Harun Yahya

Sohbetler (31 Ağustos 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Adnan Bey hoş geldiniz.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk. Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Devlet Bahçeli 30 Ağustos vesilesiyle şöyle bir açıklama yaptı: “Dün Bizans, Haçlı, yedi düvel olarak anılan ehli salebin şimdiki ismi FETÖ, PKK, PYD, YPG, IŞİD olmuştur. Türk düşmanları her devirde devşirdikleri alçak tetikçileriyle üzerimize gelmişler ama devrilip-yıkılmaktan da kurtulamamışlardır. Birliğimiz ve bekamız daim olsun. Varlığımıza göz dikenler, millet olma halimizi çekemeyenler akıllı olsun. 30 Ağustos şuuru hala diridir” dedi.

ADNAN OKTAR: Bahçeli hakikaten değerli bir insan Sayın Bahçeli muhterem bir insan. Her konuşması güzel. Hayret ediyorum ben kıymetini bilememelerine şaşırıyorum. Daha dünkü delikanlılar Sayın Bahçeli’yi eleştirir konumda üst perdeden konuşmalarına hayret ediyorum. Çok değerli bir insan.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bedri Baykam şöyle bir yazı yazdı: “Son bir-iki gündür CHP’nin adalet kurultayında Risale-i Nur propagandası yapılmasına izin verdiği ve parti yöneticilerinin kınanması gerektiği söyleniyor. Halbuki adalet kurultayı her görüşten insana açık yapıldı. Ve o gün Kazım Güleçyüz de bir konuşma yaptı. Sonuçta hiçbir CHP’li onun sözlerini dinleyip Nurcu olacak değil. Eğer bu iş bu kadar kolay olsaydı yıllarca katıldığımız televizyon programlarını izleyen tüm CHP’liler dinci olurdu” dedi.

ADNAN OKTAR: CHP’ye ben aylardan beri, yıllardan beri bunu söylüyordum. Bu çok mühim bir odaktı, mühim bir engeldi. Bunu yaptılar yani bunu CHP’ye teklif eden tek ben oldum yıllardan beri söylüyorum. Said Nursi’yi sevmeyen bir CHP’nin iktidar olması mümkün değil. Said Nursi’yi seviyorsa bitti. Süleyman Hilmi Tunahan’a saygı gösteriyorsa bitti. Abdülkadir Geylani’yi, İmam-ı Rabbani’yi sevmeyen bir CHP iktidar olamaz ama seviyorsa tamamdır.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Myanmar’daki petrol ve gaz sektörü uluslararası firmaların ilgi alanı durumunda. Son dönemde İngiliz ve Myanmar firmaları Arakanlı Müslümanların yaşadığı bölgede petrol ve gaz arama faaliyeti için ortak girişim başlattılar. Arakanlı kardeşlerimizin bir videosu var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim bunlar ne bunlar? Bu tabii çok büyük bir olay. Büyük bir mitingle buna cevap verilebilir. Bu adamlar o zaman titrerler. Bunu Birleşmiş Milletler’e falan götürmeyle olmaz. Birleşmiş Milletler “iki taraf da ateş kesin” diyor dalga geçer gibi bir cevap. Çok kızdıracak saygısızca bir üslup. “İki taraf da ateş kesin.” Adamın ateş edecek hali var mı? Adamı sen kesiyorsun, katlediyorsun, şehit ediyorsun, oturmuşsun ateş kesten bahsediyorsun. Adam yiyecek bulamıyor, yatacak yer bulamıyor sokakta tutuyorsun “ateş kes” diyorsun. Bu kadar münasebetsizlik, densizlik olmaz. Son üç günde üç bin Arakanlı Müslüman şehit edildi. Biz büyük miting yaparak İstanbul’da veya Ankara’da miting yaparak bunu telin edelim. Yahut sadece İstanbul’da yaparak, çok büyük bir miting olsun bunu ben rica ediyorum. AK Parti de yapabilir, Saadet de yapabilir. Saadet yapsın, AK Partililer de katılsın. Büyük Birlik de katılır hepimiz katılırız. Yani şimdi birisinin öncü olması gerekiyor. Adını koysunlar arkası gelecek, inşaAllah.

BÜLENT SEZGİN: Dün siz tüm siyasi partileri Arakan için miting yapmaya davet ettikten sonra etiket bir numarada kaldı ve 24 saat listede kaldı Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: “Arakan için büyük miting” evet. Bunu çok rahat yapabiliriz. En iyisi siz Saadet Partisi’ne gidin de. Ama Saadet yaparsa AK Partililer katılır mı? Katılmayabilirler. AK Parti yapsın. AK Parti yaparsa olur. “Arakan’da Müslümanların şehit edilmesinin durdurulmasını istiyoruz.” Bir isim kendileri bulsunlar. Ne olursa olur herhangi bir isim. Saadet de katılsın, Büyük Birlik de hepimiz katılırız öyle bir sorun olmaz. Büyük bir miting yapalım. Tayyip Hocam konuşsun, Saadet liderlerinden, Büyük Birlik Partisi liderlerinden konuşan olur. Ayrıca bütün büyükelçilere de davet göndersin Tayyip Hocam. Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na davet etsin. Burada bu rezalete dikkat çeksin. Böyle bir kepazelik olmaz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bu konu gündeme getirilebilir, soru önergesi verilsin gündeme getirilsin. Gerekirse kapalı oturum da olur, açık oturum da olur konuşma yapılsın. NATO’nun dikkati çekilebilir. NATO’ya bu konu, Birleşmiş Milletler’e götürüldüğü gibi NATO’ya da götürülebilir. Her yeri ayaklandıralım bu kepazelik çok korkunç.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Ümran. İslam ve modernlik kavramı hakkında bilgi verir misiniz?

ADNAN OKTAR: Ümran, sen Allah’ın yolundasın, maşaAllah. Tesettüründen dolayı da seni tebrik ediyorum. Çok büyük sevap alıyorsun ve sizlerle iftihar ediyoruz. Hz. Süleyman (as) moderndi. Nasıldı? Saray, en ileri teknolojiyle yapılmıştı. Mescit en ileri teknolojiyle yapılmıştı, mescit ve saray ikisi de. Her yerde en uç teknoloji kullanılıyor, her yerde insanların hayret edeceği, çok beğeneceği çok mükemmel bir görünüm meydan getirilmişti. Renkler mükemmel, sarayda beslenen hayvanlar çok görkemli, insanlar çok şık giyiniyor, tavırları çok güzel. Mesela bu modernliktir. Resim var, heykel var, her türlü sanat eseri var sarayda. Modernlik bilimdir. Ama gelenekçi İslam anlayışında Müslümanlar en baştan yavaş yavaş boğulma moduna sokuldular. Önce dört mezhep çıkarıldı, aslında daha çoktu da dört mezhebe indirildi. Mezhebe kabul edilmesi için bir insanın yani mezhep imamı kabul edilmesi için gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını geniş çapta kabul etmesi istendi. Her biri bir hurafeyi kabul etmiş oldu ayrı ayrı. Hurafe kabul etmeyeni zaten adam yerine koymadılar. Alim olarak kabul etmediler, hurafeyi kabul edeni alim yerine koydular. Hurafe kabul etmemek çok büyük suçtu o devirde. Alimler de baş eğdiler mecbur kaldılar hurafeleri kabul etmeye. Bildikleri halde hurafeyi kabul ettiler. Bunun sonucunda ümmet derin bir kuyunun içine düşmeye başladı, düştükçe hurafe eklendi, hurafe eklendikçe düştü ve sonunda bu felaket meydana geldi. Şimdi bunu temizliyoruz Allah’a şükür.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey. Ben vücut geliştirme sporuyla uğraşıyorum. Üstüm çıplak ve altımda sadece şortla spor yapıyorum. Bu yüzden çok eleştiri alıyorum. Bunun günahı nedir?

ADNAN OKTAR: Yok yakışıklım, onlar kendi işlerine baksınlar hiçbir mahsuru yok. Tabii ki üstün çıplak olacak ki vücut rahat etsin, adaleler rahat etsin, vücut hava alabilsin. Sen istediğin gibi hareket et. Hanımlar da atlet gibi bir şey giyip şortla istedikleri gibi spor yapabilirler. Laf onlar yani bana ayetle gelsinler bunun olmadığına dair. Ayetle gelemezler. Bak aylardan beri söylüyoruz yayın da yapıyoruz tek kelime konuşamıyorlar.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İHH’dan Osman Atalay şöyle bir öneride bulundu Adnan Bey yazısında: “İslam dünyasının ve bizim Arakan’daki katliamları durdurmaya gücümüz yetmiyor. Fakat en azından bu insanları öldürülmeyecekleri bir ülkeye taşıyacak kudrete sahibiz. 5 milyon Arakanlı’nın 4 milyonu ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Geriye kalan 1 milyon sürekli katliam ve zulme mahkum. Ağıt değil çözüm üretelim” dedi.

