Harun Yahya

Sohbetler (15 Ekim 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: İyi günler sevgili seyirciler. Hoş Sohbetler programımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Suriye’nin resmi haber ajansı SANA Esad rejiminin İdlib’e askeri intikal başlatan Türkiye’nin derhal bölgeden çekilmesini talep ettiğini bildirdi. Suriye Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkiliye dayandırılan habere göre Esad rejimi Türkiye’nin İdlib’deki intikalini Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğüne yönelik bariz bir saldırı ve uluslararası hukuk ve ilkelerinin açık bir ihlali olarak nitelendirdi.

ADNAN OKTAR: Ne alakası var kardeşim? Millet sizin toprağınızın bütünlüğünü istiyor Türkiye. Nereden çıkarıyorsunuz? Esad çok gereksiz bir giriş yapmış. Orada amaç belli, PKK’yı oradan defetmek, teröristleri defetmek ve Suriye’nin bütünlüğünü sağlamak. Türkiye nasıl alsın toprağı olacak iş mi şu? ‘Ben toprağı aldım’ mı diyecek Türkiye? Gereksiz. Suriye için bir güç, Suriye’nin takati kalmadı ayakta duramıyor. Ne yapsın Türkiye seyir mi etsin? PKK’ya gücü yetmiyor Suriye’nin, terör örgütlerine gücü yetmiyor. O zaman Türkiye ‘ben yapayım’ diyor. O zaman ne istiyorsun? Terör örgütlerine bir şey demiyorsun, PKK’ya bir şey demiyorsun, Türkiye diyor ki “adaleti sağlayalım, hukuku sağlayalım ortalığı yatıştıralım” “seni istemiyorum” bu olmaz. Umarım yalan haberdir. Tamamen gereksiz. Suriye’ye iyilik için yapılan bir tavır bu. Yanlış öyle düşünmek.

Evet, dinliyorum.

VTR: Selam, ben Samet, Amasyalıyım. İnsanlara karşı yaklaşım olsun neşe olsun daha güzel ortam, daha güzel bir çevre olabilir Amasya’da. Selam, ben Bekir, Amasyalıyım. İnsanlara sevgi dolu, neşe, mutluluk, huzur hakim olsun.

ADNAN OKTAR: İki yakışıklı arkadaş siz ne yaptınız Amasya’yı birbirine katmışsınız. Amasya’nın en yakışıklı delikanlıları. Amasya çok güzel bir yer. Biz Tokat’a giderken Amasya’dan geçerdik. Her yer elma ağaçları falan insanın içi açılırdı bayağı güzeldi. Eskiden yolculuk, organizede bize işkence yapmışlardı onun on misli olabilir, çok sıkıntılı o zamanlar. Araba önden zımbırtı demirle çalıştırırlardı böyle uzun burunlu otobüsler vardı. Kabus, söylemeyeyim en iyisi. Çok çok kötüydü. Şu an çok şahane, her şey güzel yollar güzel, olay güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Ceren, ben Amasya’dan Medine. Bağnazlığı istemiyoruz. İnsanların şekillerine göre bakmalarını istemiyoruz. Sevgi dolu olmalarını istiyoruz.

ADNAN OKTAR: Benim canlarım, benim güzel yüzlülerim. İkisi de birbirinden güzel ve birbirinden tatlı. Benim güzel yüzlüm, ben sizin bu sözünüzün üstüne sadece sevinç dolu bir tebrik sunabilirim. Tebrik ediyorum sizi çok güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. İsa (as)’ın en önemli alameti nedir?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım neyi kastetti acaba? Çünkü bir beden alametleri var, bir de geliş alametleri var biz ikisini de anlayalım, değil mi? Eğer görünüş olarak söylüyorsan alıştığımız hiçbir insana benzemez hemen anlaşılır peygamber olduğu. Çok şaşırtıcıdır peygamberlerde. Öyle halktan bir insan yüzü olmaz. Çoğu zaman insanlar baygınlık geçiriyorlar peygamber gördüklerinde, çok etkileyici olur. Ama çıkış alameti olarak diyorsan yüze yakın alamet oluştu. Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişi için Peygamberimiz (sav)’in söylediği yüze yakın alamet. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları 15 gün arayla oldu. Üç kuyruklu yıldız peş peşe, bir; iki kuyruklu yıldız biri de yıldız, bunların hepsi oldu. İşte bu Suriye’de ve Irak’taki savaşlar Hz. İsa Mesih (as)’ın geliş alametidir. Depremlerin sıklaşması, gökte olaylar olması, gökte alametler olması, Lulin kuyruklu yıldızının çıkışı, iki uçlu kuyruklu yıldız. Halley’in çıkışı ve Bethlehem. Biliyorsunuz 2 bin yıl önce Hz. İsa Mesih (as) doğduğunda Bethlehem zuhur etmişti. Bethlehem 2 bin yıl sonra yine zuhur etti. Basın onu geçiştirdi. Bethlehem bütün romanlarda, kitaplarda, ansiklopedilerde, tablolarda, kabartmalarda, tarihi yazılarda, İncil’de her yerde geçer. Ve çok ünlü bir konudur, bütün tablolarda vardır aşağı yukarı Hz. İsa (as)’a ait tabloların hemen çoğunda vardır. Niye geçiştirdiniz? İki uçlu kuyruklu yıldızı da geçiştirdiler. Tarihte hiç görülmemiş bir şey. Niye gizliyorsunuz? Bilimsel olarak anlatın, bilimsel bir konu olarak da anlatmanız gerekirdi. Niye gizlediniz, niye panik oldunuz? Hiç konuşmadılar onu. İki uçlu kuyruklu yıldızı kapattılar. Halley’in çıkışı bak tam sıralama düzgün, Halley ve Lulin ikisi peş peşe birbirini teyit edecek vaziyette. Arkasından Bethlehem, bunlar Hz. İsa Mesih (as)’ın çıkış alametleridir. Kabe’de baskın ve yüzlerce alamet. Şimdi, Beşar Esad’ın bile ismi veriliyor Peygamberimiz (sav), o devirdeki liderin ismi. Açıkça söylüyor “Beşar” diyor. Abdullah Öcalan’ın da ismini açıkça veriyor “küfür ordusunun başına geçer orada” diyor “Abdullah isimli kişi” diyor Abdullah diye açık net sarih. Yani 1300 yıllık, 1000 yıllık hadis kitapları. Onun için inkarı mümkün değil. Üç ayet var Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişiyle ilgili “O kıyamet için bir alamettir” diyor. İnsan bir düşünür, hiçbir peygambere Allah “senin gelişin kıyamet alametidir” demediği halde bir tek Hz. İsa Mesih (as)’a “senin varlığın kıyamet alametidir” niye desin Allah? O zaman hiçbir anlamı kalmıyor ki öbür türlü. “Hz. İsa Mesih (as) kıyamet için bir alamettir” diyor Allah. Ne diyor bu modernistler? “Yok, ne alakası var” diyor. Kardeşim, ayetin hiçbir anlamı yok mu peki? “Yok öylesine söylenmiş bir ayet” diyor. Öylesine söyler mi Allah? Bir anlamla söylüyor “kıyamet için alamettir” diyor açık net. Hiçbir peygambere yine “sana uyanları kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım” dememiş. Hz. Muhammed (sav)’e dememiş, Hz. Musa (as)’a dememiş kimseye dememiş. Ama “seni, sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar dünyaya hakim kılacağım” diyor. Çok açık. Bir de diyor ki bak “Ehli Kitap’tan sana inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım.” Niye Peygamberimiz (sav) için söylemiyor? Niye Hz. Musa (as), Hz. İbrahim (as) için söylemiyor da Hz. İsa (as) için söylüyor? Bunu çocuk olsa anlar, niye anlamazdan geliyorsunuz, niye anlamazdan geliyorsunuz? Buhari’de, Müslim’de, Tırmizi’de, İbni Mace’de, Sünen-i Nesai’de bütün hadis kitaplarında hepsinde mevcut. Ehlisünnet alimlerinin tamamı Hz. Mehdi (as)’ı anlatırken, Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişinin kesin olduğunu söylüyor hepsi. Aksini savunan kimse olmamış bak, mesela Şia, Vahabiler, Sünniler hepsi Hz. İsa Mesih (as)’ın gelişinde ittifak halindeler. Bir de niye panik oluyorsunuz, gelmeyecekse niye çırpınıyorsunuz? İçinden gelmeyeceğine kanaat getirirsin sakin ol. Biz de gelecek dedik bu kadar. Niye bu kadar kendinizi yerden yere atıyorsunuz? Gelecek derken geldi konu bu. Hz. Mehdi (as) da geldi, Hz. İsa Mesih (as) da geldi. Gece-gündüz “gelmeyecek gelmeyecek” insan yani her insan o zaman şaşırır “ne oluyor acaba?” der.

Şimdi, yatta lagos balığını usta öyle bir pişirmiş ben böyle bir olay görmedim helal olsun. Tekir balığı vardı o da tereyağ gibi. Havyarın en güzeli, ıstakozun en güzeli, jumbo karides en güzeli, kalamarların en güzelleri, ahtapotun en güzelleri yani tereyağ gibiydi hepsi. Ustayı tebrik ediyoruz. Mezeler de zaten birbirinden güzeldi, maşaAllah ne güzel. Alt katta da güzel tatlılar yedik güzel hoş ortam vardı, maşaAllah. Sütler, kurabiyeler gelsin gitsin böyle çok çok güzeldi.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çok inatçı biriyim, bu huyumdan nasıl vazgeçerim?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin inatçılığını, tatlılığını. Güzel yüzlüm, seni üzüyorlardır. Senin dediklerin de doğrudur bence genellikle. İnatçılıkla alakası yok doğruyu savunuyorsundur benim kanaatim. Yoksa sen vicdanlı bir kız olduğun belli. Çünkü vicdanlı bir insan kendini eleştirir. Ama karşındakiler sana bunu inat diye söylüyorlardır. Ne olur senin dediğini yapsalar? Asıl inatçı onlar, değil mi? Seni zorladıkları için inatçı olanlar onlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Ağabey hangi takımlısın?

ADNNA OKTAR: Yakışıklım, biliyorsun biz milli takım daima.

ASLI HANTAL: Haber okuyabilir miyim? Haber vardı.

ADNAN OKTAR: Olur.

ASLI HANTAL: Irak ordusu Kerkük’ü işgal eden Peşmerge’ye iki gün süre tanıdı. Peşmerge güçleri “Kerkük’e askeri bir gücün girişine izin vermeyeceğiz. Savaş istemiyoruz ancak bize ateş açan olursa da ne yapacağımızı görecek” şeklinde cevap verdi. Aynı anda 700 PKK’lı şehre giriş yaptı. Türkmen şehrinde savaşın an meselesi olduğu söyleniyor.

ADNAN OKTAR: Bak PKK’yla işbirliği halindelermiş bak. Çok müthiş bir hıyanet, muazzam bir hainlik. Söyledik, en başında söyledim, “bunlar PKK’yla işbirliği yapacaklar” dedim. Daha ben hatta dedim “bunu öldürürler bir şey yaparlar ondan sonra PKK devreye girer” dedim. PKK hiç beklemeden devreye girdi baksana. Adamı zaten çoktan kontrol altına almışlar. Kerkük’ü PKK’ya teslim etmeye kalkıyorlar bu olacak iş değil. Bu büyük bir tehlike. Orada Müslüman halk var, tertemiz insanlar çoluk-çocuk, anneler, kızlar var. PKK’lı Allahsız, Kitapsız alçak kahpelere şehri teslim etmek, insanları teslim etmek Müslümanları teslim etmek büyük bir zulümdür, görülmemiş bir zulüm. Belli ki katliam amacıyla bunu istiyorlar. Buna müsaade etmeyeceğimiz belli. Ama Peşmerge doğrudan PKK’ya tavır alması gerekirken Türk ordusuna tavır alırsa yapabileceği en büyük hatayı yapmış olur. Tavır alacaksa PKK’ya tavır alsın. Değil mi?

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Arkadaşlarımız Hüma Babuna ve Ceyda Ertüzün sizi temsilen Ankara’da AB ve Türkiye Cumhuriyeti’nin birlikte finanse ettiği Türkiye Sağlık Turizmi Derneği tarafından yürütülen dezavantajlı kişilerin sosyal entegrasyonu projesinin kapanış toplantısına katıldılar. Resimde Hüma Hanım ve Ceyda Hanım Sağlık Turizmi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Engin Er Birdal, bazı bakanlık bürokratları ve akademisyenlerle birlikteler. Çeşitli görüşlerden kişileri bir araya getiren toplantıda arkadaşlarımız katılımcılarla birlikte görülüyor. Hüma Babuna ve Ceyda Ertüzün katılımcılara sertifika töreni dolayısıyla Bilim Araştırma Vakfı’nı temsilen birer kısa konuşma yaparak Türkiye’nin her zamankinden daha fazla birlik ve beraberliğe ihtiyacı olduğunu söyleyerek şu ayeti hatırlattılar, şeytandan Allah’a sığınırım: “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.”  (Ali İmran Suresi, 103)

ADNAN OKTAR: Çok güzel olmuş. Her hayırlı işin içinde hayırlı insanların bulunması hayırdır. Hayırdan ayrılmamak lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, ben Güler. Yazara şöyle bir sorum olacaktı, kıyamet yakın mı?

ADNAN OKTAR: Kıyamet bilimsel açıdan yakın bir kere. Daha geçenlerde gördünüz televizyonda söylediler, “ısı yükselmesinden dolayı Avrupa’nın yüzde 30’u 100 yıl içinde ölecek” diyor 100 yıl sonra. “Yüksek ısıdan ölecekler” diyor “yüzde 30.” O da çok sıhhatli ve dirençli olursa. Yani en iyimser tahminle yüzde 30. Yani “yarısı ölecek” diyor sırf ısıdan. Gökyüzü çaka çaka taş doldu şu an atmosfer. Yani yağması an meselesi. Depremlerde akıl almaz bir yükselme devam ediyor. Kasırgalarda akıl almaz bir yükselme devam ediyor. Ve 2120 yılında çok büyük bir göktaşının dünyaya çok yakından teğet geçeceği söyleniyor. Bu iyimser bir tahmin, bak 2120 yılında. Kardeşim, teğet geçmeyecek dünyanın tam ortasından vuracak ben söyleyeyim. Böyle bir şey yok. İşte diyor ki “20 kilometre. ötesinden geçecek” diyor öyle bir şey yok. Dünyanın tam karnının ortasından vuracak, alenen kıyamet yani net. Ve bu çarpmadan sonra bilimsel olarak yeniden spin yapması lazım. Çünkü çarpıp vurup delip-geçiyor, yani dünyanın göbeğinden giriyor yırtıyor dünyayı yırtıp geçip delip çıkıyor. Çünkü incecik dünyanın kabuğu çok ince. Öyle göktaşı için dünya kabuğu hikaye yani. Vurdu mu darmadağın ediyor. Sonra yeniden dünyanın çekim alanına giriyor, yeniden bir daha vuruyor, ondan sonra kıyamet işte dümdüz. Zaten ilk vuruşunda kıyamet şiddetle başlamış oluyor. İkinci vuruşunda biraz ara geçmiş oluyor. Çünkü gökyüzüne doğru savruluyor, savrulduktan sonra yeniden yerçekimine giriyor dünyanın ve bir daha vuruyor dünyaya. Ayette de iki kere vuruştan bahsediyor. “Üst üste iki vuruş sonucunda kıyamet kopacak” diyor aynısını söylüyor Allah. İnkar edilecek bir durum yok. 2120 göktaşının çarpış tarihi. 2020’lerde çarpacak olan Hz. İsa Mesih (as)’ın nurudur ve Mehdiyet’in nurudur. Ama 2120’deki gerçek kıyamet. Yani o göktaşıyla ilgili bilimsel açıklamayı adamlar yıllar önce yaptılar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Önce saygılarımla. Ben Amasya’dan Beyza. Yıldız Tilbe’yi çok aşırı seviyorum, onunla tanışmak istiyorum. Eğer imkanın varsa Adnan Ağabeyciğim beni onunla görüştürür müsün? Çok ricalarımla.

ADNAN OKTAR: Ama huyu da benziyor Yıldız Tilbe’ye, çok şeker. Yıldız Tilbe seni çok sever. Yıldız Tilbe delikanlı kızdır böyle çok sevecendir. Çok çileler çekti, zorluklar çekti. Bazı ahlaksızlar o güzel insanı üzmek için ahlaksızca, fütursuzca ve terbiyesizce üstüne gidiyorlar. Yalnız bir kadın olarak görüp çakallık yapmaya kalkıyorlar. Zannettikleri gibi olmaz. Terbiyesizlikten vazgeçecekler. Çok ayıptır yani bir kadına karşı münasebetsiz ve terbiyesiz üslup kullanmak -bazı tipler için söylüyorum- çok çok çirkin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben Amasya’dan Adnan Ağabey. İnsanlar birbirini ne zaman sevecek? Kötülük ne zaman bitecek?

ADNAN OKTAR: Amasya’nın ballarını görüyor musun yakışıklılarını? Güzel yüzlüm, bak güzel yüzlü arkadaşlarınla siz çok güzel zamanda yaratılmışsınız. Allah size bir lütufta bulunmuş, Allah size bir iyilik yapmış. Sizin vaktiniz çok hayırlı. Bir de Amasya gibi güzel bir ildesiniz o da ayrı bir güzellik. Amasya’ya gitti mi insan sokaklarında gezerken bile o tatlılığı hemen sezer. Çok hoş bir ilimiz Tokat, Turhal ve Amasya nefis iller çok güzel yerler. Üç-beş yıla kadar bayağı güzellik göreceksiniz. Ama büyük olaylar da olacak korkmayın, çekinmeyin rahat olun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Resim ve heykelin haram olduğunu nereden çıkarıyorlar?

ADNAN OKTAR: Resim ve heykel. Adamların yeteneği olmadığı için. Bakmışlar ki yapamıyorlar resim “yasaklayalım bari” demişler konu bu. Adamda yetenek olmayınca ne yapsın? Resim niye haram olsun, niye haram olsun? Heykel niye haram olsun? Putlar haram “putları kırın” dedi Peygamber (sav). Heykelle ne alakası var? Putun resmi ve heykeli. Ama put olmayan heykel, put olmayan resim neden tahrip edilsin bunun mantığı nedir?

Yeni yaptığım tablomu görelim. Suluboya çalışması bugün sabah yaptım yıldırım hızıyla.

GÜLEN BATURALP: Ateş Böcekleri.

ADNAN OKTAR: Nasıl? Bu suluboya tekniği dünyada yok.

EBRU ALTAN: Buna hakim olmak da çok zor aslında. Siz müthiş bir ustalıkla bunu yapmışsınız.

ADNAN OKTAR: Tabii suluboya kontrol edilemeyen boya çeşidi. Ateş Böcekleri.

GÜLEN BATURALP: Diğer suluboya resimlerinizden örnekler de görebiliriz. Dördüncü Boyut, Ağaçların Sevgisi, Akvaryum, Amazonda Akşamüstü, Ashab-ı Kehf Mağarası.

ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (sav) Kabe’yi müşriklerden aldığında fethedildiğinde Kabe’deki putları kırdırdı Peygamberimiz (sav). Bak dikkat edin Hz. İsa Mesih (as)’ın resimleri vardı boydan “hiçbirine dokunmayacaksınız” dedi. Putların hepsi kırıldı Hz. İsa Mesih (as)’ın resimlerine dokundurtmadı. Kim kırdı? Ta yıllar sonra Emeviler döneminde Emevi halifesi kırdırdı Hz. İsa (as)’ın resimlerini, çerçevelerini falan parçalattırdı. Resulullah (sav) Hz. İsa Mesih (as)’ın boydan olan resimlerine “dokunmayın” dedi. Bütün bu gelişmeler Emevi döneminde başladı. Heykel karşıtlığı resim karşıtlığı ve resim ve heykelle ilgili hurafe hadisler o dönemden kalmadır. Öyle bir şey yok, pratik uygulamada yok.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Korucular Birliği Başkanı Ziya Sözen birkaç gün önce korucumuz Murat Bartev’in şehit olması dolayısıyla bir açıklama yaptı. “Son bir ay içinde 8 arkadaşımız şehit oldu. Toplam şehit olan korucu sayımız 1800’e ulaştı. Son zamanlarda korucularımızın özel timlerinin oluşturulmasıyla terörle ve teröristle mücadelede daha aktif görev almaları PKK’yı ve Kandil’i rahatsız etmiştir. Biz görevimizin başındayız, yaptığımız görevin sonunda şehit olmanın gazi olmanın da olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu uğurda yani bundan sonra da elbette ki şehit vereceğiz ama bu haklı davamızda sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi.

ADNAN OKTAR: Helal olsun kabadayıya güzel konuşmuş. Kabadayıya yakışan üslubu yapmış, maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Adnan Bey, adnanoktardiyorki.org sitemizi tekrar tanıtmak istiyorum. Bu sitede kardeşlerimiz sizin sohbetlerinizde değindiğiniz yüzlerce konudaki binlerce hikmetli sözünüzü bulabilirler. Sitenin arama yerine istedikleri konuyu yazdıklarında tüm sözlerinize ulaşacaklar. Ayrıca canlı yayın sırasında yayınınızla eşzamanlı olarak sizin anlatımlarınızı yine bu siteden takip edebilirler. Sitemizin ismi adnanoktardiyorki.org.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne güzel.

Evet, dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Adnan Bey en son tekne gezinizden yeni resimler.

ADNAN OKTAR: Vay vay vay. Şahane, Beril Sultan her zamanki güzelliği maşaAllah. Beril bir de alt katta dans etti kardeşim tarif edemem yıkıldı ortalık çok güzeldi. Saliha Hanım’ın da güzel danslarını seyrettik. Tuğba Hanım’ın maşaAllah hepsi birbirinden güzeller tebrik ediyorum. Baş Sultanımız şu güzelliğe bak. Raksından adeta hipnoz olduk maşaAllah. Ve güzeller güzeli maşaAllah. Muhteşem güzel bir kızsın sen. Kraliçemizin güzelliği dillere destan. Dövmeleri de çok güzel. Yemekler yine aklıma gelince yutkunmaya başladım. Fizikleri muhteşem güzel, ciltleri, nefesim kesildi görünce tekneye geldiğimde cennete geldim zannettim o kadar güzeller maşaAllah. Yemekler, sunum, müzik, eğlence hepsi çok çok güzel. Masayı göreyim, çok zevkliler maşaAllah. MaşaAllah her yer birbirinden güzel. Hem yabancı danslarda çok başarılıydılar, hem de böyle oryantal tarzı danslarda çok çok güzeller maşaAllah. Her şey birbirinden güzeldi.

ASLI HANTAL: Çok güzel detaylar var masada.

ADNAN OKTAR: Sebzelerin büyük bölümü de bahçenin, hep taze sebzeler. Limonlar da bahçenin limonu hiç manavdan limon almak yok. Deniz ürünleri şahane pişmiş tekrar tebrik ediyorum ustayı. Bak yutkunma krizine girdim, maşaAllah elhamdülillah çok çok güzel.

GÜLEN BATURALP: Sofranın videosunu da seyredebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bakayım. Her şey çok güzel tebrik ediyorum. Muhteşem çok güzel bir gündü. Saat iki gibi bir telefon geldi ceketi aldığım gibi fırladım. ‘Bekliyoruz’ o kadar başka bir şey yok. MaşaAllah çok güzel.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. Bazı derslerde müfredattan Atatürk’ün hayatı kaldırıldı bunun nedenini merak ediyoruz, neden acaba?

ADNAN OKTAR: Hayret ne kadar güzel maşaAllah. Canımın içi sen çok güzelsin. Allah sana uzun ömür versin, sana hidayet versin, cennette mutlaka ve mutlaka seni ben görmem lazım. Sen benim kuzumsun, canımın içisin, çok güzelsin. Allah sana sağlık, sıhhat, afiyet, bereketli uzun ömür versin. Cennet nasip etsin, cennette de seni bana dost, arkadaş olarak kaderimizi öyle tayin etsin Rabbimiz. Atatürk’le kimse uğraşamaz, Atatürk’le uğraşacak adamın alnını karışlarım ben öyle bir konu olmaz. Bir düzenleme yapılmıştır. Atatürk’ü nasıl unuttursunlar? Mümkün değil. Bütün gençlik bizde silme Atatürkçüdür. Gelenekçi Ortodoks olanların bir kısmı biraz Atatürk’e karşılar. Allah'a çok şükür onları da ikna ettik kitaplarımızla, eserlerimizle falan. Şu an Atatürk karşıtı provokasyon için hazırlanmış özel ajanların dışında bulamazsınız. Çok zor, çok çok zor. Müfredattan da kaldıracak adamı da düşünemiyorum kimse siz onu bana bir söyleyin. Hangi derste nerede kaldırılmış bana haber verin. Böyle bir şey olmaz. Atatürk nur gibi Kuran Müslümanıdır. Kaliteli, klas bir Osmanlı delikanlısıdır, Osmanlı subayıdır. Kalitenin diğer adıdır. Yakışıklılığın, dürüstlüğün, efendiliğin kitabını yazmıştır. Dolayısıyla Atatürk’e uzanacak her dili kökünden sökeriz kanunla hukukla kimse öyle bir densizlik yapamaz. Müfredatta da yer değiştirme olmuştur, bir ayar yapılmıştır öyle bir şey olmaz. Atatürk Türk milleti için bir nimettir. Bir nevi Mehdi’dir Atatürk. Mehdi mukaddemesidir. Kuran Müslümanıdır, Kuran Müslümanlığını öğretti ümmete. Hurafat ve tahrifatı ortadan kaldırdı. Hatta Alevi kardeşlerimizin büyük bir kısmı Mehdi olarak bilirlerdi Atatürk’ü o zaman Mehdi olduğu yayılmıştı.  Nezaket, efendilik, kibarlık, temizlik, sanat, estetik, güzellik hepsinin üstadıdır Atatürk.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar ben Manisa’dan Berat. Adnan Hoca’ya bir sorum olacak. Her şey metafizik midir?

ADNAN OKTAR: Berat şunu nasıl açıklayabiliriz şu güzelliği, şu tatlılığını, sesinin tonu, yüzünün güzelliği, o gözlerindeki güzel anlam. Ve nefis bir güzelliğe sahipsin çok çok güzelsin. Allah sana hidayetli, bereketli, kutsanmış, uzun bir ömür nasip etsin. Allah seni korusun, kollasın, iyilik ve bereketle donatsın ve cennette yanımda, yakınımda bana arkadaş etsin seni. Tabii ki her şey metafiziktir. Fizik dediğimiz şeyler metafizik bilginin bize sunduğu bilgilerdir. Ruhumuzda gördüğümüz rüyaya biz madde diyoruz. Bakın ruhumuzda gördüğümüz rüyaya biz madde diyoruz. Cennette de rüya göreceğiz ona da madde diyeceğiz aynısıdır. Dışarda vardır varlık var zaten görüyoruz şu an ama gölge varlık olarak var. Bizim anladığımız anlamda madde yok dışarıda böyle ses getiren madde yok. Bu beş duyunun ruhtaki yorumuna biz madde diyoruz. Her şey metafiziktir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ben bu yakışıklılığımı en fazla nereye kadar götürebilirim? Onu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Sen ne sevimli şeysin sen, sen ne tatlı insansın sen. Çok nurlusun, çok temizsin, çok yakışıklısın ve dürüstsün aferin sana. Bir daha ben seni dinleyeyim.

VTR: Ben bu yakışıklılığımı en fazla nereye kadar götürebilirim? Onu sormak istiyorum.

ADNAN OKTAR: Sonsuza kadar götüreceksin inşaAllah.           Allah sana hidayet versin. Hidayetiyle sarsın, nuruyla sarsın, cennet nasip etsin sana. Sana bu güzelliği gösteren Allah sana bunu sonsuza kadar göstersin inşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aile kavgalarına nasıl çözüm bulunur?

ADNAN OKTAR: Benim yakışıklım böyle İtalyan delikanlılar gibi çok çok yakışıklı. Yaklaştır bakayım yakından göreyim. Bayağı güzel, çok çok güzel. Yüzü çok çok güzel bir de bayağı yakışıklı maşaAllah. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Aile kavgalarına nasıl çözüm bulunur?

ADNAN OKTAR: Mehdiyet’in dışında olmaz mümkün değil. Mehdi devrinin dışında imkansız. Çünkü mutlaka egoistlik oluyor, mutlaka bencillik oluyor. O durmayacağı belli. Ama Mehdiyet’te Peygamberimiz (sav) garanti vermiş. Bütün kavgalar bitiyor sadece sevgi hakim oluyor. Barış, güzellik, iyilik, estetik, sanat, kalite bunun dışında bir şey yok Mehdiyet devrinde.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba ben İshak. Kışın sağlık için neler tüketmeliyiz?           

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm yine kışın da fark etmez yani protein, hayvansal protein aldıktan sonra. Genellikle zeytinyağlı yemekler ye. Mutlaka zeytinyağı. Tereyağı tavsiye ediyorlar ama yemeyin tereyağı. Zeytinyağıdır en vücuda uygun yağ zeytinyağıdır. Riskli bir yağ değil. ‘Tereyağı hiçbir şey olmaz’ diyor. Nasıl olmaz? Alır almaz kolesterolü yükseliyor. Yükselir insanda nasıl olmaz? Ben hayret ediyorum ne gerek var? Çok az yiyebilir ayrı, bir çay kaşığı falan yiyebilir. Ama bol bol tereyağı alay mı ediyorsun? Adamın akıl almaz kolesterolü yükselir. “Kolesterol yükselirse hiçbir şey olmaz” diyor nasıl olmaz? Damarda plaklar oluşuyor. Kolesterol plakları oluşuyor. Şeker yemeyecek. Adam şeker yemeyince yığılır kalır bir yere. Ekmek, şeker karbonhidrat mutlaka alması gerekir. Hiç olmazsa barbunyadan, bezelyeden bir yerden alması gerekir. Aldı mı şeker zaten olur kanda. Hayır dedikleri de doğrudur yani ben tamamen katılmıyor da değilim. Doğrudur ama yüksek kolesterol her halükarda yığılıyor damara. Yığılır bir yer bulur, bir yırtık bulur yığılır, bir şekilde yığılır. Mühim olan kolesterolü düşük tutmak, normal ayarda tutmak. Ben kolesterol sıfırlansın demiyorum ama yüksek kolesterolün de zararlı olduğu açık. Bunu çocuk olsa bilir. Ama çok düşük kolesterol da iyi değil tabii. Çünkü kolesterol vücuda aynı zamanda ciddi anlamda faydalı bir madde. Yağ gibi çok yükselirse zarar verir. Çok az olursa o da zarar verir. Orta limitte tutulması gerekiyor. Ama kış için özel beslenme değil de bol bol pekmez yiyin öyle bir şey yok. Yağ tüketmek önemli, zeytinyağı tüketilmesi önemli kışın. En iyisi o olur protein, et ve yağ tüketilmesi ondan gerisini artık doktorlara sorun ama benim bildiğim bu.

Evet, dinliyorum.

VTR: Modernlik, kalite neyin gereğidir?

ADNAN OKTAR: Aman Allah'ım çok güzelsin, gözlerin çok güzel, yüzün de çok güzel, gözlerin de çok güzel. Yaklaştırır mısın ben güzelimi göreyim. Çok çok güzel kızsın. Modernlik; bilim geliştikçe, sanat geliştikçe yeni yeni hoş oluşumlar olur,  yeni tasarımlar olur, yeni teknikler olur bunları insanların hayatına sunarız. Sunduğumuzda da güzellik olur, iyilik olur, hoşluk olur, kalite yükselmeye başlar. Ama kalite tabii ruhtaki bir duygu bu yani güzelliği seçme duygusu, güzellikten etkilenme duygusu kalite. Mesela tablo olur adam bakıyor etkilenmez. Mesela öküze gül tutarsan oturur onu yer anlamaz anlayan ruh olması gerekiyor. Onun için de Allah'ı çok sevmesi lazım. Allah'tan çok korkması lazım. Kendini Allah’a adaması lazım, diğergam olması lazım. Kendi için yaşamaması sevdikleri için, Allah için yaşaması lazım. O zaman her şey çok hoşuna gider. Yolun kenarındaki çiçekler, sokaktaki çocuklar, halının deseni, küçük bir detay akıl almaz hoşuna gider. Çok abartılı zevk alır. Ama boş bir adam mesela çok güzel bir eve giriyor. Ben bazen görüyorum adam oturuyor ‘nasılsınız iyi misiniz?’ diyor. Eşyalar hiçbir şey ilgilendirmiyor. Çiçekler var ilgilendirmiyor. Mesela tablo ilgilendirmiyor. Halının güzelliği, sehpaların güzelliği, karşıdaki insanın konuşmasının güzelliği yahut onun kıyafetinin güzelliği hiçbir şey ilgilendirmez yani kalite algısı sevgi algısının içinde olan bir güzellik. Güzelliği iyi seçebilen insana kaliteli insan deriz.

Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni göster. Bak “dünyanın en güzel insanı” diyorum doğru mu değil mi hep beraber görelim. Ama bu asrımız için diyorum tabii. Yoksa Resulullah (sav)’tır tabii dünyanın en güzel insan asrımız açısından söylüyorum. Sultanımızın yakışıklılığını bir cümle alem görsün. Eğer evet, böyle bir yakışıklı var diyorlarsa böyle güzel bir insan her türlü iddiaya girerim. Ahlakı bu kadar güzel. Benim Şeyhim gelenekçi Ortodoks İslam anlayışında ama tam bir Kuran Müslümanıydı, tam bir Kuran Müslümanı. Modernliğe açık, dansa açık, müziğe açık, nezaketi bilen, efendiliği bilen, sanattan hoşlanan tam bir Osmanlı beyefendisi böyle bir insan yok. Allah'a hamdolsun tanıdık, tanıma şerefine erdik yani Allah'a hamdolsun. Yine de Cenab-ı Allah ömürlerini uzun etsin Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri de öyle çok tatlı ve güzel bir sultandır. Allah ömrüne bereket versin. Bir de bak pek bilinmez ama Mehmet Şevki Eygi Hocamız o da çok çok efendi, çok tatlı, çok klas, çok kibar, çok saygılı bir insandır. Tam bir sanatçıdır, sanata aşıktır, güzelliğe aşıktır. Ben bütün dünyanın o mübareği tanımasını isterim, Mehmet Şevki Eygi Hocamızı. Yeteri kadar tanınmıyor. Çok değerli sağken, sağlıklıyken insanlar değerini bilsin. Böyle bir insanı bulamazlar. Hiç kimseye yalakalık falan yapmaz, hiç kimseye boyun eğmez, bir tek Allah’a. Yüce bir insandır. Hep öyle yaşamıştır. Hiçbir zaman için çıkarının peşinde koşmamıştır, hep Allah için.

GÜLEN BATURALP: Şeyhimiz’in değerli resmini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Bir tane mi? Göndersinler, göndersinler de insanlar güzellik görsün. Şeyhim bana ne diyordu? “Büyük oğlum” diyordu. “Kimse benim sağlığımla ilgilenmesin. Sadece büyük oğlum ilgilenecek.” demişti. Beni yetkili kılmıştı maşaAllah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Oktar hiç yorulmuyor mu?

ADNAN OKTAR: Güzeller güzelim bende bir güzellik olarak Allah müthiş bir kudret vermiş, müthiş bir güç vermiş. Allah’a hamd ediyorum. Müthiş bir enerjim var elhamdülillah.

Şu dünkü resimleri de bir görsek. Yatla ilgili resimler göstermiştik dünkü. Onları niye görmüyoruz?

GÜLEN BATURALP: Tabii. Resimleri görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Ebru Hocam bir kraliçe, Aylin Hocam da bir kraliçe. Ebru Hocam’ın şu güzelliğine bak. Allah güzelliğini daha da artırsın. Mis gibi tertemizler maşaAllah. En dikkatimi çeken hayret ettim o kadar temizler ki. MaşaAllah hepsi mis gibi kokuyor böyle çok güzel tertemizler. Ahlakları güzel, kültürleri güzel, görgüleri güzel. Adaba edebe dikkat etmeleri, nezaketleri, sözleri, sohbetleri çok çok her şeyleri çok güzel maşaAllah. Badem Şekeri, Beril Sultan, Saliha Sultan. Herkes birbirinden güzel.

GÜLEN BATURALP: Ve siz.

ADNAN OKTAR: Vay vay vay. Kardeşim şu yakışıklılığa bak, şu heybete bak. Biz eskiden romanlarda falan filmlerde falan bilirdik böyle yakışıklı maşaAllah. Varmış yani dünyada bir gerçekmiş, bunu gördük.

İşte böyle kömüş gibi adamlar, sığır kokan adamlar böyle güzelliklere tahammülleri olmuyor. Adam estetikten anlamaz, sanattan anlamaz, güzellikten, temizlikten anlamaz. Lağımla kükürt arası böyle pis bir koku hayvan gibi. Görgüsüz, akılsız, lafını sözünü bilmez, leş gibi ağzı pis, yüzü pis, ayakkabılar, elbisesi her şeyi leş gibi adamlar. Nefret insanları, kin dolu insanlar böyle ahlaksız, haysiyetsizler, namussuz insanlar ağızlarından lağım kusuyorlar adeta böyle bir güzelliği gördü mü hasetten deliye dönüyorlar. Böyle iblis ordusunu kızdırmak hayatta en zevk aldığım olaylardan bir tanesi. Belki sadistçe geliyor size ama inanılmaz zevk alıyorum. Münafık kızdırmak, iblis kızdırmak en hoşuma giden olaylardan birisi. Bir de sığır kızdırmak.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Şeyh Nazım Hocamız’ın resimleri geldi, görebiliriz.

ADNAN OKTAR: Bak bak, şu güzelliğe bak. Var mı böyle bir güzellik? Bana var desinler göreyim. Yaklaştır gözlerini, yaklaştır Şeyhimizi. Var mı böyle bir güzellik? Hem seyit hem şeriftir biliyorsunuz Şeyhimiz. Peygamberimiz (sav)’in soyundan. Genetik olarak Peygamberimiz (sav)’in güzelliği bu vakte kadar gelmiş. Şu güzelliğe bak. Dünyalar tatlısı maşaAllah. Cennet kuzusu cennet. Bütün ömrü çocukluğundan itibaren… Yüksek kimya mühendisidir biliyorsunuz değil mi Şeyhimiz? Çok fazla yabancı dil biliyor; Arapça, Farsça, İngilizce, Fransızca. Bütün dilleri bilir maşaAllah. Çok kibar, çok nezaketli. Sohbetlerinde insanlar kendinden geçerdi adeta. O kadar güzel o kadar tatlı bir insan. Allah gani gani rahmet etsin. Baksana veli olduğu yüzünden nasıl belli maşaAllah. Allah mekanını cennet etsin. Hep onu cennet güzelleriyle beraber kılsın, kalbine ferahlık versin daima.

Evet, dinliyorum.

VTR: Mehdi alametleri gerçekleşti mi?

ADNAN OKTAR: Canım benim gözlerinde ne güzel bir ifade var senin. Nasıl güzel senin yüzün, nasıl sevgi dolusun sen. Canımın içi ben liseyi bitirdiğimde kıyamet alametlerine bakmıştım. “Mehdi gelecek” diyordu. Hoşuma gitti inşaAllah dedim. Risale-i Nur’u bir okudum gayet emin Bediüzzaman Mehdi’nin geleceğinden. “Yüz yıl sonra gelecek” diyor. Acayip detaylar vermiş. “Darwinizm’i yıkacak, materyalizmi yıkacak” diyor. “Geldiği vakit kendisi dahi kendisinin Mehdi olduğunu bilmez” diyor. “Yakın talebeleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor. Neden İstanbul’da çıkacağını da uzun uzun anlatıyor. “1980 yılında çıkacak” diyor. 1990,2000,2010 ve 2020 yıllarına işaret ediyor. O kadar kapsamlı ki 100 sayfa falan anlatmış. Yeni Asyacı, Nurcular da çıkmış diyor ki, “Mehdi ile ilgili bir şey yok burada” diyor. Kardeşim böyle bir söze ne denir? 100 sayfanın üstünde Mehdi’yi anlatıyor. “Yok öyle bir şey” diyor. Bediüzzaman’ın sağlığında da çıkartmaya kalkmışlar. Bediüzzaman “buraya gelin bakayım” demiş. Kendi el yazısıyla çıkarılan yeri düzeltmiş. Kendi orijinal el yazısıyla duruyor. ‘Mehdi ve şakirtleri’ kelimesini çıkartmışlar. Kendi el yazısıyla düzeltmiş, ‘Mehdi ve şakirtleri’ diye yazmış altına. Bak baskıda çıkartmamışlar ama tabii yüzlerce sayfa yani 100 küsur sayfa yazılı zaten de bir yerde hiç olmazsa oradan çıkaralım demişler. Oraya kendi el yazısıyla Arapça o mübarek elleriyle “Mehdi ve şakirtleri” diye yazmış. Orijinali duruyor şu an. Bak diyor, “şeddeli lamlar ve mim sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleridir” diyor. 2010 yılının tarihini veriyor, 2010 yılı. Ta Şam’da Emevi Cami’de hutbede 1980 yılında Mehdi’nin çıkacağını söylüyor. Şam’da Emevi Cami’de yıllar önce. Yani inkar edecekleri gibi değil ama şu an illet oldular Bediüzzaman Mehdi’yi anlattı diye. Ben o zaman anladım. Gayet emin anlatıyor Bediüzzaman. Bak diyor ki, “kati kanaatimle söylüyorum” diyor. Tahmin falan demiyor. “Kati kanaatimle söylüyorum” diyor. Ve “Allah adına yemin ediyorum” diyor. “Bu yüzyılda İslam hakim olacak” diyor, gelecek yüzyıl. “Allah adına yemin ediyorum” diyor. Ve bak “gözümle görmediğim bir şeyi de yazmadım” diyor. Ne demek artık Allah bilir. Ve her dediği çıktı. “Mezarım yıkılacak” dedi doğru çıktı. Öleceği tarihi belirtti, doğru. 1971’de 12 Mart darbesinin olacağını bildiriyor ve bak hayret 80-90 yıl öncesinden 28 Şubat’ın tarihini veriyor. 28 Şubat’taki olayların tarihini veriyor. O kadar net bir insan. Cuma namazı için rica ediyor diyor ki oradaki cezaevi görevlilerine; “Ben yaşlı başlı insanım cami de şurada. Bırakın gidip namazımı kılıp çıkıp geleyim” diyor. Çünkü kasap hapishanesi zaten bu kadarcık izin veriliyor dışarı çıkmaya, “Beş dakika izin verin.” “Yok amca” diyorlar, “çıkamazsın” diyorlar. “Tamam” diyor. Hücresinde oturmaya başlıyor. Cuma için oradaki gardiyanlar camiye gidiyorlar. Bakıyorlar en önde safta Bediüzzaman imamın arkasında namazda. Resmi evrak bunlar şu an duruyor. Mahkeme dosyalarında duruyor. İmamın arkasında namazda. Şimdi gardiyanlar düşünüyor diyorlar, “şimdi kollarına girip hapishaneye götürsek ayıp olur” diyorlar. Burada bütün cemaat var. “Namazdan hemen sonra alır götürürüz” diyorlar. Namaz bitiyor secdeden kalkıyorlar tesbihat yaparken bir bakıyorlar Bediüzzaman yok. Koşarak cezaevine gidiyorlar. Bakıyorlar kapalı, şeyde duruyor yine, odasında duruyor. Bunu tutanağa geçirtiyorlar. Bu cezaevi müdürü, cezaevi savcısı. Bu çok büyük olay oluyor. Herkes biliyor bu konuyu. Tutanağa geçen bir konu. Bediüzzaman’a soruyorlar, “benim bir kerametim değil ben garibanın tekiyim” diyor. “Öyle bir şey değil” diyor. “Belki benim adıma bir veli” diyor “böyle bir şey yapmış olabilir” diyor. Belki Hızır (as) gibi insanın aklına geliyor. “Ben çıkmadım” diyor ama cezaevine baktıklarında yok yalnız. Orada bir garip asıl acayip olan o. Çünkü olay haber veriliyor cezaevine. Hemen koşup haber veriyorlar cezaevine. Hapishanedeki odasında yok. Küçük bir hücre, ufak yani öyle kapsamlı, karmaşık bir şey değil. Parmaklıklar var baktı mı görülüyor. Yok, içerde yok. Yine o telaşla geldiklerinde bakıyorlar ki bu sefer de içerde duruyor. Yine asma kilit duruyor. Bediüzzaman zannettikleri gibi birisi değil. Ben onu fark ettiğim için çok önem veriyorum. Mesela bak jandarma da eli arkadan bağlı, atla götürüyorlar. Kardeşim Allah’tan korkun. 80 yaşında adamın elini arkadan bağlamak çok korkunç. Azılı caniye bile yapılmaz bu. 80 yaşında adam arkadan eli bağlanır mı? Çok çok acayip bir hareket. Zulüm yani başka açıklaması yok. “Oğlum bir beş dakika müsaade edin namaz vakti geçecek, bir namaz kılayım” diyor. “Yok amca” diyorlar. “Öyle bir şey olmaz, mümkün değil” diyorlar. Duruyor o kervan. Oradan oraya nakil. Sürekli gezdirdiler biliyorsunuz o mübareği. Oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya hiç nefes aldırmadılar. Bediüzzaman da çıkarıp veriyor o kelepçeyi. “5 dakika abdest alayım” diyor. Bunu duyunca tabii biz seviyoruz Bediüzzaman’ı.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Bediüzzaman’ın el yazısıyla yazdığı ‘Mehdi ve şakirtleri’ bölümünün görebiliriz.

GÜLEN BATURALP: ‘Mehdi ve şakirtleri’ ifadesi bazı neşriyatlarca eserden çıkarılmış. Kendi el yazısıyla ekliyor Bediüzzaman Hazretleri.

ADNAN OKTAR: Görüyor musunuz? ‘Mehdi ve şakirtleri’ bak. Bu kendi orijinal el yazısı. O jandarma orada hepsi Bediüzzaman’a bağlanıyorlar, jandarma askerleri. Sonra talebesi oluyor onlar. Bediüzzaman’a gidip geliyorlar o jandarma çocuklar. Ama çok acayip değil mi? Arkadan bağlı insan nasıl çıkar? Çelik yani bildiğin demir kelepçeler var ya klasik kilitli. Olacak iş değil bu. Çıkartıp nezaketiyle veriyor. ‘5 dakika abdest alayım’ diyor. Dehşet bir olay.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnternet zorbalığını nasıl önleyebiliriz?

ADNAN OKTAR: Aslında çok kolay. Hükümet karar alsa hakaret edenleri yani teknik olarak tespiti hemen mümkün. Suçüstü mahkemesi yapılıp bir birim olur. Küfredenlerin hepsi mesela 10 bin lira para cezası, 2 ay da hapis. Derhal hallolur Türkiye’de kimse ağzını bozamaz. Hemen kökünden hallolur. Böyle zorbalık, tehdit şu bu anında konu biter. En basit şey de o çünkü tapu gibi delili var, gayet kolay.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sevdiğim insana sevdiğimi nasıl belli ederim?

ADNAN OKTAR: O gözlerin zaten her şeyi anlatıyor. Çok güzel gözlerin, bakışların çok güzel, kaşın çok güzel, burnun çok güzel ama bak bakışların özellikle çok güzel, alnın, saçların, elmacık kemiklerin. Genel olarak yüzün çok güzel, ses tonun da hoş. Genç kızlar genellikle tutkuya çok açıktırlar ama canlarım benim öyle tutkuyla sevecekleri bir insan maalesef bulamıyorlar. Çok çok nadir. Adam sırtını geliştirmiş. Göbekte 15 tane yumruk gibi kas oluşmuş aşağıya kadar. Dönüyor sırtını gösteriyor, poposunu gösteriyor, yüzükoyun uzanıyor falan. Hepsi tamam diyor pazuları şişiriyor. Kafa? Bakıyorsun böyle karaman koyunu gibi bakıyor. Ne yapsın kız ona, çocuk ne yapsın? Bir de işin acı tarafı kendini çok akıllı zannediyor, çok kurnaz zannediyor. Kızı oyuna getirdiğini zannediyor, onu kafaladığını zannediyor. Ona zeka oyunları yapıyor ayrıca şirinlikler yapıyor falan. Çok espritüel olduğu kanaatinde yani rezalet paçalardan akıyor. Bir de üç numaralı bakışıyla yakınlaşarak bakıyor falan. Kızlar en büyük acıyı o zaman çekiyorlar o azap yani. Gerzom projesinin fiili uygulaması gibi. Var öyle tipler. O yüzden genç kızlar tutkuyu yaşayamamanın acısını en şiddetli şekilde hissediyorlar. Ve işte Darwinist eğitim bunu verdi ve gelenekçi Ortodoks anlayışı da bunu verdi. Çünkü kadınlara karşı zıtlık ruhu, kadınları sevmeme ruhu insanlara öğretildi. “Yüzde 99 cehenneme doldurulacak” dersen kadınlar, “kadınların her dediğinin zıddını yapın, onların aklı yarımdır, hayvanla insan karışımıdır” dersen adam kadını bir sanat eseri olarak o zaman görmüyor. Allah’ın muhteşem bir sanatı olarak görmüyor. Korkunç bakış açıları bazılarının. O zaman tabii Allah onun da aklını alıyor ceza olarak. Allah onu koyunlaştırıyor yahut sığırlaştırıyor ve kadın onu gördüğünde bir koyunla, sığırla karşılaştığını zannediyor. Ceza olarak veriyor Allah çünkü nimetin değerini bilmediği için. Öyle bir akılsızlığa böyle bir bela oluyor. Dolayısıyla sen çok çok güzel kızsın. Seni ben bir daha göreyim. Nefis bakışların, çok çok güzel.

VTR: Sevdiğim insana sevdiğimi nasıl belli ederim?

ADNAN OKTAR: Tabii ki hemen anlaşılır o. Akılcı yaklaşım, sevecenlik, saygı duymak, değer vermek, hürmet etmek, koruyucu olmak, egoist bencil olmamak, kendi için yaşamamak hemen hissedilir. Bir insan kendisi için yaşamıyorsa karşındaki insan bunun nasıl hissetmesin? Hemen görür yani diğergamsa, fedakârsa hemen görür. Zaten Allah öyle insanlara muazzam bir akıl ve kahredici bir cazibe verir. Yani bir kadının o cazibenin etkisinden dışarı çıkması mümkün değildir. İstediği kadar unutmaya çalışsın, beyni adeta ona ram olur. Kurtulamaz ondan eğer normal bir ruha, normal bir akla sahipse, ruh sahibiyse o sevgi onun yüreğinin ta derinliklerine kadar işler. Hatta Yusuf Suresi’nde de buna işaret edilir. O ayeti bana getirsinler orada gösterebilirim. “Sevgi” diyor “Onun kalbini dağlamış, bağlamış kalbi onun sevgisiyle dolmuş” diyor. Ve kurtulamıyor kadınlar, şehirdeki diğer kadınlar da kurtulamıyorlar. Yani kadın kurtulmak istiyor ama kurtulamıyor. İyi niyetli değil ama buna rağmen, bak iyi niyetli olanlar zaten “Bu melektir” diyorlar. Delice bir sevgi oluyor ama bak iyi niyetli olmadığı halde kahredici bir sevgi oluşuyor kalbinde, istek oluşuyor, kahredici bir istek. Her türlü deliliği yapacak hale geliyor. Bu Hazreti Yusuf (as)'un imanından kaynaklanıyor. Yoksa etten, kemikten kaynaklanan bir şey değil bu yani vücut biçiminden kaynaklanan bir şey değil. Tabii ki Allah peygamberleri güzel yaratıyor ayrı mesele de. 

Bir de Bediüzzaman'ın Denizli'de iken ayrı ayrı üç camide birden halk görüyor. Diyorlar ki; "Bediüzzaman bizimle kıldı namazı, elhamdülillah” diyorlar.  Öbür aşağı cami diyor ki;  “Yok bizleydi. Sen niye yalan söylüyorsun?” diyor. Öbür camii de “bizle beraber kıldı namazı” diyor. Bu pek açıklanacak bir şey değil ama halk tabii o ara tutanak tutmadıkları için, şahitlere imzalatılmadığı için sadece sözlü şahitleri kaldı bunların. Yoksa mesela öbür şeylerde de birçok şeyde tutanak tutulmuş olsaydı  çok güzel olurdu ama tabii o kargaşa anları, zorluk anları  tutanak olmuyor ama Risale-i Nur’a baktığımızda bunu görüyoruz. Mesela Mehdi (as)’nin çıkacağı yer olarak hiçbir âlim net ve kesin olarak hadislerin dışında ‘İstanbul'da çıkacak’ demiyor. Bediüzzaman net ‘İstanbul'da çıkacak’ diyor ve net tarih veriyor, ‘1980 yılında çıkacak’ diyor. Net ve bak “İlk görevi Darwinizm’i yıkmak olacak” diyor birinci görevi. ‘En acil konu budur’ diyor en önemli konu. Ya kardeşim 90 yıl öncesinde bunu nerden biliyorsun? 90 yıl önce bu,” İsa Mesih” diyorlar “faaliyet yapacak mı?” “Yok” diyor Bediüzzaman. Yani “imani konularda çalışma yapmayacak” diyor,” sadece siyasetle ilgilenecek” diyor İsa Mesih. “Mehdi sadece imani konularla ilgilenecek” diyor. Yani çok şaşırtıcı.

Evet dinliyorum.

VTR: Mal biriktirme tutkusu kimlere aittir?

ADNAN OKTAR: Ne diyorsunuz? Canımın içi o kadar güzelsin ki, o kadar güzelsin ki. Şu güzelliğe ben ne diyeyim? Şu alının güzelliği, kaş, göz, burun hokka gibi burnun çok güzel, dişlerin, dudakların, çenen, elmacık kemikleri, saçlar, ses ve o gülüşteki tatlılık. Çok içtensin bir tanem, Allah sana uzun ömür versin. Hidayet versin, sağlık sıhhat versin, Allah seni sevinç içinde yaşatsın, cennetiyle kuşatsın seni ve ve ve cennette Allah hiç benim yanımdan ayırmasın seni, hep seni göreyim cennette inşaAllah. Bir daha dinleyeyim.

VTR: Mal biriktirme tutkusu kimlere aittir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm işte egoist olanlarda oluyor. Bu sefer Allah akıl hastalığına çeviriyor işte onu. Egoist, bencil, kendi için yaşıyor. Ya kardeşim harcasana, harca dağıt. Bak başkası da harcayıp dağıtacak, herkes harcayıp dağıtacak ve sonunda muazzam bir zenginlik olacak. Para tutulduğu için bereketsizlik oluyor, mucize olarak ekonomik kriz meydana geliyor, bak para tutulduğu için. Harca, korkma bir şey olmayacak. İnanamıyor “yok” diyor “kötü olacak” diyor tutuyor.  Tuttuğunda kendi parası da gidiyor çünkü ekonomik krizde para da değer kaybediyor. Paranın da anlamı kalmıyor. Yani para sadece kâğıda dönüşüyor, hiçbir anlamı kalmaz. Harcanırsa para muazzam zenginlik olur yani bütün ekonomi, piyasa her yer hareketleniyor muazzam bir bereket  meydana gelir.

Evet dinliyorum.

VTR: İşsizliğin en pratik çözümü nedir?

ADNAN OKTAR: İşsizliğe en pratik çözüm yine İslam. Yani Allah'ı çok sevmek, Allah'tan çok korkmak. Çünkü o zaman ne oluyor? İnsan parayı tutmuyor, harcıyor. Parayı harcadığında paranın kullanılması için iş hareketlenir. Mesela fabrika var, adam ayakkabı imal ediyor ama satılmıyor. Şimdi sen para verirsen, paranı fakirlere dağıtırsan adam gider kendine ayakkabı alır, o da ayakkabı alır, o da ayakkabı alır. Ayakkabıya talep acayip yükseliyor. O zaman ne yapıyor adam? İkinci fabrikayı kuruyor, üçüncü fabrikayı, dördüncü fabrikayı, beşinci fabrikayı kuruyor, muazzam bir sürüm meydana geliyor. Piyasa akıl almaz hızlanıyor. Hem mal artışı oluyor, hem talep artışı oluyor, hem de muazzam bir zenginlik oluyor. Bunun dışında yol yok, sevginin dışında olmaz. Allah korkusu, Allah sevgisi olduğunda mal harcandığı için, para harcandığı için piyasa gözle görülür şekilde yıldırım hızıyla hareket ediyor. Her şey, her şey canlanıyor. Öbür türlü her şey duruyor, mesela adam tekstil ceket alacak duruyor, mağazada duruyor satış olmuyor mağazada. Kumaş fabrikaları da kumaş üretemiyor bir anlamı yok, alan yok çünkü. Niye? Çünkü para hapsedilmiş, onu alacak para hapsedilmiş. Onu alacak paranın hareketlendirilmesi gerekiyor. Onun için de zenginlerin parayı tutmaması gerekiyor, yayması gerekiyor. O nasıl olur? Velayet sistemi. Velayet sistemi olması için nedir? Allah’tan korkmak, Allah’ı sevmek gerekiyor. Velayet sistemi ne? Herkes kendi evladın hükmünde oluyor. Mesela bütün genç kızlar, bütün ailelerin kızı olmuş oluyor. Bütün ailelerin kendi kızı oluyor, öz kızı. Diyor ya mesela; “Annem var, babam var, ben ona güveniyorum” diyor. Velayet sisteminde kime güveniyor biliyor musun? Annesine babasına değil bütün Müslümanlara güveniyor çünkü herkes ona bakmakla mükellef, herkes. Doğrusu budur.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni Asya yazarlarından Mehmet Çetin; “Mehdi’nin Şafi olması noksanlık verir mi?” başlıklı bir yazı yazdı. Yazısında;  Bediüzzaman’ın ahir zamanın beklenen Mehdi’si olduğuna işaret eden Çetin şunları söylüyor; “Eğer Bediüzzaman beklenen Mehdi ise Şafi mezhebine tabi olmasını nasıl anlamalıyız? Yani sahabeden sonra ikinci sırada olan Mehdi, kendisinden sonra gelen bir imama nasıl bağlı oluyor? Nice büyük müçtehidler, mezhep sahibi imamlar var ki diğer mezheplere de zaman zaman tabi olmuşlardır. Mehdi'nin Şafi mezhebine tabi olması noksanlık değil, aksine zenginlik verdiği gibi Şafi mezhebine de değer katar. Said Nursi'nin beklenen ahir zamanın Mehdi’si olarak kabul edilmesi, onun amelde bir mezhep imamına tabi olmasının vazifeli makamına nakisa getirmeyeceğine de bu zaviyeden bakmak olması gereken bir yaklaşımdır" diye söylemiş.

ADNAN OKTAR: İşte Nurcu mantığında bütün yollar Roma'ya çıkıyor yani sorun olmuyor. Mesela diyeceksin ki “Şu an efendim gündüz”, ver arkadaşa sana akşam olduğunu ispat etsin, hakikaten ispat eder çok rahat yani. “Efendim ışığın olması, güneşin olması akşamı engellemez” falan diyor böyle. Ya kardeşim Bediüzzaman ne diyor? “En büyük müceddid ve en büyük müçtehit” diyor. Bir kere en büyük müceddid ve en büyük müçtehit olduğunda bir mezhebe uyması haram olur, haram olur. Bütün fukahanın ortak ittifakla söylediği söz budur. Peygamber ne diyor? "Geldiğinde bütün mezhepleri kaldıracak” diyor hadiste. Orada mezhebe uyuyor. Ya kardeşim bu adamların mantıksızlığına cevap vermek yani olacak iş değil. Ne diyeceksin adama? Mesela sokakta koyun görse; “Bu insandır” diyebilir adam, sana ispat eder, öyle bir sorunu yok. İnsanın da koyun olduğunu sana ispat edebilir yani, hiç dert değil. Ya kardeşim hangi bir yerden kurtaracaksın? Bir kere “Mehdi en büyük kumandan” diyor Bediüzzaman.  “Bütün İslam âleminin orduları, dünyanın en büyük ordusu oluşacak” diyor, “en büyük kumandan olacak” diyor. Ne zaman kumandan oldu Bediüzzaman? “Bütün İslam ordularının kumandanı olacak” diyor. Ne zaman oldu?  Ve bak “hem hâkim, hem Mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak” diyor “bir zat-ı nurani gönderecek, O da Ehli Beyt-i Nebevi’den olacak” diyor. Kardeşim Ehli Beyt’ten de değil. “Ben seyyid değilim” diyor Bediüzzaman. Ta en başından, ilk yıllarında söylüyor seyyid olmadığını. Hakikaten de şecereten Kürt asıllı mübarek bir insandır. Hep âlimler Kürtlerden çıkar. Saf kan Kürt âlimi yani Kürt’tür Bediüzaman. Seyyid olmadığı halde zorla seyyid göstermeye çalışıyorlar. “O zaman manen seyyid” diyorlar. Allah Allah, o zaman manen Mehdi, öyle olur. Ahir zaman Mehdi’si bak en büyük müceddid, en büyük müçtehid diyor bir kere bunu sen bitirmiş oluyorsun. “En büyük hâkim” diyor. Hâkimlik ne zaman yaptı Bediüzzaman hâkimlik? Hep mahkûmdu mübarek. “Hâkimlik yapacak” diyor, “en büyük kumandan” diyor. Ne zaman kumandanlık yaptı?” İslam ordularının başına geçecek” diyor. “Bütün seyyidlerin iltihaklarıyla, bütün ulema ve evliyanın iltihaklarıyla o vazifeyi uzmayı yapmaya çalışır” diyor. “Biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. “1980 yılında gelecek” diyor. Sen Bediüzzaman’ın bu ifadesini hiç hükmüne koyuyorsun. “Şeddeli lam ve mimler ikişer sayılsa bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar Mehdi ve şakirtleridir” diyor, 2010 tarihini veriyor. Niye anlamazdan geliyorsunuz? 2010 tarihini. “Ben” diyor bak ,“Mehdi geldiğinde onu mezarımdan seyredeceğim” diyor, Mehdi geldiğinde. Sen kardeşim hepsini yok hükmünde kabul ediyorsun. Onu tevil et, bunu tevil et, onu tevil et, bunu tevil et. Tevil makinesine döndüler, hepsini tevil ediyorlar. Böyle olmaz. “Peki” diyoruz, “Mehdi geldiyse İsa (as) nerde diyoruz? İsa (as) da gelmesi lazım, beraber olacaklar. O zaman Hristiyanlık dünyaya hâkim olmuş olacak yani Müslüman Hristiyanlık her yerde.” Ona da kolaylık bulmuşlar “geldi İsa” diyor. Nasıl oluyor?  “Namaz kılıyordu” diyor  “pencereden girdi İsa(as)”diyor. Ee? “Bediüzzaman’ın yanında namazı kıldı” diyor, “sonra pencereden çıktı gitti” diyor, “ağabeyler görmüş” diyor. “Bu konu da bu şekilde halloldu, bitti” diyor. Kardeşim bunlarla kim baş edebilir böyle bir kafayla? Bu derece mantıksızlıkla nasıl baş edeceksin? Yani insan söyleyecek söz bulamıyor bunlara. “Gelmiş” diyor, “ağabeyler gömmüşler” diyor, bir de gelmiş, pencereden çıkmış, orada ölmüş ve gömmüşler. Gömmüşse mezarını göster, nereye gömdün? Bu kadar münasebetsizlik olur mu? İsa Mesih dünyaya hâkim oluyor İsa Mesih’le Mehdi birlikte. Nerde dünya hâkimiyeti? “Deccal hâkim oldu” diyor şu an Bediüzzaman, “Benim zamanımda” diyor “deccal, deccal dünyaya hâkim oldu” diyor. Mehdi devrinde İslam dünyaya hâkim oluyor. Nerde hâkim oldu o zaman? Ya kardeşim o kadar münasebetsiz açıklamalar ki. Yani insanın dimağı duruyor bu adamların lafının karşısında ne diyeceğimi şaşırıyorum yani. Mesela göster şurada bardak değil mi şu. Bunu sana üzüm salkımı diyebilir, çok rahat ikna eder. “Aziz kardeşim” diyor, “mana gözüyle bak mana” diyor. Nasıl bu hale geldi bu adamlar, ben hayret ediyorum. Net tarih veriyor Bediüzzaman, “1980 yılında gelecek” diyor.  Bak “1400 sene sonra gelecek bir hakikat” diyor net söylüyor, 1400 sene sonra. “Benim zamanımda gelmesi mümkün değil” diyor. “Çünkü bilim, teknoloji müsait değil” diyor. “Bu devirde gelmez şu an” diyor, “ancak teknolojinin, haberleşmenin bütün hayat imkânlarının en geliştiği ortamda Mehdi gelebilir” diyor. “Vaat etmiştir, elbette vaadini Allah yerine getirecektir” diyor. “Kışın” diyor “yaz ortamı meydana getirdiği gibi” diyor “Allah” diyor, “yazın da kış ortamı meydana getirir, Mehdi ile de zulümatı derhal ortadan kaldıracaktır” diyor. “Yeryüzünden yok edecek” diyor. Nereden kayboldu, duruyor işte. Daha yeni yeni zulümat kalkmaya başladı. Darwinizm’e Bediüzzaman hiç dokunmadı, doğrudan Mehdi’ye bırakıyor. Diyor ki bak “Mehdi ilk geldiğinde birinci vazifesi Darwinizm’i yok etmektir” diyor, ilk birinci vazifesi. Darwinizm’in tek noktasına dokunmadı Bediüzzaman, doğrudan Mehdi’ye bırakmıştır, açık kendi ifadesi var. Zaten şemailiyle de alakası yok Bediüzzaman’ın gösterilen, Mehdi’nin şemaili ile hiç alakası yok, onu da uydurmaya çalışıyorlar. Mesela Mehdi'nin sakalı olacak diye hadis var. O; “Öyle bir şey yok ya” diyor, “saç sakal, saç sakal” diyor,  “ben gördüm” diyor “yoktu” diyor, “hadis var, biliyorum” diyor, “sakalsız olacak”. Hâlbuki hiçbir peygamber sakalsız değil ve Mehdi en önemli özelliklerinden birisi sakallı olması. Onu, bir hadisi akıl almaz yirmi kere falan çevire çevire, hiç alakasız bir hadisten yani insanların doğruluğu, dürüstlüğü ile ilgili bir hadisten evire çevire yani yirmi kere falan tevil ederek sonunda kelime köklerine inerek, kökün köküne inerek, kökten yanlara geçerek, yandan yine köke inerek “Bak” diyor “burada sakalının olmadığı, sakalsız yaşlı ihtiyar kelimesi çıktı” diyor. Yani inanılır gibi değil adamlar ve inanıyor buna adamlar, mucize yani. Yani Fethullah Gülen’i şu an daha iyi anlıyorum ben adamı. Böyle kafada adamlar varsa, bu adamları ikna etmek çok kolay, eder yani ne olacak. İngiliz derin devleti de ikna eder, bilmem neresi de ikna eder. Hepsi için demiyorum da epey bir kısmı için böyle, facia yani.

Bak diyor ki Bediüzzaman;  “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek”,  bak sonra gelecek,  “O mübarek zat” yani Mehdi, “Risale-i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Benden sonra gelecek diyor ve bu insan Risale-i Nur’u uygulayacak tatbik edecek, neşr ve tatbik edecek diyor. Yani kendine göre, kendi uygun gördüğü yerleri anlatacak diyor. Bak diyor ki; “Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur’un asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir, bizler de kabrimizde seyredip Allaha şükür ederiz.” diyor. Ya kardeşim bak “Mehdi geldiğinde ben kabirde olacağım” diyor. Bak “ta ahir zaman”, bak “ta” diyor, “ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde” yani internet, televizyon falan bunların olduğu bir dönemde “Risale-i Nur’un asıl sahipleri” yani bak Nurcular için siz asıl sahiplerisiniz demiyor, siz sahibi değilsiniz diyor, asıl sahipleri sonra gelecek diyor, asıl sahipleri. “Yani” diyor bak yani açıklama yapıyor “yani Mehdi ve şakirtleri, talebeleri Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir”, gelmiş demiyor gelecek diyor “gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir biz de kalbimizde seyredip Allaha şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası 60) diyor.

FETÖ terörist bir örgütlenme ama bak adam şimdi böyle bir telkin metodu olduğunda adam bak İngiliz derin devletine bile onlara boyun eğdirttirmiş. Kim bilir ne yalanlarla onları ikna etti. Kardeşim sen böyle bir teknik geliştirirsen, bu kadar samimiyetsizliğe  insanları alıştırırsan adam da işte orada terörist olan Fethullah Gülen de, adamları İngiliz derin devletinin zırvalarına ve ahlaksızlığına, alçaklığına, kahpeliğine adamları ikna ediyor işte ve kendi vatandaşını deccal ordusu olarak görerek saldırıyor. Bu kadar ahmak, bu kadar alçak ve ahlaksız boyuta geldi bu adamlar. O yüzden yani tevil kafasını bırakın. Risale-i Nur zaten tefsir kitabıdır, açık anlamı, anlamazdan gelmeyin, oyun da oynamayın koskoca adamlar.

“Mehdi'nin ilk geldiğinde, ilk vazifesi” diyor Bediüzzaman bak çok şaşırtıcıdır bu “Darwinizm’i ortadan kaldırmak” diyor, Darwinizm’i, materyalizmi. Bediüzzaman Darwinizm kelimesini hiç ağzına almamıştır, hayatı boyunca hiç, doğrudan Mehdi’ye bırakmıştır. Hiç hiç hiç anlatmamıştır ama bak “En mühim mesele budur” diyor, en mühim mesele. Risale-i Nur’dan o kısmı bana gönderirseniz oradan okuyabilirim. Geldiğinde bak en mühim mesele budur, birinci görevi. İkinci, üçüncü görevi diye de ayırıyor Bediüzzaman.

Hayret ediyorum böyle bir şeye bir insan inanamaz. Şafii mezhebinden herhangi bir insan gibi yaşadı Bediüzzaman.  Bak kendisi diyor ki “En büyük müceddit, gelmiş geçmiş en büyük müceddit ve en büyük müçtehit.” Kardeşim niye Şafii olsun böyle bir insan? Bütün mezhep imamlarından daha büyük, niye Şafi olsun, niye Şafi’yi seçsin? “Mezheplerin tamamını kaldırır, kendi mezhep yani kendi inancını, kendi anlattığını ortaya koyar” diyor Peygamberimiz (sav). Zaten Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde mezhebin ortadan kalkacağını, Mehdi (as)'nin en önemli özelliklerinden birisi zaten Müslümanlarda vahdeti sağlaması yani mezhepleri kaldırması en hayati konulardan birisi. Sen onu ortadan kaldırmışsın.

Bak “En büyük kumandan” diyor. Bediüzzaman, ne zaman en büyük kumandan oldu? “Ve o devirde” diyor bak “İslam orduları bir araya gelecek, dünyanın en büyük ordusu olacak” diyor Bediüzzaman.  Ve “Orduların başkumandanı olacak” diyor Mehdi için. Ne zaman oldu Bediüzzaman böyle bir şey? Ne kadar samimiyetsiz izahlar bunlar, nasıl insansınız siz?  Bak diyor ki; “Mehdi’nin çok vazifeleri var” diyor Bediüzzaman, “siyaset âleminde, diyanet aleminde, saltanat âleminde ve mücadele aleminde çok dairelerde icraatları var” diyor. “Birincisi” diyor “fen ve felsefenin tasallutuyla” yani biyoloji ve felsefe ve paleontoloji bunları kullanarak “ve maddiyun ve tabiiyyun taunu” materyalizm ve Darwinizm, ateizm, “beşer içinde intişar etmesiyle” yani Darwinist felsefenin,  ateist felsefenin insanlık içinde gelişmesiyle “her şeyden evvel” bak her şeyden evvel, birinci vazifesini söylüyor “felsefeyi ve maddiyun fikrini” yani Darwinizm. Maddiyun; Darwinizm,  materyalizm anlamına geliyor, “Darwinist felsefeyi tam susturacak bir tarzda” bak susturacak demiyor, tam susturacak yani felç edecek tarzda imanı kurtarmaktır. Birinci vazifesi budur, Darwinizm’i yıkacak diyor. İki; “Ehli imanı delaletten muhafaza etmektir” diyor yani Darwinizm’e, ateizme Müslümanların düşmesini engellemek, şirkten onları uzak tutmak. Uzun uzun bunları anlatıyor Bediüzzaman ve bunları yapacak diyor. Niye anlamazdan geliyorsunuz, koskoca adamlarsınız, Allah'tan korkun utanın. Altmış, yetmiş yaşına gelmişsin, sakalın saçın bembeyaz olmuş daha hala Müslümanlara yanlış bilgi veriyorsun, sırf inat yüzünden. Bak Bediüzzaman diyor ki; “Ümmetin  beklediği” gelmiş olsa ümmetin beklediği der mi? Bak, “ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın” insanda biraz utanma olur değil mi, açık değil mi bak buradaki? “Ümmetin beklediği” diyor bekliyoruz diyor, “ahir zamanda gelecek “diyor, “zat” diyor. “Üç vazifesinden en mühimi” üç tane vazifesi olacak diyor. “En önemli ve en kıymetli, en değerlisi olan imanı tahkik” yani iman hakikatlerini anlatacak kitaplar çıkaracak diyor, yani Allah'ın varlığını, birliğini, iman hakikatlerini bilimle, felsefeyle anlatacak insanlara diyor ve “üç görevin üçünü de yapacak” diyor. Niye anlamazdan geliyorsunuz?

Evet dinliyorum.

VTR: Merhaba Hocam sizin neşenizi ve arkadaşlarınızın neşesini harika buluyorum. Bu neşenizi neye borçlusunuz acaba? Günü geldiğinde ben de kesinlikle sizinle beraber olmak isterim.  Çok saygılar, selamlar Hocam. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Canımın içi hem çok güzelsin, hem çok kibarsın, hem saygılısın, hem medeni cesaretin çok güzel, nezaketin çok güzel, cümle kuruluşların çok güzel. Allah nuruyla sarsın, Allah sana hidayet versin, cennette inşaAllah yanımızda olursun. Gelirsen de çok sevinirim, çok şeref duyarım muhteşem güzelsin çünkü ve çok akıllı bir kızsın, çok kalitelisin Allah yolunu açık etsin, Allah kalbine huzur, neşe, sevinç, inşirah versin inşaAllah.

Evet dinliyorum.

VTR: İnatçı birini ikna mı etmeliyiz yoksa serbest mi bırakmalıyız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi çok güzel, Uzakdoğulu kızlara benziyorsun, çok şekersin. İnatçı birini tabii ki haklısın demek çok güzel olur. “Tam isabet” diyeceksin ama alaycı bir üslupla değil de yani kalbini kırmadan. Çünkü o bir nevi hasta olmuş oluyor, belli, acıyacaksın ona. “Hakikaten isabet ediyorsun” dersin, “Doğru, ben öyle düşünememiştim, çok faydası oldu” dersin. “Yine görüşelim, yine fikirlerinden istifade edeyim iyi oluyor” falan dersin. Uğraşılmaz yani iyice hastalanır o zaman daha da kötü olur ama böyle dersen ferahlar, rahatlar. Belki kendini daha da uç akıllı görecektir daha sonra bir mahsuru yok.  “Böyle insanlar çok nadir olur” dersin, “istifade ediyoruz, iyi oluyor, müstefit oluyoruz” dersin bir şey olmaz, kalbini kazanırsın.

Evet dinliyorum.

VTR: Bazı kızlar erkek gibi davranıyor, sizce bunun psikolojik bir sebebi var mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım genç kızlara hiç rahatlık vermiyorlar. Bak görüyorsun mesela aslan gibi delikanlı kızı vurdu adam. Kızlar da itici olmaya çalışıyorlar, o beladan çünkü canının derdine düştü çocukların bir kısmı. Yani böyle çekici olmak, etkileyici olmak, güzel olmak, kadınsı olmak artık bir kenara koyar. Çünkü kadının seksi olması bir kere suç olarak görüyor adamlar, birçok insan. Amcası, babası, dayısı, annesi. Ufacık on yaşındaki yeğeni bile yumruk atmaya kalkıyor falan. Kadının cazibeli olması toplumun bir kısmında suç. Yani cinsel çekiciliği olması suç, cinselliğin kendisi suç zaten yani başlı başına bir suç. Helaliyle olması, olmaması hiç fark etmiyor yani aynı. Tabii ki haram kötü bir şey ama helaliyle de kabul etmiyor. Baksana adam “Efendim” diyor “cinsel mukarenet anında üzerinizi battaniye ile örtünüz” diyor. “Cinler sizi seyreder” diyor, “şeytanlar sizi seyreder.” Yatak odasında şeytanın, cinin ne işi var? Yani manzarayı düşünemiyorum ben, bunlardaki aklı. Battaniyenin altında. Yani facia hale getirmişler onun için homoseksüellik çığ gibi gelişiyor insanların arasında. Mahvoluyor. Genç kızları mahvediyorlar. Genç delikanlıları mahvediyorlar. Delikanlıları da acayip yıldırdılar. Yani cinsellikten korkar hale geldiler. Mesela kadın güzelliğini düşünemiyorlar dahi. Kadın zaten tamamen gizlenmesi ve görünmemesi müphem bir varlık haline gelmesi gereken konumda onların açısından. Kadını ancak kafasında tahayyül edecek hale gelmişler. Tahayyül de etmesi için bir kere kadını görmesi gerekir insanın. “Hiç görmeyeceksin” diyor. O zaman erkek çocuklarında, delikanlılarda falan kadınlara karşı eğilim azaldı. Çığ gibi homoseksüellik yayıldı. Bir de homoseksüelliğe teşvik ediyor belediyeler şunlar bunlar. Homoseksüel renkleriyle tavanları süslüyor, kirletiyorlar. Gökyüzüne homoseksüel renkleriyle, Boğaziçi’nde köprüye bile Şehitler Köprüsü’ne bile homoseksüel renklerini koymuşlar, kirletmişlerdi. Ben aradım, sordum “ne oluyor?” falan diye. “A pardon” dediler “karayolları yanlışlıkla yapmış” dediler. Nasıl karayolları yanlışlıkla yapıyor? Boydan boya köprüye sen milyonlarca liralık ampul takıyorsun. Milyonlarca liralık ışıklandırma yapıyorsun. “Karayolları yanlışlıkla yaptı?” diyor. Boğaz Köprüsü’ne. Bu kadar başıboş mu bu iş? Bak söyleyince derhal değiştirdiler. “Ay pardon” falan dediler “yanlışlık oldu.” Yanlışlık falan olmadı. Bilerek yaptınız. Yani eğer üzerine düşmeseydik, takip etmeseydik homoseksüelliği çığ gibi yayacaklardı. Müsaade etmedik. Elhamdülillah. Rumilik de öyle. Genç kızlar o yüzden erkeksi görünerek, erkek gibi davranarak, erkek kıyafetleri giyerek kendilerini korumaya çalışıyor çocuklar. Ancak o zaman toplum baskısı duruyor birçok yerde. Makyaj yapması suç, saçını boyaması suç, kaşını alması suç, parfüm kullanması suç, gülmesi suç, etek giymesi suç mini etek giyemiyor. Dekolte giyinemiyor. Hepsi suç. Başını yerden kaldıramıyor. Yani aklına gelen her şey suç. Bu durumda çocuklar canı derdine düştükleri için erkeğe benzeme kararı alıyorlar. Bakımsız, perişan, erkeğe benzeyen, erkek gibi konuşan kadınlar haline geliyorlar. Erkekleri de bu sefer onları da kadınlaştırıyorlar çocukları. Kadın haline getirmeleri için baskı yapıyorlar. Yani ümmeti şeytan mahvetme peşinde idi. Ama şeytanın kafasını ayağımızın altında ezdik. Elhamdülillah. Bundan sonra bu oyunu yapamazlar ve yapamayacaklar da. Görüyorsunuz zaten.

ASLI HANTAL: Boğaz Köprüsü’nün resmini görebiliriz.

ADNAN OKTAR: “Tesadüfen oldu” diyor. “Yanlışlıkla.” Kardeşim milyonlarca liralık ampul takmışsın. Nasıl yanlışlıkla oluyor? Biz söyleyince, “A pardon karayollarının hatası” falan dedi belediye. Özür dileriz falan dediler vazgeçtiler. Gaziantep Belediyesi, Adana Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi, Ataşehir Belediyesi, Kayseri-Kocasinan Belediyesi, Kadıköy Belediyesi, Bursa- Nilüfer Belediyesi, Şişli Belediyesi, Kıbrıs Cumhurbaşkanlığı hepsinde homoseksüel renkleri var. Gençleri mahvedeceklerdi. Elhamdülillah, devreye girdik durdurduk. Sıkıysa yapsınlar da göreyim. Kanunla, hukukla, ilimle, irfanla, sevgiyle ve muhabbetle darmadağın ettik. Elhamdülillah. Ve edeceğiz.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhaba, ben Gizem. Sizce ayak ayak üstüne atılarak Allah adı anılır mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki güzel yüzlüm. Neden olmasın? Al-i İmran Suresi, 191’de Cenab-ı Allah; Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar ayakta iken, otururken ve” dikkat et “yan yatarken” yan. Ayaklarını uzatmış yan yatmış. Ayak ayak üstüne yan yatarken “Allah’ı anarlar” diyor. “Allah’ı zikrederler.” Tabii ki olur. İşte size “Allah’ı anarken diz üstü oturaksınız” falan dedikleri için Allah anılmıyor. Adam uzandığı için, çoğu zaman uzandığı için “bu pozisyonda olmaz” diyor. Yan da “öyle de Allah’ı anamazsın” diyor. “Orada müzik sesi var” diyor. Orada da yine “Kuran okuyamazsın.” Kadın işte “ay halindeyken yine Kuran okuyamaz” diyor. “Kuran yüksekte durması gerekir” diyor. “Nasıl?” diyor. “İşte kaba koyacaksın” diyor “duvara çakacaksın orada duracak” diyor. “İndirsek aşağı, okusak zaten biz anlayamayız Kuran’ı” diyor. “Biz 40 sene okusak anlayamayız” diyor. Yazıyor ilmihalde, Hüseyin Hilmi Işık’ın tam ilmihalinde. “Bizim gibi” diyor, “cahiller 40 yıl da okusak yine anlayamayız, Kuran’ı” diyor. Kuran kime indi o zaman? Müslümanlara indi. Allah, “kolayca anlarsınız” diyor. “Anlaması kolaydır” diyor. “Bol örneklerle anlattım, anlayasınız diye” diyor. “Muhkem hükümler vardır” diyor. “Açıktır hükümler ve anlaşılırdır” diyor. Adam da diyor ki “anlaşılmaz.” Allah, “anlaşılır” diyor o da “anlaşılmaz” diyor. Allah ıslah etsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Adnan Hocam, biz millet olarak kime bağlıyız?

ADNAN OKTAR: Helal olsun benim delikanlıma. Senin gibi böyle kabadayılar varken kim yamuk yapabilir bu millete. Allah’ın izniyle. Tabii ki Allah’a bağlıyız, yakışıklım. Sen de Allah’a bağlısın. Onun için de böyle yürekli yaman delikanlısın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Birçok ilahiyatçı dini espriler yapıyor. Bundan rahatsız oluyorum. Hukuki bir şey yapılır mı acaba?

ADNAN OKTAR: Yani senin bu tatlılığın nedir bu? Bir kere senin şu tatlılığına bir bakayım ben senin. Çok güzel değil mi? Gözlüğün çok yakışmış. Yüzün şahane, şahane çok güzel. Beren de çok güzel olmuş. Saçlar zaten çok hoş, atkın falan hepsi. Böyle marka bir de çok güzel. Bayağı güzel olmuş. Gözlüğün her şeyinle çok tatlısın. Dini espri yapmak zaten ayetle yasaklanmış. Allah din hakkında böyle alaycı konuşulduğunda Allah, “oradan uzaklaşın” diyor. Yani “durdurabiliyorsanız durdurun ama durduramıyorsanız uzaklaşın” diyor. O hoca denilen insanlar, alim denilen insanlar veyahut işte hacı oluyor. Bir yere gittiğinde o insanlara ikramı, bulunduğu ikramı ne oluyor? Dinle -haşa- alay etmek. Dinle ilgili espriler yapmak. Cennetle ilgili cehennemle ilgili, melaikelerle ilgili, -haşa- Allah ile ilgili. Hakır hakır bir de utanmadan gülüyorlar buna. Mesela Cübbeli de öyle espri yapıyor dinle ilgili millet gülüyor yerlere yatarak. Başka konular anlatsana dini niye kullanıyorsun? Din ile espri olur mu? Din ile şaka olur mu? Din ile alay olur mu? Allah haram kılmış. Öyle bir olay olduğunda “hemen uzaklaşın” diyor Allah.

Evet, dinliyorum.

VTR: Küt bir insan olmamak için ne yapmalıyız?

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm bayağı efendisin belli ki. İnce düşünen bir insansın. Ama herhalde başka insanlar için söylüyorsun. Tabii ki kainatı yaratan ana güç, asıl güç ile asıl sahibiyle sürekli bağlantı halinde olmamız lazım. Çünkü biz onun bir tecellisiyiz. Ondan kopuk olursak bozuluruz yani hasta oluruz. Onunla mutlaka bağlantımızın kesintisiz devam etmesi lazım. Bir an bile bağlantımız koptuğunda dengemiz bozulur. Anormal hale geliriz. Allah’ı çok seviyorsak, sürekli bağlantıdaysak hiçbir sorun olmaz. Samimi oluruz, dürüst oluruz, iyi niyetli oluruz, temiz oluruz, vicdanlı oluruz. Yani makul normal bir insan haline geliriz. Öbür türlü insanlar canavara dönüyor, birçoğu. Hepsi olmasa da büyük bölümü öyle oluyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizi en çok etkileyen olay nedir?

ADNAN OKTAR: Yani birkaç türlü anlaşılacak gibi “ömür boyunca en çok hangi olaydan etkilendin?” diyor herhalde. En çok ben maddenin olmadığını hissettiğimde, anladığımda çok etkilenmiştim. En önemli onu görüyorum, yani onun üstüne bir şey aklıma gelmiyor ama çünkü hakikaten hayati bir konu o. Çünkü o yaşa kadar ben maddenin olduğuna emindim. Baktım madde yok. Acayip şok oldum, acayip şaşırdım. Yani zaten her fark eden de şok oluyor, çok şaşırıyor maddenin olmadığını anlayınca. Ama ben güzelimi bir daha bir göreyim.

VTR: Sizi en çok etkileyen olay nedir?

ADNAN OKTAR: Bayağı güzel değil mi? Çok tatlı. Genelde dişleri falan çok güzel, ben dikkat ediyorum dudakları, dişleri burunları, kaş yükseklikleri falan, elleri, her şeyi çok güzel. Allah güzelliğini kat kat artırsın.

Evet, dinliyorum.

VTR: Namaz kılmayan cennete gidebilir mi?

ADNAN OKTAR: Namaz kılmaya cennete tabii gidebilir, yani namazdan haberi yoktur veyahut yeni iman etmiştir daha namaz vakti de girmemiştir. Vefat eder, cennete gider tabii. Ama bilerek ve isteyerek yani Allah’ı darıltacağını bilerek yıllarca adam namaz kılmıyorsa yani çok büyük bir olay bu. Çünkü ayette söyleniyor. Cehennem ehline sorulur; “Sizi şu cehenneme sürükleyip-iten nedir?” (Müddessir Suresi, 42) İlk başta söyledikleri ne? “Biz namaz kılanlardan değildik.” (Müddessir Suresi, 43) diyorlar. Namaz kılmayacak ne var? Namaz son derece kolay.

Evet, dinliyorum.

VTR: Zenginlik ve israf arasındaki çizgiyi tarif eder misiniz?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlümü bana bir yaklaştır. Tarzın çok çok güzel, bayağı hoş kızsın. Gözlüğün de çok yakışmış, ses tonun da çok güzel, her şeyin çok çok güzel. Bir insan zengin, israf nasıl olur? Yani alır parayı boş şeylere harcarsın. Ne bileyim, mesela yurt dışından kavun getirtirsin Türkiye’de kavun olduğu halde. Onları da alır, bir yerde depoda tutarsın veya çöpe atılır, bu israftır. Ama yiyecek alırsın, halka alır dağıtırsan bu hiçbir şekilde israf olmaz. İnsanlar onu yerse, onları kullanırsa, insanlara fayda verirse israf olmaz. Mesela bin elbise alır dağıtırsın, israf olmaz o. İsraf boş bir şeye harcarsan olur yani hiç yararsız, faydasız boş bir şey. Onun dışında israf olmaz. Çünkü velayet sistemi vardır İslam’da. Müslüman zaten o anlamda zengin olmuyor. Mesela Hz. Ebubekir (ra) bütün malını dağıttı. Mal, para bir yere yığılmıyor. Herkes herkese yardımcı oluyor ve herkes zengin oluyor. İslam sisteminde herkes zengindir. Ama israf haramdır tabii. Mesela yenmeyeceğini bildiğin halde eve on ekmek alıyor, evde iki kişi var on ekmek almış oluyor, bu israf. Ondan sonra alıp onu çöpe atıyor. Alenen haram. Ama on ekmeği aldıktan sonra iki kişiye olarak da alsa bile on ekmeği, yenmeyeceğini anladığında götürür fakirlere dağıtırsa bu israf olmaz, bu ibadet olur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Türkiye’de kadın hakları en üst seviyeye nasıl getirilebilir?

ADNAN OKTAR: Türkiye’de kadın hakları en üst seviyeye nasıl getirilebilir? Sen bir kere çok güzelsin, onu söyleyeyim. Gözlerin çok güzel, her yerin çok çok güzel. Allah senin güzelliğini kat kat artırsın. Ve çok vicdanlı bir kızsın, kadın haklarını düşünüyorsun. Kadın hakları Peygamberimiz (sav)’in açıklamasına göre ancak Hz. Mehdi (as) devrinde. Onun dışında kadınlara hep böyle baskı, acımasızlık, onları ezme düşüncesi, onların işte cehennemlik olduğunu söylemeler, yarım insan olduğunu söylemeler, hatta hayvanla insan karışımı olduğunu söylemeler, haşa böyle çirkin nitelemeler hep olacaktır. Ancak Hz. Mehdi (as) devrinde bu bela kökünden hallolacaktır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. Mehdi (as) Hz. Süleyman (as)’ın yüzüğünü kullanacak mı?

ADNAN OKTAR: Nasıl güzel ya, maşaAllah, çok temiz yüzün canımın içi Allah sana sağlık, sıhhat, hidayet, güzellik versin. Yaklaştır bakayım yüzünü. Çok güzel. Kaderde işte Cenab-ı Allah’ın hikmeti, mesela otuz yıl önce yok ama bu zamanda bu devirde Allah onu mesela şu karede gösteriyor, kaderde bir yaratılış. Hz. Mehdi (as) Hz. Süleyman (as)’ın yüzüğünü bulacak evet. Allah bulduracak. Hz. Süleyman (as)’ın yüzüğünü Hz. Mehdi (as) alıp sağ elinin şu parmağına takacak. Ve onun içi 3500 yıllık cinlerle dolu, yani bir de eğitimli cinler bunlar yani mümin cinler. Babadan oğula onun içinde yaşamışlar, yüzüğün içinde, çok büyük bir kolaylık tabii. Ama nasıl bir durum olacak zahir olduğunda anlayacağız. Muhtemelen o kutsal sandığın içinden çıkacak, Hz. Musa (as)’ın o kutsal sandığından. Çünkü hadislerde var. Peygamber (sav) onu söylediğine göre bu şekilde, altıgen işaret var üzerinde, yakuttan, kırmızı yakuttan, saf yakut, en kaliteli yakuttan. Üzerinde iç içe geçmiş iki üçgen işareti var. Cinlerin üstünde kontrolü sağlayan bir sistem o. O yüzükten dışarıya çıkamıyorlar. Babadan oğula yani birkaç nesil orada. O tabii bir harika, onu göreceğiz. Geçen günler “Hz. Süleyman (as)’ın mührünü bulduk” dediler. Hz. Süleyman (as) devrine ait bir mühür yani Hz. Süleyman (as)’ın mührü değil, memurlarının kullandığı mühür. Hz. Süleyman (as)’ın mührü ayrı. Yani o işaret iç içe geçmiş üçgen Hz. Süleyman (as)’ın mührüdür.

Evet, dinliyorum.

VTR: “Kuran’a sadece temiz olanlar dokunabilir” (Vakıa Suresi, 79) ayetini nasıl yorumluyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Yani “şeytanlar ona dokunamaz.” Çünkü onlar diyor ki o zaman müşrikler, “şeytanlar dokunuyordu Kuran’a, müdahale ediyorlar vahye” diyorlardı. Allah “onların gücü yetmez, onlar taşlanıyorlardı” diyor Allah. “Müdahale etmek istiyorlardı ama dokunamadılar” diyor Allah. “Ona ancak temiz olanlar dokunabilir” yani “melekler, Cebrail, ancak onlar muhatap olabilirler. Dolayısıyla şeytanlar dokunamaz.” O anlamda. Yoksa “gidip abdest alıp, ondan sonra Kuran’ı tutun” demiyor Allah. Öyle bir şey yok. O gelenekçi Ortodoks sistemin hayal dünyasından çıkarttığı inançlar. Orada hiçbir şekilde öyle bir ifade yok. “Ancak temiz olanlar dokunabilir” diyor Allah. Tahir olanlar. Allah meleklerin ve müminlerin tahir olduğunu, temiz olduğunu söylüyor. Ama şeytanların pislik olduğunu söylüyor Allah. “Onlar dokunamaz” diyor, anlatılan budur.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aşkın ömrü ne kadardır?

ADNAN OKTAR: Aşkın ömrü sonsuza kadardır, yani sonsuzdur. Çünkü Allah’ı seviyorsun, Allah için seviyorsun. Mesela bir kadını seviyorsun, Allah’ın tecellisi olarak seviyorsun. O zaman zaten Allah’ın tecellisini sevdiğine göre o sevgi Allah’a olmuş oluyor. O sevgi de sonsuza kadardır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Dağlar nasıl Allah’ı tesbih eder?

ADNAN OKTAR: Dağlar Allah’ı nasıl tesbih eder? Ben güzel yüzlümü bir yakından göreyim önce. Canım benim nasıl temiz yüzü, nur gibi. Gençlik hep böyle Allah’a çok şükür, böyle meymenetsiz, nursuz, itici hiçbir insan görmüyoruz. Allah Nur ismiyle tecelli etti, Hadi ismiyle tecelli etti. Hep böyle Mehdiyet’in nurunu, Cenab-ı Allah’ın nurunu gençlerin yüzlerinde görüyoruz. Bak pırıl pırıl yüzü görüyor musun, tertemiz. Allah’a şükür. Benim güzel yüzlümü bir daha dinleyeyim.

VTR: Dağlar nasıl Allah’ı tesbih eder?

ADNAN OKTAR: Şimdi bütün dünyada atomların tamamı şuurludur. Hepsi Allah’ı tesbih ederler, dolayısıyla dağlar ve maddenin tamamı Allah’ı tesbih eder. O dönme sırasında sürekli ses meydana geliyor bizim duyamadığımız. Elektronların dönmesinde çok güzel sesler meydana geliyor. Allah onlara “tesbih” diyor işte ona. Allah’ı anıyorlar. Ama biz atomların dilini bilmeyiz. Onların dilinde şuurlu oldukları için Allah’ı tesbih ediyorlar. Bakın, on beş milyar yıldan beri Allah’ı tesbih ediyor demir atomları, bakır atomları, çinko, krom atomları on beş milyar yıldan beri kesintisiz, geceli gündüzlü bak, nefes almadan, yiyecek yemeden, uyumadan, çok muntazam bir şekilde dönerek ve akıl almaz bir hızla dönerek, hiçbir gıdaya ihtiyaç duymadan Allah’ı tesbih ediyorlar. Onların ibadeti de o. Onlar da dönerek Allah’ tespih ediyorlar. Ve dönerlerken çıkan o güzel sesler, Allah ona işte “tesbih” diyor. “Allah’ı tesbih ederler” diyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Suudi Arabistan’da neden zengin insanlar fakir insanlara yardım etmiyor?

ADNAN OKTAR: Bu hakikaten bir mucize. Bu kadar güzel insan olması o kadar büyük nimet ki. Şu tatlılığa, şu güzelliğe bak. Allah ömrünü uzun etsin. Sana sağlık, sıhhat, afiyet, bereket, bolluk versin. Allah seni kutsasın. Allah seni nuruyla sarsın, sana cennet nasip etsin. Cennette de bana dost etsin Cenab-ı Allah seni. Çok güzelsin çünkü çok tatlısın. Evet, bir daha ben canımı dinleyeyim.

VTR: Suudi Arabistan’da neden zengin insanlar fakir insanlara yardım etmiyor?

ADNAN OKTAR: Suudi Arabistan şu an gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının hakim olduğu ülkelerden birisi. Zaten bütün İslam aleminde böyle bir sorun var. Ama Suudi Arabistan artık Kuran İslamlığına dönmeye başladı, ben biliyorum. Yani her şey değişmeye başladı. Modern İslam anlayışı, Kuran anlayışı; katı, gelenekçi sistemi yara yara ilerliyor Allah’ın bir mucizesi, harikası. Sarayı da tebrik ediyorum, Kral’ı tebrik ediyorum, ailesini tebrik ediyorum. O konuda onlar titiz benim gördüğüm, titiz bir gayret içindeler. Allah yardımcıları olsun.

Evet, dinliyorum.

VTR: Meleklerin vicdanı var mı?

ADNAN OKTAR: Tabii melekler saf vicdandır yani tamamen vicdanla hareket ederler. Melekler hiç mantık kullanmazlar. Sıfır mantık kullanırlar. Her hareketleri Allah içindir.

Dinliyorum.

VTR: Tayyip Erdoğan’ın cemaatlere karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Cemaatlere karşı her zaman koruyucu olmuştur Tayyip Hocam. Zaten o yüzden başı da derde girdi. Fethullah Gülen cemaatini bütün gücüyle koruyup kolladı. Onların yurtlar açması, okullar açması için gitti yurt dışında konuştu. Yapmadık iyilik bırakmadı ama adamlar kalleş kahpe çıktılar. Bazı cemaatler var aynı FETÖ gibi ne yapsın? Tabii ki devlet, millet yararına gereken önlemi alacaktır. Yani hain, saldırgan, çirkef, İngiliz derin devletinin etkisi altında, sevgisiz, eleştiriyor ama yerine çözümü de göstermiyor. Sadece yıkmak peşinde. Hadi tamam Tayyip Hoca’yı beğenmiyor olabilirsin, eleştiriyor da olabilirsin tamam hiçbir şey demiyoruz o zaman gel sen yap. “Yok ben de yapmayacağım.” Belanı mı arıyorsun ne istiyorsun o zaman? Ben yapamam diyor bırak yapan var işte beceren, halleden değil mi? Onaran, faydalı olan, inşa eden varken sen ne diyorsun ona? “Ben seni imha edeceğim.” Yerine ne koyacaksın? “Yerine hiçbir şey koymayacağım” diyor. Bu ahlaksızlık bu terbiyesizlik başka bir şey değil. Tabii ki o zaman devlet kendini savunur, hükümet kendini savunur, Tayyip Hoca da kendini savunur bunda yadırganacak bir şey yok. Yıkmayı amaçlamak çok büyük vicdansızlık. Acaba neyi kastediyor ben tam bilemiyorum? Var mı öyle cemaatlerin rahatsızlığı falan problem mi çıktı? Genel olarak söylüyor. Cemaatlere karşı İngiliz derin devletinin saldırganlığı var hükümetin öyle bir derdi yok. Hükümet bütün gücüyle yardımcı oluyor koruyup kolluyor destek oluyor. Cemaatler hiçbir dönemde olmadığı kadar hür ve özgürler. Süleymancılar öyle, Nurcular öyle, Nakşibendiler öyle, Kadiriler öyle. Herkesin hürmeti tam Tayyip Hocama. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne bakanlar gidiyor, milletvekilleri gidiyor AK Partili hürmet ediyorlar saygı gösteriyorlar. Tayyip Hocam Allah razı olsun Şeyhimiz Sultanımız Şeyh Nazım Kıbrısi el Hakkani Hazretleri rahatsızlandığında ‘cumhurbaşkanlığının ambulans uçağını tahsis edeyim’ dedi. ‘Hemen getirtelim’ dedi. Ailesi de ‘Allah razı olsun’ dedi ‘gerek yok’ dediler çünkü hakikaten orada tedavisi yapılıyordu. Her türlü imkan var geniş büyük bir hastane. Buradan da profesörler götürdük hepsini götürdük. Çünkü değişen bir şey olmayacak oradan alıp getirmek götürmek uçak basınçlı falan. Hasta insan belli ki daha hırpalayıcı olacak. O zamanki mantığa göre en doğru olan orada kalmasıydı. Nitekim de akrabaları var sevdikleri var onlardan da ayrılırda onların da oraya gelmesi bir sorun. Allah neyi takdir ettiyse o şekilde oluyor. O devirde olabilecek en iyisi oydu çünkü hastanede teknik cihazlara baktık hepsi tamam. Temizliği de tamam gayet düzgün. Doktor ihtiyacı var zaten yeteri kadar ayrıca ilave doktorlar geldi. Tayyip Hocam da doktor gönderdi biz ne kadar profesör varsa toplayıp götürdük. Gereği yapıldı elhamdülillah. Ama karaciğerinde siroz varmış onu bana söylemediler. Ben kilo aldı zannettim. Dedim “Şeyhimiz biraz kilo versin.” Aylarca haberim olmadı hiç haberim yok. Vefatından iki gün önce öğrenebildim ben. Bilsek siroz varsa karaciğer ameliyatı falan yaptırttırırdık. Karaciğer nakli yapılırdı bir şey yapardık. Ama yaşlı tabii yaşı çok büyüktü. Eninde sonunda zaten hepimiz ahirete gideceğiz. Mühim olan cennetle cemalullahla şereflenmek. Allah nasip etti Şeyhimiz Rahmet-i Rahman’a kavuştu. Baksana şu güzelliğe şu tatlılığa. Ama hayrettir bir daha böyle gerçek şeyh gelmiyor. Çok garip bir şey. Kilitlendi gelmiyor. Şakacı, tatlı gayet güzel bir insandı maşaAllah.

Bazı ahmaklar bu ledün ilmini yanlış anlıyorlar. Kafa basmadığı için, münafık kafasıyla baktığı için anlamıyor. Ledün ilmi iki türlüdür bir; hayata geçen şekli vardır mesela Cenab-ı Allah insanın ayağını kırar, bu ledün ilmidir. Yani Allah seni dener. Zahirinde sana çok zarar vermiş gibi görünüyor ama batınında senin cennetin için yapıyor bunu Allah. Bu ledün ilmidir. Cennetine kavuşman için Allah’ın sana verdiği bir lütuftur, nimettir. Veyahut mesela sen İslam’a hizmet eden bir insansın, Müslümanlığa hizmet ediyorsun veya İsa Mesih’in talebesi bir insan şimdi adam diyor ki “sen İsa Mesih’i tanıyor musun?” “Hayır tanımıyorum” diyor. Bu ne? Ledün ilmidir. Niye? İsa Mesih’i korumak için yaptı. Veyahut mesela bir bina var adamlar uyuşturucu kullanıyor ve kötülük yapılıyor, o binayı sen buldozerle sana ait binayı yerle bir eder yıkarsın. Adam der ki ‘sen ne yaptın koskoca binayı boş yere yıktın.’ Orada uyuşturucu kullanmamasını engellemek için yıkmışsındır. Bu ledün ilmidir. Bu bizi ilgilendiren kısmıdır. İkinci ledün ilmide vahye dayalıdır o ayrı bu insanlarda olan bir şey değildir bu. Bu ancak Hızır (as)’a, meleklere, peygamberlere olan bir ilim şeklidir. Bu, insanlarda olmaz. Mesela Mehdi (as) kendini gizler. Neyle yapacaktır bunu? Ledün ilmiyle yapacaktır. Başka türlü yapamaz. Mesela Hz. Ali (kv), Mehdi (as)’yi gizlemek için ne yaptı Resullulah (sav)’ın tavsiyesine uygun olarak? Ledün ilmini kullandı. Çünkü Mehdi (as)’nin ismini gizledi bir kere. Sonra dediler ki Müslümanlar “Mehdi nerede?” dediler “Ne zaman gelecek?” “Bu mağaranın içinde” dediler. Bu bir ledün ilmidir. Takiye yani. Adamlar geldiler baktılar mağaranın içerisine Mehdi yok. “Siz göremiyorsunuz” dediler “ama çıkacak.” “Ama biz buradan bekliyoruz” dediler “bu mağaradan bekliyoruz çıkacaksa buradan çıkacak.” O zaman adamlar oh rahatız hiçbir tehlike yok. Ve hiçbir yerde Mehdi aramadılar. Hiçbir yerde Mehdi olduğunu tahmin ettikleri kişilere karşı operasyon yapamadılar. Ama bak şimdi İngiliz derin devleti uyandı çılgın gibi Mehdi (as)’yi arıyor. Ve çılgınlar gibi ‘Mehdi gelmeyecek’ propagandası yaptırıyor her yerde. Çılgınlar gibi. Yüzbinlerce imama, milyonlarca imama ‘Mehdi gelmeyecek’ propagandası yaptırıyor. Ama sen ‘Mehdi kuyuda’ dediğinde ne olmuş oluyor o? Ledün ilmi olmuş olur. Mehdi (as) de kendini perdeleyecektir. Bu perdeler ledün ilmiyle olur. Yoksa bilinir. Ben bilmiyorum bana nakledileni söylüyorum nasıl olduğunu bilemem. Onun için münafıklar her şeye yüzeysel ve sathi bakarlar bir bilgisayar gibi oldukları için makine gibi hiçbir zaman için derinliğine bakamaz. Kaba mantıkla ve dümdüz bakar. Burada mesela bir araba geçer gider o arabanın içindekilerini o göremez sadece o arabanın geçtiğini görür. Mümin onun içindekini de görür. Ve ne yaptığını da ne amaçla olduğunu da görür.

“Ebu Abdullah’a sordular Mehdi’nin gaybeti ardındaki hikmeti nedir?” Gaybeti yani kaybolmasının ardındaki hikmeti nedir? “İmam cevap verdi: ‘Hikmetinin nedeni Hızır Hazretleri’nin gemiye hasar vermesi, inşa edilmesinin sırasındaki yaptığı işlerin ardındaki hikmetler gibi ortaya çıkmasının ardından anlaşılacaktır.” Yani bak gemiyi tahrip etmesi ve duvarı yapması gibi. “…ardındaki hikmetler gibi ortaya çıkmasının ardından anlaşılacaktır. Hz. Musa (as) Hazretleri’ne onunla yolları ayırana dek aşikar olmamıştır. Ey Fazlın oğlu bu Allah’ın işidir ve gayblerin sırrı hikmeti Allah’ın sırlarındandır ve hikmetlerinden biridir. Allah’ın en üstün akıl sahibi olduğuna imanınız olduğu gibi Mehdinin tüm işlerinde hikmetli olduğundan kesinlikle emin olmalıyız detaylarında gizlenen hikmetin farkında olmasak bile böyle yapmalıyız.” Yani onun farkına varamayabilir.

Münafık son derece ahmak, dümdüz, kemik kafalı bir adamdır. Çok kaba değerlendirir. Mesela diyor ki “bu sıcakta cihada gidilmez o kadar.” Ee ne yapacağız? “O kadar” diyor. Ahmak oraya kadar kafası çalışıyor. Peki Müslümanları şehit edecekler, kadınları çocukları şehit edecekler ezecekler İslam’ı yok etmeye gayret edecek. “O kadarını ben bilmem” diyor. “O beni ilgilendirmez” diyor. Ama bu sıcakta gidilmez. Bak görüyor musun ahmağı? En önemli kısmını hiç önemli görmüyor. Sadece o sıcak kısmı onu ilgilendiriyor. Münafığın ahmak kafası menfaatiyle çatışan kısmı görür sadece. Ondan gerisini görmez. Onun için mesela münafık akıl verir şu şöyle bu böyle. Kardeşim bir insan akılcı baktığında bunu görmez mi? Ben de diyorum ki “Ey ahmak münafıklar anlatıyorsunuz işte doğrusu budur şu şudur o zaman İslam’ı anlatın. Dersiniz ki arkadaşım bu böyle olmaz böyle olur. İslam öyle anlatılmaz böyle anlatılır.” Bakıyoruz hepiniz ahlaksızlık peşindesiniz. Namazı bırakmışsınız, orucu bırakmışsınız her türlü ahlaksızlığı yapıyorsunuz. Uyuşturucu da kullanıyorsunuz, homoseksüellik yapıyorsunuz, çakallık yapıyorsunuz, İngiliz derin devletinin itlerini ta İngiltere’den getirip onlarla homoseksüel ilişkiye giriyorsunuz. Dinin, İslam’ın aleyhinde ahlaksızlarla iç içesiniz. Ve İslam’ı, Kuran’ı anlatmaya yönelik hiçbir faaliyetiniz yok. Sizin yapacağınız şöyle olur mesela dersiniz ki “Arkadaş Darwinizm’e karşı mücadele öyle olmaz işte böyle olur” dersin. Ortalığı yıkarsın. “Rumiliğe karşı mücadele öyle olmaz işte böyle olur” dersin. Muazzam faaliyet yaparsın. “İman hakikatleri öyle anlatılmaz böyle anlatılır” dersin. Hayran olacak şeyler yaparsın. “Kuran mucizeleri böyle anlatılır” dersin. “İslam böyle yayılır, böyle anlatılır” dersin. “Bunlara ne diyorsun?” diyorsun münafığa “Ben bunların hiçbirini yapmayacağım” diyor. Peki biz yapalım. “ Yok. Sizin yapmanızı da istemiyoruz” diyor. Ahlaksız ne istiyorsun o zaman? İşte münafığın ahmaklığı burada. Hem peygambere müsaade etmiyor hem Müslümanlara müsaade etmiyor hem kendi bir şey yapmıyor. Eleştiri güzel bir şey dersin ki “Arkadaş öyle yapılmaz böyle yapılır.” Adamlar, Müslümanlar peşinden gelir o zaman senin değil mi? Müslüman hiç tereddüt etmez çok mükemmel bir şey yaparsan. Yapmadığın gibi yıkıcı adamlarla birlikte yıkmanın peşindesin. Senin derdin Allah’la ahlaksız, senin derdin Allah’la. Allah’a öfkelisin sen, Peygamber (sav)’e öfkelisin, Kuran’a öfkelisin o yüzden Müslümanlara öfkelisin bre münafık. Dertleri odur. Peygamber (sav)’e diyor Cenab-ı Allah “Sana düşman olmalarının nedeni Benim” diyor Allah. “Onlar Bana düşman” diyor. “Asıl nedenleri bu” diyor.

YASEMİN AYŞE KİRİŞ: Şeytandan Allah’a sığınırım Allah ancak zarar vermek ve zararı pekiştirmek için hareket ettiklerini söylüyor.

ADNAN OKTAR: Evet o kadar inkarı pekiştirmek. Bakıyorsun ayrılıyor namaz yok, oruç yok, dünya peşinde. Gidiyor ehli dünya züppe adalarla iç içe beraber onlarla esrar içiyor, sigara içiyor. Din, İslam’la alay ediyor, Müslümanlarla alay ediyor. Sen hani eleştiriyordun Müslümanları? Hadi doğrusunu yap o zaman. “Yapmam” diyor. Çünkü bak İslam’a hizmet ettiğinde ciğerine oturur onun. Çünkü o zaman Mehdiyet’e hizmet etmiş olacak. İslam’a, Kuran’a hizmet etmiş. Onun için ödleri kopuyor İslam’a, Kuran’a hizmet etmekten münafıkların. Çünkü Allah deseler İslam’a hizmet etmiş olacaklar. Allah deseler Mehdiyet’e hizmet etmiş olacaklar. Onun için münafıkların iç acısı olarak Allah’tan, dinden hiç bahsetmek istemezler.

BERİL GONCAGÜL: Allah bir ayette “Onlar sizin küfre sapmanızı bütün güzüyle isterler” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii asıl münafığın derdi Müslümanların dağılması, İslam’ın yaşanmaması ahlaksızlığın revaç bulması ki rahat etsin. Çünkü Müslümanlar durduğu müddetçe onların ahlaksız ve alçak olduğu vurgulanmış oluyor, anlaşılmış oluyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Yeni makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz. El Salvador’da Şii İslami Kültür Merkezi’ne ait ilk Latin Amerikan İslami dergi Revista Cultural Biblioteca Islamica, İspanyolca “Rohingya halkı Müslümanların yardımını bekliyor” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda çevrelerindeki insanlardan kötülük dışında bir şey görmemiş Rohingyalılara sahip çıkıp onların acılarına son vermenin Müslümanların sorumluluğunda olduğunu anlatıyorsunuz. Uluslararası toplum sessiz kalmış olsa da Müslümanların sessiz kalmaması gerektiğini ve kalmayacağını vurguluyorsunuz.

Suudi Arabistan’ın önde gelen İngilizce haber sitesi Riyadh Vision’da “Like için yaşamak sosyal medyanın yeni hastalığı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda sosyal medyanın önemli bir tebliğ ve dostluk ortamı olduğunu ancak bu ortamın gençlere kötülüğün yöntemlerini gösteren bir yol olarak kullanılmaması gerektiğini bahsediyorsunuz.

İslam’ın özüne yani sadece Kuran’a dayalı saf ve gerçek dine dönmenin yalnız İslam aleminin değil tün dünyanın kurtuluşu, huzuru, mutluluğu ve selametinin anahtarı olacağını anlattığınız “Modernizm ötesi İslam ve bağnazlık tuzağı”  başlıklı makaleniz Azerbaycan’ın en çok okunan haber siteleri Press.az, Haber TV, Milli Haber, Dünya Haber, İdeal Haber, Reportior, Hazar News ve Tezatlar’da yayınlandı.

ADNAN OKTAR: Şimdi bu münafıkların en ızdırap duyduğu konulardan bir tanesi de bu; yazılarımızın her yerde çıkması, kitaplarımızın dağıtılması. Onun için bunlar göstermelik de olsa dine bir şeyler hizmetler etmek isterler. Bir kitap da olsa hediye edip İslam’a hizmet etmek ister göstermelik arkadaşları dindar desin diye. Onu bile yapamıyorlar acıdan dolayı. Çünkü İslam’a hizmet etmiş olacak ya, Kuran’a hizmet etmiş olacak, Mehdiyet’e hizmet etmiş olacak muazzam acı çekiyorlar. Onun için her yerde İsa Mesih’in gelmeyeceği, Mehdi (as)’nin gelmeyeceği, İslam’ın hakim olmayacağı, Darwinizm’in doğru olduğu. Haşa Allah’ın olmadığı, dinin olmadığı. Bre çakallar istediğiniz kadar çırpının İslam çığ gibi yayılıyor. Sizin gibi mikroplar her tarihte, her devirde olmuş. Aşağılık mikroplar hiçbir şey yapamazsınız. Boş yere çırpınıyorsunuz, bu Müslümanların şevkini artırıyor. Allah sizi kendi içinizde yakıp kavuruyor. Bak Suriye’de Müslümanlar çatışıyor onu ilgilendirmiyor, Darwinisler her tarafı kasıp kavuruyor onlar da ilgilendirmiyor. Sadece Müslümanları eleştiriyor. Neyi tavsiye ediyorsun sen? “Hiçbir şey yapmamayı tavsiye ediyorum” diyor. Yani İslam’a hizmet edilmeyecekmiş. Allah’tan bahsedilmeyecek. Yani küfür hakim olsun diyor. Özetle bunu söylüyorsun, küfür hakim olsun diyorsun. Mesela dersin ki “Arkadaş siz hizmet etmeyi bilmiyorsunuz hizmet böyle olur” dersin o hizmetin on misli mükemmel bir hizmet yaparsın gıpta edilecek bir hizmet o zaman insanlar senin peşinden gelir. Hakikaten ustaymış dersin.

Müslümanların yanında yiyecek bulamayacaklarını anlayınca, Müslümanları soyamayacaklarını anlayınca soygun için, yancılık için yeni yeni alanlar aramaya başlıyorlar. Acaba nereleri soygundan geçirebiliriz, nereleri talan edebiliriz gibisinden. Aç çakallar gibi. Allah sizi hep böyle süründürecek ey münafıklar. Resulullah (sav)’ın zamanında hep böyleydiler. Resulullah (sav)’ın yanında yeteri kadar imkan bulamadılar Resulullah (sav) ganimetleri dağıtırken bize az veriyor diye kızdılar Resulullah (sav)’a. Resulullah (sav)’ı bırakıp gittiler sonra süründüler birçoğunun da ağzını burnunu kırarak döverek öldürdüler. Bir kısmı cinayetle yok oldu. Bir kısmı açlıktan perişan oldu. Rezil kepaze olarak öldüler. Ve İslam’ın yayılmaması için bütün güçlerini kullandılar o devirde. Ama hiçbir şey de yapamadılar.

Bak diyor ki Münafikun Suresi 7’de Cenab-ı Allah “Onlar ki:” münafıklar “‘Allah'ın Resulü yanında bulunanlara hiç bir infak (harcama)da bulunmayın, sonunda dağılıp gitsinler’ derler.” Allah’a resulünün yanında bulunanlara hiçbir infak harcamada bulunmayın sonunda dağılıp gitsin derler.” Müslümanların dağılmasını istiyor ki kendiyle aynı seviyeye gelsin Müslümanlar. Leşe üşüşen akbabalar gibi. Mesela biri ölür, hemen oralara çökerler. O mirastan bir pay çıkar mı, orada helva olur mu, lahmacun bunlara düşer mi? Çok aşağılıktır münafıklar.

Bar köşelerinde ellerinde şarap şişeleri bilmem ne. Oralarda bir elinde esrar. Ahlaksızca din, İslam aleyhinde konuşuyor ama yeri geldiğinde de bakıyorsun sanki İslam’la, dinle alakası varmış gibi Müslümanları eleştiriyor. Eleştiriyorsan yerine güzelini yap. “Yok, onu da yapmayacağım” diyor. O zaman nedir, zorun ne? Senin amacın İslam’ı yıkmak. Çünkü yapana engel oluyorsun. Kendin de yapmıyorsun. E o zaman belli ki İslam'ı yok etmek istiyorsun. O zaman Allah belanı verir ve rezil rüsva eder seni.

BERİL KONCAGÜL: Peygamberimiz (sav) zamanında da Mescit kuruyorlar sırf Peygamberimiz (sav)’in aleyhine Müslümanların aleyhine.

ADNAN OKTAR: Tabii. Dırar mescidini. Diyorlar ki Resulullah (sav)'a “Ya Resulullah bizim mescide gel.” Resulullah (sav) sormuş. “Niye?” diyor. “Bizim mescitte kadın yok” diyor.

EBRU ALTAN: “Biz daha takvayız” diyorlar.

ADNAN OKTAR: “Daha takvayız. Sırf erkekler var elhamdülillah, sabahtan akşama kadar” diyor. Resulullah (sav)'ı şehit etmek için silah saklamışlar mescidin içine. Münafık ahmaklığının önü arkası yoktur.

Münafık hem Müslümanı beğenmez, hem kendini çok beğenir. Ama ahmakça da hiçbir faaliyeti de olmaz. Yani o ahmak kafasıyla dürüstlük, efendilik işte kibarlık, saygınlık felsefesi yapar. Ama hiçbir faaliyet yok. Yani dürüstlüğü küfür için kullanıyor. Küfrün dürüstü. Küfre yardım ediyor. Mesela küfre yardım eder, Müslümana yardım etmez. Küfrü destekler, Müslümanı desteklemez. Küfrü över, Müslümanı övmez. Müslümana trip atar, artistlik yapar, hakaret eder, ağzını bozar, ahlaksızlık yapar. Küfre de yaltakçılık yapar, yalakalık yapar. Onun adeta böyle yalakası olur. Münafığın genel karakteri bu.

SALİHA YAZAROĞLU: Bir de münafıkların mutlaka birbirlerini bulduklarını söylemiştiniz.

ADNAN OKTAR: İşte o Allah'ın hikmeti. Mesela küfürle yaşayamıyorlar. Normalde münafık küfürle rahat yaşaması lazım. Birbirleriyle yaşıyorlar. Bu çok şaşırtıcı.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce Musul ve Kerkük Türkiye'ye bağlanmalı mı?

ADNAN OKTAR: Yani eğer güvenliğini sağlayamıyorsa, insanlar oradaki devlet yahut görevliler askerler yani başka bir çözümü yoksa böyle olması gerekir. Başka nasıl olsun? Yani PKK'nın ellerine teslim edeceklerine, Türkiye onları korur kollar. Sormak lazım. “Siz bunları koruyabiliyor musunuz, koruyamıyor musunuz?” “Biz koruyamıyoruz” derseler, o zaman “müsaade edin biz koruyalım” diyeceksin. Başka türlü nasıl olur? Tabii ki Türkiye'nin koruması gerekir. Çünkü PKK leşleri oraya doluştular.

Münafık çok akılsız, beyinsizdir. Böyle maymun aklı gibidir aklı. Yani goril aklı gibi. Yani gorile mesela muzu uzatırsın. Hayvan alır, yolar, yer. O zaten bana vermesi gerekiyor der bu muzu. Ben de yedim der. Yani kendi kafasınca, hayvan olduğu için. Münafık da yani bir şeyin neden olduğunu, derinliğini hiçbir şekilde kavrayamaz. Çok yüzeyseldir. Bir şeyin nelere sebep olacağı, mesela İslam’ı anlatmaktan yaymaktan vazgeçer. Bunun İslam’a zarar vereceğini düşünmez. Yani ahmak. Yani hiç kimse İslam'ı anlatmazsa, İslam’ın yok olacağını düşünemeyecek kadar ahmaktır. Darwinizm ile mücadele edilmezse İslam’ın yine yok olacağını, İslam'a çok büyük zarar vereceğini onu da düşünemez. Kafası hiçbir şeye basmaz ahmağın. Sadece kendi çıkarlarını, kendi nefsi savunmasını esas alır münafık. Yani kendine ne fayda geliyor, kendine ne zarar geliyor o onu ilgilendirir. İslam’a gelen zarar onu ilgilendirmez münafığı.

Münafık ahmaklığına bak ki, ledün ilmini bile anlayamıyorlar. Ahmaklığa bak. Kuran'da ledün ilmi anlatılıyorsa, hikaye olarak anlatılmıyor. Hayata geçsin diye anlatılıyor. Ne demek mesela, ne diyor orada? “Ben gemiyi karşıdaki insanların eline geçmemesi için deldim.” Müslüman ne yapacak o zaman? Bir şeyin kötü insanların eline geçmemesi için eksik gösterilmesi, kusurlu gösterilmesi bir yöntem. Bunu Mehdiyet’e uyguladığında nasıl olur? Şimdi ahmak kafası münafığın bunu basmaz. Gemi ve Mehdiyet. Nuh'un gemisi gibidir Mehdiyet. Şimdi sen bu gemiyi nasıl gizleyeceksin? Kusurlu gösterirsin. Kusurlu gösterdiğinde, adam der ki “Bu gemiden bir şey çıkmaz, riski yok” der. Bu kadar basit. Bu bir ledün ilmidir. Bunun için vahye gerek yok. Ama bak çocuğun öldürülmesi ne? Hüküm. Bu fermanın Allah tarafından verilmesi lazım. Bir insanın öldürülmesi haramdır. Burada vahye dayalı ledün ilmi gerekir. Bu, insanlar için olmaz. Vahye dayalı. Ama mesela askeri orduda vardır bu. Mesela bir geçit. Der ki “Buradan asker geçebilir. Çok faydalı bir geçittir.” Kimseye haber vermeden o geçidi ordu havaya uçurur. Yerle yeksan eder. Güveneceksin. Bir bildiği var diyeceksin. Buna ledün ilmi denir. Bu da ledün ilmidir. Ona güvenmeye ledün ilmi denir. Yani ledün ilminin yansımasıdır bu.

BERİL KONCAGÜL: Kuran'da Allah Talut’un örneğini veriyor. “Su içmeyin” diyor. Savaşa giderlerken, normalde içilir.

ADNAN OKTAR: Tabii. Mesela Talut, peygamber değil. Su makul bir şey. Normal bir şey. Yani adam istediği kadar içer. Ama diyor ki “Az içeceksiniz. Çok içen olursa benimle beraber olmaz” diyor. Az içenleri yanına alıyor. Çok içenleri almıyor. Bu nedir bu, vahye dayalı mı bu? Değil. Ledün ilmine dayalıdır. Ledün ilminin zahiridir bu. Bir de ledün ilminin bâtını vardır. Yani o vahye dayalı olur. Ama münafık kafası bir noktaya kadar çalıştığı için, ikinci aşamayı göremez. Yani onda bir sahtekar tüccar kafası olur. Dolandırıcı esnaf kafası olur. Bir yere kadar çıkarcı düşünür. Ondan sonrasını düşünemez.

BERİL KONCAGÜL: Savaşa gidenler de çok su içiyor. Allah, “Onlar da savaşacak gücü bulamadılar” diyor.

ADNAN OKTAR: Tabii ki. Ama onu baştan ona Cenab-ı Allah kalbine ilham ediyor. Allah onu ceza olarak veriyor. Savaşacak gücü bulamamalarını Allah ceza olarak veriyor. Onlar zaten savaşa girmiyorlar. O iradesi olanları tespit için bunu yapıyor. Yani kim iradeli, kim onun sözüne inanıyor? Çünkü çok mantıksız bir şey söylemiş oluyor normalde. Adam savaşa gidiyor, bol bol su içmesi lazım normalde. Çünkü insan savaşta susar. Ama bak mantıksız bir karar veriyor lider. Ne diyor? “Su içmeyin. Az içeceksiniz.” Şimdi adam diyor ki “Bu kadar mantıksızlık olur mu? Allah'ın suyu istediğimiz kadar içeriz. Düşünemiyor o” diyor. Yani “kafası çalışmıyor Talut’un. Bizim kafamız çalışıyor” diyor. İçiyor. Onlar çıkmıyor, çıkamıyorlar. Allah bela olarak veriyor. Az içenleri alıp götürüyor. Irmakta belki bir metal var zehirli ama ağır metal var. Ama az içtiğinde bir zararı olmayacak. Ama çok içtiğinde onları zehirleyecek bir madde var belki. Ona belki bu bilgi olarak geldi. O sana aktarmak durumunda değil ki. Söylemez. “Bir bildiği vardır” demenin önemini orada Allah gösteriyor. Yani imam olan, Müslümanlara lider olan bir kişi, bir şeye karar verdiğinde “bir bildiği vardır, bir hayır vardır” diye düşünmenin önemi.

BERİL KONCAGÜL: Bir haber olduğunda, Allah “emir sahiplerine götürün “diyor. Yani onun aklına güven.

ADNAN OKTAR: Mesela, tabii emir sahibine Allah kalbine ilham ediyor. Mesela adam diyor ki “Ben de insanım, o da insan. O benden daha nasıl akıllı, bilebilir?” derse, bu olmaz. Allah'ın ona ilham edeceğini bileceksin. Nitekim de doğru kararı o veriyor, bir mucize olarak. Öyle olsaydı “hepiniz karar verin” derdi Allah. Öyle demiyor Allah. “İçinizden emir sahiplerine götürün onu” diyor. Yani “o doğru karar verecek” diyor. Ne demek bu? Allah “Ben ona doğruyu ilham edeceğim” diyor. Bu mucize bu. Yani herhangi bir insana da ilham edebilecekken, o şahsa peygamber olmadığı halde ilham ediyor Allah.

“Adnan Hocamız’ın Edirne temsilcisi var mı?” diyor. Var. Bizim Edirne şubemiz var. Faksını, telefonunu vereyim. Her ilde şubemiz var. Temsilcilikler zaten yazar binasında. Bu ne demek yani? Müslümanın temsilcisi mi olur? Selamünaleyküm diyen herkes Müslüman. Kardeşiz. Ne alakası var?

Münafıklara bakın, geçmişleri pislik. Gelecekleri pislik. Hayatları bomboş. İslam’a hiçbir faydaları olmamış. Kuran’a hiçbir faydaları olmamış. Olmaz da, olmasını istemezler de. Daha önce Müslümanların yanındayken Kuran ile konuşanlar bakıyorsun ayrıldıktan sonra Che’den örnekler veriyor, efendim Freud’dan örnekler veriyor. Ne oldu? Daha önce Müslümanım diyordun. İslam’a en ufak bir katkıda bulunmak münafık için olabilecek azapların en büyüğüdür. Alabildiğine zarar vermek ister. Alabildiğine ahlaksızlık yapmak ister. Onun için bakın münafıkların yanında bulunan kişiler kudurmuş gibi İslam’a, Kuran’a saldıran insanlar. Ve onlarla ittifak ederek İslam’a zarar vereceklerini zannediyorlar. Halbuki ahmaklar bunlar daha yaratılmadan bunlara Allah bunları yaptırmıştı zaten. Bu ahmaklar kendi kararları ile bunları yaptığını zannediyorlar. Halbuki her münafığın her an her saniye ne yapacağı, ne zaman ne rezillik yapacağı hepsi kaderde bellidir. Hangi gün nerede ne ahmaklık yapacağı hepsi bellidir. O kendi kafasına göre yaptığını zannediyor. Bağımsız yaptığını zannediyor. Onun için enaniyetten kuduruyor böyle. Azametten kuduruyor. Halbuki zavallı ahmak. Kaderinde o senin, onu düşünmüyor.

EBRU ALTAN: Allah ayette “elçilerimiz onların tuzaklarını yazıyorlardı” diye bildiriyor.

ADNAN OKTAR: Tabii o kaderde zaten belli. Daha kâinat yaratılmadan o onları yapmış. Akıl edemiyor. Kendi bağımsız yaptığını zannettiği için kendini haşa Allah gibi görüyor. Münafıkta öyle bir ahmaklık vardır. Kendini çok beğenir. Beğene beğene bir olur. Her münafığa bakın en dürüst odur dünyanın en iyisi odur. En güzel ahlaklısı odur. En güzel teşhisi yapan odur. Ama hayatı lağım gibidir. Her şeyi lağım gibidir.

Evet dinliyorum.

VTR: Selam Adnan Bey, ben Viyana’dan Merve. Seni çok seviyorum. Sana bir sorum olacaktı. Kadınlar, sevgi ve tutku ile ilgili kitap yazmayı hiç düşündünüz mü? Nitekim bu konu hakkında her gün çarpıcı açıklamalarınız oluyor. Teşekkürler.

ADNAN OKTAR: Severim ben senin güzelliğini. Yaklaştırır mısın benim güzelimi bir göreyim. Allah nurunu artırsın, Allah güzelliğini artırsın. Tutkuyu yaşamayan kadın tabii azap içinde yaşar dünyada ve sonsuza kadar da tutkuyu yaşayamaz. Tutkuyu dünyada yaşamayan erkek de eğer bu dünyada yaşamıyorsa Allah’ı sevmiyorsa sonsuza kadar o sevgiyi yaşayamaz bir daha. Onun için bir insan dünyaya geldiğinde ilk yapacağı şey Allah’ı bütün kalbi ile bütün ruhu ile sevmektir. Bunun dışında bir hayata yönelirse sonsuza kadar sevgisiz ve azap içinde yaşar.

Evet dinliyorum.

VTR: Sizce dünyada zamanla insanlık ölüyor mu?

ADNAN OKTAR: Zamanla insanlık öldü fakat Mehdiyet vesilesi ile şu an diriliyor. Ölümünden sonra dünya diriliyor. Zaten o ayette var ya “ölümünden sonra dünyayı diriltir Allah” diyor ya onu sahabelere soruyorlar. ‘Peygamberimiz (sav) nasıl bunu tefsir etti?’ diye “Dünyada din, İslam yok olduktan sonra evladım Mehdi vesilesi ile yeniden din hakim olur. Ona bakıyor bu ayet” diyor Peygamberimiz (sav). Hadis tefsirinde bu şekilde.

Evet dinliyorum.

GÜLEN BATURALP: Sevimli bir kedimiz var.

ADNAN OKTAR: Şimdi, o kadar zor ki buna dayanmak ben ne diyeyim ben buna. Böyle bir kedi olacak ve sevemeyeceksin sadece bakacaksın. Ben otuz kere öperdim bunu. Süper tatlı bayağı güzel. Ama bende bir huy var kediye de doymuyorum. Mesela bin tane kedim olsa yine doymam. Her kedide gözüm kalıyor. Mesela bak bunda da gözüm kaldı.

Dinliyorum.

VTR: Sarsıcı olaylarda Müslümanların tavrı nasıl olmalıdır?

ADNAN OKTAR: Tabii ki tevekküllü olacak. Peygamberimiz (sav) zamanında da Müslümanlar iki taraftan ablukaya alınmıştı hem üsten hem arka taraftan hem ön taraftan. “Yürekler hançereye gelmişti Allah hakkında çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. Allah’ın Resulü bize boş şeyler vadetmiş diyordunuz” diyor. Bak görüyor musunuz imtihanın mükemmelliğini? Halbuki Allah bir süre sonra hepsini dağıttı. Şehit de olabilirler hepsi cennette gider ne güzel. Böyle şeylerde çok tevekküllü olmak lazım. Mesela Ali İmran Suresi 122’de Cenab-ı Allah diyor ki “O zaman sizden iki grup, neredeyse 'çözülüp geri çekilmek' istemişti. Oysa Allah onların (Velisi) yardımcısıydı. Artık mü'minler, yalnızca Allah'a tevekkül etmelidir.” (Ali İmran Suresi, 122) Yani o tip olaylarda hayatın gerçekleri kafası olmaz.

Evet dinliyorum.

VTR: Ben Doğanay. Tekrardan üniversite okumak isteseniz hangi bölümü tercih edersiniz?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bana zaten bir daha sordular. Yıllar sonra. ‘Hangi bölümü istersiniz?’ dediler, ben felsefeyi de okuyabilirdim. Güzel sanatları da okuyabilirdim, iç mimari. Ne dedim? Güzel sanatlar dedim. Sanatçı adam ne ister? Sanat ister. Dolayısıyla güzel sanatlar isterdim tabii ki. Nitekim öğrencisiyim şu an okulun. Tekrar okumak isteseydiniz diyorsun. Şu an okuyorum zaten öğrenciyiz. Bir zahmet getirir misin şu okul kimlik kartını. Tam anlatamamış olabilirim herhalde.

Evet dinliyorum.

VTR: Selam Hocam ben Çağrı. Vücut geliştirme sporu hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: En iyi spor bence, en iyi. Ama abartmamak lazım. Böyle anabolik kullanmalar yok pide gibi yapacağım. Yok francala gibi yapacağım diye karnını göbeğini falan çok hasta oluyorsunuz. O dereceye gerek yok.

Buyurun kardeşim.

ASLI HANTAL: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş IŞİD ve PKK gibi örgütlerle mücadelenin ancak gerçek ve doğru İslam’ın anlatılması ile mümkün olabileceğine dikkat çeken açıklama yaptı. Erbaş şunları söyledi “İman etmenin bize yüklediği en büyük mükellefiyetlerden birisi de bilgiye, hikmete ve irfana sahip olmaktır. İlimden uzak dindarlığın…”

ADNAN OKTAR: Kardeşim tamam da Kuran’ın yeterliliğini anlatacaksın özetle. Anlatır mısın Hocam? Anlatamazsın. Anlattığında seni derhal görevinden alırlar. Tayyip Hocam almaz da gelenekçiler çok baskı yaparlar. Onun için ama iyi niyetle samimi kanaatini söylemişsin. O iyi ama pratikte olmaz. Onu Mehdi (as)’nin dışında kimse yapamaz. Temenni edebilirsin ama yapamazsın. Öbür Diyanet İşleri Başkanı da sürekli diyor ‘biz dini anlatamadık, İslam’ı anlatamadık yeni bir anlayış gerekir’ diyor yapamayacağın şeyi niye söylüyorsun mübarek. De ki ‘Ya Rabbi, Allah’ım bize Mehdi’yi gönder. Bu belayı başımızdan def et’ de. ‘Kurtar’ de. Bak yeni Diyanet İşleri Başkanı da ‘anlatamıyoruz dini’ diyor. ‘Böyle anlatılmaz’ diyor. ‘Dini anlatamadık’ diyor. Kim anlatacak? Sen mi anlatacaksın? ‘Yok, ben de yapamam’ diyor. O zaman kimin yapacağını söyle.

Evet sorular devam etsin.

VTR: Yazarlık nasıl bir duygu? Amasya’dan selamlar.

ADNAN OKTAR: Yalnız siz biraz fazla sevimli bir ekipsiniz. Bu durum ne olacak onu bilemiyorum. Bir daha bakayım.

VTR: Yazarlık nasıl bir duygu? Amasya’dan selamlar.

ADNAN OKTAR: Aleykümselam, tam cennet kuzusu. Ağabeyinin canı, ağabeyinin bir tanesi, ağabeyinin balı. Allah hepinizi koruyup kollasın. İman ile selametle, huzurla yaşatsın. Allah’ın Hafiz ismi ile sizi hıfz etsin muhafaza etsin. Ortalık berbat, fitne kol geziyor. Allah sizi kötülerin şerrilerin şerrinden muhafaza etsin. Hepinize Allah cennet nasip etsin.

Evet dinliyorum.

VTR: Samimi insanların ruh hali olaylara göre şekil alır mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım nur yüzlüm, Allah yüzünü çok güzel yaratmış. Sen bu sorunun cevabını benden daha iyi biliyorsundur. Ama ben senin güzel sesinden bir daha duyulsun senin sorun.

VTR: Samimi insanların ruh hali olaylara göre şekil alır mı?

ADNAN OKTAR: Tabii ki yakışıklım, olaylara göre Müslümanın ruh hali değişmez. Ben senin demek istediğini anladım. Aslında o soruna öbür türlü de cevap verilir de ama demek istediğini anladım. Müslüman en zor halde bile asaletini, yiğitliğini, delikanlılığını korur. En fazla nedir? Ölümdür, ölüme gülerek gider. İşkence olur yine Allah’a, dine, mukaddesata, sevgisi saygısında en ufak bir değişme olmaz. Çünkü Allah insanlara dayanmayacağı bir yük yüklemiyor. Bak ben 63 yaşındayım. Böyle bir şeyle hiç karşılaşmadım. Hapishaneler, tımarhaneler, şunlar bunlar. Asla dayanamayacağı bir zorlukla insan karşılaşmıyor. Zorluk oluyor ama hep imtihan modunda oluyor. Bizzat şahidim. Ama mesela farz edelim kafirin içinde kalırsın. Adam seni kafir zannediyordur. Bilmiyordur Müslüman olduğunu. Bir Müslümanı orada bağlamışlar infaz edecekler. Ama senin onu kaçırma imkanın var, kaçmasını sağlama imkanın var. Sen orada seni kafir bildikleri için, anlamamaları için mesela namaz vakti girer namazını kılmazsın. Şimdi bak kılmıyorsun nasıl? İma ile kafanda kılarsın. O Müslümanı kurtarırsın kaçırırsın. Adam seni kafir bilsin hiç mahsuru yok. Kaçırırsın sonra elhamdülillah namazını kılarsın. Duruma göre şekil, ama sen bir insan kurtarıyorsun orada. Burada olur bu bir asalettir. Ama onun dışında bir çıkarı için yalan söylemek, yolunu değiştirmek, münafıklık yapmak, bunlar çok alçakça. Münafıklar çok ahmaktır. Çıkarı ile çatıştı mı hemen başka bir yola girer. Tabii münafıklara şunu sormak lazım. İslam’a ne faydanız oldu? Kuran’a ne faydanız oldu? Veyahut ne faydanız olacak? Kitap mı yazdınız? Kitap mı dağıttınız? Yok. Darwinizm’e karşı mücadele mi verdiniz? Kitap mı yazdınız? Yok. İngiliz derin devletine karşı mücadeleniz oldu mu? Yok. Bilakis desteklediniz. Ateizme, Darwinizm’e, dinsizliğe, Allahsızlığa karşı iman hakikatleri ile Kuran mucizeleri ile mücadele verdiniz mi? Yok. Yok yok yok hiçbir şey yok. Hayatı bomboş. Akıl verme işine geldi mi? Dünyanın en akıllı adamı onlar. Bu onların ahmaklığının damgası işte. Halbuki Allah alameti de gösterir. Bir Müslüman eğer başarılı ise Allah onun hayatında başarıları bütün dünyanın görebileceği şekilde açıkça yaratır. Yaratınca tamam o Müslüman demek ki doğru yolda anlamına gelir. Ama adam hiçbir şeye hizmeti yoksa boş adamdır işte belli. Boş kese kağıdının içinde ne vardır? Hiçbir şey yoktur. Döküyorsun boş. Münafıklar da boş adamdır. Ama gevezelik yaparlar. Bilmişlik yaparlar. Akıl verirler. Verdikleri akıl da hep İslam’ın, dinin  aleyhinedir. Müslümanların dağılması, İslam’ın durması onların birinci hedefidir. Münafık kitabını yazmıştık ama bunu tabii daha iyi vurgulayacak şekilde yeni ciltte anlatacağız. Münafıkların yaptığı öfkeleri ile ölmektir. “Parmaklarını ısırırlar” Allah ayette söyler. Müslümanlara karşı kin doludurlar. Ama küfre karşı da gayet saygılı gider onların kucağında yaşar.

Dinliyorum.

ASLI HANTAL: FETÖ soruşturması kapsamında tutuklanan ABD Başkonsolosluğu çalışanı Metin Topuz’un 17 Aralık kumpasında dinlemeleri yapan Arif İbiş ve İbrahim Şener’i de FETÖ polis amiri Yakup Saygılı ile birlikte ABD’ye götürdüğü ortaya çıktı. Yakup Saygılı bu.

ADNAN OKTAR: Olayın göbeğinde görüntüsü var. Mahkeme gereğini yapar.

Kardeşim ne yapalım biliyor musunuz? Gidelim, gidelim yarın devam edelim.

ASLI HANTAL: Yayınımız sona erdi. Yarın görüşmek üzere inşaAllah. 

Masaüstü Görünümü