Harun Yahya

Sohbetler (17 Ekim 2017; 12:00)

(MP4) Video

(MP3) Audio

ASLI HANTAL: İyi günler sevgili izleyiciler. Adnan Oktar ile Sohbetler yayınımıza başlıyoruz.

ADNAN OKTAR: Ne güzel.

ASLI HANTAL: Dün Çukurça İlçesinin Irak sınırında askeri aracın geçişi sırasında el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 2 askerimiz şehit olmuştu. Aynı bölgede arazi arama tarama operasyonu devam ederken bu sabah erken saatlerde yine el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu 2 askerimiz daha şehit oldu. Şehitlerimizi görebiliriz. İlhan Sezer.

ADNAN OKTAR: İlhan Sezer. İlhan Allah mübarek etsin güzel yüzlüm. Allah seni cennetiyle şereflendirmiş. Allah bize de o nimeti nasip etsin. Deccalla savaşırken Allah için, vatan için, bayrak için, Kuran için o güzel canını Allah’a teslim etmişsin. Cennette, cennetine teslim etmişsin, Allah’a teslim etmişsin. Ne mutlu sana, sana imreniyoruz. Allah bizlere de nasip etsin.

GÜLEN BATURALP: Diğer şehitlerimizden Seçkin Arıkan.

ADNAN OKTAR: Seçkin, ağabeyinin yakışıklısı aslanı, Allah mübarek etsin, Allah kutsasın. Allah makamını şerefli bir makam yapmış ne mutlu sana, ne mutlu annene babana. Her ikinizin de şehadetini tebrik ediyorum, Allah bizlere de nasip etsin. Annenize babanıza her ikinizin de Cenab-ı Allah’tan sabr-ı cemil, uzun ömür, hayır ve bereket diliyorum. Deccalla savaş devam edecek. Daha ne şehitler veririz. Daha ne şehitler veririz ama Allah nurunu tamamlayacak. Deccaliyet böyledir, deccal bu şekildedir. İngiliz derin devletinin kahpeleri Müslüman evlatlarına gözü dönmüş şekilde saldırıyor. Ama bir süre sonra mağlup olacaklar, bunu görecekler.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Makaleleriniz hakkında bilgi vermek istiyoruz. İngilizce Gulf Daily News Gazetesi’nin kardeş yayını olarak bilinen Arapça yayınlanan Akhbar Al-Khaleej Gazetesi’nde “Birleşmiş Milletler’in boyun bağını gevşetmek” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, dünya için umut olması gereken Birleşmiş Milletler’in bürokrasi çıkmazı içinde bocaladığını, dünyadaki sorunlar karşısında yeterli çözümleri zamanında üretemediğini anlatıyorsunuz. Bu konuda acilen reformların yapılması gerektiğinin önemini vurguluyorsunuz.

Katar’ın en büyük Arapça gazetelerinden Al Rayah’da yayınlanan “Herkes kendisine davranılmasını istediği gibi davranmalı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Makalenizde, savaştan ölümden kaçarak ülkemize sığınan mültecilere kendimizi onların yerine koyarak en iyi imkanları sunmamız gerektiğinin öneminden bahsediyorsunuz.

Malezya’dan yayın yapan haber portalı The Malaysian Times’da “Beğeni için yaşamak sosyal medyanın yeni hastalığı” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, sosyal medyanın önemli bir tebliğ ve dostluk ortamı olduğunu ancak bu ortamın gençlere kötülüğün yöntemlerini gösteren bir yol olarak kullanılmaması gerektiğinden bahsediyorsunuz.

Bosna merkezli haber sitesi Cazinnet’te “Felaketler bazen öğretici olabilirler” başlıklı makaleniz yayınlandı. Yazınızda, tüm yıkıcılıklarına rağmen doğal afetlerin rengi, dili, dini ne olursa olsun insanların insani değerlerini ve her şartta birlik olabileceklerini hatırlattığını belirtiyorsunuz. Geçmişten beri dayanışma ruhuyla örnek olan Amerikan halkının bugün provokatörlerin ara bozmaya yönelik spekülasyonlarına pirim vermemesi ve birlik ruhunun daima güç getireceğini unutmamaları gerektiğini anlatıyorsunuz.

ADNAN OKTAR: Şahane şahane.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Halk sorularımız var.

VTR: Gerçek peygamberliğin delili nedir?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, gerçek peygamber bir kere samimi oluyor. Samimi olması en büyük delil oluyor, yüzündeki dürüst ifade. Hayatı dürüst geçen bir insanın alabildiğine dürüst ve tam kendi olarak samimi ifadeleri. Peygamberliğin birinci delili budur. Çünkü neden anlıyoruz böyle olduğunu? Peygamberimiz (sav)’in ziyaretine geliyorlardı Hristiyan rahipler büyük rahipler böyle kardinaller falan, geliyor Resulullah (sav)’le karşılaşıyor selam veriyor bakıyor yüzüne diyor ki “bu insan dürüst bir insan” diyor. Yani “yalan söyleyecek bir insan değil, ben peygamberliğine inanıyorum” diyor. çünkü peygamberlik bir kere çok muazzam bir iddia, büyük bir iddia. Ama çok dürüst bir insan bunu söylüyor. “Peygamberim ben” diyor doğru söylüyor. Tamam, vahiylere bakıyoruz, 6666 ayet hepsi birbiriyle uyumlu, ne derse doğru ve isabetli ve güzel. Ahlakı, sevecenliği, samimiyeti mükemmel. Ama bakın asıl delil nedir biliyor musunuz, insanların hiç bilmediği hiç söylenmeyen asıl delil nedir biliyor musunuz? Allah onun peygamberliğini insanların kalbine vahyeder. En büyük delil budur. Kalplere vahyolunur o peygamber diye. Çünkü daha zer alemindeyken söz vermiş onun peygamberliğini kabul etmiş. Bakıyor aa tanıyor, vahyolunuyor kalbine, peygamberliğini kabul ettiğini vahiy alıyorlar o yüzden kabul ediyorlar. En büyük delil kalbine Allah’ın vahyetmesidir. O peygamber diye kalbine vahyolunur. Sözlü olmaz bu yani söz duymaz hisseder onu anlar. Nasıl anladın desen “anladım” diyor. Tarif et desen tarif edemez. Vahiy aldığı için kabul eder. En büyük delil budur, kalbine vahyedilmesidir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Cehennemin farklı katmanları var, bu cennet için de geçerli mi?

ADNAN OKTAR: Hayır, benim güzel yüzlüm. Cennet bir bütündür, şöyle hafif konik ve geniş bir arazi. Benim anladığım dünyanın en az yüz misli falan geniş en az yüz misli geniş. Allah sırf güzellik olsun diye yani gücünü göstermek için güneş, ayı, dünyayı birleştiriyor, üçü birleşiyor ondan bir toprak oluşturuyor Allah. Bunu herkes zaten görecek gösterecek ama bunlar usulendir yalnız, bunlar görüntü olarak oluşan şeyler. Madde olarak değildir bunlar usulendir, Allah hoşumuza gitsin diye yapıyor. Bunun üzerine cennet oluşturuluyor. Ama bakın aynı anda zaten cennet hazır. Zannedildiği gibi bir durum yok yani olmayan bir cennet oluşuyor değil ama Allah öyle gösteriyor insanların hoşuna gitmesi için. Yoksa cennet şu an elan hazır, müminler de onun içindeler şu an cennetin içindeler. Tek bir an var, tek bir anın olmasından kaynaklanıyor bu. Tek bir an, an ne demek; zamanın sonsuzda biri, sonsuzda biri. Dolayısıyla cennet tek parçadır, katmanlar halindedir. Çok fazla su vardır cennette, ırmak, göl, deniz tarzında çok fazla su vardır. Evler vardır, orman vardır, meyve ağaçları vardır, araçlar vardır. Ama orası imanla güzel olur, Allah’ı sevdiğimiz için. Yoksa oradaki eşyalardan kaynaklanan değildir. Bir de eşyanın tamamı söz dinler. Ağaçlar, bitkiler her şey söz dinler. Gerçekten madde gibi görünmekle beraber o da bir rüyadır. Bir rüyadan başka bir rüyaya geçmiş olacağız.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çevremizde ruhsuz bir insan olduğunu anlar mıyız?

