Harun Yahya

Sohbetler (4 Eylül 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Dün Hakkari’de PKK’lı teröristlerin roketatarlı saldırısında bir askerimiz şehit olmuştu. Şehidimizi görebiliriz. Piyade Er Halil İbrahim Gürel.

ADNAN OKTAR: Sen ne yakışıklı ne güzel delikanlısın böyle, sen cennet kuzusu olmuşsun sen, seni tebrik ediyorum. Anneni babanı da tebrik ediyorum Allah mübarek etsin. Allah bizlere de nasip etsin sana verdiği güzel nimeti. Seninle gurur duyuyoruz sen bizim aslanımızsın, cennet kuzusu olmuşsun. Hepimizin gideceği yer orası ama cennete mi cehenneme mi belli değil. Ama sen cenneti garantilemişsin ne mutlu sana.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Almanya’da genel seçimler öncesi adaylar arasında düzenlenen tartışmada Başbakan Angela Merkel’le başbakan adayı Martin Schulz Türkiye’ye karşı açıklamalar yaptılar. Merkel, “Türkiye ile AB müzakerelerinin sonlandırılmasını talep edeceğim” derken, Schulz ise “Başbakan olursam Türkiye ile müzakereleri keserim” dedi.

ADNAN OKTAR: Kessin ne olur? Biz zaten Avrupa Birliği’ne girmeyiz girecek durum da yok. Önce şu gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının meydana getirdiği tahribatı temizlememiz lazım. Adamı görüyorsunuz “Ben heykele tükürürüm, resme de tükürürüm” diyor, “Müzik aleti varsa müziğe de tükürürüm” diyor, “Dekolteye de güzel olan her şeye tükürürüm” diyor özetle. Şimdi bu kafada Avrupa Birliği olmaz. Bunun kökten bir düzeltilmesi gerekiyor. Bunu kısa sürede düzelteceğiz, inşaAllah. Düzeltince Avrupa Birliği o Türkiye’ye katılmak isteyecektir. En yüksek medeniyet oluşacak, inşaAllah.

Evet.

KARTAL GÖKTAN: Trabzonlu İşadamı PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen 16 yaşındaki Eren Bülbül’ün ailesine ev aldı. Ancak Ayşe Bülbül’ün “Devletimizin bize verdiği destekten dolayı teşekkür ediyorum ama ben Eren’ime yakın olmak için köyümdeki evimde kalacağım” dediği öğrenildi.

ADNAN OKTAR: Canım evi yine versin, onların öyle bir mülkü olsun evinde kalsın o olabilir.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerikan Savunma Bakanı James Mattis, Kuzey Kore’den ABD ve müttefiklerine yönelik gelecek herhangi bir tehdidin çok büyük bir askeri cevabı olacağını söyledi. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ise Kuzey Kore’nin denediği nükleer füze denemesinin ardından acil olarak toplanma kararı aldı.

ADNAN OKTAR: Ondan hiçbir şey çıkmaz. Amerika atom bombası denemesi yapıyor, Çin yapıyor, Rusya yapıyor kimsenin karıştığı yok. Hindistan yaptığında kimse bir şey demedi. Pakistan yaptığında da kimse bir şey demedi. İsrail yaptığında da kimse bir şey demedi. Fransa yaptığında da bir şey demedi kimse. İngiltere yaptı ona da kimse bir şey demedi. Kore yapınca Kore’nin yaptığına da kimse bir şey demez yani bir sorun çıkmaz ondan. Boşa şamata yapıyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Arakan için ne yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet, İttihad-ı İslam başka hiçbir çözüm yok, hiç. Mesela biz diyoruz şimdi toplanalım iki-üç milyon kişi protesto edelim, psikolojik bir parça etkisi olur ama yüzde bir falan. Ama Mehdiyet olduğunda hiç olmaz öyle bir olay. İttihad-ı İslam olduğunda hiç olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Bir yandan 50 yılın en güçlü kasırgası Harvey’le büyük felaket yaşayan Amerika öbür taraftan Los Angeles tarihinin en büyük yangını yaşıyor Adnan Bey. Ülkenin batı kıyılarını kavuran sıcaklar orman yangınlarını tetikledi. Onlarca noktadan yükselen alevler durdurulamıyor. Los Angeles’ tarihindeki en büyük yangın olarak geçti.

ADNAN OKTAR: Tabii bu da alelade bir olay, değil mi? O olay da alelade, dolu yağması alelade, kuyruklu yıldızların çıkması alelade. Ama bak bunlara bir süre sonra alelade diyemeyecekler söyleyeyim. Allah’a karşı bu ifadeyi kullanamayacaklar.

Evet, dinliyorum.

 VTR: Bu son olan doğa olaylarından ne anlamamız gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in açık sarih alametleri. İncil’de geçen alametler, Tevrat’ta geçen alametler ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde geçen alametler. Adam anlamazdan gelince Allah dozunu daha da artırıyor. Yine anlamazdan gelince daha da artırıyor. Ta ki anlayıncaya kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yaşımız ilerledikçe neden hayattan beklentimiz azalıyor?

ADNAN OKTAR: Öleceğim nasıl olsa diyor, hayatımın da bir amacı olmadığına göre niye bir şey yapayım ki falan diyor. Ama bir Müslüman için yaşı ilerledikçe daha fazla hizmet etme hırsı meydana gelir, daha azmi artar. Çünkü olgunlaşıyor, bilgisi de artıyor. Olgunlaşıp bilgisi arttıkça şevki ve gayreti de artar, katlamalı hizmet ruhu olur. Mesela Hz. Musa (as)’da öyleydi, Resulullah (sav)’de öyleydi katlamalı, katlamalı artmıştı hizmeti. Hz. İbrahim (as)’da öyleydi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gazilerimizin verilmeyen hakları ne zaman verileceği ve gazilerimizin sorunlarının çözüleceği, her seferinde çözülecek deniyor ama gazilerimiz şu anda gerçekten zor durumda olduğu için daha hala el atılmadı. Bunlar ne zaman çözümlenir onu merak ediyoruz.

ADNAN OKTAR: Bir kere gazilere sırf devlet değil de halk sahip çıkmalı, vakıflar, dernekler sahip çıkmalı. Sırf devletle olacak iş değil. Çünkü devletin o kadar elemanı da olmaz o kadar imkanı da olmaz. Ama halkın, milletin uçsuz bucaksız imkanları olur.

Her gün bir ziyafetteyim biliyorsunuz her gün bir ziyafet. Hanım kardeşlerimizle, kardeşlerimizle.

KARTAL GÖKTAN: 30 yıldır sizinle beraber olan bayan arkadaşlarımızın.

ADNAN OKTAR: Bakayım göreyim.

KARTAL GÖKTAN: Bayram yemeği davetinin fotoğrafı.

ADNAN OKTAR: Vay vay vay vay. Kardeşim, böyle bir olay yok. Vay sofranın şu güzelliğine bak, hanımların hoşluğuna bak. 25 yıllık, 20 yıllık kız arkadaşlarım. Çoğu 25 yıllık kız arkadaşım. Etlerin güzelliğine bak, hayvan yağlı hayvanmış, maşaAllah.

KARTAL GÖKTAN: Sofradan da detaylar var.

ADNAN OKTAR: Kardeşim yani her şey güzel. Yüzme havuzu güzel, sofra güzel, bahçe güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bayan arkadaşlarımızın size de bir notları var Adnan Bey. “30 yılın sizinle geçen her dakikası için Allah’a sonsuz teşekkür ediyoruz. Varlığınız hayatımızın aydınlığı. İnşaAllah cennet sofralarında sonsuza kadar birlikte oluruz” diyorlar.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah ne güzel. Şu zevke, şu kaliteye, şu güzelliğe bak. Kim bunlar? Babuna ailesi. Yaklaştır bakayım. Baştan say bakayım kimler?

KARTAL GÖKTAN: Oktar, Hüma Hanım, Tuğba Hanım, Eda Hanım, Ceyda Hanım ve Erdem.