ADNAN OKTAR: Osman’ı bir göreyim önce. Osman çok efendi çocuktur, çok dindardır Osman, çok çalışkan. Fırtına gibi maşaAllah. Bir esmer delikanlı var asıl başları olan Bülent Yıldırım, o da çok temiz bir delikanlı, çok efendi o da. Canlarım benim gece-gündüz, sabah-akşam gayret ederler. En tehlikeli işlere bile cesaretle giriyorlar, maşaAllah. Nasıl bir şey önerdiğini de Osman söylerse, bir şey anlatmış ama çözüm şudur dememiş, değil mi ben yanlış anlamıyorsam. Başka ülke ama nasıl yapılacak onu söylerse. Orada hangi ülkeyi kastediyor nereyi kastediyor hemen gereği yapılsın. Ve bir miting yapılırsa çok iyi olur. NATO’yu uyaralım NATO’ya hatırlatma yapalım. Birleşmiş Milletler’i yeniden uyarabiliriz. Çünkü bir karşı atak yok. Herhalde orada benim anladığım İngiltere petrol çıkaracak. Onun için oradan onların hepsini çıkarıyor ki malına mülküne el koysun. Ama şu anda da diyor ki İngiltere “vay canlarım vay” diyor, “ne istiyorsunuz bu zavallılardan” diyor şimdi İngiltere. “Yazık değil mi?” diyor “acımasızlık yapıyorsunuz” diyor “adamlar hep gitmiş bak” diyor. İngiliz derin devleti diyor ki “hepsini çıkarın ki petrol arayacağız” diyor. İngiltere devleti de diyor ki “çok ayıp yapıyorsunuz, zulmediyorsunuz adamlara” diyor. Böyle bir acayip sistem.

Biri bana diyor ki “seni ben izliyorum şu an.” Bana daral geliyor ben öyle istemiyorum. Şunu yapmayacaksın, bunu yapmayacaksın, resim istemiyorum, heykel istemiyorum. Özgürlük çok hoş bir şey.

Şahane bir tablo yapıyorum, 2 buçuğa 3 buçuk. 2 buçuk metre eninde, 3 buçuk metre boyunda tablo yapıyorum. Göster tablolarımı.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Hanım Beştepe’de 30 Ağustos dolayısıyla verdiği resepsiyonda saygı duruşunun ardından şehitler için Kuran-ı Kerim okundu. Hulusi Akar Paşa’nın Hanımı Şule Akar Hanım 30 Ağustos resepsiyonunda Kuran-ı Kerim okunduğu sırada başını örttü ve açılmaması için özen gösterdi. CHP’liler linç etti. “Neden Hulusi Akar neden?” şeklinde tepkiler geldi.

ADNAN OKTAR: Hayır hayır hayır, çok güzel yapıyor. Türkiye için bu çok önemli. Paşalarımızın namaz kılması, dindar bir Türkiye Türkiye’nin garantisidir. Paşalarımız bu tehlikeyi de çok iyi fark ettikleri için Allah razı olsun güzel vurgular yapıyorlar. Kim ne derse desin, deccal istediği kadar homurdansın devam etsinler çok doğru yoldalar, çok hayati bu. Milletin manevi dinamiği manevi desteği dindir. Din çekildi mi millet çöker Allah esirgesin. Güzel, annemiz de çok nezaketli bir hanımefendiymiş Allah razı olsun. Çok klas ve kibar bir insan olduğu anlaşılıyor. Gösterdiği nezaket, dindarlık da ona çok yakışmış. CHP’den böyle sözler gelmesi CHP’ye yakışmıyor. CHP adına konuşmasın bu adamlar bir kere. Komünistse söylesin “arkadaş ben komünistim” desin konuşsun. CHP adına bunu konuşanlar olmasın. CHP’yi sürekli yıpratıyor bu adamlar.

CHP de bu Arakan mitingine katılsın, AK Parti de katılsın. Böyle milli davalarda İslam alemini ilgilendiren konularda Türkiye olarak bütün olduğumuzu gösterirsek muhteşem olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam, seni severek izliyoruz, seviyoruz, beğeniyoruz, başımızın tacısın ağabeyim. Arkadaşlarımızın bazı sorunları var, biz seni anlayabiliyoruz ama bazı arkadaşlar biz de istiyoruz onlar da dinlesin seni anlasınlar. Ama bir türlü programdaki hanımefendilere anlam veremiyorlar. Programdaki hallerinden bahsediyorlar. Tabii ki biz görmüyoruz onları, sizin sohbetiniz önemli. Bunlara ne cevap vereceksiniz arkadaşlarımız için ne söylersiniz bu konular için?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, iyi niyetli koçyiğidim benim Allah ömrünü uzun etsin. İnsanlar zenginliği kıskanır bir dereceye kadar, güzelliği de kıskanırlar bir dereceye kadar, tahsili kıskanırlar bir dereceye kadar ama tutkuyu, aşkı kahredici bir öfkeyle kıskanırlar. Yani en çok azap veren şey tutkudur ve aşktır. Şimdi burada görülen şey ne? Tutku ve aşk. İnsanların arayıp bulamadığı ve hemen hemen hiç yaşayamadıkları bir ihtişam. Bu insanların birçoğunu mutlu etmez. Çünkü kendi yapamadığı için yaşayamadığı için. “Kız arkadaşım var” diyor çocuk, bir aşk sezilmiyor. “Bir bayan” diyor mesela başka bir bayana. Gözünde pek önemli olmadığı anlaşılıyor üslubundan. Yani onlara hitap şeklinden de önem vermediği anlaşılıyor. Zaten hayali bir vakadan bahsediyor gibi geldi bana ama hadi diyelim olduğunu düşünelim vardır hakikaten olabilir, çünkü imkansız bir şey değil. Ama çok sıradan oluyor bu ilişkiler. Eğer benim tutkum olmasa bu konu hiç sorun meydana getirmez. Bak burada azap veren tek bir konu var o da benim şu deli tutkum, deli aşkım sadece bu. Yani ızdırabın kökeni, acının kökeni budur. Burada herhangi bir insan olsa inanın hiçbir sorun çıkmaz. Yani buraya gelsin konuşsun bir hoca efendi kızlar mini etekli olsun, daha da dekolte giyebilir, isterse mayoyla otursunlar plaj kenarında yapılsın toplantı, plaj kenarında yapılan bir sohbet. Bak inanın kimseyi ilgilendirmez. Biri de çıksın konuşsun, zaten birçok insan tavuk gibi bakar etrafa yahut koyun gibi. Benim gözlerimdeki ve ruhumdaki o deli tutkudur insanlara ızdırap veren şey başka bir şey değil. O yakışıklılarda da meydana gelen tedirginliğin nedeni, yoksa onlar plajdalar zaten muhtemelen. İzmir’e benziyor, İzmir plaj şehridir herkes dekolte gezer. Gençler plaj kenarında otururlar kızlar erkekler mayoyla mesela 20 kişilik, 30 kişilik falan otururlar. Ve ne yaparlar? Sohbet ederler. Canlı yayınla yayınlayın kimseyi ilgilendirmez hiç kimse bakmaz. Plajı naklen verelim kimse ilgilenmez. Ama benim deli tutkum ilgilendiriyor işte insanları bütün konu bu.

101 kiloluk bir koç bulmuşlar. Göster koçu. Aslanım benim. Ona sevgilerimi iletin. Aldık gitti onu. Hatta onu buraya getirin ben göreyim onu canlı yayına çıkaralım, inşaAllah. Adı da Hüsnü, koç Hüsnü, evet. Alsın getirsinler.

Ama tabii gençlerin oradaki merakını bir nebze böyle gidermiş oldum ama genele yönelik söyledim. Oradaki gençlerin hepsine sevgi ve selamlarımı yöneltiyorum. Hepsini çok seviyorum hepsi benim kardeşim.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye Gençlik Vakfı’nın Yüksek İstişare Kurulu’nda Sayın Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan da yer alıyor Adnan Bey. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan bazı toplantılarına da katılmış Türkiye Gençlik Vakfı’nın.

ADNAN OKTAR: Bilal katıldıysa iş sağlamdır. O zaman Tayyip Hocam katılmış gibi anlamına gelir. O zaman olur o zaman destek var.

Rohingya üzerine iki kitap yazdım, biri bu Türkçesi, biri İngilizcesi. “Rohingyalılar güzeldir.” Bu da İngilizcesi. Rohingya’da yapılan zulmü belgeleriyle çok detaylı anlatan bir kitap. Tabii zamanlaması da manidar. Bu da Türkçesi. Bu zulmün nedenleri, kökeni detaylarıyla kapsamlı olarak anlatılıyor. Nedenleri ve çözümü. İngiliz derin devletinin bir oyunu bu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanımız dünkü kutlamada başı örtülü hanımların ellerini sıktı Adnan Bey. Dekolte hanımları hem davet etti hem de birlikte fotoğraf çektirdi. Çok sayıda hanım vardı davette. Ayrıca Beştepe’deki törende bir hanımla çok uzun süre el ele konuştu.

ADNAN OKTAR: Çok iyi olmuş, evet bu önemli. Modern Türkiye’yi de, tesettüre mütesettir hanımları da hepsini birlikte bu şekilde göstermek çok önemli. Çok iyi olmuş. Bu önemli Tayyip Hocam’dan istirhamım tekrar tekrar kamuoyuna göstersin bu resimleri. Sık sık böyle fotoğraflar çeksin. Hem Avrupa’ya hem dünyaya çok iyi mesaj vermiş oluruz.

Paşalarımızın dindarlığı çok çok güzel oluyor, çok hayati. Türkiye çünkü çok hassas bir noktadan geçiyor. Din bizim en önemli manevi dinamiğimiz, en önemli manevi dayanağımız.

 Evet, dinliyorum.

VTR: Adım Cem. Dünya malına karşı hırs doğru mu?

ADNAN OKTAR: Dünya malına hırs olur, Allah için kullanacaksan olur. Dağıtacaksan Müslümanların mutlu olması için, sevdiklerinin mutlu olması için hırsla malı kazanırsın hırsla dağıtırsın. Ama yığmak içinse bu, çok özür dilerim enayilikten başka bir şey değil.

Evet.