ADNAN OKTAR: Tabii anlaşılır. Yani böyle boş kafalı olur, dolandırıcı üslup kullanır genellikle. Sahtekar esnaf üslubu olur ya o tarz. Bakışlarından anlaşılır devamlı yalan söyler oyun oynar, dengesizdir yani kontrolsüz olur. Hep kendi menfaatine göre hareket eder, egoist bencil olur. Hayvani içgüdülere sahiptir. Saldırgandır, dengesiz olur. He yerinden anlaşılır dikkatlice bakan anlar. Fakat böyle mahlukları insanlar canlı zannettikleri için, ruh sahibi zannettikleri için çok önem veriyorlar. Hatta Peygamberimiz (sav)’i Cenab-ı Allah uyarıyor “Neredeyse kendini helak edeceksin” diyor “onlar ölüler” diyor Allah “işitmezler çağrıyı” diyor “çağrıyı işitmezler” diyor açıkça söylüyor. “Dönüp-giderler zaten” diyor “gözleri vardır ama görmez” diyor. Yani siz gözü olduğu için göreceğini zannediyorsunuz, “gördüğünün şuurunda değildir” diyor. Yani zombi “ölüdür” diyor. Kalpleri de ölüdür yani “basiret ve şuur kapalıdır” diyor Allah. İnsanlar da bunu teşbih yapıyor zannediyor Allah, gerçeği söylüyor doğruyu muhkem ayet açık ifadesi, düz anlamında söylüyor.

Yen yaptığım tablolarımı görmek istiyorum.

ASLI HANTAL: Ormanda Şimşekler tablonuz, suluboya.

ADNAN OKTAR: Suluboya, Ormanda Şimşekler.

ASLI HANTAL: Diğer tablonuz, Kuşbakışı Köy.

ADNAN OKTAR: Yağlıboya, Kuşbakışı Köy.

ASLI HANTAL: Diğer tablonuz, Örtü.

ADNAN OKTAR: İsmi Örtü. Renkler falan bir de hiç görülmemiş yağlıboya teknikleri. Suluboya tekniği olarak da hiç görülmemiş suluboya tekniği. Kuşbakışı Köy de alışılmış yağlıboya tekniklerinin tamamen dışında. Tual üstünde değil o, suluboya kağıdı üstüne. Suluboya kağıdı üstüne yağlıboyayla, hiç görülmemiş bir yöntem. Renkler falan çok iç açıcı, değil mi?

Evet, dinliyorum.

VTR: Ameliyatsız estetik yöntemleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Canım benim, sen zaten çok çok güzelsin dünyalar güzelisin. Doğal güzelsin ve çok sağlıklı böyle çok etkileyici bir kızsın cazibelisin ayrıca. Bir de medeni cesaretin çok güzel samimi şuurlu bir kız olduğun anlaşılıyor. Olabilir ama benim güzelim, genç kızlar bazen çok gereksiz şeylere kafalarını takıyorlar. Mesela burnu hakikaten çok çekici oluyor cazibeli oluyor, biraz büyük ama çok çekici güzel yakışıyor. Gidiyor o burnunu doğratıyor, bambaşka bir şey oluyor. Neden inanmıyorsun? Yakışmayacak işte yapma. Bazen genç kızlara laf dinletmek mümkün olmuyor inanmıyor güzelim burnunu bozuyor. Genellikle burunlarına takıyorlar. Olacak olsa derim yani, insan tahmin etmez mi öyle bir şeyi? Çünkü hemen anlaşılıyor ameliyatlı olduğu ne gerek var? Bence çok zaruri olmadıktan sonra hiç gerek yok. Ama mesela burnu ciddi şekilde eğri oluyor, gerekir ona hakikaten eğer narkozsuz yapabiliyorlarsa olur. Çünkü alenen eğri, düzeltme imkanı var tabii düzeltirsin. Düzelten de Allah o ayrı. Yani iri bir burun kadına yakışmaz diye kestirip atıyorlar, nereden biliyorsunuz? O kadar katı olmamaları lazım daha geniş düşünmeleri gerekiyor.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Adnan Bey, Twitter’da listede “Adnan Oktar A9TVde” etiketi var.

ADNAN OKTAR: Ne güzel ne güzel.

Ameliyatsız, botoks dolgu falan onları mu kastediyor? Dolguya da gerek yok. Mesela “gözaltım biraz çökmüş” diyor. Yakışır o kadına, sen nereden biliyorsun yakışmayacağını? Ne kadar gereksiz. Gözüne arı sokmuş gibi oluyor bu sefer, gözaltına dolgu yaptırıyor, ne gerek var? Ama bazı kızlar alnını çatıyor şu hakikaten ciddi şekilde çatıyor çift çizgi oluşuyor, onda olabilir yani alnını çözmesi açısından çözülmesi açısından bir mahsuru da yok yani. Çünkü riskli bir şey de yok, o olabilir onda bir şey diyemem. Çünkü alnını çatmış bir kız garip durur hakikaten, niye öyle dursun, değil mi? Normal o olabilir, ilaçla onu açıyorsa adam yapsın.

VTR: Hz. Hızır (as)’ın arkadaşları da Hz. Hızır (as) gibi kıyamete kadar yaşayacak mı?

ADNAN OKTAR: Hz. Hızır (as) tabii kıyametten etkilenmez. Arkadaşları da etkilenmez. Yani öyle bir yapıda oldukları anlaşılıyor. Ama kıyametten bir süre önce çekiliyorlar. Çünkü bir yapacakları görev yok. Kıyamette alacakları bir görev yok. Ama son Müslüman kalıncaya kadar Hz. Hızır (as) görevlidir. Son Müslüman vefat edinceye kadar görevlidir. Son Müslümanın canı alındıktan sonra Hz. Hızır (as) da ayrılıyor. Hz. Hızır (as)’ın çekilmesi tabir ediliyor ona, Hz. Hızır (as)’ın yeryüzünden çekilmesi. Yeryüzünden çekiliyor.

Evet, dinliyorum.

VTR: Müstear isim kullanmanızın bir amacı var mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, işte Hz. Musa (as)’ı hatırlatıyor Hz. Harun (as). Hz. Yahya (as) Hz. İsa (as)’ı hatırlatıyor. Güzel, her ikisi de yardımcı, peygamberlere yardımcı olmuşlar.

Evet, dinliyorum.

VTR: Sizce bir ilişkinin sağlıklı yürümesi için en çok ne gerekiyor?

ADNAN OKTAR: Benim güzel yüzlüm, Allah’a dayanmayan hiçbir sevgi belasız sonuçlanmaz. Yani Allah sevgisine, Allah aşkına dayanmayan her sevginin sonu mutlaka felakettir. Ya cinayet, ya bıçaklama, ya küfür, ya kavga, ya birbirini kovma, ya birbirine küfretme, ya birbirini ezmedir onun dışında olmaz. Hep felaketle sonuçlanır. Felaketle sonuçlanmayan bir tane vaka yoktur. Hepsinde bela vardır. Sevginin güzel gitmesi Allah’a aşık olmaya bağlıdır. Diğergam olup Allah’ın varlığında eriyen bir insan tutkuyu, aşkı yaşayabilir. Allah’ın verdiği bir cennet nimetidir sevgi, öyle uluorta herkesin yaşayacağı bir şey değil o. Cennet sevgisi verilen bir insana dünyada en büyük nimet verilmiş oluyor. Onun için insanlar yana yakıla sevgiyi arıyorlar dünyada. Ama Allah’ı unutarak arıyorlar. Sevginin sahibi Allah, Allah’tan habersiz sevgiyi arıyor adam. Halbuki sevginin sahibine bağlanarak sevgi aranır, değil mi? O Allah’ı unutarak sevgiyi arıyor.

ASLI HANTAL: Halen yoğun bakımda olan Sayın Baykal’ın sağlık durumunun iyiye gittiğini, bir süre daha kanama riskine karşı yoğun bakımda tutulacağı söylendi. Cumhurbaşkanı Erdoğan akşam saatlerinde hastaneye giderek Baykal’ı ziyaret etti.

ADNAN OKTAR: Baykal Çerkez delikanlısıdır ona bir şey olmaz, inşaAllah. Aslan gibi kalkar Allah’ın izniyle. Yaşı ileri olmasına rağmen bayağı dinç.

Evet, dinliyorum.

VTR: Çocukça tavırlar sergilemek kadının bir zırhı mı?

