Harun Yahya

Sohbetler (1 Ekim 2017; 10:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

BÜLEENT SEZGİN: İyi günler değerli izleyicilerimiz. Hoş Sohbetler’e başlıyoruz. Hoş geldiniz Adnan Bey.

ADNAN OKTAR: Ne güzel. Başlayalım.

KARTAL GÖKTAN: “Din güzelliktir” etiketi dün Twitter’da 2 numaraydı, 12 saatten fazla listede kaldı.

ADNAN OKTAR: Din güzelliktir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mehdiyet durdurulabilir mi?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet kader içinde akışı bitmiş bir hareket olduğu için, şeytanın da bütün atakları o kader içinde olup-bittiği için durdurulması mümkün değil. Hep beraber göreceğiz. Bakın, gece-gündüz durdurmak için uğraşıyorlar, huylandılar huylandılar. Türkiye çapında minberlerden “Mehdi gelmeyecek” diye yüz binlerce hoca tek bir ağızdan konuşuyor. İlahiyat hocalarını konuşturuyorlar, toplantılar yapıyorlar, sempozyumlar yapıyorlar. Bir daha sempozyum bir daha toplantı derin uyku hali, o uykunun neden geldiğini de anlamıyorlar. Üstlerine oraya şeytanın çöktüğünün farkında değiller. O uykuyu onlara veren şeytan. Şeytandan üstlerine bir ağırlık geliyor, harika olaylar oluyor ama buna rağmen yine kendilerince durdurmaya çalışıyorlar. Çünkü kaderde onlar durdurmaya çalışacak, Mehdiyet de çığ gibi gelişecek. Hep beraber seyredeceğiz. Adım adım adım durdurulamayan bir güç olarak Mehdiyet hakim olacak.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir münafık tekrar Müslüman olabilir mi?

ADNAN OKTAR: O münafık değildir, münafık alameti göstermiş bir Müslümandır. Yeniden Müslüman olur. Yoksa münafık ölüdür zaten, cehennemden geliyor zaten cehennemden gelen bir adam dirilmez. Cehennemden gelen adam ölüdür. Ölüler diyarından gelen ölüler diyarına gider. Dolayısıyla dönüşü yoktur. Ama mümin bazen dengesi bozulabilir biraz ve hemen toparlanır. Kalbinde hastalık olanlar deniyor onlara, münafık denmez ona. Kalbinde hastalık olan hemen dengelenir düzelir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Biz Allah’ın ruhuysak o zaman biz aslında yok muyuz?

ADNAN OKTAR: Aslında yok muyuz? Gölge varlık olarak varsın. Çünkü görüyorsun bir şey var bu var, yani bu görünen var, dolayısıyla dışarıda da var bu, görüntü olarak var. Ama zannettiğin gibi böyle cisim tarzında değil bir gölge varlıktır. Çünkü görüntü bir şeydir, bir şey ama gölge varlık işte bu kadar başka bir şey yok.

Evet.

VTR: Şu anda rüyada olup-olmadığımızı ispatlayabilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Dikkatlice bakan anlar zaten. Rüyanın aynısıdır. Şöyle anlayabilirsin; rüyadayken, akşam mesela uyuyorsun rüya görüyorsun, rüyada kötü bir görüntü görüyor “aman Allah’ım” diyor hemen uyanmak istiyor anlıyor diyor “rüyadayım kabus görüyorum, rüya görüyorum” diyor çırpınıyor adeta ve uyanıyor. “Oh Allah’a şükür” diyor “bu bir rüyaymış” diyor halbuki yine rüyada. Üçüncü kere uyandığında anlıyor rüyadan uyandığını. Dördüncü kere de uyanırsa yine rüyadan uyandım diyecek. Beşinci kere uyansa yine rüyadan uyandım diyecek. Yani eğer ispat et diyorsan çok net sarih sana ispat işte. Öbür türlü ispat, onu aklın kaldırmaz, onu hiç benden isteme, sen de öyle bir şey yaşamak isteme.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir mümin inanmayan birini kalben sevebilir mi?

ADNAN OKTAR: İnanmayan biri mesela inanmıyordur ama hakikaten fetret ehlidir hiçbir şey bilmediği için cehaletindendir. Acır şefkat duyarsın tabii ki seversin. Kurtarmak azmindesindir, Allah’ın kulu olarak ona şefkat duyarsın, sevgi duyarsın, korumak istersin. Çünkü bilmiyor yani fetret ehli. Kimse ona bir şey anlatmamış, cehaletinden kaynaklanan bir yanlış eylem içerisinde. Ona sen kin duyamazsın ona şefkat duyabilirsin, acımayla karışık sevgi. Allah’ın kulu olarak seversin, anlatırsın konuşursun ama küfr-ü inadi varsa, ahlaksızsa o zaman ayrı, o zaman yolları ayırırsın.

BÜLENT SEZGİN: İngiltere’nin IŞİD’le mücadeleye devasa bir katkı sundukları yönündeki sözleri üzerine Rusya’dan şöyle bir açıklama geldi Adnan Bey: “2015’te Irak’ın üçte biri örgütün elindeyken İngiltere neredeydi? İngiliz uçakları 2014’ten beri Suriye ve Irak’ta yaklaşık 1500 atış gerçekleştirirken Rusya 100 bin atış yaptı. IŞİD’in aldığı stratejik yenilgide etkili olan budur” dedi.

ADNAN OKTAR: IŞİD’i kuran İngiliz derin devletidir. Bir ideolojisi vardır, hepsine ideoloji dağıtmıştır. İngiltere’de derin devletin en mühim vasfı insanları kurmayı ve kurduktan sonra da onu otomatik olarak kullanılır sisteme sokmayı çok iyi bilir. Mesela komünizmi Marks’a sundurdu, Marks insanları kurdu bıraktı netice aldı. Lenin’i kurdu İngilizler, hazırladılar kurup bıraktılar netice aldılar. Aynı şekilde Hitler’i, Mussolini’yi kurup hazırlayıp bıraktılar, o artık robota dönüşüp onların istediklerini yapmaya başladı. IŞİD’de de, IŞİD’i adamlar kurdular kullanılır hale getirdiler ve bıraktılar o kendinden işlemeye başladı. PKK’yı da aynı şekilde kurup çalıştırıp işler hale getirdiler ve bıraktılar. İngiliz derin devletinin sistemi budur yani fikri negatif olarak kullanır, kötü yönde kullanır. Mehdiyet de fikri pozitif yönde kullanarak onların makinelerini bozar, o sistemlerini bozar. Aslında şu an dünyada büyük bir fikir savaşı var. Silah savaşının hiçbir önemi yok, fikir savaşını kazanan kazanıyor. Yoksa mesela PKK’ya karşı eğer biz bir fikir savaşı vermiş olmasak PKK’nın yenilmesi diye bir konu olmaz. Ama fikir savaşını kazandığımız için PKK’nın gücü kalmadı. IŞİD de öyle yani fikir savaşını kaybettiği için gerilemeye başladı. Yoksa bastırır geçerdi. İngiliz derin devleti bütün dünyayı kontrol etme imkanına sahip oldu ve bütün silah fabrikaları ağırlıklı olarak onların kontrolünde şu an. Ama adamların derdi günü para değildir yalnız İngiliz derin devletinin şeytanlıktır, şeytana hizmet etmektir. Yani normalde hayatları sade çünkü İngiliz derin devletinin mensupları, sade hayat yaşıyorlar. Öyle konforlu bir hayat yaşamıyorlar. İzbelerde ve berbat bir yerde yaşıyorlar şeytana hizmet ettikleri için.

Evet, dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Emekli Asker, Yazar ve Stratejist Sayın Suat Gün’ün sizin ve eserleriniz hakkında bir konuşması var.

VTR: Sayın Suat Gün - Emekli Asker, Stratejist, Yazar

ADNAN OKTAR: Suat kardeşimiz yiğittir, kabadayıdır. Allah’a, Kitap’a, dine, imana, bayrağa, vatana, millete sadık, devletin sevdiği, bizlerin sevdiği bir insan. Devlete büyük hizmetleri var görünen görünmeyen. Allah ömrünü uzun etsin, hidayet, sağlık sıhhat esenlik içinde yaşatsın. Cennette Allah kardeş etsin. Allah kalbine inşirah, ferahlık, huzur ve güvenlik duygusu indirsin. Allah sayılarını artırsın, maşaAllah diyoruz.

İstanbul İlim Kültür Vakfı’nca 11. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu gerçekleştiriliyor. Bilal Erdoğan Tayyip Hocam’ın oğlu. Bak ne diyor? Kafalarına İngiliz derin devleti kaya gibi düştüğünü tahayyül etsin, bayağı onlar istifade edecekler. “Cemaatlerimiz” bak cemaatlerimiz Müslüman cemaatleri diyor “Cemaatlerimiz, vakıflarımız ne kadar kuvvetli olursa o kadar iyi oluruz” diyor, bitti. Bunu Tayyip Hocam adına söylüyor evladı. Bana bu ayakları bıraksınlar bu İngiliz derin devletinin oyunlarını falan bıraksınlar. Hiçbir cemaate oyun oynattırmayız. Hiçbir cemaate tuzak kabul etmeyiz. Her kurulan tuzağı da tepelerine geçiririz. Daima hukuk ve kanun ölçüsünde hukuk ve kanunla tabii ki.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Darbeciler tarafından bacaklarından üç kurşunla vurulan Mustafa Zorova Amcamız 30 ameliyat geçirdi Adnan Bey. Şöyle söylüyor: “Tek duam tekrar yürüyebilmek. Benim bacağım gitmiş hiç önemli değil” diyen Mustafa Zorova, “Ben o selayı yine duyayım bu bacak yine kendine gelir” dedi. Mustafa Amcamızın fotoğrafları vardı. Gazi olmadan önce pazarda süpürge satıyormuş Mustafa Amca.

ADNAN OKTAR: Mustafa Amca’yı niye sürekli hastanede tutuyorlar çıkaralım oradan. Açık havaya temiz havaya götürelim, Bebek’e falan götürelim Mustafa Amca’yı, çarşıya falan götürelim. Hastaneden izin alalım gezdirelim Mustafa Amca’yı. Gece-gündüz hastane olur mu? 30 ameliyat, onda bir acayiplik var.

KARTAL GÖKTAN: Bir de konuşması var.

ADNAN OKTAR: Bakayım.

VTR: Mustafa Zorova’nın Konuşması

ADNAN OKTAR: Mustafa Amca’ya hastaneden izin alalım da gezdirelim, o ne ki öyle? Tabii, arabaya koyup gezdiririz Mustafa Amca’yı. Çarşılara falan götürelim. Anlı-şanlı oralar bir bereketlensin. Tabii, orada ona mekan yaparız orada oturur ne olacak yani.

Bak mesela Cumhurbaşkanımız Tayyip Hoca, Başbakan Bediüzzaman’ı uzun uzun övmüşler. Olay bu.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Başbuğ Türkeş’in duası vardı Adnan Bey, iftar duası.

ADNAN OKTAR: Başbuğ’u aç.

VTR: Başbuğ Alparslan Türkeş’in Yaptığı İftar Duası

ADNAN OKTAR: Evet, Başbuğ gerçek bir mümindi, ehli tarikti.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanı Erdoğan, ülkeyi böldürtmeyeceğine dair yeni bir açıklama yaptı.

ADNAN OKTAR: Tayyip Hocam evvelAllah, Tayyip Hocam’la biz 2021’lerde de, 2037’lerde de beraberiz evvelAllah Tayyip Hocam sağlam delikanlıdır. Tabii ki böldürmez. Böleni böler Tayyip Hocam, ortadan ikiye böler kanunla hukukla. Delikanlılığına kefiliz, yiğitliğine kefiliz gönlü rahat olsun yanındayız. Tüyüne de kimse zarar veremez sonuna kadar yanındayız. AK Parti’yi isterse değişsin başka partiye geçsin hiç fark etmez. Tayyip Hoca’yı daima başta tutacağız söz, güvensin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Neden size geçmiş yıllarda suikast düzenlemişlerdi çok merak ediyorum?

ADNAN OKTAR: Delikanlının şanındandır, kabadayının şanındandır. Güzel, Allah bize nimet olarak sundu. Durduk yere sevap kazandık. Ortaköy’e geldik, daha gelir gelmez bismillah, komünistlerin kahvesinde adım yazılıyordu adım soyadım, baba adım ve doğum tarihim. Kahvenin camı böyle aşağıda, arabaların çamurundan kirlenmiş, çamurun parmaklarıyla üzerine yazmışlar koskocaman ‘Adnan Oktar Yusuf 1956’ diye. Yani güya biz de çekineceğiz, diyeceğiz ki “aman bunlar tehlikeli.” Ben de onların aşağıda kitapçısı vardı komünistlerin, oraya tek başıma girdim alt katına da indim en aşağı, bana böyle garip bir şekilde bakıyorlardı tedirgin bir halde belanı mı arıyorsun gibisinden. Evet, arıyorum belamı arıyorum. Yani belasını arayan Allah’tan sevap arıyordur, nimet arıyordur. Dolayısıyla oradan da komünist kitaplar falan da almıştım. Baktım bunlar korkutmaya çalışıyorlar kendi kafasınca. Sabah gece karanlığında evden çıkıyordum Ortaköy’den ta aşağıdaki camiye karanlık ara sokaklardan geçerek, orada Ortaköy’ün ara sokakları var. Kafam dimdik aşağı kadar iniyordum. Hani varsa öyle yapabileceğiniz bir şey görelim gibisinden. Ama ilk geldiğimde herhalde beni tanımıyorlardı anladığım kadarıyla. 7 kurşun sıktılar eve doğru. Ama ben anlayamadım yani kim nereden sıktığını anlayamadım. Yakın yerden silah sesi geldi. Ama çok seri yani böyle tak tak tak tak şeklinde oldu hemen bitti. Ben başımı çevirdiğimde silahı mermiyi atanı göremedim. Bu ne? 7 sevap, 7 büyük sevap demektir durduk yere. Mesela hançerle saldırı oldu komşunun evine girdiler. Komşu duruyor anlatsın. Aslında olabilir onunla röportaj da yapabiliriz. Ta böyle adamın elinde hançer, kapıyı açsam direkt yani saldıracak. Adım da yazılı olduğu halde kapıda Oktar diye, komşuya girmişler yanlış anlamış, ona demişler ki “asansörden indiğinde ilk kapı” demişler. Halbuki indiğinde ilk kapı bizim kapı zaten, o da ikinci kapıya gitmiş. Kapıyı çaldırdı açtılar, akıl almaz büyük arbede oldu. Komşunun evine girmişler bıçakla beni aramışlar. Tabii tanıdıkları için bulamıyorlar. “Burada yok” demişler. Damadı çıkmış, damadı da bu sefer o da kabadayı, o da evde böyle biçimsiz bir ekmek bıçağı gibi bir şey vardı onu kapmış. Yani meydana gelen gürültüyü tarif edemem. Bağırtılar, kaçıştırmalar, koşuşturmalar ben anlayamadım neyin ne olduğunu. Sonra sorduk komşuya “seni sordular” dedi “sizin eve gelmişler” dedi “bizim eve daldılar” dedi “biz de kendimizi savunduk” dedi. Ben o zaman şikayetçi falan da olmadım hiç öyle bir konu da olmadı. Evin önünde de yine öyle yatmışlar pusuya, evin önünde köpekler dönüyordu böyle peş peşe, peş peşe. Bizim çocukların arabadaydık “bu normal değil” dedim “evin önünde böyle köpeklerin dönmesi bir şey var burada” dedim “siz ilerleyin” dedim. Sonra ilerledik, 155 polis arabası geçiyordu, “olsalar bile”  dedim “birisi olsa bile polis olduğu için çekinirler ben hemen oradan geçeyim” dedim. Ben geçtim yukarıya çıkar çıkmaz telefon çaldı. “Bu sefer kurtardın” dedi. “Biz çalıların içine yatmıştık seni vuracaktık ama kurtuldun” dediler. Ben de tabii nezaketli bir cevap verdim. Şu an burada onu açıklayamam kapsamlı. Yine eve baskına gelmişlerdi, kapıya saldırıyorlar, kapıya güm güm güm vuruyorlar. Kapıyı kıracak neredeyse. “Aç kapıyı” falan doluşmuşlar kapıya. Ben de polise haber verdim Ortaköy Karakolu’na. Polis geldi, bir baktım diz çökmüş o saldırgan olan zavallı bir şekilde duvara yapışmış elleri havada bekliyor. Sonra “şikayetçi misin?” falan dediler “yok” dedim “biraz uyarın da gönderin” dedim. Şikayetçi olmadım. Böyle olaylar çok tarihimizde anlı-şanlı. Sevabı çok olur bu tip şeylerin. Özellikle silahlı saldırılar çok makbuldür, çok sevap kazandırır. Onun için şehadet çok yüksektir, gazilik çok yüksektir. Ama başarısız saldırılar da onlar da çok çok sevaptır.

Süleyman Soylu, üsluba dikkat edin, diyor ki, bu referandum yaptılar ya gayrimeşru Irak’ta: “Bakın” diyor Süleyman Soylu “Türkiye hepinizi bir çuvala koyar, o çuvalın da başını bağlar ondan sonra atacağı yere atar, kimse Türkiye’yle oyun oynamasın” diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Herkesi Allah’ın tecellisi olarak mı görmeliyiz?

ADNAN OKTAR: Evet güzel yüzlüm. Evet, herkes öyledir. Hepsi ruh sahibi, geçici olarak dünyada tutulan hepsi ölümlü olan kısa bir süre sonra ölecek olan insanlar. Sokakta gördüğün her insan en fazla 100 yıl sonra bir kişi kalmayacak hepsi ölecektir. Yani mesela buradaki arkadaşlarımız da en fazla 100 yıl içerisinde kimse kalmaz. Ama olağanüstü vakalarda bazen 160 sene falan yaşayanlar oluyor o ayrı mesele.

Evet, dinliyorum.

VTR: İleride yaptığınız resimleri satmayı düşünüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Kaç milyon dolar? Vay be. Pari’de açık artırmada bir tanesi kaç milyon dolardan çıkaralım? Evet, hafiften başlayalım, 10 milyon dolardan başlayalım hafiften. Yok yok, ben tabloyu satmam, çok utanırım zaten, öyle bir şeyin söylenmesi bile düşünülemez öyle bir şeyi tahayyül dahi edemem. O kalır öyle bir hatıra olarak durur. Satılması diye bir olay olmaz. Manevi değeri çok yüksek.

Bir kere de bizim hanım arkadaşımızın evine gidiyorduk akşam sohbet için. Nuri aldı bizi Nişantaşı’na doğru götürmeye başladı. “Yavrum” dedim “sen ne yapıyorsun?” dedim. “Hocam araba beni götürüyor” dedi. “Sen kafayı mı sıyırdın?” yani ona benzer. “Sen ne yapıyorsun?” dedim. “Neyse vardır bir hayır” dedim. Oradan, Nişantaşı’nda bir arkadaşımızın evi vardı oraya indik. Onlar aşağı indiler ben de arabadaydım. Ev müsaitse derse gidecektik. Ortalığı düzenleyin falan gibisinden. “Aşağıda” dediler “gideceğimiz eve baskın yapmışlar” dedi telefonla bildirdiler. Kar maskeli kişiler, ellerinde bıçak, kapının kilidini bıçakla dilini açmışlar. Zorlamışlar önce kapıyı kırmaya çalışmışlar. Hakikaten hasar almış kilit, belirli bir aralık meydana getirdikten sonra da dilini bıçakla itip kapıyı açmışlar. İçeride kendilerince bir liste çıkarmışlar şu şu şu, ‘bunların parasını ödeyeceğim’ diye, arkadaşa orada imzalatıp arkadaştan para almışlar ama yüklü bir para almışlar kar maskeli olarak. Ben sonra arabayla “geri dönün” dedim. Baktım evin önünde hakikaten bekliyorlar kar maskeli şahıslar. Karakola bildirdik, bunların hepsini gözaltına aldılar. Komiser dedi ki “Hocam, bu şimdi çok büyük suç” dedi, “bu açıkça gasp” dedi “şimdi en az 25 yıl alır bunlar” dedi “sen ne diyorsun?” dedi. “Onlar şimdi genç çocuk” dedim “19-20 yaşında, 21-25 yaşında adamlar, hepsi gasptan içeri girecek 25 sene kesintisiz yatacak. Biz şikayetçi olmayalım da kapatalım bu konuyu en iyisi” dedim. “Siz bunları uyarın gönderelim” dedik. Öyle yaptık. Yoksa daha hala yatıyor olacaklardı.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, ben Samsun’dan Gülizar Aktaş. Kadınlar renktir, kadınlar güzelliktir. Kadınlar hayatın neşesidir, keyfidir. Yaşasın süslü kadınlar.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin neşeni, tatlılığını, güzelliğini. Ne güzel sevgi dolu insansın sen, köpeğin de çok güzel. Ama sen çok çok güzelsin. Çok hayat dolu güzel bir insan hakikaten. Çok pozitif bir insan.

Evet, siz bir şeyler söyleyin ben de devam edeyim.

VTR: Ben Trump ile ilgili bir soru soracağım. Öncelikle Adnan Hocam’a selamlar. Trump’ın İslam ile ilgili düşüncesini merak ediyorum. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Evet, Trump Kuran Müslümanlığını kabul ediyor, Kuran’da anlatılan tarzda İslamiyet’i kabul ediyor, masonluk da kabul ediyor, tapınak şövalyeleri de kabul ediyor. Ama gelenekçi Ortodoks İslam anlayışını deccaliyet olarak görüyorlar ve çok çok tehlikeli görüyorlar. Ve mutlaka mücadele edilmesi gerektiğine inanıyorlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ermeni düşmanlığındaki amaç nedir?

ADNAN OKTAR: Ermeni düşmanlığı bizim klasik gelenekçi anlayışımız böyledir. İşte Yahudi düşmanlığı olur, Ermeni’ye düşman olur, Rum’a düşman olunur, Arap’a düşman olunur, İran’a düşman olunur herkese düşman olunur. Alevi’ye düşman olunur, Şii’ye düşman olur, Sünni’yse de mesela Şafi’ye, Maliki’ye, Hanbeli’ye düşman olur. Yani sevgisizlik, merhametsizlik, akılsızlık, vicdansızlık, şeytana uymak, deccala uymak insanları böyle perişan edecek bir yola doğru çekmiş oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Deccal bir kişi midir yoksa sistem mi?

ADNAN OKTAR: Deccal bir sistem ama başında bir adam oluyor tabii yani her zaman olur. Aslında 150 yıllık bir sistem. Ama ondan ona, ondan ona, ondan ona geçer fakat şu an başlarındaki çokbilmiş, züppe bir tip. “Manyetizmanın ve ispirtizmanın nevinden müthiş harikalara mazhar olan deccal ise” diyor “suri hükümetini bir nevi rububiyet tasavvur ederek ilahlığını ilan eder” diyor. Yani “ben Allah’ım der” diyor. “Bir sineğe mağlup olan bir insanın kendini ilah ilan etmesi ne kadar ahmakça ve maskaraca olduğunu herkes bilir” diyor Bediüzzaman ve sonra devam ediyor.

Evet, dinliyorum.

BÜLENT SEZGİN: Taha Akyol hükümete, Kuzey Irak konusunda taşkın, hamasi sözlerden, milliyetçi anlatımlardan kaçınması tavsiyesinde bulundu. Şöyle söylüyor: “Taşkın, hamasi sözler Kürt milliyetçiliğini körüklemekten başka bir işe yaramaz. Türkiye diplomatik dille konuşmalı. Kuzey Irak’ın Kürt- Türkmen ve Araplarla “çok etnili” bir toplum olduğunu bölgesel barışın buna bağlı bunduğunu dünyaya anlatmalıdır” dedi.

ADNAN OKTAR: Kürt Milliyetçiliği niye etkilesin? Oradaki Kürt kardeşlerimizin güvenliği için konuşuyor Tayyip Hocam. İngiliz derin devletinin orada yapacağı operasyona karşı ve orada meydana gelecek oluk oluk kan akma olayına karşı o insanların, o Müslümanların kanı akmasın diye tedbir alıyor. Bunun Kürt milliyetçiliğiyle, Türk milliyetçiliğiyle alakası yok. Bu, Allah’tan korkmanın, Allah’ı sevmenin bir alameti. Ne diyor Tayyip Hocam? “İngiliz derin devleti bir oyun hazırlıyor” diyor özetle. “Oraya o adamı getirecekler” diyor “Barzani’yi, sonra kafasına sıkacaklar veyahut darbeyle indirecekler yerine PKK geçecek ve orası bir PKK devleti olacak. Ve Müslümanlara bu yüzden bu imkanla kan kusturacaklar ve oradaki Kürtleri de yok edecekler, Müslümanları da yok edecekler. Orayı İngiliz derin devletinin kalesi haline getirecekler buna tedbir alalım” diyor. Burada Kürt aleyhtarı ne var? Tayyip Hocam Kürtlerin menfaatini düşündüğü için, Arapların, Türklerin menfaatini düşündüğü için bunu söylüyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: İsmim Cumali Söylemez. Adnan Bey, okullardaki ve üniversitelerdeki din eğitimini yeterli görüyor musunuz?

ADNAN OKTAR: Din eğitimi diye bir şey pek yok benim gördüğüm. Bizim çocukluğumuzda da olurdu, işte Uhud Savaşı, Hendek Savaşı, ondan sonra sureler, namaz sureleri öğretilir. İslam’ın şartları, namaz öğretilir o kadar. Ne iman hakikatleri ne Kuran mucizeleri, ne insanların imanını takviye edecek hiçbir şey söylenmez. Arkasından da biyoloji dersi başlardı. İnsanın maymundan geldiği anlatılırdı. Sonra arkasından tarih dersi olurdu. Yine insanın maymundan geldiği, dinlerin evrim geçirdiği, dinlerin insan yapısı olduğu anlatılırdı. Felsefe dersi olurdu. Orada da yine dinlerin evrim geçirdiği, insanların kafalarından Allah inancını ortaya çıkardığı anlatılırdı. Bütün derslerde bunlar anlatılırdı aşağı yukarı. Fakat bir tek din dersinde Allah var, din var. Peygamber de işte savaşlar yapmıştır. Mekke, Medine dönemi; onlar hakkında kısa kısa bilgiler. O kadar. Yani bize öğretilen oydu, halen de öğretilen de o. Ben onu din dersi olarak görmüyorum. Böyle din dersi olmaz. Din dersi dediğin; iman hakikatleri anlatılır, Kuran mucizeleri anlatılır. Derinliğine bir iman elde etmek için gayret edilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben Derya. Biz ne zaman düşüncelerimiz bastırılmadan, özgür, değer gören bir kadın olarak ne zaman yaşayacağız?

ADNAN OKTAR: Ah benim canımın içi, ah benim güzeller güzelim. Deccalın gadrine uğradınız. Büyük bir oyun oynandı size. Ama çok kahpece ve alçakça ve acımasız, dev, dünya çapında bir oyun oynandı. Ve yüzyıllarca süren bir oyundu bu. Bu oyunun gırtlağını daha yeni sıkmaya başladık. Ve bunlara şu an yaptıkları rezilliği kusturuyoruz. Ve bundan sonra böyle ahlaksızlık yapmalarına müsaade etmeyeceğiz. Mesela kadın cinselliği çok utanç verici ve aşağılayıcı bir şey olarak görülüyor. Yani kadının cinselliğe duyarlı olması, cinselliği istemesi onun için onur kırıcı, aşağılayıcı bir şey olarak gösteriliyor. Erkek de aktif olarak “helal olsun, erkek” diyor. Mesela kadının ırzına geçiyor; “helal olsun” diyor. Ama kadına bir erkek bir şey yaptığında kadın aşağılanmış oluyor, erkek de onurlanmış oluyor. Böyle bir sistem kurmuşlar. Rezalet bir sistem. Kadını aşağılayan, Darwinist düşüncede de, gelenekçi Ortodoks inançta da kadın insan değil. Hayvan -haşa- yani insanla hayvan arası bir mahluk -haşa- onların inancına göre. Bu kepazeliğe bir son vermiş olduk. Ve bundan sonra da dar edeceğiz Allah’ın izniyle dünyayı. Kanunla, hukukla, ilimle, irfanla.

Evet, dinliyorum.

VTR: Şeytanın büyüsünü üzerimizden nasıl kaldırırız?

ADNAN OKTAR: Bir parça samimi olmaya niyet etmek, hemen Allah’ı düşünmek meseleyi hemen halleder. Allah’a teslim olduğunu bilmek, bütün gücün Allah’ta olduğunu bilmek. Aklından geçirdiği an kurtulur. Unuttuğunda o bela üstüne çöker.

Evet.

VTR: Müslümanların Yahudi düşmanlığı nereden kaynaklanıyor?

ADNAN OKTAR: Onu kutsal gösteriyorlar. Yani Peygamber (sav)’in bize vahiyle bildirdiği Allah’ın emri gibi gösteriyorlar. İşte “Yahudi’yi nerede bulursanız, taşın arkasında da görürseniz öldürün. Taşlar size emir verecek. Yahudi’yi öldüreceksiniz. Ama ayırım yapmadan; çocuk, kadın, kim olursa olsun. Nüfus cüzdanında Yahudi yazıyorsa, gözü kara öldüreceksiniz. Ve böyle bir kutlu çağ gelecek” diyorlar. Yani bunu bir mutlu son olarak gösteriyorlar. Halbuki bu deccalın, şeytanın onlara bir uydurma hurafesi ve şeytanın bir talimatı. Şeytanın talimatını Allah’ın talimatı gibi alıyorlar. Peygamber soyunu yok etmeyi, şeytanın istediği bu dileği yerine getirmek için gönüllü fedailer oluyorlar adamlar. İğrenç, vicdansızca ve zalimane bu kararı şeytan onlara ilka ediyor. Onlar da nasıl inanıyorlarsa inanıyorlar idi. Ama bu oyunu bozduk. Bundan sonra böyle bir delice, çılgınca bir mantığa yaklaşamazlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Kapalı ve gri havalar insanın moralini etkiler mi?

ADNAN OKTAR: İnancı zayıfsa kapalı, gri hava da etkiler, herhangi bir müzik, herhangi bir film yani ufacık bir olay bile moralini bozabilir eğer imanı zayıfsa.

Evet, dinliyorum.

VTR: Gençler sizce aşka nasıl bakıyor?

ADNAN OKTAR: Gençler aşka duygusal bakıyorlar, romantik bakıyorlar. Yanlış değerlendiriyorlar. Aşkın çok uzaklarında geziyorlar, birçoğu. Halbuki aşk doğrudan Allah’la bağlantılı olarak, Allah’ı severek elde edilen bir güzellik, nimettir. Onlar filmlerdeki, romanlardaki gibi düşünüyorlar. En sonunda kızla sille tokat kavga, kızın ağzını burnunu kırıyor. Evden kovuyor. Yahut kız ona küfrediyor, onu evden kovuyor, elini yüzünü yırtıyor. Telefonda birbirlerine küfrediyorlar. Her aşkın sonu hüsranla biter biliyor. Sonra da müzik dinliyorlar. “Severek ayrılalım, aşka hasret kalalım, eğer mutlu olursak yeniden barışalım” bilmem ne diye. Olacağı o.

BÜLENT SEZGİN: Çiftlikten bazı görüntüler.

ADNAN OKTAR: Evet dinliyorum.

KARTAL GÖKTAN: Adnan Bey son yaptığınız suluboya çalışmasını gösterelim mi?

ADNAN OKTAR: Evet.

KARTAL GÖKTAN: Amazonda Akşamüstü.

ADNAN OKTAR: Filistin’de Haham Yehuda Glick’i kurban bayramı vesilesiyle evinde ağırlayan El Halil bölgesinden bir Arap olan Şeyh Muhammed El Cebiri (Sabir) tutuklanmış, çok ayıp bu. Çok çok ayıp, çok çirkin. Buna hükümetimiz müdahale etsin. Böyle bir çirkinlik yakışık alacak bir şey değil. Bir Musevi’yi, bir hahamı, Müslümanları seven bir hahamı evinde ağırladı diye bir Müslüman şeyhi Filistinlilerin tutuklaması çok çok ayıp, çok çirkin. Buna Dışişleri Bakanlığı müdahale etsin. Hükümetimiz müdahale etsin, çok ayıp. Göster yakından. Temiz, efendi bir insan. Çocuklarını göster. Gayet güzel, Arap-İsrail dostluğunu vurgulaması açısından çok faydalı. Sevgi anlayışını, dostluk anlayışını, beraberlik anlayışını vurgulaması açısından güzel bir örnek. Bunu bu şekilde ekarte etmeye kalkmak çok çok çirkin ve çok ayıp.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba Hocam. Şimdi biz paten seviyoruz Antep’te. Antep’te paten pistimiz yok, bunu halledebilir misiniz?

ADNAN OKTAR: Benim bu güzellerimi niye belediyeler koruyup kollamıyorlar? Bu çocuklar paten yapmak istiyorlar, eğlenmek istiyorlar, temiz hava almak istiyorlar. Ufak bir paten sahası, bir orada biçimsiz bir evi yıksa belediye, anında bütün mahallenin gençlerine paten sahası çıkacak. Berbat berbat evler var kaçak yapılmış. Onlara uygun bir yerde, deniz kenarında ev versinler. Belediye açsınlar, gençler orada güzel güzel paten yapsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hocam merhabalar. İsmim Sefa Akdemir. Size bir soru sormak istiyorum. Bizi seven bir insandan ayrılmak zorunda kalırsak bunun günahını çeker miyiz? Vereceğiniz cevaplar için çok teşekkür ederim şimdiden.

ADNAN OKTAR: Seni seviyor ama ayrılmak durumunda kalıyorsun. Konuşursun, ayrılmak için bir sebep olmaz normalde. Tipinden dolayı ayrılınmaz, ahlakından dolayı ayrılabilir insan. Ahlakından dolayısıyla da ikna eder anlatırsın, konuşursun. Seviyor çünkü seviyorsa zaten dinler sözünü. Senin inancına, imanına, aklına, ahlakına, Müslümanlık anlayışına saygı gösterecektir. Dolayısıyla ayrılmanız için bir sebep kalmaz. Ama bütün bunlara rağmen Allah’ı, Kitap’ı, dini, imanı haşa ben sevmiyorum ama seni seviyorum diyorsa yapacak bir şey yok. Tabii ki orada yine saygısızlık yapmazsın, yine ara ara gönlünü alır konuşursun ama o tarz bir bağlantı olmaz tabii ki.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Battal. Bazı insanlar sokağa çöp atıyor, sokağa tükürüyor, sokağa izmarit atıyor. Devletimiz bununla ilgili hiçbir ceza işlemi uygulamıyor. Devletimiz bu konu hakkında bir yayın yapabilir mi, bir cezai işlem uygulayabilir mi? Siz ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Olabilir tabii çok iyi olur. Belediye bir ceza limiti koyabilir, para cezası kesilebilir. Gerçi buna rağmen adamlar yapabilir ama asıl kamuoyunun bu konuda teşvik etmesi lazım. “Hanımefendi, beyefendi ne yapıyorsunuz?” falan diye uyarması lazım herkesin birbirini. Uyarıcı levhalar olması lazım. Veyahut o kağıt attıysa, birisi gidip eğilip gözünün önünde o kağıdı alırsa bayağı utanır o. Alıp çöpe atarsa değil mi bayağı utanır. Öyle bir tedbir alınabilir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Şu an İslam birliği olsa lideri kim olurdu?

ADNAN OKTAR: İslam birliği olduğunda lider zaten hiç sorun değil. Allah bir kuluna ilham eder, vahyeder kalbine. Onunla İslam’ı şenlendirir, güzelleştirir. Hiç fark etmez. Şahısları putlaştırmak hiç doğru değil. Mehdi (as) da çıkabilir. İslam’ı hakim eden Allah, Mehdi (as) hakim etmiyor. ‘Mehdi (as) idare ediyor.’ Mehdi (as) idare etmez, Allah idare eder. O kişiyi, Allah’ın o zavallı kulunu, o gariban insanı vesile eder kullanır. Onu putlaştırmanın bir alemi yok. Vay işte Mehdi (as) çıktı. Allah tecelli etti, Allah yönetir. Mehdi (as) nasıl yönetsin, ne yapsın yani? Kaderindeki görüntüleri uyguluyor o. Allah’ın zavallı bir kulu. Ne gösterilirse ekranda ona uyuyor, o kadar. Onun dışında bir şey yapamaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sahneye çıkan sanatçılarımızı nasıl koruyabiliriz?

ADNAN OKTAR: Kardeşim bu çok büyük rezalet. Geçen gün o çocuk çıktı. Orada haytalar falan it kopuk takımı, cahil cühela yahut işte kendini bilmeyen adamlar çocuğu tedirgin ettiler. Programını iptal etti, gitti. Öyle bir şey olduğunda eskiden daha güçlü önlem alınıyordu. Yani orada nasıl olur? Toplum polisi olur ve yetkili olur. Eskiden polis daha böyle şeylerde titiz davranıyordu. Sonra yetkilerini biraz daralttılar. Ama her halükarda bir yetki açması olabilir. Taşkınlık yapanları sakinleştirecek imkan orada o zaman oluşur. Çok çok ayıp. Sanatçı zaten çok az yani yok derecesinde. Onu da böyle yıldırırsan, Türkiye’de sanat, sanatçı hiçbir şey kalmaz. Mezarlığa çevirirler Türkiye’yi Allah esirgesin. Buna müsaade etmeyiz. Kanunla, hukukla böyle rezilliğe müsaade etmeyiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Fedakarlık yapan birine enayi gözüyle bakmak doğru mu?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım fedakarlık yapan birisine enayi gözüyle bakanın kendisi enayidir, ahmaktır ve akılsızdır. Şeytanın yamağı olmuştur. Fedakarlık yapan Allah için yapıyordur, Allah’ın ilhamıyla yapıyordur. Allah’ın beğeneceği güzel bir tavır gösteriyordur. Bir asalet ışığıdır, bir asalet gösterisidir. Dolayısıyla takdir edilir. Dangal adamların ne düşündüğü önemli olmaz öyle şeylerde.

Fikret, benim yapılmasını tavsiye ettikten sonra gerçekleşen konular var. Ben bu yapılsın dedim ama sonra da yapıldı. Bunları say. Hepsi yapıldı bak. Ne dedi, ne demişti, ne oldu tarzında.

KARTAL GÖKTAN: Cenaze marşı yerine artık tekbir getirilmesi gerektiğini söylemiştiniz, yapıldı. Tarıma ve hayvancılığa verilen teşviklerin arttırılması, israfa karşı gerekli önlem alınması, sosyal marketlerin açılması, her mahalleye bekçi atanması, özel kuvvetlerin sayısının arttırılması.

ADNAN OKTAR: Doğru.

KARTAL GÖKTAN: Cumhurbaşkanı’nın Karadeniz’deki ırmak temizleme talimatı, Rudaw TV’nin TÜRKSAT’tan kaldırılması, belirli bölgelere kedi evleri yapılması, belediyeler bu konuda harekete geçtiler. Yardıma muhtaç olanların özel kartla girebilecekleri genel marketler oluşturulması.

BÜLENT SEZGİN: Cumhurbaşkanının karşılanma törenlerinde mehter kullanılması, şehitlerimizin kalabalık uğurlanması, şehitliğin yüce bir makam olarak ifade edilmesi ve ağlanmaması. Şehitliğin istenecek bir makam olduğunun devlet yetkililerinin de dile getirmesi, yazarların İngiliz derin devletine dikkat çekmesi, milli seferberlik ilan edilmesi, YPG’nin terör örgütü olarak tanımlanması, PKK-PYD-YPG olarak netleştirilmesi, hepsinin birbiriyle aynı olması. Jandarma ve polis özel harekatçı sayısının 40 bine çıkması.

KARTAL GÖKTAN: Binalar uzaktan patlatılsın sonra Mehmetçik girsin demiştiniz, yapıldı. Şehitlerimizin kanı yerde kalmasın açıklamaları yapıldı. Partili Cumhurbaşkanlığı getirildi. MHP ile işbirliği olması, PKK’ya karşı net tavır konulması, çözüm süreci yok denmesi. PKK-Kürt ayrımının yapılması, PKK destekçisi öğretmenlerin açığa alınması, PKK’lıların ihbar edilmesinin teşvik edilmesi. Milli Eğitim Bakanlığı kitaplarındaki hatalara dikkat çekilmesi.

BÜLENT SEZGİN: Musevi cemaatiyle görüşmelerin daha yakın ilişkilerin başlaması. Soruşturma açılmadan önce şikayetin doğru olup olmadığının araştırılması. Bir dizide özel harekat polisine yönelik tavrın telafi edilmesini söylemeniz üzerine özür sahnesi çekilmesi. Bekçi sistemine geçildi tekrar, söyleminiz üzerine. Ayder Yaylası ve Uzungöl’deki çarpık yapılaşmaya devletin müdahale etmesi, hatırlatmıştınız. FETÖ’cülerin tek tip kıyafet giymesi, hayvan hakları kanununun geliştirilmesi, korucuların haklarına önem verilmesi, daha fazla korunmaları. Kut’ül Amare zaferine gereken değerin verilmesi. Silah sanayinde yerli ürünlere yönelinmesi. Türkiye aleyhindeki haberler için doğru bilgilendirme merkezi kurulması.

KARTAL GÖKTAN: Toplumdaki kutuplaşmayı azaltıcı söylemlerin ve eylemlerin artması. Mezhepçilikten kaçınılması ve birlik olunmasına dair açıklamaların artması. Kaliteye önem verilmesi gerektiğinin açıklanması, sağlık çalışanlarına şiddet uygulayanların tutuklanması. Üniversitelerde terörün zeminini oluşturacak şekilde ideolojik eğitimin verildiğinin söylenmesi, eğitim sisteminin değiştirilmesi. Arabistanlı Lawrence’lar açıklamasıyla İngiliz derin devletine dikkat çekilmesi. AK Parti’de gençlerin ve kadınların sayısının artırılacağına yönelik yapılan açıklamalar.

BÜLENT SEZGİN: İngiliz ekolünün temizlenmesi gerektiğine dair açıklamalardan sonra AK Parti teşkilatlarında yapılan değişiklik. Metal yorgunluğu açıklaması. Kültür ve sanata önem verileceğini ifade eden konuşmaların artması. Kanser hastalarından para alınmaması, hatırlatmıştınız tavsiye etmiştiniz. Terör bölgelerine özel harekatçıların sevk edilmesi ve yeni karakolların inşası. Terörle ilişkili olanların vatandaşlıktan çıkarılması. Mehmetçiğimizin halkla iç içe olması, yardım dağıtması. Askeri birliklerin şehir dışına taşınması, Diyanet işlerinden yapılan açıklamalar.

KARTAL GÖKTAN: Cemaat ve tarikat faaliyetlerinin devleti rahatsız etmediğine dair açıklama yapılması. Meydanlara bedava internet konulması, adil kullanım kotası konusunun tartışılmaya başlanması. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni polis özel harekatın koruması. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne füzeli güvenlik önleminin gelmesi. Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’ne müdahale edilmemesi. Yurtdışında konuşmalarınızın etkisi de şu şekilde; Sayın Erdoğan Putin’den özür diledi. Putin Erdoğan’ı aradı. Rusya Türkiye ilişkilerinin süratle düzelmeye başlaması. İran ile ilişkilerin düzenlenip İran’a ziyarete gidilmesi. İran’dan Türkiye’ye daha fazla işbirliği çağrısı.

BÜLENT SEZGİN: İsrail ile ilişkilerin düzelmesi. Trump’la iyi bir diyalog kurulması. Suriye’nin kuzeyinde devlet kurma girişimlerinin Kürtlerin iyiliği için değil Türkiye’yi işgal ve bölgeyi ele geçirme girişimi olduğu.

ADNAN OKTAR: Buna devam edeceğiz.

Ne yapıyoruz? Fırıncı Ağabey’in konuşmasını dinliyoruz, videosunu. Bediüzzaman’ın en güvendiği büyük talebelerinden, emanet ehli olan on iki büyük ağabeyden birisi.

VTR: Mehmet Fırıncı Ağabey, Bediüzzaman Hazretleri’nin Talebesi

ADNAN OKTAR: MaşaAllah bak bu yaşında, Bediüzzaman’ın son talebelerinden.

Evet, şimdi kısa bir ara verelim, devam edeceğiz.

BÜLENT SEZGİN: Yayınımız kısa videolar ile devam ediyor. 

Masaüstü Görünümü