VTR: Sizce mantık mı önde gitmelidir yoksa vicdan mı?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm senin yüzünden anlaşılıyor. Tabii ki vicdan, mantıkla giden kendini çok akıllı zanneder. Mantıkla hareket edip de sürünmeyen insan yoktur hepsi sürünür perişan olur, Allah bin bir türlü dert-bela verir, maddi manevi belalarla boğuşur. Ama o kendini ısrarla çok akıllı olduğunu zanneder. Vicdanına uyan da sanki kendini böyle haşa hata yapıyormuş gibi görebilir, yanlış yoldaymış gibi görebilir ama en doğru hareketi yapmış olur ve mutlaka kazanır vicdanıyla hareket eden. Mantığıyla hareket eden de mutlaka kaybeder. Çünkü insanlara mantık çok süslü gelir, çok akılcı ve doğru gibi gelir. Mantık en tehlikeli yoldur. En doğru yol Allah’ın kalbimize vahyettiği vicdandır, vicdana uymaktır. Diyor “ben vicdanıma uydum hep kaybettim.” Kaybet yani kazanacaksın, öbüründe mahvolacaksın. Onda bir kaybedersen on kazanırsın. On kaybedersen bin kazanırsın.

Evet.

VTR: Hocam, size Kuran’da sürekli geçen ve her tarafta da anti propagandası yapılmak için söylenen “karınız sizin sözünüzü dinlemezse önce bağırın sonra dövün” tarzı bir ayet olduğuna dair çok fazla söylem oluyor. Bu ayetle ilgili ne düşünüyorsunuz merak ediyorum.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, siz olduğunuz müddetçe gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının artık bittiği, yolun sonuna geldiği çok açık anlaşılıyor. Bak siz olayın dehşet verici boyutunu, çirkinliğini ve yanlışlığını apaçık görüyorsunuz. Zaten sorarken bile bu çirkin eylemin, bu acımasız eylemin yanlışlığını hemen hissediyorsun. Kuran’da böyle bir şey olur mu kardeşim? Başlangıçta diyor ki “anlaşamıyorsanız nasihat edin” tamam, “olmuyorsa yatağınızı ayırın, yatağı ayırdıktan sonra dövün” dövecek, “sonra şahit getirin” diyor, “sonra da boşanın” diyor. Arada niye sopa yemesi gerekiyor? Böyle mantıksızlık olur mu? Akışa bak. Arada bir şok meydana geliyor sopa yiyor kadın, sonra gayet makul adama şahit çağırıyor, hakem çağırıyor konuşuyor. Sonra da boşanma var. Öyle bir şey olur mu? Bunun mantıksızlığı açık belli oluyor. Nedir safhaları? Açık; önce uyarma, sonra yatak ayırma, sonra evden ayırma, annesinin evine yahut şahıs kendi annesinin evine de götürebilir yahut hanımın evine de götürebilir. Hanımıyla kendisi evini ayırıyor. Olmadığında bu da halletmiyorsa taraflar ne yapıyorlar? Hakem tayin ediyorlar. Hakemler iki tarafla konuşuyor. Yine hallolmazsa ne oluyor? Boşanıyorlar. Boşanıyor kadın iddet bekliyor, üç ay sonra yeniden barışmak için girişimde bulunuyorlar, eğer istiyorsa yeniden eşine dönüyor. Yok değilse kadın bir başkasıyla evlenebiliyor. Konu bu. Niye sopa olsun? “Darabe-darabtüm seyahat etsin, uzaklaştırsın” anlamında. Adamın aklı fikri sopada olduğu için kafası hep sopaya gidiyor, sopa diye bir şey yok.

VTR: İsmim Murat. İnsanların Kuran’dan uzak olmalarının sebebi nedir?

ADNAN OKTAR: Adamlar diyorlar ki; “Bir kere Kuran ellenmez dokunamazsın Kuran’a, abdest alarak dokunacaksın” diyor. Kadınlar da zaten hastayken elini süremezler, ay hallerinde süremezler. Bir de Kuran çok yüksekte olması lazım. “Kuran’ın olduğu yerde öyle müzik falan olmaz, eğlence de olmaz, yatıp uyuyamazsın da” diyor. Çözüm ne? “Kuran’ı evden dışarı çıkart” diyor, bu kadar basit, bu kadar açık “çözüm bu” diyor. “Kuran’ı çıkartıp getirsen de okusan da kırk yıl geçse yine anlayamazsın” diyor. Hüseyin Hilmi Işık İlmihal’de diyor ki; “Bizim gibiler” diyor “bizim kafamızda ki adamlar kırk yıl okusak da yine anlayamayız Kuran’ı” diyor. Allah ne diyor? “Hemen anlarsınız” diyor Kuran’da “açıktır” diyor “sarihtir ve anlaşılırdır” diyor “bol örneklerle anlattım her örnekten verdim hiçbir konuyu da eksik bırakmadım” diyor “ve sizi sadece Kuran’dan soracağım” diyor Allah. Adamlar da “yok arkadaş Kuran eksiktir, ilaveler yapmak gerekir, çıkartmalar yapmak gerekir” bir de çıkartma da istiyorlar. Hem ilave hem çıkartma istiyorlar nasih mensuh diyerekten nasih mensuh. Hem Kuran’a ilave hem çıkartma elde Kuran kalmıyor. Çünkü bir kısmını çıkarıyor bir kısmını da ilave ediyor bambaşka bir kitap olmuş oluyor ve böylece insanları Kuran’dan soğuttular ve korkuttular ve insanlar Kuran’a güvenemeyecek hale geldiler.

Evet sorulara devam edelim.

VTR: İsmim Mücahit. İnsanlar neden balon almıyor?

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Yakışıklı Mücahit işte derin düşünseler ince düşünseler sen belli ki helaliyle kazanmak istiyorsun ve onurlu delikanlı olduğun için doğrudan bir talebin yok. O minik balonlarını satmak istiyorsun insan almak istemese dahi alır. Ne olur, kaç liradır ki o nedir? Nasıl bir merhamet, nasıl bir şefkat, nasıl bir sevgi anlayışı bu? Yanından geçip gidiyorsun, al bir tane ne olur? Yine koy cebine at istiyorsan çöpe ama onu mutlu etmek mümkün. Akşama kadar o kaç tane balon satar. İşte o sevginin olması çok önemli. Zaten sana balon sattıran sistem yanlış zaten. Velayet sistemi olacak ki, seni herkes evladı olarak görsün, herkes kendi parçası olarak görsün. Velayet sistemi olmayınca adam elin oğlu diyor bana ne diyor. Halbuki sen hepimizin oğlusun, hepimize aitsin. Kuran buna bu şekilde bakıyor. Allah bu şekilde değerlendirmemizi istiyor. Velayet sistemi olmadığında bu acılar her yerde yaşanıyor. Bak Rohingya’da ezim ezim eziyorlar Müslümanları birçok kişinin umurunda dahi değil hemen kapatıyor televizyonu adını duymak istemiyorlar. Büyük mitingin dışında olmaz. Basın açıklaması falan bunlar olmaz. Miting açıklaması yapacaklarsa tamam. Basın açıklamasıyla ne olur? Ne olacak basın açıklamasıyla?

Evet dinliyorum.

VTR: İsmim Çiğdem. Etrafımda güvenecek insan neden yok?

ADNAN OKTAR: Bu insanı ne kadar kızdırıyor bak bu çocuğun güzelliğine bak bu hanımın bu güzel varlığın ihtişamına bak. İnsan hayran olur böyle bir varlığa ama bak ifadesi ne kadar ızdırap verici. Canımın içi Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin. Sana Allah yeter ve seni sevecek insanları da Allah sana yaratacaktır göreceksin. Allah senin bu duanı işitiyor bu senden bir dua Allah’tan duayla talepte bulunuyorsun “Ya Rabbi” diyorsun “bana seveceğim dostlar, arkadaşlar nasip et” diyorsun bu senin duana Allah icabet edecek inşaAllah. Üç-beş yıl içerisinde Türkiye’de çok köklü güçlü değişiklikler olacak. Senin duanı da Allah kabul etmiş olacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Nerede ve ne zaman öleceğimizi bilebilir miyiz?

ADNAN OKTAR: Nerede ve ne zaman öleceğimizi bilebilir miyiz? Bir yerde ise insan, komaya girmiştir doktor diyor mesela “bir dakika sonra ölecek” diyor bir-iki dakika sonra ölüyor adam da, bilir yani. O anlamda bilir. Ama en başından bilemez ilk yıllardan, son anında bilir tabii ki. Ama mesela bir saat öncesinde bilemez belki çünkü yeniden dirilip canlanabilir hiç belli olmaz. Ama tahmin edebilir, tahmin etmek ayrı ama kesin bilemez. Çünkü ne bileyim eğer komada ise bile bulunduğu yerden alıp başka bir yere götürebilirler.

Evet dinliyorum.

VTR: Adım Akif. Türk törelerinde zaten kadına yüksek değer veriliyor gereği kadar. Peki feminizm neden böyle bir şey yaptı? Türk’üz kadına gereken değer verilmesi gerekiyor.

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım Ülkücü ağabeyinin nurlusu ağabeyinin aslanı. Ne feminizmle olur ne de töreyle. Olsa bu felaket olmazdı. Töre de kurtarmadı, feminizm de kurtarmadı. Kurtuluş Mehdiyet’ledir. Coşkun sevgiyledir. Kadınlar dünyanın en değerli, en yüksek varlıklarıdır ve muhteşem sanat eserleridir. Törede biz bunu da göremedik yani törede kadının bu akıl almaz mükemmelliği vurgulanmamış ben hiçbir yerde okumadım. Feminizmde de kadının bu muhteşem güzelliği, muhteşem üstünlüğünden bahis yok bir mücadele var sadece. Kadının güzelliğini, üstünlüğünü anlamak için aşk ve tutku gerekir ruhta deli bir coşku ve sanatçı ruh gerekir. Bu muhteşem varlıkları görebilmek onun verdiği hazzın derinliğini hissedebilmek için. Yoksa adam görüyorsunuz yerli filmlerde adam haşa “karı” diyor mesela “karı” gelenekçiler falan da öyle “karılar” diyor adam yani saygısı yok. Gelenekçi Ortodoks sistem ne diyor? Kadın hayvanla insan arası bir varlıktır diyor. Darwin ne diyor? Haşa kadın hayvanla insan arası bir varlıktır diyor. Bu kepazelik, bu rezalet ne yapıyor kadınları? Ezim ezim eziyor idi. Bu rezaleti ortaya çıkarınca bak şimdi geri adım attılar utanç içindeler ve bu rezilliği bir daha yapamıyorlar. Yapabilirlerse bir göreyim. Asla müsaade etmeyeceğiz her yerde püskürüyorlar şu an her yerde darmadağınlar. Bak it kopuk sayısı da azaldı hepsini çünkü adliyeye bildiriyoruz. Böyle tehdit eden çakallar şunlar bunlar bunların alayı toparlanacak sonra söyleyeyim.

İzleme akıl almaz artmış ama yine biz bir kısa ara verelim misafirlerimiz dinlensinler devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz.

VTR: Hz. Ali (ra), Peygamberimiz(sav)’in Soyadının Adnan Olduğunu Bildirmektedir

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: Ben Kazım Kaymaz. Bütün Müslümanların ve bütün dünya aleminin huzur içinde, barış içinde yaşamasını istiyorum. Türk milletine ve Müslüman millete iyi bayramlar diliyorum.

ADNAN OKTAR: Bak hepsi İslam Birliği, insanların mutluluğu, huzur, sevgi başka bir şey yok. Bu Mehdiyet’in özetidir.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Koray. İnsanın en büyük düşmanı kimdir?

ADNAN OKTAR: Tabii ki şeytandır. Özel yaratılmış bir negatif varlıktır. Elektron yığını gibi bir zekadır. Nasıl beynimizin içindeki et değil asıl onun içindeki elektromanyetik bir güç vardır biz buna akıl diyoruz değil mi? Elektrikten oluşan bir akıl, görülmeyen bir akıl var beynimizin içinde; şeytan da öyle bir akıldır, görünmeyen bir akıldır. İnsanın beynine girer vücuduna girer ve olumsuz yönde insanları yönlendirmeye çalışır.

Evet.

VTR: Atatürk şu anda yaşasaydı yeni Türkiye hakkında ne düşünürdü?

ADNAN OKTAR: Daha modern olmasını isterdi tabii. Daha müzik, resim, heykel, sanat ve kalitenin yükselmesini isterdi. Çok kaliteli bir gençlik için teşvik ederdi.

Evet dinliyorum.

VTR: Sevgi parayla ölçülür mü?

ADNAN OKTAR: Sevgi parayla ölçülür mü? Adam çok seviyorsa mesela ona sevdiğine ev alır, araba alır güveniyordur bu bir ölçüdür. Güven alameti çok harika bir şey. Adam cimrilik yapmıyor malını mülkünü veriyor o sevdiğine elle tutulur net bir ölçü bu. Karşı taraf eğer egoist bencil değilse oyuncu değilse o kişiyi tuzağa düşürmeyecekse güzel bir jest o insanın cömert olduğunu gösterir o, fedakar olduğunu gösterir ve olur. Ama bu anlamda olur.

VTR: Merhabalar ben Bursa’dan Haluk Yılmaz. Örf, adet, gelenek adı altında yapılan evliliklerle insanları bu kadar borca sokmak sizce doğru mu?

ADNAN OKTAR: Örf, adet, gelenek adı altında yapılan evliliklerle insanları bu kadar borca sokmak sizce doğru mu? Sıhhatli bir evlilik yapılacaksa borçlanmaya gerek yok. Adam fakirse hiçbir yerde harcama yapmadan doğrudan kendine bir ev alıp bir de araba alıp yiyeceğini, içeceğini, kıyafetini alıp onunla yaşaması lazım. Ama adam ev alamıyor, araba alamıyor, yiyecek alamıyor; düğün yapıyor. Kirada perişan olarak yaşıyor bu akıllı bir hareket değil dediği doğru delikanlının. Ama bol parası varsa onların hepsi olur. Ama parası yoksa ve yapıyorsa bu çok acınacak bir hal ve çok yanlış.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Şevval. Neden insanların çoğunda kronik yorgunluk var?

ADNAN OKTAR: Şevval ne kadar güzelsin sen çok çok güzelsin Allah seni çok güzel yaratmış uzun ömür versin sana Allah, sağlık sıhhat versin. Yorgunluk olmazsa insanlar imtihan olmaz. Bütün insanlar yorgundur, yorgunluğa karşı mücadele verirler. İrade kullanır, azmeden, kararlı olan yorgunluğa mağlup olmaz. Ama ben yorgunum yorgunum diye gider sızar bir yerde kalır, yorgunum diyen bitkinleşir ama telkin eden -Allah öyle bir güç vermiştir- kendini telkin eden de çok canlı olur. Niyete bakar eğer niyet edip kendinin yorgun ve bitkin olduğuna inanırsa çökertir o onu. Ama yorgun iken ben canlıyım derse canlanır o yorgunluk gider, o yorgunluğun ona gücü olmaz. Yorgunluğu yenmiş olur. Yorgunluk akılla yenilir, irade ile iman ile yenilir. Yorgunluk özel olarak insanların üzerine salınan, Allah tarafından salınan özel bir güçtür, bunu yenen başarılı olur.

Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Yabancı basında en son yayınlanan makaleleriniz şunlar; İngilizce Gulf Daily News Gazetesi’nin kardeş yayını olarak bilinen Arapça yayınlanan Akhbar Al-Khaleej Gazetesi’nde “Dünyanın İhtiyacı Olan Liderlik” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakını anlatıyor ve günümüz liderlerinin Peygamberimiz (sav)’in hayatından alacakları çok fazla ders olduğunu vurguluyorsunuz.

Merkezi Bağdat’ta bulunan bağımsız ve sol çizgiye sahip Arapça günlük gazete Almada’da “Yemen’de Dünyanın En Büyük Kolera Salgını” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda açlıkla mücadele eden Yemen’in şimdi de tarihte görülmemiş büyüklükte kolera salgınıyla mücadele ettiğini anlatıyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Rayah’da “Her Kırk Saniyede Bir İntihar” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Dünya Sağlık Örgütü’nün dünya çapında her kırk saniyede bir intihar gerçekleşmesine dair raporu üzerinde duruyorsunuz. Hükümetlerin telefon hatlarıyla psikolojik destek hizmetleri vermelerinden ziyade insanlara Allah’ın varlığını, hayatın gerçek anlamını, sonsuza kadar yaşayacak varlıklar olduklarını anlatmalarının asıl çözüm olacağını anlatıyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “Sinsi Bir Psikolojik Dizayn Yöntemi: Çirkin Sanat” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda İngiliz derin devletinin telkin ve propaganda kampanyalarından birinin de çirkin sanat olduğunu belirtiyorsunuz. Çirkin sanatın toplumların manevi ve kültürel dokusunu bozmaya, insanların ruhunu köreltip değerlerini yok etmeye bilinçaltlarını alt üst etmeye yönelik özel sistematik ve organize bir programın parçası olduğunu anlatıyorsunuz. Ve bunun geniş kitlelere anlatılmasının hayati önem taşıdığını belirtiyorsunuz. Bu makaleniz aynı zamanda Hindistan’ın Cemmu ve Keşmir eyaletinde bulunan ve bölgenin yazlık başkenti olarak bilinen Srinagar’dan yayın yapan tanınmış köşe yazarlarına yer veren günlük gazete Kashmir Reader’da da yayınlandı.

Merkezi Londra’da bulunan Irak’ın günlük Arapça gazetesi olan Az-Zaman’ın hem basılı yayınında hem internet sitesinde “Rock Star İntiharları Son Bulacak mı?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda eğer sanatçılar ve müzik endüstrisi ahlaki değerlerin materyalist değerlerden daha üstün olduğunu ve sevgi ve samimiyetin gerçekten yaşanabileceğini anlarlarsa üzüntü, depresyon gibi bir sorunlarının da kalmayacağını anlatıyorsunuz. Bu değişimin yaptıkları müziğe de olumlu etkisinin olacağı gibi dinleyenlerinin de üzerinde olumlu bir etki bırakacağını belirtiyorsunuz.

Amerika’dan yayın yapan haber portalı News Rescue’da ise “Tüm Canlılarda Allah’ın Üstün Sanatı Hakimdir” başlıklı makaleniz yayınlandı maşaAllah.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel.

Evet yine kardeşlerimizin sorularını alalım.

VTR: Başkentimiz Ankara olmasaydı hangi il olurdu?

ADNAN OKTAR: Ankara olmasaydı Eskişehir olurdu. İçerde olması lazım yani bir saldırı olduğunda kenarda olduğunda adam çıkartma yapar başkenti bir anda ele geçirir. Denizde başkent olmaz, deniz kenarında çünkü orayı hem havadan hem karadan denizden kuşatma imkanları oluyor. Ama deniz tehlikelidir, deniz kuşatması hava gibi değil. Havayı yine püskürtebilirsin, karayı da püskürtebilirsin ama deniz biraz buna müsait bir durum oluyor. Çünkü denize ulaşmak zor onun için denizden vurulmaması için Atatürk rahmetli içlerde bir yerin özellikle Ankara’nın olmasını istemiş. Herhalde Eskişehir’i falan da düşünmüşlerdir öyle gibi duyduk ama Ankara iyi. Ankara niye Ankara? Kaderde öyle de onun için kaderde öyle.

Evet.

VTR: Ağabey sizce size teknoloji size yetiyor mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım teknoloji bize nasıl yetsin? Teknoloji zaten ölü şu an internete girmek istiyoruz iki saat bekliyoruz kavanoz doluncaya kadar bekliyoruz üstte bekle diyorlar mavi kavanoz dolacak ondan sonra ben böyle olay görmedim. Basar basmaz şak hatta kafandan geçene göre de yapması lazım beyninden geçeni bile anlaması lazım.

VTR: Ben Açelya, 30 Ağustos Zafer Bayramınız kutlu olsun. Atatürk’ümüzü çok seviyoruz. Eğer Atatürk olmasaydı belki bu ülke sömürge ülkesi olmuştu, hepinizin bayramı kutlu olsun.

ADNAN OKTAR: Aferin benim canıma aferin benim aslanıma. Böyle bir gençlik olacak da oturup yobazlar kavak ağacı gibi orada burada dal budak saracak öyle bir olay olmaz konu bitti. Artık Mehdiyet ruhu hakim Türkiye’de her yere bu tam anlamıyla oturdu. Yobazlık öldü onu bitirdik Allah’a çok şükür.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Turan. Bir yıl geleceğe gitmiş olsaydınız kendinize ne tavsiye ederdiniz?

ADNAN OKTAR: Bir yıl geleceğe gitmiş olsaydım kendime ne tavsiye ederdim? Bir yıl daha ileri gitmeyi tavsiye ederdim bir yıl yetmez çünkü bize üç-beş yıl daha gerekiyor.

Evet.

VTR: Hazır yiyecekler daha sağlıklı bir hale getirilebilir mi?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım o dediğin çok önemli çok da basit bir şey ama yapmıyorlar. Halbuki kalsiyum, fosfor, magnezyum, çinko, bakır, demir yiyeceklerde bol miktarda olması gerekiyor. Ayarlanmış olması gerekiyor protein ve vitaminler doğal vitaminler yiyeceklerde olması lazım. Dağınık, yeteri kadar olmuyor ve ayrıca omega yağlar, omega yağlarla gıdalar hazırlanması lazım. Orada da büyük bir hata ve yanlışlık var.

Evet.

VTR: Merhabalar Adnan Bey ben Zehra, sizi uzun süredir takip ediyorum. Bu kadar samimi olmanızı neye borçlusunuz? Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, güzel huylum Allah sana hayır, bereket, nur versin. Samimiyetin dışında yaşamak sürünmek demektir. Samimiyetin dışında yaşadığında cehennem azabıdır. Allah bizi samimi olarak yaşadığımızda rahat yaşayacağımız şekilde yaratmıştır. Ruh sahibi her varlık samimi olmaya mecburdur. Samimi olmadığında sürünür, azap çeker, acı çeker. Ruh sahibi değil ölüyse zaten onun dürüst olup olmaması onu etkilemez hiçbir şey olmaz. Dışardan olur da ama iç şuurunda onun farkına varamaz ölüyse.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz basınında geçtiğimiz yıllarda Burma Myanmar ile ilgili pek çok haber çıktı. Haberlerde Burma’da demokrasi yönünde özellikle son yıllarda önemli gelişmeler olduğu ve İngilizlerin de bu gelişmeleri desteklemek için Burma’da bulunduğu haberleri yer aldı. Ayrıca İngilizlerin Myanmar ordusuna insanların korunması ve katliamların önüne geçilmesi için eğitim verdiği ve orduyu İngilizlerin eğittiği söylendi.

ADNAN OKTAR: Myanmar ordusu tabii ki İngiliz subaylar tarafından kuruldu ve eğitildiler. Silahlar da yurt dışından geliyor dolayısıyla bir tek orası değil Irak subayları da İngiltere tarafından eğitildi. Suudi subaylar da İngilizler tarafından eğitilmişti. Osmanlı subaylarının da büyük bölümü de İngilizler tarafından eğitilmişti zamanında Abdülhamid döneminde. Hatta donanmayı direkt İngiliz paşanın eline verdiler, doğrudan. İngiliz orgeneralin eline verdiler Osmanlı donanmasını, sen yönet diye.  Yani olayın başlangıcı zaten Abdülhamit dönemine rast geliyor.

Evet, sualata devam edelim. 

VTR: Selamün aleyküm Adnan Oktar Bey. Programlarınızda bayanlarla oturuyorsunuz. Bayanların dinimiz gereği tesettürlü, tesettürlü bayanlarla bile oturmanız bile yasakken öyle bayanlarla oturmanızın sebebini çok merak ediyorum, program izlensin diye mi? Bence dinse, dini anlatacaksınız eğer, böyle şeyler yapmamanız gerekiyor diye bir öneri sunabilirim size. Bunun cevabını alırsam çok memnun olurum. Teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, aslanım, nur yüzlüm, sizi böyle yanlış bilgilerle yıllarca, yüzyıllarca eğittiler artık kromozomlarınıza işledi bu. Sana bir şey söyleyeyim, böyle bir şey yok. Bir oyun oynandı kadınlara, İslam âlemine büyük bir oyun oynandı. O yüzden böyle mahvedildi Müslümanlar. Bak bütün dünyada Müslümanlar ezim ezim eziliyorlar. Neden? Çünkü Kuran Müslümanlığını yok ettiler, şirk sardı. Şirk olunca Allah'ın hükmü imhadır, ezer Allah. Şirk sardı mı imha, Allah'ın yaptığı hep budur, her devirde böyle olmuştur. Selçuklular döneminde de böyle olmuştur, her dönemde de böyle olmuştur. Allah düz mantıkla hareket eder. Sen Allah'ın kullarının yarısını ezmeye kalkarsan Allah demediği halde, bak diyorsun ki; “Kadınla erkekler bir arada oturamaz.”  Kadın olmaları suç mu, nasıl oturamaz? Hadi tamam dediğini yaptık diyelim kadınlar oturamadı, delikanlılar gelebiliyor mu? “O kadından daha beter.” diyor. Kardeşim bu nasıl bir kafa? Allah'ın hükmünü ortadan kaldırmışlar. Ben o delikanlı için bir şey demiyorum, çünkü o öğrenmek istiyorum diyor, bir iddiası yok onun. Allah’ın dinini yıkmaya kalkmışlar, oyun oynanmış İslam dinine. Kadınlara oyun oynanmış,  kadınları tuzağa düşürmüşler. Bu büyük oyunu bozacağız, bozuyoruz ve bozmaya da devam edeceğiz. Çok büyük bir oyun oynamış. Bak görüyor musun; “Kadın erkek bir araya gelemez, konuşamazsın da” diyor. Nereye gidecek kadın o zaman? “Eve gitsin otursun.” diyor. “Tamam, eve gitti oturdu.” diyoruz. “Pencere var” diyor, “orayı da kapatacak.” “Pencereyi” diyor, “Sahabeler briketle örmüşlerdi” diyor. “Karıları çarşıdaki erkeklere bakmasın diye” diyor, briketle örüyor. Arkasından diyor ki; “Kadına” diyor,” fazla yemek vermeyin, azar” diyor, “sokağa çıkmaya kalkar, az yemek verin ki azmasın” diyor. “Güzel kıyafet giydirmeyin ki, dışarı çıkmak ister” diyor. “Yazı da yazdırmayın” diyor, “yazıyı öğretmeyin, dostuna mektup yazar” diyor. Şu kepazeliğe bak. “Kadın” diyor, “ yarım mahlûktur, yarım insandır” diyor, “insan değildir,  insanla hayvan arası bir şeydir, her dediğinin tersini yapın” diyor bunu Mevlana Celalettin Rumi kitaplarına o da almış, İslam ulemasının kitaplarının büyük bölümünde var. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davud hepsinde var. “Kadını da” diyor, “zina ettiğini yakaladığınızda, taşa, yere üstüne elbise giydirin” diyor,” ince bir kıyafet” kefen gibi, “küçük küçük taşlarla taşlayarak öldürün” diyor, “fazla iri olmasın taşlar” diyor. “Biz” diyor, “sabah başladık kadını taşlamaya” diyor, “bir türlü ölmedi” diyor. “Baktım olacak gibi değil” diyor, adam devenin çene kemiğini almış vura vura vura vura kadını öldürmüş, şehit etmiş. Bu müşrik âdetidir, bu putperest âdetidir. İslam dinini yıkmaya kalktılar, buna müsaade etmiyoruz, şu an İslam yeniden diriliyor. Kuran'da kadınların kapanması ile ilgili bir hüküm yok. Nur Suresi’nde öyle bir şey yok, kadınlar erkekler beraber. Hacda da sırt sırtalar, görmüyor musunuz? Bak onu değiştiremediler hacdaki ibadeti. E niye ayrı yapmıyorsunuz kadınlarla, işte yapın haccı kadınlar ayrı yapsın, erkekler ayrı. Her yıl olduğu için biri çıkıp cesaret edip yapamamış onu. Ya sırt sırta hac yapıyorlar, sırt sırta kadınlar. Hani ayrı oluyordu, niye beraber yapıyorlar? Çünkü ona güçleri yetmemiş hacca. Öbür yerlere güçleri yetmiş. Bunların hepsi hurafe, Peygamberimiz (sav)’in devrinde kadınların hepsi dekolteydi.  Dekolte dışarı çıktıklarında laf atıyorlardı, sarkıntılık ediyorlardı. O yüzden dışarı çıktıklarında müşriklerin azgın saldırılarından korunmak için “Güvenli olmayan yerlerde üstünüzü tamamen örtün.” diyor Cenab-ı Allah.  Başörtüsü değil, “Bütün vücudunu baş dahil, yüzü dahil, elleri dahil her yerinizi örtün ki size saldırmasınlar diyor.” Allah kadınlara. “Dekoltenizi örtün” diyor. Mümin kadınların hepsi dekolteydi o devirde. Bak bir tanesi çıkıp aksini söyleyemiyor. Başörtüsü diye bir şey yok Nur Suresi’nde başörtüsünden bahsedilmiyor.  Kadınların göğüsleri açıktı, sadece “göğüslerini örtsünler” diyor, “cinsel organı açık olan cinsel organını örtsün” diyor, böyle bir şey yok. Erkek hakimiyeti kurmuşlar kadınların hakkında akıl almaz dehşet verici hükümler çıkartmışlar ve kadınları ezim ezim ezmişler. Sıkıysa bundan sonra da ezsinler göreyim. Bundan sonra müsaade yok.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey, arkadaşlarımız Aylin Hanım, Uğur, Bülent ve Noyan dün gece sizi temsilen Haliç Kongre Merkezi’ndeki 30 Ağustos Zafer Bayramı’mızın 95.ci yıldönümü resepsiyonuna katıldılar. Girişte İstanbul Valisi Sayın Vasip Şahin ve eşi davetlileri nezaketle karşıladılar. Muharip Gaziler Derneği üyeleri ile birlikte arkadaşlarımızı görüyoruz bu resimde. Fotoğraftakilerin çoğunluğu Kıbrıs gazileri.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: 1. Ordu Komutanımız Orgeneral Musa Avsever ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Musa Paşamız.

BÜLENT SEZGİN: Değerli Paşamıza selamlarınızı ilettik, çok teşekkür etti. “Bilmukabele” dedi ve bizi 1. Ordu’ya davet etti.

ADNAN OKTAR: Aslan Paşamız. Allah uzun ömür versin hepsine. Sonuna kadar yanlarındayız. Sonuna kadar evvelAllah ölümüne kadar. Şehit olmayı isteyerek yanlarındayız.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul Emniyet Müdürümüz Sayın Mustafa Çalışkan. Kıbrıs Türkü’nün sesini dünyaya duyuran Güven Radyo’nun kurucularından Albay Coşkun Bey ve eşiyle birlikte.

BÜLENT SEZGİN: Albayımız da Kıbrıs’a davet etti. “Mutlaka ziyarete gelmelisiniz” dedi. Sizi izlediklerini ve hayran olduklarını ilettiler.

ADNAN OKTAR: Allah hepsine hayır, bereket, uzun ömür versin paşalarımızın. Devlet erkanına Allah güç kuvvet versin. Deccaliyete karşı mücadele Allah hepsinin yardımcısı olsun. Kahpe kurşunlardan hepsini korusun Cenab-ı Allah.

KARTAL GÖKTAN: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Kadir Topbaş ile.

ADNAN OKTAR: Kadir Hocam maşaAllah İstanbul’u ihya ediyor. Kadir Hoca sağlam delikanlıdır.

KARTAL GÖKTAN: Çin başkonsolosu Qian Bo ve Bangladeş Başkonsolosu Mohammad Monirul İslam.

ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye’yle dostluğun pekişmesi için Çin’in atakları iyi. Biz de bu yönde Çin’i destekliyoruz.

KARTAL GÖKTAN: Çin başkonsolosu Qian Bo ve ICBC Bankası Genel Müdürü Gao Xiangyang. Çin Başkonsolosu’nun yardımcı ile birlikte.

ADNAN OKTAR: Bayağı şeker bir tip.

KARTAL GÖKTAN: Rusya Federasyonu Konsolosu Dimitri Yevdokimov ve Kırgızistan konsolosu Ruslan Moldokumov.

ADNAN OKTAR: Gayet güzel. İyi Allah hepsine hayır, bereket, güzellik versin.

Kısa bir ara verelim devam edelim.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolar ile devam ediyor.

VTR: İslam’a Göre Homoseksüellik Kuran’da ve Hadislerde “İğrenç bir Çirkinlik” Olarak Bildirilen Haram Olan bir Davranıştır.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımıza devam ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey eserlerinizden faydalanarak hazırlanan yeni bir belgesel daha A9 TV ekranlarında gösterilmeye başlanıyor. Belgeselin ismi Ateizmin Çöküşü, bu belgeselde 20. Yüzyılda gerçekleşen teknolojik gelişmelerle Allah’ın varlığının birçok alanda bilimsel olarak da ispatlanmasıyla eski çağlarda öne sürülen ateizm felsefesinin büyük bir çöküşe uğradığı anlatılıyor. Darwin, Freud, Troçki, Marks gibi birçok ateistin iddialarının geçersizliği, rastlantısal evren fikrinin nasıl çöktüğü, 70’lerde yaygınlaşan dinsiz hippilik akımının nasıl son bulduğunu anlatılıyor. Kardeşlerimiz Ateizmin Çöküşü belgeselini bu akşam saat 21.00’da A9 TV ekranlarında izleyebilirler.

ADNAN OKTAR: Güzel, evet dinliyorum.

VTR: İsmim Ömer Karabulut. İnsanları gerçekten içinde çok büyük nefret taşıyor. Biz bunun önüne nasıl geçebiliriz, nasıl engelleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: İşte deccalin varlığının delili bu. Yani görülmemiş bir nefret, görülmemiş bir kin, görülmemiş bir sevgisizlik ve insanlar bundan yangın. Bu deccalin çıktığını, varlığını halen devam ettirdiğini göstertiyor. Muazzam bir yangınlık var, aynı zamanda bu Mehdiyet’in varlığını da gösterir. Çünkü insanlar çözüm arıyorsa ve yangınsa bir bela vardır bir de çözüm vardır. Bela deccaliyet tespit edilmiş oluyor. Çözümün de Mehdiyet olduğu anlaşılıyor. Başka da hiçbir çözüm gösterilemiyor. Bunu ne Amerika halledebilir ne Rusya ne Çin. Bunu halledecek ne bir kurum var, ne bir kuruluş var, ne bir bakanlık var, ne bir vakıf var, ne bir tarikat var, ne bir yapı var hiçbir şey yok. Mehdiyet’in dışında hiç bir yol olmadığı görülüyor. Mehdiyet’e mecbur olduğumuzu Allah bize gösteriyor.

BÜLENT SEZGİN: Fransa Cumhurbaşkanı Macron liderliği ile ilgili görüşlerini anlatırken şöyle bir konuşma yaptı. Dünya lideri olmanın göründüğü kadar havalı olmadığını söyleyen Macron “Her on günde bir Erdoğan ile konuşmak zorunda olan benim” dedi.

ADNAN OKTAR: Bu Macron denilen delikanlı millet bunun konumunu bilmiyor, bu garibanın teki. Bunu İngiliz derin devleti bulup alıp getirdi. Ve adamların şu an işine yarıyor, İngiliz derin devletinin işine yarıyor. Ve bunu kullanıyorlar bomboş bir adam. Yani normal bir delikanlı sokaktan bunu bulmuşlar. Önce bankada görev verdiler buna, bankada memurdu sonra dediler “Gel seni Fransa’nın başına geçirelim ama sen bizim dediklerimizi yapacaksın” dediler. Yüzündeki şaşkın ifadeye bakın hemen anlarsınız. Bu çok büyük bir skandal ve çok büyük bir olay. Bakın muazzam bir örnek. Göster şimdi adamı. Bildiğin sokaktan rastladığın gariban gençler var öyle bir tip. Yani hiçbir şey bildiği falan yok. Genel kültürü falan da yok. Siyasetten falan da anlayan bir tip de değil. “Sen” dediler “bizim dediklerimizi yapacaksın, ne dersek onu yerine getir gerisine karışma dediler” olay bu. Macron aşağı, Macron yukarı olayın derinliğini halk anlamadı. Çok yetenekli bir adamı buldular, adam bileğinin hakkı ile Fransa’nın başına geldi gibi düşünüyorlar. Öyle bir şey yok. Özel destek ile geldi. Bu Yunan Çipras var o da o tarz bir şey. Bomboş bir adam, sırf genç diye alıp getirdiler. O kadar normal sokaktan bir delikanlı, eli yüzü düzgün. Getirip Yunanistan’ın başına koydular. Yönetim doğrudan dışarıdan oluyor. Mesela Kanada’da da aynı durum var.

EBRU ALTAN: Siz Obama’yı da söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: Obama da aynı şekilde normal kendi halinde bir zenci delikanlı bu, kendi halinde derken homoseksüelleri destekleyen, komünizmin etkisinde olan sokakta bol bol rastlanan tiplerden biri, hiçbir özelliği yok. Bu Trudeau da Kanada’da o da öyle sıradan bir delikanlı. Hiçbir özelliği yok. Ne genel kültür olarak, ne siyaset kültürü olarak hiçbir şey bildiği yok. Bunların ortak özelliği hepsinin İngiliz derin devleti tarafından tayin edilmiş olmaları yani olay bu, bu kadar. Adamlar onların kimin tayin ettiğinin farkında bile değil. Adamlar ne olduğunu bilmiyor. Sadece teşekkür ediyorlar sağ olun, var olun. Adamlar diyor ki “Biz senin yerine getireceğiz oturacaksın sandalyeye biz ne dersek onu yapacaksın gerisine karışma” diyorlar. Bak dikkat edin çok büyük bir skandal bomboş adamlar bunlar. İstersen çıkaralım televizyona konuşturalım görürsünüz. Hiçbir bilgileri yok. Bu 2014 yılına kadar kimsenin adını duymadığı bir tiptir Macron yani bakın internete. Hiç kimse bilmez. Cezayirli bir Musevi özelliği bu. Rothschild’in sadık hizmetkarı olan Jack Atari tarafından keşfediliyor bu delikanlı, keşfediliyor derken bakıyor eli düzgün bu bize yarar diyor. Rothschild’in Fransa’daki bankasına memur olarak bunu yerleştirdiler. Bak dikkat edin olayın büyüklüğüne. Süratle bunu yükselttiler, milyonlarca dolarlık satış dosyalarını idare ettirdiler buna. İş dünyasının önemli isimleriyle tanıştırdılar. Bu olayların ardından Atari isimli adam tarafından siyasete sokuldu. Önce Hollande’nin ekonomi danışmanı sonra genel sekreter yardımcı en son da ekonomi ve sanayi bakanı yaptılar. Tamamen Rothschild’in yönlendirmesi ile oldu. Yani İngiliz derin devletinin yönlendirdikleri bir evladı. Diğerleri de aynı şekilde dünyanın hiçbir yerinde insanlar fark etmiyor bir çizgi roman kahramanı gibi görüyorlar bunu. Fotoroman kahramanı gibi millete alkışlarla falan sunuyorlar ne Obama’nın ne bunun, ne diğerlerinin hiçbir özelliği yok. İngiliz derin devleti tarafından siyasi piyasaya sunulan adamlar. Hükümetin olumsuz ekonomik gidişatına ortak olmamak istedi kendince uyanık olduğu için. 2016’da ağustosta bakanlıktan istifa ettirdiler bunu, bu bir An Marş Hareketi diye bir hareket kurdular olay geliştirdiler. Büyük bir oy potansiyeli olan Afrika kökenlileri bu harekette kucaklattılar buna. Bu Rothschild’lerin iç dünyasının Amerika Birleşik Devletleri lobisinin ve AB lobisinin, Merkel’in, ana akım medyanın destek ve propagandaları hep Macron’un arkasında oldu. İngiliz derin devletinin talimatı ile. Bu merkez sağın adayı François Fillon bir skandal ile bertaraf edildi anında. İngiliz derin devleti tarafından adam toz duman edildi hemen. Macron hiçbir siyasi deneyimi olan biri değil, hiç. Altmış yıllık merkez sağ sol partileri bir çırpıda devirdi. İngiliz derin devletinin desteği ile. İkinci turda kalması hesaplanan Le Pen’in karşısına getirildiğinde ise zaten garantilenmişti galibiyetini, Le Pen’i zaten ayarlamışlardı. Ve karşımıza bir foto film şubesinin hazırladığı bir foto roman meydana geldi. Olay bu kısaca özeti bu. Hiçbir özelliği yok bakın. Klasik bir Fransız delikanlısı. Sokakta rahatça rastlanacak bir tip. Kimse bunu televizyon karşısına çıkarıp bir bakalım sen ne biliyorsun demiyor. Obama da öyle tıngır tıngırdır bomboştur söyleyeyim. Sadece babası Marksist eğitim almış. Homoseksüellere yakın. Yani onlarla beraber yaşamış gariban bir zenci delikanlı. Hiçbir özelliği yok. O CFR’ın alt kurumu Fransa Amerikan Vakfı’nın başkanlığını buna verdiler. Alt kuruluşlardan birinin lideri olmuştu zamanında. Macron Cezayir’in bağımsızlığı sonrası Paris’e göçmek zorunda kalan Yahudi bir ailenin çocuğu. Yani olay dedeye teslim edildi. Bu kadar basit. Kısa sürede işi bitirdiler. Resimleri bir daha göstersene. Sokakta sık sık rastlanan tipler var ya bildiğin böyle tip yani hiçbir özelliği yok. Zaten şaşırıyor gösterilen ilgiye falan da hayretler içinde kalıyor. Alkışlarla mesela Birleşmiş Milletler’e falan götürüyorlar. O da bir mana veremiyor uyum sağlamakta da zorlanıyor. Yani rolünü yapmakta da zorlanıyor. Sadece ne deniyorsa onu yapıyor adam bu kadar. Obama da öyleydi bu da öyle. Trudeau da öyle. Yunanistan’ı da tamamen çökerttiler. Film artisti gibi bir tipi getirdiler. Bomboş bir delikanlı hiçbir özelliği yok. İngiliz derin devletinin neler yaptığını merak ediyorsanız alın size örnekler.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: “Arakan için İslam birliği” etiketi bir numara Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: “Arakan için İslam birliği” evet tek çözüm odur.  Başka hiçbir çözüm olmaz. Yani Mehdiyet. Bir numarada?

BÜLENT SEZGİN: Evet bir numarada.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

Bu Macron falan bunların hepsinin görevi homoseksüelliği savunmak, Rumiliği savunmak, Darwinizm’i savunmak. İngiliz derin devletinin başka bildiği bir şey yok. Bu garibanları seçmişler bunlara bu görevi veriyorlar. Macron ile ikisi Trudeau’yu göstersene yan yana. Fransa, Kanada.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Resimlerini falan da göster. Ya kardeşim olayı anlıyorsunuz değil mi? Tiplere bakın. Konu bu. Bildiğin bomboş adamlar. Sadece bunlara homoseksüelleri savunacaksınız dediler. Darwinizm’i savunacaksınız. Efendim bir de Rumi kafa o kadar. Zaten suratına bakarsanız hemen anlarsınız. Böyle bildiğin dava adamı falan feşmekan değil. Mesela Tayyip Hoca klasik siyasetçidir dava adamıdır. Bunların böyle bir özelliği yok. Bunlar ne emrederlerse onu yapan tipler. Onun için Tayyip Hoca’yı hazmedemiyor adamlar. Adam emrediyor ama Tayyip Hoca ne oluyor ne alaka falan diyor. Adamlar çizdi. Konu bu. Şimdi Trudeau’nun çoraplarını göstersene. Yaklaştır. Görüyor musunuz homoseksüel renkleri. Bu Obama da Macron da ikisi de sosyalist. FETÖ de sosyalist bir yapılanmadır. Dünyayı komünist yapmak için ortaya çıkmış tipler bunlar. Bak Obama, Macron. Yunanistan’ın başına da aynı şekilde sosyalist Darwinist adam getirdiler. Çipras’ın mesela hiçbir özelliği yok. 

Soru sorsunlar bana cevaplayayım.

VTR: Siz son zamanlarda İngiliz derin devletinden bahsediyorsunuz, peki biz bu şahısları görecek miyiz?

ADNAN OKTAR: Bak teker teker bu it kopuk takımının hepsini tanıtacağım. Bu moriken takımını. Yani bunaklardan oluşuyor. Böyle ipe sapa gelmez manyaklardan oluşuyor. Ve hepsi kendinin Allah olduğu kanaatinde göreceksiniz. Rezil rüsva edeceğim hepsini. Kanunla hukukla ilim ve irfanla. Beklesinler.

Evet.

VTR: Merhabalar ben Gözde. Bu dünyada Müslümanlara yapılan bu eziyetler ne zaman son bulacak? Bir de kurban bayramınızı ve zafer bayramınızı en içten dileklerimizle kutlarız.

ADNAN OKTAR: Canımın içi dünyalar güzelim. Allah sana uzun ömür, hidayet, sağlık sıhhat versin. Bayağı güzelsin maşaAllah. Allah senin de bayramlarını mübarek etsin. Mükerreren kutluyorum. Efendim bu belanın, bu acının bitişi İmamı Mehdi (as)’nin zahir olması Seyyidina İsa Mesih’in zahir olmasıdır.

Macron, Putin ile görüşmeye gidiyor insan iyi bir şey yapacak falan zannediyor. Fransa’nın Çeçenistan’daki homoseksüellerin haklarını koruma konusunda gözlemci olacağını söylüyor Fransa’nın. Ana konumuz bu diyor. Bak Çeçenistan’da insanlar ölüyor, fakir fukara var. Dünyada kan ağlıyor görüyorsunuz. Afrika, Asya her yerde sel gibi Müslüman kanı akıyor. Adamın derdine bak; Çeçenistan’daki homoseksüel haklarını korumak için Putin ile görüşmeye gidiyor adam. Kim yapıyor? Macron. Kim diyor? İngiliz derin devleti. Hadi git diyorlar gidip konuşuyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Avrupa’da çok fazla dejenere olmuş gençlik var. Bu modernlikten mi özgürlükten mi kaynaklanıyor?

ADNAN OKTAR: Ne modernlikten ne özgürlükten. İngiliz derin devletinin azgın deccali saldırısından. Deccalın atağından kaynaklanıyor. Çünkü Allah’ı haşa kıyamete zorluyorlar. Diyorlar ki madem haşa Allah var. Biz dünyayı rezil kepaze edeceğiz hadi kıyameti kopartsın diyorlar. Yani deneme yapmak istiyorlar. Belalarını arıyorlar. Şu an deccal haşa Allah’a meydan okuyor. Biz diyor dünyayı homoseksüel yapacağız. Allahsız, Kitapsız, ahlaksız, katil ve üçkağıtçı yapacağız. Hadi kıyameti kopart diyorlar yani dedikleri bu. Bu dedikleri olacak ama önce bir İslam hakim olacak. Onların dediğinin bir tersi olacak. İslam önce bir hakim olacak. Sonra yine bunlar azacaklar o zaman belalarını bulacaklar.

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Nur. Erkekler istediği saatte dışarı çıkıp istediği kıyafetleri giyerken, biz bunu neden bu kadar rahat yapamıyoruz bunun cevabını arıyorum ve bunun için neler yapılabilir?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak deccaliyet yüzlerce yıl öncesinden diğer deccal babalarından öğrendikleri ile kadını Allah’ın en makbul, en güzel varlığını, en muhteşem sanat eserini yok etmeyi hedeflemişler. Ne yapmışlar? Gelenekçi İslam anlayışında, Ortodoks Musevi anlayışında ve Ortodoks Hristiyanlık anlayışında kadını tam bir cenderenin içine sokmuşlar. Ama en şiddetli tabii gelenekçi İslam anlayışında. Muazzam bir cendere muazzam bir baskı sistemi kurulmuş. Gençleri görüyorsunuz. Hayret ediyor, “hanımlar dekolte, nasıl oluyor?” diyor. Kendisi slip mayo ile. Kadınların dekoltesinin peşinde. Kadını bir kere Darwinizm ile haşa insan ile hayvan arası bir mahluk olarak görmüşler. Gelenekçi İslam anlayışı ile de yarım insan. Yarı insan yarı hayvan. Ne diyorlar kadın için? Buçuk. Hangi gelenekçiye sorsan “kadın tam mıdır?” Hepsi “Buçuk” derler. Kadının adı buçuktur zaten aralarında. Buçuk mesela gelenekçi izahlar yapanlar diyor ki benim bir buçuk müridim var diyor bir buçuk. Ya nasıl, ne demek istiyorsun falan diyorlar. Hacı bayram için bunu söylüyorlar üstelik de görüyor musun? Bir erkek diyor bir de kadın diyor. İki müridim var. Dolayısıyla bir buçuk müridim var diyor. Görüyor musun? Haşa Hacı Bayram’ın ağızı ile hayvan haline sokuyor kadını haşa. Hacı Bayram’ın da söyleyeceği bir laf değil ayrıca bu. Onun adına yalan söylüyorlar. Çok korkunç bir şey bu.  Her gelenekçi eserde bu görünür. Kadının buçuk olduğu. Hepsi de bilirler. Kadınlar da bunu kabul etmiştir. Birçok gelenekçi kadın bunu kabul etmiştir. Adam çıkıyor bak diyor. “Deşarj olur insan dövdü mü rahat olur. Aranmayın ha” diyor. “Eğer dövmezsek sizi daha büyük belaya uğrarsınız” diyor. “Dövmeyi kabul edin ki onunla kurtulun” diyor. “Yoksa üstünüze karı getiririz ha” diyor. Adam söylüyor açıkça. “Deşarj olacağız sizi dövüp” diyor. Kabul ettirmişler bunları kadına. Kadınlar gülüyor. Gelenekçi kadınları toplamışlar. “Ömer de döverdi” diyor “mübarek. Hz. Ömer de” yalan söylüyor H Ömer (ra) adına. Doğru söylemiyorlar diyelim. Alkışlıyor kadınlar. Hz. Ömer (ra)’in kadını dövdüğünü duyunca alkışlıyorlar. O kadar ezmiş ve o kadar zavallı hale getirmişler. “Dekolte giyinemezsin” diyor. Nereden çıkartın? “Ayette söylüyor” diyor. “Hangi ayet?” diyoruz. “Nur Suresi.” Nur Suresi’nde öyle bir şey yok. Allah’tan korkmadan nasıl böyle bir iftira atıyorsun Allah’a? Allah “göğüslerini örtsünler” diyor “cinsel organlarını örtsün” diyor. Nerede var Nur Suresi’nde öyle bir şey?

EBRU ALTAN: Bazı ülkelerde “Kadınlar insan mı? Gelişimini tamamlamış mı?” Diye konferans veriliyor. “Yoksa yarı insan yarı hayvan mı?” diye.

ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan’da kadının “Kadın mı efendim hayvan mı? İkisinin arasında bir mahlukat mı?” Ama tabii asıl kanaatleri hayvan olduğu kanaatinde. Yani erkeğin insan olduğuna inanıyorlar. Buçuk ne demek zaten buçuk. Adı buçuk kadının. Buçuk aşağı buçuk yukarı. Bak gençleri de ikna etmişler. Kadının dans etmesi haşa diyor. Kardeşim sen döne döne oynuyorsun düğünlerde. “Ben erkeğim” diyor. Sen erkeksen o da kadın. Ne fark eder? “Kadın mayo ile denize giremez?” diyor. Sen? “Ben girerim erkeğim” diyor. Şeytan oyun oynuyor, dalga geçiyor ve büyük bir kepazelik ve rezalet dünyayı sarmış vaziyette. Bu oyunu paramparça edeceğiz. İlim ile irfanla, kanunla hukukla evvelAllah. Beklesinler geliyoruz. Zaten darmadumanlar şu an.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: İstanbul Piyalepaşa Semt Pazarı’nda tüm tezgahları satın alan bir iş adamı tezgahlardaki ürünleri bedava verdi halka. Video vardı.

ADNAN OKTAR: Teyze inanamıyor çok şeker. Çok iyi yapmış. Bayağı iyi olmuş. Allah razı olsun. Aslında zaman zaman yapılır. Çok fazla bir şey de tutmaz o. Bir zengin çok rahat yapabilir bunu. Toplam tamamı çok az bir miktar tutar. Satıcı için de güzel bir şey. Beş dakikada bitiyor malı. Tabii öbür türlü çürüyüp gidecek. Bozulacak. Beş dakikada çok iyi. İşte zenginler böyle hayır yapsınlar. Sebze dağıtmak çok büyük bir hayır, fakire fukaraya. Acayip sevinirler.

Üç aydır görevde olan Macron’un sırf makyajı için 26 bin Euro, 106 bin lira harcanmış. İki tane makyözü varmış. Ben ne deyim bu adamlara yani? Baksana vaziyet. Alsana Fransa Cumhurbaşkanı. Hayırlı uğurlu olsun. İnsanlar da farkına varmıyor. İşin acayip yanı kimse bilmiyor bunları kim getirdi. Değil mi? Çipras, bu, Trudeau, Obama. Bunlar sıradan delikanlılar yani. Biraz da hani homoseksüelleri savunan diyeyim de anlayın artık öyle tipler. Normal değil de anormal tabii bizim için anormal. Normal derken dış görünümü ile normal gibi görünüyorlar.

Evet dinliyorum.

VTR: Eşcinseller ve transseksüeller ne zaman normal insan olarak kabul edilebilecek bu ülkede çünkü bu önemli bir sorun bence.

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm nur yüzlüm. Nasıl önemli sorun? Önemli sorun İslam aleminin paramparça olması, cayır cayır adamları napalm bombası ile yakıyorlar. Ve üç bin Müslümanı daha yeni birkaç gün içinde şehit ettiler. Bunlar varken homoseksüellerin birbirini bilmem ne yapması niye önemli oluyor? Yani benim güzelim benim kanaatim bazı basın organlarının etkisinde kalmış. En önemli konu olarak şu an İngiliz derin devleti tarafından dünyaya tanıtıldı. Dünyanın bir numaralı konusu budur diyor. Ben neden önemli olduğunu anlamadım. Niye önemli olsun tiksinti verecek bu kadar aşağılayıcı bir şey, bu kadar mide bulandırıcı bir şey, bu kadar insanoğlunu yerle bir eden bir şey, Allah’ın kuranda lanetlediği ve iğrenç bir şey olarak belirtiği neden dünyanın en büyük ve en önemli olayı oluyor? Canımın içi adam normal o zaman mantık garip bir hale gelmiş oluyor bu durumda. Ben güzelimin bu anlamda bu mantıkta böyle bir şeyi savunacağını zannetmiyorum. Ama dese ki homoseksüelleri dövenler var, öldürenler var. Bu olmaz dese bu tamam. Dövmek ve öldürmek bu olmaz. Ama iğrenç bir fiil olduğunun söylenmesi gerekir. Kuran’a göre bu iğrenç ve çok büyük bir ahlaksızlık olarak belirtiliyor. Bu konuda bir ittifak edelim. Ama adam mesela ateist diye öldürmeye kalkıyor yahut homoseksüel diye öldürmeye kalkıyor. Bu olmaz. Bunları kabul ediyoruz.

Evet.

VTR: İslam hakkında soruyorlar, İslam’ı çok enteresan buluyorum ve birçok insan onunla ilgilenmeye başlıyor ve bu konu hakkında sert veya hiç doğru olmayan düşünceler de var. Bazı kişiler “İslam’ı buraya yaymak istiyorlar ve bizim dinimizi hiçe sayıyorlar” diyorlar. Öyle sözler var ki, “bir Hristiyan’a bir uyuz köpekmiş gibi davranabilirsiniz.” Bilmiyorum Kuran’da böyle sözler geçiyor mu? Ama sanmıyorum böyle bir şey olmaz. Bence özellikle din konusunda bütün dinlere karşı tolerans gösterilmesi lazım.

ADNAN OKTAR: Bak nur gibi tertemiz insanlara da gelenekçiler musallat olmuş durumda. Onların da başına bela olmuş durumdalar. Bütün dünyanın başına deccaliyet bunları baş belası etti. Hakikaten Hristiyanlar hakkında böyle bir görüşleri var. Ve nefret ediyorlar. Halbuki Allah “evlenebilirsiniz” diyor. “Sevgiliniz olabilir” diyor. Kadınların kıyafetine karışıyorlar, dekoltesine karışıyorlar, makyajına karışıyor. Eğlenmesine, dansına karışıyor.  Hristiyanlara da hızını alamıyor bu sefer Hristiyanlara saldırıyor. Musevilere saldırıyor. Ateistlere saldırıyor. Yani bir dehşet dini haline getirmişler İslam’ı kendi kafalarınca. Ama bu ahmakların artık son zamanındayız, son vaktindeyiz. Bu deccaliyet hareketine asla müsaade etmeyeceğiz. Ne Darwinizm’in deccaliyet hareketine, ne de gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının meydana getirdiği deccaliyet hareketine müsaade etmeyeceğiz. Hepsi için demiyorum ama büyük bir bölümü deccaliyetin adeta pençesi haline gelmiş haldeler.

Evet şimdi kısa bir ara verelim devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz programımıza. 

Masaüstü Görünümü