ADNAN OKTAR: Ne yapsın benim canlarım? İşte sokakta adamlar sarkıntılık ediyor. Baksana çocuk vurmaya kalkıyor falan. Çekici güzel oldu mu adam ren geyiği gibi kuduruyor, azıtıyor, aşağılık kompleksine kapılıyor çekip vurmaya kalkıyor. Babası ayrı baskı yapıyor, ağabeyi ayrı baskı, annesi ayrı baskı yapıyor. Şüphe ve her an gayrimeşru bir şey yapacağı inancı. Çocuklar da kendini çocuksu gösteriyorlar böyle saf, kafası çalışmayan, işte boş bakan, konuları anlayamayan, üstü başı pejmürde yani çocukları adeta cehennemin içine doğru çekiyorlar genç kızları. Bu çok korkunç bir şey. Çocuklar ne kadın olmanın güzelliğini gösterebiliyorlar etrafa, ne gençliklerinin heyecanını vurgulayabiliyorlar, ne cinselliğin nimet olmasını anlayabiliyorlar. Cinsellik onlar için büyük bir bela. Helaliyle olan bir cinsellik büyük bir belaya çevriliyor. Yani bir ahlak bozukluğu gibi. Mesela kadın zifafta normal kadın gibi davranıyor adam diyor ki “nereden öğrendin sen bunları” diyor. Kadın ne yapacağını şaşırıyor, ne yapsın yani?

VTR: Duayla insan sıkıntılarından kurtulur mu?

ADNAN OKTAR: Olay mühim, beyaz yüzlü ve çok güzel bir kız, esmer güzeli ve insancıl, tatlı, güzel yüzlü. Tabii ki yani çünkü Allah’la bağlantı kurmadığı için zaten insan sıkılır. Dua Allah’la bağlantı olduğu için hemen o sıkıntı kalkar. Sıkıntı zaten sinyaldir, ‘sen Allah’la bağlantıda değilsin, Allah’la bağlantı kur’ diye Allah’ın insanlara verdiği bir sinyaldir o. O sinyali duyan bakacak ki Allah’la bağlantısı yok hemen Allah’la bağlantıya geçecek. O kalp hemen ferahlar. Hatta ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur.” (Rad Suresi 28) Ferahlar inşirah bulur, kalp hemen ferahlar.

Kıyamet yakın. Bediüzzaman’ın kıyametle ilgili verdiği tarih de Allahualem doğru. 2120 gibi, bu doğru. Çünkü kıyametten önce Peygamberimiz (sav) alametlerini söylemiş, o alametler çıkıyor. Allah diyor ki “Gaybı Ben gizledim gaybı kimse bilemez.” Şimdi bazı tipler diyorlar ki “Allah söylemiş işte gaybı kimse bilemez.” Peki devamı? “Devamını bilmiyorum” diyor. Olmaz ki. “Ancak” diyor Allah “ancak gaybı bildirdiği elçileri müstesna” diyor. “Onlara gaybı bildirir” diyor. O da sana nakleder işte anlatır. Peygamber (sav)’e bildirmiş işte gaybı, alametlerini vermiş, kıyametin bütün alametlerini vermiş. Bu alametler çıktı mı? Çıktı. Gördük mü? Gördük. Bilimsel olarak ispat ettik mi? Ettik. Bediüzzaman üç ayetten ve hadisten 2120 tarihini çıkartıyor. Ama bunu söylerken “la ya’lemul gaybe illaAllah” diyor yani “gayb Allah katındadır Allahualem” diyor. Bunu dersin bunda bir şey yok ki. Kesin kes bu tarihte olacak demiyor “Allahualem” diyor biz de “Allahualem” diyoruz, yani “la ya’lemul gaybe illaAllah, gaybı Allah bilir Allahualem bu tarihlerde olacak” diyoruz. Oldu mu tamamdır, ayetin işareti demek ki doğru çıkmış.

Cin Suresi 26-27’de diyor ki Cenab-ı Allah: “Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka.” (Cin Suresi, 27) Onlara gaybını açar gaybı bildirir.  Münafikun ve münafıkat ayetlerin işine gelen kısmını alıyor işine gelmeyen kısmını almıyor. Ayet var ya “içki içtiğinizde namaza yaklaşmayın” adam diyor ki “bak Allah ayette ‘içki içtiğinizde’ diyor demek ki içki helalmiş” diyor. Sonra “namaza yaklaşmayın” “o kısmını okuyamadım o kadar detay bilmiyorum alim değilim” diyor. Çok akılsızca oyun oynuyor. “Harama girdiğinizde” diyor Allah “aklınız başına gelinceye kadar namaza yaklaşmayın.” İçkiyi sana helal kılmıyor orada. Anlamazdan gelmenin bir alemi yok.

Evet, dinliyorum.

VTR: Aşk acısına ne iyi gelir?

ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım bu nasıl bir güzellik, güneş de vurmuş yüzüne çok güzel olmuşsun. Benim tatlı yüzlüm, güzel yüzlüm, dişlerin, yüzün her yerin çok güzel. Gözlerin, saç falan her yerin çok güzel. Bazen genç kızlar birisiyle evlenmek istiyor. Adamın arabası var, evi var işte tipi falan da uygun. Şimdi yazlık var, ev de var, araba da var, işi de var, maaşı da var, yaşı da uygun, askerliğini de yapmış. Düşünüyor, benim canım için demiyorum onu tenzih ediyorum. “Mükemmel” diyor “bir kere hastaneye götürür hasta olduğumda, babamı anamı da götürür hastaneye” diyor “pazardan yiyecek de getirir, eve para da getirir, evin temizliğine yardım da yapar” yani hazır makine. Yiyecek getiriyor, içecek getiriyor, evi temizliyor, hastaneye götürüyor yani öyle bir uşak ki yani dünyanın en mükemmel uşağı. Şimdi tam bu uşağın üstüne çökecekken uşak birden elinden kaçıyor. “Mahvoldum” diyor “yıkıldım” diyor “intihar edeceğim” diyor. “Ne oldu?” diyorsun “çılgınlar gibiydim, deliler gibiydim” diyor. Ee? “Kaçtı elimden küçük sincap” diyor. “Tam kafese koyacaktık” diyor “tam sepet havası Manisa sepetlemesi olacaktı” diyor “kaçırdık eyvahlar olsun” diyor. Böyle çok acı çeken genç kız var, çok ızdırap çeken. Yani minik sincabı kafesten kaçmış oluyor veyahut katırı ahırdan kaçmış oluyor öyle diyelim. Ama benim canım hakikaten birisini sevmiş herhalde bir kişiyi o da onun kıymetini bilmemiş, değerini bilmemiş. Ama benim kanaatim o teşhisi tam koyamamış benim güzel yüzlüm. Sevgiye açık olduğu için, ruhu coşkun bir muhabbetle dolduğu için, tutkuyu aradığı için karşısındakine hüsnü zan ederek, her şeyin iyi olduğunu düşünerek, Allah’ı çok sevdiğini, Allah’a tutkuyla bağlı olduğunu, diğergam olduğunu, egoist bencil olmadığını düşünerek o güzel kalbini ona bağlamış anladığım kadarıyla. Halbuki hayali bir imajı sevmiş, gerçek birini sevmemiş. O hayali imaj da gerçek yüzünü göstermiş. Benim canımın da o zaman canı yanıyor tabii. Ama sen hayali bir varlığı sevmişsin sen, gerçeği sevmemişsin ki. Gerçek zaten yüzünü sana ne olduğunu anlatmış. O yüzden onda acı çekecek bir şey yok, hayalindeki sevgiliyi aramaya devam edeceksin. Sana Allah orada ders vermiş.

“Resulullah (sav)’den işittim ki” diyor Hz. Ali (kv) “Öyle ki sizden sadece gözdeki sürme kadar veya yemekteki tuz kadar kalacaktır.” Yani çok az bir cemaat olacaktır diyor Mehdi cemaati için. Gözdeki sürme kadar, yemekteki tuz kadar. Ne kadar? Çok azdır. Ama onlar çok manidar, mesela sürme gözü çok güzel gösterir ve tuz da yemeğin içindedir ama görünmez. Topluluk içindedir ama fark edilmez. “Ve ben size bir örnek vereceğim; adamın birinin bir miktar buğdayı vardır. Onu temizler ve bir eve koyar. Uzun bir süre sonra geri döndüğünde onun kurtlandığını görür.” Yani pislik, üçkağıtçı, sahtekarların o topluluğun içine girdiğini görür. “Onu tekrar ayıklar” o pislik adamlar gider ayıklanır, “ve temizler sonra tekrar evin içine koyar. Uzun bir süre sonra döndüğünde onun tekrar kurtlandığını” yani pis insanların yeniden o güzide topluluğun içine girdiğini “görür, tekrar onu ayıklar” o pislik adamları gönderir ve temizler. “Ve hep aynı işi tekrarlar. Sonunda bu pis kutların hiç zarar veremediği çok az sağlam buğday kalır. İşte siz de böylesiniz” diyor Mehdi cemaati için. “Sonunda içinizden fitnelerin asla zarar veremediği çok az bir grup kalacaktır” diyor Resulullah (sav) Mehdi cemaati için.