ADNAN OKTAR: Eda’nın kalbinin, Allah sizi inandırsın bak yanıma yanaştı ceketimin üstünden koluma vuruyor böyle kalbi güm güm. Nasıl heyecanlanmış ki, maşaAllah, dünyalar tatlısı. Kardeşim şu delikanlının heybetine bak, maşaAllah. Hükümet gibi delikanlı, maşaAllah. Namı yeter, şanı yeter.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Amerika’nın Suriye’deki yeni hedef kenti petrol kuyularının bulunduğu Deyrizor. Yapılan planlara göre operasyon sonrası kent tıpkı Rakka gibi anahtar teslim PKK’ya verilecek. Pentagon’un Afrin, İdlip planı da gerçekleşirse PKK’nın Suriye’den çaldığı petrolleri Irak-Akdeniz koridorunu kullanarak pazarlayacak.

ADNAN OKTAR: Evet. Otuz kere söyledim, dedim “Bak bunlar buraya yerleşecekler bunlar komünist” falan dedim. Bakan çıktı “yok” dedi Ahmet Davutoğlu döneminde. “Olur mu?” dedi “PYD-YPG bunlar terör örgütü değil legal örgütler bunlar” dedi. “Salih Müslim legal bir adam, bak Türkiye’de karşılıyoruz onları” falan dedi. “Bak orada” dedim “komünist bir devlet kuracaklar ve Karadeniz’den Akdeniz’e kadar bir koridorla Türkiye’yi bölmeye çalışıyor bunlar” dedim. Laf anlatamadık. Tehlike tahakkuk edince dediğimin doğru olduğunu gördüler. Tayyip Hoca onun için Ahmet Davutoğlu’nun görevde kalmasını bence uygun görmedi. Ana nedenlerinden biri bu.

Evet.

VTR: Faşizmi nasıl engelleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Darwinist eğitim faşizmin temeli. Çünkü ne diyor Darwinizm; “Güçlü olan haklıdır, güçlü olan kazanır.” Faşizm ne diyor; “Güçlü olan kazanır, güçlü olan haklıdır” diyor. Darwinist eğitimin sosyal Darwinizm’in ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun bir pagan inancı olduğunu, bir put inancı olduğunun vurgulanması gerekiyor.

Evet.

VTR: Bütün Müslümanlar birlik olsun, bu zulüm son olsun.

ADNAN OKTAR: Aferin benim aslanıma aferin benim yakışıklıma, aferin benim nur yüzlüme. Bir de çok çok güzel ve müthiş yakışıklısın. Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin.

VTR: Gerçekten Türkiye’de hukukun işlediğini düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, bunu söyleyen çok var ama keşke bana delil verseniz de üstüne gitsek böyle olayların. Neden söylemiyorsunuz ben anlamıyorum. Olabilir doğrudur mümkün, her dönemde oluyor o, şu anda da olabilir. Ama somut olaylar söyleseniz, somut olayların üstüne gitsek daha güzel olur. “Şu an ne var?” diyorum cevap yok. Neye biz cevap verelim hangi konuya? Biz desek ki “Türkiye’de hukuk yok” adam bana sormaz mı “neye göre hukuk yok, nereden anladın?” hukuk yok dememiz için yahut hukukta sorun var dememiz için delil olması gerekiyor. Ben kardeşlerimden delil istiyorum. Delil olursa söz bir Allah bir söyleyeceğim.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kerkük’teki Türklere neden değer verilmiyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, değer verilmez olur mu? Veriliyor da bizim askeri gücümüz daha yeni yeni gelişiyor. Milli askeri sanayi, silah sanayi daha yeni gelişiyor. Bunu otuz kere söyledim bunu da daha yeni ikna edebildim. Yıllardan beri söylüyorum. Kendi silahımızı kendimiz yapmamız lazım, özellikle roket. Hatta kıtalararası roket. Nükleer silahlar edinmemiz gerekiyor. Uçaksavarlarımızın olması lazım, tanksavarlarımız olması lazım roket olarak. Ve milletçe de hep beraber hareket etmemiz gerekiyor. Bölünme, çatlama, erime, dökülme hiçbir yerde olmaması lazım. Ve gelenekçi Ortodoks sisteme karşı Türkiye’nin kesinkes Kuran’dan yana tavır alması lazım. Ve mutlaka Kuran talebesi olmamız lazım. Kurtuluş Kuran’dadır. Kuran’ın dışında gelenekçi Ortodoks sistemde yeniliriz. Bak, Amerika şu an Türkiye’deki gelenekçi Ortodoks sistemi esas alarak diyor ki, benim anladığım anlatmak istedikleri; “siz IŞİD’le aynı kafadasınız” diyor. “Gelenekçi Ortodoks sistemle IŞİD her an birleşebilir. O yüzden biz araya PKK hattını oluşturacağız ki, PKK’nın meydana getirdiği hattı aşıp da IŞİD’le işbirliği yapmayasınız diye” diyor. Yani onların iddiası o. Türkiye zamanı gelince IŞİD’le birleşir bütün bölgeyi işgal eder diye düşünüyorlar. Halbuki modern İslam anlayışında olsak, Kuran Müslümanlığını savunsak, Avrupai bir sanat ve kalite anlayışını savunsak adamların aklının ucundan dahi bu geçmez. Ama gelenekçi inanç olunca eninde sonunda IŞİD’le birleşeceğimizi düşünüyor adamlar. Ve onlarla işbirliği yapıp Ortadoğu’yu kan gölüne çevireceğimizi düşünüyorlar. İşte Suriye’yi, Irak’ı fethetmeyi kafamıza koyduğumuzu düşünüyorlar. O yüzden iğrenmelerine rağmen, çok aşağılık ve karaktersiz görmelerine rağmen, pislik görmelerine rağmen PKK’yı orada besleyip büyütüp genişletiyorlar. Sırf Türkiye’ye karşı ve Türkiye’nin IŞİD’le işbirliği yapması tehlikesine karşı. Kendi inançları bu. Biz bu imajı kırmak durumundayız, mutlaka kırmalıyız. Gelenekçi Ortodoks İslam anlayışına karşı Kuran Müslümanlığı, modern Müslümanlığı savunduğumuzu göstermeliyiz. Avrupa gibi olursak adamların aklının ucundan bile bu geçmez ve Amerika PKK’yı o zaman hallaç pamuğu gibi kendisi atar darmadağın eder.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Türkiye ile Rusya arasında uzun süredir devam eden S-400 hava savunma sistemi alımıyla ilgili son aşamaya gelindi Adnan Bey. Nihai karar 11 Eylül’de Başbakan Binali Yıldırım başkanlığında Savunma Sanayi İcra Komitesi tarafından verilecek. Daha önce Amerikan Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford geçen ay yaptığı açıklamada Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının kaygılara yol açacağını söylemişti.

ADNAN OKTAR: Yok yok bir şey olmaz çok iyi olur. Türkiye’de silah olsun. Atom bombası da yapsınlar, hidrojen bombası da yapsınlar bulunsun. Kıtalararası roket ve özellikle uçaksavar ve tanksavar. Bir de en az 200 bin adet falan obüs en az 200 bin obüs. Çünkü topçu ateşi çok büyük bir kolaylıktır, piyadenin ilerlemesine hiç gerek kalmaz. Ama 3-5 obüsle bu işler olmaz. Sınır boyuna çift kat dizeceksin ikişer üçer metre arayla 100 bin obüs. Atışa başlandın mı ortalık cehenneme döner ve kimse adımını atamaz, hiç kimse kıpırdayamaz dahi. Ufacık bir mevzi bile oluşmaz. Mevcut olanları da rahatça tahrip edecek güce sahip oluruz. Namlu çapı büyük menzili uzun çok fazla top üretelim ve bunlar yeraltında dursun yeraltında, yeraltını çok kullanalım. Yerüstünde askeri tesis olmaz, askeri tesis daima yeraltında olması lazım. Bütün silahı, mühimmatı, askeri tesisatı yeraltına alalım, yerin 200 metre altına bu şekilde.

Silah caydırır, silah kullanmak için değildir. Silahı caydırmak için istiyoruz. Yoksa bir kişinin dahi ölmesini istemeyiz. Ama adam PKK mesela yürümüş geliyor, obüsle bir yaylım ateşi açarsın sınır boyu cehenneme döner, adam der ki “İlerlemek mümkün değil biz vazgeçelim arkadaş” der “teşekkür ediyorum” der. Yahut hurda tankları dizersin tatbikat yaparsın hepsini alev topuna çevirirsin roketle. Adam der ki “sakın tankla girmeyelim, bunlar bizim iflahımızı keser” der. Uçakla da öyle. Mesela insansız bir uçakla tatbikat yaparsın uçak havada gidiyordur, roketi atarsın şak armut gibi düşürürsün. “Bak” dersin “bizim gücümüz bu ayağınızı denk alın” dersin. Hz. Süleyman (as)’ın yöntemi bu. Hz. Süleyman (as) orduyu hazırladı kullandı mı? Kullanmadı. Ne yaptı? Caydırdı. Yani tokadı kaldıracaksın adam anlayacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, öncelikle size sorum şu olacak, dünyada bütün İslam ülkeleri harap bitap bir şekilde savaş halinde. Huzur İslam’dadır diyorlar yani huzurun İslam’da olduğunu zannetmiyorum. Bunun nedeni nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında huzur değil cehennem var, ızdırap var ve acı vardır, dehşet, şiddet vardır, sevgisizlik vardır, kadın karşıtlığı vardır, kadın insan kabul edilmez hayvanla insan karışımı bir şey gibi görürler haşa. Onun için çeyrek veyahut yarım diyorlar, açık açık söylüyor “buçuk” diyor zaten. Kadının adı buçuktur, gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında esaslı bir çevrede kadının adı buçuktur. Kadının dekoltesine karışır, güzelliğine karışır, bakımına karışır, neşesine karışır. Kadınlar gelenekçi Ortodoks sistem içerisinde bir nevi korku içinde yaşarlar ve baskı altında olurlar, idi bundan sonra yapabiliyorlarsa yapsınlar bir göreyim. Kanunla hukukla tepelerine ineceğiz. 5-10 bin kişilik bir çete var bunların hepsini tespit ediyoruz. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bunların isimleri her gün akıyor. FETÖ’nün bir çeşidi bunlar da. Türkiye 83 milyon, 5 bin çakal, 10 bin çakal Türkiye’deki kadınları hiza etmeye kalkarsa biz onları hiza ederiz kanunla hukukla. Beklesinler göstereceğim, inşaAllah.

VTR: Merhabalar. Gençleri Atatürkçü buluyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok güzelsin çok, çok candansın ve çok tatlısın. Allah senin güzelliğini artırsın, neşeni artırsın sana hidayet versin. Türk gençliği bak söyleyeyim silme Atatürkçüdür. Gelenekçi Ortodokslar onlar da Atatürkçü oldu benim sayemde Allah vesile etti, kitaplarımla anlatımlarımla onlar da Atatürkçü oldu Allah’a çok şükür. Atatürkçü demek, bizim milletimizin aydın ruhuna denir Atatürkçü. Atatürk’ün keşfettiği bir şey değil bu. Atatürk var olan bir şeyi tarif etti. Yani milletin ruhunda var olan bir şeyi tarif etti onun için buna Atatürkçülük deniyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Urfa Milletvekili Ahmet Eşref Fakıbaba şöyle konuştu: “Bizler inanmış insanlarız ve Müslümanız. Bizi bölmeye çalışıyorlar. Kürt, Zaza, Arap diye ayırmaya çalışıyorlar. İslam aleminin liderinin Türkiye olduğunu herkes biliyor. Bizi niye vurmaya çalışıyorlar? Türkiye’yi bölecekler küçültecekler, kukla bir adam getirip yönetecekler, ‘işte Türkiye bu’ diyecekler. Hayır, işte ‘Türkiye bu’ diyoruz.”

ADNAN OKTAR: Helal, güzel. Ve boyu daha da genişleteceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Ayça. Şunu sormak istiyorum, manevi zenginliği mi yoksa parasal zenginliği mi tercih ederdiniz ve bunun nedenleri neler?

ADNAN OKTAR: Parasal zenginlikle manevi zenginlik elde edilebilir, kısmen veyahut geniş çapta elde edilebilir. Birbirine bağlantılıdır yani. Mesela parasal zenginlikle ne yaparsın? Kitap dağıtırsın, tebliğ yaparsın, konferans yaparsın, sevdiklerine hediyeler alırsın, onların mutlu olması için çalışırsın, onların sağlığını sıhhatini temin edecek girişimde bulunursun. Ama mesela dersin ki manevi zenginliğim var ama hiç beş kuruşun da yoktur. Sevdiklerine hiçbir şey yapamazsın. Bunlar bir bütündür. Hz. Süleyman (as) manen zengindi maddeten de zengindi. Resulullah (sav) manen zengindi maddeten de zengindi. Hz. İsrail (as) yani Hz. Yakup (as) manen zengindi maddeten de zengindi. Hz. İbrahim (as) da aynı şekilde. Peygamberlerde bu var. Yani maddi zenginlik de çok önemlidir. Ayça bir kere çok şeker bir kızsın, çillisin ve tipin de çok güzel. Çil de sana çok yakışmış.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam Hocam, ben Azerbaycan’dan Mirhatıra. Sizi Allah için çok seviyorum Hocam. Neden insanlar ahir zamanda bu kadar tedirgin oluyorlar? Ve neden intiharlar çoğalıyor? Saygılar sevgiler.

ADNAN OKTAR: Canım benim nur yüzlüm Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin. Tesettürün de yakışmış ve güzel bir ibadet olarak onu icra ediyorsun. İftihar ediyoruz sizinle.  Canımın içi, adam ne diyor “sen bir bakteriydin” diyor. Ee? “Sonra solucana dönüştün” diyor “sonra kurbağa oldun” diyor “sonra da gelişip insan oldun” diyor. Adam düşünüyor “ben kurbağaymışım” diyor “solucanmışım, ben niye yaşayayım ki?” diyor. “Ahiret yok zaten” diyor “ahiret diye bir şey yok, bir hayvan cinsisin sen” diyor “böcekten farkın yok, nasıl böcek yok oluyorsa sen de aynısısın” diyor. “O zaman yaşamamın gayesi yok” diyor adam “anlamı yok öleyim bari” diyor adam. Mantık bu. Gelenekçi Ortodoks sistem de diyor ki “gülmeyeceksin, neşelenmeyeceksin, resim olmayacak, müzik olmayacak, dans olmayacak, zenginlik olmayacak, evin güzel olmayacak, yerde yemek yiyeceksin” diyor “diş fırçası bile kullanmayacaksın” diyor “misvakla dişini temizleyeceksin” diyor. “İki takımdan fazla elbisen olmaz” diyor “olmayacak” diyor. “Kırk lokma yeter” diyor “bir hırka da sana bol bol yeter” diyor. “Sakın şaka yapmayacaksın” diyor “kadınlar dışarı çıkmayacak” diyor. “Eğer evin penceresi sokağa bakıyorsa orayı da briketle öreceksin” diyor. Adam hem Darwinizm’i de öğreniyor bunu da öğreniyor “o zaman yaşamayayım ben” diyor. Adamı sen mezara koymuşsun zaten. Dehşet verici bir sistem. Bu sistemdeki şeytani atağı şu an paramparça ediyoruz. Gençliğimiz bak pırıl pırıl elhamdülillah, yardı-attılar. Ve bu belayı tamamen temizleyeceğiz.

Evet.

VTR: Toplu taşıma araçlarında kameralar yeterli mi?

ADNAN OKTAR: Sen bir kere çok güzelsin onu önce bir vurgulayalım. Bayağı düzgün hoş bir yüzün var ama bayağı güzelsin, maşaAllah. Kamera tabii ki yeterli değil. Halk bütün hareket etmesi lazım. Herkes, anneler, kadınlar, çocuklar herkes. Mesela bir genç kız geldi, adam bacaklarını ayırarak oturuyor “bacak ayırıp oturmak yakışık almaz arkadaşlar” diyecek genel anlamda birisi. “Kadınlara karşı saygılı olalım arkadaşlar” diyecek ortalığa. Adam düzelir. Anlamıyorsa dersin “bazı öküzler anlattığımızı anlamıyorlar” dersin o zaman anlar. Bir şekilde anlatacaksınız. Halkın sahip çıkması çok önemli. Bütün halk o genç kızdan yanaysa bitti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Emrah. Bir ailenin hayırlı bir evladı olması ona ahirette ne kazandırır?

ADNAN OKTAR: O evladından gelişen her hayır o aileye gelir. Çünkü aile ona niyetle yapıyor ya, mesela hayır için bir yemekhane yaptırıyor, o yemekhanede kıyamete kadar yemek yiyen kim varsa herkesin sevabı ona gelir. Çünkü o niyetle yapıyor ya onu niyet esastır.

Evet.

VTR: Uzun saç sünnet olmasına rağmen neden toplumda böyle bir intiba bırakıyor?

ADNAN OKTAR: Evet, ben ilk İstanbul’a geldiğimde saçım uzundu, akademide de saçım uzundu. Peygamberimiz (sav)’in sünneti o, ortadan ayırıyordum sünnet diye omuzlarıma kadar uzundu saçlarım. Sakal da sünnet diye uzatıyordum, döne döne bakıyorlardı acayip halde. Ama gelenekçiler, gelenekçi Ortodoks sistem özellikle karşı koyuyordu bu hocalar falan. “Bu nasıl bir şey?” Asla kabul etmiyorlardı. Mesela Fatih’te falan da geziyordum hayretler içinde kalıyorlardı dindarlar “böyle şey olur mu nasıl Müslümansın?” falan gibisinden. Saç uzatmanın sünnet olduğunu bilmiyorlardı, sakalı uzun olmanın sünnet olduğunu da bilmiyorlardı tavır alıyorlardı. Onun riskli ve anormal bir hareket olduğuna inanıyorlardı. Onlar badem bıyık veyahut kendi şekillerinde yaptıkları kendi sakalları, onların bir anorak tarzı kıyafetleri var o, ümüğüne kadar ceket giyip gömleği bağlamak falan öyle bir şeyler yapıyorlardı.

Fikret Bey buyurun.

VTR: Merhaba Kadıköy'den Ebrar ben. Harun Yahya zamanından Adnan Oktar zamanına ne değişti?

ADNAN OKTAR: Yani şöyle mi deseydi acaba, Adnan Oktar zamanından Harun Yahya zamanına ne değişti? Çünkü Harun Yahya ismini daha sonra aldık biz Adnan Oktar önce geliyor. Onu mu demek istiyor yoksa başka bir şey mi demek istiyor? Herhalde şöyle demek istiyor; “Sen daha önce işte gelenekçi İslâm’ı savunuyordun, işte Sünni gelenekçi Ortodoks sistemde katı bir inanca sahiptin. Ne oldu da gittin mason oldun, işte gidip Yahudileri savunuyorsun, modern İslam anlayışını savunuyorsun, Kuran'ın yeterliliğini savunuyorsun?” onu demek istiyor herhalde, ben öyle anladım. İşte Allah doğru yola götürüyor yani şirk sisteminden hak sistemi Lâ İlahe İllaAllah Muhammeden Resulullah’a götürüyor. Fatiha’da belirtilen doğru yol, şirkten arınmış delalete düşmemiş doğru yol. Benim anlattıklarım doğru, arkadaşlar beni dikkatlice takip etsinler. Benim anlattıklarım Türkiye için kurtuluş, İslam âlemi için de kurtuluş. Öbür türlü Allah esirgesin bak teker teker İslam ülkeleri helak oluyor, sıradan gidiyorlar. Şimdi bak Türkiye için de helak etme hazırlığı içindeler. PKK ile falan sardılar etrafımızı, bir oyun hazırlığı var ama biz Kuran Müslümanlığı ile yaşarsak hepsi bertaraf olup dümdüz olacaklar. Bana güvensinler, dediğim doğru.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Fransa eski Sağlık Bakanı Bernard Kouchner, Suriye'de terör örgütü PKK/PYD karargâhlarını gezdi. Kouchner’in terör örgütü PKK/PYD mensupları ile verdiği samimi görüntü dikkat çekti. 

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim bir kere PKK Darwinist, bunlar da Darwinist. Bunların, PKK alayı homoseksüel bunlar da homoseksüel destekçisi. İslâm’a karşı onlar bunlar da İslam'a karşı tam ittifak, kafa bu. Bir de kendi ülkelerinden uzakta olduğu için hem bunları kontrol edebiliyorlar hem diğer terörist gruplara karşı bunları kullanma imkânları oluyor. Bunların istihbaratını kullanıyorlar çünkü şimdilik kontrol edeceklerini düşünüyorlar. Bunları hakikaten yerleşik düzene geçirirlerse, gerilla sisteminden şehir düzenine geçirirlerse bunları ezmeleri de çok kolay olacak. Çünkü yeri belli, yurdu belli, tesisi belli, her şeyi belli. Yani isteseler bir günde hepsini dümdüz edenler, öyle bir kurnazlık ama Türkiye'ye karşı tehlike çok büyük oluyor tabii.

VTR:  Adnan Ağabey, lavaboya muskayla girmek günah mıdır? Unutarak girdik.

ADNAN OKTAR: Ay severim ben senin yakışıklılığını. Yok, yakışıklım ya bir de onu çıkarttılar öyle bir şey yok. Her yerde insan insandır. Yatakta da insandır, lavaboda da insandır, sokakta da insandır. Allah her yerdedir, her yerde Allah zikredilir, her şeyde Allah zikredilir. Kuran’dan uzak olmanızı istiyorlar, Allah'tan uzak olmanızı istiyorlar bazı yerlerde, bazı durumlarda. Böyle bir şey yok ama muskaya da gerek yok yani Allah seni korur. Muskayla ne işin var? Çıkart muskayı koy kenara, yak bir yerde bitsin. Muska değil Allah seni koruyor. Muska ile ne alakası var?

Evet dinliyorum. 

KARTAL GÖKTAN: Uluslararası basında en son yayınlanan makaleleriniz şunlar Adnan Bey. Sol görüşlü Amerika'nın bağımsız haber sitesi American Herald Tribune’de “Yükselen ırkçılığın sembol şehri Charlottesville” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda ırkçılık sorununun tarihte sadece akılcı, uzlaşmacı ve barışçıl yöntemlerle yenildiğini aynı şekilde bugün de barıştan uzak bir modelin başarılı olmasının imkânsız olduğunu belirtiyorsunuz.

Kuveyt'te İngilizce olarak basılan ilk günlük gazete Arab Times’da “Peygamberimiz (sav)’in dünyaya miras bıraktığı mektupları” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Peygamberimiz (sav)’in Kitap ehline ve yabancılara dostane, sevgi dolu, korumacı, İslam'ın güzel ahlakını en güzel şekilde anlatan bir üslupla hitap ettiği mektuplarına değiniyorsunuz. Bu mektupların evrensel bir ders niteliğinde olduğunu belirtiyorsunuz.

Endonezya'nın en büyük İngilizce gazetesi The Jakarta Post’ta; “Herkes, kendisine davranılmasını istediği gibi davranmalı” başlıklı makalenizde; savaştan, ölümden kaçarak ülkemize sığınan mültecilere kendimizi onların yerine koyarak en iyi imkânları sunmamız gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

1845'ten beri yayınlanan Malezya'nın en köklü İngilizce gazetelerinin başında gelen New Straits Times gazetesinde ve internet sitesinde; “Üç dinin inananları yeniden kardeşçe yaşayabilir” başlıklı makaleniz yayınlandı. Üç dinin mensupları arasında kalıcı bir barışın, bağnazlığın yanlış zihniyetinin kesin olarak yok edilmesi ile mümkün olduğunu anlatıyorsunuz.

Bahreyn'in ilk İngilizce günlük gazetesi Gulf Daily News'de; “Dünyanın ihtiyacı olan liderlik” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda Peygamberimiz (sav)’in güzel ahlakını anlatıyor ve günümüz liderlerinin Peygamberimiz (sav)’in hayatından alacakları çok fazla ders olduğunu vurguluyorsunuz.

Katar'ın en büyük Arapça gazetelerinden El Rayah’da; “Türkiye Avrupa'dan uzaklaştırılamaz” başlıklı makaleniz yayınlandı. Dinde zorlamaya izin vermeyen dinimizin, demokrasinin en mükemmel tarifini yaptığını anlatıyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye'nin Avrupa'dan üstün bir demokrasi geliştirebileceğini belirtiyorsunuz.

Kanada Ontario’da İngilizce ve Arapça olarak basımı yapılan Al Bilad gazetesinin İngilizce yayında; “Yemen’de dünyanın en büyük kolera salgını” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda; eğer Rabbimiz’in emrini uygulayarak Müslümanlar birlik olur, birbirlerini çok severlerse her türlü probleme çok kısa sürede çözüm alınabileceğini belirtiyorsunuz.

Al Bilad’ın Arapça yayınında ise; “Dünya kaynakları herkese yeter mi?” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, savaş ideolojilerinin yerini barışa bıraktığı, fedakârlığın bencilliğin önüne geçtiği, insanların her şeye sahip olmak yerine paylaşmaktan zevk aldığı bir dünyada kötülüğün barınamayacağını anlatıyorsunuz maşaAllah. 

ADNAN OKTAR: Biz 1979’larda hayal dahi edemezdik böyle dünya çapında gazetelerde yazılarımız çıkacak, televizyondan dünya çapında yayın yapacağız hiç tahayyül edilmezdi. Allah isteyince bak her şey oluyor.

Evet dinliyorum.

VTR: Ölen bir insanın evinde niye matem tutulur?

ADNAN OKTAR: Niye matem tutuyor? Çünkü ölüp yok olduğuna inanıyor. “Vardı” diyor, “yok oldu” diyor. Cennete gittiğine inansa yahut gideceğine inansa sevinir ama yok olduğuna inanıyor o yüzden büyük bölümü o şirkten kaynaklanıyor. Yaratırken Allah buna sormuyor, alırken de Allah sormaz. Bedeni de Allah'a ait, ruhu da Allah'a ait, neyin matemini yapıyorsun? Bedeni sen mi yarattın? Kim yarattı diyorum; “Allah yarattı” diyor. Ruhu? Ruh da Allah'a ait. Sana ne, ister alır ister verir. Neyine ağlıyorsun? Ağlamak  demek, protesto demektir. “Ben bu konuda rahatsız oldum” anlamına geliyor. “Beni üzdü, kızdırdı, rahatsız etti, hoşlanmadım” diyorsun. Allah ne yapıyorsa hepsinde hayır vardır, hepsi güzeldir ve şirktir ağlamak, ölüye ağladığında bu şirktir. Allah yanına alıyor, “Niye aldı?” diyor. E ne yapmak, nasıl istiyorsun, ne yapması gerekir? Herkes cennete gitsin, o kalsın dünyada o zaman onu mu istiyorsun? Onu demek istiyor herhalde yani, herkes cennete gidecek o da burada dünyada kalacak tek başına. Bir mantığı yok ağlamanın.

Evet.

VTR: İnançlı olmayan bir insanı kumardan nasıl kurtarabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kumar zaten yüzden 99 kaybedilen bir bela. Ha parasını sokağa atmış, ha kumar hiç farkı yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Kendimizle barışık olmamız için neler yapabiliriz?

ADNAN OKTAR: Tek yapılacak şey bedenimizi ve ruhumuzu her an yaratan güce tam anlamıyla bağlanmak. Onun dışında bedeni de kontrol edemeyiz, ruhu da kontrol edemeyiz. Kontrol ettiğimizi zannedersek şirke gireriz. Şirki de Allah hiç sevmez çünkü yalan, oyun. Ruhumuzu Allah kontrol ediyor, bedenimizi de Allah kontrol ediyor, O’na bırakmak durumundayız. Bıraktığımızda en doğrusunu ve en güzelini yapmış oluruz. Kendimizle de barışık oluruz.

VTR:  Sizce de zabıtalar, seyyar satıcılara gereğinden fazla müdahale etmiyor mu?

ADNAN OKTAR: Şimdi bir müdahale gerekiyorsa tabii hakkıyla yapılması lazım. Tam hakkını verirler yani yarım yamalak olmaz. Adamlar yarım yaparsa görevinden alırlar ama seyyar satıcılarla mücadele gerekiyor mu? Yani onlara yer göstersinler. Renkli oluyor ortalık gayet güzel, kestane satıcıları da olsun, ızgarası da ama steril olsun. Benim mesela rüyamda gördüğüm bir kebapçı var. Pek öyle o kadar steril bir yer değil şöyle kuytu bir yer ama şahane kebap yapıyor adam. Cayır cayır böyle sac yani en az yirmi kere falan gitmişimdir, yirmi-otuz kere falan. Her rüyamda görüşümde içim açılıyor “Yaşasın” diyorum. Direkt balıklama dalıyorum yani. Böyle güzel küçük küçük doğruyor etleri, sacda karıştırıyor ekmek arası çıtır ekmek, çok kötü oldum anlatamam.

Bu Ed Hüseyin Türkiye'ye şirin görünmeye çalışıyor. Çok dikkatli olunsun aman aman. Yani çok iyi bir taktik uyguladıklarını zannediyorlar. İngiltere de öyle bir konuda uyanıklık yapıyor kendince. Türkiye'ye alabildiğine şirin görünmeye çalışıyorlar. İngiltere’nin de bu taktiğine karşı çok dikkatli olsun Türkiye. Aman ha aman. Olayın başı İngiliz derin devletidir başka hiçbir bela yok. Türkiye'nin başının belaya girmesinin tek nedeni odur. İngiliz derin devletinin tek avantajı gizli olmasıdır. Sinsi olan bir güç çok avantajlıdır. Bu sinsiliği kıralım. Bu imkanı vermeyelim İngiliz derin devletine.

Evet, dinliyorum.

VTR: Saçma diziler, saçma kitaplar, saçma şarkılar Türkiye’de neden çok tutuluyor?

ADNAN OKTAR: Kafasını boş şeylerle tutup düşünmek istemediği için. Boş beyin daha rahatlatıyor herhalde onu. Çünkü gelenekçi Ortodoks sistemle sıkıyorlar gençleri. Darwinizm’le de sıkıyorlar. Bu bunaltıya karşı bir boşluk arıyor boşluk. Hiçbir fikir olmayan, hiçbir düşünce olmayan, hiçbir anlamı olmayan beynini uyuşturan bir şeyler arıyor. Bu diziler de bu uyuşturmayı sağlıyor. Bu filmler işte bu diğer çalışmalar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye'de insanlar mutlu mudur? Mutlu olmak için ne yapıyorlar?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım mutlu olmaları tabii kolay değil. Mutlu olmak için bir kere Allah'la çok akıllı, keskin, net, tavizsiz bağlantı gerekir. Bütün dünyada insanların canının yanmasının nedeni Allah'tan uzak olmalarıdır. Haklı Allah çünkü diyor ki; “Ben yarattım bedeninizi, ruhunuzu da Ben yarattım. Beni severseniz Ben de sizi seveceğim ve size destek olacağım, yardımcı olacağım. Beni sevmezsiniz nimetimi geri alırım.” Can yanmasının nedeni, bu intiharların, acıların nedeni insanların Allah'tan uzak olmasıdır. Tek bunun güzel sonuçlanma şekli Allah'ın coşkuyla, akıllıca, dürüstçe, tavizsiz, dengeli, tutarlı olarak sevilmesidir. Sevildiği an dünyada cennet başlar. Yani bütün dünya cennete döner ve yavaşça cennete de geçiş olur onu da söyleyeyim yavaşça. Bunun dışında sürünmenin dışında bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden bizden dünya çapında ressam ve müzisyen çıkmıyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım adam ne diyor? “Resmin karşısına gidip bütün gücümle tükürüyorum” diyorum. Ressam tablo yapacak “Buyurun tükürür müsün rica edeyim” diyor. Adam heykel yapıyor, açılış yapıyor bütün ümmeti Muhammedi çağırıyor tükürmeye “heykel buyurun” diyor. Yani adamlar onlara öyle hitap ediyor. Buyurun hep beraber diyor. Yüzerlik ekipler şeklinde gelip tükürüp çıkıyor adam heykele. Adam bunun için heykel yapmaz. Tükürülmesi için resim yapmaz. Sanatçıya da rahatlık verilmiyor. Müzisyenlere de rahatlık verilmiyor. Dekolte hanımlara rahatlık verilmiyor. Bakımlı kadınlara rahatlık verilmiyor. Beş-on bin kişilik bir yobaz çetesi milletin gırtlağına yapışmış durumda. Bunların iflahını keseceğiz kanunla hukukla. Hepsini tek tek İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirsin vatandaşlar. Nasıl? Şikayete gerek yok. İsim versin gerisine karışmasın. Olay yeri, fotoğrafı bu kadar. “Bilginize” altına bu kadar “bilginize” söyleyecekleri şey bu kadar. İstanbul Başsavcılığı’na olayı anlattıktan sonra “bilginize” o kadar. Şikayet etmiyor. Şikayet ederse gelip çağırırlar yani ifadesi alınır. Ama bilgilendirme o, bilgilendirmede bir şey yok.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Hanefi Avcı FETÖ ile mücadelede yanlış yöntem kullanıldığını söyledi. “Mücadele yapıyoruz” diye herkesi karşısına aldılar. Bankaya para yatıran, okula giden gibi örgütle irtibatı olanlar öncelikli hedef oldu ve asıl kadrolar ihmal edildi. Onların üzerine zamanında gidilmediği için yurtdışına kaçmaları da önlenemedi. Yapılması gereken ufak tefek suçlara karışanları da devletin yanına çekip örgüte karşı mücadele edilmeliydi. Oysa sıradan insanlara farkında olmadan örgüte sığınacak duruma getiriliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Komünist arkadaşlar da demokratik komünistleri tabii şefkatle değerlendiriyoruz, saygı duyuyoruz. Eylem yapmıyorsa, terör ve şiddete bulaşmıyorsa tamamdır.

Bu parça gibi Mehdiyet’i anlatan bir parça yok. Mükemmel Mehdiyet’i anlatıyor. Burada anlatılan Mehdiyet’tir. Ama Cem Karaca rahmetli o zaman komünistlere bu şarkıyı okudu onlar da dediler ki kendileri ile ilgili. Halbuki Mehdiyet’le ilgili bu şarkıyı okudu, helal olsun.

1971’ler falan çok şahane yıllardı. Bir kere bak 1940’lara bir dönmek lazım bir. 71’lere dönmek lazım iki. Boğazlı kazaklar falan, favoriler ta gırtlağa kadar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Boyutlar arası yolculuk yaparak uzayda dolaşmak mümkün müdür?

ADNAN OKTAR: Canım benim ufku geniş benim güzel yüzlümün, tabii bunları düşünmesi imanından, aklının genişliğinden, ruhunun genişliğinden. Müslüman geniş düşünecek, derin düşünecek. Boyutlar arası geçiş olur da dolaşma şeklinde mi olur? Olabilir. Ama başka bir boyuta geçtiğinde biliyorsun bir nevi ölmüş oluyorsun. Yani dünya ile bağlantın kesilmiş oluyor. Geri dönüş için bir mürşit gerekir yani onu tek başına yapamaz. Ayette var, şeytandan Allah’a sığınırım. “Rabbim, beni (girilecek yere) doğru bir girdirişle girdir ve (çıkarılacak yerden) doğru bir çıkarışla çıkar ve Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.” (İsra Suresi, 80) Allah ayette. Mesela Peygamberimiz (sav)’e vahiy geleceği vakit bütün vücudu nur kesiliyordu, başka boyuta geçiyordu. Ondan sonra vahiy geliyordu. Cebrail (as) ile görüşmesi o şekilde oluyordu. Yekaza haline giriyordu yani baygın. Sonra baygınlığı kalkıyordu, yeniden insanlarla bağlantıya geçiyordu. Hızır (as)’la görüşme öyle olur. Mesela Hz. Musa (as) Hızır (as)’la geziyor yekaza halinde başka bir boyutta ama mürşidi Hızır (as). Uyandıran o. Mürşit olarak iyi bir mürşittir Hızır (as).

Bir de kardeşlerle beraber güzel bir yemek yedik. Onu görebiliyor muyuz, köşkte ziyafet vardı, maşaAllah. Yani çocuklar böyle talan tarzında yemeklere daldılar. Ben böyle yemek yeme görmedim. Yani adeta titriyorlardı böyle. Etler böyle yarım kiloluk falan böyle. Zaten geldiğimde yüzlerindeki ifadeden anladım. Akıl almaz gerilmişlerdi. “Hoş geldin” falan diyorlar ama kendilerinde değillerdi. Sonra çok özür dilerim kendilerini kaybettiler. O kısmı iyi ki fotoğraflamadık.

Evet, dinliyorum.

VTR: Her şeyi sineye çekmek mi yoksa açık sözlü olmak mı daha doğru?

ADNAN OKTAR: Duruma göre değerlendirmek lazım. Bazen açık sözlü olunduğunda karşındaki insan kırılabilir yani çok sarsılabilir. Anlamazdan gelmek bazen iyi olur. Çünkü dostluğun devamını sağlar. Sonra bir vesileyle söylenebilir kapalı bir üslupla ama öbür türlü yıkıcı olur. Dil yarası ağırdır yani tahribatı büyüktür. Dil kurşundan beterdir. Çok özenli. Dili su tabancası gibi kullanacaksın. Yani otomatik silah gibi kullanmayacaksın, çok tehlikeli olur. Yarası öyle tedavi olur bir yara değildir, çok ağır tahribat yapar. Onun için özenli konuşmak lazım, hep halim, sakin, sevecen, affedici, makul, koruyup kollayan.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanlar neden empati kuramıyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım aslında onun için açıkça iman gerekiyor, vicdan gerekiyor, Allah’tan korkmak gerekiyor. Yoksa egoistse adam niye empati kursun? Egoistse adam, adı üstünde egoist. Tabii ki çıkarına göre hareket eder adam yani karşısındaki onu ilgilendirmez. Empati için vicdan gerekir, merhamet gerekir, Allah’tan korkmak, Allah’ı sevmek gerekir. Her şey dinle halloluyor. Din de Kuran dini olması lazım. Müşrik dini olduğunda, gelenekçi Ortodoks din anlayışı olduğunda mahvolursun. Bak, İslam medeniyetini mahvetti gelenekçi Ortodoks İslam anlayışı. İslam ülkeleri bak, sapır sapır dökülüyorlar birer birer, teker teker, vurulan düşüyor, vurulan düşüyor, vurulan düşüyor. Yani çok az İslam ülkesi kaldı ayakta.

VTR: Aileler işin içine girince sevgiyi ve aşkı bitirir mi?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm çok çok güzelsin sen, bayağı güzelsin, tam esmer güzelisin. Aileler işin içine girince bazen aileleri egoist bencil oluyorlar yani maddeci olur. Mesela bir kız bir delikanlıyı seviyor, çocuk hakikaten güzel ahlaklı, sevecen, saygı dolu olur ama parası pulu yok ama başka bir oğlan parası pulu var ama züppe ve çakal. Aile “ya” diyor “şimdi bırak sen ahlakı şunu bunu. Paraya bak sen.” diyor. “Bak, adamda zibil gibi para var” diyor. Çocuğu hakikaten uzaklaştırıyorlar. O zengin olan, çakal olan, züppe olanla da kızı evlendiriyorlar para gelir diye. Tabii bu bir ahlaksızlık, zulüm, biraz yaygın olarak da yapılıyor bu. Genç kızlar da çok bizar bunlardan. Ama bazen de aileler on ikiden vuruyor. Hani “genç kızı bırakırsan kendi halinde” derler, adam mesela gidiyor hapçı bir çakalla evlenmeye kalkıyor yahut sabıkalı bir manyakla evlenmeye kalkıyor, başını belaya sokmaya kalkıyor, aile müdahale ediyor, bu da faydalı tabii, faydalı müdahale. İki tür müdahale var ama aklı başında bir kıza kimsenin müdahale etmesine gerek yok bence. Yani kendine malik değilse müdahale gerekir. Aklı başındaysa sorumluluğu tamamen o genç kıza vermek lazım.

“Hocam, hiç dinlenmeden sürekli canlı yayındasınız, aman sağlığınıza dikkat edin” diyor. İşte sağlığı da şimdi mesela desek ki “Ya biz sağlığımıza dikkat edelim, şunu yiyelim, şunu içelim.” Sağlığı sağlayan da Allah. Tamam sebebe sarılalım da kardeşim, hiç uzaktan yakından alakası yok. Yani hiç ne hastaneyle kurtulabilirsin, ne yemek yemeyle kurtulabilirsin. Yani görüntüyü hastane ne yapsın, görüntüyü yemek ne yapsın yani? Bütün güç Allah’ın elindedir. Ama makul sebebe sarılınır. Ama sebep hiçbir şey değil bak, ben size söyleyeyim, hiçbir şey değildir. Yani doğrudan güç Allah’a aittir.

Sen sorulara geç.

VTR: Öncelikle benim adım Yasemin. Buradan Adnan Bey’e selamlarımı iletiyorum. Yaptığı çalışmalar için çok teşekkür ederim, devamını dilerim.

ADNAN OKTAR: Canımın içi güzel yüzlüm benim. Güzel ruhlum, güzel ahlaklım. Allah sana uzun ömür, hidayet, sağlık sıhhat versin. Seni çok sevdim. Allah cennette kardeş etsin. Canımın içi aleykümselam. Allah'ın rahmeti, selamı, hayrı, bereketi her türlü güzellik üzerine olsun. İnşaAllah devam edeceğiz tabii.

Evet.

VTR: Ben Avni. Yazdığınız kitaplarda en önemli gördüğünüz konular nelerdir?

ADNAN OKTAR: En önemli konu bence Darwinizm. Deccalın dini olduğu için, bütün deccalların diniydi. Akatlarda, Sümerlerde, Eski Mısır'da bütün deccallar Darwinizm’i kullandılar yani evrimi kullandılar. Lahaul ve Lhamo tesadüf putlarını kullandılar. Onun için en önemli şey putun ortadan kaldırılmasıdır.

Evet.

VTR: Sağlıklı beslenmek için kaç öğün yemek yememiz gerekir?

ADNAN OKTAR: Gençler için bence günde dört öğün falan iyi olur. Yeni yetişenler için yani on, on bir yaş, on iki, on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz, on dokuz, yirmi, yirmi bire kadar. Ama ondan sonra üçe düşürmek lazım. Sonra ikiye düşürmek iyi olur. Bir sabah, bir ikindi de. İki kere yemek yemek yeterli bence. Ama yeni yetişen için sürekli yemek yemesi gerekir. Özellikle kalsiyum, magnezyum, fosfor ihtiva eden yiyecekler ve vitamin. Bütün vitaminlerin tamamını alması gerekiyor.

VTR: Bir insana arabayla çarptığımızda o insan “bir şeyim yok” dese de, onu hastaneye götürmemiz gerekir mi?

ADNAN OKTAR: Aman aman aman. Tabii ki. Aslanım benim. Yakışıklım, çok önemli. O sıcağıyla tabii ki öyle der. Hep korkuyorlar zaten “aman aman bir şey yok.” Hatta kaçıyor çocuklar bazen. Çarpıyor araba korkuyor çocuk, kaçıyor. Kovalayıp yakalayıp korkmamasını sağlayıp böyle gönlünü alarak sevgi ile “hiçbir şey olmayacak bak sana kısaca bir bakıp hemen geri getireceğiz yavrum” diye. “Hemen anneni babanı da çağırdık. Bak onlar da gelecekler. Senin hiçbir suçun yok. Suç tamamen bende” diyerek çocukta da olsa suç, suçu tamamen üstlenip “bak senin hiçbir suçun yok. Seninle ilgili hiçbir sorun olmayacak” zaten çocuğun suçu olmaz yani kanunen suç olmaz. Ama bütün suçu üstüne alıp, annesi babası ona kızacak zannediyor zanneder. Annen baban mesela telefonda hatta yalandan da bir konuşma da yapabilir. “Evet, yanımda Sinan.” Mesela kimse çocuğun ismi. “Annesi geliyorsun değil mi?” falan diye. Sonra çocuğun annesini babasını çağırmak gerekir ve mutlaka muayene. Aman aman iç kanama olabilir. Kırık olabilir. Her şey olabilir. Sıcağıyla anlamaz. Allah esirgesin. Özellikle kafada. Kafaya çarpmada travma olabilir. Beyin travması veyahut beyinde kanama olur. Hemen hissedilmez o kanama. Bazen yirmi dört saat sonra kendini gösterir. Mutlaka müşahede altında tutulması gerekir.

Evet.

VTR: Geçmişi unutur musunuz, yoksa ders mi çıkarırsınız?

ADNAN OKTAR: Tabii ki ders çıkarılır ama geçmişte insanın yaptığı kötü şeyler zırt pırt hatırlamasına gerek yok. Mesela farz edelim bir genç kız kötü bir şeyle karşılaşmış, durup durup onu düşünüyor. Unut gitsin kardeşim. Olmuş bitmiş yani. Nihayetinde kaderinde Allah yaratmış. Bir hayır var. Oturup onu tekrar tekrar her Allah'ın günü her Allah'ın günü düşünmek, bu münasebetsiz ve çok hatalı bir şey. Onu beyine unutturmak lazım. O zaman unutacak gidecek. Öyle şeyle uğraşılmaz.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Manisa'dan Menekşe. Size kalp kırıldığında ne yapmamız gerektiğini soracaktım.

ADNAN OKTAR: Canımın içi, esmer güzelim. Dünyalar güzelim benim. Allah sana uzun ömür, sağlık versin. Cennet kuzusu ol inşaAllah. İrade kullanıp affetmek lazım. Yani gönül tabii kalp çok şiddetli şehvet ile ister intikam almayı. Kin gütmeyi çok ister. Ezmeyi çok ister. Yani çok çirkin bir şehvettir bu. Şiddetli bir arzudur ama mümin onu aklıyla, iradesiyle ezip geçmesi lazım. Affettiğinde sevgi doruğa ulaşır ve devam eder. Aşıkların vasfı affetmektir. Affedemeyen asla aşık olamaz ve aşkı da yaşayamaz.

Evet.

VTR: Merhaba ben Manisa'dan Şehriban. Yazarımıza şöyle bir talepte bulunmak istiyorum. Şu an Arakan'da üç bin Müslümanımız katlediliyor. Çok canlar yanıyor. Hani bu katliam neden oluyor? Niçin oluyor, bunun arkasında büyük güçler var mı? Ve yazarımıza şöyle bir talepte bulunmak istiyorum. Türkiye'yi ve dünyayı ilgilendiren evrensel mesajda bulunmasını istiyorum. Şimdiden yazarımıza teşekkür ederim.

ADNAN OKTAR: Şehriban sen ne tatlısın. Ne güzel kızsın. Ne güzel vicdanlısın canımın içi. Allah sana sağlık, sıhhat, afiyet, uzun ömür versin, hidayet versin. Cennet kuzularına benziyorsun sen. Allah seni cennet ile şereflendirsin. Canımın içi ben kitap yapıyorum. Kitap hazırlıyorum. Kitap yazıyorum. Böyle mücadele edebiliyorum. İnternetten faydalı olabiliyoruz. Etiket yapıyoruz. Genellikle birinci sıraya geliyor etiket. Siyasi ricalarda bulunuyoruz. Allah razı olsun onlar da ilgili yerlere ulaşıyor. Onlar da gereğini yapıyorlar. Ama bütün belanın başı İngiliz derin devletidir. Yani onların deşifre edilmesi gerekiyor. Şu an onları rezil etmek için biraz erken. Yani imkanımız var ama rezil etmek için erken. Onu bir şekilde Allah'ın izniyle önümüzdeki aylarda, yıllarda yapacağız ve deccaliyeti yeryüzünden inşaAllah kazıyacağız. Ve Mehdiyet ön plana çıkacak. Ama her şeyin bir vakti merhunu var. Allah izin verecek ki kul hareket edebilirsin. Allah'ın izin vermesi ilhamla olur. Hadi şimdi gidelim desek, gidemiyoruz. Allah kalbimize ilham ederse yürüyebiliyoruz.

Trafik kazalarında kardeşlerimiz özellikle kırık falan, boyun kırığı çok tehlikeli olur öyle şeylerde. Yani orada adam ölür, Allah esirgesin. Hiç kıpırdatmamak lazım. Ambulans beklenmesi lazım. Mesela boyun zedelenmesini, boyun kırmaya çevirebilirler. Mesela bırakıyor kafasını, zaten kafa çıkmış yerinden. Arabanın içine ite kaka yerleştiriyor. Ölür arabanın içinde, Allah esirgesin. Ambulans çağırmak lazım. Ama bazen de tabii zor bir karar yani. Mesela bazen de kalp krizi geçiriyor. Ambulans çağırılıyor ama erken yetiştirilirse kurtulur. Arabaya konsa kurtulur. Ambulans çağırıyorlar ambulans da geç geliyor. Adam da ölüyor. Halbuki çok basit bir müdahalede kurtulabiliyor bazen mesela kalp masajıyla. Kalp duruyor. Şimdi o anda yapılsa masaj tamam. Hareket edecek kalp belki. Ama geciktiği için, hadi kalp hareket etse bile zaten beyin beslenmediği için, beyin kaybedilmiş oluyor. Ölmüş oluyor. Kalbin çalışması bir şeyi değiştirmez. Zor bir karar. Allah'tan yardım dilemek lazım öyle şeyde. Allah'ın vereceği ilhama göre hareket etmek lazım. Çok da vicdan azabı çekilecek bir şey yok. “En doğrusu neyse Ya Rabbi bana doğrusunu göster” deyip yapmak lazım.

Evet.

VTR: Motor kullanıyorum. Size sorum şu olacak. Motorcuları neden trafikte çok sıkıştırıyorlar. Hani biz de bir aracız. Buna nasıl bir çözüm bulabiliriz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım size özel yol yapılması lazım. Çok fazla gereksiz bina var. Motosiklet için yani bir metrelik bile yol yapılsa yeter onlara. Bir metrelik. Peş peşe giderler. Ama mutlaka size ayrı yol yapılması lazım. Arabaların arasından gidiyorsunuz çok tehlikeli yakışıklım. Allah vermesin kolunuz çarpar, başınız çarpar. Bir şey olur. Her şey olur yani vücudunun her yeri açık gidiyor. Bir de kız arkadaşları falan da oluyor motosiklette. O çocuk da risk altında oluyor. Size özel yol yapılması, başka bir çözümü olmaz. En akılcısı bu. Yoksa adamları şimdi terbiye etmeye kalkarsak biz hangi biriyle uğraşalım. Çok zor. Alkollü olanı var. Sinirli olanı var. Dinsizi var. İmansızı var. Vicdansızı var. İyisi var. Kötüsü var. Şu an zaten dünya karışık. Çok zor. Ama teknik tedbir yol olabilir.

Evet dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Beşiktaş'ın eski yıldız futbolcusu Denba Ba, Arakan'daki katliam ve zulme dair konuştu. Yaşanan vahşet karşısında sessiz kalınmaması gerektiğini vurguladı. Şöyle söylüyor. “Yeryüzünde bir buçuk milyar Müslüman yaşıyor. Harekete geçilmemesi durumunda tüm Müslümanlar bunun hesabını verecek” dedi.

ADNAN OKTAR: Arakanla ilgili kitaplarımı getirin de göstereyim. “Rohingyalılar Güzeldir” diye kitap hazırladım. Ve İngilizce olarak da hazırladım. Çok kapsamlı bir eser. Yani şu an Türkiye'de böyle bir eser yok. Ortadoğu'da da yok. Bu Rohingyalılar’a yapılan zulmü ve bağlantılarını hepsini çok kapsamlı bilimsel olarak açıklayan bir kitap. İngilizcesi de çok mükemmel. Bayağı güzel. Yani kitabı okuyan bütün kaynaklarıyla, delilleriyle, olayın ne olduğunu tam anlamıyla görür. Ve nasıl mücadele yapılması gerektiğini de tam anlamış olur. “Rohingyalılar Güzeldir” Bu kitap çok önemli. Bu konuyu anlamak isteyenler bu kitabı okusalar çok iyi olur. Yani illa almaları şart değil. İnternetten ücretsiz indirebilirler. “Rohingyalılar Güzeldir” İngilizce okumak isteyenler de bu kitabımdan istifade edebilirler. O da yine internetten ücretsiz indirilebilir. Ama bence edinseler daha iyi. Evde hazır bulunsa, ellerinde çok daha iyi olur.

KARTAL GÖKTAN: harunyahya.org sitesinden kitabı bulabilirler, ücretsiz olarak indirebilirler.

ADNAN OKTAR: Evet.

BÜLENT SEZGİN: Amasya'dan kardeşlerimiz bir video göndermişler.

ADNAN OKTAR: Severim ben onların tatlılığını, şekerliğini, ballığını. Seveceğim ben onları. Nasıl tatlılar. MaşaAllah. Hepsi de çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Bir de ekibin fotoğrafı var.

ADNAN OKTAR: Göster bakayım. Çok şeker. Minik Adnancılar bunlar da. Ağabeyi yesin bunları. Minik burunlarını yesin bunların. Dünyalar tatlısı hepsi. Bunların vakti ne güzel maşaAllah. O toplu filmi bir daha göreyim. Çok şekerler. MaşaAllah maşaAllah. Allah hepsinin bayramını kutlu etsin, bereketli etsin. Allah tekrarına erdirsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Türkiye'de yollardan ve köprülerden neden para alınıyor, bunun bir çözümü olamaz mı sizce?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm tabii ki olur. Bedava da geçilir. Ama devletin çok paraya ihtiyacı var. Yani Güneydoğu'daki çatışma falan şu bu falan. Askeri harcamalar çok yüksek. Yani devlet başka türlü yapamaz. Hükümet başka türlü yapamaz. Mecburuz yani şu dönemde. Ama Mehdiyet döneminde hakikaten çok ferahlayacaksınız, göreceksiniz. Yani bir yere yazın, üç-beş yıl sonra bir ferahlık dönemi başlayacak onu söyleyeyim.

Devlet köprülerin yapılmasına para vermiyor. Özel sektöre yaptırıyor. Özel sektör de harcamasını halktan çıkarıyor. Başka türlü bir yolu yok. Yani başka türlü yapamayız.

Evet dinliyorum.

VTR: Selamünaleyküm Adnan Ağabey. Hayırlı günler. Adnan Ağabey şimdi biz çiçekçilik yapıyoruz. Arkadaşlar veresiye alıyorlar. Ondan sonra karşı taraftan gitmeye başlıyorlar. Biz bu adamlara ne yapalım?

ADNAN OKTAR: Çok şeker. Tabii bu canlarım zaten zor geçinen esnaf. Yani çok ayıp yapıyorlar. Ne kazanacak bu insan zaten? Çiçek satışı, alışı, götürmesi, getirmesi çok zor. Aldın hemen peşin öde. Veresiye olur mu? Ne kadar ayıp. Zulüm zulüm. Doğru değil. Bakkal mesela, zaten adam zor bela geçiniyor. Ondan veresiye almanın alemi ne? Zaten küçük bir şey alıyorsun. Kök söktürüyorlar bu küçük esnafa. Yazık günah yani.

Evet dinliyorum. Aleykümselam. Selam veren herkese aleykümselam.

VTR: Bir insan sürekli olumlu düşünebilmesi için ne yapmalıdır?

ADNAN OKTAR: Şimdi yakışıklım bir kere her şeyi bir film olarak Allah bize sunuyor. Yani olumlu olumsuz düşünme diye bizim için bir seçenek yok. Ve anlamı da yok. Sonsuz akıl sahibi zaten en güzelini yapmış olarak bize gönderiyor filmi. Ters görünebilir görüntü. Hayır var. Düz görünür. Onda da hayır var. Yani oturup onu olumsuz değerlendirmenin bir alemi yok. Allah'tan daha akıllı olamayacağına göre kul, Allah'a teslim olması en doğru hareket olur. Onun dışında kendini kandırmış olur. Ve çocukça bir mantık olur. Hatta şirk mantığı olur. Yani çok büyük hata yapar. Aksi gibi görünende hayır vardır. Doğru olanda da. Hepsinde hayır vardır.

Kısa bir ara verelim.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü