Harun Yahya

Sohbetler (30 Eylül 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz, inşaAllah. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Hoş bulduk, siz de hoş geldiniz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı Erdoğan Fatih’te Recep Tayyip Erdoğan Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni açtı. Ve ilk dersi çocuklara kendi verdi. Fotoğraflar var. Yaptığı konuşmada “Bazı öğretmenlerimiz de bize şunu söylerlerdi ‘Ölü yıkayıcısı mı olacaksınız?’ Ölü yıkamayı dahi aşağılayanlar olmuştu. Ancak buralardan hamdolsun bizler yetiştik. Buradan belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar yetişti, başbakanlar, cumhurbaşkanları yetişti” dedi.

ADNAN OKTAR: Hakikaten hep öyle başarılı olan, mütevazi olan, güzel huylu, milli vasfı olan, sabırlı, dünya hırsı olmayan, olsa da onu kontrol edebilen insanlar hakikaten bu güzel ocaklardan yetişti. Ama tabii sadece imam hatiplere güvenerek hareket etmek doğru olmaz. Vakıflar, dernekler, cemaatler kaliteli Kuran Müslümanı yetiştirmek için çok gayret etmesi lazım.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Prof. Dr. İskender Oymak, Cumhuriyet Üniversitesi’nde düzenlenen Uluslararası Mehdilik Sempozyumu’nda, Kuran’da Mehdiyet inancının olmadığını anlattı. Konuşmasından bazı bölümler şöyle: “Mehdi-Mesih inancı bazı çevrelerce zorlamayla Kuran’da varmış gibi gösteriliyor. ‘Hz. İsa (as) göğe kaldırılmış’ diyorlar. Bu konudaki hadisler de sahih değil. Tüm bunlara rağmen yapılan anketlere göre toplumun yüzde 50’si Mehdi’yi bekliyor.”

ADNAN OKTAR: Ne 50’si? Yüzde 70. Ayrıca bekliyor değil “geldi” diyorlar “geldi göreceğiz” diyorlar. Nerede bekleme? “Geldi henüz zahir olmadı” diyor yüzde 70. Evet.

BÜLENT SEZGİN: “Toplumların refah düzeyi yükseldiğinde insanların Mehdi’yi bekleyeceğini düşünmüyorum. Dünyanın her yerinde insanlar dara düştüğünde Mehdi’yi bekliyor” dedi.

ADNAN OKTAR: Canım, Amerika Teksas en zengin yer Mesih beklentisinde. Museviler dünyanın en zengin kavmi Mehdi’yi bekliyorlar. Nasıl bir mantık bu? En zengin onlardır Musevilerdir. Bütün para onlarda, altın-para onlarda toplanmıştır. Mehdi’yi en ziyade bekleyen onlardır. İran çok zengin bir ülke Mehdi’yi bekliyor. Nur Suresi’nin 55. ayetinde “Korkuların ardından sizi güvenliğe kavuşturacağım, her yönüyle İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor Allah. Nasıl Mehdiyet yok? İşte bu ayet Mehdiyet ayeti inkar edilecek gibi değil.

Bakara Suresi 193, “(Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah'ın oluncaya kadar” mücadele ve İslam’ın hakimiyetinden bahsediyor. Bu da Mehdiyet. Nisa Suresi’nin 75. ayetinde Müslümanlar Allah katından bir sahip istiyorlar, Sahib-i Zaman istiyorlar, bu da bir Mehdiyet. Yani nereye baksan Mehdiyet’ten bahsediyor Kuran. Peygamber varken melik istiyorlar, bu nedir? Mehdiyet. Dolayısıyla inkar edecekleri gibi değil. “Mehdiyet Kuran’da yoktur” diyorlar “hadiste yoktur, Hz. İsa Mesih (as)’ın inişi Kuran’da yoktur” diyor. Nasıl yok? Üç ayet var, ayette açıkça Allah sırf Hz. İsa Mesih (as) için söylüyor bunu başka hiçbir peygamber için söylemiyor. Her peygamber için söylese, tamam dersin adam haklı kendine göre tevil etmesi gerekir diyebilirim. Ama bir tek Hz. İsa Mesih (as) için bu söyleniyor. Bak ne diyor: “Şüphesiz o (İsa Mesih), kıyamet-saati için bir ilimdir (alamettir.)”  (Zuhruf Suresi, 61) Niye onun için söylüyor sadece? Niye Hz. İbrahim (as) için dememiş, Hz. Musa (as) için dememiş, Hz. Muhammed (sav) için dememiş de Hz. İsa Mesih (as) için “kıyamet için bir alamettir” diyor? Ve neden sadece Hz. İsa Mesih (as)’a “Sana uyanları kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım.” (Ali İmran Suresi, 55) diyor neden?  Sadece Hz. İsa Mesih (as)’a diyor. Ve neden sadece Hz. İsa Mesih (as)’a, sadece bak Hz. İsa Mesih (as)’a başka peygamberlere değil “Ehli Kitap’tan” yani Hristiyan ve Musevilerden “Sana iman etmedik hiç kimseyi bırakmayacağım.” (Nisa Suresi, 159) diyor. Bu dünya hakimiyetidir. “Herkese hakim olacak” diyor. Dolayısıyla burada bir samimiyetsizlik açık açık görülüyor. Ayrıca diyorsun ki Buhari, Müslim, Tırmizi, İbni Mace, Sünen-i Nesai, Sünen-i Davut bütün Kütüb-i Sitte’de sahih hadis olarak vurgulanan Hz. İsa Mesih (as)’ın inişiyle ilgili hadisleri komple reddediyorsun. O zaman Sünni inancın tamamını reddetmiş oluyorsun. Çünkü o hadisler fıkıh hadislerinden, fıkha bakan hadislerden daha kuvvetli. Fıkha bakan hadisler öyle kuvvetli değil. Asıl onlar çok kuvvetli. Sen onu inkar ettiğinde bütün fıkhı inkar etmiş oluyorsun, Sünni’yi de inkar ediyorsun, o zaman geriye ne kaldı? Bütün camilerde ‘Mehdi gelmeyecek’ diye hutbe okutuluyor. Halk “tamam anladık ama gelecek” diyorlar “tamam sizi de anlıyoruz saygı duyuyoruz ama Mehdi gelecek” diyorlar. “Peki gelecek mi geldi mi?” diye soruluyor “yok, geldi sadece göreceğiz” diyorlar. Halkın yüzde 70’i, bak onlar yüzde 50’ye indirmişler. Halkın yüzde 70’i.

BÜLENT SEZGİN: Tek başınıza vesile oldunuz, maşaAllah.

ADNAN OKTAR: Tek başına, elhamdülillah. Bak, Darwinizm’i tek başına yıktık, Hz. Mehdi (as)’ı tek başına ikna ettik halka anlattık. İngiliz derin devletini tek başına anlattık, Rumiliği tek başına anlattık. Abdülhamit dönemindeki faciayı ve o adamın zavallı yaşantısını millete anlattık ve her şey gün gibi ortaya çıktı.

BÜLENT SEZGİN: Hiç kimse bahsetmiyordu İngiliz derin devletinden, sizden sonra herkes bahsetmeye başladı.

ADNAN OKTAR: Tabii. Yaklaşık 500’e yakın şu an yazar Türkiye’de İngiliz derin devletinden bahsediyor. Eskiden bir kişi bile bahsetmezdi. Homoseksüelliğin aleyhine tek kelime konuşulmazdı geniş çaplı homoseksüellik Türkiye’de durdu bizden sonra. Facia tarzında bir homoseksüel propagandası vardı birden durdu, elhamdülillah. Darwinizm’i bilimsel delillerle ortadan kaldırdık, elhamdülillah Türkiye’de ve bu dünyada ortadan kalktı, Teksas’a bile etkimiz oldu, maşaAllah.

Naim Süleymanoğlu bizim haltercimiz, o mübareğin karaciğeri rahatsız. Kan grubu A Pozitif olanlar ve 0 Pozitif grubu da olabiliyor. Yaşlı olmaması lazım genç ciğeri olması gerekiyor. 60-75 kilo ağırlığında sağlıklı erkek veya bayan Ataşehir Memorial Hastanesi’nde şu an. Bu kardeşimize karaciğer verebilecek olan bir Müslüman kardeşimiz çıkarsa çok büyük sevaba girer. Ama yaşlı olmaması lazım. Karaciğer biliyorsunuz verildiğinde vücut onu hemen tamir ediyor. Küçük bir parça alacaklar, vücut onun yerine yine karaciğer koyuyor. Gerçi çok bekleyen var karaciğer ama sevap olur iyi olur yani bir insana sağlık sıhhat bahşetmek, vesile olmak önemli çok önemli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. İsa Mesih (as) ile Hz. Mehdi (as) çok yakın olacak dediniz. Aynı evde mi yaşayacaklar?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as) ile Hz. İsa Mesih (as) zaman zaman aynı evde buluşur tabii sohbet eder konuşur ama aynı evde yaşama mecburiyeti yok öyle bir şey yok. Yani bir anlamı da yok onun. Her halükarda sebebe sarılacaklardır. İkisinin de koruması yüksek düzeyde olacaktır yani. Zaten hani bir şey olmaz, bu kişiler Mehdi’dir, Hz. İsa Mesih (as)’dır can güvenliğine gerek yok. İşte hadislerde zaten belirtilmiş, böyle diyemeyiz. Biz sebebe sarılacağız. Olağanüstü güvenlik önlemi olacaktır her ikisi için de. Gerek polis güvenliği açısından, gerek zırhla yapılan koruma açısından özen gösterilecektir.

Yalnız bu Mehdi paniğinin artması mübareğin çıkışın yaklaştığını gösteriyor. Sempozyumlar, toplantılar, konferanslar, Mehdi gelmeyecek toplantıları yer yerinden oynuyor acayip panik haldeler. Herhalde şu anda da bir konferans devam ediyor bildiğim kadarıyla. Var mı öyle bir şey? Mehdi gelmeyecek konferansı. Yapıyorlar herhalde öyle bir konferans duymuştum. Evet.

Gelmeyecek ama halkın yüzde 70’i “geldi” diyor “göreceğiz” diyorlar “geldi daha biz göremedik” diyorlar “elan mevcut” diyorlar. Yüzde 70 çok yüksek bir oran. Biz de böyle sakin sakin anlattıkça adamların paniği daha da artıyor, ben kalkıp kaşıkla oynayınca iyice panik oluyor. Mason olunca daha da panik oluyor, şarkı söyleyince daha da panik oluyor. Allah Allah sakin olun, sakin olun bir şey yok. Bir şey de yapmayacak size bir zarar da vermeyecek niye bu kadar korkuyorsunuz ben anlamadım ki. “Mehdi geliverecek, Mehdi geliverecek” diye, bir şey olmaz korkmayın. İyi olacak her şey güzel olacak. Kaderi durdurma gücünüz yok. Sizin Mehdi gelmeyecek diye konferans yapmanız daha ananızdan doğmadan önce Allah tarafından size ilka edildi kaderinizde olduğu için yapıyorsunuz konferansları.

Resulullah (sav) diyor “İmamlar minberlerden Mehdi’nin çıkmayacağını söyleyecek” diyor aynısı oluyor. “Deccal çıkmayacak” diyecekler diyor aynısı oluyor. Bu çok büyük bir mucizedir. Tabii bunu yapanlara sorsan “siz bu hadisin tahakkuk etmesi için mi yaptınız?” desen, adam kızar “nereden çıkarttın öyle bir şeyi?” falan der. Hakikaten samimi olarak yapıyorlar. Ama kaderin sevkiyle İslam’ın hakimiyetine hizmet etmiş oluyorlar. İstedikleri kadar çırpınsınlar bu böyle hayrettir gariptir. Aslında farz değil Mehdi ama hakikaten doğru olduğu görülüyor. Ben şaşırmıyor değilim bak ben de şaşırıyorum, Allah adına yemin ediyorum şaşırıyorum hayret ediyorum. Bu kadar benzerlik, olayların bu kadar akıcılığı yer yerinden oynuyor aynısı. Her şey aynısı, milim-santim sapma olmuyor takır takır gidiyor olay.

Ne güzel, İslam’ın hakimiyetini de göreceğiz, Hz. Mehdi (as)’ın hakimiyetini de göreceğiz. Ayasofya’da biat olacak onu göreceğiz, Mekke-i Mükerreme’de biat olacak göreceğiz. Ama asıl Kudüs-ü Şerif’tekidir adının konduğu yer. Asıl açıklamanın yapılığı yer Kudüs-ü Şerif’tekidir. Orada Hz. İsa Mesih (as)’la yapılacak ilk karşılaşma oradadır. Yoksa Hz. İsa Mesih (as) İstanbul’a da gelecek, Kabe-i Şerif’e de gelecek. Resulullah (sav) diyor “İki kişinin arasında haccederken gördüm” diyor sahih hadis. Hem nasıl sahih biliyor musun? Süper sahih, bütün sahabeler ittifak halindeler o hadiste hepsi. Bak, toplantılarda falan diyorlar “öyle bir hadis yok.” Sen o hadisi reddettiğinde Kütüb-i Sitte’nin tamamını reddetmiş oluyorsun. Kütüb-i Sitte’nin en sahih hadisleri onlar, en en en sahih olanları onlar. Eğer onları reddediyorsan hepsini reddediyorsun. Bak o panik onları ne hale getirdi görüyor musun? Halbuki 1980’lerden önce hiçbiri Mehdi gelmeyecek demiyordu 80’lerden önce. Bunlar ne gördüyse 80’lerden sonra özellikle 85-86 gibi bütün güçleriyle Mehdi gelmeyecek demeye başladılar.

Mahmut Hoca bizim Ortaköy’deki camiye gelmişti. Ben Ortaköy’deyken biz orada bir cemaat oluşturmuştuk, normalde hiç gelmez Mahmut Hoca, Ortaköy’deki camiye hayatta gelmez öyle bir şey olmaz. Ama hayrettir oraya gelmişti. Şeyh Nazım Kıbrısi de Ortaköy’deki camiye normalde gelmez, o da oraya gelmişti. Demek ki mübarekler aynı yerde buluşmak istemişler birbirlerini sevmişler. Kalpler birbirine karşı ya. Bir muhabbet hissettiler herhalde karşılıklı, ikisi de Ortaköy’e geldiler. Biri aşağı camiye geldi, biri yukarı camiye geldi. Koskoca Türkiye’de niye orayı seçtiler ben onu anlayamadım. Vardır bir bildikleri.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kuran’ı okurken daha iyi anlayabilmemiz için tavsiyeleriniz nelerdir?

ADNAN OKTAR: Daha iyi anlayabilmemiz için Kuran’a şüphe gözüyle bakmayacaksın. Allah’ın Kuran’ı sana sürekli açacağına inanacaksın. İlk okumanda sana birinci manası gelecek, ikinci seferinde ikinci manası, üçüncü seferinde üçüncü manası. Ben yıllardan beri Kuran’ı açıklarım, mesela şimdi yine açayım anlatayım, belki 180. yeni açıklama olur. Hiç duymadığınız hayret ettiğiniz yeni bilgiler ortaya çıkar. Sadece Kuran’a mahsus bir şeydir bu.

Halkla anket yapıyor musunuz siz ‘Mehdi’ye inanıyor musunuz?’ diye?

KARTAL GÖKTAN: Evet, bir anket sonucu var. Görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

BÜLENT SEZGİN: ‘Sizin inanışınıza göre Mehdi gelecek mi?’ sorusuna, yüzde 69 “evet gelecek” cevabı verdi.

ADNAN OKTAR: Ağlıyorlar, ağlıyorlar.

Seyretmek istiyoruz, görebiliyor muyuz?

KARTAL GÖKTAN: Tabii.

VTR: Halka, Hz. Mehdi (as)’ın Geleceğine İnanıp İnanmadıkları Soruldu

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

VTR: Cuma namazında çok fazla insan toplanıyor, onlara anlatacak en önemli şey sizce ne?

ADNAN OKTAR: Canımın içi en önemli şey ne olur? İman hakikatleri olu, Allah’ı sevmeleri yani Kuran mucizeleri anlatmak, iman hakikatleri anlatmak çünkü insanların büyük bölümünün imanları zayıf oluyor. İmanlarını güçlendirecek şekilde konuşulursa çok faydalı olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Ağrı’da güvenlik güçleriyle PKK’lı teröristler arasında çıkan çatışmada 2 askeri personel ve 2 güvenlik korucusunun şehit olduğu, 8 güvenlik görevlisinin yaralandığı bildirildi. Ağrı Valisi, askerlerimizin yaptığı bir operasyon sırasında teröristlerle yapılan sıcak çatışmada askerlerimizin şehit olduğunu açıkladı. Yaralanan güvenlik görevlilerimizin hayati tehlikesi bulunmuyor. Şehitlerimizden ikisinin fotoğrafları vardı. Jandarma Uzman Çavuş Ramazan Bağlam.

ADNAN OKTAR: Kabadayının sen yüzünü yaklaştır bana bakayım. Ağabeyinin yakışıklı aslanı, tebrik ediyorum seni Allah mübarek etsin. Bakayım. Bu ne güzellik böyle, şehit güzelliği gelmiş üstüne. Allah mübarek etsin. Allah anana babana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin. Ne mutlu sana.

BÜLENT SEZGİN: Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Bolat.

ADNAN OKTAR: Mehmet’i de yakından göreyim bakayım yüzü. Niye gösteriyorum? Ahirette tanıyın diye gösteriyorum. Bu yakışıklıları ahirette göreceksiniz, bunlar ışıl ışıl pırıl pırıl ahirette göğüslerini gere gere gezecekler. Onları yaratan Allah’a kurban olayım ben helal olsun. Kabadayıya yakışan şehadettir. Allah onların o güzel makamını bizlere de nasip etsin, her gün imreniyoruz her gün. Allah yatak ölümü vermesin, şehadet şehadet en güzel odur.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Kuzey Irak’ın Kanimasi bölgesinde dün akşam saatlerinde PKK’lı teröristlerle güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada şehit olan 41 yaşındaki Jandarma Uzman Çavuş Yahya Acar’ın Ömer Halisdemir’in silah arkadaşı olduğu ortaya çıktı. Resmini görebiliriz. Şehit Yahya Acar.

ADNAN OKTAR: Yahya bu ne yakışıklılık. Ben Yahya’yı bir göreyim. İsmin de güzel kendin de güzelsin, seni de tebrik ediyorum. Allah mübarek etsin ne mutlu sana ne mutlu annene babana. Bak eskisi gibi artık anneler babalar feryat figan bir üslup kullanmıyorlar. Hep delikanlı kabadayı üslubu kullanıyor babalar. “Ben de hazırım” diyor “başka oğullarım da var onlar da hazırlar” diyor. İşte PKK’yı kahreden budur, PKK’yı kahredecek olan da budur. Ve deccalı da kahreden budur. Bunu duydu mu deccal zıvanadan çıkar. Kabadayıya bu yakışır çok güzel.

KARTAL GÖKTAN: Şehidimizin akrabası Arif Acar “İkisi de özel kuvvetlerde aynı timdeydi. Şehidimiz Korgeneral Zeki Aksakallı Paşa’nın korumasıydı, ikisi de onun emrindeydi. 10-15 sene kadar beraber çalıştılar. Ömer Halisdemir’in çocuklarına şehidimizin eşi Mevlüde baktı hep” dedi.

ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sevabı avuç avuç topluyorlar avuç avuç. Bir iğne ucuyla toplarken onlar avuç avuç topluyorlar ne mutlu onlara, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Mehdi (as)’nin mezarı neden gizlenecektir?

ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (as)’ın mezarı da gizlenecek, diğer mezarlar da gizlenecek. Bunu bir kere söyledim ama çok da faş etmek yersiz. Hepsi gizlenecektir. Hz. Ali (kv)’nin mezarının gizlenmesinde zaten o işaret verildi ta zamanında. İkinci işareti Bediüzzaman verdi, kendi mezarını gizlettirdi. Diğer mezarlar da zamanı gelince hepsi gizlenecektir. Bütün beşerin önde gelen mukaddes şahsiyetlerinin mezarları ileriki bir zamanda hepsi gizlenecektir tamamı.

Evet.

VTR: Mezheplere uyan birisi Kuran’a uymadığı için samimi iman etmiş olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Mezheplere uyan çaresizlikten uyuyorsa uyabilir bir şey olmaz. Aslında tabii bazı helalleri terk etmiş oluyor haramları da terk etmiş oluyor bilmiyor. Ama şimdi doğrudan Kuran’a da uy esen daha Hz. Mehdi (as) da zahir olmamış hata yapma ihtimali yüksek, yanlışlık yapabilir. Allah’a sığınıp işte mezheple şu an idare edebilir devam edebilir. “Ya Rabbi benim gücüm buna yetiyor bu şekilde anlayabiliyorum sana sığınıyorum” deyip “eksiğim günahım da varsa beni bağışla, şirkten sana sığınırım, bilmediğim için bilenlere uyuyorum. Hz. Mehdi (as) çıkıncaya kadar, Hz. Mehdi (as) zahir oluncaya kadar beni affet. Benim zaruretimi kabul et Ya Rabbi” diye dua ederse devam edebilir bir şey olmaz.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli vatandaşlara hitaben yaptığı konuşmada şöyle dua etti: “Bu duaya hep birlikte amin diyelim; yolumuz gaza, sonu şehadet, dinimiz ister sıdk ile hizmet, anamız vatan, babamız millet, vatanı mamur eyle Ya Rab, milleti mesrur eyle Ya Rab” dedi.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne güzel Osmanlıcayla, tam Osmanlı paşaları gibi konuşmuş. Sayın Bahçeli’nin kıymetini bilmiyorlar bazı kardeşlerimiz çok büyük hata yapıyorlar. Sayın Başbuğ gibi o da çok çok değerli yüksek bir şahsiyet. Allah sağlık sıhhat uzun ömür versin, bereket versin ömrüne. Değerini iyi bilsinler çok çok yanlış olur.

Hürriyet Haber “Kedicikler yargıyı kilitledi.” Niye yargıyı kilitlesin? Yargıyı açmış oluyor. En güzel cevap şekli yargıyla yapılacak cevaptır. Ne yapmaları gerekiyordu yani? Ya susacaklar yahut kanuni hakkını savunacak, kendisine yapılan çirkin hareketleri hukukla yargıyla durdurmaya çalışacak. Gönül ister ki hiç çirkin sözler edilemesin internette. Normalde çirkin söz olduğunda internet onu otomatik silmesi lazım ama silmiyor. İnternet kanunu çıkartılması lazım. İnternette insanlar aleyhine çıkan yazı derhal otomatik saniyesinde silinmesi lazım saniyeler içerisinde. Ama adamlar istediği gibi hakaret ediyor, tabii ki arkadaşlarımız da dava açıyorlar. Ne yapması lazım yani adam küfrediyorsa? Adam sana saldıracak, “aman” diyeceksin “yargı kilitlenir,” işte “bir şey demeyeyim.” Adam seni öldürmeye kalkacak “yargı kilitlenir bir şey demeyeyim” diyecek. Adam hırsızlık yapacak şikayet etmeyeceksin, gasp yapacak şikayet etmeyeceksin, küfredecek şikayet etmeyeceksin. Niye? Diyeceksin “yargı kilitlenir.” Yargı niye kilitlensin? On binlerce hakim, on binlerce savcımız, binlerce mahkememiz var gereğini yaparlar evvelAllah. İşte diyor ki mesela “bir kişinin şu kadar şikayeti var, yüz şikayet de yapabilir, iki yüz şikayet de yapar, bin şikayet de yapar eğer hakaret ediyorsa, küfrediyorsa, tehdit ediyorsa gereğini yapar. Ne yapacak sembolik mi şikayet edecek yani? Diyecek ki mesela üç yüz kişi var küfreden hakaret eden, ben bunlardan seçeyim beş tanesini şikayet edeyim ondan gerisini boş vereyim. O zaman beşine de gerek yok hiçbirine dava açmaya. Açarsan hepsine dava açarsın, açmayacaksan hiçbirine dava açmazsın. Öbürünün küfrü serbest de öbürününki yasak mı? Küfretmek tamamıyla yasaktır. Devlet uçsuz bucaksız imkana sahip. Ne kadar suç işleyen varsa o kadar da karşılığında polis olacaktır, hakim olacaktır, savcı olacaktır, o kadar da mahkeme ve adliye olacaktır. Suçun çok işleniyor olması geri çekilme sebebi değildir. Adama diyeceksin “çok fazla ağzını bozan var.” Ee? “Sesimizi çıkartmayalım bari yargı kilitlenir.” Nerede görülmüş o?

Evet, dinliyorum.

VTR: Sonsuzluk nasıl yaratılıp bitebilir bunu anlayamadım?

ADNAN OKTAR: “Sonsuzluk nasıl yaratılır biter bunu anlayamadım?” Bitmiyor da işte ben anlamanız için bitme kelimesini kullanıyorum. Niye bitsin? Bitmez tabii ki. Sonsuzluk başlar ve bitmez. Ama Allah Katında bitti, o şekilde anlayacaksın, ama bizim açımızdan bitmez. Allah’ın sonsuz gücünü anlaman için söylüyorum.

“Tehdit, küfür ve hakarete varan yorumlar alan talebeler zaman zaman vatandaşlara yine aynı tarzda yanıt vererek” işte hakaret ediyorlarmış bizim arkadaşlarımıza. Kardeşim, eğer hakaret ediyorsa onun dava açması lazım. Küfre küfürle karşılık olmaz, küfre hukukla karşılık olur derhal karşılığını verirsin. 2013 yılında toplam savcılığa yapılan başvuru sayısı7 milyon Türkiye’de. Bir arkadaşımızın yüz dava açmış olmasında ne var? 7 milyon dava açılırken hakaret ediyorsa bir insan yüz dava açar, niye açmasın?

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Nagehan Alçı, Sayın Devlet Bahçeli’nin ‘5 bin ülkücü Kuzey Irak için hazır bekliyor’ şeklindeki açıklamasından rahatsız oldu. Şöyle diyor: “MHP başından beri sanki Irak’a girmek için yer arıyor. Devlet Bahçeli’nin ‘5 bin ülkücü Kerkük’e gitmek için hazır’ açıklaması ne anlama geliyor? Neye hazır bu ülkücüler? Silahlanıp askerlik yapmaya mı? Şayet oraya askeri olarak girme kararı alınırsa ki bence bu fevkalade yanlış olur. Gidecek olan Mehmetçik. Ülkücüler hangi sıfatla nereye gidecek?” dedi.

ADNAN OKTAR: Niye canım? Özel harekat birliği içerisinde görev alabilirler. Özel harekatta görev alabilirler. Asker olarak görev alabilirler yani asker olarak seferberlik ilan eder hükümet asker alınır, resmi asker olarak gidebilirler. Hukuki yönden bir sorun çıkmaz. Hanımefendinin o konuda gönlü müsterih olsun, Türkiye hukuk devleti hukuksuz hiçbir şey olmaz. Ama işgal için de gidilmez, sadece oradaki kardeşlerimize zarar verilmesini istemiyoruz biz. Özellikle Musul’da ve Kerkük’te bir kitle katliamına, kavgaya, PKK’nın azgın saldırılarına müsaade etmeyiz. Seyredecek durumumuz yok tabii ki gereğini yaparız.

Hadi başlayalım.

VTR: Bir insanın nefsini ilahlaştırması ne anlama geliyor?

ADNAN OKTAR: Her şeyi çıkarına göre hareket etmesi yani mesela okula gidecek çıkarına göre, evlenecek çıkarına göre, bir yerde ev tutuyor çıkarına göre yahut bir yere oturması gerekiyor kendi çıkarına göre, bu egoist olma anlamına geliyor yani egoist olma nefsini putlaştırmayla aynı kelimedir. Yani egoistin anlamı nefsini putlaştıran adam anlamındadır. Egoistin ana özelliği de sürekli mantıkla hareket eder egoist. Yani kendi çıkarına en uygun olanı arar buna mantık der. “Ben mantıklı kişiyim” diyor, “Nereden bunu çıkarttın?” diyorsun “çünkü çıkarıma en uygun olanı yapıyorum” diyor. Buna mantık denmez egoistlik denir, bencillik denir, nefsini putlaştırma denir. Nefsini putlaştıran da şirk koştuğu için ömür boyu ızdırap çeker ve sürünür.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanın Erdoğan’la Putin’in Ankara’da yaptığı görüşme hakkında bazı detay bilgiler vardı. Rus basını görüşmeyi, “Putin, dostu Erdoğan’la görüştü” başlığıyla duyurdu. İki saatten fazla süren görüşmenin önemli bir bölümü basına kapalı geçti. Görüşmeye genelkurmay başkanları, MİT Başkanı ve Putin’in Suriye temsilcisi de katıldı. Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünde mutabık kalındı. Putin, “Suriye’deki ateşkes dostum Erdoğan’ın girişimleri sayesinde oldu” açıklaması yaptı. Putin’in en sık ziyaret ettiği ülkenin Türkiye olduğu vurgulandı. Sayın Erdoğan, Putin’le bir yıl içinde beşinci kez bir araya geldiklerini ve defalarca telefonla görüştüklerini belirtti. Sayın Erdoğan Putin’e konuşma boyunca sekiz kez “Dostum” diye hitap etti. Putin de Erdoğan’a aynı şekilde karşılık verdi. Rus ulusal televizyonu Sayın Erdoğan’ın Putin’e sekiz kez “Dostum” demesini flaş haber olarak duyurdu.

ADNAN OKTAR: Tabii ki dostlar tabii ki kardeşler. Çok iyi bir beraberlik. Böyle de olacak, bundan sonra da böyle de devam eder. Ne Suriye’yi böldüreceğiz ne Irak’ı böldüreceğiz. Bir oyun oynamışlardı Büyük Ortadoğu Projesi. Tayyip Hocam, Putin, İran birleşip bu oyunu bozdular. Şu an İngiliz derin devleti adım atamıyor yani kolunu-bacağını kırdılar. Israrla da bu konuda kararlı olurlarsa hiçbir yerde hiçbir şekilde bölünme meydana getiremeyecekler. Aradan çaktırmadan o bölünmeyi sağlayacaklardı güya. Şu an ona karşı da çok güçlü tedbir alınıyor. Çünkü küçük küçük parçalara bölüp yutmayı düşünüyorlardı. Barzani’yi küçük lokma haline getirip adamı yutacak. Başka yeri küçük lokma haline getirip yutacak. Büyük lokma boğazlarından geçmiyor İngiliz derin devletinin konu bu. Tayyip Hocam bu oyunu anladı. İlk başta Tayyip Hocam “Ben Büyük Ortadoğu Projesi’nin eş başkanıyım” dedi, yani “Ortadoğu’yu paramparça etme projesinin eş başkanıyım” dedi. Ama bunların oyununu bozmak için yaptığı bir taktikti bu. Çünkü köprüyü geçinceye kadar onlara bir şeyler demesi gerekiyordu. Bunu yaptı ama sonra aslan gibi milli kişiliğini ortaya koyup “hayır” dedi “ben bu oyuna karşıyım” dedi. Şu an çırpınmalarının nedeni o. Ve müsaade etmeyeceğiz, asla. Birleşme var bölünme yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Meleklerin nefsi var mıdır?

ADNAN OKTAR: Melekler egoist değildir, bencil değildir. Sadece Allah için yaşar onlar. Meleğin en zevk aldığı şey Allah'ın menfaatine olan her şeyi yapmaktır. Kendi çıkarı için kendi nefsi için hiçbir şey yapmaz melek. Yani egoistlik, bencillik yoktur melekte. Mantıkla hareket etmez melek vicdanıyla hareket eder. Vicdan da Allah'tan gelen vahiy sistemidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce bu kadar çok farklı ırkların olmasının bir amacı var mı?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm zenginlik olsun, insanlar monoton yaşamasın, heyecan olsun yani hayat zenginliğidir, tek amaç hayat zenginliği. Dillerin çok olması, bölgelerin çok olması, rengarenk olması, meyveler çok oluyor, renkler çok oluyor, diller çok oluyor, ırklar çok oluyor hayat renkli oluyor. Tekdüze olsa insanlar hoşlanmaz ama böyle olunca çok zengin ve güzel oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Benim adım Jason. Wesel’de yaşıyorum ve bence çocuklar daha fazla sevgi hissetmeli ve taciz edilmemeliler. Onlar daha iyi şeyler hak ediyor.

ADNAN OKTAR: Nasıl temiz yüzlü, nasıl güzel, nur gibi eli yüzü. Doğru söylüyorsun tabii. Çocuklara sevgi Allah'a sevgidir. Çocuklara muhabbet Allah'a muhabbettir. Çocukları korumak Allah'ın hukukunu korumaktır. Çocuklara yapılan her türlü kötülük Allah'a yapılan kötülüktür ve dolayısıyla Allah intikam alır. Çocuklar mübarek kutsal varlıklardır.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Abdullah Gül, Suriye ve Irak’ın durumundan ders çıkarılması gerektiğini şöyle açıkladı: “Kuzey Irak'ın toprak bütünlüğünü desteklemeliyiz ama bir yandan da hem siyasiler hem de halk olarak kendi vatandaşlarımızın kalbini burkacak demeçlerden kaçınmalıyız. Sanki Kürt nüfusumuz yokmuş gibi söylemlerden kaçınmak gerekir. Bir ülkede barış ve huzur olmalı bu da ülkeyi idare edenlerin görevi. Saddam'ın acımasızlığı olmasaydı Irak bu hale gelmezdi. Suriye'nin acımasızlığı olmasaydı Suriye o hale düşmezdi. Bütün bunlardan alınacak dersler var” dedi.

ADNAN OKTAR: Kardeşim acımasızları oraya getiren İngiliz derin devleti. Kendince paramparça yapacaktı. Eğer bunlar kendi başlarına olsalar ülkeyi parçalatırlardı. Bunlar parçalanma yanlısıydı. Ama buna Mehdiyet müsaade etmedi. Allah müsaade etmedi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kindar insanlara karşı nasıl davranılır?

ADNAN OKTAR: Kindar insanlara karşı kinini giderecek şekilde konuşulur. İknaya açıktır insanlar. Kinin bir fayda getirmeyeceği, onu gereceği, yoracağı, yıpratacağı, zarar vereceği ama şefkatle, akılcılıkla yaklaşırsa sinirlerinin yatışacağı, huzurlu, güzel insan olacağı söylenebilir.

VTR: Merhaba ismim Ümit. Adnan Hoca’ya Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri sormak istiyorum. Türkiye'nin önümüzdeki politikası nasıl olur? Kuzey Irak'ta oynanan oyunları sormak istiyorum Adnan Hoca’ya?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir kere İsrail'le uğraşmak hiç akıllı bir hareket değil. Bir avuç orda mümin var, bir avuç Allah'a inanan insan var. Üç milyon falan nüfusu bırakalım orada yaşasınlar. Zaten Allah orada yaşayacaklarını söylüyor Kuran’da. Onların ülkesi orada huzur içinde yaşasınlar. Yani üzerlerine gitmenin bir anlamı yok. Onlara böyle öfke duymanın, nefret duymanın bir anlamı yok. Bu haram olur. İslam'a, Kuran'a uygun değil bu. Şefkat ve merhameti hak eden insanlar. Ha zalimleri? Zalimlerini Allah zaten helak eder. Kanunlar da gereğini yapar. Kanunla hukukla yapılır böyle şeyler. Kanun hukuk her yerde geçerlidir. İsrail'de de hukuk geçerlidir ayrıca. İsrail hukuku tanımayan bir ülke değil. Kendi cumhurbaşkanını bile yargılıyor. Ben yakışıklımı bir daha dinleyeyim.

VTR: Merhaba ismim Ümit. Adnan Hoca’ya Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri sormak istiyorum. Türkiye'nin önümüzdeki politikası nasıl olur? Kuzey Irak'ta oynanan oyunları sormak istiyorum Adnan Hoca’ya?

ADNAN OKTAR: İşte her zaman söylüyorum. O ülkeyi şimdilik Barzani'nin bulunduğu bölgeyi ayırıp ilk bölünmeyi makul hale getirecekler. Muhtemelen de şöyle diyorlar; “İşte bak sizi ayıracağız Türkiye'ye bağlayacağız Türkiye daha büyümüş olacak” falan. Halbuki öyle bir planları yok. Barzani'ye bir suikast yapmayı düşünüyorlar veyahut darbe yapmayı düşünüyorlar. Böylece oraya PKK'yı yerleştirecekler. Hazır zaten küçük küçük kantonlar var bunlar devletçikler şeklinde onların kafasına göre. Bir anda hepsini referandumla tek bir ülke etrafında o bağımsız Kürdistan dedikleri bölge etrafında birleştirecekler. Ve orada kızıl komünist bir devlet kuracaklar. Sonra Amerika oradaki palazlanmanın ardından orada tabii ki PKK'ya karşı büyük bir hava taarruzu düşünüyor. Yani yerle bir etmeyi düşünüyor. Çünkü hazır bir imkan. Ama o arada da Türkiye'ye hizaya getirmiş olacak. Türkiye'yi de paramparça etmiş olacak, bölmüş olacak. Yani İttihad-ı İslam'ı ortadan kaldıracak ve Mehdiyet’i ortadan kaldıracak. Bütün bu projenin kökeni Mehdiyet’i durdurma projesidir. Yani şu atak bile Barzani'nin yaptığı atak bile Mehdiyet’i durdurmak için yapılan bir ataktır. Büyük Ortadoğu Projesi’nin tek amacı da İslam alemini küçük küçük parçalara ayırarak İslam aleminin birleşmesini imkansız hale getirip Mehdiyet’i durdurma operasyonudur. Ama bakın herkes çırpınıyor “Mehdi gelmeyecek, Mehdi’yi durduracağız” bilmem ne falan. Ama Mehdiyet emin adımlarla ilerliyor. Bak, bu çok büyük bir mucizedir. İnsanlar bu mucizeyi büyük bir dikkatle izlesinler. Bakın deccal durduramıyor Mehdiyet’i. O kadar operasyon yapılıyor, oyun yapılıyor hiçbir şekilde durdurulamıyor. Emin adımlarla ilerliyor. “Şeffaflaştıralım” dedikleri de yine Mehdiyet’tir. Tarikatlarla, cemaatlerle hiçbir alıp veremedikleri yok. “Şeffaflaştıralım üstümüze üstümüze geliyor” diyor “şeffaflaştırırsak belki görürüz bir yerde durdururuz” diyor. Sen şeffaflaştırsan da Mehdiyet’i göremezsin. Mehdiyet’in üstünde yetmiş bin perde var. Sen o perdeyi aralayamazsın. Nereye şeffaflaştırıyorsun? Kendin şeffaflaşırsın Mehdiyet’i şeffaflaştırıyorum derken. İstedikleri tektir Mehdiyet’in şeffaflaşmasını istiyorlar. Mehdiyet şeffaflaşmaz, şeffaflaşmaya da ihtiyacı yok ayrıca. Ama sen kendin Mehdiyet’i şeffaflaştırıyorum derken kendin şeffaflaşıyorsun. Ve böylece tehlike ve İngiliz derin devleti tehlikesi ve deccalın yamakları da ortaya çıkmış oluyor. Bir kısmı tabii.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Adnan Bey AK Parti kurucu üyesi ve 21. Dönem Milletvekili Profesör Doktor Eyüp Sanay’ın sizin eserleriniz ile ilgili bir konuşması vardı.

ADNAN OKTAR: Eyüp Sanay Ağabeyimiz çok değerli bir büyüğümüzdür. Veli bir insandır, büyük bir insandır. Nezaketiyle, efendiliğiyle tam bir Osmanlı, tam bir Cumhuriyet evladıdır. Allah ömrünü uzun etsin. Hidayetle, nurla yaşatsın. Kalbine ferahlık, inşirah nasip etsin. Allah başımızdan eksik etmesin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Büyüler gerçek olur mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, güzel yüzlüm boş yere uğraşıyorlar. Büyü müyü falan diye hiçbir şey çıkmaz ondan. Verilen paralara da yazık. Büyüye verecekleri parayla fakirlere döner ısmarlasınlar. Yüz fakire döner yedirsin daha iyi.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Sayın Devlet Bahçeli’nin bir paylaşımı vardı. “Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de buyuruyor: -şeytandan Allah'a sığınırım- “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız mutlaka siz üstünsünüz” başka söze gerek yoktur” demiş.

ADNAN OKTAR: Çok güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ölü bir insan sonradan ruh sahibi olabilir mi?

ADNAN OKTAR: Allah isterse her şey olur ama ölü ise genellikle ölü. Adı konmuş ölü. Yeniden ruh sahibi olması için bir neden yok. Allah'ın ihtiyacı da yok. Şeytanlar ölüdür, cinlerin büyük bölümü ölüdür. İnsanların da açıkça söyleyeyim büyük bir bölümü ölüdür. Adam bilmiyor mesela babası ölü oluyor, annesi ölü oluyor onları sağ zannediyor. Gerçek gösterilse aklı durur. Birçok insan zombidir. Ölü olarak gelir ölü olarak gider. İnsanlar da onu fark edemez. Bağırır, çağırır, konuşur, hastalanır ölür falan ama ölüdür. Tevrat'ta da buna dikkat çekilmiştir. “Ölüler yurdu” diye açıklanır cehennem için. Tamamen silme ölülerle doludur cehennem.

Evet.

VTR: Vicdanımızı dinlemememiz bütün hayatımızı mı etkiler?

ADNAN OKTAR: Vicdanının dinlemeyenin sonu cehennemdir. Zaten özel yaratılmış demektir. Vicdanına ehemmiyet vermemesinin nedeni egoist, bencil, özel bir robot olarak yaratıldığını gösterir. Onun robot olduğunu oradan anlarız. Egoist, bencil, nefsine uyan, nefsini put haline getiren bir robot zaten cehennem ehli olduğu için geldiği yere geri dönmüş olur. Yani ikinci bir ihtimal olmaz.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey bugün 10 Muharrem Aşura Günü. Hüseyin Binali ve beraberindeki yetmiş iki kişi Hicri 61'de Muharrem'in onuncu gününde Kerbela'da Yezid'in ordusu tarafından şehit edilmişti. Aşura Arapça‘da on anlamına gelen “aşara” kelimesinden türemiş bir kelime.

ADNAN OKTAR: Evet, Allah mübarek etsin. Allah kutsiyetlerini arttırsın. Şehitlerimizi cennette yeniden yine göreceğiz. Kardeşlerimizin aşuresi her yıl mükerrer olarak tekrar eden güzel bir ibadet. “Allah mübarek etsin” diyoruz. Bütün Alevi kardeşlerimizi çok seviyoruz. Onlar nurlu, temiz, tertemiz müminlerdir. Sevginin, sanatın, güzelliğin, estetiğin arayıcısı olan Allah'ı çok seven, Hz. Ali (kv)'yi seven, ehlibeyti seven, Mehdi (as)’a aşık cennet kuzuları onlar. Alevi kardeşlerimizi Cenab-ı Allah dünyada da, ahirette de, cennette kardeş etsin bizlere. Dünya cennetinde de, ahiret cennetinde de bizlere kardeş etsin. Dünya cenneti Mehdiyet devrinde biliyorsunuz.

KARTAL GÖKTAN: Sayın Bahçeli'nin az önce Aşure Günü vesilesiyle yaptığı açıklama tam olarak şu şekilde: “Firavunlar, Nemrutlar, Yezitler zulmün cahil ve cüretkar yüzleri kazanamayacak. Huzur, barış ve kardeşliğimizi yıkamayacaklardır. Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de buyuruyor: Şeytandan Allah'a sığınırım “Gevşemeyin, üzülmeyin, inanmışsanız mutlaka siz üstünsünüz” başka söze gerek yok. Hz. Hüseyin ve Kerbela Şehitleri ile birlikte Ağrı ve Hakkari'de şehit düşen altı kahramanımıza Cenab-ı Allah'tan rahmet diliyorum.”

ADNAN OKTAR: Kabadayıları tebrik ediyoruz. Allah rahmetiyle sarsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Meleklerin de dereceleri var mı?

ADNAN OKTAR: Meleklerin dereceleri var. Aslında mantıken olmaması gerekiyor gibi görünüyor ama hayrettir var. Onların da dereceleri var. Mesela Cibril (as) daha yüksektir. Mesela Mikail (as), İsrafil (as), Azrail (as) İsrail yani daha yüksektir dereceleri. Ahirette hepsini göreceğiz. Çok yakışıklı delikanlılardır. Çok çok yakışıklı, güzel ama hep müspet düşünen, olumlu düşünen delikanlılar. Bütün dünya tarihini bilirler yani dünya tarihi konusunda onlar uzmandır. Ahirette dünya tarihi hakkında konuşmak isteyenler Cebrail (as)’le meleklerle sohbet edebilirler. Her devri anlatır. Hz. Adem (as) devrini sor Atilla'dan çık. Her devri anlatsınlar. Her yeri, herkesi bilirler. Kişiliklerini, karakterlerini ne yapıyor, ne ediyor? Muhabbet isteyen herkes muhabbet edebilir tarih muhabbeti.

Evet.

VTR: Kediler bizi anlıyor mu?

ADNAN OKTAR: Sen kedileri seviyorsun demek ki yakışıklım. Kediler metafizik varlıklardır. Kedi Allah'ın ruhunu taşır. Her hareketi Allah'ın kontrolünde olur. Şuursuz hareket etmez kediler. O kadar sevmemizin nedeni, o kadar çıldırtıcı tatlılıklarının nedeni Allah'ın tecellileri olmaları.

Evet.

VTR: Bazı hayvanlar depremleri daha önceden hissediyorlar. Bu olay nasıl oluyor sizce?

ADNAN OKTAR: Deprem bir koku yayıyor olabilir önceden yani yoğun bir koku oluşuyordur. Onu duyuyor olabilir. Bir de ses oluşuyor olabilir. Çok yoğun bir ses makul zaten bir ses oluşması ama insanların duymayacağı bir ses oluşuyordur. Onu duyup hayvanlar panik oluyor. Bütün hayvanlarda oluyor. Kaçışıyorlar, bir araya toplanıyorlar, açık alanlara geliyorlar, atlar falan ahırdan çıkmak istiyor hayvanlar mesela sığırlar falan bile bir an önce çıkmak istiyorlar. Dakikalar öncesinden fark ediyorlar. İşte Allah'ın onlara merhameti, şefkati. Gerçi onlar ruhu olmayan varlıklar ama bir nimet olarak o sunuluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Basketbolun vücuda zararları var mıdır?

ADNAN OKTAR: Basketbolun vücuda zararı ne olabilir? Zannetmiyorum bir zararı olmaz. Çünkü bir patoloji falan oluşmuş değil. Omuzları falan genişliyor daha iyi oluyorlar. Ama genç kızlara bence olmaz basket ve voleybol ben tavsiye etmem. Sadece jimnastik genç kızlara ben onu tavsiye ederim. İşte dans çeşitleri olabilir. Onları çalışabilirler ama özellikle de jimnastik. Bale olabilir, ağır sporlar kadınlara kesinlikle olmaz. Kadın vasfını bozar. Kadın fiziği gider başka bir şey olur. Yüzücü olmak profesyonel yüzücü de olmaz. Omuzlar akıl almaz genişliyor kadınların. Daracık bir kalça olmaz öyle. Bir bozukluk meydana geliyor, patoloji demeyeyim de, olmaz. Bana göre öyle geliyor. En azından benim için.

Evet, dinliyorum.

VTR: Müslüman görünen kimselerde neden hoşgörü eksikliği var?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bir tek onlar da değil ki yani birçok kişide hoşgörü eksikliği var. Hoşgörü derken yani olgun olmak, nezaketli olmak, vahşileşmemek. Mesela Hristiyan olması bir insanın gayet normal onlar da mümindir. Musevi, o da mümindir. Çünkü Peygamber (sav) yalan söyledi demiyor o zaman mümin ama illaki bir düşman arıyorlar. İsrail'e saldırsın, Hristiyanlara saldırsın, Musevilere saldırsın yani Rumlara saldırsın, Ruslara saldırsın, İran’a saldırsın. Hep onlara Acem diyor onlara öyle bir öfke duyuyor. Araplara saldırsın. Arap nefreti vardır. Rum nefreti vardır “Vay seni Rum” falan derler hatta. Ermeni, adam Ermeni hakaret gibi görüyor Ermeni denmesini haşa. Nur gibi insanlar. Bu bir cinnet şekli aslında. Bozukluk, ruh bozukluğu, bir kafa bozukluğu ama bunu yaşayan insanlar maalesef var. Bunu Mehdiyet şu an yerler bir ediyor ve edecek. Ve herkes birbirini sevecek, herkes birbiriyle dost olacak.

Yeni tablolarım. İki tane resim yaptım.

KARTAL GÖKTAN: Bu, suluboya resminiz yine. Ormanda Festival isimli. Su isimli tablonuz.

Evet, soruya devam edelim.

VTR: Merhaba Adnan Bey bir sorum olacaktı size. İslam diniyle Hristiyanlık dininin ve Yahudi dininin arasındaki farklar nelerdir? Bunu öğrenmek istiyorum ben sizden.

ADNAN OKTAR: Ana bünyede bir fark yoktur. Ana bünyede aynıdır. Hz. İbrahim (as)’e gelen din Hz. Davut (as), Hz. Yusuf (as), Hz. İsmail (as), Hz. İshak (as) hepsi bütün atalarımız Hz. Adem (as)’e gelen dinin aynısıdır. Çok küçük nüans farkları vardır. Hepsinde namaz vardır. Hepsinde oruç vardır, hepsinde zekat vardır. Hepsinde helaller haramlar aşağı yukarı aynıdır. Aslında çok faklı bir yön Allahualem yok. Sadece Hristiyanlığa sonradan Hz. İsa (as) “Gökteki Babanız” diyor. “Biz Allah’ın oğullarıyız” diyor. Şimdi onlar öyle deyinde o da “ben de Allah’ın oğluyum” diyor. “Siz de Allah’ın oğlusunuz” diyor. Şahıs da diyor ki “babası var o da oğlu tamam işte bu kadar” diyor. Halbuki herkes için söylenilen bir sözü o şahsileştirmiş oluyor. O sevgi sözcüğü olarak kullanılan bir söz. Ama onu gerçek biyolojik baba gibi gösterdikleri için orada hata yapıyorlar Kuran onu düzeltiyor. Kuran’ın özelliği zaten diğer dinlerdeki hataları düzeltmesidir. Mesela İsa Mesih’le ilgili nedir hata? Bu. Bunu düzeltiyor. Ne annesi ne kendisi ilah değil diyor. Ama gökten inmesi konusunu Kuran tasdik ediyor. Hayır demiyor. Eğer yanlış olsa Allah onun şiddetle üstüne gider. Öbür konuların mesela şiddetle üstüne gidiyor. Ama ölmüş olsa o öldü der, neden ona yeniden gelecek diyorsunuz der. Ama demiyor Kuran. Her yanlışın şiddetle üstüne giderken ana konulardan biri olan bu meselede Kuran olumlu açıklama yapıyor Kuran. Müspet mesela “Sen kıyamet için bir alametsin” “ehli kitaptan sana iman etmeyen hiç kimse kalmayacak.” “Seni sevenlerin olduğu bir dönemde din kıyamete kadar hakim olacak.” Gibi hatta sadece ona mahsus meleklerle beraber ibadet ettiği İsa Mesih’in sırf ona mahsustur. Peygamberimiz (sav) için Allah demiyor meleklerle beraber ibadet eder demiyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocamıza bir soru sormak istiyorum. Peygamber Efendimiz (sav) ile şu an görüşebilseydiniz ona ne sorardınız?

ADNAN OKTAR: Neler sorulmaz ki? En başta Kuran’ın yeterliliğini söylüyordu Peygamberimiz (sav), o konuda nasıl yardımcı olabileceğimi söylerdim. İkincisi de herhalde Mehdi konusunda muhabbet ederdik. Daha detaylı sorular sorardım. Çünkü sahabe sürekli soruyordu her gün, benim de hakkım biz de sorardık.

Evet.

VTR: Kuran, bağnaz sistemi ne zaman tümüyle yıkacak?

ADNAN OKTAR: Tam vaktindeyiz işte. 2017-18-19-20-21-22’de feraha çıkarız Allah’ın izniyle. Zaten şu an gençliğe bakın hepsi Kuran talebesi.  Yüzde yetmiş Mehdi bekliyorlar. Ve hepsi bağnazlığa karşı. Yüz bin kişinin üstünde kişiyle görüştük hepsi aynı fikirde ne demek bu? Konu bitti demektir. Deccal boş yere çırpınıyor boş yere.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bedavacılık kültürünü nasıl bitirebiliriz?

ADNAN OKTAR: Bedavacılık kültürü yani Televole kültürü işte bedava bir şeyler kazanmak, piyangodan para çıkartmak. İşte birisini kandırıp onun yerine gidip oturmak. Uyanıklık yapmak, sırada başkasının önüne geçmek. Yani hayatı bedava yaşamak aslında bu Televole kültürünü, bedavacı anlayışı anlatan bir kitap hazırlamamız gerekiyor. Bunu kısaca anlatmak değil de bir kitapçık haline getireyim ben orada daha rahat, daha uzun örnekleriyle anlatabiliriz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aciz olan insan kendisi gibi aciz olan insana neden boyun eğer?

ADNAN OKTAR: Herhalde korkuyorlar veyahut menfaatiyle çatışacağını düşünerek, menfaatinin elinden alınacağını düşündüğü için. Temelinde tabii her yere baktığımızda korku çıkar. Zarara uğrama korkusu, acı çekme korkusu, saldırıya uğrama korkusu gibi korkularla boyun eğmiş oluyor tabii çok aşağılayıcı bir şey ama birçok insan bu acı duruma düşüyorlar. Mümin imanın bereketiyle, Allah’a olan sevgisiyle bunu aşar.

Evet.

VTR: Merhaba adım Yonca. Sizce erkeklerin bakışlarındaki vahşilik neden?

ADNAN OKTAR: Evet epey bir insan bakıyorum suratında hayvan ifadesi var. Vahşi hatta halk tabiriyle öküz gibi bakıyor. Saldırgan, anlamsız, küt, merhametsiz, bakanın bir daha asla bakamayacağı iğrençlikte. Saldırganlığı gözünde açıkça görüldüğü için kimsenin de soru dahi sormak istemediği kinci, pislik tipler. Bunlar internette de orada burada hakaret ediyorlar insanlara birçoğu. Bunlara da bak Hürriyet Gazetesi ne diyor? “Niye dava açıyorsunuz?” diyor. Adam ahlaksızlık yaparsa tabii ki dava açarsın küfrederse tabii ki açarsın. Hepsinin kanunla hukukla yıldırılması hukuk devletinin özelliğidir. Hukuk devletinde ahlaksızlık hukukla geri adım attırılır. Her zalime, her ağzı bozuğa kanun hukuk her yerde yetişmeli isterse sayısı bir milyon olsun. Hepsine dava açılıp davayla terbiye edilmesi lazım. Yola gelmeyen insanı yola getirmenin yolu kanun ve hukukla terbiye etmektir. Para cezası da kanunla hukukla terbiye etmenin bir yoludur. Bunu meclis onaylıyor anayasayla sabitleşiyor kanunlaşıyor ve bu millete insanlara sunulmuş ferdi hak oluyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Milli Eğitim tarafından okullara gönderilen yazıda belirli dini konuların dışarıdan gelen uzmanlarca anlatılabileceği ifade edildi. Dışarıdan gelen kişiler tarafından anlatılabilecek olanlar şehitlik, gazilik, merhamet, kanaatkarlık, haset, tevazu gibi manevi değerlerle ilgili konular olacak. Ancak Birgün Gazetesi gibi bazı medya kuruluşları “alınan kararla tarikatçıların okullarda ders vermesinin önü açılıyor” gerekçesiyle bu karara tepki gösterdi. “Çünkü bu yeni uygulamayla Birlik Vakfı, Ensar Vakfı gibi tarikat bağlantılı yapıların okullarla işbirliği yapılmasının önü açılıyor” dediler.

ADNAN OKTAR: Birlik Vakfı falan ne katıyorsun? Ne kadar mantıksız. Uzmanlarca ne demek? Doçent, profesör, öğretmen, bilen.  Yani meşru legal öğretici kişiler. Mühim olan o konuda ehil olmasıdır. Diplomalı olması. Değil mi anlatılan o, ehil, diplomalı onu kastediyor evet. Mühim olan o şahıs ehil mi değil mi ona bak. Milli Eğitim göndermiyor mu o şahsı? Tamam Milli Eğitim müfettişleri Milli Eğitim uygun görüyorsa görüyordur sana ne hangi vakıftan olursa olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Adnan Bey ben Merve. İnsanlar kötü bir olay olmadan önce “içimde kötü bir his var” derler. Sizce bunun bilimsel bir açıklaması var mıdır?

ADNAN OKTAR: Canımın içi o doğru. Çok rastlanan bir şey. Hakikaten içinde ciddi bir sıkıntı başlıyor. Ve sonunda olay da meydana geliyor. Öncü olay olmuş oluyor yani Allah’ın kaderin varlığını ona göstermek için yaptığı bir şefkat tokadı diyebilirim. Allah’ı hatırlatmak için meydana getirdiği bir şefkat tokadı. Öncüsüyle geliyor, öncü alamet. Önce öncü alamet geliyor ikisi birlikte olunca Allah’tan olduğunu anlar artık. Öbür türlü tesadüfen olduğunu zannediyor ama öyle olduğunda biliyor ki blok bir olay. Gelmeden önce belli Allah Katında belli. Yani bir alarm olmuş oluyor. O olayın gelişinin alarmı olmuş oluyor.

Evet.

VTR: Günde kaç kere Allah’ı düşünmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım istese de istemese de şuur sahibi, akıl sahibi bir varlık yani ölü olmayan bir varlık, Allah’ın ruhunu taşıyan bir varlık istemsiz olarak sürekli Allah’ı düşünür kesintisiz. O onun ellinde olan bir şey değil. Düşünmeyeyim zaten diyemez ama düşünmek için de özel enerji harcamasına gerek yoktur zaten düşünür. Sürekli kesintisiz Allah’la bağlantı vardır. Ruh sahibi olan, ölü olmayan her varlık bu şekildedir.

Evet.

VTR: Trafik kazalarında ölen kişiler şehit hükmünde midir?

ADNAN OKTAR: Tabii o şahsın konumu da çok önemli orada. Ama genellikle “enkaz altında kalanlar” diyor Peygamberimiz (sav) işte yanarak olanlar şehit hükmündedir diyor. O da bir enkaz altında kalma olduğu için o hadise göre öyle olmuş oluyor. Muhtemeldir ki öyle. İyi temiz de bir insansa zaten belli.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Tuana. Pazartesi sendromundan nasıl kurtuluruz?

ADNAN OKTAR: Güzel Tuana tatlı Tuana sen bayağı sevimli ve şekersin sen. Pazartesi niye sendrom meydana geliyor? Var mı öyle bir şey hakikaten? Nedir o?

KARTAL GÖKTAN: Hafta sonu tatilinden sonra pazartesi iş başı yapmak.

ADNAN OKTAR: Ağrına gidiyor. Yumuşak geçiş yapmak lazım pazartesilere şöyle yapılabilir. Yarım gün yapılabilir. Böylece o ızdıraptan kurtulmuş olurlar. Ama her halükarda olacaktır. En iyisi fazla düşünmesinler. Güzel. Allah sağlık sıhhat verdikten sonra nedir yani?

Evet, dinliyorum.

VTR: Hayat bu kadar kolayken yaşaması neden bu kadar zor?

ADNAN OKTAR: Canımın içi yaşamayı Allah zor yaratması çok önemli. Yaşamak hakikaten bir sanattır. Sağ kalmak bir sanattır. Ölmeden yaşayabilmek, sakat kalmadan yaşayabilmek ciddi bir yetenek gerektiren özel bir durum. Bu imtihanın mecburi olmazsa olmazıdır bu böyle bir sistem olmadan imtihan mümkün değil. Mesela adamlar internette abuk sabuk küfrediyor ona sen dava açıyorsun, biri bir şey diyor ona başka bir hukuki yoldan bir yöntemle cevap veriyorsun. Veyahut sözlü buradan cevap veriyoruz. Veyahut bir aksilik oluyor onu düzeltip konuşuyoruz. İnsanlara hastalıklar gelir dertler gelir onlara ilaç alır. Eczaneler mesela çaka çaka ilaç dolu. O ilaçların sayısı yaşamanın ne kadar zor olduğunu gösterir. En az iki bin, üç bin, beş bin ilaç var. En az beş bin çeşit dert var demektir. Üç-beş bin çeşit dert var demektir. Dolayısıyla hayatın zor olması insanları Allah’a yaklaştırır. Ahireti istemelerini sağar. Eğer yaşamak kolay olursa, hayat kolay olursa felaket diz boyu olur ve insanların büyük bir bölümü Allah’a isyan eder. Felaketler ne kadar çok olursa, acılar ne kadar çok olursa, hayat ne kadar zorluysa o kadar imtihanın zemini mükemmel olur, o kadar Allah’a yaklaşan çok olur. O Allah’tan bir nimettir. Hayatın zor olması Allah’tan bir nimettir. Zeki, akıllı olanlar, Allah’ın yardımını alanlar o dar geçitlerden geçerek öne geçerler. Aklı zayıf, imanı zayıf olanlar o dar geçitlerde oraya buraya çarparak yarı yolda kalırlar. Bu milyonlarca kişiye aynı anda yaptırılan bir koşu gibidir. Dar labirentlerde koşar insanlar ama akıllı, zeki olanlar için o labirentlerden geçmek oralardan atlamak çok kolaydır. Sürekli aklını kullanarak geçer. Ama aklı zayıf olan nefsine uyanlar, put edinenler o engellere takılıp kalırlar. O yüzden o yarışı selametle bitiren çok az insan olur. Bu bir yarış ve bir eğitim yeridir burası.

Evet.

VTR: Merhaba Adnan Bey. Hz. Mehdi (as) insanları nasıl doğru yola çağıracak?

ADNAN OKTAR: Aslında Allah çağırıyor. Mesela orada bir ses duyurtur, orada bir yazı okutur, orada bir kitap okutturur. Orada birinden birine hatırlattırır. Zincirleme bir sistem vardır Mehdiyet’te. Yani binlerce aynanın kullanılmasıyla oluşan bir sistem kurmuştur Allah. Mehdiyet bir güneşse o dev bir aynaya çarpar o aynadan başka bir aynaya yansır o, o ayna başka bir aynaya yansır aynalar sistemiyle her yer aydınlatılır. Ondan ona, ondan ona, ondan ona binlerce aynanın yansımasıyla olur. Şahıs o güneşin nereden geldiğini bilmez, o aynanın orta yerinde olan mesela iki bininci, üç bininci aynada olan ışığın nereden geldiğinin farkına varmaz. O ta Danimarka’ya kadar gider, Norveç’e kadar gider, İsveç’e kadar gider ama ışığın kaynağını insanlar bilemez. Halbuki hepsi Mehdiyet’ten kaynaklanan ışıktır. Mehdiyet de tabii Allah’tan kaynaklanan bir ışıktır. Ama ışığın yönünü insanlar çıkaramazlar. Farkına varmadan Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında olurlar onun için ona zıl ve gölge deniyor.

Evet.

VTR: Çok uzun yıllar yaşamak ister miydiniz?

ADNAN OKTAR: Allah için olursa, İslam’ı yaymak için tabii ki istenilir. Zaten Müslüman İslam’ı, Kuran’ı anlatmak için uzun yaşamayı istemesi lazım ama hiçbir işi yoksa uzun yaşamayı istemenin bir anlamı yok. Bir ibadet yoksa, bir amaç yoksa ne yapacaksın, sürünmek mi istiyorsun? Burası yaşama yeri değil.

VTR: Dünya bir günde mi İslam’ı kabul edecek?

ADNAN OKTAR: Hayır. Biraz vakit alır tabii. Sadmelerle, gelişmelerle yani insanlar bir süre sonra küçük gruplar şeklinde, sonra büyük gruplar şeklinde, sonra çok çok büyük gruplar şeklinde bir anda yani tabiri caizse -yani teşbihte hata olmaz- bir moda haline gelecek İslam Müslümanlık büyük ve güçlü bir moda haline gelecek ve herkes Müslüman olacak yani önüne geçilmez bir moda haline gelecek. Ünlüler Müslüman olacak, devlet başkanları Müslüman olacak, şarkıcılar, sanatçılar şunlar bunlar Müslüman olunca bu bir çığa dönüşecek çığ gibi herkes Müslüman olacak.

Evet dinliyorum.

VTR: Neden bazı insanlar küçük konuları büyütürler?

ADNAN OKTAR: Şimdi ben ne diyeyim? Bu da çok güzel. Bu ağız, burun nedir bu tatlılık, şekerlik, bu güzellik? Bayağı tatlı, çok zarif, bakışları da çok şeker. Bir daha baştan.

VTR: Neden bazı insanlar küçük konuları büyütürler?

ADNAN OKTAR: Bu sinir zayıflığından oluyor. İmanla, akılla bir genel inançta bunun baştan çürütülmesi gerekiyor. Yani küçük şeyleri kafaya takma, takıntılı olma çocukluktan kalan bir problemdir, aileler öğretir çocuklara. Mesela annesi ufacık bir karınca görür, birden hoplar bağırır. Veyahut mesela evde bir gölge görür olay çıkartır veya dizinde küçük bir sivilce vardır işte ‘kanser oldum’ der ‘cilt kanseri oldum’ der. Mesela boğazı ağrır işte ‘öleceğim galiba’ der falan yani buna benzer. Onu çocuğa öğretir çocuk da huylu olur bu sefer o da yani çok ufak şeylerden etkilenen, ufak şeylerle morali bozulan bir insan haline gelir. Yani her şeye kızma her şeyden üzülme çocuk yaşta öğrenilir. Bunu ters bir yöntemle kanırtarak gerekirse bünyeden atmak lazım, çok uğraşmak lazım ciddi bir hastalık türüdür. Hiçbir şekilde kabul etmemek lazım.

Evet.

VTR: Şeytanın adımlarını kimler izler, biz nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Yani bende bir yanlışlık yok değil mi? Sen nasıl güzelsin böyle canımın içi maşaAllah. Çok cazibeli, nur gibi eli yüzü maşaAllah. Kusursuz güzel, çok güzel maşaAllah. Bir daha dinleyeyim seni o güzel yüzünden?

VTR: Şeytanın adımlarını kimler izler, biz nasıl anlarız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bakarsın ki adam sürekli egoisttir, sürekli densiz, sürekli anormal kesintisiz manyak yani halk arasında manyak diye tabir edilir. Yani ‘Nasılsın?’ dersin ‘Sana ne?’ der, bir şey siyahtır ‘Yok o beyaz’ der. ‘Beyaz’ dersin ‘yok o siyah’ der. Mesela ‘Ben ileri geçebilir miyim? “Yok istemiyorum” der. Mesela ‘Bir şey içmek ister misin?’ ‘Hayır istemiyorum’ der istediği halde, ki ondan sonra kendi gider alır. Yani aksi ve terstir, sevgisizdir, merhametsizdir, sürekli put düşünce içindedir. Egoist bencil bir bakış acısı vardır. Buradan anlarız.

Evet dinliyorum.

VTR: Kuran'a göre kiminle evlenilir, kiminle evlenilmez? 

ADNAN OKTAR: Müminler mümin kadınlarla evlenecekler. Kâfir kadınlar kâfir erkeklerle, müşrik erkekler müşrik kadınlarla. Allah ayette açık açık söylüyor. Hatta sıradan çok düzgün bir şekilde Allah Kuran'da belirtmiş. Kâfir kâfirle, kafirun kafirat, müşrikin müşrikat, zaten onlar kendi aralarında da sınıflanıyorlar. Müminin başka türlü evlenmesi haram olur. Ben bir daha dinleyeyim. Evet, müminler için soruyorsan ki öyle soruyorsun, temiz, afife, haysiyetine, şerefine düşkün, dindar, Allah'tan korkan Allah'ı seven, Allah için yaşayan, sadece Allah'ı razı etmeyi düşünen bir erkekle bir kadın evlenebilir ama sırf geçim için, bana para verir, bana yemek verir, bana ev alır, bana araba alır diye elin itine, çakalına gider kendini köle edinirse o onu mahveder. Bela yağmur gibi yağar. Öyle hanım kardeşlerimiz sabırlı olsunlar, Allah onları aç bırakmaz sakın öyle bir şeye tenezzül etmesinler. Evde kalma iddiası da çok çirkin, çok ayıp bir iddiadır. Bir kadının evde kalması bilmem nesi falan öyle bir şey olmaz. Her yaşta istediği gibi evlenir veya evlenmez. O, onun gönlüne kalmış bir şey, bir mecburiyet yok.

Evet dinliyorum.

VTR: Akılsız başın cezasını neden ayaklar çeker?

ADNAN OKTAR: Yani bir yerde bir şey unutur, gider alır. Yine bir şey unutur gider alır yahut bir şeyi yanlış yaptığına dair kanaati gelir yeniden gider. Ayaklar aslında ceza çekmez, ayaklar açılır daha iyi olur, spor yapmış olur, gelişir. Yani akılsızlığını Allah yaratır ama çok hareket etmesinde de bir mahsur yok. Ayak ceza çekmez spor yapmış olur, iyi olur bir şey olmaz. Hareketsiz ayak iyi olmaz.

Evet. 

VTR: Merhaba Buse ben. İnsanların kusurlarını açığa vurmak sizce doğru mu?

ADNAN OKTAR: Buse o kadar güzelsin ki canımın içi, çok zarif yüzün, kaş gelişin, burnunun güzelliği, dudakların her yerin çok güzel, alnın, saçların. Bir de çok kibar bir kızsın, ses tonundan anlaşılıyor. Vicdanının temiz olduğu, nurlu bir insan olduğun açık açık görülüyor. Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin, sağlık ve selametle yaşatsın seni. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Merhaba Buse ben. İnsanların kusurlarını açığa vurmak sizce doğru mu?

ADNAN OKTAR: O ahlaksız, aşağılık insanların, ruhsuz hayvanların insanları huzursuz etmek için yaptıkları bir yöntemdir. Hâlbuki her insan kusurlu olur, kusursuz insan zaten yaratılmaz. Allah;  “İnsanı aciz yarattım” diyor, “zayıf yarattım” diyor. Bu ne demek? Kusurlu yarattım demektir. Bunda şaşacak bir şey yok. Onu oturup adam faş edip anlatıyorsa, güzel yönleri görmeyip de kusur arıyorsa o bir ölü robottur, bir mikroptur, cemiyet mikrobudur. Etrafına pislik saçan bir şeytandır. İnsanları üzmek için elinden gelen gayreti yapan bir mahlûkattır. Böyle ölü mahlûklara, şeytanın ordusuna hiçbir şekilde itibar etmemek lazım. Kusur var diye bir şey söylerse; “Doğru söylüyorsun, Allah razı olsun. Allah müminleri kusurlu yaratıyor, eksik yaratıyor bu çok güzel bir şey, imtihanın güzel bir yönüdür, vasfıdır teşekkür ederim.” dersin, çeker gider. Yani etkili olmadığını görürse hiçbir sorun olmaz yahut da dersin; “Sana kusur gibi geliyor ama bana çok güzel geliyor dersin, çok beğeniyorum o yönü” dersin bitti, o da olur. 

Tamam, şimdi tekzibi oku.

BÜLENT SEZGİN: Gösterebiliriz.

ADNAN OKTAR: Nedir?

BÜLENT SEZGİN: Didem Ürer'den Hürriyet Gazetesi’ne Tekziptir. Okuyalım mı bütün yazıyı?

ADNAN OKTAR: Atlayarak ve ara ara. Evet, okuyabiliriz hızlıca okuyun, bir sen bir sen okuyarak devam edebilirsiniz.

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Gazetesi’nin 30.09.2017 tarihli “'Kedicikler' yargıyı kilitledi” başlıklı haberinde “kişinin anayasal hakkını kullanarak kanunların uygulanması için adalete başvurmasını” suçmuş gibi gösteren bir haber yayınlanmıştır.

Yargının gereği gibi işlediği toplumlarda, insanlar sorunlarını, yine adalete başvurarak kanunlar önünde çözerler. Bir insanın dava açması yargıyı kilitlemez, tam tersi yargı gereği gibi işlemiş olur. Nasıl Gazeteniz sahibi Aydın Doğan kendisine yapılan hakaretlerde yargı yolunu kullanıyorsa ben de bana yönelik hukuka aykırı ifadelere karşı yargı yolu hakkımı kullanıyorum. Bundan daha doğal bir şey olamaz.

KARTAL GÖKTAN: Hukukun bu şekilde işletilmesinin en güzel örneklerinden birisi de Cumhurbaşkanımız Sayın Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelik söylenen her uygunsuz ifade için açtığı davalardır. Sayın Tayyip Erdoğan hakaretamiz sözler söyleyen her kişiye, kanunla hukukla yanıt vermiştir.

Eğer bir insana çirkin hakaretler ediliyorsa yargı yoluyla bunun gereğini yapması, kişinin anayasal hakkıdır. Bunlara ses çıkartılmazsa her gün bazı kişiler mazlum insanları rahatsız etmeye devam ederler. Herkesin kendisine yapılan çirkin hakaretleri, hukukla durdurmaya çalışması gayet normaldir. Gönül ister ki, hiç çirkin söz olmasın. 

Aslında doğru olan gerekli kanuni düzenlemenin yapılmasıyla internetin bu tarz gayri ahlaki ifadeleri, tehdit ve hakaretleri otomatik silmesidir. Ancak şu anda böyle bir sistem olmadığı için, küfredenler, hakaret edenler ancak açılan davalar yoluyla hukuki cevaplarını alıyorlar. 

BÜLENT SEZGİN: Hürriyet Gazetesi’nin yaptığı haberin mantığına göre, saldırgan kişiler çirkin hakaret edecekler, saldıracaklar, tehdit edecekler ama mağdur olan, saldırıya uğrayan kişi yargı kilitlenir diye bu duruma sessiz kalacak. Bu, saldırganların cesaret bulmasına sebep olacak son derece yanlış bir mantıktır. Doğru olan hukuki yaptırımla bu çirkin tavırların engellenmesidir.  

Hürriyet Gazetesi bu haberiyle toplumda psikopat, kriminal kişilerin adam öldürmeye çalışmasını, hırsızlık ve gasp yapmasını, istediği gibi hakaret etmesini makul ve olması gereken bir davranışmış gibi gösterirken; kanunlarına bağlı her aydın ve özgür bireyin bu kişilere karşı devletinin kendisine tanıdığı hakkı adalete başvurarak, kanunlar yoluyla aramasını anormalmiş gibi göstermeye çalışmıştır.

KARTAL GÖKTAN: Bir insanın demokratik ve hukuki hakkını kullanması yargıyı kilitlemek değildir. On binlerce hakim-savcı ve binlerce mahkememiz var. Türkiye Cumhuriyeti Adalet Kurumları vatandaşın korunması için gereğini yaparlar. Devletimiz güçlüdür. Kim terbiyesizlik yaparsa devlet, bu kişiye karşı adli önlemi alır ve kanunlar ölçüsünde karşılık verir. 

Hürriyet Gazetesi’nin yanlış mantığına göre düşünecek olursak, o zaman milletimizin FETÖ davalarından da vazgeçilmesi gerekir çünkü bu kadar kişi gözaltına alınıp yargılanacağı için, yargı kilitlenir denilmesi gerekir. Bu ne kadar akıl, mantık, vicdan ve hukuk dışı bir çıkarımsa Hürriyet’in haberi de o derece yanlıştır.

BÜLENT SEZGİN: Her insan kanunun kendisine verdiği hakları kullanarak, kendisine yapılan hakareti şikâyet edebilir. Eğer 1000 kişi hakaret ediyorsa, 1000’ini de şikâyet edebilir. Aralarından sembolik olarak bazılarını seçeyim, onlar ceza alsın diğerleri almasın demek olmaz. Küfür ve hakaret edilmesi kanunlarımızca yasaklanmıştır. Bu kanunu ihlal edenlere ne cezalar verileceği de yine kanunlarca belirlenmiştir. 

KARTAL GÖKTAN: Ne kadar hakaret eden varsa hepsi mahkemeye verilir. Çok hakaret eden var deyip geri adım atılmaz. Biz en iyisi şikâyet etmeyelim yargı kilitlenir diye bir sistem hukuk devletlerinde yoktur. Doğru olan hukuk kuralları uygulanarak suç işleyenlerin kilitlenmesidir. Böylece bir daha aynı kişilerin kanunu ihlal etmesi ve böyle bir eyleme girmesi engellenmiş olur.

Devlet hiçbir zaman suç işleyenler kalabalık bazılarını yargılamayalım demez. Böyle bir durumda herkes suç işler ve suç işlemesi teşvik edilmiş olur. 

BÜLENT SEZGİN: Eğer bir kişi suç işliyorsa, kanunda yazdığı üzere para cezası alması da hapis cezası alması da gerekir, bu kanunun uygulanmasının doğal bir sonucudur. Ayrıca hakaret küfür ve tehdit edene aynı üslupla karşılık verdiğim iddiası da tamamen gerçeklere aykırıdır.

Hürriyet Gazetesi’nin bu kanun ve hukuk dışı görüşler içeren haberini derhal tekzip etmesini talep ederiz. Didem Ürer.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

VTR: İnsanlar ölüleri gömmeyi nasıl öğrendi?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını, güzelliğini bir yakından göreyim ben seni. Hayret ne kadar nurlular, hayret ediyorum hepsi güzel ya maşaAllah. Yani böyle bir insandan kime zarar gelir? Şu güzelliğe bak. Elinden yüzünden iffet, güzellik, temizlik, efendilik, nur çok güzel bir şekilde tecelli etmiş. Kuran'da Cenab-ı Allah Hz. Adem (as)'in evlatlarının kendi aralarında bir olay sonucu kardeşlerden birinin şehit olduğunu söylüyor. Fakat katleden yani katil, maktul olan kardeşini ne yapacağını bilmiyor, orada ceset duruyor. Ceset de demeyelim de işte o kişinin bedeni orada duruyor. Orada bir karga toprağı eşerek orada bir şeyi gömüyor ve üstünü de kapatıyor. Böylece oradan ona bir işaret olduğunu anlıyor. “Benim hiç aklım yok” diyor, “bir karga kadar bile aklım yok, karga bile bunu biliyor” diyor. Orada da o kişinin ölü olduğunu, hayvan kadar bile aklı olmadığını, hayvandan aşağı bir akla sahip olduğu oradaki ayette işaret ediliyor, gösteriliyor. Yani karga aklı kadar bir aklı olmadığını kendisi söylüyor zaten. "Karga kadar bile aklım yok" diyor. Böylece yani böyle cinayete yatkın hasta ruhların birer ölüm makinesi olarak Allah tarafından yaratıldığı anlaşılıyor ve dolayısıyla bu robotların Allah'ın vereceği aklın dışında hiçbir akla sahip olmadıkları da görülüyor. Yani o bir makinenin meydana getirdiği sonuçlar, başka bir şey yok. Dolayısıyla da o olayla da öğrenmiş oluyor insanlar. Naaş diyelim naaş, naaşını. 

VTR: Adnan Ağabey cennette oyuncaklarımız olacak mı?

ADNAN OKTAR: Canımın içi zaten minikler için cennet yani vildanlar için tam uygun. Yani özellikle sizin için süper. Oyuncaklar, ortam, gösterilen ilgi alaka. Bir de çok fazla vildan var cennette. Oranın şenliği onlar. Bir dünyada şehit olan çocuklar var bir de oranın ekip var, ikisi ayrı ayrı. Artık durumu düşünün yani.

Evet, dinliyorum.

VTR: Terk eden erkekler döner mi?

ADNAN OKTAR: Terk eden erkek tabii ki geri döner gayet normal. Bir bozukluk vardır, bir üslupta terslik vardır, anlaşamadıkları bir nokta vardır. Karşılıklı bir bozukluk, Kuran’a uygun olmayan, ahlaka, vicdana uygun olmayan bir şey vardır. O tamir edildiğinde neden dönmesin? Gayet normal. Kadın da döner, erkek de döner Kuran’da da var zaten “araya” diyor “şahitler girsin, hakimler girsin, hakemlik yapacak kişiler girsin iki tarafı barıştırmaya çalışsın” diyor Allah ayette. Yani aralarında anlaşma sağlasınlar diyor. Genellikle anlaşma olur aklı başında birisiyse ama adam cinsse anormal bir şeyse Allah zaten ayırıyorsa hayır vardır. Ayırsın çok iyi güzel olur, bereket olur Allah “ hayır var ayrılmanızda.” Diyor. “Ayrılırsanız size Allah zenginlik verir, bereket verir o bir felaket değil” diyor, onda da hayır var.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Oda TV’den Müyesser Yıldız, Kuzey Irak oyunuyla Sevr’in kapıya dayandığını belirterek şunları yazdı: “Oy pusulasındaki “Kürdistan bölgesinin ve bölgenin yönetimi dışındaki Kürt alanlarının bağımsız bir devlet olmasını istiyor musun?” sorusu Sevr’in kapımıza dayandığının en somut kanıtı değil mi? Birilerinin “Türkler üç gün konuşur sonra unutur” düşüncesinde olduğu kesin. Nitekim diyalog kuralım. Kürt kardeşlerimizi üst aklın eline bırakmayalım demek suretiyle kabullenmeler başladı. Hayır bari buna kesinlikle alışmayalım ve de kabullenilmesine izin vermeyelim yoksa arkası çorap söküğü gibi gelir” dedi.

ADNAN OKTAR: Konuyu çok uzattılar ben otuz kere söyledim. Gözaltı kararı gerekiyor hiçbir mahsuru yok. Kim müdahale edecek gözaltına? Haklı, kanunen haklı. Gözaltı kararı alınmaması, tutuklama kararı alınmaması çok şüphe uyandıracak bir şey. Bunun Türkiye’de olduğunu düşünün Allah muhafaza derhal tutuklama olur. Orada tutuklama olmuyor. Bunda bir gariplik var. Türkiye’yle garantörlük anlaşması yapsın Irak derhâl, Türkiye’ye yetki versin Türkiye gitsin tutuklamayı yapsın. Bu kadar açık. Veyahut oradan kendi askerini, polisini götür Iraklı fazla değil otuz kişi götürseler yeter. Değil mi? Türk ordusu zeminini hazırlar. Iraklı otuz kişi, savcı da gelsin buraya cumhuriyet savcısı Irak’tan mesela üç-beş savcı, üç-beş hakim orada hemen tutuklama yapılır. Ayaküstü orada bir mahkeme oluştururlar yargılanır kısaca ve tutuklama yapılır. Tutuklama yapılıp oradan alıp Irak’a götürsünler. Konu biter kökünden. Öbür türlü uzayacak bu. Burada bir gariplik var, burada bir kilitlenme var.

Evet, dinliyorum.

VTR: Başka insanları güldürmek sevap mıdır?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm tabii insanların mutluluğuna, neşesine vesile olmak tabii ki hem sevap hem güzel ahlak bir cennet güzelliğidir tabii ki. İyi olur, güzel olur.

Evet.

BÜLENT SEZGİN: Suudi Arabistan’da kadınlarla ilgili arka arkaya bazı gelişmeler yaşanıyor Adnan Bey. Yönetim önce kadınların araba kullanmasına yönelik yasağı kaldırdı. Bunun hemen arkasından da danışma konseyi niteliğindeki yüz elli sandalyelik şura meclisinde yapılan oylamada kadın müftülerin fetva yayınlama yetkisine ilişkin teklif yüz yedi oyla kabul edildi.

ADNAN OKTAR: Tabii canım niye olmasın? Suudi Arabistan Mehdiyet’in etkisine girdi. Şu an Mehdiyet’in ruhu Suudi Arabistan üstünde. O zıl ve gölge açıkça hissediliyor bak yüz elli yıldan beri olmayan bir şey ilk defa oluyor Mehdiyet’in bereketiyle. Mehdiyet oralara kök saldı. O ayna sistemi manevi ayna sistemi orada da kendisini göstermeye başladı.

Evet.

VTR: Deniz ürünleri helalse midye neden haram?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm tesettüründen dolayı seni tebrik ediyorum. Allah ibadetlerini kabul etsin. Nur yüzlüsün. Deniz ürünleri niye haram? Haram neye göre haram? Hanefi mezhebine göre haram. Şafi’de ayrı, Maliki’de ayrı, Hanbeli’de ayrı. Belli ki bir hurafe. Belli ki hurafe sistemi. Çünkü İmam-ı Şafi, İmam-ı Maliki, İmam-ı Hanbel aynı kanaatte olmuyorlar. O zaman neye göre haram? Öyle bir şey yok. Allah yenilmeyecek etlerin, haram olan etlerin listesini vermiş. Bunun dışında “De ki” diyor “haram olan bir şey bulamıyorum de” diyor bak “Kuran’da Allah’ın haram ettiği bir şeyi artık bulamıyorum göremiyorum de” diyor. Biz de Allah’ın haram ettiği bir şeyi göremiyoruz. Göremiyorsan gösterelim diyorlar aç Buhari’yi diyor aç Müslim’i diyor adamlar destan yazmış. Allah “Kuran’da göremiyorum de” diyor Buhari’de demiyor, Müslim’de demiyor. Kuran’da yoksa yok. Yoksa helaldir. Nitekim öbür mezheplerde helal, Hanefi’de haram. Oradan anlaşılıyor olay. Her müçtehit ayrı bir helal meydana getirmiş, hepsinin hadisi ayrı, olmaz böyle şey.

Evet dinliyorum.

VTR: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okuyorum. Şunu merak ediyorum avukat mı, hakim mi, savcı mı olmalıyım?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım haklısın ama hakim olmak, savcı olmak tabii kolay değil bayağı bir emek vereceksin. Anadolu’ya gideceksin, Anadolu’da şehirleri gezeceksin, kasabaları gezeceksin. Avukat olursan tabii serbest istediğin yerde çalışırsın. Yakışıklım bir kere benim gördüğüm çok yakışıklı bir delikanlısın, güzel bir delikanlısın. Avukat olsan böyle çok sükseli olur bence şık da giyinirsin. Bir avukatlık bürosu aç daha kafana göre olur daha rahat edersin benim kanaatim. Biraz vicdanen ruhun şey senin, derin düşünen bir gençsin benim gördüğüm savcılık hakimlik daha zordur daha bir zorlanırsın gibi geliyor bana. Yüksek kutsal meslek de fakat tabii kalbi, ruhu çok yoran bir meslek. Benim sana tavsiyem avukat ol. Yine dönme imkanın da var avukat zaten hakim, savcı olur imtihana girip canın isterse de geçebilirsin de. Ebedi kapanan bir şey değil. Ben öyle biliyorum değil mi? Evet.

Evet, dinliyorum.

VTR: İslam’a hizmette kararlı ve özenli nasıl olabiliriz?

ADNAN OKTAR: MaşaAllah benim canım nasıl nurlu maşaAllah. Aferin benim canıma, çok güzelsin bir tanem çok çok Allah nurunu artırsın, sana hidayetli, bereketli uzun ömür versin muhteşem güzelsin. Ve başörtün çok yakışmış, tesettürün çok yakışmış aferin sana benim güzelim, aferin. Allah seni cennette bana kardeş etsin. Hidayetle uzun yaşatsın seni. Canımın içi Allah’ın varlığını açık şuurda bir insan gördüğünde zaten Allah’a hizmet etmeden geçecek bir günde insan yaşayamaz.  Boğulur çok felaket acı çeker. Vücudu yırtılır adeta sökülür. Sen de iman ehli olduğun için bak Allah’tan korktuğun için tesettürünü bu sıcak havada çarşaf niyetine çünkü çok güzelsin içtihat etmişsin ki dışarda uygunsuz olacaktır kendini koruman için bunun şart olduğunu düşünmüşsün ve o ibadeti yerine getirmişsin bu muhteşem bir şey. Ve genceciksin Allah yolundasın, Allah’tan korktuğun açık belli oluyor. Allah sana diğer ibadetlerinde de güç kuvvet versin. Az olması iman edenlerin Allah’ın bir sanatıdır. Allah’ın bir adetullahıdır. Fakat ahir zamanda Allah’ın hikmeti ilk defa adetullahını Allah o yönde değiştiriyor. Bütün dünyayı iman ettirecek şu an son kere. Sırf şanın göstermek, gücünü göstermek için ondan sonra dünyayı bitiriyor. Onunla bitmiş olacak. Ama Allah korkusu, Allah sevgisi normal akılda bir müminde çok güçlüdür. Ve dolayısıyla zaten çok samimi davranır her şeyde Allah’ın rızasının en çoğunu arar. Aksini yapamaz. Bünyesi, vücudu parçalanır, hasta olur yaşayamaz yani. Mesela benim canım tesettürünü çıkartıp mümkün değil çünkü farz ya Allah’ın emri yapamaz mümkün değil. Öleceğini bilse yapmaz. Çok acı çeker yapamaz. Bu bir iman alametidir. Allah tabii ömrünü uzun etsin, Allah her türlü felaketten korusun benim güzelimi.

BÜLENT SEZGİN: Kısa videolarla devam ediyoruz. 

Masaüstü Görünümü