Yine Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Eleneceksiniz, tıpkı altının elendiği gibi ve tıpkı altın gibi ayıklanıp saf olacaksınız” yani altını erittiğinde içindeki yabancı maddeler, köpükler, pis maddeler üstte birikiyor. Altını eritenler bilirler, onu alıyorlar o köpüğü, kenara alıyorlar, saf altın kalır. Onun için diyor ki “münafıklar böyle pis köpük gibi üstte birikecekler altının üstünde, onlar kenara alınacak. Saf altın ortaya çıkacak” diyor. Yine Peygamberimiz (sav) diyor ki; “Demirci körüğünün demirin kirini, pasını giderip attığı gibi şehir de” yani İstanbul kastediliyor “pisliğini” yani habis insanları, münafıkları “dışına atacak ve o güne halas günü denecek” (İbni Mace cilt 10, sayfa 331-335) diyor. Yani “ne kadar pislik varsa hepsi gidecek” diyor. Tabii bu genel yani bütün münafıklarla ilgili bir şey. Yani belirli bir kişi, şahıs, topluluk için değil.

Evet, dinliyorum.

ASLI HANTAL: Barzani’nin Peşmergesi Kerkük’ten kaçarken ağır silahlarını ve hummer jiplerini PKK militanlarına bıraktı. Kerkük sokaklarında PKK bayrağı ve Apo posteri olan hummer jipleri boy göstermeye başladı. Peşmerge’den silah alan terör örgütü PKK’lı militanlar ve Peşmergeler kent merkezindeki bazı cadde ve sokak başlarında da Irak güçlerine karşı ateş açmaya başladılar.

ADNAN OKTAR: İşte tam söylediğim gibi bak, dedim “PKK’ya devredecekler silahları şunu bunu malzemeyi, Amerika onun için veriyor” dedim. “Ve komutanları da vuracaklar” dedim, adamları hakikaten vurdular. En baştan söyledim. İngiliz derin devletinin planı tıkır tıkır işliyor. Girip dümdüz etsinler, hepsini tutuklasınlar. Bir tane bile zayi olmasın. Zaten kaçıp göçecekleri bir yer de yok. Bizim ordumuz şehir için çok eğitimli, hemen gereğini yapsınlar. Ama hukuki eksiklikler varsa onları hemen giderelim, yapılsın ne gerekiyorsa.

ASLI HANTAL: Adnan Bey, Chatham House’nin 2011 yılındaki raporunda şöyle deniyordu. “Kürt sorunu Arap baharı gibi bir devrime dönüşebilir.” Bu raporda bir diğer görüş de şuydu: “Kürtler eğer bölgede etkili olmak istiyorlarsa PKK, PYD ve Barzani birleşmelidir.”

ADNAN OKTAR: İşte canım zaten birleşmiş adam, birleşecek diye bir şey yok. Sadece bir tiyatro tarzında oyun oynuyorlar. Çoktan onu yapmışlar.

VTR: Kadın cinayetlerinin artması eğitim seviyesinin düşüklüğünden dolayı mı?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm alakası yok, üniversite öğrencisi zaten öldüren, şehit eden, birçoğu üniversite öğrencisi adamlar. Öyle bir şey yok. Darwinist, materyalist eğitim ve gelenekçi Ortodoks İslam anlayışının verdiği eğitim ve kadın karşıtlığı yani kadının aklının az olduğuna inanma. Bir de yardımlaşma ruhunun toplumda azalması yani o çocuğun etrafında insanlar olduğunu bilse o adam korkak zaten, yanına yanaşmaz. Bak, annesi yokmuş çocuğun, yalnız görmüş. Annesi de olsa fark etmez yani yalnız olması çok risklidir. Delikanlılar, mahallenin delikanlıları kız arkadaşlarını koruyup kollasınlar, destan yazacaklar. Bu nasıl bir delikanlılık, bu nasıl bir kabadayılık, nasıl yediriyorsunuz bunu kendinize?

ASLI HANTAL: Irak Kürt bölgesi yönetiminin Kerkük Valisi Necmettin Kerim, Irak ordu birliklerinin Kerkük’e girişiyle birlikte kayıplara karıştı. “Irak askerleri direnin” diyen ancak en önce kaçan valinin odasını teslim aldı. Kerim, Irak ordusunun operasyon düzenlemesi durumunda kentte direniş yapılması çağrısında bulunmuştu daha önce.

ADNAN OKTAR: Kardeşim, PKK’lılar hazır ellerine geçmiş, dağda değiller işte, şehrin içindeler. Hepsinin üstüne çöksünler yani fırsat bu fırsat darmadağın etsinler hepsini. Onlar porsuk gibi saklanıyordu dağlara. Şehre inmiş işte betonların içine girmişler. Derhal gereği yapılsın.

VTR: Mehdi (as)’nin yardımcıları özel olarak mı seçiliyor?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım bu ne yakışıklılık, bu nasıl bir karizma? Saç tıraşı bir kere mükemmel, gözlük şahane olmuş, sakallar yakışmış. Aslan gibisin. O yakışıklıyı ben bir daha dinleyeyim.

VTR: Mehdi (as)’nin yardımcıları özel olarak mı seçiliyor?

ADNAN OKTAR: Yok, ben zannetmiyorum. Cenab-ı Allah dünyanın neresinde olursa olsun onları bir araya getirecek benim anladığım. Güzel tevafuklar, güzel sevkler, güzel ilhamlarla bir araya geleceklerdir. Yoksa Hz. Mehdi (as), “gelin sizi seçeyim” diyeceğini zannetmiyorum. Çünkü seçsen de o insan karaktersiz çıkabilir, hırsız çıkabilir, soysuz çıkabilir, gangster çıkabilir. Kiralık katil çıkabilir, haysiyetsiz, namussuz çıkabilir, homoseksüel çıkabilir, dolandırıcı çıkabilir her şey çıkabilir. Onu bilemez. Onu Allah göndermesi lazım ki sağlam olsun ama Allah münafık da gönderir tabii, hasta insanlar da gönderir, mümin de gönderir ki müminin sevabı artsın münafıkla, mümine de hizmet etsin.

Evet, dinliyorum.

VTR: Zıt görüşe sahip insanlar ne zaman birbirlerine saygı duyacak?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm senin gibi böyle akıllı, dürüst insanlar dünya hakimi olacaklar. Sizin hakemliğinizle insanlar huzurlu ve güzel yaşayacaklar. Zıt görüş gayet makul, olabilir, arkadaşın olur görüşürsün yani adamın görüşüyle bizim ne işimiz var. Görüşü zıtsa zıttır yani bizi ilgilendirmez. Biz terbiyeli mi, saygılı mı ona bakarız, nezaketli mi, bizim inancımıza saygı gösteriyor mu? Gösteriyorsa bitti. Ben de ona saygı gösteriyorumdur, bitti.

Evet, dinliyorum.

VTR: Ahirette müminlerin tek yurdu cennet mi, yoksa başka yurtları da başka yerlerde hayatları da olabilir mi, başka boyutlarda?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm şimdi cennet zaten müminin aradığı bir yer. Çünkü niye? Bütün sevdikleri orada. Yani konuşmak istedikleri. Onun için hayat neyle anlam kazanır? İmanla. İmanın bütün insanları orada yani imanla ilgili herkes orada. En çok da ondan zevk alır çünkü başka yere gitse zaten yapamaz. Hadi başka aleme gittiğini düşünelim ne yapsın orada? Cennette köşk olduğunu düşünelim başka bir yerde, boş ama ne yapsın? O Hz. Musa (as)’ı ister, İsa (as)’ı ister, Harun (as)’ı, İshak (as)’ı, Yakup (as)’ı ister, onların talebelerini ister. Onların neler yaptıklarını ister. Onları tekrar tekrar dinler, onlarla sohbet eder. Bu güzel bir hayat. Bir de Allah cennette meydana getireceği yeni yeni zevkler var, onları bilmiyoruz.

ASLI HANTAL: Adnan Bey, Milli Görüş’ün önemli isimlerinden Eminönü eski Belediye Başkanı Saadet Partisi Yüksek Disiplin Kurulu Üyesi Lütfü Kibiroğlu vefat etti. Sizin dünya çapında yaptığınız faaliyetleri öven, İslam birliği için harcadığınız çabayı takdir eden değerli bir siyasetçiydi.

ADNAN OKTAR: Lütfü Ağabey dünyalar tatlısı, dünyalar güzeli, Allah cennetle şereflendirsin, mekanını cennet eylesin. Allah taksiratını affetsin. Allah geride kalan sevenlerine uzun ömür, hayır, bereket, mutluluk, sevinç versin. Ağabeyimiz gerçekten Allah için yaşadı, Allah için de vefat etti. Allah şehadetini mübarek etsin. Çünkü cihat başındayken cihat halindeyken vefat olmaz.

Evet, dinliyorum.

VTR: İnsanların bazen mutlu olup bazen mutlu olmamalarını neye bağlıyoruz?

ADNAN OKTAR: Bir kere tip felaket, çok yakışıklısın onu söyleyeyim. Saç da iyi olmuş, tarz yapmış. Yüzün çok güzel, bayağı güzel yüzlüsün. Tevekkülsüzlük, Allah’ı unutuyorlar, şirk içinde yaşıyorlar. Yazık ya, çok kötü. Kardeşim bak, gün içinde Allah iki saniye bile yalnız bırakılmaz. İki saniye bile kopulmaz. Mahvolursun Allah esirgesin. Yani beyninin elektriği kesilir, vücudunun elektriği kesilir. Allah hiç unutulmaz. Unuttuğunda gaflete kapılırsın. Adam “üf, çok sıkılıyorum” diyor. Niye? Allah’ı unuttun. Diyorum “Allah şu an aklında mı?” “Yok” diyor. “Allah’ı an” diyoruz. “Oh, ferahlık geldi” diyor. Allah’ı unuttuğun için Allah sana onu hatırlatıyor işte. Gün içindeki sıkıntıların tek sebebi Allah’ın unutulmasıdır. Korkuların tek sebebi Allah’ın unutulmasıdır.

Evet, dinliyorum.

VTR: Bir insan sürekli nasıl mutlu olabilir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm bak, bir kere sen harikulade güzelsin. Şu saçlarının güzelliğine bak, kaşlarının yüksekliği, hilal gibi kaşlar, gözlerin çok güzel, burun güzel, dudaklar güzel, yüzün muhteşem, nefis güzelsin. Yani bu kadar güzel olan bir kız zaten nasıl mutlu olmaz? Allah’ı seviyorsun, Peygamber (sav)’i seviyorsun, bağnaz değilsin, modern Müslümansın, Kuran Müslümanısın, Allah’ı unutmadıktan sonra, Allah’ı sevdikten sonra sürekli mutlu olursun. Ama Allah’a sürekli aşık olacaksın, büyük bir dikkatle Allah’a sevgini vereceksin. Allah’ı unuttuğun an beynine adeta ok saplanır.  Allah hemen azap verir. Allah Kendi’nin unutulmasını hiç istemez. Ne kadar çirkin, ne kadar ayıp. Seni Yaratan’ı unutmak ne kadar ayıp.

Evet, dinliyorum.

VTR: Tacize uğrayan kadınlar neden bazen suçlu oluyor?

ADNAN OKTAR: Ah benim canım nasıl güzel ya, maşaAllah. Allah’ın hikmeti bu neslin bu kadar güzel olması çok büyük mucize. Şu güzelliğe bak. Canımın içi, çok çok güzel maşaAllah. Adamların ahlaksızlığından, haysiyetsizliğinden, şerefsizliğinden, namussuzluğundan, kahpeliğinden, karaktersizliğin en yüksek noktasında olmalarından yani nedeni ondan olur. Başka türlü ne olacak yani? Adam kadına tecavüz etmeye kalkıyor, “bana vurdu” diyor. Yani bu adama ne yapılır? “Beni tehdit etti” diyor. “Bana vurdu” diyor ve daha da kötüsü “ilişki teklif etti” diyor. Bak, kızcağız bin bir acı içinde şikayete gidiyor. “Efendim” diyor “kendisi istedi” diyor. “Beni zorladı” diyor. “Bu sefer de tehdit etti” diyor. Bu ciddi ciddi yazılıyor bu da. Tutanak tutuluyor. Kız, o güzelim insan bunun olmadığını anlatıyor bu sefer de. Ya kardeşim böyle adamlara ne yapılacağı belli yani polis burada biraz yetkisini artık kullansın. Yani bilmiyorum, böyle bir durumda ben polis olsam ne bileyim yani bana bir yetki verseler ben o adamı konuşur ikna ederim yani samimiyetsizliğini, yanlış yolda olduğunu anlatırım. Yani çok ayıp bu çok çirkin ve çok kızdırıcı, çok çok kızdırıcı. Mesela bak o canım benim o şehit olan dünyalar tatlım, belki çocuk şikayet edecekti belki ondan da korktu. Demiştir veya diyecek “Bana esrar bul” dedi. Ondan sonra “esrar bulmazsan seni öldürürüm” dedi. “Ben de korktum, silahı aldım yanıma, gittim” der. Ahlaksız, her türlü haysiyetsizlik beklenir, namussuzluk beklenir yani. Genç kızların konumunu güçlendirmek gerekiyor. Bir kere delikanlılar, mahallenin kabadayıları sahip çıkacaklar, böyle olmaz. Yani o benim canlarımı her yerde ezmeye kalkıyor, bu çok kızdırıcı. Ama ben söylüyorum bundan sonra böyle bir şey olduğunda hemen savcılığa, hemen polise, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığı’na internetten haber verin, kısaca. “Şu adam, şu gün, şu saatte bunu yaptı” o kadar. Hiç edebiyata gerek yok yani hukuki edebiyata gerek yok, o kadar yani avukat yazısına gerek yok. O sonra detaylanır, o dert değil. “Şikayetçiyim” imza, adı soyadı, bu kadar, bir de adres. Ama bak, Allah rızası için eğer ölümle tehdit varsa polise şikayet ettikten sonra, savcıya şikayet ettikten sonra lütfen bana da söylesinler. Çünkü bak, bu öldürülme olayları beni çok kızdırıyor yani deliye çeviriyor, o kadar çok kızdırıyor beni. Buna müsaade etmeyiz, kanunla hukukla müsaade etmeyiz, bu çok kızdırıcı. Yani ölüm tehdidi alan bir genç kız, genellikle yalnız görüyorlar mutlaka bize söylesinler. Adresimiz belli A9, desinler “böyle bir durum var” Ama önce savcıya, polise, Başbakana, Cumhurbaşkanına, bize. Biz hukuki sürecini takip edelim. Kimmiş bakalım o itlik yapan bir göreyim. Yalnız görmelerinden kaynaklanıyor, buna müsaade etmeyiz. Bir de iftira atmalarını da engelleriz. Yani ondan çekinmesinler, iftira atmalarından korkuyor çocuklar. Onun çözümü bulunur, o dert değil yani. Söylesin ona uygun bir hukuki girişim yapılır. Ben şimdi anladım bak, bu canım söyleyince anladım. Çocuk ondan çekinmiştir. Tabii ya, “ben onun için” der yani “esrar bul bana dedi” der. “Bulmazsan seni öldürürüm” dedi. “Ben de korktum, silahımla yanına geldim” der adam. Yakalasan bile orada. Yani bunların bu kadar başıboş olmayacağı belli bu olayın. Canımın içi bir kere yani işin feci yanı bak, benim dünyalar tatlım bunu söylüyor ama yüzde doksan dokuz suçlu hale getiriyorlar çocukları, yüzde doksan dokuz. Yani çok karaktersiz ve alçak bunlar, haysiyetsiz ve namussuzlar yani. Ulan bir ahlaksızlık yapmışsın kabul et bari. Çocuğu suçlu çıkarıyor bu sefer, tertemiz insanı. Ama bu çaresiz, çözümsüz şeyler değil. Onlar şikayetini yapsınlar, bize de bildirsinler, bak, nasıl çözüyoruz. Bak, bakalım ne oluyor? El mi yaman, bey mi yaman bir görürüz yani. Devlet her zaman güçlüdür, hukuk her zaman güçlüdür. Gereği yapılır güvensinler.

VTR: Peygamber Efendimiz (sav) herkesin içinde kadınlarla konuşur muydu?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak, şuradan anla, haccı değiştiremediler. Bak, her yerde oynadılar, hacca müdahale edemediler. Kadın, erkek yapışık hac yapıyorlar. Sahabe kadınlar hep beraber sohbet edip namaz kılıyorlardı, öyle bir şey yoktu. Sonra çıkarttılar bunlar bu adeti. Sahabe kadınlar hep beraber abdest alıyorlardı. Irmak kenarına geliyorlardı erkekler, kadınlar, bunlar diyor ki “kolunu açamaz, ayağını da açamaz. Başını da açamaz” diyor. Peki, nasıl abdest alıyorlardı sahabe kadınlar? Savaş anında, savaş anında, ırmak var bir avuç su var. Hepsi başı açık, istediği gibi alıyor, öyle bir şey yok. Kolunu da açıyor, abdest alıyor. Başını mesh ediyor, ayaklarını yıkıyorlardı. Oyun çıkarıyorlar, iş çıkarıyorlar. Böyle zayıf adamlar, kıskanç adamlar gittikçe kendilerince yeni yeni sistemler geliştirmişler. İlave ilave ilave, bu oluşmuş. Yok öyle şey.

Bak, Resulullah (sav)’i yemeğe davet ediyorlar sahabe. Diyor ki Peygamberimiz (sav), “tamam” diyor “katılırım” diyor “ama yemekte hanımlar varsa geleceğim” diyor. “Yoksa gelmem” diyor. Nerede yazıyor? Sahihi Müslim’de, Eşribe bölümü 139. Hadi inkar etsinler. “Hanımlar olmazsa gelmem” diyor. “Kesin” diyor Peygamberimiz (sav), net. Hatta ısrar ediyorlar, “mümkün değil mi ya Resulullah?” “Yok, mümkün değil, gelmem” diyor. Peygamberimiz (sav) kadınlarla sohbet ediyor. Onlara gayet nezaketli ve güzel davranıyor, bazen de göz göze geldikleri oluyordu. Çok beğendiği oluyordu. Evlilik teklif ediyordu Peygamberimiz (sav), “benim helalim olur musun?” diyordu. “Olurum” diyordu. “Aldım, gitti” diyordu. O zaman çok muazzam bir sevgi ortamı, güven ortamı vardı. Böyle değildi ortam. Peygamberimiz (sav) kendisini görmeye gelen hanımlara oturacak bir yer yoksa o Bizans işi çok pahalı cübbesi var, onu çıkartıyor. Yani çok pahalı ama bu devire göre çok çok pahalı, özel işlenmiş. Onu seriyor, kadınlar onun üstüne oturuyorlar. Sohbet ediyor Peygamber (sav). Sonra gelenekçi homoseksüeller falan böyle oğlan çocuklarına meraklı tipler kadınlara karşı muazzam cephe aldılar. Bir kısmı da onlara uyan cahil cühelanın uydurması, bir kısmı da hasut, kıskanç tiplerin kendi kafasından attıkları izahlar.

EBRU ALTAN: Siz Dırar mescidini de örnek vermiştiniz. “Buraya kadın giremez, biz daha takvayız” diyor münafıklar.

ADNAN OKTAR: Ya kardeşim Dırar mescidinden anlayın. Resulullah (sav) “geleyim” diyor “tamam. Nedir farkı mescidin?” diyor. “Bizim mescide kadın girmiyor ya Resulullah” diyorlar. “Kadın hiç sokmuyoruz.” Diyorlar. Peygamber (sav)’i suçluyor. Peygamber (sav)’in mescidinde kadınlar var ya dolu kadınlar. “Bizim mescid takva mescidi, elhamdülillah” diyor. “Hiç kadın girmiyor” diyorlar. Peygamberimiz (sav) hemen anlıyor durumu. Gitmiyor. Sonra vahiy geliyor. Cebrail (as) diyor ki; “Darmadağın et o mescidi” diyor. “Münafık mescidi” diyor. Peygamberimiz (sav) “hepsini yerle bir edin” diyor. Böyle haritadan siliyorlar mescidi sahabeler. O tahribat anında da bakıyorlar her yere silah saklamışlar Peygamberimiz (sav)’e karşı kullanılmak üzere suikast hazırlığı.

Münafık çok kahpedir, çok ahlaksız ve haysiyetsiz, çok oyuncudur. Resulullah (sav)’den ayrılıyorlar. Sonra akıl vermeye başlıyorlar. “Şöyle yapması gerekir, böyle yapması gerekir.” Resulullah (sav) kim, sen kimsin ahlaksız. Resulullah (sav)’in tırnağı olmazsın sen. Ayağının tozu olmazsın. Akıl veriyorlardı ayrıldıktan sonra. Ayrıldıktan sonra da “yine de haberlerini kollarlar” diyor ayette. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin haberlerinizi (ordan) sormayı cidden arzu ediyorlardı.” (Ahzab Suresi, 20) Münafık kafasıyla. Peygamber (sav) için diyorlar “Kadınlara düşkün, hiç malı mülkü yokken sonra zengin oldu.” Böyle ahlaksızca ve alçakça Peygamber (sav)’e yönelik sivri dilleriyle bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı. Veren Allah. Sana mı sordu ahmak? Ona kadınları veren Allah, malı mülkü veren de Allah. Dırar mescidinde zaten erkek erkeğeydiler. O zamanki münafıkların büyük bir bölümü homoseksüeldi, birbirleriyle ilişkiye giriyorlardı. Dırar mescidini de bu iş için kullanıyorlardı tam bu devrin üçkağıtçı İngiliz derin devletinin ahlaksızları gibi. O zaman da onların arasında, münafıkların arasında homoseksüellik yaygındı, şimdi de bunların arasında yaygın.

“Hz. Ali (kv), kızı Fatıma’nın yanına girdiğinde onu her kolunda ikişer kalın fildişi bilezik” bak görüyor musun, anne çok kıymetli o devirde. Kalın fildişi bilezik, “parmaklarında yüzük ve boynunda boncuklarla süslü bir kordon olduğunu görür.” Bunlar tabii altınla süslü aynı zamanda. Hz. Fatıma; “Kadın erkeğe benzemez, kadın süslenir” diyor. Kıyafetleri bu, dışarıda da bu şekilde giyiyorlar, içeride de böyle. Kadınlar Peygamberimiz (sav)’in yanında acayip bir müzik ziyafeti yapıyorlar. Diyorlar ki, Resulullah (sav)'ın yanına bir kadın gelerek diyor ki; “Ey Allah'ın Resulü, ben senin yanı başında tef çalmaya namzedim, adak adadım dedi” diyor. Aleyhissalatu Vesselam Resulullah (sav)diyor ki; “Nezrini, adağını yerine getir bakalım” diyor. Yer gök  inliyor böyle tefle, kadınla beraber Peygamber (sav)’le beraberler. Sonra bu Dırar mescidinin homoseksüelleri kadın düşmanı oldular. Bazı aklı zayıflar da onların peşine düştü, konu bu. Oradan geliyor bu kadın karşıtlığı, başka bir olay yok. Bunlar üç yüz kişi falandı münafıklar, Resulullah'ın yanında da altı yüz kişi vardı. Resulullah (sav) bir şey demedi, Hz. Osman (ra) da bir şey demedi. Gittiler Hz. Osman (ra)'ı şehit ettiler, Hz. Ömer (ra)'i şehit ettiler, Hz. Ali (kv)'yi şehit ettiler. Birbirine çok affedersiniz bilmem ne yapan homoseksüel takımı bunlar, ahlaksızlar. Ehli Beyt’i gidip şehit ettiler yani keşke o devirde olsak da o adamları engelleseydik. Resulullah (sav) kadınların ve çocukların düğüne gelmesini çok önemli görüyor. Kadınların ve çocukların düğüne geldiğini görünce ayağa kalkıyor ve “Allah şahidim ki siz bana insanların en sevimlisisiniz” diyor, çocuklar ve kadınlar. Erkeklere diyebilirdi bak kadınlar ve çocuklara diyor “en sevimli sizsiniz” diyor “düğün şimdi şenlendi” diyor. Bunlar sonradan kendileri bir din çıkardılar millet de inandı, gençler falan da inandı. Böyle bir şey yok oyun oynadılar bize böyle bir şey yok. Bak gık diyemiyor en ağababaları gelsin konuşayım. Biliyorlar yalan söylediklerini onun için gıklarını çıkaramıyorlar, oyun oynadılar yani.

Evet dinliyorum.

ASLI HANTAL: Şırnak ile Cizre arasında Cudi Dağı’ndaki bir kömür ocağında bugün saat 15:00 sıralarında göçük meydana geldi. Göçük altında kalan altı işçi çıkarılarak hastaneye kaldırıldı ancak tümü hayatını kaybetti. Bir işçinin kurtarılma çalışmasına devam ediliyor.

ADNAN OKTAR: Allah söylüyor, Peygamberimiz (sav)’e gelen vahiy ile “Göçük” diyor,  “göçük olduğunda, yangın ve göçük bunun acısını duymazlar” diyor. Çünkü neden?”Şehit olurlar” diyor. Yani o şehitler âleminde bir mertebeye alınıyor onlar, Allah'ın bir hikmeti yani. Normalde ama şöyle olabilir orada Allah'a tevekkülünü devam ettiriyor çünkü yangında Allah'a tevekkül çok yüce bir duygu. Allahümme ente Baki, Ya Rabbi Sen’den başka Baki olan yok, Sen’den başka Baki olan yok. Muazzam bir şey bu tabii.  İmanını muhafaza edince tabii ki karşılığı cennettir.

Evet dinliyorum.

VTR: Şehit haberleri olduğunda programlarınızda müzik çalıyorsunuz bu yanlış mı?

ADNAN OKTAR: Yakışıklım, güzel yüzlüm müzik de çalacağız, davul zurna da çalacağız, mehter de çalacağız, eğleneceğiz de.  Çünkü adam niye şehit ediyor? Haber olsun, her yerde duyulsun, insanlar matem etsin, bağırsın, ağlasın, çaresizliğe düşsün. Zaten daha önce o akıldaneler çıktılar biliyorsunuz. Bütün Anadolu’ya bunları dağıttılar. Ne diyorlardı? “Ya her gün şehit haberleri geliyor, istiyor musunuz bunu?” “Yok, istemiyoruz” diyor. “E o zaman halledelim bunu ya” diyor. “Ne yapalım?” diyorlar “Ya işte zehir içsek de onu tolere ederiz bir şey olmaz” diyor. “Yani” diyor “kan kusarız” diyor, “sorarlarsa kızılcık şerbeti içeriz.” Ne demek bu biliyor musun? Anlamı şu; “Güneydoğu'yu verelim” diyor “kan kusalım ama sorarlarsa da kızılcık şerbeti içtik deriz, hiç olmazsa rahat ederiz” diyor. Dünyayı başınıza geçiririz dünyayı, o zaman da söyledim tırstılar ve vazgeçtiler. Bazıları için söylüyorum hepsi için söylemiyorum bunu. Böyle bir şeye müsaade etmeyiz, şöyle müsaade ederiz, olur. Otuz kere söyledim yani bu imkânsız değil olur. Türkiye'nin bir bölümüne niye talip oluyorsun? Tamamına talip ol. Seksen üç milyonu şehit et, al bütün Türkiye senin olsun ama bak on bir kişi kalsak bile kıyameti başınıza koparırız, dünyaya tepenize geçeriz. Asla müsaade etmeyiz bunu unutacaksınız. İstediğiniz kadar tepinin.

Evet dinliyorum.

VTR: Tablolarınızın isimlerini neye göre belirliyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını çok sevimlisin sen. O zaman tablolarımı bir daha görelim ona göre değerlendirelim. Şimdi ben güzel yüzlümü bir daha göreyim. Güzel yüzlüm önce bir karar veriyorum ne resmi yapacağıma, sonra da tablomu yapıyorum. Yani şimşekse şimşeği esas alan, köyse köyü esas alan, örtüyse örtüyü esas alan. Kafamdan önce tabloyu çıkarıyorum ben, tablo kafamda oluyor sonra da o tabloyu yapıyorum. Fotoğraf gibi çıkar kafamda.

Evet dinliyorum.

VTR: Bir mezhebe uyan insan neden diğer mezheplere uymuyor?

ADNAN OKTAR: Süper yakışıklısın, saçların da çok güzel olmuş. Tip de şahane, esmer bir delikanlısın, güzel delikanlısın. İşte işlerine gelmiyor da onun için. Hâlbuki eğer bunlar dürüstse, samimi Müslüman’sa şimdi o üçü de müçtehit, mutlak müçtehit. Niye uyumuyorsun adama yalancı mı onlar? Sen ne diyorsun; “Kafanız çalışmıyor” diyorsun. Yani doğru söylemiyorsunuz. “Ben bunu kabul ettim mesela İmam Hanefi’yi kabul ettim” diyorsun. “İmam Malik, İmam Şafii, İmam Hanbelî bunlar yanlış” diyorsun. “Hak mezhep” diyor. Haksa niye uymuyorsun? Haksa uyman gerekir, dürüst ol, haram olur uymaman. Bak o mezhepler eğer haksa uyman farz olur, Allah'tan kork, oyun oynama. O mezhepler eğer haksa dördüne de uyuyacaksın aynı anda, hepsine uyman lazım, oyun oynama. İşte gelenekçi Ortodoks İslam’ın en acı, en samimiyetsiz yönlerinden biri de, bir facia yönü de budur. Bir mezhebi doğru kabul ediyor, üçünü yalancı mı kabul ediyorsun, sahtekâr mı kabul ediyorsun yahut cahillikle mi suçluyorsun yahut bilmediğini mi düşünüyorsun? Hadislerinin yanlış olduğuna mı inanıyorsun? Hani hadislerine inanıyordun?  Adamlar hadis veriyor sana, hepsi hadis, sahih hadis diyor niye inanmıyorsun adamlara? Bunlar hadis imamı ayrıca, bak bu adamlar hadis imamı. Niye adamların doğru söylemediğini söylüyorsun? Neye göre? Bir de hak mezhep diyor. Haksa niye uymuyorsun? Haksa uyman farz olur, oyun oynama. Nereye baksan gelenekçi İslam’ın samimiyetsizliğiyle insan karşılaşıyor. Nereye gitsek samimiyetsizliklerini bütün açıklığıyla görüyoruz.

Evet.

VTR: Kadınlar ilişkileri için bu kadar çabalarken erkekler neden kadınların değerini bilemiyor?

ADNAN OKTAR: Ah severim ben tatlılığını, şekerliğini, ballığını. Şu şekerliğe bakın, şikâyeti de çok tatlı, ses tonu da çok güzel. Balım benim çok güzelsin, Allah nurunu arttırsın. Canımın içi kadınlar bir kere çok ince düşünürler, derin düşünürler ve sanatçıdır kadınlar. Çok girift düşünme güçleri vardır ama o dünya tatlılarının biraz şüpheci yönleri daha ağır basar. Şüpheye açıktırlar, hassas oldukları için. Erkeklerin bir kısmı bayağı küttür, bir kısmı da bayağı bir öküzdür, bir kısmı odundur, bir kısmı normal düşünür, bir kısmı akıllıdır. Oduna çatarsan odunla karşılaşırsın, öküze çatarsan öküzle karşılaşırsın, sığıra çatarsan sığırla karşılaşırsın. Niye sığır diyemezsin ki, adam sığır işte. Allah'tan korkan, Allah'ı seveni arayın. Allah’a âşık olanı arayın böyle “Ya” diye konuşan gelenekçi falan onları demiyorum. Allah’a gerçekten âşık olanı arayın, Kuran Müslüman’ını arayın, güvenilir insan arayın, sizin onurunuza, şerefimize, namusunuza özen gösteriyor mu, size gerçekten sahip çıkıyor mu ona bakın. Eğer değilse “Allah selamet versin” der gidersin.

Evet dinliyorum.

VTR: Issız bir adaya düşseniz yanınıza alacağınız ilk üç şey ne olurdu?

ADNAN OKTAR: Senin neşeni severim senin tatlılığını da bayağı şeker, bayağı güzel maşaAllah. Üçü de aynı olurdu. Ben en çok neyi seviyorsam o. Üç tane de hakkım varsa o üç hakkımı da kullanırdım. Üç sevdiğim hanım olurdu tabii ki. Ben aç kalabilirim, susuz kalabilirim ama kadın olmadan yaşayamam, kadın güzelliği çok önemlidir. Kadının yüzü, sohbeti, varlığı, elektriği muhteşemdir. Dünyanın en büyük nimeti, başka yok üstüne.  Denize girer deniz suyu muyu içer idare ederiz. Balık malık tutarsın, yosun yersin kurtarırsın ama kadın olmamasının bir açıklaması yok facia, yani tek kelimeyle facia.

GÜLŞAH GÜÇYETMEZ: Bu soruya verilen en güzel cevap oldu.

Evet dinliyorum.

VTR: Yüksek ahlak nedir?

ADNAN OKTAR: Yüksek ahlak Kuran ayetlerinin hepsidir. Kuran ayetlerinin hepsine gösterilen saygı, bu ayetlerin uygulanması yüksek ahlaktır.

Evet dinliyorum.

VTR: Kuran’ı anlamadan (Arapça) okumak doğru mu?

ADNAN OKTAR:  Şimdi senin bu tatlılığın biraz çok çok fazla yani dozu çok çok yüksek. Allah güzelliğini kat kat arttırsın yani şeker şeker şeker bal biraz da kaymak ilave edilmiş sana. Yaklaştır bakayım. Çok güzel, bayağı güzel nasıl nurlu, çok aydınlık yüzü maşaAllah. Pırıl pırıl, elinden yüzünden nur akıyor. Canımın içi sadece onun ahengini duymuş olursun o kadar yani farz olan anlamıdır. Yani bir insan ömrünce Arapçasını okursa ama manasını anlamazsa harama girmiş olur. Manasını öğrenecek, manasını öğrenip de Arapçasını duymamış olsa ondan bir şey olmaz. Biz manasından sorumluyuz.

VTR: Türkiye’deki tarikat ve cemaatler hakkında ne düşünüyorsunuz?

ADNAN OKTAR: Nur yüzlüm benim gördüğüm herhalde tasavvuf ehlisin, muhtemelen de bir bakayım ben çıkartırım bir bakayım sana, yakışıklımı göreyim ben. Nakşi’sin yüzünden anlaşılıyor Nakşi adabı var yüzünde terbiyeli, efendisin, Nakşileri ben çok severim. Benim Şeyhim Sultanım Şeyh Nazım Kıbrısi El-Hakkani Hazretleri Sultanımızda Nakşi’dir ve dünyalar tatlısıdır. Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri de onun dergahına da gitmiştim orada bize ders vermişti ders vermişti, sohbet etmişti, o küçük bir hücresi vardı dünya tatlısı Allah ömrünü uzun etsin, “Mehdi (as)’ı göreceğim” diyor. Bak ileri yaşına rağmen “Mehdi (as)’ı göreceğim” diyor.

VTR: Depresyonun ilacı nedir?

ADNAN OKTAR: Güzel yüzlüm boş şeylere kendinizi üzüyorsunuz, çok ince düşünüyorsunuz, çok detay düşünüyorsunuz hiçbir şey yok, dünya iki günlük imtihan yeridir. Çok rahat olun her şeye pozitif bakın, her şeye hayır gözüyle bakın, Allah’a tam teslim olun, Allah her şeyi hayırla yaratır, gönlünüz müsterih yaşamaya dikkat edin. Depresyon niye onu üstünüze alıyorsunuz, kabul ediyorsunuz? Bir kere öyle bir şeyi asla kabul etmeyin, depresyon falan öyle bir şey yok aslan gibi gayet iyisiniz, güzelsiniz, neşelisiniz. Koy bir güzel müzik parçası dans et eğlen. Densiz adamlarla muhatap olma onlar sizi çok kızdırıyorlar, gerekirse odanda vur kafanı yat, spor yap ama lafını, sözünü bilmeyen böyle çok özür dilerim dangalaklarla, densiz adamlarla görüşmeyin. Onlar sizi kızdırıyor ondan sonra sinirleriniz geriliyor ondan sonra depresyon diyorsunuz ona, sizi adamlar kasten kızdırmaya çalışıyo. Şeytanın adamları onlar onlardan uzak durup kendinizi daha huzurlu tutmaya gayret edin.   

Evet, dinliyorum.

VTR: Hz. İsa (as)’yı sevmeyenler olacak mı?

ADNAN OKTAR: İsa (as) geldikten sonra onu yapamazlar, İsa Mesih geldikten sonra yapamazlar çünkü ayette diyor “Sana inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım” diyor Allah hiçbir fert. Allah Hadi ismiyle tecelli ediyor. Mucize olarak “herkesi iman ettireceğim” diyor.

VTR: Günümüz hocaları Mehdi konusunda sürekli farklı farklı şeyler söylüyor. Biri gelecek diyor, biri gelmeyecek diyor sürekli farklı teoriler var. Acaba biz hangisine inanacağız?

ADNAN OKTAR: Canımın içi bak biri gelecek, biri gelmeyecek diyorsa mutlaka gelecektir. Bir gündem, heyecan ve tedirginlik varsa gelmeyecek bir insanın niye sözü edilsin? Niye gelecek densin, niye gelmeyecek densin? Gelmeyecekse, gelmeyecek bir adama niye gelecek densin? Ve gelmeyecekse de gelmeyecek olan çok rahat etmesi lazım evinde huzurlu otursun niye panik oluyor? Yüz bin camide birden her hafta fetvada güzel açıklamalar yaptıklarını zannederek “Mehdi gelmeyecek” diyerek bilmeyen halkı da uyandırıyorlar. Mesela Mardin, Siirt’te falan Diyarbakır’da,  Sinop, Samsun birçok yerden öyle halktan yazılar geldi. “Biz Mehdi konusunu bilmiyorduk” diyor. “Camide hoca dedi ki” diyor “Mehdi gelmeyecek dedi” diyor. ““Mehdi ne ki?” Dedik” diyor. “Mehdi’yi anlattı bize, o zaman anladık ki gelecek” diyor. Durduk yere bir telaş varsa yüz bin camide birden gece gündüz “Mehdi gelmeyecek” deniyorsa Mehdi gelecektir, kesindir.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar, Amasya Merzifon’dan katılıyorum. İsmim Oğuzhan. Öncelikle Adnan Bey’e birkaç sorum olacaktı. Mason localarına ve mason CEO’ları ile birlikte çalışıyor musunuz? Ve buna üyeliğiniz var mı? Ve yanınızdaki çalışanlarınız da bunlara üye mi?

ADNAN OKTAR: Benim arkadaşlarımdan var Mason olan, bir tanesi altıncı dereceden mason, birisi üçüncü dereceden mason, o kadar aktif etkili mason değiller ama ben yedi ayrı ülkeden otuz üç dereceli masonluk diplomam var yani üstad masonum. Masonun CEO’su falan olmaz, onu neden söyledi onu anlamadım da otuz üç derece vardır en yüksek derece budur. Benim üyeliğim zaten biliniyor herkes biliyor. Yedi ayrı masonluk diplomam var ayrıca tapınak şövalyelerinde de otuz dereceyle üstad masonum. Onlarda da yine masonluk ve üstadlık belgem var ama CEO konusu yanlış onu herhalde aktaran sana yanlış aktarmış. Arkadaşlarımdan da masonken çıktılar ama onlar masonluğu devam ettirmediler fakat ben aktif masonum, mason olduğum için de memnunum, onur duyuyorum, bir rahatsızlık duymuyorum.

Evet, dinliyorum.

VTR: Yaptığım şeylerden bazen çok pişman oluyorum bunun önüne nasıl geçebilirim?

ADNAN OKTAR: Dünyalar güzelim benim canımın içi, pişman oluyorsan bu güzel bir huy ama üzülerek pişman olma yani “bir daha yapmayayım” dersin tecrübe olur. Ama üzülürsen bu çok yanlış olur o zaman şirk olur. Çünkü o yaptığını kendin yaptığını düşüneceksin halbuki sana onu Allah yaptırır bu konuda gönlün rahat olması lazım.

Evet, dinliyorum.

VTR: Merhabalar. İlk kitabınızı size yazdıran ne oldu? Ben Manisa’dan Gizem.

ADNAN OKTAR: Gizem sen tam bir tutku kadınısın çok çok güzelsin canımın içi, çok çok anlamlı bakışların bayağı güzelsin Allah sana uzun ömür versin, hidayet versin. İlk kitabım Darwinizm, ben küçük bir broşür hazırlamıştım, kendi el yazımla hazırlamıştım sonra işte Yahudilik, masonluk kitabını çıkarttım ama ilk oydu. Gizem baktım dünyada dinsizliğin ana nedeni Darwinizm, dünyayı mahveden de dinsizlik olduğuna göre ana nedeni ortadan kaldırayım dedim, doğrusunu anlatayım dedim ve Darwinizm’in geçersizliğine ait kitap hazırladım.       

Şimdi kısa bir ara verelim.

ASLI HANTAL: Yayınımıza kısa videolarla devam ediyoruz.

Masaüstü Görünümü