Buna bir çözüm var mı?

ADNAN OKTAR: Damla sen ne kadar güzel kızsın sen. Canımın içi sınavların zor olması senin kaliteni yükseltir yani sınavlar ne kadar zor olursa o kadar kültürlü, o kadar bilgili ve o kadar kaliteli olursun. Sınavlar kolaylaştıkça kalite de düşer. Bence ben seni seven biri olarak sana tavsiye ediyorum zor sınavı tercih et ve çok kültürlü ol, çok oku, iyi hafızanda tut, müthiş kültürlü olmak seni müthiş güzelleştirir. 

Evet.

VTR: Merhaba ben İlayda. İnsanlar neden bu kadar çok sevgisiz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzeller güzeli, Allah’ın nuru, güzel yüzlü insan, o deccalın oyunundan oldu. Darwinist, materyalist eğitimle bunu elde ettiler ve gelenekçi Ortodoks sistemi İngiliz derin devletinin abana abana kullanmasından kaynaklandı. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışıyla ve Darwinist sistemle dünyayı mahvedip kirlettiler ama o kiri biz şu an hızla temizliyoruz dolayısıyla üç-beş yıla kadar senin özlediğin sevgi dünyası, sevgi her yerde olacak, sen de o güzel kalbinle, güzel ruhunla coşkunca sevgiyi yaşayacaksın. Ben güzelimi bir daha görebiliyor muyum?     

VTR: Merhaba ben İlayda. İnsanlar neden bu kadar çok sevgisiz?

ADNAN OKTAR: İlayda ne kadar güzel, çok güzel kız maşaAllah, canımın içi seni kim sevmez? Sen çok çok güzel bir insansın, ahlakın da güzel yüzündeki nurdan belli. Sevmiyorsa onun hayvanlığındandır o zaten insan değildir, hayvan seni sevse ne olur, sevmese ne olur? Ama insan seni sever. Gerçek insan seni sever. Ruh sahibi seni sever. Allah’a inanan, Allah’tan korkan seni sever gönlün rahat olsun.

VTR: Merhaba ben Yasemin. Yazarlık hayatına nasıl başladınız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi işte akademideyken Darwinizm’i eleştirecek kitap bakıyordum, Yeni Asya’ya gittim orada “kitap var mı sizde?” dedim “bu konularda yahut kitap hazırlasanız” falan dedim. Onlar da bana “Hocam siz hazırlasanız daha iyi olur” dediler. İlk o zaman broşür hazırlamıştım Darwinizm’le ilgili o bir milyon adet basılan broşürü öyle başladım sonra Yahudilik masonluk, sonra da arkası geldi.

VTR: Merhaba ben Gaziantep’ten. Sigarayı çok içiyorum ne yapmam lazım?

ADNAN OKTAR: Canımın içi o kolayca iradenle yenebileceğin bir şey ama nasıl onu gözünüzde büyütüyorsunuz ben onu tam anlamış değilim. Mesela demin de bir kız arkadaşımla konuşuyordum içerde “Sigara içiyor musun?” Dedim. “Evet içiyorum” dedi. Halbuki bayağı güzel kız, çok çok güzel, dünya güzeli. “Bir tanem bıraksan olmuyor mu?” Dedim. “İrade kullanmam lazım” dedi, “çok irade kullanmam lazım” dedi. “Yenebilir misin?” Dedim. “Yenebilirim istersem” dedi. Bakıyorum bir daha gördüğümde bir daha rica edeceğim. İradenizle yenin yavrum, o nedir öyle? Çok tehlikeli bayağı berbat bir şey. Ne olur mesela sigara içtiğimi farz et, ben şimdi içiyorum diye düşünün bu ne kadar cazip bir şey olabilir, ne olabilir? İçmiyorum bu kadar basit. Hayır, susasam bile ben susuz durabilirim içmem, zararlıysa içmem o suyu. Et mesela kebap getirirler yemem, ne mecburiyetim var? Götürün derim. Sigara niye bu kadar çekici oluyor ben bunu anlayamadım. İçmiyorum ya benim gençliğimi, sağlığımı öldürüyorsa ben de sigarayı öldürürüm bu kadar basit içmem.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Almanlar Osmanlı bayrağına izin vermedi. Bölücü terör örgütü PKK’nın propagandalarına izin veren Almanya Türklerin düzenleyeceği etkinlikte Osmanlı bayrağının taşınmasına izin vermedi. Resimleri vardı.

ADNAN OKTAR: Niye izin vermemişler?

BÜLENT SEZGİN: Bayrak taşınmasına izin vermemişler Almanya’da.

ADNAN OKTAR: Ona bir gerekçe göstermeleri lazım mantığı yok onun, anormal hareketler.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Manisa’dan Gamze. Adnan Bey’e şöyle bir sorum olacaktı. İnsanlara ve hayvanlara zulmeden sadist kişilere nasıl yaklaşılmalı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bir kere onunla ilgili bir kanun çıkarılması lazım, onlar bir kere ruh hastası olması ihtimali çok yüksek o yönüyle bir değerlendirilmesi lazım ve bunların kamuoyuna tanıtılması lazım. Mesela adam köpeği ezmiş kimse görmedi bu adamı bilmiyoruz. Gözümüzün önünde ezdi gördünüz bunun bilinmesi gerekmez mi? Bunu ezen insanı da ezer bu, adam da öldürür her şeyi yapar. Bunu bizim bilme hakkımız var, devlet bunları bize tanıtsın. Bunların önden, yandan, cepheden, yarı cepheden çekilmiş resimleri, boyu, posu, nerde oturur adresi falan bunları biz bilelim kendimizi koruyalım. Bunları tanıtsın devlet, bunları internet sitesinde yayınlansın, ne mahsuru var? Hepsi yayınlansın. Köpeklere, kedilere eziyet eden herkesin listesi yayınlansın bunları bilmek istiyoruz bunda ne mahsur var? O köpek ezmeye, kediyi ezmeye hakkı var da, o kafasını kesmeye hakkı var da bizim onun kim olduğunu öğrenmeye niye hakkımız olmuyor? Hakkı var derken bir ceza yok adama. Bilelim kendimizi koruyalım. Mesela ben o adama kafayı taktım o arabayla, geçenlerde bir köpeği döven bir adam vardı ona da kafamı taktım, daha önce, yıllar önce de köpeği sürükleyerek hayvanı kanlar içinde bırakan bir adam vardı ona da kafayı taktım ve asla unutmayacağım ben bunları onu söyleyeyim, hiçbir zaman için unutmam Allah’ın izniyle. Mesela bu son köpeği ezen kişi serbest bırakılmış hayvanlara yardım için çalışacakmış gönüllü olarak. Kardeşim bu beni kesmez, ben bu adamı göreceğim ve tanıyacağım, bileceğim ben bunu ve ömür boyu da unutmam ben bu adamı, bu öyle kolay bir mesele değil. Köpeği öldürmüş ezip, “pardon” diyor adam ya pardon, bu işin pardonu olmaz. Öbürü köpeği döve döve hayvanın iflahını kesmiş, hayvan komaya girmiş “o benim köpeğim” diyor “ellemeyin siz” diyor “o düzelir, bir şey olmaz” diyor. Aslında bunlara ne yapılması gerektiği belli de şimdi bunu burada söylemek yersiz. Bu çok büyük bir terbiyesizlik ve vicdansızlık, en azından tanıyalım bu adamları biz, bunu istiyoruz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Manisa’dan Nalan. Mehdi (as) hakkında belli başlı şeyler duyduk. Mehdi olan kişi Mekke’de görev yapmalı, imamlık yapmalı gibi sorular ve yanıtları var böyle şeylerin acaba kendisi bunları yaptı mı, yapacak mı, bunlar bir uydurma mı yoksa kendisi de gerçekten Mehdi olduğuna inanıyor mu, bunları yapmadığı halde? Bunu merak ediyorum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, benim bir kere Mehdilik konusunda kesin tavrım var, ben zaten onu ispatlayacak tavırlar gösterdim. Bak otuz üç dereceli mason oldum. Mehdi (as) masonluğa karşı olması gerekir. Kaşıkla kalkıp oynuyorum. Mehdi (as) uhrevi bir görünümde olması gerekir değil mi? Başında sarıkla, cübbeyle falan çıkar benim bildiğim öyle olur. Benim yaptıklarım tamamen zıddıdır, Mehdi görünümünün tamamen zıttı hareketler dolayısıyla imkansız bir de ayrıca Kuran’ı bile düz okuyamayan bir insanım ben, Arapçasını okuyamıyorum, bilmiyorum. Ama Mekke’de Mehdi çıkması diye bir konu yok. Mehdi (as) bir kere Peygamberimiz (sav)’in ifadesi Arapça bilmiyor. Kabe’de olan bir adam nasıl Arapça bilmez? Mekke’de olan insan bilir. Ayrıca Mehdi (as)’ın çıkışı olarak net olarak İstanbul’u vermiş Peygamberimiz (sav). Yirminin üstünde hadis var hep İstanbul, Konstantiniyye, Konstantiniyye, Konstantiniyye ve diyor bak “kutsal emanetlerin olduğu yerdedir” diyor. Kutsal emanetler nerde? Burada Topkapı’da, Mehdi (as) da orada. Kutsal emanetler nerdeyse Mehdi (as) da ordadır ve İstanbul’da çıkacağını müteaddit orak vurguluyor dolayısıyla Mekke’de çıkacak diye bir şey yok. Hadislere bakıyorsak yer belli ama şöyle yanılmış olabilir oradaki kardeşimiz. İslam aleminin merkezinde çıkacak diyor. Mesela Mekke bir ara İslam aleminin merkezi, Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde çıkacağı söyleniyor. Asıl hadisin doğrusu yani ana kaynağında İslam aleminin merkezinde çıkacak diyor. İslam aleminin merkezi son olarak neresiydi? Burası, İstanbul’da. Dolayısıyla Mehdi (as) İstanbul’da çıkacak. Bütün toplumu Allah Mehdiyet’e yönlendiriyor zaten, bütün İslam alemini yönlendiriyor, Irak’ı, Suriye’yi her yeri Mehdiyet’e doğru itiyor ve onun başına sonunda bir insanı getiriyor. Bütün bu olayları organize eden Allah. Siz zannediyorsunuz ki, Mehdi (as) çıkıp o organize ediyor. Lulin Kuyruklu Yıldızı’nı Mehdi (as) mi çıkarıyor? Fırat’ın suyunu Mehdi (as) mi kesiyor? İran, Irak savaşını Mehdi (as)’mi yaptırıyor? Mehdi (as) en sonunda bu isimlere imza atacak kişidir o kadar. Yoksa bütün olayları hazırlayan Allah’tır, Mehdi (as)’ı vesile ediyor yani Mehdi (as)’ın ilahi bir varlık gibi görünmesi yani Allah gibi görünmesi çok büyük bir hata. Allah’ın yarattığı olayların sonucunda ortaya gösterilecek bir insandır o kadar, vesile olacak bir insandır.

Ayrıca benim güzelim çok çok güzel bir kız onu belirteyim, bayağı güzel maşaAllah. Çok nurlu, çok güzelsin, kusursuz güzelsin. Allah sana uzun ömür versin.

Bunları yapmadığı halde, Mekke’ye… Mehdi (as) Mekke’de çıkacak yalnız, sonunda çıkacak yalnız. Mekke’de biat yapılacak, İstanbul’da biat yapılacak, Kudüs’te biat yapılacak. Tabii ki Mekke’yi ziyaret edecek o olacak olmaz diye bir şey yok. Sarık da saracak teberrüken, teberrüken Peygamberimiz (sav)’in hırkasını da giyecek, Peygamberimiz (sav)’in kılıcını da takınacak, takınacak kılıcı. Peygamberimiz (sav)’in kılıcını sol tarafına kalp hizasına takacak, kalbinin bulunduğu tarafa. Peygamberimiz (sav)’in hırkasını giyecek. Mekke’de biat edilecek, Mekke işi doğru ve Kabe’nin örtüsünü tutacağı da doğru. Ve “Ya Rabbi” diyecek, “ben senin evlatlarının bakiyesiyim” diyecek. Onun için Bakiyetullah’tır. Ene Bakiyetullah diyor Mehdi (as). O örtüyü tutuyor ve “ene Bakiyetullah” diyor. Ve konuşması da hazırdır. Peygamberimiz (sav) ne konuşacağını da söylemiştir. Kabe örtüsüne tutunup ne konuşacağı da hazırdır. Orada ne konuşacağını Peygamberimiz (sav) söylüyor. Peygamberimiz (sav)’in söylediklerinin aynısı söyleyecek, bu da var ama şimdi değil.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: PKK elebaşı Cemil Bayık Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun düzenlediği Adalet Yürüyüşü hakkında bir açıklama yaptı. Kılıçdaroğlu’nun düzenlediği yürüyüşün önemli olduğunu ifade eden Bayık, HDP’nin de bu yolda ilerlemesini istedi. AK Parti’yle MHP’nin birlik olduğunu savunan PKK elebaşı CHP ile HDP’nin de birlik olması gerektiğini söyledi.

ADNAN OKTAR: CHP, HDP’yle birlik olmaz, CHP olsa olsa AK Parti’yle birlik olur.

Evet, dinliyorum. Sorulara devam edelim.

VTR: Merhaba ben Gaziantep’ten Didar. Telefon bağımlısıyım. Ne yapmam gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Sen ne sevimli insansın, sen ne sevimli kızsın sen, ne güzelsin sen böyle, ne kadar samimi ve candansın. Didar bence bağımlı olmaya devam et hiçbir şey olmaz ne olacak? Hoşuna gidiyorsa yap ne var değil mi? Bir de harikulade güzelsin maşaAllah. Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin.

Evet.

VTR: Benim bilmek istediğim, bu zamanda dünyada neden az sevgi var? Neden Trump gibi insanlar güçlü? Neden denizleri mikro plastiklerle kirletiyoruz? Neden biz insanlar kendimize kötülük yapıyoruz? Bütün bunlar çok üzüntü verici, kendime her gün soruyorum, insanlar nasıl bu kadar kör olabiliyor? 

ADNAN OKTAR: Çok güzel insan maşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin, hidayet versin. Çok güzel kız. Bak Almanya’da güzel bir genç kız, çok çok güzel ve çok nurlu. Yüzünde Mehdiyet’in pırıltısı, Mehdiyet ahlakı, Mehdiyet üslubunu görüyoruz. Mehdiyet’in bütün dünyaya şamil olduğunun da bir delili bu. Almanya’da bak kimle röportaj yapılsa sevgiden bahsediyor, Mehdiyet’in ana hedefinden ve adaletsizliklerden bahsediyorlar. Tabii bazı konuları bilemediği için belki neden bu böyle, neden şu şöyle? Tabii o şaşırıyor deccaliyetin dünyaya hakim olduğunu fark edemiyor yani Darwinizm’le, gelenekçi Ortodoks inançlarla dünyanın mahvedildiğini analiz etmesi şu an zor ama genel olarak deccaliyetin insanları nasıl perişan ettiğini, güzel genç kızları, güzel insanları, yakışıklı delikanlıları, hayat dolu insanları nasıl bir dehşetin içine sürüklediklerini görüyoruz. Mehdiyet devrinde bütün bu belalar bitmiş olacak. Tek çözüm Mehdiyet’tir.

Evet.

 VTR: Selam Adnan Bey. Müslüman bir kadın nasıl davranmalı? Her zaman, her yerde dışa dönük, cıvıl cıvıl mı olmalı, yoksa toplumun beklentisi olan hanım hanımcık şekilde mi davranmalı? Teşekkür ederim. 

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok güzelsin, Allah nurunu arttırsın. Çok zeki olduğun, akıllı olduğun yüzünden anlaşılıyor. Allah sana uzun, hidayetli ömür versin, mutlu bir hayat yaşatsın Allah sana. Cıvıl cıvıl olursan bir tanem seni ezerler. Bence o hanım hanımcık daha doğru olur yani sakin, dikkatli, kendini korumaya hazır, teyakkuzlu ol yani insanlar kötü, dünyada tehlikeli insan çok fazla var senin iyi niyetini suiistimal ederler, canlılığını suiistimal edebilirler, canını yakmaya kalkabilirler çok özenli ol, hep Allah’a kendini ver, Allah’la bağlantılı ol. Cıvıl cıvıl olacağın yerler güvendiğin arkadaşların olsun, çok sevdiklerinin yanında cıvıl cıvıl ol. Gerçek kişiliğini, gerçek sevgi anlayışını onların yanında göster ama onun dışında dikkatli bir teyakkuz içerisinde ol. Tabii yine sevgi dolu ol ama çok itinalı, özenli ol, seçerek dikkatli bir hayat yaşa o zaman sana zarar veremezler inşaAllah.

VTR: Önemsediğiniz aciliyetli konuları neye göre belirliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Mesela şimdi gidip gezebilirim, keyfime de bakabilirim, başka şeyler yapabilirim ama vicdan azabı çekiyorum mutlaka dini anlatmam gerektiğine inanıyorum. İnsan bak çünkü herkes acı çekiyor hep sevgisizlik, hep dehşet, hep korku, hep kadınlara baskı ve kadınların mağduriyetinin çok yüksek olduğunu görüyorum. Genç delikanlılar da öyle sevgisizlikten yakınıyorlar. Deccal, dünyayı mahvettiği görülüyor. Mehdiyet’e karşı muazzam bir tavır, deccalı gizleme tavırları şimdi Mehdiyet’e karşı olanın yaptığı asıl şey ne oluyor biliyor musunuz? Mehdiyet’e karşı olmasından kasıt deccalı gizlemek oluyor, deccal yok diyor. Deccalı kapatıyor, deccalı görmemizi engellemeye çalışıyor yani Mehdi (as)’ı da durdurarak deccalı canlı tutmaya gayret ediyor sorun o. Belki bunu bilmeden yapıyor, belki bilerek yapıyor.

Evet.

VTR: Erkeklerin saç boyatması hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Erkeklerin saç boyatması hakkında ne düşünüyorsunuz? Peygamberimiz (sav)’in sünnetidir. Her zaman saçlarını boyardı ketem ve kına karışık doğal boyayla, saç boyamak sünnettir. Peygamberimiz (sav) kınayla boyanırsa kırmızı renk alıyor veya sarı oluyor, sarı da olabiliyor ama safranla da başka renklerle de boyuyorlar en beğendiği sarı Peygamberimiz (sav)’in, sarı renk çok güzeldir diyor. Siyahı beğeniyor ama kına rengini de çok beğeniyor onu da takdir ediyor.

Evet.

VTR: Başka bir eve gittiğinizde neye dikkat edersiniz?

ADNAN OKTAR: Sen bir kere çok sevimlisin onu bir söyleyeyim. Başka bir eve gittiğimde ilk dikkat edilecek şey tabii güvenliktir, güvenlik var mı ona dikkat edilir, temiz mi ona dikkat edilir. Ve oradaki insanlar samimi mi ona dikkat edilir. Bunun dışında bir şey bence önemsiz.

VTR: Hiç asi olduğunuz görüldü mü?

ADNAN OKTAR: Sen bir kere çok güzel bir kızsın onu bir belirteyim. Asiyim, deccala asiyim, deccaliyete asiyim, Darwinizm’e asiyim, homoseksüelliğe karşıyım. Küfre karşıyım, zulme karşıyım, bu hayvanlara eziyet edenlere asiyim yani benim büyük ideallerimden birisidir onlarla bir gün karşılaşmak.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sözcü Gazetesi Yazarı Ayşe Sucu şöyle bir yazı yazdı: “Başörtüsü özgürlüğünü savunanların, şortlu kadına geldiğinde kılık kıyafet özgürlüğünü unutması, ibadet özgürlüğünü savunanların Cem evi meselesine gelindiğinde teolojik tartışma açması, inanç özgürlüğünü savunanların bazı cemaatlerin milli eğitimle ortak faaliyetleri savunuyor olması demokrasiyi özgürlükleri, insan haklarını benimsemediklerinin tipik göstergeleridir” dedi.

ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş ama bunlar hiç etkilemez o adamları yani bu tip şeylerle olmaz. Mehdiyet’in muhteşem yumruğu, manevi yumruğu bütün bu belaları kaldıracak. Bunun dışında olmaz yoksa önümüzdeki yüz yıl sırf belayla geçecek gibi görünüyor. Mehdi olmadan, belanın dışında bir şey olmaz. Zaten diyorlar yüz yıl sonra artık dünyanın üçte ikisi ölecek ısınmanın yüksekliğinden dolayı artık düşünün felaketinin boyutunu.

VTR: Gününüz nasıl geçti?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel huylum, neşelim benim sen ne güzel insansın ne kadar dışa dönüksün ne kadar sevgi dolusun. Sevdiklerimle beraber olduktan sonra zaten gün bana bayram oluyor. Her gündür bayram hani deliye her gün bayram derler ya bana her gün bayramdır.

VTR: Yabancı dizi izliyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yabancı dizi eğer güzel hanımlar varsa izlerim yoksa hiç izlemem.

VTR: En sevdiğiniz sakal tarzı hangisi?

ADNAN OKTAR: Yani malum şu anki sakalım.

VTR: Merhabalar ben Bursa’dan Efe. Tiyatro genel kültürü arttırır mı?

ADNAN OKTAR: Kaliteli bir tiyatro ise tabii çok arttırır, ama benim gördüğüm çok berbat tiyatrolar var. Adam elini kaldırıyor gülüyorlar, yemek yedim diyor gülüyor yani bu kadar yapmacıklık, bu kadar itici hareketler, bu kadar zorlama bir karakter, böyle bir toplum psikolojisi çok acı. Gülünecek hiçbir şey yok, adam, çok berbat espri yapıyor, daha içeri giriyor gülmeye başlıyorlar bir şey söylüyor gülüyor. Ben bu gün sokağa çıkacağım diyor gülüyor. Ne var bunda gülecek? Yani kesintisiz gülme bilmiyorum seyrettiniz mi?

Evet dinliyorum.

VTR: Deniz havası almak sağlıklı mıdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm deniz havası diye bir hava yok dağ havası vardır, orman havası vardır, ormanda oksijen yüksektir. Ama bilmiyorum denizde var mı öyle bir özellik? Denizde biraz hafif iyot kokusu vardır bir de balık kokusu vardır biraz, o kadar yani güneşte de fazla yanarsan kavrulursun, cildin bozulur. Çabuk ihtiyarlar insan güneşe çok çıkarsa yani cildi parçalar güneş. Çok az çıkılması lazım abartılı çıkıyorlar.

Evet.

VTR: İstanbul’da en çok olmasını istediğiniz şey nedir?

ADNAN OKTAR: İstanbul’da en çok olmasını istediğim şey her yere sevginin hakim olması. Sevgisiz İstanbul hiçbir işe yaramaz.

VTR: Kadınlar mı daha olgun, yoksa erkekler mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım kadınlar daha olgundur. Çok ince düşünürler, çok keskin düşünürler, detayı çok fazla görürler, sanatçı ruhludurlar, çok yüksek varlıktır kadınlar yani birçok insan bunun farkına varamamış çok büyük hata yapıyorlar. Yani görülmemiş derecede mükemmel varlıklardır, dikkatlice incelerlerse. Metafizik bir harikuladelik vardır kadınlarda. Bir kere tutkunun kaynağı kadınlar yani çok hayati bir şey bu, aşkı tutkuyu yaşayabileceğin varlıktır kadın. Aşk tutku da dünyadaki en yüksek duygudur. Allah’ın en mükemmel tecellisi kadınlarda olur.

VTR: Sanayide çalışan arkadaşları neden hor görüyorlar?

ADNAN OKTAR: Yani öküzlüğündendir. Sanayide çalışan insan hor görülür mü? Alın teri ile helali ile kazanan aslanlar onlar, nur gibi tertemiz insanlar. Eğer hor görüyorsa kendi sığırlığındandır.

Evet.

VTR: Merhaba ben Gözde. Ev kiraları çok pahalı bununla ilgili neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi, ona bir çözüm yok ancak devlet ucuz evler yaparsa vakıflar, öyle çözüm olabilir. Ucuz ev teknikleri geliştirilebilir, yani en ucuz malzeme ile en güzel evler elde edilebilir.  Ne bileyim ahşapla, kerpiç evler yapılarak rahatça oturulabilir aslında hiçbir şey olmaz. Eski İstanbul evleri hep öyle ama sağlam bir teknoloji kullanılabilir, ileri bir teknoloji kullanılabilir. Gayet güzel eski İstanbul evleri yapıp insanlara kiraya verilebilir. Bayılır insanlar da, çok sağlıklı olur.

Evet.

VTR: Türkiye petrol yataklarına çok yakın olmasına rağmen dünyanın en pahalı benzinini neden kullanıyoruz?

ADNAN OKTAR: İngiliz derin devleti böyle istediği için.  Bak İngiliz derin devleti böyle istediği için Türkiye’yi bu kanala zorla sokuyorlar. Petrol aranamıyor, bulunan petrol kapatılıyor. Türkiye petrolüne müsaade etmemeyi İngiliz derin devleti sağlıyor. O konuda ben kitaplarımda geniş açıklama yaptım. 

Evet.

VTR: Sizce Osmanlı’da kadınlara önem veriliyor muydu?

ADNAN OKTAR: Canım benim veriliyordu ama gelenekçi Ortodoks sistemde ne kadar önem verilir?  Mevlana ne diyor? “Kadına danış, tersini yap” diyor. Osmanlı döneminde kadına ne deniyordu? Buçuk deniyordu yarım. Yarım bir insana ne kadar önem verilirse o kadar önem veriliyordu. Yarım insan yani insan bütün değil yarım. Yüzde elli en fazla, yarım insana ne kadar saygı duyulursa o kadar saygı duyuluyordu, bu dehşet verici ve çok korkunç.

VTR: Neden Almanya’da bu kadar çok evsiz insan var?

ADNAN OKTAR: Bak benim canımı görüyor musun? Çok güzel bir insan, acıyor, merhamet ediyor evsiz insanlara. Onların derdine düşmüş kendi derdinde değil bak. Egoist değil, kendi derdini söylemiyor evsizlerin derdinde. Alman milletinin güzelliği. İngilizlerde de böyle tertemiz insan var, her yerde var ama derin devlet berbattır, İngiliz derin devleti berbattır.

VTR: Daha hızlı bir ulaşım aracı ne zaman olacak?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bayağı tehlikeli olur daha hızlısı, Allah vermesin. İyi, iyi bu hız, hakikaten ona binilmez yani.

VTR: Bitkiler yaşlılık nedeniyle ölür mü?

ADNAN OKTAR: O çok şeker ya ağaç yaşlanıyor dede oluyor belli oluyor dökülüyor böyle. Açıkça belli oluyor inanılır gibi değil, kanser oluyor mesela ağaç iki büklüm dalları gidiyor, altı çürüyor falan, zor bela ayakta duruyor falan dede küt diye gidiyor.

Evet.

VTR: Hayvanlar için para toplayan insanlar acaba gerçekten hayvanlar için mi topluyorlar?

ADNAN OKTAR:  Canım benim, güzel yüzlüm tatbiki tehlikeli bir şey o. Ortalıkta bir sürü psikopat, sahtekar var. “Hayvan için para topluyoruz” aman ha, aman ha öyle şey olmaz. Hemen resmi evrak isteyeceksin. Devletin, polisin bilgisi dahilinde olması lazım ve resmi makbuz. O şekilde para verilmez. Sureti katiyede olmaz. Niye veriyorsun parayı? Sen kendi paranla yiyecek alır hayvanlara verirsin. Adama niye veriyorsun? 

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Muhammed Altuğ. Devletimiz neden gençlere yönelik yatırım yapmıyor.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım devletin bütün derdi günü sizsiniz zaten. Bütün yatırımı gençlere. Devletin politikası hep gençlere yöneliktir.

VTR: Merhabalar, ben Manisa’dan Alperen. Sizce Hocam yaşamın sırları nedir?

ADNAN OKTAR: Çok nurlusun Alperen sen. Allah senin ömrünü uzun etsin. Yaşamın sırrı Allah’a aşık olmaktır, başka hiçbir şey değil.

VTR: İnsanlar neden zamanın değerini bilmiyor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi o genel bir dert. Bol bol onu da kullanıyorlar. Halbuki zaman akıl almaz kıymetli. Böyle mühendis gibi kullanmak lazım, çok özenle kullanmak lazım. Altın gibi yani gram gram kullanacaksın zamanı. Ama genel bir eğitim yok tabii bu konuda, genel bir uyarı da yok. Ama ahir zamanda Mehdi (as) devrinde zaman çok kıymetli olacak. Kısalmış olan zaman çok kıymetli olacak.

Evet.

VTR: Merhaba ben Bursa’dan Berke. Liderler neden siyaset yerine birbirleriyle daha çok tartışıyorlar?

ADNAN OKTAR: Berke aslan gibi delikanlısın, yakışıklı delikanlısın Allah sana uzun ömür versin. Klasik siyaset onu söylüyor. 1960’lardan kalma, 1940’lardan kalma klasik siyaset siyasetçilerin birbirleriyle mücadelesini emreder, ister. Bunun dışında bir siyaset anlayışı olmuyor zaten.

Şimdi kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü